Kaan
09-10-06, 12:54
Merhaba.
Dizideki beğendiğiniz replikleri ve yazdığınız şiirleri buraya ekleyebilirsiniz.
Sevgi ve saygılarımla
Dizideki beğendiğiniz replikleri ve yazdığınız şiirleri buraya ekleyebilirsiniz.
Sevgi ve saygılarımla
|
Tüm Versiyonu Göster : Sıla - Anektodlar ( Replik Ve şiirler) Kaan 09-10-06, 12:54 Merhaba. Dizideki beğendiğiniz replikleri ve yazdığınız şiirleri buraya ekleyebilirsiniz. Sevgi ve saygılarımla cinar&mavi 09-10-06, 14:27 4.bölüm b:sila... annenler giderken bi kaza gecirmisler s:ne??? b:bi kamyonla carpismislar....ikiside....allah rahmet eylesin s:ne bu??yeni numaranizmi?simdide annene baban öldü unut gitsinmi demek istiyosun? b:bunun yalanimi olur sila?nolduysa onu söylüyorum s:olamaz s:bana yalan de(aglamaya baslar)bana yalan de(borana vurarak)bana yalan de nolur bana yalan de b:(kolarindan tutarak)yapma sila yapma sila s:(bayilir) b:sila sila kalk uyan sila anaaaaa (diye bagirir)bakin buraya ana yetisin b.annesi:noldu oglum noldu?? b:bayildi b.annesi:kolonya b:sila sila uyan hadi(sonra annesine bakarak)annesinin trafik kazasi gecirdigini söyleyince dayanamadi b.annesi:oglum öyle hemen söylemeseydin.üveyde olsa öz bileydi.(kolanya koklatarak)acilacak simdi acilacak b:hadi sila ses ver b.annnesi:heh kendine geli s:(ayilmaya baslar mirildanarak)anne,anne (borana)beni annemlere götür b:sen önce bi kendine gel s:(aglayarak)beni annemlere götür b.annesi:oglum hangi hastanedeyse götür,bazen inanmasi icin gözleriyle görmesi gerekir. b:daha kötü olmasin? b.annesi:bikere kötü olur sonra alisir.ölüme dur diyenmi var b:sila b.annesi:hadi yavrum b:hadi kalk hazirlan gidelim ozaman b.annesi:hadi (der ve silayi kaldirmaya yardimci olur) asagida cihan:sen bildigini söyliceksin,(yukardan gelen sila ve borana bakarak)hani yani yalanci durumuna düsmekte,bizim agrimiza gitti ama sahit var b:cihan öyle sacma sapan seylerle ugrasacak zamaninmiz yok bizim cenazemiz var c:buda önemli bir mesele.bizimde serefimiz söz konusu(borana)sen silayi heryerde aramadinmi??kaybolmadiysa niye aradin??(sinirlenerek silaya)sende söylesene kacmak icin yardim istemedinmi? b:(silaya bakar)hadi sila gidelim biz s:dur bi dakika(cihana)evet senden yardim istedim(boran yere bakar)ama beni borana götür diye,kayboldum diye c:yalan söylüyo(silaya)sen kacmak istemedinmi?havaalanina gitmek istemedinmi?yalanmi he istemedinmi? b.babasi: (aya kalklar)yeter,kac gündür birbirinizi yiyorsunuz nedir bu dava böyle???derhal bu duruma bi son verin.cihan,sende agani yalanci cikarma cabalarindan vaz gec C:ama sahit var amca,ben degil onlar yalan söylüyo b.babasi:....... yarisina döndü,o o yalanci diyor bu bu yalanci diyor.tamam dava burda kapandi b:baba biz hastane ye gidiyoruz (boran ve sila arabaya bineler) simdilik bukadar isterseniz devam yazarim:img-grin2 cinar&mavi 09-10-06, 15:17 devam ediyorum arabada: b:bu acinla benim icin yalan söyledigin icin tesekkür ederim s:sende benim icin yapmisitin (ve boran arabayi calistirir) s: (durmadan aglar) b:biraz durmak istermisin? s: (hayir anlaminda kafasini sallar) s:nekadar kalcaklar burda? b:hastanedemi? s: (evet anlaminda kafasini sallar) b:en fazla iki gün......sonra cenazeleri istanbula naklettirmek lazim...herhalde oraya gömülmek isterlerdi dimi? s:gidebilecekmiyim cenazelerine? b:tabiki gidiceksin,son yolculuklarinda yanlarinda olman sart.bu senin evlatlik görevin.seni bilhassa ben götürücem. s:tesekkür ederim b:bunda tesekkür edilecek bise yok.izin vermeseydim zalimlik etmis olurdum. s:sanki,sanki böyle eve gidince onlar beni kapida karsilayacakmis gibi geliyo,sanki hersey ayni olcakmis gibi geliyo onlari cok özledim,onlara ayit olan herseyi cok özledim anncimmm (sürekli aglamaktadir) (ve arabadan inerler boran silaya inmesi icin yardim eder onu kolundan ve belinden tatuar) b:sila,onlari nasil bulcagimizi bilmiyorum...istersen ben gidip bakim haaa?? s:bende gelcem b:peki s: (annesini görünce aglamaya baslar)anneee,anneee b:sila,hadi gidelim s:biraz daha kalim,biraz daha (ikiside cikarlar) b:cok zor biliyorum ama,güclü olman lazim.keske yapabilecegim bisi olsaydi nolursun virayetini kaybetme bu sirada akarbasi olan burhan beyler gelir.sila aglayarak ona sarilir) burhan:hepsi senin yüzünden oldu (silanin ayakta durmaya gücü olmadigi icin boran onun ayakda durmasina yardimci olur) s:hepsi benim yüzümden b:olurmu öyle sey.suclama kendini.(boran tam sacini oksayacakken vazgecer) s:allahim keske buraya hic gelmeseydim.babamla geri dönmeliydim b:sen arabada bekle,ben bi su alip gelim (boran burhanlarin pesinden gider) b:bakarmisiniz burhan:ne var? b:ne hakkiniz var silayi suclamaya? burhan sen kim oluyosunda bana hesap soruyosun? b:ben silanin kocasiyim burhan: (sasirarak) öylemi?demek sila hanim evlendi ha?madem kocasisin simdi beni iyi dinle,sila bundan böyle bu ayleyi tanidigini bile unutsun(etrafa bakarak)olmasi gerektigi yerde.orda bi evi bile yok.eyer gelmeye kalkarsada kapidan iceriye sokmam anlsildimi?(tam gidicekken) haa ayrica sakin cenazeye falanda gelmeye kalkismasin.hic birimizin onu görmeye thamüllü bileyok.sila bizim icin öldü!!eyer inad edip gelmeye kalkarsa,kendisi icin hic hos olmayan seylerle karsilasabilir. (boran cok sasrimistir ve burhan beyler hastaneye girerler) Gülcan 09-10-06, 17:25 Sila - Boran Güvercinlerin Odasindaki ilk Konusma S: Bunlardami Töre Kurbani? Bunlar seninmi? B: Hihi S: SIkIlmiyormusun bunlarla ugrasmaktan? B: Aynan sana kendi suratini gösterir. Kimi zaman güzel, kimi zaman cirkin bulursun kendini. Sana apacik dogruyu gösterirken kacisin yoktur. Ama ruhuda yoktur aynanin. Yol gösteremez. Benim aynamda bunlar(kuslar) iste. Her baktigimda beni bana hatirlatirlar. Bana yol gösterirler. Dogduklari yuvayi unutmazlar Ve ikinci bir esle ciftlesmezler. Güzelliklerine bakip aldanma. Yeri geldiginde yuvalari icin canlarini verirler. Sevmeyide, yas tutmayida iyi bilirler. Ve asla Ihanet etmezler Gülcan 09-10-06, 17:26 Sila - Boran Gerdek Gecesi S: Beni burda tutamazsin, burasi özgür bir ülke, duyuyormusun? Gelip beni almayacaklarmi zannediyorsun he? Gelip beni almayacaklarmi...? Boran Silayi zorla kucaklayip merdivenlerden cikarir. S: Yalvaririm birak beni (ve aglar) B: Yeter sus artik! Boran kendi elini kesip, kanini carsafa akitir. S: Napiyorsun sen? Manyakmisin sen? B: Bu senin namusun! Senin namusunda abinin cani, kizkardesimin cani. S: Ne demek istiyorsun? B: Seni Berdel karsiligi gelin aldim. Eger bu nikah kiyilmasaydi abinle kizkardesim ölecekti. Bu Topraklarda Yasalar Törelerdir. Törelerde ne senin nede benim hükmüm gecerlidir. S: Ne bicim agasin sen o zaman? B: Agalar töre yazmaz, sadece uygular. S: Beni birakmayacaksin degilmi? Boran Silaya yüzügü takar. B: Artik benim Karimsin. Genco asiretininde gelinisin. Hic biryere gidemezsin, artik burasi senin evin. moonbeam 09-10-06, 18:06 1. Bölüm Narin (Azad’a) - Ölüm ne ki sevdamızın yanında? Narin (Boran’a) - Seven sevdiği için gerekirse ölmez mi? Sen Yezda için üç köyü birbirine katmadın mı? Boran (Azad’a) - Erkek adam sevdiğini yüreği ile alır. Bu yürekliği daha önce gösterseydin de isteseydin Narin’i benden. Boran - Aşiretimizde başı bağlı olmayan er yok. Amca - Sen varsın ya oğul. Boran - Beni saymayın amca. Firuz Ağa - Bak oğlum 20.000. kişiyi bir arada tutmak kolay değildir. Ağalığı sana vermeden önce de söylemiştim: Gün gelir anan hakkeder sen canına kıyarsın, gün gelir bacın hakkederse kırmızı kuşağı beline dolayıp düğün kurarsın. Yıllardır böyle gelmiş, böyle gidecek. Azad (babasına) - Zaten artık reşit oldu mu biz yırtınsakta bize para mara vermezler. Hem fena mı olur? Ağaya has kızını vermiş olursun. Musluk bir taraftan tıkanır diğer taraftan açılır...Sıla’yı verelim ağaya. Sıla (Çeşme başında kenara çekilen Boran’a) - Teşekkürler. Satıyor musunuz? Boran - Neyi? Sıla - Gülleri. Boran - Hayır. Boran - Neden topladınız peki? (Sanane? Hayret bir şey!) Hayır, satıyorsanız almak isterim de. (Satmıyorum dedi ya, Allah Allah! :icon_roll ) Boran - Satılık değil. Sıla (Bozulur) - İyi. Boran (Ona bir gül uzatır) - Buyrun. Sıla (Gülümser) - Teşekkür ederim. Bekleyin bari biraz para getireyim. Boran - Gerekmez. Sıla - Olur mu öyle şey? Boran - Gerekmez dedim. Sıla - Peki, teşekkürler. (Arabaya biner, babasına) Satsaydı hepsini alıcaktım. Erkan - Satmadı mı? Sıla - Hayır. Demek ki özel birşey için topladı. Belki de karısına filan toplamıştır. (Ne tahmin yeteneği varmış kızda!) Erkan - Olabilir kızım. Bıranın insanları sıcakkanlıdır. Gönlü boldur. (Sıla gülü kitabın arasına koyar) Mehveş - Bebeyken de böyleydi. Siz gibi sokağa çıkıp oynamadı bile. Ortalıktan bir kaybolurdu, ara ki bulasın. Deli olurdu Bedar. Gider atlarla konuşurmuş meğer. Bazı şeyler değişse de insanın özü aynı. Bedar - Hadi kızım, hadi sen yat dinlen. Sonra istersen gelip sırtını ovalarım ben. Boran - İki yıl oldu. Birlikte diktiğimiz erik ağacınıon dalları yemiş yüklü şimdi. Abay - O erik ağacı da suların altında kalacak Hasankeyf gibi. Boran - Onun mezarı da. Abay - Hayat da, ölüm de sular altında kalacak. Boran - Yüreğim çok üşüyecek. Yüreğim daha çok üşüyecek.. Abay - Hadi gidelim artık. Kaç saatttir burdayız. Boran - Zaman hep bizden hızlı davranıyor değil mi? Abay - Giden geri gelmez, ölenle de ölünmez Boran. Boran - Ölünür Abay. Hem de her gün ölünür. Ama kimse bilmediğinden gömülmezsin. Sıla - Ya naptığını zannediyorsun? Boran - Aniden önüme çıktın. Görmedim. Sıla - Görmemişmiş. Dilan (Kolundan çekiştirerek) - Abla. Hadi abla. Gidelim. Boran - Sen Sıla mısın? Sıla (Küstahça) - Evet Sıla’yım. Ye sen? Boran - Boran. Sıla - İyi ama keşke bir özür falan dileseydin. Dilan - Kusura kalma ağam. Biz geç kalıyoruz. Hadi abla. Sıla - Bak hala özür dilemiyor. Dilan (Çekiştirir) - Hadi yürü abla. (Bu sorada Boran yerdeki küpeyi görür) Sıla - Dilan, kim bu adam? Dilan - Ağamız. Narin’in abisi. Buralar göz alabildiğine onun. Toprağın altı da üstüde. Sıla - Toprağı anladım da üstü ne oluyor? :img-haha: Dilan - Yani ... burda yaşayan herkes onun oluyor. Sıla - Amma da ilginç adetleriniz varmış. Bedar - Ya. Aha şu duvarlar şahittir nasıl yaşadığımıza. Adetlerimize. Hepzine sahip çıkarız. Onlardan vazgeçtik mi kendimizden vazgeçtik sayarız. Boran - Adı Sıla'ymış, bak öbür küpen de ondan geldi. moonbeam 09-10-06, 18:11 2. Bölüm Düğündeki kadın - Bak işte her hayırdan bir şer her şerden bir hayır doğar diye boşuna dememişler. Kızım kaçtı diye dizlerini dövdün ama sonunda oğlunun da mürüvetini yeniden gördün. Kevser ana - Şükürler olsun. Düğündeki kadın - İnşallah bu sefer yüzü güler Boran ağamın. Bir daha acı yaşatmasın. Yezda kızın canına kıyışı pek örseledi ağamı. Kevser ana - Yok, bu sefer öyle olmayacak. Her şeyleri tam olacak. Mehveş Teyze (Sıla’ya) - Boran ağa er kişi. Boran ağa seni sevecek. Boran ağa sevdi mi ölümüne sever. Anne - Boran Ağa iyi adamdır. Firuz Ağa - İki yanı da töbe töbe... Bedar - Acaba çok kötü birşey mi yaptık? Mehveş Teyze - Kızını ağaya verdin. Hem de Boran ağa. Yiğittir, hem adaletlidir. Sahiplenir Sıla’yı. Bütün aişret üzerine titrer gör bak. Narin (Boran’a) - Sana bir can borcum var abi. Karınla sen bizden daha mutlu olun inşallah. Emmoğlu Cihan (Boran’a) - Eee izin vermedin ki sırtını yumruklayak... Allah kuvvet versin Boran ağa... (Ayrıldıktan sonra yanındakine) Bakalım suç kimdeymiş. Bunda mı rahmetli de mi? Sıla (Kevser’e)- Birdenbire ne kadar da çok annem oldu. Ama hepsi de canımı acıtıyor. :icon_cry: :icon_cry: :icon_cry: Sıla - (Elindeki cam parçasıyla duvağını açan Boran’a saldırır) Sakın bana dokunma! Sakın! Boran - (Ellerini tutar) Ne demek oluyor bu? Sıla - Uzak dur benden hayvan herif! İnsan tanımadığı biriyle nasıl evlenir? Boran - Ne diyorsun sen? Sıla - (Ellerini kurtarmaya çalışarak) Başıma silah dayatıp evlendiriyorsun ondan sonra da utanmadan karın olmamı bekliyorsun. Ama ben asla senin karın olmayacağım! Asla! Boran - Bırak şunu da adam gibi konuşalım. (Sıla’nın elindeki camı yere düşürmesini sağlar) Sıla - Her şey kaba kuvvet değil mi? Hayvan herif! (Ellerini kurtarıp odadan çıkar. Boran peşinden koşup kolundan tutar) Boran - Neler saçmalıyorsun sen? Kim zorla evlendirdi seni? Kim kafana silah dayadı? Sıla - Azad’la Celil Efendi. (Kolunu kurtarır) İstanbul’dan annen ölüyor diye apar topar getirdiler beni. Meğer herşey planlıymış. Herşey seninle evlenmem içinmiş. (Boran şok içinde arkasını döner. Sıla yumuşar) Sen bunları bilmiyor muydun? (Boran Sıla’ya döner) Boran - Hayır. (Sıla rahatlar.) Sıla - Duydun işte. Bırak beni gideyim. Benim İstanbul’da bir hayatım var. Annem babam ölmüşlerdir meraktan. Döner dönmez de boşanırız. Ne kadar istiyorsan verirler sana. (Boran’ın bu saflık ve cehalete bakışı görmeye değerdi) Belki hala uçak bile vardır. Hem sen de seni istemeyen bir kızla birlikte olmak istemezsin herhalde. Kendine burdan uygun bir kız bulursun. (Boran dönüp yürümeye başlar. Sıla kolundan tutar.) Bakar mısın? (Boran ona döner) Gidebilir miyim? (Boran cevap vermeden dönüp yürümeye başlar) Nereye gidiyorsun? Dur! Bekler misin? Boran - Kızı zorla mı koynuma alayım baba? Firuz Ağa - Gerekirse evet. Sen ağasın. Düğün dernek kuruldu. El aleme şar etme bizi. Artık o senin karın. Aşiretin senden bu gece gerdeğe girmeni bekler. O kadar! (Yuh! Ona da karıştılar :icon_roll ) Sıla - Beni burda tutamazsın. Burası özgür bir ülke. (Boran’ın üstüne yürür) Duyuyor musun? Gelip beni almayacaklar mı zannediyorsun ha? Gelip beni almayacaklar mı? Hı? (Boran tutup onu çekiştirmeye başlar) Yalvarıyorum bırak beni! Kimse yok mu???? Boran - Yeter. Sus artık. (Kucaklar) Sıla - (Debelenir) Ya bırak! Ya bırak! Bu yaptığını çok kötü ödeyeceksin. (Boran ağlayan Sıla’yı yatağın üzerine atar. Yerden cam kırığını alıp elini keser, kanı çarşafa damlatır) Napıyorsun sen? (Yataktan kalkıp çarşafa bakar) Manyak mısın sen? Boran (Çarşafı çekip alır) - Bu senin namusum. Senin namusun da abinin canı, kızkardeşimin canı. Sıla - Ne demek istiyorsun? Boran - Seni berdel karşılığı gelin aldım. Eğer bu nikah kıyılmasaydı abinle kızkardeşim ölecekti. Bu topraklarda yasalar törelerdir. Törelerde ne senin ne de benim hükmüm geçer. Sıla - Ne biçim ağasın sen o zaman? Boran - Ağalar töre yazmaz, sadece uygular. Sıla - Beni bırakmayacaksın değil mi? (Boran çarşafı bırakır, kanlı eliyle Sıla’nın parmağına nikah yüzüğü takar) Boran - Artık benim karımsın. Genco aşiretinin de gelinisin. Hiçbir yere gidemezsin. Artık burası senin evin. (Çarşafla dışarı çıkar. Sıla ağlayarak yüzüğü çıkarır) Boran (Sabah Sıla’yı avluda uyurken bulur, eli saçına gider, dokunamaz. Omzundan dürter) - Sıla. Sıla. Ben çıkıyorum. Sen de odana git istersen. Sıla - Hiçbir yere gitmiyorum. Boran - Az sonra gelirler. Burda olman iyi olmaz. Sıla - Nedenmiş o? Boran - Olmaz da ondan...... Hadi git....... (Kıpırdamadığını görünce sesini yükseltir) Sıla! Git dedim. Sıla - Şimdi gidiyorum ama bil ki ilk fırsatta kaçacağım. Boran - Burdan bir yere kaçamazsın Sıla - Ölümü göze alınca her yerden kaçılır. Boran - O kadar mı? Ayşe’nin Anası - Böyle şeyler yaptırıyoruz kıza, terbiyesi bozuluyor valla. Sıla - Bana gelin ağam deme. Ayşe - Tamam gelin ağam. :img-hyste Sıla (ailesine) - Sizi mahkemeye vereceğim. Boran - Kızın evleneceğinden haberi yokmuş Abay. Abay - Ne?! Boran - Yokmuş işte. Ailesi kızı kandırmış. Abay - Eee? Boran - Bütün gece kuş gibi çırpındı durdu. Ama yapacak birşey yok. Ben vazgeçsem büyüklerimize söz geçmez (Hakketen nerde senin ağalığın ki o zaman? :roll: ) Abay - Ne demek yapacak birşey yok? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor? ... Bak. Yaranı deşmek istemem ama Yezda da bu töreler yüzünden kıymadı mı canına? Sana bir evlat veremediği için kendinde buldu kusuru. Şimdi de bu kız yanmasın. Boran - Bir şey yapamam. Abay - Boran sen agasın. Al götür onu. O senin topraklarına alışamaz. Ama belki sen onun topraklarına alışabilirsin. Sen ki kuşların dilinden anlarsın Boran. Bırak kuşu kafesinden uçsun. Sen de onun yanında uç. Belki böyle kazanırsın onu. Ama burda imkansız. Boran götür onu. (Boran Sıla’ya gül verişini hatırlar http://www.askasurgun.kazorum.com/images/smiles/o_heartbeat07.gif ) Boran - Dudağına ne oldu Sıla? Sıla - Yok bişey. Boran - Ne demek yok bişey? Kendiliğinden mi oldu? Sıla - Yok bir şey diyorum (Sıla gider). Boran - Ana? Kevser ana - Azad vurdu. Boran - Ne?!!! Kevser ana - Azad vurdu diyom. (Boran döner) Oğlum abisidir, döverde severde. (Anası Boran’ın koluna sarılır) Boran - Bırak ana. (Boran çıkar) Firuz Ağa - Gene dellendin oğul, azcık dur. Kevser ana - Ağam arkasından seslen. Gidip de ne edecek? Firuz Ağa (Korumalara) - Aziz, siz de gidin. Yalnız bırakmayın ağayı. Celil - Azad ne etti ağam? Boran - Ben de onu öğrenmeye geldim. (Azad’ı yakasından tutar) Niye vurdun Sıla’ya? Azad - Ağam anama babama karşı çıkmıştır. Örfümüzü adetimizi öğrensin asi gelmesin diye vurdum. (Boran yumruğu geçirir, yakasından tutar tekrar) Boran - Sen de öğren örfünü adetini. Kimse karıma dokunamaz. Anladın mı? Abisi olsan dahi el kaldırmazsın. Azad - Ağam - Boran - O artık benim karım. Benim namusum. Kimse dokunamaz. El süremez. Ona saygısızlık eden bana saygısızlık etmiş demektir. Azad - Bilemedim ağam. Affet. Yoluna kurbanım. (Boran bir daha tokatlamak için elini kaldırır ama vurmak yerine Azad’ı yatağa savurur) Cihan - Biz boran ağa ne diyorsa onu yapıyoruz Bedar kadın. Gelin kaçarsa en başa döneriz bunu biliyorsun. Senin kızın berdeli kendi bozdu, damadın üçünün canını alınmasını buyurdu. Dönüş yok artık. Narin - Abimi aramak istiyorum. Cihan - Yürü Narin. Ve ne diyorsam onu yap. Celil - Yaktın bizi Sıla. Ocağımızı söndürdün. (Yuh!!!! :icon_evil ) moonbeam 09-10-06, 18:15 3. Bölüm 1. Kısım Cihan - Seni ilk gördüğümde - tabi gelin olduğunu bilmiyordum - işte dedim, aradığım kız bu dedim. Hele öyle kalkıp oynayınca filan hepimizin başını döndürdün. Cihan - Pek sertmişsin. Ama ben Boran değilim. Benden kaçamazsın. Amca - Napalım ağam? Hemen infaz emrini verelim mi? Narin - Baba! Benden yüz çevircek kadar kötü naptım baba? Biz Azad’la sevdamızın peşinden gittik. Namusumuza halel getirecek hiçbir şey yapmadık. Şimdi sevmenin sonu ölüm? Madem bu kadar kararlısınız bizi öldürmeye sevdamızın bitmeyeceğini bilin isterim. Unutmayın hükmünüz bedenimizedir sadece. Cihan (Kendi kendine düşünür) - Tükenmektesin Boran ağa. Tükeneceksin. Sen benim elimden sevdiğimi aldın bende senin karını alacağım. Boran - Neler oluyor burda? Cihan - Sen sefa peşindeyken biz iz peşindeydik Boran! Boran - Ne saçmalıyorsun sen Cihan? Nasıl benim karıma silah çekersin? Cihan - Töreyi bozdu. Şehirden kaçarken ben yakaladım. Yine kaçmaya yeltendi. İzin mi verseydim? Boran - (Yakasından tutar) Kimse benim karıma silah çekemez! Cihan - Oldu. Hepimizin namusunu sokağa düşürsün ben seyredeyim. Ben senin kadar geniş olamam Boran Ağa. Boran - (İki okkalı yumruk geçirir) Sen kimsin ki böyle hüküm veriyorsun? Aşiretimin namusunu ben korurum. Sana hacet yok. (Döner, yürür. Adamlarına) Azad’ı hastaneye götürün. Cihan - Bunu yapamazsın Boran. Yeter töreyi çiğnediğin. Boran - Haddini bil de konuş Cihan. Çok ileri gidiyorsun. Narin - Abi! Boran - Merak etme Narin. Dua et yeter. İyileşecek. Hadi çocuklar. Sıla sen benimle gel. Abay sen Narin’lerle git. Abay - Sen merak etme Boran. Boran - Sıla hadi bin arabaya. Sıla - Bunlar benim yüzümden mi oldu? Bütün bunlar benim yüzümden mi oldu? Boran - İyi misin? Sıla - İyiyim. Boran - Sen iyi değilsin. (Arabayı durdurur, Sıla iner ve çıkarır) İyi misin? Hadi gel yüzünü yıkayalım. (Sıla sendeleyince onu kolundan tutar, yürümeye başlarlar. Sıla tökezler) Bana yaslan. (Sıla’yı omzuna yaslar) Hadi. Otur. (Yüzünü yıkar, ellerini ıslatır) İyi misin? Sıla - Teşekkür ederim. (Bakışırlar. Boran kalkar) Burası ilk karşılaştığımız çeşme değil mi? Boran - Evet. Sıla (Birden ciddilerşir. Ters ters) - Neyse. Artık iyiyim. Gidebiliriz. Sıla - Niye durduk? Sana soruyorum niye durdun? Pişman mı oldun beni kurtardığına? Dönüp onlara mı vereceksin tekrar? Tam yumuşuyorsun, insan zannediyorum sonra bir anda tekrar hayvanlaşıyorsun. (Boran yan gözle kötü bir bakış atar Sıla’ya. Sıla döner ve kaplumbağayı görür. Utanır, pişman olur., ağlamaya başlar) Yeter artık. Firuz Ağa - Sözümden dönecek değilim. İş işten geçti artık. Kevser - Benim de içim yanar. Ama töre yürümezse başımız yerde kalır bilmez misin? İnsan içine çıkamaz oluruz... Benim de içimde çağlayan yara var. Ama benim senin gibi isyan etmeye bile hakkım yok Bedar kadın. Boran - Baba! Firuz Ağa - Boran sen bağ evine mi gittin? Boran - Evet. Amca - Gelini neden getirdin oğlum? Sen töre nedir bilmez misin? Boran - Amca! Siz naptığınız sanıyorsunuz ha? Nasıl benden habersiz karar alırsınız? Benim sözümün değeri kalmadı mı bu aşirette? Firuz Ağa - O nasıl söz oğul? Sakin ol hele. Boran - Bana sakin ol deme baba. Birbirinizi galeyana getirip silah çekiyorsunuz. Azad vuruldu, ölebilir. Hem de bir hiç uğruna. Firuz Ağa - Aşiret gücünü töreden alır. Hiçbir kan nedensiz akmaz. Boran - Ama bu nedensiz baba. Bilip bilmeden ortalığı dağıttınız. Sıla kaçmadı (Bu sırada Sıla kapıdan geçmektedir, durur ve dinler) Şehri gezdirmesi için ben çağırttım onu. Saatlerce bekledim ama gelmedi. Meğerse burda yargısız infaz yapılıyormuş. Benim karımın naptığına bana sormadan nasıl karışırsınız? Hem de bir yalan üzerine. Amca - Kimsenin yalan konuştuğu yok Boran ağa. Cihan onu yolda buldu getirdi. Basbayağı kaçıyormuş. Onun bunun arabasından medet umuyormuş. Yolda buldu getirdi. Boran - Amca! Sen bana, Gencoların ağasına yaşlancı mı diyorsun? (Amca sinirden yumruklarını sıkar ama Boran kadar başarılı değil) Amca - Boran ağa, sana kimse yalan konuşuyorsun demiyor. Dediğim gibi Cihan onu yolda arabalara el kaldırırken görünce - Boran - Cihan çok ileri gidiyor amca. Yarattığı sıkıntı hafife alnınacak gibi değil. (Bu noktaya kadar kapıdan dinlemiş olan Sıla döner gider) Hem İstanbul’daki işleri de aksatmaya başlamış. Bir an önce dönse iyi olacak. Cihan - En yakın zamanda yalanını ortaya çıkaracağım. Sıla - Neden bunu yaptın? Neden benim için yalan söyledin? Boran - Senin için değil, Azad’la Narin’in yaşaması için yalan söyledim. Bu evlilikteki gibi. Sıla - Şu an burdayım ama durduramayacaksın beni. Bugün olmazsa yarın kaçıcam. 10 yıl sonra olsa da kaçıcam, bu evde senle kalmıycam. Boran - Ne zaman ki bu evden kaçarsın bütün aşiret peşine takılır. Seni de, Azad’ı da, Narin’i de öldürürler. O zaman bu ölümü durduramam. Sıla - Neden peki? Neden onların hayatları bana bağlı? Neden? Boran - Töre böyle. Sıla - Nasıl bu kadar sakin bahsedebiliyorsun ölümden? Boran - Sana daha önce de söyledim. Hepimzin canı töreye bağlı. Bundan dönüş yok. (Sıla Boran’ın belindeki silahı kapıp Boran’a doğrultur) Sıla - Peki. (Silahı birden kendine çevirir, Boran’ın eline tutuşturur) Peki o zaman. Öldür beni. Şimdi öldür. Bitsin bu işkence. Boran (Silahı elinde sallayarak) - Bu çözüm değil. (Silahı geri beline takar) Sen ölsen de berdel bitmez. Celil’in soyundan başka bir kız getirirler buraya. Sıla - Dilan mı? (Boran başıyla onaylar) Bu ne mantıksızlık ya? Bunlar ne biçim töreler? İnsan hayatının hiç mi kıymeti yok? Böyle yaşanmaz ki. Boran - Yüzyıllardır böyle yaşadık biz. Abay - Peki sen naptın Keko? Evdeki durumları hallettin mi? Boran - Yalan söyledim Abay. Bu kızın ettiği işleri iyice karıştırdı. Abay - Onu götüreceksin burdan di mi? Boran - Nasıl götüriyim? Ona hiç güvenim kalmadı. Daha burda zaptedemezken bilmediğim yerlerde nasıl zaptederim? Kevser - Napıyim ağam? Kırılmasın diye. Boran - Abin iyi diyecektim. Yarın eve çıkacakmış. İstersen gidip görürsün. (Sıla cevap vermez) Hadi biz de gidip yatalım artık. Sıla (Kötü kötü bakarak) - Sana iyi geceler. Boran - Sıla. Hadi kalk artık geç oldu. Sıla - Ben böyle iyiyim, gelmeyeceğim. (Arkasını döner, yürür) Boran - Bir kere de dik başlılık etme. Sıla - Gelmek istemiyorum. Ne o? Gece vakti bahçede tek başına oturnaları da mı öldürüyorsunuz? Töreleriniz öyle mi söylüyor? Boran - Ne diyosun sen Sıla? (Kolundan tutar çevirir) Sıla - Bırak kolumu. Boran - Üşiyceksin. Sıla - Sana ne üşümemden? Bırak kolumu (Kolunu çeker) Boran (Yine tutar) - Sıla! Sıla - Bırak kolumu avazım çıktığı kadar bağırırım. Boran - Bağırma. Bağırma. Sıla (Bağırmaya başlar) - Bırak kolumu! Boran - Bağırma dedim. Bağırma. (Eliyle ağzını kapatır) Bağırma. Bağırma. Dur. (Fısıldayarak) Bağırma (Çekiştirerek içeri götürür). Sus! Bağırma. Sus artık. Sus. Zaten zor inandırdım bugün onları. Şansını fazla zorlama. Durumun hassasiyetinin farkında değil misin? Senin yaşadığın yerde herşey farklı olabilir. Ama bu evde benim kurallarıma uyacaksın. Ailem, aşiretim bizi karı koca biliyor. Bu oyunu oynıyacağız. Başka yolu yok. Sıla - Bunu asla yapmayacağım. Boran - Yapamazsak kan dökülür. Başka şansımız yok. Beni daha fazla zora sokma. Şimdi odaya gel...(Çıkar, Sıla gelmeyince geri gelir) Sıla! Hadi ama! Sıla - Bu küpe benim değil mi? Nerden buldun? Sana soruyorum nerden buldun? Boran - (Utanarak) Senin değildi herhalde. Bilmem hatırlamıyorum. (Yalandan kim ölmüş? :icon_roll ) Sıla - Bunlar da mı töre kurbanı? (Ne saçma soru. Ne demek şimdi bu?:icon_roll ) (Boran eline beyaz bir güvercin alır) Bunlar senin mi? (Boran kafa sallar) Sıkılmıyor musun bunlarla uğraşmaktan? (Saçma bir soru daha. Sıkılsa niye beslesin ki? Belli ki zevk alıyor!) Boran - Ayna insana kendi suretini gösterir. Kimi zaman güzel, kimi zaman çirkin bulursun kendini. Sana apaçık doğruyu gösterirken kaçışın yoktur. Ama ruhu da yoktur aynanın. Yol gösteremez. (Pek bir filozofça oldu bu be!) Benim aynam da bunlar işte. Her baktığımda beni bana hatırlatırlar. Bana yol gösterirler. (Tevekkeli her daraldığında soluğu onların yanında alıyor) (Boran elindeki güvercini Sıla’ya uzatır) Doğdukları yuvayı unutmazlar ve 2. bir eşle çiftleşmezler. Güzelliklerine bakıp aldanma. Yeri geldiğinde yuvaları için canlarını verirler. (Aynı ağaları gibi :D :D :D ) (Uzanıp bir beyaz güvercin de kendisi alır. Dışarı çıkarlar) Sevmeyi de yas tutmayı da iyi bilirler (Önce Boran sonra Sıla elindeki güvercini uçurur. Boran Sıla’ya döner) Ve asla ihanet etmezler. (Sıla kollarını ovuşturur) Üşüdün mü? Sıla - Yoo. (Boran ceketini çıkarıp Sıla’nın omzuna koyar. Sıla geri iter) Dedim ya üşümedim diye. İstemiyorum. Boran (Israrcı, ceketi sarar) - İnat edecek zaman değil şimdi, hasta olucaksın. Bizim törelerimizde yardımlaşmak kötü birşey değildir Sıla. (Törenin iyi yönleri mi????) Odaya gelirler. Gözgöze bakışırlar. Sıla ceketi verir) Sıla - Çıkar mısın üzerimi değiştiricem. (Banyoya ne oldu ki?) Boran - Kusura bakma, haklısın. (Boran çıkar. Sıla yataktayken elinde yatak yorgan pijamalı yorgan içeri girer) Sıla - Noluyo? (Boran elindekileri yere koyar) Yok artık, burda yatıcak değilsin herhalde! Boran (Bir yandan yatağını hazırlayarak) - Sana bu oyunu sürdürüceğimizi söylemiştim. Aşiret bu evliliğin gerçek bir evlilik olduğunu sanmalı. Sıla (Alaycı) - Seneye bir de erkek çocuk evlat ediniriz istersen. Boran (Gayet sakin) - Onu daha düşünmedim ama zorda kalırsak bakarım :img-hyste :img-hyste :img-hyste Sıla (Şokta, gözleri faltaşı gibi, sonra kızgın) - Emin ol ki burda o kadar uzun kalmıycam (O zaman niye seneye lafını attın ortaya? :D :D :D ) Boran - Allah rahatlık versin. moonbeam 09-10-06, 18:20 3. Bölüm 2. Kısım Boran - Kimseyi zorla masamıza oturtacak değiliz. Gönlü olan gelir yer. Boran - Ana noldu? Kevser - Onu sen diyecen artık! Boran - Ne diyecek mişim? Kevser - (Elindeki yaraya bakar) - Bu ne? Boran - Dün bişiylerle uğraşırken kestim. Kevser - Yalan söylüyorsun. Herkesi kandırabilirsin Boran ama beni kandıramazsın. Ben senin ananım. Senin ne zaman yalan söyleyip söylemeyeceğini çok iyi bilirim. Çarşaftaki kan senin kanındı değil mi? Aşiretimiz senden yakında erkek evlat bekliyecek. O zaman insan içine nasıl çıkacaksın? (Amma da aceleci aşiretmiş be! Adam evleneli daha dün bir bugün iki :icon_roll ) Yezda’nın da çocuğu olmadı. Bunun için seni kusurlu sanacaklar. (Allah Allah. Olmadığı ne belli? :icon_roll ) Bunu bana, ailemize, aşiretimize nasıl yaparsın? Boran - Ana, sabret. Alışacak. Kevser - Karının keyfini bekleyemeyiz Boran. Onu sen adam etmeyi bilmiyorsan ben ederim? (Nasıl edecekse?) Sıla (Yatağın üstünde oturup ağlarken Boran girer, yanına oturur, Sıla elbiseleri eline alıp Boran’a gösterir, ağlayarak) - Bir şey yap. Boran - Bunun için bişey yapamam Sıla. Burda yaşamanın kuralları var. (Sanki kız bayıla bayıla geldi oraya yaşamaya!) Sen ayak direttikçe annemlerin gözüne batıyorsun. Zaten halin, tavrın buralara uygun değil. Annem de seni buralara uydurmaya çalışıyor işte. Sıla (Ağlayarak) - Haklısın. Buraya ait değilim. Burda yaşamak istemiyorum. Boran - Bunun için hiç bişey yapamam Sıla. Sıla - Eğer burada kalmamı istiyorsan annene söyle hayatıma ve giydiklerime karışmasın. Ve bana bi daha el kaldırmasın. (Boran yüzünü çevirdi, sinirinden yumruklarını sıktı ama birşey söyleyemedi) Boran (Tekrar Sıla’ya dönerek) - O senin de annen. Eğer onu kızdırmazsan, baş kaldırmazsan sana tokat atmaz. Bağrına basar. (O kadın mı? :icon_roll) Sıla (Kızar) - Git burdan! Git! Boran (O sinirle) - Anamsın, başımın tacısın. Ama bunu yapma. Bu kadar ileri gitme. Kevser - Kimi kime savunuyosun Boran? Boran - O benim karım ana. Kevser - Karın mı? Oğlıumun karısı, gelinim diye sahiplenmemi istiyosan bana onun kanlı çarşafını getir (Ben olsam inadıma getirmem :icon_evil) Boran - Karım diyorsam karımdır ana. Yezda’ya yaptığını Sıla’ya yapmaman izin vermeyeceğim. Eğer bu tip bi olay bi daha başıma gelirse seninle fena bozuşacağız. Kevser - Biz seninle çoktaan bozuştuk oğul. Ayşe -Gelin ağam, Firuz ağam senden kahve istedi. Hala gelinimin elinden bi kahve içemedim diyo. Sıla (Ters ters) - Ben kahve yapmasını bilmem. Boran - Babanın isteğini geri çevirecek değilsin ya. Ayşe öğretir sana. (Sıla hiç oralı olmaz. Boran yumuşakça) Hadi Sıla. (Sıla gene oralı olmaz) Sıla! Erkan - Yıllarca kızı için para alan babadan herşeyi beklerim ben... Celil - Parayı ben aldım, sen de verdin. Hangimiz suçlu? Boran - Buraya bırak Sıla. Babam gelicek az sonra. Emre - Umarım resmi nikah kıymamışlardır. Yoksa işler daha da karışır.... Boran - Müsait misin? Sıla - Girebilirsin. Boran - Şey diyecektim... Sıla - Şimdi de çay yapmamı mı isteyeceksin? Boran - Gözün aydın diyecektim. Annenle baban gelmiş. Sıla - Nası yani? Boran - İstanbul’dan gelmişler. Celil’delermiş. Sıla - Sen ciddi misin? Boran - Evet. Adam yolladım bulsunlar diye. Onları iyi ağırlamamız gerekiyor. Sıla (Çok sevinir) - Yaşasın. (Boran’ın boynuna atılır bir an, Boran gülümser, sonra Sıla yaptığının farkına varıp geri çekilir) Boran - Ben bi elimi yüzümü yıkıyım. Sıla (Kendi kendine) - Allahım yaşasın kurtuldum. Sonunda kurtudum.Yaşasın, yaşasın. Yaşasın. Annemle babam gelmiş. Allah’ım sana şükürler olsun. Şükürler olsun (Çıkmakta olan Boran onun sevincini duyar ve görür) Firuz Ağa - Sıla artık Boran’ın karısıdır. Bu ev onun evidir. Onun yeri kocasının yanıdır. O olmadan hiç bir yere gidemez. Sıla - Ben hiçbir yere gitmiyorum. Gidemem. Burda kalıyorum. Celil - Yav sen ne istediğini bilmiyorsun ha Bedar. Bir diyorsun ki kızı onlardan kurtarmak lazım. Bir diyorsun ki kızı İstanbul’a göndermemek lazım. Yav ne istediğine bir karar ver Bedar. Karar ver. Bedar - Ben Sıla’mı dizimin dibinde isterim. Ama yüzü de gülsün isterim. Firuz Ağa - Onun istemesiyle birşey değişmez. Artık evli bir kadın o. Kocası ne derse o olur. Azad - Amma kanlı oldu bu aşk. :img-hyste :img-hyste :img-hyste Bedar - Kimsenin yüreğine arşın tutup sevgisini ölçemezsiniz.... Sen de ana olaydın iki parmağını kestiğinde ikisinin de acıdığını, ikisinin de kanadığını bilirdin Ne oğlum için kızımı ne kızım için oğlumu feda edemem. Neşe - Feda etmedin ama kurban ettin Sıla’yı. Siz onun için onu doğuran iyi kalpli bir anneydiniz. Melek olmuştunuz, uçuyodunuz havalarda. Keşke hep öyle kalsaydınız. Boran - Sıla. Keşke kalsaydı annenler. Belli özlemişler seni. (Sessizlik. Sıla dönüp ona bakmaz bile) Sen doğru olanı yaptın Sıla. Sıla - Sanma ki istediğim için. Sadece Azad ve Narin için. (Sıla dönüp ona bakar) Aynı senin gibi. Boran (Banyo kapısını tıklatır) - Sıla. Sıla - Girme. (Tabi daha öncekinden haberi yok safın) Boran - Bir bakar mısın bana? Sıla - Ne var? Söyle, duyuyorum ben. Boran - Dışarı gelmen lazım. Lütfen. Sıla (Banyodan çıkar, sinirli) - Ne var? Boran (Elini uzatır koluna dokunmak için, Sıla kötü kötü bakınca geri çeker) - Senle konuşmamız lazım. Sıla - Yine ne var? Ne var? Boran - Otur istersen. Sıla - Nedenmiş? Boran - Sıla otur. Sıla - Oturmıycam. Boran - Sıla... Annenler.... Giderken bir kaza geçirmişler. Sıla - Ne? Boran - Bi kamyonla çarpışmışlar. İkisi de... Allah rahmet eylesin. Sıla - Ne bu? Yeni numaranız mı? Şimdi de annenle baban öldü unut gitsin mi dsemek istiyorsun? (Boran yüzüğüyle oynar) Boran - Bunun yalanı mı olur Sıla? Nolduysa onu söylüyorum. Sıla (İdrak etmeye başlar, başını sallar) - Olamaz. Bana yalan de. (Ağlamaya başlar. Yalvararak) Bana yalan de. (Bağırmaya başlar) Bana yalan de! (Boran’ın göğsünü yumruklamaya başlar) Bana yalan de. Bana yalan de nolur. Boran - Yapma Sıla. Sıla - Bana yalan de nolur! Boran - Yapma Sıla. Sıla - Nolur bana yalan de!!!!! Yalan de! Boran - Yapma Sıla. Sıla - Nolur!!!!! Boran (Elini kolunu tutmaya çalışarak) - Yapma Sıla. Sıla - Nolur bana - (Düşer bayılır) Boran (Yüzünü okşar) - Sıla? muroyivesines 11-10-06, 09:58 sıla: sen benim canımı acıtıyosun, bende senin boran: bu konu hakkında tek kelima daha duymayacağım sana yemin ederim yalanımı gerçek yapmasınıda bilirim veeeeeeeeeeeeeeee sıla : yalanını gerçek yapabilirsin boran : sen gönülden istemetikçe ben burda yatarım GSealment 11-10-06, 14:23 Boran : Sıla Hadi Kalk Artık Geç Oldu. Sıla : Ben Burda İyiyim.Gelmeyeceğim. Boran : Birkere de Dikbaşlılık Etme. Sıla : Gelmek İstemiyorum.Ne O? Gece Vakti Bahçede Tek Başına Oturanlarıda Mı Öldürüyorsunuz ? asus-74 11-10-06, 21:22 Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece. Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoyamaz. Sevmek çoğu zaman var olmaktır. Sonunda bizi yok olmaya götürse bile. Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın. Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim. Bir zaman başkalarında aradım seni, başka yüzlerde, başka ellerde aradım. Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim. Nasıl olsa gelecektin birgün. Ve işte geldin de! Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya, bilmediğim kederleri öğretmeye geldin. Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana. Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim. Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık. Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma. Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin, mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri beraberinde sürükleyerek gideceksin. İşte o zaman yoklukların en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım. Ergeç gideceksin; beni anlayamadan, beni sevemeden gideceksin. Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden, tesellisiz bir hüzün kalacak. Yıllardır aradığım sendin ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım. Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden... Geldin ya! Şimdi herşey güzel seninle. Yürümenin, konuşmanın, nefes almanın bir başka anlamı var artık. Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde... Ümit Yaşar OĞUZCAN muroyivesines 12-10-06, 12:47 GİTTİN Gittin... Ben, arkandan sadece baktım. Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki... "Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini. Gidersen sönecek içimdeki ateş ve bir daha hiç kimse yakamayacak. Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana. Konuşamadım... Gittin... Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu bacağımı bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. Ağlayamadım... Gittin... Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı. Anlatamadım... Gittin... Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperdin yine biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu. Tutamadım. Gittin... Bir yıkım gibiydi gidişin Sen adım adım uzaklaşırken benden Çöküp kaldı bedenim olduğu yere Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. Kalkamadım... Gittin... Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum Hazırdım gidişine, Kaçak zamanları yaşıyorduk Zaman bitecek ve sen gidecektin Bense, gidişinin ertesi günü Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım. Başlayamadım... Gittin... Bir şey söyledin mi giderken? "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi? "Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi? Beynim öylesine uğulduyorduki. Duyamadım... Gittin... Nereye gittiğin önemli değildi Binlerce kilometre uzakta da olsan, iki metre ötemde de farketmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. Kurtulamadım... Gittin... Unutulanların arasına katılmalıydım Anıları bir sandığa koyup hayatı bir yerinden yakalamalıydım. Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim. Yapamadım... Gittin... Bir okyanusun ortasında tek küreği kaybolmuş sandalda Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi. Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni, Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde, Bil ki; seni Unutamadım... muroyivesines 12-10-06, 13:07 Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece. Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini. Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez. Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile... Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu sevme hakkından alıkoyamaz. Seni Sevme Hakımı Kullanıyorum muroyivesines 12-10-06, 13:10 Bir küçük çiçekle kandırılabilirim şu sıralar. Bir tek papatya, bir kır menekşesi ile örneğin Bir kaç satır şiire tav olabilirim Bir gamlık notayla artar sevincim Bir parça güneşle kandırılabilirim şu sıralar Gündoğumu, günbatımı fark etmez Bir oturumluk deniz kenarına tav olabilirim Rüzgârlar beni üşütmez. Bir kaç damla yağmurla kandırılabilirim şu sıralar Üstelik şemsiyeler evde unutulmuş Bir bardak sıcak çaya tav olabilirim Üstüm başım henüz yeni kurutulmuş. Bir tutam sevgiyle kandırılabilirim şu sıralar Fazlasına öykünmeden Bir kaçamak bakışa tav olabilirim Belki bugün, gün bitmeden. asia 12-10-06, 13:32 Arkadaşlar merhaba, Daha önceden kapanan başlıklardan birine eklemiştim..buraya taşıdım şimdi..tabii naçizane her zamanki gibi.. sevgiler..(bu arada başlığı açan arkadaşımız Kaancan ada teşekkürler tekrar..) SILA-1 Fırtınalardan..Boranlardan geçsende…. Bilmediğim uzak denizlerde essende… Rüzgarına karışan benim…. Kör karanlıklarda yürürüm yoluna… Bilirim… Baharın her dem dalısın… Bana… Sen canımda aldığım … En derin yara…. Dipsiz uçurumlarda… Elveda dememek için sana… Harcarım ömrümü… Yetmez mi…? Katıksız…sevdan uğruna….. ASİA.. SILA-2 Kara bir çarşaf gibi … Serili üzerimize…töre… Soyumdan öte… Niceden … niceye…… Pranga mahkumları gibi…tutukluyuz… Kızıl akşamlarda… son kez buluşmuşuz…sanki... Öyle cam kırkları dolu ki yüreğim… Kasırgaların içinden geçerken……… Tek bildiğim…gözlerin… Kara birer ok gözlerin… Yüreğimi delik deşik eden… Kara bir yazgı bu… Senden öte… Senle ölesiye…….… ASİA.. moonbeam 13-10-06, 00:24 4. Bölüm 1. Kısım Boran - Sıla... Annenler.... Giderken bir kaza geçirmişler. Sıla - Ne? Boran - Bir kamyonla çarpışmışlar. İkisi de... Allah rahmet eylesin. Sıla - Ne bu? Yeni numaranız mı? Şimdi de annenle baban öldü unut gitsin mi demek istiyorsun? (Boran yüzüğüyle oynar) Boran - Bunun yalanı mı olur Sıla? Nolduysa onu söylüyorum. Sıla (İdrak etmeye başlar, başını sallar) - Olamaz. Bana yalan de. (Ağlamaya başlar. Yalvararak) Bana yalan de. (Bağırmaya başlar) Bana yalan de! (Boran’ın göğsünü yumruklamaya başlar) Bana yalan de. Bana yalan de nolur. Boran - Yapma Sıla. Sıla - Bana yalan de nolur! Boran - Yapma Sıla. Sıla - Nolur bana yalan de!!!!! Yalan de! Boran - Yapma Sıla. Sıla - Nolur!!!!! Boran (Elini kolunu tutmaya çalışarak) - Yapma Sıla. Sıla - Nolur bana - (Düşer bayılır) Boran (Yüzünü okşar) - Sıla? Sıla kalk! Uyan Sıla! Sıla. Ana!!!!! Bakın buraya ana! Yetişin! (Sıla’nın başını dizine koyar) Sıla? Kevser - Noldu oğlum? Boran - Bayıldı. Kevser - Kolonya. Boran (Yüzünü okşayarak) - Sıla? Sıla uyan hadi. (Annesine) Annesinin trafik kazası geçirdiğini söyleyince dayanamadı. Kevser - Oğlum hemen söylemesydin, alıştırsaydın. Üvey de olsa öz bilirdi. Açılacak, şimdi açılacak. Boran - Hadi Sıla. Ses ver. (Saçını okşar, Sıla’nın başı dizinde) Kevser - Hah! Kendine geliyor. Sıla - Anne... Annem.... (Gözlerini açar) Beni annemlere götür. Boran - Sen önce bir kendine gel. Sıla (Ağlayarak) - Beni annemlere götür. Kevser - Oğlum hangi hastanedeyse götür. Bazen inanması için gözleriyle görmesi gerekir. Boran - Daha kötü olmasın? Kevser - Bir kere kötü olur ama alışır. Ölüme dur diyen mi var? Boran - Sıla. Kevser - Hadi yavrum. Boran - Hadi kalk hazırlan gidelim o zaman. Kevser - Hadi hadi. Boran - Cihan böyle saçma sapan şeylerle uğraşacak zamanımız yok bizim. Cenazemiz var. Cihan - Bu da önemli bir mesele. Bizim de şerefimiz söz konusu. (Karşılaştırdığı şeye bak!) Sen Sıla’yı her yerde aramadın mı? Kaybolmadıysa niye aradın? (Sıla’ya doğru yürür) Sen de söylesene! Kaçmak için yardım istemedin mi? (Boran Sıla’ya bakar) Boran - Hadi Sıla gidelim biz. Sıla - Dur bi dakika. (Cihan’a döner) Evet senden yardım istedim. (Cihan sırıtmaya başlar, Boran allak bullak olan yüzünü yan çevirir) ama beni Boran’a götür diye (Boran yüzünü Sıla’ya çevirir) Kayboldum diye. Cihan (Köpürür) - Yalan söylüyor! Sen kaçmak istemedin mi? Havaalanına gitmek istemedin mi? Yalan mı ha? İstemedin mi? Firuz Ağa - Yeter! Kaç gündür birbirinizi yiyorsunuz. Nedir bu dava böyle? Derhal bu duruma bir son verin. Cihan sen de ağanı yalancı çıkarma çabalarından vazgeç. Cihan - Ama şahit var amca. Ben değil onlar yalan söylüyor! Firuz Ağa - Sidik yarışına döndü. :D :D :D :D O o yalancı diyor, bu bu yalancı diyor. Tamam. Dava burda kapandı. Boran - Baba biz hastaneye gidiyoruz. Boran - Bu acınla benim için yalan söylediğin için teşekkür ederim. Sıla - Sen de benim için yapmıştın. (O sahneyi hatırlar) Boran (Ağlamakta olan Sıla’ya) - Biraz durmak ister misin? (Sıla başını hayır anlamında sallar) Sıla - Ne kadar kalacaklar burda? Boran - Hastanede mi? (Sıla başını sallar) En fazla iki gün. Sonra cenazeleri İstanbul’a naklettirmek lazım. Heralde oraya gömülmek isterlerdi di mi? (Sıla yine başını sallar) Sıla (Boran’a döner) - Gidebilecek miyim cenazelerine? Boran - Tabi ki gideceksin. Son yolculuklarında yanlarında olman şart. Bu senin evlatlık görevin. Seni bilhassa ben götürücem. Sıla - Teşekkür ederim. Boran - Bunda teşekkür edecek birşey yok. İzin vermeseydim zalimlik etmiş olurdum. Sıla (Ağlayarak) - Sanki... sanki böyle eve gidince onlar beni kapıda karşılıyacakmış gibi geliyor. Sanki herşey aynı olacakmış gibi geliyor. Onları çok özledim. Onlara ait herşeyi çok özledim. Annecim..... Boran (Hastaneye gelmişlerdir) - Sıla. Onları nasıl bulacağımızı bilmiyorum, istersen ben gidip bakayım. Sıla (Başını sallar) - Ben de geleceğim. Boran - Peki. Sıla (Morgda) - Anne! Anne! Boran - Sıla hadi gidelim... Hadi. Sıla (Ağlayarak) - Biraz daha kalayım nolur biraz daha. Anne! (Boran onu dışarı çıkarır) Boran (Sıla’ya destek olarak) - Çok zor biliyorum ama güçlü olman lazım. (Sıla ağlamaya devam eder) Keşke yapabileceğim birşey olsaydı. Nolursun dirayetini kaybetme. (Bu lafı da çok aramışlar mı? :icon_roll) Sıla (Burhan’ı görür) - Burhan abi! (Boynuna atılır) Burhan (Sıla’yı iterek) - Hepsi senin yüzünden oldu. (Boran şokta ağlamakta olan Sıla’yı arabaya getirir) Sıla - Hepsi benim yüzümden. Boran - Olur mu öyle şey? Suçlama kendini. Sıla - Haklılar. Buraya hiç gelmemeliydim. (Boran saçını okşamak için elini uzatır ama yapamaz, geri çeker) Babamla geri dönmeliydim. Boran - Sen arabada bekle. Ben bir su alıp geleyim. Sıla - Tamam. Emre - Geçecek, hepsi geçecek, ben yanındayım merak etme. Boran (Sıla’ya suyu uzatır) - Al. (Kafasına vursaydı bari) (Emre’ye dondurucu bir bakış atar) Sıla - Teşekkür ederim. (Boran arabaya biner, onları başbaşa bırakır ama aynadan izler) Boran - O adam kim? Sıla - Emre mi? Boran - Adı herneyse işte. Sıla - Seni ilgilendirmez. (Boran ani bir fren yapar) Napıyosun sen? Manyak mısın? (İyice ağlamaya başlar) Boran - Ben senin kocanım Sıla. Anlamıyor musun? Sana saygı duyuyorum. Ama seni ilgilendiren herşey beni de ilgilendirir. Sıla (Ağlayarak) - Allah kahretsin! Benim bir geçmişim var. Allah kahretsin benim bir geçmişim var. Ya da hiç birşeyim yok. Artık hiç bişeyim yok. Annem yok, babam yok. Boran (Sıla’nın elini tutar) - Özür dilerim Sıla. Ben biraz kızdım. Seni korkutmak, üzmek istemedim. (Sıla başını sallar) Ağlama lütfen. Sıla - Ben odamda olacağım. Boran - Tamam. Sıla (Bavula birşeyler koymaktadır, Boran gelir) - Sana da bişeyler hazırlayayım mı? Boran - Niçin? Sıla - Birşeyler götürmeyecek misin? Boran - Hiç biryere gitmiyoruz Sıla. Sıla - Anlamadım? Cenazeye gideceğiz ya. Boran - Gitmeyeceğiz. Sıla - Gideceğiz demiştin. Boran - Vazgeçtim. Sıla - Ne demek vazgeçtim? Gideceğiz demiştin. Şimdi vazgeçtim diyorsun. Sen benimle oyun mu oynuyorsun ya? Sen benimle oyun mu oynuyorsun söylesene! (Boran’ı kollarından tutup sarsmaya başlar) Beni delirtmeye mi çalışıyorsun? Boran - Sıla! Sıla (Ağlayarak) - Neden yapıyorsun bunu? Ne kadar vicdansız bir adamsın sen ya! Boran - Sakin ol. Sakin ol dedim sana. (Kaynana koşarak içeri girer). Kevser - Noluyo oğlum, noluyo? Ev ayağa kalktı. Boran - Birşey yok ana. Sıla - Nasıl birşey yok ya? (Kaynanaya döner) Cenazeye gideceğiz diyor, şimdi de vazgeçtim diyor. Boran - Hiçbir yere gitmiyoruz Sıla. Bu konu burda kapanmıştır. Bedar - Sıla? İyimisin kızım? Sıla - Değilim. Boran beni cenazeye götürmüyor. Gideceğiz demişti, şimdi vazgeçtim diyor. (Ağlayarak) Nolur birşey yap. Onu ikna et. Boran - Ana Bedar - Agam, sen benim oğlum sayılırsın. Boran - Ana Boran (Kızgın) - Kimseyi boşu boşuna elçi etme. Hiç biryere gitmiyeceğiz. Sıla - Gideceğim. (Döner ve yürür) Boran (Kolundan tutarak durdurur) - İleri gitme Sıla. Sıla - Gideceğim. Eğer göndermezsen.... Boran - Naparsın göndermezsem? Lafını tamamla da söyle. Sıla - Herkese birlikte olmadığımızı söylerim. Çarşaftaki kanın bana ait olmadığını söylerim. (Boran düğün gecesini hatırlar, Sıla’ya öfkeyle bakar ve çıkar) Emre - Neydi o adamın adı? Ver telefona. Ben konuşucam...... Sıla - Burhan abim sever beni (Safım benim) Boran - Nasıl söylerim ki artık kimin kimsen yok diye? Bir evin yok diye? Daha fazla üzülmesini istemiyorum. Yeterince incindi zaten. Sıla - Ben gelininiz filan değilim. Firuz Ağa - Telli, duvaklı gelin girdin bu eve. Eğer gelinimiz değilsen hiçbir sıfatla bu evde kalman yakışık almaz. Sıla - Gönderin beni o zaman. Gelininiz değilim çünkü. Hiç olmadım da. Firuz Ağa - İma ettiğin şeyin şakası bile nahoş. Sıla - Şaka filan değil. Boran’a sorun isterseniz. Eli elime bile değimedi. (Yalancı) Firuz Ağa - Devril gözümün önünden! Firuz Ağa - Gözümün içine baka baka senin karın olmadığını söyledi bana. Doğru mu? Doğru mu? Boran - Bunu neden yapıyorsun? Neden?!!! Sıla - Sence? Boran - Sıla! Sıla - Sen benim canımı yakıyorsun ben de senin. Boran - Sana saygı duydum. Seni hiç birşeye zorlamadım. (Kolundan tutar) İstediğin ne ha? Ne? Sıla - Bırak kolumu! Boran (Sıla’yı yatağa savurur) - Bırak da sana saygı duymaya devam edeyim. Naparsan yap asla İstanbul’a gitmeyeceksin. Bir daha bu konuyla ilgili ağzını bile açma. (Parmağını tehditkar bir edayla sallayarak) Yemin ederim yalanımı gerçek yapmasını da bilirim. (Sıla başına gelenleri hatırlayarak kabus görür) Boran - Sıla. Sıla. Sıla! Sıla! Sıla! (Sıla kabustan uyanıp Boran’ın boynuna sarılır, ağlar. Boran da ona sarılır, saçını okşar) Tamam. Geçti. Bitti. (Sıla geri çekilir, Boran ona su verir) Al, iç. İyi misin? (Sıla başını sallar) Sıla (Uzanıp elini tutar) - Nolur beni götür. Yalvarıyorum. Boran - Hiç biryere gidemezsin. Sıla (Ağlayarak) - Neden? Boran (Yutkunur) - Bir nedeni yok. Gidemezsin dedim o kadar. Hadi uyu şimdi. (Açıklamaya bak! Kızı nefret ettirmek için güzel taktik :icon_roll) moonbeam 13-10-06, 00:26 4. Bölüm 2. Kısım Boran - Sizin işiniz görmek, bilmek duymak! Kim yaptıysa derhal bulun getirin. (Arkasını döner ve Sıla’yla yüzyüze gelir) Sıla - Ben yaptım. Boran - Ne?!!! Sıla (Bağırarak) - Ben yaptım işte! Boran - Ne hakla böyle birşey yaparsın ha? Sıla - Sen beni bu evde zorla tutuyorsun. Hiç biryere kaçamıyorum. Ama onlar uçtular. Hepsinin ardından baktım. Artık özgürler. Boran - Burası onların evi. Ben yıllardır bakıyorum onlara. Sıla - Karınlarını doyuruyosun diye tutamazsın onları, tamam mı? Boran (Kolundan tutar) - Bana ait olan şeylere bir daha sakın dokunma. Sıla - Çok mu üzüldün? Uçup gittiler. Görürsün bak ben de özgürlüğüme gideceğim (Sonra aynen onlar gibi geri dönücen ama naber? :img-grin2) (Korumalar uzaklaşır, Ayşe başını çevirir) Alt tarafı kuşlar canım. Senin gibi kocaman bir ağa kendine başka bir oyuncak bulur olur biter. Boran (Kolundan tutup çekiştirir) - Yürü. Sabah sabah herkese rezil ettin beni. Yürü. Sen çok burnunun dikine gidiyosun, adımlarını denk al Sıla. Sıla - Naparsın ha? Söyle naparsın? Ben de bu evde tutsağım. Boran (Sabrı taşmış bir şekilde) - Sıla! (Elini yumruk yapar) Bak kötü olacak. Sıla - Döversin belki ha. (Bir sen kaldın zaten dövmeyen garibi) Boran - Ya sabır! Sen adamı çıldırtırsın. (Döner ve yürür) Sıla (Arkasından bağırır) - Hiç bişey yapamazın bana! Daha kötü ne olabilir ki? Kaybedecek neyim kaldı ki? En kötü ölebilirim! (Gider. Boran sinirden ayağını yere vurur) Boran - Gün geceye varmadan Mardin’i terketsin. Sıla - Hepsini tekrar mı yakaladın? Ne kadar meraklısınız hapsetmeye. Yoksa bunu da çocukluktan mı öğretiyorlar töreleriniz gibi? Boran - Ben birşey yapmadım. Kendileri geldiler. Sıla - Niye yapsınlar ki böyle birşeyi? Boran - Çünkü burası onların evi. Burda doğup büyüdüler. Salsan da geri gelirler. Yuvalarına ihanet etmezler. Terk etmezler. (Senin gibi dercesine manalı) (Çıkar) Sıla (Kuşlara) - Kuş beyinliler. :D :D :D Boran - Konuşurum ben onunla. Sizi rahatsız etmez bir daha. Hadi gidin şimdi. Sıla - Bir dakka, bir dakka. Akrabalarıma böyle davranamazsın. Hoşgeldiniz Burhan abi. İçeri geçelim mi? Burhan - Vaktimiz yok Sıla. Birkaç bişey söyleyip hemen gideceğim. Dün eşine de söyledim. Amcamların ölümü herşeyi değiştirdi. Artık bu aile oyunu bitti. Bizimle hiçbir bağın kalmadı. Boran - Yeter artık gidin. Kız zaten yaralı, yarasını daha fazla deşmeyin. Burhan - Artık İstanbul’da bir evin yok. Ailemizle tüm bağını keseceksin. Emre anlattı. Sana yardım etmemizi, seni burdan kaçırmamızı istiyormuşsun. Ha bir de iki kişi varmış. Eğer biz sizi kaçırmazsak sizi öldüreceklermiş. Bunlar bizi hiç alakadar etmiyor anladın mı? (Ne kalspiz adam bu ya :icon_evil) Hem zaten ait olduğun yer burası. Sen buraya aitsin. Artık İstanbul’da bir evin yok. Bizi arama. Bizden yardım filan isteme. Sen buraya aitsin. Ait olduğun yer burası. Bir daha arayıp sorma. Biz artık senin hiç bişeyin değiliz. Sıla (Başına gelenleri hatırlayarak ağlar) - Dayanamıyorum. Artık dayanamıyorum. Boran (Kapıyı yumruklayarak)- Sıla? Sıla! Sıla iyi misin? Sıla çabuk aç şu kapıyı. Sıla aç yoksa kıracağım. Sıla (Ağlayarak) - Yalnız kalmak istiyorum. Yalnız kalmak istiyorum. Boran - Peki Sıla, Peki. (Kendi kendine) Buna da peki. Kevser - Ben olsaydım ben de aynı şeyi yapardım. Boran - Sıla! Aç kapıyı Sıla. Sıla aç dedim. (Kapıyı kırar ve Sıla’yı yatakta görür) Sıla! Sıla? (Sarsar) Sıla! Sıla uyan Sıla. Sıla nolur uyan. Sıla. Uyuyorsun. Sıla! (Kucaklar) Sıla! Sıla! Sıla! Sıla! Sıla! Sıla! Açın kapıyı! Kapıyı açın. Boran (Hastanede) - Kimse yok mu? Kimse yok mu? Yardım edin. Kimse yok mu? Yardım edin. Yardım edin. (Sıla’yı sedyeye koyar) Yaşıyor mu? Hemşire - Evet. Doktor - İntihar mı? Boran - İlaç içmiş. Doktor - Eşiniz mi? Boran - Evet karım. (Saçını okşar) (Çeşme başında gül verişini hatırlar) Boran - Resmen bağıra bağıra kıydı canına. Bir ölmediğim kaldı demişti. Bir ölmediğim. Kevser - Oğlum, bunca yaşadın, bunca şey gördün. Öğrenemedin mi hala olacağın önüne geçilmeyeceğini? Aklına koymuştu. Birgün yapacaktı bunu. Bugün olmazsa yarın. Oldu işte. Boran - Ana bu sefer dayanamam. Sıla’ya bişey olursa onun vebalini taşıyamam. Kevser - Boran ağa senin canın aşiretin temel taşıdır. Üzmeyesin kendini. Ağasın. Senin için aşiretin bütün kızlarının canı feda olsun. Boran - Kimsenin canı kimseye feda olmasın ana. Sen bana can katansın. Ama bana böyle şeyler söyleyip de beni hayrete düşürme bir daha olur mu? (Doktor gelir) Karım nasıl? Doktor - Gayet iyi. Boran - Allah’a şükür. Doktor - Hastamız çok ağır ilaçlar almış. Neyse ki tam zamanında yetişmişsiniz. Biraz daha gecikseydiniz kurtaramayabilirdik. Midesini yıkadık. Yeni yeni kendine geldi. Odasına aldık. Biriniz görebilir. Boran - Nasılsın? Birşeye ihtiyacın var mı? Sıla - Ölmeyi bile beceremedim bak. Ama artık vazgeçtim. Bitti. Sen kazandın. Törelerin kazandı. Boran - Sıla - Sıla (Eliyle onu susturur) - Senin istediğin de bu değil miydi zaten? Benim için hayat artık bitti. İstediğini yapabilirsin. Seninim. Boran - Çorbanı içmemişsin. Sıla - Boğazım acıyor. Boran - Mideni yıkadılar. Ondandır. Ama çorbanı içersen iyi gelir. (Çocukla konuşur gibi) Hadi bakalım (Kaşık kaşık yedirmeye başlar). Kevser - Deve desem oraya gelene kadar kervan oluyor. :img-hyste :img-hyste :img-hyste Bedar kapıyı aralar Sıla (Kafasını yana çevirir)- Doydum artık. Boran - Biraz daha kaldı. Hem bir tas çorbayla doyulmaz. Hadi bunu da iç. Sıla (Bir kaşık daha alır) - Gerçekten doydum. Boran - Hadi. İki kaşık daha. Abay - Durumu nasıl? Boran - İyi, daha iyi. Birşey olucak diye çok korktum. Yezda’ya olduğu gibi yetişememekten korktum. (Yezda’nın intiharını hatırlar) Abay - Bak yetiştin bu kez. Ayşe - Gün geçtikçe eriyip gidiyor. Sıla - Hayat ne kadar acımasız di mi miniğim? Çok kaba. Sen de mi yolunu kaybettin? Sen de mi kaybettin? Bu kadarlık bebekken nasıl dayanacaksın acılara? Güzelim benim. (Boran saçını okşamak için elini uzatır, okşayamaz) Ah bebeğim dur, dur. Boran - Sıla. Sıla (Ağlayarak) - Birşey yapalım. (Boran elindeki torbayı kenara koyar) Bütün gün böyle ağladı ve kustu. Boran (Sıla’nın yanına oturur) - Napabiliriz? Sıla - Bilmiyorum. Ama böyle giderse ölebilir. Boran - İstersen veteriner bir arkadaşım var, ona götürelim. Hadi kalk. Sıla (Gülerek) - Bak uyandı. Keşke veterinerde kalsaydı. Daha çabuk iyileşirdi. Niye almadı ki? Ölecek di mi? Boran - Iı. İyi bakarsak yaşar. Sıla - Tabi ki bakarım. Ben ona bebeğimmiş gibi bakacağım, büyüteceğim. Boran - Adını ne koyacaksın? Şeker olsun. Sıla - Sıla olsun. (Kediye) Tam ihtiyacımız varken birbirimizi bulduk. Di mi Sıla? Ayşe - Evde hiç bebek yok ki (Manalı manalı gülümser) Sıla (Paketi açarken basılınca utanır) - Pardon, seninmiş galiba. (Ama adam üstüne gelmese gayet sakin açıyodun :D) Boran - Hayır benim değil. Senin. Sıla - Benim mi? (Boran kafa sallar) Sen mi aldın? Boran - Evet. Sıla (Gülümser ve açar) - Annen kızmasın? Böyle şeyler giymemi istemiyor. Boran - Bunu sana ben aldım. Kimse kızamaz. Sıla - Teşekkür ederim. Boran - Beğendiysen ne mutlu. Sıla - Beğendim. Sağol. Boran - Sıla. Hadi benimle aşağı gel. Ailecek bir yemek yiyelim. Sıla - Tamam. Nasıl istiyorsanız. Sıla (Odaya giren Boran’a) - Uyuyor hala. Boran - Daha hasta. Ayaklanması zaman alır. (Yatağını hazırlamaya başlar) Sıla (Kolundan çeker) - İkimiz de biliyoruz. Ben hayatımın sonuna kadar burdayım. Olacakları geciktirmenin bir anlamı yok. Biz istemesek de kaçınılmaz birşey bu. (O da ne demekse?) Senin de dediğin gibi kaderime razıyım artık. (Yere bakarak) Yalanını gerçek yapabilirsin. (Gözlerini kaldırıp kaçamak bir bakış atar, arkasını döner ve yatağa yürür) Orda yatmana gerek yok. Yatağa gel. Boran - Sen gönülden istemedikçe gelmem Sıla. Burda yatmaya devam ederim. Sıla - Teşekkür ederim. (Demek ki formalite icabı davet etmiş) Sıla - Boran. Boran ölmüş! (Ağlayarak) Ölmüş. Boran (Sırtını sıvazlayarak teselli etmeye çalışır) - Çok hastaydı. Yapacak birşey yoktu. Sıla - Her zaman yapacak birşey vardır. (Kendi durumlarında da mı?) Boran - Alışması zor biliyorum ama kabullenmek lazım. Sıla (Ağlayarak) - Sen ölümden, acıdan ne anlarsın ki? (Teselli de yaramıyor :icon_roll) Boran - Sevdiğini kaybetmenin ne olduğunu ben de bilirim Sıla. Ne garip. Belki de anlaştığımız tek yer bu. Bazen ölümü göze almamak göze almaktan daha zor gelir insana. Sıla - Niye zor olsun ki? Boran - Sevdiğinin bir damla gözyaşı yeter. Sıla - Senden korkanını gördüm de seni sevenini görmedim. (Demek ki tam da ihtiyacı olan şey!) (Boran anılarına dalar) Niye vuruyordun kendini? (Suskunluk) Söylemeyecek misin? (Karım intihar etti dese ne düşünürdü acaba?) moonbeam 13-10-06, 00:27 4. Bölüm 3. Kısım Abay - Yav bu kızın yüzünü güldürmek senin için bu kadar önemli di mi? Boran - O benim karım Abay. Elbette mutlu olmasını isterim. Dün gece kedi için çok üzüldü. İçin için ağladı bütün gece. Ayşe - Gelin ağam, gelin ağam çabuk gel. Sıla - Noldu Ayşe? Ayşe - Boran ağama birşey oldu, çabuk gel. (Kimin fikriydi bu şekilde çağırmak? Ayşe’nin mi yoksa Boran’ın mı? Sıla - Tamam üstümü değiştirip geliyorum. (Üstünü mü değiştiriyor? Ya gerçekten birşey olsaydı adama? Üst baş düşünülecek zaman mı? :icon_roll) Sıla - Boran? Burda mıydın? (Televizyonu görür) Bu ne için? Boran - Beğendin mi? (Ne bonkör adam. Hediye üstüne hediye) Film izlemeyi seversin diye düşündüm. Sıla - Evet severim. Bunlar çok güzel filmler. Boran - Başka istediklerin olursa getirtiriz. Abay bu konuda çok iyidir. Tam bir film hastasıdır. Sıla - Size de teşekkür ederim. (Boran’a ettin mi ki?) Abay - Rica ederim yenge. Ne zaman istersen. Boran - Hadi biz gidelim. Sen de rahatına bak. Sıla - Olur mu öyle şey? Hep birlikte seyretsek? Boran - Tamam. Seyredelim. Ayşe - Birşeye ihtiyacın olursa seslen yeter gelin ağam. Sıla - Gel Ayşe gel. Sen de bizimle seyret. Ayşe gel, gel, şuraya otur. Ayşe - Ben sizi hiç rahatsız etmem. Hah, şuracıkta otururum. Ağzımı bile açmam. Boran - Ayşe! Ayşe - Sustum ağam. Sustum. Sıla - Ayşe bu arada bir daha sürpriz yapıcağın zaman ödümü patlatma olur mu? (Boran izler) Sen Sıla diye seslen ben gelirim. (Ayşe gelin ağasına Sıla diye seslenecek! Bunu görmek isterim doğrusu. :D) Şivan Kahya - Boran agam, gelin agamın misafiri geldi. (Sıla’yla Boran bakışırlar) Sıla - Dilan’dır heralde. Siz devam edin ben geliyorum. Abay - Yok yenge durduralım sonra beraber devam ederiz. Emre - Senin için neden sürekli yok uyuyor diyolar? (Doğru da ondan :icon_roll) Telefonla konuşman da mı yasak? Sıla - Hayır. Kimsenin hiç birşeyi yasakladığı yok Emre. Artık hiç birşey eskisi gibi değil. Emre - Ne demek oluyor şimdi bu? Sıla - Emre Ben eski Sıla değilim. Burdayım artık Emre. Elimizden hiç birşey gelmez. Burdayım. Alışacağım. Benden vazgeç. Emre - Sıla - Sıla - Hiç birşey söyleme. (Boran balkona gelir ve onlara bakar) Ben artık anladım ve kabullendim. Benim kaderim bu. Değiştiremiyeceğim. Ben buraya aitim. Emre (Kollarından tutar) - Saçmalama Sıla. Sen buraya ait değilsin. Sıla - Oraya da ait değilim. Hiç kimsem, hiç bişeyim yok. Emre - Herşey çok değişti Sıla. Senin herşeyin var. Baban bütün mirasını sana bırakmış. Sen şu anda Türkiye’nin en zengin kadınlarından birisin. O kadar büyük bir gücün var ki, istediğin her şeyi yapabilirsin. Anladın mı? İstediğin her şeyi yapabilirsin. asia 13-10-06, 01:12 Eski yazdıklarımdan...bilemiyorum bu adı konmamış sevdaya uyar gibi geldi... sevgiler.. Sıla-3 Ayaklarının altına serdiğim..gururum..! Suskun... Varsın olsun, incinmem..... Senden gelen hüsran İbadetlerin en güzeli... Vazgeçemem....geçmem.....! Sönsede yüzünde ışığım, Pes etmem aydınlığa yalvarırım.. Senle... yorgun kalbim, son takat.. Tekrar atmak için gün sayar... Ne güneş, ne ay...kainat... susar.. Bir ben.... Bir ben kalırım! Ardında kalırsam tutunamam Kurtaramazsam sensiz benliğimi.... Dağılırım.... Dağılırım.........! ASİA __________________ asus-74 13-10-06, 13:53 Çoban Çeşmesi Derinden derine ırmaklar ağlar, Uzaktan uzağa çoban çeşmesi, Ey suyun sesinden anlıyan bağlar, Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi. "Göynünü Şirin'in aşkı sarınca Yol almış hayatın ufuklarınca, O hızla dağları Ferhat yarınca Başlamış akmağa çoban çeşmesi..." O zaman başından aşkındı derdi, Mermeri oyardı, taşı delerdi. Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi. Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi. Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu, Kerem'in sazına cevap veren bu, Kuruyan gözlere yaş gönderen bu... Sızmadı toprağa çoban çeşmesi. Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda, Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda, Ateşten kızaran bir gül ararda, Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi, Ne şair yas döker, ne aşık ağlar, Tarihe karıştı eski sevdalar. Beyhude seslenir, beyhude cağlar, Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi... Faruk Nafiz Çamlıbel gzm_00 13-10-06, 21:25 ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ Gözlerin gözlerime değince Felaketim olurdu ağlardım Beni sevmiyordun bilirdim Bir sevdiğin vardı duyardım Çöp gibi bir oğlan ipince Hayırsızın biriydi fikrimce Ne vakit karşımda görsem Öldüreceğimden korkardım Felaketim olurdu ağlardım Ne vakit Maçka'dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu Ağaçlar kuş gibi gülerdi Bir rüzgar aklımı alırdı Sessizce bir cigara yakardın Parmaklarımın ucunu yakardın Kirpiklerini eğer bakardın Üşürdüm içim ürperirdi Felaketim olurdu ağlardım Akşamlar bir roman gibi biterdi Jezabel kan içinde yatardı Limandan bir gemi giderdi Sen kalkıp ona giderdin Benzin mum gibi giderdin Sabaha kadar kalırdın Hayırsızın biriydi fikrimce Güldümü cenazeye benzerdi Hele seni kollarına alınca Felaketim olurdu ağlardım ATİLLA İLHAN tarcin1 13-10-06, 22:00 silayla boranin okudugu siirin tamami. al-faya tesekkurlerimle YALNIZ BİR OPERA ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın ya da kıskandığın diyelim yani yaşamışlık sandığın Geçmişim dile dökülmeyenin tenhalığında kaçırılan bakışlarda gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan , benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim. Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum. Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine çerçevesine sığmayan munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda. Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını Takvim tutmazlığını Aramızda bir düşman gibi duran Zaman'ı Daha o gün anlamalıydım Benim sana erken Senin bana geç kaldığını Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri. Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıştı. Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk. Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık. Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize. Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana. Şimdi biz neyiz biliyor musun? Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. Birbirine uzanamayan Boşlukta iki yalnız yıldız gibi Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız Ne kalacak bizden? bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden Bizden diyorum, ikimizden Ne kalacak? tarcin1 13-10-06, 22:01 devami Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi. Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz kış başlıyor sevgilim hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan oysa yapacak ne çok şey vardı ve ne kadar az zaman kış başlıyor sevgilim iyi bak kendine gözlerindeki usul şefkati teslim etme kimseye, hiçbir şeye upuzun bir kış başlıyor sevgilim ayrılığımızın kışı başlıyor Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime. Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak... Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara, çağrışımlarla ödeşemezsiniz dışarıda hayat düşmandır size içeride odalara sığamazken siz, kendiniz Bir ayrılığın ilk günleridir daha Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup kulak verdiğiniz saatin tiktakları kaplar tekin olmayan göğünüzü geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz bakınıp dururken duvarlara boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken, ve kazanmış görünürken derinliğimizi Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar denemeseniz de, bilirsiniz hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar tarcin1 13-10-06, 22:02 devami Bana Zamandan söz ediyorlar Gelip size Zamandan söz ederler Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler. Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır. Zaman Alır sizden bunların yükünü O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir gün gelir bir gün başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide o eski ağrı ansızın geri teper. Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten Bitmişsinizdir. Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla günlerin dökümünü yap benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini kim bilebilir ikimizden başka? sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla Bunlar da bir ise yaramadıysa Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda Bu şiire başladığımda nerde, şimdi nerdeyim? solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden ikindi yağmurlarını bekleyen yaz sonu hüzünlerinden gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim geçti her çağın bitki örtüsünden oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından bakarken dünyaya yangınlarda bayındır kentler gibiyim: çiçek adlarını ezberlemekten geldim eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların unuttuklarını hatırlamaktan uzak uzak yolları tarif etmekten haydutluktan ve melankoliden giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden Duyarlığın gece mekteplerinden geldim Bütünlemeli çocuklarla geçti gençliğimin rüzgara verdiğim yılları dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim. Bu şiire başladığımda nerde, şimdi nerdeyim? yaram vardı. bir de sözcükler sonra vaat edilmiş topraklar gibi sayfalar ve günler ışık istiyordu yalnızlığım Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. Karardı dizeler. Aşk... Bitti. Soldu şiir. Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım. barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim her adımda boynumdan bir fular düşüyordu el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk birlikte çıkılan yolların yazgısıdır: eksiliyorduk mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim her otelde biraz eksilip, biraz artarak yani çoğalarak tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında ağır ve acı tanıklıklardan geçerek geldim. Terli ve kirliydim. Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum maskeler ve çiçekler biriktiriyordu linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de... korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları ve açık hayatları seviyordu. Buraya gelirken uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri... panayır yerleri... ölü kelebekler... ölü kelebekler... sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim. Adım onların adının yanına yazılmasın diye acı çekecek yerlerimi yok etmeden acıyla baş etmeyi öğrendim. Yoksa bu kadar konuşabilir miydim? ipek yollarında kuzey yıldızı aşkın kuzey yıldızı sanırsın durduğun yerde ya da yol üstündedir oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar ölü yanardağlar, ölü yıldızlar ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı AŞKIN BİR YOLU VARDIR HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN AŞKIN BİR YOLU VARDIR HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler gözlerim aşkın kuzey yıldızıdır bu yazları daha iyi görülen Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler ilerlerim zamanla anlarsın bu bir yanılsama ölü şairlerin imgelerinden kalma Sen de değilsin. O da değil Kuzey yıldızı daha uzakta yeniden yollara düşerler düşerim bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler yaşamsa yerli yerinde yerli yerinde her şey şimdi her şey doludizgin ve çoğul şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi şimdi her şey yeniden yüreğim, o eski aşk kalesi yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden Dönüp ardıma bakıyorum Yoksun sen Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren Murathan MUNGAN ozlemb 13-10-06, 22:27 Cok hosuma giden ve silaya uyan bir siir.. umairm begenirsiniz.. “senin tenin, artık hem bizim sokak gibi hemde o çok merak ettiğim, asla gitmeye cesaret edemediğim, başka sokak gibi.. ben senin topraklarında, gurbete düştüm bir damla sevgiye, bir kuru saygıya muhtaç oldum.. her gurbete düştüğümde kalbimde parmak izin başım eğik senden kaçmaya çalıştım ama ‘senin olmak’ gibi bunuda hiçbir zaman başaramadım” sair merve demirturk zeynepcibo 14-10-06, 10:24 Arkadaşlar merhaba 4. böülmde söylenen (kısada olsa) bir uzun hava vardı onun sözlerini eklemek istedim mp3 olarak bulursam editörlerimizinde izni olursa eklerim. Dam Üstünde Uzun Uzun Bacalar (U.H.) Dam Üstünde Uzun Uzun Bacalar Bizim Evde Uzun Olur Geceler Aman, Aman Ah Gülüm Ey Aman Da, Güzelim Aman Aman, Oy Sılada Nazlı Yar Dilde Heceler Ben Ölürsem Beni Yara Bildirin Ah Hayın Eller Eller Eller Eller Eller Oy Oy Dam Üstünde Ufak Ufak Çızgılar Yüreğime Bir Ok Değmiş Sızılar Aman, Aman Ah Gülüm Ey Aman Da, Güzelim Aman Aman, Oy Sıladaki Yari Gönül Arzular Ben Ölürsem Beni Yara Bildirin Ah Hayın Eller Eller Eller Eller Eller Oy Oy Malatya/Arguvan Türküleri asia 14-10-06, 12:17 Sevgiyle.. Sıla-4: Başak sarısı güneşlerde doğdun sen bana… Artık sen dönsende… Ben dönemem senden… Yüreğimdeki tek korkum… Yokluğun…! Erken vakit duyduğum… Senin kokun…asi ruhun… Ayrılmak… ayrılmak mı… Soğuk nefesler…içimde… Bir çift kadife….göz… Yanan bağrımda.. hakim… Düş zamanları… buluşmak vardı… Seninle… Sürgün olmak…. Avuçlarımdan serpmek…. Sevda denilen o ince tozu… Gönlüne…. Bende çarpan yüreğine… Asia.. Eylem64 14-10-06, 12:24 Yaralı Turnam Sarı turnam yeşil turnam ak turnam Enginlerden yücelere çık turnam Yarim gözü yaşlı yolum gözlermiş Ona benim gözlerimle bak turnam Dağları sıralı turnam Kanadı karalı turnam Bu derdimi sen anlarsın Yüreği yaralı turnam Sarı turnam sen turnalar şahısın Gökyüzünün en gizemli kuşusun Küllenmişse içinde aşk ateşi Onu benim sevdam ile yak turnam Sarı turnam ne de yanık ötersin Yolun ne yan ne tarafa gidersin Uğrar isen bizim köye sılaya Nazlı yare benden selâm edersin BRC 14-10-06, 12:29 Boran'dan Sıla'ya; Sevdiğim benden gitti gideli Derman ettim kendime güvercinleri Sılam seni hasret bildim bileli Sessiz yakarışlar sardı dilimi Ellerine uzanmak ister ellerim Benden çare istemezsin bilirim Vakit şimdi imdada vurmuş Eş dost sonsuz uykulara dalmış Sılam şimdi tut ellerimi Sende bir ben... Bende bir sen... Can perperişansa kader vesilesi Sılaya semaya yollayım Hasretlik güvercinleri.... Bu şiiri yazmama vesile olan Asia ve Ceva ablama çok teşekkür ederim... Sevgilerimle... BRC... HASRETTTTTT 14-10-06, 14:04 bu hem fırtınadır hemde borandır yakıp yıkan büyük tufandır ne sılanın uzak yolları ne de bu sevdanın açık kolları bir busede gizli bütün büyümüz bırak mühürlü kalsın dudaklarımda bir tufanda saklı bizim töremiz bırak aksın gitsin avuçlarımda Eylem64 14-10-06, 14:04 Arzu Sahinin cok güzel bir türküsü, bence Silayada cok uyuyor... Yarali Ceylanim Yaralı ceylanım senden başkasına Gönül vermem Elin meslediği gülden ol bu canı Sana vermem Yandı yürek yana yana Savur külün döne döne Soğumadan elde kına Zülfün telin yere sermem Amman yare, amman yare Hey pir ver bu derde çare Bir ok düştü yaralandım Dost elinden parelendim Dar günümde karalandım Dil lal olur seni yermem prenses19 14-10-06, 14:41 ya arkadaslar son bölümle ilgili replik yazan yok mu asnim 14-10-06, 15:25 Son sahne S: Daha gelmedik mi Boran? B:Az kaldı sabret. (merdivenleri çıkarken) S:Başım dönüyor.İçmeyecektim o son kadehi B:Ben sana söylemiştim. B:Ne oldu? S:Havalar soğudu.Kış geldi değil mi? B:Evet S:Yaz geçti yani. B:Geçti.Ama gene gelecek.Merak etme. .... (odanın kapısının önünde) B:Anlaşıldı böyle olmayacak. (Boran Sıla’yı kucaklayıp odaya götürür) (Odada Sıla’yı yatağa yatırıp terliklerini çıkarttıktan sonra) B:Yat yoksa yine başın dönecek. ... (Sıla baya bi Borana baktıktan sonra) B:Yine ne oldu? S:Benimde elimi tutar mısın? (Boran Sıla’nın elini tutar ve öpüşürler) Eylem64 14-10-06, 17:16 BENİ SEVEBİLİRMİSİN Bir gün beni sevebilirmisin ? Sana ellerimi uzattıgımda Avuçlarına alıp sımsıcak nefesinle Küçücük bir öpücük Kondururmusun ellerime yüreginde bana yer verirmisin ? Başımı omuzuna koydugumda Okşarmısın saçlarımı ılık nefesinle Fısıldarmısın kulagıma sevgini Küçük bir öpücük Kondururmusun dudaklarıma Gözlerime bakarmısın sevgiyle Benimle aglar benimle gülermisin ? Beni sev ! Dalgaların kayaları sevmesi gibi Hoyrat rüzgarın agaçları Kızgın güneşin topragı Yağmurun bitkileri sevmesi gibi Sende beni delicesine sev maalesef siirin kime ait oldugunu bilmiyorum,ama harika bir siir... sinope 14-10-06, 20:48 arkadaslar genelde herkes siir yaziyor ama benim icimden de bizim boran ve silamiza uygun olarak buldugum sarkinin sozlerini yazmak istiyorum(affiniza siginarak) DINLE bu sarkim sana dinle soyle nasil sevdigimi soyle muptala oldum aska seninle kayboldum gozlerimde ucurumsun sen bu bedende herseyi bir kenara birakip bir koseye yanmaya hazirim seninle ateslerde yanmisim sonmusum ellerinde bitmisim tukenmisim gozlerinde muptala oldum aska seninle kayboldum gozlerinde ucurumsun sen bu bedende her seyi birakip bir koseye yanmaya hazirim seninle ateslerde yanmisim sonmusum tutsak bu gonul sana tutsak yasak baskasi sana yasak muptela oldum aska seninle kayboldum gozlerinde ucurumsun sen bu bedende herseyi birakip bir koseye yanmaya hazirim ben ateslerde saygilarimla dnzzz 14-10-06, 22:51 arkadaşlar bu son bölümde sılanın borana a okuduğu kitabın adını bilen var mı acaba?gerçi sözleri buraya yazmışsınız yazarı da var ama ben üşenip de kitap aramaya koyulmayayım şeklinde(affınızada sığınaraktan) kitabın adını bilen var sa paylaşşsın istiyorum..şimdiden teşekkürler...:img-help: :img-sorry dnzzz 14-10-06, 23:12 valla size söyledim ama,aradım buldum.. merak eden varsa kitabın adı:yaz geçer/Murathan Mungan asus-74 15-10-06, 14:22 Yagmurlar dokulsun saclarından Topragın kokusu tenıne sarılsın Yorgun bır deve kervanı Gozlerının rengınde ıpekler tasısın ruyalarına.. Buralardan oylece cekıp gıtmek ve kendıne yenı bır gul vermek. Gozlerınden vazgecmek kolaymı? Kolaymı ılkbaharı gormeden Eylulun toparlanıp gıdısını seyretmek? Degıl kolay hıcbırısı... Denızın dıbınde kaybolmus dusler gıbı Senın duslerının okyanus olsun adı. Asktan derın duslerden mavı.. metın kurtoglu asnim 15-10-06, 14:50 Narin:Sıla napıyorsun?Geleyimmi?Sıla ne oldu?Canın bi şeye mi sıkıldı? Sıla:Abin varya abin Boran dan başka kim canımı sıkabilirki N:Ne o aranıza kara kedi girdi? S:Yalnız başıma dışarı çıkmama izin vermiyor.Korumalara da tembihlemiş kaçıcam zannediyor. N:Sen buna kızdın? S: Daha ne olsun hapis hayatı yaşatıyo bana N:Abim seni sokağa bırakmıyosa sadece kaçıcagın için değildir.Tabi bikere denediğin için tedbir alıodur ama inan tek sebep bu değildir. S.Ne yani beni eve kapatmaktan zevk mi alıyor. N.Ha hoşlanıyor töbe töbe...Olur mu hiç Sıla.Biz çok büyük bir aşiretiz.Abimin seveni olduğu kadar düşmanı da çoktur.Hem zaten bizim buralarda öyle gelinlerin bi başına dışarı çıkmasına pek izin verilmez.Sadece sen değil ya Yezda da dışarı çıkamazdı. S:Yezda?O kim? N:abimin eski karısı varya S:Boran daha önce evlimiydi? N:Evet sen bilmiyormuydun? S:hayır kimse bana bişey demedi. N:oooo sen nasıl duymadın.Abimle yezdanın aşkı dillere destan olmuştur.Herkes hala anlatır birbirleirne.Yezda Şervanların ağa kızı.Güzelliği bütün mardinin dilindeydi.Abimde bir düğünde görmüş onu.Görür görmezde sevdalanmış.Yezda da abime tabi.Ama zorlu bir sevda onlarınki.Servanların mezhebi farklı bizden.Ne bizimkiler onları ister nede onlar bizi.Üstelik bir de kan davası vardır aramızda.Yıllardır devam eder.Servanlar benım dedemi oldurmuşler.(geçmişte yezdayla borana döner).Ama abimin ne kan davasını nede meshep ayrımına kulak astı.Yezdayla evlenebilmek için babamı karşısına aldı.3 köyü birbirine kattı.Geleceğinden vazgeçti.Yezda da abimde sevdaları için canlarını hiçe saydılar.Onların aşkına kimse karsı duramadı.Düğünleri şenlişkleri dillere destan oldu.Abim yezdayı yezda da abimi mutlu edebilmek için iki dunyayı bir araya getirirlerdi.Gerçi bişey yapmalarına da gerek kalmazdı.Onların sevdası bakışlarında saklıydı.(gene geçmişe döner) yezda bu eve gelin geldiği günden itibaren bi gün olsun elini tarağa vurmadı.Abim her sabah her akşam öle öpe okşaya taradı saçlarını S:Boran N:Tabi.Abim sevdiği için herşeyi yapar.Onlar bi başkaydı hep.Yezda da abime kitap okurdu.Çok severdi karısından şiirler hikayeler dinlemeyi.Zannedersin dünyada bi tek ikisi var. S:Bu oda da onlarınmıydı. N: Olur mu hiç.Abim böyle bişiye izin verirmi?Onun odası kilitli.Öldüğü günden beri hiçbir eşyasına dokunulmadı. S: Peki neden öldü. (Tekrar geçmiş) N:Şimdi sorsan inkar eder ama o zamanlar anamda çok geldi üstüne kızcağızın.O da kendini bi sorun gibi hissetti abimin hayatında.Abimi baba yapamadığı için harap etti kendini. S:Bu ne sacmalık.Hangi çağda yaşıyoruz.Neden doktora gitmedielr.Ne biliyim tıp çok ilerledi.Bişekilde artık herkez çocuk sahibi olabiliyo. N:Tabiki de doktora gittiler.Ama doktor ne dedi.sorun kimdeydi.Neden çocukları olamdı.Biz hiç bilmedik.Abim hepsini saklı tuttu.Yezda da bu yükü daha fazla taşıyamadı.abim bidaha kendisini bole sevecek bi kadın istemedi.Yezda nın ölümünden hep kendini sorumlu tuttu.Zaten ben birbirini böyle seven başka kimsede görmedim.Yezda öldüğünden beri tam iki yılıdr.onun ölüm yıldönümünde gider o uçurumdan güller bırakır. S:Narin o güller den bi tanede bende var. ....... N:Abim yezdaya baktığı gibi kimselere bakmadı.Anam çok uğraştı tabi bidaha evlensin diye tek oğul ya soyumuz yürüsün diye ama abim karşı çıktı.Yezda dan sonra hayatıma başka kadın giremez ben kimseye karım kadınım demem dedi.Tabi bunlar senden önceydi.Hadi bahçeye inmiyormuyuz. S:sen git ben geliyorum. BestDancer 15-10-06, 20:32 arkadaslar bu siir silanin ruh haline cuk diye oturmus... "I'm With You" I'm Standing on a bridge I'm waitin in the dark I thought that you'd be here by now Theres nothing but the rain No footsteps on the ground I'm listening but theres no sound Isn't anyone tryin to find me? Won't somebody come take me home It's a damn cold night Trying to figure out this life Wont you take me by the hand take me somewhere new I dont know who you are but I... I'm with you im looking for a place searching for a face is anybody here i know cause nothings going right and everythigns a mess and no one likes to be alone Isn't anyone tryin to find me? Won't somebody come take me home It's a damn cold night Trying to figure out this life Wont you take me by the hand take me somewhere new I dont know who you are but I... I'm with you ADA:) 16-10-06, 11:13 BestDancer şiir gerçekten de Sıla karakterine çok uyuyor.Yalnız ve kim olduğunu bilmediği insanların arasında elini tutacak birini bekliyor. Bu şiir kimin onu da yazarsan sevinirim.Teşekkurler asnim 16-10-06, 11:16 şiir diil şarkı bu avril lavinge nın sarkısı gercektende gusel bi şarkı ve Sılayada gerçekten çok uyuyor. ADA:) 16-10-06, 11:32 arkadaslar bu siir silanin ruh haline cuk diye oturmus... "I'm With You" I'm Standing on a bridge I'm waitin in the dark I thought that you'd be here by now Theres nothing but the rain No footsteps on the ground I'm listening but theres no sound Isn't anyone tryin to find me? Won't somebody come take me home It's a damn cold night Trying to figure out this life Wont you take me by the hand take me somewhere new I dont know who you are but I... I'm with you im looking for a place searching for a face is anybody here i know cause nothings going right and everythigns a mess and no one likes to be alone Isn't anyone tryin to find me? Won't somebody come take me home It's a damn cold night Trying to figure out this life Wont you take me by the hand take me somewhere new I dont know who you are but I... I'm with you İngilizce bilmeyen arkadaşlar için şiirin Türkçesi'ni elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Seninleyim Bir köprüdeyim Karanlığın içinde bekliyorum Şimdi burda olmanı düşündüm Burda hiçbir şey yok fakat yağmur... Ayak izi bile yok Dinliyorum ama ses yok Kimse beni bulmayı denemiyor mu? Kimse gelip beni eve götürmeyecek mi? Soğuk gecede bir alacakaranlık Bu yaşamı anlamayı denemek gibi Elimden tutmayacak mısın? Beni başka bir yere götür şimdi Senin kim olduğunu bilmiyorum Fakat ben... ben seninleyim Bir yere bakıyorum Bir yüz bulmak için Biliyorum kimse yok burda Hiçbir şey yolunda değil ve her şey kotu ve kimse hoşlanmaz yalnız olmaktan Kimse beni bulmayı denemiyor mu? Kimse gelip beni eve götürmeyecek mi? Soğuk gecede bir alacakaranlık Bu yaşamı anlamayı denemek gibi Elimden tutmayacak mısın? Beni başka bir yere götür şimdi Senin kim olduğunu bilmiyorum Fakat ben... ben seninleyim konyalim 16-10-06, 15:26 sila sila sila bayildim ben bu diziye vallaha yeni bolumunu sabirsizlikla bekliyorum Sila ve boran isminede bayildim cok hos ikiside görkem_122 16-10-06, 18:42 cok güzel replikler görkem_122 16-10-06, 18:43 evet ya cook güzel dizi ben de merakla yeni bölümünü bekliyom Helen_ 18-10-06, 20:51 boranın yezdanın odasına ve aynı zamanda kalbine vurduğunu sandığı (!) kilit için uygun bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Funda Arar-Sevda yanığı Yangınlar yaraladı ruhumu Çok gördüm çok acı biriktirdim Yaşlandım yüzüme hüzün vurdu Ah hala çocuk olabilseydim Kendimden usanmaya Kaç sevda yanığı daha Aşkı sandıklara kaldırdım Üstüne yükler yükledim Açmasın kimseler diye Kilitlerime kilit ekledim söz: Burcu Tatlıses Müzik:Burcu Tatlıses-Febyo Taşel moonbeam 20-10-06, 00:45 5. Bölüm 1. Kısım Sıla - Annemle babamın beni bu kadar çok sevdiğini bilmiyordum. Abay - Kim bu adam? Yav sen niye bu kadar kızdın? Boran - Bir bilsem. Abay - Hadi gel biz içeri girelim. Boran. Boran içeri girelim. Sıla - Emre onlar ne yapsın? Yüzyıllardır töreleri böyle. Değiştirmek kolay mı sanki? Emre (Sıla’nın yüzünü elleri arasına alır) - Sıla sana birşey soracağım. Ben gittiğimden beri bir şey değişti mi? (Sıla yere bakar, Emre kötü kötü Boran’a) Yani sen bu adama karşı birşeyler mi hissediyorsun ha? (Sıla Boran’a bakar, Boran dayanamaz artık, aşağı inmeye kalkar) Abay (Kolunu tutmaya çalışır) - Boran dur (Boran kolunu kurtarıp devam eder) Boran! Boran dur! Sıla (Yine Emre’nin ellerini yüzünden çekerek) - Artık gitsen iyi olur Emre. Birşeylerden şüphelenecekler. (Nasıl yani? Neden?) Emre (Kollarından tutmaya çalışarak) - Seni bırakıp nasıl giderim Sıla? (Sıla kollarından kurtulmaya çalışır) Sıla - Emre git dedim. Boran (Sıla’yı tuttuğu gibi yüzüne bile bakmadan arkasına savurur) - Sıla’yı duydunuz. Artık gitseniz iyi olur. Sıla (Bağırarak) - Sen ne yaptığını zannediyorsun ha? Böyle birşeye hakkın yok! (Hayda! Sen böyle davranırsan Emre hiç gider mi?? :icon_roll ) Emre - Hayır. Burası onun evi. Gitmemi isteyebilir. Ama çok yakında gelip seni geri alacağım. Boran (Emre’nin üzerine yürüyerek) - Sen kim oluyorsun ki benim karımı götürebiliyorsun? Emre - Ona kim olduğumu söylemedin mi Sıla? (İkisi de Sıla’ya bakarlar) (Bu da ne demek şimdi?) Sıla (Yere bakar, sonra başını kaldırır) - Emre! Git dedim. Emre - Bundan böyle kuru sıkı tehditlerinle bu kızı korkutamazsın Boran ağa. Senin bu kıza gücün yetmez. O artık Türkiye’nin en zengin kadınlarından biri. (Boran Sıla’ya döner, bakışırlar) Erkan Bey bütün mirasını Sıla’ya bıraktı. (Parmağını tehditkar bir biçimde sallayarak) Ve onu burda artık zorla tutamayacaksın. Boran - Bu iş para pul meselesi değil delikanlı! (Emre’ye böyle dediğine göre kendinin en az 5 yaş büyük olması gerekmez mi?) Sıla artık benim karım. Ve benim kurallarıma göre yaşayacak. Emre (Bağırarak) - Sen ne diyorsun be???? Ağa bozuntusu! Boran (Emre’yi boynundan yakalar ve savurur) - Ne diyorsun sen ha? Abay (Boran’ı tutarak) - Boran yapma! Boran (Parmağıyla kapıyı göstererek) - Bir daha seni Sıla’nın yanında görmeyeceğim. Çabuk git burdan! Abay - Boran! (Emre’ye dönerek) Kardeşim sen de çek git yoksa bir tatsızlık çıkacak. (Çıkmadı sanki. Bu neydi?) Emre - Merak etme Sıla çok yakında gelip seni alacağım. Boran (Hışımla üstüne yürüryüp yumruğunu kaldırır) - Bak hala! (Abay araya girip kolunu tutar. Emre sinirle çıkar) Bir daha bu adam evime adımını atmayacak. (Sıla’ya parmağını sallayarak) Sen de onunla görüşmeyeceksin. Sıla - Sen bana ne yapıp ne yapamayacağımı söyleyemezsin Boran ağa. Ben senin kölen değilim. Hatta ben senin hiçbir şeyin değilim. Boran (Sıla’yı iki kolundan tutarak) - Bana bak! Sen Genco aşiretinin gelinisin. Ona göre davranmak zorundasın. Sana kalan paraya da bel bağlama. Törelerden daha güçlü olamazsın. Törelerin önüne geçemezsin. Ben de kan dökülmemesi için sonuna kadar töreleri kollayacağım. Sıla - Emin ol ömür boyu burda kalmayacağım Boran. Emin ol. (Boran onu yana savurur, Sıla yukarı çıkar). Boran - Aziz! Haydar!!!!! (Korumalar koşarak gelir) Bundan sonra bu kapıdan benden habersiz kimse girmeyecek, kimse çıkmayacak. Bana danışılmadan kuş uçmayacak. Anlaşıldı mı? Bu kapının kilidi bundan sonra benim sözümdür. (Sıla balkondan bakmaktadır) Buna uymayan töreye başkaldırmış olur. O İstanbul züppesini de bulup haddini bildirin (Sıla aşağı inmeye başlar). Şivan Kahya - İcabına bakalım mı agam? Sıla (Koşarak aşağı inmektedir) - Sen ne yapıyorsun ha? Ne yaptığını zannediyorsun hayvan herif! (Boran’ın üstüne atılıp vurmaya başlar, korumalar arkalarını dönüp biraz uzaklaşır) Ne yaptığını zannediyorsun? Hayvan mısın? Boran (Kollarını tutarak) - Sıla benim işime karışma artık. Sıla - Ya, işine karışmayayım da Emre’yi öldür değil mi? Çabuk söyle o adamlarına, çabuk söyle Emre'nin kılına bile zarar vermesinler. Çabuk söyle. Boran - Sıla! Odana! Sıla (Elini kolunu kurtarır) - Gitmeyeceğim ha gitmeyeceğim. Boran - Sıla odana çık. Sıla - Odama gitmezsem ne yaparsın? Beni de mi öldürürsün hayvan herif? (Boran tokatlayacakmış gibi elini kaldırır ama yapamaz) Vursana. Bir yapmadığın o kaldı ha. Sen o tokadı attın Boran. Elini kaldırdığın an o tokadı attın. (Adamlar kavganın bitmesini bekleyip bekleyip dışarı çıkarlar :icon_roll ) Boran - Bana bak. (Kolundan tutar) Bir daha benim adamlarımın yanında sakın bana bağırma Sıla. Sakın! Abay - Boran. (Sıla’nın yanına gelir) Yenge iyi misin sen? Sıla - Bana bak Boran ağa. Emre'nin kılına bile zarar gelirse kendimi öldürürüm. Yemin ederim ki kendimi öldürürüm! (Yukarı çıkar) Şivan Kahya - Agam adamlar İstanbulluyu bulmaya gitti. Ne yapacağız? Bir kurşun sıktıralım mı? (Boran Abay’la bakışır) Boran - Hayır. Peşinden gidin. Takip edin. Gidiyor mu gitmiyor mu bakın. Kahvedeki adam - İyi iyi. Bu erken evlenir, baksana peşine takmış oğlanları. Azad - Yav ana, Narin’imle beni ayırmaya çalışıyorlar, değil? Kevser - Hiç ırgatları yok mu bunların? Azad - Öz karımı nasıl alıp gider ya? Şivan Kahya - Agam. Boran - Söyle Şivan. Şivan Kahya - Aziz aradı. İstanbullu oglan gitmiyormuş. Otele de bir haftalık peşin ödeme yapmış. Boran - Belasını arıyor demek. Yarın bir de ben ziyaret edeyim bari. Şivan Kahya - Sen nasıl istersen agam. Boran - Bu arada Şivan Kahya Sıla’yı da göz hapsine alacaksınız. Nereye gittiğini kiminle konuştuğunu bileceğim. Attığı her adımdan haberim olacak. Şivan Kahya - Emrin olur agam. Sen hiç meraklanma. Yönünü hangi tarafa çevirirse çevirsin bir çift göz onu izliyor olacak. Meraklanma. Celil - Oğlum tam nato kafa nato mermersin ha. (Hiç yakıştı mı bu diziye, bu insanlara bu laf?) Dilan - Ana okumak kötü mü? ... Sıla ablam bütün okulları okumuş. Kötü mü? Ben de onun gibi olmak istiyorum ya. Firuz Ağa - Aman oğul. Aşiretteki yeni bir kavgayı senin güçsüzlüğün bilirler. Firuz Ağa - Bunlar her gece odaya kapanıp bizi eyliyorlar akılları sıra. Sanki biz bilmiyiz. Kevser Ana - Ne deyim bilmem ki ağam. Ateşle barut yanyana durmaz derler ama. Firuz Ağa - Onu bunu bilmem Kevser Kadın. Yakında bunun kokusu çıkar. Gene Boran ağa döl tutmuyor diye konuşmaya başlar ahali. O zaman kolaysa zaptı rapt altına al aşireti. Kevser Ana - Ne deyim ağam? Boran ağaya sözüm geçmez ki artık. Firuz Ağa - Sen gene de bir kulağını çekiver oğlunun. Boran (Telefonla konuşan Emre’nin sırtına vurur, telefonu alıp masaya atar) - Biraz konuşabiliriz herhalde. Emre (Ayağa kalkar) - Buyrun konuşalım. Boran - Dünkü konuştuklarımızın senin üzerinde pek bir etkisi olmamış galiba delikanlı. Ben de buraya gelip daha açık konuşmak istedim. Sen buraya geldiğinden beri pek bir şeyin farkında değilsin. Şu topraklara iyi bak. Bu toprakların altı da üstüde, bütün bu evlerin, konakların, dükkanların çoğu benim aşiretime ait. Benim ağalık görevim de aşiretimi korumak. Bize ait olana dokunulmasını engellemek. Anladın mı? Emre - Ne demek istiyorsun yani? Boran - Eğer burda kahramanlık yapmaya çalışırsan seni koruyamam. Aşiretimde benim için gözünü kırpmadan adam öldürecek insanlar var. Bir kere kurşun namludan çıktıktan sonra kimse engel olamaz. Emre - Bir dakka, bir dakka. Sen beni tehdit mi ediyorsun yani? Boran - Hayır delikanlı, burda senin bilmediğin bir yaşam sürüyor. Sadece bunu söylüyorum. Bir an önce gitsen iyi olur. Emre - Gitmezsem ne olur Boran ağa? Senin hükmün burda geçer. Bu sınırları geçtik mi benim dünyam başlar. Boran - Evet haklı olabilirsin. Ama dediğin gibi burda benim aşiretimin sözü geçer. Sen beni dinle, bir an evvel git. (Dönüp gövde gösterisi yapan adamlarına bakar) Yoksa seni ben bile koruyamam. Ne demek istediğimi anladın herhalde? Emre - Bazı şeyler için ölmeye değer Boran ağa. moonbeam 20-10-06, 00:48 5. Bölüm 2. Kısım Narin - Sıla ne oldu? Canın bir şeye mi sıkıldı? Sıla - Abin var ya abin! Boran’dan başka kim canımı sıkabilir ki? Narin - Ne o? Aranıza kara kedi girdi? (:icon_roll İlahi Narin. Sanki aşk evliliği yapmışlar gibi konuşuyor) Sıla - Yalnız başıma dışarı çıkmama izin vermiyor. Korumaları da tembihlemiş. Kaçacağım sanıyor. (Öyle bir konuştun ki be gülüm, sanki kaçmaktan temelli vazgeçmiş gibi! Hastaneden sonra öyleydi ama daha dün hayatımın sonuna kadar burda kalacak değilim demedin mi adama?) Narin - Sen buna kızdın? Sıla - Daha ne olsun? Hapis hayatı yaşatıyor bana. Narin - Abim seni sokağa bırakmıyorsa sadece kaçacan diye değildir. Tabi bir kere denediğin için tedbir alıyordur ama inan tek sebep bu değildir. Sıla - Ne yani? Beni eve kapatmaktan zevk mi alıyor? Narin (Alaycı) - Ha. Hoşlanıyor. Töbe töbe. Olur mu hiç Sıla? Biz çok büyük bir aşiretiz. Abimin seveni olduğu kadar düşmanı da çoktur. Hem zaten bizim buralarda öyle gelinlerin bir başına dışarı çıkmasına pek izin verilmez. Sadece sen değil. E Yezda da çıkamazdı. Ona da izin vermezdi. Sıla - Yezda? O kim? Narin - Abimin eski karısı var ya. Sıla (Şaşkınlıkla) - Boran daha önce evli miydi? Narin - Evet. Sen bilmiyordun? Sıla - Hayır. Kimse bana hiçbir şey söylemedi. Narin - Oooo. Sen nasıl duymadın? (Nerden ve kimden duyacaktıysa. Sanki kız hayatı boyunca burda yaşadı :icon_roll) Abimle Yezda’nın aşkı destan olmuştur. Herkes hala anlatır birbirine. (Sıla bozulur) Yezda Şervanların ağa kızı. Güzelliği bütün Mardin’in dilindeydi. (Daha da çok bozuldu Sıla). Abimde bir düğünde görmüş onu. Görür görmez de sevdalanmış. Yezda da abime tabi. Ama zorlu bir sevda onlarınki. Şervanların mezhebi farklı bizden. Ne bizimkiler onları ister, ne de onlar bizi. Üstelik bir de kan davası vardır aramızda. Yılladır devam eder. Şervanlar benim dedemi öldürmüşler. Ama abim ne kan davasına ne de mezhep ayrılığına kulak astı. Yezda’yla evlenebilmek için babamı karşısına aldı. Üç köyü birbirine kattı. Geleceğinden vazgeçti. Yezda da abimde sevdaları için canlarını hiçe saydılar. Yezda’nın babası - Yezda! Eğer ki o eli tutarsan buradan ikiniz de canlı çıkamazsınız! Narin - Onların aşkına kimse karşı duramadı. Düğünleri, şölenleri dillere destan oldu. (Sıla bozulup kafasını çevirdi) Abim Yezda’yı, Yezda da abimi mutlu edebilmek için iki dünyayı bir araya getirirlerdi. Gerçi birşey yapmalarına da gerek kalmazdı zaten. Onların sevdası bakışlarında saklıydı. Yezda bu eve gelin geldiği günden itibaren bir gün olsun elini tarağa vurmadı. Abim her sabah, her akşam öyle öpe okşaya taradı saçlarını. Sıla (Gözlerini inanmaz bir ifadeyle açarak) - Boran? Narin - Tabi. Abim sevdiği için herşeyi yapar. Onlar bir başkaydı hep. (Sıla elbisesini buruşturup duruyor) Yezda da abime kitap okurdu. Çok severdi karısından şiirler, hikayeler dinlemeyi. Zannedersin dünyada bir tek ikisi var. Sıla (Kötü kötü etrafına bakarak) - Bu oda onların mıydı? Narin - Olur mu hiç öyle şey? Abim böyle birşeye izin verir? Onun odası kilitli. Öldüğü günden beri hiçbir eşyasına dokunulmadı. Sıla - Peki neden öldü? ... Boran - Karımla bizim tek töremiz sevdamız. Boran - Senden başka kimseye kadınım demem… Olacaksa senden çocuğum olsun. Başka kimseden istemem. Bir çocuk için senden vazgeçmem…. Narin - Abim bir daha kendisini böyle sevecek bir kadın istemedi (Sanki her köşe başında bir tane bekliyordu da :icon_roll) Yezda’nın ölümünden hep kendini suçlu tuttu. Zaten ben birbirini böyle seven başka kimse de görmedim (Sıla ağlıyor) Yezda öldüğünden beri, tam iki yıldır onun ölüm yıldönümünde gidip o uçurumdan güller bırakır. (Sıla Boran’ın kendisine gül verişini hatırlar) Sıla - Narin o güllerden bir tane de bende var. Boran - Ne oldu Aziz? Gitmiş mi? Aziz - Gitmiş tabi ağam. Başka çaresi var mı ki? Boran (Memnun) - İyi. Narin - Abim Yezda’ya baktığı gibi kimselere bakmadı. Anam çok uğraştı tabi bir daha evlensin diye. Tek oğul ya. Soyumuz yürüsün diye. Ama abim karşı çıktı. ‘Yezda’dan sonra hayatıma başka kadın giremez. Ben kimseye karım, kadınım demem’ dedi. (Sıla’nın sessizliğini görünce) Tabi bunlar senden önceydi. (Sıla Narin çıktıktan sonra bu sözleri hatırlayarak yüzüğünü takar) Amca - Hayırdır oğlum hayır. Şer bizde ne arar? Boran - Barış için gönderdiği hediye bile çok şey anlatıyor amca. Biz Cihan’la iki dünya bir araya gelse de anlaşamayız. Celil - Bu ne yav! Herkes keyfimin kahyası olmuş. :img-hyste :img-hyste :img-hyste Emre - Kocan olacak o adam tehdit etti beni. Adamları da zorla uçağa bindirdiler. Ama geri döneceğim. Bu sefer yalnız değil tabi. Sıla - Emre sakın gelme. Ben seni tekrar arayacağım. Ben aramadan sakın gelme... Emre - Sıla sen daha durumu anlayamadın galiba. Senin emrinde şu anda 8000 kişi çalışıyor, 7 tane fabrika senden direktif bekliyor. Boran (Odaya girer) - Rahatsız olma. Birşey alıp çıkacağım. Sıla - Eşofmanlarını mı arıyorsun? Burda. (Yüzüğünü gözüne sokarak uzatır) Boran - Niye taktın? Sıla - Kevser Hanım tak dedi. Karısısın sen onun, kadını dedi, ben de taktım. (Boran eşofmanı alıp döner). Hemen yatacak mısın? Boran - Niye sordun? Sıla - Biraz sıkıldım. Yürüsek mi acaba? Merak etme, kaçmayacağım. Korumaların da gelir istersen. Boran (Eşofmanı yatağa bırakır, yürür. Sıla bozulur) - E hadi. Yürümek istemiyor muydun? (Sıla gülümser, utangaç bir ifadeyle bakarak peşinden gelir) Boran (Kapıda korumalara) - Siz burda kalın. Sıla - Doğduğundan beri burda mı yaşadın? Boran - Hayır. Okul için ayrıldım. Sıla - Ne okulu? Boran - Üniversite. Sıla (Kaşları şaşkınlıkla kalkar) - Üniversite mi? Boran - Bunda bu kadar şaşıracak ne var? Sıla - Şaşırdım işte. Ağaların okumasına gerek yok. Baksana her konuda seni bilirkişi sayıyorlar. (Boran ağa gerçekten güler) Nerde okudun? Boran - Ankara’da. Sıla - Ciddi misin? Hangi bölüm? Hangi üniversite? Boran - ODTÜ. Matematik. Ama yarıda bıraktım. Sıla - Neden? Boran - Öyle gerekti. Sıla (Kollarını ovuşturarak) - Nasıl yani? Boran - Baya. Öyle gerekti. Üşüdün sen. Sıla (Bu sefer Boran’ın cekedini itirazsız kabul etti) - Teşekkür ederim. Sıla - Teşekkür ederim. Boran - Ne için? Sıla - Ne için olacak? Benimle yürümeyi kabul ettiğin için. Boran - Önemli değil. Sıla - Dilan?!!! Dilan - Abla! Sıla - Napıyorsun burda bu saatte? Dilan - Koru beni abla. Sıla - Neden koruyayım Dilan? Boran - Dilan, iyi misin? Dilan - Evden kaçtım. Sıla - Evden mi kaçtın? Neden? (Boran’a bakar) Boran - Hadi içerde konuşalım. Dilan - Öyle göründüğüne bakma, bağırı çağırır ama çok yufka yüreklidir babam... Biliyon mu seni gelin ettikleri gece sabaha kadar ağlaştılar anamla. Boran (Odaya girerken Sıla’nın yatağın üstünde bordo geceliğiyle bacaklar ortada oturduğunu görünce başını yana çevirir) - Afedersin. Sıla - Giyindim zaten. Boran (Yatağını yapılmış bulur) - Eline sağlık. Sıla - Dilan’nın okula gitmesi için nasıl ikna ettin? Boran - Ettim bir şekilde. Sıla - Aman aman söyleme zaten. Sizin ağalık yöntemleriniz beni aşar. :D :D :D (Boran ışığa uzanır) Kapatmasan olmaz mı? Rahatsız olmazsan biraz okuyacağım da. Boran - Tabi ki rahatsız olmam. Sıla - zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi kavranır. bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. Boran - oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır Sıla - ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla günlerin dökümünü yap benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini kim bilebilir ikimizden başka? Boran (Sabah Sıla’nın saçını koklarken Sıla uyanınca bozuntuya vermemek için yerdeki gülü uzatır) - Düşmüş. Sıla - Bu gülü bana ikinci kez veriyorsun (Boran arkasını dönüp yürür, Sıla gülü koklayıp tekrar kitabın arasına koyar). Boran - Ana, gene tutamamışsın kendini. Artık karışma olur mu? Kevser - Gene ne kabahat işlemişem? Boran - Sıla’ya yüzüğünü tak demişsin. Bırak ister taksın ister takmasın. Kevser - Her şeyin sebebi beni belleme oğlum. Ağzımı bile açmamışam. Yüzük müzük lafı geçmedi aramızda. (Boran Sıla'nın yüzük hakkında söylediklerini hatırlar) moonbeam 20-10-06, 00:52 5. Bölüm 3. Kısım Sıla - Boran! Boran bana bunları alır mısın? (Eline bir liste tutuşturur) Boran - Bugün bizim çarşıdaki dükkana gel. Neye ihtiyacın varsa birlikte hallederiz. Sıla - Ciddi misin? Boran - Evet. Saat 5’te orda ol. Sıla - İyi de nasıl geleceğim? Kim getirecek beni? Boran - Tek başına gelirsin. (Döner ve arabaya yürür) Sıla (Şaşkınlıkla) - Nasıl yani? Bulamam ki. Boran - Aa. Senin gibi kızdan hiç beklemezdim. Sora sora Bağdat bulunur. (Sıla’yı kapıda kendinden çok memnun bir ifadeyle bırakıp arabaya biner ve gider) Boran - Sakın takip ettiğinizi belli etmeyin. Anlamasın… Ne yaparsa yapsın ses etmeyin. Bakalım ne yapacak? Beni de haberdar edin. Dilan - Baba sana canım üzerine söz veriyorum. Çok çalışacağım. Seni mahcup etmeyeceğim. Büyüyüp doktor olunca sana bakacağım. Hiç de evlenmeyeceğim. Hep senle kalacağım. Boran (Çatıda sabırsızlık ve endişeyle volta atarak) - Saat kaç oldu Şivan Kahya? Şivan Kahya - Beşi onbeş geçiyor ağam. Belki bulamamıştır hala. Boran - İnşallah öyledir. (Biraz daha dolanır ve merdivenlerden koşarak çıkan Sıla’yı görür) Sıla - Hah! Boran (Rahatlar) - Geldin mi? Sıla - Geldim. Az daha kayboluyordum. Burda her yer birbirine benziyor. Boran (Yüzü güler) - Hoşgeldin. Hadi gidelim. Boran - Almamız gereken başka birşey kaldı mı? Sıla - Bir de kitapçıya uğrayalım. Hem kendime (Boran’a okumak için |