Tüm Versiyonu Göster : Hatırla Sevgili - Basında Çıkan Haberler


Sayfalar : 1 [2] 3

hulyafan_88
17-08-07, 01:12
Hatırla Sevgili'nin sonuna ne oldu?
BİR kaç gündür okurlar bunu sorup duruyorlar. Yaz boyunca atv'nin gündüz kuşağında eski bölümleri tekrar yayınlanan Hatırla Sevgili'nin müdavimleri, dizinin son bölümünün yayınlanmamasını yoğun bir şekilde protesto ediyorlar. Haklılar. Ancak televizyon yayıncılığının da kendi içinde bir mantığı, yolu, yöntemi var. Bu mantık içinde bazen izleyici talepleri ihmal edilebiliyor. Efendim, bildiğiniz gibi yeni dönemde eski diziler hemen kaldığı yerden başlamaz. İzleyiciyi "ısıtmak" ve diziyi "hatırlatmak" için geçen sezon ekrana gelen son bölüm yeniden ekrana sürülür. Hatta ilk hafta eski bölümlerden derlenen bir "kolaj" yapıldığı bile görülür. İşte atv yönetimi de geçen yılın sezon finalini, 7 Eylül için sakladı. Dizinin yeni sezondaki ilk bölümü ise 14 Eylül Cuma akşamı izleyicilerle buluşacak. Mesele bundan ibarettir.


Yayın tarihi: 17 Ağustos 2007, Cuma
Web adresi: http://www.sabah.com.tr/2007/08/17/gny/haber,FCDE6BB36C4941C19762B7CA69350B5E.html

Sinem90
19-08-07, 11:06
http://cumaertesi.zaman.com.tr/images/2007/08/18/hatirla.jpg

“Hatırla Sevgili’nin bu kadar sevileceğini beklemiyorduk”

SEVİNÇ ÖZARSLAN
Televizyonda ilgiyle izlenen 'Hatırla Sevgili' dizisinin müziklerinin yer aldığı albümde liste başı oldu. Kısa bir süre önce Kalan Müzik'ten çıkan albüm, yaz sezonu olmasına rağmen 10 günde 30 bin sattı. Dizinin müzikleri yapan Kemal Sahir Gürel, Erdal Güney ve Hüseyin Yıldız oldukça keyifli.
Yeni dyayın döneminde ATV için Makedonya'da çekilen Elveda Rumeli dizisinin ve Hüseyin Karabey'in ilk uzun metrajlı filmi Gitmek'in müziklerini hazırlayan üç arkadaş, bu müziklerin Hatırla Sevgili gibi sevileceklerinden emin. Kadrolarına iki kişiyi daha eklediklerini söyleyen Kemal Sahir Gürel, yaz dönemi içerisinde gelen 8 dizi müziği projesinin de hiçbirini kabul etmediklerini belirtiyor. Etiler'deki Stüdyo Metropol'de yaptığımız görüşmemize bel fıtığı hastalığı nedeniyle Hüseyin Yıldız katılamadı ama arkadaşları, -fotoğraf çekerken gülümsememek için ellerinden geleni yapsalar da- onun enerjisini her daim hissettirdi.

Dizinin reytingleri yüksekti ama şimdi albümün reytingleri de tescillenmiş oldu. Bunu bekliyor muydunuz?

Kemal Sahir Gürel: You tube’da sadece iki melodinin bir milyon kere indirildiğini, kliplerinin yapıldığını tespit ettik. Melodiler cep telefonlarına indirildi, CD marketlerin de yoğun bir talebi vardı. Dizi müziğinin sevildiğini biliyorduk ama yazın ortasında bu kadar talep edileceğini tahmin etmiyorduk. Aslında albümü mayısta çıkaracaktır, olmayınca eylüle ertelemiştik. Ama talep artınca yaz ortasında çıktı. Müzik sektörünün giderek tükendiği, albüm satışlarının bu kadar düştüğü, korsan baskıların arttığı bir dönemde Hatırla Sevgili’nin 10 günde 30 bin rakamına ulaşması müzik sektöründe çok büyük bir olay. Popüler şarkıcıların albümleri 1 milyon satıyordu. Şimdi yüz bini zor geçiyor. Demek ki insanlar gerçekten çok sevmişler ki, alıyorlar. Dönemin rengini yansıtabilecek, bugünkü insanların sanatsal beklentilerine denk düşecek bir müzik tarzı oluşturmaya çalıştık, dönemin müziklerini taradık.

Tarama yaparken nelere rastladınız?

Kemal Sahir Gürel: Hatırla Sevgili şarkısının dışında Sadettin Kaynak ve Selahattin Pınar’ın şarkıları, Avrupa’daki ve dünyadaki müzik akımları ve onların değişimleri ve toplumsal muhalefetle birlikte gelişen sol tandanslı müzikler... Ondan sonra da kitlesel olarak söylenen yani bir şarkıcının üretmediği ama insanların anonim olarak ürettiği şarkılar var. “Olur mu böyle olur mu” gibi. Ruhi Su’nun çalışmaları, 70’lere gelindiğinde Livaneli, Rahmi Saltuk var, yavaş yavaş müzik tarzı olarak başka bir dönem başlıyor. Yani sonuçta dizide Türk müzik tarihinin kronolojisi de var. Amacımız bir laboratuar çalışması yapmak değildi elbette, yeniden üretmek esastı. Nitekim Zor Yıllar, Yaralı Kalbim, Geçmişten Geleceğe ve Dalgakıran şarkıları çok başarılı oldu.

Erdal Güney:Yaptığımız işin karşılığını görmek açısından bizim için mutlu edici bir sonuç. Hatırla Sevgili’nin çalışma dönemi kendi içinde birçok zorluğu barındırıyordu. Birçok müzisyenin de aslında altından kalkabileceğini iddia edemeyeceği bir işti. Çünkü 58’lerden 80’lere kadar kronolojisini tarif etmeniz gerekiyordu. Bir yandan belgesel bir tarzı olmalıydı, bir yandan da kendi hayalimizi, düşlerimizi koymamız gerekiyordu.

Senaryo sizin de yaranıza parmak basıyor, siz de çok sevdiniz projeyi değil mi?

Erdal Güney:Biz niye sevdik? Hatırla Sevgili’nin açılımı; ‘hatırla, ey sevgili yurdum’du bize göre. Bu yurdun içinde yaşayan, yurdun sorunlarını bir şekilde yaşamış, kendince çözümlemeye, müdahale etmeye çalışan, demokratik toplumsal kimliği ile sanatsal kimliğini buluşturmaya çalışan insanlar olarak sevdik ve yaşamaya çalıştık.

TRT’nin eskinden yaptığı dizilerin de çok güzel müzikleri olurdu. Dizi müzikleri sizce neden son dönemde bu kadar popüler oldu?

Kemal Sahir Gürel:Diziler reyting yarışı için yapılıyor. Bazen tek başına senaryo yeterli olmuyor. Dolayısıyla birçok takviyeye ihtiyaç duyulabiliyor. Senaryonun tıkandığı, oyunculuğun yavan kaldığı noktalarda müzik yardımcı bir unsur. Bunu kendi projelerimiz için demiyorum; çünkü farklı olduğumuzu düşünüyorum. Ama dağılmak üzere olan birçok dizinin müzik tarafından kurtarıldığı gördük. Son dakikada ipten müzik sayesinden dönen diziler oluyor. Bu yapımcıların dikkatini çekti. Bu nedenle son yıllarda daha popüler.

Dizinin yeni beste çalışmaları ne aşamada?

Erdal Güney: Dizinin senaryosu 70’lerin başına geldi. Fayton ve ada görüntüsü varken başka bir müzik kullanıyorduk, şimdi yavaş yavaş araçların arttığı, yolların genişlemeye başladığı, endüstriyel hayatın gelişmeye başladığı bir döneme müzik hazırlayacağız. Livaneli’den, Orhan Gencebay’dan o dönemle özdeşleşen seslerin içinde olduğu beste çalışmalarımız var.

Başka proje yok mu?Kemal Sahir Gürel:Hatırla Sevgili ve Yemin adlı dizi, bir ekip olarak dizi müziklerine kenetlenmemize neden oldu. Hüseyin, Erdal ve ben... Fakat ekibimize iki arkadaş daha katıldı. Bundan sonraki çalışmalarımızda beş kişiyiz. Elveda Rumeli var. ATV’de yayınlanacak tarihî bir dizi. Yarı komedi. Erdal Özyağcılar başrolde. 1890’lı yıllarda Makedonya’da geçen bir dizi. Çekimler Makedonya’da yapılıyor. Eylülün 15’inden itibaren yayına başlayacak. Bir de Hüseyin Karabey’in uzun metrajlı filmi Gitmek’in müziğini yapıyoruz.

Dizi olarak başka projeniz yok mu? Çok teklif gelmiştir diye düşünüyorduk…

Kemal Sahir Gürel:Kendi yaratıcılığımızı yansıtabileceğimiz projeler seçiyoruz. 8 tane dizi projesinin reddettik mesela. Bu projelere bir şey katacağımızı düşünmedik. Reddetmemizin nedeni onları beğenmemek değil, bizim katacak bir şeyimizin olmamasıydı.

Erdal Güney: Bizim işimiz doğasının dışında projelerdi. Bu, Türkiye’nin sıkıntısıdır aslında. Başarılı olduysanız herkes yüklenir ve bir süre sonra siz yok olursunuz. Bu işin böyle bir trafiği var. Ama biz doğru bir şeyler yapmak niyetiyle davranmaya çalışıyoruz.
Sayı: 90
Bölüm: Aktuel

http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=8&hn=4677

OXFORD
20-08-07, 00:15
Yıldızlar geçidi atv'de

atv'nin yeni sezon yapımlarında birbirinden güzel ve yakışıklı oyuncular başrolleri paylaştı Genç oyuncular, fiziksel görünümleri kadar yetenekleriyle de bu yıla damgasını vuracak.



* atv yeni sezona çok iddialı başladı. Türkiye'nin en güçlü oyuncu ve teknik kadrolarıyla hazırlanmış 8 dizi, Eylül ve Ekim aylarında yayına girecek. Beren Saat, Cansel Elçin ve Okan Yalabık 'Hatırla Sevgili'de, Mehmet Akif Alakurt ve Cansu Dere ise 'Sıla'da yine izleyicileriyle buluşacak.

* Yeni sezonda start alacak dizilerde Aysun Kayacı, Ahu Yağtu, Hande Subaşı, Begüm Birgören ve Bülent İnal yer alacak. 'Sessiz Gemiler'de seyirciyle buluşacak olan Aysun Kayacı, genç bir öğretmeni canlandıracak. Kayacı, ekranda ilk kez aptal sarışın dışında bir rol kaptığı için çok heyecanlı olduğunu belirtti.

Kahramanın sevdası
Bülent İnal, yine bir dönem dizisiyle ekrana gelecek. 'Kara Yılan'da Memed karakterini canlandıracak olan İnal'a, 'Kırık Kanatlar'da birlikte rol aldığı Begüm Birgören eşlik edecek.

Bu aşk yürekleri dağladı
* Geçtiğimiz sezonun en iddialı ve tutkulu aşkının kahramanları Beren Saat, Cansel Elçin ve Okan Yalabık, yakın tarihimizin acı olaylarını muhteşem aşk öyküsüyle harmanlayarak anlatmayı sürdürüyor.

* Yasemin'in Ahmet'e duyuduğu ölümsüz aşk, Necdet'in karısı ve yeni sevgilisi arasındaki gel-git'ler, ülkedeki siyasi çalkantılar, ölümle burun buruna gelen Deniz'in öyküsü sizleri yine ekrana bağlayacak.
Fakir kızın yalan dünyası
Sinema'dan televizyona transfer olan Saadet Işıl Aksoy, 'Senden Başka'da Tolga Futacı'yla oynuyor. Fakir ama başarılı bir genç kızı canlandıran güzel oyuncu, yalanlarla dolu bir aşkın kahramanı.

''Elveda'' diyen halkın öyküsü
Hande Subaşı, Rumeli'deki Osmanlı hakimiyetinin çöküşünün anlatıldığı 'Elveda Rumeli'de rol alıyor. Subaşı, dizide Erdal Özyağcılar'ın canlandıracağı Sütçü Ramiz'in üç kızından birini oynayacak. Trajik-komik öykü tarihi olayları, yerel halkın gözüyle aktaracak.

Polisiye dizinin güzel suç bilimcisi
Ahu Yağtu, 'Başkomiser Nevzat-Kanun Namına'da suç biliciyi oynuyor. Usta oyuncu Altan Erkekli ile başrolü paylaşan Yağtu, cesur, atak, başarılı ve güzel bir polis olarak karşınıza çıkacak.

Törelere göğüs gerecekler
Mehmet Akif Alakurt ve Cansu Dere, geçtiğimiz sezon yakaladıkları başarıyı devam ettirecek. 'Sıla' da törelere rağmen birbirlerinden vazgeçemeyen karı-kocayı canladıran ikili, bu sezonda aşklarını korumak için tüm zorluklara göğüs gerecek.

Kaynak:Takvim-saklambaç

Güℓαу
22-08-07, 09:32
'Yasemin'in yaşlılığını Avşar Kızı oynayacak!



atv'nin sevilen dizisi 'Hatırla Sevgili'nin 80'li yılları anlatması planlanan son bölümlerinde, Beren Saat'in oynadığı rol Hülya Avşar'a teklif edilecek!..

atv'nin iddialı dizisi 'Hatırla Sevgili' yeni yayın dönemine, 7 Eylül'de birinci sezon finalinin tekrarıyla başlayacak. Yeni bölüm ise 14 Eylül'de ekrana gelecek. Bu sezon, 70'li yılların Türkiye'sini işleyecek olan diziye; Demirel ve Ecevit karakterleri de katılacak. Senarist Nilgün Öneş, dizinin '12 Eylül İhtilali' ile bitmesinden yana olurken; projenin tasarımcısı Tomris Giritlioğlu, 80'lere kadar gelmeyi planlıyor. Giritlioğlu'nun; 'Hatırla Sevgili'nin 80'lı yılları anlatan ve karakterlerin 20 yıl yaşlandığı bölümleri için oyuncu değişikliği düşündüğü belirtiliyor. Beren Saat'in yaşlılığını Hülya Avşar'ın, Cansel Elçin'in rolünü de Uğur Polat'ın oynaması planlanıyor. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'i kimlerin oynayacağı ise henüz belli olmadı.

taner2786
22-08-07, 09:47
Hülya'yla 'hatırlayacağız'

http://yeni.takvim.com.tr//2007/08/22/im/25A5B03F3B85C34EB8D13F3Ab.jpg

atv'nin reyting rekortmeni dizisi Hatırla Sevgili, yeni sezona 7 Eylül'de başlıyor. Bu sezon 70'lerin Türkiye'sini işleyecek olan diziye Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit karakterleri de katılacak.

UĞUR POLAT 'AHMET' OLABİLİR
Dizide karşımıza çıkması muhtemel diğer sürprizler ise Hülya Avşar ile Uğur Polat. Proje tasarımcısı Tomris Giritlioğlu, dizinin 80'li yıllarda sürmesi durumunda Beren Saat'in rolünü Avşar'a, Cansel Elçin'in rolünü ise Polat'a vermeyi planlıyor.

TAKVİM

:happy0064:happy0064:happy0064:happy0064:happy0064 :happy0064

CveB
22-08-07, 13:04
http://img.takvim.com.tr/2007/08/22/im/F35ADA93F575AB408865D4F1b.jpg

Birbirimizi anlayalım

'Hatırla Sevgili'nin gördüğü yoğun ilgiden son derece memnun olan Tomris Giritlioğlu ve Nilgün Öneş yeni sezonla ilgili ipuçları verdi....

atv'nin geçtiğimiz sezona damgasını vuran dizisi 'Hatırla Sevgili' kaldığı yerden devam ediyor. Yeni bölümlerde Türkiye'nin ve Türk halkının yaşadığı siyasi dönemeçleri anlatmayı sürdürecek olan başarılı yapımın mimarları Tomris Giritlioğlu ve Nilgün Öneş, "Önemli olan birbirimizi anlamamız ve geçmişimizi bilmemiz" diyor.

Özellikle genç izleyici kitlesinden olumlu tepkiler aldıklarını belirten Giritlioğlu, yeni bölümlerde siyasi karakterlere daha fazla yer ayıracaklarını da belirtiyor. Yasemin ve Ahmet'in tutkulu aşkı, Deniz ve Defne'nin masum sevdası, Necdet ve Güzide'nin yasak ilişkisi de 70'li yılları fon alarak anlatılmaya devam edecek.

http://img.takvim.com.tr/2007/08/22/im/1B0421A2EFDAB248A7D154EAb.jpg

Edebiyat içindeki çekişme

SAĞ ve sol görüşlü öğrencilerin arasındaki çatışmaları izleyiciye aktarmaya çalışan 'Hatırla Sevgili', iki tarafın edebiyat eğilimlerini de konu ediyor. Bu sezonun öne çıkan olaylarından biri de Necip Fazıl ve Nazım Hikmet çatışması.

GENÇLİK yıllarını omuz omuza geçiren iki iyi şair Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet zaman içinde karşı saflarda yer alır. Özellikle 70'li yıllarda Nazım sol görüşlü, Necip Fazıl ise sağ görüşlü öğrenciler tarafından okunur ve onların bayrağı haline gelir.

http://img.takvim.com.tr/2007/08/22/im/83C7CB897D6CFA49A86B0D67b.jpg


Mahir bulunamadı


Öğrenci hareketinin önemli isimlerinden Mahir Çayan'ın benzeri henüz belirlenmedi.

GEÇTİĞİMİZ sezon 'Hatırla Sevgili'nin kadrosuna dahil edilen Deniz Gezmiş karakterinden sonra sıra Mahir Çayan'a geldi. Birçok önemli siyasi karaktere senaryoda yer veren ekip Mahir Çayan karakterini oynayacak oyuncuyu bulmakta zorlanıyor.

İNANDIRICILIK ARTIYOR

Gerçek kişi ile oyuncu arasındaki benzerliğin inandırıcılığı arttırdığını düşünen yapımcılar Mahir Çayan konusunda titiz davranıyor. Deniz Gezmiş'teki başarının yakalanmasına çalışılıyor.

http://img.takvim.com.tr/2007/08/22/im/7E44041F6D20304AAF72E9AFb.jpg

Demirel ve Ecevit, Şubat ayında 'Hatırla Sevgili'de

'Hatırla Sevgili'nin yeni bölümlerinde 70'li yıllar anlatılıyor. Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Recep Tayyip Erdoğan'ın da siyasi oluşum içindeki durumları konu ediliyor.

TÜRKİYE'nin son 40 yıllık dönemini konu alan 'Hatırla Sevgili', hikayesini anlatmaya 17 Şubat 1959 tarihinden başlamıştı. Sezon finaline gelindiğinde tarihler 16 Şubat 1969'dı. Yeni sezonda 70'li yıllarda yaşanan öğrenci hareketlerini, Kıbrıs Çıkartmasını ve 80 İhtilali'ni hazırlayan sebepleri aktaracak olan dizide, o dönemin önemli siyasi kişilerine de yer verilecek. Merhum Başbakan Bülent Ecevit ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel karakterleri Şubat Ayı itibariyle diziye dahil edilecek. Önceki bölümlerde yer alan Recep Tayyip Erdoğan karakteri de dizide boy gösterecek.

http://img.takvim.com.tr/2007/08/22/im/1269D30618610E4AAE0143BEb.jpg

Oyuncular Zincirbozan'dan farklı

'Zincirbozan' filminde Rahşan-Bülent Ecevit ve Nazmiye-Süleyman Demirel'i benzerleri canlandırmıştı. Ancak 'Hatırla Sevgili'deki oyuncular 'Zincirbozan'dakilerden farklı olacak.
http://img.takvim.com.tr/2007/08/22/im/4DBB017CD8675F4DB3F778B0b.jpg


Adımlarını çok bilinçli atıyorlar



TARİHİ olayların canlandırıldığı 'Hatırla Sevgili' geniş bir danışman kadrosuna sahip. Danışmanlar Mümtaz Ertürköne, Ferhat Kentel ve Yılmaz Karakoyunlu'ya bu sezon farklı isimler eşlik edecek.

MUSTAFA Yalçıner, Deniz Gezmiş'in ODTÜ günlerini, o dönemki işçi sendikalarının başkanları ise kendi anılarını aktaracak.

Takvim/Saklambaç

badger
22-08-07, 19:18
... geçtiğimiz sezon 31 Bölüm boyunca biz TV izleyicilerine, uzun zamandır ekranlarda görmeye hasret kaldığımız türden kaliteli bir yapım izleme fırsatı sunduğunuz için, öncelikle teşekkür ederiz. “Hatırla Sevgili” dizisi ülkemizin yakın tarihine ışık tutmakta, özellikle resmi tarih kitapları ve kanalları dışında bir kanal aracılığıyla, Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan ve ülkenin gidişatını etkileyen olaylar ve olgular, politik, sosyal, kültürel ve düşünsel arka plan konusunda bizleri tekrar düşünmeye, o günleri ve dolayısıyla bugünleri analiz etmeye sevk etmektedir. Kurmaca karakterler aracılığıyla bu arka planın, olay ve olguların bireylerin hayatları üzerindeki yaşamsal etkilerini de gözlemlememizi, bir anlamda aynadaki aksimize tekrar dönüp bakmamızı sağlamaktadır. Bu da kirlenen, yozlaşan ve salt eğlencelik ürünlerin ağırlıkta olduğu görsel ve işitsel medya dünyasında kendine farklı bir yer edinmesini sağlamıştır.
Elbette düşsel öğeler taşıyan, birincil amacı gerçeklerin birebir yansıtılması olmayan, kurmaca karakterler ve kurmaca bir olay örgüsü etrafında gelişen ve tarihe göndermeler içeren dizimizden izleyici olarak beklentilerimiz, özellikle düşsel alanı ile ilgili olacaktır. TV ekranlarına yansıyan bir çeşit tarihsel roman olarak da tanımlayabileceğimiz dizimizin 2. sezonda izleyeceği yolun, izleyici beklentilerinin de göz önünde tutularak çizilmesi dileğimizdir. “Hatırla Sevgili” bir çok diziden daha farklı bir izleyici kitlesine seslenmektedir. Eğitimli; kültür alımlama ve yorumlama becerisine ve alışkanlığına sahip genç ve genç-orta izleyici kitlesi, genelin içinde önemli payı oluşturmaktadır. Dizimizin kurmaca karakterleri ve olayları konusunda geçen sezonun kısa bir değerlendirmesinin ve gidişat konusundaki beklentilerin dile getirilmesinin, bu yapıma emeği geçenlere bir feed-back oluşturacağı düşüncesiyle hareket ederek, sizlere bu açık mektubu ulaştırmak ihtiyacını hissettik.
İki ailenin bireyleri, onların arasında süregelen çeşitli düzlemlerdeki -iş, arkadaşlık, sevgililik vb.- ilişkiler dizimizin temel unsurlarını oluşturmaktadır. 60’lı yılların başında Yasemin ve Ahmet karakterleri arasında başlayan ve gelişen aşk hikayesi 31 bölüm boyunca dizimizin ana eksenini oluşturmuş, diğer karakterler, bu iki ana karakterle ilişkileri ve toplumsal konumları itibariyle olay örgüsü içindeki yerlerini almışlardır. Dizinin Yeşilçam filmlerine de saygılı bir gönderme-bir selam içerdiği aşikar olmakla birlikte, zaman zaman toplumsal hayatımızda daha çok ironiyle karşılanan bir takım klişelerin tekrarlanacağı endişesini duyduğumuz bazı gelişmeler de olmuştur. Anlatılan aşk hikayesinin sadeliği, naifliği ve saflığı, ilk on iki bölüm boyunca dizinin sadık izleyici kitlesini yaratmakta önemli bir rol oynamıştır. Çıkarsız, beklentisiz, iktidar kurmayan, ikili bir ilişki içinde bile bireylere “ben” olabilme alanı bırakan, sınırsız paylaşıma ve sevgiye dayanan bir aşk. Eski aşkların bir yansıması. Bir kadınla bir erkek arasında yaşanabilecek en güzel aşk hikayelerinden biri olarak bizleri diziye bağlayan ana ekseni oluşturmuştur.
Bu, aynı zamanda dönemin siyasi ve düşünsel arka planının ve olayların gidişatının doğrudan etkilediği bir aşk hikayesidir. Yasemin’in babasının idam hükmünü imzalayanlardan biri de Ahmet’in babası Şevket’tir. Bu gerçek, o sıcak gelişmenin, bütün insani boyutlarıyla yaşandığı bir süreçte ikisinin birleşmesini imkansız kılan bir durumdur. O esnada hamile olan Yasemin’in, 60’lı yılların Türkiyesi’nde yaşayan genç bir kadın olarak, arkadaşı, dostu, sırdaşı, bir anlamda gerçekte sahip olmadığı ağabeyi olarak gördüğü Necdet’in formalite evlilik teklifini kabul etmesi ve Ahmet’le zorunlu bir ayrılık sürecine girmeleri kaçınılmaz bir gerçeklik olarak yansıtılabilir. Bu noktaya kadar kurmaca gerçeklik düzleminde izleyici olarak bizleri büyük ölçüde rahatsız eden bariz bir unsur söz konusu değildir. Ancak geçtiğimiz sezonun ikinci bölümünde, yani 12-31 arası 19 bölüm boyunca kurmaca gerçeklik ve karakterlerin duruş ve tutumları açısından kaynağını çözümleyemediğimiz bir boşluk ve tutarsızlık oluşmuştur.
Kurmaca gerçeklik düzleminde oluşan boşluk şudur: Olaylar idam cezalarının ertelenmesi ve Ahmet’in babasının rahatsızlığı nedeniyle yurtdışına çıkması aşamasında düğümlenmiş, sonra tek tek o ve ya bu şekillerde çözülmüştür. Ayrılık süreci karakterlerin özgür iradeleri ve istemleri dışında başlamıştır. Ortada doğacak bir çocuk, çocuktan haberi olmayan (başta yanlış anlamalar ve annelerin müdaheleleriyle öğrenmesi engellenen) bir baba, sevgilisinin kendisini terk ettiğini düşünen çaresiz ve gepegenç bir anne adayı vardır. Uzun yıllardır kendisini gizli bir aşkla seven Necdet’in teklifini kabul eder ve topluma ve aileye karşı ortak bir yalanı akıl ve mantık çizgilerinin elverdiği bir süre boyunca sürdürmeye karar verirler. Bu noktada büyük bir aşkın “iki” kişisinin kendi özgür iradeleriyle başlamayan, dışsal nedenlere dayalı bir ayrılık süreci başlar. Aşkları her ikisinin de defalarca ifade ettiği üzere sürmektedir ve sürecektir.
Ancak 12. bölümde başlayan, dizinin 31. bölümde ara verdiği 1. sezon bitimine dek geçen süreçte ayrılmalarına sebep olan tüm dışsal etkenler ortadan kalktığı, yanlış anlaşmalar su yüzüne çıktığı, düğümler tek tek çözüldüğü halde, ayrılık süreci izleyiciyi bunaltacak ve tarihsel sürecin yakıcılığına ve diğer karakterlerin gelişimine yeterince odaklanılmasını engelleyecek derecede uzatılmıştır. Ahmet-Yasemin-Necdet arasında sanal bir aşk üçgeni (sanal olarak nitelendiriyoruz, çünkü Necdet hiç bir zaman aşkını dürüstçe itiraf etmemiş, aşkı için açıklık ve dürüstlükle savaşmamış, bu ikiliye karşı kaçak güreşmiş ve fırsatları kendi yararına bilinçli-bilinçsiz kullanmış ve formalite bir evliliği tek taraflı olarak gerçeklik yanılgısı içinde sürdürmüştür) yaratılmış ve olay örgüsü içindeki konumu gereği ana karakterlerden Ahmet sevdiğine hasret, çocuğundan bihaber olarak hem fiziksel hem duygusal sürgünün içinde bulmuştur kendini. Yasemin karakteri ise silikleştirilmiş, bir ana karakterin asla olmaması gereken ikircikli, çelişkili, neye göre, hangi motivlerle hareket ettiği - tuttuğu günlük de olmasa - izleyici tarafından idrak edilemeyecek kadar kafası karışık bir pozisyona düşmüştür. Yukarıda bahsettiğimiz izleyicide hayalkırıklığı ve sıkıntı yaratan boşluk da temel olarak ana karakterlerin yaşadığı çelişkiler ve olay örgüsündeki gereksiz uzamalar düzleminde yaşanmıştır. Bu uzatmalar pek çok kereler dizimizi Yeşilçam klişelerine sığınma tehlikesiyle burun buruna getirmiştir.

1969-1980 yılları arasında ülkemiz açısından son derece önemli ve vurucu tarihsel olayların cereyan edeceğini var sayarsak, ana karakterleri oturmuş, hikayesi olgunlaşmış, sinema filmi tadında bir dizi beklentisi içinde olduğumuzu naçizane ilan ediyoruz. Dizimizin temel eksenine oturan aşk hikayesinin baş kahramanlarınn boşa geçirdikleri yılların tüm hesaplaşmalarını birbirileriyle ve aileleriyle yaşamış olmalarını, birinin sanatçı diğerinin aydın kimliklerinin toplumla ilişkilerine yansımaya başlamasını, bu güzel aşkın ve birlikteliğin ürünü olan çocuklarını yalansız, kandırmacasız, sevgiyle ve aşkla büyütüyor olmalarını diliyoruz.

Tek tek karakterler düzleminde ele alırsak;
Sevecen, duyarlı, kadirşinas, merhametli bir kişilik yapısına, okumuş-entellektüel, aydın duruşuna ve bilincine sahip, özellikle medyada ön plana çıkarılan dediğim dedik, iktidar heveslisi, hırslı, gerektiğinde (!) şiddete baş vuran ve mazur görülen erkek tiplemelerine hiç benzemeyen ve bu yüzden çok sevilen Ahmet’in ikinci sezonda, kendisinden alınan on yılın hesaplaşmasını annesiyle, ailesiyle, Yasemin’le, Necdet’le tek tek yaşamasını diliyoruz. Bu hesaplaşma elbette, yıkıcı olmayacaktır. Ahmet doğası gereği yapıcı ve karşısındakiyle empati kurma yeteneği gelişkin bir karakter olarak çizildi şimdiye dek. Bundan böyle de kendisi için empati talep etmelidir. Rüya onun çocuğudur. Bir çocuğun varlığını babadan gizlemenin bir takım haklı gerekçeleri olabilir. Bir kadının bir takım haklı (kaldı ki bu haklılık göreceli ve tartışmaya açıktır her zaman) sebepleri olabilir. Ancak dizimizde Ahmet karakterinin bu hayati önem taşıyan gerçekten mahrum edilmesinin, çocuğundan bihaber ve sürgünde acıyla pişerek geçirdiği yılların hiç bir haklı gerekçesi yoktur.
Olay örgüsündeki yanlış anlaşmalar ve aileler arasındaki gerilim de 18. bölüm itibariyle çözülmüştür. 18.bölüm ile 31. bölüm arasında yaşananlar ise bu aşkın dışında kalan, üçüncü şahsın Yasemin ve Rüya karakterleri için yaptığı “fedakarlıklar” ve Yasemin’in elini ayağını bağlayan “minnet prangaları” vurgularıdır ki bunlar da kendi içinde değerlendirildiğinde yeterince inandırıcı değillerdir.

Necdet karakteri etrafında, kült filmlerimizden “Selvi Boylum Al Yazmalım” mitine dayanan bir hale yaratılmaya çalışılmıştır. Ancak dizide izlenen ve dizinin bu kadar ilgi görmesini sağlayan aşkın kahramanlarının ve Necdet karakterinin bu filmin barındırdığı “sevgi emektir ve aşktan üstündür” söylencesiyle paralellik gösteren bir yanı olmadığı da aşikardır. Çünkü ortada sorumsuz, terk edip gitmiş, ya da her an gidebilecek olan, kusursuz bir baba ve eş olamayacak olan, emek harcamaktan, sorumluluk almaktan kaçınan bir karakter yoktur. Ahmet karakteri en baştan itibaren, aşkı bulduğu ve yaşamaya başladığı andan itibaren bu aşkı her cihetiyle kabullenmiş, her türlü sorumluluğu almaya, bunun için ailesini ve toplumu karşısına almaya hazır ve muktedir bir karakter olarak çizilmiştir. Aynı şekilde aşk üçgeninin diğer ayağı Necdet karakteri de gerçekten karşılıksız olarak, kendi hayatı adına bir şeylerden vaz geçerek emek harcamış bir karakter değildir. Fedakarlık kişinin elinde halihazırda var olanlardan maddi ve manevi vaz geçebilmeyi, bırakabilmeyi, acısını içine gömebilmeyi içerir. Gerçek aşk ve sevgi ise sevdiğinin mutlu olabilmesi için mutsuzluğu göze alabilmeyi. Necdet aşkını dürüstlükle ilan etmemiştir. İlan ettiği takdirde alacağı yanıtın sonuçlarına katlanamayacağı düşüncesi baskındır. (Bkz.: Genç karakterlerden Harun, Güzide ve tabii Ahmet gidebilmeyi başaran, acısını karşısındakini yok etmeden yaşayabilen karakterlerdir). Necdet, farkına vararak veya varmayarak kendi beklentisinin bir gün karşılanacağı umuduyla sevdiği (daha çok takıntılı bir tutku beslediği diyelim) kişinin mutlu olma ihtimalini göz ardı etmiş ve ertelemiştir. Sahip olduğu maddi imkanlar elverdiği için Yasemin ve Rüyaya hiç de zorlanmadan sunduğu hayat, maddi olanaklar idealize edilmiş ve dizinin genel havasına uymayan bir “superhero” olarak lanse edilmiş, en iyi damat, en iyi koca, en iyi baba, en bilir kişi, en orta yolcu, en sen de haklısıncı olarak bizlere biraz da bugünün öne çıkan, yükselen değerlerinin erken dönem bir temsilcisi olarak sunulmuştur.

Necdet, çocukluk arkadaşının aşkını, çocuğunu ve hayatını sahiplenmiş, yarattığı sanal ve yalanlara dayalı, kısacası gerçek olmayan durumu gerçekmiş gibi kabul ederek eleştirilere hedef olmuş ve olmaktadır. Uzun zamandır özlemini çektiği aşka kavuşmuş ancak bunu görmezden gelip bir dönem aynı durumda olduğu halde bir başkasına bu acıyı yaşatma hakkını bencilce kendinde görmüştür. İlişkisi devam ettiği halde ve bir ilişkisi olduğu takdirde anlaşmanın yine anlaşmalı olarak son bulacağı sözünü veren kendisi olduğu halde boşanmaya yanaşmamakla iyice gözden düşmüştür. Üstüne üstlük karşısındaki kendisi gibi gizleyerek değil açıkça ve dürüstçe yaşamaktadır aşkını. Anlaşmalı ve bir gün biteceği baştan belli bir evlilik içerisinde en’lere soyunması, Rüya’ya gereğinden fazla ve abartılı bağlılığı bir süre sonra göze batmaktadır.

Bundan sonraki bölümlerde gerçeğin açığa çıkmasından hareketle;

1. Yasemin-Ahmet ve Rüyanın birlikte olması ve temeli karşılıklı aşka, sevgiye ve dayanışmaya dayanan bir evlilik yürütmeleri. (Reyting kaygısı türünden gerekçelerin bu konuda işlemeyeceği aşikardır. Mutlu ve sade bir birliktelik ve hayatlar üzerinden de ilgi çekici olaylar yansıtılabilir. Sanatçı ve aydın bireyler olarak toplumu, öğrencilerini değiştiren, ailelerle ve toplumla gel-gitler yaşayan, yıpratılmaya çalışılan, siyasi baskılarla törpülenen, ama hep güçlenerek sorunların üstesinden gelen aşklar da mümkündür ve izleyici bu türden ilişkileri de ilgiyle izleyebilir.)
2. Rüyanın henüz küçük olması ve gerçekle masalı henüz tüm ayrıntılarıyla kavram düzeyine çıkaramayacak bir algılama döneminde olması nedeniyle, senaryoda gerçeğin ona masalla karşık anlatılması ve bu sırada yanında olan babasının sonsuz sevgisi ve koruması altında, Ahmet’i baba olarak en kısa zamanda kabul etmesinin sağlanması.
3. Ahmet’in kararlı ve yapıcı tutumuyla ailelerin, Yasemin’in ve Necdet’in günah çıkarmaları. Gerçeklerin gün ışığına çıkması ve ailelerin gerçekler karşısındaki tüm duygu durumlarının yansıtılması ve Ahmet-Yasemin aşkının itibarının iade edilmesi.
* Selmanın mükemmeliyetçiliğinin kırılması, Ahmet ve Yasemin'le ilişkisinin sevgi ve saygı düzeyinde, Rüyanın refahı ve mutluluğunu en üstte gösten bir seviyeye ulaşması.
* Yasemin'in, ilişkileri boyunca Necdet'in sürdürdüğü maskeli tutum yüzünden hesaplaşması. Yaseminin eş ve anne olarak, Ahmetin, kendisinin ve çocuklarının mutluluğunu konusunda kararlı olması ve artık hayatının dizginlerini eline alması
* Aygün ailesinde gerçekler öğrenildiğindeki Hasan, Dilşat ve Lale ile Necdet hesaplaşması...Lale'yle Yaseminin olanlar hakkında konuşması..
* Necdetin kendi özeleştirisini yapması ve Güzideyle yaşadığının asıl aşk olduğunun idrakine varması
4. Genç kuşak aracılığıyla yansıtılan siyasi olayların düşünsel düzlemde daha çok tartışılması. Neden-sonuç ilişkileriyle birlikte verilmeleri. Bu üst bakışın Ahmet, Sevim ve Mehmet odaklı verilmesi. Gençlerin militanlaştığı, marjinalleştiği bir süreçte bu marjinalleşmenin nedenlerinin daha çok ve nitelikli olarak karakterlerce tartışılması.
5. Ana eksen etrafında gelişen diğer aşkların, ilişkilerin ve keskinleşen siyasi koşulların ve ayrımların bu ilişkilere yansımasının daha ayrıntılı olarak irdelenmesi.

badger
22-08-07, 19:20
Sevgili HS Forumu üyeleri, Shevek, Badger, Aliye, Dizice, LİN, Ayşe, Tavuskuşu, Zeyneps, Gülmisal, Bahar_can, Vega58, Willlover, Messa, Gzmklc, Cerenimo, Kutbettin, Truthinthelies, Asia,

Bu sabah, Hatırlı Sevgili’yle ilgili görüşleriniz elime ulaşınca kendimi çok iyi hissettim. Bilinçli bir seyirci tarafından izlenmenin, özellikle diziye sahip çıkılarak yapılan eleştirilerin içimi ne kadar rahatlattığını anlatamam. Bu çok konforlu birşey... Umarım 2. sezonda sizi hayal kırıklığına uğratmayız.

Haklı olarak endişeleriniz var. Geçen yıla dair de içinize sinmeyen durumlar olmuş.

Drama kurgusu kişiye göre değişen, içinde sonsuz seçenek barındıran, bu yüzden de müthiş heyecanlı bir serüvendir. Hatırla Sevgili bu güne kadar yaptığım işler içinde beni en çok içine çeken proje oldu. Hikayesini de yazdığım için olabilir. Ama sadece bununla açıklamak doğru olmaz. 1960 yılında henüz bir çocuktum. Ama diğer iki darbeyi ve o yılları genç bir insan olarak yaşadım, kendime göre değerlendirdim. 1980 darbesinden önce kaçınılmaz olarak, ben de bir siyasi taraftım. Bir örgütün içinde yer aldım. Sizin de yazdığınız gibi bugün 2007 yılında geriye dönüp kendi yaşadıklarıma bakıyorum. Ve o yılları bugün ki aklımla değerlendiriyorum. O zamanlar asla olmaz dediğim şeyleri yazıyorum. Faşist birini sevmeye çalışıyorum. Tarafsız bir gözle ona bakıp, anlamaya uğraşıyorum. Ve o zaman geçmişteki hataları da farketmeye başlıyorum. Bu dizi benim için tam bir terapi oldu diyebilirim.

İşin en zor ama en keyifli yanı bu siyasi sürecin içine ana hikayeyi yerleştirmek oluyor. Bu bazen tam olarak oturuyor, bazen zorlanıyorum. Ahmet-Yasemin-Necdet üçülüsü de zaman zaman bu siyasi kurguya uymak zorunda kalıyorlar.

Dedim ya senaryo kurgusu bize sonsuz seçenek sunar diye... Elbette ben kendi seçimimle hikayeyi ve karakterleri algılamaya çalışıyorum. Yasemin-Ahmet ilişkisi 60’lı yıllara göre değerlendirilirse, kolayca boşanmak, kolayca hamileliğini ifade etmek, aile ve toplum baskısına karşı koyabilmek zor olmalı. O yıllarda bir genç kız olan kuzenimin gönül ilişkilerini hatırlıyorum da... Elele tutuşmak bile mümkün değildi.
Bizim kahramanlarımız, umutsuzca ayrıldılar. Yasemin zorunlu olarak kendine bir hayat kurdu, ya da öyle göründü. Necdet ona sonsuz bir destek verdi. Necdet’in “kendi hayatı adına birşeylerden vazgeçip emek harcamış bir karakter” olmadığını söylemek ona haksızlık olur. O, hayattaki tek aşkına hem çok yakın, hem de çaresizce uzaktır. Görece bir mutluluğu ve mutsuzlu aynı anda yaşar. Buna razıdır. Çünkü onun için Yasemin’den başkası olamaz. Babasından tokat yiyen Necdet’i hatırlayın. O içine kapalı, duygularını ifade etmeyi sevmeyen, bastırılmış bir kişiliktir. Zaman zaman ne kadar sağduyu sahibi olduğunu görürüz. İktidarla ilgili görüşleri buna iyi örnektir. Necdet sonsuza kadar olamayacağını bile bile, sevdiği kadının yanında olmayı ister. Bütün sevenler gibi... Yine bütün sevenler gibi, onun gitmesini istemez, bu süreci geciktirmeye çalışır. Bu konuda elinden geleni yapar. Üstelik doğduğu an gönül bağı kurduğu Rüya’yı gerçekten bir baba gibi sevmektedir. Ahmet’in haksızca babalığının elinden alınmış olması bu gerçeği değiştirmez. Bizim durumumuz Selvi Boylum Al Yazmalım’da ki babaların durumuna benzemiyor. Zaten Ahmet bir kızı olduğunu öğrendiğinde kendine göre hareket edecektir. Bu konuda ondan anlayış beklemeniz de bence Ahmet’e haksızlık olur. 6 yıla yakın bir zamandır kızından uzak bırakılmış olması onu çok kızdırmalı. Ben olsam delirirdim. Kendinizi Ahmet’in yerine koyun. Birinci hedefim Yasemin olurdu. Üstelik yıllarca sevdiği kadına sadık kaldı, bekledi.

Yasemin’e gelince...
Ben de bir anneyim. Çocuğunuz olduktan sonra hayattaki öncelikleriniz değişir. Onun beden ve ruh sağlığı herşeyin önüne geçer. Bunu anne olan herkes bilir.
Yasemin çok genç bir yaşta büyük bir trajedi yaşadı. Bunu iyi yönetebilmesi imkansızdı. Hem koşullar, hem tecrübesizlik nedeniyle... Necdet de ona yardım elini uzatınca ilk andaki tercihleri duygularına rağmen belli oldu. Uzun zaman sonra Ahmet’le karşılaşınca ve onunla kasabaya gitme fikri ortaya çıkınca zaten kararını verdi. Kızını da alıp gidecekti. Ama Necdet’in kendisine umutsuzca aşık olduğunu öğrenmesi durup düşünmesine neden oldu. Hem, aşık olmasa da insan olarak çok sevdiği Necdet’i üzmemek, hem de kızına bu durumu nasıl açıklayacağını bilememek... Onu durduran bu oldu. Çünkü artık Yasemin aşık bir kadın olmanın yanı sıra bir anneydi.
60 lı yılların gençliğini, 68 kuşağıyla karşılaştırmamak gerekir. Harun, Işık’ın karşısına geçip cesurca aşkını ilan edebilir. Ama Necdet bunu yapamaz. Zaten yapmak üzereyken Yasemin’in, Ahmet’i sevdiğini öğrendi. Bu konu o zaman kapandı.
Necdet’in çocukluk arkadaşının aşkına ve çocuğuna sahiplendiği doğrudur. Ama bu da onun zaafıdır. Karakterlerin zaaflarını olması iyidir. Bize insan olduklarını hissettirirler. Necdet’i bu kadar savunmamın nedeni onu çok seviyor olmam. Onu anlıyorum. Koşulları değişse, bambaşka biri olabileceğine sonsuz güvenim var. Onun gibi insanlar tanıdım. Derinliklerini keşfedince hayrete düşersiniz hani... Birden öyle birşey yaparlar ki, öyle birşey söylerler ki onları daha önce hiç tanımadığınızı farkedersiniz.

Şimdi maddelerinize geliyorum. Bir kere bu önerilerin çok ılımlı olduğunu söylemek zorundayım. Siz bu maddelerde diziyi bitirmişsiniz zaten. Herkes müthiş iyi, özürler dileniyor, nedamet getiriliyor... Karakterlerin olaylar karşısında öfke duymaları gerekiyor bence ve bunu yaşamadan ortalığın süt liman olabilmesi mümkün mü? Ahmet herkesten başına gelenlerin hesabını sormalı. Bu arada yıkıp geçmeli. Yaşadığı şeyi anlayışla karşılayamaz. Çok kızgın olmalı...
Ne kadar haklı... Ama onların başlarına gelenlerde dahli olanlar elbette günah çıkaracaklar. Sırayla...
Ahmet ve Yasemin ilişkisinin geleceğinin sizi memnun edeceğini söyleyebilirim. Ama bunun hemen olmasını beklemeyin. Ahmet önce Yasemin’den hesabını sormalı.
Gençlere gelince, onları çok hareketli, çok acılı yıllar bekliyor. Başlarına geleceklerin ana karakterlerimizi etkilememesi imkansız... Bütün Türkiye’yi etkilediği gibi...

Dizide yaşanacak olaylarla ilgili ne kadar titizlendiğimizi bilmenizi isterim. Bunun için yazı gurubunda iki arkadaşım daha canla başla çalışıyor. 6 tane danışman sorularımıza yanıt bulmaya uğraşıyor. Hem tarih taranıyor, hem kendi hikayemiz geliştiriliyor.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. Gelecekle ilgili bana umut verdiniz. İletiniz şirket aracılığıyla geldi. Sitenizin adını verirseniz çok memnun olurum.

Hatırla Sevgili senaryo yazarı
Nilgün Öneş

lovely_ebru
23-08-07, 22:08
Korkunç durumdayız

'HATIRLA Sevgili'nin ekibine gençlerin oluşturduğu bir rapor yollanmış.
Olumlu eleştirilerin çoğunlukta olduğu raporda, gençlerin en büyük derdi duygusal kirlenmeymiş. Yani anlayacağınız herkes, hepimiz o kadar kötü durumdayız ki yıllarca karşılıksız sevmeye (Necdet), sevip de kavuşamamaya (Ahmet-Yasemin), aşkını içine adabı muaşeret kuralları içinde dostluk etmeye (Mehmet-Sevim), çocukluk aşkımızı üniversiteye başladığımızda da hala sevmeye (Deniz-Defne), aşkımızı içimize gömüp yaşadığımız şehri terk etmeye (Harun-Işık) bile özeniyoruz. Vah bizim halimize, vah iki günde kullanıp attığımız duygularımıza...

Kaynak:Takvim Gazetesi/Nilgün K. Tahmaz
http://www.takvim.com.tr/yaz1709-3140-104.html

zeyneptalu
25-08-07, 10:21
ARKADAŞLAR, TOMRİS GİRİTLİOĞLUYLA YAPILMIŞ BİR RÖPORTAJ..DİZİDEN BAHSETTİĞİ İÇİN EKLİYORUM, ÖNCEKİ SAYFALARDA VARSA SİLEBİLİRİM...


Dizi piyasasında sinemacı kimliğimle varım, asla hata yapmamProje tasarımcısı olarak birçok başarılı işe imza atan Tomris Giritlioğlu yeni yayın dönemine de iddialı dizi projeleriyle hazırlanıyor. Dönem dizilerindeki tecrübesini edebiyat uyarlamalarına yansıtmayı planlayan Giritlioğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bir romanını ekranlara taşıyacak


Severek izlenen dizilerin arkasında her zaman güçlü isimler vardır. Bu isimlerin başarısı izleyiciye yansır. Tıpkı Yeditepe İstanbul, Çemberimde Gül Oya, Kırık Kanatlar ve son olarak Hatırla Sevgili'de olduğu gibi. Bu yapımların arkasında başarılı sinema filmleri ve dizileriyle adından sıkça söz ettiren Tomris Giritlioğlu var. Yeni yayın dönemi için oldukça yoğun günler geçiren Giritlioğlu'yla projelerini ve dizi piyasasını konuştuk. Dönem dizilerinin kilit ismi olan Giritlioğlu, TRT'de yetişen başarılı isimlerden biri. "Ben dizilerimde hata yapmam, bu konuda çok iddialıyım” diyen Giritlioğlu, başarısını gerçek hikayelerden yola çıkarak geniş bir araştırma yapmaya bağlıyor.
Genellikle dizilerin proje tasarımında yer alan Tomris Giritlioğlu yeni dönemde de iddialı dizilerle geliyor. Dizi piyasasında sinemacı kimliğiyle bulunduğunu belirten Giritlioğlu'na göre dizi yapmaya karar verdikten sonra en önemli kıstas toplumu iyi tanımak. "İzleyenlere hep masallar anlatmaktansa, yaşadığımız toprağın meselelerini, o toprağın üzerinde yaşayan karakterlerin dramlarını anlatmayı tercih ediyorum" diyen Giritlioğlu yeni dönemde Kara Yılan ve Sis isimli iki dizinin proje tasarımını yapıyor. Kara Yılan dizisinde izleyiciyi 1919 yılına götüreceklerini söyleyen yapımcı " Bu kez Antep, Şanlıurfa, Maraş'ın işgal altında olduğu dönemler ve gerçekte yaşamış bir kahramanı anlatacağız. Bu dizi benim yer aldığım projeler arasında reyting açısından en iyisi olacak." şeklinde anlatıyor projesini. Taylan biraderlerin yöneteceği Kara Yılan'da Bülent İnal ve Begüm Birgören gibi isimler yer alacak. Giritlioğlu'nun yeni sezona hazırladığı bir diğer dizi ise babasına verdiği sözü tutmak için hazırladığı Asi. Antakya'da geçen bir aşk hikayesini anlatacak olan dizide Tuba Büyüküstün ve Murat Yıldırım başrolleri paylaşacak.


DEMOKRAT PARTİLİLER BİZE KIZGIN
Geçtiğimiz dönem beğeniyle izlenen Hatırla Sevgili'nin de proje tasarımını yürüten Giritlioğlu dönem dizileri yapmanın cesaret isteyen bir iş olduğunu belirtiyor. Hatırla Sevgili dizisi, ilk başladığı zamanlarda kimi izleyenler tarafından objektif olmadığı yönünde eleştiriler almıştı. Giritlioğlu bu konuda "Dizi yayındayken ilk dört bölümde Demokrat Partililer bizden nefret etti. Çünkü biz Menderes'in kazasından itibaren, zorba bir döneminden başladık diziye. Ama aynı zorbalığın Yassıada'da da yapıldığını anlatmaya çalıştık. Bu da seyirciye çok iyi yansıdı" diyor.
AHMET HAMDİ BEYAZ CAMDA
Edebiyat eserlerinin dizilere uyarlanması konusunda da görüşlerini belirten Giritlioğlu "Edebiyat uyarlamalarında çok sağlam bir dramaturjiyle yola çıkıyorsunuz. 2008 için benimde projem var. Ben muhtemelen Ahmet Hamdi Tanpınar'ın herhangi bir romanını yapmayı planlıyorum. Fakat uyarlama yaparsam bugüne uyarlamam. Onun geçtiği zamanda yaparım" şeklinde konuşuyor.

Proje tasarımcısı olarak dizi piyasasında olan Tomris Giritlioğlu'nun severek izlediği diziler ise Avrupa Yakası, Yaprak Dökümü ve Binbir Gece.

19.08.2007

KAYNAK:YENİ ŞSAFAK
http://www.yenisafak.com.tr/pazar/?t=25.08.2007&c=29&i=62908

resimseçici
28-08-07, 08:57
ESKİ BİR HABER AMA EKLEMEK İSTEDİM
RTÜK'ün ekranlara önerdiği izleyici temsilciliklerinden, belki de en iyilerden biri Ayça Erman. Gözlemleri müthiş. Aynı zamanda ekran kuşu. Son maili yine süper. Bir yerde tüm diziseverlerin sözcüsü gibi. Yazdıklarını buyurun okuyun:

'Sayın Burhan Ayeri, ekranlarda yayınlanan yerli dizilerin profillerini çıkardığımız zaman aslında bunların yıllardır aynı hikaye etrafında döndüklerini ve seyirciye yeni bir şey vermediklerini göreceksiniz:

1. Bir aşk üçgeni olmazsa olmazdır (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Candan Öte, Gülpare.)

2. Mutlaka bir saplantılı aşk etrafa dehşet saçacaktır. (Kaybolan Yıllar, Beyaz Gelincik, Yanık Koza, Gülpare.)

3. İki sevgili arasına yanlış anlaşılmalara neden olacak şahıslar girmeli. (Cennet Mahallesi, Fırtına, İki Aile, Kaybolan Yıllar.)

4. Dizilerde muhakkak karakterler hastane koridorlarına düşmelidir ve heyecan artmalıdır. (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Kaybolan Yıllar, Gülpare, Asmalı Konak, Yabancı Damat.)

5. Bütün dizilerde silahlar patlamalı. Çünkü bu dizilerde silah taşımak normaldir. (Kaybolan Yıllar, Acı Hayat, Sağır Oda, Arka Sokaklar, Hırsız Polis, Sırça Köşk, Ahh İstanbul, Acemi Cadı.)

6. Her yerli dizide siyah takım elbiseli ve silahlı adamlar olmalı. (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Sırça Köşk, Ahh İstanbul, Acemi Cadı, Gülpare, Hırsız Polis, Yabancı Damat, Sıla, Sağır Oda, Yanık Koza, Kaybolan Yıllar.)

7. Modern ve ilkel ağalar ile onların kumaları ya da sevgilileri. Vazgeçilmez töre hikayeleri. (Berivan, Zerda, Kınalı Kar, Asmalı Konak, Adak, Ezo Gelin, Sıla.)

8. Ünlü bir soyadına sahip zengin bir aile ve bir köşk ya da konak. (Yanık Koza, Acı Hayat, Adak, Ihlamurlar Altında, Asmalı Konak.)

9. Her yerli dizide bir fırlama ve üçkağıtçı kardeş ya da dayı vardır. (Karagümrük Yanıyor, Çarli, İki Aile, Bir İstanbul Masalı.)

10. Yerli diziler yabancı dizileri kopya etmek zorundadır. (Acemi Cadi, Deli Dolu, Bir İstanbul Masalı, Arka Sokaklar.)

11. Fedakar anneler ve çocuklarım olmadan asla diyenler. (Erkekler Ağlamaz, Binbir Gece, Aliye, Ahh İstanbul.)

12. Gözüpek ve korkusuz aşık erkekler, hatta tek kişilik ordular. (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Adak, Sağır Oda, Kurtlar Vadisi.)

13. Konaklarda ve köşklerde mutfak ahalisi. (Asmalı Konak, Haziran Gecesi, Gülpare.)

14. Dizilerdeki karakterler sinirlenince mutlaka bardakları ellerinde kırarlar. (Acı Hayat, Kaybolan Yıllar, Asmalı Konak.)

15. Bu yerli dizilerin sezon finalleri ya hastanede ya trafik kazasıyla ya da önemli karakterlerden birinin vurulmasıyla sonuçlanır. (Yerli dizilerin çoğu).

16. Eski yerli filmleri günümüze uyarlarlar. (Acı Hayat, Yalancı Yarim, Ihlamurlar Altında.)

17. Yerli dizilerin isimleri eski yerli şarkıların isimlerinden uyarlanmıştır. (Sev Kardeşim, Yalancı Yarim, Erkekler Ağlamaz.)

Aslında saymakla bitmez. Yıllarca yerli senaristler aynı hikayeleri, aynı karakterleri farklı dizilerde bizlere izletmeye çalışıyor. Yeni konular, yeni hikayeler üretemiyorlar. Aynı çizgide ilerlemiyorlar. Seyircilerin görevi şu dizi yeniden yayınlansın ya da şu dizi neden yayından kaldırıldı demek olmasın. Yenilik istesin, bu dizileri sorgulasın, kalite istesin. Yoksa seyircilerin yanında kar kalan yerli dizi tekrarları. Durum bu işte.

ENGELLEMELER

Seyirci için TV izlemek bir işkencedir. Çünkü:

1. Birbirinden kaliteli yabancı filmler ya sansürlenir ya da mozaiklenir.

2. Yerli diziler gizli reklam içeriyor diye mozaikler içine alınır ve seyircinin dikkati dağılır.

3. Sanal reklamlar yerli dizi ve filmleri ya da yabancı filmleri kuşatır.

4. Yerli dizi ve tekrarları izleyiciyi bıktırır. Yeter artık.

5. Yabancı diziler geceyarısına alınır ya da yayından kaldırılır.

6. RTÜK izleyiciyi bıktırmıştır.

7. TV'lerdeki kadın programları ve onların sahte aşk hikayeleri.

8. Bu durumlara yazarlar ve TV dünyası ses çıkarmamaktadır.'

Bütün bunların herhangi birine itirazı olan var mı?


* * *
Aşağı yukarı hepimizin şikayetlerini kapsamış.

erendiz
28-08-07, 11:19
Geçmişten gelen sesler
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7402

NAZAN ÖZCAN'ın yazısı:

Hatırla Sevgili dizisinin müzikleri İstiklal Caddesi'nde ve mahallelerde yankılanıyor. Müzikleri hazırlayan eski Grup Yorum'lu Kemal Sahir Gürel, devrimci gelenekten gelmenin diziyi ve müzikleri daha iyi anlamayı sağladığını söylüyor.


Beyoğlu'nun girişindeyken daha kulağımıza 'Zor Yıllar' çalınıyor, devam ediyoruz bu sefer 'Gündoğdu', Galatasaray'a gelene kadar 'Hatırla Sevgili' dizisinin soundtrack'inden daha üç parça sayıyoruz. En son en havalısı oluyor. 'Hatırla Sevgili' çalarken, caddede yürüyen bir genç adam yanındaki sevgilisini belinden tutuyor, iki dans figürü yapıyorlar ve gülerek yollarına devam ediyorlar. 'Hatırla Sevgili'nin müziklerini yapan Kemal Sahir Gürel'e bunu anlatınca, yalnızca gülümsüyor. Daha öncesinde 'Aşka Sürgün', 'Sultan Makamı', 'Yandım Ali' gibi dizilerin ve filmlerin müziklerini, Kazım Koyuncu, Gökhan Birben gibi sanatçıların albüm düzenlemelerini yapan Gürel, belli ki buna pek alışık. Önümüzdeki günlerde bunun gibi şeyler yaşayacağı da kesin. Çünkü şimdilerde yeni yayınlanmaya başlayacak 'Elveda Rumeli' dizisinin ve yakında vizyona girecek Hüseyin Karabey'in filmi 'Gitmek'in de müziklerini hazırlıyor. Ama önce Erdal Güney, Hüseyin Yıldız'la birlikte kotardıkları 'Hatırla Sevgili'nin keyfini sürmek var.
Daha dizi bitmeden müzikleri yayınlanmaz ama...
Dizi yayınlanmaya başladıktan iki ay sonra 'Zor Yıllar' ve 'Yaralı Kalbim', Youtube'da bir milyonun üzerinde izlenmiş, yoğun bir cep telefonu indirmesi olmuş. Yaptığımız müziğin formatının düşürülerek ya da korsan yayınlanması bizi rahatsız ediyordu. Bu kadar ilgi görüyorsa orijinali olsun istedik. Bu öngörümüz de yanlış çıkmadı. Şu anda 40 binin üzerinde satışlar.
Neye bağlıyorsunuz diyeceğim. Hikâyenin ve müziğin naif olması mı, müziğin eski olması mı?
Dizilerin çoğu mafya, polisiye, ağa dizileri. 'Hatırla Sevgili' bütün o dizilerden daha farklı. Demokrat Parti dönemiyle başlıyor ve 80'lere kadar geliyor. Geçmişte var olanı ifade eden, yeni nesiller açısından yaşamadıkları şeyleri öğrendikleri, Deniz Gezmiş kim, Adnan Menderes niye asıldı gibi soruları sordukları, yakın tarihi öğrendikleri bir dizi. Yalnızca tarihi de değil, üçlü bir aşk hikâyesi de var. Bu nedenle birçok insanın ilgisini çekiyor. Daha yaşlı kuşaklar için nostaljik sayılabilir, o eski yıllara dönüp o duyguları tatmak olabilir. Müziklerin bu kadar beğenilmesinin nedeni o dönemlerin sound'u ekseninde yeni bir şarkı yaratabilmemiz olabilir. 'Zor Yıllar' gibi. 'Eskitme' bir müzik olmakla birlikte yeni bir duyarlılıkla yaratılıyor olması olabilir.
Dizi yakın tarihi anlatırken aslında yakın tarih müziğine de dokunuyor.
Bir müzik kesiti olarak baktığımızda iki müzik var. Türk halk müziği ve sanat müziği var o dönemde. Gelişen toplumsal muhalefetle ve gelişen devrimci dalga ile beraber, insanlar bir şekilde yaşadıkları şeyleri şarkıya dökmek istiyorlar. Yaparken kimilerinde yeni bestelerinden faydalanıyorlar, kimileri de türkülerden yararlanıyor. 'Olur mu?' Plevne türküsünden uyarlama. O dönemde bizzat devrimci ozanların bir şekilde ürettiği şeyler var: Mesela Gündoğdu. Sonra Ruhi Su'nun 'Zahit Bizi Tan'eyleme'si. Bundan sonraki bölümlerde 'Nurhak' ve 'Şarkışla' da gelecek. Denizlerin idam sürecinde söylenmiş şarkılar. Albümde de o dönemdeki devrimci şarkılar ile dönem olarak sanat müziği şarkısı arasında bir tarzın olması, aslında bu müziği ayrık ve sevimli hale getiriyor. Hem dönem müziğini hem muhalif müziği yakalamak bir şekilde ve sunmak bir sürü insanı da yakalamamızı sağladı.
Siz 'Sultan Makamı', 'Aşka Sürgün' dizilerinin 'Son Osmanlı Yandım Ali'nin de müziklerini yaptınız. 'Hatırla Sevgili'nin müziklerini yapmayı kabul etmenizdeki ana sebep neydi? Eski Grup Yorumcu olmanızın etkisi var mıydı?
O dönemi tabii ki o gelenekten gelen insanlar daha iyi ifade edebilir. Belki o sorumluluğu, o hevesi hissettik. Bir başkası ne derece özenli yapardı bilmiyorum. Bugün Şeyh Bedrettin filmi yapılsa onun müziklerini de seve seve yaparım. Yalnızca bir müzik grubunda yer almış olmak değil, o dönemi de yaşadık. 80 dönemi muhalefetinin içinde yaşayarak o kültürle donanmak önemli tabii. Ama ben 70'lerde yani çocukluğumda bile, dışarıdaki muhalefetten haberim yokken, Seldalar, Livaneliler dinlerdim. Kulağıma dolan seslerden ben de onlar gibi hissetmeye çalışırdım. Yani Grup Yorum öncesini de devrimci gelenekten çok ayrı yaşamış değilim. Ama Grup Yorum'da etle kemiğe büründü. Hem tarihi hem de o müziği iyice tanıyorsunuz. Mesela 'Gündoğdu' benim daha önce de çalıştığım bir parçaydı. Grup Yorum'un 'Marşlarımız' albümünde.
Oradaki faşist burada yanki olmuş.
Tam orijinalini biz de bilemiyoruz. Mesela 'Sobalarında Kuru da Meşe Yanıyor Efem'i de uyarlamışlar: 'Mahir Yoldaş Uzanmış da Yatıyor' diye. Çoğu halk türkülerinden uyarlanmış olduğu için orijinali pek bilinmiyor.
Çocukluğumda da ilgiliydim dediniz. Hem müzik hem politikayla mı?
Etrafımda sosyal demokrasiye inanan akrabalarım ve insanlar vardı. Giresunluyum. Annem ev hanımı, babam memurdu. Altı kardeştik, ben sondan bir önce. Benim müzik merakı muhtemelen anne tarafından gelmiş: Dayıların çoğu imam! Sesleri müziğe yatkındı. Biri çok güzel saz çalıyordu. Kardeşlerin hepsi bir şeyler çalardı. Oturur türkü söylerdik hep birlikte. Liseyi zor bitirdim. Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Konservatuarı Türk Müziği'ne girdim, bağlama ve kaval üzerine yoğunlaştım. Kurslarda bağlama hocalığı yaptım. Türk Folklor Kurumu'nda öğrenim gördüm bağlama hocalığı yaptım. Sonra İTÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü'ne girdim. O yıllarda halk danslarının seslendirilmesinde çalışmalarım oldu. Davul zurna formatından çıkarıp orkestra formatına dönüştürdük. Sonra da Grup Yorum oldu.
Kaç albüm yaptınız Grup Yorum'la?
'Sıyrılıp Gelen'den 'Boran Fırtınası'na kadar. 12-13 albüm gibi.
Neden ayrıldınız peki?
İnsanlar tercihini yapar ve grupla birlikte yürümek istemez. Bu tercihin de çok özel anlamlandırılması gerekmez.
Niye artık bu tür siyasi şarkılar yapılmıyor?
Genel olarak hayatı karşılamak gerekiyor. Hep bilindik tarz ve kalıplar üzerinden gitmekten kaynaklı olabilir. Kendini yenilemeyince insanlar da istemiyor. Yeni nesiller geliyor ve o notalar onların koca zekalarına yetmiyor. Tabii ki onların da donanımsızlıkları var ama biz savunma mekanizmamızı onlar bizi anlasın diye geliştirirsek, çaresiz kalırız. Koca koca devrimci ozanların salonları dolduramaması, albümlerinin satamamasının nedeni hayat karşısında kendilerini yenileyememek. Galip gelen hayat yani.

iReMJeLiBoN
28-08-07, 20:05
atv'nin sevilen dizisi 'Hatırla Sevgili'nin 80'li yılları anlatması planlanan son bölümlerinde, Beren Saat'in oynadığı rol Hülya Avşar'a teklif edilecek!..

atv'nin iddialı dizisi 'Hatırla Sevgili' yeni yayın dönemine, 7 Eylül'de birinci sezon finalinin tekrarıyla başlayacak.

Yeni bölüm ise 14 Eylül'de ekrana gelecek.

Bu sezon, 70'li yılların Türkiye'sini işleyecek olan diziye; Demirel ve Ecevit karakterleri de katılacak.

Senarist Nilgün Öneş, dizinin '12 Eylül İhtilali' ile bitmesinden yana olurken; projenin tasarımcısı Tomris Giritlioğlu, 80'lere kadar gelmeyi planlıyor.

Giritlioğlu'nun; 'Hatırla Sevgili'nin 80'lı yılları anlatan ve karakterlerin 20 yıl yaşlandığı bölümleri için oyuncu değişikliği düşündüğü belirtiliyor.

Beren Saat'in yaşlılığını Hülya Avşar'ın, Cansel Elçin'in rolünü de Uğur Polat'ın oynaması planlanıyor.

Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'i kimlerin oynayacağı ise henüz belli olmadı.

resimseçici
31-08-07, 22:18
başka bir siteye eklenmiş bir haber ancak doğru olup olmadığı tartışılır tabii.
Ekranların sevilen dizisi HATIRLA SEVGİLİ daha başladıgı ilk günden itibaren siyasi içerigi ile ilgi görmüş ve eleştirilere maruz kalmıştı... özellikle siyasi içerikleri ve Tarihimize ışık tutan dizi son bölümlerinde DENİZ GEZMİŞ ve arkadaşlarının hayat öyküsünü anlatmaya başlamıştı.. o dönemdeki insanları ve olayları birebir canlandıran HATIRLA SEVGİLİ RÜTÜK tarafından mahkeye verildi... sebep oalrakta genç nesillerin beynini yıkamak , DENİZ GEZMİŞ'İ kahraman gibi gösterme ve o zamanın gençlerini sanki çok iyi bir şey yapıyormuş gibi özendirerek anlatma sebeplerinden dolayı MAHKEMELİK OLDU. RÜTÜK bu konuda hiç bi açıklama yapmazken,HATIRLA SEVGİLİ yapımcıları,oyuncular ve ATV zor durumda kaldıklarını çok sıkıntılı günler geçirdiklerini belirti... yapımcılar ve atv yönetimi; mahkemenin gidişatı çok önemli, davayı kaybedersek diziye ara verilebilir ya da yayından kalkabilir diye açıklama yaptılar...
Umarım doğru değildir...

OXFORD
01-09-07, 11:09
Dizi satrancını kim kazanacak?


Bugün 1 Eylül. Ekranlarda yaz sezonunun kapanıp, bütün ihtişamıyla kış sezonunun başladığı gün. Kanallar arasındaki reyting rekabetinin iyice kızıştığı, özellikle de diziler liginde bütün kanalların fena kapıştığı vakit geldi çattı. Geçen haftanın başından beri sizlere ekranın yeni yapımlarını tanıtmaya çalıştım. Yer bulabildiğimce eylül ayının başlamasıyla birlikte gösterime girecek dizileri anlattım. İsmini anamadıklarım, yazmaya fırsat bulamadıklarım kusura bakmasın. Yeri geldikçe elbette hepsinin kulağını çınlatacağım, kimse meraklanmasın.

Bugün dört büyük kanalın elindeki dizilere toplu bir bakış atalım istiyorum. Sezonun açıldığı şu günlerde, diziler liginde kanallar sahaya hangi takımlarla çıkıyor, şöyle yukarıdan aşağıya bir sıralayalım diyorum. Bir dizinin maliyeti ortalama 200 bin YTL. yani 200 milyar lira tutuyor. Dört büyük kanal, kış sezonuna ellerindeki elliye yakın diziyle giriş yapıyor. Yani izlediğiniz dizilerin, üstelik de sadece dört büyük kanaldakilerin bir haftalık toplam maliyeti 10 milyon YTL’yi buluyor. İşi aylık hesaba vurunca, karşımıza 40 milyon YTL. gibi dudak uçuklatan bir rakam çıkıyor. Üstelik bu paranın içinde FOX, Kanal 7 ve STV’nin dizileri de yer almıyor. İşte bu yüzden şu sıralar ekranlarda müthiş bir telaş var. Çünkü bütün kanallar, reyting pastasının en büyük dilimini almak için girdikleri o kıran kırana yarışın en keskin virajındalar.

KANAL D

Kanal D’nin elinde Binbir Gece, Yaprak Dökümü ve Arka Sokaklar gibi gösterildikleri gecelerde, reytinglerde ilk sırada çıkan üç dizi var. Geçen sezonun tutulan işlerinden Elveda Derken de sürecek. Bunların yanına yazdan devam eden Kavak Yelleri, Genco ve Zoraki Koca eklenecek. Bıçak Sırtı, Annem, Menekşe ile Halil, Oyun Bitti, Sessiz Fırtına ve Asi’nin de peş peşe gösterime girmesiyle, Kanal D’nin ekrandaki dizi sayısı 13’e yükselecek. Sezona altı yeni diziyle birden giren Kanal D, bu güçlü kadroyla belli ki diziler ligindeki iddiasını bu sezonda da sürdürmeye devam edecek.

ATV

Atv’nin en güçlü üç silahı Sıla, Hatırla Sevgili ve Avrupa Yakası. Bu üç dizi de artık tartışılmaz birer ekran markası. Geçen sezonun işlerinden Selena ve Yersiz Yurtsuz bu sezonda da gösterimde olacak. Yaz başında ekrana getirdikleri Senden Başka da, kış sezonunda ligde kalabilmek için fırsat kollayacak. Atv sezona aynı Kanal D gibi altı yeni diziyle giriyor.

Atv’nin yeni sezon dizileri Komiser Nevzat, Fesuphanallah, Elveda Rumeli, Kara Yılan, Ertelenmiş Aşklar ve Sessiz Gemiler olarak şekilleniyor. Kanalın elindeki toplam dizi sayısı ise bu hesaba göre on ikiye yükseliyor.

Atv, yeni ve iddialı yapımlarıyla, geçen sezon rakiplerinin gerisinde kaldığı diziler liginde tekrar üst sıralara yükselme mücadelesi veriyor.
SHOW

Show’un elindeki en önemli üç koz Kurtlar Vadisi Pusu, Ezo Gelin ve Doktorlar. Pazar geceleri yayınladıkları Hepsi 1’le de oldukça yüksek reyting alıyorlar. Onlar da yeni sezona tıpkı diğer iki rakibi gibi altı tane yeni diziyle giriyorlar.

Hemen sayalım... Fikrimin İnce Gülü, Eşref Saati, Kuzey Rüzgarı, Dudaktan Kalbe, Oğlum İçin ve Pusat. Kanalın elinde şimdiye kadar ismi açıklanan toplam on yapım var. Show, şu günlerde yaz sezonunda diziler liginde yaşadığı hezimeti toparlamaya çalışıyor. Kanal, yeni dizileriyle tekrar o eski şaşalı günlerini yakalamaya uğraşıyor.

STAR

İki Aile, Köprü ve Acemi Cadı, Star’ın geçen sezondan devem eden yapımları. Yazın gösterime soktukları ve gayet güzel reytingler buldukları Aşk Kapıyı Çalınca, Zeliha’nın Gözleri, Benden Baba Olmaz ve Yalan Dünya, kış sezonunda güçlü rakiplerinin arasında var olma mücadelesi verecek.

Star yeni sezona, Tatlı İntikam, Fedai, Sır Gibi ve Leylan olmak üzere dört yeni diziyle birden girecek. Böylece de kanalın elindeki dizi sayısı 11’e yükselecek. Star’ın en büyük eksiği, elinde gündeme damgasını vuracak bir dizisi olmamasıydı.

Seda Sayan ve Tamer Karadağlı’nın rol aldıkları Fedai, bana sorarsanız işte bu boşluğu doldurmak için tasarlandı.

Kaynak:Vatan Gazetesi

http://www9.gazetevatan.com/haberdet...ryid=4&wid=132

resimseçici
02-09-07, 21:01
Beren Saat röportajı aynen kopyalıyorum
BEREN SAAT ROPORTAJ
Beren Saat ''Türkiye'nin Yıldızları'' yarışması ile tv izleyicisinin ve yapımlacıların dikkatini çekerek tv dizilerinde rol alan ve son olarak atv de yayınlanan ''Hatırla Sevgili'' ile büyük beğeni toplayan yetenekli ve güzel oyuncu Beren Saat ile yapılan keyifli bir röportaj... Hatırla Sevgili bir dönem dizisi. Çekimler öncesinde nasıl bir hazırlık aşaması geçirdiniz?
Çok yoğun bir hazırlık dönemi oldu.Dönem dizisi olması nedeniyle Yılmaz Karakoyunlu, Can Dündar, Ferhat Kenter gibi isimlerle birtakım birlikteliklerimiz oldu. Özellikle Can Dündar'ın bize büyük yardımı oldu. Belgeseller nedeniyle çok önemli bir veri tabanına sahip. Bundan çok faydalandık. Zaten, Tomris hanım ilk günden Demir Kırat belgeselini tutuşturdu elime. Sonrasında bir yandan dizideki karakterlerin psikolojik boyutunu incelerken, diğer yandan o dönemde kadınlar tırnaklarını nasıl törpülüyorlarmış, saçlar nasılmış, ayakkabıların modeli neymiş diye araştırma yaptık. Eski Hayat dergilen bulundu, Tomris hanımın evinde sabahlara kadar bu dergiler karıştırıldı. Yaratım aşamasında bulunmak benim için çok keyifli ve öğretici oldu. Dizide cumhuriyet tarihimizin siyasi açıdan oldukça sıkıntılı bir dönemi resmediliyor.
O yıllarda yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
En başta şunu söylemem gerekir; bu diziyle birlikte anladım ki, o dönemi çok yüzeysel biliyormuşum. Yakın tarih deniliyor ama bana çok uzakmış gibi geliyordu. Ta ki anneannemle konuşana kadar; bir gün anneannem üzerinde 27 Mayıs tarihi olan yüzüğünü gösterdi, o dönemde orduya yardım olsun diye herkes alyanslarını değerli eşyalarını bağışlamış, karşılığında devlet onlara bu yüzükleri vermiş. O an anladım ki aslında bu dönem hiç uzak değil, anneannemin şahit olduğu olaylar. Bir insanın, başbakan konumundayken alınıp idam edildiğini düşününce beynime kurşun yemiş gibi oluyorum. Bu kadar antidemokratik bir tutum insanı üzüyor. Siyasi çalkantıları bir yana bıraktığımızda 50'li 60'lı yıllarda yaşamak ister miydiniz? Aslına bakarsanız o dönem çok özendirici. Müzikler, kıyafetler, nezaket... Nezaketin her alana yansıması; oturmaları kalkmaları, konuşmaları, insan ilişkileri... Her şey çok keyifli. 70'ler 80'ler değil ama 50'li 60'lı yıllar yaşamak için çok tercih edilebilir bir dönem. Sinema filminde oynamak istediğinizi söylediniz; teklifler var mı? Çok sabırsızlıkla beklediğim bir rol var. Tomris Giritlioğlu çekecek ve inanıyorum ki çok güzel olacak. Ama filmi perdede görene kadar konuşmamak lazım. O yüzden şimdilik söyleyebileceklerim bu kadar.
Kendinizi nasıl bir oyuncu olarak değerlendiriyorsunuz?
Daha oyuncuyum diyemiyorum, olmaya çalışıyorum. Bir potansiyel var galiba. Zaten buna inanmasam bu işe soyunmazdım. Kendimi hayal kırıklığına uğratmaktan çok korkarım. Oyunculuğunuzu geliştirmek için neler yapıyorsunuz? Galiba ihtiyaca göre şekilleniyor. Mesela, Aşka Sürgün dizisinde kendim konuşmuyordum, seslendirmeyi başkası yapıyordu. Ama bu dizide dublajı ben yapıyorum. Bu yaz ses egzersizleriyle, tonlama çalışmalarıyla çok uğraştım. Bir yandan da fiziksel esnekliğimi ve kondisyonumu kaybetmemek için çalışıyorum.
Çok yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz, bu sizi nasıl etkiliyor?
Açıkçası şu an dizi çektiğim bir dönemdeyim ve bunu yarıda bırakamam. Biliyorsunuz bu ülkede insanların dönemleri var, ben de şu anda bırakamayacağım bir noktayım, döndüğümde aynı şansı bulamayabilirim. O yüzden son 3 senedir sürekli çalışıyorum. Dizi çekmek öyle bir şey ki, insanın başka hiçbir şeye vakti kalmıyor. Kitap okurken bile 3.4. sayfada yorgunluktan uyuyorsunuz. Bir yandan insanın kişisel gelişimini durduruyor, diğer yandan farklı yönetmenlerle ve farklı tecrübelerdeki oyuncularla vakit geçirdiğiniz için bir tür atölye çalışmasının yaşandığı bir okul aslında. Yani, bir anlamda bu döngü içinde gelişiyorum.
Ali Poyrazoğlu sizin için; "Tiyatro yeteneği vardı ama kullanmadı, TV dizilerinde oynayarak para kazanmayı seçti, oysa kendine daha derin yatırımlar yapması gerekirdi" dedi. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Açıkçası yarışmadayken Ali hoca hakkımdaki fikirlerim başkaydı, şu an çok başka. Artık yarışma bitti ve dışarıdan baktığımda o zaman bizi çok doğru yönlendirdiğine ikna oldum. O yüzden ne diyorsa doğrudur. Ama şunu söyleyeyim, cahil cesaretiyle her şeyin üstüne atlamak bana çok tehlikeli geliyor. Daha dizide dublajımı yapmıyorken sahneye çıkıp, sesimi çok iyi kullanabiliyormuşum gibi, kendimi ortaya atmak bana cahil cesareti olur gibi geldi. Bunun sırf para kazanmak amacıyla yapıldığı eleştirisine de hak veremeyeceğim. Çünkü gerçekten öyle bir şey değil. Konu sırf para kazanmak olsaydı başka bir işten çok daha fazla kazanabilir, daha rahat koşullarda çalışabilirdim. Yaptığım işin kalitelisini seçmeye, kendimi eğitmeye çalışıyorum. En azından yerimde saymadığıma inanıyorum, bu yüzden içim rahat. Sahneye çıkmayı tabi ki istiyorum. Ben oyuncu olacağım, iyi bir oyuncu olmak istiyorum diyen birinin yolunun sahneden geçmemesi mümkün değil. Ama zamanı var. "Bir insanın kollarını açıp seni çok seviyorum ödemesi bedel olamaz, aksine çok keyif verici bir şey'
Birkaç sene öncesine kadar okuluna gidip gelen kendi halinde bir genç kızdınız. Bugün ise herkes sizi tanıyor. Olumlu ya da olumsuz hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?
Tanınmış bir insan haline geldiğinizde insanlarda tuhaf bir önyargı oluyor. Kendinizi merkez gibi düşünürseniz, çemberin yakınındaki insanlar benim aynı ben olduğumu biliyor. İlişkileriniz eskisi gibi devam ediyor. Çember dışa doğru genişledikçe bir takım insanlar var ki, sizin çok yakınında olmayan, onlar bir takım ön yargılara sahip oluyor. Sizin hakkınızda dışarıdan olumsuz yorumlar yapıyorlar. Bu, bir dönem bana çok incitici geldi. Arkandan bir sürü şeyler söylüyorlar. Oysaki sen, sadece hayallerinin peşinden koşuyorsun, yapmak istediğin bir şey için mücadele veriyorsun. Bu yüzden tanınmışlıkla birlikte insanın sosyal hayatında birtakım şeyler oluyor, zemin sallanıyor biraz. İsimlere çok fazla kapılmamak lazım, sanırım buna kapılanların hayatı biraz zor oluyor.
İlgiden bunaldığınız olmuyor mu?
Düşünsenize hiç tanımadığınız bir insan, sokakta asık yüzle köpeğinizi gezdirirken ben seni çok seviyorum deyip boynunuza sarılıyor. Bunlar herkese nasip olacak şeyler değil. Ama açıkçası ilk zamanlarda sıkkınlık da oldu. Mardin'de çalışırken beni gerçekten Zilan zannediyorlardı. Ve açıkçası bu sevgiden bunaldığım da olmuştu. 50 derece sıcaklıkta kimseyle öpüşmek istemiyordum, bunalıyordum. Ama artık farklı düşünüyorsunuz.. Efkan Efekan'ı kaybettikten sonra (ilk işimde beraber çalışmıştık) birden herşey değişti. Onun insanlara ne kadar nazik davrandığını ruh hali ne olursa olsun her ortamda yanına gelen herkese merhaba deyip ne kadar vakit ayırdığını düşündüm ve bu benim için bir milat oldu. Artık çok mutsuz ve ters bir anım bile olsa gülümsemek zorunda hissediyorum kendimi, çünkü bu böyle bir şey. Hem dizi çekeyim, hem insanlar izlesin, hem rating'imiz yüksek olsun deyip ondan sonra da ilgiden şikayetçi oluyorum demek doğru değil. İnsanlar bunları bir bedel olarak görmediği zaman sorun ortadan kalkıyor. Çünkü, bir insanın kollarını açıp seni çok seviyorum demesi bedel olamaz, aksine çok keyif verici bir şey. Tadını çıkarmak lazım.
Türk izleyicisi şimdiye kadar oynadığınız masum kadın rollerini size çok yakıştırıyor. Sizi daha farklı rollerde ne zaman göreceğiz?
Farklı rolleri denemek istiyorum, inşallah deneyeceğim de. Ama televizyonda değil. Bir grup izleyici var ki ne oynadığını izlemek için geliyor. Bunlar sizi izlemek için para veren insanlar. Yani. oyun izlemek için gelen insanlara evet ben bunu oynadım demek için farklı bir rolle karşılarına çıkmak isterim. Ama senin gerçekten dizide canlandırdığın karakter olduğuna inananlar böyle bir rolden hoşlanmayacaklardır. Şimdi herkes gördüğünde sarılıyor, el sallıyor, öpücük yolluyor, selam veriyor. Kötü bir kadını oynayıp sokaklarda tepki almak istemiyorum. Diğer taraftan gerçekten kendimi görmek, denemek, sınırları zorlamak istiyorum. Bu yüzden masum kızın dışında roller de oynayacağım ama dizilerde değil... Dizi çekmenin en keyifli yanlarından biri de normal şartlarda karşı karşıya gelemeyeceğiniz insanlarla çok uzun vakitler geçirme şansınız olması. Gerek sahnede oynarken, gerek kahve molalarında çok fazla şey öğreniyoruz, hem hayata hem de oyunculuğa dair. Mesela dizide babamı oynayan Engin Şenkan; o kadar muhteşem ki bazen karşılıklı rollerimizde arkadan bir tekme atıyor ve hop sen oynayıp gidiyorsun. Sahne hakimiyeti, karşısındaki oyuncuyla kurduğu iletişim muazzam. Tabii bir tek Engin ağabeyle değil, Lale ablayla oynarken de böyle oluyor Ayda abla ve Avni ağabeyle de. 10 sene sonra kendinizi nerede görüyorsunuz? Şu anda bulunduğum durumu da iki sene Öncesinden hayal edemiyordum, insan bir yandan kendini geliştirmeye çalışıyor ve kendine güveniyor, ama şans faktörü de çok önemli. Yarışmadayken bir oyuncunun başrol alması için olgunluk yaşı 25-30. sen daha 20 yaşındasın diyorlardı. Buna inanmıştım. ama ondan sonra Tomris hanımla tanıştım, kocaman bir prodüksiyonun başrolü geldi ve sadece 18 yaşındaydım. İşte bu şans, başrol için aranan kız 30 yaşında olsaydım ben oynayamayacaktım. O yüzden ilerisini tahmin etmek çok mümkün değil. __________________

OXFORD
04-09-07, 10:04
Dizi-toto başladı

http://img.sabah.com.tr/2007/09/04/gny/im/5FAFE5B8948E8540A45492CAy.jpg
BU aralar dizi tiryakilerini tatlı bir heyecan sardı. Geçen sezon en "kritik" anda sezon finali yapan dizilerin akıbetleri için kafa yorup, duruyorlar. Binbir Gece'de Şehrazat, Onur ile evlenebilecek mi? Kerem, büyük aşkından vazgeçecek mi? Hatırla Sevgili'de yaralı bıraktığımız Deniz yaşayacak mı? Rüya'nın kendi kızı olduğunu öğrenen Ahmet, öz evladından ayrı geçen yılların acısını Yasemin'den çıkartacak mı? Necdet, Yasemin'i terk edecek mi? Yersiz Yurtsuz'da hamile olduğu ortaya çıkan Suna'yı ailesinin şerrinden korumak için İshak nasıl bir taktik uygulayacak? Yoksa gönlünü ağa kızına mı kaptıracak? Avrupa Yakası'nda Burhan'ı seçmiş gibi görünen ayran gönüllü Makbule, yeniden İzzet'e dönecek mi? Patlama ile final yapan Arka Sokaklar'da "kalan sağlar" kim olacak? Yine bir patlama ile sezona veda eden Kurtlar Vadisi: Pusu, hangi karakterlerle yoluna devam edecek? Yaprak Dökümü'nde Ali Rıza Bey, Adapazarı'na gidip, Fikret'i geri döndürecek mi? Gelin hanım, kötü yola mı düşecek? İki Aile'de balayı, Eda ve Oğuz'a mutluluk getirecek mi? Ferit ile Damla vuslata erecek mi? Bir başka "patlamalı final"in ardından Doktorlar'ın ekibi eksilecek mi? Selena'nın büyük sırrı ortaya çıkacak mı? Gaziantep'e veda edip, İstanbul yollarına düşen Ezo Gelin'e 7 tepeli şehir, mutluluk getirecek mi? Maçların hepsi de "üç ihtimalli" sonuç vaat ediyor!.. Var mısınız dizi-toto oynamaya? Görünen o ki, geçim sıkıntısı, işsizlik, darbe korkusu, deprem beklentisi ve daha nice önemli memleket meselesi "bir sezon daha" evdeki gündemin ötesine savrulacak...

Kaynak:http://www.sabah.com.tr/gny/haber,B4A4E39A74BB4D88ACE038D79689CCDB.html

esra36
04-09-07, 10:56
'Hatırla sevgili' 12 Eylül'le bitecek

http://img261.imageshack.us/img261/4900/hatirlasevgilim1bc3b6lczj8.jpg

27 Mayıs ihtilali ile başlayarak Türkiye'nin yakın tarihine ışık tutan 'Hatırla Sevgili' yeni yayın dönem için gün sayıyor.Cuma günü son bölüm tekrarı ile izliyici karşısına çıkacak dizinin yeni bölümleri 14 Eylül'de ekrana gelecek.'Hatırla Sevgili',tarihe 'kanlı pazar' olarak geçen,16 Şubat 1969'da Taksim'de Amerikan filosunu protesto eden solcu öğrencilerle sağcı çğrenciler arasında çıkan olaylarla başlıyor.Şubet sonunda 1972'lere gelecek olan dizide idamlar ve gözyaşı eksik olmuyor.

Bülent Ecevit,Demirel veMahir Çayan gibi dönemin önemli isimlerininserüveni,dizinin ilerleyen bölümlerinde izleyiciyle buluşuyor.Yeni dönemde pek çok süprizlerinin olacağını söyleyen dizinin proje tasarımcısı Tomris Giritlioğlu,'Süprizler var ama bunları şimdi söylemek istemiyorum.Çünkü o süprizler şubatta ekrana gelecek.Bugünü çok ilgilendiren ve şimdiki siyaseti kuran insanların gençlikleri olacak.Ve 'Hatırla Sevgili' hazıranda, 80 darbesiyle sona erecek' diyor.

Kaynak:Zaman Gazetesi

Sinem90
05-09-07, 10:59
01/09/2007

Bir dizinin hatırlattıkları

"İki askeri darbenin ve bir askeri muhtıranın yaşandığı bir ülkedeyiz. Hepimizin dünyaya bir noktadan ve çeşitli açılardan bakışları var. Bu duyarlılık müzik yapma sürecinizi net olarak etkiler, bu kaçınılmaz..."

Taksim Tünel'den Beyoğlu'na doğru yola koyulduğunuzda kulağınıza çalınan ilk müzik Hatırla Sevgili oluyor. Biraz ilerleyince 'Dalga Kıran', 'Ağla yaralı kalbim' cadde boyunca geçmişi yad ediyorsunuz. Yaşamın çetrefilli günleri gelip konak kuruyor yanı başınıza, umut mu? Hiç eksik olmuyor yüreğinizden. Taksim meydana doğru yaklaştığınızda 'Sevdamız bir uzun bakış' çalmaya başlıyor. Birkaç genç, müzik marketin önünde eşlik etmeye çalışıyor şarkıya. Belki biliyorlar Deniz Gezmiş için söylendiğini belki bilmiyorlar. Onları bir yerlere götürüyor ama... Belki bazılarımız "Denizleri astılar" sözünü o şarkının bir yerlerinde asılı tutuyoruz, hüznümüz belki de ondan acıyor.

Hüzünlenip ağladığımız o müziklerin arasında birden asileşiver-diğimiz 'Gündoğdu' marşı çalmaya başlıyor... Artık meydandayız. Sizi nerelere götürdü bilmem ama bilirim ki kimimiz üniversite yıllarına gittik, kimimiz, i Mayıs alanlarında sol yumruk havada öfkemizi dile getirdik. Kimimiz kim bilir ne çok şey yaşadık. Hatırla Sevgili'nin hatırlattıkları ne çok şey varmış. Ya da içimizde saklıy-mış da söylenmeyi bekliyormuş.

12 EYLÜL DÖNEMİNE VURGU
İşte bizi geçmişle bugün arasında bağ kurdurtan, 'Geçmişten Geleceğe' diyerek değerlere sahip çıkılması gerektiğini müziklerle anlatan, Hatırla Sevgili müziklerini, yaşadıklarını ve ruhlarını katarak oluşturan Kemal Sahir Gürel, Erdal Güney ve Hüseyin Yıldız işte böylesi bir başarıya imza attılar. Sesiyle de Eylem Akdaş bir bütünlük oluşturmuş.

Hatırla Sevgili'nin başarısını sorduğumuzda "Hatırla Sevgili dizisi başladığı andan itibaren müziklere bir yoğunluk olduğunun farkındaydık. Gerek diziyle ilgili ATV'ye gelen maillerden, gerekse www.dizifilm.com daki yazılanlardan, özellikle de korsan indirilen 'Zor Yıllar', 'Yaralı Kalbim' ve 'Geçmişten Geleceğe' adlı ezgilerin indirilmelerinin iki milyona yaklaşmasından ilginin yoğunluğunun göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Ama buna rağmen bu ilginin böyle bir satışa doğru gitmesine üstelik yaz ortasında bu sonucu yakalayacağını doğrusu tahmin etmiyorduk" diyorlar müziklerin icracıları.

6o'lı yıllardan başlayan dizi 12 Eylül dönemini de içine alacak önümüzdeki günlerde. Şuan da 1969'a gelmiş durumda. 1959 Şubatında Adnan Menderes'in uçak kazası ile başlamıştı ve 1969 kanlı pazara gelindiğinde de diziye ara verildi. Üç usta projeyi kabul ederken de etkilendiklerini anlatıyorlar. "Etki hiç kuşkusuz bu sürecin kendisidir elbette. Senaryoyu ve genel anlatımı sevgili proje danışmanı Tomris Giritiioğlu anlattığında etkilenme başladı. Biz üç arkadaş hem siyasal süreci hem de bu süreçteki müziğin evrimini düşünmeye başladık. Sizi kendine çeken bir projeydi. Etkilendik ve diziyi müzikle etkilemeyi başardık."

BİLDİK MÜZİKLER PATLAMA YAPTI
Herkesin bildiği ve duyduğunda tüyleri diken diken eden Gündoğdu marşı da dizinin iyi çıkış yapan ezgilerinden. Gündoğdu marşının ilk versiyonu yani Deniz Gezmişler döneminde 1969'lu yıllarda söylenmeye başlamıştı. Ve dizide de ilk söylenişteki gibi 'yanki' sözcüğü kullanılıyor. "Antiemperyalist duruş, 72'lerden sonra iç hesaplaşmaya doğru dönüşünce yanki yani emperyalizme duyarlılık değişmiş ve faşist olmuştur" diyor Hüseyin Yıldız anlatmaya başlarken. Bildik şarkıların diziler aracılığıyla da olsa tekrar gündeme gelmesini ustalardan dinleyelim: "Görüntü iyi tasarlanmış ve bu görüntüyle müzik iyi buluşmuşsa kesinlikle izleyici ile filmin buluşması kaçınılmaz ve Hatırla Sevgili'de de bu oldu. Belgesel ile kurgunun iç içe geçtiği dizide müzikler de iyi tasarlanınca bildik müzikler patlama yaptı."

Eylül ayı içinde yeniden izleyicisiyle buluşacak olan dizi 1980'li yıllara doğru adım atmaya başladı. Peki müzikleri icra eden üç usta hangi karelerden eddlenmişti acaba? Müzik eşlemesini yapan Erdal Güney Vedat Demircioğlu sahnesini izlerken ağladığını söylüyor. Ve tabii diyor "6. filo sahnesinde kendimi tutamadım." Hüseyin Yıldız ise Deniz Gezmiş'in üniversite işgalindeki aktivitesinden etkilenmiş. "Ve sonrasında vali ile görüşmesi sırasındaki duruşu çok farklıydı" diyor. Ve anlatmaya başlıyorlar: "2 askeri darbenin ve bir askeri muhtıranın yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Hepimizin dünyaya bir noktadan ve çeşitli açılardan bakışları var. Bu duyarlılık müzik yapma sürecinizi net olarak etkiler, kaçınılmaz... Duyarlılığınızın müziğe ne ölçüde yansıdığını ise sanıyorum aktif izleyicinin tepkisi ile daha iyi anlıyoruz. Süreç, öykü, aşk üçgeni, dönemin kostümleri, dönemin konuşma biçimi, elektronik kültür öncesi yaşanan güzel günlerin rüzgârı bizi etkilemiştir."

DİZİLERİN VAZGEÇİLMEZ ÖĞESİ
Hatırla Sevgili'nin dikkat çeken çalışmalarından biride 'Yaralı Kalbim'. Mehmet Gürelli'nin seslendirdiği ezgi diziye farklı bir renk katmış. "Bu istek sevgili senaristimiz Nilgün Öneş'ten gelmiştir. Ömer Hayyam'ın dizelerinin Mehmet Be-y'in müziği ile çok güzel kaynaşmış ve görüntü ile örtüşünce de izleyicinin olağanüstü ilgisiyle karşılaşması gerekiyordu öyle de oldu zaten. Müzik elbette diziden farklıydı. Daha doğrusu dizinin 8o'lere giden sürecine bu müziğin 60'larda girdiği için farklıydı diyebiliriz. Ama bu fark ada sahnesini de farklılaştırdı sonuçta. Bazen görüntülerin bu şekilde yorumlaması da iyi sonuçlara yol açıyor açıkçası... Ya da senaristin yazarken sahnesinde duyumsa-dığı müziğin etkisi diyelim." Artık diziler için müzikler vazgeçilmez öğe oldu. Dizinin rey-tinglerini bile artık yapılan müzikler belirlemeye başladı.

EYLEM İÇİNDE PİŞİYORSUN
"Bir filmin 4 sahibi var. Senarist, diyalog yazarı, müzik ve yönetmen. Dolayısıyla müzik vazgeçilmez öğe. Sadece yaratılan müziklerin güzel olması yetmiyor, onların görüntü ile kullanılmasında da mahir olmak gerekiyor. Ki eylem içinde pişiyorsun ve bir süre sonra bunu kazanıyorsun hiç kuşkusuz. Başka bir anlatımla aynı sahneye koyacağınız bir müzikle yaptığınız duygu aktarımı başka bir müzikle daha ayrı bir duyguya dönüşebiliyor. Bu yüzden sahnelerdeki duyguları iyi verdiğinizde olaylar ve mesajlar örgüsü iyi bir şekilde izleyiciye akıyor ve izleyeni aktif hale dönüştürüyor." Dizide 8o'lere gidiş sürecinde farklı müziklerle karşılaşacağımızın da sinyalini veriyor müzik ustaları: 69'dan 8o'lere giden süreç yoğun ve n yıla çok büyük toplumsal olayları sığdırmış bir süreçtir. Bütün bu acıları, olayları yansıtan müzikler olacaktır elbette. Kurgusal sürece yani aşk üçgenine, Deniz, Defne, Işık Yaşar ve Rüya'ya gelince, bu Nilgün Öneş ve arkadaşları ile proje danışmanının kafasında onlar hummalı bir şekilde çalışıyorlar."

GÜLSEN İŞERİ

kaynak: http://www.birgun.net/bolum-95-haber-48306.html#haber_basi

OXFORD
08-09-07, 09:24
Dİzi furyasında ne izleyeceğimizi şaşırdık!
İşte kanalların dizi bombardımanı...
Televizyon kanalları yeni yayın dönemine iyi başlamak için dizi ve programlarını art arda yayınlamaya başladı. İzleyiciler de neyi izleyeceğini şaşırdı. İşte kanalların bombardımanı..

30 Ağustos Perşembe. Atv yeni sezonun ilk dizisi Ertelenmiş Hayatlar’ı yayınladı.

3 Eylül Pazartesi. Bütün kanallar yeni sabah programlarını görücüye çıkardı.

3 Eylül Pazartesi. Show’un iki yeni dizisi Dudaktan Kalbe ve Kuzey Rüzgarı seyircisiyle buluştu.

3 Eylül Pazartesi. Kanal D’nin fırtınalar estiren dizisi Arka Sokaklar yeni sezon ilk bölümüyle ekrandaydı.

3 Eylül Pazartesi. Fox’un dizisi Yemin sezonu açtı.

4 Eylül Salı. Show, Fatma Girik ve Emrah’ın başrollerde olduğu Oğlum İçin’in ilk bölümünü yayınladı.

4 Eylül Salı. Tatilden dönen Ezo Gelin’in yeni sezon ilk bölümü vardı.

5 Eylül Çarşamba. Kanal D’nin iki çok sevilen dizisi Yaprak Dökümü ve Elveda Derken yeni bölümleriyle sezonu açtı.

5 Eylül Çarşamba. Show’un dizisi Doktorlar’ın yeni bölümleri başladı.

6 Eylül Perşembe. Kanal D yeni dizisi Annem’in ilk bölümünü yayınlandı.

6 Eylül Perşembe. Star’ın iki yeni dizisi Tatlı İntikam ve Leylan perdelerini açtı.

6 Eylül Perşembe. Atv’nin polisiye dizisi Komiser Nevzat başladı.

6 Eylül Perşembe. Fox’a transfer olan Kadir Çelik’in Objektif’i yayına başladı.

7 Eylül Cuma. Kanal D’nin yeni dizisi Menekşe ile Halil start aldı.

7 Eylül Cuma. Show’un yeni dizisi Fikrimin İnce Gülü ekrandaydı.

7 Eylül Cuma. Star’ın yeni dizisi Vazgeç Gönlüm başladı.

10 Eylül Pazartesi. Kanal D’nin iddialı yapımı Bıçak Sırtı başlayacak.

10 Eylül Pazartesi. Atv’nin iddialı dizisi Fesuphanallah başlayacak.

11 Eylül Salı. Binbir Gece, yeni sezon ilk bölümüyle ekranda olacak.

14 Eylül Cuma . Sıla yeni sezon ilk bölümüyle perdesini açacak.

14 Eylül Cuma. Hatırla Sevgili’nin yeni sezon bölümleri başlayacak.

14 Eylül Cuma. Kanal D’nin yeni sezon dizisi Oyun Bitti başlayacak.

14 Eylül Cuma. Show’un dizisi Pusat’ın ilk bölümü yayınlanacak.

17 Eylül Pazartesi. Star’ın Köprü’sü yeni bölümüyle ekranda olacak.

17 Eylül Pazartesi. Atv’nin yeni sezon dizilerinden Elveda Rumeli başlayacak.

17 Eylül Pazartesi. TRT yeni yayın dönemini açacak...

Kaynak:http://www.medyakafe.com/haber.php?haber_id=1192

OXFORD
12-09-07, 08:16
ATV YENİ SEZON
Hatırla Sevgili

http://img.takvim.com.tr/2007/09/12/im/C2848E4BD92599418014B13Bb.jpg

atv'nin reyting rekortmeni dizisi 'Hatırla Sevgili'nin başarılı oyuncuları da gecede hazır bulundu. Beren Saat, Cansel Elçin, Okan Yalabık ve Belçim Erdoğan çok keyifliydi.

Kaynak:Takvim/Saklambaç

_ArZ_
13-09-07, 14:18
Ekranın parlayan yüzleri

Ekranların en çok tutan dizilerinin güzel yüzleri bu sezonda parlamaya devam edecek.


Geçtiğimiz sezon izleyicileri ekrana bağlayan ‘Binbir Gece’, ‘Sıla’ ve ‘Hatırla Sevgili’ gibi diziler, yayın hayatlarına bu sezon da devam ediyor. Ekranların en çok tutan dizilerinin genç ve güzel yüzleri de böylece şöhretlerine şöhret katıyor. Yeni sezonla birlikte bu dizilere pek çok alternatif gelirken, parlayan yüzler kervanına da yeni isimler eklendi. İşte o güzellerden seçmeler. Hafta Sonu dergisinin haberi ..



http://img120.imageshack.us/img120/7494/adszae8.png (http://imageshack.us)

Menderes döneminden başlayarak Türkiye'nin yaşadığı siyasi olayları aşk hikayeleri ekseninde anlatan 'Hatırla Sevgili' dizisinin güzel oyuncusu Beren Saat,bu sezon da atv ekranlarında olacak.Saat'i daha önce 'Aşka Sürgün'de başarılı performansıyla izlemiştik,Bakalım dönem dizilerin en romantiğinde 'Yasemin'in sonu ne olacak?

hurriyet

OXFORD
13-09-07, 15:00
Haftasonu dergisi cansel elçin kısa röp.ının hs ile ilgili olan kısmı...

-Röp.ın tamamını CANSEL ELÇİN sayfasında bulabilirsiniz.-

---------------------

Yasemin'le Ahmet Kavuşmasınlar!

Önce Hatırla Sevgili'den başlayalım.
Dizide sürprizler olacak mı?
Geçen sezon olduğu gibi yine Yasemin'le Ahmet arasındaki aşk belirgin bir şekilde devam edecek.
Ancak bu arada Necdet'in hayatında sürprizler olabilir.
Seyirci, bu dönem dizisinde başka bilgiler de edinecek.
Doğrusu, bu çalışma içime sinen bir çalışma oluyor.

Yasemin ile Ahmet kavuşacak mı?
Ahmet'e değil de Cansel'e sorarsanız, bence kavuşmasınlar.
Aşkları böyle çok daha büyük.
Ama dizideki aşkın ne olacağını inanın bende bilmiyorum.
Senaristlerin kafasında mutlaka şekillenmeye başlamıştır diye düşünüyorum.

juliett
15-09-07, 00:01
CD'nin 25. yıldönümü ve Hatırla Sevgili'nin başarısı

Bilgisayardan yükleme ve müziğe bedava ulaşma yöntemleri nedeniyle compact disk, 25. yılına bunalım içinde giriyor. İMÇ camiası can çekişiyor. Bu olumsuzluklar arasında Hatırla Sevgili dizisinin aynı adlı albümünün satışı 10 günde 50 bini geçmiş.
Kısaca CD denen 'compact disk'lerin keşfinin 25. yılı kutlanıyormuş. İlk bulanlar, bu format'ın DVD'nin de eklenmesiyle zamanımızın en büyük ses ve görüntü kayıt teknolojisini oluşturacağını hayal bile etmemiş! Ama bu işler böyledir. Sinemayı keşfeden Lumiere kardeşler de "Bu işin geleceği yok!" diyerek buluşlarını ucuza başkalarına devretmemiş miydi?

CD'LER DE BUNALIMDA

Bugün artık vazgeçilmez saydığımız bu buluşla ilişkili kendi anılarıma dalıyorum. İlk başlarda hem çok çeşit içermediği hem de pahalı olduğu için direnmiş ve o koca albümleri almaya devam etmiştim. Sanırım ancak 1990'ların ortalarına doğru tümüyle CD'ye geçtim. Yakın zamana kadar, sırf arabamda çalabilmek için kaset almayı da sürdürdüm. Artık hepsi kullanılmaz, ne atılıp ne de satılan bir arşiv oluşturuyor. Tıpkı DVD'den önceki eski video kasetler gibi... Ama CD formatı da 25. yılına bunalım içinde giriyor. Bilgisayardan şarkı yükleme ve müziğe çoğu zaman bedava ulaşma yöntemleri, CD satışlarını tüm dünyada ciddi biçimde etkiliyor. Bizim İMÇ-İstanbul Manifaturacılar Çarşısı bunun canlı kanıtı. Yeni uğradım, birçok dükkan kapalı, satış veya devir peşinde. Var olanlar da daha küçük yerlere sığınıyor, çeşitlerini azaltıyor, vs. Kalan Müzik'in sahibi Hasan Saltık dostum, bu konuda çok umutsuz değil: "İdeal bir format olan CD'nin kolay kolay sonu gelmez," diyor. Ama yeni teknolojilerin büyük bir tehlike oluşturduğunu o da kabul ediyor. Hele bizim 'dinlemekten çok, görmeyi seven' halkımızın müzik dinlemeye klip izlemekten daha az zaman ayırdığını, gençlerinse her şeyi bilgisayar ekranı başında halletmeyi yeterli gördüğünü söylüyor.

HER ŞEY TEKRAR EDİYOR

Ama ona göre asıl sorun 'en iyi şarkıların artık geçmişte kalması.' En iyi besteler yapıldı, en iyi şarkı sözleri yazıldı. Geriye yeni olarak sunulacak ne kaldı? Dolayısıyla, her şey tekrar ediliyor veya eskilere başvuruluyor. Hasan Saltık'ın fikri bu. Ayrıca çağdaş yapımcı eksikliğinden de yakınıyor, iyi müziğe yatan paranın azlığından söz ediyor. İMÇ'nin hâlâ en üretken yapımcılarından olan Hasan Bey, yılda ortalama 40 kadar albüm çıkarıyor, bunun yarısı da arşiv derlemeleri. Farklı bir kesime seslendiğini söylüyor: Gerçek anlamda müziksever, seçici, meraklı ve üstelik evrensel bir müşteri kesimi. Bir tek örnek veriyor: Ünlü bir pop şarkıcımızın 300 bin dolara mal olmuş albümü, haftalar sonra 100 küsur bin satışta kalırken, kendi çıkardıkları ve atv'de yayınlanan aynı adlı dizinin şarkılarını içeren Hatırla Sevgili, sadece 2 bin dolara mal olmuş, satışı da 10 günde 50 bini geçmiş. İşte İMÇ'de son durumlar böyle. Bense hâlâ CD/DVD denen bu teknolojinin daha uzun süre devam edeceğine inanıyorum.

Sabah-ATİLLA DORSAY
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/08/24/cm/haber,57581FC018F94986B372CFFDD1078FC9.html

juliett
15-09-07, 00:04
Kaderin cilvesi

Susurluk davası hükümlüsü emekli yarbay Korkut Eken'in kızı; Eken'in altı yıllık hapis cezasını onayan dönemin Yargıtay 8. Dairesi üyelerinden Yusuf Kenan Doğan'ın oğlu ile evleniyormuş. Yani... Bir insan yargılanıyor ve mahkum oluyor, siz onun kızısınız diyelim ki... Babanızın temyiz için açtığı davaya bakan ve cezayı onayan heyetteki savcının oğluyla birbirinizi sevip evlenme kararı alıyorsunuz. Hakikaten de kaderin cilvesi! Haberi Vatan'da okudum. Okur okumaz 'ben bu hikayeyi nereden hatırlıyorum' diye yarım saat evde fır döndüm. Sonunda buldum! Geçtiğimiz sezonun en iyi dizilerinden 'Hatırla Sevgili'de izledim bu sahneyi! Dizinin müptelaları hatırlar mutlaka... Beren Saat'in oynadığı Yasemin'in babası Rıza Bey, Adnan Menderes döneminin önemli politikacılarından biridir. Menderes Hükümeti'nin yargılanma sürecinde mahkeme heyetindeki savcılardan biri de Yasemin'in büyük aşkı Ahmet'in yani Cansel Elçin'in babasıdır. Yani mahkemede 'hayır' ya da 'evet' oyunu kullanacak savcılardan biri. Babaları karşı karşıya gelince iki aşık da karşı karşıya gelir doğal olarak. Çünkü heyet, Rıza Bey'in de içinde olduğu siyasilerin idam kararını verir. Bu yüzden Yasemin, Ahmet'ten ayrılmak istediğini söyler "Mutluluğumuzu bunun üzerine kuramayız' diyerek... Film gerçek oldu derler ya, bu da tam öyle bir haber! Tamam aynı şey değil; birinin farkı işin içinde idam olması. Ama haberi okurken, düşünüyorsun ister istemez: Ben olsam ne yapardım? Elbette bunda yadırganacak bir şey yok; hayat böyle bir şey. Ama yine de sormak isterim; siz böyle bir kararı vermek zorunda kalsanız ne yapardınız? Damadın babası gibi "Gittik istedik kızı, sıkıntı olmadı, olay tamamen bizim dışımızda, iki insan birbirini tanıyıp sevmiş' diyebilir miydiniz?

Sabah-ŞİRİN SEVER
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/08/27/gny/haber,1E0B0C392EBF42178457FD9EDE7BA0B3.html

neljan
16-09-07, 08:38
http://img.sabah.com.tr/2007/09/16/pz/im/6B6D319631B0DA4799C26792r.jpg

Beren Saat: 'Sevgilisi olan birine hiç göz koymadım'

İnsanı şaşırtacak şekilde düzgün ve aklı başında konuşuyor. Henüz 23 yaşında olmasına rağmen ne istediğini ve nerede, nasıl davranacağını çok iyi biliyor. Her ne kadar sessiz sakin görünse de, bir Balık burcu olarak ona 'heyecanların kadını' demek yanlış olmaz.

Hatırla Sevgili dizisindeki başarılı oyunculuğunun yanı sıra, özel hayatıyla magazin basınının da hedefi haline gelen Beren Saat, kendisine yakıştırılan 'Gönül çelen kadın' imajından, biraz rahatsız. Ama emin olun, yine bir Balık olarak ona ket vurmak da imkânsız!..

Hayatın bir armağanı sanırım, sizin bugün burada olmanız. Bir yarışmaya katıldınız ve kısa sürede aranan bir oyuncu oldunuz. Bu kadarını hayal etmiş miydiniz?

- Hayır etmemiştim, daha doğrusu böyle önemli projelerde başrol almak için daha çok yolumun olduğunu düşünüyordum. Başarımdaki asıl pay çok yetenekli olamamdan değil, doğru insanlarla, doğru projelerde çalışmamdan kaynaklanıyor. Örneğin Hatırla Sevgili'de yönetmenimiz Tomris Giritlioğlu bana çok güvendi, başkası olsa bunu yapmazdı belki.

Dışarıdan baktığınızda nasıldı, içine girdiğinizde neyle karşılaştınız? Beklediğinizden çok farklı bir dünyayla mı?

- Çok büyük bir sürpriz ya da hayal kırıklığıyla karşılaşmadım açıkcası, aşağı yukarı beklediğim şeyi buldum. Tabii ki çok kolay olmasını beklemiyordum ama dizi çekmenin hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmadığını öğrendim. Çok zor şartlarda çalışılıyordu. İlk set günümde 24 saati devirince, "Bu böyle olacaksa, ben bu işi devam ettiremem," diye çok korkmuştum.

Peki ya ilişkiler?

- İşte o noktada biraz dejenere olmuş bir topluluk buldum karşımda. Sadece magazin haberlerinden ve insanların ilişkilerinden bahsetmiyorum... Çok bireysel bir iş olduğu için, egoların çok çarpıştığı ve insanların birbirine hiç güveninin olmadığı bir ortamdasınız. Hatta insanlar birbirini ezerek veya birbirinin ayağını kaydırarak bir şeyler başarmaya çalışıyor. Karşımda bu kadar 'güvensiz' bir popülasyon bulunca, bu beni üzdü açıkcası. Ama şimdi yapacak bir şey olmadığını görüyorum. Adapte olmayı, yaklaşan tehlikeyi sezmeyi ve korunmak için dikenlerinizi çıkarmayı öğreniyorsunuz. Sosyal çevrenizi de ona göre oluşturuyorsunuz tabii.

Sizi bugüne dek en çok ne rahatsız etti? Ya da en çok neden şikâyetçisiniz, diyeyim...

- Yanlış anlaşılmak... Zaten o yüzden de artık neredeyse hiç röportaj vermiyorum. Canlı bir program olursa, en azından söyledikleriniz olduğu gibi yayınlanıyor. Ama söylediklerinizin sizin ağzınızdan çıktığı gibi yazılmaması, okuyucuların gözünde sizi bir anda aptal ya da çok kıskanç biri durumuna düşürebiliyor. Tüm röportajın içinden bir cümleyi alıp başlığa taşıdığınızda çok aptalca bir ifade olabiliyor bu ve okuyucunun damağında sizinle ilgili kalan tat da o oluyor. Çünkü gerisini okuma ihtiyacı bile hissetmiyor...

Sizin adınız hep 'gönül çelen kadın' olarak anılıyor, neden?

- Öyle olması beklenildiği için. Çünkü insanlar şöyle düşünüyor, "Bu kız bir yarışmayla nereye geldi... Süreç buysa ancak bu şekilde bu noktaya gelmiştir," diye bir düşünce var insanların kafasında. Konservatuvar mezunu olsaydım, belki böyle yakıştırmalar yapılmayacaktı, eminim. Ama insanlar zamanla beni anlayacaklar...

Kimi zaman bir çekimde 24 saatten fazla vakit geçiriyorsunuz rol arkadaşlarınızla. Hayatınızın bu kadar önemli bir bölümünü paylaştığınız insanlar arasından birini kendinize yakın hissetmeniz çok doğal değil mi?

- Elbette olabilir ama bir de ön yargı var, 'Dizi setlerinde mutlaka herkes partneriyle bir ilişki yaşar,' diye. Benim adımın geçtiği her yerde Cansel Elçin (dizide Ahmet rolünde) adı geçiyor. Oysa yok öyle bir şey, hiç olmadı. Biz çok iyi dostuz. Ama dedikodulara artık hiç kulak asmıyorum. Çıkıp da "O benim sevgilim değil," diye bas bas bağıramam ki! Bir de size hiç fırsat tanınmıyor. Belki biriyle gerçekten aranızda bir elektrik vardır ama ne olacağını görmek için arkadaşlık edersiniz önce. Sorulduğunda da "Arkadaşız," dersiniz. Zamanla bir ilişki başlar ya da başlamaz. Ama sizi biriyle yan yana gördüklerinde hemen "Beraberler," deniyor. İlişki gerçekten başlarsa da bu kez "Hani arkadaştınız!" deyip yalancı durumuna düşürülüyorsunuz.

Görünen o ki hakkınızda çıkan haberler yüzünden başınız epey ağrımış...

- Benimle ilgili çıkan haberlere uzun zamandır ilk kez bu kadar incindim. Aslında ben bunları aştığımı düşünüyordum ama bazı şeyler insanı incitiyor. Ben hayatımda sevgilisi olan birine hiç göz koymadım. Ama çıkan son haberlerde ben birilerini 'ayıran' kadın durumuna düşürüldüm. Oysa ikinci kadınlara hep fazla refleks gösteren biriyimdir. Kendimi son dönemde hiç alakam olmayan olayların içinde gördüm. "Sen neymişsin be Beren!" gibi bir durum oldu. Hiç hak etmediğimi düşündüm bunları ve kırıldım.

Bir yarışmadan çıkıp kısa sürede bu kadar üne kavuşmak, çok kıskanılmayı da beraberinde getirdi mi sizce?

- Ben henüz istediğim yere gelmiş değilim, önce bunu söyleyeyim. Ama benim de tahminimden hızlı gelişti her şey. Sanırım, bu bazı insanlarda şöyle bir refleks yarattı: "Dur bakalım, bu iş bu kadar çabuk olmaz. Sen de bizim geçtiğimiz yollardan geçmek zorundasın. Senin de bir gün ayağın takılacak ve düşeceksin!" Bana karşı böyle bir ön yargının olduğunu görüyor ve hissediyorum.

Nasıl bir ailede büyüdünüz, onlarla birlikte mi yaşıyorsunuz?

- Ailem Ankara'da yaşıyor, ben şimdi İstanbul'da yalnız yaşıyorum. Benden beş yaş büyük bir ağabeyim var. Ama o kadar yaramazdı ki, ablalık hep bana düşerdi. Çok korunaklı büyütüldüğümü söyleyemem, öyle "Aman evin küçük kızı," gibi çok üzerime düşülmemiştir.

Dışarıdan bakıldığında 'yalnız' birine benziyorsunuz... Yoksa tam tersi mi?

- Neşeli, rahat ve konuşkan halim uzun süre sonra ortaya çıkar. Beni öyle çok konuşurken ve espriler yaparken göremezsiniz, bu çok kısıtlı bir çevrede olur. İnsanlara güvenmem gerek önce. Ama çocukluktan beri yalnız olmayı sevdiğim doğru. Küçükken de oyuncaklarımı alıp bir köşeye çekilir, kendi kendime çok oynardım. Yalnızken kafamı daha rahat toparlarım, sosyal biri olduğum pek söylenemez. Şimdi çevremi iyice küçülttüm, çok arkadaşım yok.

Yarışmayı kazanamayıp oyuncu olamasaydınız, ne değişirdi?

- O zaman pek bir şey değişmeyecekti. Ama oyuncu olmayı hep istedim, başka türlü mutlu olamazdım herhalde. Ben aslında Başkent Üniversitesi İşletme Bölümü'nde okuyordum. Ama baktım ki yapmak istediğim şey bambaşka ve buna engel olmam mümkün değil. O zaman "Bu böyle olmayacak," deyip karar verdim yarışmaya katılmaya.

Dizinin yeni bölümlerinde neler olacak biraz ipucu verebilir misiniz?

- Açıkcası ben de bilmiyorum, dizi çekildikçe öğreniyoruz biz de her şeyi. Ama çocuğun babasının Ahmet olduğu anlaşıldıktan sonra, Ahmet ve Necdet arasında kapışmalar başlayacak. Yasemin de kızını korumaya çalışacak ve iki erkeğin arasında kalacak.

Necdet'in Yasemin'i sevdiği gibi hiç karşılıksız bir sevgi mümkün mü sizce? Eli eline değmeden ve üstelik bir başkasını sevdiğini bilerek, bir erkek bir kadınla evli kalabilir mi?

- Aslına bakarsanız, ilk başlarda bana da çok ütopik geliyordu bu aşk. Ama şimdi biraz daha gerçeğe yakın geliyor nedense. Ne şartta olursa olsun, sevdiği biriyle aynı evde yaşamak, o insan için sevdiğine daha yakın olmak demek. Yani bir tür umuda tutunma hali. Belki aynı evde yaşadığınız sürece, onun da sizi seveceğini ve yakınlaşabileceğinizi düşünürsünüz. Ama bu ömür boyu sürmez çünkü herkes sevilmeyi ister. Zaten Necdet de başka bir kadından gördüğü sevgiye karşı koyamadı...

Peki ya bu durumda ortaya çıkan kıskançlık? Sevgisine bir an bile karşılık vermediğiniz biri, başka bir kadına gidince 'O benim!' telaşına kapılmak haklı bir davranış mıdır?

- Bunu çekimler biz de aramızda konuşmuştuk. Ama sanırım, sana ait bir şeyi kaybetmek kimsenin hoşuna gitmez. Varlığına alıştırıyor sizi, sevgisine alıştırıyor ve hayatınızı her anlamda kolaylaştırıyor. Böyle birini kaybettiği anda insan önce "Ama ben onu sevmiyordum ki," diye düşünemez. Onu kaybetmek sizde bir eksiklik duygusu yaratır. Ama elbette ki kıskanmaya hiç hakkkınız yok!

Hedefinizde ne var?

- İyi bir sinema kariyeri.

Hiç teklif aldınız mı?

- Evet bayağı teklif aldım.

Neden kabul etmediniz?

- Bunun için de doğru insanlarla yan yana olmayı ve doğru projeyi bekliyorum.

Nasıl karar vereceksiniz buna?

- Tamamen hislerimle hareket edeceğim. Bugüne kadar hep öyle yaptım. Gece senaryoyu okurum, sonra uyurum. Sabah uyandığımda kararımı vermişimdir...

Cevabı rüyanızda biri size söylemiş olmuyor, öyle değil mi?

- Uykuda ne oluyor bilmiyorum ama yok, öyle bir şey olmuyor!


http://www.sabah.com.tr/2007/09/16/p...9607CB9EE.html

erendiz
16-09-07, 10:15
Engin Ardıç (Akşam Gazetesi, 16 Eylül 2007)

http://www.aksam.com.tr/yazarlar.asp?a=0,10

Hatırla sevgiliii... o yakın tarihiii...


Yeni mevsimde yeni bölümleri başladı, hanımlar da mendillerini hazırladılar, sahur sofrasını akşamdan kurup televizyonun başına geçtiler. Bey teravihden gelecek, dizi biter bitmez yatılacak. Çocuklar çoktan uyudular.

“Hatırla Sevgili” dizisi, eğitimini tamamlayamamış ev hanımlarımızın hizmetindedir sevgili okuyucular.

Ve de iyi ki öyledir!

Çünkü Gaffur kovulduktan sonra “ötekinin” tadı kalmadı, Avrupa Yakası artık eskisi kadar ilginç değil.

Hanımlar, geri zekâlı Amerikan köylü kızlarının koca bulma çabalarını yansıtan birtakım “şovlar” izleyeceklerine, bunu seyretsinler.

Çünkü Hatırla Sevgili, evet mendil ıslattırıyor ama, yakın tarihimizi de öğretiyor.

Yaşlılar o günleri anmak için seyredeceklerdir bunu, gençler de öğrenmek için.

Çünkü başka türlü öğreten yoktur!

Bu dizide düşman aileler, birlikte büyüyüp de sonra hayatın ayırdığı kızla oğlan, biri sağcı biri solcu kesilen iki arkadaş, umutsuz aşk, erken ölüm, falan filan bütün “melodramatik öğeler” elbette olacaktır.

Fakat başka bir şey daha bulunacaktır: Türkiye’nin son elli yıllık serüveni.

Okullarda öğretilmez, ailede anlatılmaz, kitapları da kim gidip alacak da okumak zahmetine katlanacak?

Televizyon dizisinin bir görevi eğlendirmek ve oyalamaksa (tabii “asli görevi” olan reklam toplama ve para kazanmayı unutmayalım), bir görevi de toplumun alt tabakasına temel eğitim vermektir. Ally MacBeal nam sıska hatunun gönül maceralarını izlerken Amerikan hukuk sisteminin nasıl işlediğini, “Friends” ya da “Sex and the City” gibi bitmez tükenmez “kordelaları” seyrederken New York şehrinde sürdürülen çağdaş yaşam biçimini “çaktırmadan” öğrenirsiniz. (Jennifer Aniston’da o koca popo ne arıyor diye şaşıyordum, meğerse Girit asıllıymış haspa, konu açıklığa kavuştu.)

İşte burada da birçok vatandaşımız, Demokrat Parti, Adnan Menderes, 27 Mayıs, Yassıada duruşmaları, Salim Başol, kanlı pazar, 12 Mart, 12 Eylül falan filan gibi, yaşı tutmadığı için yetişememiş olduğu dönemleri, kulağına çalınmış ama pek de tanıyamadığı kişileri, o güne kadar kendisi için havada uçuşan birtakım kavramları, isimleri ve olayları yerli yerine oturtacaktır.

Çünkü bizim kuşağa “daha dün” gibi gelen şeyler, gençler için “milattan önce” sayılmaktadır.

Ah hanımlar ah... Geçen akşam izlediğiniz bölümde bir “kanlı pazar” var ya... 1969 yılının şubat ayı... Elbette size İstanbul’un fethi ya da Viyana kuşatması falan gibi gelir...

Çok sıcak, yazdan kalma bir gündü. Ceketimi giymemiş, daha sonraları “Ecevit mavisi” olarak tanınacak gömleğimin üstüne pardesümü geçirmiştim. Mithatpaşa Stadı’nda maç vardı (pardon, İnönü Stadı diyeyim de anlayınız), ve de maç seyircisi sayıca bizden fazlaydı!

Neyse ki arkalarda kalmışım, polis yürüyüş kolunu tam ortadan kesti. Öndekiler Taksim Meydanı’na girdiler, biz giremedik. Şenlik başlayınca Parkotel’in yanından Kazancı Yokuşu’nun alt başına kaçtım, sonra dönüp Teknik Üniversite’ye sığındım. Yaralıları getiriyorlardı...

Polis dedim, artık varolmayan “toplum polisi”... Biz onlara Fruko derdik, miğferleri gazoz kapağını hatırlatırdı...

Burnumun dibinden uçarak geçen koca koca kaldırım taşlarını hiç unutmadım.

Bir pankartın bir ucunu tutuyordum, Beyazıt’tan daha Çarşıkapı’ya varmadan adamın biri çıkageldi, elindeki jiletle, pankartın beziyle sopasının arasına bir çentik attı. “Ne yapıyorsun?” dedim. “Çatışma başlayınca buradan tutar yırtarsın, sopayı ayırıp kavgaya girmen kolay olur, öbür türlü yırtamazsın, zorlanırsın” dedi.

Bir de beyaz Volkswagen vardı yahu buram buram Birinci Şube kokan, içinden çıkanlar “tanklarıyla toplarıyla gelseler dahi, komünist olacak Türk’ün ülkesi” diye slogan atarak akılları sıra başımızı yakmaya çalışıyorlardı...

Pardon, yakın tarih mi demiştiniz? Hay Allah, dizide Necdet Yasemin’i mi yoksa Güzide’yi mi seviyordu acaba?

Ne var ulan, 1969 yılının şubat ayında ben de sırılsıklam Müjgân’a âşıktım. Dizisini mi yaptık, sustuk oturduk. Herkesin yakın tarihi kendine.

Pimolisa
18-09-07, 19:03
ALBÜM(D&R Satışları)
Yerli

1. Kemal S. Gürel,Erdal Güney, Hüseyin Yıldız Hatırla Sevgili

2. Çeşitli Ezginin Günlüğü

3.Şebnem Ferah İstanbul Konseri

4.Nev Işığım ve Gölgem

5.Pinhani İnandığım Masallar

6. Ferhat Göçer Yolun Açık Olsun

7. Sibel Can Akşam Sefası

8.Çeşitli Pop Mix

9. Kenan Doğulu Yedibuçuk

10. Şevval Sam Sek



KAYNAK: 14 Eylül Cuma Hürriyet Cuma eki...
[İnterten sayfasında bu habere yer vermemiş ama haberi makasla kestim isterseniz tarayıcıdan geçiririm]

averaj
19-09-07, 02:31
Hatırla sevgili, kışta idik!

GEÇEN sezonun en flaş dizilerinden Hatırla Sevgili, atv ekranlarına muhteşem bir dönüş yaptı. Yapımcı Tomris Giritlioğlu ve ekibi, geçen sezonun başarısından aldıkları güç ve moralle sanki diziye daha bir asılmış gibiydiler... Ancak bunca güzellik arasında bir nokta canımı sıktı. Başta Ahmet (Cansel Elçin) olmak üzere neredeyse tüm oyuncular bronz renkteydi. Belli ki iyi bir tatil geçirmişler. Tabii ki tatil, en doğal haklarıydı. Hele yoğun bir tempoyla geçirdikleri geçen sezondan sonra... Ancak unuttukları bir ayrıntı vardı. Hatırla Sevgili sezona "kış görüntüleriyle" başlayacaktı. Kış mevsiminde ekranda güneşten kararmış yüzler, bronz tenler görmek garibime gitti. Oyunculuk en başta "özveri" ister. İnsanın bazen "güneş altında şezlongdan" da fedakarlık etmesi gerekir. Bir hatırlatayım dedim...

http://www.sabah.com.tr/gny/haber,223DF77DF9224E1BAB34103E41607FB1.html

erendiz
20-09-07, 23:10
fahri aral'ın artık danışmanı olmadığı dizi. kendisi konu hakkında şöyle bir açıklama yapmıştır:
bir aciklama

bir suredir atv’de yayinlanmakta olan hatirla sevgili adli dizinin 25. bolumu’nden itibaren danismanligini yapmaktaydim. bu danismanligi kabul etmemin basta gelen nedeni, bir donem dizisi oldugunu iddia eden boyle bir yapimda yansitilacak tarihi gercekleri, olaylari bizzat yasamis biri olarak, yeni kusaklara saptirmadan, dogru olarak aktarilmasina katkida bulunmak kaygisiydi.

ne var ki, 32. bolum’den sonra meydana gelen gelismeler, hatirla sevgili’de “reyting ugruna” yapilan bazi seylerin nasil bir anti-demokratik ve sansurcu mantiga donustugunu gostermis oldugu icin kendimi konuyla ilgili bir aciklama yapmakla sorumlu saydim.

soyle ki, 32. bolumdeki bir hapisane sahnesinde deniz gezmis’i canlandiran oyuncu, subat 1969’daki kanli pazar olaylarindan sonra basin toplantisi duzenleyen donemin istanbul valisi vefa poyraz’in radyoda yayinlanan sozlerine tepki duyarak, “...olaylari yaratanlar ilim yayma cemiyeti uyeleri degil mi, zaten bu adam da bu cemiyetin seref uyesi degil mi..” seklinde sozler sarfeder.

bolumun yayinlanmasinin ertesinde ise ilim yayma cemiyet’nin simdiki yoneticileri bu sozlere tepki duyarak, bunu yapimci kurulusa iletir ve duzeltilmesini ister.
isin tuhaf ve kamuoyu tarafindan bilinmesini istedigim onemli yani; yapimci kurulus yoneticilerinin ilim yayma cemiyeti’nin bu tepkisi karsisinda danisman olarak beni sorumlu tutmasidir.

bu bolumde tepkilere neden olan bilgiler dahil danismanlik surem boyunca senaryo yazimindan cevre duzenlemesine kadar gerekli tum bilgileri, bizzat yasadiklarimdan ve danismanliga basladigimdan beri dizinin yapimcilarina da actigim kisisel arsivimdeki cesitli kaynaklardan (gunluk gazeteler, dergiler, bildiriler, afisler, fotograflar ve sozkonusu bolum icin de ant haftalik dergi sayi) derleyerek, yapimci kurulusun cesitli kademelerinde gorevli calisanlarina yazili ve sozlu olarak ilettim.

bunun yanisira 32. bolum’un senaryosinda yeralan ve “tepki” toplayan diyalogun onerisini de deniz gezmis’i taniyan, uslubunu ve konusma tarzini bilen biri olarak ben yaptim.

turkiye tarihinin en onemli donum noktalarinda, “kimi zaman yirmi yilda yasanacaklarin yirmi saatte yasandigi” donemlerde tarihe tanik olmus biri olarak bu danismanlik suresi icinde yasanan gercekleri dile getirmeye, bunlarin yeni kusaklara dogru olarak aktarilmasina calistim.

bunun bilincinde olarak, basta inandiklari daha guzel bir dunya ugruna idam sehpalarina giden denizlerin ve bu ugurda can veren onlarca arkadasimin anisina saygi duydugumdan, sozkonusu dizinin danismanligi ile hicbir iliskimin kalmadigini duyurmak istiyorum.

(sekvotka, 21.09.2007 00:05)

erendiz
21-09-07, 10:01
Yukarıdaki haber için ayrıca bkz:

http://www.bianet.org/bianet/kategori/medya/101882/hatirla-sevgili-hatirlatma-danisman
ya da

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=233458&tarih=21/09/2007

dilekce
21-09-07, 15:00
Sizleri Türk izleyicisinin sabrına emanet ediyorum

...............

Gelgelelim, Türk dizilerinde hiçbir şey olmuyor. Sezon, 150 gibi rakamların telaffuz edildiği onlarca yeni ve onlarca 'hiçbir bölümünde hiçbir şey olmayan' diziyle yeniden 'doldur boşalt' yapıyor ve ben Türk izleyicisinin sabrını hayretle izliyorum

................
7) Çok basit devamlılık, gerçekçilik ilkelerine bile riayet edilmemesi (Hatırla Sevgili gibi kalburun üstünde kalan bir dizide bile, lapa lapa kar yağarken çiçeğe durmuş yemyeşil ağaçlar çerçeveye girebiliyorsa...)


Nihal B.KARACA

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=591181

beroşum
22-09-07, 17:26
Türk musikisinin 'Miras'ı kayda geçti
Klasik dönemden günümüze Türk musikisinin önemli eserleri, 'Miras' adlı eserde bir araya getirildi. Beş albümde yer alan tüm eserleri TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Melihat Gülses seslendirdi. Şimdilik Kale Grubu'nun prestij eseri olan çalışma, yakında tüm müzikseverlerle buluşacak.
http://medya.zaman.com.tr/2007/09/09/miras.jpg
Musikimiz, geçmişimizden bize kalan en önemli kültür miraslarından biri. Bu büyük müzik mirasından bihaber ve son günlerin tabiriyle bu konuda neredeyse 'komple yitiğiz'. Türk müziğinde klasik dönem kiminle başlar? Musikimizin en önemli bestelerinden biri olan nevâkâr'ı kim bestelemiştir? gibi soruların cevabını çok az kişi bilir. Kaçımız hayatında bir kez de olsa segâh veya şevkefza makamında bir şarkı dinlemiştir? Onu da Allah bilir. Türk musikisini yeniden gündeme getirmek için son yıllarda önemli çalışmalar yapılıyor. Birkaç gün önce bunlara bir yenisi eklendi. Adı 'Miras'. Alt başlığı ise 'Geçmişten Günümüze Türk Musikisi'. Kale Grubu'nun, seramikteki 50'nci yılı anısına hazırlanan arşivlik bir proje. Yapımını Akustik Müzik'in üstlendiği çalışmanın müzik yönetmeni besteci Necip Gülses. 5 albümden oluşan 'Miras'ta Dede Efendi'den Itri'ye, Kemani Ali Ağa'dan Sadettin Kaynak'a kadar birçok bestekârın bestesi yer alıyor. Eserlerin tümü TRT İstanbul Radyosu sanatçısı Melihat Gülses tarafından seslendirilmiş. Çalışma, şimdilik görkemli bir prestij eser olarak dağıtılıyor. Fakat projenin yapımcısı Metim Gım, çok yakın bir tarihte albümlerin sırayla müzikseverlerle buluşacağının müjdesini veriyor.

Her dönemin bir albümü var

Miras, daha önce bu konuda hazırlanan eserlerden biraz farklı. İçeriğiyle, keşke yayınlanan bütün prestij eserleri böyle olsa dedirtiyor. Çünkü içinde sadece şarkılar yer almıyor. Çalışma, dört değerli bir arşiv niteliğinde. Örnek olarak seçilen şarkıların notalarının bulunduğu 118 sayfalık kitapta, Türk musikisinin dönemleri ve bu dönemlerin önemli bestekârlarının kısa hayat hikayeleri de anlatılıyor. Ayrıca yabancıların da Türk musikisine ilgisini çekmek amacıyla kitaptaki metinlerin İngilizceleri de yanında veriliyor. Miras'ta yer alan albümler, 'Klasikten Neoklasik Döneme', 'Neoklasikten Romantik Döneme', 'Romantik Dönemden Günümüze', 'Günümüz Türk Müziği' ve İbrahim Bodur Güftelerinden Şarkılar' başlıklarıyla hazırlanmış. Hem tarihsel hem de sanat seviyesi anlamında birbirine bağlı olan beş albüm, tarihsel olarak keskin çizgilerle ayrılmamış, birbirinin devamı olacak şekilde hazırlanmış. Örneğin ilk albüm, sadece klasik dönemi temsil etmiyor, aynı zamanda neoklasik döneme ait eserler de içeriyor. İkinci albüm neoklasik ve romantik dönemi yansıtırken üçüncü albüm, dinleyiciyi romantik dönemden günümüze getiriyor. Dördüncü albüm ise günümüz Türk musikisi eserlerini kapsıyor. Aslında çalışmanın özü dört albümden oluşuyor. Beşinci albüm Kale şirketlerini kurucusu İbrahim Bodur'un sözlerinden bestelenmiş.

'İyi sunulursa Türk müziği hak ettiği yere gelir'

Melihat Gülses'e, Derya Türkan, Yurdal Tokcan, Salih Bilgin ve Uğur Işık gibi günümüzün önemli virtüözleri eşlik ediyor. Projenin müzik yönetmeni Necip Gülses, böyle bir çalışmayı uzun yıllardır planladıklarını söylüyor. Daha önceki yıllarda aynı zamanda eşi olan sanatçı Melihat Gülses ile çıkardıkları 'Narçiçeğim1-2' albümleri meğer bu çalışma için bir hazırlıkmış. Eserin adının 'Miras' konulmasının birçok gerekçesi olsa da en önemlisini Necip Gülses söylüyor: "Kültür ve sanat değerlerimiz, bizim ülkemizde, toplumumuza bir mirastır. Sanatçının görevi bu mirası koruyarak, büyüterek, düzgün ve seviyeli bir şekilde geleceğe aktarmaktır." Peki bu miras günümüzde korunabiliyor mu? sorusunu, 'Maalesef hayır' diyerek cevaplıyor Gülses ve medyanın, özellikle TV'lerin Türk musikisine yeterince yer vermediğinden yakınıyor. "Medya bu güzide eserleri yeterince halka sunsa, bugün Türk musikisinin yeri buralarda olmazdı." diyen Necip Gülses, bu görüşünü bir örnekle savunuyor: "Mesela Muhlis Sabahattin'in yaklaşık yüz yıl önce bestelediği 'Hatırla Sevgili' şarkısı her hafta bir dizide çalınıyor. Yapılan albüm, 400 bin satıyor. Demek ki sorun, eski şarkılarda değil. Halka layıkıyla sunulup sunulmamasında."

sinem_kal90
22-09-07, 18:47
HEPSİ KÖTÜ BAŞLADI

...Kimselere kapısını açmadıkları dizi setlerinin kapılarını ardına kadar açmışlar. Çeşitli magazin programlarının kameralarına mutfaklarını dolaştırıyorlar. Anladık ki artık onlar da reyting kaygısı taşıyorlar. Yoksa bu ekip kolay kolay ne yayın saatini değiştirir ne de magazin programlarından medet umardı. Bu sezon Yaprak Dökümü ve Hatırla Sevgili dışındaki hiçbir dizi, yeni döneme bıraktığı yerden başlayamadı. Hepsinde belirgin bir tutukluk, reytinglerindeyse bariz düşme vardı...

kaynak: vatan gazetesi
http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=22.09.2007&Newsid=138009&Categoryid=4&wid=132

erendiz
25-09-07, 09:38
Radikal Gazetesi, Radikal 2 ekinden: 23 Eylül 2007,
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7499

Ve, Hatırla Sevgili
Bu belki de, ekranların en iyi niyetli dizisinin en büyük sorunu, iki ayrı koldan ilerleyen öykülerin nedense bir bütün haline gelememesi. Bu fark, 27 Mayıs dönemi anlatılırken belki fark edilemiyordu ama tarih yakınlaştıkça iyice belirginleşti. Tamamen tesadüf de olabilir ama Sıla'dan hemen sonra başlayan Hatırla Sevgili'nin cam-arkası-solo-tiradları onu da geçti.
Dizinin bir diğer eksisi kalabalık sahneler. Deniz'in (Berk Hakman) faşistlerce bıçaklandığı sahnede, o yerde yatarken arkada devam eden "çatışma" müsamerenin bir derece üstüydü. Bir "climax" böyle mi harcanırdı? Hele Deniz'in (acaba kaç faktör güneş yağı kullanmıştı o bronz ten için?) sevgilisi Defne'nin (Belçim Bilgin) tam üç kez "Beni korumak için oldu" demesi, iyi gününde olsa bile, biraz eleştirel izleyicinin sinirlerini gerebilirdi.
Dizinin yüreği solda olsa da aklının merkezde olduğundan kuşku yok. Deniz'in yaralanmasından sonra hastaneden çıkan sağcı Yaşar'ın (Umut Kurt)
"pis faşist" denerek acımasızca dövülmesi, dönemin "bir onlardan, bir bunlardan" mantığına pek uygundu. Ama o dönemin örgütlenmiş sağ saldırıları ve frukoların yanlı tavrı konusunda dürüst davranıldığını söylemek de boynumuzun borcu. Bir de küçük ayrıntı Deniz vurulduğunda 'Bang-bang' çalıyordu. 68 gençliği (ne demekse?) Bang-bang'i Cher'den (hani vardı ya Sony and Cher) dinledi. Nancy Sinatra'nınki buralarda, Kill Bill sonrasında dile 'düş'tü.
Sonuç: Ekranın Bıçak Sırtı, Yaprak Dökümü, Ezo Gelin... gibi dizileriyle birlikte, -80 küsurdan- öne çıkan bir yapım. Ahh, bir de dizilerin reyting kaygıları bu kadar kendini belli etmese.

7th_Art
29-09-07, 12:22
FAVORİSİ HATIRLA SEVGİLİ

http://img206.imageshack.us/img206/1905/adsztk0.png

Hülya Avşar, Kanal D, atv, Star TV, FOX ve Show TV gibi ulusal televizyon kanallarında şov programı yapma olanağı bulamayınca Digitürk'ten yayın yapan tematik kanallardan TürkMax'la anlaştı.

15 Ekim'den itibaren TürkMax'te 19.30'dan itibaren her gün "Hülya Avşar Stüdyosu"nu yapacak olan Avşar'la Digitürk dergisi bir söyleşi yaptı.

Avşar şu açıklamamları yaptı

"Bence bu program diğer kanalların çok üstünde olacak, programı seyretmek için bir çok insan Digitürk alacak."
TürkMax'te haftanın beş günü program yapmaya hazırlanırken "Televizyon seyretmek benden uzak. Akşam eve gittiğimde zaten Zehra ile ilgileniyorum. Onun yatması 21.30'u buluyor. Ben de bir şeyler okuyunca saat 23.00'ü buluyor. Bir tek 'Hatırla Sevgili'yi seyrediyorum" dedi.

Milliyet

averaj
30-09-07, 02:00
Dokunduğu yıldız oluyor

EYLEM BİLGİÇ GÜNAYDIN

Cansel Elçin, Beren Saat, Bülent İnal, Tuğba Büyüküstün, Begüm Birgören... Hepsinin ortak özelliği; yönetmen, yapımcı, proje tasarımcısı Tomris Giritlioğlu tarafından keşfedilmeleri. Giritlioğlu'nun, atv için çektiği Kara Yılan'da sihirli değneğini dokunduracağı yeni yıldız adayları ise Ezgi Çelik ve Elvin Aydoğdu..

Kurşun Yarası, Çemberimde Gül Oya, Kırık Kanatlar ve Hatırla Sevgili'yle dönem dizilerini hayatımıza sokan yönetmen, yapımcı ve proje tasarımcısı Tomris Giritlioğlu'nun bir özelliği de dokunduğunu şöhret yapması. Yaptığı dizilere seçtiği isimler, bir yıl içinde herkesin peşinden koştuğu bir yıldız oluyor. Cansel Elçin, Beren Saat, Bülent İnal, Tuğba Büyüküstün ve Begüm Birgören hep Tomris Giritlioğlu'nun keşfettiği ve önemli roller vererek parlattığı isimler. Giritlioğlu, bugünlerde, atv için yeni bir dönem dizi çekiyor: Kara Yılan. Usta yapımcı, bu dizide de yeni yıldızlar doğacağının ipucunu veriyor.

* Bu sezon hangi projelerde imzanızı göreceğiz?
Bu yıl atv'nin yapımcılığında hazırladığımız, Sis Yapım ve benim proje tasarımını yaptığımız çok önemli bir proje var: 'Kara Yılan'. Yine bir dönem dizisi. Bir de başka bir kanal için, kendi memleketim olan Antakya'da bir dizi çekiyoruz.

SEYİRCİ KARAKTERİ DEĞİŞTİ
* Siz dönem dizilerini seyirciyle tanıştıran kişisiniz. Dönem film ve dizilerine ilginiz nereden kaynaklanıyor?
Dönem dizilerini daha önce sadece TRT yapıyordu. Ben TRT kökenli bir yönetmenim, TRT benim için bir okul oldu. İlk dönem dizisi olan ve yine atv'de yayınlanan 'Kurşun Yarası'nın proje tasarımını yapmıştım, ilk kez bir özel kanal için çok uzun soluklu bir dizi hazırlamıştık. Çok büyük ilgi görmüştü. 'Kurşun Yarası' olmasaydı, arkasından gelen dönem dizilerini yapmam mümkün olmayabilirdi. Kurşun Yarası'nın başarısı diğerlerini hazırladı.

* Türk halkı da çok sevdi dönem dizilerini. Seyircinin ilgisini neye bağlıyorsunuz?
Çünkü toplum değiştikçe seyirci karakteri de değişiyor ve kendi tarihiyle, insanıyla yüzleşmekten hoşlanıyor, daha değişik bir tat alıyor. Tabii öğretici ve geçmişi hatırlatıcı olma durumu da var dönem dizilerinin. Birbirine çok benzeyen diziler arasında, dönem dizileri biraz sıyrılıyor gibi geliyor bana. Ben de tarihi güncelleştirmeyi seviyorum ve bugüne göndermelerle geçmişi anlatmaya çalışıyorum.

RİSK GÜZELDİR
* Dönem dizisi çekerken taraf olmamak gibi bir endişeniz oluyor mu? Örneğin 'Hatırla Sevgili'de sağ sol çatışmalarını anlatırken objektif kalmayı başarabiliyor musunuz sizce?
'Hatırla Sevgili' iki seyirci grubuyla da bağ kurabildi. Muhafazakar seyirci de, soldaki birçok seyirci de sevdi diziyi, çünkü bizim tarafsız kalabilmek için olağanüstü bir çaba harcadığımızı hissetti bence. Biz 'Hatırla Sevgili'de ilk kez geniş bir danışman kadrosuyla çalışma imkanı bulduk. O danışmanların her bölüm için gönderdiği raporlar da bu tarafsızlığımızı korumamıza yardımcı oluyor. Ben seyircinin şunu bilmesini istiyorum ki; 'Hatırla Sevgili' son derece art niyetsiz, dürüst ve samimi bir şekilde ekrana getiriliyor.

* Siz tarihe meraklısınız galiba...
Aslında siyasete meraklıyım gençliğimden beri. Ve filmlerimdeki özü, dizilerde devam ettirmeye çalışıyorum. Evet, biraz riskli işler yapıyorum ama risk her zaman güzeldir. Bu duygu bazen yenilgiyle sonuçlanabiliyor ama başarıyla yenilgi iç içe geçtiği zaman daha doğru işler yapabiliyorsunuz. Ben hayatta hep başarılı olmayı isteyen biri değilim. Yenilgi ne yapmamam gerektiğini öğretiyor bana.

ÇOK ÇALIŞIYORUM
* Yönetmenliğiniz, yapımcılığınız, proje tasarımcılığınızın yanı sıra cast seçiminizle de çok ünlüsünüz. Sizin için 'Şöhret Avcısı' diyorlar. Oyuncu seçiminizi neye göre yapıyorsunuz?
Bütün bu saydığınız sıfatlar içinde, kendimi gerçekten başarılı bulduğum yanım cast duygum. Onda yanılma payımı çok aza indirdim artık. Burada da sezgi ön plana çıkıyor. Ben bir projeyi tasarlamaya başladığım zaman, karakterin karşılığını bulamıyorsam mutlaka bir no name (ünlü olmayan kişi) arıyorum. O karakter bir yerlerde var diye düşünüyorum. Bir de çok çalışıyorum, Türkiye'deki bütün oyuncu gruplarını, hatta oyunculuk öğrencilerini takip etmeye çalışıyorum. Bu yönetmen duyarlılığı ve sezgisiyle birleşince de cast'ı yapmak kolaylaşıyor.

Sizin sayenizde tanıdığımız oyuncular, gün gelip başka yapımcıların projelerinde yer almak için size 'Hoşçakal' dese kırgınlık hisseder misiniz?
Hayır, hissetmem. Belki bu soruyu dört yıl önce, yani piyasaya ilk girdiğimde sorsaydınız, böyle bir kırgınlık yaşayabilirim derdim. Ama şimdi yaşamam, çünkü artık şunu biliyorum; birini kaybederseniz, demek ki siz ona, o proje kadar yeterli ve düzeyli bir şey hazırlayamamışsınız demektir. Bugüne kadar böyle bir şey yaşamadım ama bundan sonra yaşayacak olursam, en ufak bir kırgınlık hissetmeyeceğimi onlar bilir.

EYVAH YA GİDERSE
* Ama aslında hayal kırıklığ