Tüm Versiyonu Göster : Yazı Tura
feritcaglayan 24-09-04, 20:39 kenan imirzalioglu nun yeni sinema filmi YAZI TURA tum sinemalarda..
DAHA GENIS BILGI ICIN:
http://www.yaziturafilm.com
'a baka bilirsiniz
Herkeze hayirli olsun bakalim nasil bir film?
hadi hayırlı olsun Türk Sinemasına katkıda bulunur inşallah gitmek lazım
erkanpetekkaya_1988 30-09-04, 13:40 arkadaşlar filme salı günü gittim hepinize tavsiye ederim süper bir film kenan imirzalıoğlu filmde kokain esrar herşeyi alıyo biraz uçmuş bi roldedepresyonlar giriyo olgun şimşekte öyle ikiside süper oyunculuk örnekleri sergilemiş izlemenizi tavsiye ederim ben çok beğendim
meltemyucel 22-10-04, 13:41 Ben bu filmi sevmeim içimi acıttı bide ne bilim soğuk bir yanı vardı.Özellikle sonu bari biri mutlu olsaydı yani. Kenanın abisi rolündeki Gay bence çok yakışıklıydı :wink:
erkanpetekkaya_1988 22-10-04, 14:09 ama bence kenan imirzalıoğlu kadar kimse yakışıklı olamaz
oyuncu kadrosu harika senarist ve yönetmenide cabasi :) bence harika bir film olmusdur henuz izlemedim
sinem almanya sinemalarnin websitesinde yazmasi gerek cnm
Konusu ve çekimi mükemmeldi.Değişik bir film olmuş.Ama birinci bölümde Olgün Şimşek,ikinci bölümde Kenan İmirzalioğlu izlemek pek hoşuma gitmedi.İkisinin hayatının haricinde beraber neler yaptıklarını askerdeki paylaşımlarını gösterseler daha güzel olurdu.Sinemada filmi izleyene kadar ben ikisinin hayatını beraber göstericek sanıyordum.Sanki iki film izlemiş gibi oldum.Ama yinede güzeldi.Hayatın gerçekleri ile bir kez daha yüzleştik en azından !
yalniz_kurt 15-12-04, 21:06 yaş sınırı falan yok ...
çok güzel bir film bence ... korkunç falanda değil ...
izleme imkanı olanlar kesinlikle izlesin ...
kesinlikle çok güzel bir filmdi insan hayatının nasıl tesadüflerle ve yaşanan beklenmedik şeylerle değişebileceğini gösteriyor.ama sinemada gidebilmek için geç oldu sanırım.
yalniz_kurt 25-12-04, 18:28 http://www.yaziturafilm.com/ytweb_images/images_oyku/images_oyku_09.gif
Sinopsis
Yazı Tura 1999 yılında geçen iki hikayenin filmidir. İki gencin hikayesi... Biri Göreme’li futbolcu “Şeytan Rıdvan”, diğeri İstanbul’da babası ile birlikte yaşayan “Hayalet Cevher”. Her ikisi de aynı zamanda askere gitmişler, Güneydoğu’da cephede birlikte savaşmışlardır. Her ikisinin de askerden sonrası için beklentileri, hayalleri vardır.
Rıdvan köyüne, mayına basmış ve goller atacağı sağ bacağı kopmuş olarak döner. Ne sözlüsü ne de arkadaşları askerden önce bıraktığı gibi değildir. Üstelik savaşta yaşadıkları Rıdvan’ı sürekli çöküşe götürmektedir.
Cevher de aynı mayın patlamasında sağ kulağını yitirmiştir. Ancak hayatındaki büyük değişikliği Marmara Depremi’nde babasını enkaz altından çıkardıktan sonra yaşayacaktır.
Yönetmen görüşü
Filmden çıkanların hemen hayata dönmelerini arzu etmiyorum. İz bırakmak, rahatını kaçırmak, sessiz bir etki bırakmak istiyorum üzerlerinde. Yeni ve farklı olmaya çaba etmeden kişisel bakışımı çekmek istedim. Oradan yeni bir şey çıktı mı? Umarım.
Klasik, geleneksel ve popüler olandan uzak bir iş oldu.
Oyunculuklarda hep birlikte hayatı aradık. Göreme’de tek tek insanların kapılarını çaldık, “filmimizde oynar mısınız?” diye. Filmdeki “Şeytan Rıdvan”ın annesini oynayan kadın hayatında hiç sinemaya gitmemiş. Geldi ve bizimle provalar yaparak bir hayatın içine girdi. Özellikle Kapadokya çekimlerinde yöre insanları önemli roller oynadılar.
Öykülerim tamamen kurgu. Anadolu’da ve İstanbul’da gerçek hayatlar kurdum ve biz bu hayatlara kameralarla tanıklık ettik.
Ben bu toprakların müziğini yapmak istedim.
Hiçbir yere sempatik gözükmeye çalışmadan kendi bağımsız iç dünyamı üretime dönüştürmek....
Kişisel bir Anadolu dünyası. Hepsi bu.
Artık sadece sinema var...
UĞUR YÜCEL
1999 yılında Türkiye.
Ülkenin Güneydoğusunda yıllardır yaşanan siyasal kargaşa ve çatışmalarda on binlerce insan hayatını kaybetmiştir.
Şimdilerde Türk ve Kürt halkının ortak arzusu artık Güneydoğu’nun ve ülkenin barış ortamı içinde olmasıdır. Ancak savaş - terör ortamı gencecik çocukları topraga gömmüş, binlerce hayatı karartmıstır. Oysa ölen de öldüren de kültürleri, yaşayışları, mizahı, müziğiyle birlikte kardeştir.
Aynı yıl Gölcük - İstanbul eksenli müthiş bir deprem bütün ülkeyi sarsmıştır. Marmara Depremi…
Elli bin insan toprak ve göçük altında kalarak hayatını kaybetmiştir. Ülkeye yurt dışından büyük destek ve yardım gelmiştir. Tarih kitaplarının ve resmi görüşün birbirine düşman ettiği türk ve yunanlılar aslında yeryüzünde birbirlerine en çok benzerlikler gösteren iki toplumdur. Deprem sonrasında bu iki toplum birbirlerine kucak açmışlar, yunanlılar İstanbul depreminde, hemen ardından bir ay sonra türkler de Atina depreminde gözyaşı dökmüşlerdir.
Filmimiz 1999 yılında geçmekte ve her iki gerçekle de ilişki kurmaktadır.
Senaryo, Türkiye’nin yaşadiği bu büyük trajedinin yazarın üzerinde biraktiği etki sonucunda kaleme alınmıştır.
http://www.fidafilm.com/images/film2/yazitura/big/01.jpg
http://www.fidafilm.com/images/film2/yazitura/big/02.jpg
http://www.fidafilm.com/images/film2/yazitura/big/04.jpg
http://www.fidafilm.com/images/film2/yazitura/big/05.jpg
http://www.fidafilm.com/images/film2/yazitura/poster.jpg
bence muhteşemmmmmm bir filmdi.
ama deprem sahnelerinde fena olup dışarı çıktım , sonuçta adapazarlıyım ve depremi yaşadım.
plaseboender 16-08-05, 13:12 Anlatım olarak çok başarılıydı ama bunalım olması gerçekten insanı sıkıntıya sokuyor 'bitsin artık, dayanamıyacağım' diyesi geliyor insanın, ağır bir film vesselam. Sağolsun Uğur Yücel, yine yapsın yine seyrederim.
Türkiye ağır psikopatlar ülkesi" (1)
Şeytan Rıdvan ve Hayalet Cevher...İkisi de aynı dönemde askere gitmiş, Güneydoğu'da cephede birlikte savaşmışlar. Bu iki gencin filmi "Yazı Tura." Biri Göremeli futbolcu "Şeytan Rıdvan," diğeri İstanbul'da babası ile yaşayan "Hayalet Cevher." Her ikisinin de askerden sonrası için hayalleri var... Rıdvan köyüne, mayına basmış ve goller atacağı sağ bacağı kopmuş olarak döner. Ne sözlüsü ne de arkadaşları askerden önce bıraktığı gibidir... Cevher de aynı mayın patlamasında sağ kulağını yitirir. Ancak hayatındaki büyük değişikliği Marmara Depremi'nde babasını enkaz altından çıkardıktan sonra yaşayacaktır.
Uğur Yücel'in ilk film yönetmenliği denemesi "Yazı Tura" gösterime girdi. Filmden çıkıp beğenmeyen yok. Peki yönetmeni ve oyuncuları şimdi ne düşünüyor film hakkında?
* Bu filmde bir hikâyeyi iyi anlatmak mıydı amacınız yoksa iyi bir film çekmek mi? Çünkü bazen bu ikisi birbiriyle çelişebiliyor. İyi film çekme isteği hikâyeyi iyi anlatmanın önüne geçebiliyor.
Uğur Yücel: Yönetmenlik varyantları içinde yapılmış bir film değil bu. Doğrusu bilgiden çok içgüdümü kullandım. Filmdeki karakterlere ve dünyaya ben de bir nevi oyunculuk yaptım. Yazarken başlıyor bu zaten. O ruha geçiyorsun, filmin bütününe bürünüyorsun. Ve hayal ediyorsun. Hayal ettiklerimin ne kadarını perdeye geçirebildim bu önemli. Çünkü sinemanın talihsiz tarafıdır bu. Bu filmde çok fazla içime danıştım. Ne demek istediğinizi açık seçik anladım aslında. Yönetmen olarak bu işe devam edeceksem bir dile, bir anlatıma doğru gitmem lazım. Bu anlatımı sabit bir kamerayla da yapabilirdim ama böyle yaptım.
* Nasıl bir film çekmek istediniz?
U.Y: Zihnimdekileri çekmek istedim ve sanırım çektim. Çok iyi olması için çabalamadım. Ama montaj bittikten sonra bir filmle karşılaşmak için herşeyin en iyisini istedim. Dünyanın sayılı filmlerini bağlamış, montaj konusunda üstat İzlandalı bir kadın bu filmin montajını yaparken sarsıldı. Ne kadar beğendiğini anlattığında, filmle ilgili düşüncelerini söylediğinde "Bir dakika, bu filmde bizim sezinlediğimizin ötesinde bir şey var" dedim ve finale doğru giderken boyumu aştım. Ne gerekiyorsa onu yaptım.
* Ne zamandır uğraştığınız bir hikâyeydi bu. Uzun zamandır bu öyküyü çekmek istediğinizi biliyorum. Bu işin başladığı noktayı merak ediyorum.
U.Y: 1997 yılında arkadaşlara böyle bir film yapmak istediğimi söylemiştim. Bu ülkenin yaraları bunlar. Üzerimizde bıraktığı travmalar.
* Ama buralarda yaşayan birçok insan gibi bu acılara aldırmayabilirdiniz. Siz mi insanların acısına karşı duyarlısınız yoksa acının zengin bir malzeme olduğunu mu düşünüyorsunuz?
U.Y: Bazılarına hiç değmeden geçiyor doğru. Ama bana kolay değip geçmedi, beni deldi geçti bu sorunlar. O zaman bu bir travma yaratıyor gerçekten. Kimselere de anlatılmayan arızalar bunlar. Derinlerde büyük acı hissediyorum. Toprağımı çok seviyorum. Bir gece yatağımın içinde oturuyordum, hayatın çok anlamsız olduğunu düşündüğümüz, çıkış bulamadığımız durumlar vardır ya, bittiğimi düşünüyordum. Kalktım ve "Yine anlamsız bir şeyler yazacağım" dedim. Ama bunlar çıktı. içsel deneyimler bunlar. Birkaç gün sonra elimde sinopsisim vardı. Dört asker Güneydoğu'da savaşıyor ve geri dönüyor. Dördünün de kaba olarak hikâyelerini kurmuştum. Geçen zaman içinde olgunlaştı herşey ve geriye bu iki hikâye kaldı. Olgun Şimşek, dört hikâye zamanından bilir bu öyküleri.
"Gay abi" geyikleri
* Çok değişti mi hikâyeler? Siz en çok hangisi sevmiştiniz?
Olgun Şimşek: İlk okuduğumda bütün senaryoyu sevdim. Dört ayrı hikâye vardı ve bir oyuncu açgözlülüğüyle hepsini oynamak istedim. Şeytan Rıdvan'ı çok sevmiştim. Ama bütünü sevince oyuncu olarak içindeki herşeyi de seviyorsunuz. Karar veremiyordum. "Birileri ne düşünecek?" diye bir sıkıntı vardır ya... Bugüne kadar komiktiniz hep komik mi kalacaksınız gibi. Bir şekilde bu kaygılar benim de kafamdan geçiyordu. Rıdvan'ın da ezik oluşundan dolayı seyircinin "Siz hep bunları mı oynayacaksınız" yorumuyla karşılaşacağımı düşündüm. Cevher daha değişik gelmişti.
U.Y: "Ben Cevher'i oynayayım" dedi. Cevher o senaryoda geyik muhabbetinin içinde espriler patlatan bir adamdı.
O.Ş: Abisinin gay olmasıyla ilgili okey masasında geçen nefis geyikler vardı o senaryoda.
U.Y: Neleri hatırlıyorsun ya... Şu vardı: "Papandreu'nun kardeşi olmasın bu!"
O.Ş: Alttan alta dalga geçiyorlardı. Cevher'e de bir şey diyemiyorlardı. Cevher, "Herifin kardeşi **** ama buna da bir şey denmez" durumunu çok iyi idare eden, o elektriği alan, "Gülmeyin ulan" diyen bir karakterdi. Sonra Karadeniz hikâyesi vardı, "Ulan bunu da mı oynasak?" dedim. Uğur Abi "Abartma, hepsini sen oynamayacaksın" dedi.
U.Y: Rıdvan'ı yazarken Olgun'u düşünmüştüm. Önce Cevher'i istedi. Sonra "Hepsini oynayayım mı Uğur abi?" dedi.
Kenan İmirzalıoğlu: Cevher'i çekerken Cevher gibi bir taksici vardı. Olgun "Saçları kessem ben bu taksiciyi oynarım" diyordu. Biz Cevher'i çekerken Olgun'un gelmediği gece yoktu. Bir ay boyunca her gün her gece setteydi.
O.Ş: Okuma provalarına bile gittim.
* Rıdvan'la Cevher'i yanyana getirseydiniz keşke bir karede...
U.Y: Daha önce Rıdvan'la Cevher'i karşılaştırmayı da düşünmüştüm. Ya da bir telefon konuşması. Sonra vazgeçtim. Bu iki hikâyeden bir film yapmak mümkündü. Ama neden ilk filmimde bu kadar kolay bir şey yapayım ki! Yapsaydım belki fazladan 500 bin kişi gelecekti. Ama yapmadım, gelmesinler ne yapayım. Çok içten çıktı bu film. Bu yüzden de battım. Battım ama yola çıktım, karayı bulacağız. Karaya çıkınca da acayip şeyler olacak.
Türkiye ağır psikopatlar ülkesi" (2)
O.Ş: Seyircinin var olan bir hikâyeden yeni hikâyeler kurgulaması, farklı öyküleri bunun içinde görmek istemesi iki öykünün de çok güçlü olduğunu gösteriyor. Kendi aramızda bile bin tane yeni öykü çıkarmıştık. Çok gülmüştük hatta bulduğumuz varyasyonlara.
Film gibi değil hayat gibi
* Peki, bütün eğlencenin yanında performansınızı en üst düzeye çıkartabilmek için Uğur Yücel ne yaptı?
K.İ: Sette acayip bir enerjisi var Uğur abinin. Kamerayı bırakıp bir anda yanınıza gelmesi... Rüzgâr gibi... Gecenin beşinde Tarlabaşı'nda çekim yapıyoruz, istediği bir şey olmayınca öyle bir yüksek enerjiyle anlatıyor ki istediğini. Ne seni eziyor ne zorluyor ne de rahatsız ediyor. Enerjisi sizin de enerjinizi ortaya çıkarmanızı sağlıyor. O sıralar beli de sakattı. Hepimiz "Abi dur beline bir şey olacak" diyoruz. O kaptırmış kendini. Zaten herşeyinizle sizi analiz ediyor. Ne söylersem ne anlar, nasıl anlatırsam ne çıkarır hepsini biliyor. Sadece şöyle bir gerginliği var, sette olma sebebimiz bu filmi çekmek, bunun dışında başka bir yere kaymandan hoşlanmaz. Herkes sessiz ve huşu içinde onu dinlemek zorunda. Bu enerjiyi herkese veriyor.
O.Ş: Başka bir yönetmen çekseydi çok farklı bir şey seyrederdik. Uğur abi yarattığı senaryoyla, atmosferle ilgili çok inisiyatif sahibi. Ben Rıdvan'ı ortalığı velveleye veren, eğlendiren, TV dizisi kıvamında biri olarak da oynayabilirdim. Ama ben, kayarsam bile ipleri çeken biri olsun istedim hep hayatımda. Rıdvan eğlence kıvamından çok uzak bir karakter. Ruhu çok zedelenmiş. Bir başka yönetmen o duruşuma müsaade etseydi bu film "Eh iyi oynamışsınız, arkadaş da iyi çekmiş, hikâye de iyi" kıvamında olurdu. Uğur abinin sette söyleyecek çok sözü vardı. "Bakalım başka bir ruha, başka bir yere, başka bir insana göç edebilecek misiniz" bakışları vardı hep. "Yapamıyor muyuz acaba" dediğimiz sırada yanımızda biterdi. Hakimiyeti vardı. Birçok insan yaptığı işle ilgili uzun uzun cümleler kurar ama "Ne yapacağız?" sorusuna "Yap işte bir şeyler, sen iyi oyuncusun" cevabını verir. Oyuncu iyi bir malzeme olarak durur sette. O malzemenin de pırıltılı tarafı oyuncunun içidir. O içi bulup çıkarabilirse birisi oyuncu başarılı gözükür. Uğur abi bunu yaptı işte.
K.İ: Hiç sinemaya gitmemiş insanları oynattı Uğur abi. Rıdvan'ın annesini oynayan Sultan Ana, hatta o bölümdeki çoğu kişi oyuncu değil. Rıdvan'ı ilk seyrettiğimde şaşırdım. "Ne güzel film yapmışsın Uğur abi" diyemedim. "Ne biçim bir film bu ya" dedim. Sonradan anladım ki bu oyundu. Çünkü gerçek hayatı çaktırmadan çekmiş gibiydi. Eline kamera almış ve kimse görmeden çekmişti. Seçtiği dilin doğruluğunu o zaman anladım. Film değil hayat gibi olmuş herşey. Oyuncu üzerindeki hakimiyeti bu yönetmenin.
* Peki, yönetmenin aynı zamanda çok iyi oyuncu olması sizi ürküttü mü?
K.İ: Beni hiç huzursuz etmedi. 1.5 sene çalışmamıştım, ilk çekim günü çok sıkıntılı geçti. 3 sayfalık bir bölüm çekecektik. Halüsinasyonlar görüyordum, diyalog çoktu. İlk gün "Bu iş nasıl olacak" diye düşünmeye başlamıştım. Uğur abi o sıkıntıyı yaşamama izin verdi. Hiç konuşmadık. 2. gün biraz rahatladım. 3. gün içime sinmeye başladı. Dördüncü gün sete geldim, sigaramı yaktım, Uğur abi "Rahatlamış oyuncunun hali başka oluyor" dedi. Kendisi defalarca yaşadığı için bu süreci yaşayacağımın farkında. Yanımda yüzmeyi iyi bilen biri var, boğulmama müsaade etmez. Bu duygu işime yaradı. Ne istediğini çok iyi bilen biri sizi yönlendiriyor. Oynuyor hatta karşınızda. Tasula'yı bile oynadı. Babayı da, Cevher'i de.
Uğur Yücel'in gözyaşları
U.Y: Biz bunları kendi aramızda konuşmuyoruz biliyor musunuz. Siz sorunca ortaya çıkıyor herşey. İkisi de çok seçkin laflar ediyorlar. Bunları yüreklerinden söylediklerini biliyorum. Çok değerli bir sonuç bu. Kenan'ın oynuyor dediği yeri çok iyi anlıyorum. Oynamadığımı zannediyorum ben. Bundan olabildiğince çekindim aslında. Çünkü yönetmenler gelir ve oyuncunun karşısında oynar, üstelik kötü oynar. Kendi de göremez ne kadar kötü oynadığını. Yönetmene de "Oynama abi" diyemezsin. O oynadığı zaman kafan karışır. Bundan hep korkarım.
* Ama yine de oyuncusunuz siz...
U.Y: Oyunculuktan gelme bir yönetmenin en dikkat edeceği nokta bu. Benim başıma neler gelmiş, oyuncularıma bunu yaşatır mıyım? Böyle oynayın demedim hiç, yazarken ne düşündüğümü anlattım. Kenan'ın mezarlıkta bir sahnesi vardı. Amcası gömülürken "Helâl olsun" diyecek. Çekerken, sarsılmadığını hissettim. Sarsılması gerekir. Çünkü Cevher kafa kesen bir adam ama içinde küçük bir çocuk var. Savaştırmasak çiçekçi dükkânı açacak bir adam. Ve amcası öldüğünde "Helâl olsun"u bir başka söylemeli. Dindar bir adam değilim ama "Helâl olsun" lafı, ezan sesi beni çok etkiler, ağlatır. Bunu Kenan'a anlatmaya başladığımda bir baktım Kenan ağlıyordu. "Hadi çekiyoruz" dedim. Sette kimse hazır değildi o sırada. Kenan bir taraftan bağırıyor "Abi nolur bunu çekelim, bunu çekelim..." Tam istediği yere gelmiş.
K.İ: Sürekli keyfini çıkaran diyordu bize. Ruhunu elinize alıp oyun oynamak gibi. Final sahnesini 5 kere çektik. Uğur abi "Oldu" dedi ama ikimiz de biliyorduk tam olmadığını. Sonra yanıma geldi "Oğlum isteğin gibi oyna, zırvala, saçmala, ben çekeceğim, çektiklerimiz arasından finali bağlayacağımız malzeme var, rahat ol" dedi. Yaptık. Stop dendi. Hiç ses çıkmıyor. Çok şaşırdım. "Ne oluyor" dedim. Monitörün başına gidip bir baktım Uğur abinin gözlerinden yaşlar akıyor...
"Hayatı erken sezmeye başladım ama geç olgunlaştım"
* Bu filmde karakterleriniz ölüme ve öldürmeye çok yakın. Alacakaranlık dizisinde siz de bunu andıran öldürmeye yatkın bir karakteri oynamıştınız. Öldürme isteğini anlatmayı seviyor musunuz?
U.Y: Ülkemizle çok ilişkili bu durum. Ağır psikopatlar ülkesi burası. Üstü örtülü ciddi psikopatlar var. Üstü örtüldüğü için güçlenen bir durum. Biri cinayet işler ama o adam aynı zamanda en büyük sevabı yapacak adamdır. Bu kadar çelişkilidir işte burası. Ağır hayatlar dünyasıdır Türkiye. Karıncayı bile incitmeyecek bir adamım ama bir taraftan da kolay zaptedilmem, arızalıyım. Ve burada hayat zaptetmek üzerine geçer. Kendini tutacaksın. Düzgün adam olacaksın. Bıraksalar uçuk olsak, psikopat olmayacağız. Kendimizi yaşayacağız çünkü. Ben hayatı erken sezmeye başladım ama geç olgunlaştım. Çocukluğumdan beri hayatı seyrettim. Yaşamaya bırakmadım kendimi. Savruldum. Harcanmış geçmiş gitmiş yıllarım var geride. Sinirleniyorum. Çok erken yaşta film çekmek isterdim.
* Şimdi çektiniz. Yazı Tura vizyona girdi. Mutlu musunuz?
U.Y: Mutluyum ama bu olanlar çok tatsız. Soru sorulduğu zaman da meramınızı anlatamamış olduğunuzu farkediyorsunuz gazetelerde atılan başlıkları görünce. Kenan ve benim hakkımda bir dedikodu çıktı. Bu Alacakaranlık dizisinin reytingleri çok yükseldiği, dizinin çok başarılı olduğu zaman ilan edildi. Birilerini aşağılamak için zenci, ****, çingene diyor birileri. Dünyanın heryerinde böyle bu. Ben bu kelimeleri icad edenlerin hepsini iğrenç bulduğumu söylemiştim o söyleşide. Çünkü bu dedikoduyu da beni aşağılamak için bulmuşlar. Seyirciyi kaçırmak istemişler benden. Beni ya da Kenan'ı kahramanlaştıran insanlara "Ben o diziyi seyretmem artık" dedirtmek istemişler. Bunun üzerine siz de sorulara cevap verirken derdinizi anlatmışsınız ama olmamış. Ama hayat önünüze seriyor doğruları. Bunlardan ders almak lazım. Bu dükkân artık kapandı. Bundan sonra bir başka röportaj yok. Eğer olanların yansıması buysa ben bu olayda yokum artık. Kayboluyorum ve huzura ve özgürlüğüme geri dönüyorum.
Kenan'ın yerine Timuçin geçecek
Oyuncu ve yönetmen Uğur Yücel, 'Yazı Tura' filminin ikincisini çekmeye hazırlanıyor. 41'inci Altın Portakal Film Festivali'nde 11 dalda ödül almasına karşın, Yücel'i 800 bin YTL zarara uğrattığı iddia edilen filmin yeni versiyonunda, başrolü Kenan İmirzalıoğlu yerine Timuçin Esen oynayacak.
ÜÇ FARKLI HİKAYE
Şimdilerde 'Hırsız-Polis' dizisinde başrolü paylaşan Uğur Yücel ve Timuçin Esen'in yolları aslında bu diziden önce kesişmişti. Bir buçuk yıl önce Timuçin Esen'i 'Yazı Tura'nın oyuncu seçmelerine çağıran Uğur Yücel, genç oyuncuyu başarılı bularak ona başrolü vermişti. O günlerde elinde üç farklı 'Yazı Tura' hikayesi olan Yücel, kararsızlık yaşamış ve Timuçin Esen'e başrol verdiği öyküyü çekmeyi ertelemişti. Uğur Yücel yeni jönü Esen'i 'geleceğin bir kaç iyi adamından biri' olarak nitelendiriyor. Uğur Yücel'in yeni 'Yazı Tura'yı önümüzdeki yılın başlarında çekeceği söyleniyor.
Gülşen YÜKSEL - MAGAZİN
Kenan İmirzalıoğlu'nun yerine değil.....Bu başka bir proje ayrıca beraber rol alma durumları var...
Yazı Tura’nın kadın başrol oyuncusu Göremeli gözlemeci Sultan Gündüz
Yazı Tura’yı izlediniz mi? İzleyip, bittiğinde koltuğa çakılı kaldınız mı? Görüntüler birkaç gün boyunca kafanızda dönüp durdu mu? Bu sorulara evet diyorsanız yönetmen Uğur Yücel amacına ulaştı demektir. Çünkü o da, bir röportajında, ‘Bu filmde neyi amaçladınız’ diye sorulduğunda, ‘Filmden çıkanların hemen hayata dönmelerini arzu etmiyorum’ demişti.
Yücel, Yazı-Tura’da önce gerçeklik duygusunun hedeflediğini her fırsatta vurguluyor. Bu yüzden en doğal oyuncuları bulabilmek için Göreme’de her evin kapısını tek tek çaldığını söylüyor. Filmdeki karakterlerden Şeytan Rıdvan’ın annesini oynayan, hayatında hiç sinemaya gitmemiş Sultan Gündüz’ü de işte böyle seçti. Gündüz’ün filmdeki performansı gerçekten inanılmaz. Öyle ki, zaten film ile ilgili yazılan nerdeyse bütün eleştirilerde mutlaka ondan da bahsediliyor ve methiyeler düzülüyor. Peki kim Sultan Gündüz? Ürgüp’e gittik, seyircileri hıçkıra hıçkıra ağlatan bu kadınla tanıştık.
Uğur Yücel sizi nasıl buldu?
- Şimdi ben Göreme Restoran’da gözlemeciydim. Filmin yapımcıları bizim patrona gelip bir oyuncu aradıklarını söylemişler. O da ‘Benim bir gözlemeci var, yetenekli, konuşkan, hareketli, yaparsa o yapar’ demiş. O öyle deyince yapımcı Gülay Hanım ve Selim Bey bizim eve geldiler. Selamünaleyküm, aleykümselam, oturduk. Tabii çay kahve. ‘Sultan Teyze sen sinemada oynayacaksın’ dediler. ‘Nasıl oynarım? Eğer etek giyip, kolumu açacaksam ben o film işine girmem’ dedim. ‘Yok’ dedi. ‘Sen Anne rolünde olacaksın. Olgun Şimşek senin oğlun olacak. İkiniz başrol oynayacaksınız.’ İlk önce nasıl yaparım bilemedim. Çünkü benim sanatım sinema değil ki, benim sanatım gözlemecilik. Okumuşluğum yok. ‘Biz sana tarif edeceğiz sen yapacaksın. Olgun’u yatağından kaldıracaksın. Kahvaltısını vereceksin. Sana geçmiş olsuna gelecekler. Oğlunun en yakın arkadaşı nişanlısını alıp kaçacak’ dediler.
Sizi görür görmez karar verdiler mi? Hiç deneme çekimi falan yapmadılar mı?
- Yapmaz olurlar mı? Bana dediler ki senin gibi 10-15 tane daha kadına ihtiyaç var. Ben de konu komşuyu topladım. Hepimizi kameraya aldılar. Montaj ettiler. İstanbul’a Uğur Yücel’e götürdüler. Uğur Yücel izlemiş, bir tek beni beğenmiş. Sultan Gündüz bu işi yapar demiş. Sonra Uğur Bey’le beraber geldiler. Selamünaleyküm, aleykümselam, oturduk. Tabii çay kahve. Uğur Yücel, ‘Sultan Teyze, ben Uğur Yücel. Seni Olgun Şimşek’le filme alacağım’ dedi. ‘Başım, kolum, bacağım açılacaksa olmaz’ dedim. ‘Yok Sultan Teyze bu yöre filmi. Şalvar giyeceksin. Ayağında meşin lastik olacak, başına bürümcüğünü alacaksın’ dedi. Sonra mukavele yaptık. Bir senet yazmışlar. Çekimlere gitmezsem 50 bin dolar ödeyecektim. 9 ay ben bunların emrinde oldum. Film olacağı zaman akşamdan telefon geldi. Sabah 8’de arabayla evimden aldılar, akşam iş bitince bıraktılar. Allahları var hepsinden çok memnundum.
9 ayda kaç para kazandınız?
- Ben bilmediğim için bana 800 milyon para verdiler. Acemiliğime denk geldi. Kolay bir şey zannettim ben. Çekeceğiz, hemen bitecek evime döneceğim diye düşündüm.
Peki işin düşündüğünüz gibi olmadığını anlayınca ne yaptınız?
- Bir gün çok kızdım. Üstümdeki kostümleri çıkardım, fırlattım. Uğur Bey’e ‘Ben bu işin böyle olduğunu bilseydim bu işe girmezdim’ dedim. O da ‘Anacığım kurban olayım sana ya, zor değil, bak ne güzel yapıyorsun. Senin rolün ağır bir rol. Herkes yapamaz. Senin maşallahın var’ dedi.
Siz de ikna oldunuz mu?
- İkna olmayıp ne yapayım? Gerçi sonradan bana çok akıl verdiler de ben kötülük yapmak istemedim.
Nasıl?
- Bir gün Asmalı Konak’a bir oyuncu çocuk geldi. Benden gözleme yedi. Çocuğa sen bir bölüm başına kaç para alıyorsun dedim. ‘1 milyar 250 milyon’ cevabını alınca çok şaşırdım. ‘Oğlum ben de oyuncuyum. Uğur Yücel’in sinemasında başrolde benim. 9 ay için bana 800 milyon verdiler’ dedim. Bana ‘Bak teyzem senin hakkını yemişler. Sana bir akıl vereyim. Sen şimdi bir avukat tut. De ki ‘Ben okuma yazma bilmiyorum. Bana imzalattılar. Kandırıldım. Ben bu filmin piyasaya çıkarılmasına izin vermiyorum, davacıyım.’ Sana 15 milyar bile verirler. Senin iznin olmadan yayınlatamazlar’ dedi. Yapamadım. Allah’tan korktum. Beni kandırdılar, Allah’ı kandıramazlar diye düşündüm.
İlk kamera karşısına geçtiğinizde hangi sahne çekildi?
- İlk sahnemizde Olgun’u yataktan kaldırdım. Olgun gazi oldu. Yatağına yattı. Ben Olgun’a kahvaltı hazırladım. ‘Oğlum kalk, kahvaltını yi öyle uyu dedim’ ‘Enne git başımdan’ dedi, beni tersledi. Ben de hemen gittim.
Çok tekrar yapıyorlar mıydı?
- Oooo 30-40 kere. Olmadı bir daha, olmadı bir daha...
En zorlandığınız sahne hangisiydi?
- Olgun’u yıkadığım sahnede çok kötü oldum. Ayağını bağladılar, sakat gibi gösterdiler. ‘Onun ayağını öyle çıplak görünce şok geçireceksin, gidip çeşmenin başında ağlayacaksın’ dediler. Bunu 50 kere çektik.
Ağlamakta zorlandınız mı?
-Yok canım. Gözüme ilaç sıktılar.
Havaya girmek için aklınıza kötü bir şeyler mi getirdiniz?
- Gerek yoktu ki. Zaten acılıydım. Film çekilmezden birkaç ay önce oğlum ve gelinim trafik kazasında ölmüşlerdi.
Olgun Şimşek’le ilişkiniz nasıldı?
- Oğlum gibiydi, kuzumdu kuzum. Zaten önceden de severdim ben Olgun’u. Görünce bir içim kaynadı. Kendi oğlum gibi hissettim.
Uğur Yücel nasıl bir yönetmen? Çekimler sırasında sinirlenip bağırıp çağırdığı oldu mu?
- Yok. Hiç bağırmadı. Evladım olsun şeker gibi adam. Uğur Bey’i çok sevdim. Galaya üç kişi gittik. Yol paralarımızı otel paralarımı ödedi. Otelde kişi başı 110 dolara yattık. Ankara’da ve Alanya’da da gala olacak, oraya da götürecekler beni.
Filmde size makyaj yaptılar mı?
- Yapmadılar. Uğur Yücel, ‘Zaten teyzemin eli yüzü nurlu’ dedi. Çekimler sürerken Ürgüp’te bir düğün oldu. Ben kına gecesinde elime kına yaktım. Uğur Bey ‘A teyzem o kınayı niye yaktın? Diğer sahnelerde senin ellerin hep kınasız’ dedi. Ben de ‘Uğur Bey elini kes de keserim senin için’ dedim. Elime beyaz cila gibi bir şey sürüldü. Kınayı yok ettiler.
11 YAŞIMDA ANAM BENİ HAMURA OTURTTU
Sultan Gündüz (58) Gülşehir doğumlu. Çocuk yaşta Ürgüp’e göç etmiş. 17 yaşında evlenmiş. Kocası hayatta ama ağır hasta. ‘Kalp, romatizma, şeker, tansiyon ne ararsanız var’ diyor. 5 çocuk doğurmuş ama birini iki sene önce 37 yaşında trafik kazasında kaybetmiş. Aynı kazada gelini de vefat ettiği için iki torununa kendi bakıyor. Yazı Tura filminin çekimleri bitince kazandığı para ile Asmalı Konak dizisinin çekildiği konağın tam karşısında gözlemeci tezgáhı açmış. Gözleme yapmayı annesinden öğrenmiş. ‘Gözlemecilik ana sanatım benim. 11 yaşındayken anam beni hamura oturttu. Kızım bu işi öğren birinde kötü yaparsan birinde iyi yaparsın dedi. Kötüleri ben yedim, iyileri müşteriye yedirdim, şimdi en kaşarlısından gözlemeci oldum. Şimdi ben de kızıma öğretiyorum’ diyor.
Tek bacaklı bir film
Oyunculuk bakımından oldukça ileri bir noktada duran film, teknik anlamda ise kimi zaafiyetler gösteriyor. Özellikle, yönetmen Uğur Yücel’in iki baş karakterinin travmatik hayatlarının anlatımını güçlendirmek için kullandığı görsel dil, hareketli kamera ve abartılı yakın planlar Yazı Tura’yı izlemesi zor bir film haline getiriyor.
Uğur Yücel’in uzun zamandır beklenen filmi Yazı Tura nihayet görücüye çıktı. Hazırlıkları 5 yıldır süren filmin Kürt illerinde süregelen kirli savaş sırasında askerlik yaparken bir mayın patlaması sonucu derin fiziksel ve ruhsal yaralar alan iki askerin askerlik sonrası topluma uyum sorunlarını ve yaşadıkları travmaları anlatıyor.
Film oyuncu kadrosu bakımından oldukça zengin. Başrollerde Olgun Şimşek ve Kenan İmirzalıoğlu oynarken, Engin Günaydın, Bahri Beyat ve Erkan Can yardımcı rollerde gösterdikleri performansla öne çıkıyor. Filmin müziklerini de Erkan Oğur yapmış, gerçekten etkileyici bir iş çıkarmış usta.
Fakat oyunculuklar bakımından oldukça ileri bir noktada duran film, teknik anlamda ise kimi zaafiyetler gösteriyor. Özellikle, yönetmen Uğur Yücel’in iki baş karakterinin travmatik hayatlarının anlatımını güçlendirmek için kullandığı görsel dil, hareketli kamera ve abartılı yakın planlar Yazı Tura’yı izlemesi zor bir film haline getiriyor. Sürekli titreyen bir kadrajda filmi neredeyse karakterlerin gözlerinden takip etmeye çalışmak oldukça zor oluyor.
Film biri Ürgüp’te, biri İstanbul’da geçen iki ayrı hikaye ve bölümden oluşuyor. İlk hikaye, yani mayın patlaması sonucu bir ayağını kaybeden Şeytan Rıdvan’ın hikayesi ikinci hikayeye, yani aynı patlamada arkadaşını kurtarmaya çalışırken bir kulağı sağır olan İstanbul’lu Hayalet Cevher’in hikayesine nazaran daha eli yüzü düzgün ve savrulmadan ilerliyor. İkinci hikayede ise askerlik sonrası sendromuna mafyatik ilişkiler, 17 Ağustos depremi, Yunanistan’dan gelen eşcinsel abi gibi yan konular ekleniyor. Ama filmi ve akışı güçlendirmek için yapılan bu hamleler esas hikayeyi, yani Hayalet Cevher’in hikayesini darmadağın edip izleyiciyi filmden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bu ülkenin yetiştirdiği en büyük oyunculardan biri olan Uğur Yücel, yıllardır sanatsal kariyerinin yanı sıra insani ve politik hassasiyetleriyle de öne çıkıyor. Dolayısıyla biz de bu filmden Kürt illerinde yaşanan kirli savaşa ve her iki taraftan çekilen acılara dair daha elle tutulur şeyler söylemesini bekliyorduk. Tamamen bireysel travmalar üzerine kurulan film, savaşın iki tarafından insan portreleri vermekten uzak kalıyor. Filmde savaşın diğer yanından, yani Kürt Özgürlük Hareketi cephesinden tek unsur olarak, kendisine aşık olunan Kürt kızı Elif bulunuyor. Ne yazık ki filmde de gerçek hayatta olduğu gibi savaşın iki cephesi arasında eşit ilişki kurulamıyor. Bu nedenle film sağlıklı bir parça bütün ilişkisi kurmaya izin vermiyor. Verilen bireysel travmalardan objektif bir kişisel travma tablosu çıkarılamıyor. Yani filmde, baş kahramanı Şeytan Rıdvan gibi tek bacağıyla ilerlemeye çalışıyor.
Tüm bu eksikliklerine rağmen film Kürt illerinde operasyonların ve çatışmaların yeniden başladığı şu günlerde Kürt sorununu ve Kürt illerindeki askeri politikaları gündeme taşıma ve tartıştırma yetisine sahip. Fakat bu da ulusal medya tarafından es geçildi. Ulusal medya ve onların güdümünde üç maymunu oynayan kalabalıklar, Türkiye’yi ve bütün Ortadoğu’yu tartışmak yerine filmdeki eşcinsel karakter üzerinden magazinel malzemeler üretmeyi tercih ettiler. Yazık ki, Yazı Tura da, Güneşe Yolculuk, Büyük Adam Küçük Aşk, Fotoğraf gibi filmlerle aynı kaderi paylaşıyor. Bu gibi filmler ya görmezden geliniyor ya da anlattıkları, anlatmak istedikleri konular çarpıtılarak içleri boşaltılıyor.
Netice itibariyle Kürt sorunu hususunda devlet tarafından yaratılan baskı ortamı hala varlığını ve yakıcılığını koruyor. Bu baskı ortamı kitleler üzerinde sanki sözleşilmiş bir suskunluk yaratıyor. Sanatsal anlamda bize gerekli olan ise popülizme ve slogancılığa kaçmadan, bu suskunluğu yırtacak çığlıklardır. Yazı Tura tüm eksikliklerine rağmen cılız da olsa bu susturulmuşluğun ortasında bir ses vermeye çalışıyor. Ama yeterli olamıyor.
film dediğin böyle olur kardeşim.. günlerce etkisinden çıkamamıştım.. helal olsun uğur yüce'e walla... dvd ise ayrı lezzette.. tavsiye ederim, kamera arkası çok güzel olmuş...
http://img370.imageshack.us/img370/3497/cumpazar10jv2ha.jpg (http://imageshack.us)
http://img488.imageshack.us/img488/1733/yazi20tura2020ugur20yucel2021d.jpg (http://imageshack.us)
http://img514.imageshack.us/img514/6112/yazi20tura2020ugur20yucel2036z.jpg (http://imageshack.us)
http://img514.imageshack.us/img514/9698/yazi20tura2020ugur20yucel2046w.jpg (http://imageshack.us)
sude-elvin 01-07-06, 14:46 degisik bi filmdi baslarda SIKILdim ama sonradan hosuma gitti.
kenan imrizalioglu nu böyle bi rolde görmek güzeldi.
Evet dogru Kenan I. o dedigin oyuncuyu dudagindan opuyor. Ayrica dizide daha baska antipatik ve erotik goruntuler mevcut. Karakterlerin oyunculuklari nekadar gucluyse de filmin hikayesi ve kurgusu tam bir fiyasko diyebilirim. Cok normal baslayan bir cizgiden zik zaklarla dolu bir baska cizgiye gecisin hikayesi adeta. Bu yuzden de filmi hic guzel bulmamistim. Hatta 10 uzerinden bir sayi vereck olsam belki bi "3" veririm. O da sirf bazi karakterlerin oyunculuklarinin guzel oldugu icin yoksa izlenmeye degmez bir filmdir.
izlediğim en güzel türk filmiydi.. olan bitenle meselesi olan, duyarlı bir adamın bizlere armağan ettiği güzelim hikaye.. çok zor hazmedilir bir anlatım dili kullanılmış.. sinemadan anlayanlara....anlmayanlar için kolay değil tabi... (öpüşme sahnesine takılanlara)
sude-elvin 17-07-06, 05:15 yabanci yapinca iyi oluyoda türkler yapincami kötü. böyle rolleride birilerinin oynamasi gerekiyor valla tebrikler oynayanada bence tebrik etmek lazim ayrica tekrar ediyorum güzel bi filmdi. tekrardan izlemeyi isterim.
Süper bir filmdi.Ben izlediğimde hiç bir saniyesini sıkılmadan geçirdim.
http://img164.imageshack.us/img164/397/yaz1ua3.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/2678/yaz2ey8.jpg (http://imageshack.us)
ozge yeşim 28-01-08, 22:37 Kenan İmirzalıoğlunun bütün filmlerini sinemada izlerim.Bir tek bu filmi izleyememiştim.Tv de izledim.Değişik bir filmdi.Film boyunca Kenan İmirzalıoğlu ve Olgun Şimşek'in yan yana gelmesini bekledim ama olmadı.Kenan İmirzalıoğlu için filmi izleyen biri olarak filmin en başlarında Kenan İmirzalıoğlunu hiç görmemek sıkıcıydı.Daha sonra Kenan İmirzalıoğlu ortaya çıkıyor sonra Olgun Şimşek kayboluyor.Ayrı ayrı anlatılmış hikayeleri.Filmin bazı sahnelerinde bunalım gerçekten çok iyi yansıtılmış.
Şimdiye kadar izlediğim en değişik filmlerin başında geliyor,anlatımı,sahne geçişleri,içinde sakladığı o hüzün,dram...Hepsi o kadar net geçiyor ki izleyene..Gerçekten Uğur Yücel başta olmak üzere bütün oyuncuları tek tek tebrik etmek gerekir...Zaten hepsi,işlerinde çok başarılı ve yetenekli insanlar..Ama Uğur Yücel in ilk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen bu denli iyi bir iş çıkarması gerçekten ayakta alkışlanmalı..
Bir de Timuçin Esen in rolü az bişey daha fazla olsaydı,tadından yenmeyecekti o zaman :)
ozge yeşim 16-06-08, 10:19 Ben filmde TimuçinEsen2i göremedim.Tv de izlemiştim.Herhalde kestikleri bir sahnede çıktı ya da ben farkedemedim.
|
|