Tüm Versiyonu Göster : Hatırla Sevgili - Senaryolar


Sayfalar : 1 [2]

badger
10-08-07, 12:42
Ahmet, aşağıda otelin lobisinde oturuyordu..Şimdi yukarı çıkacaktı ve Necdetle kavgasından beri kafasında dönen soruları, bir bir Yasemine soracaktı..Tüm öğleden sonra kendini tutmaya çalışmıştı. Her iki eve telefon etmişti ama cevap veren olmamıştı. Daha iyiydi, en azından düşünmeye ve Yaseminle konuşmaya vakti kalmıştı.

Bütün gece, bunca yılı, olan biteni soracaktı..Elindeki günlüğe baktı...Necdetle ilgili olan bölümleri tiksintiyle ve acımayla okumuştu...Acınası Necdet...Bütün bu yılları, ondan tutkulu aşkı için her türlü günaha girerek onlardan çalmıştı...

Bardağından kalan içkisinin son yudumunu bir dikişle içti, hesabı ödemek için kalktı oturduğu sandalyeden...İçkinin tesiriyle, olaylar ve söylenenler kafasında daha da berraklaşmaya başlamıştı:
Yıllardır Necdetin kendisine duyduğu öfkenin dışavurumu olan sözleri beyninde uğulduyordu: Dünyanın en şanslı adamısın sen...Bunu bir kere daha söylemişti...Adada, Yasemine aşkının deli divane karşılığı olduğunu söylediğinde. O günün akşamında Necdet, yolunu kesmiş ve bu sözleri ona haykırmıştı... Dünyanın en şanslı adamısın sen...

....Sen Yasemini ne kadar üzdüğünü hiçbir zaman anlamadın. Körsün sen... dedim ya bakıyorsun ama anlamıyorsun. Dünyanın en şanslı adamı olduğunu bile göremiyorsun. O hep seni sevdi. Bundan hiçbir zaman vazgeçmedi. Yıllarca, her dakika, her an.....

Necdet, öfkesini haykırmıştı ona...ama nafile...Yasemin onu hep sevmişti, söz verdiği gibi...ama çocuğunu ondan çalmıştı..Sahip olmak istediği hayatı, Necdet ondan çalmıştı..Karısını ve çocuğunu..Necdete bir kere öfke duydu ve acıdı...Ahmet kazanmıştı..Ona, Yabancısın sen, derken doğruyu söylemişti...Evet o yabancıydı ve bir an önce hayatlarından defedilmesi gerekiyordu...

O hışımla yerinden kalktı ve merdivenlere gitti..Basamakları birer ikişer çıkıyordu...Artık dayanacak gücü kalmamıştı...Koridora geldiğinde adımları yavaşladı ve sessiz adımlarla odasına girdi...rüyayla Yaseminin odasının ışığı yanıyordu ve odanın içinden hiçbir ses gelmiyordu..Yavaşça kapıyı açtı...İçerisi karanlıktı ama içeriden burnuna mis gibi çiçek ve sabun kokusu geldi..Yasemin’in kokusu..Yıllardır burnundan gitmeyen koku...Boğazına bir yumru takıldı, nefesi kesildi..Yasemin?

Evet buradayım Ahmet... diye karanlıktan o çok sevdiği sevgili ses geldi...İçi boşalmış, acı dinmişti...

“Bunu bize.... nasıl yaptın Yasemin? Bize ne yaptın sen, farkında mısın? ....Nasıııll!”diye haykırdı inlemeyle Ahmet..Olduğu yerde kalakalmıştı..O koku, o sıcaklık ona sarılmıştı..

“Ahmet? Ne olur...anlatmaya binlerce kez istedim...yapamadım..herşey engel oldu bana...böyle olacağını bilseydim...??” diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordu Yasemin.

”Ama seni sevmekten bir an bile vazgeçmedim...Senin beni görmek istemediğini öğrendiğimde kendimi öldürecektim ama yapamadım...Necdet..”
“onun ismini bir daha ağzına alma!” diye haykırarak sözünü kesti.”Onun adını ağzına alma...Sana onun aşık olduğunu....senden beklentileri olduğunu, söylemiştim ama sen ona acıdın ve kaldın...bize hiç mi acımadın Yasemin?.” “bize acıyacağın yerde o aşkı için her türlü günahı göze alacak adama acıdın...Çocuğuma bu adam için baba! Dedirttin...” dedi Ahmet içindeki acıları, gözyaşlarını, öfkeyi haykırarak..”Bunu nasıl yaparsın?!? Ne hakla!..”

“sana söylemeyi çok istedim...Bir türlü söyleyemedim...Babamın idam hükmünün olduğu gece, herşey üstüme çökmüştü...Sana söyleyememiştim o vakte kadar...Gözlerinin içine bakarak bir çocuğumuzun olacağını, senin sevincini gözlerinde görerek söylemek istemiştim, o kadar mutluydum ki...bizim bir bebeğimiz olacaktı...aşkımızın bir bebeği olacaktı... ama o gece herşey ....üstümüze çökmüştü Ahmet..” diye ağlaya ağlaya anlatmaya çalışıyordu Yasemin..

“Sana hiçbir şeyin bitmediğini, bana...güvenmeni söylemiştim..Sen , akımıza güvenmedin...Bana,...yine güvenmedin!” diye böldü konuşmasını Ahmet.

Sonra onu tutmaya çalışan Yaseminin ellerinden kollarını kurtardı ve odanın öbür ucuna gidip ışığı açtı...Onun yüzünü görmek istiyordu.Tüm o itiraflarını dinlerken onun gözlerine bakmak istiyordu..

“Babam hakkında idam kararının kaldırıldığı anda seni aradım ve hastaneye koştum ama annen beni görmek istemediğini ... ..Senin önceliklerinin değiştiğini, ....uzun bir süre dönmeyeceğinizi ...bana söyledi “Yasemin ağlamaya devam ediyordu, bir yandan da anlatmaya devam ediyordu..Hıçkırıklardan boğulurcasına..
“Ve ben seni göremedim...sonra da beni görmek istemediğini, beni bıraktığını düşünerek acı çektim...Korktum ahmet..Babam bir yanda, senin aşkını kaybetmiş olmak düşüncesi, evlenmeden hamile kalmak ve bütün bunları anlatmak altında...ezildim ve bir çıkış yolu bulamadım...kapandaydım..Hayat beni heryerden eziyordu.... kendimi...öldürmeyi düşündüm...Sevda tepesine gittim...kendimi buluştuğumuz, aşkımızı yaşattığımız... kayalıklardan aşağıya atacaktım ...sonra Nec...geldi ve beni oradan kurtardı...Bana bunu çözeceğimizi söyledi..Bana evlenme teklifi ...etti..Kabul..etmedim..B- ben Rüyayı aldırtmayı düşündüm..Beraber dok...”

“Beni aramayı bir an bile düşünmeden!” dedi sinirlenerek Ahmet..”ahh! Yasemin..benim çocuğumu bana söylemeden aldırtacaktın ha!”

“ama..yapamadım..sonra bana yine evlenme teklifi etti..bu teklifini yine kabul etmedim....Bunun...g-gerçek bir evlilik olmayacağını sadece....çocuğumuza adını vermek istediğini söyleyince..Sonra herşey kontrolümden çıktı....Çocuğumuzu da kaybetmek istemiyordum..Sen-den olan bir par-parçayı da kaybetmeyi... göze alamazdım...Senin gittiğini dü-düşündük..çe k-korkuyordum....Senin aşkını içimde taşımaktan ötürü suçluluk duyuyordum, aileme,çevreme karşı, kendimi vebalı gibi hissediyordum..Seni seviyordum ama.... senin beni sevmediğini.... gittiğini düşündükçe daha da kahroluyordum...Aileler, Necdetle evliliğimize o kadar sevinmişti ki, sonra hamileliğim ve kızımızn doğumu...Hayal alemindeydim...ama bildiğim bir tek şey vardı...O da seni sevdiğim ve bunu kalbimin en..derinlerinde..sakladım.senin gelmeni diliyord-dum ama her-herşey bize karşıydı...Hayat..bizi ..ayrı yerlere...savurmuştu....Seninle trende tekrar karşılaşıncaya kadar...Sonrasını sen de biliyorsun”

“hayır bilmiyorum Yasemin! ....sana geldim...Amerikadan geldiğimde koşa koşa sana geldim...Kayseriye gel..geldiğimde seni onunla evlenirken gördüm...O parmaklıkların arkasından sana Yapmaa! Diye bağırdım..Duymadın...Ölüyordum Yasemin...Bu kadar büyük..bir acıyı hayatımda his-setmedim..O parmaklıklara beni hapsettin!!...Peşinden yine de geldim...Seninle konuşmaya ça-çalıştım...Böyle bir aşkı bir kalemde...silip atamayacağını düşünüyordum...ama..o...senin kocan..olduğunu söyledi..bana..ve ...peşinden hamile...olduğunu..görünce...tam öldüm...Aşkımız gerçek değilmiş..ve ...onun karısı olmuş olduğunu zannettim...Gördüğüm ...benim çocuğummuş ama sizzzz...ne yaptınız bana?... Beni kör ettiniz...sağır ettiniz...bunca zaman!..Anlamaya çalışıyorum...Ne düşündün..Necdete ne dedin de bana öyle davranmayı hak gördü kendinde?” diye haykırdı Ahmet.

Yasemin, şaşırmıştı..”S-sen..Kayseriye geldin mi?...Nasıl olur...Aman Allahım...Necdete hiçbir şey söylemedim...Onunla da hiçbir şey konuşmadım..ona ..s-sana söylemesi için...b-bir şey demedim...S-sadece..s-seninle beraber olma.mızın imkanı kalmadığını söylemiştim..” dedi çabuk çabuk...Necdet!! bunu nasıl yapmıştı..Birden nikah günü, necdetin koştura koştura bir yere gittiğini hatırlıyordu ve peşinden oteldeyken ...Ahmet buraya gelse..ne yapardın diye sorduğunu hatırladı...Oraya Ahmetin geldiğini biliyordu!diye düşündü telaşla Yasemin.

“O da bunu kullandı...senin umutsuzluğunu..kullandı o Yasemin!...Yıllarca seni tutsak etti...bu zayıflığınla..Beni de ...güçsüz hale elbirliğiyle..getirdiniz..Hiçbir gücü ve ümidi bende bırakmadınız!...ve seni bıraktım ona Yasemin...mut-mutlu olasın diye...” dedi öfkeyle Ahmet.

Bir an sessizlik oldu..Ahmet, odada bir aşağı bir yukarı dolaşıyordu..Öfkeliydi, anlamaya çalışıyordu..Yaseminse yaşadıklarını tek tek hatırlamaya çalışıyordu..

“Bana o gün parkta niye anlatmadın?...Niye Kıbrısçıka gelmedin?.....” diye birdenbire sordu Ahmet..Durdu, yatağa çöktü.

“Gelecektim..Bavulumuzu hazırlamıştım..ama o sabah Rüya hastalandı ve Necdeti isteyince ve o da canı yürekten Rüyaya sarılıp...ilgilenince..ona bunu yapamayacağımı...Rüyayla ikisine yapamayacağımı...anladım..” dedi yalvarırcasına Yasemin.Kalktı ona doğru yürüdü..
Ahmet onun geldiğini görünce kırgınlıkla sırtını ona döndü...”Ama bana yaptın Yasemin..Beni yok saydın...”
“Sen bilmiyordun..O zaman bunun doğru karar..olduğunu düşündüm...korkmuştum..herkese bunu nasıl... anlatacağımı düşünüyordum, endişelenmiştim...Onun yaptığı tek bi...hata bile yoktu...” diyerek Yasemin onun sırtına yüzünü dayadı..Ahmet kıpırtısız duruyordu ama bu sefer onu itmedi..
Sonra Ahmetin buz gibi sesini duydu.“sen de buna yine kandın!..Adam başından beri sana aşıktı..hayatımızın her yanını işgal ettin...seni kendine tutsak etmiş. Bunu göremedin mi?... Buna kandın yine Yasemin!.”
“Bunu o zaman yeni öğrenmiştim..Neyin haklı neyin haksız olduğunu düşünecek durumda değildim...Kendimi feda ettim, seni feda ettim... çocuğumuzun mutluluğunu düşünmüştüm..o anda ....doğru bir kararmış gibi gelmişti..” dedi yalvarırcasına Yasemin “Beni ne olur affet!”

“Yanlış karar!...bana söylemeyi....Rüyayı söylemeyi... ne zaman düşünüyordun Yasemin?”diye sordu sakin bir ses tonuyla Ahmet ve döndü onun gözyaşlarıyla dolu gözlerine bakarak..Yasemini omuzlarından tuttu..

“kıbrısçıka geldiğimde bunu söyledim, anlattım sana...Rüyanın senin kızın olduğunu..söyledim.. sonra...”
“Nee! Nasıll...Bana oraya geldiğinde başucumda Necdetten ayrılamayacağını, bunu Rüyaya yapamayacağını, kendime bir hayat kurmamı..tavsiye ettiğini..söylemiştin!..Ne demek oluyor şimdi bu!??!..”

“A-ay-ylaa...sana bunları anlatırken..odaya girdi ve senin...çok hasta olduğunu..söylediklerimi duyamayacağını...senin ve ailenin benimle yaşadıkların..yü-yüzünden..acı çektiğinizi..ve..seni rahat bırakmamı..söyledi...ben o anda ...Aman tanrım!..o konuşmalarımı, sana anlattıklarımı mutlaka...duymuş olmalı!” diye birdenbire haykırdı Yasemin...”O kibirli tavırlarının sebebi buydu...bana kocama..meshulliyetlerim olduğundan...” diye öfkeyle söylenmeye başladı..

“Ay-ayla da mı?...Aman tanrım!..O yüzden bana ..orada evlenme teklifi etti!!!” dedi Ahmet ve ellerini saçlarının arasından geçirdi...”Ah!Yasemin!ah!...ne yaptın??!!?”

“O anda..seni ölüyorken..gördüğümde..çok acı çektim..sana haksızlık ettiğimi..düşündüm..ve bir anda..Aylaya hakverdim...seni Boluya götürüyorlardı..kendimi çok çaresiz hissettim...senin için o kadar endişeniyorken..hayatından atılmış olduğumu hissettim...ve oradan uzaklaştım ..ama hergün aradım ...Kiraz Hemşireye senin..durumunu sordum...S-sana bir..bir şey olacak diye..çok korkuyordum..”

“Ve..bana..o sabah... o yalanı söyledin..Yanımda başka bir kadını gördüğünde acı çekmeyeceğin yalanını...Sonra ne oldu Yasemin?...Ne oldu?Yine aynı başlangıca döndük...Hiçbir şey ve hiçkimse bizi ayıramıyor...” dedi Ahmet birbirlerine söyledikleri başladıkları gerçekleri tüm yaşananlarla beraber kafasında oturtmaya çalışarak.

“evet..ilk başa döndük...” dedi acı dolu sesle...”ve..en çok da ..ikimiz ...acı çektik... hayat bizi..sınadı Ahmet..hayat aşkımızı...sınadı..” dedi hafifçe ve geldi ona sarıldı Yasemin. Sessizce oturdular, Yasemin Ahmete sarılıyor, Ahmet başı ellerinin arasında yatakta oturuyordu...hayat, onların aşkını en acımasız halleriyle sınamıştı...ama yine aşıktılar.

Yasemin, konuşmaya anlatmaya devam etti.
“hem seni kaybedeceğimi düşünüyor hem de kaybetmek istemiyordum..Necdetle uzaklaşmaya başladık...sana olan aşkımın varlığını hissediyordu..bu yüzden kavga ettik...sonra....Güzideyi öğrendim..”
“Sen güzideyi biliyor muydun?” diye şaşırarak sordu Ahmet.
“Evet ...aralarında bir ilişki olduğunu öğrenmiştim ve bu-bunu...öğrendiğimde ...boşanmamız gerekliliğini söyledim...ama araya Rüyanın hastalığı girdi...sen de Aylayla nişanlıydın..ama bana geldin...hastaneye..o kadar büyük bir acı....pişmanlık hissettim ki sana kar-rşı..kız-kızımız orada..ölümle pençeleşiyordu...sen o kadar..iyiydin ve sevgi doluydun ki...Kahroldum..ona bir şey olsaydı...sana ne diyecektim...Ölürdüm Ah-Ahmet...Ne yapacağımı ...bilemedim..”
ve Yasemin yine hatırladıklarıyla histeri şeklinde ağlamaya başladı..Yüzünü eliyle kapatmış, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu..Ahmet, onun acısını, pişmanlığını hissetmişti..Ellerini ona uzattı ve ellerini açtı..”O kadar boşuna çekmişiz ki....”dedi ve dayanamayarak ona sarıldı..Kafası karmakarışıktı

“Aşkımıza asla ihanet etme..dim..asla..seni sevmekten....bek-kklemekten vaz..geçmedim...Seni o...kadar çok seviyorum ki Ahmet...ne olur ne olur...affet beni...” kelimeler Yasemin in ağzından titreyerek peşpeşe çıkıyordu, gözyaşları gözlerinden sicim akıyordu.

Ahmet, onu kolları arasında sıkı sıkı tuttu...sonra dayanamadı onu öpmeye başladı..Tanrım, onu okadar özlemişti ki..bu anı o kadar hayallemişti ki...Ama bu kadar acıyı ve sevgiyi bir arada yaşayabileceğini düşünememişti..Durdu, onun gözyaşlarıyla ıslanmış gözlerine dudaklarını değdirdi...Yasemin, öpüşmenin ve konuşulanların etkisinde yarı bayılmış haldeydi..Kendini Ahmete bırakmıştı..
“Beni... gözlerimin...içine bakarak...sevdiğini söyle Yasemin...Bunu...gerçekten bilmeye ihtiyacım var...Bu benim bu...hayatta..tek..varolma sebebim...Beni sevdiğini söyle...Bunu bilirsem herşeyi bileceğim...” dedi dudaklarının arasından onu öperken..

“seni çok seviyorum Ahmet..Sensiz yapamam..Bunca zamandır yapamadım..Yapamadım...Bundan..sonra hiç yapamam...B-beni bırakma.” dedi ve onun kollarına bıraktı kendini...Ahmet, onu bırakmadan yatağa yatırdı...Göğüsüne bastırdı, yıllardır duyduğu o eksiklik duygusunun acısını çıkartmak istercesine..

badger
11-08-07, 11:11
Selma, ne kadar süredir beklediğini hatırlamıyordu...

Işık, Defnenin yanında boşalan yatakta Defneyle beraber uyuyordu..Yaşarsa karşısındaki sandalyede sessizce, bitkin bir şekilde oturuyordu..Ameliyat bitmemişti..Kan, bulabilmişlerdi..Arkadaşlarının sayesinde kan merkezlerinden gereken kanı getirtebilmişlerdi..Öğrendiği kadarıyla, Denizin dalağı alınmıştı, bağırsaklarda ve diğer hayati organlarda çok büyük hasar olmamıştı ama çok kan kaybetmişti....

Kafasında bir yandan Defnenin hamileliği bir yandan da Denizin durumu dönüp duruyordu...Düşük olmazsa, hamileliğinin devamı sözkonusuydu..O zaman ne yapacaklardı? Evlenmeleri gerekliydi..ama Deniz ne kadar sürede iyileşirdi? Bunu Şevkete ve herkese nasıl anlatırlardı...Hamileliği sonlandırmak da çok büyük bir riskti..Defnenin şu andaki ruhsal durumu bunu kaldıramayabilirdi..Ya Deniz de kurtulamazsa, her ikisi birden kızına büyük bir yük getirecekti...Yapacak bir şey yoktu, bekleyeceklerdi...
Sıkıntıyla alnını ovuşturdu, Yaşara baktı, onun bitkin yüz hatlarına...İyi ve nazik bir çocuktu..Ondan hoşlanmıştı hem bgün kan vermiş, hem de Denize kan buldukları kan merkezlerine koşturup kanları alıp getirmişti..Dayanıklı çocukmuş, dedi kendi kendine Selma.
Yaşar, Selmanın baktığını görünce gülümseyerek,”Kurtulacak değil mi?”diye sordu merakla. Selma, onun gülümsemesine karşılık vererek, “Kurtulabilir, elimizden geleni yaptık Yaşar, hem de fazlasıyla, bundan sonrası Tanrının bileceği iş...ama Deniz güçlü bir çocuk...gençliği iyileşmesine yardımcı olacaktır....özellikle sen çok koşturdun..bizim çocukların iyi bir arkadaşı olmalısın..Seninle tanışmamıştım ama..seni tanıdığıma pek memnun oldum..” dedi..

“Ben de sizi tanıdığıma memnun oldum..İyi ki burada bizi buldunuz..Deniz sizin sayenizde kurtulacak..” dedi Yaşar nazik bir sesle. “ne güzel sizlerin dostluğu..aileler arasında..çok güzel...Işıkı da..Denizi de kendi evlatlarınız gibi görüyorsunuz...”

Ailelerin dostluğu deyince Selma hafif bir ironiyle gülümsedi ve derin bir iç geçirdi...Onca yıl süresinde yaşananları düşününce.Birden aklına Ahmet ile Yasemin geldi...Hafif bir üzüntü ve pişmanlık yüreğini kaplamaya başladı.Benzerini şu anda tekrardan canlı canlı yaşıyordu...Defne ve Deniz..Bu düşüncelerden kendini kurtarmak için kafasını öbür tarafa çevirdi..Yine burada Ünsallar ve Gürsoylar hep beraber biraraya geleceklerdi...

Koridorun ucuna bakıp duruyordu..Yarım saat önce dergiyi aradığında Sevimle konuşmuştu..Sevim, Mehmet, Rıza ve Şevketle beraber hastaneye geliyordu..Sevimin anlattığına göre Mehmet fenalaşmıştı ama Rıza hepsi toparlayıp, hastaneye getiriyordu..her an gelebilirlerdi..Yaşara döndü..

“Yaşarcığım, sıvı bir şeyler içmeye devam et..Kan aldılar senden..Sıvı kaybını takviyelemen çok önemli..Ben yine sana açık, şekerli bir çay getireyim...”
“Zahmet etmeyin ben alırdım, doktor hanım..” diyerek hafifçe ayağa kalmak istedi Yaşar.
Ama Selma, onu eliyle engelleyerek yerine geri oturttu.”Sen otur Yaşar, ayağa fazla kalkma artık..Benim için zahmet olmaz..hem yeni bir haber var mı diye bakayım hem de hareket etmiş olurum...10 dakikaya kadar dönerim..Sen suyunu içmeye devam et..”

“Peki...” dedi Yaşar ve sandalyesinin arkasına yaslandı..
Yürüyerek yanından uzaklaşan Selmanın arkasından baktı..İyi ki Defnenin annesi onları bulmuştu..Bu gün yaşananları düşününce bir anda tüm bedenini yorgunluk sardı..Denizi onca yol boyunca taşırken, ya da sonrasındakiler için koşuştururken bu bitkinliği, yorgunluğu hissetmemişti ama şimdi tonlarca ağırlık altında eziliyor gibi hissediyordu...

Gözkapakları ağırlaşmıştı, istem dışı bir şekilde derin bir uykuya doğru yuvarlandı..

gülmisal
14-08-07, 12:00
Uzunca bir süre aynı biçimde durdu ahmet ve yasemin.Ahmet sürekli düşünüyordu.Mutluydu evet mutlu olduğu kesindi ama bu mutluluğun bu kadar acıyla gelmesi onu kahrediyordu.Biraz sert mi olduğunu düşündü.Sevdiği kadına çok kızgın olduğunu kesin bir şekilde belirtmişti.Sonra düşüncelerle çok vakit kaybettiğini anladı yasemini rüyanın yanına götürmeliydi.Kızı uyanabilir ve yalnız olduğu için korkup ağlayabilirdi.O daha küçüktü.Yalnızlığın ne demek olduğunu kendi çok iyi anlamıştı.Yedi yıldır yalnızdı.Kızım da bunları daha bu yaşta yaşamaya başlamamalı diyordu içinden.Yasemine baktı.Uyumuştu.Belli ki çok yorgundu.Onu olabildiğince dikkatli ve yavaşça kucaklayıp ayağa kalktı.Bunu hala nasıl yaptığını anlayamamıştı ahmet.O kadar güçsüz hissediyordu ki kendini.Birkaç adım attı.Kapının önüne gelmişti.Kapıyı zorlanarak ta olsa açtı.Birdaha baktı yasemine.Onunla ilk geçirdiği geceki hissi yaşadı.Uyurken o kadar masumdu ki.Biran onun kendisine nasıl bu kadar büyük acıları yaşattığını düşündü.Sadece onun suçu değildi.Bunda necdetin de büyük bir rolü vardı.Bu sefer aklına necdet ile yaseminin evlenişi geldi.Ondan sonra necdetle kavgaları.Aslında anlamalıydı.Herşey bu kadar çabuk gerçekleşemezdi.Evlenmeleri yaseminin hamileliği.Birden başında bir sancı hissetti ahmet.Gerçekten olanlar onu da yormuştu.Artık kaldıramıyordu.Onların odasının kapısını açtı.Artık o yatakta küçük bir varlık vardı.Gülümsedi.Annesi gibi uyuyordu.Masum.Uykusunda bile gülüyordu.Çok şekerdi.Kimbilir belkide kendi çocuğu olduğu içindi.Çok akıllıydı da.Annesinin onu okula getirdiği günleri düşündü.Bunları yaparken yavaşça rüyanın yanına yasemini yatırdı.Kapıya doğru yürüyordu ki onları bırakamayacağını anladı.Tüm gece onları izlemek tüm yorgunluğunu alacaktı.Kendiside rüyanın öbür yanına uzandı.Bu ilk defa oluyordu.İlk defa bir AİLElerdi.Artık aralarında bir engel yoktu.Rüyayı birden yavaşça öptü.Gözleri dolmaya başlamıştı sanki.Ama ağlamayacaktı.Böyle bir zamanda ağlamak yersizdi.Düşünmeye başladı yine.Zaten tek yapabileceği buydu.Düşünmek.O eski ve güzel günlerini.Hepsi bir hazine değerindeydi.Tüm düşüncelerinden sonra ayla olayı aklına geldi yine.Sinirleri yine gerildi.Herkese sorulacak hesapları vardı.Yıılar boyunca arkasından neler çevrilmişti.Yavaş yavaş sabah olduğunu anladı.Saatine uzandı.Gerçektende öyleydi.Zaman ne kadar da çabuk geçmişti.Yaseminin uyandığını farkketti..

badger
14-08-07, 13:38
Selma, koridora geri döndüğünde şok geçiriyordu..Ameliyathaneden aldığı son haber onu sarsmıştı...Elinde Yaşar için getirdiği çay bardağıyla orada dikiliyordu..elleri titriyordu..

Yardımcı doktorlardan biri ameliyat devam ederken dışarı çıkmış ve Selmaya son durumu anlatmıştı...” ...Dalağı almak zorunda kaldık..Böbreklerinden biri tamamen mahvolmuş durumda onu da çıkarttık..Hasar gören bağırsaklardan ve mideden de bı kısım almak zorunda kaldık...Çok kan kaybetmiş..Hayat seviyeleri kritik noktada..ama yaşıyor..şimdi kapatmaya geçtik...bundan sonrası Allaha kalmış ..ve onun ne kadar yaşamak isteyeceği mücadelesinin şiddetine...Son durum bu..Yaşıyor...Ameliyat yarım saate kadar biter..Ama kan vermeye devam edeceğiz....”

Koridorda öylece kalakaldığında, bir seslenme duydu.”Selma..geldik!...Deniz...nasıl?”
Bu Mehmetti..Üstü başı perişan Selmaya doğru koridorda koşarak geliyordu..Peşinden diğer endişeli yüzler...Sevim, Şevket ve Rıza...Bir Ahmet yoktu..O neredeydi?...Birden o evladının da eksikliğini hissetti.

Selma, hayal alemindeymişçesine bakışlarını Mehmete çevirdi...Dışarının soğukluğuna rağmen yüzü al aldı ve yüzü boncuk boncuk terliydi..Ne söyleyeceğini bir anda kafasında tarttı, gayri ihtiyari elini onun omuzuna koyarak anlatmaya başladı..

”Deniz...arbede esnasında derin bıçak darbeleri almış...Ameliyatta şu anda..Yarım saate kadar doktorlar ameliyatı bitirecek..Çok kan kaybetmiş..Kan bulduk ama...daha da ihtiyacımız olacak...Organlarının bazıları hasar görmüş onları çıkartmak zorunda kalmışlar...Ama yaşayabilir...Ümidimizi kesmememiz lazım...” dediğinde Mehmet sendeledi ve Selmaya tutundu..Şevket ve Rıza onu tutmak için ona doğru hamle yaptılar...

Mehmetin gözlerinden istemdışı gözyaşları boşalıyordu, bir şeyler söylemek istedi..Ağzını açtı ama kalakaldı..Söyleyemedi..

Selma, onu tutmaya çalışarak Mehmete “Metanetli olmamız ve dua etmemiz lazım Mehmet..çocuğunun yaşaması için dua etmemiz lazım..” dedi ve o da Mehmetle beraber ağlamaya başladı..Tanrım ne acı dolu saatlerdi..Bitmek bilmemişti..Sanki yıllardır bunu yaşıyorlardı..Yüreği ağırlaşmıştı..Şevketin yüzüne baktı..Onun da yüzü aynı derecede acı doluydu..
Rıza bıyıklarını endişeyle sıvazlıyor ve bir yandan da söyleniyordu..”ışık nerede?...Yasemini de bulamıyorum..Necdeti de...nerede bunlar!!!..”sonra birden sessizce uyanmış, ayağa kalkmış köşede duran Yaşarı gördü ve ona “Ahh sen de mi buradaydın?..” diye şaşırarak sordu.

Selma, Rızanın Yaşara seslenmesini duyunca, Rızaya “ defneye denizi hastaneye taşıma konusunda yardım etmiş Yaşar..O olamasaymış Denizi hastaneye getiremeyeceklermiş..Kana da ihtiyaç olunca..Yaşar da kan verdi..ve hatta beni aradığım yerlerden de gidip getirdi o kanları...Çok yardımcı oldu..” dedi.

Rıza daha da şaşırmıştı ve Yaşara döndü onun omuzuna elini koyarak minnetle sıktı ve belli bir belirsiz gülümsedi...

“Rıza Bey, defne ve Işık beraber müşahade odasında uyuyor..Ben, isterseniz gidip kaldırayım Işıkı..gelsin sizi görsün...”
“yok Selma, gerek yok..iyiyse uyandırma..uyusunlar daha iyi..” dedi Rıza ve o da geldi çaresizce ve sessizce ağlayan Mehmetin yanına oturdu..

Selma, onların yanından kalkarak Sevime yanına gelmesi için baş işareti yaptı ve kızların uyuduğu odaya doğru yöneldi..
Peşinden gelen Sevim endişeli bir sesle “Gerçekten kurtulacak mı, Selma?” diye fısıldayarak sordu..
Selma, bilmiyorum anlamında başını salladı ama..”Herşey çok kötü...bilmiyorum Sevim...Herşey çok kötü...defne iyi ama orada acı çekiyor...bir de deniz ölmesin diye haykırıp duruyor..bilmiyorum ne var, ne olacak ama daha da berbat olan bir şey var ki..o da..” dedi ve sustu.
“Ne var Selma?..nedir o berbat şey? Denizin ölebileceği ihtimalinden berbat olan şey de...ne?” diye fısıldayarak sordu Sevim endişeli bir tonla..Bir yandan da oturan Mehmete, Rızaya ve Şevkete kaçamak bakış attı..

Selma, gözyaşlarıyla ona baktı ve yandaki boş muayene odasına Sevimi kolundan çekerek soktu..
“ Nasıl söyleyeceğim ..bilemiyorum..çok karışık ..b-ben de anlamış değilim...Doktorlar, D-defne buraya geldiğinde bir b-buhran geçirdiğini ve-ve ..kanaması o-olduğunu söylediler...D-dü-düşük tehlikesi varmış..H-hamileymiş Defne..”
“Ne..ne!! n-nasıl?..Hamile mi?” dedi Sevim şaşkınlıktan bembeyaz olmuş bir yüzle.
“E-evet..hamileymiş Defne..kimden olduğunu bil-bilmiyorum ama sö-söylediklerinden ve ne..kadar...ya-yakın olduklarını bildiğimden ö-ötürü b-bebeğin babasının De-deniz olacağını düşündüm..” diye kekeleye kekeleye açıkladı Selma.

Sevim, şok geçiriyordu ve başını bu öğrendiği inanılmaz gerçekle iki yana sallıyordu..”Aman Allahım!..D-deniz ölüyor.ve ....D-defne ondan ...hamile..” dedi ve aniden gözlerini acı içinde iki büklüm olmuş Mehmete çevirdi.

badger
14-08-07, 23:07
Ahmet, yanında uykuya dalmış olan Yasemine baktı. Ahmetin göğsüne sarılmış küçük bir çocuk gibi uyuyordu..Kurumuş gözyaşlarının izleri yanaklarında yol yol belirgindi..Yanakları hafifçe pembeleşmiş, dudakları aralanmıştı...Uykusunda huzursuzca arada kımıldıyor, sonra kollarıyla Ahmeti sımsıkı tutuyordu..Yanında olmasından dolayı sevineceği yerde huzursuzdu..Başı çok kötü ağrıyordu ve düşünceler kafasında uğuldayarak dönüyordu...Tüm gün boyunca yaşadıkları, geçen tüm o zamanı omuzlarına bir yük gibi binmişti.

Oda soğumuştu..Gecenin başlamasıyla dışarının soğuğu ister istemez odayı sarmaya başlamıştı ama ruhundaki alev, o kadar yoğundu ki, terlemey başladığını hissetti..Sırtı da inanılmaz ağrıyordu, hele sol omuzu ve yumrukları...Bu gün Necdetle yaptığı tüm o kavganın vücudundaki ağrıları, bir bir çıkıyordu...yaseminin onu sıkıca sarmış kollarını yavaşça kendi gövdesinde söktü...Yanağına hafifçe dokunarak sıcaklığını hissetti..Yanakları sıcaktı ve yumuşaktı..Onları öpmeyi o kadar çok severdi ki..çiçekler gibi kokardı...Onun öpmeye ve kokusunu içine çekmeye doyamazdı..Bahar sabahı güneşi gibiydi Yasemin onun için onu gördüğünde, ona dokunduğunda ruhunun taa derinliklerinden başlayan bir canlanma hissederdi.Yine o duygu vardı ama tüm olan bitenler onun içini burkuyordu..Tüm o ayrılıklar, buna sebep olanları ve Rüyayı düşününce içi öfkeyle, hayalkırıklığıyla doluyordu..

Yataktan kalktı ve dolaptan yedek battaniyeyi çıkarttı, Yaseminin üstüne büyük bir nezaketle örttü ve odadan çıktı.

Rüya, odasında tek başına uyuyordu..Gece uyanabilir ve etrafını yadırgayabilirdi..Otele geldiklerini bilmiyordu..Parktan sonra arabada ilk defa kucağında uyumuştu...Bir kere daha uyumuştu o da trende karşılaştıklarında, o uyuyunca üstüne ceketini çıkartıp örtmüştü..Yasemin gibi o da masum bir melek gibi uyuyordu...Hatta daha da masum ve küçük...Odaya girdiğinde Rüyanın koca yatağın baş kısmında yastıkların üstüne çıkmış bir halde, sarılmış uyuduğunu gördü...Gülümseyerek yatağa yanaştı...ceketini ve kravatını çıkarttı... Dolaba yürüdü ve battaniyeyi alıp, yatağa koydu..Rüyayı özenle düzeltti, yastıkları başının arkasına ve sırtına destekledi...Battaniyeyi özenle örttü ama ayak kısmını açıkta bıraktı..Ne Ahmet ne de Defne ayakları örtünün içinde uyuyamazdı..Rüya da o kadar çılgın uyuyorsa o da ayak dışarıda uyuyordur..hastaneye gittiğinde ilk gördüğü bu olmuştu..O küçücük haliyle, hasta, o yatakta ayak dışarıda uyuyordu..Bu manzarayı gördüğünde küçücük bir sempati oluşmuştu, tüm o anda gelişen kötü hastalığa rağmen...

Hastalığı düşününce bir anda o sempatik görünen tüm düşünceler yokoldu..Evladı ölebilirdi, ya da sakat kalabilirdi...Ona ne zaman düşünüyorlardı? Ya ölseydi..Rüya...Ya o öldükten sonra öğrenseydi???..Bunu düşünmek bile istemiyordu..Bu düşünceleri kovmak için başını salladı ve yanında sağlıklı bir şekilde uyuyan Rüyaya baktı,onun alnına düşen perçemleri parmaklarıyla hafifçe itti.. Onun yüzüne baka baka ilk kez huzurlu ve mutlu, hafifçe uykuya daldı...

_hayal_
14-08-07, 23:19
ININCI SEZON , 1. Bolum:

SAHNE 1:

deniz defne'nin kucaginda oylece boylu boyunca yatiyordur, hiçbir yasam belirtisi yoktur. defne ise kendinden geçmiscesine aglamaya devam etmektedir. yasarin tum ugresina ragmen, isik yasar engelini asarak kalabaligin arasina karismistir ve yasarda pesinden dalmistir kalabaligin içine. isik heryerde defne ile denizi aramaktadir, ama gozleri gordugu manzara karsisinda saskinlik ve igrenti ile bakiyordur. yasar kararli bir hamle yapip saskin isik'i bir kenara çeker:

yasar: Isik sen ne yapiyorsun? can pazari burasi.
Isik: Yasar birak beni, ya anlamiyormusun Defne ile Deniz buradalar, ya onlara birsey olduysa? onlari gormeden içim rahat etmez.
Yasar Isik'in kirilganligini iyi bilmektedir bu yuzden onu bu kalabaligin içinde birakamaz:
Yasar: o zaman burda beni bekle ben ikisinide bulur getiririm.
Isik: olmaz
Yasar: (sert bir ses tonu ile) Isik burda bekle dedim ( der ve yanindan uzaklasir)

Yasar'in Isik'tan pek farki yokturdur aslinda, daha oncede siddet içeren eylemler gormustur gormesinede burasi kan golune donmustur. insanligin bu hali Yasar'i derinden sarsmistir. O etrafina bakarken Mustafa (devrimci bir genç, surekli deniz'lerle birlikte olan çocuk) Deniz'i yerinden kaldirmaya çalismaktadir Defne ise hala soktadir. Yasar o manzarayi gorunce yardima kosar ve Mustafa ile birlikte deniz'i oradan bir kenara çekerler Isik'in oldugu yere getirirler. Mustafa Yasar'in ilgilendigini gorunce o harbede yerine geri doner Yasar'da bir araba bulmaya gider. Isik yere çokmustur agliyordur, Defne ondanda kotudur bir ruhtur surekli agliyordur ama kimseyi gormuyordur, duymuyordur. yasar arabayi bulur getirir ve kizlarin kendilerine gemeleri için her ikisininde olduklari yerden kaldirir Denizi arabaya bindirirler ve hepside binerler hastaneye giderler.


SAHNE 2:

Ahmet Necdet'ten herseyi ogrenmis olmanin saskinligi ile oradan ayrilmistir. nereye gittigini bilmeden bir yarim saat dolasmistir, ve fark etmeden kendisini Yasemin'in annesinin evinin onunde bulmustur. Derin derin Yasemin'in odasinin penceresinne bakar, geçmisi hatirlar.

o sirada Isik evi aramistir telefonu Emine açar ve kötü haberi ilk alan o olur.
Emine: buyrun!
Isik: Emine abla. ( ve aglamaya devam eder)
Emine: Isik! neyin var? ne oldu?
Isik telefonda Deniz'e olanlari anlatmistir fakat ekranda Emine'nin saskin ve endiseli yüzü görünmektedir. Emine telefonu kapatir evde Nezehat Yasemin Rüya ve Emine vardir, herkes Emine'nin konusmasini beklemektedir. ve:
Emine: Deniz, Deniz'i yaralamislar hastanedeymis.
Yasemin: Ne?
Nezehat duyduklarina inanamaz ve oldugu yere yavasca çoker, Emine Nezehat'a destek olmaya çalisir, saskinlik ve endise ile Yasemin cantasini eline alir aglayarak kapiya dogru giderken soyle der:
Yasemin: ben, ben dayima haber vermeye gidiyorum, ordanda hastaneye gideriz, Emine abla Rüya sana emanet.
Kimse onu dinlememektedir , ve Yasemin kapidan kostura kostura çikar.

Ahmet cesaretini toplamistir ve tam içeriye dogru ilerlemeye baslamistirki kapi onunde Yasemin ile karsilasirlar. Yasemin aglamakli gozlerini Ahmet'e çevirir , Ahmet ise Yasemin'e bakar ne oldugunu soylemeye firsat bile vermeden Yasemin Ahmet diyerek hungur hungur aglar. Ahmet ona sarilir, saçini oksar, ve " sakin ol Yasemin, aglama ne olur."der. daha sonra Yasemin Ahmet'ten ayrilir ve:

Ahmet: Yasemin ne oldu ?
Yasemin: Deniz, Deniz vurulmus durumu çok fenaymis. ben dayima haber vermeye gidiyorum.
Ahmet: bende seninle geliyorum.
der ve birlikte giderler.


SAHNE 3:

Necdet bir sure ayni kaldirimin ustunde oturur ve kafasindan binlerce soru geçirir; acaba dogrumu yaptim? Yasemin ne diyecek? onlari kaybettim, bir daha goremezsem? bunu soylemeseydim Güzide'ye yazik olucak, ona bunu yapamam! gibi seyler. iki arada bir derede kalmistir ne Güzide'yi nede Yasemin ile Rüya'yi kaybetmek istememededir.
Ve yerinden kalkip Güzide'nin evinin önüne gider. ve onun donmesini bekler kapinin onunde.


SAHNE 4:

Hastane çok kalabaliktir, yuruyusun yapildigi meydana en yakin hastane orasidir. Deniz gelir gelmez içeriye alinmistir, Defne, Yasar ve Isik ise ameliathane'nin önünde beklemektedirler. Defne kendinde degildir, aglamaktan helak olmustur ve halla bitkin birsekilde aglamaktadir. Isik ise donup kalmistir kimseyi gormuyor kimseyle konusmuyordur, gozleri ameliyathane kapisinda asili kalmistir. Yasar'a gelince ne yapacagini bilmeden bir kenara çökmüs bekliyordur.
Birden Defne yigilir kalir, uzuntu, korku ve yorgunluk onun daha fazla dayanmasina izin vermez ve doktorlar hemen Defne'yi bir odaya alirlar muayeneden sonra odada uyumasini isterler. Isik Deniz'in yasam savasina ve Defne'nin gidisi kendisine gelmesini saglar, donup kalmis olan Isik birden hungur hungur aglamaya baslar. Yasar onu sakinlestirmeye çalisir:

Yasar: Isik ne olur aglama, bak Deniz için , Defne için daha güçlü olmalisin. Lütfen Isik aglama bak Deniz iyi olucak görüceksin.
Isik: Hep sizin yüzünüzden.
Yasar: Ne?
Isik: Deniz senin gibiler tarafindan bu hale getirildi, o oluyor Yasar ve sorumlusuda sizsiniz. Eger Deniz'e birsey olursa... Git burdan Yasar!
Yasar: sinirlerin bozuk senin, ne dediginin farkindamisin? beni neyle suçladiginin farkindamisin Isik?
Isik: Farkindayim Yasar, insanlar sizin gibi düsünmüyor diye ne hale getiriyorsunuz, sen,... sen bugun orda degildin ama sende onlarin tarafindasin. Git artik !

Yasar uzgun ve kirilmis bir yuz ifadesi ile Isigin yanindan kalkar, hastanenin disina çikar ama Deniz'in durumu ve Isik onun oradan uzaklasmasina engel olur. hastanenin onunde beklemeye baslar.

_hayal_
15-08-07, 01:13
SAHNE 5:

Yasemin ile Ahmet dergiye gelirler, Sevim ile Mehmet onlari görünce kötü birseylerin oldugunu anlarlar.
Sevim: Hosgeldiniz çocuklar.
Mehmet: Yasemin neyin var iyi gozukmuyorsun, birsey mi oldu?
Ahmet: Mehmet abi Deniz... (Ahmet susar, dilinin ucuna kadar gelsede boyle birseyin haberini vermek çok zordur)
Mehmet anlamistir Deniz'e birsey oldugunu ve daha buyuk bir endise ile sorusunu tekrarlar.
Mehmet: Deniz'e birsey mi oldu?
Yasemin: ( aglamakli ) Deniz bugunku gösteride yaralanmis hastaneye kaldirilmis.
Mehmet: ne?
Sevim: durumu nasilmis peki?
Yasemin: bilmiyoruz.
Mehmet'in gozleri dolmustur, çocugu için çok korkuyordur. Ahmet Mehmet'in omzuna elini koyar ve:
Mehmet: hangi hastanedeymis, hemen gidelim.
ve dordu de hastanenin yolunu tutarlar...

SAHNE 6:

Nezehat ise tüm bunlar olurken Rizayi alip hastaneye gitmek için yola çikti fakat Riza'nin kaldigi yere gidince hayal kirikligina ugrar. Riza'nin evine dogru giden Keriman'i gorur ayni anda Keriman'da onu fark eder. Keriman her zaman ikinci kadin olacagini bilmekte buna razi gelmektedir, ama Nezehat'i gorunce tedirgin olmustur ve yolunu degistirip degistirmemeyi dusunmustur. Fakat Nezehat daha erken davranir ve sert bir yuz ifadesi takinarak geri doner. Keriman pesinden kosar ve yakalar onu.

Keriman: Nezehat hanim!
Nezehat: Buyrun?
Keriman: Benden pek hoslanmadiginizi biliyorum fakat sizinle Riza bey hakkinda gorusmek isterim.
Nezehat: Buna gerek oldugunu sanmiyorum, acelem var musadenizle.
Keriman: Riza beylere gidiyordunuz yolunuzu degistirdiniz, ben...
Nezehat: Sizde oraya gidiyordunuz galiba?
Keriman: Aslinda...
Nezehat: Ben sizi alikoymim, ha birde Riza beye Deniz'in yaralandigini hastanede oldugunu bizim oraya gittigimizi soylerseniz sevinirim.
Keriman: çok geçmis olsun, insallah kotu birseyi yokturdur.
Nezehat: taxi! iyi gunler hanim efendi ( der ve taxiye biner, Keriman ardindan kala kalir ve Riza'in evine gider).

Nezehat Deniz'in durumu yuzunden epey yipranmistir, ve hala sevdigi kocasini tamamen kaybetmis olma dusunceside cabasi olur.
Nezehat: konusmaliymis! hi daha ne konusucaz hersey ortada!
Taxici: efendim abla?
Nezehat: biraz çabuk olun yigenim hastanede.
Taxici: Merak etme abla az kaldi.

Keriman ise Riza'nin evine girmistir:
Keriman: Riza az once Nezehat hanimla karsilastim, sana Deniz'in yaralandigini hastanede oldugunu soylememi istedi.
Riza: Ne ? Deniz mi? Durumu nasilmis peki? Nezehat nereye gitti?
Keriman: Hastaneye sanirim, benimle karsilasmak hosuna gitmedi.
Riza: iyi bende gidiyorum, kusura bakma Keriman.


SAHNE 7:

Ahmet, Yasemin, Sevim ve Mehmet taxiden inerler ve kosar adim hastane kapisina dogru ilerlerler. Mehmet ondedir ve Yasarin disarda bekledigini gorunce kosturarak onun yanina varir.

Mehmet: Yasar Deniz'i buraya getirmisler, durumu nasil haberin varmi?
Yasar: ameliyata aldilar durumu nasil bilmiyorum bilgi vermiyorlar.
Sevim: Defne ile Isik, onlara birsey oldumu?
Yasar: Defne fenalasti ama simdi iyi, Isik ise benimleydi ona birsey olmadi.
Mehmet: tesekkurler Yasar.

Mehmet'le Sevim içeriye yonelirler, Yasemin de peslerinden, Ahmet ise Yasar ile kalir.

Ahmet: e hadi sen gelmiyormusun?
Yasar: Yok efendim siz gidin ben burda beklerim.
Ahmet: olmaz oyle sey çok, soguk içeriye gel orda beklersin.
Yasar: benim orda bulunmam Isigi rahatsiz ediyor, en iyisi burada kalmam.

Ahmet daha fazla israr etmez ve içeriye girer. herkesin yanina vardiginda Mehmet sandelyeye çokmustur Sevim ise onun yanida ona destek olmaya çalisiyordur.
Ahmet: Yeni bir haber varmi?
Yasemin: Hayir daha bilgi vermemisler.
Ahmet: Defne nerede?
Isik: Baska yer yok diye doktor odasina koydular, simdi uyuyor.
Ahmet: ben bir gidip bakim.
ve Ahmet Defne'nin oldugu yere gider. Defne uyuyordur, Ahmet kardesinin saçlarini oksar yuzune bir opucuk kondurur.
Ahmet: Ya sana birsey olsaydi deli kiz!
Tam bu sirada Defne gozlerini aralar, bitkindir zorlar kendini iki kelime etmekye:
Defne: Abi!
Ahmet: Burdayim Defne, Burdayim bitanem.
Defne: Deniz, O iyimi?
Ahmet: Hala amelyatta, iyilesecek merak etme.
Defne: Ne olur iyilessin abi, ben onu çok seviyorum.
Ahmet: Iyilesicek, soz veriyorum, hadi gozlerini kapa, Deniz uyaninca seni boyle gormesin.
Defne: Peki!
Ve Defne tekrar dalar. ahmet ise yani basinda biraz daha oturur.

Nezehat gelir onlarin ardindan.
Nezehat: deniz'in durumu nasil? iyimi?
Mehmet yerinden kalkip ablasinin yanina gelir ve aglayarak ablasina sarilir.
Sevim: kimse birsey bilmiyor, suan ameliyatta.
Nezehat: Mehmet aglama, bir ne vadireler atlattik unuttunmu.
Yasemin: Evet dayi Deniz guçludur ona birsey olmaz.
Sevim: Mehmet hadi otur topla kendini, oglun simdi içerden çikar seni boyle gormesin.
Mehmet: Ona birsey olmaz degilmi? O guçludur, daha yapacak seyleri var degil mi abla?
Nezehat: o senide bizide birakip hiçbir yere gidemez, tamam mi.

Nezehat kardesine sarilir.

Arkada bir fon muzigi baslar (agit gibi birsey), ve uzun bekleyisler devam eder. Bu arada Selma ve Sevket'te olaylari duymus gelmislerdir, Deniz'in ve Defne'nin solcu arkadaslarida onlari birakmamistir, hepsi ameliyathanenin onunde veya diger koridorlarda beklemektedirler.

SAHNE 8:

Necdet sogukta beklerken Güzide'yi gorur ve oturdugu yerden kalkar.
Güzide: Necdet!
Necdet Güzide'ye sarilir
Necdet: Sana ihtiyacim var!
Güzide: Yüzlerin buz gibi çokmu bekledin?
Necdet: biraz oluyor iste!
Güzide: he hadi sen donmadan içeri girelim.
Içeri girerler ve Gûzide birseylerin yolunda gitmedigini anlamistir.
Gûzide: Necdet sen iyimisin?
Necdet: Sana anlatmam gereken seyler var Gûzide.
Gûzide: dinliyorum.
Necdet: Yasemin ile ben... ( duraklar) , yani biz...
Gûzide: evet siz?
Necdet: Bizim evliligimiz sahte, yani sadece formalite.
Gûzide: ama sen, bu nasil olur?
Necdet: Rûya'nin babasi ben degilim, Ahmet. Biz hiçbir zaman gerçek bir aile olmadik.
Gûzide: Necdet sen Yasemin'e yardim etmek için mi evlendin onunla?
Necdet: Evet Gûzide, ve bugun tum gerçekleri Ahmet'e anlattim. Sana bir teklifim var buraya bu yuzden geldim.
Güzide: nedir?
Necdet: ben ve Yasemin ayrilicaz, benim ile evlenirmisin?
Güzide: Ne?
Necdet: seni seviyorum Güzide, benimle evlen.
Güzide: olmaz Necdet, sen Yasemin'e asiksin, ve bu evliligide onu unutmak için istiyorsun.
Necdet: Gûzide...
Güzide: eger birgun gerçekten beni sevdigini hissedersen bu soruyu tekrar sor, ama simdi olmaz Necdet. Evet soyle bakalim ne içersin?
Necdet: sen ne ikram edersen. bu arada evi arayip bugun gelmeyecegimi haber verebilirmiyim.
Gûzide: benimlemi kalacaksin?
Necdet: istemiyorsan kalmam!
Gûzide: istiyorum.
Gûzide içeriye gidince Necdet'te Nezehat'lari arar telefonu emine açar ve:
Necdet: alo emine!
Emine: Necdet! hastaneden mi ariyorsun? Deniz'in durumunda bir degisiklik varmi?
Necdet: Deniz'e birseymi oldu?
Emine anlatirken Necdet'in yuzu bembeyaz olmustur ve telefonu kapatir.
Gûzide: Ne oldu? Kotu bir haber mi var?
Necdet: Deniz bicaklanmis!
Gûzide: Ne? Nasilmis peki?
Necdet: bilmiyorum ben hastaneye gidiyorum!
Guzide: bekle bende geliyorum.
ve ikiside hastanenin yolunu tutarlar.

SAHNE 9:

Riza bey gelmistir, once Mehmet'in yanina gitmistir destegini vermek için, sonrada nezehat'in yaninda dinelmeye baslamistir. Nezehat Riza'nin gelisinden rahatsizlanarak Isik'in yanina gider.

Nezehat: Isik Yasar disarda bekliyor, ne oluyor?
Isik: Ben gitmesini istedim.
Nezehat: aaaa aa! neden?
Isik: Gormuyormusun anne onun gibiler yuzunden Deniz olum ile yuzlesiyor. Bu durumdan onlar sorumlu.
Nezehat: saçmalama Isik, Deniz ve Yasar farkli dusunebilirler, ama bu olayda onun suçu yok, ona haksizlik ediyorsun.
Isik: Bilmiyorum anne, ama Deniz bu halde iken Yasar'la gorusmesek daha iyi olacak.
Nezehat: sen bilirsin, ama disarda donucak çocuk.
Isik annesinin yanindan ayrilir ve Yasemin'nin yanina gider: abla Yasar disarda bekliyormus, lutfen ona beklememesini gitmesini soylermisin. gitmiyorsa içeriye girsin donucak simdi.
Yasemin: sen niye soylemiyorsun?
Isik: abla lutfen!
Yasemin: Peki!

badger
16-08-07, 01:48
Ahmet, gecenin ilerleyen bir vaktinde uykusundan yanağında bir baskıyla uyandı...
Gözlerini telaşla açtı..Gözkapakları aralandığında minik bir suratın yanağının yanağına dayanmış, derin soluklarla uyuduğunu gördü...Şaşırmıştı ama bir yandan da bunu hissetmek ve görmekten dolayı da çok mutlu olmuştu...

Burnunda o küçük meleğin kırçiçeği kokusu..boynuna dolanmış minik ama sıkıca tutmuş kolun sarılması ve babasını tutmasını...O kadar mutlu olmuştu ki..Anlatamazdı..hafifçe gözyaşları gözlerine dolarak kendi kendine gülümsedi...Ona sarıldı ve nazikçe onu düzeltip göğsüne yatırdı..

Rüya, uykusunda hafifçe kıpırdandı ama uyanmadı..Başını Ahmetin kalbinin attığı yere dayadı ve derin uykusuna devam etti...Kolları iki yana sarkmış, babasının göğsünde ilk kez uyuyordu...İlk kez...İlk kez kızıyla bunca zamandan beri beraber olabilmişti...Necdetin kızı diye bilmesine rağmen bu küçük evladı, acıyla karışık bir sevgiyle sevmişti..O anları düşününce nasıl da içi birden burkuldu...Yasemin!Necdet!...nasıl da çaldılar bu zamanı...nasıl da yaptılar bu haksızlığı ona ve kızına...Öfkeli düşünceler tekrardan onu sarmaya başladı...

Ne yapacaktı?...Aslında yapacağı belliydi...Çocuğunun bir daha elinden alınmasına izin vermeyecekti..ve bu rezilliği Yasemin ve Necdet beraber nasıl yarattıysalar, öyle ortadan kaldıracaklardı...

Yavaşça yattığı yerden kalktı...önlerinde çok uzun günler vardı..Konuşulacak, izah edilip yapılması gerekenler...Rüyanın üstünü hafifçe örttü ve saçından öptü..derin derin öptü yılların acısını çıkartarak...Odada onu yalnız bırakıp gitmek içinden gelmiyordu ama Yaseminle konuşması lazımdı...

Sessiz adımlarla odadan çıktı ama kapıyı aralık bıraktı..Rüya, uyanırsa, yan odadan duyabilsin diye..
Yan odaya girdiğinde Yaseminin gözleri açık, yatakta yattığını gördü..Yasemin, onun içeri girmesiyle bakışlarını kaldırıp ona baktı..
"Uyuyor mu?" diye sordu Yasemin.

Ahmet, ona kaçamak bir bakış attı ve yatağın karşısında duran kahverengi koltuğa doğru yürüdü.."Evet uyuyor..ben de uyuyakalmışım yanında.." diye cevapladı.

Bu sefer koltuğa otururken bakışlarını Yaseminden kaçırmadı..bacak bacak üstüne attı, geriye yaslandı...
Yasemin, bu tavrından irkilmişti..Günboyunca zaman zaman hissettiği bir tavırdı...kararlık ve sessiz bir öfke...

Hafifçe yattığı yerden doğruldu..Elbisesinin açılan yakasını utangaç bir tavırla düzeltti...Ayaklarını yatağın kenarından yere uzattı, kollarıyla destek alarak ayağa kalktı ve Ahmete doğru yürüdü...Ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyordu...tam karşısına geldiğinde kalakaldı...Gözleri o siyah bakışlara takılmış, o ince çizgi dudakların arasından çıkacak kelimelerdeydi kulakları..

“otur Yasemin..” dedi soğukça Ahmet...”Ne yapacaksın artık Yasemin?”
“B-Ben...Necdet den boşanacaktım..Boşanacağım zaten..Onun Güzideyle ilişkisini öğrendiğimden beri bunu...ona..s-söylemiştim.” Dedi kekeleyerek Yasemin.

“ Rüyayı bırakmayacağımı biliyorsun değil mi?..”
“E-evet...”
“Peki ya ailelerimiz?..”
“Açıklayacağız on...”
“hayır sen açıklayacaksın!Bu rezilliği sen açıklayacaksın!....Bu-bunu açıklamamaya nasıl karar verdiysen, bunun sorumluluğu sana ait...!”
“Ama...biraz zaman..alır..böyle bir şeyi..n-nasıl anlatırım hemen.”
“Bunun için 7 sene bekledin!..artık açıklayacaksın..ve sonuçlarını da göreceksin...ve o Necdetle hemen boşanacaksın!”diye öfkeyle sesini yükseltti.
“Anlamıyor musun Yasemin?..Bir keresinde Beni öldürdün! Demiştim...Yine yaptın!..Bu nasıl bir şey...hem beni sevdiğini söylüyorsun...hem de bunu yapmışsın..bu nasıl sevgidir!..Kabullenemiyorum!...Ne zaman anlatacaktın Yasemin?...Herşey bittikten sonra mı?...Rüya ben onun babası olduğunu bilmeden gözümün önünde büyüdüğünde mi?...beni çocuğumdan bihaber 7 sene mahrum bıraktın..Yine mahkum ettin, öldürdün beni??!!??..Bunu kabullenemiyorum..Ben ne yaptım?..Bu kadar berbat bir insan mıyım ben, seni sevmketen vazgeçmedim, seni üzmemek için neler yaptım? ..Ama sen Benden cüzzamlı gibi çocuğumu sakladın...bir de başka adama..onun ne olduğunu biliyorsun... ona baba! Dedirttiriyorsun!...Nasıl bir şey bu?...Nasıl beni sevmek, saygı duymak??!!”
Ahmet delirmiş gibiydi..Oturduğu koltuktan fırladı ve ellerini boynunda kenetlenmiş başı aşağıda odada gezinmeye başladı sinirli sinirli..

Yasemin, oturduğu koltuktan fırladı ve ona sarıldı...Ne diyeceğini bilemiyordu...Kafası karmakarışıktı..Doğru kelimeleri bulmak zorundaydı..Karşısında ömrü boyunca sevdiği adam kırılmış dökülmüş haldeydi..Bir şeyler yapması gerekiyordu, onu geri kazanması gerekiyordu..

Yasemin, içinde kalan son sevgi umuduyla ama kararlı bir şekilde Ahmetin yüzünü yanaklarından tutarak, kendine çevirdi..Gözlerini onun kırgın gözlerine dikti..

“Ahmet..bu-buna inanman zor gelebilir ama seni seviyorum hem de tahmininden çok...çok hatalı davrandım..biliyorum..birçok sefer bunu düzeltmek istedim ama yapacak gücü bulamadım kendimde...Seni hep sevdim, hep kavuşacağımız anı düşledim, ilk başlarda başımıza gelen talihsizliklerin... tekrar... başımıza geleceğinden çekindim...Kırgınsın biliyorum..bunu..düzeltecek olan da benim..Yapacağım..gereken neyse yapacağım..Seni seviyorum...Artık ne gelirse gelsin başımıza...seni asla bırakmayacağım..” dedi ve dudaklarını onunkilere değdirdi..

Sinem90
16-08-07, 16:33
Meemed:sivim biraz az ye bebişim.masaya zor sığıyorsun.yakında masanın ebatlarına ulaşacaksın diye çok pis tırsıyorum.:img-fie:
Sivim:ne yapayım meemed eko sürekli bişeyler istiiiyy.ben de yemek zorunda kalıyorum.
Meemed:bence eko değil sen istiyorsun onları.girizekalının teki karşında yok liftin ama.
Sivim:niye böyle diyorsun?bak duygu geldi bağa.zaten herkes bana yükleniiyy.beni artık beğenmiyorsun değğ mü?anam ne ğadar çirkin bi suratım var.ühühü:img-cray:
Meemed:anam bu hamilelerin psikolojisi de çok kötü oluyor.zaten kıvrımlarında sorun vardı iyice koptu.hiç öyle şey olur mu pambık helvam?ben seni her halinle severim.:img-in_lo
Sivim:ay meemed seni seviyorum bebişim.pambık helva dedin de canım çekti.bana bi koşu gidip alabilir misin?bak yarın öbür gün senin de bağa işin düşer he hacııı?
Meemed:Allahım yıırabbim ya sen bilerek mi yapıyorsun bunu?höt desem bile canın bişey çekiiyy.ayda ne ğadar para harcıyoruz senin haberin var mı?

Tam o sırada deniz içeri girer…

Deniz:ben geldim baba.aneeeyy bak sana ne aldım?
Sivim:çülekli pasta mı aldın bağa?hem de en sevdiğimden hınzır seni.:img-eat:
Meemed:ay bayılazaaam şimdi.güdük oğlum benim ben aneyin az yesin diye uğraşıyorum sen buraya yemek getiriyorsun.babanı düşünmüyor musun sen?sağa o parayı kim veriyor sirseri?
Deniz:niye kızıyorsun baba ya?içimden geldi aldım.nasılım?
Sivim:anaaaaaam geliiiyyy!:img-fear2
meemed:ne geliiiyy ya?
Deniz:panik atak mı geliiyy?
Sivim:ne panik atağı ya?eko geliiyy anaaaam:img-fear2
Meemed:neeeeeeey?oğlum çıbık hastaneye gidiyoruz.

Apar topar hastaneye giderler.

Sivim:meemed çok korkuyorum.anaaaaam
Deniz:korkma aneeeyy biz senin yanındayız.
Meemed:bebişim yapma bunu.iyi şeyler düşün sakin cool okey?
Sivim:hakkınızı helal edin.anam duygu geldi bağa yine.:img-cray:
Meemed:böyle düşünceleri kafandan at.onlara go go go de liftin ama.

Doktor:nefes alıp ver
Sivim:ya ben ne yapacağımı sana mı soracağım?sen kim oluyorsun da bana emir veriyorsun?sen daha ufacık embriyoyken ben idare müdürüydüm.sen bağa mı dikleniyon?:hıh
Doktor:sakinleştirici verelim en iyisi
Sivim:anam niye ki?ne yapacaksınız bağa?yoksa beni kötü emellerinize alet mi edeceksiniz?
Doktor:sizin iyiliğiniz için ifindim
Sivim:biz senin gibileri çok gördük delüüüğaaanlı.bişey falan vermeyin bağa.çıkmak istiyorum buradan imdat kimse yok mu?litfin bağa yardım edin.anaaam geliiyyy:img-fear2

Sivimin bir kızı olur…

Sivim:ben size yapacağımı bilirdim ama neyse şimdi ekomu seveceğim.verin bağa onu.ayrıca tuuu sana.:hıh
Doktor:ne tükürüyosun ya?hastahane burası.dışarısı mı bahça mı?
Sivim:konuşma laaaan konuşma.ver dedim ekomu sonra da go go go
Meemed:kısıra bakmayın hamilelik onu biraz aaaagrasif yaptı.
Deniz:gitmeyin aneyimin üzerine.anam ne ğadar şirin bişey bu eko.:img-kiss:
Sivim:meemed dediğini duymadım sanma.neyse sonra konuşuruz bunu.ivit denüz çok şirin değğ mü?:icon_redf
Meemed:anam verin biraz da ben seveyim yahu.
Sivim:sen git evden mor saç bandımı al önce.ekoma takacağım onu.ondan sonra seversin.
Meemed:of bütün çileler bağa.hep kahır hep kahır…tamam getiririm mor saç bandını.

badger
16-08-07, 22:17
[/B]Necdet, Güzideden çıkamamıştı. Gitmeye cesareti yoktu..Ne eve ne de pastaneye..Tüm öğleden sonrayı beraber geçirmişlerdi..O konuyu bir daha konuşmamışlardı.Teoyu bile aramamıştı..Kaybolmak istiyordu..Bir şey düşünmek istemiyordu..Önündeki günler çok zorluydu.Şimdi bile kıyamet kopmuş olabilirdi.Bunun ortasına girmeye cesareti yoktu henüz.

Güzide mutfakta akşam yemeğinden toparladıklarını temizliyordu.Kafasını öne eğmiş, büyük bir ciddiyet ve serilikle iş yapıyordu..Onu iş yaparken izlemeye bayılıyordu.Ne iş yapıyorsa ona odaklanıyordu. Necdet ile beraberken ona, iş yapıyorsa yaptığı işe, mzik dinliyorsa müziğe...Aslında ne yaparsa yapsın, devamlı konuşurdu ama bu sefer konuşmuyordu..Konuştuğunda da o konuyu açmıyordu. İyi ki konuşmuyor...diye düşündü Necdet. Ona bir şeyler sorup ta onun cevaplamaya mecbur bırakmıyordu.

Güzide, tabakları kurulayıp yerine koyarken Necdete yan gözle bakıyordu. Çok düşünceliydi.Bugün olup biteleri düşünüyor olmalı, diye düşündü dudaklarını bükerek.
Ahmetle kendisiyle olan ilişkisini öğrenmesiyle başlayan bir kavga yaşamışlar ve akabinde de Necdet, dayanamayarak yıllardır yaseminle sürdürdükleri evliliğin ne olduğunu ve Ahmete Rüyanın kızı olduğunu söylemesiyle nihayetlenen bir konuşma yaşamışlar. Güzide, Yaseminle ilişkilerinin iyi olmadığını biliyordu ama..Rüya gerçeği onun için de şok ediciydi.Kimbilir Ahmet ne haldedir? Diye düşündü ister istemez..Ya yasemin? Ahmet, inanılmaz derecede kırgındır...Rüyaya nasıl anlatacaklar?..Necdet ne yapacak? Bu düşünceler bir anda kafasında dönmeye başladı..Necdete tam olarak ne yapmak istediğini sormak istiyor ama onu zorlayıp ta tepkisinin artmasını istemiyordu..

Kahve fincanlarını ve cezveyi dolaptan çıkartırken bir anda hafif bir telefon çevirme sesi duydu..Kimi arıyor acaba? Diye düşünmekten alıkoyamadı Güzide.

Çevirme sesi bitmişti ve bir sessizlik..
Bekliyor dedi kendi kendine. Sonra telefonun kapanma sesi geldi yine hafiften, sonra yine bir çevirme sesi...Güzidenin kaşları çatılmıştı.Yavaşça eline aldığı kahve kavanozundan kaşıkla aldığı kahveyi cezveyedoldurmaya başladı...sonra Necdetin sesini duydu..
“Teo?..Benim Necdet”
“ben dışardaydım..gelemedim..kendimi iyi hissetmiyordum...Dolaştım..hala dışarıdayım..Beni arayan var mı?”
“Rıza Amca mı?..Niye aramış ki?”
“Demek bilmiyorsun..Ahmetin babasıyla beraber..Denizi, Defneyi ve Işıkı mı arıyorlarmış?”
“Tamam, Teo..ben iyi-yim demek için aramıştım..S-sabah erkenden pastanede olurum...Ko-konuşmamız lazım..çok önemli..”
“Y-yok bu gece olmaz..K-ka-kafamı toparlamam lazım..konuşuruz sabaha” dedi ve aceleyle telefonu kapattı Necdet..
Eyvah! Ahmet ailelerle konuşmuştu galiba..Rıza ve Şevket orayı arayıp onu ve çocukları da arıyorsa..Mutlaka söylemiştir diye telaşlı telaşlı düşündü...Tam duyulmadan kendi ailesiyle konuşmalıydı..hatta Yaseminle de konuşmalıydı..Ahmetin herkese söylemesini belki de o engelleyebilirdi ama Teoyu aramadan önce evi aramıştı ve cevap alamamıştı..nasıl ve ne konuşacağını bilememişti ama çaresizlikle onu aramıştı..Tek telaşı, kendi ailesinin vereceği tepkiydi..Nasıl açıklayacaktı bütün bunları onlara? Sıkıntıyla ellerini yüzünü kapattı ve omuzları çöktü. Neden söylemişti Ahmete bütün bunları?...diye daralarak iç çekti...sıkıntılı ve telaşlı düşünceler bir anda beynine gürültüyle doluştu..Dayanamadı yerinden fırladı..Antreye doğru gidip ceketini ve paltosunu aldı.

Güzide, elinde kahve tepsisiyle mutfak kapısında yerinden fırlayıp kapıya giden Necdete arkasından bakakaldı..”Necdet?..` merakla seslendi.

Necdet, yaptığının farkına vararak Güzideye döndü tam kapıdan çıkacakken, “ güzide...Kusura bakma..çıkmalıyım..bir an önce..aileme ulaşmalıyım..konuşmam gerekiyor..bunu bir an önce halletmeliyim..b-benden duy..malılar bu gerçeği..yoksa..çok daha fena olacak..Böyle aniden kalktığım için k-kusura bakma..S-seni sabaha ararım ya da uğrarım..ama mutlaka seni haberdar ederim” dedi ve Güzidenin şaşkın bakışları altında evden fırlayarak çıktı..

badger
17-08-07, 02:06
Ahmet MMC Junior şeklinde yine adada dolanır elleri ceplerinde..Yasemin yine suratını dondurmanın arkasına saklamış bir halde laleyle ona bakar, diğer tarafta da ayla donuk balık bakışları, ve ellerini ovuştura ovuştura "bir düşse de ben de dizine tendürdiyor sürüp, üflesem " diyordur..Neço da hassan amacanın ona bağırmasıyla, peşinde elinde paspasla kovalıyor olurdu..neço, şişman şişman ağlayarak"ama ..baba..akranlarım dışarda birbirine kesik atıyor...ahmet dolanıyor..tatil yapıyor..bütün kızları ve yaseminimi kendine aşık ediyor ...ühhüüü.."diye ağlaya ağlaya sallana sallana babasından kaçıyor ve sonucunda kulağından tutulup babası tarafından pastaneye paspas yapmak için geri sokulur...
******************
Minik Yasemin dondurmasını düşürmüş olsun...Ağlayan minik Yasemini gören MMCJr Ahmet..cebinden harçlığını çıkartıp Minik ağlayan yaseminin ağlamasına dayanamarak ona ...amcadan kocaman külahta çilekli dondurma alsın ve saçlarını okşasın.."Ağlama küçük melek...Bak sana dah güzelini aldım...Bana herzaman güvenebilirsin..Bunu unutma.."demiş olsun...ve bizim minik Yasemin "beni farketti, bana dondurma aldı....aaaahhh!" deyip kalakalsın..

Ahmetin Yasemine dondurma alıp başını okşadığı gören sevgili minik-ıyy bunu bile demek yakışmıyor, Ayla hışımla yumruklarını sıkıp , topuklarının üstünde dönüp,alt dudağı titreye titreye Minik Neçdetin pastanesine gider..
"Neçdet.. Ahmet, Yaseminin etrafında bugünlerde çok dolaşıyor..Birbirlerine dondurma alıp, sohbet ediyorlar..Senin pastanene uğramadan hergün gizli gizli...amcanın dondurmalarını yiyor..sizinkileri beğenmiyormuş...sen bir konuş onunla..ne yapacağını bilirsin.." dermiş...
**************

Minik yasemin, bayram sabahının heyecanıyla yataktan kalkar, en sevdiği pembe çiçekli beyaz kurdelalı elbisesini giyer, başına da elbisesinin kumaşından büyük bir kurdela takar..Çok heyecanlıdır..Ahmeti görmek için bir bahanesi vardır..Bugün babası ve annesiyle onlara bayram ziyaretine gideceğini biliyordur...heyecanla odasından koşarak iner...ama bakar, anne ve babası çoktaaan gitmiştir.. o telaşla ayakkabılarını bile giymeden evden fırlar..kaldırımdan karşıdan karşıya geçerken gelen faytonu görmez ve son anda minik bedenini saran bir çift güçlü kol onu yana çeker..Korkuyla irkilmiştir ve şaşırmıştır..ve onu kurtaran bu güçlü kişi de kim? diye bakışlarını çevirir..aman Tanrım bu Ahmetti!...aman allahım!...o anda kendini kaybeder..

"nereye koşuyordun küçük melek?" der Ahmet MMCJr gülüşüyle..Minik Yasemin bayılacak gibidir..o kollarda sonsuza kadar kalmak ister ama utanarak doğrulur ve başını öne eyer..MMCJr ahmetin bakışları onun çıplak ayaklarına takılır...ve eğilir..yerdeki minik Yaseminin başından düşen kurdeleyi alır...yavaşça onun minik ellerine doğru uzatır.. Yaseminin nutku tutulmuştur...Uzanır minik ellerini onun parmaklarına dokundurarak alır...
"Nereye gidiyordun?" der MMCJR Ahmet.
"Şeyy..annemler size bayram ziyaretine gitmişlerdi de olara yetişmek için koşuyordum.."
"Boşver onları..sıkıldım..bayram ziyaretlerinden..gel sana dondurma ısmarlayayım.." der..
minik yasemin mutluluktan havalara uçmaktadır..çığlak ayaklarının ucuna basa basa Ahmetle beraber dondurmacının yolunu ahmetin o ayakalrın adımlarına bakan bakışlarla tutarlar...

*********************
Minik Yasemin o sabah sıkıntıyla odasında dolanıyordu...ahmetin o sabah bir yerlere gittiğni görmüştür...Nereye gittiğini bilmiyordur..Ama Halimeyle eminenin sabah kahvesindeki sohbetlerine kulak misafiri olmuştur..Fransadan geçen akşam Ahmetlere ahmetin Fransadan mektup arkadaşı Mişel gelmiş..öğrenci değişim programında..Mişelin ne olduğunu anlayamamıştı..Öğrenci değişim programı mı?...Kız mı? Erkek mi? Ne kadar samimilerdi acaba?...mektup arkadaşı mı?..O da hergün Ahmete mektup yazıyordu defterinde yeni öğrendiği el yazısıyla..hergün onu ne kadar beğendiğini, onunla vakit geçirmekten..ama Ahmet alıp ta onu gezmeye götürmemişti..Sadece dondurmacıya gidiyorlardı..Mişel gibi İstanbula gezmeye götürmemişti..Mişelle yapmaktan hoşlandığı ve minik Yaseminle yapmadığı şey neydi acaba?

sonra birden gözleri merdivenlerde ofluya puflaya çıkan Necdeti görür..Derin bir iç geçirir..ve yatağına çöker...sonra annesinin seslenen sesini duyar...Yaaasssemmminnnn! Bak yine necdet geldi!!!...
yasemin, dudaklarını bükerek odasından çıkar...aşağıya iner...öff yine bana paskalya çöreği getirmiştir..bir de mandolinini..yine birşeyler tıngırdatacak..ben müzik sevmem ki?.. ban niye kitap ya da boya-defter getirmiyor ki? diye düşünür kendi kendine..
Nezahat, onlara bakar...Çocuklar yeni limonata yapmıştım siz mutfakta için ..ben Işığa bakmaya gidiyorum yine kayboldu bu çocuk..emeklemeyi yeni öğrendi..hemen gidiyor selmanın kızının yanına...onların bahçesine...faytonlar geçiyor yoldan alimallah der ve çıkar...Neçdetle minik yasemin koskoca evde başbaşa kalmıştır..

merw
20-08-07, 02:47
--buradaki senaryoları henüz okumadım ama eminim ki onlardan en az birine benziyordur yazdıklarım, ama ne yapayım, bayanları kıramadım, çiziktiriverdim :) 31. bölümün kaldığı yerden..

1.

“Deniiz!! Deniiz, nolur ölme. Dayan, beni bırakma Deniz.. DENİİZZ!!! HAYIR ALLAHIM, YARDIM EDİİN!!”
“İşte oradalar, DEFNEE, DEFNEE!”
Kanlı miting alanına gelen Işık, o kargaşanın içinde nasıl olup da Deniz ve Defne’yi bulacağını düşünürken, birden kulağına Defne’nin sesi gelmişti. Sesin geldiği tarafa doğru bakınca, yerde oturan Defne’yi gördü önce. Onun yaralandığını sanıp o tarafa doğru koştu, Yaşar da hemen arkasındaydı. Fakat, Defne’nin yanına yaklaştığında gördükleri Işık'ı darmadağın etmişti. Deniz, kuzeni, kardeşi Deniz, kanlar içinde onun kucağında yatıyordu. Işık bağıramıyordu bile, öylece kalakalmıştı.. Bu sırada Yaşar, etrafta koşturan birini kolundan tutup durdurmuş ve yardım istemişti. İkisi birlikte Deniz’i kaldırıp, bir araç bulabilecekleri ana caddeye doğru yürümeye başladıkları sırada kendine gelen Işık, “Sarsmayın!!” diye bağırdı, “Deniiz.. Allahım, yardım et lütfen..” Sonra Defne’yi hatırladı, hala yerde oturmuş ağlayıp dövünüyordu. Yaşar, “Hadi Işık, çıkın oradan!” diye bağırınca, Işık bir anda kendini topladı, Defne’nin elini tutup onu ayağa kaldırdı ve havada uçuşan taş ve sopalardan korunarak Yaşarlar’ın arkasından koştular. İkisinin de gözlerinde yaşlar akıyordu ancak sımsıkı tuttukları elleriyle birbirlerine destek olmaya çalışıyorlardı...

Karşıdan gelen Selma’yı görünce Ahmet’ten bir haber duyacağı ihtimaliyle heyecanlandı Yasemin. Onun tam tersine, annesi Nezahat, Selma’yla karşılaşmaktan rahatsız olmuş gibi görünüyordu.

“Ah.. Merhaba Selma Hanım”
“Merhaba Nezahat Hanım. Nasılsınız?”
“Teşekkür ederim, siz nasılsınız?”
“Çok iyiyim, teşekkürler. Nihayet oğluma kavuşacağım diye sabırsızlanıyorum.”
“Ahmet’in uçağı bu gece mi iniyordu?” Yasemin daha fazla dayanamayıp lafa karışmıştı. Selma ona dönünce utancından kıpkırmızı oldu, ama Selma bunun altında bir anlam arayamayacak kadar heyecanlıydı o anda. Nezahat ise Yasemin’e kaşlarını çatmış bakıyordu ama Yasemin için şu an tüm dünya Ahmet’in haberi için durmuş gibiydi.
“Evet Yasemin’ciğim. Bu gece yarısı inecek. Tabi buraya en erken yarın sabah gelebilecek ama, şimdiden hazırlıklara başladık..”
“Ah, işiniz başınızdan aşkındır şimdi, biz sizi tutmayalım.” diye lafa karıştı Nezahat. Yasemin ise kendi kendine gülümsüyordu, içinden “demek yarın sabah.. bu kadar zamandan sonra, nihayet yarın sabah...” diye geçirirken.
“Oldu Nezahat Hanım, iyi günler size.”
“İyi günler Selma Hanım. Gözünüz aydın.”
“Teşekkürler..”

Alışverişleri bittikten sonra eve dönen Yasemin ve Nezahat, faytondan inip, elleri paketlerle dolu halde içeri girdiler. Yasemin sanki bulutların üzerinde yürür gibi sekerek mutfağa gitti, elindeki paketleri bırakıp, annesinin sorgulayan bakışları altında masum masum sırıtarak hemen odasına çıktı. Hatıra defterine ihtiyacı vardı şu anda, içindeki heyecanını dökmeliydi...

“.. Demain..
Il viendra demain.
Après compte de chaque seul moment, toute la de nos jours et les nuits ont passée sans le voir pour une fois, il vient finalement.
Il n'y a aucune possibilité que je peux dire à quel point je passionnant suis..
Je me demande comment il réagira quand il me voit? Rien spécial, peut-être. Mais, j'ai l'espoir. Toujours...”

(... Yarın geliyor.
O yarın geliyor.
Onu görmeden geçen bunca günü, geceyi, her dakikayı tek tek saydıktan sonra, nihayet geliyor..
Ne kadar heyecanlı olduğumu anlatmama imkan yok.
Beni görünce nasıl tepki verir acaba? Özel bir şey yapmaz, sanırım. Ama umudum var. Hala..)

Aradan saatler geçmiş, hava kararmıştı.. Yasemin, yatağına uzanmış, hatıra defterinin ilk sayfasına çizdiği Ahmet’in karakalem yüzünü hafifçe okşayarak hayaller kuruyordu ki, aşağıdan annesinin yemeğe çağıran sesini duydu. Yavaşça yatağından kalktı, defterdeki çizime tekrar baktı ve “Juste une plus de nuit, mon amour” (“sadece bir gece daha, aşkım”) diye fısıldadı, defteri gizli yerine sakladı ve yüzünde gizleyemediği kocaman bir gülümsemeyle aşağı indi..

Bugün nedense geçmişi hatırlayıp duruyordu Yasemin. Onu çok özlediği için mi, onsuz her gün, her gece ayrı bir işkenceye dönüştüğü için mi, yoksa artık hiç ümidi kalmadığından geleceği düşünmek istemediği için mi böyleydi, bilmiyordu. Bildiği tek şey o günlere, dertsiz tasasız, aşkına karşılık bekleyen o cıvıl cıvıl kızın suretine dönmek için herşeyi verebileceğiydi.. Bir zamanlar onun da kendisini sevmesini beklemenin zor olduğunu düşünüyordu Yasemin.. Oysa son sekiz yıldır yaşadıklarını tahmin edemezdi hiçbir zaman...

Bugün görememişti onu.. Beş dakikalık da olsa onu her gün görmeye çok alışmıştı.. Onunla daha çok zaman geçirdikçe, geri kalan olaylar, kişiler önemini yitiriyordu sanki.. Sadece Ahmet kalıyordu, sislerin içinde. Bir de Rüya... "Kızım... Kızımız... Ahh.. Bir bilsen Ahmet.. Bir söyleyebilsem..." Yasemin böyle düşüncelere dalmış, önündeki resim kağıdını karalarken; birden çalan telefonun sesiyle irkildi.. Sanki vereceği kötü haber içine doğmuş gibi kötü kötü baktı telefona... Arayan Işık’tı, sesi telaşlıydı, ağlıyordu..

Ahmet, Necdet’ten duyduğu o cümleyle aynı anda hem yıkıldığını, hem yeniden doğduğunu hissetmişti. “Tanrım,” diye düşündü belki de yüzüncü kez, “bir tek cümle, nasıl da hayatımı değiştirdi, adeta yoktan var etti beni.. Rüya... benim.. benim Rüya’m.. Tanrım..” Baba olduğunu öğrenmek ne garip bir histi.. Bu heyecanı bile yaşamayı reva görmemişti hayat ona.. Öfkesi, hırsı, haksızlığa uğramanın verdiği intikam hissi.. Hepsi bir olup onu boğmak üzereyken, minik meleğinin sesi kulaklarında çınlıyor, bu hislerin hepsini bastırıyordu.. "Baba!" dediğini hayal ediyordu, "Baba diyecek bana... Kızım.." Gözünün önünde yine o tanıdık görüntü vardı, çıplak ayakları ve kabarık eteğiyle koşturan Ada Yasemini.. Bu kez aynı şekilde koşan bir Rüya hayal etti.. Annesinin elinden tutmuş, kendisine doğru koşan minik kızı..
"Babaa, uçuyoruuum, yakala benii!"

“Aahh.. Ayağım..”
Arnavut kaldırımlı yolda koşarken, ayağı taşın birine takılmıştı genç kızın. Ahmet, oturduğu duvarın üzerinden atlayıp hemen yerde oturmuş ayağını tutan kızın yanına koştu, hasarın ne boyutta olduğuna bakmak için eğildi. Bu sırada kız sızlanmayı kesmiş, dikkatle onu izliyordu. İzlendiğinin farkına varınca hafifçe gülümsedi Ahmet.
“Çok mu acıyor?”
Kız başını salladı.
“Sanırım bileğin dönmüş... Eve kadar yürüyebilecek misin?”
“Yürürüm..” Ayağa kalktı Yasemin. Acısını belli etmemeye çalışarak cesurca bir iki adım attı; Ahmet’e artık küçük bir kız olmadığını göstermek istiyordu, ne de olsa onbeş yaşındaydı o.. Fakat, ayağının acısına daha fazla dayanamadı ve tökezledi. Tam o sırada, arkasından gelmekte olan Ahmet, tekrar düşmesine izin vermeyerek belinden yakaladı Yasemin’i. Yüzüne bakmak amacıyla öne doğru uzandı, “Tek başına eve kadar gidemezsin..” diyecekti ona, ama saçlarından yayılan çiçek kokusunu içine çekince, söyleyeceği herşey bir anda aklından silinip gidiverdi. Ada gibi kokuyordu, ada yaseminleri gibi.. Büyülü birşeyler vardı sanki.. Bir an öylece durup bu kokuyu içine çekti, başı dönüyordu. Neden sonra, kollarıyla neredeyse sarmış olduğu Yasemin’in hafifçe titrediğini fark etti.. Bir rüyadan uyanır gibi gözlerini açtı, kendini toplayıp “Sana eve kadar destek olayım” dedi, “bu halde yalnız yürümene izin veremem.”

Kendi kendine gülümsedi Ahmet.. “O kokuyla beni kendine bağlamış demek, oysa ben ne kadar geç farkına vardım..” diye düşündü.. Sonra geç farkına vardığı diğer şeyleri düşündü.. Kızını.. “Acaba o, onbeş yaşında nasıl olacak?” diye hayal etti, annesi gibi güzel, annesi gibi çiçek kokulu... O kokuyu tekrar hatırlayınca, artık gitme vaktinin geldiğini anladı Ahmet. “Bana ait olan şeylerden daha fazla uzak kalamam..” diye düşündü; zaten son iki saattir burada, deniz kenarında bir kayanın üzerinde oturmuş, kendisinden çalınan yılları, kızını, aşkını, hayatını düşünüyordu, bundna sonra herhangi birşeyi kaybetmemek için söz vermişti kendine... Akşam güneşi kıyılara vururken bir gayret yerinden kalktı, son bir kez denize baktı.. Ve kararlı adımlarla yola koyuldu..

En yakın hastaneye getirmişlerdi Deniz’i. Gelir gelmez ameliyata alınmıştı ve bir saattir hala bir haber yoktu. Mehmet ameliyathanenin kapısının önünde bir ileri bir geri gidip duruyor, kendi kendine mırıldanıp arada duvarları yumrukluyordu. Çıldırmak üzere gibiydi. Hemşirelerin sakinleştirici bir iğne yaptığı Defne, Işık’ın omzuna yaslanmış, sessizce gözyaşı akıtıyordu. Hala kanlı olan ellerine baktıkça daha da şiddetli ağlamaya devam ediyordu. Işık, Defne’ye sarılmış ağlıyor, bir yandan da sessizce dua ediyordu. Yaşar bir köşeye sinmiş, gözleri Işık’ın üzerinde, uzaklara dalıp gitmişti. Sevim, Mehmet’in yanında durmuş, ne diyeceğini bilemez bir halde üzüntüyle bakıyor, Rıza ise sıkıntıyla bir oturup sakalını sıvazlıyor, bir koridoru arşınlıyor, arada da Yaşar’a sert sert bakıyordu. Bu sırada Yasemin koşarak geldi. Ağlıyor, bir yandan da “Nerede? Deniz nerede? Nasıl şimdi? Babaa, Deniz nasıl? Dayı?” diye bağırıyordu...

Ahmet, Güzel Sanatlar fakültesine gelmiş, Yasemin’i bulabilmek için odasına gidiyordu ki birden ikinci kata çıkan merdivenlerin yarısında kalakaldı. Heyecan vardı içinde, evet, ama heyecanla ilgisi olmayan bir başka his de vardı. Öfke mıydı bu? “Evet,” dedi kendi kendine, “tabi ki öfkeliyim. Kaçırdığım herşeyin bedelini bunlara sebep olan herkes ödeyecek. Ama.. Önce kızımı görmeliyim.. Rüya’mı...” Merdivenleri çıkmaya devam etti. Her basamakta kendiyle savaşıyordu adeta, bir yanı ona bir an önce hesap sormasını söylerken, diğer yanı sakin olmasını öğütlüyordu. Daha nasıl davranacağına bile karar verememişti ki, kendini Yasemin’in kapısının önünde buldu. İçinde kopan fırtınayı dindirdiğini düşünmüştü buraya gelirken, ama yanılmıştı işte. İçinde birşeyler tıpkı bir volkan gibi kabarıyor, etrafını yıkmaya hazırlanıyordu.. Kapıyı çalma gereği bile duymadan hırsla açtı ve odaya bakakaldı...

hekimoglu64
20-08-07, 03:01
herkese iyi geceler benim senaryom

deniz ölecek

defne:deniz ne olur ölme daha cok yasayacak günlerimiz olacak
deniz:defne defne seni cok seviyorum bu arada yarali sekilde konusuyor deniz
defne:sus deniz yorma kendini kurtulacaksin
deniz:bu arada susar malesef aramizdan ayrilir yani denizi kaybettik
defne:bu arada konusur bulutlara bakarak denizim denizim kurtulacaksin seni cok seviyorum seninle bir ömür yasamak istiyorum cok mutlu günlerimiz olacak
defne:defne böylece kendi kendine konusacak yani aslinda denize konusuyor
sonra ona bakiyor deniz deniz deniz beni duyuyormusun diyor deniz gözlerini ac diyor deniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiizzz hayir olamaz sen ölemezsin diyerek agliyor ve bence bir süre defne depresyona giriyor deniz ölüyor
son.............


saygilar...........

merw
20-08-07, 13:16
2.

Ahmet, kapıyı bir hışımla açmış, Yasemin'i görmeyi bekleyerek içeri dalmıştı, ancak karşısında küçük bir kız çocuğu duruyordu.
"Aaa, Aamet gelmiş.."
Ahmet, hiç beklemediği bir anda yüzüne yumruk yemiş bir dövüşçü gibi altüst olmuş görünüyordu. Rüya'sı, kızı karşısındaydı.. Onun masum yüzüne bakınca az önce hissettikleri için utandı kendinden.. Zorla kendini toplayıp "Kızı.. Eeh, merhaba Rüya.." dedi. Son anda kendini durdurmuştu, neredeyse ona "Kızım!" diye seslenecekti.. Onu kendi kızına böyle yabancı davranmak zorunda bırakan kaderine bir kez daha lanet okuyarak, Rüya'nın yanında oturmuş resim çizmesine yardım eden Zuhal'e baktı, birşeyler soruyordu ona..
"Merhaba Ahmet, neredeydin bütün gün? Yasemin'in kuzeni Deniz, bugünkü mitingde yaralanmış, hastanedeymiş duydun mu?"
"Aa? Yaralanmış mı? Ciddi miymiş?"
"Bilmiyorum.. Daha haber gelmedi.."
"Defne... O da oradaydı kesin, umarım kötü birşey yoktur.. Yasemin hastaneye mi gitti? Hangi hastane?"
"Evet, telefonla haber verdiler o da gitti, İlkyardım'a kaldırmışlar. Rüya'yı da babası gelip alacak, ben de onu bekliyorum.."
Babası... Rüya'yı babası alacak.. Bu cümle çok ağırdı Ahmet için, çok dokunmuştu ona. "Onun babası benim!" diye haykırmak istedi, etrafındaki türlü eşyayı tutup savurmak, "Benim kızım o!" demek istedi..

"Hmm.. Eğer işin varsa ben beklerim onu Zuhal."
"Yaa, aslında hemen halletmem gereken bir işim vardı ama.."
"Tamam, sen hallet. Biz Rüya Hanım'la otururuz, değil mi?"
"Eeevet.. Gel sana yeni çizdiğim resmi göstereyim Aamet."
"Göster bakalım" diyerek Rüya'nın yanına gitti Ahmet. "Kızım" sözcüğü beyninde yankılanırken kendini durdurmak ne kadar zor geliyordu, oysa bunca yıldır tanımadığı kızına doyasıya sarılmak istiyordu, fakat buna cesareti yoktu.. saçını okşamak istedi Rüya'nın, elini kaldırdı ama tam dokunacakken geri çekti.. Sanki elini uzatsa, bir sabun köpüğü gibi yok olacaktı gözünün önünden.. Bir rüyaydı belki de, Ahmet onu gerçek sanıyordu.. Dokunamadan kaybolduğunda, yüreğinden birşeylerin de onunla birlikte kaybolacağını düşünüyordu.. Uzaktan sevmeliydi onu belki de...

Necdet, Ahmet'le kavgalarından yorgun düşmüştü, ama bir yandan da gerçeği söylediği için üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Bugüne kadar itinayla kaçındığı şeyi yapmıştı sonunda. En çok korktuğu şey başına gelecekti, hayatının aşkı elinden uçup gidecekti, minik kızı da.. "Rüya onun kızı!" dedi kendi kendine, teskin etmeye çalışıyordu kendini, doğru şeyi yaptığına inandırmaya çalışıyordu. Kaybedecekti... Ailesini kaybedecekti.. Sahte olduğunu bir gün bile düşünmemişti herşeyin, hayatını gittikçe büyüyen bir yalan üzerine kurmuş olması onu hiç rahatsız etmiyordu.. Ama, bitmişti işte. Bir anlık öfkesiyle daha fazla dayanamayıp söylemişti tüm gerçeği..

Güzide elinde kadehler ve bir şişe şarapla gelip yanına oturdu. Endişeyle bakıyordu Necdet'in yüzündeki ifadeye. Neler olduğunu bilmiyordu, Necdet'in yaralarını temizlemişti ama o yaraların nasıl olduğunu söylememişti. O da sormadı, bekledi kendisinin anlatmasını. Necdet'in ise bugün içinde aynı şeyleri bir kez daha tekrarlamaya takati yoktu, bu yüzden sessizce oturuyordu. Güzide'nin uzattığı kadehi aldı, şarabı bir dikişte içti ve ona dönüp derin derin baktı.. Ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu, çünkü bundan sonra ne yapacağına karar vermesinde önemli rolü olacaktı hislerinin.. Bir süre öylece baktı, sonra yaklaşıp bir öpücük kondurdu Güzide'nin dudaklarına, sonra da "Gitmeliyim..." dedi. Yasemin pastaneyi arayalı bir saat olmuştu neredeyse, Deniz'in yaralandığını haber vermiş, Rüya'yı okuldan alıp annesine bırakmasını istemişti.. Nasıldı Deniz'in durumu acaba, merak ediyordu. Ama Yasemin'le ve Rüya'yla yüzleşmeden önce biraz sakinleşmesi gerekiyordu. Bu yüzden soluğu Güzide'nin yanında almıştı.. "Huzur mu buluyorum ben bu kızda?" diye düşündü bunlar aklına gelince, ama cevabı bulacak zamanı yoktu. Zuhal'i daha fazla bekletmek istemeyerek, tek harekette koltuktan kalktı, kapıya yöneldi..

"Hayır!" dedi Ahmet kendi kendine, "Daha fazla uzaktan sevmek yok!"
Onlara gülümseyerek bakan Zuhal "O zaman ben çıkayım Ahmet," dedi, "Sağol."
Ahmet de ona gülümsedi hafifçe, başını salladı.. Şu anda dikkati tamamen kızına yoğunlaşmıştı. Zuhal odadan çıkar çıkmaz, Rüya'ya eğildi ve "Dışarı çıkalım mı seninle peri kızı?" dedi. Burada oturup Necdet'in gelmesini bekleyecek değildi..
Rüya ise, alışık olmadığı bu hitap şeklini çok sevmişti, dönüp Ahmet'e baktı heyecanla:
"Masal kitabımdaki peri kızı gibi mii?"
"Ondan daha güzel bir peri kızı.."
"Yaşasıın! Sen deee, şey, hah iyi kalpli prens ol o zaman..."
"Tamam.. Sen ne olmamı istersen o olurum.."
"Peki o zaman, dışarı çıkabiliriz iyi kalpli prens.."
"Çıkalım güzeller güzeli peri kızı.."

Bunun üzerine Rüya elindekileri bir anda bırakıp kendini Ahmet'in kucağına attı. Boynuna sarılan minicik kollar kendinden geçirmişti Ahmet'i, ne olduğunu anlayamadan kendini Rüya'ya sımsıkı sarılmış, onu öperken bulmuştu. Kokusunu içine çekiyor, ellerini öpüyor, saçlarını okşuyordu. Rüya, Ahmet'in neden bu kadar sevgi gösterisinde bulunduğunu anlayamıyordu ama bu adamın onu gerçekten sevdiğini hissediyordu, o da Ahmet'in yanağına bir öpücük kondurdu. Bu küçük öpücükle Ahmet gerçekten altüst olmuştu, gözleri yaşlarla doldu. Hayatının en güzel anını yaşıyordu, "Tanrım, ne büyük bir mutluluk bu!" dedi yüksek sesle, Rüya'nın merakla bakan yüzünü incelerken.. "Bir daha hiç bırakmayacağım seni..."

Rüya ise anlam veremediği bu durumdan artık sıkılmaya başlamıştı ve Ahmet'e çıkıştı:
"Aaamet ya, dışarı çıkıyorduk hani?"
Bir an şaşkınlıkla baktı Ahmet, sanki nerede olduğunu unutmuş gibiydi. Sonra muzipçe sırıttı Rüya'ya;
"Tamam Peri Kızı'm, çıkıyoruz. Ne kadar sabırsızsınız böyle.."

Necdet, arabasını Güzel Sanatlar'ın önüne park etti ve içeri girdi. Çıkıp yukarıdan Rüya'yı alması gerekiyordu ama ayakları geri geri gidiyordu nedense.. Belki de bundan sonra hiç göremeyecekti onu, Ahmet kızının yakınında olmasını istemeyecekti mutlaka.. "Nasıl anlatacağız ona?" diye düşündü merdivenleri çıkarken, sekiz yıldır ilk kez belki de hata yapmış olduğunu düşünüyordu...

Yasemin'in odasının önüne gelince durdu, derin bir nefes alıp kapıyı çaldı.. Kimse "girin" demeyince, kaşlarını çatarak baktı kapıya ve kolu çevirip kapıyı açtı. İçeride kimse yoktu.. Kapıyı kapatıp dışarı çıktı, koridorda durmuş "Neredeler?" diye düşünürken, arkasından Zuhal'in sesi geldi:

"Ah, Necdet, geldin mi? Nasıl Deniz'in durumu, haberin var mı?"
"Yok, yok daha gitmedim hastaneye. Şey, Zuhal, Rüya nerede?"
"Odada. Ahmet'i tanıyorsun, sizin Ada'dan arkadaşınızmış. O geldi yarım saat önce, Rüya'yla oturabileceğini söyledi. Benim de çok önemli bir işim vardı, eh Yasemin de ona güveniyor diye Rüya'yı bırakmakta çekinmedim. Şey, bir sakıncası yoktu, değil mi?"
Necdet öylece bakakalmıştı. Ahmet Rüya'yı alıp götürmüş müydü? Kaçırmış mıydı onu yani? Yasemin'e ne söyleyecekti şimdi? Yarım saat önce gelmişti Ahmet.. "Eğer biraz erken gelebilseydim.. Eğer, Güzide'nin yanına gitmeseydim ondan önce gelirdim." dedi kendi kendine kızarak. Zuhal anlamadan bakıyordu kendisine, "Yok, yok. Ne sakıncası.. Tamam Zuhal, sağol." deyip gönderdi onu.. Şu an başında çok büyük bir sorun vardı..

merw
21-08-07, 04:06
3.

Ahmet, Rüya’ya kavuşmuş olmanın verdiği mutlulukla, nereye gittiklerine bakmadan, elini tutmuş çekiştiren “Peri”si nereye götürürse oraya gidiyordu.. Önce parka gitmişlerdi, sonra oyuncakçıya, şimdi de deniz kıyısında yürüyor, kah birbirlerine elleriyle kağıt helva yediriyor kah yola konan güvercinlere doğru koşup onları uçuruyorlardı. Hesaplaşmasını unutmuştu Ahmet, aslında herşeyi unutmuştu. Ama Rüya “Aamet, annem nereye gitti?” deyince, Ahmet Deniz’i hatırladı. Zavallı çocuk, ne haldeydi acaba? O orada belki de ölüm kalım savaşı verirken, kendisinin burada mutlu mesut dolaşıyor olmasına kızdı. Ve hemen bir telefon aramaya başladı etrafta, halasını arayacaktı, onun kesin haberi olurdu.

Bu sırada Deniz ameliyattan çıkmıştı nihayet. Doktorların söylediğine göre durumu hala ciddiyetini koruyordu, çok kan kaybetmişti, iyileşmesi biraz zaman alabilirdi. Ama, kurtarmışlardı işte onu, ameliyattan çıkmıştı, kapıda bekleyenlere bu da yeterdi.. Tam o anda, Selma ve hemen arkasında Şevket, koşarak vardılar koridora. Sevim onlara gelmenize gerek yok demişti, Defne iyi demişti, ama Selma kendi gözleriyle yavrusunun iyi olduğunu görmeden rahat etmeyecekti. “Hem belki Deniz’e de bir faydam olur..” demişti telefonda ve alel acele evden çıkıp hastaneye yollanmışlardı. Bir yerden bir yere gitmenin mümkün görünmediği yollardan zar zor geçip gelmişlerdi.. Çılgın gözleri Defne’yi aradı Selma’nın, bir koltuğa çökmüş, başını ellerine gömmüş ağlıyordu. Hemen yanına koştu, onun da gözlerinden yaşlar akıyordu...

Ne halasını dergide ne de annesini veya babasını evde bulamayan Ahmet, son çare olarak hastaneye gitmeyi düşündü, ama Rüya'yı ne yapacaktı? Birini görürüm heralde diye düşünüp bir taksiye atladı hemen.
Bu arada Necdet, arabasına binmiş, fakültenin çevresini dolaşıyor, Ahmet ve Rüya’dan bir iz arıyordu. “Ne için arıyorum” diye düşündü, “ne diyeceğim ona... ‘Benim kızım o’ diyecek... Nasıl yaptım bunu, Yasemin’e sormadan..” direksiyonu yumrukluyordu sinirle, “Bu işin içinden nasıl çıkacağız?”

Ahmet, kucağında Rüya’yla hastaneye gelmişti. Bahçede durup binaya baktı, Yasemin’e nasıl ulaşacaktı? Rüya’yla birlikte içeri girse, garip olurdu.. Rüya’yı da bir yere bırakamazdı.. Tam o sırada Sevim’in ana kapıdan dışarı çıktığını gördü.
“Hala!”
“Ahmet? Sen ne zaman geldin? A aa?! Rüya değil mi bu? Seninle ne işi var?”
“Deniz nasıl hala? Nesi var?”
“Ahh.. Sorma, bıçaklamışlar çocuğu, 4 kez hem de.. Arkadaşları güç bela hastaneye yetiştirmeşler, tam 2 buçuk saat ameliyatta kaldı. Şu an ilaçla uyutuyorlar, doktorlara göre durumu ciddiyetini koruyormuş. Ama ameliyattan sağ salim çıktı ya, çok şükür. Bunu da atlatır..”
“İnşallah atlatır. Çok yazık olur yoksa.. Defne nasıl peki? Başka neler oldu?”
“Defne’de yara yok ama, Deniz’in yanındaymış orada, çok sarsılmış, sakinleştirici iğne yaptılar ama hala çok kötü bir halde.. Onun haricinde her yer savaş alanı... Neler olmuş neler, anlatırım sonra..”
“Çok yaralı var mı? Ya da kayıp?”
“Yaralılar çok ama kayıp.. Bilemiyorum, umarım yoktur..”
“Umarım.”
“Ben de çok bunaldım içeride, beş dakika hava almaya çıktım.. Ee, siz...” diyerek merakla bir Rüya’ya bir Ahmet’e baktı Sevim, sonra tekrar Rüya’ya dönüp güleryüzle konuşmaya devam etti;
“Merhaba Rüyacığım.”
“Merabaaa..”
“Nasılsın bakalım?”
“Teşekkür ederim, iyiyim. Siiiz?”
“Ay, yerim ben seni, çok da kibarmış. Ben de iyiyim teşekkür ederim.. Ahmet?” diye ekledi açıklama bekleyen bir edayla. Bunun üzerine artık dolmuş ve taşmak üzere olan Ahmet, Rüya’yı oradaki bir banka oturttu:
“Peri Kızı’m, burada oturup şekerini bitir, ben de Sevim Hala’ya birşey söyleyip geliyorum, tamam mı?”
“Tamaam..”
Ahmet, Rüya’nın alnına bir öpücük kondurup Sevim’e döndü, onu kolundan tutup birkaç adım geri çekti. Gözleri sürekli Rüya’nın üstündeydi, Sevim ise merak içinde bakıyordu.
“Hala, Rüya...” Ahmet, hala pür dikkat kızını izlerken, aynı yıllar önce olduğu gibi; gözleri heyecanla, coşkuyla parlayan genç bir delikanlı gibi görünüyordu. Sanki o zor yıllar hiç geçmemiş gibiydi aradan, bıraktığı yerden devam ediyordu hayata..
“Eee Ahmet, ne olmuş Rüya’ya söylesene!!”
“Rüya.. Benim kızım hala...”
Sevim, bir an anlamamış gibi baktı ona, ağzı açık kalakalmıştı öylece. Herhalde yanlış duymuştu..
“Herhalde yanlış duydum, Rüya NE?”
“Evet hala, doğru duydun. Rüya benim kızımmış. Yasemin’le benim..”
“Ama.. Ama, nasıl olur? Rüya.. Allahım, inanamıyorum.. Ahmet, bu.. çok.. Peki kim söyledi sana bunu, Yasem-”
“Hayır, o değil.” Bu kez sesinde bir acı tınısı vardı, “Necdet anlattı...”
Sevim, şok içindeydi. Yavaş yavaş parçalar yerine oturmaya başlıyordu:
“Bu yüzden mi siz ayrıldıktan sonra alel acele evlenmiş?”
Sessizce başını salladı Ahmet. Geçmişi düşünmek, hırsından çıldıracak gibi olmasına neden oluyordu.. Kaçırdıklarını düşündükçe, etrafını yıkmak, volkan olup patlamak, ateşiyle herkesi cayır cayır yakmak istiyordu. Onun neler hissettiğini gözlerinden anlayan Sevim, şaşkınlığını bir kenara bırakıp “Ah canım benim,” diyerek koluna sarıldı biricik yeğeninin, yüzünü okşadı “Canım..” diyerek.. “Şimdilik geçenler için üzülme Ahmet. Kızınla geçirdiğin her anın tadını çıkar, bundan sonra hiçbir engel olmayacağını düşünerek mutlu ol...” Ahmet’in gözlerindeki öfkenin ateşi korkutmuştu Sevim’i, sakinleştirmek istiyordu onu. Sonra, Rüya’ya baktı gülümseyerek, “Hadi gel,” dedi, “minik cadıyı yalnız bırakmayalım daha fazla.”
“Hala.. Sen burada Rüya’yla durur musun? Ben Defne’yi göreyim bir...”
“Tabi dururum da.. Rüya’yı annesine vermeyecek misin? Neler geçiriyorsun aklından Ahmet?”
“Bilmiyorum hala.. Göreceğiz neler olacağını. Hemen dönerim ben..”
“Peki, ben buradayım merak etme..”

Bir koşu merdivenleri çıktı Ahmet, sola döndü ve koridorun sonunda gördü onları. Annesi, babası, Defne, Işık bir köşede. Mehmet bir yerde.. Ve işte oradaydı, Yasemin, bir koltuğa oturmuş tavana bakıyordu, ağlamaktan bitmiş gibi bir hali vardı. Ahmet hızlı adımlarla yanlarına doğru yürüdü, bu sırada Yasemin onu farketmişti. Göz gözeydiler, Ahmet her ne kadar bu durumda kendi hislerini bastırmaya çalışsa da, bir kırgınlık, bir öfke yankısı geçti gözlerinden ve Yasemin’den de kaçmamıştı bu. Soran gözlerle baktı Yasemin ama Ahmet başını hafifçe iki yana salladı, “Şimdi değil.” diyordu..

“Ahmet! Neredeydin sen bütün gün?” Selma Ahmet’i görünce birden rahatlamıştı, bir yandan da onu merak etmiş ama bir türlü ulaşamamıştı gün boyunca.
“Biraz işlerim vardı anne. Halamı gördüm aşağıda, o anlattı biraz. Nasıl, Deniz’in durumunda bir değişiklik var mı?”
“Hala aynı. Bekliyoruz..”
“Defne? Sen nasılsın canım?”
“Bilmiyorum abi. Uyuşmuş gibiyim, birşey hissetmiyorum sanki..” Ahmet, eğilip Defne’nin yüzünü avuçlarının içine aldı;
“Sabırlı ol, geçecek hepsi.. Deniz güçlü çocuktur, hem uyanıp da senin bu kadar harap olduğunu görünce, kızacaktır sana...”
“Ahh, bir uyansa abi.. Bir uyansa..”
“Uyanacak güzelim.. Sabret..”
Bu sırada Yasemin oturduğu yerden kalkıp, merdivenlere yönelmişti. Ahmet’le konuşacaktı, dikkat çekmemek için önceden kalkıp, aşağıda onu bekleyecekti. Yasemin’in kalkıp yürüdüğünü göz ucuyla takip eden Ahmet, Defne’yi bırakıp Mehmet’in yanına gitti.
“Geçmiş olsun Mehmet Abi..”

Yasemin, çıkış kapısına gelmişti. Ahmet’i beklemek için durduğu sırada, tam karşısında oturmuş Sevim’i gördü.. Küçük bir kızla konuşuyordu. Gözlerine inanamadı Yasemin; Rüya’ydı bu. Sevim, Rüya’yla konuşuyordu.. Rüya’nın burada ne işi vardı? Necdet, annesine bırakacaktı, acaba bir sorun mu çıkmıştı? Ama Necdet neredeydi o zaman? Kafası karışan Yasemin, tam onlara doğru gitmeye hamle etmişti ki, Ahmet’in sesi geldi arkasından..
“Dur Yasemin!”
“Bir dakika, Rüya’ya bakmalıyım, burada ne işi var? Necdet...”
“Onun adını anma!”
Şaşkınlık içinde bakakaldı Yasemin. Ahmet’ten duymaya hiç alışkın olmadığı bir ses tonuydu bu, onu hiç böyle sert ve soğuk bir tonla konuşurken duymamıştı.
“Rüya’yı buraya ben getirdim...”
“Ne? Sen mi? Ama...”
“Fakülteden aldım, biraz dolaştık ve sonra Deniz’den haber almak için buraya geldik..”
“Ama.. Zuhal, ee, şeye verecekti..” Yasemin Necdet'in adını söyleyemiyordu.
“Zuhal’den ben aldım, onun ne yaptığını da bilmiyorum!” son cümlesini öyle bir nefretle söylemişti ki, Yasemin bir adım geri çekildi korkuyla.. Birşeyler olmuştu, Ahmet’le Necdet arasında, hem de bugün.. Ama ne? Bir anda kocaman açıldı gözleri, “Kavga etmişsiniz!!” diye mırıldandı, Ahmet’in yüzündeki morlukları şimdi farketmişti.. Ahmet, ters bir şekilde başıyla onayladı, ama söyleyeceği daha çok şey var gibiydi, üstelik Yasemin’e de bakmıyordu.. Başka birşeylerin daha olduğunu anladı Yasemin, ama neyin onu bu kadar sinirlendirdiğini düşünemiyordu bir türlü.. Ahmet’i temkinlice izlerken, yüzünün birden yumuşadığını fark etti. Bakışlarını takip edince, Rüya’ya baktığını gördü ve o anda anladı. Ahmet herşeyi biliyordu.. Rüya’nın kızı olduğunu biliyordu.....

Düşüncesini onaylatmak istercesine baktı Ahmet’e;
“Ahmet?”
Ahmet de ona baktı.. Öyle dolu dolu bakıyordu ki, sanki yıllar ötesinden geliyordu bakışları. Gözlerinin kahverengi derinliklerinde kıvılcımlar çakıyor, Yasemin’in yeşillerini yakmakla tehdit ediyordu..
“Nasıl, Yasemin? Nasıl?”
“Ahmet, ben..”
“Sus.. Lütfen sus. Ne kadar acınası bahanelerin olduğunu dinlemek istemiyorum. Umrumda bile değil. Hiçbir bahane bana uçup giden yıllarımı, kızımın yıllarını veremez..”
“Bahane değil, Ahmet lütfen..”
“Bahane değilse, yalan o halde.. Daha ne yalanlar kaldı bana söylemediğin Yasemin? Benim bilmediğim kaç yalan var daha? Bana söylediklerinin ne kadarı yalandı? Yoksa hepsi mi? Senin yalandan mutlu hayatın gibi, bunlar da yalan mıydı?”
“Ahmet beni dinle.. Kendimi haklı çıkarmaya çalışmayacağım. Sadece beni anlamanı isti-“
“Seni anlamak mı? SENİ ANLAMAK MI? Yoo, yoo.. Ben beyhude yere seni anlamaya çabalamaktan çok yoruldum Yasemin. Şimdi sen beni anla: Bana yaptıklarınızın bedelini ödeyeceksiniz. Hem de hepiniz.. Sevgimi kullanmanın bedelini ödeyeceksiniz..”
“Ahmet, senin sevgini kullanmadım. Seni seviyorken nasıl böyle-“
“Hiç sevgiden bahsetme Yasemin.. Sen sevmeyi bilmiyorsun. Sevmeyi sadece büyük laflar etmek sanıyorsun, aynı o Necdet denen adam gibi.”
“Sen.. Ne.. Ben senin çocuğunu dünyaya getirmişken bana nasıl sevmeyi bilmediğimi söylersin...”
“Ah evet, dünyaya getirdin tabi ama benden habersiz getirdin.. Değil mi? Söylesene Yasemin, bana ne zaman söyleyecektin? Ya da, hiç söylemeyi düşündün mü?”
“Ahmet, tabi ki d-“
“Neyse... Bu akşam bunları konuşmak için hiç münasip değil.. Deniz’in iyileşmesi için dua etmeliyiz.. Bu hesaplar nasıl olsa bir gün ortaya dökülecek.. Ve o gün hiç uzakta değil.. Ben buraya sana Rüya’nın benimle olduğunu söylemeye geldim, merak etme diye. Aslında, biraz habersiz kalmalıydın ki, benim yaşadıklarımı belki biraz da olsa anlardın.. Ama ben sizin gibi değilim, böyle birşeyi yapamam..”
“Ahmet, yapma nolursun..”
“Rüya bu gece benimle kalacak. Yarın tekrar konuşuruz, uygun bir çözüm buluruz. Ama, o adamın yanına gitmeyecek kızım bir daha!”
Yasemin, Ahmet’in bu halinden çok korkmuştu, zaten bozuk olan sinirleri, iyice boşalmıştı. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ahmet’in bu görüntüye içi gitti, öfkesi buharlaşmıştı sanki; onu sımsıkı sarıp, teselli etmek, acısını hafifletmek istiyordu. Ama yapmadı, “Beni teselli edecek kimse yoktu..” diye düşündü, “Ben acıdan ölmediysem, o da ölmez..”
Ve, Yasemin’e arkasını dönüp Rüya’ya doğru yürümeye başladı. Yasemin, gözyaşları içinde onu izliyordu, koşup sarılmak istiyordu, ama ne cesareti vardı ne de takati. Eskiden olsa bilirdi Ahmet’in ona sırtını dönmeyeceğini.. Ama şimdi, bu kadar kırılmışken ne yapacağını kestiremiyordu bir türlü. Bu yüzden durduğu yerden kıpırdamadan, Ahmet’in Rüya’nın yanına gidişini, onu kucağına alıp saçlarını öpüşünü ve yavaş yavaş uzaklaşmalarını izledi.. Saatler gibi gelen birkaç dakika sonrasında Sevim yanındaydı, “Hadi Yasemin, gel biraz hava al dışarıda.” Diyerek onu bahçeye çıkarmaya çalışıyordu.. Tam o sırada yeşil bir araba yaklaştı yanlarına, Necdet arabadan inip Yasemin’in yanına geldi, her an azar işitmeyi bekler gibi bir hali vardı.
“Yasemin..”
Yasemin kötü kötü baktı ona, acısını ondan çıkaracaktı.
“Necdet, Rüya’yı annenlere bıraktın mı?”
“Eee.. Evet canım..”
“Hayır bırakmadın! Rüya Ahmet’le birlikte!”....


ps.. istediğiniz romantik bölümlere geçiş yapıyorum... zaman atlayacağım.. ayşecim ;)

merw
22-08-07, 23:09
4.

Necdet sıkıntı içinde ellerine bakıyordu, Yasemin’e bakmaya yüzü yoktu. Bir aile kavgasının içinde kalmak istemeyen Sevim biraz uzaklaşmaya hamle etti, ama Yasemin çoktan bağırmaya başlamıştı:
“Bunu nasıl yaparsın? Nasıl söylersin Ahmet’e? Sence bunu söylemek benim hakkım değil miydi?”
“Eee, evet Yasemin, ama ben.. Biz, bugün.. biraz tartıştık.. Ve ben.. Biliyorum, bu bahane değil.. Ama.. Bir anda çıkıver-“
“Nasıl bir anda çıkıverir? Sen bana söz vermiştin, bu sırrı mezara kadar götürecektin! Bunu ona söylemesi gereken kişi sen değildin... ALLAH KAHRETSİN, BANA SORMADAN BÖYLE BİRŞEYİ NASIL YAPARSIN? Ahmet baştan beri ne kadar haklıymış seninle ilgili.. Ben sana hiç güvenmemeliydim... Bu işe girmemeliydim! Allah kahretsin, Allah kahretsin!”
Yasemin’in sesi gittikçe yükselirken, ağlaması da gittikçe histerikleşiyordu.. İlk başlarda süklüm püklüm duran Necdet, Ahmet’in onun hakkında konuşmuş olduğunu duyunca öfkeyle kabarmıştı birden. Sevim şaşkın, utanmış ve yeğeni adına kızgın bir halde ikisine bakarken, Necdet de birdenbire bağırmaya başladı:
“Eeeh, söyledim işte! Söyledim ve kurtuldum! Artık benim bir sorumluluğum yok! Ne yaparsam yapayım ben kötü oluyorum değil mi? Ahmet Bey hep iyi, hep mağdur.. Necdet’e gelince, herkes onu kullansın, herkes onu çiğnesin.. Yeter artık, benden bu kadar!”
Yasemin şok içindeydi. Ağzı açık bakakalmıştı Necdet’e, neler duyuyordu böyle? Yıllardır onu koruyup kollayan, yardım eden Necdet miydi bu? Yoksa onun asıl yüzü müydü bu gördüğü?
“Sen. Sen.. Beni buna sen ikna ettin!!”
“EVET! ETTİM! Lanet olsun ki ettim! Unutursun sandım, BELKİ BİR GÜN BENİ SEVERSİN SANDIM! Sana olan sevgimi görünce, gerçekleri anlarsın sandım! Ama hayır.. Senin aklına da kalbine de ulaşabilmek mümkün değildi.. Ve artık ben çok yoruldum.. Beklemekten de, çabalamaktan da, bu sırrı taşımaktan da.. Sürekli onun gölgesiyle yaşamaktan da.. YO- RUL- DUM!”
“Seni ne kadar yanlış tanımışım...”
“Doğru.. HİÇ tanımadın sen beni.. Hem, nasıl olsa bir gün öğrenmeyecek miydi? Bugün öğrendi işte..” Yasemin de Sevim de aynı iğrenmiş ifadeyle bakıyorlardı Necdet’e, bir insanın nasıl bu kadar bencil ve hasta ruhlu olabileceğini düşünüyorlardı ama bir kere başlayan Necdet’in durmaya hiç niyeti yoktu.
“Neden öyle bakıyorsun bana Yasemin? Çok şaşırdın değil mi, herşeyi kabullenen Necdet’in de birşeyler hissediyor olması çok ilginç, değil mi? Ahmet’e Rüya’nın onun kızı olduğunu söylemek sandığımdan da kolay oldu biliyor musun? Sanki omuzlarımdan bir yük kalkmış gibiydi. Evet, Ahmet Rüya senin kızın diye b-“
“NEEE?”

Yasemin, Sevim ve Necdet yerlerinde zıplayarak döndüler sesin geldiği yere. Tam arkalarında Selma ve Şevket duruyordu, ikisi de taştan oyulmuş birer heykel gibi şoktan kaskatı halde kalakalmıştı. Şevket, bir Necdet’e bir Yasemin’e inanmazlık içinde bakarken, Selma sadece Yasemin’e odaklanmıştı. İkisi, sadece birbirlerinin bakışına kilitlenmiş, ölümüne bir düellodan önceki son saniyeleri yaşar gibiydiler. Selma ilk şoku üzerinden atarken, içinde öfke, tiksinme, nefret dalgaları kabarıyor bunların karışımı da yüzüne yansıyordu.. Uzun uzun baktılar birbirlerine. Yasemin, artık ağlamayı kesmişti. Selma’ya bakışlarında meydan okuma vardı, “Bu kez beni engelleyemeyeceksiniz!” der gibiydi. İlk anda tüm bunlara sebep olan onun yaptığı şey değil miydi? “O vakit, sen de en az benim kadar suçlusun!” diye düşünürken, nihayet sesine kavuşmuş olan Selma, yavaşça “Ne?” dedi; “Rüya ne?” Duyduklarına inanmak istemiyor gibiydi..
“Duydunuz ne olduğunu.. Rüya, Ahmet’in kızı! Ahmet’le benim kızımız.”
“Bu nasıl olur? Sen.. Sen bunu oğluma nasıl yaparsın? Ne kadar aşağılık-“
“Sakın bana hakaret etmeye kalkmayın! Bana hakaret etmeden önce kendi yaptıklarınızı bir düşünün.. Eğer.. Eğer o gece hastanede beni engellemeseydiniz ne olurdu, düşünün. Olanlarda siz de en az benim kadar suçlusunuz!”
“Ben mi suçluyum? BEN, suçluyum öyle mi? Bütün bunları yapmanı ben mi söyledim sana, hamile kalmanı ben mi söyledim? Oğlum acısından şehri terkederken, senin mutlu mutlu evinde oturmanın da sebebi ben miyim?”
“Mutlu mu? Evet, çok mutluydum tabii, öyle mutluydum ki kızımın babası bilmediğim bir yerlerdeyken, ben mutluluktan ağlıyordum! Geceler boyunca hem de.. O gece hastaneye hamile olduğumu söylemek için gelmiştim, biliyor musunuz? Ahmet’e bir bebeğimiz olacağını söyleyecektim.. Ama, oğlunun iyiliğini düşünen, beni ona layık görmeyen annesi çıktı önüme.. Söyleyemedim, olmadı..” Durdu. Acı içinde baktı Selma’ya, kaybolan yıllarının acısı içinde.. “Şimdi ne yaptığınızı görüyor musunuz? Kızım, öz babasından uzakta, bir başkasına baba diyerek büyüdü.. Görüyor musunuz nelere mal olduğunuzu?” Yasemin’in gözleri yeniden yaşlarla dolmuştu.. Ne gariptir ki Selma’nın da.. Şevket, ne diyeceğini bilemez bir haldeydi, kalbi sıkışıyordu duyduklarıyla. Demek, oğlunun bir kızı vardı.. Bir torunu vardı... Hafifçe bir “Ah!” çekti, eli kalbinin üzerindeydi. Sevim hemen abisinin yanına gitti. Koluna girip, ona destek olmaya çalışıyordu. Necdet ise, her ne kadar sorumluluktan kurtulduğunu söylese de, daha büyük sorunların onu beklediğini görüyor ve gerçeği ailesine nasıl açıklayacağını düşünüyordu.. Babası öfkeden deliye dönecekti, annesi.. Lale.. Hepsini aldatmıştı bunca yıl, bir yalana inandırmıştı. Şimdi nasıl çıkacaktı işin içinden?

Ahmet, Rüya’yla bir taksiye binmiş, hastaneden uzaklaşıyordu. Yasemin’le yüzleşmenin onu bu kadar etkilemesini beklememişti hiç Ahmet, çok öfkeliydi, çok acı çekiyordu. Çenesini kasmış, derin derin nefes alırken, sağ elinden, Rüya’nın tuttuğu yerden tüm vücuduna onu yatıştıran bir sıcaklık yayıldığını hissetti. Minik eliyle, en fazla iki parmağını tutabiliyordu.. Bu görüntüye bakıp gülümsedi, ve sordu:
“Bu gece benimle kalmak istersin,değil mi Peri Kızı?”
“Annem izin verir mi kiii?”
“Annenden izin aldım ben.. Ama istemezsen...”
“İsteriiiim! Uyurken bana masal da okuyacak mısın?”
“Okurum tabi..”
“Tamam o zaman.. Nerde yatcaz peki? Benim yatağımda mı? Ama sen sığmazsın oraya..”
“Nedenmiş?”
“Kocamansın sen çünküü.. “ Sırıttılar birbirilerine. Ahmet, Rüya’nın gülüşünü inceledi bu kez, “Bana benziyor.. Gülüşü benim gülüşüme benziyor..” ve bu cümle ona birşey hatırlattı, birkaç yıl önce, karlı bir tren istasyonunda onunla ilk karşılaştığı zamandı. Yasemin’le bankta oturmuşlardı.. 4 yıl sonra hiç beklemedikleri anda birbirlerini görmenin verdiği heyecanla bakıyorlardı.. Ne demişti orada Yasemin? “Babasına benziyor..” O an ne kadar acıtmıştı içini bu söz.. Babası.. Şimdiyse ne kadar neşe veriyordu ona..
“Beyefendi?”
“Efendim? Pardon.”
“Nereye gidiyoruz diyordum?” Taksi şoförü soruyordu..Ahmet, “Siz devam edin, söyleyeceğim.” Deyip, düşündü. Eve mi gidecekti? Hazır mıydı buna? “Aslında olabilir, hazır annemler de yok.. Ama..”
“Senin evin yok mu Aamet? Senin evini merak ediyorum been..” Rüya düşüncelerinden çıkarmıştı onu yine.
“Var, var tabi.. Oraya mı gidelim?”
“Eveeet.. Senin odanda kalırııız.. Bana oyuncaklarını gösterirsin hem..” Şoförden bir kahkaha koptu bu lafın üzerine, Ahmet de gülerek bir öpücük çaldı Rüya’nın burnundan:
“Tamam o zaman peri kızı, benim evime gidelim.. Şoför bey, Moda’ya lütfen..”

Selma, gözyaşları yanaklarını ıslatırken, pişmanlık içinde baktı Yasemin’e. Ama Yasemin’in söyleyecek çok lafı vardı daha, gözlerindeki yaşları kuruladı hemen. Kaybettiklerinin acısını çıkaracaktı o da.. Ahmet’in dediği gibi, herkes yaptıklarının bedelini ödeyecekti.... Fakat Selma da kızgındı:
“Bir daha deneseydin o halde! Zorla girseydin içeri, telefon etseydin, mektup yazsaydın.. Hemen başkasıyla evlenmen mi gerekiyordu? Ahmet’in seni o halde bırakabileceğini nasıl düşündün? Böyle birşeyi gizli tutabileceğini nasıl düşündün? Bir çocuğu babasından ayırmaya nasıl el verdi yüreğin?”
“Mecbur kaldım! Çaresizdim! İsteyerek mi yaptım sanıyorsunuz? Hayır, mecburdum... Ve, bunca yıl sonra, şu halimize bakın; ben bittim, Ahmet de bitti.. Rüya’ya bunu nasıl açıklayacağımızı bilmiyorum.. Bu muydu istediğiniz o zamanlar? Eğer buysa bravo.. Başardınız çünkü!”

“Acıktın mı peri kızı? Yemek yiyelim mi?”
“Hayır acıkmadııım.”
“Ama bu akşam yemek yemedin Rüya. Sonra annen kızar bana. ‘Kızımı aç bıraktın’ der, bir daha benimle kalmana izin vermez..”
“Yaa.. O zaman söylemeyiz annemee..” Ahmet muzipçe gülerek baktı Rüya’ya. Eve girdiklerinden beri bir saniye bile kucağından indirmemişti onu, tüm evi dolaştırmış, resimlere baktırmış, hatta elini yüzünü bile yıkamıştı.. Onun herşeyiyle ilgilenmekten aldığı zevki bugüne kadar hiç tatmamıştı.. Şimdi de yemek beğendirmeye çalışıyordu kızına:
“Söylemesek de anneler anlar.. Biraz birşeyler yiyelim, sonra da sana muzlu süt yapayım, seversin değil mi?”
“Buzlu süt müüü? Ben hiç buzlu süt içmedim kiii”
“Buzlu değil meleğim muzlu süt,” meyvelikteki muzları göstererek bir kahkaha attı Ahmet.. “Hiç içmedin mi muzlu süt?
“I-ııı..”
“Ben çok severim muzlu sütü.. Senin de seveceğinden eminim.. Amaa, önce yemek tabi..”
“Uff.. Tamam..”

Yasemin, yıllardır söylemek istediklerini dökmüştü içinden tek tek.. Şimdiyse rahatlamıştı, bambaşka hissediyordu kendini. O artık, kızına ve aşkına, gerçek kocasına sahip çıkması gereken bir kadındı. Güçlü olmalıydı, çünkü zor günler onu bekliyordu. Herşeyden önce Ahmet’e kendini affettirmesi gerekiyordu, yaşananları unutturmalıydı ona. Mağrur olmalıydı, insanların Ahmet’e ve Rüya’ya saldırmalarına, onlara zarar vermelerine izin vermemeliydi. Bunları düşünerek sakinleşti, şimdi Selma’ya farklı bir gözle bakıyordu. Anlayış mı vardı bakışlarında?
“Herşeye rağmen, Selma Hanım, size kızmıyorum. Bunun Ahmet’i üzeceğini biliyorum çünkü ve ben bundan sonra onu hiç kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim, kendim de dahil. Kızım ve babası birlikte olacaklar, hiçkimse de bunu engelleyemeyecek. Geçmişte olanlardan dersimizi aldık biz, aynı şeyler bir daha yaşanmayacak.." Bakışları yumuşayarak Şevket'e döndü ve devam etti, "Bir torununuz olduğunu böyle öğrenmenizi hiç istemezdim, Şevket Amca, Sevim Abla sizin de.. Ama oldu malesef. Artık bundan sonrasına bakacağım ben. Umarım siz de öyle yaparsınız.. Yalnız sizden bir ricam var. Biz hazır olmadan bu gerçeği daha fazla kişi bilmesin. Özellikle ailem. Deniz bu durumdayken.. Bunu sizden rica ediyorum.. Şimdi izninizle, Deniz’e bakacağım.”

Hemen yukarı çıktı, herkes yine kapılardaydı. Kimsede bir değişiklik görünmüyordu. Babasına baktı sorarcasına ama o başını iki yana salladı üzüntüyle.. Yasemin, içi acıyarak aşağı indi tekrar, amacı Ahmet’le konuşmaktı. Eve gitmiş olduklarını ümit ederek resepsiyona gitti, telefon etmek istediğini söyledi, numarayı çevirdi ve beklemeye başladı.

“Alo?”
“.....”
“Alo?”
“......” Ses yoktu. Bir gülümseme kapladı yüzünü. Oydu, biliyordu.
“Ahmet...” diye fısıldadı ahizeye yavaşça.
“Sevgilim..” o da fısıldıyordu.. “Seni çok özledim..”
“Ben de seni özledim...”
“Bugün Ada'ya gidiyorum, sen de gelebilir misin?”
“Ada'ya mı? Gelmeye çalışırım. Annem çok fazla soru soruyor, atlatabilirsem gelirim.”
“Lütfen atlat. Seni bekliyor olacağım, bizim tepemizde..”
“Tamam.. Hoşçakal..”
“Hoşçakal sevgilim..”

“....”
“Alo?” Ahmet tahmin ediyordu ahizenin diğer ucundakinin kim olduğunu.. O da bir an eskileri hatırladı.. Telefonu açıp sadece birbirlerinin nefeslerini dinledikleri zamanları... “Yasemin...” dedi, sessizce.
“Ahmet.. Ben.. şey. Rüya nasıl diye merak ettim de onun için..”
“Rüya çok iyi. Yemek yiyor şu an..”
“Hmm.. İyi.. Şey, sen nasılsın?”
“İyi olmaya çalışıyorum.. Deniz’de bir değişiklik var mı?”
“Hayır yok.. Eh, şey, Ahmet, eğer istersen Rüya yarın da seninle kalabilir.. Yani..”
“Çok iyi olur..” dedi Ahmet gülümseyerek.. “Ben de onunla Ada’ya gitmek istiyordum... Herşeyin başladığı yere..”

merw
24-08-07, 03:11
5.

Ahmet şu son onbeş günün nasıl geçtiğini hiç anlamamıştı, Adadaki evde kalıyordu hala. Kızına kavuşmasının heyecanı, Deniz için endişeli bekleyiş, ailesiyle konuşması, heryerde patlak veren olaylar, yaralananlar, hayatını kaybedenler, okulda öğrencileriyle konuşması... Ve Yasemin.. Yasemin’in gelişinin heyecanı.. İşte, aklını başından alan bu olmuştu.. Gecelerdir zihninde sürekli yeniden yaşıyordu o anı.. Nasıl olmuştu o gece, hatırlayamıyordu.

Herşeyi öğrendiği günün ertesiydi, Ada’daki evdeydiler.. Bütün gün koştuktan sonra yorgun düşen Rüya’nın yanıbaşına oturmuş, uyumasını izlerken, kapıya hafifçe vurulduğunu duyup, aşağı inmiş, karşısında Yasemin’i görünce şaşkınlıkla kalmıştı Ahmet. Yasemin ise çekingen görünüyordu.. Ama başka birşey daha vardı, bir farklılık vardı sanki üzerinde.. Ahmet’in kendisine bakışlarında kötü birşey sezmeyince bir cesaretle sessizce içeri girip, kapıyı kapatmış ve Ahmet daha ne olduğunu anlayamadan birbirlerine hasret dudakları birleşivermişti.. Yıllardır hayalini kurdukları andı bu; ikisi de gerçekliğine inanamıyordu. Öpücükleri gittikçe derinleşirken Ahmet, soluksuz kaldığını, ruhunun bedeninden ayrılıp Yasemin’in, hayatının aşkının ruhuna karıştığını, ‘okyanusun en ıssız dalgasına düşmüş bir kibrit çöpü’ gibi bilinçsizce, ağırlıksızmışçasına sevdaya batıp çıktığını hissediyordu. Herşeye değmişti işte, yıllar süren yalnızlığa, günlere, gecelere, yalnız yenen yemeklere.. Buz gibi kışlara, ılık baharlara... Hiçbiri yaşanmamıştı sanki..

O anı düşünmeye zorladı kendini ama, aklı bomboştu.. Sadece, kendinde bulduğu güce şaşırarak geri çekildiğini hatırlıyordu:

“Dur... Yasemin, dur.” Zorlukla ayırdı dudaklarını ondan. Nefes almayı hatırladı ilk, sonra arkasını döndü, tümü dudaklarına toplanmış kanının yeniden vücuduna pompalandığını hissetti.

Yasemin ise, gözleri kapalı, aralık dudakları hafifçe titreyerek olduğu yerde duruyordu. Yaşadığının gerçek olduğundan emin olmak ister gibi derin bir nefes aldı. Gözlerini açınca Ahmet’in kaybolmasından, yeniden soğuk yatağında uyanmaktan korkarak durdu hareketsizce. Ama bu kez korkusundan kaçmayacaktı, “Bu kez değil!” diye geçirerek aklından yavaşça araladı gözlerini. Oradaydı işte, tam önünde... Uzun boyu, güçlü sırtı, geniş omuzları, dağınık saçları.. Hayalindeki gibiydi hala. Kendini engelleyemeyerek ona doğru bir adım attı, sırtına iyice sokulup kokusunu içine çeker gibi derin bir nefes daha aldı.. Sonra yanağını onun sırtına dayadı ve bu temasla başını arkaya atıp, derin bir iç geçiren Ahmet’in nefesini dinledi bir süre.. Ama söylemesi gerekenler vardı:
“Ahmet...” diye fısıldadı, “konuşmamız gerek..”
Ve, Ahmet’i elinden tutup kendine çevirdi. Kısa ama yıllarla dolu bir bakışın ardından dönüp salona doğru yürüdü, Ahmet’i de peşinden çekiyordu.

Salona girince şöyle bir etrafa baktı Yasemin, tüm eşyaların üzeri örtülerle kaplıydı. En yakındaki koltuğun örtüsünü çekti ve birkaç seri hareketle katlayıp, koltuğun kenarına koydu, kendi de bir kenara oturup beklemeye başladı. Onu dikkatle izleyen Ahmet, yine bir değişiklik fark etti ama ne olduğunu anlayamadı bir türlü..

“Değişmiş. Büyümüş. Artık bir kız çocuğu değil, evine sahip çıkan bir kadın..” Ahmet, o geceyi tekrar tekrar yaşarken değişikliği anlamıştı. Olgun bir kadın vardı karşısında artık..

Ahmet, otomatik hareketlerle koltuğun diğer ucuna oturdu ve Yasemin’e hiç bakmayarak yerdeki halıyı incelemeye koyuldu. Yasemin de yavaşça konuşmaya başladı, sesi kırılgan ve acıyla doluydu ama kararlıydı, sanki “seni ikna edene kadar buradayım!” diyordu.

Arada söylenenleri doğru düzgün hatırlayamıyordu Ahmet, hayal meyaldi herşey, avucunda su tutmaya benziyordu o anları hatırlamak.. Zaten hatırlamak istemiyordu, bir sürü sebep, bir sürü bahane vardı.. Herşeyin bir açıklaması da vardı tabi, Yasemin de açıklamıştı herşeyi... Ama Rüya’nın onun kızı olduğunu söylemeyi nasıl istediğini ama neden yapamadığını anlayamamıştı Ahmet bir türlü.. Ne demişti; “Korktum Ahmet. Herşeyden korkuyordum, yapayalnızdım ama en çok senin bana olan sevginin bitmesinden korkuyordum. İlk zamanlar böyle düşünmüştüm, senin beni tamamen sildiğini düşünmüştüm.”
“Ama daha sonra böyle olmadığını öğrendin..”
“Evet..”
“Ama yine de gerçeği söylemedin...”
“.....”
“Benimle Kıbrısçık’a gelmeye kalktığın zaman da, seni sevdiğimi biliyordun...”
Yasemin hiçbir şey söyleyemiyor, gözlerinden yaşlar akarak önüne bakabiliyordu sadece. Ahmet yüzünde acılı bir ifade, devam ediyordu:
“Bana hiç güvenmedin Yasemin. Aşkıma hiç güvenmedin. Seni bir kalemde, o kadar kolay silebileceğime inandın. Ve bizi yok ettin...”
Ahmet, yine önüne bakıyordu, gözleri yaşlarla doluydu ama içindekileri ifade edecek kelimeleri bulamıyordu. Derken, Yasemin, yine ani bir cesaretle koltukta Ahmet’e doğru kaydı, bir süre profilini izledi aşkla ve elini çenesine koyup hafifçe okşadı. Ahmet gözlerini kapamak dışında hiçbir tepki vermemiş, tek bir kasını bile oynatmamıştı.Onun neler hissettiğini anlayan Yasemin, hafifçe eğildi, alnını Ahmet’in şakağına yasladı ve yüreğinden gelen bir fısıltıyla “Herşeyi unutturacağım sana.. Aşkımız kaldığı yerden devam edecek..” dedi. Ahmet’in kapalı gözkapaklarının altından birer damla yaş süzülüyordu...



--- umarım beklentinizi tatmin edebilir :) zira, 10 dakikada bir giden elektrikler eşliğinde çıldırmak üzereyken yazdım...

* ahmed arif'e saygılar:blush:

badger
24-08-07, 15:08
Mehmet, elleriyle başını tutarak hastane koridorundaki sandalyede oturuyordu.Çok yorgundu, çok üzgündü.Bütün öğleden sonra o arbedenin içinde Denizi aramıştı.Etrafındaki insanlar dövüşüyor, Mehmet aralarından sanki hayal alemindeymiş gibi alakasız dolaşıp onların arasında oğlunun yüzünü arıyordu..Bulamamıştı ve dergiye döndüğünde Sevimle karşılaşmıştı ve Denizin hastanede, ağır yaralı ameliyatta olduğunu öğrenmişti.bunu öğrendiğinde bütün o anlamsız hayal alemi silinmiş vederin kasvet yüreğine çökmüştü.

O anda ilk aklına gelen şey, Denizin doğumu olmuştu.Hemşire, onu ilk kucağında verişini..Minik gözlerini kaldırıp o herzamanki dik bakışlarını ona bakmıştı..Sonra annesinin durumunun ağırlaştığı, doğumda gelişen bir komplikasyon sonucunda ölmek üzere olduğunun haberi gelmişti..Kucağında oğluyla karısının yanına koşmuş, ona küçük oğullarını gözyaşlarıyla gösterip veadlaşmak istemişti..Çok sevgili karısı yorgun bir gülümsemeyle o çok sevdiği erkeğe bakmış ve “Adı Deniz olsun...Hayata ve bu dünyaya denizler gibi çağlayarak dolsun oğlumuz..” demişti ve gözlerini o ölümün soğuk kucağına bırakmıştı..
Çok ağlamıştı karısı için, ama küçük oğullarına onun yerine çok bakmıştı, onun yokluğuna oğulları teselli olmuştu.Beraber çok şey yaşamışlardı ve onu kaybetmeyi göze alamıyordu..Eşini kaybetmişti ama o zaman Denizleri vardı..Peki şimdi o da ya giderse ne yapacaktı?

Tam o sırada onun yanağını okşayan bir elin sıcaklığını hissetti..kafasını düşüncelerden kaldırıp o elin sahibine baktı..O sevimli kız bakışlı Sevimin yüzünü gördü..elinde bir bardak su vardı..
“Mehmet, ne olur iç..!”
Mehmet konuşamaz halde, elini bardağa uzatıp, dudaklarının ucuyla bir yudum içti..Tüm günün endişesinden kurumuş dudakları, bir nebze canlanmıştı..Sonra karşısında birinin durduğunu görünce bakışlarını yukarı kaldırdı..Bu, bütün akşam boyunca karşısında sessizce duran Yaşardı.

“Mehmet bey...b-ben biraz dışarı çıkıp yiyecek bir şeyler...alayım diyorum..Siz de bir..ş-şeyler ister misiniz?..” diye hafifçe ve biraz da çekingen bir edayla sordu.

Mehmet, saatlerden sonra sesi çıkabildi.”hayır Yaşar..sağolasın...bir şeyler yemek istemiyorum...tekrar teşekkür ederim..D-denizi buraya kadar getirdiğin için..”

“Ben..sadece...onu elimden geldiğince..yardım edebilmeye çalıştım..”
“ Bu yardımın çok ötesinde Yaşar...sana minnetarım...” dedi Mehmet.

Tam o sırada ameliyathaneden son durumu almak için giden Selma, koridorda belirdi. Onu görür görmez herkes ayağa kalktı ve etrafını çerçeveledi.
“Ameliyat bitti...Deniz yaşıyor ama durumu kritik..Yoğun Bakıma aldılar..Gözlerini açmasını bekleyeceğiz..bu birkaç gün sürebilir..Kan vermeye devam edeceklermiş..Şu anda yalnız Mehmet sen girebilirsin çok kısa bir süreliğine o da birkaç saat sonra...Şu anda içeriye kimseyi almıyorlar..Camdan bakabiliriz..ama bir şey göremeyiz..Doktorlar ve hemşireler onu her dakika orada...gözlemleyecekler..” diye anlatmaya başladı.

Rıza anlatılanları dinledikten sonra “İyileşecek o zaman..Benim aslan yeğenime ...b-bir şeycik olmaz..Genç delikanlı o..kurtaracak kendini..” dedi ve mehmetin omuzunu teskin etmek istercesine sıktı.
Koridorda bir başka gürültü daha oldu..hepsi birden dönüp baktı..gelenler tanıdık yüzlerdi..Dilşat Hanımla Hasan Bey idi. Telaşla Hasan Bey, Rızaya ve Mehmete yöneldi,
“Teo..söyledi..D-deniz nasıl rıza Bey?”
“İyi..iyi...kurtulacakmış..ameliyat bitmiş...çıkartmışlar..”
“Çok üzüldük Rıza Bey...Ne oldu da bu çocuk yaralandı? Teo Taksimeki olaylarla ilgili demişti..” diye endişe dolu bir sesle Dilşat araya girdi.
“Evet, orada çıkan bir arbede olmuş ve Deniz bıçaklanmış..” diye anlatmaya başlayınca Rıza Sevim onun omuzuna dokunarak, konuşmasını durdurdu ve yan gözle Rızanın olayları tekrar anlatmasıyla kötüleşen mehmeti işaret edince, Rıza hasanla Dilşata döndü, “Biz en iyisi dışarı çıkalım..” diyerek onları koridor çıkışına yönlendirdi.

O sırada hemşire, koşarak Selmanın yanına geldi ve kulağına sessizce bir şeyler fısıldadı..
“Kızınız doktor hanım, kötüleşti, çok kanaması var..Doktor bey yanına girdi ve sizi...acil olarak çağırmamı söyledi...”
Selma kulağını anlatılanları kaşlarını çatarak dikkatlice dinledi ve konuşma bittikten sonra ona merakla bakan yüzlere dönerek, “defne uyanmış..ben bir bakayım” dedi ve arkasını döndü..

Şevket, arkasından seslendi.”Ben de geleyim..Selma..Kızımı görmek istiyorum.”
Selma donakalmıştı ve yavaşça Şevkete döndü,zorlama bir gülümseme takındı.”ben bir bakayım Şevketçiğim..sonra sen de girersin..”
“Ağabey sen burada otur..Selma ilgilenir haber verir..Hem burada Mehmeti yalnız bırakmayalım değil mi?” araya girerek Sevim Selmaya destek oldu..

Şimdi sırası değildi, ağabeyinin kızının yanına girmesi. Selmaya, hadi git, ben idare ederim havasında bir bakış attı..Selma, Şevkete açık vermeden uzaklaştığı için rahatlamıştı ama odaya doğru yönlendiğinde o endişe bulutu tekrardan içinde yükselmişti..

merw
26-08-07, 02:55
6. :img-in_lo

İki hasret dolu aşık, o geceyi koyun koyuna geçirmişti. Oldukları yerde, oldukları gibi, birbirlerine sımsıkı sarılıp, hasret gidererek, birbirlerini okşayıp öperek uykuya dalmışlardı. Sabah Rüya kalkıp da yanlarına geldiğinde hala uyuyorlardı:

“AAAA anneee! Annem gelmiş, anneee uyansanaa!”
Yasemin ve Ahmet hafifçe kıpırdandılar. İkisi de sanki akşamdan kalma gibiydiler, nerede olduklarını anlayamadan baktılar bir süre, sonra Yasemin “Rüyaa, kızım..” diyerek Ahmet’in kucağından kalktı ama Ahmet, yarı oturur vaziyette uyuduğundan her tarafı tutulmuştu ve inleyerek kalkma hamlesinden vazgeçti.
“Ahmet, ne oldu? İyi misin?”
“İyiyim, iyiyim Yasemin. Belim tutulmuş da.”
“Ahhh.. Benim yüzümden..”
“Aaamet, ben senin sırtını ovarııım.”
Ahmet kendini tutamayarak evin duvarlarında yankılanan neşeli bir kahkaha attı.
“Güzeller güzeli peri kızım benim sırtımı mı ovacakmış.. Sen bana bir öpücük ver, geçer o..”
“Hayır, ovcaam.” Rüya inatla Ahmet’in sırtına ulaşmaya çalışıyor, Yasemin ve Ahmet de kahkahalarla gülüyorlardı.
“Ahmet, bırak ovsun, yoksa bütün gün vazgeçmeyecek.. Çok inatçı..”
“Annesine mi çekmiş acaba?”
Yasemin mahçup mahçup gülümsemekle yetindi. Şu anın nihayet gerçek olduğuna inanamıyordu bir türlü. Aşkı ve kızıyla bir arada, gülüp eğleniyorlardı. Gerçek bir aile gibiydiler sonunda. Gülümseyerek onları izledi bir süre, Rüya minik elleriyle Ahmet’i mıncıklıyor, Ahmet de arada yakaladıkça ellerini öpüyordu. Sonra ayağa kalktı Yasemin,
“Ben gidip kahvaltı hazırlayayım. Birşeyler var mı evde?”
“Evet evet, dün gelirken almıştık, değil mi Rüya? Orada, mutfaktalar. Bir saniye bekle, yardıma geliyorum”
“Yo, yo gelme. Ben hallederim. Sen masajına devam et..”

Yasemin, vapurda oturmuş, yolculuğun bitmesini beklerken bunları yeniden zihninde canlandırıyor, sanki o anlarıı tekrar tekrar yaşıyordu. “Ne kadar uzun sürdü bu yol..” diye kendi kendine söylenerek güverteden ileri baktı, az kalmıştı, iskele görünüyordu.

Bu sırada, Selma ve Şevket, evlerinde oturmuş, hala son öğrendikleri gerçeği düşünüyorlardı. İki gecedir uyku tutmamıştı ikisini de. Şevket, Rüya’yı gördüğü bir iki an aklına geldikçe mutlu mutlu gülümsüyordu kendi kendine. Rıza’yla konuştuğu zamanı düşünüyordu, torunuyla birlikte olmaktan ne kadar mutluydu.. “Şimdi ben de dedeyim...” Dede.. Ne kadar garip geliyordu kulağına. Acaba minik torunu onu da sevecek miydi? Belki de beraber parka falan giderlerdi.. Bunların hayaliyle gülmsedi yine.. Selma ise hem pişman, hem endişeli, hem de kızgındı. Rüya’ya bu gerçekler nasıl anlatılacaktı, Ahmet daha da fazla mı acı çekecekti? Bu gerçeği yıllarca nasıl saklamıştı o küçük cadı? “Aman tanrım,” dedi kendi kendine, “kaynanalık mı yapıyorum ben.. Ne cadısı Selma, kendine gel!”

Bu sırada tüm evi mis gibi çay ve kızarmış ekmek kokusu sarmıştı. Ahmet yavaşça koltuktan kalktı, sonunda elleri yorulan Rüya’yı kucağına aldı, teşekkür edip (“Ellerine sağlık meleğim”) burnundan bir öpücük çaldı. Sonra da onu omzuna oturtup mutfağa doğru yürümeye başladı. Ama yarı yolda kolyesini odasında unuttuğunu farkeden Rüya’yı omzundan indirmek zorunda kalıp, yola tek devam etti. Yasemin, sağa sola dolaşıp kahvaltılıkları hazırlıyordu. Ahmet, kapıda durup onu izledi bir süre. Yasemin bir an arkasını dönüp de onu kapıya yaslanmış, üzerinde yaka düğmeleri yarıya kadar açık, kolları kıvrılmış beyaz gömleğiyle, kendisine tutku dolu gözlerle baktığını görünce yüreği ağzına geldi. Ne diyeceğini bilemiyordu, hem zaten bu durum çok garipti. Bir anda sanki yıllardır böyle yaşıyorlarmış gibi davranmaya başlamışlardı.
“Eee, şey.. Geldiğini farketmedim..”
“Hıhı.. Seni izliyordum..”
“Neden?”
“Çok güzelsin..”
Yasemin yanakları kızararak mahçupça gülümsedi.
“Eh, bulmuşsun yerlerini..”
“Efendim?”
“Yiyeceklerin diyorum, yerlerini bulmuşsun.”
“Hah, evet. Buldum. Neyse ki alışveriş yapmışsınız..”