PDA

Tüm Versiyonu Göster : İclal Aydın


Sayfalar : [1] 2

MardiGras
02-11-06, 00:48
Bir onceki baslik 1250 mesaj sayisini gectigi icin arsivlenmek uzere kapatilmistir.

Yorumlariniza bu baslikta devam edebilirsiniz.


MardiGras
Super Moderator

optik
02-11-06, 10:35
Duvara karşı Sibel




Sibel Kekilli’nin ödül aldığı son filmi görmedim henüz.

Neyse ki bu yazının konusu Sibel’in oyunculuk yeteneği değil (her zamanki gibi bu konuyu en sevdiğim sinema yazarı Uygar Şirin’e bırakmaktan yanayım). Bendenizi asıl ilgilendiren, Sibel’in iki kültür arasında cesaretle salınan bir genç kadın olarak sahip olduğu, gözlerinden okunan o enteresan özgüven.

Kendisini şahsen tanımıyorum. Belki iyi bir insandır, belki de değildir (yüzünde iyi insanlara özgü bir ışık var gerçi). Belki dürüsttür, belki de güzel insan Ahmet Hakan standartlarına göre “yapmacık” takılıyordur aslında. Ayrıca, Türk toplumunun kolay kolay bağrına basamayacağı bir özgeçmişi var. Yaşam tarzını beğensek de beğenmesek de herkesin kendi bileceği iş. Zaten yazımızın konusu bunlar da değil.



***

Yazımızın konusu şu: Bu kızda özgüven var. Türkiye’deki yaşıtlarında pek rastlanmayan türden, icabında gayet mütevazı ve birey olmanın getirdiği bir özgüven. “Ben yaparım” diyor bakışlarıyla: “Çalışırsam başaramayacağım, üstesinden gelemeyeceğim hiçbir şey yok.”

Ona baktıkça Almanya’da ses getiren başka Türkleri de hatırlıyor insan: Fatih Akın, Birol Ünel, Cem Özdemir ya da çok eski arkadaşım İdil Üner gibi (Ah İdil’ciğim, ne alemdesin?)

“Avrupalı olmak” ırkla ya da kanımızın markasıyla değil, kafa yapısıyla ilgili bir şey demek ki. Beni bile bazı meslektaşlarıma “itici” gösteren özgüvenimi Almanya’da geçen yıllarımda edinmiş olduğumu düşünürüm hep. Oradaki eğitim sistemi, iş hayatı ve insan ilişkileri kişinin kendine inancını ve yaratıcılığını beslemeye, onu birey haline getirmeye yönelik. Büyük ve gelişmiş bir ülkenin, bu konumunu devam ettirebilmek için yaratıcı bireylere ihtiyacı var demek ki. Takdir edersiniz ki yaratıcılık da biraz olsun özgüven gerektiriyor.


***

İki yıl kadar önce Can Dündar’la yaptığı söyleşide şunları söylemiş Sibel: “Film çekimi için 15 yıl sonra ilk kez İstanbul’a geldim. Çok yorucu, fazla stresli, hareketli bir şehirdi. Ezdi beni bu şehir. Bunalıma girdim. Ama rolle beraber ben de büyüdüm, olgunlaştım. Nasıl filmdeki genç kız, olgun bir kadına dönüşüyorsa, ben de onunla aynı yoldan geçtim film boyunca...”

Ona naçiz tavsiyem, “Duvara Karşı” filminde canlandırdığı kızı o kadar da örnek almasın kendisine. Buraların duvarları, özellikle akıllara örülü olanları bazen Berlin’dekinden bile kalındır çünkü. Ona uymaya çalışıp olgunlaşmak isterken bir de bakmış baştaki özgüvenden eser bırakmamışlar yüreğinde. Aman!


2.11.2006 VATAN

optik
02-11-06, 15:35
http://img243.imageshack.us/img243/7397/14879jg6.jpg (http://imageshack.us)

http://img167.imageshack.us/img167/4913/060426182902ew6.jpg (http://imageshack.us)

http://img318.imageshack.us/img318/465/4384ri3.jpg (http://imageshack.us)
http://img318.imageshack.us/img318/9985/14236rg8.jpg (http://imageshack.us)

http://img167.imageshack.us/img167/3038/1lc0.jpg (http://imageshack.us)

http://img167.imageshack.us/img167/3983/773hz7.jpg (http://imageshack.us)

http://img243.imageshack.us/img243/5448/hayatgzeldirqm2.jpg (http://imageshack.us)

http://img243.imageshack.us/img243/9079/2ac2.jpg (http://imageshack.us)

http://img167.imageshack.us/img167/2541/iclal00qi9.jpg (http://imageshack.us)

http://img167.imageshack.us/img167/497/ico1vn2.jpg (http://imageshack.us)

http://img318.imageshack.us/img318/3480/scan10010ju8.jpg (http://imageshack.us)

optik
02-11-06, 16:02
http://img243.imageshack.us/img243/7802/unlu1og4.jpg (http://imageshack.us),
http://img318.imageshack.us/img318/6613/unlu2wl4.jpg (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/8103/unlu3xt7.jpg (http://imageshack.us)

Yurt-Lady
03-11-06, 18:21
http://img20.imageshack.us/img20/7357/iclalavacopydi4.jpg (http://imageshack.us)

+

http://img20.imageshack.us/img20/6056/icllaimzacopyya4.jpg (http://imageshack.us)

BeyazGelincik1980
03-11-06, 23:37
resimleri eklemem biraz gec olcu, kusuruma bakmayin artik...

http://img502.imageshack.us/img502/7917/blm19avi01935kf8.jpg
http://img54.imageshack.us/img54/7645/blm19avi01964tu8.jpg
http://img521.imageshack.us/img521/140/blm19avi02541bm8.jpg
http://img413.imageshack.us/img413/148/blm19avi02577bu3.jpg
http://img506.imageshack.us/img506/1819/blm19avi02647pu5.jpg
http://img211.imageshack.us/img211/7215/blm19avi02847iv3.jpg

http://img231.imageshack.us/img231/3224/blm19avi02927bv1.jpg
http://img508.imageshack.us/img508/3805/blm19avi02932as8.jpg
http://img512.imageshack.us/img512/60/blm19avi02956xl0.jpg
http://img512.imageshack.us/img512/4646/blm19avi04410zn1.jpg
http://img49.imageshack.us/img49/5231/blm19avi05920uy5.jpg

BeyazGelincik1980
03-11-06, 23:44
http://img234.imageshack.us/img234/7172/blm19avi06011fv8.jpg
http://img234.imageshack.us/img234/1244/blm19avi06179rs9.jpg
http://img234.imageshack.us/img234/5797/blm19avi06221uq7.jpg
http://img63.imageshack.us/img63/918/blm19avi06247ry3.jpg
http://img523.imageshack.us/img523/9530/blm19avi06788qd0.jpg

http://img501.imageshack.us/img501/8186/blm19avi06877qx8.jpg
http://img518.imageshack.us/img518/8637/blm19avi06970ig1.jpg
http://img509.imageshack.us/img509/2921/blm19avi07109zc6.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/9355/blm19avi07137sj4.jpg
http://img522.imageshack.us/img522/2351/blm19avi07152is4.jpg

BeyazGelincik1980
03-11-06, 23:57
http://img516.imageshack.us/img516/3386/blm19avi07674vc5.jpg
http://img235.imageshack.us/img235/7430/blm19avi10187cr7.jpg
http://img524.imageshack.us/img524/5015/blm19avi10226kn4.jpg
http://img57.imageshack.us/img57/7784/blm19avi16529lt9.jpg
http://img57.imageshack.us/img57/8774/blm19avi17216lp5.jpg

http://img57.imageshack.us/img57/2899/blm19avi17485ip9.jpg
http://img505.imageshack.us/img505/9195/blm19avi17720as0.jpg
http://img516.imageshack.us/img516/7629/blm19avi17749uf9.jpg
http://img517.imageshack.us/img517/6558/blm19avi17969lb5.jpg
http://img63.imageshack.us/img63/4453/blm19avi17985rd7.jpg

BeyazGelincik1980
04-11-06, 00:06
http://img218.imageshack.us/img218/6301/blm19avi18823ze6.jpg
http://img218.imageshack.us/img218/564/blm19avi18921pi5.jpg
http://img516.imageshack.us/img516/2900/blm19avi18931jg5.jpg
http://img523.imageshack.us/img523/5035/blm19avi18958gm7.jpg
http://img212.imageshack.us/img212/898/blm19avi18967pu2.jpg

http://img63.imageshack.us/img63/6811/blm19avi19805af4.jpg
http://img506.imageshack.us/img506/8397/blm19avi19873pw6.jpg
http://img204.imageshack.us/img204/4531/blm19avi19958vs9.jpg
http://img69.imageshack.us/img69/7704/blm19avi20056sg0.jpg
http://img527.imageshack.us/img527/5681/blm19avi20075au0.jpg

BeyazGelincik1980
04-11-06, 00:13
http://img234.imageshack.us/img234/7624/blm19avi21514tj7.jpg
http://img57.imageshack.us/img57/8210/blm19avi22651mb8.jpg
http://img57.imageshack.us/img57/1884/blm19avi22791xo5.jpg
http://img236.imageshack.us/img236/3870/blm19avi22891vl8.jpg
http://img236.imageshack.us/img236/5092/blm19avi23109mn6.jpg

http://img517.imageshack.us/img517/5338/blm19avi23161xv6.jpg
http://img234.imageshack.us/img234/1427/blm19avi23238tz0.jpg
http://img223.imageshack.us/img223/3121/blm19avi23271tc3.jpg
http://img511.imageshack.us/img511/108/blm19avi23371qk9.jpg
http://img224.imageshack.us/img224/9639/blm19avi23634zu3.jpg

BeyazGelincik1980
04-11-06, 00:18
http://img63.imageshack.us/img63/8185/blm19avi23764uo0.jpg
http://img70.imageshack.us/img70/9016/blm19avi23791wd3.jpg
http://img70.imageshack.us/img70/802/blm19avi23841zb2.jpg
http://img508.imageshack.us/img508/7361/blm19avi23873ox0.jpg
http://img133.imageshack.us/img133/7111/blm19avi23896xi5.jpg

bunlarda son resimler...

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper19Bl11.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper19Bl12.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper19Bl13.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper19Bl14.jpg

_butterfly_
04-11-06, 20:51
Herkese Merhabalar....
Bugün süper,harika,olağansütü bir gündü.kelimelerle anlatılma keisnlikle.. şule'cim ile çok güzel bir gün geçirdikk.... hepinizn bildiği gibi iclal ablamızı gördük.. aman tanrım yok böylee birşey yaa heyecan+merak+bol sorularr laa dolu halimizle.. nelermi yaptık onları anlatacaz tabikdie ama öncesinde İCLAL ABLAMIZIN SİZE BİR SELAMI VAR......

http://img168.imageshack.us/img168/2482/taraup5.jpg

Resİmlerin birazını ekliyorum.... aa sAKın bu kadar olurmu daha devamı var.. hem bizde ne yazıcaklarımzı bir toparlayalım.. o kadar çok yazıcak şey varkii.. neyse... siz resimlere baka durun.. bende hemen anlatmaya başlimm neler OLDU NELER....


http://img300.imageshack.us/img300/4669/p1010013xt7.jpg


http://img126.imageshack.us/img126/9660/dsc00946bo0.jpg

http://img105.imageshack.us/img105/8164/p1010023pn4.jpg

http://img503.imageshack.us/img503/4248/p1010025zc5.jpg


http://img294.imageshack.us/img294/5912/dsc00949iv6.jpg

http://img294.imageshack.us/img294/7976/dsc00951ic9.jpg


şu tatlılığa bakarmısınız yaa..:img-kiss: :img-kiss: :img-icecr

http://img294.imageshack.us/img294/4223/dsc00942za6.jpg


iştee iclal ablanın bizi gördüğü an.. hani imza aldıkta aonu bir köşeden izliyordukya.. şulecim sşğolsun hemen yakalıaıd o pozu..
ah iclal ablaa dedim ben sana ama dimi bırakmayız biz bugün senii:D:D.
ehuehe.. şulee sorma ancm yaa çenemiz bir düştü birr sormayın yane... ay ben tutulurum deidm maa belkide ne biliyormusunuz söylemek isteidğim çok şey olduğu için onları birden söyleme ihitiyacı hissetim bir an.. şule'mde bakıyor bana susanaa bir diye.. ama zaten ben kendim dedimm.. iclal abla kusuraa bakma diyee:D:D

http://img277.imageshack.us/img277/3882/p1010015eeeqxe8.jpg

şu bakışa bakarmısnızz ay valay aa heyacan yapmamak elimizdemii :img-swoon: :img-kiss: :img-icecr

http://img45.imageshack.us/img45/7317/p1010016fdfddx8.jpg


iştee özel çalışmlarımzın oldğu cd yi verirkenn...içinde nilgünün çalışmları çoğunlukla... buğra ve hayrini klipleri de var... benimde çalışmalarım var .. öyle yane:D..zaten elim tiriyor nası verdİyseM cd yii:D:D

selin90
04-11-06, 21:28
;)

http://img105.imageshack.us/img105/9284/1yr0.jpg (http://imageshack.us)

_butterfly_
04-11-06, 21:31
Söze nasıl başlayacağımı inanın bilmiyorumm...İLK baştaa iştee karlı ,soğuk sinir bir havanın gölgesinde o kadar güzel şey oldukii....sa: tam 14:00'De ordaydık.. hata şulecim benden önce gelmiş de sıraya girmiş.müge ablayıda gördümm...iki aile aileis ordaydı yane.....zaten biz oraya geldğimizde iclal ablamız yoktu... 5 dk sonra iclal abla geldi.. meğersem arkamızdna geçmişde haberimiz yok biz bıcır bıcır konuşuyoruz...bir baktık iclal ablamız.. bizi bir heyecan bastı anlatamam.. kıyafeti çok hoştu..siyahlar çok yakışmış iclal ablamzıa hele şapkasınaa bitimm süperdi.. çok ttalıydııı....
ecem-şule: ay geldi vallahide geldiii...ay heyecan bastıı
şule:tama sakin ....aaa heyecan valahi yaa
ecem: yaa ellerim nası titriyor bakarmısın
şule: yaa asıl benimkii.. bunee heyecan yaa...
ecem-şule: ay çok tatlı yaaa..çok şekerr.....
nese bu konuşmalr böylee devam etti zatenn.. tam sıraa bize geldi küçük bir kız foto çekinmek istiyormuşş....nese işte aldım elime telefonunu ama halimi sormayın ellerim nası titriyor.. yaa ağladım ağlayacam o derecedeyim... iclal ablayaa diyorum yaa ellerimee bakın heyecandan gidecem şimdii.. o da gülüyor tabe.. şule'm de aynı durumda... nese o kızda baybir heyacnlıymış..masadki kitapları devirdii.. (heyecandır ablasıı)..İCLAL ablamzıda olsun olsun dedi işte.. nese sıraa bize geldii.. biz hemen başlaıdk daha doğrusu benim çenem düştüü..:D..ztaen hemen dedik biz forumdan diye.. iclal ablmızda dedi zaten forumu takip ediyoruz.(bir bakışı vardı anlatam çok tatlıydı yaaa..:img-kiss: :img-icecr .). ben pek takip edemiyorum ama tuna takip diyor dedi... özelliiklede youtubedaki videolarınızı izliyoruz dedi.. sizin yazdğınız yorumlar çok dikkatee alınıyor. senaryonun gidişatından büyük rol oynuyrır dedi..(bizde dyaa aaa gerçektenmii hadi yaa ay süperr...).star yönetimide takip ediyormuşş....sonra hazırlamış olduğum daha doğrusu iki aile ailesinin çalışmalrının bulunduğu cd yi verdik.şule'mde imzalatı kitaplları o iclal ablayı öptü bende tuturunnca tabe aa bende istiyorum ya öpmedim ben iclal ablamı diyince bende öptümm..(ay cnm benim yaa :img-kiss: ..hayatımın en güzel anıydı herhal).... vee sonra kitapları imzalatıp resim çektirip ayrıldık ordan.. ama halimiz tam bir komedii..
nese sonra biz dedik bir kere iclal ablamzıı bırakmayız.. vee bırakmadıkda(şule'm neydi gerekirse 404 oluruz deidk ama galiba aolduk:D)...bir köşeden iclal ablamızı izleidk.. ama ne izleme yane.... iclal ablamızın koruyucu mellekleri olduk dimi şulecimm.bir kaç laf edenler olduu...icabında öylee cevaplar verdikkii forumdan zaten alışığızz böylee laflaraa hemen cevabını yapıştırdık..ama nee cevapp:D..kkadın bakakaldı bize.. onların ne deidkleri çok öenmli dğeil açıkcasıı...ne dediğini yazmaıdm bile. önemsizz.

zaten herkes böyle -aa iki ailede oynayan kadın... -aaa iclal aydınn..- resim çekilim.. -ay çok şeker kadın yaa.. -makyajsızda çok güzelmiş...(bizde.. her zmanki hali o bir kere makyajlı makyajsız fark etmiyor.. savunma drumundayız işte:D).... o oldğumuz yerden fotolar çektik.. ama biz heyacndan bir şeyi unutmuşuz... iki aile aileisinee imza... bir dhaa sırayaa grmek zorundaydık ama sattlerde sonuna yaklaşıyırduk/( yaa inanırmısınız o 2 saat bize 2 dk gibi geldii..zamanın naısl geçtiğini anlamaıdk bile.. .)nese bir daha sıraya gircektikde kim gircek şimdi o sırayaa (aradan girelim deidk ama naplaım yane yaa biz bekleidk önceden girsek ne olurr:D..nese biraz ah işiitik ama olsunn.. ve sonudna iclal ablamzıla tekrar görük(kadın sıkıldı bizden yaa:D)..ben susarmıyım yinee susmadım... bu sefer geçmiş olsun diyemeiştik onu dediikk... işte kusura abakma iclla abla heycandan unutmuşuz bunu deidk.. o da güldü filann...AMA ÇOK GÜZEL GÜLÜYOR..YÜZÜNDNE HEP O SICACIK gülümsemesi var.. vee o 2 saat hızlıca akıp geçtii. her güzel şeyin bir sonu oldğu gibi bu da bitii.... :(.... biz mutlu birşekilde ayrıldık ordan aaa tabi bunun daha diğer imza günü var aa yoksaa diğerimi yada başkaa brşeymi(anladın sen cnm)..
ben iclal ablama doyamıdm yaa.(şule'mde o durumda)....o kadar şeker o kadar tatlıydıkii...anlatamam keisnlikle...o sıcaık gülümsemesiyee içimizi sıısttı.. gamzeleri zaten görülmeye değerdii...br an olsun bile o yüzndeki gülümsemesi gitmedi.. eda ablamzı neyse iclal ablamzıda öyledyii.. mimikleri,bakışları..hataa "aaaa öylemiiiiiiii" naısldı şulecim ama..:D:D.. neysee herşey ilee mükemledii..onu o kadar çok seviyoruzki kelimelerlee anlatmaya yetmez demiştim...ki yetmez yane....

şuanda aklıama gelenler bunlardı..inşallah göznüzde az çok canlanmıştır.. resimleri önce ekledimki ordamdan iclal ablamın halinden biraz daha iyi canlansın diye.. sorularınızı sormaya başlayabilirsiniz seve seve yanıtlarnız...

not: resimlerin devamını hemen şimdi ekliyrum.....

_seboist_s
04-11-06, 21:34
artık sıra bize yaklaşıyodu. Sadece bir küçük kız vardı önümüzde imza alıyodu heycanı çok belliydi ama masanın üstündeki kitapları devirince iyice anladık heycanını ecemle kitapları kaldırmasına yardım ettik... İclal ablada o sırada olsun olsun diyodu kıza... Sonra kız ecemden fotoğraf çekmesini istedi. Allah'ım nasıl bir istektir bu Eceme telefonu verdi Ecem tirtir titriyoeheh nerden açılıyo ya diyede söyleniyo:D Bende ordan Eceme tamam canım titremeden çek diyorum (ama sonra aynısı benim başıma geliyo orayada gelicem)
Küçüğün resminide çektikten sonra artık İclal ablayla konuşma sırası bizdeydi. Önce ecem biz dizifilm.comdan ecem ve şule dedi. İclal ablada "öyle mii?" dedi. Ecem belki takip ediyosunuz dedi. İclal abla da benim pek vaktim olmuyo ama takip ediyoruz dedi. Özellikle Tuna abimiz takip ediyormuş;) Burdanda selamlar ve tabiki tebrikler Nikah varmış üç gün sonra çok sevindim çok güzel bi haber! Tuna abiii bizide çağırırmısın nikaha? İclal Abla davetliniz olsak?:D Neyse konuya dönüş yapiyim. Kliplerle oluşan cd'yi verdik iclal ablaya İclal abla da hepsini izlediğini ve çok beğendiklerini söyledi. Ayrıca sizin yorumlarınız senaryolarınız star tv tarafından çok dikkate alınıyo dedi. Bende bazen söylediğimiz şeyler gerçekleşince bizde çok mutlu oluyoruz çok hoşumuza gidiyo dedim. Sonra resim çekme sırası bendeydi ecem makinayı bana verdi Ama Aman Allah'ım şimdide benim ellerim titriyodu:D Buseferde Ecem tamam tamam tireme demeye başladı... İclal ablada bizim şaşkın hallerimize gülüyodu. Çok sempatikti yaa... İmzalarımızı aldıktan sonra İclal ablaya dedimki İclal abla sen dörde kadar burdaymışsın bizde dörde kadar seni burda bekliycez:D Ecemde Bizden kurtuluşun yok dedi:D Ve bi köşeye çekildik (daha fazla şey konuşurduk ama arkadan isyan etti insanlar artık) Tabi unuttugum şeyler olmuştur kesin onları ekliycem sonra zaten ecemde yorumunda belirtir.
Bitişe kadar İclal ablayı köşeden izledik resimlerini çektik. İclal ablada bizim orda oldugumuzu beklediğimizi fark etti... Hatta tam bize bakarken es kaza ama süper bi kaza olarak bi resmini yakaladım;) Hem İclal ablayı izliyo hemde ecemle sohbet ediyoduk. İclal ablanın bi röportajını izliycez galiba çekim vardı çünkü. Bakalım onuda öğreniriz... Arada baya şeyler gelişti onlarıda yavas yavaş anlatıcam. Mesela bi küçük kız çocuğu geldi annesiyle birllikte. resim çekildi, imza aldı. Çok mutlulardı. İclal ablanın çocuklarıda çok sevdiğini biliyoruz. Düşünün ordaki tabloyu. Ahh keşke Lal'de bi imza günü yapsa onunda başından ayrılmayız minik kelebeğimiz bizim:img-grin2
İclal ablayı beklerken iki aile ailesi içinde imza alalım dedik. Ama almak pek mümkıün değildi okadar kalabalıktı ki anlatamam (zaten okadar kalabalık olmasaydı bizim sohbet uzarrrr giderdiii. Ona söyliyceğimiz çok şey var) Ama biz yinede bi yolunu bulup sonlara doğru iki aile ailesi adına da bi imza aldık hemde ne imza okadar güzel şeyler yazdı ki iclal ablamız çok sevindik ecemle uçtuk resmen... İki aile ailesi adına imza almaya gittiğimizde biz direk "yine biz:D " dedik (valla baya bi şirindik sanki dimi ecemcim) Neysee ecem başladı konuşmaya bıdır bıdır susmuyo ben dedim tamam artık bunalttık eheh ecemde sıktık tamam haklısın dedi (o sırada iclal abla cvp vermediğinden böyle düşündük) ama iclal abla aynı zamanda tost yiyodu ve ağzında lokma vardı ehhh tabi bize iki meraklı, heycanlı, panik insan ağzında lokma varmış yemek yiyomuş düşünmeden konuşuyoruz sürekli bide cvp bekliyoruz. Eheh neyse İclal ablada yok çocuklar sıkılmadım ağzımda lokma var oyuzden dedi (tabi biz koptuk ki ne koptuk) Sonra işte o mükemmel imzayı attı ve çok etkileyici sözler yazdı. Gerçekten çok duygulandık. İclal ablayı biraz daha izledik ve ayaklanmasına yakın ayrıldık... (ayrıntılar daha sonra gelicek arkadaşlar bukadarla kurtulmak olmaz;))

_butterfly_
04-11-06, 22:39
http://img296.imageshack.us/img296/7017/p1010017dsduo7.jpg


http://img158.imageshack.us/img158/9681/p1010018fdfin1.jpg

İCLAL ablam o yüzÜndeki sıcacıkk gülümseme hiç eksik olmasın" Hayat Güzeldir "dimi iclal abla'm.....:img-kiss: :img-icecr

yaa bir araa bakışlarlaa anlaştık iclal ablamızla zaten... iclal abla bize bakıyorr
kesin içinden geçirmişdir..
gitmedilermi hala bunlar....:D..aaaa hayır gtmedik.. bırakmayız deidk ama dimi. bulmuşusz iclal ablamızı bırakırmıyızz...
eheuh şaka bir yana....o 2 saat içerninde o kadar çok eğlendikki anlatamamm....

http://img292.imageshack.us/img292/4029/p1010019fdfail0.jpg

http://img49.imageshack.us/img49/6496/p1010020gfgrn4.jpg


yukarıdaki resimde bizmle sohbet ederken.. iştee böylee bize bakıyordu....elimizn tiremesi ..benim çenemin düşmesi.. şulenin bana yaa sus ama gibi bakışı.... tabi bir yandan onunda heyecanı.. elimizdeki(anladın sen:D).. miilitein yeter artık diyee bakmasıı... hepsi bu anda olduu işte::D:D..(yinee aynı şeyi diyecem banane:D.. ÇOK ŞEKER Çok tatlı yaa(şulecim farklı söz bulmaız laızm :D:D.. on defa bu cümleyi tekrra etmişizidr senle herhal.. niyemi?? çünkü herkess bu nu söylüyorduu.. eee tabe söyleyecekler bu iclal ablamızz dimi ama;)...(Buarada İCLAL ablaa arka plan olaylarıda burdan okumuş oldun yane:D)..
of off bak anlatırken bile ayrı bir heyecan varyaaa...

Müge
04-11-06, 23:01
Merhaba ;
Daha yeni yazabilmeye fırsat bulabildim...Öncelikle bugün yağmur,kar,soğuk,tipi demeden gittim oraya..Yollarda trafik derdi düşünmeden..Üstlelik en yakın arkadaşlarım ile ufak bir tartışma olmasına rağmen inadına bekledim..
Gelelim imza için yaptıklarıma.Sena diye bir arkadaşımla sabahtan beri konuyorduk.O kadar heyecanlıydık ki gidip bir buçukta stantda durduk önce başka yazar vardı ..Saatlerime baktım saat 13:50 gösteriyordu..Orada bulunan diğer yazar gitsin diye iki de bir ona bakıyorduk.Sıranın en başındada ben ve Sena vardı :) Saat 14:00 oldu ama İclal Aydın yoktu ortalarda..O sırada Şule'cik geldi onunla tanıştım sohbet ettik.Anladım ki o ben den daha heyacanlı.O dördüncü sıraya geçti..Tam biz konuşurken.Görevli yanımıza gelip.İclal Hanım gişelere geldi beş on dakika geçicek dedi.Benim için sorun yoktu tabi,diğer arkadaşlarım bizi bırakıp gitti :) Sonra bir baktım Ecem'de gelmiş koştum gittim yanına öpüştük anneside gelmişti..İclal Aydın sohbeti etmeye başladık ama benim sıramı kimse almasın diye ben yine öne gittim.Bir iki dakika sonra İclal Aydın yanımdan geçti yukarıdaki fotograflarda göründğü gibi şapkası ile sanırım benden başka kimse onu görmediiBen koşup Şule ve Ecem'e haber verdim...Geldi yerine yerleşti oturdu..KÜT KÜT kalbim hızla atmaya ellerim titremeye başladı..Sıranın en başında ben varken ben sıramı arkadaşıma verdim o gitti imzalattı.Sonra da ben :img-nyam: .Önce son kitabı Gördğüme Sevindim'i imzalattım ondan sonrada ilk kitabı Hayat Güzelldir..O kadar heyecanlandım kii dün gece yaptığım bütün konuşma planlarını unuttum..:(Yok dizifilm.com dan bahsedecektim göya nerde :icon_cry: Adımı söyledim teşekkür ettim.CANIM rica ederim dedi.Ama ikinci kitabı imzalarken adımı Figen'mi diyince içimden çok güldüm :)Yok Müge dedim :)....Sonra forograf çektirdim..Arkadaşımdan alınca koyucam buraya...
İşte ayrılma vakti gelmişti İclal Hanımı orada hiç bırakıp gitmek istemiyordum ama gitmem gerekiyordu....
Bugün bir kez daha onun ne kadar mütavazi,ne kadar içten birisi olduğunu anladım.Gözlerinin içinde gülen bir dünyası var ve bu dünyanın içinde bizler gibi onu sevenler var...
İyi ki varsın..İyi ki gitmisin.. İyi ki Şule ve Ecem'i tanımısım
Seni çoook seviyorum..
İclal Aydın.....
Sevgiler...

Evet Müge abla çok heycanlıydın belli oluyodu msndede söylemiştim;) tirtir titriyodun gözerin falan doldu:D:D eheh bizde heycan yaptık ama bizim heycan çeneye vurdu daha çok:D

Benim hala ellerim titriyor canım :) Ne gündü ama ya :)
İşte benim fotograflar
http://img123.imageshack.us/img123/8849/iclalav4.jpg

Sevgili Buğra ve Nilgün keşke sizlerde olsaydınız keşke sizler de benim heyecanımı görebilseydiniz....Uzaklarda olsanızda bugün hepimiz bir yürek aynı kalp atışları ile İclal Aydın'ın yanındaydık :)
İkinci fotografım ;)
http://img296.imageshack.us/img296/5100/iclal2pt2.jpg
Malesef iki tane çekebildik...En önde olduğumuz için Şule ve Ecem daha şanslılardı...:)
İyi ki gitmisim bugün....

BeyazGelincik1980
05-11-06, 01:13
dayanamadim o güze resimlere, 2 tane özel calisma yaptim bile. tekrar cok tesekkürler ecem ve sule bu güzel resimler icin...


http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper01-1.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper02-1.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/avatar19Bl01-1.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/imza19Bl01-1.jpg


bunlarida yeni yapmisdim. beyenen olursa kullanbilir :img-grin2

_seboist_s
05-11-06, 12:31
Ehliyet alacak hanımlara tavsiyeler

1- Her yıl bayram süresince gazetelerde çıkan kaza haberlerini kesip saklayın. Hatta yanınızdan ayırmayın mümkünse. O içler acısı fotoğraflara bakmak sizi direksiyon başında her daim dikkatli ve uyanık tutacaktır. (Ama yine de ben erkekten daha erkek araba kullanırım diyorsanız, kim tutar sizi!)

2- Araba sürmenin başka şey, şehir trafiğinde araba sürmeninse bambaşka bir şey olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Dağda tepede yaptığınız kullanma talimlerinin Şişli trafiğinde size pek yardımcı olmayacağı hayatın acı bir gerçeğidir maalesef.

3- Cep telefonunuz çaldığında sakin olun. Çantanızın içinde genellikle normal zamanda iki elinizle bile bulamadığınız telefonu, hele bir eliniz direksiyondayken bulmanız nadir rastlanan bir mucizedir. Bırakın çalsın çalsın sussun. Sonra yine ararlar. Canınızdan kıymetli mi? (Bu önerinin doğrusu şudur: Araba kullanırken çantanızdaki cep telefonunuz çalarsa telefonu aramak için iki elinizi birden kullanmayın. Tek elle çantayı tombala torbası gibi karıştırarak ve gözünüzü yoldan ayırmayarak telefonu bulursanız tamamdır. Siz bir Büyükşehir şoförü olmuşsunuz demektir!)

4- Dikiz aynasında makyaj yapmadan önce arabayı durdurmayı unutmayın. (Bu da koca bir yalan elbette. Dikiz aynasında makyaj yaparken arkadaki arabanın şoförüyle gözgöze gelmemeye özen gösterin. Ayağınız mutlaka frende olsun. Ama yumurtaya basar gibi basın ki ani bir kazaya sebep vermeyin).

5- Diyelim, ufak bir kaza yaptınız. Diğer arabadan inen kaza ortağınız eğer centilmen biri değilse, soğukkanlılığınızı kaybetmeyin. Kadın olmanızla ilgili söyleyeceği iğneleyici sözler de kızdırmasın sizi. Olan olmuş artık, daha fazla yıpranmaya ne gerek var? (Ama kaza sırasında diğer arabadan inen bir kadınsa olabildiğiniz kadar yavaş düşünmeye gayret edin. Hızlı davranıp karakolluk olmak bir kadınla kaza yaptıysanız işten bile değildir).

6- Park yaparken acele etmeyin. Özellikle acemilik günlerinizde... Kadın olduğunuzu gören taksi şoförleri kornalarına abanarak sizi panikletmek isteyeceklerdir. Bu oyuna gelmeyin. (Sonra bir gün size de sıra gelecek. Acemileri korkutmayı pek seveceksiniz. Çok sinirleneceksiniz yavaşlıklarına. Sakin olun yani, takmayın arkanızdakileri).

7- Eğer araba sürerken yanımızda bir erkek (eşimiz, sevgilimiz ya da kardeşimiz) oturuyorsa, terbiyesiz insanlarla ağız dalaşına girmeyelim lütfen. Unutmayalım ki bize bir terbiyesizlik edilirse yanımızdaki Akdeniz erkeği anında kendisini kavga etmek zorunda hissedecektir. Yazık günah.

8- Unutmayın ki sizin iyi bir şoför olmanız, can ve mal güvenliğinizin garantisi değildir. Kendinizi sağlama almak için en doğru yol, etrafınızdaki araçlarla ilgili öngörülerinizi geliştirmek, hangi aracın hangi durumda ne yapacağını tahmin etmekten geçer aslında. Tıpkı top daha kendisine gelmeden onunla ne yapacağına karar veren başarılı bir futbolcu gibi (Hagi öyleymiş mesela), siz de yaklaşan kamyona karşı yapabileceklerinizi gözden geçirirseniz hiç fena olmaz.

9- Kamyonların ve taksilerin günün birinde mucizevi bir şekilde ortadan kaybolacağı inancı, gerçek dışı bir temennidir ne yazık ki. Onlarla beraber yaşamayı öğrenmek en iyisi.

10- Zamanla sizin de araç tiplerine insanımsı kişilik özellikleri atfedeceğinizi tahmin ediyorum. Küçük arabalar virajı neşeyle alır, arazi araçları yol istediğinizde hüzünlenir ya da taksiler park halinde çok sinirli olurlar gibi... Bu hem eğlenceli hem de faydalı bir oyundur. (Siz en çok ticari araçlardan korkun derim ben. Bir kuruma ait oldukları için kullanıldıkları kişi tarafından çok hor görülürler. Aşırı hızlı, dikkatsiz, özensiz tehlikeli olurlar. Kaza yapmanıza sebep olur sonra da bir Porche hızıyla gözden kaybolurlar).

11- İçinizdeki trafik canavarını durdurmadan önce içinizdeki ayrımcıyı durdurun lütfen. (Bunu kendime söylüyorum aslında. Bunca genellemeden sonra). Sürücünün kadını erkeği olmaz. İyisi ve kötüsü vardır o kadar.

12- Kim ne derse desin, yüreğinizin götürdüğü yere gitmek en iyisi.

selin90
05-11-06, 15:10
Benden size bi İclal Aydın Wallpaper'ı :img-kiss: Çookk tatlı yaa :img-icecr

Umarım beğenirsiniiz ;)

http://img176.imageshack.us/img176/8851/iclalwallew3.jpg (http://imageshack.us)

Üstüne tıklayın!!

BeyazGelincik1980
07-11-06, 12:59
Ne çok pişekâr varmış

Hiciv sanatının kavuklu ustası Ferhan Şensoy oltayı salladı yine. Gidişata canı sıkıldı mı hem eğlenmek hem de toplumu biraz silkelemek için kullandığı oltasını Ses ´den miras kavuğun hemen yanında. Arada çıkarıp böyle sallamak için. Şimdi de herhalde takılanları seyredip keyifle purosunu tüttürüyordur.

"Yaşar Büyükanıt darbe yapsın, davul çalıp kutlarım" demişti ya gazetemizdeki röportajında, sazanlar düşmeye başladı hemen. Artık "güldüremediği için böyle sansasyon peşinde koşuyor" diyenler mi istersiniz, "yarı aydın tiyatrocu" ya da "darbe çığırtkanı" diye onu dışlamaya çalışanlar mı, hepsi çıktı sahneye!

Tabii ki güzel insan Ahmet Hakan herkesten önce yöneldi oltaya. Kendisinin bu konudaki son derece derin, sanat bilgisiyle yoğrulmuş fikirlerini, Hürriyet´in hafta başındaki sayısından öğrenebilirsiniz. Yalnız koskoca Ferhan Şensoy`dan "Ferhan" diye bahsetmesi biraz garibime gitti, ne yalan söyleyeyim. Kendisiyle asker arkadaşlığı ya da ona benzer bir hukuku var demek ki. Üstadın şahsından hoşlanmayanlar bile geleneksel sanatımızdaki yerinden dolayı ona en azından "Ferhan Abi" der ya hani, o bakımdan.

***

Bence Ferhan Şensoy bu yaptığıyla bir hiciv ustası ve iyi bir yönetmen olduğunu bir kez daha kanıtlamış bulunuyor cümle âleme. Adam iki lafıyla anında senaryoyu yazdı, rolleri dağıttı ve sahneye koyup bir temaşa çıkardı ortaya. Yaşar Büyükanıt´ı bile gülümsetecek sözcüklerle ani bir "durum komedisi" yarattı yani. Malumunuz, durum komedilerinde kimse komiklik yapmaz. Herkes son derece ciddi görünür. Durumun bizzat kendisinden doğar komiklik.

Hiciv dediğimiz de icabında "sağ gösterip sol vurmak"değil de nedir? Okuyacak gözü ve gönlü olanlar için her zaman alt metinler olmaz mı hiciv sanatında? Demokrat, bugüne kadar kimsenin inancına saygıda kusur etmemiş bir sanatçı çıkıp "canım darbe istiyor" diyorsa eğer, bunun altında yatan "bunu bana bile dedirttiniz ya, helal olsun size!" isyanı olmasın? Sözlerin anlamları, kim tarafından söylendiğine göre değişiyor çünkü. Tabii anlayan için.

Kaynak: Vatan Gazetesi 07.11.2006


yazida yine bir gönderme var, hemde güzel insan Ahmet Hakan´a, ama bakin güzel insan demis :img-grin2 :

"Tabii ki güzel insan Ahmet Hakan herkesten önce yöneldi oltaya. Kendisinin bu konudaki son derece derin, sanat bilgisiyle yoğrulmuş fikirlerini, Hürriyet´in hafta başındaki sayısından öğrenebilirsiniz. Yalnız koskoca Ferhan Şensoy`dan "Ferhan" diye bahsetmesi biraz garibime gitti, ne yalan söyleyeyim. Kendisiyle asker arkadaşlığı ya da ona benzer bir hukuku var demek ki. Üstadın şahsından hoşlanmayanlar bile geleneksel sanatımızdaki yerinden dolayı ona en azından "Ferhan Abi" der ya hani, o bakımdan."

yaziya bak yaziya, allah allah, köse yazisi böyle yazilir iste güzel insan Ahmet Hakan Bey.

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:01
http://img474.imageshack.us/img474/7990/blm20avi00692xx0.jpg
http://img147.imageshack.us/img147/9053/blm20avi00759ky2.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/2772/blm20avi00801rt2.jpg

http://img486.imageshack.us/img486/1006/blm20avi00865bn1.jpg
http://img486.imageshack.us/img486/6065/blm20avi00873rh1.jpg
http://img296.imageshack.us/img296/3708/blm20avi00886xw1.jpg
http://img480.imageshack.us/img480/3513/blm20avi01090tp0.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/387/blm20avi01097mg0.jpg

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:03
http://img293.imageshack.us/img293/8143/blm20avi01117il6.jpg
http://img489.imageshack.us/img489/7139/blm20avi03195dg7.jpg
http://img293.imageshack.us/img293/2186/blm20avi03215jk3.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/4178/blm20avi03329ps6.jpg
http://img484.imageshack.us/img484/262/blm20avi04434wy0.jpg

http://img487.imageshack.us/img487/9337/blm20avi04776pv7.jpg
http://img85.imageshack.us/img85/3687/blm20avi04817zh0.jpg
http://img466.imageshack.us/img466/4158/blm20avi04948sx0.jpg
http://img466.imageshack.us/img466/1638/blm20avi04967bs7.jpg
http://img296.imageshack.us/img296/8678/blm20avi04997ae4.jpg

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:06
http://img177.imageshack.us/img177/2158/blm20avi05022kl5.jpg
http://img296.imageshack.us/img296/2827/blm20avi05126yk3.jpg
http://img177.imageshack.us/img177/7965/blm20avi05167sw6.jpg
http://img167.imageshack.us/img167/4104/blm20avi05304ix4.jpg
http://img167.imageshack.us/img167/953/blm20avi05356qo2.jpg

http://img167.imageshack.us/img167/6967/blm20avi05376fl0.jpg
http://img477.imageshack.us/img477/180/blm20avi05810wk4.jpg
http://img211.imageshack.us/img211/1854/blm20avi05886iz4.jpg
http://img477.imageshack.us/img477/4625/blm20avi09843cs4.jpg
http://img211.imageshack.us/img211/8086/blm20avi09849vb2.jpg

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:08
http://img477.imageshack.us/img477/7992/blm20avi09862tp4.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/3539/blm20avi09874ct7.jpg
http://img355.imageshack.us/img355/6326/blm20avi09886wh7.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/4279/blm20avi09888im6.jpg
http://img483.imageshack.us/img483/8915/blm20avi09959cd5.jpg

http://img399.imageshack.us/img399/3843/blm20avi09986pn4.jpg
http://img209.imageshack.us/img209/4796/blm20avi10063ze3.jpg
http://img488.imageshack.us/img488/9076/blm20avi10101hk7.jpg
http://img488.imageshack.us/img488/4679/blm20avi10261du8.jpg
http://img293.imageshack.us/img293/4483/blm20avi10299lf6.jpg

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:10
http://img170.imageshack.us/img170/8628/blm20avi10334de1.jpg
http://img293.imageshack.us/img293/4883/blm20avi16910op7.jpg
http://img293.imageshack.us/img293/2581/blm20avi16937wx7.jpg
http://img293.imageshack.us/img293/2685/blm20avi17053op9.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/5083/blm20avi17066jq9.jpg

http://img292.imageshack.us/img292/2007/blm20avi17341jr6.jpg
http://img360.imageshack.us/img360/2158/blm20avi19266tf7.jpg
http://img360.imageshack.us/img360/5095/blm20avi20879pg5.jpg
http://img360.imageshack.us/img360/7985/blm20avi20913mh4.jpg
http://img399.imageshack.us/img399/485/blm20avi20980wy5.jpg

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:13
http://img399.imageshack.us/img399/6282/blm20avi21021kc9.jpg
http://img399.imageshack.us/img399/3074/blm20avi21113vf3.jpg
http://img489.imageshack.us/img489/6331/blm20avi21137fy9.jpg
http://img489.imageshack.us/img489/6591/blm20avi23407dg2.jpg
http://img461.imageshack.us/img461/1984/blm20avi23459ur1.jpg

http://img487.imageshack.us/img487/8628/blm20avi23463er5.jpg
http://img487.imageshack.us/img487/9844/blm20avi24057uv4.jpg
http://img167.imageshack.us/img167/7495/blm20avi24081le7.jpg
http://img216.imageshack.us/img216/1999/blm20avi24820fq8.jpg
http://img481.imageshack.us/img481/7957/blm20avi24893tu6.jpg

BeyazGelincik1980
08-11-06, 13:16
http://img292.imageshack.us/img292/7121/blm20avi24909tt2.jpg
http://img220.imageshack.us/img220/3979/blm20avi24948xs7.jpg
http://img398.imageshack.us/img398/4705/blm20avi24984fu2.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/1876/blm20avi25012ft2.jpg
http://img292.imageshack.us/img292/2079/blm20avi25023od3.jpg

bunlarda 20. bölümün son resimleri ...

HBERTH
08-11-06, 18:25
http://img467.imageshack.us/img467/4268/1ez3.jpg
http://img467.imageshack.us/img467/5743/2kx7.jpg

http://img467.imageshack.us/img467/5899/3we2.jpg
http://img467.imageshack.us/img467/6106/4ke1.jpg

http://img467.imageshack.us/img467/7677/5ju3.jpg
http://img467.imageshack.us/img467/9886/6hm7.jpg

http://img467.imageshack.us/img467/2713/7tw5.jpg
http://img467.imageshack.us/img467/4163/8sl3.jpg

_butterfly_
08-11-06, 23:50
http://www.ucankus.com/img/imgyeni/iclal_dugun1.jpg


BU GECE!.. GAMZELİ AŞIKLAR EVLENDİ!.. İCLAL AYDIN’LA TUNA KİREMİTÇİ’NİN DÜĞÜNÜNDEN İLK HABERLER VE GÖRÜNTÜLER UÇANKUŞ’TA!..

8/11/2006 23:11
İclal Aydın’la Tuna Kiremitçi artık karı-koca!..

Mutlu çift, Les Ottomans Otel’de yapılan 80 kişilik sade bir törenle dünya evine girdi!.. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın kıydığı nikahta şahitliği Çetin Altan ve Hürriyet yazı işleri müdürü Fikret Ercan yaptı. Usta gazeteci Zafer Mutlu da çifte evlilik cüzdanlarını verdi. Törene katılan konuklar arasında Eda-Metin Özülkü, Şenay Düdek, Melis Adanalı, Tayfun Demircioğlu gibi isimler vardı!..
Çifte ömür boyu mutluluklar diliyoruz!..

İşte evlilik cüzdanı!..

http://www.ucankus.com/img/imgyeni/iclal_dugun.jpg

BeyazGelincik1980
09-11-06, 09:09
Bay ve Bayan 'Gamze'den mutlu son

Yaklaşık bir yıldır birlikte olan oyuncu-yazar İclal Aydın ve yazar Tuna Kiremitçi önceki akşam Kuruçeşme'deki Les Ottomans'ta yapılan nikâh töreniyle evlendi. Düğünde gelinin şahitliğini Hürriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Fikret Ercan, damadın şahitliğini ise usta yazar Çetin Altan yaptı.

"Duvaksız gelin olmaz"
Basına kapalı olan nikahtan sonra çift, kısa bir süre gazetecilerin sorularını cevapladı. Tuna Kiremitçi, önce cebinden çıkardığı kağıttan şair Cevat Çapa'ya ait bir şiir okudu. Şaşkınlıkla eşini dinleyen Aydın "Bunu beklemiyordum. Çok mutluyum. Gelinliğimin duvaksız olacaktı. Ama Tuna 'Duvaksız gelin olmaz' dedi. Ben de taktım. Fırsat bulursak balayına Lizbon'a gideceğiz"dedi. İclal Aydın, Hülya Avşar, Zafer Mutlu, Doğan Hızlan, Mustafa Oğuz, Selim Soydan-Hülya Koçyiğit ve Selim İleri'nin de aralarında bulunduğu davetlilere nikâha geldikleri için teşekkür etti. Kiremitçi ise "Sürekli evlenme teklifi yapıyordum. İclal ben askerden geldikten sonra sürpriz bir şekilde teklifimi kabul etti. Ben de çok şaşırdım"dedi.

Kaynak: Sabah Gazetesi

Onlar erdi muradına

http://img228.imageshack.us/img228/1500/2419894pm5.jpg#

Gazeteci İclal Aydın ile yazar Tuna Kirmitçi, dün akşam Les Ottomans?ta düzenlenen törenle dünyaevine girdi.

Gelinin nikah şahitliğini Fikret Ercan, damadınkini ise Çetin Altan yaptı. Basına kapalı düğüne katılan 100 konuk yeni evlilerin mutluluğuna tanık oldu. Konuklar arasında Hülya Avşar, Zafer Mutlu, Doğan Hızlan, Mustafa Oğuz, Selim Soydan-Hülya Koçyiğit çifti ve Selim İleri gibi edebiyat ve sanat dünyasının tanınmış isimleri yer aldı. Nikahtan sonra yeni evliler dışarı çıkarak basın mensuplarına poz verdi. Bu sırada Tuna Kiremitçi, cebinden bir not kağıdı çıkararak şair Cevat Çapa?ya ait bir şiir okuyup gelini şaşırttı. Eşinin okuduğu şiiri dinleyen İclal Aydın, "Şiir okumasını beklemiyordum. Çok mutluyum. Duvak takmayacaktım ama Tuna, ?duvaksız gelin olmaz? dedi, bende taktım" dedi.

Kaynak: Hürriyet Kelebek (Mustafa KIZGINYÜREK)

basinda ki haberler genellikle ayni, zaten basina kapali bir nikah olmus. keske bir kac resim daha büyük olsaydi. bir resim daha buldum, iste...

http://img180.imageshack.us/img180/8082/mag01sx1.jpg

ecem ekledigin köse yazilari icin cok tesekkürler. gercekten herkes evlenmelerini bekliyorumus, köse yazisi yazmasi icin...

bu resmi burada hic görmedim ben, bakin...

http://img56.imageshack.us/img56/6714/iclalaydinfm4.jpg

cok güzel cikmis yine ya...
OLAY FM radyosuna konuk oldugu zaman cekilmis resim, sitesinden buldum...

optik
09-11-06, 15:57
Gamzeli aşıklar evlendi



Yaklaşık 1 yıldır birlikte olan ünlü yazarlar İclal Aydın ve Tuna Kiremitçi, dün akşam yapılan Les Ottomans'ta yapılan nikahla dünya evine girdi. Aydın'ın şahitliğini gazeteci Fikret Ercan, Kiremitçi'nin ise Çetin Altan yaptı. Yeni çift, nihaka katılan yaklaşık 100 kişiyi kapıda karşıladı. Mutluluğu gözlerinden okunan İclal Aydın, "Fırsat bulursak balayına Lizbon'a gideceğiz" dedi.

Halil ÇİLİNGİR

http://img354.imageshack.us/img354/2477/0a0dcb1102676a48bbffdb5og7.jpg (http://imageshack.us)

http://img354.imageshack.us/img354/1817/92618000bb0.jpg (http://imageshack.us)

İclal Aydın ile Tuna Kiremitçi'nin nikahında şahitliği Fikret Ercan ile Çetin Altan yaptı...


09.11.2006



Yaklaşık bir yıldır birlikte olan yazarımız İclal Aydın ile yazar Tuna Kiremitçi, dün akşam Les Ottomans'ta yaplan nikah töreniyle dünyaevine girdi.

Basına kapalı yapılan törene Hülya Avşar, Zafer Mutlu, Doğan Hızlan, Mustafa Oğuz, Selim Soydan-Hülya Koçyiğit, Selim İleri gibi edebiyat ve sanat dünyasının ünlü isimleri katıldı. Nikah töreninde İclal Aydın'ın şahitliğini Fikret Ercan, Tuna Kiremitçi'nin şahitliğini ise Çetin Altan yaptı.

GELİNE ŞİİR OKUDU...
Gazetecilere mutluluk pozu veren Tuna Kiremitçi, cebinden küçük bir not kağıdı çıkararak, İclal Aydın'a şair Cevat Çapa'nın bir şiirini okudu. Şaşkınlıkla şiiri dinleyen İclal Aydın "Şiir okumasını beklemiyordum. Çok mutluyum. Duvak takmayacaktım ama Tuna, 'Duvaksız gelin olmaz' dedi, ben de taktım. Çok yoğun çalışıyorum. Yarın dublajım var. Fırsat bulursak balayına Lizbona gideceğiz" dedi.

VATAN

http://img354.imageshack.us/img354/8788/b9ed8fb42ef74901b725aa2py9.jpg (http://imageshack.us)

Yaklaşık bir yıldır birlikte olan İclal Aydın veTuna Kiremitçi önceki akşam Les Ottomans'ta yaplan nikâhla evlendi.


Basına kapalı olarak yaklaşık 100 kişinin katıldığı davette çift konuklarını kapıda karşıladı. Düğünde gelinin şahitliğini Fikret Ercan, Tuna Kiremitçi'nin ise Çetin Altan yaptı. Kısa bir süre dışarıya çıkarak basın mensuplarına poz vererek soruları yanıtlayan çiftin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Bu arada Tuna Kiremitçi cebimden küçük bir not kağıdı çıkararak şair Cevat Çapa'ya ait bir şiir okudu. Şaşkınlıkla eşinin okuduğu şiiri dinleyen İclal Aydın "Şiir okumasını beklemiyordum. Çok mutluyum. Duvak takmayacaktım ama Tuna (duvaksız gelin olmaz) dedi. Ben de taktım. Çok yoğun çalışıyorum.Yarın dublajım var. Ama fırsat bulursak balayına Lizbon’a gideceğiz" dedi. İclal Aydın, "Konuklar arasında Hülya Avşar, Doğan Hızlan, Mustafa Oğuz, Selim Soydan -Hülya Koçyiğit, Selim İleri gibi isimler yer alıyor" dedi. Tuna Kiremitçi ise "Sürekli evlenme teklifi yapıyordum. Ben askerden geldikten 15 gün sonra kendisi sürpiz bir şeklide kabul etti" diye konuştu.

Okan IŞIK / İSTANBUL
BUGÜN

http://img389.imageshack.us/img389/6619/auf1.jpg (http://imageshack.us)

Aşkları geçen yıl başlayan ve 'gamzeli aşıklar' olarak anılan yazar Tuna Kiremitçi ile oyuncu/yazar İclal Aydın dün akşam evlendi. İkilinin evliliğine en ilginç tepki ise Aydın'ın 'O bana aşık. Bunun için sürekli benimle uğraşıyor' dediği Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'dan geldi. 'Gelin olmuş gidiyorsun' başlıklı bir yazı yazan Hakan, 'Sevim Gözay, 'Ahmet Hakan düğüne gidecek mi?' diye sormuş. Gitmeyeceğim çünkü davetli değilim. Ancak... Düğün saatinde Ümit Besen'in 'Nikah Masası'nı mırıldanıyor olacağım. Tabii şarkının sözlerini kendimce değiştirmeyi ihmal etmeyerek...' dedi.

ŞARKI SÖZLERİYLE ESPRİLİ VEDA

Hakan'ın yeni düzenlemesi şöyle: Nikahına beni çağır İclal / İstersen şahidin olurum senin / Kıymetlin 'Bu adam kim?' diye soracak olursa / Polemik yapardı benle dersin. Ne polemikler yaptık biz seninle / Hiç yoktu hesapta barışmak bizce / Bilirsin ne kadar üzmüştüm seni / 'İclal git başımdan' dedikçe. Döneğin biriysem takılamaz mıyım / Polemikle eğleniriz diyen ben miyim.

AKŞAM

selin90
09-11-06, 21:05
3 Yeni Avatar ;) İsteyen kullanabilir..

http://img476.imageshack.us/img476/310/untitled1xh6.jpg (http://imageshack.us) http://img502.imageshack.us/img502/7533/untitled2copyoa7.jpg (http://imageshack.us) http://img108.imageshack.us/img108/4410/untitled4copydg9.jpg (http://imageshack.us)

_seboist_s
10-11-06, 00:49
http://img465.imageshack.us/img465/2771/6660142hk8.jpg

http://img145.imageshack.us/img145/116/1hf2.jpg

http://img172.imageshack.us/img172/6467/2ey2.jpg

http://img167.imageshack.us/img167/9467/3ct8.jpg

http://img84.imageshack.us/img84/1568/4jg4.jpg

http://img167.imageshack.us/img167/7531/5ep7.jpg

http://img143.imageshack.us/img143/2476/6gq1.jpg

http://img135.imageshack.us/img135/1966/7ci6.jpg

http://img176.imageshack.us/img176/75/8si7.jpg

_seboist_s
11-11-06, 15:57
http://img176.imageshack.us/img176/1792/9ta1.jpg

http://img141.imageshack.us/img141/1218/10nw5.jpg

http://img135.imageshack.us/img135/6150/11zs0.jpg

Gitar çalıp şarkı söyledi
Yaklaşık bir yıldır birlikte olan gazeteci İclal Aydın ile genç yazar Tuna Kiremitçi, önceki akşam Les Ottomans Otel’de düzenlenen nikah töreniyle evlendi.

BİRLİKTELİKLERİYLE uzun süredir medyanın ilgisini çeken gazeteci İclal Aydın ile yazar Tuna Kiremitçi, önceki akşam basına kapalı olarak gerçekleştirilen düğün töreniyle dünyaevine girdi. Yaklaşık 100 davetlinin katıldığı ve Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’ın kıydığı nikáh töreninde çiftin şahitliğini, Hürriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Fikret Ercan ve Çetin Altan yaptı.

Otelin dışında basın mensuplarına poz veren ikiliden Tuna Kiremitçi, küçük bir not kağıdı çıkararak şair Cevat Çapan’a ait bir şiir okudu. Kiremitçi’nin, "Şiir okumasını beklemiyordum" diyen eşi İclal Aydın’a sürprizi bununla sınırlı kalmadı. Şarkı sözü yazan Kiremitçi, nikah töreninin yapıldığı salonda gitarıyla şarkılar da söyledi. Nikah davetine, ilk evliliğinden olan kızı Lal Zeynep’le katılan Aydın, konuklara Kiremitçi’yle nasıl tanıştığını da anlattı. Bir TV programına Kiremitçi’yle birlikte katılan Aydın, "Sonra hemen bir röportaj ayarladım. Röportaja bir kız arkadaşım da gelecekti. Biraz geç kalınca aradım gelmemesini söyledim. O günden bugünlere geldik" dedi. Kiremitçi ise, "Sürekli evlenme teklifi yapıyordum. Ben askerden geldikten 15 gün sonra kendisi sürpiz bir şekilde kabul etti. Ben de çok şaşırdım, şaşkınlığım hálá devam ediyor" diyerek duygularını aktardı.

http://img171.imageshack.us/img171/5417/2424100tb7.jpg

http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5409994.asp?m=1&gid=112&srid=3432&oid=2

http://img151.imageshack.us/img151/6110/adszqn6.png
iclal ablamızın ödül aldığı törenden bi resm...

http://img294.imageshack.us/img294/4262/adsz1qh8.png

http://img294.imageshack.us/img294/2020/adsz2jd3.png

http://img98.imageshack.us/img98/2002/adsz3lh6.png

http://img177.imageshack.us/img177/5782/adsz4ug3.png

http://img98.imageshack.us/img98/7383/adsz6cg3.png

http://img98.imageshack.us/img98/8398/kffffjhkjhuq5.png

Daha önceden eklenmiş olanlar varsa kusura bakmayın arkadaşlar...

BeyazGelincik1980
11-11-06, 16:27
bende bu resimleri ekleyeyim bari, yeni bölümden.

http://img139.imageshack.us/img139/5600/ikiaile1le0.jpg

bu da ikincisi, cok tatli ya...sapkaya bakilirsa, herhalde imza gününden sonraki yada önceki cekimler...

http://img175.imageshack.us/img175/9444/ikiaileqy6.jpg

ozlem05
11-11-06, 16:29
http://img168.imageshack.us/img168/6021/7yj9.jpg
http://img153.imageshack.us/img153/7985/9qy4.jpg

_seboist_s
11-11-06, 18:39
NASIL YAŞIYORLAR?

İCLAL AYDIN
32 yaşındayım. Boyum 167 cm, kilom 56 kg. Haftada iki kez kırmızı et yiyorum, daha çok beyaz et yemeyi tercih ediyorum. Kahve ve çayı şekersiz içiyorum. Sütlü tatlıları tercih ediyorum. İşlenmiş beyaz un vücudumda alerjik reaksiyona yol açtığı için kullanmıyorum. Vitamin takviyesi alıyorum. Solgar'ın destekleyici ürünlerini kullanıyorum. Balık yağı ve C Vitamini takviyesi kullanıyorum. Genelde uykusuzluk çekmem. Ancak hem işlerin yoğunluğundan hem de bebek sahibi olmamdan dolayı, bu aralar sekiz saat kesintisiz uyku gibi bir lüksüm yok. Hayatım değil ama mesleğim, çok yoğun bir tempoda seyretmesinden dolayı epey stresli. Yine de zamanı ayarlayıp, sevdiğim dostlarım ve ailemle vakit geçirmek, yorgunluğumu telafi ediyor. Ailemde kalıtımsal bir hastalık yok.

Prof. Osman Müftüoğlu’nun yorumu

Sevgili İclal Aydın'ın beslenme alışkanlıkları oldukça iyi ve söylenecek çok az şey var. Umarım yeterince sebze ve meyve de tüketiyordur. Buğday ve ürünlerinin çok sık besin alerjisine yol açtığı biliniyor. Muhtemelen beyaz undan yapılan ürünler dışında kalan buğday kaynaklı besinlere de dikkat etmesi gerekiyor. Balık yağı takviyesiyle, doğal balık yağını ifade etmek istiyorsa, Sayın Aydın'ın yaş grubu için A ve D vitamini kaynağı olabilecek böyle bir desteğin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Kullandığı destek, balıktan elde edilen Omega-3 yağ asitleri EPA ve DHA ise, damar sertliği riski yüksek olanlara önerilmektedir. Bebek büyütürken karşılaşılan geçici uykusuzluk, sevgi dolu bir duyguyla beslendiğinden pek zararlı değildir. Keşke daha az stresli olabilse veya stresini daha ustaca yönetebilseydi. Köşe yazılarındaki keyifli, paylaşımcı, sevgi ve umut dolu yaklaşımları ise stresinin zannettiği kadar da yüksek olmadığının işareti. Zaman pastasının dilimlerini dikkatli bölüp dostlarına ve ailesine ayırdığı büyükçe parçalar da bunun bir başka göstergesi. Genetik mirasının iyi olması sevindirici. Bununla yetinmeyip biyolojik potansiyelini araştıran incelemelerden de geçmelidir. İdeal kiloda kalmaya özen göstermesi sevindirici. Pek zaman bulamadığını düşündüğüm düzenli egzersiz programlarını günlük yaşamının bir parçası haline getirebilse ne iyi olurdu. İhtiyacı olduğunu düşündüğüm besin destekleri esterifiye edilmiş C vitamini (500 mg), folik asit (400 mcg), selenyum (50 mcg) ve çinko (10 mg) olabilir. Yorgun olduğu dönemlerde ise Koenzim Q10'den faydalanabilir.

Sevgili İclal Aydın'a ailesiyle birlikte uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşam diliyorum. Hayat güzeldir! Çünkü her şey öncelikle 'Daha iyi bir hayat için'dir.

optik
11-11-06, 20:30
Yaşam

06 Ekim 1998
İclal'in boş zamanı yok








İclal Aydın, dizi, radyo ve TV üçgeninde çalışmalarına devam ediyor. Hafta içi her gün Kanal D'de ‘‘El Ele’’ adlı kadın magazin programının forum bölümünü hazırlayan Aydın, Radyo D'de ‘‘Pozitif’’ adlı bir müzik programı sunuyor. Dizi ve program teklifleri aldığını da belirten Aydın, ‘‘Acelem yok. Gelen tekliflere açığım, ama iyi düşünüp karar vermem gerekiyor’’ dedi. Aydın, bu arada Akademi İstanbul'da bireysel sunuculuk dersleri veriyor.

Kelebek

06 Aralık 2000
Her dizide oynuyor








Tiyatro ve televizyonun deneyimli ismi İclal Aydın, bu aralar hangi kanalı açsak, karşımıza çıkıyor. Önce uzun zaman boyunca BRT'de sunuculuk yapan Aydın, ardından geçtiğimiz günlerde ‘‘Vizontele’’ filminin çekimlerinde rol aldı. Öncesinde ‘‘Bir Demet Tiyatro’’da ve ‘‘Sıcak Saatler’’ dizilerinde de rol alan sanatçı, bu aralar ekranlara gelen ‘‘Dedem, Gofret ve Ben’’de de karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda TGRT'de ekrana gelen ‘‘Zor Hedef’’te de oynayan Aydın, bütün vaktini alan dizi çekimlerine rağmen, bu tempodan mutlu olduğunu da saklamıyor...

Magazin

11 Şubat 2003
Hülya'yı tutuyorum



Önceki gün Olivium Alışveriş merkezinde düzenlenen ‘‘Anneden Anneye’’ adlı yardım kampanyasına katılan İclal Aydın, Hülya Avşar ile Kayahan arasındaki kavgada, Avşar'dan yana tavır koydu.

İclal Aydın, ‘‘Kayahan'ın ‘‘O sanatçı değil, şov yıldızı’’ açıklaması için, ‘‘Kayahan'ın o sözüne katılmıyorum. O çok iyi sanatçı, çok iyi de iş kadını. Ben Hülya'yı çok seviyorum, Hülya Avşar'ı tutuyorum’’ dedi.

Yaşam

19 Mayıs 1998
Bir yıldız doğuyor













Atv'de yayınlanan ‘‘Sıcak Saatler’’ dizisinde, Mehmet Aslantuğ'un eski sevgilisi ‘‘Melek’’ rolüyle karşımıza çıkan İclal Aydın, kısa sürede televizyon izleyicisinin kalbine girmeyi başardı. HBB'deki ‘‘2'den 4'e’’ adlı programı da hazırlayıp sunan Aydın, bugünlerde Oktay Kaynarca'nın yapımcılığını üstlendiği, Aydan Şener ve Kerem Alışık'ın başrollerini paylaşacağı bir dizide rol alacak. Aydın, ayrıca Erdal Tosun'la da farklı bir çalışmaya hazırlanıyor. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde oyunculuk eğitimi alan İclal Aydın, 1990 yılında Berlin'e yerleşerek, ‘‘Tiyatronom’’ adlı grupta tiyatro çalışmaları yaptı.

Magazin

26 Haziran 2006
Şimdi daha iyi bir anne oldum

Dilek DALLIAĞ

Bir yandan asker sevgilisi Tuna Kiremitçi’nin yolunu gözleyen İclal Aydın diğer yandan 5 yıl aradan sonra oyunculuğa döndü. Emre Kınay’la birlikte Star için ’İki Aile’ isimli dizinin çekimlerine başlayan Aydın, "Ayrıldıktan sonra daha iyi bir anne oldum" dedi.

İclal Aydın oyunculuktan bir türlü kopamıyor ve yine geri dönüyor... Biraz bahseder misiniz İki Aile’den?

Dedem, Gofret ve Ben dizisinden sonra oyunculuktan kopalı 5 yıl oldu. Yakın arkadaşlarım ve herkes oyunculuğa dön diyordu. Çok teklif gelmişti ama bu ’İki Aile’ senaryosunu okurken çok güldüm. Buradaki kadın karakteri huysuz, komik ve eğlenceli. Tabii ki Emre Kınay’ın kabul etmesi benim kabul etmemde etkili oldu. Emre ve eşi Emine Ün benim çok sevdiğim arkadaşlarım olmasının yanında Emre’nin gerek tiyatroda gerek tv dizilerindeki seçiciliği benim için önemliydi. Cast çok iyi kuruldu küçükten büyüğe... Artık ben bağırıp, çağıran işlerden çok yoruldum, sanırım bu huzurlu bir iş olacak.

- Tiyatro ile başladın sanırım değil mi?

1990 yılında profesyonel hayatım tiyatro ile başladı evet. Hayatın her kademesinde iş yaptım ben. Tiyatro oyunu da yönettim, yönetmen yardımcısı olarak da çalıştım.

- Neden uğraştılar sizinle bu kadar sizce o zaman?

Neden bunu yapıyorlar anlam veremedim. 2000 yılından beri yazıyorum. Kimseye çamur, taş atmam. Gazetede odamdan dışarı çıkmam. Kendi kendime bir şey yazıyorum, nedir bunları öfkelendiren? En uç isimleri bile İclal Aydın nefreti ortak bir noktada birleştirdi. O dönem Tuna’nın çok büyük desteği oldu. Çok kötüydü, her sabah gazeteyi açıp hiç tanımadığım insanların yorumlarını okumak.

- Bu yorumlar ağırlıklı olarak boşanmanız ve Tuna Kiremitçi’yle birlikteliğinizle ilgiliydi...

Evet terbiyesizce yorumlar. Beni ahlaksızlıkla suçladılar... Yoo, ben gerçekten kızımın babasına (Kemal Başbuğ) çok aşık oldum. O kadar aşık oldum ki, ona dünyanın en güzel varlığını armağan ettim. İyi ki evlendim onunla, iyi ki bir kızım oldu. Şimdi Levent Yüksel’in eski nişanlısı Yeşeren Ergin’le evlendi. Mutlu olmalı ki kızım da huzurlu.

- Daha önce hiç asker yolu beklediniz mi?

Hayır, ilk kez bekliyorum ve çok güzel beklemek. Aradı mı, arayacak mı diyorum hep. Erzurum’da yapıyor askerliğini. 6 ayın 3 ayı bitti neredeyse. Tankçı olarak görev yapıyor. Bugün ne yaptın diyorum, tankımı temizledim, parlattım, 5 kilometre koştum diyor. Ciddi ciddi ağır askerlik yapıyor. Hiç iltimas tanınmıyor.

- Kızın Zeynep Lal neler yapıyor? Kaç yaşında oldu?

3,5 yaşında bir dünya güzeli oldu. Tuna’yla da arası iyi. Tuna’nın da 1,5 yaşında Can adında oğlu var. Zeynep Lal’in Tuna ile kurduğu ilişki çok arkadaşça, benden bağımsız. Tuna ona gitar çalıyor, şarkı söylüyor ve öğretiyor. Müziğe ve dansa çok düşkün Lal ve böyle özel bir ilişkileri var. İtiraf edeyim ki, ayrıldıktan sonra daha iyi bir anne oldum. Ben eskiden işim çerçevesinde yaşamımı kurguluyordum, şimdi Lal’in etrafında dönen bir dünya düzenim var. O da benimle birlikte geliyor seyahatlere. Galiba bana çok iyi bir arkadaş olacak.

Daldan dala konamam

Daldan dala konmak için artık çok yaşlıyız. Şu anda Tuna benim hayatımdaki en iyi arkadaşım. Çünkü her şeyi konuşabildiğim bir insan. Bir gün tartışıyoruz, o söylüyor, ben söylüyorum ama ikimiz de aynı şeyi söylüyoruz aslında. Bunu fark ettik ve ikimizde 30 yaşın üzerindeyiz. İkimizin de yeni bir şeye dermanımız yok. Kim ne söylerse söylesin ilişkimize sahıp çıkalım, kulağımızı tıkayalım, biz birbirimiz için şansız diyoruz. Beni çok seven bir adamı seviyorum ve onu bekliyorum...

_seboist_s
12-11-06, 02:07
http://img243.imageshack.us/img243/9310/476968021hi6.jpg

Şule son eklediğin yazılar ve resim için teşekkürler...
Lütfen dikkat! Adınız İnternet'te güvende mi?
msn olayını hatırladın mı :D...sadece bunu diyorum...gerisini sen düşün...

bu arada İclal abla merak etme...hem benim adımı kim napacak ki...;)

Rica ederim hayri;)
Eheh hatırlamaz mıyım:D:D Hayatımdaki en heycanlı anlardan biriydi yani... Ama o heycanı ben geçen c.tesi kat kat fazlasıyla yaşadım hemde şakalanmadan:D:D

Dediğin gibi Hayri bizim adımızı napsınlar İclal abla yanii:D İclal Aydın dururken Şule Aydın ismini napcaklar ki;);)

http://euspk.ege.edu.tr/images/iclal.jpg

optik
12-11-06, 09:33
Son mektup




Sevgili Ahmet Hakan;
Artık hayatından çıkıyorum. Ama gitmeden önce sana son bir veda mektubu yazmak istedim.

İstedim çünkü “Gelin olmuş gidiyorsun, bana veda ediyorsun” başlıklı yazın senin en eğlenceli yazılarından biriydi. En mizah dolu, en olgun, en beklenmedik, en şaşırtıcı yazındı hatta.

Bilmiyorum, belki klasik bir İclâl iyimserliği içinde abartıyorum ama çok şık bir hareketti yani... Hani “sahalarımızda görmek istediğimiz” hareketlerden...

Herkesi (en azından benim okuyucularımı) pek şaşırtan polemiğimize şahane bir çalımla son noktayı koydun.

Evet, bu durumda başından gidiyorum.

Olasılıkla sana yine uzaktan uzağa “gıcık” olacağım. Sinir olarak okuduğum kimi yazılarını (“İşte döndüğüm yer burasıdır” başlıklı yazın gibi mesela) yine çok beğenecek; kimi yazılarını (“Lerzan’dan nefret etmemin altı nedeni” gibi) “bu adam deli mi yahu?” diyerek ayıplayacağım.

Her neyse...

Ben hakikaten gittim başından!

CENGİZ SEMERCİOĞLU’NA YANIT
Kelebek yazarı Cengiz Semercioğlu köşesinde kendisine “ikimizin de gamzeleri var” cümlesini sarf ettiğimi yazmış.

Söz konusu yazar, duyduklarını aktarmakta güçlük çeken biri.

Ayrıca sözünü ettiği, geçen yıl hayatımı karartan ve beni tiksindirecek kadar sık kullanılan “gamzeliler” haberinin altındaki imza, nedense ömrüm boyunca hiç demeç vermediğim, bu konuda asla konuşmadığım Demirhan Hararlı’ya aitti.

“Duyduklarım doğru mu?” diye telefon açan bir “arkadaşınız” sizden röportaj isterse siz de “Kimseye röportaj vermiyoruz. Hele ben bir kadın olarak açıklama yaparsam hoş karşılanmaz.

Ben az çok magazin dünyasının içindeyim ama o bir edebiyatçı. Eğer bu sebepten ona ve dünyasına bir zarar gelirse çok üzülürüm... Zaten birlikteliğimiz pek çok yoruma sebep olacaktır...

İnsanlar gamzelerimizden girip yazarlığımızdan çıkarlar. ’Tencere kapağını bulmuş’bile derler. Şu anda yeni çıkacak kitabı için çalışıyoruz. Adeta bir editör gibi çalışıyorum. Benzer işleri yapmamız, yazı yazmamız, ayrılıklarımız, çocuklarımız bizi yakınlaştırdı. Yani benzer çok tarafımız var. Bizim arkadaş olmamızdan daha doğal ne olabilir?” derseniz...

O şahıs da muhtemelen ilkokulda bile özet çıkaramadığı için, bu uzun dertleşmenin ardından “ikimiz de boşanmış edebiyatçılardık, ne güzel ikimizin de gamzeleri var!” diye garip bir haber yapıp altına bir başkasının adını yazarsa; düşüncesizce, beceriksizce, fikirsizce yazdığı bu satırlar yaşamını son derece dikkatli yaşamaya gayret eden iki insanın hayatını alt üst ederse ne olur?

Allah aşkına soruyorum size ne olur?

Cengiz Semercioğlu’na bozulmuşum.

Bütün dengemi, kariyerimi, ilişkimi alaşağı etmeye yönelik taaruzu başlatan kişiye bozulmuşum...

Kendisine telefon açıp “Cengiz ne yaptın, ben sana ‘ikimizin de gamzeleri var’ dedim mi, ‘boşanmış edebiyatçılardık’ dedim mi?” diye sorduğumda “Demedin... Ama ne var ki bunda, hem kötü kelimeler değil, ne güzel çok sevimli...” diye yanıt veren birine bozulmuşum...

“Sen benim arkadaşımsın, ne olur beni koru oralarda...” dediğimde “hiç merak etme seni üzecek hiçbir şey yok” diyen ve evlilik haberimde bile “gamzeliler” başlığının atılmasına sebep olan adama bozulmuşum...

Kesinlikle böyle bir şey söylemediğimi belirttikçe “evet biz biraz ileri gittik” deyip centilmence özür dileyecek yerde “Hayır, söyledi...” diye ısrar eden münasebetsize bozulmuşum.

Bunu da bir marifetmiş gibi beyan eden, yazdığı hangi yazının nereye gideceğini hesaplayacak gazetecilik öngörüsünden yoksun, dünden beri “İclâl hanım, Cengiz bey bebek beklediğinizi mi ima ediyor?” diye bütün bir gün boyunca telefonlar almama sebep olan Cengiz’e bozulmuşum...

Aşk olsun Cengiz, hiç öyle şey olur mu?

SON OLARAK
Sevgili okurlarımdan polemiklerle ilgili bu son yazım için özür diliyorum. Bu sondur. Bundan sonra bir daha böyle durumlar söz konusu olursa diyaloğa sadece yasal yollarla gireceğimi belirtmek isterim.

Yeni bir başlangıç yapmış herhangi birine duyulması gereken saygıdan yoksun olanlardan küçük bir ricam var: lütfen biraz soluk alın, bize de bir mola verin.




12.11.2006

BeyazGelincik1980
12-11-06, 14:17
Portakal kabuğu kokar mıydı eviniz?

Bazı kokular unutulmaz anılar taşırlar. O kokuyu duyduğum anda nerede olursam olayım taşıdığı anıya yol alırım. Yağmurların onaylamasıyla baharın yer tuttuğu şu günlerde bir Leylak özlemi aldı beni.

Yaşadığım semtte pek rastlanamıyor leylak ağaçlarına. Şöyle gür dalları mosmor ve kokulu çiçeklerle dolu bir ağaç ya da ahşap yemek masasının üzerinde mor çiçeklerle dolu bir vazo. Bir değil birkaç anıya uçuruyor aklımı. Mesela en fazla yedi yaşında olduğum bir anneler gününe... Sabah erkenden babamla çıkıyoruz ve leylaklar topluyoruz annem uyanmadan. Oysa eve döndüğümüzde annem çoktan uyanmış kahvaltıyı hazırlıyor. Kucağıma sığmayan dalları uzatıyorum anneme. Beni öperken o çiçek kokusunu çekiyorum içime.

Sonra "mayıs çanları" vardır olağanüstü kokulu. Çocukluk arkadaşım İlknur, mavi bisikleti, bana matematik çalıştırışı, benim O'na yeşil fasulye pişirmeyi öğretişim, birlikte okuduğumuz kitaplar ve gelecek güzel günlere sabırsızlığımız gelir aklıma. Ah bir de liseden eve dönüş yolumuz. Bir üst sınıftaki yeşil gözlü çocuğun uğruna yağmurda sırılsıklam olduğumuz halde tempoyu hiç bozmayışımız.

Köz kestane kokusu Gülay demektir mesela. Uzun ve soğuk Ankara kışlarında otobüs beklerken kurduğumuz hayaller demektir. Gencecik yorgun omuzlarımızın ve buz tutmuş ellerimizin ısınması demektir. Gülay'ın güzel sesi ile söylediği utangaç şarkılar ve kimsesiz sokak kedileri demektir. Yün eldivenler ve ertesi güne ertelenen hayaller demektir.

Kavrulmuş sarı leblebi kokusu Keriman'dır. Üniversitedeki en iyi arkadaşım. Odasında ders çalışmaya verdiğimiz aralarda, kantinde, okul bahçesinde hep tıkınan bir kız çocuğuydum ben. (Ama hiç kilo almazdım). Kavrulmuş leblebi kokusu yarım kalmış şeylere duyduğum özlemlerin toplamını temsil etti hep. Yurtdışında yaşadığım ilk aylarda en çok özlediğim kokuydu. Kendi evimde tavada yapmaya çalışırdım ama olmazdı. Kuruyemişçi Hayati Amca'nın dükkanı gibi kokmazdı mutfak.

Kahve kokusu Almanya'yı anlatır bana. Ve pek tabii ki Zuhal'li sabahları, elimizde kahve fincanı mutfak dedikodularını. Acılı makarna soslarını,düzenli mutfağını,kahve kavanozlarını ve sadece kahve satan minicik ayaküstü cafeleri.. Mercedes taksiler, eksilmeyen kar ve kahvenin değişmeyen partneri tarçınlı bisküvi...

Ve portakal kabuğu kokusu... Kötü geçmiş bir günün, başarılamamış bir işin,dayanılmaz trafiğin, işyerinizdeki mutsuzluğun yani dışarıdaki hayatın tüm tatsızlıklarının ardından ulaşabildiğimiz evimizde huzurla yediğimiz akşam yemeklerinin ardından yayılan mutluluk kokusu. Portakal kokusu Meral demektir benim için. İstanbul'daki ilk evimin, ilk heyecanımın ilk sınavımın ortağıdır. İki küçük kız çocuğu koca bir kente karşı. Sıkı bir film senaryosu aslında. Kurmaya çalıştığımız bir yuva ve inşa etmeye çabaladığımız bir hayat vardı ellerimizin arasında. Ne kadar da cesurduk. Aidiyet duygusu ne önemliymiş meğer. Akşam yemeğini birlikte hazırlamak ve yemeklerin ardından bütün evi saran o portakal kabuğu kokusunu birlikte içe çekmek... Geçtiğimiz günlerde çocukken geceleri üzerimi örten babama duyduğum özlemden söz etmiştim. Meral tek ve savunmasız olduğumu sandığım ilk İstanbul günlerimde bir akşam üzeri uykumda hırkasını çıkarıp üzerimi örtmüştü. Bu takıntımı bilmediğinden o anda anlattıklarımdan büyük ihtimalle bir şey anlamamıştı. Bütün kalbimle karar vermiştim o anda. Ölene dek arkadaşım olacaktı. (Bugünlerde yakışıklı oğlu Deniz'le de iyi anlaşıyoruz) Yani o gün bugündür bilirim ki portakal kokusu "artık evdesiniz" demektir. Her şey yolunda demektir. Kış bitecek ve bahar gelecek demektir.

Geride bıraktığımız hafta kaybettiklerimizi yolcu edip eve döndüğümde yaşayan bütün arkadaşlarımın varlığına ve bende bıraktıkları kokularına bir kez daha mutlu oldum.

Yaz gelecek.. Ve akşamlar karpuz kokacak...

İclal AYDIN

Kaynak: Sabah Günaydin

BeyazGelincik1980
12-11-06, 14:25
Daha...

"İzlediğiniz o eski filmin pek bir etkisinde kalmışsınız belli. Köşenizin adı da ondan hayat güzeldir. Tabii ki sizin için hayat güzeldir. Resminizde gözlerinizin içi gülüyor.

Oturduğunuz plazalarda zengin ve sorunsuz yaşamınızda hayat size kolay gelir tabii. Yazdığınız o köşe yazılarının da karşılığını yüklüce alıyorsunuzdur. Oysa ben 22 yaşındayım ve bal gibi de farkındayım hayat zalimdir. Yazıyorum, çiziyorum ve bir işe yaramıyor. Babam haklıydı belki de, bunlar boş işlerdi... Size tabii ki hayat güzeldir. Şöhret, para vs..." diyordu genç bir okuyucu. Kendisine kısa bir cevap var aslında. "Yok ya?"


***

Aslında böyle bir şeye niyetim yoktu hiç. Yani okuyucu mektup ve mesajlarına yanıt vermeye bu kadar erken başlamaya. Ancak uzun bir zaman televizyon programlarım sırasında buna benzer düşüncelerle o kadar sık karşılaştım ki. Sanırım bu köşede ilk kez tanıştığımız ve tanışacağımız bazı okuyucularla da aynı durumu yaşayacağız. Çok tarzım ve yazıda kullandığım bir kelime olmamasına karşın affınıza sığınarak şu anda sarf edeceğim ki bu ve buna benzer düşüncelere fena halde "gıcık" oluyorum. 1999 yılında çok sevmiştik o filmi evet. Bu yüzden o tarihteki televizyon programımın adını "hayat güzeldir" koymuştuk. Sonra öyle oturdu ki hepimizin yaşamına, vazgeçemedik. Kendimize yüksek sesle anımsatmaya çalıştığımız şeyler bir dolu kalpte ve zihinde yerini bulmuş olmalı ki, o günlerden notları içeren aynı isimli kitap hala çok satıyor. O kadar doğru bir sloganmış ki "Günaydın" tekrar yayına hazırlanırken köşenin aynı adı taşıması fikir birliği ile onaylandı..

Şimdi bakın;

Canım isterse köşemin adını Pembe Panter Tatilde, Selvi Boylum Al Yazmalım, Harry Potter ve Felsefe Taşı ve hatta Muhammed Ali bile koyabilirim. Kötülüğün bu kadar baskın olduğu bir dünya düzeninde iyi şeylerden söz etmeye çalışan insanların tersine ikna edilmeye gayret edilmesini hiç anlamadım, hiç anlamayacağım. Yüzeysel şeylerden söz eden kim? Yani çıkıp Allah'ın her günü, "Hayat da zaten şöyle berbat, böyle fena" mı diyelim? Yeterince kara haber yok mu? Ya da moral vermek denilen şey sürekli şakır şakır oynamak mı? Sonra oturup kedi kesen çocuklara hak mı verelim? Bu kendini iyi ve güzel şeylere layık görmeme hadisesi neye varacak? 22 yaşında bir insana, kendine bu kadar acımayı kim öğretti? Neden her bitmiş kotarılmış işin ardında abuk sabuk şeyler aranıyor? Basında ya da televizyonda görülen her insanın Akmerkez'de oturduğu ve zenginlik içinde eski Romalılar gibi yaşadığını kim uydurdu? Ne yani fotoğraf çektirirken eh doğal halimiz budur diyerek kılıksız ve suratsız mı poz verelim?

Sevgili Muhittin Sirer bir gün demişti ki "Bu ülke de herkes bir şey olmak istiyor ama hiç kimse bir şey yapmak istemiyor."

Hayat neden güzeldir biliyor musunuz? İnsan yapmak istediği şeyler için ölesiye çalıştıktan sonra olmak istediği yeri buluyor da ondan mesela. Hayat güzel çünkü 55 yaşındaki Hülya Koçyiğit "hayalimdeki rolü henüz oynamadım" diyor. Daha yapacaklarından söz ediyor. Harika görünüyor. Türkan Şoray çok üzülse de şu olup bitene, vazgeçmiyor ve deli gibi çalışarak evine yeniden bedel ödüyor. Daha da çalışırım diyor. Zuhal Olcay yeni tiyatro binası için dehşet verici borçlar altına girmekten ve de birkaç yıl daha bunun için koşturmaktan korkmuyor. Profesör Oktay Sinanoğlu daha yapacaklarım var diyerek her şeye rağmen o görkemli Amerikan bilim dünyasını arkasında bırakıp buraya, bu ülkeye geri dönüyor... 17 Ağustos depreminde evini, birkaç ay sonra da kocasını kaybeden iki küçük çocuğu ile işsiz ve parasız kalan Bursalı Fatma anne daha çocuklar büyüyecek diyerek dişiyle tırnağıyla hayata sıkı sıkı tutunuyor...


***

Hayat ne zaman zalim biliyor musunuz? Amerika'da profesörler profesörü olmuş bir değerli bilim adamının ülkesindeki odasında bir telefonu, internet dediğimiz dünya bağlantısı olmadığında ve bölüm başkanın odasından paralel hat çekildiğini farkeden diğer profesörlerin bu paralel hattı makasla kestiği zaman inanılmaz zalim hayat... Bu ülkenin sultanı olup da yıllarınızı, emeğinizi yatırdığınız kendi evinizi yeniden almak için banka kredisi çektiğinizde zalimdir hayat... Yoksa gencecik bir yaşta daha bir şey görmeden "hayat zalimdir" alimliği yaparken zalim değildir hayat. Aynaya bir bakın bakalım gördüğünüz yüz ve gözler size nasıl bakıyorlar? Sakın zalim olmasınlar?

İCLAL AYDIN

Kaynak: Sabah Günaydin

BeyazGelincik1980
12-11-06, 14:31
Dünyanın yüzündeki yara izleri kapanırken

"Ve toprakta derin yarıklar açan sabahlar Tek bir sözcük yazarlar; Barış. Başka bir şey değil. Barış". İstanbul'da güneşli bir öğleden sonra yaşıyorduk. Yağmurlardan bir gün önceydi. Ne zamandır ertelediğim işlerimi toparlamış, evimin düzenini sağlamış elimde kahvem pencereden sokağımı seyrediyordum.

Daha doğrusu penceremin tam karşısındaki dik yokuşu. Arnavut kaldırımı dedikleri taş örgüler üzerinden elleri torbalarla yokuşu tırmananları, arabaların üzerinde öğle uykusuna yatmış kedileri, gülüşerek evlerine yol alan öğrencileri izliyordum... Basit ama aslında kocaman bir huzur vardı. Mavi kapaklı bir müzik albümünden şarkılar dinliyordum bir yandan... Derken bir şiir başladı... Diyordu ki;

"Barış yemek kokusudur tüten akşamleyin

Arabanın yolda durmasının

Korkutmadığı

Kapı çalınmasının dost demek olduğu

Ve pencereyi saat başı açmanın...

Renklerinin uzaktaki çanlarıyla

Gözlerimizin bayram etmesini sağlayan

Gökyüzü demek olduğu zamandır

Barış"

Akşam sofralarında izlediğimiz haberleri düşündüm o anda "İsrail'de canlı bomba.." diye başlayan, "Irak için kritik günler" , "Arjantin'de yağmalama...", "Bir Filistinli daha..", "Afganistan'da sağ kalanlar..", "Tuna nehrinin savaş acıları.." diye diye devam eden...

Gözlerimizde bildik bir dalgınlık,kulaklarımızda ve zihnimizde bir kanıksama... Alışmak yani düpedüz. "Dünya böyle işte kaynayan bir kazan" cümlesiyle salata tabağına uzanışımız... Yemekten sonra gelen arkadaşlar... Çaylar içilirken dünyada olup bitenlere dair haberlerin tekrarı ve bu haberlerin yine borsayı etkileyeceğine dair endişeler... "Çok sigara içildi" diyerek odaları havalandırışımız, "Üşüdük, kapat kapat!" diyerek kalın giysilerimize sarınmamız,çayın yanındaki kurabiyeler, çocukların artan okul masrafları ve işyerindeki sorunlar, küçük dedikodular, "Hadi kalkalım artık geç oldu. Ay deprem olucak mı acaba?" cümlelerinden konukları yolcu ediş, gece temizliği, her geceki "Sabun tüketimi bir ülkenin uygarlığının en büyük göstergesidir" klasiği... Derken sessiz evimizde yatağa giriş..

Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır

Uyuyan çocuk önünde.

Başaklar birbirine eğilip, işte ışık ışık ışık dedikleri

Ve ufuk çemberinin ışıkla dolup taştığı zamandır Barış..."

Birden bütün kalbimle bu güneşli öğleden sonraya, yorgunlukla oturduğum bütün akşam yemeklerine, huzurla açtığım bütün kapılara ve pencerelere, keyifle bitirip kapattığım kitap kapaklarına, ağlayabildiğim bütün yağmurlara, yollar boyu endişesiz izleyebilidiğim bütün tarlalara, görebildiğim bütün arkadaş gözlerine ve uyandığım her sabaha şükürler ettim... Ya da farkettim... Bana bunları bir kez daha anımsatan şair Yannis Ritsos, çeviren Özdemir İnce, okuyan Rutkay Aziz ve mavi kapaklı albümün (Feryadı İsyanım) sahibi, o güzel müziklerin bestecisi Mazlum Çimen... Onlara teşekkür ettim ama duymadılar o anda. Yaşamın inişli çıkışlı ve pek de adil olmayan düzeninde küçük şeylerin esiri olup, korkusuzca ve huzurla nefes alıp vermek, susadığında su içebilmek ve yeni bir sabaha umutla uyanabilmek mucizesini göremeyecek anlara geldiğimizde hatırlatan tüm yazar, çizer ve düşünürlere sevgiyle...

İnsanların sıkışan elleridir barış

Dünyanın masasındaki ekmektir

Gülemsemesidir annenin

Budur yalnızca.

Başka bir şey değildir barış...

İclal AYDIN

Kaynak: Sabah Günaydin

BeyazGelincik1980
12-11-06, 14:35
Eski bir dostun eli

Kapı kolu... Her sabah tuttuğunuz. Kapınız... Sizi her gün yeni bir yolcuğa uğurlayan. Komşunuz... Kimi zaman bir "Günaydın"ı esirgediğiniz.

Sokaktakiler... Sık sık öfkelendiğiniz. Yaşadığınız şehir... Alıp başımı gitsem dediğiniz. Dünya... Sadece sizin sandığınız. Gece... Yarım kalanlar, pişmanlıklar, özlemlerle uykuya daldığınız. Rüya... Çocukluğunuz
da koştuğunuz sokak. Oyununuzu bölüp ekmek almanızı isteyen komşu teyze. Gururla eve getirdiğiniz ya da merdivenlere oturup saklama yolları düşündüğünüz karneniz. En sevdiğiniz yemek, okul dönüşü yediğiniz. Mavi bilyeler, cebinize doldurduğunuz ve kirpikli bebek, koynunuzda uyuduğunuz.

İlk aşkınız, okul yolunda beklediğiniz. En sevdiğiniz dizi, bütün aile soluksuz izlediğiniz. Ah o kuyruklar, herşey için sıra beklediğiniz. Bir türlü geçmeyen saatler, bir an önce büyümek istediğiniz. Ve sabah, rüyalardan uyandığınız. Yeni bir gün... Belki de hiç uyanmak istemediğiniz. Bir dolu kaygılar, ödenecek faturalar mutfak masasında, akşamdan kalma bir küskünlük eşinizle aranızda ve yorgun yüzünüz kapının hemen yanındaki aynada...

Sanki her şey eskiden daha güzeldi. Daha mı güzeldi? Yoksa hâlâ güzel mi? Evet hiçbir şey geri getirmeyecek geride kalan günlerin tazeliğini. Ama hep anımsatacak birşeyler. Belki radyoda bir ses, belki gazetede bir satır. Ya da gazetenin ta kendisi eski günlerden bir selam getiren.

Görmeye alıştığımız her şey nasıl da önemli olur ayrılmak zorunda kaldığımızda. Nasıl da özleriz yaşadığımız her güne tanık küçük şeyleri. Bizi rahatsız eden, gözümüze batan davranışlara garip bir hoşgörü oluşur araya mesafeler girdiğinde. "Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler" kalbimizi sızlatan bir şarkı olur her duyduğumuzda, söyleyene de eşlik edene de hak verdiğimiz. Bir an gelir ardından kendimizi ölesiye hayat yorgunu hissettiğimiz...

Oysa yeniden başlamanın tadı her şeye meydan okuyacak kadar güçlüdür. Bizi kırana, kırdırana, küstürene, küstüğümüz şeylere. Bir hesaplaşmadır bazen. Yaşananları ve elde kalanları temize çekmektir. En dipten su yüzüne çıkıp derin bir soluk almaktır. Nedensiz sevivermektir herhangi bir şeyi. Omuz vermektir farkında olmadan, sizden habersiz büyümekte olan bir filize. Hatırlamak ve hatırlatmaktır hayatın nice güzel olduğunu.

Bugün yeniden başlıyor bir şeyler. Bugün yeniden başlıyoruz. Yaşamımızın içinde bir Günaydın hep vardı. Bugün yeniden başlıyor. Derin ve temiz bir solukla. Bu sabah kapı kolunuza bir daha bakın çıkmadan.

Eski bir dostun elidir aslında. Sizi yeni bir güne, dünyaya uğurlayan... Çıkacaksınız ya kapıdan, paylaşın komşunuzla bir günaydını. Şöyle dolu dolu bir GÜNAYDIN'ı. Hayatın sihiri sizin ellerinizde... Günaydın hepinize.

İCLAL AYDIN

Kaynak: Sabah Günaydin

_butterfly_
12-11-06, 19:13
http://medya.zaman.com.tr/2006/11/12/tunakiremitci-iclalaydin.jpg
Bu gidişle edebiyatçı olacağım
Efendim, bildiğiniz gibi Tuna Kiremitçi müzisyen, reklamcı, çok satan bir romancı. İlk kitabı 70, ikincisi 39, üçüncüsü 27 baskı yaptı. Yazdıklarını göğe çıkaranlar da oldu, yere batıranlar da. İclal Aydın malum oyuncu, sunucu, köşe yazarı. Popülerlik katsayısı Tuna'ya beş basar.
İkisi de evli ve bir çocuklu mutlu aile tablosu çizerken bir deprem yaşadılar, aileleri dağıldı. Kısa süre sonra birlikte olmaya başladılar. Haber gündeme İclal'in, "Biz eşlerinden ayrılmış iki gamzeli edebiyatçıydık." sözü ile düştü ve o andan itibaren eleştiriler, yorumlar, ayıplamalar, alkışlar köpürdü. İclal, "Ben böyle bir laf etmedim" imasıyla bir şeyler mırıldandı; ama o sözleri açıkça tekzip etmedi. Bu arada "kıymetlisi" Tuna, askere gitti. O dönemde Ahmet Hakan ile İclal Aydın atışmaya başladılar. Hakan, İclal'i yapaylıkla suçlayıp, "Git başımdan İclal" derken muhatabı, "Bana âşık galiba" diye çıtayı yükseltti. Derken efendim, tezkere geldi. Ve iki gamzeli evlenme kararı aldı. Lütfettiler, Nuriye ablalarını da düğünlerine çağırdılar. Daha sonra da bu süreci nasıl yaşadıklarını anlatıp gamzelerine tanık ettiler. Umarım magazin dünyasına elini verenin kolunu kaptıracağını hiç unutmazlar, bana verdikleri mutluluk tablosuna sadık kalır ve üzerine titredikleri Can ile Lal'i kan bağı ile de birbirlerine bağlarlar.


Evlenmenizde son bir yılda yaşadığınız çalkantılar etkili oldu mu?

Tuna: Evlilik kararıyla çalkantıların doğrudan bir ilgisi yok. İclal'le hayatımı birleştirmeye askerdeyken karar verdim. Askere gidişimle birlikte birbirimizin kıymetini anladık. Anadolu'nun doğu ucunda her şeyden uzakta, bambaşka bir ortamın içindeyken İstanbul'da kendimize dert ettiğimiz çekişmeler önemli olmaktan çıkıyor.

İclal: Tabii geçen süre benim için çok zordu. Ağzımdan çıkmamış kelimelerle yargılanıp asılmak beni çok üzdü.

Linç operasyonu, "Biz, eşlerinden ayrılmış iki gamzeli edebiyatçıydık." lafı üzerine çıktı değil mi?

İ: Evet. Ben böyle bir laf etmedim. Tuna ile beraberliğimiz Kelebek gazetesinde duyulduğu dönemde Cengiz Semerci ile bir telefon görüşmesi yaptım; ama beni kulağıyla dinlemedi. 'Tuna ile birlikte olduğunuz doğru mu?' diye sordu. Doğru, dedim. 'Hemen sana bir muhabir gönderelim, röportaj yap' deyince aynen şunları söyledim: Benim böyle bir açıklama yapmam hoş olmaz. Ben bir kadınım. İyi kötü magazin dünyasının içindeyim. Ama Tuna bir edebiyatçı. Ona bir zarar gelirse çok üzülürüm. Bu çok yeni bir beraberlik. Tuna şu anda daha önce yazdığı denemelerinden bir kitap çıkarıyor. Benim kitaplarım da hep bu doğrultuda olduğu için ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Her ikimizin de ayrılıkları çok yeni olduğu için hiç arzu etmediğimiz bir biçimde insanların diline sakız olabiliriz. Gamzelerimizden girerler, tencere kapak birbirini buldu deyip çıkarlar. Ben bunu kaldıramam. Sen benim arkadaşımsın. Allah aşkına beni koru dedim.

Hadi o korumadı seni, o haber üzerine yüzlerce yorum yazıldı. Neden tekzip etmedin?

İ: Olaylar patlak verdikten sonra Cengiz'e:

-Konuşmamızı banda aldın mı?, diye sordum.

-Hayır, dedi.

-Peki Cengiz ben sana, 'Ne güzel ikimizin de gamzeleri var' dedim mi?

-Demedin.

-Biz edebiyatçıyız dedim mi?

-Demedin ama ne var ki bunda? Çok şeker bir laf. Gamzeli değil misiniz? dedi.

Sonrasında herkes bana şunu telkin etti: Sakın bu konuda konuşma. Unutulacaktır.

Cengiz Semerci ,"gamzeli' lafının patenti bana ait, İclal de artık bunun kötü bir şey olmadığını anlasın' diyor ve hatta senin hamile olduğunu ima ediyor.

Benden duyduğunu değil, kendi söylemek istediklerini söylüyor. Beni koru dememişim, gerçekten öyle söylemişim gibi yazmakla kalmadı, şimdi bununla böbürleniyor. Bu durum onun insanlık zaafı. Yaptığı terbiyesizliğin hâlâ farkında değil. Allah'tan bütün kalbimle diliyorum ki Cengiz ektiğini biçsin. Ayrıca ben kesinlikle hamile değilim.

-Peki edebiyatçı mısın?

İ: Valla bu gidişle olacağım. Hani ne derler kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış. İşin enteresan tarafı aynı tarihlerde Picus'a verdiğimiz bir röportajda üstüne basarak, 'Ben köşe yazarıyım, Tuna bir edebiyatçı' demiştim.

T: Belli ölçülerde cümleler yazarak, belli karmaşıklıkta yapılar kurarak, insanların anlayamayacakları şeylerden bahsederek edebiyatçı olunuyorsa İclal Aydın bir edebiyatçı değil. Ama edebiyat, yazı yoluyla karşı tarafa bir duyguyu, bir düşünceyi, bir titreşimi geçirebilmekse İclal Aydın edebiyatçı olabilecek birisi bence. Kendi kökenlerinden kaynaklanan çok güzel bir hikâyesi var yazmasını şiddetle istediğim. Hayatının oyunculuk yoğunluklu kısmı bittiği zaman, buna başlaması gerektiğini düşünüyorum. İclal istediği an edebiyatçı olabilir. Yakından tanıyan insanlar gayet iyi bilirler ki arkadaş sohbetlerinde bile kendisine edebiyatçı demeye utanan bir insandır İclal.

İclal, Oriflame kozmetik danışmanlarının arasında yapılan bir anket, 2005'in en başarılı edebiyatçısı seçti seni. Peki sen bunu niye kabul ettin? Nereden çıktı bu ödül şimdi? 'Ben edebiyatçı değilim' demek yerine, 'Bu benim yaralarıma merhem oldu' dedin. Kozmetikçilerin edebiyatçısı olmaya ihtiyacın mı vardı?

İ: Her zaman yaptığım işler boyunca güzel birtakım ödüller aldım ben. Mesela benim hiç romanım yok. İstanbul Üniversitesi tarafından en iyi roman yazarı ödülü verildi.

Aa! Daha neler! Olmayan romana ödül mü verdiler?

İ: Bu tamamen bir tepkiydi. Birtakım örgütler, sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumlarının hepsi geçen yıl sözleşmişler gibi yılın yazarı, yılın edebiyatçısı, yılın romancısı ödülü verdiler. Ve 'neden' diye sorduğum zaman siz bizim yazarımızsınız dediler. Ben okurumu hiç sınıflandırmadım. Overlokçular, kozmetikçiler, sekreterler, gençler, yaşlılar demedim. Onlar da böyle denilmemesi gerektiğini söylediler bence. 'Ne fark eder ki, öyleyse al biz sana bunu veriyoruz' dediler.

Onların duygusu öyle olabilir. 'Ben köşe yazarıyım, edebiyatçı değilim' derken senin o ödülleri almanı anlayamıyorum. Onlara 'Yahu siz çılgın mısınız, bir de üniversiteli olacaksınız, olmayan romanıma nasıl ödül verirsiniz?' diyemez miydin?

İ: O günlerde tartışılan şeyler o kadar absürttü ki, orada bana sahip çıkma söz konusuydu.

Bu tam bir kara mizah ama.

T: İclal'e 'En iyi romancı ödülü' vermek şu anlama geliyordu: Sana saygısızlık eden insanların ne mal olduğunu biliyoruz. Sen bunları kafana takma. Biz senin yanındayız, yoluna devam et.

İ: İstanbul Üniversitesi'nden, 'Size yılın yazarı ödülü vereceğiz.' dediler. Çıktım sahneye, ödülü aldım, teşekkür ettim. Sahnede hiç dikkat etmedim. Oturduktan sonra gördüm ki, yılın romanı ödülüymüş. Şimdi can sıkıcı da bir şey. Diyorum ki keşke bunu bana daha önceden söyleselerdi ben de orada en azından konuşmayı yaparken mizahi bir gönderme yapardım. Ama sonra o salona girdiğimizde yaşadığım şeyi anlatmak isterim. Delirmiş vaziyetteler ama size anlatamam. Nasıl bir coşku, çığlık çığlığa atılma, sarılma...

T: Anladık ki hiç gereği yokken halk kahramanları haline gelmişiz. Falanca kişi size haksızlık yaptığında bu halk tarafından size sevgi ve dayanışma olarak geri dönüyor. Şu oldu mesela ruhani boyutta. Sevilmeme korkusunu aştık biz. Hani hepimizde vardır; ya insanlar bizi sevmez de kötü şeyler söylerlerse..?

İ: Yani o süreçte biz kanatlarımızı çıkarıp melek olmaktan vazgeçtik. Bu da bizi insanlaştırdı.

Benzerlikleriniz var. İkinizin de başından evliliklerin geçmesi, çocuk sahibi olmanız. Boşanırken isteyen taraf olmanız, birden fazla işle meşgul olmanız; ama esas olarak yazıyla uğraşmanız, bazı işleri zaman içinde bırakmanız. Satışı bol, reytingi yüksek olmanız, ünlü olmanın getirdiği dalgalanmalarınız, çocukluk hüzünleri, anne-baba ayrılıkları, ölümler… Hayatınızın olumlu yönleri mi sizi birbirinize çok yaklaştırdı yoksa olumsuz yönleri mi?

T: Düğün töreninde çaldığım bir şarkı vardı. Siz oradaydınız. Sözleri şöyleydi: "Biz zaten sevgiliymişiz; ama haberimiz yokmuş. Yaralarımızdan tanımasak birbirimizi az kalsın geçiyormuşuz." Yani yaralı iki kuşsunuz. Her zaman güçlü olmak zorunda kalmışsınız. Pek çok şeyin sorumluluğunu gereğinden daha erken almanız gerekmiş. Biraz başarıya mecbur kalmışsınız. Bütün bunlar, ilk günden bize zaten tanışıyormuşuz hissi verdi.

'Başarıya mecbur kaldık' dedin de, beceremediğinizi düşündükleriniz de olmuştur herhalde.

T: Tabii, benim hayatım bir başarısızlıklar silsilesidir. Yapmış olduğum, başarılı kabul edilen her şeyin arkasında onun beş katı kadar başarısızlıklar vardır. Ama hataları analiz edebilme yeteneğine sahip olduğumu düşünüyorum.

____

_butterfly_
12-11-06, 19:14
Devamı........


Sekiz aylık oğlunu loğusa annesiyle bırakman bir hata değil miydi?

T: Oğlumuz Can doğduğu zaman evliliğimiz huzurunu kaybetmişti. Can'ın annesi de ben de zaten huzursuz ailelerde büyümüş iki çocuğuz. Kendi çocuğumuzun da böyle bir ortamda büyümesini istemedik. Bu evliliğin bitmesi gerekiyordu. Tabii ne kadar akıllı fikirli davransanız da bir evliliğin bitmesi çok sancılı bir süreç. İclal'le birlikte olduğumuzda ikimizin de eşlerinden ayrılalı az bir süre geçmişti. İkimizin de benzer sancıları vardı. Birbirimizle çok kolay empati kurabiliyorduk.

Henüz evliyken ve bebek beklerken Ayşe Arman'a bir söyleşi vermiş "Biz hamileyiz" demiştin. Bu laf çok sıcak bulundu. İşte dünyada böyle duyarlı adamlar da var gibi. Birkaç gün sonra çocuk doğdu ve sen ayrıldın. O zaman da samimiyetin sorgulandı.

T: Bunun evlilikle bir ilgisi yok ki. İki insanın çocuk yapmak istemesi ayrı bir şeydir. Evlilik mertebesi ayrı bir şeydir. Boşanma ayrı bir şeydir.

İ: Ben o röportajı, bu tartışmalar başladıktan sonra okuduğumda Tuna'nın böyle bir lafı hangi duyguyla etmiş olabileceğini o kadar iyi anladım ki. Tuna son derece samimi onu söylerken. O ayrılıkta da çok samimi. Tuna benim tanıdığım en iyi babalardan birisi. Aynı evde yaşıyor olsalardı belki de Can babasıyla bu kadar iyi ilişki kurabilen bir bebek olmayabilirdi. Tuna'nın o yargılanış biçimini ve bu yazıları yazanları da düşünürsek eğer herkes dönüp kendi hayatına, kendi yaptığına bakacak. "Ya bir gün benim sevgilim de bizi çocuğumla bırakıp giderse" diyen kadın yazar aslında çok iyi hatırlamalıydı ki, onun sevgilisi de bir kadını çocuğuyla bırakıp gitmişti. Köşe yazarları başka duygularını, kıskançlıklarını, toplumun önünde ahlakçılık oynayarak, imajlarıyla, yaşamlarıyla, halkın nezdinde bir yer etmiş insanların üzerinde tepinemezler.

T: Size bir köşe verdiler. Ve burada düşüncelerinizi ifade etme şansınız var. Siz bu şansı nasıl başka insanların ruh dünyalarını parçalamaya çalışmakla kullanabilirsiniz ki. Bu ne kadar düşük bir insanlık halidir. Sonuçta eğer ruh hastasıysa bu insanlar, ruh hastası olmak için gereken bütün materyale ben sahibim, çocukluk travmalarından dolayı. Ama benim aklıma böyle bir şey yapmak gelmez. Utanırım yani. Bu insanlar kendi dünyaları içinde bu yazdıklarının çok önemli olduğunu düşünüyorlar. Benim askerlik yaptığım Erzurum'a da gitmeye gerek yok, Adapazarı'na gittiğiniz zaman bu insanları kimsenin umursamadığını görüyorsunuz. Medya plazalarının dışına çıktıkları anda etkilerini yitiren bir var oluşları var. Bunu sizin yaptığınız işleri değil, bizzat varlığınızı zedelemek için kullanıyorlar. Bu çok primitif bir ruh hali bence.

YARIN: İclal'le karşılaşmasam bitmiştim

selin90
12-11-06, 20:44
http://img329.imageshack.us/img329/9729/iclalaydin30mayiscopyhd8.jpg (http://imageshack.us)

http://img239.imageshack.us/img239/8528/2lz1.jpg (http://imageshack.us) http://img239.imageshack.us/img239/3873/untitled1copyst5.jpg (http://imageshack.us) http://img115.imageshack.us/img115/7995/untitled2copykw4.jpg (http://imageshack.us)

http://img68.imageshack.us/img68/7803/1copyyu9.jpg (http://imageshack.us)

BeyazGelincik1980
12-11-06, 22:32
http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper20Bl08.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper20Bl09.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaper20Bl10.jpg

_seboist_s
12-11-06, 23:20
Selincim izninle avatarlarından gif yaptım... Biraz acemicemi oldu nedir? inşallah beğenirsiniz...

http://img115.imageshack.us/img115/4324/gggggglg3.gif

bugra9
13-11-06, 11:00
http://img165.imageshack.us/img165/5572/tunaiclaljz6.jpg

İclal'le karşılaşmasaydım bitmiştim
İclal Aydın-Tuna Kiremitçi söyleşisi devam ediyor. Bugün, evlenme teklifinin İclal'den geldiğini, yeni bir bebek sahibi daha olmak istediklerini, bir komutanın askerde Tuna'ya "İclal'i üzmeme" emri verdiğini, Tuna'nın yaşadığı travmaları, İclal olmasa kendini yok sayacağını, Tanrı'ya inanmadığını; ama oğlunu koruması için başucuna Kur'an koyduğunu, İclal'in Tanrı'ya neden inandığını, Ahmet Hakan'ın kendisine son takılmasını nasıl karşıladığını ve daha neleri neleri okuyacaksınız...


Yeni evli çift, düğünlerinden bir gün sonra Nuriye Akman'ı evlerinde misafir edip sorularını cevapladı.
Evlenme teklifini kim kime yaptı?

T: Ben elli defa evlenme teklifi yaptım. Hiçbiri gerçekleşmedi. İclal bir defa yaptı, evlendik. Ama zaten o sıkıntılı günlerimizde İclal'e dedim ki, seni o kadar mutlu edeceğim ki bir gün bana evlenme teklif edeceksin.

İ: Bir gün fark ettim ki, Tuna sadece benim değil, kızımın da en iyi arkadaşı. Ve onun yaşamımızdaki varlığı giderek derinleşiyor. Film seyrediyorduk. Hiç ummuyordu, birden 'Hadi evlenelim' dedim. Ertesi gün işlemlerimizi yaptık. Altı gün içinde de evlendik.

Siz artık bir yastıkta kocar mısınız?

T: İlk defa hayatımın rayına oturduğunu hissediyorum. Küçüklüğümden beri tek hayalim huzurdu. Çok huzursuz bir evde büyüdüğüm için, hep kimsenin kimseye hakaret etmediği, sevgi dolu, oturup yazımı yazabileceğim bir evim olsun istedim. İclal ile ilk başta acaba birbirimize merhem mi olmaya çalışıyoruz şüphesini yaşadık. Çünkü evlilik sonrası çok ciddi bir travma yaşadım. Bir taraftan anne ve babamı arka arkaya kaybetmiş olmam. Bir taraftan evliliğimin bitmiş olması, yaşadığım ruhsal sıkıntılar. Bir taraftan yeni baba olmamın getirdiği mutlulukla karışık telaş, şöhret olmanın getirdiği alışık olmadığım baskı. Bunların altından kalkmam imkansızdı. İclal ile karşılaşmamış olsaydık şu anda bitmiştim, Tuna diye birisi yoktu.

İ: Olur mu öyle şey?! Sen ne diyorsun tatlım! (Kocasına sevgiyle sokuluyor, elini tutuyor.)

Bir bebek daha istiyor musunuz?

T: Biz İclal ile deliriyoruz çocuklarımız için. Ben Lal'in en sevdiği sınıf arkadaşı olayım, İclal de Can'ın en sevdiği ablası olsun isterim. Şimdi bir çocuk daha yapıp, Lal ile Can'ı kan bağı ile birbirine bağlamak istiyorum.

İ: İnşallah olur. Böyle bir isteğimiz var.

Bu arada İclal'i hiç üzmeyeceğine söz veriyor musun?

T: Bütün yaratıcılığımı bu konuda seferber edeceğime kendisine söz verebilirim.

Sen kıskanılmayı çok sevdiğini, bundan sapıkça bir zevk aldığını söylemişsin daha önce. Şu anda sizin birlikteliğinizi kıskanarak, sizi sapıkça zevklendirenler kimler?

T: Aslında o kadro değişmedi. Onlara bir iki tane yeni transfer katıldı. Mücadeleye devam ediyorlar. İclal de ben de genellikle kırılgan, melankolik insanların dünyalarını anlatmaya çalıştığımız için bizim de öyle olduğumuzu zannediyorlar. Diyorlar ki biz bunlara bir vurursak iki seksen yere uzanır, bir daha kalkamazlar. Ama bilmedikleri bir şey var ki, bizim gibi zor büyümüş çocuklar meşe ağacı gibi olur. Kolay kolay eğilip bükülmezler.

Ayakta kalmak için gereğinden fazla mücadele etmek zorunda kaldım. Anne ve babamın çok ciddi ruhsal sıkıntıları ve alkol problemleri vardı. Yatılı okula gitmiş olmamın getirdiği ayrı bir hüzün, çalışma hayatımda parasal sıkıntılar, savrulmalar oldu. 68 kuşağının çocuğu olmak çok zor. Yaşadıkları hayal kırıklıkları öyle büyük zedelenmişliklere yol açmış ki, siz de maruz kalıyorsunuz bunlara.

Tuna Kiremitçi ve İclal Aydın birer marka mıdır?

T: İletişimcilik yapmış birisi olarak söyleyebilirim ki bir markadır evet.

Ya marka değerindeki dalgalanmalar? Düşün Tuna, artık yazdıkların o kadar satmıyor. Ama İclal tavan yaptı. Neler olur?

T: Burada çok güzel bir roman konusundan bahsediyorsunuz.

Eee serde romancılık var, sizler kadar satamasak da!

T: Vallahi çok güzel bir roman olur bundan.

Bu durumda İclal ne yapar, kendini geri mi çeker evliliğini koruma adına? Sen kıskançlık krizine mi girersin?

T: Bugün İclal Aydın'ın popülerliği benimkinin yedi sekiz katı boyutunda. Beni beş kişi tanıyorsa İclal'i elli kişi tanıyor. İclal'le aşık atmama imkan yok. Ben bu gerçeği birinci dakikada kabul ettim. Ve sordum kendime: Oğlum sen bunu taşıyabilir misin? Dedim ki evet ben bu kadını o kadar çok seviyorum ki taşıyabilirim. Mesela askerdeyim, nişanlımı aramak istiyorum. O gün diyelim tatsız bir gün geçirmişim. Asistanlardan biri açıyor telefonu. İclal Hanım çekimde. Çekim uzadıkça uzuyor. İclal geri dönene kadar iş işten geçmiş oluyor. Eğer ben bunu kendi içimde çözmemiş olsaydım dalgalanmalar yaşardım.

Kadın olarak üzerinde nasıl bir baskı yaratabilir bu durum?

İ: Tecrübe ile de sabittir ki bu çok zor bir şey. Bizim aramızda mutlaka kıskançlık olacaktır. Ben tabii ki onu kıskanacağım. Bir kere Tuna çok yakışıklı bir adam. Kadınların ona böyle hayran bakmaları çok hoşuma gidiyor. Fazla bakmalarından bazen hoşlanmayabiliyorum. Bu tatlı kıskançlığın ilişkimizi diri tutacağını biliyorum. İyi bir şey yazdığı zaman da kıskanıyorum Tuna'yı. Beni çok şahane teselli eden bir şey var ki ilk okuyan ben oluyorum. Ve benim bir parçam bunu yapmış oluyor. Biz kadınların böyle tuhaf bir şeyi var ya. Ne denir, rütbe paylaşımı. Tuna'nın da beni kıskanmasını isterim.

T: Ben İclal Aydın gerçeğini askerde anladım aslında. Bir komutanım beni çağırdı. "Tunacığım, Emre Kınay'la İclal Hanım beraber diziye başlıyorlarmış. Bak Tuna, Emre Bey'le eşi Emine Hanım birbirlerine ne kadar sahip çıkıyorlar. Sen de İclal'e böyle sahip çıkacaksın. Yoksa seni affetmeyiz." dedi. "Emredersiniz komutanım!" dedim.

İ: (Kahkahalar) Türk ordusu benim arkamda!

Tuna, oğlunun odasını anlattığın yazıda hoş bir detay dikkatimi çekti. Bir Kur'an koymuşsun başucuna. Ve gece gündüz ışık saçıyor oradan diyorsun. Eğer o ışıktan içine bir huzme düştüyse oradan bir tanesini çıkar da biz de ışıyalım.

T: Benim Tanrı inancım yok. Fakat aynı zamanda Müslüman'ım. Müslümanlığı kültürel edim olarak ele alacak olursak mırıl mırıl okunan bir Kur'an, büyükannenin serdiği seccade, duyduğum bir ney sesi manevi dünyamda çok önemli kapılar açıyor.

İ: Ben senin 'Tanrı inancım yok' sözüne katılmıyorum. Çok şaşırdım şimdi.

T: Benim Tanrı inancım mı var?

İ: Evet, var. Sen tanıdığım en inançlı insanlardan birisin.

T: Ben kendimi kalp olarak Müslüman, ama zihin olarak Avrupalı hissediyorum. Bir insanın Tanrı'ya inanmasa da kendini Müslüman gibi hissetmesi, hangi bütünün parçası olduğunu bilmesiyle ilgili bir şey. Yoksa Tanrı'nın benim inancıma ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.

bugra9
13-11-06, 11:01
DEVAMI...

İnsan inancını fark etmiyor olabilir mi?
İ: Ben Tanrı'nın mucizevi varlığına defalarca şahit oldum. Onu severek yaşamanın mucizevi karşılığını çok yaşadım. İlahi adaletin varlığına, yaşattığı her büyük zorluğun sonunda getirdiği aydınlık günlere inandım. Nefes almak anlamsız olamaz. Evrendeki hiçbir şey boşa yaratılmış olamaz. Bir çocuk doğurduktan sonra daha iyi anlıyorsun. O tekmeyi atan şey sana bunu söylüyor. Daha önce hiç yoktu öyle bir şey. Ansızın içinde bir şey hareket etti. Doktora gittiğimde ultrasonun sesini açtı. Bebeğin kalp atışlarını duydum. Ben o ana kadar insanın önce kalbinin oluştuğunu bilmiyordum. Zannederdim ki önce beyin oluşuyor. Hayır önce kalbin var, kalbin etrafında bedenin oluşuyor. Tomurcuklar gibi çıkıyor organlar. Beş santim, on santim. Tekme atıyor. Bir bakıyorsun doğmuş. Lal'in kuvöze girmesi gerekti. İki kilo dokuz yüz gram bir şeydi. Işın verecekler. Bir maske taktılar. Daha beş gündür yeryüzünde. O kuvöze girmek istemiyor. Kibrit çöpü elleriyle bana tutunuyor. Ben o zaman anladım ki onu dünyaya getirmek için buradayım. Lal'in babasına büyük öfkeler duyabilirdim. Ama o kadar güzel bir çocuk verdi ki bana. O çocuk, o kaş, o göz, o güzel ses eğer o olmasa olmayacaktı. O yüzden de Tanrı'nın beni koymuş olduğu o yola isyan edemem. 1994 yılında Almanya'da hayatımı devam ettirmek için hem tiyatro yapıyor, hem de restoranda bulaşıkçı olarak çalışıyordum. 12 yıl önce kim inanırdı benim bugünleri yaşayacağıma? Var Tanrı. 'Tuna inanmıyorum' diyor; ama hiç alakası yok. Bir gün oturuyoruz balkonda. İstanbul Boğazı, ışıklar, bir gemi geçiyor. "Ben..." dedi, "Çok iyi birisi olmalıyım ki Allah beni ödüllendirdi ve bana şu anı yaşatıyor." Eğer bir insan ağzından bu cümleleri çıkartıyorsa onun inançsız olması mümkün değil.

T: Tanrı sorunsalı üzerine derinleşme fırsatım olmadı. Her şeyin tesadüf olmamasını sağlayan İlahi bir düzen olduğuna inanıyorum tabii. Demek ki hepimizi birbirimize bağlayan öyle bir kolektif şuuraltı var ki çocuğunuz doğduğunda götürüp o kitabı oraya koyuyor ve çocuğunuzu korumasını istiyorsunuz.

İ: Mesela çok sevdiğim bir kitap vardır, Küçük Şey Yoktur diye. Yazarı Kemal Ural. En sıkıntılı olduğum günlerde onun içinden bir şey seçerdim. Ve hiç unutmuyorum. Bir tanesinde şöyle bir sayfa çıktı bana. Peygamberimiz demiş ki: 'Seçtiğimiz işi yaparken size yaşadığınız zorlukları da verir ki Allah, onu öğrenin.' Tuna da, ben de bütün kalbimizle iyi insan olmaya çalışıyoruz. Ben iyilik ve güzellikten bahsetmeye, zarif kalmaya devam edeceğim. Yumuşak bir ses tonu kullanmaya, Polyanna'ya, Don Kişot'a, Jan Dark'a inanmaya devam edeceğim. Bütün bunlar yüzünden eğer hâlâ bana bir şeyler söyleyeceklerse o zaman kahramanlar gibi karşılarında duracağım. Hayat çok küçük evet, ama o kadar da büyük ve mucizevi. Mutlak görevlerimiz var bizim.

Ahmet Hakan'a köşenden cevap yetiştirmek de o görevlerden biri miydi peki? Hadi o polemikçi, senin de o polemiklere ihtiyacın mı vardı?

Yoktu. Yaramazlık yaptım. Tuna bana dedi ki: Ahmet Hakan herkese yaptığı gibi sana da bir şeyler söylüyor. Lütfen İclal'ciğim cevap verme. Tuna frene basar, ben ona nazaran daha cadıyımdır. Ya Nuriye Abla bilmiyorum, benim de kavgacı bir tarafım var aslında. Bir yere kadar duruyorum duruyorum. Herhalde tutamadım kendimi. T: Kürt olmasından kaynaklanıyor.

İ: Tabii. İnat tarafıma geldi.

Yok yok, sen polemik seviyorsun.

İ: Tabii. Ben çok eğlendim. Başlarda çok kızıyordum, o "İclal Aydın çok yapay bir kadın." laflarına. Şimdi o yaşadığımız süreçten bugüne geldiğimizde, geriye dönüp baktığımda, "Kurban olduğum Allah'ım, bana bu dönemi niye yaşattın?" diye sorduğumda şunu gördüm. Vay be, ben yıkılmadım ya artık hiçbir şey olmaz herhalde. Beni öldürmeyen düşman güçlendirir.

Buyrun Nietzsche Bey sizi şöyle alalım…

İ: Evet. Fakat nikah günümüzde hakikaten kendisinden beklemediğim şahane bir son hareket geldi Ahmet Hakan'dan. Ümit Besen'in Nikâh Masası şarkısını uyarlamış. Diyor ki: "Nikâhına beni çağır İclal / İstersen şahidin olurum senin / Kıymetlin 'Bu adam kim?' diye soracak olursa / Polemik yapardı benle dersin. / Ne polemikler yaptık biz seninle / Hiç yoktu hesapta barışmak bizce / Bilirsin ne kadar üzmüştüm seni / 'İclal git başımdan' dedikçe.

Son kısmı çok hoştu.

İ: Nikâh masasına oturdun işte / Aramızdaki gerilim bitti böylece / Sana mutluluklar sözüm kardeşçe / At artık imzanı git bir an önce." Hakikaten Ahmet Hakan'ın en güzel yazılarından birisi. Çok eğlendik. Bu polemik burada bitmiştir. Benim bir tarafım çok ağırbaşlı görünür; ama bir sokak çocuğu tarafım da var. Fakat benim okurum bu polemiği sevmedi.

BİTTİ.

BeyazGelincik1980
14-11-06, 13:10
Efendiliğin modası

Üç dört saatlik bir uykuyla atladık uçağa, geldik anne evine. Geçen haftaki evlilik törenine öyle apar topar hazırlandık ki aile büyüklerimiz bile o gün bizimle olamadı.

İki çekim günü arasındaki tek boşlukta birkaç saatliğine de olsa "el öpmeye" geldik.

Yenimahalle´ye girerken "işte şu metro istasyonunun üzerinde bir çocuk parkı vardı" diye başladım mazide yapılacak turistik tur anlatımıma...

"Şu ilkokulum, şu kırmızı bina anaokulum, onun yanındaki binada ortaokul ve liseyi okudum..."

Bütün çocukluğun ve gençliğin bir cadde üzerinde geçmiş dedi Tuna. 25 yılda çocukluğumdan bir şey kalmamış sanki. Ana binalar hariç her şey başka...

***

Annem şahane bir kahvaltı sofrası hazırlamış, en sevdiğim arkadaşlarıyla bizi bekliyordu.

Sıcak çaylar, annemin kırmızı biber ezmesi, taze naneli maydanozlu tabakları, kekikli zeytinleri, börekler...

Küçük salondaki yemek masasının etrafını saran kütüphaneye baktım. Ufak ufak annemden yürüttüğüm yüzlerce kitaba rağmen, hâlâ gözümü diktiklerimi görünce "hepsi sizin" dedi annem.

Konuşulacak o kadar çok şey vardı ki. Oysa sadece birkaç saat kalabilecektik. Hep bir ağızdan, konudan konuya atlayarak, cümleleri yarım bırakarak hasret giderdik önce. Sonra bak dedim kıymetlime. Kütüphaneden 1973-74 yıllarının Milliyet Sanat cildini çıkardım. Rastgele bir sayfa çıktı karşıma. Koyu renkli saçlarıyla Hakkı Devrim´in, hazırladıkları yeni ansiklopedi ile ilgili verdiği röportajı okuduk. Sonra bir başka sayfada Bunuel´in filmleri hakkında, "neyi sembolize ettiğimi ben de bilmiyorum" dediği bir çeviri makaleye güldük.

Bir başka cilt çıkardım. 1979 yılının New Mode dergilerinden bir toplamaydı. Giysiler, ayakkabılar, aksesuvarlar bire bir günümüzün modasıymış, hayretler içinde çevirdik sayfaları.

Sonra annemin ders kitapları ve ders notlarının ciltlerini çıkardık. Sınav kağıtlarını bile biriktirmiş. Sorular, cevaplar, ödevler...

Hepsi duruyor.

Ve tabii genç kızlık yıllarının aşk romanları...

Mükerrem Kamil Su, Esat Mahmut Karakurt, Muazzez Tahsin Berkant, Kerime Nadir, Peride Celal.

Bir dönem romanı üzerinde çalışan kıymetlimin gözleri parladı. Artık kapakları incelmiş, sapsarı yıpranmış sayfaların içinde tam da aradığı dil vardı işte: "Bir aralık kapının önünde, memleketin en güzel kadınlarından biri olan Afet Hanımefendi´nin yanında ince uzun bir hayal şeklinde o göründü. İkisi de siyah saten tuvalet giymişlerdi. Afet, mavi renkli iri bir çiçekle tuvaletinin siyahlığını tadil etmişti. Kumral saçları pek itinalı dalgalarla güzel başını nefis bir bukete benzetmişti. Yeşil engininde binbir renk kaynayan lacivert çımgılı gözleri, pürüzsüz pembe yüzüne özenilerek yerleştirilmiş iki eşiz zümrüdü hatırlatıyordu. Lâme iskarpinleri içinde dolgun vücuduna nazaran çok küçük olan ayakları şaşırmayan bir sadelikle ilerliyordu.?"(Mükerrem Kamil Su - Çırpınan Sular)

***

Biz kitaplar arasında eğlenceli dakikalar geçirirken annem mis gibi kokan kahvelerle girdi salona. Anlayışla gülümsedi. Biz de ganimetleri toparladık hemen. Boşalan fincanları mutfağa götürdüğümde küçük pencereye asılı el örgüsü dantel perdelerini sevdim annemin. Mermer tezgâhın üzerindeki fincanlara bakarken, okul dönüşü öğle sonraları geldi aklıma.

Dışarıda hayat ne kadar değişirse değişsin, annemin kapısından içeride aynı güzellikte saklı duruyor her şey. Bu yüzden "eve dönüşler" tuhaf bir yorgunluk bırakıyor insanın üzerine.

Şu yeşil yapraklı tencereler, sehpanın üzerindeki gümüş kuşlar, oturma odasındaki mavi halı...

Ve annemin çalışma masasının arkasındaki duvarda asılı resmim. 16 yaşındayım. Kirpiklerimi boyamışım. Üzerimde kareli bir gömlek. Hafif yana eğerek başımı tebessüm etmişim. Fotoğrafın çekildiği öğle sonrasını hatırlıyorum.

Nasıl da sıcaktı...

Şu anda o fotoğrafa bakarak bu satırları yazıyorum. Aşağıdan annemin, arkadaşlarının ve kıymetlimin kahkahaları geliyor.

Terastan Ankara`ya bakıyorum.

Hava soğuk. Hayat ne kadar hızlı akıyor...

Elbiselerin modası geri geliyor ama "efendiliğin modası" nedense dönüşsüz geçiyor...


Kaynak: Vatan Gazetesi 14.11.2006

BeyazGelincik1980
14-11-06, 15:44
Gülay'a şiiriyle destek oldu

Türkücü Gülay iki yıl aradan sonra çıkardığı 'Dalgalar' adlı albümü ile sevenleriyle buluşmanın heyecanını yaşıyor. İki CD halinde piyasaya sunulan albümde Gülay; Ahmet Kaya'nın 'Kendine İyi Bak' adlı parçasını da yorumluyor. Oyuncu-yazar İclal Aydın da 'Saklambaç' adlı bir şiir okuyarak, Gülay'a destek oluyor. Albümün bir diğer özelliği ise, kartonetinde türkülerin sözlerinin hem Türkçe hem de İngilizce olarak yer alması.

Kaynak: Sabah Günaydin (Özlem AVCI)

ben albümü ve siiri dinledim. muhtesem bir siir yine iclal ablamdan, sirf o söylüyor ve fodan müzik caliyor. mutlaka Gülay´in albümnü dinleyin. siiri intenette arastirdim ama henüz bulamadim, bulunca hemen eklerim buraya...

forever.young25@hotmail.c
16-11-06, 09:29
En iyi arkadaşımla evleniyorum



İclal Aydın ile Tuna Kiremitçi, 8 Kasım'da nikah masasına oturdu. Les Ottomans'taki düğün törenini sadece HELLO! dergisi izledi.
http://img101.imageshack.us/img101/929/iclalvx0.jpg



Bir yıl önce başlayan aşklarını tüm eleştirilere rağmen sürdürdüler. Araya askerlik girdi. Zorunlu ayrılık bu aşkı daha da perçinledi ve bu romantik öykü, en az kendileri kadar romantik bir mekánda Muhsinzade Yalısı’nda ölümsüzleşti. İclal Aydın ile Tuna Kiremitçi’nin düğününü HELLO! dergisi görüntüledi.

Tarih 8 Kasım 2006... Yer Kuruçeşme Les Ottomans. Muhsinzade Yalısı’ndaki bu parıldayan salona, karşı yakanın berrak manzarası da adeta doğal bir tabloymuşçasına eşlik ediyor. Gecenin kahramanları İclal Aydın ve Tuna Kiremitçi, evlenmelerine birkaç saat kala otelde buluşuyorlar. Birlikte odalarına çıkan çift, yavaş yavaş hazırlıklara başlıyor. Kardeşler, yardımcılar, makyöz odada kendilerini bekliyor. Bu tarihi yalının odası, çiftin ilk gecelerini de geçirecekleri mekán aynı zamanda. Ve beklenen an geliyor; çift, Tuna Kiremitçi’nin bestesi olan ve kendi seslendirdiği ’Mucize’ adlı şarkısıyla salona giriş yapıp, nikáh masasına oturuyor.

Nikáhı kıymak için davet edilen Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Tuna Kiremitçi’ye: "Tuna, İclal’le evlenmeyi kabul ediyor musun?" diye soruyor. Tuna’nın cevabı: "Haliyle" oluyor. Damadın şahidi Çetin Altan bu cevabı pek yeterli bulmamış olacak ki: "Tuna ’hayır’ mı dedi ben anlayamadım? İlk önce bir ’evet’ desin de duyayım" diyerek esprili bir cevap veriyor. Ve ardından kuvvetli bir "Evet!" geliyor. Bu sefer sıra gelinin şahidi Hürriyet Gazetesi Yayın Koordinatörü Fikret Ercan’ın cevabında; kendisi de damada uyarak "Haliyle" deyince, davetliler arasında kahkahalar yükseliyor. Ünlü yazar Çetin Altan kısa bir konuşmayla genç çifte evlilikle ilgili nasihatlerde bulunuyor.

Genç çifte aile cüzdanını Vatan Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Mutlu veriyor. İmzalar atıldıktan sonra ilk danslarını gerçekleştiren çiftin, dans müziği yine ’Mucize’ ama bu kez Tuna, İclal’in kulağına şarkıyı fısıldayarak eşlik ediyor. Çift, bu unutulmaz dansın ardından konuklara ’hoş geldiniz’ konuşması yapıyor.


http://img80.imageshack.us/img80/3240/iclox5.jpg

DAMATTAN ŞİİR http://img84.imageshack.us/img84/1874/ictk2.jpg

İclal Aydın konukların arasında bulunan bir arkadaşına teşekkür etmek istediğini söyleyerek şu konuşmayı yapıyor: "Ben öncelikle İrep’e teşekkür etmek istiyorum. Sıcak bir Ağustos gecesiydi; arkadaşım İrep Çakır, TOÇEV’in projesiyle ilgili beni bir televizyon programına davet etti. Tuna da oradaydı. Aklımdan ilk geçirdiğim "Aaaa Tuna Kiremitçi ne kadar yakışıklıymış" oldu. O gün ona neden ’yakışıklı edebiyatçı’ dediklerini anladım. Kendisine ’Ne kadar yakışıklısınız’ diyemediğim için, bir an ağzımdan ’Ne kadar da gençsiniz’ gibi bir cümle çıkıverdi. O da bana ’Siz de fotoğraflarınızda göründüğünüz kadar güzelsiniz’ dedi. Daha sonra telefon ve e-mail alışverişi yaşadık. Zamanla Tuna’nın e-maillerinde hafif romantik cümleler belirmeye başladı. Vedat Sakman’ın yerinde Tuna iki haftada bir müzik yapıyordu. Beni oraya davet etti, bende de bir röportaj da yaparım diye düşündüm. Arkadaşıma tembihlemiştim, belli bir saatte gelsin de beni yalnız bırakmasın diye. Biz Tuna ile sohbet etmeye başladık. Saatler geçtikçe onunla ilgili bir takım detaylar öğrendim ve Songül’e mesaj göndererek ’sakın gelme’ dedim. Sonra Tuna bana bir şiir okudu. İşte bizim hikáyemizi başlatan o şiiri Tuna’nın sesinden bir de sizinle paylaşalım istiyorum." Bu anlamlı konuşmanın ardından Tuna Kiremitçi "Soluk Soluğa" şiirini okuyor.

Gelin ve damadın ardından sahneye çıkarak dans etmeye başlayan çift ise ’Papatya gibisin’ eşliğinde Çetin Altan ve eşi oluyor. Onlara Selahattin Duman ve Didem Uzel eşlik ediyor. Yemekten sonra, saatler 23.30’u gösterdiğinde damat sahneye çıkarak, gitarı eline alıyor ve askerde eşinin hasretiyle yazıp, bestelediğini söylediği şarkıyla başlıyor. Ardından Mucize’yi ve ardından bir başka şarkıyı söylüyor. Bu serenat, davetliler arasından yükselen "Bravo damat!" tezahüratlarıyla son buluyor ve ardından sahne, değerli müzisyen konukları ağırlıyor. Ve beklenen an geliyor, pembe güllerle süslü ve dantel işlemeli düğün pastası getiriliyor sahneye.

Fondaki müziğin hikayesini İclal Aydın anlatıyor: "Tuna da askerdeyken her hafta bana güller gönderdi. 14 Eylül benim doğum günümdü ve Tuna burada olmadığı için, iki kız arkadaşımla birlikte yemeğe gittik. Yemek esnasında garson elinde bir şişe şampanyayla geldi ve kulağıma eğilerek: ’Tuna Bey’den’ dedi. Erzurum Oltu’dan şampanya... Ve o sırada çalan şarkı ise bu şarkıydı; Kenan Doğulu’dan ’Başharfi Ben’." Yine bu şarkı eşliğinde İclal samimi bir açıklamada daha bulunuyor: "Kısa bir zaman önce evlilik bitirdiğimden, arkadaşlarıma: ’Bir daha evlenirsem, beni vurun. Nikáh memurunun önüne yatın, engel olun!’ diyordum. Hani, o arkadaşlarım bu gece nerdesiniz? Kimse engel olmuyor. Demek ki doğru bir karar vermişim. Ben bugün en iyi arkadaşımla evleniyorum. Umarım bu evlilik, arkadaşlığımızı çok daha temelli, çok daha sağlam ve uzun ömürlü kılar."

http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5441264.asp

BeyazGelincik1980
16-11-06, 15:26
Ayak izleri

Mayıs ayı sonuydu. Yaz başlamamıştı daha. Güneş yüzünü şahane bir aşk vaat eder gibi kısacık gösteriyor ama tam anlamıyla da vermiyordu kendini bize...

O günler önümdeki kısa geleceğin bana neler getireceğini bilemiyordum.

Sanki her şey karmakarışıktı...

Bazen eski fotoğraflara, notlara, günlüklere bakmak iyi geliyor insana. Kendi kendinin sağlaması oluyor sanki...

Bu sabah (yine) uzun sürmüş bir çekimden çıkıp eve geldiğimde uykusuz gözlerle yazı arşivimi tarıyordum. Evylady internet sitesine yazdığım bir yazıyı buldum...

Diyordum ki:

***

Dalyan´a giden daracık köy yoluna girdik.
Arabanın camları açıktı ve şahane bir çam kokusuyla, önünden geçtiğimiz köy evlerinin kapısında pişirilen ekmeğin, çalı çırpının yanık kokusu doluyordu içeri...

Yavaşladım...

Kokuları içime çektim.

"Yarın akşam bu saatlerde ayrı olacağız" dedim. "Yarın tam bu saatte bu kokuyu anımsa olur mu..."

Güzel yeşil gözleriyle bana uzun uzun bakıp "oldu" dedi...

***

Dalyan´da motorların kalktığı kıyıda küçük masaya konmuş yoğurtlu semizotuyla, sıcacık lavaş ekmeğini yiyorduk...

Birazdan bu akşam bitecek, hiç gelmesin istediğimiz ayrılık vakti gelecekti...

Çaresiz gelecekti...

Gözlerim acırken, boğazıma oturan yumruk lokmamı yutmamı engelliyordu.

Daha ayrılığa alışmamıza izin vermeyecek kadar tazeydi aramızdaki şey...

Saçma bir konuşmaya giriştim. Anlamsız bir şekilde aslında hiç de komik olmayan bir Amerikan dizisini anlatıyordum. O da gülüyordu...

Sustuk...

Üzerinde hiç konuşmasak da ayrılığın kederli pelerini omzumuza örtülmüştü bile...

***

Havaalanında uçağa giriş kapısından el sallayarak gözden kayboldu...

O gün bir arkadaşımın anlattığı ayrılık sahnesi geldi gözümün önüne.

"Sakın" demişti "gemiyle ya da vapurla yolcu etme sevdiğin birini... O kadar uzun sürüyor ki gözden kaybolması, orada el sallayarak geçirdiğin zaman çileye dönüşüyor."

"İyi" diye düşündüm...

Hızlı ve acısız bir ölüm gibi oldu...

Uçak aldı gitti işte... En iyi bildiğim şeydir ayrılık ve beklemek...

O kadar çok yolladım ki sevdiklerimi ve o kadar çok uzaklarda geçti ki ömrümün bir yarısı iyice ezbere aldım vedalaşmayı...

Bavullar, biletler, saatler...

Aldığı gibi geri de getirirler.

İşte o zaman müthiş bir coşkuyla bakar insan saatlere. "Gitmeye" baktığınızda hızla dönen akreple yelkovan ?gelen?i beklerken kıpırdamaz sanki yerinden...

Ama sonunda onlar da sevdiğinizi size verirler...

Önünde sonunda verirler...

***

"Zaman seni meçhulden aldı, bana getirmeden oyaladı, hırpaladı."

Eda ve Metin´in en sevdiğim şarkılarından birinde geçer bu sözler...

"Karanlığın hükmü soldu bende, şafak söktü artık, yolun başındayım" diye devam eder...

Ben şarkılarda bulurum kimi zaman teselliyi...

"Geçecek" derler çünkü...

Geçer...

Hepsi, her şey geçer. Zaman, keder hatta aşk bile...

Sadece ayak izleri kalır geride...

***

Hoşuma gitti...
Anlatmak istedim size.

İnsan çoğu zaman kendi kendini sağlama çeker, teselli eder...

Resimde görüldüğü üzere!


Kaynak: Vatan Gazatesi 16.11.2006

optik
16-11-06, 18:08
http://img329.imageshack.