Tüm Versiyonu Göster : Top 10 /Yerli Dizilerde En Daraltan 10 aksiyon
YERLİ DİZİLERDE EN ÇOK DARALTAN 1O AKSİYON
1. RUTKAY AZİZ'İN "TUZLUĞU UZATIR MISIN" DERKEN BİLE HAMLET TİRADI PATLATIYORMUŞÇASINA NAMELER TÜKETMESİ..(bakınız;istanbul şahidimdir)
2. ESME (AYÇA İNCİ)' NİN HER TABANCA GÖRÜŞÜNDE MİNTARAFİLLAH BAŞKA BİR ŞEY GÖRMÜŞ GİBİ AYILIP BAYILMASI.(bakınız;istanbul şahidimdir)
3. TÜM KENTİN ESMA (AHU TÜRKPENÇE)' YE HAYRAN, AŞIK OLMASI. SELİM, DEMİR, HOCASI,VE ÇOK YAKINDA MUHTEMELEN SELİM ARHAN. VE HATTA BEHİYE ARHAN DA LEZBİYENLİĞİ SEÇEREK ESMA'YA TUTULABİLİR..(bakınız;bir istanbul masalı)
4. ALİYE (SANEM ÇELİK) 'İN ARTIK BAKTERİ KAYNAYAN, DÖRT BÖLÜMDÜR ÇIKARTMADIĞI MAVİ ELBİSESİ
.(bakınız;aliye)
5. CENNET MAHALLESİ DİZİSİNİN TAMAMI. ÖZELLİKLE DE ROMAN TAKLİDİ ÜZERİNDEN PRİM YAPMA HASTALIĞI.
6. KURTLAR VADİSİ' NDE Kİ TAKIM ELBİSE ENFLASYONU VE POLAT'IN ŞEKERSİZ KAHVE İÇMİŞÇESİNE SÜRELİ GERGİN TUTTUĞU ÇENE KASLARI
7. MELEKLER ADASI DİZİSİNDE EN BASİT DİYALOGLARIN BİLE ENTRİKAYA DÖNÜŞMESİ. HER İZLEYİCİ ARKA PLANDA Kİ SİMİTÇİDEN BİLE İŞKİLLENİR HALE GELDİ. "ACABA BU ADAM ŞERBET'İN SAKLADIĞI ÇOCUĞU MU?" DİYE.
8. ÖZCAN DENİZ'İN STANDART DUBLAJI. ADAMIN GAYET SAMİMİ VE KEYİFLİ DOĞAL BİR SES TONAJI VAR (bakınız;asmalı konak/hayat filmi). BU ISRAR NEDEN?..
9. HAYAT BİLGİSİ DİZİSİNDE AMİL BEYLE HADEMENİN KABAKTAN ÖTE TAD VEREN DİYALOGLARI.
10. KIRAÇ'IN BİRBİRİNİN KOPYASI VE BALKAN FİLMLERİNİN SOUND TRACK'LERİNDEN ARAKLADIĞI TEMA MÜZİKLERİ. (Bari acıyıp "Bir İstanbul Masalı"na söz yazıp kompozisyonu bozmasaydı.Biz böyle iyiydik be :-( )
.(bakınız;bir istanbul masalı / aliye / zerda)
meltemyucel 14-10-04, 13:15 Burak öncelikle seni bu sıkı gözlemlerin için tebrik ediyorum. Valla bravo iyi takip doğrusu :wink: Benide Avrupa YAkasının ikinci sezon bölümlerinde Aslıyla Cemin bi türlü sevgilerini ifade edememelri sıkıyordu. Ama sonunda kavuştular çok şükür bizde grilmekten kurtulduk.Şimdi sıra Yaprak la Volkan da.Onlarınki eğlenceli geliyo ama :D :D
kesinlikle aliyenin elbisesi konusunda haklısınız artık boğum boğum oluyorum
Sevgili BurakDeNiro,
Üye olduğunuzdan beri dikkat çeken ve bilgilendiren mesajlarınızı merakla takip ediyorum..
Öncelikle paylaşım için teşekkürler..
Şahsım adına teknik bilgiye sahip olmadan sadece izleyici gözüyle yorum yapabilme
hakkımı kullanmaya çalışıyorum..
İzlemediğim ve hakkında bilgi sahip olmadığım konularda yorum yapmıyorum/yapamıyorum..
Dolayısıyla yukarıda anlattığınız 10 daralma aksiyonundan sadece birisine deyinebileceğim:
''3. TÜM KENTİN ESMA (AHU TÜRKPENÇE)' YE HAYRAN, AŞIK OLMASI. SELİM, DEMİR, HOCASI,VE ÇOK YAKINDA MUHTEMELEN SELİM ARHAN. VE HATTA BEHİYE ARHAN DA LEZBİYENLİĞİ SEÇEREK ESMA'YA TUTULABİLİR..(bakınız;bir istanbul masalı)''
Öncelikle;
''Selim,Demir,Hocası ve çok yakında muhtemelen Selim Arhan''
cümlesi biraz tekrar(Selim ve Selim Arhan)biraz da fazlalıktan(Hocası) ibaret..
Diziyi başından beri takip etmiş birisi olarak düzeltme gereği hissettim yalnızca..
Ve İkinci cümle;
Bu söylem tarzı başka bir sitede de rastladığım ve son derece mistik bulduğum
bir ifade tarzını çağrıştırdı bende..
Belki yazarken ifade etmeye çalıştığınız tam olarak bu değildi
ya da ben yanlış anlıyorumdur diye umuyorum..
Umarım şu lezbiyenlik konusu sadece yanlış seçilmiş bir espiridir.
Zira beni de en çok daraltan;dizideki tek bir tema üzerine kurulu son derece doğal olabilecek
bir durumun çiğnenmiş sakız gibi özellikle başka sitelerde gördüğümü belirttiğim üslupla aynı paralelde kullanılması,
bir insan olarak son derece rahatsız edici bulduğum bir söylem tarzıdır.
Şehrin tüm erkekleri,hatta kadınları Esma'ya aşık değildir ve olmayacaktır da..
Eleştirecek başka noktalar olabilir ve vardır da ama bu, yanlış ve olmayan bir seçimdir kanaatimce..
Ben hepsine katılıyorum :lol: Kesinlikle çok doğru tespitler...
Pardon,
Okurken ıskalamadığım ama cevap yazarken ıskaladığım bir noktayı es geçmemek adına:
Az-çok müzikten anlayan hiç olmazsa dinleyici bazında olaya bakan biri olarak Kıraç'ın
nereden nasıl araklama yaptığını bilmiyorum varsa böyle birşey ispatı da kolaydır sanıyorum..
Ama bahsedilen 3 dizinin müziklerinin birbirinin kopyası olma seçeneği biraz göreceli sanıyorum..
Zira ben en azından jenerik müziklerinde o kopya olayını henüz farkedemedim..
Belki herkes de olmayan ama bazı sanatçıların tarzından dolayı duyunca:
''tamam,bu kesinlikle şunun bestesi'' diyebileceğimiz bir duygu vardır Kıraç'ın bestelerinde
ama bu birebir kopya olayını açıklamaya yeterli değildir sanırım.
Toplam 8 ana notanın olduğu(bemol ve diyezleri saymazsak) bir alanda notalar yanyana gelirken
benzerliklerin olması kaçınılmazdır doğal olarak..
Ama şu kopya olayı işin kaçırdığım tarafı değildir sanıyorum..
Sevgili BurakDeNiro, sitede yenisiniz, hosgeldiniz oncelikle. Solitude'un Kirac ile ilgili yazdiklariniz hakkindaki yorumunu mantikli buldum. Bu derece agir bir ithamda bulunuyorsaniz kaynagini sormak isterim. Hic degilse birkac tane calinti oldugunu dusundugunuz sarkinin orijinallerinin ismini (sarki ve sanatci) yazarsaniz sevinirim. Tesekkurler
bence muthis tespit cok hos gercekten özellikle melekler adası ve kurtlar vadısı bayıldım:)
Bu sitede düşünce özgürlüğü var Türkiye'de kamuoyu içerisindeki varlığından şüphe etsek de..
Dileyen dileğini düşünebilir...Ama eğer birilerini birşeylerle itham ediyorsak, ya da 3. şahıs ağzından duyma bir takım bilgilerle belli savları kanıtlamaya çalışıyorsak bu noktada rahatsızlık başgöstermeye başlar...
Sevgili BurakdeNiro,
KIRAÇ ile ilgili söylediklerinin mesnetsiz olup olmadığı konusunda meraklanan 3. kişiyim..
Söylenti bile olsa sırtına yapıştırılan yafta şahsen beni inanılmaz huzursuz etti..
Çünkü konservatuvar eğitimi almış, CEM KARACA gibi bir üstad tarafından yerini dolduracak kişi olarak gösterilen, kaldı ki kendisine bahşedilen yetenekler sayesinde özgün bestelere de imza atan biri hakkında "taklitçi" demenin elle tutulur bir dayanağı yok benim gözümde...
Şimdiye kadar yaptığı dizi müziklerinin de hepsinin teması farklıydı bu arada...
Diziyi seyredince insan bunu daha iyi anlıyor...
Kendisinin bir ropörtajında senaryoyu okuduktan sonra müzikleri yaptığını okumuştum...
Sahiden de bunu çok açık bir biçimde farkedebiliyor insan..
BurakdeNiro kadar sert ifade etmeyi düşünmesem de söylediklerinin tamamına yakınının doğruluğuna inanıyorum . Bir kere son derece iyi gözlem yapmış; bunun için kendisini tebrik etmek istiyorum.
BİM'in müziğinin balkan kökenli olması konusunda benim de benzer bir tezim var. Dinlediğim bir balkan ezgisine inanılmaz derecede benziyor. Çok fazla önemsememiştim ama madem bu konu gündeme geldi, parçayı bulmak için kaset arşivimi karıştırmaya başladım. Sadece ben değil; birkaç arkadaşım da aynı şeyi düşünüyor. Ama ola ki sadece ufak bir melodi benzerliğiyse hem Kıraç hem de sevenlerinden özür dilerim. Ancak gerçekten BİM'in müziğini her dinlediğimde o şarkı aklıma geliyor.
Niye şimdi söyledin diyecek olursanız bu derece demokratik bir sitede bile sıkı fanatikleri bulunan Kurtlar vadisi ya da BİM hakkında olumsuz bir fikir belirttiğinizde hemen büyük tepkilerle karşılaşıyorsunuz. Bu da can sıkıcı olabiliyor. Kaldı ki BİM'in kötü bir dizi olduğunu da düşünmüyorum. Ama orjinalini (Sabrina) çok severek izlediğim için belki, BİM'i göklere çıkarılacak kadar da başarılı bulamıyorum. Bunları kimseyi kırmak ya da karalamak amacıyla söylemediğimi belirtmek isterim.
BurakdeNiro kadar sert ifade etmeyi düşünmesem de söylediklerinin tamamına yakınının doğruluğuna inanıyorum . Bir kere son derece iyi gözlem yapmış; bunun için kendisini tebrik etmek istiyorum.
BİM'in müziğinin balkan kökenli olması konusunda benim de benzer bir tezim var. Dinlediğim bir balkan ezgisine inanılmaz derecede benziyor. Çok fazla önemsememiştim ama madem bu konu gündeme geldi, parçayı bulmak için kaset arşivimi karıştırmaya başladım. Sadece ben değil; birkaç arkadaşım da aynı şeyi düşünüyor. Ama ola ki sadece ufak bir melodi benzerliğiyse hem Kıraç hem de sevenlerinden özür dilerim. Ancak gerçekten BİM'in müziğini her dinlediğimde o şarkı aklıma geliyor.
Niye şimdi söyledin diyecek olursanız bu derece demokratik bir sitede bile sıkı fanatikleri bulunan Kurtlar vadisi ya da BİM hakkında olumsuz bir fikir belirttiğinizde hemen büyük tepkilerle karşılaşıyorsunuz. Bu da can sıkıcı olabiliyor. Kaldı ki BİM'in kötü bir dizi olduğunu da düşünmüyorum. Ama orjinalini (Sabrina) çok severek izlediğim için belki, BİM'i göklere çıkarılacak kadar da başarılı bulamıyorum. Bunları kimseyi kırmak ya da karalamak amacıyla söylemediğimi belirtmek isterim.
Umarim biran once bahsettign sarkilari bulabilirsin sevgili cyrano, gercekten merak ediyorum "calinti" iddiasini hakedecek kadar kuvvetli bir benzerlik mi.
Öncelikle yapmış olduğum TOP 10 derlemesine gösterdiğiniz teveccüh ve yorumlar için teşekkürler. Burada amaç her birisinin ciddi izleyici ve hayran kitleleri olduğundan emin olduğum dizileri karalamak ya da sevenlerine saygısızlık değildi. Kaldı ki çoğunluk ne mutlu ki bunu farkında. Yegane niyetim dizilerden referans alarak mizahi altyapılı bir metin oluşturarak sizleri tebessüm ettirmekti. Ama görülen o ki, kimi katılımcı dostlar gülüp eğlendikleri gibi biraz alınmış, hatta "acaba*" dolu sorulara gark olmuşlar.
Sevgili solitude;
Top 10' de "Bir İstanbul Masalı' na dair yeralan satırlarda Hocasının da Esma'ya aşık olanlar kervanında yeraldığını söylemiştim. Kazara kelmimden çıkmadı bu tesbit. Demir ya da Selim karakterleri gibi yüreğindekini aleni belli etmese de senaryo dahilinde Hocası ve Esma arasında süregelen diyaloglar ve vücut dilleri , refleksleri adamcağızın Esma'ya "öğrenci sevgisi"nin ötesinde bir hissiyat içinde olduğunu netliyor. Özellikle Esma'nın Hocasına deniz kenarında evblendiğini söylediği sekansta Hocanın yüzünde oluşan kederli kasılmaları ıskaladığınız ortada. Ama Hocamız bunu platonik normlarda kendi dünyasında zararsızca yaşıyor.
Bu konuda farklı sanılara ya da tesbitlere sahip olabiliriz tabii. Ama beni asıl hayrete düşüren, "Behiye ARHAN' ın lebiyenliği seçrek Esma'ya aşık olanlara katılacağına dair esprime verdiğiniz tepkiydi. Bakınız Solitude; üstad Woody ALLEN' ın mizahı tarif anlamında olağanüstü bir söylemini aktayarım ;" MİZAHTA CÜMLLER BÜKÜLEBİLİYORSA KOMİKTİR, KIRILIYORSA MİZAH OLMAZ" Kaygan ve esnek bir zemindir mizah. Ama mizahın da ötesinde o satırlar tamamen yazarının yani benim tasarrufumdur. Benim espri skalamın renklerini kimse belirleyemez, sizinkileri de öyle. Kolaylıkla anlaşılacağı üzere "tüm kentin erkeklerinin Esma'ya aşık olacağı" na ilişkin cümle hem ironi taşıyordu hem de mizah. "Hamam" filminin ardından Türkiye'de ki Hamamcılar odasının ayaklanmasıyla sizin gösterdiğiniz bu tepki arasında ki fark bir çizgi kadar. Samimiyetle üzüldüm.
Sizi bu denli rahatsız edip mide asidinizi dellendiren kelime "lezbiyen" sıfatı olmuş anladığım kadarıyla, Ve dahası , üslubuma da hafiften giydirmekte beis görmemişsiniz. Emin olunuz ki, dilbilgisine, Türkçesine son derece hakim, edebi kalitesi azımsanamayacak bir insanım. Reel kimliğimi öğrenseydiniz bunu yazmaktan imtina ederdiniz zaten. "Lezbiyen"lik bir cinsel kimlik statüsüdür. Terbiyesizce ya da edepsizce değildir. ben eğer bir lezbiyenin sex sırasında tercih edebileceği cinsel aksyonları anlatırsam kantarın topuzu kaçar ve tebiyesizlik sularına girmiş olurum. Diğer yandan bir hanımefendinin lezbiyen olmasını y ada bu cinsel tercihi "itici, irite edici" olarak değerlendirerek çok ciddi bir popülasyona hakaret ettiğinizin bilmem farkında mısınız.
Üyesi olduğumuz bu sitede dahi o duyduğunuzda rahatsız olduğunuz cinsel profile sahip katılımcılar olduğundan eminim. Ama o yazıda ki zikir asla cinsel içerikli değildi, sadece dizi içinde iyica mübala edilen "Kusursuz Esma" ikonuna dair bir eleştirinin mizahla harmanlanmış haliydi.
Ve sevgili baklava, mKkayra, bedus ;
Amerikan Sinema Akademisinde seçmeli ders olarak öğrenimini gördüğümden ben de müzikten kompozitörlük mertebesinde üretim yapabilecek kadar anladığımı belirtmek isterim. Sözkonusu Top 10' de Kıraç dostumuzun adlarını zikrettiğim üç dizi için gerçekleştirdiği müziklerin birbirlerinin kopyaları olduğunu söylemedim. Ama enstrümantal altyapılar bazında, ve armoni trafiği anlamında ciddi benzerlikler taşıdıklarını söyledim , ki iddiamın arkasındayım. X bir dizi müziğinin Kıraç'ın elinden çıktığını en vasat ve averajı olmayan izleyiciler dahi kolaylıkla tesbit edebiliyorlar. Amma velakin bundan hoşnut olanlar da vardır mutlaka. Ya da Kıraç kompozisyonlarından ciddi anlamda haz alanlar. Tercih meselesidir her zaman söylediğim gibi.
Kıraç'ın "arak" müzikler kullandığına dair tebitim belli ki Kıraç seven kimi üyelerin muhayelerinde ki büyüyü biraz zedelemiş. Mesnetsiz, kaynakça göstermeden bir sanatçının emeğine halel getirmenin günahı ağırdır, hatta ve hatta kul hakkıdır korkarım. Bu nedenle sis perdesini aralamaktan da öte ardına kadar açamak adına hemen söyleyeyim,
"Bir İstanbul Masalı" nın jenerik miüziği, ufak tefek değişiklikler yapılmakla beraber Goran BREGOVIC' in Emir KUSTURICA' nın Underground filmi için gerçekleştirdiği soundtrack çalışmalarından türetilmiştir. Sadece dizi müzikleri değil, bazı şarkıları da geleneksel balkan ezgilerinden öykğnülerek tasarlanmıştır. İletişim teknolojisinin ve Internet kullanıcılığının ulaştığı trend itibariyle "kim nereden duyacak bilecek" mentalitesiyle bir çok sanatçının başvurduğu bu tatsız yönetm üzülerek belirtirim ki Kıraç'ın defaatle başvurduğu bir sistematiktir.
Olumlu ya da olumsuz Top 10' e dair vakit ayırarak üç satır karalayan tüm dostlara tekrar teşekkürler. Devamı gelecek :-)
Kendi adima konusuyorum sevgili BurakDeNiro, amacim Kirac'i ve sanatini savunmak ya da seni sorgulamak degildi. Kisiler kim olursa olsun ayni sekilde bir mesaj yazardim. Bilgiler icin tesekkurler, dinledigim zaman yorumumu yazacagim.
Sevgili BurakDeNiro,
Öncelikle özellikle tarafıma belli ki itina ile yapılmış açıklama için teşekkürler..
Ama anlayışla karşılayacağınız gibi daha önce de belirttiğim söylem tarzınıza
sizin deyimizle ''giydirme'' cüretinde bulunduğum sanılan tek bir kelime var:
Benzerine sık rastladığım,hatta birebir bulduğum bir ifade tarzına tam olarak karşılık gelmese de sanılanın
ya da gösterilmeye çalışıldığının aksine son derece imtina ile yaklaştığım için ve yanlış anlaşılmalara mahal vermemek üzre tam karşılığı olmadığını bildiğim bir tek kelimedir ''mistik'' kelimesi..Zira aksini ispatlayacak yani üsluba yönelik başka bir ifade tarzı yoktur tarafımca yapılan,zaten öyle bir niyette yoktur..
Zira öyle mide asidinin dellendiği ya da dellendiğini göstermeye yönelik bir eleştiriden son derece çekindiğim için,
kendinizin kullandığı ironik kelimesinin karşılığı olarak hüsn-ü zannımın su-i zanna dönmemesi adına ilk önce mistik dediğim duruma artık sizin de kabul ettiğiniz gibi ironik demek de bir beis görmüyorum,belki de cür'etim olmayaraktan..
İşin espiri olan tarafı ise ''muğlak'' kaldığı ya da şahsım adına cinsel kimliklerle/tercihlerle espiri yapmayı ''kırılgan'' bulduğum bir durum olduğu için o konuda ıskalamış olabilirim,doğrudur..
Ama bu kesinlikle gösterilmeye çalışıldığı gibi bir hakaret değil tamamiyle aksidir..
Yoksa 'Kusursuz Esma' göstergecini eleştirirken daha
''anlaşılır'' ifade ile kelimeler kullanılırsa yine sanılanın aksine,eleştiriye karşı sanılan dizi izleyicilerinin eleştirebilme yetilerine sahip oldukları ya da hazmedebildikleri görülecektir..
Yoksa amaç kesinlikle cinsel kimliklere hakaret ya da onlardan son derece rahatsız bir söylem tarzıyla birşeyler ifade etmek/ifade etmeye çalışmak değildir..
Sanırım bu konudaki son derece ''sakin'' söylemim üzüntü duyduğum bir şekilde yanlış anlaşılmıştır..İyi niyetli olduğumu gösterme açısından;bay mısınız/bayan mı hatta belki de cinsel kimliğimi sorgulayıcı atılmış olan hiçbir özel mesaja burada sadece bir ''İnsan'' olduğumu belirtmek adında cevap verilmemiştir..Umarım bu örnek samimiyetinin gözardı edilmemesi açısından yeterince açıklayıcı olabilmiştir...
Esma'nın Hocasını içinde aşk kıpırtıları ya da fırtınaları olduğu ise sizin de belirttiğiniz gibi farklı yorumlara açık bir penceredir..
Sevgili solitude ... "yanıtıma" dair açıklamanız için teşekkürler. Ben de asla ve kat-a sizi incitme güdümlü değildim emin olun. Benim gibi eski Trükçe zenginliğinden haz alıyor olduğunuza kefil bir metindi, bu da keyiflendirdi beni.
Başka konulara dair tartışmak, paylaşmak dileğiyle.
Sevgiler 8)
belki kıracın dizi müzikleri hakkındaki görüsünüz doğrudur( ki bunu belli bir belge sunmadan söylemek bi o kadar yanlıstır) benim tepki gösterdiğim husus araklamak kelimesi bu kelime oldukca yanlıs bi kelimedir birde bunu söylediğiniz insan kırac olursa
Yorumlarıma 3 boyutlu(kendi açımdan-hitap ettiğim kişi açısından-okuyan diğer üyeler açısından)
bir şekil kazandırmaya çalışan biri olaraktan umarım yukarıdaki mesajımla meramımı anlatabilmişimdir..
Zira amacım ''tren''kelimesinin Türk Dil Kurumunca belirlenmiş karşılığını söylemek ve başka seyleri ispatlamak değil..
Eski Türkçe'yi severim az-çok bilirim ve çoğu zaman gayr-i ihtiyari kullanırım,şimdi olduğu gibi.
Kısacası ''satır aralarına'' dikkat etmeye çalışan belki de bunu fazlasıyla irdelemek
gibi bir yanlışa sahip biri olaraktan,yazdığım metinin sadece ''nelerden haz aldığıma kefil bir metin'' olarak kalıp kalmamasına
son derece ehemniyet gösteriyorum..Özellikle belirtmek istedim..
Ayrıca:
''10. KIRAÇ'IN BİRBİRİNİN KOPYASI VE BALKAN FİLMLERİNİN SOUND TRACK'LERİNDEN ARAKLADIĞI TEMA MÜZİKLERİ.(bakınız;bir istanbul masalı / aliye / zerda)''
''Kıraç dostumuzun adlarını zikrettiğim üç dizi için gerçekleştirdiği müziklerin birbirlerinin kopyaları olduğunu söylemedim. Ama enstrümantal altyapılar bazında, ve armoni trafiği anlamında ciddi benzerlikler taşıdıklarını söyledim , ki iddiamın arkasındayım''
Yanlış anlaşılmasın lütfen (tamamen iyi niyetle) ama ben bu iki cümle arasında tezatlık görüyorum..
Anlayış farkı olmaması açısından bilgilendirilirsek memnun olacağım..
Beni yerli dizilerde en çok rahatsız eden intihar sahneleri. Bu geçen seneden beri bir çok dizide var. Bu dizileri her yaşta izleyicinin izlediği dikkate alınmıyor. Rating uğruna dünyanın en doğal şeyi imiş gibi veriliyor.
Bu dizilerden etkilenen bir çok kişi var.
Tek birşey söylemek istiyorum: Ben televizyon ya da sinema sektörüne yakın biri değilim; Ne entellektüel biri olabildiğimi ne de çok fazla kültürlü olduğumu iddia edebilirim ama bildiğim birşey var ki şu forum sayfasında okuduğum yazılar ve tartışmaların kalitesi beni derinden etkiledi. Keşke kanallardaki tartışma programları da bu kadar bilgilendirici, kaliteli ve nezih bir üslupta olabilse. Bütün üye arkadaşları en samimi duygularımla tebrik etmek istedim. Sevgi ve saygılarımla...
bence dedigin aliye hakkinda dogru degil... önce diziyi izle neden 4 bölümden beri ayni elbisezini giydini ondan sonra konusun........ :wink:
Tek birşey söylemek istiyorum: Ben televizyon ya da sinema sektörüne yakın biri değilim; Ne entellektüel biri olabildiğimi ne de çok fazla kültürlü olduğumu iddia edebilirim ama bildiğim birşey var ki şu forum sayfasında okuduğum yazılar ve tartışmaların kalitesi beni derinden etkiledi. Keşke kanallardaki tartışma programları da bu kadar bilgilendirici, kaliteli ve nezih bir üslupta olabilse. Bütün üye arkadaşları en samimi duygularımla tebrik etmek istedim. Sevgi ve saygılarımla...
Henuz bu sitede yeni yeni yazmaya baslamis olsam da, uzun suredir zevkle takip ediyorum. Sevgili Cyrano hayli mutevazi davranmis kendisiyle ilgili yukaridaki satirlarinda :wink:
Onun bu temennilerine ve tebriklerine ben de katilmak istiyorum. Bu kadar duzeyli olduktan sonraç tartismalar varsin hayatimizda daha sık olsun; Yeter ki aktif olarak katilan da, yalnizca izleyen de birseyler ogrensin, yeni gorus acilari kazansin.
Bunu burada saglayan tum arkadaslara tesekkurlerimle...
1- birbirinin müziğinden etkilenmeyen var mı türkiyede
2- aliyenin kıyafetinin neden aynı olduğunu bir bölüm izledikten sonra anlayabilirsin
3- bu ortamdaki tartışmanın kalitesine katılıyorum
Kıraç ın yaptığı müziklerin birbirine benzemesi bence çok doğal belli bir tarz oturtmuş her müzisyende söz yazarında hatta oyuncuda aynı şeyleri yakalamaktan daha doğal ne varki yani şarkının sözlerinden yada melodisinden sezen aksu ya yada yıldız tilbe ye ait olabileceğini ayırt edebilirim keza kıraç ta da öyle
Sevgili yelizler.....
Bu derlemeyi hazırlarken her biri ciddi kitlelerce takip edilen ve militanca bir ateşle savunucuları olan bu yapımları karaya çalmak değildi niyetim diye defaatle yazdım çizdim."Aliye"yi bende beğenerek izliyorum.Aksi halde bu gözlemleri yapmak mümkün mü? Tabii ki Aliye'nin o "öögghh" dedirten mavi kıyafetinin neden değişmediğini biliyorum. Ama benim de vakıf olduğum bu gerekçe "daralmaya" engel değil. Kaldı ki maksad biraz tebessüm edelim ve keyiflenelim değil mi ?
Sevgili daybreak ve ehlocan ......
Bir müzisyenin stili oturtması ve müzikal kimliğini netlemesi ayrı bir kavram, kendi kendini tekrar ayrı. Tabii ki bu tesbitimde sen hemfikir olmayabilirsin. Neticede burada paylaşımda bulunmak esas, yanılıyor muyum? :-) Sadece dayberak' e ufak bir sitem ve hatırlatma ; "aliyenin kıyafetinin neden aynı olduğunu bir bölüm izledikten sonra anlayabilirsin" cümlesi her ne kadar tatsız bir zikir içermiyorsa da, dili itibariyle biraz nezaketsiz. Yaptığım derlemeyi biraz olsun dikkatle okuyan herkes hiç bir satırın kanal zaplarken rastladığım iki üç dakika üzerine pervasızca yazılmadığını kavrayabilir. Haliyle zekama ya da idrağıma dair bir zaaf sözkonusu değil..Yukarıda yelizler'e ithafen yazdığım gibi ben de dizinin dikkatli ve beğenen izleyici güruhundanım.
Ama başından itibaren söylediğim üzere önemli olan tüm katılımcıları düşünmeye ve medeni, seviyeli ölçeklerde tartışmaya sevketmek asıl gaye.. Ben yeni tarihli bir üyesi olarak sizleri ve bu siteyi çok sevdim...Dilerim hissiyatım karşılıklıdır :-)
Sevgili BurakDeNiro
öncelikle cevap verdiğin için teşekkür ederim. Aliyenin kıyafetinin neden 4 bölümdür değişmediği konusunda hemfikirsek niçin bunu ilk yazında yazma gereği duydun bunu anlamak isterim.
ayrıca kıraç müzikleri tekrar eden bir isim değil , sadece belli bir tarzı var ve bu tarzı sayesinde insanlar onun şarkısı olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorlar. yıldız tilbe ya da sezen aksu kendini tekrar mı ediyor da biz daha şarkı başladığı gibi bu kesin sezen aksudur ya da bu kesin yıldız tilbedir yorumunu yapabiliyoruz.
Sevgili daybreak ...
Swaiice , ingilizce ya da başka dilde mi anlatayım canım arkadaşım...Ben sadece şu ana dek süregelen bölümler ışığında "daraltan aksiyon"ları kaleme aldım. Ve emin ol Aliye'nin mavi elbisesi bir çok izleyicinin kabuslarına girecek kadar bunalttı. haklı bir gerekçesi olsa da olmasa da. Ben diziyi seviyorum ve nedenleri niçinleri biliyorum ama bu realite sıkılma dürtüsünü engellemiyor.
Kıraç meslesi mutlaka belirli bir noktadan sonra görecelidir. "Bence" kendini tekrar ediyor "sence" başarılı. Bunu polemiğe dönüştürmek kangren bir tartışma vizyonundan öteye taşımayacak bu forumu.
Amaaaaaaa !....
Önem ve ısrarla rica ediyorum, Sezen AKSU fenomenini en azından kariyerinin derinliği anlamında şu trandde Kıraç'la kıyaslamama inceliğini ve saygısını gösteriniz. Sezen AKSU'yu bu denli önemli, özel ve müzikal mealde "ermiş" yapan olgu, bilakis kendi kendini tekrar etmemesidir. hatta bunun da ötesinde müziğinde devamlı surette deneysel keşiflere çıkarak dinleyici kaybetmek uğruna risk alabilme YÜREKLİLİĞİDİR.
"Deli kızın Türküsü" albümüyle dinleyicinin zihninde tokat gibi patlayan bu süreç, sonra kialbümlerinde de hissedilir volümde kendisini göstermiştir. "Gülümse" albümüyle beraber su katılmamış, "sek" masum romantizm lezzeti, yerini iç hesaplaşmalardan çekinmeyen, her etnik aromayı içeren özel altyapılara terketmiştir. Bu anlamda Sezen AKSU ile Kıraç'ı kıyaslamanın, Al PACINO ile Alişan'ı kıyaslamaktan farkı bir çizgi kadardır. Kıraç'ı sözettiğiniz statüde değerlndirmek için vakit erken, hem de hayli erken. Şu kendi kendini tekrar ve deneysel keşifler anlamında bu kadar kelam ettikten sonra bu metni Sezen AKSU'nun "Işık Doğudan Yükelir" adlı etnik kimliklerin harmanı olan albümünde yeralan Mevlana'ya ait söylemle bitirelim ;
" Her gün bir yerden göçmek ne iyi, bulanmadan donmadan akmak ne hoş ...
Dünle beraber gitti cancağızım ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM !.."
Sezen Aksu yu tabikide çok önemsiyorum ve ayırıyorum sözlerim yanlış anlaşılmasın ister kendini tekrar ettiğini düşünelim isterse tarzı olduğunu önemli olan bence bütünlük önemli olan yani Zerda İstanbul masalı yada aliye müzikler ve diziler hoş bir bütünlük içinde bence
Düşüncelerimizi paylaştıkça yeni kıtalar keşfedebiliriz..
Herkesin aidiyet hissettiği dünya bambaşka çünkü...
Kimi zaman aykırı fikirler,sivri yorumlar, belki de süt liman gittiğini sandığımız şeylerdeki farklılıkların farkında olmamıza sebebiyet verir..Bu da azımsanamayacak bir kazanım bence..
Nasıl nefret olduğu için aşkın,ayrılık olduğu için kavuşmanın,hüzün olduğu için mutluluğun kıymetini biliyorsak çapraz düşünceler de gerçekleri sadece doğrusal olarak yorumlamaktan kurtarıyor bizleri...
Dünyaya at gözlüklerinden bakmanın vakti çoktan geçti..
Yaşama 1'er derecelik açılarla komple 360 dereceden bakabilme yetisine sahip miyiz önemli olan o..Bu sitede de bunun teminine çalışıyoruz elimizden geldiğince...
Saygı çerçevesinde,kişisel hakları ihlal etmediği müddetçe tartışmak,her türlü düşünceyi paylaşmak bizlere "hap" niyetine verilen ilaçların prospektüslerini de okuma ihtiyacı hissetme anlamına gelir..
Kendi adıma şimdilerde piyasaya yeni sürülen bir hapın prospektüsündeki bilgileri anlamaya uğraşısındayım..
Sevgili BurakDeNiro sanırım bu konuda yardımlarını esirmeyecektir benden..
Çünkü KIRAÇ'la ilgili merakımı aşırı derecede celbeden şey BİR İSTANBUL MASALI jeneriği ile Goran BREGOVIC ve Emir KUSTURICA'nın Underground filmi için gerçekleştirdiği soundtrack arasındaki "biri diğerinden türedi" hadisesinin mevcudiyetinin olup olmadığı...
Kazaa'dan Goran Bregovic'in pek çok eserini indirdim..Ama bahsedilen çalışmaya nedense rastlayamadım...Acaba bu konuda yetkin bir adres, bir kaynak var mı acaba..?
Tek isteğim farklılığının farkında olmadığım birşeyin gerçekten farklı olup olmadığını anlamak..
ben artık bu konuda yorum yapmıyorum. ispat , delil istiyorum.
Şu ana dek defalarca anlattığım aktardığım üzere Kıraç'ın film müziklerinin tamamına yakını balkan ezgilerinden öykünmelerle ortaya çıktılar. Bu denli seviyor ve beğeniyor olmanızı anlıyor, abide misali Kıraç heykelinin çatlamasına bile tahammülünüz olmamasını anlayışla karşılıyorum.
Yazılarım hasebiyle beni zerrece deşifre edebilmiş olanlar, anlatım kalitesine, referans dayanaklarına ne denli önem verdiğimin, ve en önemlisi mesnetsiz asılsız cümlelere kefil olmayacağımın farkındadırlar.
Emir Kusturica, Goran Bregovic soundtrack themes ya da iggy pop resultlarıyla aramalar yapıp bu zat-ı muhteremlerin şarkılarına ulaşabilirseniz benzerlik ötesi durumun idrakına da kolaylıkla varırsınız arkadaşlar.
Bugüne dek Avrupa yayın birliği ve Uluslar Arası müzik şirketleri birliğinin avrupa orta doğu danışmanlığını başarıyla yürüten bir adam olarak söylemeliyim ki, bu ülkede gerçekleştirilen bir çok izinsiz "alıntı"yı hukuksal zeminler çerçevesinde ifşaa etmiş ve adı her duyulduğunda bu anlamda hem saygı hem de çekince duyulan bir adam oldum. Yarın öbür gün bir şekilde kendimi deşifre edersem bu sis perdesinin ardında ki suret eminim sizlerde de aynı reflekse yol açacaktır.
Hiç bir isme ya da gruba kişisel husumetim yok, olamaz da. Ben sadece Matrix'in ardında ki gerçeğe dikkat çekmek istedim.
Neticede Morpheus'un uzattığı haplara benziyor durum. İstediğinizi alırsınız. Seçim sizin. Fakat bn nasıl ki sorgu hakimi edasıyla bunları sizlerle paylaşmıyorsam, kimi katılımcı dostların da yargıç edasıyla, emir kipi tadında "kanıt istemeleri" de bu denli kırıcı. Hep söylüyorum. Kelimelerin, cümlelerin yapılarına aman dikkat. Zira pahaları ağırdır.
Saygılar
herkes söylediği sözün ardındadır. iyisiyle kötüsüyle...
Siz kadınların şu "son sözü söyleme" saplantısı yok mu...
Harikasınız... :lol:
Sevgili daybreak ...
Swaiice , ingilizce ya da başka dilde mi anlatayım canım arkadaşım...Ben sadece şu ana dek süregelen bölümler ışığında "daraltan aksiyon"ları kaleme aldım. Ve emin ol Aliye'nin mavi elbisesi bir çok izleyicinin kabuslarına girecek kadar bunalttı. haklı bir gerekçesi olsa da olmasa da. Ben diziyi seviyorum ve nedenleri niçinleri biliyorum ama bu realite sıkılma dürtüsünü engellemiyor.
Kıraç meslesi mutlaka belirli bir noktadan sonra görecelidir. "Bence" kendini tekrar ediyor "sence" başarılı. Bunu polemiğe dönüştürmek kangren bir tartışma vizyonundan öteye taşımayacak bu forumu.
Amaaaaaaa !....
Önem ve ısrarla rica ediyorum, Sezen AKSU fenomenini en azından kariyerinin derinliği anlamında şu trandde Kıraç'la kıyaslamama inceliğini ve saygısını gösteriniz. Sezen AKSU'yu bu denli önemli, özel ve müzikal mealde "ermiş" yapan olgu, bilakis kendi kendini tekrar etmemesidir. hatta bunun da ötesinde müziğinde devamlı surette deneysel keşiflere çıkarak dinleyici kaybetmek uğruna risk alabilme YÜREKLİLİĞİDİR.
"Deli kızın Türküsü" albümüyle dinleyicinin zihninde tokat gibi patlayan bu süreç, sonra kialbümlerinde de hissedilir volümde kendisini göstermiştir. "Gülümse" albümüyle beraber su katılmamış, "sek" masum romantizm lezzeti, yerini iç hesaplaşmalardan çekinmeyen, her etnik aromayı içeren özel altyapılara terketmiştir. Bu anlamda Sezen AKSU ile Kıraç'ı kıyaslamanın, Al PACINO ile Alişan'ı kıyaslamaktan farkı bir çizgi kadardır. Kıraç'ı sözettiğiniz statüde değerlndirmek için vakit erken, hem de hayli erken. Şu kendi kendini tekrar ve deneysel keşifler anlamında bu kadar kelam ettikten sonra bu metni Sezen AKSU'nun "Işık Doğudan Yükelir" adlı etnik kimliklerin harmanı olan albümünde yeralan Mevlana'ya ait söylemle bitirelim ;
" Her gün bir yerden göçmek ne iyi, bulanmadan donmadan akmak ne hoş ...
Dünle beraber gitti cancağızım ŞİMDİ YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM !.."
Kıraçla ilgili şöyle bir şey eklemeliyim, aliyeyi tmc'nin yaptığını bilmeden 10 sn kadar tanıtımı izleyince "müziklerini kıraç yapmış" dedim. Kıraç belli bir çizgi tutturdu, bence de hep aynı şeyi yapıyor. Yani tutan, populer olan bir $eyin arkasina siginip, yeni $eyler üretmiyor. Bu soyledigim soundtrackler için degil, kendi albümleri için de geçerli. Orjinallerini duymadan ne kadar calinti oldugunu bilemem, ama oradan buradan "arak" ya da kibar tabile "esinlenme" o kadar cok eser(!) var ki ortada...
Ilginc ama sanirim BurakDeNiro ile ayni fikirdeyiz :)
Nihayet,
Lakayd kalamadığım, haftalardır uğraştığım hele dün gece geç saatlere kadar ve nihayet şu bahsedilen ve Kıraç'ın Bir İstanbul Masalını'nın jenerik müziğinin benzerin ötesinde olduğu söylenilen Goran Bregovic'in Underground filmi için yaptığı soundtrack albümü:
KALASNIJKOV /AUSENCIA / MESECINA / YA YA / CAJESUKARIJE COCEK/WEDDING-COCEK / WAR / UNDERGROUND-COCEK /UNDERGROUND TANGO / THE BELLY BUTTON OF THE WORLD / SHEVA
Bu albümde adı geçen 11 eser bunlar.Başka var mı bilmiyorum.
Cajesukarije Cocek'i Candan Erçetin ''Sevdim Sevilmedim'' single'ı olarak söylemişti ve yanlış hatırlamıyorsam şarkının bestesi Balkan halk dansları diye geçiyordu.
Underground-Cocek adlı eseri ise Emel Müftüoğlu ''Gönül Hırsızı'' olarak söylemişti ama beste sahibi belirtilmişmiydi bilmiyorum.
Şimdi bütün olarak ''şu şarkı diyebileceğim'' bir şeklide değil de birçok şarkıda ortak ''ölçü''ler olduğunu kulağımın yettiği ölçüde farkettim.Arada bazen tempoları farklı olsada benzerlikler buldum.
KALASNIJKOV şakısını daha önce Goran Bregovicle ortak bir çalışma yapan Sezen Aksu Kalaşnikof olararak söylemişti ki bildiğim bir şarkı olduğu halde daha öncden farketmediğim bir benzerlik var Bir İstanbul Masalı jeneriği ile,tempolar biraz farklı ama bazı ''ölçü''lerde benzerlik buluyorsunuz,bunun için benim yaptığım gibi defalarca aynı yeri dinlemeniz gerekebilir..
MESECINA adlı eserde mesecina mesecina.. diye söylenen bir bölüm benziyor mesela..Yani ben benzettim.
WAR isimli eser (ki favorim oldu)Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu yörelerimizde çekilen ağıtlara benziyor sanki..
Ayrıca Bir İstanbul Masalı jeneriği ile de bazı benzerlikler buldum.
THE BELLY BUTTON OF THE WORLD ,AUSENCIA ve YA YA eserlerinin ara nağmelerinde de şu benzerlik var gibi.
Iskaladığım bölümler var mıdır bilmiyorum.Ya da ben önyargılı dinlediğim için mi çıktı bu benzerlikler ortaya o da ayrı bir muamma.
Ama Kıraç bunu moda terimle esinlendi mi,arakladı mı ya da hiç bilmeden mi yaptı bilmiyorum orası da ayrı.
Zaten şu ölçü işine girersem çıkamam sanıyorum zira birçok eserde bu benzerlikler oluyor.
Hem notaların vuruşları da işin içine girince başka bir kompozisyona giriyor o eser ve bu giriftlik beni aşıyor..
Benim dinleyici bazında bulduklarım nacizane bunlar,ötesini bilmiyorum..
Pandora'nın kutusu açıldı bir kere ...
Araştırmacı katılımcı dostum solitude'e teşekkürler... İsimleriyle listeleyeceğim. Ama inanın ölümcül bir tempoyla çalışıyorum.
Alıntı mezur kanunları o denli esnek ki şarkıyı şarkı yapan "nakarat"ı alıp dayayıveriyorsunuz kendi kompozisyonunuza ..Sample statüsünde değerlendiriliyor ve bestenin asıl sahibi konumunda gözüküyorsunuz...
Reva-i hak mıdır bu ?
Temiz ellerden sonra temiz besteler operasyonu da şart oldu artık :-)
Buradaki yazıları okuduktan sonra Goran Bregovic'in Underground filmine yaptığı müzikleri tek tek dinledim.Hatta albümü birkaç kez dinledim.
Kıraç'ın Bir İstanbul Masalı müzik albümünüde aldım.İlk işim albüm kapağını incelemek oldu.Gördümki Kıraç bu albümü hazırlarken tek başına çalışmamış.Tabiiki bu dizinin haftalık olarak müziklerinin hazırlanması içinde geçerli sanırım...
Albüm kapağında dikkatimi çeken bir isim vardı.Namık Nagdaliev...Kendisi ile ilgili pek birşey bilmiyorum.Biraz araştırma yapmama rağmen de bir şey bulamadım.Ama gördüğüm o ki bu albümde Kıraç'la enstrüman çalmaktan,müzik bestelemeye kadar birlikte çalışmış olmaları...
Albümde bahsi geçen diğer filmin müzikleriyle bağlantılı sadece tek bir parça bulabildim.
6- Gözyaşı Çigan---Müzik: Namık Nagdaliev
Namık Nagdaliev bu albümde 7 parçanın müziklerini yapmış.Ama ben içlerinde sadece yukarıda bahsi geçen parçayı Underground filminin müziğiyle yakın buldum.Büyük ihtimalle Goran Bregovic ve Namık Nagdaliev aynı yörenin insanı.O yüzden Bir İstanbul Masalı dizisinin bir kaç müziğinin o yörenin müzikleriyle bağdaşması çok normal.Ama ben bunu kopyacılık ve araklamacılık olarak görmüyorum.Bizim ülkemizdede türkülerimiz ve sanat müziği eserlerimiz birbirine benzer.Eğer bir şarkıyı bire bir kopyalarsanız o zaman ben buna çalıntı eser derim.Ama bugün büyük bestekarlar bile müzikle uğraşan insanların birbirlerinden etkilendiğini ve esinlendiğini belirtiyor.Kıraç gibi müzikle iç içe yaşayan birinin bu kadar saygısızca davranacağına hiç ihtimal vermiyorum....
Bir İstanbul Masalı Dizi Müziği
Vokal: Kıraç & Funda Arar
1.Bir İstanbul Masalı (Enst.) - Müzik: Kıraç
2.Kartal Yuvası (Şiir: Müfide İnselel "Şehri Destan İstanbul") - Müzik: Kıraç - Vokal: Funda Arar
3.Olur Ya - Söz / Müzik / Vokal: Kıraç
4.Kördüğüm - Müzik: Kıraç - Söz: Müfide İnselel - Vokal: Funda Arar
5.Parıltı (Enst.) - Müzik: Namık Nagdaliev
6.Gözyaşı Çigan (Enst.) - Müzik: Namık Nagdaliev
7.Aşk Masalı - Müzik / Vokal: Kıraç - Söz: Burcu Tatlıses
8.Kartal Yuvası (Enst.) - Müzik: Kıraç
9.Bir İstanbul Masalı (Akustik Versiyon) - Müzik: Kıraç
10.Sebebim Olur - Müzik: Namık Nagdaliev - Söz: Seha Karadeniz - Vokal: Kıraç
11.Büyülü Aşk (Enst.) - Müzik: Kıraç
12.Uzaklar (Enst.) - Müzik: Kıraç
13.Gözyaşı (Enst.) - Müzik: Namık Nagdaliev
14.Aşk Perisi (Enst.) - Müzik: Namık Nagdaliev
15.Yollar - Müzik: Kıraç - Söz: Seha Karadeniz - Vokal: Kıraç
16.Napoliten Şarkı (Enst.) - Müzik: Kıraç
17.Çigan (Enst.) - Müzik: Kıraç
18.Gecenin Sesi (Enst.) - Müzik: Kıraç / Namık Nagdaliev
19.Hicran (Enst.) - Müzik: Kıraç
20.Aşk Perisi - Müzik: Namık Nagdaliev - Söz: Müfide İnselel - Vokal: Kıraç
LeeVanCleef 17-11-04, 14:25 sevgili burak
daha once zaman zaman siteye girip okuyordum. ama az once rahatlikla ve kendini begenmis tavirlarla bazi dizi ve kisilere attigin camurlari gorunce dayanamadim yanitlama istegiyle uye oldum.
oncelikle aliyenin kostumu konusu... amerikan sinema akademisinde okudugunu soylemissin. orada size herseyi ogrettiler de sinemasal anlatimin temel taslarindan olan zaman ve mekan kavramini ogretmediler mi ya da sen o dersi mi astin?
zaman ve mekan birligi antik yunan dramalarindan beri klasik dramatik anlatimin temel tasidir. 4000 yildir filan yani.
zaman ve mekan kavramlari karisirsa ya da dikkatli kullanilamazsa anlati da birbirine girer ve ne anlatici anlatabilir, ne izleyici anlayabilir.
biliyoruz ki tv dizileri genellikle ortalama izleyici icin yapildigindan kacinilmaz olarak akademik-klasik anlatim kullanirlar.
sinemada birbiriyle butunlesmis iki zaman vardir.
bir... sinemasal zaman... bir filmdeki olaylarin gectigi sure. yani aslinda film bir saattir ama olaylar iki gunde ya da iki yilda gecebilir ya da tam tesi uc dakika suren bir olay ornegin 30 dakikada anlatilabilir.
iki... gercek zaman...
izleyici icin gecen reel zaman. iki saatlik bir filmde 50 yillik bir olaylar dilimine tanik oldugunuzu varsayalim. sinemasal olarak 50 yil gecmis olmasina ragmen reelde iki saat gecmistir.
sozkunusu dizi aliyede de reelde 4 hafta gecmis olmasina ragmen sinemasal zaman olarak 8 gun gecmistir.
aliye cumartesi evi terkemistir. bir hafta sonraki pazar gunu de ayseyi alabilmek icin nerminin evine gitmistir.
bu 8 gun icinde yalniz bir kadinin yasadigi olaylarin buyuklugunu dusunursek yani ailesi yikilirken, kendine yeni bir hayat kurmaya calisirken, kisaca butun yasami degisirken gidip elbise almasi sizin akliniza yatiyor mu?
bir yanda cocuklarindan biri ondan ayriyken, bir daha gorup goremeyecegi belli deglken sizce aliye bunu dusunebilecek ya da yapabilecek bir karakter midir?
gercekciligiyle one cikan bu film sizce bu duruma duser mi? duserse inandiriciligi kalir mi???
diger iftiralarinizla ilgili dusuncelerimi yeni mesajlarimda yazacagim.
Yeni katılımcılara içten bir merhaba,
Neden kişisel tercihleri ve zevkleri belirtmeyi ''çamur atma'' gibi bir kılıfa bürüme endişesi var anlamıyorum..
Aliye'nin elbisesinin değişip değişmemesi ya da yenisini almaya vakit bulup bulamaması akademik bilgiyle alakalı bir olgu değil ki..Sadece izlerken insanı sıkabilecek,bayabilecek bir durumdur..İzleyicilerin de bunu söylemesi ''bilge''lik değil,fikir beyan etmektir..
Burada herkes fikir beyan ediyor yeri geldi mi bilgi aktarıyor,bunu haddini bilerek yapmak çok önemli ama..
Karşılıklı fikirlerle ''beyin jimnastiği'' yapmak işin güzel tarafı bence..Ama beyin jimnastiği ''ısınma turu''ile olabilecek birşey değil..Bunu unutmayalım lütfen..Kişisel sataşmalar olmadan sadece fikirleri tartışsak daha verimli oluruz sanıyorum..
LeeVanCleef ...
Öncelikle, tartışma adabı, nezaketi ve medeniyetinden hayli uzak, didişme lezzetsizliğindeki yazının girizgahında ki "sevgili" hitabetinin samimiyetsizliğini ben tekrarlamayacağım.
demişsin ki ;
"...daha once zaman zaman siteye girip okuyordum. ama az once rahatlikla ve kendini begenmis tavirlarla bazi dizi ve kisilere attigin camurlari gorunce dayanamadim yanitlama istegiyle uye oldum"
Altına malum "eleştiri" kostümlü "kin kusma" aromalı yazını döşendiğin derlemeyi iyi niyet ve zerrece mizah duygusuna sahip okuma objektiviten olsaydı, maksadın "Aliye" dizisini "tukaka etmek" vb bir gereksizlik olmadığının da idrakına varabilirdin. Her nedense sende hayli hazım zorluğu yaratan amerikan sinema akademisi mezunu olmam hasebiyle time-dapting" kavramına , yani "reel zamanın formata adaptasyonu" kavramına fazlasıyla hakimim. Aliye'nin sözkonusu mavi elbisesinin neden bir kaç bölüm boyunca değişemediği ve sevgili Sanem'in "mavi mahkumiyetinin" gerekçelerini de iyi biliyorum.
Daha önce de bir kaç kez yazıp çizdiğim üzere, "ardında yatan mantığı izleyicinin biliyor olması", "mavili aliye" bıkkınlığını engellemiyordu.
Diziyi büyük keyifle izliyor ve takip etmeye çalışıyorum. Okuduğun TOP 10' de sadece hemen herkesin mutabık olduğu ama gözlem derinlikleri doğrultusunda sıralamaya koymadıkları bir takım detayları aktardım. Ve yegane amacım biraz olsun tebessüm yaratmaktı katılımcılarda. Nitekim ciddi bir yüzdeyle bu derleme amacına da ulaştı. Fakat ne garip ve acınası bir durumdur ki, kimi zat-ı muhteremler kendileri gibi "chatte partner bulmaya çalışan kifayetsiz üye geyiği" stilinde yazılar yazmadığımdan "kendi sığlıklarından" rahatsız olarak cephe oluşturma gayretine giriştiler. Vakti zamanında da aktardığım üzere, herkesin sahip olduğu "kalem (ya da klavyenin)" ligi belli, hem de bu fark, farkdenlerce gereken takdiri neyse ki görüyor.
"Dizi ve kişilre çamur atmak" gibi mesnetsiz ve çiğ bir suçlamayı hakedecek en ufak bir hamlem olmadı bu gruba katılalıberi. Kıraç'ın bazı kompozisyonlarının orijinal olmadığını iddia ettim, hala da bu iddiamın arkasındayım. Gün boyu forum sayfalarında "katılımcılara çemkirmek" gibi bir vardiyam olmadığından vakit bulup adlarıyla orijinal şarkıların adlarının dizinini henüz yollayamadım. Fakat kimi üye dostlar kendi çabalarıyla yaptıkları sondajlarda ciddi deliller bulmaya başlamışlar. Ardında duramayacağım hiç bir kof yorum ya da "çamur at izi kalsın" kabilinden bir yazı döşenmedim bugüne dek. "Success Hall" a girebilecek kadar başarılı bir akademisyen ve detayları bana mahrem kalması gereken kariyerim nedeniyle "ahkam kesmeksizin" ciddi ve keskin tesbitlerde bulunuyorum, ama bunu isnat ettiğin gibi "kendini beğenmişlikle" yapmıyorum.
Son olarak, üyesi olmaktan büyük keyif aldığım ve hayli keyifli paylaşımlarda bulunduğum bu foruma katılalıberi yazılarımın yol açtığı bir kaç yadsınamaz hareketlenmenin hakkının teslim edilmesi gerektiğini de düşünüyorum. "en sevdiğiniz renk nedir, çekirdek mi çok susatır antep fıstığı mı ehu ehe vb" cin ali tadında forum ve ana okulu diyaloglarından bezen bir çok katılımcı benimle hemfikir olsunlar ya da olmasınlar seviyeli ve kalite çıtası yüksek bir frekansta tartışmaya beyin fırtınası estirmeye başladılar. Yazdıklarımın düşünmeye, araştırmaya, tartışmaya (ama kavga etmeye değil) teşvik eden öğeler içermesi bana keyif veriyor. Zira safi yazılarıma yanıt döşenebilmek için siteye üye olduğunuzu yazmışsınız, ne mutlu bana.
Yeter ki insanlar birbirlerine muhalefet ederken dahi sarfettikleri kelime cümle kurgularına özen göstersinler.
Forum sayfalarının "komplekslerinde boğulanların deşarj ve polemik arenası"na dönüşmesine karşı olduğumdan ve kimseye huzursuzluk teneffüs ettirme hakkımız olmadığına inandığımdan nick olarak seçtiğiniz (toğrağı bol olsun) efsanevi western ikonu Lee Van CLEEF gibi sizinle düello edecek değilim. Her zaman söylediğim üzere, keyif almıyorsanız, okumayınız.
sweetheart 23-11-04, 15:57 Sevgili BurakDeNiro,
Üye olduğunuzdan beri dikkat çeken ve bilgilendiren mesajlarınızı merakla takip ediyorum..
Öncelikle paylaşım için teşekkürler..
Şahsım adına teknik bilgiye sahip olmadan sadece izleyici gözüyle yorum yapabilme
hakkımı kullanmaya çalışıyorum..
İzlemediğim ve hakkında bilgi sahip olmadığım konularda yorum yapmıyorum/yapamıyorum..
Dolayısıyla yukarıda anlattığınız 10 daralma aksiyonundan sadece birisine deyinebileceğim:
''3. TÜM KENTİN ESMA (AHU TÜRKPENÇE)' YE HAYRAN, AŞIK OLMASI. SELİM, DEMİR, HOCASI,VE ÇOK YAKINDA MUHTEMELEN SELİM ARHAN. VE HATTA BEHİYE ARHAN DA LEZBİYENLİĞİ SEÇEREK ESMA'YA TUTULABİLİR..(bakınız;bir istanbul masalı)''
Öncelikle;
''Selim,Demir,Hocası ve çok yakında muhtemelen Selim Arhan''
cümlesi biraz tekrar(Selim ve Selim Arhan)biraz da fazlalıktan(Hocası) ibaret..
Diziyi başından beri takip etmiş birisi olarak düzeltme gereği hissettim yalnızca..
Ve İkinci cümle;
Bu söylem tarzı başka bir sitede de rastladığım ve son derece mistik bulduğum
bir ifade tarzını çağrıştırdı bende..
Belki yazarken ifade etmeye çalıştığınız tam olarak bu değildi
ya da ben yanlış anlıyorumdur diye umuyorum..
Umarım şu lezbiyenlik konusu sadece yanlış seçilmiş bir espiridir.
Zira beni de en çok daraltan;dizideki tek bir tema üzerine kurulu son derece doğal olabilecek
bir durumun çiğnenmiş sakız gibi özellikle başka sitelerde gördüğümü belirttiğim üslupla aynı paralelde kullanılması,
bir insan olarak son derece rahatsız edici bulduğum bir söylem tarzıdır.
Şehrin tüm erkekleri,hatta kadınları Esma'ya aşık değildir ve olmayacaktır da..
Eleştirecek başka noktalar olabilir ve vardır da ama bu, yanlış ve olmayan bir seçimdir kanaatimce..
kesinlikle katılıyorum...
çok gereksiz bir espri...
bence saçma...
demirin aşkının muamma olduğunu tartışmıştık...sadece selim kalıyo elde adam gibi seven...gerçekten aşık biri...
o tek ve özel ....
bence artık bunu anlamış olmamız lazım!!!!!!!!!!
Bu da beni son zamanlarda bayağı bıktıran;mizahi bir yaklaşımla ele aldığım 10 derleme:
1-Haziran Gecesi'nde ''ben hâlâ Seymen'im,bakışlarım,duruşum,burnumu çekişim,kıskançlığım,herşeye hükmedişim hatta bakın sesim bile aynı'' diye ''ağa'' sıfatını hala isminin önünden at(a)mamış Özcan Deniz..
Hâlâ en romantik ve sevecen anlarda bile tokat her an gelecekmiş paranoyasında ''ağa''mızı bekliyoruz...
Ya da Bekir kirve(Asmalı Konak'tan) bir yerlerden çıkıp ''buyur ağam'' diyecek sanıyorsunuz..
2-Yine Haziran Gecesi'nde ''yeter artık dayanamıyorum'' nidâlarına sebebiyet verecek derecede ''an'lık'' geçişlerde ağlayan ve gülen Havin..
Gerçekten dayanamıyorum karar verin;ağlasın mı gülsün mü diyor insan..
3-Bir İstanbul Masalı'nda pişkinliği kavurma yapıp,boyuna öz sermayeden yiyen Ömer Arhan'ın terkedilmenin ve boşanmanın eşiğinden dönmesine rağmen; bir insan 7'sinde neyse 70'inde de o'dur imajını sürekli hafızalarımızda taze tutarak;inanılmaz zarif,kendine karşı son derece anlayışlı eşi Behiye'yi ekseriyetle aldatması..
''Hem de Şahika ile, bitti artık'' demek geliyor içimden,diyorum da Behiye hâlâ niye demez anlamıyorum..Behiye ile Duygu Asena görüşmesi mi ayarlasak acaba?
4-Yine Bir İstanbul Masalı'nda bu kadar ay ve bölüm geçmesine rağmen,arada bir ''tamam unuttu'' hissiyatını vermesine,başka sevgililer bulup onları sevip,kıskanmasına rağmen hâlâ Esma'nın abisiyle evlenmiş olmasını hazmedemeyen,temcit pilavını ısıtıp ısıtıp buyrun burdan yiyin diyen Demir...
''Büyü be!.. artık Ada bebek bile büyüdü ki,sen büyümüyorsun'' diyesi geliyor insanın ya da Tatiana'yı ikna edip hazımsızlık için yemeğine müsil mi katsak gibi hin fikirler geçiyor bazen aklından..
5-Aliye'de Deniz ve Bir İstanbul Masalı'ında Selim entelektüel karakterlerinin her düşünme modunda mütemadiyen ellerinden düşmeyen içki kadehleri..
Yahu hiç mi Yeşilay haftasına gelmez bu bölümler hissi uyandırıyor insanda..
Ya da diziler bittiğinde Amatem'e kayıt mı olacaklar nedir?
6-Avrupa Yakası'nda Cem ile Aslı'nın tek bir gece bile başbaşa dışarı çıkamamaları, GSM hatları olmasına rağmen Cem'in Aslı'yı ekseriyetle evden araması telefonlara çoğunlukla düşman kardeş Volkan'ın çıkması..
Cem ile Aslı'ya ''kırmızı hat'' bağlattıralım sevabına diye düşünüyorum,var mı hayırsever?
7-Aliye'de en hassas anlarda bile cadı süpürgesini elinden bırakmayan İkbal Hanım'ın torunlarına ve oğluna en ufak sevgi kırıntılarında bile o korkutucu ve buza kesen konuşması..
Bu kadın nasıl evlenmiş,eşine nasıl ''seni seviyorum'' demiş ve adam bundan nasıl korkmamış diye düşünmeden edemiyor insan..
8-Avrupa Yakası'nda çocuklarının yaşı kemale ermesine rağmen hâlâ flörtlerinin olmasını ya da evlenmelerini bile hazmedemeyen modern görünümlü,çocuklarını dizlerinin dibinden ayırmama gayretine meftun olmuş Tahsin Bey ile İffet Hanım..
İffet Hanım ''geliyorlar soldan soldan'' dediğinde ''geliyorum var mı,yettiniz'' demek istiyor insan ama kıyamıyor çünkü çok tatlılar..
9-Konu sıkıntısına düşen bütün senaristlerin karakterlerin gen haritalarını aşure yapıp,yapmakla kalmayıp aşurenin içine olmadık yiyecekler(aşure genelde bakliyatlardan yapılıyor olup,çeşni olsun diye eklenen pırasa,soğan,bilumum sebzeler işin tadını ve görüntüsünü tam anlamıyla nakavt ediyor) koyması ile acayip bir mönü hazırlamaları,sonra da; ''bakın ne güzel yiyorsunuz'' demeleri.
''Siz öyle sanın'' diyoruz çoğu zaman...
10- Ve bütün dizilerde eğer esas oğlan evliyse,o ana kadar pek müşfik eşinin esas kız konuya dahil olalıberi anlayışsız olmasının doğal sonucu(?) olarak eşini aldatması ve herkesin de esas kıza destek vermesi,bu ilişkiyi meşru dairede kanıksaması..
Bu adamlar neden boyuna eşini aldatır ve kendi başımıza gelse ''yuva yıkan kadın'' pozisyonundaki kişi neden ''melek'' olur hâlâ anlamadım..
solitude yazdıklarına aynen katılıyorum.Çok doğru yazmışsın.En çok da haziran gecesindeki havin hakkında yazdıklarını çok beğendim.Kesinlikle aynı düşünüyoruz.
susandelgado 13-02-05, 10:59 Ya şu Bir İstanbul Masalı'nın müziğini ilk dinlediğimde Kıraç'ın yaptığını
bilmiyordum. Goran Bregoviç'in şarkılarını bilmiyorum ama benim kulağımda yanlış kalmadıysa(çok uzun süredir dinlemedim çünkü) Asian Dub Foundation diye bir grup vardı. Onların 1998 ya da 1999'da çıkardıkları albümlerinden bir şarkıya çok benziyor.Hatta yine yanlış
hatırlamıyorsam o şarkı da İstanbul'la ilgiliydi. Ben onu kullandılar
sanmıştım. Kıraç'ın yaptığını öğrenince çok şaşırdım.Çünkü hatırladığım melodi bayağı bir benziyor.
Aliye ile ilgili
Kıraç ve müzikleriyle ilgili düşüncelerinize katılıyorum
Kıraç gerçekten süper bir müzisyen ve süper bir ses.. :o
Bunu inkar etmek mümkün değil
Fakat artık kendini aşması lazım.
Her şarkısında aynı ton aynı tını var. :?
Birbirine çok yakın müzikler. :?
Aliyenin o mavi elbisesine zaten takmış durumdayım :evil:
Neredeyse her bölümde bir kez görüyoruz. :evil: :evil:
ben bu başlığı yeni gördüm; ve aliye nin insanları bu kadar boğduğunu görmek beni çok üzdü ya:(
:cry:
aliye kesinlikle boğmuyor , bunu ilk önce dile getirmek istiyorum ama hadi artık yaşayın şu aşkınıza da büyüklüğünü görelim demekten de kendimi alamıyorum.
Vortex...
Öncelikle zarif yorumun için teşekkürler. Bu teşekkürün nedeni benimle hemfikir olman değil. Bu gruba dahil olalıberi arkasında durduğum "kalite çıtasını yüksek ve diri tutmak" ilkesini paylaştığın için teşekkür ederim.
Doğal eleminizasyona inan ....Ben inanıyorum
kendi adıma konuşma gereği duydum. dizime ait herşey kutsaldır mantığıyla yaklaşmıyorum. evet kıracı bir istanbul masalı dizi müziği yapmadan önce de çok seviyordum , şimdiş de çok seviyorum. bana kendini tekrarlıyor gibi gelmiyor. dinleyince tüylerimi diken diken edebiliyor. aynı şey izlemesemde haziran gecesi dizisinin muhteşem müziğinde de oluyor.
vortex zaten her dizi formunda hep marjinal fikirleri ile tanınan bir arkadaşımız;)
ben aliyeyide izliyorum bir istanbul masalınıda yani tmc yapımlarını benim karsı cıktığım nokta kıracın alıntı yapıp yapmaması degil benim karsı olduğum listeyi hazırlayan arkadasın kırac müzikleri "arakladı" gibi bir ifade kullanması bu ne kadar doğru bir kelime tartısılır acıkcası
ben aliyeyide izliyorum bir istanbul masalınıda yani tmc yapımlarını benim karsı cıktığım nokta kıracın alıntı yapıp yapmaması degil benim karsı olduğum listeyi hazırlayan arkadasın kırac müzikleri "arakladı" gibi bir ifade kullanması bu ne kadar doğru bir kelime tartısılır acıkcası
bence kesinlikle yanlış. kıraç muhteşem bir isim ve sürekli kendini yenileyebilen birisi.
daybreak kesinlikle haklısın üstelik aralaklamak sözcüğü ne kadar kötü bir söz hemde kırac için :!:
forever_bim 16-02-05, 23:26 Öncelikle yeni bir üye olduğumu belirterek sözlerime başlıyorum.Sizin yazılarınızın forumun kalitesini yükselttiği kanaatindeyim...Aldığınız eğitim sayesinde çok faydalı açıklamalar yaptığınızı ve oyunculuğu çok seven bir genç olarak benim kendimi geliştirmemde katkınız bulunduğunu belirtmek isterim.
En daraltan 10 aksiyonun hepsini okudum. Bir İstanbul Masalı'nın 56 haftalık bir izleyicisi olarak yaptığınız herkes Esma'ya aşık adlı ironinizde özellikle Behiye Arhan'la ilgili açıklmaya pek güldüm. Yani amacınız güldürmekse sizin deyiminizle beni ıskalamadınız.Ya yine de objektif davranacak olursak bir gerçek var ki TMC yapımın ATV için döktürdüğü 3 inci dizinin de ZERDA,BİR İSTANBUL MASALI, ALİYE ortak yönleri var. Bir gazetede okumuştum.TMC yapım=Erol Avcı= reyting garantisi...Çok doğru bir tesbit.Beni daraltan aksiyonlardan çok yaptığım ilginç tesbitleri de aktarayım. Aliye ve Zerda'nın yönetmenleri ortak. Bahsi geçen üç dizinin de yapımcısı TMC yapım. Üç dizinin de müzikleri Kıraç'a ait. Bunları bilmeyen mi var dediğinizi duyar gibiyim. Ama dikkat çekici olan bir diğer gerçek var ki bu diziler reyting arenasında üç aşağı beş yukarı aynı düzeyde izlenme oranına sahipler. Üç dizi de bence yakın kalitede ve her üçü de iki sezonu aşmayacak. Üç dizinin de hem bu forumda hem de internet kullanmayan izleyiciler arasında koyu fanatikleri var. Dikkat çekmek istediğim diğer bir nokta bu yapım şirketi eğer Yavuz Bingöl'ü saymazsak genelde şarkıcılarla pek çalışmıyor. Yapılan her oyuncu anketine baktığımızda bu yapımla çalışmış olan oyuncular (Ece Uslu, Sanem Çelik, Ahu Türkpençe) en beğenilen kadın oyuncu dalında başarılı bulunurken (Halit Ergenç, Nejat İşler, Mehmet Aslantuğ [ki sonuncusuna kadınlar deliriyor]) en beğenilen erkek oyuncular dalında en ön sıradalar.bu arada bu başarılı dizilere bir yenisi daha eklendi. Show tv'den Yağmur Zamanı ki burda da Tamer Karadağlı ve Deniz Uğur Sunat ön plana çıktı. Yani demek istediğim hem konular bazında hem de oyuncular bazında iyi şeyler ortaya çıkarabilen bir yapım. Sıkıldım diyenler bile yakınırken verdikleri açıklamalarda bu dizileri takip ettiklerini belirtiyorlar.
Türkiye'de dizi sektöründe son zamanda öne çıkan ikici yapım da Gold Film=Faruk Turgut. Bu yapımın çalışma stili biraz daha farklı. Buna rağmen TMC yapım kadar da başarılı.Gold filmin şu anda tv'de reyting mücadelesi veren 3 dizisi Haziran Gecesi, Büyük Yalan ve Saklambaç adlı dizilerin de ortak yönleri var. Her ne kadar ilk ikisi dizi diğeri sit-com olsa da her üçünde de başrolde şarkıcılıkta kendilerini kanıtlayıp oyunculukta da başarı kazanmak isteyen isimler var.Ve hemen yanlarında da yıllarını oyunculukla geçiren Nebahat Çehre, Halil Ergün ve Yıldız Kenter var. Yani demek istediğim bu mantıkla hareket eden bu yapım şirketi de dizi gündeminde önemli bir yer ediniyor.Belki tüm bunların farkındasınızdır ama ben bir matematikçi olarak olaylar arası bağ kurmayı seviyorum. Siz genelde unutulmayan performanslar ya da daraltan aksiyonlardan gidince ben de gündem belirleyen yerli dizilerin yapım şirketlerinin çalışma stilleri ve benzeşen ayrışan yönlerine değinmek istedim. Kendim yazdım diye değil ama yaptığım tesbitlerin de mantıklı olduğu kanaatindeyim.Sizin yazılarınızı okumak beni farklı alternatifler üzerinde düşünmeye itti ve sonuç olarak bu yazı ortaya çıktı.Sevgi ve saygılarımla.... :D :D :D
Hayli uzun zamandır amerikadaydım kişisel sebeplerden ötürü...
Bunca zamana karşın forum katılımcılarınca (seveni sevmeyeni) nce unutulmamak, ama bundan da öte halen eskimek yıpranmak bilmeksizin yorum alan yazıların kaleminin sahibi olmak çok sevindirici...
Zaten ta en başta aktardığım üzere; Maksadım her zaman tekti. Seviye çıtasını düşürmeden tartışabilmek, düşünmeye sevketmek, görmekle "bakmak" arasındaki nüsansın idrakına yardımcı olmak.
BURAK IS BACK :-)
Hayli uzun zamandır amerikadaydım kişisel sebeplerden ötürü...
Bunca zamana karşın forum katılımcılarınca (seveni sevmeyeni) nce unutulmamak, ama bundan da öte halen eskimek yıpranmak bilmeksizin yorum alan yazıların kaleminin sahibi olmak çok sevindirici...
Zaten ta en başta aktardığım üzere; Maksadım her zaman tekti. Seviye çıtasını düşürmeden tartışabilmek, düşünmeye sevketmek, görmekle "bakmak" arasındaki nüsansın idrakına yardımcı olmak.
BURAK IS BACK :-)
Hos Geldin BurakDeniro eski üyelerin tekrar katilimda bulunmalari cok sevindirici.
Sevgiler
Rose
Vefa fukarası değilim gördünüz işte....
Fecii sürprizlerle geldim hem de....
oy oy oy :-)
forever_bim 24-06-05, 08:29 Hayli uzun zamandır amerikadaydım kişisel sebeplerden ötürü...
Bunca zamana karşın forum katılımcılarınca (seveni sevmeyeni) nce unutulmamak, ama bundan da öte halen eskimek yıpranmak bilmeksizin yorum alan yazıların kaleminin sahibi olmak çok sevindirici...
Zaten ta en başta aktardığım üzere; Maksadım her zaman tekti. Seviye çıtasını düşürmeden tartışabilmek, düşünmeye sevketmek, görmekle "bakmak" arasındaki nüsansın idrakına yardımcı olmak.
BURAK IS BACK :-)
Hoşgeldin Burak gözümüz yolllarda kaldı. Dün gece aklıma gelmiştin. Acaba sitenin yeniden açıldığından haberi yok mu diye düşündüm. Hadi artık patlat bombaları...
istanbulspence 26-06-05, 00:44 ben de bu başlığı yeni farkedenlerdenim öncelikle bu başlık çok yerinde olmuş insan görsel ya da yazınsal sektörde aslında kabul etsek de veya bazen çok sevdiğimizden dolayı görmemezlikten gelsek de birilerinin aslında görünen olan bu değerlendirmeleri yapması ---burakdeniro ve solitude top on listeninizi okumak hakikaten çok keyif vericiydi iyi görüntüler yakalamış çok da iyi dile getirmişsiniz---foruma yeni bir hava katmiş
açıkça belrteyim okuduğum kadarıyla daha çok kıraç konusunda söylenenler tartışılmış bunları okuduktan sonra aslında ben de kıraç konusunda bu alışılmış belki biraz tek düze dizi müziği durumunu zaten daha önce görmüş hatta düşünmüş fakat görmezden gelen durumda olduğumu yeni farkediyorum
belki bu konuda başkalarının da böyle düşündüğünü görmek beni emin hale getirdi ama bu konuda söyleyebileceğim tek şey kıraç ın sadece bu kategorideki çalışmalarında dile getirilenler hakkında burakdeniro 'ya. harvard 'a ve böyle düşünenlere katılıyorum
karadeniz şivesini beceremeyen ama israrla devam edilen ve yutulan kelimeler
kesinlikle dayanamıyorum :rolleyes:
1) (Davetsiz Misafir- Show TV) -- Çift karakteri canlandıran Pınar Altuğ’un esmer halinden sarışın haline geçişinde sanki gerçekten de başkalaşıyormuş gibi kıyafet değiştirmesi, makyaj yapması hatta ve hatta abartıp mavi kontak lens takması.
2) (Sessiz Gece- Show TV) – Pelin Batu’nun repliklerinden önce uzun uzun “es” vermesi ve konuyla ilgili ilgisiz her planında masum ve fakat acı çeken kadın tiplemesini oynaması.
3) (Emret Komutanım- Show TV) – Her ne kadar “taklit aslını yüceltir” düsturu gerçek olsa da Tosun Paşa karakteriyle izlediğimiz Mehmet Kurt’un rahmetli Kemal Sunal üzerinden prim yapması. (“Bu rol gerçekte rahmetli Kemal Sunal’a bir saygı duruşudur” düşüncesini savunanlara da saygı duymakla beraber, şablonun aslından uzak bir kopya olduğunun da altını çizmek gerekir. Sonuçta aynı oyuncunun katılmış olduğu yarışmada kendisine jüri üyesi olan profesyonel tiyatro sanatçıları “Böyle yapma Mehmet, Kemal Sunal’i iyi taklit ediyorsun ama onun gibi olman hem gereksiz hem sana zarar verir” demişlerdi)
4) (Avrupa Yakası- ATV) – Şesu’nun Cem Yılmaz’dan bir türlü uzaklaşamadığı vurgulama ve tonlama rengi. (Gariptir, mimikler ve beden dili de ünlü komedyene doğru kaymaya başladı. Ya da ben yanlış yorumluyorum artık)
5) (Yumurcaklar Kampı- ATV) – Çocuk yaştaki oyuncuları eleştirmek haddimize değil ancak bu dizide yaşanan olayların “hangi ormanlarda” geçtiğini ister istemez merak ediyor insan. Her hafta pırıl pırıl tertemiz giysilerle karşımıza çıkan küçük kardeşlerimiz herhalde büyük bir alışveriş merkezine yakın bir ormanlıkta kamp yapıyorlar. Öyle olduğunu düşünsek bile kamp alanına gelen ayıya ne demeli? O da mı bonus karta yapılan on iki taksit indirim avantajından yararlanacak?
6) (Dolunay- ATV) – Kibar yaradılışı maço tavırlardan uzak karakteriyle tanıdığımız Tan Sağtürk’ün büyük bir talihsizlik eseri nerdeyse kontrast derecede bir rolde oynaması. Diyelim ki bu bir ironi olsun, o bıyıklar ne diye o zaman diye sormadan edemiyor insan?
7) (Tadımız Kaçmasın- KanalD) – Elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen oyunculuğu ve repliklerinin bir alt yazı ile çevrilmesi gerekliliğine neden olacak konuşmalarıyla Ragga Oktay’ın bulunduğu sahneler. Şirin, sevimli, cana yakın bir profil ancak bu pek tabi ki bir oyuncu olmasını gerektirmiyormuş.
8) (Sihirli Annem- KanalD) – Köpek Taci’nin her konuşmasında izlediğimiz aynı kare. Sonuçta köpecik de bir oyuncuysa neden her dizide farklı kareler çekilmez de nuhu nebi’den kalma kareler yeniden yeniden gösterilir? Benim anladığım “köpek kaprisli bir oyuncu” ya da “çocuk dizisi” olduğundan bu çekimlere “aman, çocuk bunlar aradaki farkı ne bilecekler” şeklinde yaklaşılıyor.
9) (Çocuklar Ne Olacak- Star) – Dizinin oynadığı yıllar boyunca değişen birçok karakter yanında Havuç hiç büyümüyor mu? Ben ne zaman zap yaparken takılsam Havuç’u ya cep telefonu için yalvarırken ya da çok tuhaf arkadaşlarıyla rap dansı yaparken görüyorum. Bir sezon daha oynaması halinde “Havuç’u Ne Yapacağız?” şeklinde bir isimle karşımıza çıkmasından korkmuyorum değil hani…
10) (Beşik Kertmesi- Star) – İhtisasını yurt dışında yapmış deneyimli ve başarılı sinema ve tiyatro oyuncumuz Meltem Cumbul’un doğu şiveleri ve ağızlarının kulakları tırmaladığı bir diziymiş (tekrar gösterimlerden seyrettiğimiz kadarıyla)… Peki Meltem Cumbul; Propaganda filminde, Memoli dizisinde ya da Gönül Yarası filminde “şive ve ağız” konusunda bir adım atabilmiş mi? Üzülerek yanıt vermek gerekirse hayır… Oysa “Yabancı Damat” dizisinde izlediğimiz tüm orta yaş oyuncuların ne denli “Antepli” ağzıyla konuştuklarına dikkat çekmek lazım. Kadı kızında kusur mu arıyoruz? Valla nazar boncuğu niteliğinde evet… Meltem Cumbul bir “köylü kızı” olamıyor… Sanırım elinde değil…
forgetmenot 14-08-05, 20:40 Ben bir kez daha Meltem Cumbul'u köylü kızı rolünde seyredersem veya TVde filan İngilizce bir şarkı(tercihan kabarelerde söylenenlerden)söyleyip,show-girl'lük yaparken görürsem(her zamanki gibi 86.sınıf kötü bir Rafella Carra kopyası)kusmayı planlıyorum.
Ben bir kez daha Meltem Cumbul'u köylü kızı rolünde seyredersem veya TVde filan İngilizce bir şarkı(tercihan kabarelerde söylenenlerden)söyleyip,show-girl'lük yaparken görürsem(her zamanki gibi 86.sınıf kötü bir Rafella Carra kopyası)kusmayı planlıyorum.
tamamen katılıyorum.
007 LAZ CADI 28-07-06, 12:21 EN ÇOK DARALTAN AKSİYON KURTLAR VADİSİ ASMALI KESMELİ ÇOK SEVİOM AMA İZLERKENDE ÖDÜM KOPUYODU:img-grin2 :img-grin2 :fighting2 :fighting2 :img-grin2
sihirli annem, acemi cadı gibi diziler gerçekten çok kötü.bu tür dizilere bi kastım yok ama bu kadar azıyla yetinmemeliyiz bence.birbirinin aynısı yetersiz oyunculuklarla bezeli kavuşamayan aşık dizileri de aynı şekilde.ve sırf güzel olduğu için veya yakışıklı olduğu için oyuncu sıfatına layık görülen ve bu piyasada iyi iş yapan ama vasat bile d enemyecek kadar kötü oyunculuk sergileyen "oyuncularımız"
9 Olabilir zati o diziye uyuss oluorum bi de o adamın gıcık hareketleri insanı bunaltıo :img-sorry
bnm en sinir olduğum da aliyenin çocuğunun hastanede kalma bölümünün reytingler kaybolmasın die abartılmış derecede uzatılmasıydı..uzadıkça uzadıı...
bi de lise defterinde oyunuların hepsinin 30un üzerinde gbi durp hiç liseli gbi olmaması we bazılarının aşırı dercedeki filiozofça konuşmaları..
bnm en sinir olduğum da aliyenin çocuğunun hastanede kalma bölümünün reytingler kaybolmasın die abartılmış derecede uzatılmasıydı..uzadıkça uzadıı...
bi de lise defterinde oyunuların hepsinin 30un üzerinde gbi durp hiç liseli gbi olmaması we bazılarının aşırı dercedeki filiozofça konuşmaları..
ya zaten turklerde hastane sahnelerını uzatma huyu fazladır
ne bılıım ondan sora rafık kazası sahnesii flan da fılan
ayrıca dizi karakterlerinin inandırıcı oolmaması, inandırıcı davranmamaları, diyalogların insanın iki ayak üstünde hemen kurabileceği cümleler içermemesi.yani gerçekçilik yok, bizden birşeyler yok.ben doğallık, samimiyet istiyorum bizim gibi olmayanların hayatlarını değil.
Türk insanı acıyı sever düsturundan yola çıkarak senaryoya ver acıyı ver acıyı dramanın suyunu çıkaran senaristlerden gına geldi.Bıktım ya kaç senedir birtürlü güneydoğudan ve olmayan konaklardan çıkmayan,ya da çıkamayan, senaryolardan.
HEr dizide mutlaka bir ölüm olması;özellikle de trafik kazaları...
Ne zaman aşıklar birbiriyle yaklaşsalar kapının veya telefonun çalması...:icon_evil
Gençlik dizilerinde 30'lu yaşları yarılamış kişileri oynaması...
Aliye'nin ağlaması :icon_evil
Bir ailenin başına gelmeyen kalmaması...
Zengin evin oğlunun uçarı bir tip olması...
Birbirini çok seven iki gencin bir türlü bir araya gelememesi...(Bkz.Acemi Cadı...Normalde,Selim'le Ayşegül'ün şu an çıkıyor olması gerekirdi...Kimse bu kadar beklemezki,madem seviyorsun söyle kurtul...Ama illa ki uzatacaklar...)
haziran gecesinin son bölümünmün tümü
asmlı konakta seymenin mayınlara uçtuğu sahne
hazran gecesndeki cafe sahnesi
yine asmalıda seymenn baharın kanser olduğunu öğrendiği bölüm
çok var yhaa
her dizide hastaneye kaldırılan önemli bi karakterin kalbinin 1 dakikalığına durması yani 1 dak tıbben ölü kalması,sonra şokla hayata döndürülmesi.her dizide olmak zorunda mı ya??
esma-selim005 17-09-06, 15:08 boşroldeki bayan ve erkeğin birbirine aşık olup hemde delicesine ama saçma sapan şeyler yüzünden ayrılmaları beni deli ediyoo! ondan sonra nerdeyse tüm sezon ayrı geçiyo.. sonunda barışıyolar ama dzide bitiyo..
Senaristlerin, Yönetmenlerin Eski Bölümleri Unutmalari.
Sena_Dulce 09-11-06, 19:55 bitmek tükenmek bilmeyennnn sihirli dizilerrrrden(hele selena denen diziye uyuzum)
ağalı we konaklı dizilerden....
hiç bir zaman yenilikçi olmaya çalışmayan senaristlerden....
3-4 sezon boyunca dewam eden saçma dizilerden.....1 sezon neyinize yetmezz
we bir türlü senaristler tarafından öldürülmeyen başrol oyuncularından......
bÖöÖöÖöÖööööö...........................!!!
Bu dizi tuttu yine böyle gider diyip uzadıkça uzayan ve saçma sapan bir hal alan dizilerden,
hiç sebepsiz bir ayrılıp bir kavuşan aşıklardan,
eli silah tutmayı bilmeyenlerle mafya dizileri yapılmasından ,
sihirle herşeyi halletmeye çalışanlardan gına geldi valla...:icon_evil
"Bizler gercek hayati yansitiyoruz" diyerek dizilerde filmlerde slklntl üstüne slklntl vererek söz konusu durumun suyunu cikaran dizilerden..:dito
Sezonun basinda baslayan bir askin sezon sonuna kadar sebepsiz ayriliklar ve sacma sapan sorunlarla devam etmesi.. :sad53: :icon_cry:
Dizi tuttu diye uzattikca uzatilmasindan ve uzattikca batirmalarindan.. Yani biyerde dur demek lazim.. :img-banne
Veee.. Tüm bunlar yetmiyomus gibi her 10dk bir verilen REKLAMLARDAN.. üstelik avrupa kanallarindaki su aptalca tanitim reklamlarindan özellikle gina geldii:img-tomat
HEr dizide mutlaka bir ölüm olması;özellikle de trafik kazaları...
Ne zaman aşıklar birbiriyle yaklaşsalar kapının veya telefonun çalması...:icon_evil
Gençlik dizilerinde 30'lu yaşları yarılamış kişileri oynaması...
Aliye'nin ağlaması :icon_evil
Bir ailenin başına gelmeyen kalmaması...
Zengin evin oğlunun uçarı bir tip olması...
Birbirini çok seven iki gencin bir türlü bir araya gelememesi...(Bkz.Acemi Cadı...Normalde,Selim'le Ayşegül'ün şu an çıkıyor olması gerekirdi...Kimse bu kadar beklemezki,madem seviyorsun söyle kurtul...Ama illa ki uzatacaklar...)
yaa bravo cok iii anlatmissin kutluyorum seni arkadasim yaa kesinlikle hepsine katiliyorum:happy0064
forgetmenot 14-01-07, 07:18 Son yıllarda gösterilen dizilerde hep benzer temalar kullanılması.
*İlla çocuğu olmayan bir çift oluyor.Çocuksuzluk acısı(!),sahip olma çabaları vs
*İşe yaramayan bir amca,yeğen,dayı vs muhakkak oluyor!İşsiz güçsüz,illaki aileye bir zararı oluyor.
*'Yanlış anlamalar' konusu başlı başına daraltıyor artık!Ya mübarekler birinizde doğru anlayın öbürünü!
Birbirine aşık olup bir türlü açılamayan ve bu sebepten kavuşamayan çiftler.
Zengin toprak ağalarına zamanla sevdalanan şehirli modern genç kızlar.
Gaffur'un pijaması ve dansı.
Kimliğini saklayan karakterler ve bunların ne hikmetse bir türlü tanınamaması.
YERLİ DİZİLERDE EN ÇOK DARALTAN 1O AKSİYON
3. TÜM KENTİN ESMA (AHU TÜRKPENÇE)' YE HAYRAN, AŞIK OLMASI. SELİM, DEMİR, HOCASI,VE ÇOK YAKINDA MUHTEMELEN SELİM ARHAN. VE HATTA BEHİYE ARHAN DA LEZBİYENLİĞİ SEÇEREK ESMA'YA TUTULABİLİR..(bakınız;bir istanbul masalı)
6. KURTLAR VADİSİ' NDE Kİ TAKIM ELBİSE ENFLASYONU VE POLAT'IN ŞEKERSİZ KAHVE İÇMİŞÇESİNE SÜRELİ GERGİN TUTTUĞU ÇENE KASLARI
9. HAYAT BİLGİSİ DİZİSİNDE AMİL BEYLE HADEMENİN KABAKTAN ÖTE TAD VEREN DİYALOGLARI.
bu 3 ü hariç,sahnelere yaptığın yorumlara katılabilirim.Ama bu 3 hakkındaki yorumlarına pek katılmıyorum.
hacivatiye 09-02-07, 15:22 diziyi uzatmak amacıyla sinir bozucu yan karakterler oluşturmaları
iki sevdalının birbirine bir türlü açılamaması
her sevdalının arasının açılması ve bunun çok fazla uzatılması
bitecek dizinin uzasın diye hiç olmadık şekilde saçmalaması
ana konunun dağılması
iki sevdalının tam kavuşucakken ya da evlenirken nişanlanırken kadının ya da erkeğin başına kötü bir olay gelir vurulur,hasteneye kaldırlır
kadın yada erkek karakteri her şey yolunda iken amansız bir hastalığa yakalanır
genelde hepsinde kadın karakter hamile kalır ya da kalamaz
genelde kıskanç bir kayınvalde ya da aileler çatışması yaşanır:happy0064
başka yan karakterler mutlaka mevcuttur her şey tam yoluna girecekken araya girerler:good:
iddia üzrine başlayan aşklar. (zoraki koca- kaptan-yasak elma)
normal hayatta asla olmayan şiiirli aşk diyalogları
tuhaf tuhaf<birden çıkan mafyatik adamlar (pembe dizilerde)
pessimist_angel 12-07-07, 14:43 iddia aşkları(yaz dizilerinde)
aşıkların asla açılamamaları. kavuştuklarında oluşan yanlış anlaşılmalar.
düğün günü geçirilen kazalar ya da vurulan gelinler, patlayan bombalar.
ana karakterlerden birinin kanser olması.
bi aşkın sürekli araya fitne fesat sokularak 800000... bölüm uzatılması.
kızın birinden hamile kalıp aldırmaya gitmesi. "yapamadım. ona kıyamadım" diyerek birine sarılması. sonra başkasıyla evlenmesi. iyi kalpli bu sahte kocanın olayı bebeğin babasına söylemesi.
1-yasak elma, kaptan, zoraki koca gibi dizilerin iddaa üzerine kurulu olmaları ve öyle devam etmeleri
2-kıskançlık, nefret, ağlama(yalan gözyaşları bknz: tüm aşk dizileri), ayrılma ama sonra gene beraber olma
3-vakit çalarak diziyi heyecanlı bitirme..
4-ağa, töre, türkiyenin gerçekleri..
5-sihir, cadı, peri..
6-gaddar baba veya gaddar anne..
7-komik olmayan sahnelerde gülme efektinin verilmesi
8-aşk dizilerinde, dizinin tadında bitirilmeyip illaki reytinginin düşmesini beklemesi ve bunun için de senaryoda çok saçma şeylerin olması(kıskançlık haddi hesabı yok..adam kıza yer tarif ediyor, hemen kıskançlık)
9-polat alemdar..necati şaşmaz..(polat, türkiye için uğraşması ve bu uğraşlarının bir türlü bitmemesi"bknz kv terör, kv ırak, kv pusu, kv" maşallah polatın gitmediği kurtarmadığı yer kalmadı..yakında afganistanada gider, filistine de uğrasa hani iyi olur)(necati şaşmazı polattan başka hiçbir karakterde görememek..artık başka dizilerde oynamalı " bknz kenan imirzalıoğlu..o da böyle dizilerde oynuyor ama sürekli başka projelerde..necati bunu yapamıyor)
10-aile dizileri..
-İnsanı bayıltan yanlış anlamalar ve onların bir türlü çözülememesi çünkü iki karakterin biraraya asla ve asla gelememesi ( ki bunlar büyük çoğunlukla -Allah'ın hikmeti işte- tesadüfler sonucu yüzbin kere alakasız yerlerde karşılaşıp aşık olan iki insandır :icon_whis ),en nihayetinde geldikten sonra da direk durumu açıklayacakları yerde "Lütfen izin ver açıklayayım", "Sana söylemek istediğim birşey var.Çok önemli bir şey.Nasıl söylesem bilmiyorum ki" tarzında ekranda insana saç baş yolduran repliklerle olayın sakız gibi uzatılması. Özellikle "izin ver açıklayayım" cümlesi sinirlerimi tepeme çıkarmada çok başarılı.O kadar gereksiz konuşacağına asıl söylenmesi gerekeni söylesen sorun kalmayacak ama nerdeeeee? imgdrag
-Çocukların ayrılma, barışma,evliliği sürdürme ve dizinin konusunu uzatma adına kullanılması.
-Başrolün en yakın arkadaşının ille de psikopatlığın zirvesinde bir insan olması,değilse de ilerleyen bölümlerde mutlaka psikopata dönüşmesi.:icon_twis
-Can sıkıcı zengin-fakir ayrımını gözümüze gözümüze soktukları halde zengin ve fakir başrollerin zengin tarafın takıldığı en elit yerlerde karşılaşmaları (o kadar fakir edebiyatı yaptıktan sonra oraya gidecek parayı nereden buluyorsa artık :img-pilot )
-Zengin ve de başrol kızın ya da erkeğin babasının pamuk gibi yumuşak kalpli olması,annesinin ise tam bir cadı olması.:img-in_lo
-Son dönemde en sinir olduğum yeni akım dizinin ilk bölümlerindeki başrolün sonradan değişip öldürülmesi ya da ikinci plana atılması.Başrolümüzün yeni girene de bir anda aynı derecede aşık olması.Aşkın hiç inandırıcılığı kalmıyor böyle olunca.:img-beee:
-Karakterlerin dizinin son bölümlerinde ( özellikle uzatılmış son sezonda ) tamamen farklı kişiliklere bürünmesi.Sadece adları aynı kalıyor.Gerisi tamamıyla bambaşka bir insana dönüşüyor.:img-bored
-Gereksiz ve fazlaca uzatılmış başrol kız kaprisleri insana saç baş yolduruyor.
-En aile dizisi olan dizilerde bile muhakkak ilk 15 bölümden sonra silahların ya da mafyanın işin içine girip senaryonun renginin değişmesi.:img-beee:
-Bir de hemen hemen her diziye komik olduğu sanılan ama aslında o sahneleri izlerken seyircide sadece "Geçse de olaya dönsek" duygusu yaratan itici tipler ve onlara uzun süreler ayrılması.Bazen yan rollere o kadar kaptırıyorlar ki başrolleri göremiyorsunuz.Görseniz de yarım yamalak,kesilmiş sahnelerle yetiniyorsunuz.Mesela iki karakterin barışmasını ya da nihayet birlikte birşeyler yapabilmesini dört gözle bekliyorken size sadece buluşma anını gösterip birden ertesi güne geçmeleri insanı deli ediyor.:img-yes:İnsanı elleri bağrında , ağzı bir karış açık "Aaa noldu şimdi" sözleriyle ortada bırakıyorlar.:sad53:
mekselina 80 10-08-07, 10:31 Beni en cok daraltan sahneler
1-Basroldeki kiz ile oglanin birbirlerini devamli yanlis anlamalari
2-Diziyi uzatmak adina,diziye giren karakterler,dolayisiyla dizinin bozulmaya baslamasi
3-Devamli ayni konularin islenmesi(zengin-fakir,köylü-sehirli,asik-asik degil v.s...)
4-Bir yöreye ait dizi yapilirken,oyuncularin o yörenin sivesini konusmaya calismalari ve tabiki beceremeyip komik bir sive ortaya cikarmalari(tabi bu bütün oyuncular icin gecerli degil,beceremeyenler icin)
5-Dizilerde silaha,siddete,mafyalara yer verilmesi(ben istemiyorum,mafya,siddet dizileri)
6-Siddet iceren dizilerin erken saate konulmasi
7-Dizilerde ickiye ve sigaraya cok yer verilip kötü örnek olunmasi
8-Dizilerde,izleyiciye duygu sömürüsü yapmak icin,reytingleri yükseltmek icin,basroldeki kizin veya oglanin kanser veya büyük bir kaza gecirmesi(ama böyle ölümcül olaylara ragmen basroldekiler hep iyilesirler ne hikmetse)
)-Sihirli-büyülü diziler(ruhsar,sihirli annem,acemi cadi..gibi,böyle diziler benim icin cok sacma,ne böyle dizileri izlerim nede cocuguma izletirim,bir tanesinde baba köpek rolündeydi,babalik bu kadar basit bir olaymiki evin babasi köpek oluyor,ayrica bu dizi cocuklar icin yapilmisti güya:icon_sorr
9-Dizilerde basrollerdeki sahislara hep ücüncü kisilerin asilmasi(dizide evli rolündeyseler bile hep bir hayranlari oluyor nedense)
10-Dizilerde evli ciftlerin esiyle veya sevgilisiyle kavga etmelerinde,ayrilma durumu oldugu zaman hemen ihanet etme,aldatma durumuna gecilmesi(mesela.bir istanbul masali selim ile ressam kiz,Beyaz gelincikte,ömer ile doktor kiz v.s...)
bye
merdivenlerden yuvarlanıp çocuğu düşürme sahneleri
ölüp ölüp dirilmeler ve bir makyajla eski sevgilinin ya da eşin hortlayan kişiyi tanımaması
töre dizileri
cinli perili diziler
dizilerde yapılan formalite evlilikler
vs...vs...vs....
benı bu aralar kanserin eşiğine getiren olaylar..
* adam tam yenı bir aşka yelken açacaken eskı sevgilisinin yada karısının ben hamileyim diye orataya çıkması ..
üstelık gerçektende hamıle olmaması ve başroldekı erkeğin bu numarayı yemesı..
anam bı doktora git bir ultrasyona gir değil mi..
ama kötü kadın önlemını alır başka bırının ultrasyon resmını gösterir başroldekı erkekte sazan gibi atlar bende bunları gördükçe tv ye atlamak istiyorum..
bu kadar saf olunulurmu ya..
ya artık hiç bir adam sevgilisinin hamıle olduğuna innamayacak ya..
kadın : aşkım ben hamıleyım .. bak buda bebeğin resmi..
adam: hadi lan sen çok dizi izliyon bu aralar:)
* en son modada her dizide bir beyın cerrahının olması ay sinir oluyorum ..
doktorlardan sonra bu beyin cerrahlığı moda oldu ama cerrahlar hep son derce yakışıklı tum kızların hasta olduğu tipler.. ya ben okadar hastaneye gittim bi tane bu kadar yakışıklı cerrah görmedim be..
* bide şu yanlış anlamalar sinsilesi varya kafamı duvarlara vuraşım gelıyor..
kzı oğlanı yanlış anlar oğlan kızı kız gider başkasıyla evlenır ama hala birbirlerine aşıktırlar oğlan çeker gider..
falan filan ..
offff offff offf yeter be!!!!!
benı bu aralar kanserin eşiğine getiren olaylar..
* adam tam yenı bir aşka yelken açacaken eskı sevgilisinin yada karısının ben hamileyim diye orataya çıkması ..
üstelık gerçektende hamıle olmaması ve başroldekı erkeğin bu numarayı yemesı..
anam bı doktora git bir ultrasyona gir değil mi..
ama kötü kadın önlemını alır başka bırının ultrasyon resmını gösterir başroldekı erkekte sazan gibi atlar bende bunları gördükçe tv ye atlamak istiyorum..
bu kadar saf olunulurmu ya..
ya artık hiç bir adam sevgilisinin hamıle olduğuna innamayacak ya..
kadın : aşkım ben hamıleyım .. bak buda bebeğin resmi..
adam: hadi lan sen çok dizi izliyon bu aralar:)
* en son modada her dizide bir beyın cerrahının olması ay sinir oluyorum ..
doktorlardan sonra bu beyin cerrahlığı moda oldu ama cerrahlar hep son derce yakışıklı tum kızların hasta olduğu tipler.. ya ben okadar hastaneye gittim bi tane bu kadar yakışıklı cerrah görmedim be..
* bide şu yanlış anlamalar sinsilesi varya kafamı duvarlara vuraşım gelıyor..
kzı oğlanı yanlış anlar oğlan kızı kız gider başkasıyla evlenır ama hala birbirlerine aşıktırlar oğlan çeker gider..
falan filan ..
offff offff offf yeter be!!!!!
Zeynomm bu sahneler bana fazla tanıdık geliyor..bir yerlerden çıkaracağım ama..:)
Sanki biz bunların hepsini geçen sezon izledik..İzlettiler bize...
Bu senaristlerin fena halde yaratıcılığa ihtiyaçları var...
hamilelik hamilelik hamilelik,
avrupa yakasında gülse birsel'in burhan karakteri üzerinden çok güzel dalgasını geçtiği gibi, "bu dizide herkes hamile, hankısının babası kım belli değil"... yani mantıklı kullanılsa bir derece ama her çıkmazda herkes hamile. tek gecede bazen kadın ve erkeke gerekli vukuatları gerçekleştirmemişken bile birileri hamile.
repliklerin bir kısmını "gizlice" duyup olayı tamamen tersinden anlama, ve bütün hayatını bu yanlış anladığın replikler üzerine kurma,başka biriyle ivedilikle ve derhal nikah kıyma, sana ilgisi olduğu ayan beyan kadının/adamın kollarında huzur bulmaya çalışma, yakalanma. cinnet geçirme yanlış anlamanın tersine dönmesi.
hayatta inanlımayacak iftiralar, adamla evlisin, evleneceksin, deli gibi seviyorsun, yıllardır tanıyorsun biri saçma sapan bir şey söylüyor ve sen sormadan inanıp bütün gemileri yıkıp gidiyorsun. hayır bir iftira atarsında karakterin yaradılışına göre anlamlı bir iftira olur bari.
hukuk, sosyoloji, psikoloji ve özellikle tıp bilimini derinden sarsacak sahneler icat etme. bu iş botanik bilimine kadar varır kanımca.
aşkın dünya üzerinde her şeyden ama herşeyden ama herşeyden büyük bir güç olması.
evli kadınlardan, yurt dışında üniversite okumuş kızlara kadar "iyi" kadın karakterlerin cinsel yaşamının kesinlikle olmaması. "kötü" kadınların da herkesle
futursuzca aşk yapması... "iyi" erkek karakterlerin ormanda on kaplan gücünde olması, duygusal olarak, iştigal ettikleri meslek dalında, aile yaşamında her yerde ve her zaman. "kötü" erke karakterlerin önce şeytanın ta kendisi olması sonra bir zavallıya ve "daha kötüsü" aklı baliğ olmamış oğlan çocuğuna dönüşmesi.
yan karakterlerin tek yaşama amacının çoğu zaman "başşş" karakterler olması.
gördüğüm en son spesifik örneği belirtmeden geçmemke isteğindeyim. bıçak sırtında 2007 de bir İstanbul hapishanesinde sürekli kalmadığı hücrede tünel kazan ali (nejat işler)
* Her dizide mutlaka zengin bir başkarakter olması
Türkiye'de herkes holding sahibi mi, bana saçma geliyor, diziler hep biribirlerini tekrarlar oldular..
* Çiftler arasında yanlış anlamalar
Neden hiç birbirlerine güvenemiyorlar anlamıyorum ki :img-pilot
* Esas kızın sonradan iyice sapıtması
Çoğu dizide bir müddet sonra esas kız iyice salaklaşıyor, gıcıklaşıyor.. Neden buna gerek duyuyorlar anlamıyorum ki :img-icecr Mesela Kavak Yelleri Aslı, Hatırla Sevgili Yasemin vs. vs.
Dizilerin çoğu birbirine benziyor, madem bu kadar dizi meraklısı oldu yapımcılar bari farklı farklı şeyler yapsalar :good:
hamilelik hamilelik hamilelik,
avrupa yakasında gülse birsel'in burhan karakteri üzerinden çok güzel dalgasını geçtiği gibi, "bu dizide herkes hamile, hankısının babası kım belli değil"... yani mantıklı kullanılsa bir derece ama her çıkmazda herkes hamile. tek gecede bazen kadın ve erkeke gerekli vukuatları gerçekleştirmemişken bile birileri hamile.
repliklerin bir kısmını "gizlice" duyup olayı tamamen tersinden anlama, ve bütün hayatını bu yanlış anladığın replikler üzerine kurma,başka biriyle ivedilikle ve derhal nikah kıyma, sana ilgisi olduğu ayan beyan kadının/adamın kollarında huzur bulmaya çalışma, yakalanma. cinnet geçirme yanlış anlamanın tersine dönmesi.
hayatta inanlımayacak iftiralar, adamla evlisin, evleneceksin, deli gibi seviyorsun, yıllardır tanıyorsun biri saçma sapan bir şey söylüyor ve sen sormadan inanıp bütün gemileri yıkıp gidiyorsun. hayır bir iftira atarsında karakterin yaradılışına göre anlamlı bir iftira olur bari.
hukuk, sosyoloji, psikoloji ve özellikle tıp bilimini derinden sarsacak sahneler icat etme. bu iş botanik bilimine kadar varır kanımca.
aşkın dünya üzerinde her şeyden ama herşeyden ama herşeyden büyük bir güç olması.
evli kadınlardan, yurt dışında üniversite okumuş kızlara kadar "iyi" kadın karakterlerin cinsel yaşamının kesinlikle olmaması. "kötü" kadınların da herkesle
futursuzca aşk yapması... "iyi" erkek karakterlerin ormanda on kaplan gücünde olması, duygusal olarak, iştigal ettikleri meslek dalında, aile yaşamında her yerde ve her zaman. "kötü" erke karakterlerin önce şeytanın ta kendisi olması sonra bir zavallıya ve "daha kötüsü" aklı baliğ olmamış oğlan çocuğuna dönüşmesi.
yan karakterlerin tek yaşama amacının çoğu zaman "başşş" karakterler olması.
gördüğüm en son spesifik örneği belirtmeden geçmemke isteğindeyim. bıçak sırtında 2007 de bir İstanbul hapishanesinde sürekli kalmadığı hücreden tünel kazan ali (nejat işler)
çok güzel ifade etmişsin gerçekten. aynen katılıyorum.:good:
Ya bu dizilerin kendileri bile başlı başına yeterince daraltıyor. Değişin biraz farklı konulara değinin.
Hep aynı şekilde üçüncü kişilerle aşkın bozulması...
Yanlış anlamalar, hele ki mantıksız Türk Filmi tadında olanları...
Uzatılması... Binbir Gece gibi.
Hamilelik.
Merdivenlerden yuvarlanıp çocuğu düşürme sahneleri
Hamilelik..
Ölüp ölüp dirilmeler...
Cinli perili diziler....
Yanlış anlamalar...
Sündürmeler...
Mantık hataları..
|
|