Tüm Versiyonu Göster : Sıla - Basında Çıkan Haberler
Hasretle beklenen dizi tekrarlarıyla atv'de...
Yeni bölümlerinin merakla beklendiği efsane dizi 'Sıla' tekrarlarıyla gündüz kuşağında sürüyor. Canu Dere, Mehmet Akif Alakurt, Zeynep Eronat ve Menderes Samancılar'ın rol aldığı dizi bugün ikinci bölümüyle yayınlanacak. Konusu: Yazgısı Sıla'yı 3 yaşındayken ailesinden koparıp, İstanbul'a sürükler. Ve bir gün Sıla'nın hiç duymadığı berdel kelimesi, hayatının tüm seyrini değiştirir. atv 13.00
kotu_kaderim 10-08-07, 15:21 Aliye Dizisinin Arda'sı En Çok Konulan İsim Oldu
2005 Yılından İtibaren Sayıları Gittikçe Artan ve Adeta Hayatımızın Bir Parçası Haline Gelen Türk Dizilerindeki Karakterler, Tavırları Kadar İsimleriyle de Hayatımıza Girmeyi Başardı.
2005 yılından itibaren sayıları gittikçe artan ve adeta hayatımızın bir parçası haline gelen Türk dizilerindeki karakterler, tavırları kadar isimleriyle de hayatımıza girmeyi başardı.
2006 yılında Türkiye'de dünyaya gelen erkek çocuklara en çok bir özel televizyon kanalında yayınlanan ve oldukça ilgi gören 'Aliye' dizisindeki çocuk karakter Arda'nın ismi konuldu. Kız çocuklarda ise en çok tercih edilen isim Elif oldu. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, Türkiye'de 2006 yılında dünyaya gelen 11 bin 412 erkek çocuğuna Aliye dizisinde Aliye'nin çocuklarından biri olan Arda'nın ismi konuldu. Erkek bebeklere en çok konulan isimler ise şöyle:
"9 bin 683 bebeğe Yusuf, 9 bin 438 bebeğe Mehmet, 9 bin 341 bebeğe Mustafa, 8 bin 586 bebeğe ise Emirhan."
2006 yılında dünyaya gelen kız bebeklere ise en çok 'Kurtlar Vadisi' dizisinde dizinin başrol oyuncusu Polat Alemdar'ın sevgilisinin ismi olan Elif konuldu. 2006'da kız bebeklere en çok konulan isimler de şöyle oldu:
"12 bin 484 bebeğe Elif, 11 bin 914 bebeğe Zeynep, 6 bin 890 bebeğe İrem, 6 bin 130 bebeğe Büşra." 2006 yılında yayına başlayan Sıla dizisinin bayan oyuncusunun ismi olan Sıla ise 5 bin 656 kız bebeğe konuldu.
(MÇ-FM-NÇ-NÇ-Y) (İhlas Haber Ajansı) 14.02.2007 10:02 [684721]
tatile gitmeden bir haber ekledim artık replerimi isterim.:img-hyste:img-hyste
En iyi mankenler oyuncu oldu
Best Model yarışmalarının katkısı podyuma değil oyunculuğa. Kenan İmirzalioğlu’nun açtığı yolda Kıvanç Tatlıtuğ’dan Mehmet Akif Alakurt ve Tolgahan Sayışman’a kadar pek çok isim ilerliyor
Ankara’nın Bala ilçesine bağlı Üçem Köyü’nde doğan Kenan İmirzalioğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi matematik bölümü mezunu. 1995’te Best Model of Turkey yarışmasında birinci seçildi. Ardından da Dünyanın En İyi Mankeni oldu. Osman Sınav’ın bir yakını ‘Deli Yürek’ dizisi için aradıkları kişinin Kenan İmirzalıoğlu olduğuna karar verdi.
SİNAMANIN YENİ JÖNÜ
Daha sonra dizinin sinema filmi olan Deli Yürek Bumerang Cehennemi’ni çekti. Sonra da Uğur Yücel’in yazıp yönettiği ‘Alacakaranlık’ dizisi ve ‘Yazı Tura’ filminde oynadı. Osman Sınav, 1962 yılında gösterilen ve başrollerini Türkan Şoray ve Ayhan Işık’ın oynadığı ‘Acı Hayat’ sinema filmini dizi yapmaya karar verince yine İmirzalioğlu ile çalıştı. ‘Son Osmanlı-Yandım Ali’ sinema filminde rol aldı.
Mustafa YILDIZ
2002’de ‘Best Model Türkiye’ ve ‘Best Model World’ seçildi. Gümüş dizisinde canlandırdığı ‘Mehmet’ karakteriyle hayranlarını ekrana bağlayan, Kıvanç Tatlıtuğ, 1983 Adana doğumlu. Ülkerspor, Beşiktaş ve Fenerbahçe’de basketbol oynadı.
Sakatlanınca, annesinin bulduğu mankenlik işini kabul etti. Dünyanın En İyi Erkek Modeli seçildikten sonra bir buçuk yıl Paris’te çalıştı. Gümüş dizisinden teklif gelince Okan Bayülgen’den ders aldı. Kıvanç Tatlıtuğ, David Beckham’la olan benzerliği hakkında da ‘Benim saçım uzunken, Beckham’ın adı bile anılmıyordu. Aslında Beckham bana benzedi’ şeklinde konuşuyor.
Mehmet Akif Alakurt, 1979 Ordu Fatsa doğumlu. 1998 yılında Neşe Erberk ajansa bağlı olarak modellik yaptı. 2001 yılında ‘Best Model of Turkey’ yarışmasında Türkiye’nin en iyi mankeni seçildi ve yine aynı yıl yapılan ‘Best Model of the World 2001’ yarışmasında birinci oldu. Oyunculuğa Kadir İnanır ile Kanal D ekranlarında yayınlanan Kırık Ayna dizisi ile başlayan Alakurt, bu dizide Ali Kırman karakterini canlandırdı. Son olarak Cansu Dere ile ‘Sıla’ dizisinde başrol oynayan başarılı oyuncu bu dizisiyle izlenme rekorları kırdı.
1978 doğumlu olan Mert Kılıç, hem mankenlik hem de oyunculuk yapıyor. Podyumlara adım atmadan önce yeşil sahaların hızlı isimlerinden biri olan Kılıç, Vanspor, Tekirdağspor ve Edirnespor’da futbol oynadı. Kılıç, daha sonra Best Model of The World’e başvurarak 2002 Best Fotomodeli seçildi.
‘Gurbet Kadını’ dizisinde 22 bölüm Ökkeş adlı karakteri üstlenen Kılıç, Seray Sever’le birlikte Tatil Aşkları ve Lerzan Mutlu ile Asla Unutma dizileri ile kameraların karşısına geçti.
2005 yılında Best Model birincisi seçilerek tüm dikkatleri üstüne çeken Burak Özçivit’de dizi filmlerdeki yakışıklılar arasına katıldı. 1984 İstanbul doğumlu olan Özçivit Kanal D’de yayınlanmaya başlayan ‘Zoraki Koca’ da ekranlara geldi. Özçivit diziyle ilgili olarak ‘ Erkek mankenlere podyumda fazla yer verilmiyor. Ben oyunculukta iddialıyım’diyor.
10.08.2007 Bu haber 19 defa okunmuştur
Sıla ekibi 'motor' dedi
http://img.takvim.com.tr/2007/08/16/im/5A89813E0B22D941BBD6EB1Fb.jpg
Yeni sezonda yine atv ekranlarında izleyicileriyle buluşacak olan 'Sıla'nın çekimleri start aldı. Başrollerini Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un paylaştığı dizi, Eylül ayında sevenleriyle buluşacak.
İSTANBUL- MİDYAT ARASI
Reyting rekortmeni 'Sıla'nın çekimleri için kolları sıvayan ekip şimdiden Midyat ile İstanbul arasında mekik dokumaya başladı. Yeni bölümlerdeki gelişmeler ise sır gibi saklanıyor.
Midyatlı çocuklar ekiple hasret giderdi
Dizinin çekimlerini büyük merakla takip eden Midyatlı çocuklar, yeniden sete koştu. Çocuklar özellikle oyuncularla hasret giderdi.
Kaynak: Takvim Gazetesi
http://i180.photobucket.com/albums/x102/cise_407/diGEr4/13.gif
'Önemli olan karakter'
Çevrenin teşvikiyle manken oldu, Best Model olarak tescillendi. 'Sıla' adlı dizide kendisinden daha meşhur Boran Ağa'yı canlandıran Mehmet Akif Alakurt'la, sıkı takipçisi Veli Yıldız konuştu
2001 yılında 'Best Model of Türkiye' yarışmasının ardından Türkiye'nin en iyi, dünyanın ikinci en iyi mankeni ünvanlarının sahibi oldu. Pek çok ünlü markanın tercih ettiği model, Lacoste'un Türkiye'deki ilk yüzü olarak modellik kariyerine devam ederken televizyon ekranlarında da belirdi. Rol aldığı birkaç yapım arasında, onu 'popülerlik' mertebesine taşıyan ise Mardin'de geçen 'Sıla' dizisinde oynadığı 'Boran Ağa' rolü oldu. 'Sıla'nın Boran Ağa'sı, 'Hacı'nın radikal İslamcı militanı Mehmet Akif Alakurt, modelliği geri plana almış, oyunculuğa odaklanmış durumda. Seneye, oyunculuk eğitimi almak üzere New York yolcusu... Bir gün kameranın arkasına geçme tutkusu da bir kenarda duruyor. Alakurt ile genç izleyicisi Veli Yıldız konuştu...
Modellik geçmişiniz ve önceki dizilerdeki performanslarınızın ötesinde asıl olarak Sıla'nın Boran Ağa'sı olarak tanıdık sizi. Boran Ağa'ya hazırlanırken örnek aldığınız insanlar var mıydı, nasıl hazırlandınız?
Oynadığım karakterlere öncelikle bir araştırma yapıyorum. Bundan önceki dizi 'Hacı'da radikal İslamcı bir karakteri oynuyordum. Örgüt psikolojisini, eylemlerini anlatan kitaplar okudum ve psikolojisini anlamaya çalışarak o karakteri çıkarttım. Ama Boran'da fazla bir alternatif yoktu açıkçası, kitapçıları dolaştım. Aşiretleri ve ağaları anlatan tek bir kitap bulabilmiştim: 'Aşiret, Devlet ve Şeyhler'. Doğudaki haberlere daha fazla dikkat etmeye başladım, doğudaki insanları, hareketlerini, bakışlarını inceledim. Bunları senaryoyla birleştirdiğim zaman Boran karakteri çıktı. Ama örnek aldığım bir tipleme olmadı
.
Röportaja gelirken 'Mehmet Akif Alakurt' dediğimde tanımayanlar oldu ama 'Boran Ağa' deyince, 'A tamam!' dedi insanlar. Bu karakterin üzerinize yapışması riski var yani...
O ne zaman yapışır biliyor musunuz? Mehmet Akif dediğinizde, insanlar 'Ha o mu' derse... Ama ben zaten 'Mehmet Akif' olmak istemiyorum. Tabii ki bir benliğimiz var ama kendim olarak öne çıkmıyorum. Sekiz senedir yaptığım işle öne çıktım. Hiç kendimi ön plana atmadım. O yüzden de bir karakterin üzerine yapışacağını düşünmüyorum. Her gün çıkıp 'Ben şöyleyim, ben böyleyim, şunu yaptım' deseydim, oynadığım karakterle değil, kendim olarak çıkardım. O zaman da Boran, Mehmet Akif durumu olurdu. Orada önemli olan oynadığım karakter.
Boran Ağa'yla Mehmet Akif Alakurt'un ruhsal bir benzerliği var mı?
Oyunculuk bana göre duygu yoğunlaşmasıyla ilgili bir şey. Senaryoyu okurken de o duyguların bana ne kadar yakın olduğuna bakıyorum öncelikle. Agresif tarafları ne kadar uyuyor, aşk olarak ne kadar uyuyor gibi... Tüylerimi diken diken etmesi lazım senaryonun. Çok yaşayarak oynadığım bazı sahneler oldu. Her insanın içinde gizli olan, belki kendinin bile bilmediği yönleri var. Bazen kitap ya da senaryo okurken de onlar çıkıyor ortaya. Onları çıkarttık. Bire bir uyuyor diyemem tabii.
Aşiret ilişkilerinin işlendiği diziler, izleyicileri nasıl etkiliyor sizce? Duyarlılık mı sağlıyor, yoksa insanları feodal yapıya yakınlaştırıyor mu?
Bence duyarlı olmasını sağlıyor. İstisna vardır ama genel anlamda insanlar daha duyarlı oluyor, orada anlatılmak isteneni anlıyor.
Sezon boyunca zamanınızın büyük bir kısmı Mardin'de geçiyor, oranın kültürünü anlatıyorsunuz. Mardinlilerden aldığınız tepkiler nasıl?
Tepkiler güzel. Zaten çok aşırı bir şekilde rahatsız ettiğin zaman insanlar orada barındırmıyor. Çünkü içine kapalı yaşıyorlar. İçlerinden olmayan birinin kendisi hakkında yorum yapmasını da çok kaldırabilen insanlar değiller aslında. Ama bu sadece Doğu için değil, Karadeniz'de, İç Anadolu'da da böyledir. Mardin'de, bizim onları anlatmamızdan rahatsız olmadılar. Sürekli iç içeyiz zaten. Elimizi cebimize atmadığımız anlar oldu. Araba dediğinde araba geliyordu, ata ihtiyacımız olduğunda insanlar atı bulmak için seferber oluyordu. Gecenin 3'ünde yemek istediğim olurdu. Bir telefonla yemek geliyordu. Prodüksiyon dışından, Mardinliler tarafından...
Mardin'in yemekleri nasıl?
Çok güzel. Herkesin tatması lazım. Özellikle işkembe dolması...
Daha önce Mardin'e gitmiş miydiniz?
Gittim. Mardin için 'Eğer kalbin temizse, Mardin'e gittiğinde ilk yattığın gece gördüğün rüya gerçek olur' derlermiş. 'Sıla' başlamadan iki sene önce gitmiştim. Arkadaşım bunu söyledi. Bu tür şeylere fazla inanmam aslında. Rüyamda 'Hacı' dizisini görmüştüm o zaman. Döndükten üç gün sonra 'Hacı'dan teklif geldi. Bir buçuk sene sonra da Sıla'ya başladık Mardin'de.
Geçmişte oyunculuk hevesiniz var mıydı? Mankenliğe şans eseri başladığınızı biliyorum...
Şans eseri değil aslında ama kafamda yoktu... Etrafımdaki insanların etkisiyle başladım. İnsanın gençliğinde bazı kırılma noktaları vardır. 17-18 yaşımdayken 'Evet, kendimi Best Model Yarışması'nda görmek istiyorum' dedim. İlk etapta bir hevesti aslında, büyük bir idealle girmedim. Yarışmayı görünce de 'Modellik yapıyorsam en iyisini yapayım' diyerek Best Model'e girdim.
İlerisi için mankenlikle ilgili bir planınız var mı?
Yok. Oyunculuğu daha çok tercih ediyorum. Oyunculukta daha fazla bir şey yaptığınızı hissediyorsunuz. Modellik de güzel ama Türkiye'de yurtdışındaki kadar profesyonelce değil.
Mankenler genelde sanatçılığa atlama eğiliminde oluyor. Birçok dalda manken kökenliler var. Mankenler neden hep göz önünde olmak isterler?
Açıkçası kendimi o kategoriye sokmuyorum. Göz önünde olmak gibi bir derdim hiç olmadı. Yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Dediğiniz psikolojik bir şey herhalde... Kendini teşhir etmek hoşuna gidiyor, zaten öyle bir durum var. İlgi görmek... Öyle bir derdim de yok, ilgi görmeden de yaşarım. Kendime sanatçı da demem hiçbir zaman. Sanat durumu farklı bir şey, sanatçı olmak için çok çok yol gitmek gerekiyor.
Sinema için teklifler var mı?
Geldi bu sene, ama kabul etmedim.
Neden?
İnanmam lazım öncelikle. İnanmadığım bir işe girsem bile kötü olur. Kendimi hazır hissediyorum ama kafamda beklediğim bir iş var. Sinema dizi gibi değil, yaptığın zaman bence konuşulması lazım. Ne para kazanmak için yaparım, ne de bir köşede sinema filmi olsun diye yaparım. Hiç yapmam daha iyi.
Satır aralarından ileride yönetmenlik yapma isteği var gibi bir şey seziyorum...
Yönetmenlik yapmayı çok istiyorum. Göreceğiz. Çok sık film seyrederim. Ama yönetmenlik çok farklı, gözlerinin çok açık olması lazım...
Mehmet Akif Alakurt'un bir sinema filmi nasıl olur, sinemada sizi ne cezbeder?
Aksiyon filmi yapardım herhalde. Farklı bir şeyler yapmaya çalışırdım. Bunu konuşacak konumda değilim tabii. Önce bir sinemada kendimi kanıtlamam lazım.
En son hangi filmi izlediniz?
Al Pacino'nun 'Hide' diye bir filmi var, onu izledim.
Kendinize ait zamanlarda neler yapıyorsunuz?
Spor yaparım. Bol bol sinema filmi seyrederim. Haftada en az dört beş tane film seyrediyorum evimde. Yeni çıkan filmlere gidiyorum. Gezmeyi seviyorum, her sene en az bir ülkeye gidiyorum. En büyük isteklerimden biri, belli bir yaşa geldiğimde dünya üzerindeki her ülkeyi görmüş olmak. Şimdi Avrupa'yı geziyorum, seneye inşallah Amerika.
Senarist Muharrem Buhara - Yoksulluk satmadığı için zenginlik yazılıyor
Severek izlediğimiz bir çok dizinin perde arkasında olan bir isim var: Muharrem Buhara. Yavuz Turgul'la tanışmasının ardından dizi piyasasına adını yazdıran Buhara'yı Süper Baba, İkinci Bahar, Baba Evi, Yeter Anne, Hayat Bağları, Unutma Beni, Yağmur Zamanı gibi dizilerden tanıyoruz. Onu en çok üzen şey, senaryo gereği rolüne son verdiği karakterlerin işsiz kalması. Türkiye'deki dizileri alt yapısız bulan Buhara ile üst perdeden bir sohbet gerçekleştirdik.
Süper Baba, İkinci Bahar, Baba Evi, Yeter Anne, Hayat Bağları, Unutma Beni, Yağmur Zamanı gibi adından söz ettiren bir çok dizinin senaris-
tisiniz. Nasıl başladı bu maceranız? Bu piyasaya ilk defa çocuk tiyatrosu ile girdim. Çocuklara ne yaptıysam eğlendim. Beş sene sürdü bu. İki tane de kitap yazdım onlar için. 1992 yılında bir ajansa metin yazarlığı yaparken Yavuz Turgul ve sonrasında Şevket Altuğ ile tanıştım. Oradan Süper Baba dizisinin senaryosunu yazmaya başladık. Süpervizörü Yavuz abi idi. Süper Baba okul gibiydi. Bir yıl hazırlığı sürdü, 4 yıl ekranlarda devam etti. TV'de fark yaratan, çıta belirleyen bir dizi oldu. İkinci Bahar ve Unutma Beni'de de yine Yavuz Abi ile çalıştık.
Bu kadar sevilen dizilerin hikayesi
biraz daha uzatılamaz mıydı? Bu bir tercih. Unutma Beni, dizi piyasasının koşulları nedeniyle bitti. Devam etseydi de bir yıl sonra bitecekti zaten. İkinci Bahar da 37 bölüm sürdü. Daha birinci bölüm çekilirken sonu belliydi. Bu, hayat gibi bir şey, tadında bırakmak lazım. Şu an ki dizilerin aldıkları reyting, Süper Baba'nın reytingi yanında reyting değil. Diziler teknik olarak uzatılabilir; ama duygu olarak uzatamazsınız.
Şu an yazdığınız Yağmur Zamanı
dizisinin de ne zaman biteceği belli mi?
Üç aşağı beş yukarı belli. Bu yıl 26 bölüm çekeceğiz, şu an 12. bölümdeyiz. Onun da ömrü var, gittiği yere kadar değil. Bir diziye sen doyuyorsan, seyirci de doyuyordur.
Dizilerin başarı sırrını nerede aramak lazım?
İkinci Bahar dizisi için G.Antep'e gitmiştik. Orada Haydari Usta'nın evine misafir olduk, tahta masasının üzerinde cartlak kebabı yapıyordu. Kestiği etin üçte birini yanındaki çöpe atıyordu. Neden böyle yapıyorsun deyince, "Bunun içinde sinir vardır. Herkes etin içine bunu katar; ama ben yapamam. Yemediğim bir şeyi müşterime de yedirmem." dedi. Dizi de böyledir, kendimiz izlemeyeceğimiz bir şeyi seyirciye gösterme hakkımız yok, reyting alsa bile... Referans alabileceğin tek yer var, kendin. Biz karakterlerimizi, içini insan olarak doldurmaya çalışıyoruz. İzleyicinin kendi hayatlarına bir de başka açıdan bakabilme hissini karakterlerimizle vermeye gayret ediyoruz. Biz karakterlerimizle beraber yaşıyoruz. Yazarken çok üzüldüğümüz, canımızın sıkıldığı zamanlar oluyor. Fırat da Aslı da biz oluyor, olayları önce biz kendi içimizde yaşıyoruz. Ben Yavuz Turgul'dan öğrendiklerimi şimdi Sadık Battal'ın öğrencisi Bektaş Topaloğlu'na öğretmeye çalışıyorum.
Dizilerle birlikte senaryo yazarlığı
epey revaçta bir mesleğe dönüştü. Ama
bu sıkıntılı bir süreç olsa gerek?
Senaristlik de diğer meslekler gibi bir iş, madenden kömür çıkaran işçi gibi. Bu anlamda ayrımcılığı ve seçkinciliği içime sindiremiyorum. Allah vergisi bir şeyi kullanıyoruz, hepsi bu. Bulunduğun yerin gücü bu kadar, kendini başka yerde konumlandırmaya gerek yok. Yerini bildikten sonra gerisi kolay. Bu, iş değil, sevdiğimiz bir şeyi yapıyoruz. Bu işin mesaisi 24 saat, gecelerimiz kilitleniyor. Biz metni gönderip oturmuyoruz, cast ve mekan seçimine ve montaja kadar her şeyle ilgileniyoruz.
Ne gibi hastalıkları olur senaristlerin? En büyük rahatsızlıkları kireçlenmedir. Bu işi yapan adamlar yalnızdır. Psikolojik hastalıkları olur. Bir gün yemek yerken boğazıma bir şey takıldı. Neredeyse ölmek üzereyim; ama bir yandan da dizinin önümüzdeki haftaki senaryosu ne olacak, filmi kim çekecek diye düşünüyorum. Bir de yemek yemeyen bir adamın yemek yerken ölmesi gibi bir tuhaf durum var. Şimdi düşünüyorum da bütün bunları düşünmek yarı yarıya gitmek demek.
Türk dizileri izleyicide ne biriktiriyor?
Eskiden TRT'de o yayınlanan Kolombo, Savaş Rüzgarları, Bana Şans Dile gibi dizilerde bir ülkenin hukuk sistemini, sosyal yaşamını, zengin ve yoksuluyla bir dönem Avrupa'sının hangi süreçlerden geçtiğini görüyorduk. Şimdi ne görüyoruz Allah'ını seversen ya? Hiçbir şey yok! Çünkü altyapısı yok. Yabancı sit-comlar Türk dizilerinin önünü kesiyor demişlerdi bir ara, niye kessin ki? Yazarlık evrensel bir şey. Duvarlar örelim o zaman, kendimiz çekip kendimiz oynayalım. Böylece harc-ı alem şeyler de yapılmaz, TV'lerin daha da ucuza mal olacak bu dizileri neden alıp yayınlamadıklarını anlamıyorum. Futbol programları ülkemizde yayınlandı, bizim futbolun rezalet olduğu ortaya çıktı. Ama bunlara bakarak futbolumuz dünya üçüncülüğüne uzanan bir iyileşme yaşadı. Şu an 70 tane dizi yayınlanıyor ülkemizde. Ama Türkiye'nin 70 tane iyi hikaye yazacak ve bunu çekecek yönetmeni yok. Eğer olsaydı Türk sineması bu halde olmazdı. Dünya çapında film üretmemiz lazım.
Türk dizilerinin bu kadar artma-
sının toplumsal gerekçesi ne peki? Pek çok kimse artık kötü bir şey görmek istemiyor, uzun ve zahmetli yola sapmak istemiyor. Onun için de iyi, parlak mekanları, peri masalı aşkları, refaha ulaştığı olayları görmek istiyor. Sadece diziler de değil, şans ve kumar oyunlarında da çok büyük artış var. Diziler de bu tehlikeli süreci tetikliyor, insanı gerçeklerle yüzleşmekten alıkoyuyor. Ama bu devam etmez, birkaç yıl sonra dizilerin sayısında azalma olur. Toplum kendisiyle yüzleşmeye başlayınca bunlar biter. Avrupa Birliği de bizim için Türk dizileri gibi. AB'ye, orada refah buluruz diye evet diyoruz; ama onun bize zorunlu kıldığı standartları yapmaya da kimse yanaşmıyor.
Dizilerde 'yoksulluk' gibi gerçekçi
konular işlense talep görmez mi? Kuşkum var. Çok net söyleyemiyorum; ama rağbetinin düşük olacağını zannediyorum.
Dizilerin ağırlıklı izleyicisi bayanlar... Siz
senaryo yazarken aslında bunu izleyenlerin bayanlar olduğunu düşünerek mi yazıyorsunuz?
Evet doğru. Ama bunun böyle olması gerekmediğini de biliyorum. Bambaşka bir hikayenin de bütün insanlar tarafından izleneceğini düşünüyorum. İkinci Bahar dizisi böyle bir diziydi. Samimi, sıcak ve dramatik bir yapısı vardı. Her kesimden insanın hislerinin buluştuğu bir filmdi.
Dizilere her zaman; 'Buradaki insan modeli ve mekanlar, yaşayış biçimi Türk insanın genel karakterini yansıtmıyor.' eleştirisi yapıldı. Yani sürekli içki içilmesi, eve ayakkabıyla girilmesi, 'selamün aleyküm' diye en yaygın selam şeklinin bile kullanılmaması, bilinçli bir tercih midir?
Sadece aile yapısı ve değerler olarak değil, ekonomik olarak da sınıf atlama telaşına düşmüş bir toplumuz. Bu nedenle de olmasını istediği şeyleri dizi sağlasın da ben değerlerimi içine koyarımın rahatlığını da koruyor insanlar. Bunlar çok kolay değişecek şeyler değil. Bunlar olsun, ben bu değerleri onun içine koyarım anlamı toplumun içinde var zaten. Konumlandırılan hayatlarla ilintili bir şey, yoksa her türlü ahlaki ve dinî söylem biçimi de olmalı. Bizim dizide böyle bir şey asla olmadı. Bu ayrımın kırılması gerekiyor artık.
Yayınlanan 70 kadar diziyi ne kadar izliyor-
sunuz bilmem ama en beğendiğiniz hangileri?
Avrupa Yakası ilginç bir dizi. Gücünü Batı ve Türkiye yaşamını bağdaştırmasından alıyor. Bir İstanbul Masalı'na iyi diyebiliriz, Kurtlar Vadisi'ni izlemiyorum. Yabancı Damat güzel, Haziran Gecesi yerli yerine oturamadı gibi.
Senaryodaki kahramanınızın dizideki
rolünün sona ermesi sizi üzer mi?
Yazdıklarıma ağladığım zamanlar oldu. Dizideki bir kahramanı; ama oyuncu olarak çok sevdiğim bir arkadaşımın rolünü sona erdirirken onu kovuyormuşsunuz gibi oluyor. Hepimiz ağlıyoruz. Birlikte yola çıktığın insanın işsiz kalacak olması beni üzüyor. Yaptığım şeyi seyretmeye tahammülüm yoktur. Çünkü yazdığınla ortaya çıkan şey aynı şey olmuyor ki? Bir oyuncuyu hiç de hak etmediği şekilde kötü bir oyunda, yakışmayacak bir biçimde göstermek beni üzer.
Rolle hayatı karıştarmamak gerekir
"Semra Hanım için dizi yazmam" Tamer Karadağlı'nın isminin daha önce bir skandala karışmış olması, Yağmur Zamanı için bir dezavantaj mıdır?
Bu dizi için doğru bir isim olduğuna inanıyorum. Sonuçta Karadağlı bir insan ve onun yaşadıklarını diziye mal etmek doğru değil. Ben onun dizideki performansına bakarım, hayatına değil. Bu kadar kısıtlamanın olmaması gerekiyor.
Seyircinin tavrının belirleyici bir yanı yok mu yani?
Aynı seyirci böyle düşünmesine rağmen bizim diziye olumsuz bir tavır sergilemedi. Buradaki oyunculuğa seyircinin tepkisi, tam da benim dediğim gibi bir tepki, seyirci buradakiyle özel yaşamını ayırdı Karadağlı'nın. Rolle gerçek hayatı ayırmak lazım.
Kaynana Semra Hanım'ın reytingi hatırına dizi yazar mıydınız?
Yok. Buralara kadar inmem.
KAYNAk:Zaman gazetesi
http://www.batmancagdas.com/pictures/1188031287.jpg
Dünya Hastanesi'nin bahçesine akın eden Sıla dizisinin meraklıları 'Boran ağa nerede?' diye sordular.
* ATV'deki Sıla dizisinin çekimleri bu kez Batman'da gerçekleştirildi. Dün, Dünya Hastanesi'nde çekim gerçekleştiren 50 kişilik ekip, başrol sanatçıları olmadan çalıştı. Dünya Hastanesi'nin bahçesine akın eden Sıla dizisinin meraklıları 'Boran ağa nerede?' diye sordular.
ÇEKİM EKİBİ ZOR ANLAR YAŞADI
50kişilik ekiple Batman'a çıkarma yapan Sıla dizisi önümüzdeki haftalarda Özel Dünya hastanesini ekrana taşıyacak. Senaryosunu Muharrem Buhara, yönetmeliğini ise Gül Oğuz'un yaptığı Sıla dizisinin kalabalık ekibi dün gün boyu Batman'daydı. Komşu ilçe Midyat'ta bir süredir çalışan Sıla, 50 kişilik ekiple Batman'a geldi. Başrolleri Cansu Dere, Mehmet Akif Alakurt, Zeynep Eronat, Menderes Samancılar'ın görev aldığı 'Sıla' dizisinin bir bölümü Dünya Hastanesi'nde çekildi. Dünya Hastanesi dizi nedeniyle dolup taşarken, çekim ekibi zor anlar geçirdi.
"BORAN AĞA NEREDE?"
Sıla dizisinin meraklıları, çekimin yapıldığı Batman'ın yeni yüzü olan Dünya Hastanesine akın etti. Çekimin yapıldığı duyumunu alan dizi meraklıları, erken saatlerde hastane bahçesinin önünde toplandı. Güvenlik görevlileri, çekim ekibinin rahat çalışabilmesi için kalabalık topluluğu uzaklaştırmada güçlük çekti. Dizide yer Boran ağa lakaplı Mehmet Akif Alakurt'u soran bazı hayranları, çekim ekibine seslendi; "Boran ağa nerede? Neden onu alıp Batman'a getirmediniz? Biz onu yakından görmek istiyoruz. Sıla en fazla ilgi duyduğumuz dizi."
SILA EKİBİ BATMAN'I BEĞENDİ
Batman'da günün büyük bölümünü geçiren Sıla ekibi, Dünya hastanesinin yanısıra Batman havaalanında da çekimlerini sürdürdü. Ekip ayrıca ÇATOM'un işletmeciliğini üstlendiği Cafe Airport'u da ekrana taşıyacak. 50 kişilik Sıla ekibi, Batman'da gördükleri ilgiye teşekkür etti. Batman'a Mardin'in plakalı araçlarla gelen Sıla ekibinin 72 plakalı araçlarla dolaşmamasına da tepki gösteren bazı yurttaşlar, "Maalesef biz tanıtımda hep ikinci planda kalıyoruz. Komşu il ve ilçeler reklamlarını araçlara dahi yansıtabiliyorlar" diye konuştular. Öte yandan Sıla dizisinde rol gereği saldırıya uğrayan bir kişinin Dünya hastanesinde ameliyata alınmasına yer verecek ve daha sonra Batman havaalanından İstanbul'a gönderileceği de öğrenildi.
DÜNYADA SILA HAZIRLIĞI
Kısa bir süre önce hizmete açılan Dünya hastanesi, bu kez filmlere de konu oldu. Bölgenin en iyi hastaneleri arasında yer alan Özel Batman Dünya Hastanesi'nin ilk konukları Sıla dizisi oldu. Dünya hastanesi sahibi Mehmet Duman, dizi için kapılarını sonuna kadar Sıla ekibine açtıklarını ifade ederek, "İlimizin tanıtımında bu dizi önemli rol olacak. Böyle bir teklif bize gelince hemen kapılarımızı açtık. Bu tür çalışmalarda Dünya Hastanesi üzerine düşeni yapmaya hazırdır" dedi. Öte yandan dizi çekiminin yapıldığı Dünya hastanesi, film çekim ekibine büyük kolaylık sağladı.
Kaynak: http://www.batmancagdas.com/article_view.php?aid=1032
BU SENE DİZİ MANYAĞI OLACAĞIZ.....
TELEVİZYON izleyicileri "yaz ekranında izleyecek bir şey bulamamaktan" yakınıyorlar. Bir ay sonra şikayetleri değişecek. "Ay bu güzel dizileri üst üste bindirmeseler, hepsini izlemek istiyoruz ama olmuyor" diye yakınacaklar. Bu sezon "televizyon dizilerinin altın yılı" olacak. Çünkü geçen sezon kanallara en fazla reyting ve reklam geliri getirenler yerli diziler oldu. Sadece reyting mi? Sansasyonel diziler; yarattıkları tartışma ile gazete sayfalarına ve haber bültenlerine taşındıkça, yapımcıların, yöneticilerin, reklam verenlerin yüzü iki misli güldü. Durum böyle olunca yeni sezonun yatırım pastasından en büyük dilimi yine yerli diziler kaptı. Geçen sezonun flaş dizilerine bu yılın iddialı yapımları da eklenince, dizi trafiği iyice sıkıştı. Bu durumda sezon öncesi gardınızı almanız için "tüyo" vermek de Yakından Kumanda'ya düştü. İşte dizilerin yarış atları gibi "starting box"a girdikleri şu günlerde son tahminler:
FAVORİLER
Fesupanallah müthiş oyuncu kadrosu ile atv'nin en güçlü silahlarından biri. İki dönem dizisi Kara Yılan ve Elveda Rumeli de zirveyi zorlayacağa benziyor. Kanal D'nin Bıçak Sırtı dizisi muhteşem kadrosuyla büyük bir beklenti doğurdu. Eğer günü ve saati iyi seçilirse büyük fark yaratır. Menekşe ile Halil de sezonun umut vaat eden yapımlarından. Star'ın bu yılki en büyük kozu ise Seda Sayan ile Tamer Karadağlı'nın magazin rüzgarını arkasına alacak olan Fedai... Show TV'de Kadir İnanır ve Oktay Kaynarca'nın "sert" dizisi; Kuzey Rüzgarı ile beraber, Fikrimin İnce Gülü ve Dudaktan Kalbe'nin reyting şansları yüksek.
PLASELER
atv'nin Kanun Namına dizisi, Ahmet Ümit'in kıvrak kalemi ve Altan Erkekli'nin oyunculuğuyla potaya girebilir. Kanal D ise Sessiz Fırtına'da özellikle Erkan Petekkaya ve Arzum Onan'ın etkileyici ekran yüzlerine güveniyor. Tomris Giritlioğlu'nun imzasını taşıyan Asi de yabana atılmamalı. Star'da Davut Güloğlu ve Ebru Akel'in ilginç bir çift oluşturduğu Tatlı İntikam zirveye göz diken yapımlardan. Osman Sınav'ın iddialı dizisi Pusat, kanalın sabırla arkasında durması halinde iyi reyting alacağa benziyor. Fatma Girik ve Emrah'lı "Oğlum İçin", yayınlandığı gün ilk üçe girerse sürpriz olmaz.
SÜRPRİZLER
atv'nin iki dizisi; Sessiz Gemiler ve Ertelenmiş Hayatlar sürpriz yapacak gibi. Özellikle Ertelenmiş Hayatlar'ın ilk bölümü izleyenleri şaşırtacak cinsten. Yapımcısı Mukadder Kızılca ve senaristi Sevda Fırat Ak'ın anlattıklarını dinleyince fantastik dizi Tılsım Adası ile ilgili beklentilerim de arttı. Kanal D'nin Annem dizisi de sessiz ve derinden gidenlerden. Star'ın dizileri Sır Gibi ve Kars'ta çekilen Leylan doğru gün ve doğru saati buldukları taktirde cazibe merkezi haline gelebilir. Ekmek Teknesi senaristlerinin kaleminden çıkan Eşref Saati de Yetkin Dikinciler, Yavuz Bingöl ve Dolunay Soysert'li kadrosuyla Show TV'ye önemli reyting puanları getirebilir. TRT'nin "cicileri" Gençlik Başımda Duman ve Sardunya Sokak da kanalın kumandalarda giderek kaybolmaya yüz tutan yerini geriye getirebilir. Bunlar yeni diziler. Üstüne bir de Sıla, Selena, Hatırla Sevgili, Avrupa Yakası, Yersiz Yurtsuz (atv), Yaprak Dökümü, Elveda Derken, Binbir Gece, Arka Sokaklar (Kanal D) Köprü, Acemi Cadı, İki Aile, Benden Baba Olmaz (Star TV), Kurtlar Vadisi Pusu, Doktorlar, Ezo Gelin ve Hepsi 1 (Show TV), Yağmurdan Sonra, Yeşeren Düşler, Büyük Buluşma, Sırlar Dünyası (STV) Zeynep ve Kezban Yenge'yi de (Kanal 7) ekleyin... Buyurun size dizi enflasyonu... Haydi çıkın bakalım işin içinden, çıkabiliyorsanız!.. NOT: Devlet, vatandaşın cebindeki paraya iyice gözünü dikti. Milli Piyango, Sayısal Loto, Şans Topu, At Yarışı, İddaa derken şimdi de Perşembe Lotosu çıktı. Oldu olacak dizilerin reyting puanlarını tahmin etmeye yönelik bir oyun icat edin de tam olsun!..
zeynepsudem 11-09-07, 07:02 11.Eylül.2007 Sabah Gazetesi; Günaydın Eki; Yüksel Aytuğ' un köşe yazısı:
Sağım solum, önüm arkam töre
Önce Aşka Sürgün vardı..sonra Sıla geldi ve onu diğerleri izledi.
Doğu ve Güneydoğu' da ocakları söndüren, genç kızların cansız bedenlerinin ağaç dallarında ya da viyadüklerin altında bulunmasıyla sonlanan, aynı ailenin fertlerini mezara veya hapse gönderen, çağdışı geleneklerin yarattığı dram, bu yılda ekranları parselledi. Hani nasıl desem, kumandanızı sallasanız, töre dizisine çarpıyor.
Tamam, bu sosyal sorunun irdelenmesi, bu koyu dramların paylaşılması, gündeme getirilmesi faydalı. Ama '' suyunu çıkarta çıkarta '' değil. Hatta berdelden , masalsı aşk öyküsü çıkartarak hiç değil...
Sıla ile Yersiz Yurtsuz bu sezonda ATV' de izleyicilerini ekrana bağlayacak gibi. Ezo Gelin de macerasını Show TV ekranlarında sürdürecek. Törenin yarattığı dramları konu alan Leylan da Star ekranlarında izleyicilere merhaba dedi. KANAL D Menekşe ile Halil dizisi ile bu kulvara girdi.. Sanırım listeye yenileri eklenecek..
Ekranda neredeyse her akşam kaçan sevgililer ve onları kovalayan aşiret üyelerini izleyeceğiz. Bu manzaraya bakınca, '' Töreyi eleştiriyor muyuz, yoksa reklamlarını yapıp, teşvik mi ediyoruz? '' diye düşünmeden edemiyorum doğrusu!..
Çekin şu kamerayı entarinin altından...
Perşembe akşamı bir kez daha Cem Yılmaz'ın gösterisini izledim. Altıncı mı oldu, yedinci mi, sayısını hatırlamıyorum. Kahkahalarla güldüğüm bir anda aniden yüzüm asıldı. Kendimden şüpheye düştüm. "Allahım..." dedim içimden, "Aynı esprilere yedinci defa gülüyorum. Bu kadar aptal mıyım?.." Sonra gözüm, iki koltuk solumda oturan Cansu Dere'ye takıldı. Cem Yılmaz'ın sevgilisi koltuğa kapaklanmış, adeta "koma halinde" gülüyordu. Düşünsenize, o adamla 24 saatiniz geçiyor. Aylardır her gösterisini, provasını ve hatta evde yaptığı sahne antrenmanlarını bile izliyorsunuz. Arkadaş ortamlarındaki esprilerini biliyorsunuz. En küçük mimiğinin ne anlama geldiğinden haberlisiniz. Ama o adam sahneye çıktığında yine kasıklarınızı tuta tuta gülüyorsunuz. Yok, yok aptal filan değildim. Sadece "Cem Yılmaz illüzyonunun" etkisi altındaydım!.. Cem Yılmaz neredeyse 10 yıldır aynı metin üzerinden sahne şovu sergiliyor. Ufak tefek eklemeler dışında, espriler aynı. Ama ben bir sonraki espriyi bildiğim halde yine kahkahalara boğuluyorum. Bunun adı sadece "komedyenlik" olamaz. Cem Yılmaz'ın yaptığı yalnızca yetenek, zeka ya da gözlem yeteneği ile ifade edilemez. Öyle olsa, 500'üncü kez sahnelediği şovunda Açıkhava tıklım tıklım dolmazdı. Gösteriden çıktıktan sonra uzun uzun düşünüp, "Cem'in sihrini" çözmeye çalıştım. Bir kere şovunu matematik denklemine dönüştürmüştü. Ama tek bir denklem gibi değil, "denklemler bileşkesi" şeklinde sunuyordu. Bir konuya giriyor, ucunu bağlamadan diğerine sıçrıyor, temponun düşmesine izin vermeden bir başka kulvara geçiyor, sonra bu karmakarışık ağı, makrame yapan mütevazı bir ev hanımı gibi, büyük bir ustalıkla örüp, beynimizin tavanına asıveriyordu. Biz makramenin ucundaki saksıda hangi çiçeğin olduğunu görmeye çalışırken, "hoop" bir başka askı... Üstelik bütün bunları "basit bir şey yapıyormuş" gibi sahneye koyarak, izleyiciyle arasındaki düşünsel boyut farkını asgariye indiriyor, bizi beyin çeperinin içine almayı başarıyordu. İki buçuk saat boyunca hepimiz "Cem Yılmaz gibi" düşünüp, hayatı onun gibi algılıyorduk. Bence "Cem Yılmaz komedisi" başlı başına bir tez konusudur. Eğer bu gösteri yurtdışında olsaydı, üniversitelerin sosyoloji bölümleri bizimkine kürsü bile açabilirlerdi. Peki biz ne yapıyoruz? Gece saat 02.00'de Cem Yılmaz'ın giydiği entarinin altına kamera tutuyoruz. Cem Yılmaz'ın "kemerinin üst kısmında" ne olduğunu merak ettiğimiz gün, zaten meselelerimizin büyük bölümünü halletmiş olacağız!..
yüksel abi allah korusun düşünün cy sevgilisimi olmak Allah başka zeval vermesin sürekli aşağıyacak bir sevgili hayatta iki kişi gibi sevgilim olmasını istemem bir CY diğer OB çünkü ağızından çıkacak laıf bekliyorlarki dalga geçmek için
atv yeni sezonu açtı
atv yeni yayın dönemine önceki akşam Çırağan Sarayı'nda verdiği muhteşem bir geceyle 'merhaba' dedi. Yeni dizi ve programların tanıtıldığı gecenin sunuculuğunu Ebru Akel üstlendi. atv haberin yüzü Ali Kırca'nın bir konuşma yaptığı gecede klarnet virtüözü Hüsnü Şenlendirici de tadına doyulmaz bir müzik ziyafeti verdi. 4 ayrı barkovizyonun kurulduğu ve 2 binin üstünde davetlinin katıldığı gecede Engin Gürkey'in ritim grubu da mini konser verdi. Gecenin sonunda ise sahneye Sezen Aksu çıktı. Aksu söylediği Karadeniz ve roman şarkılarıyla gelenleri tam anlamıyla coşturdu. Kendisi sahnede dans ederken reyting canavarı 'Avrupa Yakası'nın oyuncuları da davetliler arasında dans etti. Hatta dizinin 'Kubilay'i Vural Çelik sahneye çıkarak Aksu'yla şarkı bile söyledi. Minik Serçe, "En çok izlediğim diziler 'Avrupa Yakası' ve 'Sıla'..." diyerek 'Avrupa Yakası'nda Engin Günaydın'ın söylediği 'Bebişim' kelimesinin de diline dolandığı itiraf etti.
Ekranın parlayan yüzleri
Ekranların en çok tutan dizilerinin güzel yüzleri bu sezonda parlamaya devam edecek
Geçtiğimiz sezon izleyicileri ekrana bağlayan ‘Binbir Gece’, ‘Sıla’ ve ‘Hatırla Sevgili’ gibi diziler, yayın hayatlarına bu sezon da devam ediyor. Ekranların en çok tutan dizilerinin genç ve güzel yüzleri de böylece şöhretlerine şöhret katıyor. Yeni sezonla birlikte bu dizilere pek çok alternatif gelirken, parlayan yüzler kervanına da yeni isimler eklendi. İşte o güzellerden seçmeler. Hafta Sonu dergisinin haberi ..
Cansu Dere (Sıla):
Geçtiğimiz sezonun en çok konuşulan dizilerinden biri hiç kuşkusuz Sıla'ydı. Berdel ve töre cinayetlerinin yanı sıra tutkulu aşk öykülerinin de işlendiği dizide performansıyla gözdolduran Cansu Dere, bu sezon da ekranlarda parlayacak. 'Sıla' fanları, Sıla'nın doğacak bebeğini ve ardından gelişecek
olayları merak etmekte.
http://img129.imageshack.us/img129/2944/untitledsd5.jpg
Kaynak: Hürriyet
http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/7275713.asp?gid=180&a=683161
Sıla'nın resmi web sayfası açılmıştır...
http://www.siladizisi.fm/
Töreye meydan okuyan aşk hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. Boran hapiste... Cihan hastanede... Ölüm hükmü verilen Sıla bebeğiyle yapayalnız
Hasret bitiyor... 'Sıla' bu akşam yeni sezonu açıyor. Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un başrollerini üstlendiği, Gül Oğuz'un yönettiği diziyi nefeslerinizi tutarak izleyeceksiniz.
FELAKETE ADIM ADIM
Boran'ın Cihan'ı vurmasıyla, Genco aşireti için sancılı bir dönem başlar. Evlatlarından biri hapse girerken diğeri hastanede can çekişmektedir. Bu durum kimini acısıyla eritirken kimini öfkesiyle besler. Diğer taraftan Sıla'yı zor günler beklemektedir. Riskli bir doğum... Boran'dan uzak günler... Peşini bırakmayan ölüm hükmü... Beklenmedik olaylarla birlikte Sıla, nasıl bir felakete sürüklendiğini anlayamaz. Hapiste, her şeyden uzak olan Boran ise Sıla'nın tehlikede olduğunu sezer ancak demir parmaklıklar ardından karısını koruyabilecek midir? Yanıtı bu akşamki bölümde bulacağız. atv 20.00
Kaynak: Sabah/Günaydın
Sevgilisi Cansu Dere ile akşam gezmesine çıkan Cem Yılmaz, gazetecilerin kendisini takip ettiğini fark eder etmez, rotasını evine çevirdi.
Mini cooper marka aracıyla Levent'teki evine dönen Cem Yılmaz daha evine varmadan, özel korumasını dışarı çıkması talimat vererek, görüntü almasına engel olmaya çalıştı. Arabasından inen Yılmaz'ın sinirli tavırları dikkat çekti.
Kaynak: Hürriyet-Kelebek 21.09.2007
Dizilerdeki adaletin hızına yetişilemiyor!
Hep şikayet ederiz, "Geciken adalet, adalet değildir" diye... Hukuk sistemimizin revize edilmemesi nedeniyle mahkemeler dava dosyalarıyla tıka basa doldu. Yeterli salon ve hakim bulunamadığı için de en basit ceza davasının sonuçlanması 3-4 yılı buluyor. Böylece adalet geciktikçe, terazinin topuzu elden kaçıyor! Oysa televizyon dizilerinde çok farklı bir görüntü var. Örneğin Sıla'da Boran Ağa "şak" diye serbest kaldı. "Bıçak Sırtı"nda bir otopsi raporuyla, duruşma bile yapılmadan cinayetten hüküm giyen arkadaşı serbest bıraktılar. Kuzey Rüzgarı'ndaki cinayet davasının sonuçlanma hızı ise neredeyse bir dünya rekoruydu. Ancak bu konuda kimse Pusat'ın eline su dökemezdi. Pusat maçta bir araba dayak yiyor. Yüzü gözü kan çanağı gibi. Aynı akşam hamamda babasını vuruyor. Sonra genç boksörü hapiste görüyoruz. Yüzü gözü yine mosmor. Belli ki yaralarının iyileşeceği kadar bile süre geçmemiş. Ama koğuştaki mahkum, Pusat'a "Kaç yıl yedin?" diye sorunca, bizimki "Altı yıl" diyor. Belli ki bu cinayet davasında mahkumiyet kararı neredeyse iki haftada çıkıvermiş!.. Televizyon dizilerini izleyen hakimler, savcılar, avukatlar kim bilir ne kadar gülüyordur...
"Sıla" dizisinin jenerik şarkısının genç bestecisi olarak tanınan Sıla Gençoğlu, ilk albümünü yayınlamaya hazırlanıyor. En son Emel Müftüoğlu'nun albümünde bir bestesiyle karşımıza çıkan Sıla Gençoğlu, albümünü ekim başında Sony BMG'den yayınlayacak. Albümde sanatçının kendi bestelerini Mustafa Ceceli, Ozan Doğulu, Murat Yeter gibi aranjörler düzenleyecek...
http://www.galeriturk.net/getimg/sila_gencoglu1.jpg
Kaynak: www.sozmuzik.com
Sıla'nın son bölümünde hakim duruşmayı 23.09.2007 tarihine erteliyor. Ama o tarih, pazar gününe denk geliyor!.. Geçen gün bu sütunlarda "Dizilerdeki adaletin hızına erişilemiyor" diye yazmıştım. Meğer pazar günleri de mesai yapıyorlarmış!..
Kaynak: Sabah'la Günaydın - Yakından Kumanda Yüksel Aytuğ
Sıla'da neler olacak?
YOK, bu sefer "duyumlarımı" sizlere aktarmayacağım. atv'nin Sıla dizisinde neler olacağını bu kez bizzat dizinin oyuncuları açıkladılar. Hem de atv'nin Harika Pazar programında... O nedenle, sizlerle paylaşmamın bir sakıncası yok. Efendim Harika Pazar ekibi Sıla'nın Mardin'deki setinde oyuncularla röportajlar yaptı. Mehmet Akif Alakurt, canlandırdığı Boran Ağa'nın bir darbe daha yiyeceğini söyledi. Üstelik bir "Brütüs" tarafından. Yani kendisini anladığına inandığı ve pek güvendiği biri tarafından arkadan vurulacakmış. Bunun üzerine bir kez daha Sıla ile arası açılacakmış. Bu arada Boran Ağa'nın vurduğu Cihan'ın akıbeti de belli oldu. Alakurt, Boran Ağa'nın can düşmanı için "Sonu nasıl olması gerekiyorsa öyle olacak. Ama izleyici Boran Ağa'nın katil damgası yemesini istemiyor. Her şey usulünce olacak" diye tüyo verdi. Cansu Dere de rol arkadaşının görüşünü destekledi ve şöyle dedi: "Cihan'ı kötü bir son bekliyor. Ama bu ölüm son derece acıklı olacak!.." Bu arada aile, torun sahibi olmalarına rağmen, Sıla için verilen ölüm kararını uygulatmaya çalışmaktan geri durmayacak. Boran ile Sıla'yı ise bu kez çok daha uzun bir ayrılık süreci bekliyor. Görünen o ki, Sıla fanatikleri, aşıkların bir araya gelmesi için daha uzun süre ekran başında dua etmeye devam edecek.
Yüksel Aytuğ/Sabah
Sıla okulu hazır
Bülent İPEK / MAGAZİN
http://img.sabah.com.tr/im/2007/09/28/D86FED4E8CC5B746BE1EC4E6r.jpg
Sıla yapımcılarının, çekimlerin yapıldığı Mardin'de inşa ettirdikleri 'Sıla' adlı sekiz derslikli ilköğretim okulu, ekimde hizmete girecek..
Çekimleri çoğunlukla Mardin'de yapılan Sıla dizisinin yapımcı şirketi FM Yapım, geçtiğimiz yıl çok özel bir projeye imza attı ve Sıla İlköğretim Okulu'nun inşaatına başlandı. Başrollerini Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un paylaştığı töre cinayetlerine dikkat çeken atv'nin beğenilen dizisi bu sayede, cehalete karşı verdiği eğitim savaşı misyonunu gerçeğe dönüştürme amacında... Mardin'in Nusaybin ilçesine bağlı Söğütlü köyünde sekiz derslikli okul, ekimde hizmete girecek. Tasarımı ve projesi bu iş için gönüllü çalışan mimar Berna Bora'ya ait okulun temeli, geçen yıl mayıs ayında atılmıştı. Temel atma törenine Sıla'nın yapımcıları ile oyuncuları da katılmıştı.
OKULUN KÜLTÜR EVİ DE VAR
Söğütlü köyünde beş sınıfın bir arada eğitim gördüğü ilkel bina mevcuttu. Yapımcılar, Söğütlü çevresindeki diğer köylerden 400 öğrencinin de taşımalı sistem ile eğitim göreceği bu projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında okulda fen laboratuvarı, bilgisayar odası ve ayrı bir binada da kültür evi hizmete girecek.
SABAH
http://i199.photobucket.com/albums/aa116/belizes23/Sila_Basin/kupur35.jpg
http://i199.photobucket.com/albums/aa116/belizes23/Sila_Basin/kupur34.jpg
Kaynak: Sabah
http://i199.photobucket.com/albums/aa116/belizes23/Sila_Basin/kupur33.jpg
Kaynak: Sabah
Evde TV izlerken her hafta merakla beklediğiniz diziler var mı?
Var tabii... Eskiden Asmalı Konak’tı... Daha eskilerde ''Kartallar Yüksek Uçar''dı... Geçen sezonda ise ''Binbir Gece'' müptelası oldum, hâlâ da izliyorum. ''Sıla''yı seyrediyorum büyük bir zevkle. Şimdi ''Bıçak Sırtı'' başladı. Bir de ''Elveda Rumeli''ye merak sardım.
Sezen Aksuyu takip ettiği belli oluyor.:img-pilot
Kaynak: Milliyet / Cafe eki - Ali Eyüboğlu röportajı 28.09.2007
Erkek annesi düşmanlığı
HANGİ diziyi açsam, erkek annelerinin kötü gösterildiği görüyorum. Son rastlantım, Sıla’daydı. Televizyon izleyen, dünyaya televizyon gözlükleriyle bakan kızlar için erkek anneleri, en büyük düşman; çocuklarını kaçıran, kocalarıyla aralarına bozan, evliliklerini cehenneme çeviren, hatta ölüm kararları veren korkunç yaratıklar bunlar! İsterseniz Aliye’yi düşünün, ya da bir başka tutan diziyi, hepsinde kayınvalideler canavar gibi gösterilmiş. Yaşamını televizyona adayan kadınlarla dolu bir ülkede bu dizilerden sonra dirlik kalır mı; kadınlar kocalarının annelerine düşman diye bakarlarsa..
Sevgili arkadaşlar,
Anasayfada yer alan dizilere getirilen yeni başlık standartına göre bundan sonra buraya sadece dizi ile ilgili olan haberler kaynak belirtilerek eklenebilecek. Dizi oyuncularının magazinsel haberleri bu başlıkta yer almayacaktır.
Eklediğimiz haberlerde bu kritere dikkat etmenizi rica ediyorum.
'Kalitenin tutma ile hiç ilgisi yok'
http://www.galeriturk.net/getimg/8BBC5EB7228DCC42BE59A068y.jpg
* Dizinin tutması, izlenmesi neye bağlı?
Broadway'de de her yıl yüzlerce oyun sahneye konuyor. Ama hepsinin aynı oranda izlenmesinin imkânı yok. Bu, televizyon için de böyle. İzlenmesinin kesin bir koşulu yok ama bazı yapım şirketleri vardır ve televizyon için neyin başarılı olacağını bilirler. Kaliteli olmasının tutmasıyla da ilgisi yoktur. Neyin ne zaman tutacağı belli olmadığı gibi, tutmaması kalitesiz olduğu anlamına da gelmez.
* FM Yapım'ın bu sezon yeni çalışmaları neler?
Sıla devam edecek. Bunun yanında Sır Gibi, Komiser Nevzat bizim çalışmalarımız arasında. Stokta da yapımlar var.
* Birçok dizi yayından sessiz sedasız kalkıyor...
Bunun birkaç nedeni var. Birincisi kanalın diziyi beş bölümde kesmek istemesi ve final yapılamaması. Diğer bir neden ise yapımcının diziyi ileride başka bir kanalda devam ettirmesi durumunda final yapmamasını gerektirmesi. Meslek birlikleri daha fazla ortak hareket etmeli.
Kaynak: Sabah - Hayatımız Dizi 03.10.2007
------------------------------------------------------------------------
Göçü önlemek için diziler kaldırılsın!
İSTANBUL Valiliği, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, RTÜK ve TRT ortaklaşa bir çalışma başlatmışlar. Amaç, İstanbul'a göçün önünü almak. Yapılan toplantılarda bir de görüş öne sürülmüş: "Millet başını dizilerden kaldırmıyor. Bu konuda en etkin mesajlar diziler sayesinde verilebilir!.." Bence alınacak önlem belli: Dizilerin tamamı yayından kaldırılsın!.. Durun, hemen isyan etmeyin. Nedenini anlatacağım: Anadolu'daki vatandaş dizileri izledikten sonra İstanbul'a göç etmeyip de ne yapsın? Dizilerdeki tüm İstanbul ahalisi havuzlu villada kalıyor. Ciple dolaşmayanı dövüyorlar. Adam başı en az üç avrat düşüyor. Oysa köyde başlık parası yüzünden delikanlılar muratlarına eremiyor. İstanbul dizilerinde kimsenin geçim derdi yok. En kötü, mafyaya üye olursun, hayatın kurtulur. (!) Bir de İstanbul sanki kurtarılmış kaçaklar başkenti. Anadolu kentleri ise töreden, kan davasından, berdelden, beşik kertmesinden geçilmeyen cehennemler!.. Kaçan, soluğu İstanbul'da alıyor. Sıla'nın, Menekşe ile Halil'in, Zeylan'ın tüm kaçakları İstanbul'a sığınıyor. Şimdi anladınız mı neden "
Kaynak: Sabahla Günaydın - Yüksel Aytuğ 03.10.2007
Sıla'nın Sıla'sı azz sonra
http://img.sabah.com.tr/2007/10/05/gny/im/55291623D107FF46B92FB969y.jpg
Belki siz bilmiyorsunuz ama şu resimde gördüğünüz fıstık kişi atv'nin gözyaşlarımızı sel eden dizisi 'Sıla'nın müziğini söyleyen kız, Sıla. O da Sıla! Ayrıca o Kenan Doğulu'nun yedi yıldır vokalistliğini yapan Sıla. Şimdi de 22 Ekim'de albümü çıkacak Sıla. Prodüktör Ozan Doğulu nihayet albümünü bitirmiş. Zaten kız güzel, kız yetenekli... En gencinden, en güncelinden, en özgününden sözler yazıyor. Ferhat Göçer'in 'Vur Kadehi Ustam' ve Emel'in 'Ağla' şarkılarının da sözlerinde imzası var. Neyse, albümün gelişini duyar duymaz Sony BMG Sacit'ten çıkış şarkısını istedim. Şarkının adı; ' ...dan sonra'. Söz: Sıla, müzik: Ozan Doğulu, rap: Kenan Doğulu. Şarkıyı çok beğendim. Eh durur muyum hiç, hemen size haber vermek istedim.
Bu da nakaratı, şimdiden ezberleyin canııım.
Kendine güvenen şöyle gelsin
Bıraksın inadı dile gelsin
Sözünden dönen namert çıksın
Bizde böyle bundan sonra
Kafayı düzelttim senden sonra
Kendime yararım bundan sonra
İster gelirim ister gelmem
Hesap mı vericez bundan sonra
Kaynak: Sabah
http://www.sabah.com.tr/gny/haber,9C5AF91296374B57956EF0FE8A474044.html
Töreler aşıkları çaresiz bıraktı
http://img.sabah.com.tr/2007/10/05/gny/im/F7E7FBE726856B42902ECB3Br.jpg
Sıla ve Boran, töreye karşı amansızca sürdürdükleri savaşta çaresizdir... Bakalım Boran, ölüm hükmü yerine getirilmeden Sıla'sına kavuşacak mı?..
atv'nin reyting rekoru kıran dizisi 'Sıla'da heyecan sürüyor. Bu akşam, Boran, Sıla'yı bulmak için aşireti ayağa kaldırır. Bütün işaretler aksini gösterse de, Boran, Sıla'nın kaçmadığından emindir. Telaşlı arayış sürerken Boran, Sıla'nın başına kötü bir şey gelmiş olmasından korkmakta, Firuz ve Kevser ise sessizliklerini sürdürmektedir... Diğer yandan, aşiret meclisinin ölüm hükmü yerine getirilmedikçe yatışmayacağı ortadadır. Sıla, belki de canından çok sevdiği Boran'ı ve oğlu Bedirhan'ı bir daha göremeyecektir. Ok yaydan çıkmıştır artık... atv 20.00
http://img47.imageshack.us/img47/3935/36696427fy0.jpg
Kaynak: Sabah
http://www.sabah.com.tr/2007/10/05/gny/haber,F5BBF0BA43EE4E3CB59D2AB84F32EC28.html
http://img513.imageshack.us/img513/2459/kupurfi9.jpg
Kanal 1'in Turgay Ciner'e devrinden sonra Park Holding Genel Müdürü Gürsel Usta, çalışanları toplayıp bir konuşma yaptı.
Kanal 1'i, 2008'de Kanal D'nin ardından Türkiye'nin en çok izlenen ikinci kanalı yapacaklarını açıklayan Usta, Ciner Grubu'nun 1 Mart 2008'e kadar birkaç tematik kanal ve günlük bir gazeteyle yeni bir medya grubu oluşturacağını da söyledi.
Usta televizyoncu Faruk Bayhan'ın Genel Müdür, bir süre önce Show TV'den istifa eden Kayhan Haksever'in Program Müdürü olarak görev yapacağı Kanal 1, "Avrupa Kupası" maçlarını yayımlayarak başaramadığı ikinciliği bu kez nasıl elde edecek?
Hem de bu kadar kısa süre içinde...
Televizyon dünyasında konuşulanlara bakılırsa Kanal 1 bunu dev transferlerle başaracak.
Kanal 1'in, atv'den Ali Kırca ve editoryal kadrosunu katarak haberini güçlendireceği, atv'nin reyting yapan üç dizisini de transfer edeceği konuşuluyor.
Bu diziler; "Avrupa Yakası", "Hatırla Sevgili" ve "Sıla"...
Üç dizinin yapımcısıyla atv arasında ne gibi sözleşmeler var bilemem.
Ancak görünen o ki, 2008 televizyon dünyası için bir hayli hareketli geçecek.
Çünkü kasım ayında atv ve Sabah'ın da yeni sahibi ya da sahipleri belli olacak.
Televizyon borsasındaki bu canlanma haliyle en çok da televizyon yapımcılarına ve televizyon yıldızlarına yarayacak.
Milliyet / Ali Eyyüpoğlu
Ellerinin hamuruyla bizi ekrana bağlıyorlar!
Onlarla gülüp onlarla ağladığımız televizyon dizileri, hepimizin hayatının vazgeçilmezi oldu. Her hafta yayın günü ile saatini dört gözle beklediğimiz dizilerin birçoğu kadınların eline emanet... Reyting rekorları kıran, dost sohbetlerinin ana konusu olan televizyon dizilerinin pek çoğunun yönetmenliğini kadınlar yapıyor. Uzun yıllar önce sanat alanında çalışma imkanı bulamayan kadınlar, yönetmenlik konusunda erkekleri hiç aratmıyor.
Mafyaya yer yok
Kadın parmağı olan dizilerde; aile bağları ile aşk konularının işlendiği göze çarpıyor. Kadın yönetmenlerin neredeyse hiçbiri, hikayelerinde 'mafya' kavramını işlemiyor. Dizilerini kadın yönetmenlerin çektiği kanalların başında ise atv geliyor. atv'nin reyting rekorları kıran 5 dizisini kadınlar yönetiyor. Komedi dizileri arasında zirveyi kimseye kaptırmayan 'Avrupa Yakası'nın yönetmenliğini Jale Atabey Özberk yapıyor. Ayrıca dizinin senaristi de bir kadın, Gülse Birsel. Töre cinayetlerine dikkat çeken konusuyla reyting rekorları kıran 'Sıla'nın yönetmeni ise Gül Oğuz.
Aile bağları....
Dönem dizilerine örnek olan ve gündem oluşturan 'Hatırla Sevgili'de yönetmen koltuğuna Ümmü Burhan oturuyor. Dizinin proje koordinatörü ise Tomris Giritlioğlu. Giritlioğlu, aynı zamanda atv'nin yeni dizisi 'Kara Yılan'ın da proje koordinatörlüğünü üstleniyor. atv'de yayınlandığı ilk bölümle herkesi gözyaşlarına boğan 'Sessiz Gemiler'in yönetmeni de Filiz Kaynak. Dizilerini kadınlara emanet eden kanallar arasında ikinci sırada Star TV geliyor. 'İki Aile'nin yönetmenliğini Hülya Bilban, 'Yalan Dünya'nın yönetmenliğini Serpil Kurtça, 'Sır Gibi'nin yönetmenliğini Şengül Halat Akat, 'Leylan'ın yönetmenliğini ise Ceyda Demir yapıyor. Bu alanda atv ile Star TV'yi Kanal D izliyor. Her hafta yüreklerimize dokunmayı başaran Yaprak Dökümü'nün bu oloğanüstü başarısında yönetmen Mesude Erarslan da büyük rol oynuyor. Yine Kanal D'nin aile bağlarını işleyen bir diğer dizisi Elveda Derken'in de çekimlerini Hilal Saral Ünalan üstleniyor. Show TV'de ekrana gelen 1 diziyi de kadın yönetmenler çekiyor. Doktorlar' dizisinin tüm ayrıntılarıyla yönetmen Merve Girgin ilgileniyor. Kanal 1'de ekrana gelen 'Bizim Evin Halleri'nin çekimlerini ise Şengül Halat Akat üstleniyor.
*atv'nin reyting rekortmeni dizisi 'Hatırla Sevgili'nin proje koordinatörlüğünü Tomris Giritlioğlu yapıyor. Dizinin yönetmeni ise Ümmü Burhan.
*Uyarlama bir dizi olan 'Doktorlar'ın yönetmenliğini Merve Girgin yapıyor. Doktorların hayatına farklı bir açıdan bakan dizide, genç oyuncular yer alıyor.
*Star TV'de ekrana gelen ve başrollerini Emre Kınay ile İclal Aydın'ın paylaştığı 'İki Aile' dizisinin yönetmen koltuğunda Hülya Bilban oturuyor.
*Türkiye'nin tek 'günlük dizi'si olma özelliğini taşıyan 'Bizim Evin Halleri'ni yönetmen Gülşen Erişdi çekiyor. Dizi, aile bağlarını mizahi dille anlatıyor.
*Hepimizi gözyaşlarına boğan 'Sessiz Gemi'nin yönetmeni Filiz Kaynak...
*Hilal Saral Ünalan'ın yönettiği 'Elveda Derken', çarpıcı bir öyküye sahip.
*Mizah ile aşkı harmanlayan 'Yalan Dünya'yı, Serpil Kurtça yönetiyor...
Senaristi de kadın...
atv'nin reyting rekortmeni dizisinin yönetmeni, Jale Atabey Özberk. Dizinin, senaristliğini de Gülse Birsel üstleniyor.
Erarslan'ın rolü
'Yaprak Dökümü'nün sevilmesinde; Reşat Nuri Güntekin'in bir romanı olması ve oyuncularının başarısı kadar yönetmen Mesude Erarslan'ın da payı büyük.
kaynak: takvim.com.tr
Cuma gecesi Sıla'yı izlerken herkeste aynı tepkiyi yakaladım. Bütün arkadaşlar hep bir ağızdan 'Nasıl oynuyor ya!' diye tepki verdiler. Ben de o sırada hayran hayran Cansu Dere'yi izliyordum. Başına silah dayandığı anda, yüzünde gerçekten ölümle burun buruna gelmiş bir kadının korkusu vardı. Ben mi abartıyorum diye etrafıma baktığımda tüm arkadaşlarımın da Cansu'ya kilitlendiğini gördüm. Herkes işi gücü bıraktı, ne olacak diye izlemeye başladı. O birkaç dakikada Cansu bence zirve yaptı. Mankenlikten gelmiş, podyumdan trensfermiş falan, hepsi bir anda hikaye oldu. Cansu, verdiği emeğin karşılığını alacak. Çünkü her geçen gün daha iyi oluyor. Yolu açık, şansı bol olsun...
Nilgün K. Tahmaz / Takvim
naregulsun 14-10-07, 02:46 'Kendimi kıymetli bulduğum için, fazla arkadaşım yok'
http://img165.imageshack.us/img165/9553/zel29hq1.jpg (http://imageshack.us)http://img165.imageshack.us/img165/4470/zel31vt1.jpg (http://imageshack.us)http://img90.imageshack.us/img90/8388/zel30xf5.jpg (http://imageshack.us)
İlknur K. AKMAN
Son bir yıldır hayatını neredeyse Sıla dizisine adayan Cansu Dere, artık oyunculuktaki iddiasıyla da adından söz ettiriyor. Şu aralar Cem Yılmaz'la olan ilişkisiyle de ilgi odağı olan Dere, hayatta en güvendiği iki insandan birinin sevgilisi olduğunu söylese de, "Evlilik için daha vakit var," diyor. Onun dışında Cansu Dere nasıl biri mi? Enteresan... Bakalım, siz ne düşüneceksiniz?..
- Çok başarılı bir modelken, oyunculuğa nereden heves ettiniz?
- Ben iyi bir sinema izleyicisiyim ve çocukluğumdan beri aslında oyunculuk, modellikten çok daha yakın bir meslekti bana. Küçükken hayalimde ya oyuncu ya da dansçı olmak vardı, modelliği hiç düşünmemiştim bile.
- Ne okudunuz?
- İstanbul Üniversitesi Arkeoloji'deydim ama mezun değilim, ikinci sınıftan sonra iş hayatım okul hayatımın önüne geçti. Ama "Pişman mısın?" derseniz, hiç pişman değilim. Eskiden mezun olamamak benim için önemliydi ama artık değil. İstediğim işi yapabildiğim için şu an çok mutluyum.
- Modellik oyunculuğa giden bir yol muydu sizin için?
- Hayır, aklımdan bile geçirmedim böyle bir şeyi. Çünkü babamın model olmama izin vermesi mümkün değildi, tartışılmazdı bile... Kuşadası'nda tanıştığım Gaye Sökmen'den geldi modellik teklifi. Ben "Mümkün değil," dedim. Ama o babamla konuşmak istedi ve nasıl olduysa babamı ikna etti. İzmir'de yaşıyorduk, ben arada İstanbul'a defilelere gelmeye başladım. Üniversite sınavını kazanınca da İstanbul'a yerleştim. Oyunculuğa da Uğur Yücel ikna etti beni ve bir daha vazgeçemedim.
- "Babam asla model olmama izin vermezdi..." dediniz. Nasıl bir ailede büyüdünüz?
- Bütün bireylerin birbirine saygı duyduğu, mutlu bir aileden geliyorum. Hâlâ evli olan bir anne babam var. Bu, günümüzde çok önemli bir özellik bence. Bir de erkek kardeşim var, Dokuz Eylül Üniversitesi'nde okuyor. Öyle işte, küçük bir aileyiz.
- Biraz mesafeli misinizdir birbirinize?
- Sevgimiz tartışılmaz ama ben çocukken de anne babamın kucağında hoplayıp zıplayan bir çocuk değildim. Bir mesafe vardır ama bu anne babamın katılığından değil, benim yapım öyle. Ama her şeyi konuşup tartışırız birlikte.
'Ben 27 yıldır yalnızım'
- Dışarıdan duruşunuz çok soğuk ve mağrur. Ama konuşurken daha sıcaksınız...
- Dışarıdan öyle görünmesinde fayda var. Tabii bu bilerek yaptığım bir şey değil.
- Arkadaşlık kurmak zor mudur sizin için?
- Ukalalık gibi algılanmasın ama kendimi kıymetli bulduğum için çok fazla arkadaşım yok. Çok sayılı ve bunun da yeterli olduğunu düşünüyorum. Ama birçok kişiyle diyaloğum vardır tabii yerine göre.
- "Kendimi kıymetli bulduğum için," derken, kalabalıklarda daha fazla incinmekten mi çekiniyorsunuz?
- Yoo, ben bu hayatta çok insana yer olmadığını düşünüyorum. Çevrem çok ama sürekli görüştüğüm ve yanında kendimi rahat hissettiğim çok az insan vardır. Nedenini bilmiyorum ama çocukluğumdan beri bu böyle...
- Güven sorunu belki de...
- Bu da var tabii, kolay kolay güvenmem ve paylaşmam. Sorunlarımı hemen açıp arkadaşıma anlatmayı, ondan bir şeyler ummayı da kişisel olarak bir başarısızlık olarak görürüm. İnsanlar kendi sorunlarını kendileri çözebilmeli. Biliyorum, zor bir şeyden bahsediyorum ama olması gereken bu bence. Doğru ya da yanlış, bilemem...
- Kendinizi yalnız hissetmiyor musunuz zaman zaman?
- Ben 27 yıldır yalnızım! İnsan hep yalnızdır zaten... Ya da şöyle düzelteyim, yalnız değilim ama tek başınayım. Çünkü aslında ikisi farklı kavramlar. Yalnızlık gerçekten kötü bir şey. Ben her zaman tek başına davrandım. Sonuçta ben mutluysam etrafımdaki insanlar, ailem ve arkadaşlarım da mutlu oluyor...
- Alınganlık var mı, hakkınızda çıkan haberlere bozulur musunuz?
- Yok, onlar genç kızlık döneminde olan şeylerdi. Karşı tarafında nasıl düşündüğünü anlayabildiğin zaman, alınganlık ve kırgınlıklar da azalıyor. 17-18 yaşında "Neden öyle söyledin de telefonu kapadın,"a alınabilirdim ama şimdi hayatta daha önemli sorunlar olduğunu biliyorum. Aksi şimdi bana şımarıklık gibi geliyor.
'Sevgilime güvenmesem, sevemem onunla birlikte olamam ki'
- Hayatta en çok güvendiğiniz kişi kimdir, desem?
- Ailemi saymıyorum ama kan bağına inandığım için değil. Annemi, babamı ve kardeşimi bu hayatta doğru bir duruşları olduğu ve takdir ettiğim için de seviyorum.
- Yani, "Ne yapsalar kabulümdür," demiyorsunuz...
- Demiyorum çünkü anne baba olmanın da sorumlulukları var. Mesela annem çok başka karakterde biri olsa, bana farklı şekilde davransaydı ben onu annem olduğu için sadece sayıyor olurdum, bu kadar sevmezdim. Karşılıksız sevgiden bahsediyoruz çünkü... Mesela bu yüzden fedakârlık hayatta hiç yapmadığım bir şeydir ve bana yapılmasını da istemem. "Ben senin için bunu yaptım," demek çok egosantrik bir şey çünkü. Niye yaptın o zaman, yapmasaydın! Bunu bana söyledikten sonra ne değeri var ki? Mesela ben şimdiye kadar ailemden "Ben seni şöyle okuttum, şöyle büyüttüm," gibi bir cümle hiç duymadım. Neyse, siz güvendiğim kişileri sormuştunuz aslında...
- Evet...
- İki kişiye çok güveniyorum hayatta.
- Bunlar kız arkadaşlarınız mı, yoksa sevgiliniz de var mı aralarında?
- Sevgilime güvenirim tabii, ona çok güveniyorum. Güvenmesem sevemem, birlikte olamam ki... Yoksa bu bir çıkar ilişkisi olur ve ben böyle bir şeyi asla yaşamam. Bir de bir kız arkadaşım var çok güvendiğim. Bu hissayatla ilgili bir şey... Kız arkadaşıma ve sevgilime, ikisine çok güvenirim.
'Ben kim, kiminle hiç merak etmiyorum'
- Hedefleriniz var mı, geleceğe dair projeleriniz?
- Yok, asla uzun vadeli planlar yapmam. Ama daha fazla sinema filminde oynamak, yapmak istediğim şeylerin başında geliyor. O kadar büyülü bir şey ki sinema... Bir tek bu.
- Aile, çocuk bunlar sizin hayatınızı bambaşka bir yere götürebilir mi?
- Çocuk çok farklı bir olay. Bir gün çocuğum olacak ama ne zaman bilmiyorum. Ama o günden sonra aynı tempoda çalışmam mümkün değil, bunu biliyorum. Ben bakması için çocuğumu bir başkasına bırakamam.
- Ne kadar yakın hissediyorsunuz kendinizi evliliğe?
- Evlilik yuva kurmaktır. Yani kadın, erkek ve çocuklar bir arada, bir aile olabilmek. Bu büyük bir sorumluluk. O yüzden evliliğin kolay bir şey olduğunu sanmıyorum. Her iki taraf için de zamanlama doğru olmalı. Bana gelince, şu an benim çalıştığım tempoda mümkün değil böyle bir şey. Benim değil evliliğe, kendime ayıracak vaktim yok... Daha vakit var.
- Özel hayatınızla ilgili çok, hatta hiç konuşmak istemediğinizi biliyorum. Neden bu kadar katısınız bu konuda?
- Çünkü gerek yok. Benim ailem de özeldir, ilişkim de. İnsanların kıymet verdiği şeyler hakkında rahatça konuşmasını doğru bulmuyorum. Annemin babamın bana sormadığı soruları başkalarından duymak, bana tuhaf geliyor. Hem ne anlatsam mutlu olurdu insanlar?
- Sonuçta insanız, merak duygusu hepimizin içinde... Üstelik siz çok ünlü ve dikkat çeken bir çiftsiniz. Siz merak etmez misiniz kimsenin hayatını?
- Etmem, gerçekten etmem. Kim, kiminle birlikte hiç bilmem. Bizim ilişkimizin nasıl gittiği, birbirimize ne dediğimiz sokaktaki insanı niye ilgilendirsin ki? Bizim çevremizden bahsetmiyorum çünkü baş meraklı onlar... Ama insanların başka dertleri var; çocuklarını doyuracak, geçinecek... Ben, "O bana minnoşum der, ben ona şöyle derim," gibi şeyleri okuduğumda çok gülüyorum. Ben de bunu yaparsam, kendime saygısızlık etmiş olurum...
'Doğu'da bırakın kadınları, insana değer veren yok'
Son bir yıldır hayatınızın yarısı Mardin'de geçiyor. Oraları gördükten sonra sizin için neler değişti?
- Türkiye'yi tanımak adına çok şey öğrendim ve şunu gördüm; devlet büyüklerinin söylediği kadar kolay hayatlar yok orada, çok zor hayatlar var. Türkiye'nin Doğu'su ve Batı'sı çok farklı.
- Sizi en çok etkileyen ne oldu?
- Çocuklar... Çok çocuk var orada. Bir kadınla tanışıyorum, "Kaç çocuğun var?" diyorum, "Dokuz," diyor. Eğitim denen bir şey yok ki orada. Benim bir kardeşim var Mardin'de, Mehmet. Bana okulunu anlatıyor bazen, korkunç! Ben de gördüm, okul binası denemez ona. Çok hevesli genç öğretmenler tanıdım ama geri kalan çoğuna 'öğretmen' bile denemez. İmkân sunmadıkça, o insanların nasıl isyan etmemelerini bekleyebiliriz ki. Üstelik hepsinin evinde televizyon var, herkes her şeyi görüyor.
- Belki de o televizyonda gördükleri insanlardan daha umutludurlar...
- Evet belki de. Çünkü ben çevremde pek de mutlu insan görmüyorum. Ne kadar seçenek sunulursa size, o kadar mutsuz oluyorsunuz... Ama ne olursa olsun, hiç kimse bu kadar imkânsızlığı hak etmiyor. Oradaki çocukların da hayalleri var. Biz kadın haklarına değer verilmesinden bahsediyoruz ama değil kadına, insana değer verilmiyor ki orada. Önce bunun düzeltilmesi lazım.
- Şırnak'ta yaşananlar sırasında Mardin'deydiniz. Gözlemleriniz neler?
- Helikopter sesi hiç bu kadar anlamlı gelmemişti bana. Son birkaç gündür çekim yapmakta zorlandık, sürekli helikopterler uçuşuyordu üzerimizde. Onlarca tank arka arkaya geçiyor, gerçekten ürkütücü!
http://www.sabah.com.tr/pz/haber,2888EFFBF2B5498198147B4001D9936A.html
mekselina 80 16-10-07, 15:46 Evliliğe vakti yok
Manken Cansu Dere, Cem Yılmaz ile 2 yıldır bir dargın bir barışık aşk yaşıyor. Cansu Dere bir röportajında “Bugüne kadar aşk için fedakarlık yapmadım. Bundan sonra da yapmam. Kimseden de hiçbir şekilde fedakarlık beklemiyorum” demiş. Cansu Dere evliliğe ayıracak vaktinin olmadığını da söylemiş.
Halil Kalmuk / Posta
Ünlü komedyen Cem Yılmaz yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan'ın üstleneceği iddialı bir filmde oynamaya hazırlanıyor. Filmin kadın oyuncusu ise Cem Yılmaz'ın bir süredir birlikte yaşadığı sevgilisi Cansu Dere olacak. Çekimlerine Güneydoğu'da başlanacak olan filmin hikayesi ise herkeslerden bir sır gibi saklanıyor. Mardin'de çekilen 'Sıla' dizisinde de oynayan Cansu Dere iki set arasında mekik dokuyacak. Güneydoğu'da başlayan filmin finali ise İstanbul'da tamamlanacak.
Hiç Bunları Kendine...
Demet Akbağ ve Kadir Çöpdemir bu akşam "hayatımızın en güzel kötüleri"ni tartışıyor. Konuklar, "kötü karakterler" canlandıran Coşkun Göğen, Nuri Alço, Devrim Saltoğlu, Zuhal Topal, Lale Belkıs, Hüseyin Avni Danyal; senarist Nuran Devres.
NTV / 21.00
20:00 Yerli Dizi Sıla
Aşiret meclisi, Boran'ın ağalıktan çekilmesini istiyor... Peki Boran ne karar verecek? Yeni ağa kim olacak?.
Başrollerini Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un üstlendiği 'Sıla'da bu hafta yeni bir dönemin başlayacağına dair sinyaller var. Sıla, ölümün kıyısına gelmiş olmanın etkisinden kolay kolay kurtulamaz.
BORAN AĞA İKİLEMDE
Diğer taraftan; 'Ya hüküm uygulanacak ya da ağalığı elinizden alacağız' diyen aşiret meclisi tartışmalara sahne olur. Hüküm uygulanmadığına göre ağalık Boran'dan alınacaktır. Ama meclis bu konuda ikiye ayrılır. Başta Mehmet Ağa olmak üzere bir kısmı Boran'ın ağalıktan alınmasını isterken bir kısmı onun kendi isteğiyle çekilmesini talep eder. Peki Boran çekilmeyi kabul edecek mi? atv 20.00
kaynak günaydın
http://www.sabah.com.tr/gny/televizyon_kanal,1.html#1
20:00 Yerli Dizi Sıla
Aşiret meclisi, Boran'ın ağalıktan çekilmesini istiyor... Peki Boran ne karar verecek? Yeni ağa kim olacak?
Başrollerini Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un üstlendiği 'Sıla'da bu hafta yeni bir dönemin başlayacağına dair sinyaller var. Sıla, ölümün kıyısına gelmiş olmanın etkisinden kolay kolay kurtulamaz.
BORAN AĞA İKİLEMDE
Diğer taraftan; 'Ya hüküm uygulanacak ya da ağalığı elinizden alacağız' diyen aşiret meclisi tartışmalara sahne olur. Hüküm uygulanmadığına göre ağalık Boran'dan alınacaktır. Ama meclis bu konuda ikiye ayrılır. Başta Mehmet Ağa olmak üzere bir kısmı Boran'ın ağalıktan alınmasını isterken bir kısmı onun kendi isteğiyle çekilmesini talep eder. Peki Boran çekilmeyi kabul edecek mi? atv 20.00
http://www.takvim.com.tr/tel00.html
Ünlü mankenler, önceki akşam Marlboro Classics'in düzenlediği defilede buluştu. Geçtiğimiz haziran ayında İstanbul-Bağdat Caddesi’nde ilk özel butiğini açan Marlboro Classics, açılış kutlamasını Esma Sultan Yalısı’nda yaptı. Kutlama gecesinde Türkiye'nin en başarılı mankenlerinin görev aldığı bir de defile düzenlendi. Azra Akın, Zeliha Çal, Kıvanç Tatlıtuğ, Kıvanç Kasabalı, Burak Hakkı, Serkan Tan, Mert Öcal, Volkan Keskin ve Mehmet Akif Alakurt gibi isimleri aynı podyumda buluşturan defilenin yıldızları ise Güzide Duran ile Çağla Şikel'di... Duran ve Şikel, podyum üzerindeki seksi pozlarıyla tüm davetlilerin dikkatini üzerlerine çekti.
http://img153.imageshack.us/img153/5752/mehmet20akif20alakurtdees3.jpg
http://img517.imageshack.us/img517/223/mehmet20akif20alakurtdeuf5.jpg
http://img48.imageshack.us/img48/2241/img3929we5.jpg
ESAS MESLEKLERİ MANKENLİK OLMASINA RAĞMEN TELEVİZYON DİZİLERİNDE BOY GÖSTEREN BİRÇOK ÜNLÜ GEÇTİĞİMİZ GECCE ESAS MESLEKLERİNE DÖNDÜ
Mankenliğin yanı sıra oyunculuk da yapan Çağla Şıkel, Kıvanç Tatlıtuğ, Azra Akın, Mehmet Akif Alakurt, Burak Hakkı, Zeliha Çal, Mert Öcal gibi isimler önceki gecce Esma Sultan Yalısı’ndaki bir defilede podyuma çıktı. Oyunculuğa ısınmaya çalışan mankenler, podyumdaki performanslarıyla da alkış topladı.
kaynak :gecce.com
Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen 'Marlboro Classics' defilesinde podyumda kovboy fırtınası esti. İtalyan giyim firması Valentino Fashion Group tarafından üretilen spor giysileri birbirinden ünlü mankenler tanıttı.
Boran Ağa'ya alkış
atv'nin izlenme rekorları kıran dizisi 'Sıla'da 'Boran Ağa' karakterini canlandıran Mehmet Akif Alakurt'un büyük alkış topladığı moda gösterisinde; Çağla Şikel, Güzide Duran, Azra Akın, Zeliha Çal, Sinem Güven ve Kıvanç Tatlıtuğ da yer aldı. Marlboro Classics'in Türkiye'deki ilk defilesinde; 2007 sonbahar-kış kreasyonuyla birlikte gelecek yazın modelleri de izleyenlerin beğenisine sunuldu.
http://img.sabah.com.tr/2007/10/21/gny/im/FA259704C48F56419674D0D3r.jpg
http://www.sabah.com.tr/gny/haber,9F5E9D1CDFAF4081ADA968C2A9DF16C1.html
Gelelim son yıllarda oyunculukta yıldızı parlayan Cansu Dere kızımıza. Geçen hafta Vatan Gazetesinde röportajını okudum vallahi şaşırdım. Bu kadar bilmeden de konuşulmaz dedim. Demiş ki, “Oyunculuk okumadım diye camdan mı atayım kendimi?..’’ Elbette atma, sana at diyen var mı ki, kendi kendine bunları söylüyorsun. Belki içinde okuma isteği var ve oyunculukta kariyer yapmak istiyorsun, zamanı gelince okursun. Nasıl bir zamanlar bir mayo firmasında çalışırken birden manken oluverdin. İleride de çok iyi bir oyuncu olursun. Bir de Cem Yılmaz ile EV – LEN -Mİ - YOR - UM demişsin, aynen üstüne basa basa demişsin hem de. E, doğru söylemişsin pek istikrarlı gitmeyen ve bir dargın bir barışık arada uzun ayrılıklar yaşanınca, o ilişki için üstüne basa basa evlenmiyorum diyebilirsin. Ama hayat bu, kimin kimi alacağı da hiç belli olmuyor. Gelelim yine yaptığı büyük gafa... Cansu Hanım şöyle demiş. “Ben hayatı siyah ve beyaz yaşıyorum, başka renk tonlarını hayatıma sokmam kimsenin de yadırgamaya hakkı yok.” Vallahi içimden ağlamak geldi...
Neden mi? Düşünsenize bir insanın hayatını yalnızca siyah ve beyaz yaşadığını. Ne karamsarlık, ne tuhaflık. Bende hayatı yalnızca siyah-beyaz yaşayan kediler ve köpekler sanırdım ve onlar için hep üzülürdüm. Mesela köpeğim Şeker, o güzel zeytin gözleriyle bana baktıkça içim parçalanırdı, beni siyah-beyaz eski televizyonlarının ekranları gibi gördüğü için. Bahçedeki o güzelim yeşil çimin rengini göremediğini, gökyüzünün mavisini siyah-beyaz gördüğü ve hayatını siyah ve beyaz yaşadığı için. Aslında Cansu Dere orada başka bir şey anlatmak istemiş. Hani oyunculuk okumadım diye kendimi camdan mı atayım diyor ya. Aslında dünyada Hollywood sanat öğreticilerinin starlara eğitim bazında verdiği öğreti; “Başarının yolu ya siyahtır ya da beyaz’’ şeklindedir. Starlar ara renklere asla takılmazlarmış. Fakat bu öğreti yaptıkları sanat için geçerlidir. Özel yaşamları için değil herhalde. Bizim Cansu kızımız da bundan haberdar ki bu kelimeyi zannederim bu manada kullandı...
Kaynak: Gecce / Gül Erçetingöz köşesi 25 Mayıs 2007 Cuma tarihli yazısı.
[Tanıyalım bakalım. Ne de olsa dizinin ilk saniyesinde onun sesi son dakikasında da onun sesi. Hatta fragmanda bile onun sesi.:img-pilot]
--------------------------------------------------------------------------
Yedi yıldır Kenan Doğulu'nun vokalistliğini yapan Sıla, sonunda ilk albümünü çıkardı. Sıla'nın en büyük destekçisi ise elbette Doğulu oldu. Kenan Doğulu'dan "O çok pozitif bir insan ve çok iyi bir müzisyendir. Dönem dönem Emre Altuğ ve Zeynep Casalini'ye de vokal yaptım ama Kenan'ın yanından hiç ayrılmadım" diye söz eden Sıla, tarzı hakkanda ise şunları söylüyor: "Albümün çok değişken bir ruh hali var. İçinde pop da bulunuyor, rock da, rap de... Hepsinden önemlisi albümde öne çıkan sound elektronik."
Yedi yıldır Kenan Doğulu'nun vokalistliğini yapan Sıla, artık kendi kanatlarıyla uçacak. "...dan Sonra" adlı ilk albümünü çıkaran genç şarkıcı, "Haksızlığa hiç gelemem. Amazon kadını gibi savaşçı bir yapım var. Zaten ilk klibimde de testereli kadın oldum. Koltukları, her yeri kestim, doğradım. Testere 5 filmini ben çekeceğim bu gidişle..." diyor.
Öncelikle Sıla kim? Kendisini biraz tanıyalım... - Denizli doğumluyum. Ortaokul ve liseyi İzmir'de anneannemin yanında okudum. Yedi yılım orada geçti. Ortaokul ve lise yıllarında müzik korolarında yer aldım. Liseden sonra opera ve şan dersleri alınca İstanbul maceram başladı. İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı'na girdim ama bu bölümde ancak bir yıl okudum. Daha sonra Bilgi Üniversitesi'nde caz dersleri almaya başladım. Bilgi'deki ikinci yılımda Kenan Doğulu ile çalışmaya başladıktan sonra da üniversiteyi bıraktım.
Kenan Doğulu ile nasıl tanıştınız? - Cem Öcal arkadaşımdı. 2000 yılında onun yardımıyla Kenan Doğulu'nun ekibine girdim.
Birazda albümden konuşalım... - Dört yıldır albüm için Ozan Doğulu prodüktörlüğünde Murat Yeter, Nedim Ruacan, Efe Bahadır, Mustafa Ceceli ile birlikte çalıştık. Albümdeki birçok şarkının sözü bana ait. Gözde Kansu ile beraber bir parçam var. Onun dışında Yalın'ın bir bestesi var. Ozan Doğulu'nun çıkış şarkısı "...dan Sonra" var. Ve en önemlisi Sezen Aksu'nun hediyesi "Töre" parçası yer alıyor albümde. Kısacası çok içime sinen bir albüm oldu.
"...dan Sonra" şarkısı neyi anlatıyor? - Bu şarkının müziği Ozan Doğulu'ya, sözleri ise bana ait. Çıkış ve ilk klip parçamız aynı zamanda. Bir rap havası var içinde. Agresif bir şarkı. "Soldan kalktım bu sabah olamaz mı!" diye başlıyor. Özgüven sahibi ama herkes gibi hayatın olan biteninden yorulmuş, sıkılmış bir kadını anlatıyor. Hepimizin kırılgan, agresif, mutlu, sinirli, nahif ruh halleri vardır. İşte bu şarkı tüm bu ruh hallerini yansıtıyor.
Sizin nahif bir kadın olduğunuzu düşünemiyorum.- Aslında evet, hiç nahif olamadım. İçimdeki fırtınaları hiç bastıramadım. Haksızlığa hiç gelemem. Amazon kadını gibi savaşçı bir yapım var.
Klibinizde eliniz testereli bir kadın olmuşsunuz... Kenan Doğulu'da rol almış öyle mi? - Evet, testereli kadın oldum ve çok eğlendim. Koltukları her yeri kestim, doğradım. Kenan var, ben varım. Deli bir kadın var. Daha ne olsun... Testere 5 filmini ben çekeceğim bu gidişle (gülüyor).
Tarzınız pop mu? - Albümün çok değişken bir konsepti yok. Ben yaptığım müziği adlandırmak istemiyorum. Çünkü albümde Ege havaları da var, pop da, rock da, rap de var. Hepsinden önemlisi albümde öne çıkan sound elektronik. Yani albümün değişken bir ruh hali var, tıpkı benim gibi.. Her şeye anlam yüklemem ben. Ama şarkı söyleyen ve yazan kadın olmak istiyorum ölene kadar.
İkizler burcu musunuz? - Evet (gülüyor)... Tam İkizler burcuyum. Değişken bir ruh halim var. Sabahları mutlu kalkıp, güne mutsuz devam ederim. Gün içinde delirdiğimi de çok bilirim.
Kaç yaşındasınız? - 27 yaşındayım. 30'lu yaşlarımı iple çekiyorum çünkü çocukluğumdan beri olgun bir yapım var.
Kenan Doğulu'yla çalıştığınız dönemi anlatır mısınız? - Kenan çok pozitif ve olumlu bir insandır. Çok iyi bir müzisyendir her şeyi çok güzel izah eder. Dönem dönem Emre Altuğ ve Zeynep Casalini'ne de vokal yaptım ama Kenan'ın yanından hiç ayrılmadım.
"Sıla" dizinin jenerik müziğini yaptınız ve adınız da Sıla. İlginç bir rastlantı...
- Evet ismim Sıla. Dizinin jenerik müziğini ben yaptım, çok beğenildi. Sezen Aksu da bu jeneriğin üzerine "Töre" şarkısını yaptı.
Röportaj: Dilek DALLIAĞ - Kelebek
Sizi ''Aşk-ı Memnu'' dizisiyle tanıdık. 1975-1978 arasında yoğun bir iş trafiğiniz var ama ondan sonra 2000’li yıllara kadar iş yok. Niye?
I.E.: Ara verdim. Çünkü önce seks filmleri çekildi, sonra ihtilâl oldu. Politik film çekilemedi ardından arabesk filmleri furyası... Onların içinde olmadık. Sonra da evlendim, iki çocuğum oldu.
Kaç yaşında ve isimleri?
I.E.: Kızım Nisan Turgul 25 yaşında. Oğlum Ahmet ise 21 yaşında.
Onlar sinemayla ile ilgili bir şey yapıyorlar mı?
I.E.: Kızım ''Sıla'' dizisinde hem rejide çalışıyor, hem oynuyor.
Hangi rolde?
I.E.:Süryani ''Abay''ın kız kardeşi ''Lusin''. Oğlum da kısa film çekiyor.
Kaynak: 25.10.2007 - Milliyet Cafe eki / Ali Ayüboğlu'nun Itır Esen'le röportajı
Onur BAŞTÜRK obasturk@hurriyet.com.tr
İyi defile ne zaman izleyeceğiz
Perşembe gecesi Esma Sultan’da yapılan, Marlboro Classics’in Türkiye’deki ilk defilesiymiş.
İyi hoş da, ortada tam anlamıyla bir defile yoktu ki... Mankenler sadece iki kez kıyafet değiştirdiler, sıradan bir koreografiyle şöyle bir salındılar, sonra da aniden bitti defile.
"Bu muydu?" olduk, "Sadece bu kadar mıydı?".
Aynı hissi yine Esma Sultan’da iki ay önce yapılan Mango defilesinde de hissetmiştim.
Ne bir konsept vardı orada da, ne iyi bir müzik, ne de ışıklandırma. Mankenler, "Bir an önce bitse de eve gitsek" der gibi yürüyordu.
Oysa defile bir şov işi. Sadece üç-beş kıyafet sergilemek değil ki amaç.
Sergilenen kıyafetlerin konseptinden yola çıkarak bir şey yaratılmalı, ne bileyim azıcık uğraşılmalı yani. Bir fikir olmalı. Bir ışık.
Hadi tüm bu ekstraları geçtim, iyi mankenler olmalı yahu.
Marlboro Classics defilesinde mesela, Çağla Şikel, Güzide Duran ve hamile olmasına rağmen gayet fit görünen Sinem Güven dışında pek iyi manken göremedim ben.
Diğerleri ex manken/yeni dizi ünlüsüydü sadece: Mehmet Akif Alakurt, Burak Hakkı, Kıvanç Tatlıtuğ ve Azra Akın.
Hiç defilede değil gibiydiler, yaptıkları işe saygıları pek yok gibiydi. En azından bize geçen duygu buydu. Burak Hakkı iyi mankendir mesela, ama şaşırttı beni, şişmiş göz altlarıyla (dizi seti yorgunluğundan olabilir mi?)
Ve kusura bakmasın ama, Azra Akın’ın da o tombul bacaklarla nasıl mankenlik yapabildiğini pek anlayamadım. Güzide’ye bakınca "Manken bacağı bu olmalı" diyorsunuz zaten, ötesi yok.
"MAZİ" NOTU: "İyi defile yok" derken geçmişte yapılan şu iki defileye de haksızlık etmeyeyim: Cengiz Abazoğlu’nun -Deniz Akkaya’nın da jübilesini yaptığı- "Wild Luxury" defilesiyle Hakan Yıldırım’ın geçen yıl CNR’da yaptığı defile. Her ikisi de eli ayağı düzgün işlerdi.
Galiba bizde defile işini modacı kısmı ciddiye alıyor ama markalar sallıyor gibi. Yanılıyor muyum?
Hürriyet/Kelebek'ten alıntıdır...
Meclis, aşiretin yeni ağası Zinar'ı, Boran'a karşı tetikliyor!.
Sıla, beklenmedik gelişmelerle dolu yeni bölümüyle karşınıza geliyor. Bu akşam: Ağalığın Boran'ın elinden alınması yeni bir dönemin başladığına işarettir. Bundan sonra Boran, o topraklardaki herhangi biri olarak yaşamına devam edecektir. 'Kararlarımın arkasında durmak için ağa olmaya gerek yok' dese de bunun kolay olmayacağı kesindir. Ama Boran'ın yanında Sıla'sı vardır. Ve bu ona yetmektedir.
YENİ AĞA NE YAPACAK?
Aşiret meclisi ise yeni ağa Zinar'ın eski düzeni sağlamak için hemen harekete geçmesini beklemektedir. atv 20.00
kaynak:sabah
http://www.sabah.com.tr/gny/televizyon_kanal,1.html
Ekranın en kıymetli 10 dizisi
Terörün asıl hedefi nedir biliyor musunuz? Sizi korkutmak. Normal hayat ritminizi bozmak. Günlük hayatınızın akışını değiştirmek. Yaşamınızı, bir türlü uyanamadığınız boğucu, karanlık bir kabusa çevirmek. Ve sıradan bir vatandaş olarak bu durumda yapabileceğiniz en iyi şey, hayatınıza aynen devam etmektir efendim. Bu aynı zamanda terörün, baskının, kurşunların sizi korkutamadığını da göstermek demektir. İşte bu yüzden, bugün yeniden dizilere ve reytinglere dönüyorum. Fakat elbette kalbim şehit düşenler, esir düşenler, esir düşürülenler için kan ağlıyor. Ama oyunlarını bozacağım. Bugün inadına tekrar dizileri yazacağım.
İddialı bir başlık attım bu yazıya. Yüze yakın takımın yarıştığı bir ligin en kıymetli on markasını çıkarttım. Biliyorsunuz, reytingler AB Grubu ve Tüm Kişiler olmak üzere iki kategoride sıralanıyor. Kimi dizi birinde yukarı sıralarda çıkarken, öteki listede deyim yerindeyse adeta sinek avlıyor. Kimileriyse, her iki seyirci kitlesine de aynı oranda hitap edebilmeyi başarıyor. İşte bu yüzden bu yazının başlığını ekranın en kıymetli 10 dizisi diye attım. Çünkü bu listedeki 10 dizi, her gelir grubundan seyirci tarafından çok seyrediliyor. Onlar, hem yayınlandıkları kanalları, hem reklamcıları hem de reklam vereni memnun ediyor. Bakın bakalım, kaçını siz de seyrediyorsunuz? Bakalım sizin seçiminizle, reytinglerin dili aynı şeyi söylüyor mu?
Binbir Gece açık ara...
Tahmin edebileceğiniz gibi her iki ligin de iki yıldır tartışmasız tek lideri Binbir Gece. Kimi zaman Yaprak Dökümü’ne geçilse de, Binbir Gece sadece reytingiyle de değil, yarattığı etkinlik ve çıkardığı polemiklerle de ekranın şu andaki en kıymetli markası. Onu, uzun zamandır yarım adım geriden Yaprak Dökümü takip ediyor. Bir ara Binbir Gece’yi geçmeyi başaran Yaprak Dökümü, bu sezon geçen yıla göre daha yüksek bir reyting grafiğiyle seyrediliyor. Uzun yıllara yayılan reyting başarısını da göz önüne alınca, bu sezon RTÜK’ün müdahalesinden sonra oturup yeni baştan çekilen Kurtlar Vadisi Pusu bu listede üçüncü sırada çıkıyor. En kıymetli on dizinin sıralamasını aşağıda verdim. Hepimize böyle tatlı tatlı dizileri ve reytingleri konuşabileceğimiz kansız, silahsız, savaşsız, aydınlık günler dilerim.
İŞTE DİZİLER LİGİNİN EN KIYMETLİ 10 MARKASI
DİZİ ADI KANAL
BİNBİR GECE KANAL D
YAPRAK DÖKÜMÜ KANAL D
KURTLAR VADİSİ PUSU SHOW
SILA ATV
ANNEM KANAL D
AVRUPA YAKASI ATV
KAVAK YELLERİ KANAL D
ARKA SOKAKLAR KANAL D
HATIRLA SEVGİLİ ATV
İKİ AİLE STAR
Kanal 1'in transfer listesindeki üç dizi
TMSF'nin Kanal 1'i Ciner Grubu'na iade ettiği, Turgay Ciner'in de kanalın başına Faruk Bayhan'ı getirdiği bilinen bir şey...
Bir başka gerçek de şu:
Faruk Bayhan, TRT'den Kanal D'ye, Show TV'den Star TV'ye birçok kanalda başarılı işler yapmış bir televizyon yöneticisi...
Turgay Ciner'in Kanal 1'in başına onu getirmesinin sebebi de bu...
Ne kadar tecrübeli bir televizyoncu da olsa Faruk Bayhan'ın şapkadan tavşan çıkaracak ya da kuş kondurarak Kanal 1'i en çok izlenen televizyon kanalı yapacak hali yok...
En çok ve sadık seyircisi olan birkaç yapımı transfer edecek, yeni projeleri de o yüksek reytingli dizilerin arasına serpiştirip Kanal 1'i Kanal D, atv, Show TV ve Star TV'nin top oynadığı lige yükseltecek.
Nasıl ki futbol piyasasında üç büyük kulüplerin ilgilendiği futbolcunun fiyatı yükseliyorsa televizyon dünyasında da bu böyle...
Mevcut kanalların iyi iş yapan bir dizisiyle rakip kanallar ilgilendiği zaman fiyatları artıyor.
Kanal 1'in atv'den "Avrupa Yakası", "Hatırla Sevgili" ve "Sıla" gibi yapımları transfer edeceği haberlerinin önce internette, sonra yazılı medyada çıkmasından sonra Faruk Bayhan, Kanal 1'in birim yöneticilerini toplayıp, şunları söyledi:
"Bundan sonra internet sitelerinde hakkımızda 'Yok şu diziyi transfer edecekler', 'Yok bu diziyi alacaklar' şeklinde haberler çıkarsa sizler için hiç de iyi olmaz. İnternet sitelerini hazırlayanları sizin kadar ben de tanıyorum. O bilgiyi vereni mutlaka bulur, kapının önüne koyarım. Çünkü buradan dışarıya sızan her bilgi transfer etmek istediğimiz dizinin fiyatını artırıyor."
Şimdi geldi sıra Faruk Bayhan'ı kızdırmaya...
Kanal 1'in Ocak 2008'den itibaren ekranına getirmek istediği üç dizinin olduğunu, Faruk Bayhan'ın bu amaçla görüşmeler yaptığını duydum...
Kanal 1'in, Kanal D'den "Yaprak Dökümü"nü, Show TV'den "Doktorlar" ve "Hepsi 1"i transfer edip edemeyeceğini birkaç ay içinde göreceğiz.
Bir dip not:
Faruk Abi, boş yere Kanal 1'de "casus" arama...
"Casuslar" dışarıda...
Kaynak:Milliyet gazetesi 27/10/2007 Ali Eyüboğlu
Sıla İlköğretim Okulu
projesini birleştirip buraya taşıdım...yanlışım olmuşsa af ola...
bu sayfada .gereksiz ise silinebilir.:img-wink:
http://img206.imageshack.us/img206/9370/okul1kopyaxr6.jpg
YAPRAK DÖKÜMÜ TRANSFERİ
TELEVİZYON EKRANLARINDA RATİNG REKORLARI KIRAN ÜNLÜ DİZİ YAPRAK DÖKÜMÜ'NÜN YENİDEN YAPILANMAYA GİDEN KANAL 1'E TRANSFER EDİLECEĞİ İDDİA EDİLDİ
Çarşamba gecceleri hem total seyirci hem A/B sosyo ekonomik grupta rating rekorları kırarak birincilik koltuğunu kimseye kaptırmayan beğenilen dizi 'Yaprak Dökümü'nün Turgay Ciner'e yeniden iadesi gerçekleştikten sonra kanalın başına geçen ünlü tv yöneticisi Faruk Bayhan'ın transfer listesinde olduğu iddia edildi.
TMSF yönetimi tarafından tekrar işadamı Turgay Ciner'e devri gerçekleşen Kanal 1'in, Kanal D, Show Tv, atv ve Star Tv'nin beğenilen yapımlarını transfer ederek izlenirlik oranını artırmayı planladığı ve bu bağlamda Kanal D'nin rating rekortmeni dizisi 'Yaprak Dökümü' atv'den 'Avrupa Yakası' ve 'Sıla' dizilerini transfer etmek için girişimlerde bulunduğu iddia ediliyor.
kaynak: gecce .com
http://gecce.com/pages/haber_detay.asp?haber=87763
Sıla'da heyecanın dozu yükseliyor. Ağalığın alınmasının ardından Boran ve ailesi aşiretten atılır. Böylece aşiret meselelerinde Boran'ın söz hakkı kalmaz. Artık her şey Zinar Ağa'nın ağzından çıkacak sözlere bağlıdır. Öte yandan, töre kurallarına bağlı kalmak konusunda kararlı görünen Zinar için harekete geçme vaktidir: Boran'ın ağalığı süresince yerine getirilmeyen hükümleri uygulamaya başlar. Kimseye ayrıcalık tanınmayacaktır. Hatta kendi kanından olanlara bile... atv 20.00
Ağalığı Boran'dan alan Zinar, yeni intikam planları yapıyor. Bu kez hedefin tam ortasında Sıla var!
Savaşı kazanmak için her yol mübah mıdır?
İstemediği bir evliliğe zorlanan Ümmü, Boran'a sığınıyor! Boran ile Sıla büyük bir tehlike içinde... Yoksa intikam planı yapan Zinar'ın hedefi, Sıla mı?
Gül Oğuz'un yönettiği, Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un rol aldığı 'Sıla' müthiş bir bölümle karşınızda. Dilaver'le evlenmeyi kabul etmeyen Ümmü, son çare olarak Boran'ın evine sığınır. Çünkü aşirette ağaya karşı gelebilecek, onu Zinar'a teslim etmeyecek tek kişi Boran'dır. Öyle de olur... Boran ile Sıla kendilerini bekleyen tehlikeyi fark etse de Ümmü'yü sahiplenirler.
EVDE GERGİNLİK ÇIKIYOR
Sıla, Ümmü'nün aklını çelen kişi durumuna düşer... Bu durum ev içinde gerginlik yarattığı gibi Boran ve Sıla arasındaki ilişkiyi de etkiler... Öte yandan Zinar cephesinde yükselen tansiyonla bütün gözler Sıla'ya döner. Yoksa Sıla bir intikam planının kurbanı mı olacaktır? atv 20.00
Kaynak: Sabah-Günaydın 09.11.2007
Mezopotamya Ovası'nda güneş, yüzyıllardır olduğu gibi batıyor ve her akşam aynı kızıllığa bürüyor Mardin'i
Mardin, sadece ara sokaklarında, hiç beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkan inanılmaz etkileyici taş binaları, binlerce yıllık tarihi, candan insanlarıyla değil, her köşesinden görebildiği Mezopotamya Ovası'ndan ciğerlerinize dolan havasıyla da büyüleyici. O havada başka bir koku, hadi daha ileri gideyim, başka bir enerji var.
Bu enerji, rüzgarla birlikte Kasımiye Medresesi'nden giriyor, yukarılara Kırklar Kilisesi'ne çıkıyor, geçerken yüzlerce eski evin avlusuna hayat dağıtıyor, eski postane binasından geri dönerek Zinciriye Medresesi'nde yeniden tazeleniyor, aşağı inip Ulu Cami'nin bir Ermeni, bir Süryani, bir Müslüman usta tarafından yapılan minaresini yalıyor, Mardin dışına taşıyor. Deyrülzafaran Manastırı'na uğrayıp Midyat'a doğru yola çıkıyor. Süryani köylerindeki çok azı restore edilebilmiş görkemli kiliseleri, manastırları, konukevlerini, camileri geziyor. İşte bu havanın hepsinden aldığı enerji, "Mardin'in neden bu kadar mistik bir büyüleyiciliğe sahip?" sorusunun da cevabı.
Bu kez Mardin'de, daha önce rastlamadığım bir hareketliliğin içine düştüm. Sokaklar inanılmaz kalabalıktı. Manastırların, kiliselerin, medreselerin önünde kuyruklar vardı. Otellerde yer bulmak zordu. Rezervasyonsuz olduğum için bir kez restoran kapısından bile döndüm.
Üzüldüm mü, hayır. Restoranlarda "Bunun yerel adı ne?", "Bu hangi ottan yapılıyor?" sorularını soran insanların çocuksu merakı, tersine hoşuma gitti. Mardin belki de yıllardır hak ettiği kadar ilgiye nihayet sahip oluyordu.
Oysa Mezopotamya Ovası'nda güneş, yüzyıllardır olduğu gibi batıyor ve her akşam aynı kızıllığa bürüyor Mardin'i. Otomobil giremeyen, bol merdivenli ve dar sokakların eşekleri aynı rutinlikle taşıyor çöpleri. Taş evlerin avluları her sabah aynı bildik merasimlerle başlıyor güne. Değişen, Mardinliler'in şimdi bu güzellikleri daha fazla paylaşıyor olması.
Kilisede türbanlı kadınlar
DHA Mardin Muhabiri Adnan Avuka, herhangi bir sokakta, bilinmedik bir kapıyı çalıyor. Yukarıdan gelen "Kim o?" sesine misafir geldiğini söylüyor. İnsanlar sorgusuz sualsiz açıyorlar kapılarını ve sizi avluya davet edip, bilmemkaç yılından kalma taş işlemeli kapıyı anlatmaya koyuluyorlar. Çay ikram ediyor, "Başım gözüm üstüne"yle uğurluyorlar. Kimin dükkanına girseniz, işi gücü bırakıp çay söylüyor. Aynı şekilde uğurluyor. Manastırda çayın rengini beğenirseniz, "o sizin güzelliğiniz" oluyor. İnsan böyle şeyleri büyük kentlerde çok az duyuyor!
Mardin'de bir kilisenin sıralarına oturmuş rahibe Hıristiyanlık üzerine soru soran türbanlı kadınlara rastlayabilirsiniz. Başka bir kilisede mum yakan Müslümanlar görebilirsiniz. Müslümanların Müslümanlarla, Süryanilerin Araplarla, Kürtlerin Türklerle hiç anlamadığınız bir sürü dilde güzel güzel konuştuğuna tanık olabilirsiniz. Hiç şaşırmayın. Çünkü Mardin binlerce yıldır böyle; tam ortasındaki Ulu Cami'nin minaresi Artuklular'ın kesme dilimli kubbesini taşıyor. Hemen altında çanlarda kullanılan sekizgen var, onun altında güneşe tapanların, Şemsiler'in güneş arması, onun altında Süryaniler'in de kullanmış olduğu yağmur damlası işareti, onun altında Artuklular'ın kufi yazısı...
Elbette her şey tam olarak güllük gülistanlık değil. Devasa mirasına bugüne kadar çok iyi bakabildiği söylenemez. Taş evlerin arasında yükselen çirkin beton binalar, bunun en belirgin ve üzücü göstergesi. Turizmin belli bir standarda ulaşması için de daha alınacak çok yol var. Ama en azından böyle bir çaba sözkonusu. Daha çok proje, daha iyi niyetli çalışma ve bu çabayı gösteren insanlara destek ihtiyacı her an hissediliyor.
Çayını içtiğimiz genç bir marangoz, marangozhanesinin ovaya açılan geniş terasında Yerel Gündem 21 toplantılarında neler konuştuklarını anlatıyor: "Biz bu binaların tek tek restore edilmesini, sokaklarımızın çirkin beton yapılardan kurtulmasını çok istiyoruz. Ancak bu evlerde oturan insanlar ne yapacak? Hangi parayla bu işe girecek, bir evde birkaç aile yaşıyor, nereye gidecek, nasıl yaşayacaklar?" Yine de yavaş yavaş bazı projelerin hayata geçtiğini söylüyor. Mesela birçok Mardinli gence turizm eğitimi vermiş ve turistik mekanlarda iş bulmalarını sağlamışlar.
Konaklama konusunda da son yıllarda çok ilerlemeler var: Restore edilip turizme kazandırılan Erdoba Evleri ve Artuklu Kervansaray dışında, modern bir şekilde ovaya nazır bir konumda yükselen Büyük Mardin Oteli, şimdilik zor da olsa talepleri karşılıyor. Akşamları Cercis Murat Konağı'ndan Mardin, Urfa, Diyarbakır türkülerinin yanında İstanbul nağmeleri de yükseliyor. Büyük Mardin Oteli'nde erkeklerden oluşan 'saz heyeti' türkülerle birlikte Süryanilerin Reyhani dansıyla eğlendiriyor konuklarını. Daha çok erkeklerin, başlarında içi dolu bir bardakla yaptıkları bu dansın, en çok kadınların ilgisini çektiğini söylemeye sanırım gerek yok.
Bu konuda tek sorun, çok az mekanda içki içilebilmesi. Erdoba ve Artuklu'da içki servisi yok; restoranların çoğunda da. Artık bunca yabancı konuğu ağırlayan, üstelik enfes Süryani şaraplarının -benim gibi bilenler tarafından- içilebildiği bir kente pek yakışmıyor.
Çarşıdaki takvim çok eski
Kısaca şöyle toparlayalım Mardin bahsini: Çirkinliklere şimdilik gözlerinizi kapatın, kapalı gözlerinizi ovaya çevirip-ki bunu kentin hemen her yanından yapabilirsiniz- derin bir nefes alın. Ovanın tüm enerjisinin içinize dolduğunu hissettiğinizde vurun kendinizi sokaklara. Önce ova tarafında, çarşılarla dolu sokakları gezin. Bazı dükkanlarda takvimin kaç yıl öncesinde kaldığına inanamayacaksınız. Dilediğiniz yerde mola verip, bir sandalye bir çay isteyebilirsiniz, çekinmeyin. Çarşılar arasındaki sokaklardaki eski binaları tek tek inceleyin, girebildiğinizin avlusunda soluklanın. Kasımiye Medresesi bu tarafta. Gerçi kendi kendine de batıyor ama orada güneşi batırmak bir Mardin klasiği.
Sonra ana caddenin üst tarafına geçin, Zinciriye Medresesi'ne biraz dik merdivenli olsa da yürüyerek çıkılan kestirme bir yol var. Oradan da ova çok güzel görünüyor. Kırklar Kilisesi de bu tarafta, ona da daha az merdivenle ulaşıyorsunuz. Aralarda Erdoba'nın terasında bir kahve, Murat Cercis Konağı'nın terasında bir şarap, Garajlar Kebapçısı'nda nefis bir et yiyebilirsiniz. Üstelik bu sadece Mardin'in içi. Dışına doğru çıktığınızda karşılaşacaklarınız ayrı bir konu...
Şimdi de Sıla Tokası'yla ünlü oldu
Mardin'in son zamanlarda bunca popüler olmasında, başrollerini Cansu Dere, Mehmet Akif Alakurt, Menderes Samancılar ve Zeynep Eronat'ın paylaştığı Sıla dizisinin katkısı oldukça fazla. Mardin Valiliği Turizm Danışmanı Bülent Erdolu'ya göre dizi iç turizmi acayip etkilemiş. Türkiye'nin her yerinden 'Sıla ziyaretçileri' geliyor kente. Gelmişken de tüm kenti geziyorlar. Yönetmen Gül Oğuz da doğruluyor bu bilgiyi; "Bazen çekimler aksıyor ziyaretçiler yüzünden" diyor.
Gül Oğuz Mardinlilerin deyimiyle 'Gulavız', şu sıralar kentin en popüler kişisi. Geçen hafta "Mardin'e katkılarından dolayı" bir plaket bile aldı. Buluştuğumuz yere, omuzunda 'mor' bir poşuyla geliyor. Kafamdan cahilce geçen "Gelmiş İstanbullu kadın, hemen kendine mor poşu yaptırmış" düşüncemi okuyor önce, açıklıyor: "Bu poşuları burada erkekler takıyor! Bu insanlara bayılıyorum" diyor. Dizisi, bölgede yaşayan kimi insanlar tarafından 'ağalık sistemini meşrulaştırmakla' ya da 'gerçekleri yansıtmamakla' eleştiriliyor ama o aynı şeyi düşünmüyor: "Bu dizi töreye göre yaşayan insanlara farklı şeyler söylüyor, kadının ezilmesine, öldürmeye karşı olan bir ağa tanıyor insanlar, bu kaç kişinin fikrini değiştirebilirse, benim için kardır" dedikten sonra, aldığı olumlu tepkileri sıralıyor bir bir. Sıraladıkları arasında Mardin'in ve insanlarının ihtiyacı olan şeyler de var, bu konuda proje yürütmeyi düşünecek insanlar, sekiz aydır aralıksız orada olan Oğuz'un sözlerine kulak vermeliler bence.
Şu demin bahsettiğim mor poşu, o gece Gül Oğuz'un sırtından benimkine geçip, bavulumun içinde İstanbul'a yollanmadan önce biz 'Sıla Tokası' mevzuuna geçiyoruz. Dizide Sıla karakterini canlandıran Cansu Dere'nin saçına taktığı altın toka, bir fenomen olmuş durumda. Sadece Mardin'de değil, Türkiye'nin her yerinde ve Avrupa'da! Bir kuyumcunun günde 1000 tane (Yazıyla bin) sattığını söylüyor Oğuz. Mardin'deki kuyumcuların istisnasız hepsinin vitrininde "Sıla tokası bulunur" yazıyor.
Aslında Süryani kuyumcuların yaptığı bu geleneksel takıyı ilk keşfeden Murat Cercis Konağı'ndaki restoranı işleten Ebru Baybara Demir. Yedi yıl önce hem de. Yedi yıldır takıyor. Bir gün Gül Oğuz görüyor başında, çok beğeniyor. Bir tane de ona ısmarlanıyor. Cansu Dere zincirin üçüncü halkası oluyor. Bir çekimde kullanılıp Türkiye tarafından da tanınınca, Sıla tokası zincirinden boşalıyor. Ebru Baybara Demir sonuçtan çok memnun: Çünkü Mardin'i tanıtan bir unsur daha, üstelik güzel bir unsur.
Mutlaka yapın
Mardin'den 4 kilometre uzaklıkta bulunan ve adını safrandan alan Dayrülzafaran Manastırı 1932 yılına kadar Süryanilerin patrikhane merkezi olarak kullanılmış. 'Antakya Patriği' sıfatını taşıyan patrik şu anda Suriye'de ikamet ediyor. Artık içinde kafe ve hediyelik eşya satan dükkan da var. Mardin Çarşısı'ndan (ya da Midyat'taki kuyumculardan) telkari gümüş, taze badem şekeri (vanilyalısını da yapmışlar), leblebi, peksimet, Süryani şarabı alın. Camaltı Şahmaran tablolarını Bakırcılar Çarşısı'ndaki Kadir Özcan'ın dükkanında bulabilirsiniz. Nasra Hanım'ın (sağda) İncil'den alınma sahnelerle bezenmiş, insanların örtü olarak kullandığı, el baskısı kilise perdelerini görün (Mardin Diyarbakır Kapı, 0482 212 17 65). Latifiye Camii, Ulu Cami, İsabey ve Zinciriye Medresesi'ni gezin. Akkoyunlular 1430'larda şehre egemen olmuşlar. Kayseriye Camii ve Kasımiye Medresesi bu dönemin başyapıtlarından. Görülmesi gereken yerler listenize koyun. Eski Süryani kilisesi değişik uygarlıklardan eserlerin sergilendiği Mardin Müzesi. Arkeolojik ve etnografik eserler İ.Ö. 4000'lere uzanıyor, kaçırmayın. Göç etmek zorunda kalan Süryanilerin ardından sessizleşen Tur Abdin (Mardin ve Midyat'ın bulunduğu bölgenin tarihi adı) köylerinde dolaşın. Tarihi eserlerin sayısına inanamayacaksınız. Eski adı Hah olan (Süryanice'de çamur demek, tarihte bir çamur deryasında battığı söyleniyor) Anıtlı'daki Meryem Ana Kilisesi'nde mum yakın. Mardin'den Nusaybin'e giderken, 30. kilometredeki Dara harabelerini gezin.
Mardin yolcularına havada mecburi tur
Onur Air haftanın altı günü, THY haftanın üç günü İstanbul'dan Mardin'e sefer yapıyor. THY ayrıca haftanın dört günü Ankara'dan uçuş gerçekleştiriyor. Pegasus ise haftanın iki günü İzmir'den uçuş yapıyor. Havaalanının bekleme sahası tek uçak alabildiği için, uçuşta rötar yapıldığında diğer uçak havada beklemek zorunda kalıyor. Bu nedenle Mardin yolcuları pilotların "Alandaki uçak nedeniyle inişimiz rötarlı olacak" anonsuna alışkın. İyi tarafından bakarsanız, kimi zaman 25 dakikayı bulan rötarlar sırasında uçak yolcuları İpekyolu güzergahını, ilçeleri, şehir merkezini kuşbakışı izleme imkanına sahip oluyor. Akılcı tarafından bakarsanız da "Niye apronu genişletmiyorlar, onu yapana kadar da uçak saatlerini aynı anda inmeyecek şekilde ayarlamıyorlar ki" diye soruyorsunuz. Yetkililere duyurulur.
Nerede kalınır?
Artuklu Kervansarayı 1275 yılından kalma bina çok görkemli. Oda kapılarının kocaman eski tarz anahtarlarla açıyorsunuz. Odalar bölge imkanlarına göre iyi döşenmiş. Yemekler lezzetli. Terasında zaman geçirmek keyifli. Mardin, 0482 213 73 53 www.artuklu.com Erdoba Evleri Tipik bir Mardin yapısı. Şehrin göbeğinde. Mardin, 0482 213 76 77 www.erdoba.com.tr Büyük Mardin Oteli Manzara Mezopotamyalı. Restoranında yerel yemeklerle birlikte içki de içebiliyorsunuz. Mardin, 0482 213 10 47 Öztürk Ailesi Evi Mardin'den Midyat'a giderken, yaklaşık 50 km. sonra, yemyeşil bir ilçe olan Savur'da, Öztürk ailesinin 200 yıllık evi. Savur, 0482 571 21 27 Matiat Otel Odalar temiz ve geniş. Mardin taşından yapılmış kocaman yeni bir bina. Önünde de binanın büyüklüğüyle yarışan bir yüzme havuzu var. Servisi iyi ve genç, güleryüzlü insanlar tarafından yapılıyor. Midyat, 0482 462 59 20 www.matiat.com.tr Nezirhan Otel 4 yıldızlı, güzel bir tesis. Şu sıralar Sıla'nın çekim yerlerinden, akşamları Menderes Samancılar'a bahçesinde mangal yaparken rastlarsanız şaşırmayın. Nusaybin, 0482 446 34 16
Devlet Konuk Evi Eski bir Süryani evinin restorasyonuyla ortaya çıkmış. Çok hoş bir atmosferi var. Midyat, 0482 462 11 01
Nerede yenir?
Cercis Murat Konağı Kişk Çorbası, Sembusek (Kapalı Lahmacun), İkbeybet (Haşlanmış içli köfte), Irok (Kızartılmış içli köfte), Kiliçe (Mardin Çöreği) deneyebileceğiniz yerel lezzetlerden bazıları. Kesinlikle şehrin en iyisi. Mardin, 0482 213 68 41 www.cercismurat.com Gelüşke Hanı Kuyumcular Çarşısı'nın devamında, tarihi bir yapıda hizmet veriyor. Mönüde kebap çeşitleri var. Midyat, 0482 464 14 42
Büyüleyici kentHürriyet / Emel Armutçu 23.10.2007
http://www.ekolay.net/sehir/haber.asp?Page=0&pid=1398&hid=&haberid=473902
dile_mi_sewda 12-11-07, 16:52 “SILA İLKÖĞRETİM OKULU”
KAPILARINI ÖĞRENCİLERİNE AÇIYOR!
atv’nin büyük ilgiyle izlenen dizisi “SILA” bir ilke imza atıyor ve “SILA İLKÖĞRETİM OKULU” eğitime başlıyor!
Çekimleri çoğunlukla Mardin,Nusaybin ve Midyat’da yapılan “SILA” dizisinin yapımcı firması Most Production’ın, geçen sene başlattığı “SILA İLKÖĞRETİM OKULU”nun inşaatı tamamlandı. Tasarımını ve projesini mimar Berna Bora’nın gönüllü olarak yaptığı okulun temeli,Mayıs 2007’de Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Söğütlü köyünde atv yöneticilerinden, yapım firması temsilcilerine, yöre halkından, “SILA” dizisinin oyuncularına kadar büyük bir kalabalığın katılımıyla atıldı. “SILA” dizisinin yapımcıları ile oyuncuları,dizinin cehalete karşı eğitim misyonunu gerçeğe dönüştürme hedefiyle,aynen dizinin senaryosunda olduğu gibi töreyle,cehaletle mücadeleye giriştiler…
Söğütlü köyünde 5 sınıfın bir arada eğitim görebildiği çok ilkel bir bina mevcut idi.
Bu duruma hassasiyetle yaklaşan “SILA” dizisi yapımcıları, Söğütlü köyü çevresindeki diğer köylerden 400 öğrencinin de taşımalı sistem ile eğitim göreceği bu projeyi hayata geçirdiler.Proje kapsamında “SILA İLKÖĞRETİM OKULU”nda fen laboratuarı,bilgisayar odası ve ayrı binada da kültür evi hizmete girecek.
İşte bu büyük projenin resmi açılışı, emeği geçen herkesin katılacağı çok anlamlı bir günde gerçekleşiyor! “Öğretmenler Günü” olan 24 Kasım’da medya, sanat ve iş dünyasının önde gelen kişilerinin de katılımı ile gerçekleşecek olan tören, çeşitli müzik ,folklor gösterileri ve sanatçı röportajları ile renklenecek ve aynı gün atv ekranlarında 14.50’de yayınlanacaktır.
Atv bu sezon sanki bir dizi öğütme makinesi gibi çalışıyor. Dizi piyasasında en çok para harcayan kanal olan atv, bu muazzam yatırıma rağmen ancak eski yapımlarının topladığı reytinglerle ayakta kalıyor. Kanal, yeni sezona tam 14 diziyle birden girdi. Bunların arasından geçen sezonlardan devam eden Avrupa Yakası, Sıla, Selena ve Hatırla Sevgili kanalı taşıyan yapımlar olurken, yeni dizilerin hiçbiri beklenen başarıyı getiremedi. Sayalım...
Tam 17 dizileri oldu
Önce Komiser Nevzat ve Ertelenmiş Hayatlar çöpe gitti. Sonra da Fesupanallah. Üçü de yüksek bütçeli, geniş kadrolu, masraflı işlerdi. Onlarla birlikte Ferdi Tayfur’un dizisi Yersiz Yurtsuz da bitti. Etti mi size sezonun ikinci ayından dört dizi. Devam...
Kanalın elindeki yeni projelerden El Gibi, Elveda Rumeli ve Sessiz Gemiler de orta sıralarda dolaşıyor. Bu üç dizinin hiçbiri, haftanın en çok seyredilen yapımları listesinde değil üst, orta sıralarda bile yer alamıyor. Kanalın Show’dan transferi Hepsi 1 de reyting liginin ancak orta basamaklarında dolaşıyor. Zaten Show’da da öyleydi. Hâlâ merak ederim acaba durup dururken Hepsi 1 niye transfer edildi? Kara İnci birkaç hafta daha ekranda kalacak ve büyük ihtimalle o da kaldırılacaktır. İlk yirmiye giremeyen Senden Başka için de kaçınılmaz son, bunu görmek için kahin olmaya falan da gerek yok yakındır.
Sezonun en pahalıları
Önümüzdeki günlerde atv’de üç tane yeni dizi daha başlayacak. Böylece kanalın bu sezon elindeki dizi sayısı 17’ye çıkacak. Onların da isimlerini söyleyelim: Sinekli Bakkal, Karayılan ve Kelebek Çıkmazı. Özellikle Karayılan sezonun en pahalı dizilerinden biri.
Şu anda atv’yi yöneten ekip, TMSF tarafından atanan isimlerden oluşuyor. Yani bir anlamda yarı resmi görevliler, emanetçiler. Aslında yapmaları gereken masrafları olabildiğince kısmak ve kanalı, yeni sahibine en az gider ve zararla bırakmak. Ancak bunun tam tersini yapıyorlar.
Dizilere ve öteki projelere harcadıkları paralarla, başında patronu bulunan bütün rakiplerine fark atıyorlar. Yaşanan bu tuhaf durum insanın aklına “Devletin malı deniz...” diye başlayan o tatsız deyişi hatırlatıyor. Atv’nin TMSF’ye geçtikten sonraki hali, devletin medyaya olabildiğince az müdahale etmesi gerektiği konusuna dört dörtlük bir örnek oluşturuyor.
Kanal, dizilere saçtığı bu para yetmezmiş gibi, şimdi de gündüz kuşağında yeni bir atağa başlıyor. Harcanan bu paralara rağmen atv, dizilerin kanalı olma hüvviyetini çoktan rakiplerine kaptırmış, her gün biraz daha eriyip, iyice ufalıyor. En tuhafı da, bu konuda kimselerden çıt çıkmıyor.
Kanal 1 ne yapacak?
Yarın Turgay Ciner’e iade edilen Kanal 1’in atv’den ilk olarak hangi yapımları transfer edeceğini yazacağım. Kanal 1’in beklenen ve yavaş yavaş ayak sesleri de hissedilen operasyonundan sonra atv’den geriye ne kalacak? Onu da hele şu satış işi bir gerçekleşsin, önümüzdeki haftalarda anlatacağım.
Şimdi de söz sırası atv’cilerde
Sıcak bir mayıs günüydü. İşyerindeki masasında çalışırken beyin kanaması geçiren babamı, Sabah binasından çıkartıp ambulansa bindirdim ve hemen bitişikteki atv’nin önünden geçip civardaki en yakın hastaneye yetiştirdim. Ancak geç kalmıştım... Sabah Grubu İstanbul’a ilk geldiğinden beri o müessesede çalışıyordu babam. O zamanlar atv daha yeni kurulmuştu. O sıcak mayıs gününden tam bir hafta sonra babam aramızdan ayrıldı. Babam, Sabah’ın önünde bütün atv’cilerin de hazır bulunduğu bir törenle ebedi istirahatgahına uğurlandı. Tören ve cenaze aynı gece atv Ana Haber’de yayınlandı. Ali Kırca haberi sunarken “Bugün hepimiz çok üzgünüz. Çünkü hepimizin Kemal Abi’si vefat etti” ifadesini kullandı. Benim için zor yıllardı...
Ben dün neyi yazdım?
Dün atv’nin bu sezon yaptığı operasyonları eleştiren bir yazı yazdım. Birçok diziyi yayına sokup kaldırıyorlar; ancak ellerindeki Sıla, Avrupa Yakası ve Hatırla Sevgili gibi eski dizilerinin dışındakilerle bir türlü istedikleri başarıyı yakalayamıyorlardı. Kanalın yönetimi TMSF’de yani devletteydi. Yönetenler de TMSF tarafından atanmış kişilerdi. Atv, önümüzdeki ayın başında ihaleye çıkacaktı ve kanalı da yeni bir patron satın alacaktı. O yüzden rakipleri gibi davranmamaları gerektiğini düşünüyordum. Çünkü sonuçta emanetçiydiler ve kanalı kısa süreliğine yönetmeye gelmiştiler. Onların yerinde olsam, hedefimi kanalı yeni patronuna olabildiğince az masraf ve zararla teslim etmek olarak koyardım. Dünkü yazımda da bunu anlatmaya çalıştım.
Ümit Önal aradı...
Dün atv’nin Genel Müdürü Ümit Önal’dan bir telefon aldım. Bu sektörde durmanın mümkün olmadığını, atv gibi bir markanın değerini koruyabilmek adına rakipleri gibi sürekli yeni diziler yayınladıklarını söylüyordu. Elbette doğruydu bu söylediği. Medya gibi çok hareketli bir sektörde durmak, gerilemek, düşmek yani yarıştan uzaklaşmak demekti. Ümit Önal ve arkadaşları, bu süreci ellerindeki imkanlarla ve olabildiğince az zararla kapatmayı değil, rakipleri ne kadar yeni dizi ve proje yapıyorlarsa, aynı yoğunlukta bir yayın yaparak geçmeyi seçmişlerdi. Uzun uzun konuştuk Ümit Önal’la. Kendisine de bir kanal yöneticisinin yapması gereken şeyin bu olduğunu söyledim. Ancak aynı görüşmede, bir TMSF yöneticisinin bunu yapamayacağını da dilim döndüğünce defalarca tekrar ettim. Hala da aynı fikirdeyim.
Ben öyle yapmazdım
Çünkü bir ay sonra yeni bir patronu olacak o müessesenin. Ve belki de bambaşka bir yayın politikası seçecek. Yani atv’yi yönetenlerin, patronsuz ve ihale günü bekleyen bir kanal olduklarını unutmamaları gerekiyordu. O yüzden de büyük yatırımlara girmemeleri lazım geliyordu. Bu ara dönemi, olabildiğince az hasarla atlamayı sağlayacak bir yol seçmeleri gerekiyordu. Öyle yapmadılar. Gerçek bir özel sektör kuruluşu gibi davrandılar. Ancak devlet tarafından atanmıştılar. İşte işin aklıma yatmayan kısmı da tam buradaydı. Ve reyting verileri de beni haklı çıkarmaktaydı. Çünkü atv, markasının gücünü son dönemde gösterime sürülen işlerle değil, yıllardır devam eden eski yapımlarıyla korumaktaydı.
Gelelim Kanal 1 meselesine. Uzun zamandır medya kulislerinde Kanal 1’in atv’den transfer edeceği diziler konusunda değişik görüşler öne sürülüyor. Ben, Kanal 1 ilk olarak atv’den Sıla’yı alacaktır diyorum. Çünkü Sıla bir FM Yapım dizisi. FM yapımın M’si Mustafa Oğuz’un isminin ilk harfi. F ise ortağının yani Faruk Bayhan’ın isminin... Yani Kanal 1’in yeni en tepe yöneticisinin. Bu yüzden Sıla, ilk fırsatta Kanal 1’e geçecektir. Çünkü dizi zaten Faruk Bayhan’ın kendi projesidir. Peki Ümit Önal’la konuşmamızın sonucu? Onu da önümüzdeki haftalarda göreceğiz. Eğer atv’nin TMSF yönetimindeki süreçte gösterime soktuğu dizileri, diziler liginde üst sıralara tırmanmayı başarırsa, yanıldık diyerek hatamızı yine ilk kendimiz düzelteceğiz.
Niye Bizim Ekran?
Yok eğer kanal yeni patronuna satıldığında hala eski dizileriyle reyting toplamaya devam ediyorsa, o zaman da Ümit Bey’den yeni bir telefon daha bekleyeceğiz. Merak etmeyin, kimin yanıldığını öğrenmek için önümüzde bir aydan daha az bir zaman kaldı. Son söz olarak da şunu söylemek durumundayım. Bu köşedeki hiçbir yazı, hiçbir satır kimseyi kollamak adına ya da kimseye önyargıyla yaklaşılarak yazılmadı. Bu köşe, sizin sesinizi yansıtmak amacıyla kuruldu, o amaçla tasarlandı. O yüzden de Bizim Ekran adını aldı. Anlaştık mı?...
Kaynak: Vatan gazetesi Mehmet GÜLER
SIla’da bÜyÜk bİr hata yaptIm
Kanal 1’in, atv’den ilk transfer edeceği dizinin Sıla olduğunu yazdım iki gün önce. Çünkü Sıla bir FM Yapım dizisiydi. FM Yapım’ın F’si de, Kanal 1’in en tepe yöneticisi Faruk Bayhan’ın isminin ilk harfiydi. O yüzden ben de düz bir mantık kurup Kanal 1 ilk önce Sıla’yı transfer eder dedim. Ancak Faruk Bayhan telefon açıp böyle bir şeyin söz konusu olmadığı söyledi. Atv’nin dizileriyle, en azından şimdilik ilgilenmediklerinin altını çizdi.
Elbette kendi ağzından ifade ettiği sözlere itibar edilmeli, ben de ediyorum. Ancak asıl büyük hatayı başka yerde yaptım, onu da itiraf ediyorum. Çünkü Sıla’dan bahsederken, diziye gönül veren, her şeyiyle ilgilenen ve Sıla’yı adeta kendi çocuğuymuşçasına büyütüp, yetiştiren Gül Oğuz’un adını anmadım.
Kanallar arası transfere odaklanıp, o projenin gerçek sahibini atladım. Sıla elbette ve herkesten önce Gül Oğuz’un projesidir. Ve benim gibi işi televizyon yazarlığı olan birisi, bir projeden bahsederken mutlaka o işin gerçek sahibini de söylemelidir. Sıla’nın Kanal 1’e geçip geçmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ama o yazıda Gül Oğuz’un isminin geçirmediğim için gerçekten hata ettim, bunu da önce kendimiz düzelteceğiz. Düzeltiyorum...
Memed Güler/Vatan Gazetesi
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=147153&Categoryid=4&wid=132
20:00 Yerli Dizi Sıla
Tüm zorluklara birlikte göğüs geren Sıla ve Boran bu gece şok bir gelişmeyle sarsılıyor!.
Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt'un oynadığı Sıla'da sürpriz simalarla birlikte ortalık karışıyor! Bu akşam: Zorluklara birlikte direnen Sıla ve Boran, beklenmeyen bir durumla sarsılır. Artık birbirlerine farklı cephelerden bakmaya başlarlar. Onları zor günler beklemektedir. Öte yandan Boran'ın izlediği yola katlanamayanlar bir kez daha harekete geçer ve hain bir plan hazırlar. Ve Boran farkında olmasa da onu hedef alan ok yaydan çıkar. atv 20.00
kaynak:http://www.sabah.com.tr/gny/televizyon_kanal,1.html
!! Elyf !! 17-11-07, 07:14 'Sıla'nın okulu haftaya açılacak
http://img263.imageshack.us/img263/6826/16107f83c8c35643be45b5fwk9.jpg (http://imageshack.us)
'Sıla'da Cansu Dere ve M. Akif Alakurt başrol oynuyor.
atv'nin reyting rekortmeni dizisi 'Sıla'nın yapımcısı Most Production tarafından Nusaybin'in Söğütlü köyünde yaptırılan ilköğretim okulu, 24 Kasım Cumartesi eğitime açılacak. Projesini mimar Berna Bora'nın gönüllü olarak yaptığı Sıla İlköğretim Okulu'nda, 400 öğrenci eğitim görebilecek. Fen laboratuvarı, bilgisayar odası ve kültür evi de bulunan okulun açılış törenine; sanat, medya ve iş dünyasının ünlü isimleri katılacak.
Kaynak : Sabah Gazetesi
Zap'tiye
Binbir Gece'de Onur at sırtından inmiyor. Sıla'da Boran Ağa karısına en sevdiği atını hediye ediyor. Dağlar Delisi ormanda at koşturup duruyor. Asi dizisinde de bolca at sahnesi var. Eh, Karayılan deseniz dönem gereği zaten süvari... Belli ki reyting maniası atla geçiliyor!
Yüksel Aytuğ/Sabah
İşte 7 gecenin 7 şampiyon dizisi
PAZARTESİ: Haftanın en zor gecelerinden birisi. AB Grubu’nda Bıçak Sırtı, Tüm Kişiler’de Arka Sokaklar yarışı önde götürüyor. İkisi de birer Kanal D dizisi. Pazartesi geceleri reyting listeleri iki kategoride de büyük farklılıklar gösteriyor. Doktorlar, Elveda Rumeli ve İki Aile üst sıralarda yer bulabilirken, Köprü ile Kuzey Rüzgarı’nın reytinglerinde düşüş gözleniyor. Fox’un Yemin’i ise rakiplerini oldukça geriden takip ediyor. Bugün atv ekranında kanalın en iddialı yapımlarından Karayılan başlayacak. Haftanın bu ilk gecesinin reyting trafiği iyice karışacak.
SALI: İki sezondur Binbir Gece salı gecelerinde bütün reytingleri silip süpürüyor. O yüzden hiçbir kanal Binbir Gece’nin karşısına iddialı projeler süremiyor. Günün ilk on yapımı arasında girebilen diğer iki dizisiyse, Sessiz Fırtına ve Ezo Gelin olarak şekilleniyor.
ÇARŞAMBA: Yaprak Dökümü bu sezon Binbir Gece’yi tahtından indirmeyi başardı. Son iki haftadır, her iki reyting kategorisinin zirvesinde de Yaprak Dökümü vardı. Dizinin yayınlandığı saatlerde, açık olan her iki televizyonun birisinde Yaprak Dökümü izleniyor. Avrupa Yakası geçen sezon Yaprak Dökümü’yle kısa bir süre mücadele edebilmişti. Ancak daha sonra hiçbir çarşamba akşamında birincilik göremedi. Avrupa Yakası, bu gecenin müzmin ikincisi. Dudaktan Kalbe ve Elveda Derken de ilk ona girmeyi başarırken, Emre Altuğ’lu El Gibi ise arayı açtırmama mücadelesi veriyor.
PERŞEMBE: Diziler ligindeki en amansız yarışlardan biri de bu gece yaşanıyor. Perşembe geceleri, Kurtlar Vadisi Pusu’nun liderliğinde kapanıyor. Bu hafta tekrar bölümü yayınlanan Annem ve Kavak Yelleri ilk üçün öteki basamaklarında yer alıyor. Bu hafta ilk defa haftanın en çok seyredilen dizileri listesine bir Samanyolu TV yapımı da girdi. O da idealist bir doktorun öyküsünün anlatıldığı Tek Türkiye’ydi. Gecenin diğer dizileri Tatlı Bela Fadime, Bez Bebek ve Kelebek Çıkmazı’nın birincilik iddiaları yok; onlar orta sıralarda dolaşıyor.
CUMA: Seda Sayan ve Tamer Karadağlı’nın dizisi Fedai, ilk bölümünden oldukça parlak bir reyting grafiği sergiledi. Günün başka iki iddialı yapımıysa iki atv dizisi; Sıla ve Hatırla Sevgili. Asi ve Sevgili Dünürüm de onlarla yarışıyor. Devreye Show’un Pusat ile Eşref Saati ve Kanal D’nin Menekşe ile Halil’i girince, cuma gecesinin reyting trafiği de iyice karışıyor. Cuma gecelerini kimin kazanacağını görmek için, belli ki biraz daha beklemek gerekiyor.
CUMARTESİ: Diziler açısından zayıf bir gece. Yine iki Kanal D dizisi, bu hafta maç yüzünden ertelenen Zora |