Tüm Versiyonu Göster : Celal Kadri Kınoğlu


sisley
20-09-05, 02:49
onu ilk önce tatlı hayatta irfan rolünde izledim tek kelimeyle süperdi ,çok komikti ve başarılıydı o dizinin efsane olmasının sebeplerinden biriydi kesinlikle,en son da aşk oyunu dizisinde süha dayı olarak izledim aşk oyununda da harikaydı yine çok komikti ,ayrıca keremcem ve yasemin ergenenin oyunucu koçuymuş.


http://www.diziler.com/biography/celalkadrikinoglu.jpg (http://www.diziler.com/biography/celalkadrikinoglu.jpg)



Gerçek Adı:Celal Kadri Kınoğlu

Doğum Tarihi:16 Aralık 1964

Doğum Yeri:Gaziantep

MardiGras
20-09-05, 03:17
Gercekten cok basarili bir oyuncu. Tatli Hayatin basarisinda cok buyuk rolu vardi. Ask Oyununda da bence tek kelime ile dokturdu.

forgetmenot
20-09-05, 07:46
Ben 'Kır' isimli tiyatro oyununda onu izleme şansı buldum.Adete tiyatro için yaratılmış,mesleğine aşık ve heyecanlı bir oyuncu.Büyük bir cüsseye gizlenmiş, küçük bir erkek çocuğu heyecanı,pırıltısı ve muzipliği var sesinde.Biz onu 'Tatlı Hayat'taki performansından tanıyoruz ama aslında çok uzun süredir çalışan,çok başarılı bir oyuncu kendisi. Bursa'da çalışırken, tek kişilik bir oyunu (7 sene dediler)senelerce başarıyla,kapalı gişe oynadığını duymuştum.İlginç, çok ilginç bir oyuncu.

king
20-09-05, 11:54
tek kelimeyle bayılıyorum bu adama gerçekten tatlı hayatın başarısında müthiş bir payı vardı onu ilk orada gördük ve daha da görmeyi istiyoruz

aliyeaynalar
20-09-05, 15:31
sanırım bizim evin hallerinede girmiş..
fragmanda ismi vardı.

volvox
20-09-05, 22:28
Gerçekten mi ben bugün izleyemedim.Çok güzel bir haber bu.

sude-elvin
13-07-06, 00:50
cok basarili süper bi oyuncu.

gül_ecem
13-07-06, 17:44
çok başarılı bir oyuncu allahın bir lütfudur.

manizo
13-07-06, 21:49
Çok çok iyi bir oyuncu....Çok doğal...Her oynadığı sahnede gözlerimi alamadığım oyunculardan biri...

BÜ$RA
13-07-06, 22:49
tatlı hayatta süperdi..
çoook iyi bir oyuncu..

meryemce84
15-07-06, 22:04
http://img439.imageshack.us/img439/3117/celalkadrikinogluac8.jpg (http://imageshack.us)



"Ben tiyatroyu sanat gibi sanat olduğu için oynuyorum…"

Celal Kadri KINOĞLU’nun konuşmacı olarak katıldığı “Türk Tiyatrosu ve Medya” konulu sohbet toplantısı, dernek merkezinde,gerçekleştirildi. Gaziantep’i çok yakından tanıyan ve tiyatronun duayenlerinden birisi olan KINOĞLU’na Gaziantep’i, Türk Tiyatrosunu ve medyanın bugün geldiği noktaları sorduk. Aldığımız cevaplar Gaziantep adına sevindiriciydi. Fakat Türk tiyatrosu ve medya için aynı şeyleri söylemek oldukça güç. İşte, Celal Kadri Kınoğlu’nun Gaziantep, Türk Tiyatrosu ve Medya için söyledikleri…

"Ben ilkokul, ortaokul ve liseyi Gaziantep’te okudum. İlkokulu Mehmetçik ilkokulunda, Ortaokulu Gazi Ortaokulu’nda, liseyi de Gaziantep Lisesi’nde okudum. 1981 İstanbul’a gittim ve İTÜ Makine Mühendisliği bölümünde eğitimime devam ettim. Daha sonra ikinci üniversiteye gittim, Konservatuar okudum ve tiyatroya geçtim. 1990’da ise Devlet Tiyatroları’na girdim, daha
sonra master yaptım ve 3 yıl Diyarbakır’da çalıştım. Bu arada annemleri
görmek için Antep’e gelip gidiyordum

Şu andaki Gaziantep ile o dönem ki Antep arasında müthiş bir fark var. Benim kafamdaki o Antep gitmiş, modern ve bambaşka bir kent ortaya çıkmış. Mesela Karagöz Dolmuş Durağı, o Cevizli’nin olduğu yer, Kavaklık ile Başkarakol bölgesinin olduğu yer ise aynen kalmış. Ben de zaten turneye geldiğim zaman sabah hemen fotoğraf makinemi alarak böyle her yerin resmini çektim. Gaziantep Lisesi’ne de girdim ve kendi sınıfıma çıkıp bir resim çektirdim, biraz duygulandım.

Türkiye’de tiyatro, tüm büyük sanatlar gibi, mesela klasik müzik gibi, caz gibi, bale gibi, opera gibi, tiyatro bence önemini kaybediyor. Yani biz çok büyük bir samimiyetle, hayır bunlar çok güzel, çok faydalı sanatlar desek de toplumun bunlara karşı ilgisi de azalmakta. Yani bugün kimse Bethowen dinlemiyor, Shekaspare okumuyor, kimse evinde plak veya CD’den yabancı müzik dinlemiyorsa biz gerçekten başkalarının hayalini zorla yaşıyor veya insanları zorla yaşatıyor gibi oluyoruz. Ulu önder Atatürk’ün kurmaya çalıştığı sanatlar gibi, her değer gibi bence bu bütün yüksek sanatlar önemini değil ama değerini kaybediyor. Yani kıymet bilinemiyor, çünkü onların kıymetini bilmek için, onları oluşturan şeyleri tanımış olmak gerekiyor. Bizim insanımız bu anlamda aktörlüğü, bu anlamda şiirin gücünü, bu anlamda operayı, baleyi, caz müziğini, klasik müziği dinlemiyor ve tanımıyor. Bu nedenle diğer sanatlara olduğu gibi, tiyatroya da olan ilgi her geçen gün azalıyor.

Tabii, televizyon bağımlılığının bunda çok büyük etkisi var. Türk insanının televizyon bağımlılığı, belki yaşadığımız hayatı iyici görünmez hale getiriyor. Yani kimsenin kimseyle konuşacağı bir şey olmadığı ortaya çıkıyor, her evde artık birkaç tane televizyon var.. Herkes artık bir narkoz olarak, bir çoğu beş para etmez televizyon dizileri ile TV programlarını, beğenerek izliyor. Haber olarak sunulan şey, daha sonra magazin, olarak, yorum olarak…sunulabiliyor. Sonuçta; çok reklam alan her şey gibi o şeyler de son derece seviyesiz şekilde halkın önüne sunuluyor. Ama maalesef halkımız da TV’lerin karşısına geçip bunları, yok şarkı yarışmasıymış, yok güzellik yarışmasıymış, bunlara inanılmaz ilgi gösteriyor.

Şimdi ortada cahil ve arsız bir çocuk var. Eğitimsiz, bir an önce sahip olmak isteyen, ondan bıkan, başka şeye sahip olmak isteyen ve kurduğu o ilişkiyi ancak ona etiket olarak tatminkarlık veren, plakasını adına göre alan, fiyata ve fors gibi.. Biz buradayken bir moda vardı, bunu Diyarbakır’da da gördük.. Birisinin plakası 34 ise o kendini çok iyi hissediyordu, plakası 21 veya 27 olan ise kendini çok kötü hissediyordu, öbürü İstanbul’u görmüş gibi.. işte bitmek tükenmeyen bilmeyen bu aşağılık kompleksinin yarattığı her tür yarışın altında son derece traji komik olaylar yaşanıyor. Şimdi ben hayatımda gördüğüm en parlak insan grubuyla bir aradayım. Ve bu Gaziantep’in benim de anlayamadığım bir özelliğiydi. Yani konusu ne olursa olsun buradaki insanlar parlak ve ışıltılıydı. Yetenekli ve çalışkandı. Yani İstanbul’daki yahudiler gibi.. Her halde bu parıltıların çoğu ticarete kaymıştır.

Benim yıllarımda moda olan şey doktorluktu.. Yani yüzde 80’i doktor oldu arkadaşlarımın. Benim babam da doktordu. Hatta babam beni ameliyatlara götürürdü, falan… ben istemedim doktor olmayı. Ben, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine mühendisliğini tercih ettim. İşte bizdeki olgunlaşmada geç oluyor. Bugün 17-18 yaşında olan şey bugün 40’larda falan geliyormuş yani.. Kendini bilme yaşı.. Bildiğinde de kendini kayıp bir gençlik olarak, kararlı olarak ele geçiriyor zaten. Şunlar, şunlar olacaktı olmadı ama, en nihayetinde son okuyacağı o şeye son anda karar verdi. Tırnak içerisinde söylüyorum “özgürlüğüne sahipse”.. Sanki beyninin içerisinde bitmeyen bir yeşil çam filmi dönüyor. Ahlak olarak iyi adam ve kötü adam olarak, hayatının kayması olarak, ona tuzak kurulacağı biçiminde dünya ile yabancı düşmanlığı üzerine ilişki kuruyor. Türkiye’de siyasetteki temas da aşağı yukarı böyle.. İşte; yok Yunanlılar, yok Rumlar, yok Kürtler, şunlar bunlar.. Yani düşman icat etmek ihtiyacı.. Yani gündem oluşturmak, yani televizyondaki haberleri izlerken, size haber aktarma değil, olay aktarma derdindeler.. Bir aktör ve oyuncu olarak bunu çok iyi anlıyorum.. Yani bir haberde o adam, çok büyük bir saldırı olabilir derken, ‘keşke bu haber daha büyük ve dramatik olsa” der gibiye getiriyor. Kaç kişi öldü belli değil, belki de 170’ler, haber alamadık, belki de 300’ler derken orada garip bir hazı paylaşıyor sunucu.. Yani olağanüstü bir şeyi yaşama arzusu..

Şimdi taşranın en büyük sıkıntısını giderecek tek çare herhalde televizyon oluyor. Mesela uçaktan indik, otele gelene kadar bir çok semt gördüm. Gaziantep’e girerken kötü semtler, beton yığınları… Ama onları arasında görkemli kahvehaneler. O kahvehanelerin içerisinde insanlar kafalarını kaldırmış TV izliyorlar. Çok acıklı bir durum.. Birbirleriyle konuşacakları şeyler de sanki bitmiş.. Zaten kendi hayatları bitmiş insanların.. Yani 30’larda, 40’larda biten hayatlarını, çocuklarından dolayı halka dönüştürmeye çalışan bir toplum.. İşte ben bale yapamadım, tenis oynayamadım, opera görmedim, çocuğum da göremeyecek.. İşte bunlar çok acılı şeylerin karikatürleri.. Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebilirim, burada bir tiyatro kursu olabilir, bale kursu olabilir, bir okul olabilir.. Fakat bazı şeylerin amatörü olmaz.. Amatör cerrahi olmaz.. O çocuklar orada bale yaparmış gibi dururlar.. Zaten bu mış gibi sorular ulusal sorunlarımızdan biri. Yani gerçek olarak onu yapmanız için ona hayatınızı vermeniz gerekiyor..Ev kadını örneğin evine hayatını verir.. Yemeği de hayatını verebildiği için veya reçeli de hayatını verebildiği için yapmaktadır. Mış gibi yaparsa zaten onu tutturamaz.. Mış gibiyle bale falan hiç yapılmaz.. Tiyatro da yapılmaz, amatör cerrahi de yapılmaz, hasta ölür. İşi bilen bir aile belki çocuğuna geniş bir yelpaze açacak, onu sanata yönlendirecektir.
Ama yapacağı sanat o çocuğa uygun değilse çok acı bir olay ortaya çıkacaktır. Konservatuarlar, ağlayan ortopedik özürlü çocuklarla dolu.

Ben annelere de şunu söylüyorum.. Çocuklarını konservatuara getiriyorlar, televizyonlara getiriyorlar, yavrum şöhret olsun diye.. Yani bu çok büyük bir acıdır, gerçekten büyük acıdır. Bazen çekim yaptığımız yerde 2 aylık bebek istiyoruz, bakıyoruz ki ajanslar bebeklerle dolu.. Bazen biz o çekimleri sabaha karşı 03.00’de yapıyoruz. Ve o anne ve baba elindeki bebeğiyle, bilmem hangi filmde çocuğum görüldü diye hava basacak ya, o talihsiz yavruyu saatlerce kucağında taşıyor… Ve bu benim hayretle izlediğim ve çok öfkelendiğim bir şey.. Bu çağdaş toplum olma özelliğimizi zorluyor.. Yani, yeni icat bence meslek olarak bu. Meşhur olma mesleğini yaşamak istiyor..Ahlaki etik olarak bu olay çok yanlış.. Yani bir emek harcamadan bir şeye sahip olma fikri esasen benim bildiğim kadarıyla Özal’dan sonra popüler olmuş bir fikir.. Televizyonların neden olduğu özentiler, özel radyolar bu meşhur olmayı çok kışkırttılar.. Türkçe’nin bozulması bile özel radyolarla başlayan bir süreç.. O dağıtımdan özel televizyonlar çok çok güzel yararlandılar, toplumun bozulmasına neden oldular. Zaten onların kuruluşlarındaki amaç da budur.. ama bu özel televizyonların içerisinde CNN Türk ve NTV gibi kültür sanata ağırlık veren kanalların sayısı üçü bulmaz.

Ben tiyatroyu sanat gibi sanat olduğu için oynuyorum.. Ve bütün yeteneklerini ortaya koyarak icra etmeye çalışıyorum. Ama oyunun konusu vatanseverlik olabilir, Fransız ihtilali olabilir, kadın harekatı olabilir ama, o konu değil. O konunun ne derece sanatsal olarak iyi yazıldığıdır. Türk tiyatrosunun da sorunu bu.. Türk tiyatrosunun en önemli sorunu iyi yazar çıkartamaması.. Yıllardır bunu konuşuyoruz ve iyi yazarımız yok. Başkalarının hayatını yaşamaya çalışan bir ulusun gözyaşlarını görüyorum yani.. O anlamda Türkiye’nin çarpık batılılaşmasının getirdiği, onlarda var biz de niye yok mesajı.. Orada çok güzel araba var, ama sen onu yapamazsın yani. Biz sanatı yapamıyoruz, yazarımız yazamıyor, çünkü gerçek karakterler tanımıyor.. Gerçek karakterler olmayınca gerçek drama da ortaya çıkmıyor, oyun da olmuyor. Gerçek insan lazım.."

meryemce84
15-07-06, 22:11
Celal Bey'i ilk Tatlı Hayat'ta tanıdım.İrfan rolü ile çok gülüyordum kendisine.
Sonra bi baktım Sevdiğim dizi olan Aşk Oyunun da Süha dayımız oluvermiş.
Aşk Oyununa yeniden katılmasını ve renk katmasını isterim.
Ama şu sıralarda Acemi Cadı dizisinde oynuyor.
Ben ven sırf usta oyuncuyu izlemek için o diziye bakıyorum.

İnşallah Celal Bey'i tiyatroda da izleme şansına kavuşurum....

-özgü_namal-
15-07-06, 22:15
başarılı ve çok iyi bir oyuncu rolünün hakkını veriyor doğrusu..:img-nyam:

linguist
15-07-06, 22:19
Tatlı Hayat dizisiyle tanıdım ben de Celal Kadri Kınoğlu'nu.Diziden keyif almamı sağlayan en büyük etkenlerden biriydi.Sonra Aşk Oyunu'yla apayrı bir yere sahip oldu benim için ve sanırım tüm Aşk Oyunu fanları için de.Usta oyuncular arasında yer alıyor kesinlikle.

EL DESDİCADO
16-07-06, 16:52
evet reyahn,sadece bir bölüm oynadı aşk oyununda. ama nerdeyse devamlı oyuncuları kadar iz bıraktı diziye.

büyük oyuncu olmak böyle bir şey olsa gerek

chaylack
16-07-06, 17:18
ya süper bir oyuncu tatlı hayatta gülmekten ölüyorduk adeta bi ara aşk oyununda ve yine de aşığımda 1 bölümünde gördüm şimdilerde acemi cadıda müthiş oynuyor komedi ona çok yakışıyor ama aşk oyununda da gerçekten çok iyiydi:)

frezyy
16-07-06, 17:38
grçktn komedide döktürüro acemi cadıda çk şkr yaa

Memo_İSOM
20-07-06, 23:49
İlk önce tatlı hayat daki irfan rolüyle izledim tek kelimeyle performansı mükemmeldi süperdi...Doyamıyodum izlemeye...(TATLI HAYATIN TEKRARLARINI BÜYÜK BİR ÖZLEM İLE BEKLİYORUM....)

didou_didem
11-08-06, 20:38
gerçekten çok başarılı bir oyuncu tatlı hayatta bayılıyordum ona aşk oyunu'nda ise tek kelimeyle muhteşemdi....

enigma
20-08-06, 18:30
“tatlı hayat”taki irfan tiplemesi tabii ki daha önceden yazılmış ama sen ‘konuşma şehvetinle’ bu tiplemeye farklı bir boyut da kattın mı? kendince tipin üzerinde oynadın mı?
tiyatro oyunculuğunda bir şey iki ay içinde oluşturulur ve oluşmuş olan şey sahnede oynarken yine ilerler. çok küçük hareketlerdir bunlar. tv’de hergün yeni şeyler oluyor. yazar bundan etkilenerek artık size doğru bu karakteri yazmaya başlıyor. giderek bir birleşme oluyor. uzun bir yol arkadaşlığı televizyon oyunculuğu. beni med yapımdan bir yönetici caligula oyununda seyredip bulmuş. bu enteresan. bir sürü arkadaşım ajanslarda kuyruk beklerken, benim hayatımda ajans majans yokken aniden caligula oynarken camus’den jefferson’a, yani tatlı hayat’a transfer olmuş durumdayım. aslında televizyon falan seyretmem. aptal, sıkıcı birşey. niye seyredeyim? ancak tabii iyi yapılmış sitcomları, örneğin seinfeld, izlerim. iyi yapılmış, zekice yapılmış her şey beni eğlendirebilir. zeka ve karakter yaratılması, duygu çatışmaları oluşturulması hep çekicidir. yani bizde pek olmayan şeyler.

irfan karakteri yaşamına bir farklılık kattı mı?
beni tiyatroda izleyen belirli bir seyirci vardı ki yirmi yıldır tiyatro yapıyorum. oradan tanıyan seven insanlar var. o insanlar küçük kabile gibidir. seni öğrenciyken izlemiştir. mezun olur, büyür, sen de onlarla büyürsün. televizyon öyle değil ki. orada hiç ummadığın reaksiyonlar alıyorsun. örneğin bir kadının kocası ölmüş, bana sarılıp ağlamaya başladı burhaniye’de. meğer kadının kocasının son yıllarda televizyondaki tek eğlencesi tatlı hayatmış ve işte en sevdiği tiplemede irfan'mış. böyle etkileri de var televizyonun. hayatı boyunca tiyatroya gitmemiş, gidemeyecek insanın bir saatlik neşesi olabiliyoruz belki bazen. bütün bunlar gurur veriyor; inkar edemem. televizyona ne kadar burun kıvırsamda bu etkiye burun kıvıramam.

peki televizyondaki başarı yine televizyonda önüne yeni yollar açıyor mu?
oluyor tabii. sürekli birileri gelip birşeyler öneriyor ama ben hayır diyorum çünkü aynı anda televizyon işleri yapmak istemiyorum. bir televizyon yıldızı, popüler bir şahsiyet, bir televole figürü olmayı katiyen istemiyorum. böyle bir şöhretten fellik fellik kaçarım. insanların psikolojik ihtiyaçları farklı olabilir. şöhret; para, iktidar...ben bunları hem demode hem “çekingen” hem de hakir görenim. ben öyle bir adeti hakir görürüm yani.

tiyatro, asıl mesleğine gelelim. “irfan” aslında yirmi yıllık bir tiyatro oyuncusu. bir sezonda üç ayrı oyunda üç ayrı karakteri canlandırıyorsun. her seferinde başka birinin kimliğine bürünmek zor olmuyor mu?
bu şimdiye kadar bütün oyuncaların röportajlarda kendilerine soru soranlara ve halkı kandırdıkları kritik bir sorudur. "tiplemenin çok etkisendeyim". "deli oynuyorum ama bir ayağım ambulansta" falan...yok öyle birşey, yalan! ben şunu iddia ediyorum ve bütün modern tiyatro oyuncuları da bunu bilirler. ben bir rolü bitirdikten, selamımı verdikten bir saat sonra bambaşka birini oynarım. yok efendim birisi çok farklı ben o kimliğe giremem edemem...

bu biraz aktörün şişirmesiyle, romantize etmesiyle ilgili bir mit. bizim işimiz başkasının hayatını yaşamak. ancak biz olarak yaşamak. rol yaparmış gibi değil. gene benim, hepsi benim. hepsi benim yaşadığım ve benim içimde yaşayan parçalar.

bu yıl yeni bir oyuna başladın: “kır”. diğer iki oyundan farkları ne?
“kır” işıl kasapoğlu’nun yönettiği martin kreep’in yazdığı bir oyunu. süren bir evliliğin içinde sevgi yoksa ne hale geleceğine dair son derece sert tavırlı, evliliğe karşı acımasız bir eleştiri. çeviri rosa akmen’in. oda tiyatrosunda onu oynuyoruz. çok da mutluyuz. zor bir yazar. hiçbirimizin daha önce karşılaşmadığı düzeyde bir belirsizlik içeriyor. bir açıdan polisiye, bir açıdan absürd, bir açıdan tamamen seyircinin kafasında tamamlanacak şekilde yazılmış kelimeler gibi... texti okuduğumda heyecanlandım çünkü burada yazılanı değil yazılmamış olanı oynamak gerekiyor. böyle bir şeyle ilk defa karşılaştım. ufacık laflar var: “su ister misin? sen? kimbilir... belki...” havada kalan, ‘gibi’ duran lafların müthiş bir zenginliği var arkada. bütün gerilim, hikayenin çatışma noktaları, kriz noktaları o sessizliklerde gizli. bunu oynamak işte bir oyuncu için müthiş bir ‘challenge’. ülkü berlin’de, berlin assemble’dan seyretmiş. çok etkilenmiş. aynı zamanda royal court oynuyormuş bu oyunu. işte paris’te, portekiz’de orada burada şu anda oynanan bir oyun. aynı çalışmayı senin gözünde çok değerli olan sanat çevreleriyle aynı zamanda paylaşıyor olmak eşitlik, bir tür – insanın hayatında ancak birkaç kez olabilecek – hakkaniyet duygusu gibi. aynı şeyleri paylaşıyoruz çünkü aynı milletteniz biz aktörler. burada asıl merak ettiğim seyircinin tepkisiydi. anlayacaklar mı? beğenecekler mi? bu noktada yazar bizim tahminimizin üzerinde de başarılıymış. değişik açılardan ilgiler yaratabilen bir metin. kimisi hikayeye kapılıyor. kimisi polisiye tarafına kapılıyor. herkes bir tarafından kapılıp sonuna kadar pür dikkat izliyor. biz de bu dikkati oluşturacak incelikte bir reji yaptık. “seyirci anlayabilsin” mantığıyla indirgemedik.

üç yıl önce oynadığın caligula senin parladığın oyun olarak gösteriliyor. senin de en sevdiğin rolün mü?
hayır. caligula benim istanbul tecrübemin başlangıcıydı. yoksa yedi sene orhan veli oynadım mesela. tabi herkes saçma sapan sorular sordu: “nerelerdeydiniz?” dedim “yirmi yıldır yapıyorum. nerelerdeydin ne demek yani?” diyorlar ki “hiç ortalarda görünmüyordunuz...” orta neresi? televoleyse yokum ortalarda tabii.

afife jale tiyatro ödülleri’nde ‘umut vaad eden oyuncu’ ödülünü aldığında da zaten çok tecrübeli bir oyuncuydun yanılmıyorsam?
doğru. onyedi yılın üzerine aldım o ödülü. yine de afife ödülleri önemli tiyatro için. ödülü iyi bir oyuncu aldığında mutlu oluyorum. mesela uğur aldı. çok iyi oyuncudur; helal olsun. payidar (tüfekçioğlu) alabilir, bülent emin yarar alır, genco (erkel) alır, taner birsel alır, haluk bilginer alır. yani sevdiğim erkek oyuncuları saymış oldum. baba gibi oyuncular.

oyunculuğun dışında yazmak istemiyor musun hiç? veya yönetmek?
vaallahi yüz kere yaşamak isterdim. yazmak, yönetmek, müzik yapmak için. bir tanesine sığdıramam. hakikaten şu hayatta bile perşembe'yi iki kere yaşamak istiyorum. bu hafta şunları yaptım gelecek hafta da şunları yaparım diye. sevdiğim, zevk aldığım çok şey var. her seçiş bir vazgeçiştir. yönetmenlik yapmak istemiyorum. birşeyler yazıyorum ama onlar kendi özel yaşantımla ilgili. hadi meşhur oldum, bir de yemek kitabım çıksın gibi bir derdim yok. şu ara ne yapmak istiyorsun dersen saksafon çalmak istiyorum. biraz çalışıyorum. bütün insanlar gibi boş zamanım olsun istiyorum. kariyer manyağı değilim. seçtiğim alkışları seviyorum.

seyahat tutkun var mı? yanılmıyorsam her yıl başka bir ülkeye gidiyorsun.
tabii her yaz. çok sevdiğim yerlere bir daha gidiyorum. iskandinavya’ya gittim. isveç, norveç, finlandiya... norveç’in fiyordları, tepeler, köyler...onbeş gün sürdü. herşeyi merak ediyorum, kapı kulplarından sokak köpeklerine kadar. afiş tasarımlarından mutfak tasarımlarına kadar. bütün insan davranışları ilgimi çekiyor. bir arabanın içinde oturmuş iki karı kocanın tavırları gibi bir çok şeyle ilgiliyim. insan davranışlarıyla ilgilenmek bir anlamda benim mesleğimin bir parçası.

en çok sevdiğin neresi oldu?
paris. emeklilik projelerimden bir tanesi paris’te 35-40 metrekarelik bir evde oturup yazmak. yaşlandığımda yani oynamaya takatim kalmadığında çok yazacağımı hissediyorum. sevmek ve yazmak dışında bir şey yapamayacak durumda olduğumda belkide en ağır defteri orada yazarım.

başka ne tür emeklilik projeleri var?
büyükada’da sakin şekilde yaşamak. arkadaşlarla çene çalarak. gorki’nin “yaz misafirleri” gibi.

senin çocukluğun, gençliğin gaziantep’te geçti. hala alakan var mı?yakında antep’te devlet tiyatrosu açılacak. o zaman oraya turneye gideceğim ve bir fotoğraf makinesi ile çocukluğumun, gençliğimin geçtiği o yerleri kare kare fotoğraflayacağım. babaannemin evinin sokağını, alleben’in kenarını, başkarakol’u... 1981’den sonra bir kere gittim, annemlere uğradım. o kadar. hatırlamıyorum bir sürü şeyi. çok merak ediyorum. tabii bir yandan da korkuyorum. benim kafamdaki o nostaljinin binalarla, marketlerle, her yerde birbirine benzeyen bir yaşamla kişiliğini kaybetmiş olmasından da korkuyorum.

son söz, son soru: tiyatroda ‘ustam’diyebileceğin kim?
yıldız kenter. dualarım onun üstüne.

zeynep nazli
20-08-06, 21:49
http://www.sinematurk.com/images/kisi/8340.jpg

zeynep nazli
20-08-06, 21:49
Celal Kadri Kınoğlu

Doğumu
16/12/1964 - Gaziantep

zeynep nazli
20-08-06, 21:50
Filmleri - Oyuncu (4 Film)
Acemi Cadı Okul Müdürü Dilaver - Deli Ferit 2006
El Bebek Gül Bebek 2005
Başbelası 2001
Tatlı Hayat İrfan 2001

keremcem&ekin
21-08-06, 10:05
Bu adamı oldum olası severim.Tatlı hayatta beni gülmekten öldürürdü çok başarılı bir oyuncu , şimdi acemi cadıda gene çok başarılı bu adam te4 lük bir oyuncu

_meLike_
21-08-06, 11:10
tatLı hayat dizisi ile tanıdım onu çok komikti şimdi de acemi cadı da başarılı bulduğum oyunculardan bi tanesi

zeynep nazli
21-08-06, 11:26
resimler nasıl olmuş acaba:img-artis

parlakz güneş
22-08-06, 17:48
resimler için çok teşekkürler.ya ben hayatımda böyle başarılı oyuncu izlemedim gerektiğinde sonsuz komik gerektiğinde ciddi gerektiğinde hüzünlü hepsinni yaşatıyo.özellikle ses tonu müthiş.ben ilk tatlı hayatta izledim kesinlikle müthişti.sonra aşk oyununda konuk oyuncu olarak gördüm gerçekten süperdi nasıl güzel anlatmıştı nasılda hissettirmişti.şimdide acemi cadıda gene muhteşem ötesi performans sergiliyo....

enigma
23-08-06, 13:19
kendisi bir edebiyat dergisinde düzenli yazılar da yazıyor. derginin adı 'picus'. internet sitesinden yazıların bir kısmını okudum ben. şunu söyleyebilirim ki yazarlığı da oyunculuğu kadar iyi:img-icecr
Ve sanatın her dalına ilgisi ve yeteneği var. saksafon çalıyormuş ve resimle de uğraşıyormuşl:img-artis
ayrıca iki sene önce de evlenmiş.

enigma
23-08-06, 13:28
http://img176.imageshack.us/img176/7937/195973uk9.jpg (http://imageshack.us)

♥BabyPink♥
24-08-06, 15:53
çok başarılı bi oyuncu ya acayip güzel rol yapıo bende onu tatlı hayattaki irfan karakteriyle tanıdım haluk bilginerle bayaa atışırlardı acemi cadıdada iki farklı karakteri çok güzel canlandırıo dizide en çok güldüğüm diyebilirim

RoseMarry
26-08-06, 17:07
tatlı hayatta izlemistim kendisini harika bi oyuncu tatlı hayattaki performansıda süperdi irfan karakterini cok seviyodum zaten ihsanın(haluk bilginer) kapıyı sürekli onun suratına kapaması fln cok hostu
ayrıca reklam filmlerinide seslendiriyo galiba bi kac reklamda onun sesini duymustum

şeboist
27-08-06, 13:28
2 sene önce evlenmiş mi?biraz geç kalmış galiba.bildiğim kadarıyla 42 yaşında. :) normaldede aynı dizideki gibiymiş.aynı benim gibi hafif çatlak yani.çok şeker bence.onunla tanışmak isterdim. :)

*~*RaiNBoW*~*
27-08-06, 14:46
Ben kendisini ilk kez Tatlı Hayat dizisinde izlemiştim.Gerçekten çok başarılı ve deneyimli.Oynadığı her rolle bütünleşebilen bir sanatçı.Aşk Oyunu'nda da Süha rolü ile büyük etki yaratmıştı.Acemi Cadı'yı pek takip etmesem de bazen bakıyorum orada da çok müthiş hem dde 2 farklı karakteri canlandırıyor.
İşinin tam anlamıyla hakkını veriyor gerçekten.

şeboist
27-08-06, 14:49
acemi cadıda çok tatlı.ama bende aşk oyununu hiç izlemediğim için oynadığını bile bilmiyordum.

şeboist
27-08-06, 17:03
celal kadrinin web sitesi ya da fan sitesi var mı?

şeboist
27-08-06, 18:51
http://www.msnbcntv.com/news/232653.gif

forgetmenot
27-08-06, 19:17
celal kadrinin web sitesi ya da fan sitesi var mı?

Röportajlarından anladığım kadarıyla,yaşam felsefesi gayet ciddi temellere dayanıyor,site kurmak gibi işlerle uğraşacağını hiç sanmıyorum,büyük ihtimalle bu tür işleri zaman kaybı olarak değerlendiriyordur.Yanlız oyuncu değil,gayet te entellektüel bir kişiye benziyor.Picus'taki yazılarını takip etmiştim,çok başarılıydı,üstüne biraz düşse 'yazar' titrini de kolaylıkla alır bence!

şeboist
27-08-06, 19:28
olsa iyi olurdu ama... :(

şeboist
28-08-06, 14:39
inan en çok ben üzüldüm. :(

harvard
01-09-06, 07:37
Çok başarılı bir oyuncu...Özellikle Tatlı Hayat'taki oyunculuğuna hayrandım...Çok yetenekli bir oyuncu...Umarım onu Acemi Cadı'dan sonra daha iyi projelerde de görme şansı buluruz...

*duygu*
01-09-06, 14:08
Harika bir oyuncu rol yapma yeteneği o kadar yüksekki...Ayrıca birçok kişiye oyunculuk dersi vermiş ve vermeye devam ediyormuş.Tatlı Hayattaki İrfan karakterini muhteşem canlandırmıştı.Başarılarının devamını diliyorum.

şeboist
02-09-06, 15:37
bi röportajını okumuştum.irfan beyi oynarken şımarmıştım demiş.artı haluk bilginerle oynadığım için mutluluktan geberiyorum demiş.hehe :)

şeboist
03-09-06, 10:51
onun ağlaması bile komik ama.ben her haline gülüyorum onun. :)

celal kadri avrupa yakasında oynasaydı çok hoş olurdu değil mi?oynamasını isterdim. :)

şeboist
05-09-06, 17:41
çok sağol.süper komik olmuş. :)

zeynep nazli
05-09-06, 19:36
çok sağol.süper komik olmuş. :)


evet ömenli değil

şeboist
12-09-06, 16:56
ikiside komik.ama ben dilaverden yanayım. :)

*_GaMzE_*
17-09-06, 12:23
Çok komik biri ya Gerçek bir oyuncu..

şeboist
17-09-06, 14:16
eline sağlık canım. ;)

zeynep nazli
17-09-06, 20:19
eline sağlık canım. ;)


ömenli değil

mliSrkan
18-09-06, 21:00
Bu adam inanılmaz iyi bir oyuncu yaa bayılıorum..İlk tatlı hayatta görmüştüm çok gülüodum izlerken şimdi Acemi Cadı da 2 farklı rolü çok iyi şekilde oynuyor..Çok tatlı bir adam ve çok başarılı ;)

b_r_k
18-09-06, 21:28
ÇOK YETENEKLİ BİR OYUNCU.ACEMİ CADIDA HER İKİ ROLÜNDE BAŞARIYLA ÜSTESİNDEN GELİYOR.DİLAVER OLARAK SÜREKLİ KLİMANIN KUMANDASIYLA"NERDE BENİM MİKROFONUM"DİYİP ŞARKI SÖYLEMESİNE BAYILIYORUM.ÇOK KOMİKKK:img-grin2 :img-haha:

@libaba
19-09-06, 10:40
bence de dizideki en önemli karakterleri (seldanın yeri ayrı) başarıyla oynuyor.
ben de ençok saz sesi çıkarıyor ya ona gülüyorum. :img-grin2
kamp hazırlıklarında reklamdaki gibi, hulki herşeyi alıp çocukları unutunca "hulki ismail yk nın şarkısını biliyorsun değil mi?":img-haha:
tam seldaya evlenme teklif edecekken, yani çocuğun kafasına patates kızartması atıldı diye polis çağırılır mı? :img-grin2 :img-haha:
http://img86.imageshack.us/img86/3066/lv321dc2.jpg (http://imageshack.us)
http://img145.imageshack.us/img145/3307/lv1074ma3.jpg (http://imageshack.us)
http://img132.imageshack.us/img132/8812/lv1369rm1.jpg (http://imageshack.us)
http://img145.imageshack.us/img145/7476/lv1380xc0.jpg (http://imageshack.us)
http://img132.imageshack.us/img132/1823/lv1433fl9.jpg (http://imageshack.us)
http://img86.imageshack.us/img86/2567/lv1849kn6.jpg (http://imageshack.us)
http://img206.imageshack.us/img206/2231/lv2297sy6.jpg (http://imageshack.us)
http://img86.imageshack.us/img86/4848/lv1633fw9.jpg (http://imageshack.us)

şeboist
19-09-06, 17:50
evet o ağzıyla çıkardığı ses çok komik ve güzel.her zamanki gibi süperdi.büyük oyuncu ya. :)

@libaba
25-09-06, 16:15
harika bir oyuncu. bu hafta yine harikaydı. ferit te her yerden çıkıyor. ayşegül uçak atınca balkondan çıkınca çok komik oldu.;)
artık bana ferit enişte diye ayşegül;)
ayşegül çöldeln gelince ferit i ışınladı ya süperdi.;)
haftaya müdür dilaveri ferit öğrenecek mi acaba;) :img-haha:
http://img98.imageshack.us/img98/6351/lv868ej6.jpg (http://imageshack.us)
http://img157.imageshack.us/img157/126/lv1377wp0.jpg (http://imageshack.us)
http://img150.imageshack.us/img150/6862/lv2137yu7.jpg (http://imageshack.us)

şeboist
25-09-06, 17:22
ay feritin partiye geldiğini görünce şok oldum.acaba dilaverle karşılaşacak mı?

@libaba
03-10-06, 09:32
son bölümü izleyemedim. kardeşim resimleri çekti. ama resimlere bakınca selda onu çok kıskanmış:img-grin2
http://img84.imageshack.us/img84/3497/lv1872jg4.jpg (http://imageshack.us)
http://img157.imageshack.us/img157/2255/lv2147cz7.jpg (http://imageshack.us)
http://img84.imageshack.us/img84/151/lv2838gt0.jpg (http://imageshack.us)
http://img84.imageshack.us/img84/5215/lv2844lb9.jpg (http://imageshack.us)

şeboist
03-10-06, 16:18
allahtan tekrarını veriyorlar.bu arada dizi 1. oldu.resimler için sağol. ;)

pelinnn
03-10-06, 19:35
Tam bir deha bu adam, helal olsun rolünün hakkını veriyor...

@libaba
18-10-06, 10:20
http://img149.imageshack.us/img149/4749/lv689zx1.jpg (http://imageshack.us)
http://img80.imageshack.us/img80/1484/lv965zo7.jpg (http://imageshack.us)

FBuse
01-02-07, 21:58
gercekten iyi bi oyuncu, acemi cadi´da süper..cok komik!

meryemce84
22-03-07, 11:09
’Dizilerin yüzde 80’i bana aptalca geliyor’

Onu önce ‘Tatlı Hayat’ın İrfan’ı olarak tanıdık. Ardından da ‘Acemi Cadı’nın Dilaver’i ve Deli Ferit’i olarak izledik. Yılların usta sanatçısı Celal Kadri Kınoğlu:

“Dizi önerilerine korkarak yaklaşıyorum. Dizilerin yüzde 80’inden nefret ediyorum ve aptalca geliyor. Bu nedenle seçiciyim. Seyrettiğimde mahçup olmaktan çok korkuyorum...”

Dizide iki karakteri birden oynuyorsunuz. Rollerinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Birisi müdür Dilaver, son derece saf, sevgi dolu, kendi kendine şarkılar söyleyen biraz şaşkın bir adam. 2’incisi Deli Ferit, cadıların başı, şeytan gibi bir adam... Birbirine taban tabana zıt iki tip.

Siz bildiğim kadarıyla dizilerde seçici davranıyorsunuz. Bu projenin cazip gelen yanı neydi?

Öncelikle ‘Sabrina’dan yapılan bir adaptasyon. Onu, eşim seyretmiş ve çok beğenmiş, kaliteli bir iş olduğunu söyledi. 2’ncisi ‘Tatlı Hayat’ta birlikte çalıştığımız bir yazar arkadaşımız vardı: Haluk Özenç... Bu adaptasyonu da onun yapması benim için çok önemliydi. Benim için daima bir işin hangi zekanın ürünü olduğu çok önemli. Onun zevkine matematiğine, kurgu yeteneğine güvenirim. Ayrıca dizide rol alan ekibin atmosferi içime sindi. Televizyondaki dizi önerilerine çok korkarak yaklaşıyorum zaten... Yüzde 80’inden nefret ediyorum, basit ve aptalca geliyor. Seyrettiğimde mahçup olmaktan çok korkarım. Çünkü bütün kalbinizle, inancınızla, tutkunuzla oynuyorsunuz, hayatınızı koyuyorsunuz... Çok hassasım bu konuda...

‘OYUNCULUK BENİM HAYATIM’

Tatlı Hayat’taki İrfan rolüyle insanlar sizi çok sevmişti...

Evet, çok derinden etkilenenler unutmuyor ama normal... Televizyon seyircisi, karşısında ne varsa onu hatırlıyor galiba... Bizim asıl sevdiğimiz bizi tiyatroda da izleyen, bizimle paylaşan, aileden gibi olan kısım.. Bütün rollerin içten bir inançla ve samimiyetle oynanması gerekir. Oyunculuk benim hayatım.

Dizilerde niye hep uçuk karakterleri canlandırıyorsunuz…

Televizyonda bir şey yaptığınız vakit, o iyi bulunuyorsa defalarca yeniden görmek istiyorlar. Eski Türk filmlerinde de böyleydi ya... Hulusi Kentmen hayatı boyunca baba rollerini oynadı. Oyuncu değişik rollerle görünmek ister ama... Tabii burada yazara çok iş düşüyor. İyi yazılan bir text olduğu sürece her rolü kaldırırsınız.

Sizin de böyle uçuk kaçık yönleriniz var mıdır peki?

Tabii canım olmaz mı?... Benim de çatlaklıklarım var. Ben gerçek bir oyuncuyum, bizler rol yapmayız gerçekten yaşarız. Ben yalan yapılması gerektiğini düşünmüyorum. Ne oynuyorsanız, o sizin içinizde gerçekten olan bazen sizin de farketmediğiniz, yaşamadığınız şeylerdir. Oyunculuğun da amacı budur zaten: Yaşanmamış hayattan intikam almak... Hiç farkına varmadığınız bir özelliğinizi ortaya çıkartır ve yaşarsınız kamera karşısında... En manyak Deli Ferit’i oynarken bile o benim içimdeki manyaklıklardan birisidir mesela... İrfan’ın entellektüel boyutlu sakar olan yapısı var o da benim, Nazım Hikmet de benim. Hepsi benim... Bir insan tahmininin dışında ve üstünde çok kalabalık bir şeydir ve bir karakteri içinde yaşamaya hapseder. Biz hapisten kaçtık ve sanatın alanına geçtik.

Çok güzel ve akılda kalıcı bir ses tonunuz var. Dublaj yaptığınız herhangi bir aktör var mı?

Hayır yok, ama arada sırada reklam dublajı yapıyorum.

Bir dönem Picus’ta yazmıştınız. Edebiyat dergilerinde yazı yazmaya devam ediyor musunuz hâlâ?

Bir arkadaşım dergide editördü, 12- 13 sayı yazmıştım. Ona devam etmiyorum ama evde de yazarım ben zaten sürekli... Evde duran defterler dolusu yazım vardır... Oyunlarım var, roman taslaklarım var.. Yazmak bana başka bir boyutta mutluluk getiriyor.

OYUN YAZIYOR

Hiç yazdığınız bir oyunu sahnelediğiniz oldu mu?

Bir tanesi olmuştu. Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda Muhsin Ertuğrul’un hayatı... Şimdi gençlerle ilgili bir oyunum var. 70’li yıllarda rock yapan, devrimci çocuklar, aşklar falan, ismi ‘Heves’... Bir yandan da müzik yapıyorum.

İTÜ Makine Mühendisliği bölümünü neden yarım bıraktınız?

Evet, benim ailem çok okumuş bir ailedir. Babam doktor, dedem mühendis, akrabalar ağır ceza hakimi falan... Benim de birdenbire oyuncu olmamı kabul edemediler, önce İTÜ Makine’de okudum, ondan sonra konservatuvar... Ama hiç düşünmedim mühendislik yapmayı...

2 AY SONRA BABA OLUYOR

Niçin okudunuz peki?

Bedel... Şampiyonlar ailesinden geliyorsan önce şampiyon olmak zorundasın...

Saksafon da çalıyorsunuz…

Orkestram var, onun da ismi ‘Heves’.. Cazla uğraşıyorum, komple sanat. Bayılıyorum sanata. Hayatımın çaresi sanat benim... Edebiyat, müzik, tiyatro.. Bir yandan da Sadri Alışık Kültür Merkezi’nde ders veriyorum.

Başka ne projeleriniz var?

2 ay sonra kızım olacak son projem o benim...

Kaynak: www.gazetevatan.com/tv

farklı
23-03-07, 10:45
bu adam çok komik yaa çok hoşuma gidiyooo yaa evet çok başarılı bir oyuncuuuuu çokkk komikk yaaaa:img-yes: :img-wink: :good:

seth_gecko
31-05-07, 18:56
Ben bu adamın hastasıyım
Tatlı hayattaki İrfan rolüyle beni gülme krizine sokmuştu :img-hyste
Tatlı hayatın çoğu bölümünü tekrar tekrar izlememe rağmen İhsan bey ve İrfan beni her seferinde güldürüyor.
Her ne kadar içinde bulunduğu diziyi izlemesemde eminim ordada harikalar yaratıyordur.
Umarım yine Haluk Bilginer'le ortak bi sit-com'da bulusurlarda doya doya gülerim

burcu_m82
23-06-07, 10:58
Muthis bir oyuncu. Dizileri falan bosverin gidin tiyatroda izleyin. En son Istanbul Devlet Tiyatrorunda AKM'de Amedeus adli oyunda basrolde oynuyor.
Izlemeye doyamadim. Mutlaka izleyin :img-yes:

deniz_merve
23-06-07, 18:37
Muhtesem bir oyuncu onu anlatmak icin kelimeler yetmez..Onca sanat yılı boyunca verdiği emekler bosuna gitmemis Tatlı Hayat dizisinde süperdi..! Acemi Cadı'da zaten muhtesemm onu izlediğimde kesin bi gülme krizi tutuo ama o kadar siddetli değil :) :) @libaba resimler icin cok saol muhtesemler devamını bekleriz ayrıca röportajlar icin cok saolun arkadaslar ve resimler icinde.. Hatta aralarında bi kac tane özel calısma var onu yapan arkadasın da eline sağlık :)
Dün Yine süperdi ^.Acemi Cadı.^'da :) :)

pinarsayü85
09-07-07, 20:30
celal kadri kınoğlunu ilk tatlı hayatta gördüm, canlandırdığı karakterle aklımıza yer etti. ve daha sonra bir edebiyat dergisinde yazdığını keşfettim.yazarlığı da oyunculuğu gibi muhteşem,dergi kapandı daha sonra gerçi ama..aslında bir kitap yazabilir kendisi.kendisini henüz sahnede seyredemedim ama ilk fırsatta amadeusa gideceğim yeni sezonda.

ehlocan
16-10-07, 10:04
Oyuncu olmak için yaratılmış...Sahnede izlemek müthiş bir keyif...

Geçen sezon Kır ve Amadeus oyunlarında izledim ..Gecikmeli olarak geçen haftada Benerci Kendini Niçin Öldürdü oyununda izledim..Muhteşem bir oyuncu...Mimiklerini kullanışı ve ses tonu insanı koltuğa mıhlıyor adeta..Benerci özellikle defalarca sıkılmadan izlenebilecek bir oyun...Gerek oyuncu performansları gerek sahne tasarımı ve koreografisi sebebiyle :img-wink:

yesimg
01-03-08, 14:20
http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/san10.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/kir13.jpg


http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/amadeus3.jpg

yesimg
01-03-08, 14:25
http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/n800074112_314604_2525.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/adsz.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/4.jpg

yesimg
05-03-08, 09:46
Hakkı Ergök ile...Benerci Kendini Niçin Öldürdü oyunundan.

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/tara0005-1.jpg

yesimg
05-03-08, 09:48
http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/tara0006-1.jpg

yesimg
09-03-08, 20:27
Benerci kendini niçin öldürdü oyununda...

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/100_0593.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/100_0595.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/100_0594.jpg

Laltul
10-03-08, 15:49
ne diyebilirimki,
kelimeler yetersiz kalır ama yinede bişey söylemek istiyorum muhteşem,
dün oyundaydım celal kadri kınoğlunun olduğu her projeye giderim ama herkes çok iyiydi.oyun o kadar duyguluyduki nazım hikmet'e bu ülke yeteri kadar değer vermiyor onu anladım bu oyun hariç, oyunda herşey güzeldi anlatımlar,müzikler,oyunculuklar,oyuncularında bu oyunu sahnelerken ve her defasında mutlu olduklarını düşünüyorum gerçekten çok şanslılar her tiyatro oyuncusu böyle eserlerle seyircilerle buluşamıyor.celal kadriye hayranlığım bu oyun sayesinde bir kez daha arttı,seneye eğer oyun devam ederse yine izleyeceğim.
herkese öneriyorum gidin izleyin

ehlocan
07-04-08, 16:37
ne diyebilirimki,
kelimeler yetersiz kalır ama yinede bişey söylemek istiyorum muhteşem,
dün oyundaydım celal kadri kınoğlunun olduğu her projeye giderim ama herkes çok iyiydi.oyun o kadar duyguluyduki nazım hikmet'e bu ülke yeteri kadar değer vermiyor onu anladım bu oyun hariç, oyunda herşey güzeldi anlatımlar,müzikler,oyunculuklar,oyuncularında bu oyunu sahnelerken ve her defasında mutlu olduklarını düşünüyorum gerçekten çok şanslılar her tiyatro oyuncusu böyle eserlerle seyircilerle buluşamıyor.celal kadriye hayranlığım bu oyun sayesinde bir kez daha arttı,seneye eğer oyun devam ederse yine izleyeceğim.
herkese öneriyorum gidin izleyin

İzlerken bende ayn şeyi düşündüm...keyif aldıkları , istekle oynadıkları çok belli oluyor selamlama esnasında hepsinin gözleri ışıl ışıl aynı ışıltı izleyicilerin gözlerinde de beliriyor tabiki ;)

yesimg
25-04-08, 09:58
http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/5big.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/66big.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/77big.jpg

http://i255.photobucket.com/albums/hh129/yesimg/88big.jpg

yesimg
26-04-08, 19:45
CELAL KADRİ KINOĞLU VE "TİYATRO VE HAYAT" KONFERANSI


Bahçelievler Belediyesi , Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi , 16 Nisan Çarşamba 2008 tarihinde , saat 15.00 ile 16.00 rasında , “2.Genç Sahne Tiyatro Günleri” kapsamında Celal Kadri Kınoğlu’nun verdiği “Tiyatro ve Hayat” adlı konferansına ev sahipliği yaptı.

Aşağıda bu konferansın uzun bir özetini vermeye çalıştım. Varsa kusurlar benim , tebrikler 2.Genç Oyuncular döneminden beri dostum Kadri’nindir !

TİYATRO İLE TANIŞMASI
Orhan Veli’nin bir şiiri vardır , der ki ,aklımda kaldığı kadarıyla , “ Güzel kadınlar hep kendileri için şiir yazdığımı sandılar / Bense sıkıntısını çektim bir ömür boyu / Can sıkıntısından onları yazmanın !”
Celal Kadri de oyuncu olmasını işte böyle bir “can sıkıntısına” bağlıyor !

“CAN SIKINTISINDAN KURTULMAK İÇİN OYUNCU OLDUM !”
"Çocukluğum Şişli’de geçti. Çok iyi hatırlıyorum , nedense çocukken canım çok sıkılırdı ! Şöyle böyle değil , felaket , korkunç bir şekilde canım sıkılırdı. Ama o sinemalar , tiyatrolar yok mu ? Bir tek oralarda canımın sıkıldığını unutur , kendimden geçerdim. Şişli’de eskiden Kent sineması vardı. Onun bordo perdesi ağır ağır yukarı kalkarken kalbim duracak sanırdım ! Bir keresinde ailem beni Nisa Serezli-Tolga Aşkıner tiyatrosuna götürmüştü. Ben çok gülerim , kriz halinde gülerim , tutamam da kendimi , sahne iptal olur , perde iner (oyun biter) o denli kahkahayla gülerim. Şimdi de öyleyim , çocukken de öyleydim. Nisa Serezli bir şey söyledi oyun sırasında ve ben başladım kıkırdamaya , ama nasıl gülüyorum , kendimden geçmişim , kih kih kih , kendimi de durduramıyorum. Birden fark ettim ki koca salonda bir tek ben gülüyorum. Seyirci susmuş bana bakıyor. Hatta sahne durmuş ! Nisa Serezli , sahne önüne geldi ve “- Sen ne sevimli çocuksun !” dedi ! Annem beni kaptığı gibi salondan çıkardı. Benim gülme krizim sinemadan çıkana kadar devam etti. Tabii büyük bir utanç , skandal !”

"Geçenlerde Bahariyeye yolum düştü , bir kahve içmek için bir Starback Cafe’ye girdim. Üç tane iyi giyimli , belli ki iyi ailerden gelen , ihtimal iyi okullarda-kolejlerde okuyan üç delikanlıya rastladım. Üçü de yayılmışlar koltuklara , fena halde canları sıkılmış ellerinde (tesbiğ gibi) lastiklerle oynuyorlardı ! Geber ! İstanbul’dasın bütün imkanlar önüne serilmiş ve senin canın sıkılıyor ! O zaman dedim ki galiba çok doygunluk sanat yapmaya yetmiyor bu işi yapmak için sanırım biraz da aç olmak gerekiyor !”

İLK HOCAM ZAFER DİPERDİ ! Su yolunu , tiyatro yapmaya karar veren kişi hocasını bulur ! Biz de İTÜ’den bir grup arkadaşımla (Tunç,Esin ki hala Zafer ile çalışır , Kubilay,Önder…) Zafer Diper ustaya gittik. İlk tiyatro eğitimimizi bu ustadan aldık.

İKİNCİ GENÇ OYUNCULAR !
Sonra İTÜ’den bir grup arkadaşımla , ki bir ara aramıza Mehmet Ergen , Savaş Aykılıç da katıldı , 2. Genç Oyuncular grubunu kurduk ve Müsahipzade Celal’in oyunlarından bir kolaj , Neil Simon’un “ Çehov Öyküleri”ni , Wolgwang Bohert’in “Kapıların Dışında” oyunlarını oynadık. Hatta, Kapıların Dışında oyunundaki başrol Beckman Çavuş’a Savaş (Aykılıç) hazırlanıyordu , Savaş , Mehmet ile birlikte , -Bilsak Tiyatro Kursları ile provalar çakışınca- , Bilsak’ı tercih ettiler ve rol da bana kaldı !

KONSERVATUVARA GİRİŞ !
Konservatuvar sınavında bu sezon kaç oyun izlediğimi sordular. “Elli tane !” deyince inanmadılar , “şimdiye kadar değil , bu sezon ?” diye soruyu yenilediler. Elli tane , dedim. Saydırdılar ! Otuzbeşinci de kestiler !
O zamana kadar canım bir hayli sıkılmış olmalı ki sınava girdiğimde Türkçe yayınlanmış bütün ama bütün kuramsal tiyatro kitaplarını okumuştum.
Ailemizde üniversite okumayan yok , doktorlar , çerçeveli gözlüklüler , şimdi buraya girseler buranın havası değişir, o derece ağır ve okumuş insanlar. Onların yanında olup da okumamak büyük bir utanç !
Anneannemle ben bir yandan yemek yapar bir yandan da romanlar okurduk , yüksek sesle , heyecanlı romanlar , ne olacak şimdi ,adam kılık değiştirmiş,kahkah-kihkih bayılırdık.
Sınava girdiğimde dünya klasiklerini ,türk klasiklerini bitirmiştim. Gençlere tavsiyem , klasikleri mutlaka okuyunuz. Okuma alışkanlığınız yoksa hafif , macera romanlarından başlayınız ama mutlaka okuyunuz.

SINIF ATLAMAK VE ÜÇ YILDA KONSERVATUVARDAN MEZUNİYET !
Bugün burada size bir sır vereyim , ben konservatuvar sınavına girdiğimde jüri kendi arasında konuşmuş , tabii ben bunu çok- çok sonraları duydum , “bu çocuğu direkt dördüncü sınıftan başlatalım !” demişler önce. Sonra aralarında tartışarak beni bir yıl sınıf atlatmaya karar vermişler. Nitekim ben konservatuvarı böylece sınıf atlayarak üç yılda bitirdim.

Konservatuvarda Yıldız Kenter’in asistanıydım. Oradan Kenterler Tiyatrosuna geçtim. Yıldız Hanım’ın bir gün “-Şekerim bu yaz televizyona Uğurlugiller yapacağız !” sözü üzerine duygusal bir tepkiyle küserek gittim , Devlet Tiyatroları sınavına girdim ve kazandım.

Yedi sene Adana,üç yıl da Bursa , tamam on yıl bütün Türkiye’ye turne yaptık. Hemen neredeyse oynadığımız oyunların , klasiklerin başrollerini oynadım ama bunu İstanbul hiç izleyemedi. Sonra bir gün İstanbul’a tayin olduktan sonra Türkan (Şoray) Hanım bana bir yerlerde “-Siz daha önce nerelerdeydiniz , niçin kendinizi sakladınız bunca yıl ?!” diye soruverdi !

TÜRKİYEDE İDEAL TİYATRO NASIL YAPILIR ?
Kurumsal tiyatrolarda kadrolar dolu , doldu , yeni sınav açılamıyor ! Özel Üniversiteler açıldı ama mezunları ne yapacak belli değil. Gitgide büyüyen bir işsizler ordusu var. Bu durumda benim gençlere tavsiyem ve benim de idealimdeki tiyatro tam bağımsız bir tiyatro ! Bunun için de sizin yerinizde olsam lise mi , kolej mi en iyisi , birinci sınıf olanı hedeflerdim. Taklitleri , sahteleri değil gerçek kolejleri , Fransızların olabilir , onlar ciddidir , iyidir. Dil sorunu mu çok çalışıp İngilizce , Fransızca , almanca , İtalyanca , her neyse yalayıp yutmalısınız ! Üniversite mi ? En iyisini , örneğin Boğaziçini hedeflemelisiniz. Çünkü en iyi okul , en iyi çevre , en iyi arkadaşlıklar , en iyi gelin yada damat adayı , işte hep o en iyilerin arasında !

Önce en iyi üniversitelerde en iyi eğitimleri alarak mezun olacaksınız ! Para kazandığınız iyi işleriniz , iyi eşleriniz olacak ! Sonra da tepenizde boza pişirmeyen , size repertuvar veya oynayacağınız oyunu dayatmayan , patron yada devlet size hiçbir şekilde karışmayan , tam bir özgürlükle kurumsal tiyatrolarca dışlanmış ama dünyada oynanan oyunları veya kendi sorunlarınızdan yola çıkarak kendi yazdığınız oyunları sahnelediğiniz oyunlar çıkararak ideal bir tiyatro yapabilirsiniz.
Bu anlamda tiyatro yapan Boğaziçi Oyunları (BÜO)’yu , Şehir Tiyatrolarından istifa ederek kalbindeki ve beynindeki tiyatroyu yapan Murat Daltapan ve Tiyatro Dot’u, , Mustafa Avkıran’ın “Garaj İstanbul”unu çok takdir ediyor,beğeniyor ve gıpta ediyorum.

BİR OYUNCU AYNI OYUNU KAÇ YIL OYNAMAKTAN SIKILMAZ ?
İki yıl ! İki yıl severek , zevkle oynayabilir. İki yıldan sonra hep aynı oyunu oynamak oynayana bir şey katmaz ! Allah korusun kalıba ve tek tipliğe bile düşebilirsiniz. Adile Naşit gibi iyi bir oyuncu bile hep aynı tipi oynamaya mahkum edilmedi mi sinemada ?

İngilterede Agahta Crizy tam elli yıldır oynuyor ! Ama sık sık değişen oyuncularca ! Aynı şey bizim sahnelerimiz için de uygulanabilir. Bu oyunlarda ve bu repertuvarda ısrarlı olunmaya devam edilecek ise ; hiç olmazsa oyuncular değiştirilebilmeli diye düşünüyorum !
http://www.tiyatronline.com/celalbah1.JPG

SİNİRLENMEK İYİ KULLANILIRSA OYUNCUNUN ENERJİSİNİ YÜKSELTİR !
Benerci’yi altı yıldır oynuyoruz ! Her gece enerjimi yükseltmek için beni kızdırnacak bir şeyler buluyor , icat ediyorum ! Böylece sinirleniyorum ve bu sinir oyuncu olarak enerjimi yükseltiyor. Allahtan her gece ya çok sessiz bir sahnede birden çalmaya başlayan bir telefon yada benzer ve başka ufak tefek aksaklıklar imdadıma yetişiyor da bol bol sinirlenebiliyorum ve sahnedeki enerjimi yükseltebiliyorum !
KONSANTRASYON (ODAKLANMA) !
Özel bir konsantrasyon metodum yoktur. Bazıları gibi saatlerce önce gelmek , meditasyon yapar gibi soyunma odasına çekilmek gibi ritüellerim yoktur. Kuliste şakalaşırım , gülerim eğlenirim ama sahneye çıkar çıkmaz ,ışık üzerime düşer düşmez , oyunun ilk repliği ağzımdan dökülür dökülmez ; atmosfere birdenbire ve aniden giriveririm ! Dişlerim uzar ve kan emen vampirler gibi zevkle oyuna başlarım !

DOLU DOLU YAŞAMAK !
Müzik yapıyorum , jazz grubumuz var, okuyorum, oynuyorum, düşünüyorum, yazıyorum. Dolu dolu yaşıyorum. Geceleri yatmadan önce kızıma masallar okuyorum.

Çevremdeki insanları gençleri sürekli yüreklendirmeye , çalışmaya zorluyorum ! Gitar alıp Ankara’ya yolluyorum ! Ama sevgili karım , bale öğretmenidir , çok akıllı bir karım var : “- Onların tembelliklerinden senin kadar rahatsız olduklarını mı sanıyorsun ?” diye sordu bana bir gün. Düşündüm , haklı galiba ! Onun için çalışmak , çalışmak , çalışmak ! Bir piyanist günde sekiz- on saatten az çalışmıyor ! Ben de erken kalkıp koşturmaya başlıyorum ve saat on birde de mışıl mışıl uyuyorum. Çünkü dolu dolu yaşıyor ve zaten yorgunluktan bitiyorum !

YÖNETMEN TİYATROSU OYUNCUNUN KABUSU !
Sinan Çetin ile bir reklam filmi çektik , yayınlansa idi herhalde mesleki intihar olurdu ! Sinan ve ben öyle uçtuk ki ; mutfaktayız , ben arkam dönük duruyorum ve birden seyirciye dönerek elimdeki bıçağı mutfak masasına saplıyorum , en iyi yemeği ben yaparım iddaasın- dayım , yaptğım yemeğin malzemesini doğrayıp doğrayıp havalara fırlatıyorum , reklamın sonunda bütün mutfak un yağ ve yumurta bulamacına dönüşüyor ve arkamda mutfak alev alıp her yan yanmaya başlıyor , ben de karıma sarılıp özür diliyorum !

Sanatçılar hep aşırılığa , abartmaya düşkündür ! Biz de o reklam filminde sanırım ölçüyü biraz şaşırdık , abarttık ! Uçmak iyi de konmak da önemli ! İyi bir yönetmen , iyi bir dış göz , iyi bir akıl çok önemli !

Ancak bu güne kadar kaç iyi yönetmenle çalıştınız diye sorarsanız ; üç , diye cevap veririm ! Üstelik bunun ikisi de yabancıydı ! Bizdeki yönetmenler kanırtıyorlar ! İlk okuma provasında ben bir şeyler yapıyorum ,yönetmen bunu beğenmiyor , dört ay beni aklınca çalıştırıyor , sonra buldum diye benim ilk okuma provasında yaptığım şeyi benden yapmamı istiyor !

Yönetmen ve akıl çok önemli ! İkisini bir arada bulmak daha da önemli ! Benerci de dört ayda çıktı ama çok daha az bir sürede çıkabilirdi. Mehmet Ulsoy dünya çapında yaratıcı bir yönetmenimizdi , sezgileri de çok güçlüydü ama parçaların birleştirilmesinde güçlükler yaşandı !

Oyuncular bazı yönetmenlerle çalışmayı çok sever , bazılarıyla çalışmayı istemez bazılarıyla çalışmaktan da çekinir. Mesela sonuncu grup provaları çok uzatır , bir türlü son noktayı koymaz , oyun çıkana kadar hatta çıktıktan sonra da yaratma sürecine devam eder. Bu da oyuncuyu yorar ,eğer özellikle oyuncu tarafından talep edilmiyorsa !

TİYATRODA SAHTE VE GERÇEK OLAN !
Tiyatroda gerçek olmak çok önemli. Tiyatroda doğallıktan , gerçeklikten uzaklaşıldıkça ağdalandırma , abartı,eski bazı ustaların deklamasyonlarında yaptığı gibi kaplamasyon da artar ! Önemli olan , oyundaki lafların o anda sizin ağzınızdan dökülüyormuş gibi olan ve buna seyirciyi inandıran bir oynayıştır.

DOĞRU DAĞI TEKTİR AMA HERKES O DAĞA TEK BİR YOLDAN DEĞİL ÇEŞİTLİ YOLLARDAN ÇIKAR !
Doğru standarttır , evrenseldir ! Hepimiz doruyu yakalarız ama kendi uslubumuzca! Bakın , örneğin sevgili dostum Bülent Emin Yarar ile ben birbirimize çok benzeriz , çok iyi anlaşırız ; sanatsal-estetik ve tiyatral yaklaşımlarımız birbirine çok yakındır ! Ama gene de sanatta farklılıkların olabileceğine iyi bir örnek olabilir bir anım var : Bir gün aramızda sohbet ederken ikimizin de aynı yazarın aynı oyununu (Ada) farklı sahnelerde yönettiğimiz ortaya çıktı. Yalnız arada küçük bir fark vardı. Benim rejim kırk beş dakika , Bülent’inki ise iki buçuk saat sürüyordu !

DİZİ OYUNCULUĞU ÜZERİNE KONUŞMAK BİLE İSTEMİYORUM !
Bir öğrencim telefon açıyor : “-Hocam sizi o dizide görmek benim için tam bir hayal kırıklığı oldu , ne işiniz var sizin gibi idealist bir tiyatrocunun orada ?” diye soruyor. Çevremdeki herkes dizi yapmamı istedi , annemler bile !

Bir de hayatımda yaşadığım en ilginç anılardan birini yaşadım bu dizi yüzünden. Akm-Oda Tiyatrosunda Kır adlıoyunu oynuyorum , oyun çıkışı Samatyadan bir grup genç beni aralarına aldılar ve aynen şöyle dediler : “- Vah vah ! Hocam burada size ne yapmışlar böyle ? - Harcamışlar sizi be hocam ! – Yazık etmişler sizin gibi büyük bir komedyene !”

Meğer uyanığın biri , -belki de beni televizyondan tanıyan bir hayranım- , tutmuş benim oynadığım diziden sadece benim sahneleri kesmiş, montajlamış ve iki saatlik bir film yapmış ve bunu piyasaya sürmüş ! Bu filmi Samatyada bir kahvede seyreden gençler de benim Akm’de tiyatroda çıktığımı duyunca atlayıp gelmişler ! Sanki bana işkence ile zorla o oyunda oynatıyorlarmış gibi bakarak bana acıyıp gittiler !

Dizi işleri sanat için değil sadece para için yapılan işlerdir. Sizin de sanatınızı geliştirmek , yılda bir iki kez yurt dışına çıkarak oradaki tiyatrolara gitmek ve oyunları takip etmek için bu paraya ihtiyacınız vardır. Olay bundan ibarettir.

BİR KARAKTER YARATMAK !
Size tavsiyem hayatınız boyunca yalancı olandan , sahte olandan , taklit olandan uzak durunuz ! İyi ve doğru metin-oyun-piyes ! İyi yönetmen ve iyi partner ! Yoksa geber ( daha iyi ) !
İyi yazar , hayatın dönüşüm noktalarını iyi yazmıştır ve siz de o anları o durumları oynarken zevkten çıldırırsınız ! Rolünüzü kotarmak için yazarın yazdıklarının üzerinden yazmadığı bölümleri ; bir filmin negatifindeki siyahlardan beyazları ve beyazlardan da siyahları çıkarmak gibi , karakteri de yazılanlardan yola çıkarak ete kemiğe büründürürsünüz !

Bir karakter yaratmak için de kendinizi , enstrümanınızı çok iyi tanımanız gerekir. Kendinizi çok iyi akortlamanız gerekir ki detone olmayasınız !

En çok zorlandığınız rol neydi sorusuna cevabım “Kır” oyunundaki sıradan adamı oynamak , derdim ! Çünkü ben hayatım boyunca hep kahramanları oynamıştım , sıradan bir adamı oynamak çok daha zormuş onu anladım !

Tabii algı ve ironi proplemleri de vardı. Oyunda söylenen bütün replikler yalan ! Örneğin oyunda benim oynadığım sıradan adam , alçak çapkın , hem karısına hem de sevgilisine aynı ayakkabıdan birer çift alıyor ve karısı da bunu biliyor , onun için kinayeli çok beğendiğini söylüyor ama seyirci yalan söylediğini bildiği için gülmesi gerekirken gülmüyor !

ARABESK TAVIR !
Oyuncu adayı genç konservatuvar sınavında jüriye soruyor : “-Derslere devam etmek zorunlu mu ?!” Nasıl yani ?! Böyle bir tembellik var ! Adam Gebzede oturuyor hiç İstanbul’a gelmemiş ! Mesele maddi de değil. Neden . diye soruyorsun , olmadı abi , diyor ! Meraksız ! 2. Dünya Savaşını bilmeyen , hiç duymamış üniversite öğrencileri var ! Bu arabesklikle olmaz sanat !

BAHÇELİEVLER BELEDİYESİNE TEŞEKKÜRLER !
Bahçelievler Belediyesi’nin burada size tanıdığı olanakları ve verdiği desteği de bu anlamda çok değerli buluyorum. Aslolan bir tiyatro ve seyircisidir. Bu kadar basittir. Gördüğüm kadarıyla burada ikisi de var. Dört yüz kişilik yeni bir tiyatro salonunuz da yaza açılacakmış. Daha ne istiyorsunuz , değerini bilin ! Bahçelievler Belediyesinin bu tiyatroyu destekleme politikalarına biz sanatçıların desteği de mesleki bir görevdir ! Başınızda Kerem Yılmaz gibi tiyatro aşığı biri var. Danışmanınız Savaş Aykılıç var. Yolunuz açık olsun ! Ayrıca böyle saygın ve seçkin tiyatro isimleriyle aynı festivalde yer almak beni çok mutlu etti , teşekkür ederim . Düzeyli , kaliteli ve idaalı bir iş olmuş , tebrik ederim.

SAVAŞ AYKILIÇ.
18 NİSAN 2008