Melal
19-01-07, 16:01
Dizimiz ve oyuncularımızla ilgili basında çıkan haberleri bu bölümde paylaşalım...
|
Tüm Versiyonu Göster : Hatırla Sevgili - Basında Çıkan Haberler Melal 19-01-07, 16:01 Dizimiz ve oyuncularımızla ilgili basında çıkan haberleri bu bölümde paylaşalım... OXFORD 19-01-07, 16:18 Ekrana 'darbe' vurmaya geliyorlar! atv'nin yeni dizisi 'Hatırla Sevgili' darbe dönemini mercek altına alacak. Dizide başrol oynayan Beren Saat, Cansel Elçin ve Okan Yalabık, Türkiye için dönüm noktası olan bir olayı anlatan bu projede olmanın heyecanını yaşıyor. Türkiye'nin en kritik zamanlarından darbe dönemini konu alan 'Hatırla Sevgili', yeni sezonda atv'nin en iddialı projelerinden... Yarı belgesel, yarı drama tadındaki dizi, Adnan Menderes'in hayatından ve dönemin siyasi ortamından kesitler sunuyor. Başrolleri ise Aşka Sürgün'ün Zilan'ı Beren Saat, Kırık Kanatlar'ın Yüzbaşı Cemal'i Cansel Elçin ve Serseri'nin yakışıklı oyuncusu Okan Yalabık paylaşıyor. SİYASET, AŞK VE ACI İÇİÇE Fonda Türkiye'nin yaşadığı olayların anlatılacağı 'Hatırla Sevgili'de, ana tema karşıt görüşlü iki büyük aile ve karakterlerin toplumla beraber değişen iç dünyaları, yaşadığı aşklar, acılar... Dizinin yapımcılığını atv, prodüktörlüğünü Ilgaz Giritlioğlu üstleniyor. Proje tasarımı Sis Yapım- Tomris Giritlioğlu'na ait olan dizinin yönetmeni Faruk Teber. Senaryo, Nilgün Öneş, Şebnem Çıtak ve Aylin Alıberen imzası taşıyor. Dizinin oyuncu kadrosunda usta isimler Avni Yalçın, Engin Şenkan, Lale Mansur ile Ayda Aksel, Hüseyin Avni Danyal, Nergis Öztürk, Meltem Parlak ve Turgay Aydın da yer alıyor. Dizide Yasemin karakterini canlandıran genç oyuncu Beren Saat, rolüyle ilgili şöyle konuştu: "Saf bir genç kızın kadınlığa geçişini simgeliyor Yasemin. Babası Yassıada'da yargılanan bir Demokrat Parti Milletvekili. Sevdiği adam, babasını yargılayan heyet arasında bulunan savcı yardımcısı Ahmet. Babasını yargılayan savcı da, Ahmet'in babası. İhtilal, iki dost aileyi de iki genç insanın büyük sevdasını da parçalayacak." ÇOK HEYECANLANDIM Savcının oğlu Ahmet'i canlandıran Cansel Elçin projeye güvendiklerini belirterek heyecanını şöyle dile getiriyor: "Senaryo elime geçtiğinde çok heyecanlandım. Ülkemiz için dönüm noktası olan bir dönemi anlatacağız. İzleyiciler bu döneme bizim gözlerimizden tanıklık edecek. Tarafsız bir şekilde anlatmaya çalışacağız..." Okan Yalabık: Bu Proje Beni Yükseltti Dizide pastacı Nejdet karakterini canlandıracak olan oyuncu ise Okan Yalabık. Yakışıklı oyuncu, 'Hatırla Sevgili'deki rolüyle son beş yıldır bir oyuncu olarak hiç yükselmediği kadar bu projede yükseldiğini söylüyor: "İnanılmaz bir şekilde heyecanlıyım. Çünkü daha önce denenmemiş, hiç yapılmamış bir şeyi yapıyoruz. Ekranlarda birbirine benzeyen ve birbirini tekrar eden projelerin arasında ilk defa böyle bir konu ekrana gelecek. Klişelerden uzak gerçek bir olayı ekrana taşıyacağız. İzleyicilerin gerçekten keyifle izleyebilecekleri bir iş olacak." kaynak : sabah OXFORD 19-01-07, 16:22 http://img378.imageshack.us/img378/9369/hatrlasevgili13my0.jpg http://img431.imageshack.us/img431/911/hatrlasevgili11aj5.jpg OXFORD 19-01-07, 16:27 Bir televizyon dizisinin setinden izlenimler Adnan Menderes'le düşen uçakta... Hayatımda ilk kez bir televizyon dizisine danışman oldum. Tomris Giritlioğlu'nun proje tasarımını yaptığı dizi 1950'li yıllarda başlıyor. Biri CHP diğeri DP'li iki komşu ailenin çocukları arasında yaşanan bir aşkı anlatıyor. Başrollerden birinde Adnan Menderes de var. Hayatını belgeselleştirdiğimiz başvekille nihayet sette tanışma imkanı buldum Tomris Giritlioğlu telefon etti aylar önce... "Yeni bir diziye başlıyorum. Senaryosuna danışmanlık yapar mısın?" dedi. Tomris'le tanışıklığımız 1980'li yıllara, Nokta dergisi çevresine ve TRT'ye gider. "Kantodan Tangoya" belgeselinden "Salkım Hanımın Taneleri", "80. Adım", "Yaz Yağmuru" gibi filmlerine kadar birçok yapıtını senaryo ya da montaj aşamasından itibaren izlemişimdir. Tomris "Salkım Hanım"la ödüle, alkışa ve eleştiriye boğulduktan sonra İstanbul'a taşındı. Sinemaya ara verdi. TV dizilerine yöneldi. Orada da kısa zamanda kendini fark ettirdi. Kanal D'de yayınlanan "Sultan Makamı", "Seher Vakti", "Çemberimde Gül Oya", "Kırık Kanatlar", "Ihlamurlar Altında" gibi sevilen dizilere proje tasarımcısı olarak imza attı. "Hatırla Sevgili" Bunlar iyi de, benim diziyle ne ilgim var? Ben de onu sordum tabii... "Çekeceğimiz yeni dizi 'Hatırla Sevgili', 1950'lerde başlıyor, bugüne uzanıyor. Yıllar yılı komşu ve dost olan biri CHP'li diğeri DP'li iki ailenin bir askeri müdahaleyle ayrılan yollarını ve kuşaklara yayılan öyküsünü işliyoruz" dedi. Döneme dair belgeseller yaptığım için benimle çalışmak istiyordu. İki danışman daha olacaktı: Yılmaz Karakoyunlu ve Ferhat Kentel... Aklımın ermediği konulara karışmamayı ilke edinmişimdir. Ama hem "Demirkırat", "12 Mart" belgesellerinin birikimini değerlendirme hem bir dizi senaryosunun ekibinde yer alma düşüncesi cazip geldi; kabul ettim. Menderes ekranda İtiraf edeyim ki, neyi kabul ettiğimi de pek bilmiyordum. Bir süre sonra çok maharetli bir ekibin elinden çıktığı belli olan senaryo taslakları gelmeye başladı. Öykü gerçekten güzeldi. Modern bir Romeo-Jüliet hikayesi... Üç kuşağa mal olan siyasi kargaşanın gölgesinde yaşanan bir aşk masalı... Dizi 1959 yılında başlıyor ve karakterlerini dönemin bütün önemli olaylarının içinden geçirerek büyütüyor, bugüne getiriyordu. Olayların akışı içinde dönemin Başvekili Adnan Menderes de (bildiğim kadarıyla televizyonda ilk kez) canlandırılacak, 27 Mayıs ve Yassıada sahneleri dizide yansıtılacaktı. "Kazayla başlasak?" Tatilde, iş aralarında, uçak yolculuklarında sürekli senaryo okur oldum. Ve tabii danışmanlık icabı, fikir geliştirmeye başladım. Bebek'teki ilk toplantıda "yumurtladığım" ilk fikir, bana pek masum görünmüştü. "Madem politik fonu güçlü bir film yapıyoruz ve kahramanlarımızı o fonun içinde ortaya seriyoruz, o yıla ve döneme damgasını vuran önemli bir olayla başlasak ya..." dedim. Ekip "O olay da ne ola ki?" merakıyla baktı: "Uçak kazası..." dedim: "Menderes'in 1959'da Londra'ya giderken geçirdiği uçak kazası onun kişiliği üzerinde de, dönemin politiği üzerinde de büyük etki yaratmış bir olaydır." Ayrıca kazanın, dizi için çok etkileyici bir açılış sahnesi olacağına da inanıyordum. İlk andan herkesin aklına yattı. Ancak bu masum önerinin nasıl büyük bir prodüksiyon çalışması demek olduğunu ancak geçen hafta dizinin ilk setine gittiğimde anladım. Sette Kaza sahnesi için Genelkurmay Başkanlığı'na başvurulmuş ve Hava Harp Okulu'nun Havacılık Müzesi'nde çekim yapabilmek için izin alınmıştı. Şansa bakın ki, müzede düşen uçağın aynısı vardı. 1956'da hizmete giren Vickers 794 Viscount tipi uçak, yıllarca Başbakanlık'a hizmet verdikten sonra askeriyeye devredilmiş ve sonunda müzelik olmuştu. Müzede meraklıları beklerken bir anda dizi sayesinde şöhret şansı bulmuştu. Benim gittiğim gün, dizinin ilk çekim günüydü ve sanırım dizinin usta yönetmeni Faruk Teber başta ve dizinin ("Kırık Kanatlar"dan tanıdığınız) başrol oyuncusu Cansel Elçin dahil olmak üzere herkes fikir sahibine verip veriştiriyordu. Çünkü uçağın bulunması, içinde sarsıntı sahnelerinin çekilmesi, kaza efektlerinin ve animasyonların yapılması, Menderes'in kaza sonrası uçak içindeki halinin canlandırılması son derece zor olmuştu. Gördüklerim karşısında utanarak "Benimki sadece bir fikirdi" diyebildim. Menderes'le Bu arada da Adnan Menderes'le tanıştım. Makyöz Nurşad Toprakidis, Hüseyin Avni Danyal'ı 1,5 saatlik uğraştan sonra Adnan Menderes'e dönüştürmüştü. Menderes'in eldeki bütün görüntü ve fotoğrafları incelendikten sonra Danyal'ın saçları bu rol için geriye doğru açılmış ve boyanmış, başvekilin kalın kaşları, kıllar tek tek yapıştırılarak yapılmış, yanakları doldurulmuştu. Adeta baştan yaratılan oyuncuya Menderes'i canlandırmak için nasıl çalıştığını sordum: "Hem sizin 'Demirkırat'ı hem de 'Yüzyılın Aşkları'ndaki Menderes bölümünü defalarca ve dikkatle izledim" dedi. Menderes'in yürüyüşünden mimiklerine, gülüşünden el hareketlerine, ifadesinden tavırlarına kadar her ayrıntıyı zihnine kaydetmiş, defalarca çalışmış ve resimdeki adama müthiş benzemiş. Üç-beş dakika için Nihayet çekim başladı. Ben gittiğimde dizinin erkek kahramanı, düşecek uçakta Başvekil Menderes'le tanışıyordu. Diyaloglar elden geçiriliyor, makyaj kim bilir kaçıncı kez düzeltiliyor, başbakanın ışığı, bakışı, ifadesi deneniyor, kamera hareketleri kontrol ediliyordu. Figüranlarla birlikte 100 kişilik bir ekip işbaşındaydı. Ve müzedeki çekim, sabaha kadar sürecekti. Aylardır süren bu hummalı hazırlığın sonucunu, kasımda başlayacak dizinin hepi topu üç-beş dakikalık başlangıç sahnesi olarak izleyeceksiniz. Onca emek bu üç-beş dakika için... Uçak titremeye başlarken ben setten ayrıldım. Ve bir daha senaryoya ilişkin öneride bulunurken iki kere düşünmeye söz verdim. kaynak:http://www.candundar.com.tr Melal 19-01-07, 16:30 Seyirci artık masal değil gerçekleri izleyecek atv'nin yeni dizisi 'Hatırla Sevgili' salı gecesi yayınlanan ilk bölümüyle büyük beğeni topladı. Dizinin proje tasarımını yapan Tomris Giritlioğlu bu ilgiyi şöyle açıkladı: Seyirci masal izlemekten sıkılmıştı. atv'nin yeni dizisi 'Hatırla Sevgili' önceki akşam ilk kez izleyiciyle buluştu. Menderes döneminde yaşayan karşıt görüşlü iki ailenin hikayesini ve onların çocukları arasında yaşanan aşkı konu alan dizi, milyonlarca izleyiciyi ekran başına topladı. Başrollerini Beren Saat, Cansel Elçin ve Okan Yalabık'ın paylaştıkları diziyi izleyenler 1960'lı yılların Türkiye'sinde nostaljik bir yolculuk yaptı. Sezonun iddialı yapımları arasında yer alan 'Hatırla Sevgili'ye ilişkin detayları dizinin proje tasarımlarını yapan Tomris Giritlioğlu ile konuştuk... ÇOK EMEK VERDİK * Hatırla Sevgili nihayet izleyicilerle buluştu. Neler hissediyorsunuz? Dizilerin en güzel anları ilk seyredildiği anlardır. Bu benim proje tasarımını yaptığım dördüncü dönem dizisi. Ama hayalimizdekileri en çok bu dizide gerçekleştirebildik. Çünkü atv bize çok iyi prodüksiyon imkanı sağladı. Diziyi Nilgün Öneş ve ekibi yazıyor. Ayrıca Yılmaz Karakoyunlu, Can Dündar ve Ferhat Kentel de proje danışmanlığını yapıyor. Yönetmenden sanat yönetmenine kadar hepimiz iki ay boyunca geceli gündüzlü çalıştık. Dizide üç döneme değineceğiz. Bir büyük aileyi, bir ihtilali ve 70-80'li yılları anlatacağız. Ben çok heyecanlıyım çünkü çok emek verdik. Bu dizinin başarısı daha iyi prodüksiyonlar, daha nitelikli işler yapmamıza da zemin hazırlayacak. * Büyük bir bütçe ve titizlik gerektiren bir işe imza atmak sizi korkuttu mu? Projenin yapımcısı olan atv, dizi standartlarının üstünde bir yapımcılık örneği sergiliyor. Ben seyircinin sağduyusuna güvenirim. 'Hatırla Sevgili' mutlaka karşılığını alacaktır. * Dizide Menderes dönemindeki siyasi olayları ne kadar ön plana çıkartacaksınız? Dizinin Adnan Menderes'in hayatını anlatacağı gibi bir düşünce var. Bu düşünce yanlış. Biz iki büyük aile, bir ihtilal ve iki darbe önünde büyük bir aşk hikayesini anlatıyoruz. Her karakterin, Türkiye'nin o günkü ve daha sonraki durumlarıyla ilintisi olacak. Ben seyircilerin masallar izlemekten sıkıldığını düşünüyorum. Onların daha gerçekçi ve kendilerine dair hikayelerden daha büyük keyif alacakları kanısındayım. Dilerim her şey iyi olur. Çünkü tüm ekip çok yoruldu. Başarıyı hak ediyoruz. Büyükada'yı yeni baştan yarattık * Çekimler sırasında sizi en çok ne zorladı? Türkiye'de mekanlar hızla tükendiği için Büyükada'da bütün meydan ve dört tane sokak tekrar kuruldu. İstanbul'da da altı sokak ve bir cadde plato olarak oluşturuldu. Aynı zamanda Yassıada'daki iç mekanlar da plato olarak kuruluyor. Beşinci bölümd için bir tramvay yapıldı. Her sokağa geçmiş dönemi yansıtabilecek şekilde portatif kaldırımlar ve yollar yapıldı. Yani çok büyük bir prodüksiyon var. * Dizi boyunca insanın tüylerin diken diken eden bir fon müziği var... Kim yapıyor? Benim her zaman çalıştığım bir ekip, Kemal Sahir ve arkadaşları. Bütün kalpleriyle yaptılar müziği. http://www.sabah.com.tr/2006/11/09/gny/im/2EFEDBA41A1F63438DC80191b.jpg http://www.sabah.com.tr/2006/11/09/gny/im/A57071B81042FA4B9DED670Eb.jpg OXFORD 19-01-07, 16:31 Fransa'dan geldi gönülleri fethetti Yüzbaşı Cemal olarak tanınan Cansel Elçin, çok yakında 'Hatırla Sevgili' adlı dizi ile atv ekranlarında hayranlarıyla buluşacak. Fransa'da yaşamış sanatçı, dizilere Fransız değil!. Cansel Elçin... Herkes onu 'Yüzbaşı Cemal' olarak tanıdı, sevdi... Fransa'da yaşarken, kendisine gönderilen senaryoyu okuyup, teklif edilen rolü kabul eden Elçin'in hayatı bu diziyle birlikte tamamen değişti. Yılda sadece birkaç kez Türkiye'ye gelen Elçin, 1.5 yıl önce diziye başlamasıyla Türkiye'ye yerleşmek zorunda kaldı. 'Kırık Kanatlar'ın Yüzbaşı Cemal'i Cansel Elçin, Kasım başından itibaren atv ekranlarından hayranlarına 'merhaba' diyecek. 'Hatırla Sevgili' adlı dizinin başrol oyuncularından Elçin, Türkiye'ye geleli kısa süre olmasına rağmen, büyük projelere imza attı, gönülleri fethetti. "Benim için 'Hatırla Sevgili' çok büyük bir proje. Yayına gireceği günü sabırsızlıkla bekliyorum" diyen Elçin, yeni diziyi, Yüzbaşı Cemal'i ve merak edilen her konudaki görüşlerini açık yüreklilikle paylaştı... SAVCININ EĞİTİMLİ OĞLU... * 'Hatırlı Sevgili'de nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz? Dizi 1959 yılında geçiyor. Ben de 'Ahmet' isminde bir karakteri canlandırıyorum. Ahmet, uzun yıllar İsviçre'de eğitim almış, bir savcının oğlu. Güzel ve üst düzey bir eğitim durumu var yani. Dizide CHP'li zengin bir ailenin çocuğuyum. * Bu dizi Adnan Menderes dönemini anlatırken, çıkmaz bir aşk üçlüsünü de işliyor galiba... Öncelikle dizide Romeo ve Julyet tarzında üç karakter var. Okan Yalabık'ın oynadığı pastacı Necdet var, Beren Saat genç bir kızı oynuyor. Ben de Ahmet'im. Yani Avrupa'da yaşamış, Türkiye'ye dönen ve Türkiye'ye objektif olarak bakan bir genci oynuyorum. Aşk üçgeninin dışında da projede oldukça güçlü karakterlere yer verilmiş. * Daha önce de 'Kırık Kanatlar'da oynamıştınız; böyle dönem dizilerinde oynamaktan keyif alıyor musunuz? Evet benim için çok keyifli projeler bunlar. Çünkü bence insana bir hayat yetmiyor. Yani ben başka ülkelerde doğmak, çok farklı işler yapmak isterdim. Doktor, pilot, bakkal gibi her meslekte çalışmak isterdim ve başka bir dönemde de doğmak isterdim. Hepimiz en azından bir kere "1960'larda, 1920'lerde veya 16'ncı asırda hayat nasıldı?" hatta, "2200'de hayat nasıl olacak?" diye konuşmuşuzdur. Sonra da "Acaba yaşadığımız dönem iyi bir dönem mi, yoksa eskiden daha mı iyiydi?" diye düşünüyoruz. Bu yüzden bence en zevkli meslek oyunculuk. Tabii onlar gibi yaşamıyoruz ama oyunculuk sayesinde o yılları biraz tatmış oluyoruz. * Çekimlerde o dönemi hissedebiliyor musunuz? Sizi geçmişe götürüyor mu? Kesinlikle... Bir kere saç tıraşları, kostümler, arabalar olsun birden değişiyor. Kendimizi o atmosfer içinde buluyoruz. Giyecekler, yiyecekler, hatta kokusu bile farklı oluyor. * Belki de bundan sonraki projede sizi 80'li yıllar bekliyor! 'Hatırla Sevgili' 1960 darbesiyle başlıyor ama ileride 1980'lere kadar gidecek. Ben şimdi genç birisini oynuyorum, Beren (Beren Saat) 17-18 yaşlarında genç bir kızı canlandırıyor. Yani, bundan 20-25 bölüm sonraki senaryoyu düşünerek oynuyoruz. İleride Beren evlenecek, anne olacak çocuklarının çocukları olacak. Yani 60'lardan sonra 70'ler ve 80 darbesini çekmeyi düşünüyoruz. 'UZUN SOLUKLU BİR PROJE' * Bir sezondan uzun bir proje bu... Konu bir sezonda anlatılmayacak kadar büyük. Üç sezon olarak düşünüyoruz. * Bu dönemle ilgili bilgilere nasıl ulaştınız? Can Dündar gibi çok değerli danışmanlarımız var. Onlardan önemli bilgiler alıyoruz. Aslında ben dizinin başladığı 1959 öncesini okumak istiyorum. Uzun zaman Avrupa'da yaşadım ve bana bir şey anlattıkları zaman benim bir ifade vermem gerekiyor. Tamam, bir çok şeyi biliyorum ama hiçbir zaman 'bu konuyu tam olarak bilmiyorum' demek istemem; çünkü ifade eksikliği yaşarım. * Yani tarihi bilgilerden uzak kaldınız... Her yıl 1-2 ay Türkiye'ye gelirim. Burada okuduğum gazetelerle Avrupa'daki gazeteler arasındaki haberler tamamen değişik. Tabii, Türkiye'de arkadaşlarım var. Gündemi takip etmeye çalışıyorum ama tabii ki, buradaki gibi olmuyor. Ailem, ağabeyim, hep bana tarihimizi anlatırdı. Bu yüzden tarihimizden uzak değilim. Yine de biliyorsunuz, 1959- 1960 dönemi biraz karanlık. Türkiye'deki insanlar bile fazla bilmiyor. Tabu bir dönem diyebiliriz sanırım. Tabii, bazı kitapları okuyunca çok şaşırıyorum. Acayip olaylar olmuş. 'Vay be' filan diyorum, beni çok şaşırtıyor. 'MENDERES BENİ ŞAŞIRTTI' * Tarihimizde sizi bu kadar çok şaşırtan olaylar ne olabilir? Bilhassa Adnan Menderes'in nasıl milletvekili olduğu beni çok şaşırttı. Bildiğim kadarıyla Atatürk Adnan Menderes'le görüşmek için Aydın'a gidiyor. Burada 5 dakika sürmesi beklenen görüşme 4 saat sürüyor. Yani uzun uzun konuşuyorlar. 1 hafta sonra Adnan Menderes'in eşi radyodan milletvekilliği haberini duyuyor. Atatürk ani bir kararla Menderes'i milletvekili yapıyor. Bu inanılması zor bir olay. Dünyada başka bir ülkede olmayan bir şey... * 'Yanlış bir şey yaparız ve tepki çeker miyiz' diye endişelendiğiniz oluyor mu? Şimdiye kadar 3 bölüm okudum ve eminim ki, yanlış bir şey yapmıyoruz. Çünkü çok güzel yazılmış bir senaryo. Zaten siyasete de yüklenmiyoruz. En çok aşk hikayesini işliyoruz. Burada önemli olan iki ailenin yaşadıkları. Ama bu hikayenin içinde Romeo ve Jülyet tarzında bir aşk hikayesi var. Çekimlerimiz çok keyifli geçiyor. Senaryo iyi olunca biz de büyük keyif alıyoruz. * Uzun yıllar Fransa'da yaşadınız fakat artık Türkiye'desiniz. Bundan sonra nerede yaşayacaksınız? Hayatınıza Türkiye'de de- vam etmeyi düşünüyor musunuz? Aslında Fransa'yı düşünmüyorum. Orası benim için biraz daha kenarda duruyor. İleride olursa, hem Fransız hem de Türk projelerde yer almak isterim... Ama şimdilik kesinleşmiş bir kararım yok. * Sinema eğitiminiz var mı? Fransa'da tiyatro eğitimi almıştım. Tabii ki, bu tiyatro eğitimini önceleri zevk için aldım, hiç profesyonel olarak düşünmemiştim. Ama şimdi, 'İyiki de almışım' diyorum. * Türkiye'de tiyatroyu düşündünüz mü? Tabii, öyle projelerim de var. Ama şu an iş çok yoğun olduğu için bu projelerim biraz askıda. Fransa'da oynamış olduğum bir oyun var. Onu Türkiye'de oynamayı çok isterim. Büyükada'da 3-4 ay çekim yaptıktan sonra İstanbul'a geçeceğiz. O zaman belki biraz daha vaktim olur ve bu projelerimi gerçekleştirebilirim. Yüzbaşı Cemal neden öldü? Yüzbaşı Cemal karakterini ben de çok sevmiştim. Bu rol bana geldiğinde çok heyecanlanmıştım. Çünkü Atatürk'ün yüzbaşısını oynayacaktım. Ve gerçekten de her şey çok güzel başladı. Ancak, son zamanlarda Yüzbaşı Cemal'in geldiği noktadan çok memnun değildim. Çünkü istediğim noktadan uzaklaşıyordu. İçindeki her karaktere inanarak geldiğim bu projede kalmanın doğru olmayacağını düşündüğüm için ayrıldım. Ama Yüzbaşı Cemal'e ve üniformama veda etmek benim için hiç de kolay olmadı... Melal 19-01-07, 16:31 'Menderes döneminin en aşık pastacısıyım' Çok yakında atv'de start alacak olan 'Hatırla Sevgili' adlı dizinin başrol oyuncularından Okan Yalabık, Adnan Menderes döneminde pastacılık yapan aşık bir adam karakterini canlandırıyor. Herkes Okan Yalabık'ı 'Serseri' adlı filmle tanıdı, sevdi. 'Çapkın' ile de gönüllere taht kurdu. Her iki filmde canlandırdığı ele avuca sığmaz, serseri aşık karakteriyle özellikle genç kızların gönlünü fetheden Yalabık, şimdi bambaşka bir rolle izleyicinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. atv ekranlarında 7 Kasım Salı günü start alacak 'Hatırla Sevgili' adlı dizinin başrol oyuncularından Yalabık, Adnan Menderes dönemini anlatan filmde pastane sahibi, pastacılık yapan aşık bir adam rolünde. Bu rolü çok sevdiğini söyleyen Yalabık, "O dönemin en aşık pastacısı ben olurdum" diyor. Beren Saat ve Cansel Elçin ile başrolleri paylaşan Yalabık, yaşanan aşk üçgeninden ve anlatılan hikayeden herkesin mutlaka ders alacağını belirtiyor. Yalabık ile 'Hatırla Sevgili'yi, o dönemi ve dönemin aşklarını konuştuk. 'O DÖNEME YETİŞEMEDİM' * 'Hatırla Sevgili'de biraz siyaset, biraz da aşk var. Projeyi anlatır mısınız... Bu, çok özel bir proje. Siyasal tarih içerisinde çok önemli bir yeri var. Hiçbirimizin kayıtsız kalamayacağı bir konuya değiniliyor. Dolayısıyla böyle bir projenin içerisinde olmak açıkçası beni heyecanlandırıyor. Televizyon için de dizi, drama yapıyoruz. Ama tamamen anlattığı şeyler çok önemli... Kronolojik olarak Adnan Menderes dönemi. Tabii ben 1978 doğumlu olduğum için o döneme yetişemedim. Fakat konuya hakim olmak için ciddi araştırmalar yaptık. * Ne tür araştırmalar bunlar? Kronolojik bir iş yaptığımız için kafanıza göre, hayal dünyası doğrultusunda çalışamıyorsunuz. Bu yüzden yapım kadrosu bizi yönlendirdi. Üç tane de danışmanımız bize yardımcı oldu. Diğer taraftan yazar ekip çok güçlü. Adnan Menderes ve etrafında geçen olaylar malum; aşk hikayesi... Çok organik bir şekilde birbirine geçmiş. TARAF TUTMADIK * Projeye başlarken neler düşündünüz? Endişeleriniz oldu mu? Hayır, hiç endişelenmedim. Değil endişelenmek, tersine çok heyecanlandım diyebilirim. Son 2-3 yıla baktığımız zaman değişik bir şey yapıyor olduğum için mutluyum. Dolayısıyla hiçbir çekincem olmadı... * O dönemde iki karşıt görüş vardı ve bu görüşler, sivri uçlar günümüzde de devam ediyor. Tepki toplayabileceğinizi düşündünüz mü? Aslında dizinin böyle bir misyonu yok. Benim anladığım kadarıyla zaten taraf tutmak mümkün değil. Üçüncü şahıs olarak biz taraf tutamayız. Belgesel gibi değil ama bir şeyleri belgelemek ya da işaret etmek üzere gösterebiliriz. Çünkü taraf tutmak kimsenin haddine düşmeyeceği gibi bize de düşmüyor. Ama tabii ki insanlar birşeyler söyleyecektir. Özellikle dönemin tanıkları ya da o dönemden sonra hayatının bir şekilde yönü değişmiş olanlar. Ama susmak yerine konuşuyor olmak tabii ki çok daha güzel. * Filmde canlandırdığınız Necdet nasıl biri? Ailesiyle birlikte pastane işleten ve Yasemin'e çocukluğundan beri sırılsıklam aşık bir karakter. Onunla aynı adada, aynı ortamda büyümüş; halktan biri... Filmin politik kısmına gelecek olursak; bu çalkantılı dönem içinde iki taraftan bağımsız, politize olmamış, herhangi bir tarafta bulunmayan biri. * Tarafsız bir kişilik yani? Evet, bu kişi çalkantılı dönemde yapılanlar karşısında sorular soruyor. Herhangi bir tarafa yaklaştığını görmüyoruz. Sadece bu iki taraf arasındaki üçüncü bir taraf olarak ona bakan ve sorular soran bir adam. Bu kişiyi kafa sesi olarak düşünebiliriz. Yapılanların karşısında sorulması gereken soruları sormak için bu adamı konuşturuyoruz. * İzleyici yeni rolünüzü nasıl karşılayacak? Sizi yine sevecek mi? Benim için bu rolle ilgili süreç çok keyifli geçiyor ama izleyicinin tepkisini bilemiyorum. Mekanlar, atmosferler çok başarılı. Tanıtımlar yeni yeni dönüyor ama çok güzel mesajlar geliyor. Yen bir şey olduğu için merak uyandırıyor. Sete geldiğim ilk gün beni hemen pastaneye götürdüler ve pasta yaptırdılar. Buna inanamadım. Çekimlerin yapıldığı evler, konaklar, öylesine büyüleyiciydi ki... 'PLATONİK AŞIĞIZ' * Filmde siyasetin yanı sıra aşktan bahsediyorsunuz. Bu bir aşk üçgeni mi? Evet, tam anlamıyla bir aşk üçgeni. Üç kişi ama herkes birbirine platonik olarak aşık. Bir kız ve iki adam arasında yaşanan aşk hikayesi. Onlar için hayat, kader, matematik olarak birazcık platonik olarak bağlamış ilişkileri. Bir buluşamama durumu var yani. Zaten nerede üçgen var, orada ulaşılamayan bir durum vardır. * Canlandırdığınız yeni karakterin sizi yansıttığını düşünüyor musunuz? Aslında, beni çok yansıttığını düşünmüyorum; rolümün hakkını vermeye çalışıyorum. Yani, biz de yeni yeni başladık bu karakter oluşumuna. * Çekimlere başlamadan önce ne gibi çalışmalar yapıldı? Öyle çalışmalar yapılmış ki, bizim için inanamazsınız... Mesela, o dönemde çıkan gazete küpürlerindeki başlıklar ya da bir sahnede Cansel'in okuduğu kitapta bir not var. Ve bunlar eksiksiz olarak bizlere sunuldu. Okunacak kitapların alternatifleri bile bize veriliyor. Bir sahnede o detayın görünüp görünmeyeceğini bilmiyorum ama o detaylar bile veriliyor. Zaten böyle olması gerekiyordu. Çünkü çok ciddi bir konu üzerinde çalışılıyor. * Rolünüze hazırlanırken, pasta yapmayı öğrendiniz mi? Tabii, bununla da ilgili bir çalışmam oldu. Bir pasta imalathanesine gittik orada hamur, krema torbasıyla şekil verme gibi değişik çalışmalar yaptık. Yani dizide emanetmiş gibi durmasın diye uğraş verdik. Ben de bu vesileyle nasıl pasta yapıldığını da öğrenmiş oldum. 'ROLÜMÜ ÇOK SEVDİM' * Bu rol size teklif edildiğinde neler hissettiniz? İlk andan itibaren işe sempatiyle yaklaştım. İşin hem genelini, hem de rolü çok beğendim. Rol, kendi içerisinde gerçekten çok renkli. Benim çok sevdiğim bir karakteri anlatıyor. Bu çok önemli bir şey, her zaman denk gelmeyebilir. * Karakter çalışmalarına ne zaman başladınız? Uzun sürdü mü? Bir ay öncesinden bizi yönlendirmeler başlamıştı. Hamur yapma çalışmalarına ise çekimler başlamadan yaklaşık iki hafta önce giriştik. üçdört sefer hamur çalışması yaptım. İyi iyi becerdim * Son aylarda dönem dizileri çok fazla gündeme gelmeye başladı. Bunların bu kadar tutmasını neye bağlıyorsunuz? Öncelikle alışılagelmişin dışına çıkılıyor bu dizilerde. Aslında bu seyircinin talebi. Çünkü seyirci artık aynı şeyleri seyretmekten sıkıldı. Yeni bir şey yapıldığı zaman olaya 1-0 galip başlarsınız. Çünkü yeni bir şey merak edilir. İnsanlar bu dizilerde kendine ait bir şeyler buluyor. Mesela ben... Benim 60'lı yıllara ait fazla bir bilgim yok. Bizim diziyle ilgili şunu söyleyebilirim; Demirkırat belgeselinden bilgiler vardı elimde. Ama böyle hafif hafif tanık olduğunuzda, araştırdığınızda daha çok o dönemi öğreniyorsunuz. Şimdi sıra o dönemi anlatmakta. Önce biz öğrendik ki gerçekçi olsun Melal 19-01-07, 16:36 Hatırla sevgili "Hatırla sevgili, o mesut geceyi..." Biz hatırlamayı unuttuk. Beklemeyi de... Öyle çabuk çabuk yaşıyoruz ki her şeyi. Az önce hayatımdan geçen neydi diye durup bakmıyoruz bile. Şimdi bu şarkıyla gözlerinizi kapayıp düşünün "hatırla sevgili" diyeceğiniz biri var mı hayatınızda? Ve hatırlamasını isteyeceğiniz bir gece: Varsa eğer anı bankasında yüklü bir hesabınız da vardır. Hatırla Sevgili, ATV'nin yeni dizisi. Jenerik müziği M. Sabahattin Ezgi'nin nihavend şarkısı "Hatırla Sevgili". Diziyi bilmem ama müziği kulaklarımıza iyi gelecek. Dizi bir dönemi anlatıyor. İzlemek için çok nedenim var: Müziği, konusu, iyi "dizi ATV'de izlenir" algısı. Ve oyuncusu Can Elçin için (Adı Cansel ama bu isimden jön çıkarmak zor). Üzerinde emanet gibi duran üniformasıyla Kırık Kanatlar'ın Yüzbaşı Cemal'i. Ayaküstü bir sohbetimizde "Popüler olmak için değil, Mustafa Kemal'in yüzbaşısını oynamak için geldim Fransa'dan " demişti. "Popüler olmak istemiyorum" lafı Nejat İşler'le başladı ve onunla inandırıcılığını kaybetti. Piyasa ne kadar izin verir bilmem ama Can(sel) Elçin'in popüler olmasını istemiyorum, hiç. Çünkü karizmasıyla, duruşuyla jön boşluğunu kapatabilir. Yanlış yapıp, jön'cük çokluğunda kaybolmasın da. Hatırla Sevgili onun için iki kez sınav olacak. Hem oyunculuğu test edilecek hem de popülizme ne kadar direnebileceği. Göreceğiz. http://www.sabah.com.tr/yaz1628-30-138.html (http://www.sabah.com.tr/yaz1628-30-138.html) OXFORD 19-01-07, 16:41 Zaman tünelinde geçmişe yolculuk: atv'nin iddiali dizilerinden 'Hatırla Sevgili'nin seti zaman tunelini andiriyor Kostumleri, dekorlari ile donemi yansitan sete ilk kez Saklambac girdi. Menderes'in hayati dizi oldu. Ekim ayinda atv ekranlarina gelecek iddiali dizinin cekimlerine onceki gun baslandi. Adnan Menderes'in hayatindan ve o donemin siyasi ortamindan kesitler sunan 'Hatırla Sevgili' dekorlari, kostumleri ve aksesuvarlari ile 1950'leri yeniden canlandirdi. Ask yine basrolde Beren Saat, Cansel Elçin, Huseyin Avni Danyal ve Okan Yalabik'in basrolde oldugu 'Hatırla Sevgili' de tum detaylar en ince ayrintisina kadar dusunuldu. Otomobiller koleksiyonerlerden temin edildi, kostumler ozel olarak hazirlandi... Sinema filmi gibi Babasi Yassiada'da yargilanan genc kizin askinin da islendigi dizide seyirci, aski ve ailesi arasinda kalan Yasemin icin gozyasi dokecek. OXFORD 19-01-07, 16:48 http://img490.imageshack.us/img490/9950/12b9a413221ddf48a473c6ble9.jpghttp://img359.imageshack.us/img359/4747/d26039c7d0b22147aab0d9ent8.jpghttp://img474.imageshack.us/img474/7203/fd3be4933bada74b90b02b8gp6.jpg 60'lı yılların Türkiye'sini anlatan 'Hatırla Sevgili' bu gece başlıyor İstanbul'da, 1960'lı yıllarda yaşanan hüzünlü bir aşk... Ve dönemin Türkiye'sine ışık tutan bir hikâye... 'Hatırla Sevgili' ilk bölümüyle atv'de. Kaliteli dizilerin değişmez adresi atv'den tutkuyla izleyeceğiniz bir yapım daha... 60'lı yıllarda, Türkiye siyasetinde yaşanan çalkantılı dönemi, dönemin başbakanı Adnan Menderes'in yaşamını ve karşıt görüşlü iki ailenin çocukları arasındaki aşkı anlatan "Hatırla Sevgili" bu akşam start alıyor. Deneyimli oyuncularla genç yetenekleri bir araya getiren dizinin ilk bölümünün konusu şöyle: Şevket ve Rıza, Büyükada'da karşılıklı evlerde oturan iki eski arkadaştır. Ancak farklı politik görüşleri onları birbirinden uzak düşürmüştür. PLATONİK BİR AŞK Şevket'in oğlu Ahmet, Lozan'daki tahsilini bitirip evine döner. Bu dönüşü ailesinden daha heyecanla bekleyen biri daha vardır. Rıza'nın kızı Yasemin... Genç kız Ahmet'e uzun zamandır platonik bir aşkla bağlıdır. Adadaki ünlü pastanenin sahibinin oğlu Necdet ise Yasemin'in Ahmet'e olan duygularından habersizdir. Yıllardır onunla ilgili gizli hayaller kurmaktadır. Yasemin büyük sırrını yakın arkadaşı, aynı zamanda Necdet'- in kardeşi Lale'yle paylaşır. Lale arkadaşının hayal kırıklığına uğrama ihtimalini düşünerek onu uyarır. Ancak Yasemin aşkının gücüne inanmaktadır. Doğum günü partisine davet ettiği Ahmet'i büyük bir heyecanla bekler. Ancak onu da bir sürpriz beklemektedir. atv 21.45 fawwka 19-01-07, 16:59 HATIRLA SEVGİLİ Hatırla sevgili o mes'ut geceyi…' Bu, Muhlis Sabahaddin Bey'in [Ezgi] bir nihavent semaisi. Güfte kimin ve kaç yılında bestelenmiş, bilmiyorum. Ama Muhlis Sabahaddin Bey, 1947 yılında öldüğüne göre, bu şarkıyı 1930'lu yıllarda bestelemiş olabilir. Şarkıda, o yılların edası var çünkü… Bu şarkı, şimdi, bir televizyon kanalında gösterilen bir dizinin adı: 'Hatırla Sevgili'. Dizinin fon müziği de elbette bu şarkı. Şarkının, bu dizi için seçilmiş olması, bugüne kadar gösterilen bölümlerine bakarak bir tahminde bulunmak gerekirse, konunun Büyükada'da geçiyor olması... Bilindiği gibi, şarkının ikinci dizesi, 'çamların altında verdiğin buseyi'dir ve çamlardan söz edildiğine göre, çekim mekanının adalardan herhangi biri, dolayısıyla da Büyükada olmasına uygun düşüyor. 'Hatırla sevgili' dizisi, neden beni ilgilendirdi? Genellikle televizyon dizilerine iptilası olanlardan değilim. Zihnen ya da bedenen yorgunken izlediğim diziler olmuştur, -hatta hoşlandıklarım da! Ama bugüne kadar, TV dizilerden söz etmek gereğini duymayan biri olarak, 'Hatırla Sevgili'yle ilgilenmem, dahası onu bir yazı konusu yapmaya kalkışmam, okurlarımı yadırgatmış olmalıdır. Müziği, deseniz, 'Hatırla Sevgili', sıradan bir şarkıdır; Muhlis Sabahaddin Bey ise, yine bana göre elbet, klasik musıkimiz alanında fevkalade vasat bir bestekâr… Daha çok operetleriyle ('Ayşe' Opereti gibi!), müzikal oyunlarıyla biliniyor; -o alanda 'iyi' olduğu söylenir, ama operet ya da müzikal oyunlarını değerlendirecek konumda değilim. Ayrıca, konumuz da bu değil! Neden ilgilendim bu diziyle? Şundan: Dizinin mekânı Büyükada; zamanı ise 1959 yılı! Hem Büyükada hem de 1959 yılı, kısaca dizinin zamanı ve mekanı, benim yaşamımın, dizinin genç karakteri Ahmet'in yaşamıyla örtüşen bir kesitini veriyor da ondan… O yıl, ben 'Vatan' gazetesinin siyasi muhabiriydim, dizide sözü edilen siyasal olayların büyük bir bölümüne ya doğrudan, içinde yaşayarak ya da dolaylı olarak tanıktım; -hatta, bir ara, dizide, ya Ahmed'in halasını oynayan 'muhalif' gazetecinin ya da Ahmed'in babasının elinde, bir anlık bir görüntüyle beliren gazetenin 'Vatan' olduğunu sanmış ve o sayıdaki manşetin Uşak'ta, İsmet Paşa'nın başına taş atılmasıyla ilgili olabileceğini düşünüp heyecanlanmıştım. O manşet haber, benimdi çünkü; -Paşa'yı 'Vatan' adına, bu gezide ben izliyordum… Adnan Menderes'in Londra'ya giderken geçirdiği uçak kazası ve o iki yılda (1958-1959) Demokrat Parti'nin sonunu hazırlayan olaylar: Tahkikat Komisyonu, gazetecilerin tutuklanıp cezaevlerine konulması, muhalefetin toplantıları, gösteri yürüyüşleri, 555K'lar! 'Hatırla Sevgili' bu tarihsel arkaplan üzerinden ilerleyen bir aşk öyküsü. Giderek, biri CHP'li öteki DP'li iki aile arasında, aşkları bir Romeo ve Juliet aşkına dönüşse de Yasemin ile Ahmet'in ilişkileri, benim işte tastamam o yıl, Büyükada'da yaşadıklarımla örtüşüyor. Dahası, ben, 1959'da 23 yaşındaydım; ne ben ne de sevgilim dizideki iki ailenin yaşadıkları köşklerde -ki, biri Con Paşa'nın öteki, (ne tuhaf raslantı!), 'Vatan' gazetesinin sahip ve başyazarı Ahmet Emin Yalman'ın köşküydü- yaşamıyorduk elbet! Ama ben, Ahmet kadar, haydi 'Annabel Lee' çevirisindeki o dizeyle söyleyeyim, 'sevdalı değil, karasevdalıydık' o günlerde... Faytonla Ada'da dolaşıyor, Aya Yorgi'ye çıkıyor, sahildeki kahvelerde oturuyor; siyasetten olduğu kadar (kaçınılmazdı bu!), şiirden, romanlardan konuşuyorduk. Gece son vapurla dönüyordum ben, sevgilim Ada'da kalıyordu, vapurda, yaz geceleriydi, dışarıda oturuyor, siyasetin bir karabasan gibi çöken tedirginliğini, o yaz aşkının bana sınırsız gibi görünen bahtiyarlığı ile birlikte yaşayarak, gitgide uzaklaşan ışıklarıyla Büyükada'ya bakıyordum... Tomris Giritlioğlu'nu kutlamam gerek; -iki nedenle: Birincisi, Yılmaz Karakoyunlu'yu dizinin danışmanlarından biri olarak seçmiş olması dolayısıyla: Karakoyunlu benimle aynı yaştadır ve o yıllarda SBF'de öğrencidir; tarihsel arka planı iyi biliyor! İkincisi, her dizide boy göstere göstere yüzleri yıpranmış oyunculara iltifat etmemesi! Özellikle, dizide eşleri (ve anneleri) oynayan Ayda Aksel'i ve Lale Mansur'u kutluyorum. Ayda Aksel, Devlet Tiyatroları'nın en yetkin oyuncularından biridir: Bu dizide onu görmek, benim için başlı başına bir haz kaynağı oldu… HİLMİ YAVUZ ZAMAN GAZETESİ OXFORD 19-01-07, 17:00 http://www.sabah.com.tr/2007/01/12/gny/im/CC806AB8449A8F469995C88Bb.jpg Yasemin benim için bir kelebek * Eğer her şey planlandığı gibi giderse; 'Hatırla Sevgili'de Yasemin'in kadınlığa geçişini, anneliğini, eş oluşunu göreceğiz. Yasemin'in hayat enerjisi çok yüksek ve bu beni etkiliyor. * Ben her zaman oynadığım rolle bir hayvanı özdeşleştiririm; Yasemin'i de bir kelebek gibi düşünüyorum. Bu taktik; Yasemin'in bakışlarında, tavırlarında, yürüyüşlerinde bana yardımcı oluyor. * Sonuçta babası idamla yargılanacak olan bir kızı oynuyorum. Kelimelerle ifade edilebilecek bir şey değil bu galiba. Asla kendi yaşıtım ya da kitabı alıp okuyan dışarıdan biri kadar uzaktan bakmıyorum. Askerler çıkıyor karşımıza ve o anki korkuyu, o telaşı hissediyoruz ister istemez! http://www.sabah.com.tr/gny/gny117-20070112-200.html Melal 19-01-07, 17:01 Hatırla Sevgili'nin hatırlattıkları Menderes döneminde geçen Hatırla Sevgili adlı dizi, o yılların zarafetini ve modern yaşam tarzını da hatırlatıyor. Şık şapkalar, puantiyeli elbiseler, kulüp gezmeleri, Elvis... İşte 50'li ve 60'lı yıllardan yaşam manzaraları. Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer Adnan Menderes döneminde geçen Hatırla Sevgilidizisinden yola çıkıp, 50'li yılların sonuyla 60'lı yılların yaşam tarzına, giyim kuşamına göz attık. Karşımıza modern bir Türkiye tablosu çıktı. Geçtiğimiz salı akşamı atv'de başlayan ve Adnan Menderes döneminde geçen Hatırla Sevgili adlı diziyi izlerken kıyafetler, saçlar, dinlenen müzikler dikkatimizi çekti. Ve 1959 yılından başlayıp 60'lara uzanan bu diziden yola çıkarak, dönemin kültürünü, trendlerini, yaşayışını incelemek istedik. Önce SABAH gazetesi baş yazarı Mehmet Barlas, o yılların cemiyet hayatına dair bazı ilginç bilgileri bizimle paylaştı. Örneğin Barlas'ın söylediğine göre dönemin en gözde siyasetçi hanımları Harika Yardımcı ile İhsan Çavuşoğlu'ydu. En ünlü terzileri ise Terzi Mualla ile Lütfiye Arıbal. 1960 yılının en görkemli sosyetik olayı Hilton'un açılışı. Hiltonların varisi Nick Hilton, aktrist sevgilisi Terry Moore'la açılışa katılmış ve fotoğrafçı İlhan Demirel'in çektiği Moore'un fotoğrafı o yılların en büyük frikiği olmuş. Dönemin varlıklı aileleri arasında Koçlar, Nemlizadeler ve İparlar var. Çapkın bir armatör olan Ali İpar, Türkiye'den uluslararası sosyeteye giren ilk isim mesela. http://www.sabah.com.tr/2006/11/11/cpsabah/im/A64D99BD1F628D4C8DBCC848b.jpg İNCECİK BELLER Hatırla Sevgili'nin çekimlerine başlamadan önce o yılların yaşantısıyla ilgili sıkı araştırma yaptıklarını söyleyen proje tasarımcısı Tomris Giritlioğlu; eski siyasetçi ve yazar Yılmaz Karakoyunlu, gazeteci Can Dündar ve Bilgi Üniversitesi sosyoloji bölümü öğretim görevlisi Ferhat Kentel'in de proje danışmanı olarak kendilerini bilgilendirdiklerini belirtiyor. Dizinin sanat yönetmeni Nilüfer Ayşe Çamur da çeşitli arşivlerden yararlanarak ciddi bir araştırma yapmış. Çamur'dan; dönemin kıyafet, saç ve makyaj modasına ilişkin bilgi aldık. Takip edilen ünlü isimleri ve insanların ne gibi etkinliklerle ilgilendiklerini de Yılmaz Karakoyunlu'dan öğrendik. İşin kadınları ilgilendiren kısmından başlayacak olursak, öncelikle incecik bellerden ve derin göğüs dekoltelerinden bahsetmemiz lazım. O yıllarda ince bel o kadar önemli ki, kadınlar içlerine her zaman korse giyiyor ve bir süre sonra vücutları ona göre şekil almaya başlıyor. Bele oturan, kabarık etekli elbiseler giyiliyor genellikle. Hatta kabarıklığı daim kılmak için elbiselerde tarlatan (elbiselere sertlik veren bir tür kumaş) da kullanılıyor. Puantiye en moda desen. Göğüs dekolteleri ise şaşırtacak kadar modern. Öyle ki kadınlar takıya bile gerek duymuyorlar o dönemde. En önemli aksesuarları olan dekoltelerini kapatmasın diye, kolye bile takmıyorlar. Ayakkabıda en popüler model babetler. Sigaret pantolonlar da çok moda. Aslında genel olarak kadının bütün zarif bölgelerini ortaya çıkartan kıyafetler tercih ediliyor. Etekler 'Channel boy' denilen, diz kapağının hemen altında biten boyda. Tayyörler de bele oturuyor ve göğüsleri dik tutan sutyenler tercih ediliyor. Mayoların alt kısımları mini şortları andırıyor, desenleri de genellikle çiçekli veya geometrik oluyor. Nilüfer Ayşe Çamur, kostüm seçerlerken bazı kıyafetlerin daha çok günümüz tarzını yansıttığını, bu yüzden yanlış anlaşılma olmaması için de onları elediklerini söylüyor. Aynı durumu dekor malzemelerinde de yaşadıklarını belirten Çamur, "Sanki gidip IKEA'dan alınmış gibiydiler," diyor. Saçlarda ise o yıllar mizample çok moda: Saçlar bigudilerle sarılıyor, birayla (Evet, bildiğimiz bira) sabitleniyor ve kalıp gibi görünüyor. Tepeler de krapeli. Saç boyları ise genellikle omzun hemen üstüne gelecek şekilde kısa. Makyajda gözler öne çıkartılıyor. Eye liner sürülüyor, takma kirpikler takılıyor. Ruj renkleri ise pembe ya da kırmızı. Hem giyim kuşamda hem de saç ve makyajda örnek alınan en önemli iki isim Jacqueline Kennedy ile Brigitte Bardot. Erkeklerse saçlarını genellikle albatros modeli kestiriyor. Yani ense ve kulak arkası kısa, üstler uzun. Ve saçlar briyantinlenip geriye doğru taranıyor. http://www.sabah.com.tr/2006/11/11/cpsabah/im/0BFB41E79ECAA644BF5D7092b.jpg Jüpon, Elvis, muhallebici... Yılmaz Karakoyunlu da o dönem kadınların evaze etekler giydiklerini ve içlerinde de en az iki jüpon olduğunu belirtiyor. Elvis, gençlerin en çok dinlediği ve hayran olduğu isim. Danslarda da Rock'n Roll, ardından twist ve mambo revaçta. İnsanlar sayfiye yeri olarak Kadıköy ve çevresine, ayrıca Adalar'a gidiyor. Gençler akşamları arkadaşlarıyla çıkıp açık hava sinemalarına, ardından da pastane ve muhallebicilere gidiyorlar. Mandolinden sonra gitara geçenler var. Kendi aralarında çalıp söylüyorlar ama orkestra oluşturup müzik yarışmalarına katılanlar da var. DÖNEMİN ÖNEMLİ SİMALARI Kim Novak, Ava Gardner, Elizabeth Taylor, Robert Taylor, Burt Lancester, Victoria Gasmann, Gina Lollo Brigitta gibi aktrist ve aktörler çok ünlü. En sevilen film türlerinden biri ise Western. Cahide Sonku, Oya Sensev, Nesiha Yelda, Fikret Hakan, Suavi Tedü, Talat Artemel, Sami Ayanoğlu, Behzat Budak, Hadi Hün, Jean Mahfi Ayral gibi isimler ise dönemin yerli ünlülerinden. O dönem insanlar hem sinemayı hem de tiyatroyu çok yakından takip ediyor. Üniversite ve lise öğrencileri, entellektüel anlamda kendilerini geliştirebilmek için şiir matinelerine gidiyorlar. Dönemin çok önemli motiflerinden biri de rakkaseler. Nana, Semiramis, İnci Birol, Özcan Tekgül, Aysel Tanju en sevilen rakkaseler. Gazinolarda Perihan Altındağ Sözeri, Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla Targan, Müzeyyen Senar Işıl, Sabite Tur Gülerman gibi önemli sanatçılar sahne alıyor. Yılmaz Karakoyunlu, o dönemde sahne alan bu kadın sanatçıların, eşlerinin soyadıyla birlikte kendi soyadlarını da kullandıklarına dikkat çekiyor. Dönemin en popüler kadın romancıları arasındaysa Mükerrem Kamil Su ve Muazzez Tahsin Berkant yer alıyor. http://www.sabah.com.tr/cp/gnc111-20061111-101.html Melal 19-01-07, 17:03 Hatırla Sevgili hepimizin dizisi Geçtiğimiz hafta atv'de fırtına gibi bir başlangıç yapan 'Hatırla Sevgili' izleyiciyi 1960'lı yıllara götürdü. Dizinin, Yılmaz Karakoyunlu, Can Dündar ve Ferhat Kentel'den oluşan danışman ekibi her detayı en ince ayrıntısına kadar inceliyor. atvekranlarında izleyicilere nostalji yaşatan 'Hatırla Sevgili' ekibi, işi çok sıkı tutuyor. Eski Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, Gazeteci Can Dündar ve Sosyolog Ferhat Kentel'den oluşan üç kişilik danışman ekip dizide hata olmaması için kimi zaman çekim sırasında bile müdahalede bulunuyor. * İlk bölümü izleyici ile buluştu. Dizi o dönemin havasını yakalayabilmiş mi? Yılmaz Karakoyunlu: Kılık ve kıyafetler o dönemi yansıtacak şekilde en ince detayına dikkat edilerek dikildi. Ekip elinden gelen bütün gayreti gösterdi ve son derece dekoratif bir manzaraya bürünmesini sağladılar. Ferhat Kentel: Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim, o müzik ve o görüntüler oldukça yansıtıyor bence... TARİHE BÜYÜK İLGİ VAR Peki size gelen ilk tepkiler nasıl? Karakoyunlu: Aslında çok büyük merak uyandıran bir dönemi ele alıyoruz. Özellikle o dönemi yaşayan insanlar çok fazla merak ediyor. Ben, o tarihte 23 yaşında genç bir müfettiştim. İhtilal dönemini son derece yakından takip ettim. Projenin içeriği de bu merakı giderecektir. Son derece dikkatli ve ölçülü olarak her şey işleniyor. Her şeyin en iyisinin verilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Son yıllarda kaynağını Türk tarihinden alan eserlere karşı daha büyük ilginin doğduğu belirtebilirim. Kentel: Yılmaz Bey'in söylediklerinden yola çıkarak şunu söyleyebilirim. Aslında bizim son 40 yıllık dönemimiz son derece kutuplaşmalarla dolu geçmiş. Hatta hâlâ kutuplaşılarak bakılan, taraf tutularak bakılan bir dönemdir. Galiba bizim biraz bunları aşmamız gerekiyor. * Dönem filmlerinden eleştirilen noktalardan biri de hikâyenin tek taraflı anlatıldığı... Siz burada siyaset ve halk kısmını veriyorsunuz. Ama askeriye kısmını ne ölçüde vereceksiniz? Karakoyunlu: Burada ihtilalin müdahalesi söz konusu. Verilen şey bütün unsurlarıyla birlikte veriliyor. Türk siyasi tarihinde, Türk demokrasi tarihinde yaşanmış olaylar bunlar. Proje o açıdan çok dengeli kurulmuş ve senaryo çok isabetli yazılmış. Kentel: Türkiye'de öyle çalkantılı dönemler yaşandı ki onlardan sıyrılamıyoruz. Sıyrılmak için sadece kendi ailenizin izlediği çizgiye bakmak yetmiyor. Belki biraz da öteki tarafa bakmak gerekiyor. DANYAL İSABETLİ SEÇİM * Peki dizideki Adnan Menderes gerçeğine benzemiş mi? Karakoyunlu: Menderes tanıdığım biri olduğu için onu çok yakından görme fırsatım oldu... Hüseyin Avni Danyal'ın fiziği, rol için son derece uygun... İsabetli bir yüz tercihi olmuş. Danyal'ın makyajı da fevkalade güzel yapılmış. Herhalde genç nesil Adnan Menderes'i seyrediyor gibi seyredecek. MUSTAFA KIZIL Haberin Linki (http://www.sabah.com.tr/gny/mag108-20061113-200.html) http://www.sabah.com.tr/2006/11/13/gny/im/AA555BF42AF84E4594638DB7b.jpg http://www.sabah.com.tr/2006/11/13/gny/im/65A4735AE803D249A5CB949Fb.jpg Melal 19-01-07, 17:04 İzleyiciden gelecek eleştirilere hazırım! atv'de Ekranda ilk kez Adnan Menderes'i canlandıran oyuncu Danyal: Çok bilinen bir karakteri oynamak risklidir. Herkesin Menderes'le bir öyküsü var. Bana bakıp 'Menderes böyle değildi' diyebilirler. atv'de bu akşam ikinci bölümü yayınlanacak dönem dizisi 'Hatırla Sevgili'; 60'lı yıllarla birlikte o dönemin başbakanı Adnan Menderes'in hayatından kesitler sunuyor. 23 yıllık tiyatrocu Hüseyin Avni Danyal, Menderes'i canlandırdığı için heyecanlı olduğunu belirterek, "Bu projede bizlere gerçekten çok büyük görevler düşüyor. Yeni nesle yanlış bilgi vermeye hakkımız yok. Onun için de çok titiz çalışıyoruz" şeklinde konuştu. Can Dündar, Yılmaz Karakoyunlu ve Ferhat Kentel'in danışmanlık yaptığı 'Hatırlı Sevgili' dizisinde Adnan Menderes rolünü üstlenen H. Avni Danyal, "Gelecek tepkilere hazırlıklıyım" dedi. 'Hatırla Sevgili'den önce 'Kurşun Yarası', 'Çemberimde Gül Oya' ve 'Aşka Sürgün' dizilerinde oynayan Danyal, rolüyle ilgili merak edilenleri anlattı. Heyecan verici bir rol * Adnan Menderes'i canlandırma süreciniz nasıl başladı? Geçen sezon nisan aylarında 'Aşka Sürgün' dizisinin çekimlerini sürdürüyorduk. O sırada Tomris Giritlioğlu getirdi bu öneriyi. Tomris Hanım bana "Siz Adnan Menderes'e benziyorsunuz" dediğinde bana çok da inandırıcı gelmemişti! Kendimi fiziksel olarak benzetemedim Menderes'e. Can Dündar'ın 'Demirkırat' belgeseli çok işime yaradı. Görsel anlamda Adnan Menderes'le ilgili en fazla malzeme orada vardı. Teklif hoşuma gitti * Bu rolün size teklif edilmesi zor mu geldi, hoşunuza mı gitti? Çok yakın tarihte yaşayan bir siyaset adamı Adnan Menderes... Hala Türkiye'de bir sürü bilinmezle beraber bir 60 ihtilali olgusu var. Yakın tarihimize ışık tutmak adına böyle bir rolü oynamak tabii ki heyecan verdi. Çünkü hala hakkında doğru ya da yanlış yorumlar yapılan bir tarihsel kişilik. Bir de Türkiye'de sinema ve televizyon sektöründe ilk kez canlandırılıyor Adnan Menderes. Bu yönüyle de heyecan verici oldu benim için. * Sizce Menderes'e ve o döneme objektif bakmak ne kadar mümkün? Herkesin çok bildiğini yaptığın zaman risk taşır. Menderes'le ilgili herkesin bir hikayesi vardır. Benim Menderes'imle izleyicininki aynı olmayabilir, farklı şeyler çıkabilir. Zaten ben Adnan Menderes gibi bir siyasi görüşüm var diye oynamadım bu rolü. Ben bir oyuncuyum ve başka karakterler için göstermem gereken özen neyse, Menderes için de aynı özeni gösterdim. * Bir kesimin hâlâ çok sevdiği, şiddetle savunduğu, bir kesimin Türkiye'ye büyük zararının dokunduğunu söylediği bir devlet adamı Menderes... Her iki kesimden de tepkiler almaktan çekinmiyor musunuz? O siyasi dönemde, Türk halkını yönlendiren Adnan Menderes olgusunu ortaya çıkarabilirsem ne mutlu bana. Ama tepkilere de hazırım. Benim oyuncu olarak yapmam gereken; Menderes'i o tarihsel dönem içinde olduğu gibi anlatmak. Farklı siyasi görüşteki insanların tepkilerini ise tabii ki doğal karşılarım. Zaten ben son yıllarda hep olumsuz tipleri oynadım. Bu durum hoşuma gidiyor benim. Doğal karşılarım * Siz genelde zor rollerin adamısınız galiba? Olumsuz tiplerin yaşamları hep inişli çıkışlıdır. Bir sapığı, bir celladı, bir Nazi subayını oynamak oyuncu olarak benim hoşuma gidiyor. Çünkü bunlar çok daha renkli, çok daha derinliği olan karakterler. DENİZ AYYILDIZ - GÜNAYDIN OXFORD 19-01-07, 17:05 Haftanın bir başka sevinç veren anı: Yassıada’ya, daha doğrusu, Hatırla Sevgili’nin Yassıada’ya dönüştürülen setine gittim. Bilmem diziyi izliyor musunuz; başta seyirci biraz uzak duruyordu, giderek ilgi arttı ve son iki haftadır yayınlandığı gece izleyici rekorları kırmaya başladı. Senaristlerin, makyözlerin, kostümcülerin, sanat yönetmenlerinin, danışmanların işlerini nasıl ciddiye aldığına bizzat tanığım. O yüzden ucuz duygu sömürüsüne dayalı diziler karşısında tarihe ilgi uyandıran bu dizinin başarılı olmasını samimiyetle arzuluyorum. Bu nedenle de senaryoyu inceden inceye okumaya ve fırsat buldukça çekimlere gitmeye çalışıyorum. Anadolu yakasında bir apartmanın merdivenlerini çıkıp da spor salonundan bozma bir alanın kapısının ardında o müthiş mahkeme salonunu bulunca gözlerime inanamadım. O salonun gerçeğini, televizyon izleyicisine ilk kez Demirkırat’ta biz izletmiştik. Şimdi bir televizyon dizisinde yeniden gündeme getirilmesini sağlayan ekibin içinde olmak da bana aynı hazzı verdi. Orada yargılananlarla da, yargılayanlarla da, suçlayanlarla da, savunanlarla da, ailelerle de askerlerle de konuşmuştum. Yine de hepsi bir arada kanlı canlı ve (siyah beyaz değil) renkli bir halde karşıma dikilince şaşırdım; hoşlandım, üzüldüm. Bu büyük utanç sayfasının bunca zaman sinemaya gelmemiş olması akıl alır gibi değil. Dizi, bu anlamda da bir öncülük yapıyor bence... Pek çok eksiği olabilir, ama göreceksiniz bölümler ilerledikçe yapılan işin değeri daha iyi anlaşılacak. Can Dündar Günce- 15 Ocak 2007 Melal 19-01-07, 17:06 Yüzü hep gülümsüyor * Rolünüze hazırlanma sürecinde Menderes'i incelerken neler dikkatinizi çekti? Çok iyi hitabet gücü olan, Türkçe'yi iyi kullanan biri. Özellikle kadınları etkilemesinin nedeni de bu sanıyorum. Ve en kötü zamanlarda bile yüzünde bir gülümseme ifadesi var. Sinirlerine hakim, çok büyük heyecanlar göstermiyor. Denetimi üst düzeyde! * 'Hatırla Sevgili', Menderes'in Londra'da geçirdiği uçak kazasından kurtulma sahnesiyle başladı. Bu olay Menderes'in siyasi yaşamında dönüm noktası olmuş. Türkiye'ye geldiğinde ondan kutsal bir insan gibi söz edilmiş! Niye bu olayla başlamayı tercih ettiniz? Onu tabii ki Can Dündar daha iyi açıklar ama ben de bu başlangıcın doğru olduğunu düşünüyorum. Belki de Menderes'in sonunu, ona bu kazadan sonra verilen mistik, uhrevi paye getirdi! Bu olay onda, yaşama, insanlara, ülkeye karşı denetimsizliği, tek adam olma psikolojisi yarattı. Belki de Türkiye'yi 60 ihtilaline götüren süreç; o psikolojide bir siyaset adamını daha erken önlem almaya yöneltmedi. Yanlış yapmamak için çok titiz davranıyoruz * Pek çok genç, Menderes'i ve 60 ihtilalini bu diziyle tanıyacak. Yanlış mesaj vermekten çekindiğiniz oluyor mu? Bu projede bizlere gerçekten çok büyük bir görev düşüyor. Yanlış yapmamamız lazım. Özellikle 80'den sonra doğanlar 60'lı yılları sadece kitaplardan okudu. Şimdi o gerçekleri bu dizide görecekler. Çok dikkatli davranmamız gerekiyor. Bir kuşağa yanlış bilgi vermeye hakkımız yok. O yüzden çok titiz çalışılıyor, kılı kırk yarıyoruz. Çok büyük bir emek var ortada. Ufak ayrıntılar için bile saatler harcıyoruz. Darbe çözüm değil * Siz üniversite yıllarınızda 12 Eylül'ü de görmüşsünüz. Bu darbeler sizi nasıl etkiledi? 12 Eylül'ü hazırlayan koşulları çok yoğun bir şekilde yaşadım. Her darbe; hem ülke ekonomisinin hem de halkının 15 yıl gerilemesine neden olmuştur. Bunun için de hiçbir şekilde onaylamıyorum. * Rejim risk altında olsa bile mi? Evet, rejim risk altında olsa bile! 80 döneminin bendeki anısı çok kötü. Çok arkadaşım öldü. Çocuklukta beraber büyüdüğümüz arkadaşlarla, farklı siyasi görüşlerde olduğumuzda; nasıl birbirimize düşman, nasıl birbirimize uzak olduğumuzu gördüm. Bazılarının vurularak ölüşlerini gördüğüm için acı duyuyorum. 'Azizname' oyununu bu yıl da sahneliyoruz * Bu sezon tiyatronuzda hangi oyunları sahneleyeceksiniz? 'Tiyatro Seyirlik'i geçen yıl 28 Mart'ta kurduk ve 'Azizname'yi oynamaya başladık. 1 Kasım itibarıyla yeni sezona başladık. Caddebostan Kültür Merkezi'nde, Ataköy'de ve Kenterler'de oyunlarımızı sergileyeceğiz. Sezon boyunca 'Azizname' oyunu da devam edecek. Ocak ayında da ikinci bir oyun hazırlamayı düşünüyoruz. * Tiyatro kökenli pek çok oyuncu, televizyon işlerini daha çok para kazanmak amaçlı yaptıklarını söylüyorlar. Sizin için de aynı şeyler geçerli mi? Bir tiyatro oyuncusu olarak; kameranın önünde, sinemada ya da bir dizide oynamak, asla tiyatroda seyircinin önünde oynamak kadar tat vermiyor. Bu bir gerçek. Televizyonda da oyunculuk yapıyoruz ama hangisinin daha keyifli olduğunu sorarsanız tabii ki tiyatro derim! Televizyon açıkçası benim tiyatro için beslenme kaynağımı oluşturuyor. http://www.sabah.com.tr/gny/gny109-20061114-200.html (http://www.sabah.com.tr/gny/gny109-20061114-200.html) http://www.sabah.com.tr/2006/11/14/gny/im/963B9AE97927A549A65F9F23b.jpg http://www.sabah.com.tr/2006/11/14/gny/im/9E32635E3A6B7D40904111C3b.jpg fawwka 19-01-07, 17:08 http://www.sabah.com.tr/2006/11/09/gny/im/89E32F183B1AAA47A1055E3Eb.jpg SABAH - 09/11/2006 - Yüksel Aytuğ Salı sallanacak EYVAH ki ne eyvah! Salı geceleri ekran karşısında şapşallaşacağız. Tenis maçı izler gibi, bir atv'ye bir Kanal D'ye bakacağız. Öyle iki muhteşem dizi başladı ki, ekran başındakiler zap manyağı oldu. Öncelikle atv'yi kutluyorum. Bir "dönem dizisi" olan Hatırla Sevgili'- ye yaptığı müthiş prodüksiyon yatırımı için. Uçaklar, otomobiller, kostümler neredeyse hiçbir hataya yer bırakmadan hazırlanmış. (Gözüme batan ufak tefek kıymıkları başka gün yazacağım.) Softlight ışık, diyaloglardaki hatasız dönem Türkçesi, göz yormayan, duru kamera kullanımı, basit ama akıcı kurgusuyla Hatırla Sevgili, benim gibi dünyaya geç geldiğine inanan ve 50'li yılların naif insan ilişkilerini, katıksız aşklarını özleyenler için çölde vaha gibi. Dönem dizilerinde artık tartışılmaz bir marka haline gelen Tomris Giritlioğlu yine mükemmel bir iş çıkarmış. Oyunculuklar ise birbiriyle yarışıyor. Beren Saat, Engin Şenkan ve Lale Mansur diğerlerinden yarım adım önde. Binbir Gece ise daha ilk bölümüyle izleyiciyi yüreğinden yakaladı. Ahlaksız Teklif ile Aliye karışımı ilk bölüm, dinamik anlatımı ve muhteşem oyunculuklarıyla ekran başındaki izleyiciye halat atıp, onları iskelesine bağladı. Halit Ergenç'in son sahnede yaptığı insanlık testini, sadece yüz mimikleriyle bir anlatışı vardı ki, bayıldım. Kurtlar Vadisi: Irak filminde oyunculuğuna hayran kaldığım Bergüzar Korel, beklentimi boşa çıkartmadı. Tardu Flordun, her rolün üstesinden gelebilecek yetenekte olduğunu bir kez daha gösterdi. Oyunculuğunu her zaman çok inandırıcı bulduğum Ceyda Düvenci de hiç paslanmamış. Ama ilk bölümün yıldızı babaanne Nadide rolündeki Tomris İncer'di. Hasta torununu bağrına bastığı sahne enfesti. Sözüm atv ve Kanal D yöneticilerine... Bu iki harika diziyi karşı karşıya getirmeyin. Şu kurak televizyon ikliminde testileri birbirine çarpıp, kırmak yerine, ekran başında "Suuu, suuuu" diye inleyenlerin boğazındaki ateşi birlikte söndürün. fawwka 19-01-07, 17:09 İki başarılı dizi BU kadar çok dizi olur mu diyenlerden biri olarak yanıldığımı gördüm. Salı akşamı, iki yeni dizi başladı. "Binbir Gece" ve "Hatırla Sevgili". Ben ikisinden de keyif aldım. * * * "Binbir Gece"nin konusu aslında bildik. Lösemili çocuk, tek başına kalmış bir anne, tedavi için para bulmak için uğraşıyor. Bunlar artık ciklet olmuş konular. Ama işte, oyunculuk ve senaryonun bu ciklete verdiği tad. Bir nevi "Aliye" ekibinin işi. Yönetmen Kudret Sabancı ve başrolde Halit Ergenç var. Tardu Flordun tam oturmuş rolüne. Bergüzer Korel, Metin Çekmez ve diğer tüm roller hepsi yerli yerinde. Bir ismi sona sakladım. Evliyaoğlu ailesinin annesi Nadide Evliyaoğlu rolündeki Tomris İnceer. Bu usta oyuncu kelimenen tam anlamı ile döktürüyor. Ben ilk bölümü zevkle izledim. Bundan böyle umarım ilerleyen bölümlerde de aynı performans (özellikle senaryoda tabii ki)sürdürülür. * * * "BİNBİR Gece"nin müziği Kıraç'a ait. Kıraç'ın "Bir İstanbul Masalı"ndan sonra tutturduğu bir format var. Bu, dizide de devam ediyor. Görevini yapıyor. Dizinin anlam ve önemine uyan bir de Rimsi Korsakof'un Senfonik Suiti "Şehrazad"da arada çaktırmadan çalıp durdu. * * * "HATIRLA Sevgili"... Muhlis Sebahattin Ezgi'nin unutulmaz nihavend şarkısı. 1950'lerin İstanbulu'nun şarkısı. Beni oralara götürdü. Bir şekilde ucundan yakaladığım yıllar diyebilirim. Dizi de beni o yollara götürdü. Radyoda duruşmaları dinlerdim. Amcamın Yassıada Duruşmaları ile ilgili iki ciltlik kitabı vardı. Oradaki resimlere bakardım. Ben baktığımda idamların üzerinden çok geçmemişti. Altı ya da yedi yıl. Seyrederken bunlar şerit gibi geçti gözümün önünden. Modern bir Romeo - Juliet hikayesi olduğu söyleniyor dizi için. "Serseri" ve "Çapkın" dizilerinde kendini gösteren Okan Yalabık oynuyor ve pek de güzel pasta yapıyor. Bu işi öğrenmek için epey uğraşmış. Zaten öyle de olmalı. Necdet (Okan Yalabık) küçüklüğünden beri Yasemin'e aşık. Ah ne güzeldir ada aşkları. Çam ağaçlarının, fayton tıngırtılarının, sakin tepelerin ve tek katlı evlerin mis kokulu bahçelerinde geçen aşklar. Çalkantılı siyasi dönem ve aşkın iç içe geçtiği bu dizinin, ilk bölümde verdiği romantizm ve naiflik içinde devamını dilerim. sina koloğlu kaynak: milliyet Melal 19-01-07, 17:09 Berin Menderes'in hayatının sonuna kadar el çantasında taşıdığı gazete yazısı Hakkı Devrim Aynı gece başlayan iki diziden, biz Binbir Gece'yi seyretmiştik; Hatırla Sevgili'yi de merak ettiğimiz halde... Birkaç akşam sonra, tekrarladılar onu da seyrettik. Seyretmediyseniz... – Binbir Gece'de iş var (Kanal D). Yönetmeni Aliye'den tanıyoruz; Halit Ergenç'i de. Bergüzar Korel sıradan bir oyuncu değil. Hikâyenin, ilk iki bölümüyle göz doldurduğunu söyleyebilirim. Kadroda defolu oyuncu görünmüyor. Bu kışın televizyon hadiselerinden biri olur. Hatırla Sevgili (atv), bir yakın tarih hikâyesi. Londra uçak kazasıyla başladı. Kazadan sonra Başbakan Adnan Menderes'i, bacağından bir koltuğa takılmış baş aşağı sallanır gören ben yaştakiler (ellisini geçmiş olanlar da dahil) Hatırla Sevgili'deki sevgilinin neleri hatırlatacağını tahmin etmişlerdir. Uçak kazasını orada bırakıp, hikâye bir başka dünyada devam ediyor. Büyükada'da varlıklı aileler ve genç çocukları. Belli ki, ülkenin ileri gelenleri üst düzey bürokratlardan ibaret değil artık. Gençler arası ilgiler, ilişkiler bir anlamda hâlâ ilk kadın romancılarımızın aşk hikâyeleri üslubunda. Nerede Binbir Gece'nin konuya girişindeki sarsıcı şiddet, nerede hikâye kahramanlarının daha seyircisiyle selamlaşmadan tabi tutulduğu o içinden çıkılması güç imtihan? Evlerde başlayan «Şehrazat yeni patronundan 150 000 doları, adamın ahlaksız teklifini kabul ederek almalı ve eski kayınbabasının sonunda vermeye razı olduğu parayı reddetmeli miydi?» tartışmaları, ki dizinin seyredilme şansı bakımından kesinlikle iyiye işarettir. * Hatırla Sevgili'nin, belli ki baş kahramanı Menderes'tir, bismillah derken baş aşağı sallanışını seyrettiğimiz... Adnan Menderes'i, hayat macerasının ilgi çekici iki döneminde yakından takip ettim. 1957 Genel Seçimle'nde 17 gün boyunca gözümü ondan ayırmadan, konuşmalar dışında da yanından ayrılmadan, partililerle ve yakın çalışma arkadaşlarıyla kapalı toplantılar da dahil olmak üzere, onu seyrettim ve dinledim. Üç yıl sonra, Türkiye'nin sakıt başvekili («Düşmüş başbakanı» demektir.) Yassıada'dayargılanmaktaydı. Ben de üç beş metre ötesinde, basın tribününde, gözlerini ondan ayırmadan duruşmaları takip eden bir gazeteci; Yeni Sabah'ın muhabiri ve yorumcusuydum. Aylarca her sabah 06.00'da kalkan bir vapurla Yassıada'ya taşındık. Menderes'e nispetle biraz daha çok tanıdığım ve yakınım bildiğim biri daha vardı sanıklar arasında, Bahadır Dülger. Gazeteci ağabeyim ve Havadis gazetesinde (1956-1957) patronum. Bir ihtilal mahkemesinin ne demek olduğunu, Menderes ile Dülger de orada olmasaydılar, belki o kadar anlayamaz, yüreğimin derinliklerinde hissedemezdim. Bahadır Ağabey, hakkındaki hüküm fıkrasını kulaklarıyla işitti. Diğer idam mahkûmları gibi, dik duruşunu korusa da, bütün vücuduyla o da ileri doğru bir gidip geldi. Adnan Bey o duruşmada bulunamadı. Biriktirdiği uyku haplarını topluca yutarak intihar girişiminde bulunmuşBen bizim hikâye, roman, senaryo yazarlarımızın yakın tarih anlatılarını genelde başarılı bulmuyorum. Yanılmayı da göze alarak, bu nitelikte beğenerek, severek, faydalanarak okuduğum istisnaî romanların Kemal Tahir'in kaleminden çıktığını söyleyebilirim. (Kahramanları arasında gerçek tarihî şahsiyetlerin de bulunduğu romanları kastediyorum.) Hafızamın pek de zengin olmayan repertuvarında neler var diye hatırlamaya çalıştım. Atatürk'ün evliliğine, aşklarına dair Nezihe Araz'ın bir oyunu vardı, seyrettim. İpek Çalışlar'ın kitabını okuyamadım. Adnan Menderes-Ayhan Aydan ilişkisini konu alan oyunda, Can Gürzap'ın ağzından Adnan Bey'in vazgeçemediği «Anacığım» hitabının bir kere bile çıkmayışını (sevdiği kadınla baş başa kaldığı sahnelerde bile) çok yadırgadığımı Can Bey'e de söyledim. Kürşat Başar'ın Fatin Rüştü Zorlu'nun ünlü aşk hikâyesini anlattığı kitabını zevkle okuduğumu inkâr edecek değilim; ama o da nihayet, kahramanları gerçek kişiler olan bir aşk hikâyesiydi, bir yakın tarih romanı değil. Yakın gelecekte, Bülent ile Rahşan adlı bir aşk efsanesi bekliyoruz elbette. Âşığını kaybedeli beri Mâşukayı bir an bile yalnız bırakamayan masalcı kalem erbabı oralarda boy gösteriyor. Sinemada Berin Menderes'i Hülya Koçyiğit'in canlandıracağından söz edildi. Alınacak neticeyi cidden merak etmiştim. Arkası gelmedi. Berin Hanım deyince içim titrer; benim gözümdeki, gönlümdeki âbide kadınlarımızdan biridir Berin Hanım. Bir büyüklük, olgunluk, soyluluk âbidesi. Nur içinde yatsın! Beni gururlandıran bir hatırayla bağlayayım pazar yârenliğimizi. Birkaç yıl önce telefonda Aydın Menderes'le konuşurken söz Berin Hanımefendi'ye geldi. Aydın Bey: – Bunu size bugüne kadar söylemeliydim, bakın ihmal ettim, dedi. Sizin babam Yassıada'dayken Yeni Sabah'ta, «Menderes'in Kahkahası» diye bir yazınız çıktı, hatırınızda mı? (Hatırımdaydı, evet.) Annemin o yazıyı kesip, ölünceye kadar el çantasında taşıdığını bilir miydiniz? Bilmiyordum. Çok duygulandım öğrenince. (O yazıyı bulabilirsem, hikâyesiyle birlikte bir gün size de okutabilmek isterim doğrusu.) 19/11/2006 -RADİKAL Melal 19-01-07, 17:11 Kim, kime karşı sorumlu? ATV'de "Hatırla Sevgili" isimli diziyi bilmem takip ediyor musunuz? Demokrat Parti iktidarının son ayları... Tahkikat Komisyonu kurulmuş; bazı gazeteciler hapse atılıyor... demokrasinin raydan çıktığı gerekçesiyle üniversite talebesi sokağa dökülmüş... CHP ve DP arasındaki derin kutuplaşmanın doğurduğu siyasi görüş ayrılıkları, seven gönülleri de birbirinden koparıyor. Dizi, yeniden 27 Mayıs darbesini düşünmeme vesile oldu. Çok partili demokrasiye geçmemizden sonra işlenen "ilk günah"tı bu darbe. Ve ister istemez başkaları onu takip etti: 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat... Her dönemde, işler biraz sarpa sarınca "asker müdahale etsin" diyenler vardı. Türk Silâhlı Kuvvetleri de, hiç değilse bir kısım vatandaşın bu talebinden güç alıyor, "meşruiyetini kaybeden (!) bir iktidara karşı, Türk milleti adına" yönetime el koyuyordu. "Hatırla Sevgili" dizisinde CHP'li ailenin bir üyesi olan Sevim gazeteci... sütununda adeta bir "ihtilâl beyannamesi" kaleme alıyor; askeri göreve çağırıyor. Her dönemde gördüğümüz türden bir basın mensubu Sevim... Çok şükür artık, birkaç istisna dışında, böyle insanlara pek rastlanmıyor. Askerin müdahalesi, bugünkü şartlarda genelde hoş karşılanmıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt bunun farkına varabilse, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e o konuşmayı yapmazdı: "Ben de diyorum ki, resmi görüşümüz alınmadı. Bir toplantıdaydım. Döndüğümde televizyondan öğrendim. Sorsalardı şunu söylerdik: Bu devletin resmi görüşünden sapmadır." *** Nazlı ILICAK 12.12.2006 TAKVİM fawwka 19-01-07, 17:12 http://www.sabah.com.tr/2006/11/20/gny/im/E3E2F849B8CA5F48AAE9D98Eb.jpg Bir dizide oynamakla sanatçı olunmaz 'Hatırla Sevgili'nin 27 yıllık oyuncusu Ayda Aksel, "Biri çıkıp dizide oynuyor sonra da 'Ben sanatımla' diye başlayan cümleler kuruyor. Maalesef oyunculuk herkesin yapabileceği bir iş haline geldi" diyor. Ayda Aksel, bugünlerde bir taşla üç kuş vuruyor. 27 yıllık oyuncu üç ayrı proje ile sanatseverlerle buluşuyor. Ömer Faruk Sorak'ın yönettiği 'Sınav' filminde lenf kanseri bir anneyi, Tiyatro Kedi'de sahnelenen 'Omuzumdaki Melek' adlı oyunda saf bir kadını, atv'- nin yeni dizisi 'Hatırla Sevgili'de ise kuralcı bir doktoru canlandıran sanatçı ile bu projeleri ve sanat hayatını konuştuk. Hiçbir zaman güzelliğiyle bir yerlere gelmek istemediğini söyleyen Aksel, "Biri çıkıyor, bir dizide oynuyor ya da bir şarkı söylüyor sonra da 'Ben sanatımla' diye başlayan cümleler kuruyor. Ya da 'genç sanatçı' diye anılıyor. Bir dizide rol almakla sanatçı olunmaz. Maalesef oyunculuk herkesin, her an yapabileceği bir iş haline geldi" diyor. * Yeni diziniz 'Hatırla Sevgili'den konuşalım öncelikle... Bizim dizimiz çok farklı bir çalışma. Politik bir dizi yapmıyoruz. Hikâye 1959'da Menderes döneminde başlıyor ama biz Menderes ve iktidarını anlatmıyoruz. O dönemde yaşayan iki aile ve onların çocukları üzerine yoğunlaşıyoruz. Ben Cansel Elçin'in annesi rolündeyim. Selma adında, kuralları olan, muhafazakâr bir doktorum. * Menderes dönemiyle ilgili bir ön çalışma yaptınız mı bu dizi için? Daha önce, Adnan Menderes ile Ayhan Aydan'ın ilişkisini anlatan 'Yarım Bardak Su' adlı oyuna çalışırken Menderes hakkında okumadığım kitap kalmadı. O dönemin siyasal ve sosyal yapısını çok fazla araştırdım. Beren saat çok çalışkan * Dizide Beren Saat de var. Kendisi bir TV yarışmasıyla ünlendi. Nasıl buluyorsunuz oyunculuğunu? Beren kendini bilen, çok terbiyeli, saygılı bir insan. Büyük bir özveriyle çalışıyor. Bunlar yolunda gittiği zaman ben de ancak saygı duyabilirim ona. Kostümleri de ona çok yakışıyor. Bir kutu bebeğine dönüşüyor. * Sizin kitleler tarafından tanınmanız da bir TV dizisiyle olmuştu değil mi? 1983'te, 19 yaşındayken TRT'nin ilk renkli dizisi 'Üç İstanbul'da oynadım ve ünlü oldum. Ama kafes ardındaki farklı bir varlıkmışım gibi sürekli parmakla gösterilmek beni rahatsız etti. Tiyatro yapmak istiyordum. Bildiğim yoldan devam ettim. Oyunculuk özveri isteyen bir iştir. Popüler olmakla yapılan işler beni bu nedenle hep rahatsız etti. Ben, gece rahat uyumayı, yastığa başımı rahat koymayı seçtim. "Çok ünlüyüm, çok param var ve çok rahat uyuyorum" diyebilmek her zaman mümkün olmuyor. Üçünün bir araya gelebildiği durumlar da var ama çok az. Mesela Cem Yılmaz. * 'Omuzumdaki Melek' nasıl bir oyun? Oyunun yönetmenliğini Hakan Altıner yapıyor. Yine o, ben ve Teoman Kumbaracıbaşı oynuyoruz. Ben saf, kendi ayakları üzerinde duramayan, aşkı bile bir koruma aracı olarak gören Dona karakterini canlandırıyorum. Evli ve dört çocuklu sandığı bir adamla ilişkisi var. İntihar etmeyi düşündüğü sırada karşısına bir koruyucu melek çıkıyor. Oyunumuz çok yoğun ilgi görüyor. * Sizce kadınlar kendilerine sevgili mi arıyor yoksa onları sahiplenecek birer koruyucu melek mi? Güven arayışı kadınlara özgü gibi görünse de erkeklerde de böyle. Kadınlar nasıl babalarını arıyorlarsa, erkekler de annelerini arıyor. Seks dürtüsüyle başlayan, aşka varan, şefkatle bütünleşen bir korunma duygusu bu. Üstelik dünyanın her yerinde de geçerli. Benim meleğim kocam * Sizce gerçek hayatta da var mıdır sevdiği kadın için melek olmayı göze alan erkekler? Kocam Atilla, onu tanıdığım günden beri omuzumdaki melek. 11 yıldır evliyiz. Sabah kalktığınız andan itibaren, "Bugün ona kendini nasıl daha iyi hissettirebilirim" diyorsanız zaten aşkınız kolay kolay bitmiyor. Ben kocamın omuzundaki meleğim, o da benim. * Sınav filminde de izliyoruz sizi. Bu projeyi kabul etmenizin nedeni ne oldu? Ömer Faruk Sorak'n hayatı hayat gibi verebilmesi... Bir şeylerin altını fazla çizmeden, olduğu gibi sunabilmesi... 'Sınav' çok keyifli bir filmdi. Sorak'a çalışırken, "365 gün bana iş verin. Ben sizinle çalışayım" dedim. İnanılmaz bir set ve inanılmaz bir oyuncu kadrosuydu. http://www.sabah.com.tr/2006/11/20/gny/im/365CE8C3B995A84896CC50BEb.jpg Tiyatroda soyundum, öpüştüm ama... * Bir kadının tahrik edici unsur olarak açılmasına da karşıyım kapanmasına da. Ben sinemada soyunamam. Zaten Türk Sineması'nda "Bu gerekliymiş ve çok estetik" dediğim bir örnek de görmedim. * Yapımcılar senaryoyu size okuttuklarında söze "Ama şurasında bir sevişme sahnesi var" diye başlıyorlarsa zaten o film o sevişme sahnesi için çekilmiştir. Ama bir de öyle senaryolar vardır ki, o filmin içinde göğsünüzün açılması umurunuzda bile olmaz. Karşınızdaki yönetmene güvenmeniz de çok önemli. * Tiyatro sahnesinde oyunun yapısı gereği soyunmak, öpüşmek, sevişmek gibi bir derdiniz yoktur. Bütün bunlar oyunun gereğidir. Ben aslında tiyatroda tüm bunları yaptım ama kimse farkında bile olmadı. Çünkü 'Ayda Aksel'in memesi görünüyor' gibi bir fotoğrafın içinde olmadım. Çalıştığım hiçbir tiyatro da bunu bana yapmadı. * Sanat için tabii ki soyundum, seviştim, öpüştüm ama bunlar hiçbir zaman müstehcenliğe kaçmadı. Yalnızca sanatta değil, her yerde müstehcenliğe karşıyım. Üç İstanbul ile tanındı 'Üç İstanbul', 'Yaprak Dökümü' gibi dizilerle üne kavuşan Ayda Aksel, Halide Edip Adıvar rollerinin aranan oyuncusu oldu. Tunç Başaran'ın 'Kaçıklık Diploması' adlı filmindeki performansıyla ayakta alkışlandı. Sanatçı, 2003 Afife Tiyatro Ödülleri gecesinde ise 'Ölümüne Suçlu'daki performansıyla en iyi kadın oyuncu seçildi. ECE SARUHAN Haberin Linki (http://www.sabah.com.tr/gny/gny107-20061120-200.html) OXFORD 19-01-07, 17:12 Hatırla Sevgili bu dizi romanda TÜRKİYE dizi roman keyfiyle tanışıyor... atv'nin sevilen dizisi Hatırla Sevgili, unutulmaz anlarıyla fotoroman oldu... Elinizden düşüremeyeceğiniz dizi bugün başladı... Kaçırmayın *** Hatırla Sevgili Senaryo: Nilgün Öneş, Şebnem, Çıtak, Aylin Alıberen Yönetmen: Faruk Teber Oyuncular: Beren Saat (Yasemin), Cansel Elçin (Ahmet), Okan Yalabık (Necdet), Avni Yalçın, Engin Şenkan, Lale Mansur, Ayda Aksel, Hüseyin Avni Danyal, Nergis Öztürk, Meltem Parlak, Turgay Aydın 1- CHP'li Şevket Gürsoy 'un oğlu ve hükümeti eleştiren gazeteci Sevim Gürsoy'un yeğeni Ahmet, kuzeninin düğünü için Londra'ya gitmek zorundadır. Londra'ya giden Başvekil Adnan Menderes'in uçağında mütercim olarak yer bulur. Ancak Başvekil'den ailesinin kimliğini saklaması istenir. *Adnan Menderes yardımcısı Rıza Bey ile Londra'daki toplantıyı konuşurken, Lozan Üniversitesi hukuk mezunu Ahmet kendisine mütercim olarak takdim edilir. *Başvekil'in sorusu Ahmet'in üzerinde soğuk duş etkisi yaratır. Çünkü Avukat Babası Şevket Gürsoy, Menderes ile zıttır. İmdadına komşuları Rıza Bey yetişir. *Menderes, sağ kolu Rıza Bey'den Ahmet'in babası ile çocukluk arkadaşı ve Büyükada'da komşu olduklarını öğrenir. Bu sırada uçak Londra'ya havalanmıştır. *O sırada Rıza Bey'in Büyükada'daki evinde eşi Nezahat Hanım küçük kızları Işık'tan 4 yıldır Ada'ya gelmeyen komşuları Ahmet'in de aynı uçakta olduğunu öğrenir. Ahmet'in adını duyan büyük kızı Yasemin ise sohbete kulak kabartır. *Dört yıldır adaya gelmeyen Ahmet'i görmeyen Yasemin, kendisi için çok önemli bu genç adamın adını duyar duymaz salona geçip sohbete katılır. *Uçak Londra'ya yaklaşmıştır ama bir terslik vardır. Pilot'un "Sisten dolayı başka havalimanına ineceğiz" anonsunun ardından uçak hızla irtifa kaybetmeye başlar. Kimse olanlara bir anlam verememektedir. *Kule ile irtibatı kopan uçak saniyeler içinde yere çakılır, bir an etraf sessizleşir... *Düşen uçaktan ilk çıkan Ahmet olur... *Ahmet, Adnan Menderes'in yanına koşar. Yaralı Başvekil'i kurtarmaya çalışır... *Adnan Menderes uçaktan kurtulmuş ancak şoktan çıkamamıştır. Ahmet onu uçağın yanından uzaklaştırmaya çalışır. *Ahmet'in gözü Rıza Bey'i arar. Ahmet yaralı olan Rıza Bey'i oradan uzaklaştırır. *Uçaktaki Demokrat Parti heyeti ile cayır cayır yanmaktadır. Adnan Menderes çaresizlik içindedir. Ahmet ise korku ve acıyla yanan uçağa son kez bakar... *Uçak gürültüyle patlar. Parçalar etrafa dağılırken içeride canlı kalma ihtimali yoktur. *Menderes, Rıza Bey ve Ahmet uçağa bakar. Kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. *Adnan Menderes, patlamayı görüp gelen İngiliz köylüler tarafından bir araca bindirilerek oradan uzaklaştırılır. Menderes ve uçaktan sağ çıkan diğerleri yaşadıkları şoku atlatamamışlardır. *Radyo, Başvekil'in uçağının düştüğünü duyurmuştur. Nezahat Hanım ve kızları duyduklarına inanmak istemez... *Aynı acı Ahmet'in evinde de yaşanır. Şevket Bey haberi eşine verirken, sadece "Teyyare" diyebilmiştir... http://www.takvim.com.tr/pap134.html fawwka 19-01-07, 17:13 http://www.sabah.com.tr/2006/11/21/gny/im/0C79F69E10D5D743BFF32C3Bb.jpg Sette evcilik oynar gibiyim atv'nin iddialı dizisi 'Hatırla Sevgili'de Yasemin karakterini canlandıran güzel oyuncu Beren Saat, üzerine 1960'lı yıllara ait kostümleri giydiğinde tavırlarının değiştiğini ve sette kendini evcilik oynuyormuş gibi hissettiğini söylüyor. atv'nin iddialı dizisi 'Hatırla Sevgili'de Yasemin' karakterini canlandıran genç oyuncu Beren Saat, "Bir dönem dizisinde almak beni çok heyecanlandırıyor" dedi. yıllarda hayali aşkların yaşandığına dikkat çeken Saat, "O insanlar birbirlerini tanımadan, hayal kurma aşamasını çok yoğun yaşamış. Göz göze gelip, bakışıp, uzaktan bir gülüşmeden sonra bütün gece onun hayalini kurmuşlar" şeklinde konuştu. 'Hatırla Sevgili'nin setinde görüştüğümüz Beren Saat, bu projeye dahil olma sürecini ve oyunculuktaki hedeflerini anlattı. Dizi bizi bir hayale sürüklüyor * atv izleyicisi 'Hatırla Sevgili'yi çok sevdi. ne tür tepkiler geldi? Çok olumlu tepkiler aldık. Birkaç gün önce Aşka Sürgün'deki eski yönetmenim Cemal aradı ve bana çok güzel şeyler söyledi. Bunlar çok moral verdi. Sonuçta ortaya çıkan üründen herkes çok memnun. * Diziye başlarken hiç endişe duydunuz mu? Uzun süreceğini ve zor olacağını bildiğimden endişe duydum. Ama işin içine girince çok keyif aldım. Bu sette bulunmak, role hazırlanırken başka oyuncuları izlemek bile çok keyifli. Dizinin bir dönemi anlatması bizi bambaşka bir hayale sürüklüyor. Hikayenin çok gerçekçi bir bölümü var. Bu anlamda Hüseyin Avni Danyal'ın işi daha zor. Biz sene önce yaşanmış bir hayali canlandırıyoruz. Oysa Avni Bey, Adnan Menderes'i oynuyor. Biz ona göre daha rahatız. * Menderes döneminde yaşamak ister miydiniz? Bilmiyorum. Çok emin değilim. Çünkü yaşadığım hayattan memnunum. Eski aşklar büyülü * Sizce o yıllarda yaşanan aşklarla günümüz beraberlikleri arasında bir fark var mı? 60'lı yıllarda insanlar, ilişkiye başlamadan önce hayal ettikleri şeye aşık oluyorlarmış. İnsanlar birbirlerinin karakterleriyle yüzleşmeden önce hayal kurma aşamasını çok yoğun yaşıyormuş. Göz göze geliyorlar, bakışıyorlar, uzaktan gülüşüyorlar ve bütün gece onun hayalini kuruyorlarmış. Bu olay aşk duygusunu biraz daha büyülü ve büyük yapıyor galiba. Belki de oturup o an karşılıklı kahve içseler bütün büyü bozulacak. Günümüzde biraz daha etkileşim ortamı var. Bir anda o ambiyans dağılıyor ve "Hayır bu değilmiş' diyebiliyor insanlar. * Yasemin'in tipik liseli tripleri var. Geçmişte sizin bu tarz tepkileriniz olmuş muydu? Dizide 18 yaşında bir genç kızı canlandıran Saat, "Hakkımda yine 'lolita' denebilir. Ama yaşım çoktan lolitalık sınırını aştı" diye konuşuyor. Olmaz mı canım! "Ah ne yakışıklı" deyip, günlüğüme yazılar yazdığım çok oldu. 13-14 yaşlarında her insan yaşıyor bunları. Ben de oturup hayaller kurup, günlükler tuttum. * Başlangıçta dizinin tamamen Menderes'in hayatını ve o dönemi işleyeceği konuşuluyordu. Ama dizi o dönem yaşanan bir aşkı anlatıyor... Başlangıçta yanlış bir anlatım oldu. Menderes'in hayatı gibi bir tamlama geçti. Aslında öyle bir şey yok. Ancak, dizinin ilerleyen bölümlerinde kızışan ülke siyasetiyle ilgili meseleler de yer alacak. Bu siyasi tablo güllük gülistanlık yaşanan aşkın da içine ister istemez girecek. Dizide o dönemin siyasi tablosuna az yer verildiğini düşünenler, ilerleyen bölümlerde tatmin olacak. Mesela bizim karakterlerimiz de Yassıada sürecini yaşayacak. İhtilaller ve idamlardan karakterler de etkilenecek. Hatta bazı bölümlerde siyaset çok daha hakim olacak diziye. Lolitalık sınırını aştım * Diziye başlarken nasıl bir hazırlık dönemi geçirdiniz? Tomris Giritlioğlu "Dönem dizisi çekiyoruz'" dedi ve elime okumam için Demirkırat'ı verdi. Tarihler, yaşananlar ve isimler... Sonrasında araştırma grubu, kocaman dosyalarla geldi. O dönemin mecmualarına baktık. Kostümlerden saçlara ve tırnakların törpülenmesine kadar en ufak detaylara bile çalışıldı. Sonrasında ben aile fotoğraflarını çektirmeye başladım. O dönemin kadınlarında dik poz vermek ve vücudunu güzel göstermek çok hakim. Sette üstüme kostümümü giyip koluma çantamı taktığımda halim tavrım değişiyor. Aksesuvarlar ve kostümler bize çok yardımcı oluyor. Biz ön çalışma yaptık ama sete girdiğimiz an her şey oturdu. * Küçükken evcilik oynarken beyaz bir önlük giyersin ve kendini hemşire hissedersiniz ya, sizinki de biraz böyle olmuş herhalde... Aynen evcilik oynar gibi evet... Aslında Yasemin karakteri de sete girdikten sonra çıktı. Sonuçtan ben şimdilik mutluyum. * Geçmişte sizinle ilgili lolita benzetmeleri yapılmıştı. Bu benzetmeyi 'Aşka Sürgün'deki Zilan karakteriyle unutturmuştunuz. Oysa Yasemin lolita tanımına uygun bir rol... Yeni çıkan her genç kıza olduğu gibi bana da lolita benzetmesi yapıldı. Zilan'la bu yargı kırılmıştı ama şu an yeniden gündeme gelebilir. Çünkü 18 yaşında bir kızı oynuyorum. Ama artık lolita olmak için yaş sınırını aştığımı düşünüyorum. Artık yeni insanları lolita yapsınlar. http://www.sabah.com.tr/2006/11/21/gny/im/079920645E75EF4CBFEF5693b.jpg Bugün olsa yarışmaya katılmazdım * Yıldızınız bir televizyon programı ile parladı. Neydi sizi bu yarışmaya katılmaya iten neden? Ben yarışmaya girdiğimde işletme okuyordum ve oyunculuk deneyimim yok denecek kadar azdı. Ben yarışmaya şansımı denemek için girmiştim. Olmayacağını hissetseydim geri dönerdim. Baktım oluyor. Biraz daha azmedersem daha olacağını da hissettim. Hala da mücadele etmeyi sürdürüyorum. Bu aralar seslendirmeyle uğraşıyorum. Yarışma istediğim işi yapmak için bana basamak oldu. Şu an olsa katılmam belki. Çok zor ve insan psikolojisini gereksizce yıpratabilecek bir dönemdi. Ama sonuçları benim için iyi oldu. * Genç yaşta şöhret olmak sizi nasıl etkiledi? Bir adaptasyon sorunu yaşadım ama hayatım fazla değişmedi. Hep bu işi yapmak için uğraşmıştım. Sevdiğim işi yapıyorum ve her gün Tanrı'ya teşekkür ediyorum. Öyle bedeller filan da ödemedim. İşim dışında fazla gündeme gelmemeye dikkat ediyorum. Gerekmediği sürece kendimle ilgili konuşmuyorum. * Ufukta sinema filmi var mı? Hem de öyle bir film var ki, onun için herşeyi reddediyorum ve sabınsızlıkla onu bekliyorum. İnşallah bu yaz çekimlerine başlanacak. Haberin Linki (http://www.sabah.com.tr/gny/gny118-20061121-200.html) Melal 19-01-07, 17:13 Yıldızları gerçekten parlayanlar da var "Hatırla Sevgili"de Beren Saat'i izlerken, bazı yarışma programlarına haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım. Mesela "Türkiye'nin Yıldızları"... Beren Saat, o yarışmadan çıkan ve televizyon dizileriyle adım adım başarıyı yakalamaya çalışan, umut vaat eden bir oyuncu. Önce, "Aşka Sürgün"de Mahsun Kırmızıgül'ün karşısında başroldeydi; şimdi "Hatırla Sevgili"de yine ana rollerden birini üstlendi. Bakar bakmaz insanı saran en önemli özelliği, sevimliliği. Çünkü sempati, ekrandan izleyiciye en kolay geçen duygu. Şimdiden, "Hatırla Sevgili" gibi tamamen ağır toplardan oluşan bir kadroda sırıtmayacağının sinyallerini veriyor. Bengi Öztürk de aynı yarışmada parlayan isimlerden. "Şöhret"te uzun bir yol katederek daha uzun yıllar ekranda olacağını kanıtladı. Bunlar ilk anda aklıma gelen iki isim sadece. Ama demek ki neymiş, binbir emekle ortaya çıkan her projeyi hiç düşünmeden 'tukaka' etmenin gereği yokmuş... www.takvim.com.tr/2006/11/10/yaz1654-31400-114.html (http://www.takvim.com.tr/2006/11/10/yaz1654-31400-114.html) Melal 19-01-07, 17:13 Dönem dizileri emek ister Televizyonun düşünce biçimimizi sandığımızdan çok daha fazla etkilediğini hepimiz biliyoruz artık. Peki, dizi yapımcıları bu gücün etkisini yeterince kavrayabiliyor mu? Reyting ve reklam payları söz konusu olduğunda 'kesinlikle evet', düşünce sistemi söz konusu olduğunda ise 'hayır'. Hayır, çünkü pratikte bir öneminin olduğuna inanmıyorlar. O yüzden de, tek tük ortaya çıkmaya başlayan dönem dizilerini bu çerçevede değerlendirip, en azından ortaya çıkma cesaretini gösterdikleri için tebrik etmek gerek. Neyse ki, belli bir izleyici kitlesi bu önemin farkında. Mesela Türkiye'nin belirli bir dönemini mercek altına alan "Kod Adı"nın yeniden ekrana dönmesini sağladılar. Yine izleyici desteğiyle ayakta kalan "Kırık Kanatlar" ya da fenomene dönüşen "Çemberimde Gül Oya" gibi örnekler de mevcut. Son olarak "Hatırla Sevgili" aynı kulvara girdi. www.takvim.com.tr/erkivanc.html (http://www.takvim.com.tr/erkivanc.html) fawwka 19-01-07, 17:14 “Babam tebeşirle çizilmiş kumaş giymedi!” * 60’lı yılların ve Adnan Menderes’in konu edildiği “Hatırla Sevgili” adlı diziyi izliyor musunuz? - Hayır, seyretmiyorum. İlk önce açtım; çıkan kişi babama benzemiyordu. Babam çizgili kumaş giyerdi ama öyle tebeşirle çizilmiş ölçüde abartılı hiç giymedi. Lehinde olur, aleyhinde olur ama gönlüm ister ki hiçbir dizi Adnan Menderes’in yakışıklılığını, tebessümünü ve zarafetini ondan kopartmasın. Daha fazla şey söyleyip ne olumlu ne olumsuz dizinin reytingini de etkilemek istemem. Önünde sonunda bir ticari faaliyettir. Yapanlar da kendilerine göre iyi bir şey yapmak istemiştir ama tarihi şahsiyetleri beyazperdede veya televizyonda canlandırabilmek çok zor. * Dizi hakkında konuşmamanızın nedeni sizi duygusallaştırması mı, yoksa “Dizi olmamış, yapamamışlar” diye düşündüğünüz için mi? - Gayet makul bir soru... İzlemiyorum. Ama benim adıma bu dizi bir şekilde izleniyor. Şu ana kadar bu konuda hiçbir yakınımızla hatta arkadaşımızla da konuşmadım. Benim bu sözlerim sizin algılamanızda ne anlama geliyorsa o anlama gelebilir ama ben işi olduğu gibi söyledim. Bir de ben konuşmadan bakalım bu dizi nereye varacak? DP bitseydi 27 Mayıs olmazdı! * Uçak kazasından sonra babanızın hayatında ne gibi değişiklikler oldu? Nasıl etkilendi kazadan? - 1959’daki uçak kazasının Menderes’i değiştirdiği gibi iddialar atıldı ortaya. Herhangi bir insan uçak kazasından sağ çıkar da arkasından işler bozulursa bu tür sorular akla da gelebilir. Ama ailenin içinde annem, diğer kardeşlerim, özellikle ben hiçbir değişiklik gözlemedik. Ancak Türkiye’de o zaman halkoyu yoklamaları yoktu, sadece seçimler vardı. En azından 1960 nisanında öğrenci olayları ve bir ay içerisinde 27 Mayıs ortaya çıkmasaydı… DP’nin 1957’deki oylarına göre herhangi bir gerileme yoktu. Türkiye’nin birçok yerinde çok büyük kalabalıklar hâlâ DP’yi karşılıyordu. DP bitti, seçim kazanamaz kanaati oluşsaydı 27 Mayıs olmazdı. DP sandıkta gitseydi İsmet Paşa cumhurbaşkanı olurdu. 27 Mayıs’tan sonra zar zor bir başbakanlık bulabildi. O da koalisyonlarla ancak üç yıl devam etti. DP’nin başına gelen 60’lardaki zayıflama, Adnan Menderes’in popülaritesinin azalmasından değil, tersine artmasındandır. Menderes’in uçak kazasından çıkmış olması taraftarlarına yeni bir motivasyon olabilir. 1958’de istikrar tedbirleri alınmış, ekonomik açıdan çok az daha çalkantılı bir Türkiye. Dış politikada Kıbrıs çözülmüş. Büyük bir başarı. Zürih ve Londra Anlaşmaları 1959’da yapılmış. Hükümet o kadar rahat ve kendisine güveniyor ki, başta ABD ve NATO, müttefiklerinin onayı olmadan TC Başbakanı olarak Adnan Menderes Rusya’yı ziyaret edecek… 60 yılı yazında Kruşcev’le görüşecek ve aynı yıl Kruşcev Türkiye’ye ziyarete gelecek. Çok önemli bir dış politika hamlesidir. Ürken, kamuoyu desteğini kaybetmiş bir iktidarın girişeceği bir iş değildir. Tarih tek bir olaydır, ama birçoğu da yorumdur. Farklı cephelerden farklı gözükebilir. Daha ciddi araştırmalar, daha serinkanlı araştırmalar sözümü teyit edecektir kanaatindeyim... Aydın Menderesin Aktüelle yapmış olduğu röportajı (7-13 Aralık 2006) http://www.aydinmenderes.com/index.php?kategori=menderesten Melal 19-01-07, 17:14 'Hatırla Sevgili', unutma Türkiye Türkiye'de eskiden en fazla küfür edilen kişiler teknik direktörlerdi. Kahvelerde kurulan futbol mahkemelerinde her hafta birileri asılırdı. Özel televizyonlar kurulunca teknik direktörler kurtuldu. Şimdi kadını, erkeği, yaşlısı, genci herkes televizyon yöneticilerine küfür ediyor. Yurtdışından gelen birinin mevcut duruma bakarak 'millet haklı' demesi mümkün. Ancak reyting tabloları, halkın kalite arayışının çoğunlukla lafta kaldığını gösteriyor. 'Hatırla Sevgili'nin şu ana kadar gösterdiği performans bende yeni bir umut yarattı. Bu açıdan bakınca 'Hatırla Sevgili' sadece bir dizi değil, aynı zamanda samimiyet sınavıdır. Sonuç iyi olursa yapımcılar ve televizyon yöneticilerinin kaliteli işlere girme cesaretleri artacak. Kalite lafı Türkiye'de o kadar kolay kullanılıyor ki, bunun biraz içini doldurmamız gerek. Türkiye'nin Demokrat Partili yıllarına dair yazılmış onlarca kitap vardır. Şevket Süreyya'nın yazdıkları dışında kalanlar, o dönemi ya siyah ya da beyaz olarak anlatır. Şimdi 'Hatırla Sevgili' ile o dönemi, liderler dışında, insan öyküleriyle öğreniyoruz. Düşünsenize bir dönemin giyimkuşam tarzı, saç-baş şekli, cemiyet hayatı gibi tüm detaylarını bir araya getirmek ne kadar zahmetli ve pahalı bir iştir. Yani kalite dediğimiz şey; sadece dizi müziği ya da oyuncu kadrosuyla sağlanmaz. Aşk üzerine kurulan bir öyküde; detaylara, ana konu kadar saygı duymak önemli bir cesarettir. 'Hatırla Sevgili' ile girdiğimiz samimiyet sınavı bu açıdan çok önemli. İşin en kötü tarafı, bu sınavı kaybedersek başımıza gelecek olanlar... Bir yanda; Ajdar, Semra, Tülin- Caner ekibi bizi bekliyor. Diğer yandaysa; her bölümde metrekareye 10 ölünün düştüğü, konuşmadan çok, silah sesi efekti kullanılan diziler. http://arsiv.sabah.com.tr/2006/11/21/gny/yaz1649-200-123-20061121-200.html (http://arsiv.sabah.com.tr/2006/11/21/gny/yaz1649-200-123-20061121-200.html) OXFORD 19-01-07, 17:15 Dönem dizileri emek ister Televizyonun düşünce biçimimizi sandığımızdan çok daha fazla etkilediğini hepimiz biliyoruz artık. Peki, dizi yapımcıları bu gücün etkisini yeterince kavrayabiliyor mu? Reyting ve reklam payları söz konusu olduğunda 'kesinlikle evet', düşünce sistemi söz konusu olduğunda ise 'hayır'. Hayır, çünkü pratikte bir öneminin olduğuna inanmıyorlar. O yüzden de, tek tük ortaya çıkmaya başlayan dönem dizilerini bu çerçevede değerlendirip, en azından ortaya çıkma cesaretini gösterdikleri için tebrik etmek gerek. Neyse ki, belli bir izleyici kitlesi bu önemin farkında. Mesela Türkiye'nin belirli bir dönemini mercek altına alan "Kod Adı"nın yeniden ekrana dönmesini sağladılar. Yine izleyici desteğiyle ayakta kalan "Kırık Kanatlar" ya da fenomene dönüşen "Çemberimde Gül Oya" gibi örnekler de mevcut. Son olarak "Hatırla Sevgili" aynı kulvara girdi. www.takvim.com.tr/erkivanc.html Melal 19-01-07, 17:16 Hatırla Sevgili Hatırlamak bazen pek de rahat vermez insana. Sanırım bu yüzden çabucak unutmayı tercih ediyor insan kalbi... Doğum ağrısını, ayrılık acısını unuttuğu gibi... Unutmak iyi midir diye de düşünmekteyim kimi zaman da... Unutmasa nasıl dayanacak insan o kederle yaşamaya? Unuttuğu için belki de patinaj çekmekte aynı insani hatalar üzerinde. *** Cuma gecesi “Hatırla Sevgili” yi izlerken, çok çok iyi yazılmış, çok çok iyi çekilmiş ve çok çok iyi oynanmış bir projenin de varlığını görmek iyi geldi bana... Zira (hiç seyretmedim sakın yanlış anlaşılmasın) bir kadının kaç paraya yatabileceğini sorgulatan bir başka güçlü projenin gölgesinde “hatırlanması gerekenler” yok sayılabilirdi... “Sağcı solcu şeyi aman boş ver” diyen bir genç kuşak izleyici için yabancı dursa da o sağcı solcu şeylerinin bu ülkede neleri tepetaklak ettiğini anımsamak irkiltebilir belki birilerini... Sanmıyorum ama belki... *** Bugünkü gazete başlıklarına bakarsak Türkiye iki uç noktada durmakta sanki. Töre cinayetiyle, televizyon programlarındaki çürümüş modellerin delilikleri arasında bir boşluk var sanki. Sanki artık ailelerin çocuklarını büyütürken yaşadıkları sorunlar, siyasetin ulusal ekonomiye, ulusal ekonominin aile bütçesine ettiklerinin hiçbir önemi yok. Bir şeye inanmanın, bir taraf olmanın sorumluluğu, vatandaşlık bilinci, adalet ve aidiyet duygusu yok... Üstelik bunların yeni günlük yaşam içinde bir anlamı da yok... *** “Hatırla Sevgili” Cuma akşamı 1959 yılını anlatırken usul usul 1970’lerin sonu, 1980’lerin başları geldi aklıma... Sokak çatışmalarının içinde saklambaç oynarken, “bir kadın 150 bin dolara bedenini satar mı?” durağına geldik... Bu yazıyı rol aldığım dizinin setinde yazıyorum. İzleyicilerin Ferit oda diye bildikleri tavan arasında, pencereden bakarken az önce Asu Maralman geldi yanıma. “Sonbaharı mı seyrediyorsun?” diye sordu. “Evet” dedim... “Şu yaprakların uçuşuna bak...” “Eeee” dedi “Her şey mutlak bitmeye mahkumdur. Bitecek ki her defasında yeni bir şey başlasın.” Her şey hızla anı oluyor evet... Az sonra bu yazıyı bitirecek ve aşağı ineceğim. Aşağıda beni yeni, heyecanlı ve belki de çok iyi bir iş devralmış olmanın ürkekliği içinde bir ekip karşılayacak. Makaralar dönecek. Kasetler bitecek. Zaman geçecek... Yine birarada günler ve geceler geçireceğiz. Bir gün gelecek biz de tükeneceğiz... Yeni şeyler başlayacak... Başlayacak her yeni günü sevinçle karşılayabilme gücü olmayacak içimizde her zaman. Ama hiç unutmaycağız; her bitiş yeni bir başlangıçtır! Pazar ekinde gidenlere güle güle demiştim... Buradan da kapımızı henüz çalanlara merhaba demek isterim... Hoşgeldiniz... İclal Aydın/03.12.2006-Vatan Gazetesi fawwka 19-01-07, 17:16 http://www.candundar.com.tr/_media/747.jpg 'Her ülkenin siyahları var’ Tiyatro izleyicisiyle Afrika’da geçen “Antiloplar” sayesinde yeniden buluşan Lale Mansur, 'Her ülkenin dışlanan, gettolarda yaşayan insanları var’ diyor http://sanat.milliyet.com.tr/fotobuyuk/122006/18235511111111.jpg En son iki yıl önce “Katil Uşak” ile tiyatro sahnelerinde izlediğimiz Lale Mansur, bu kez Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği “Antiloplar” sayesinde tekrar seyircisiyle buluşuyor. Akbank Sanat Prodüksiyon Tiyatrosu’nca sahnelenen ve Mansur’un yanı sıra Bekir Aksoy ile Cüneyt Türel’in rol aldığı oyun bir hesaplaşma öyküsü anlatıyor: 300 kuyu açıp köylere su ulaştırma amacıyla Afrika’ya giden bir çift... Ancak 14 yılın sonunda sadece üç kuyu çalışır durumda... Karı koca, ülkelerine dönmeden önceki son gecelerinde bir hesaplaşma yaşıyorlar: Gerçekte neler yaptılar, neler yapabilirlerdi? Aynı zamanda Adnan Menderes dönemini bir aşk hikâyesi ekseninde anlatan “Hatırla Sevgili”de de rol alan Mansur ile hem tiyatroyu hem de dizileri konuştuk... “Antiloplar”da rol almanız nasıl gündeme geldi? Yıllarca Afrika’ya gitmeyi çok istedim. Ve nihayet geçen yaz gittim. Kalbimin yarısı orada kaldı. Oraya gidince çok derindeki bir yerime sanki bir şey dokundu. Buraya döndüğümde büyük bir sükûnet geldi üstüme. Kaldı ki bu arada eşim Cem Mansur ciddi bir ameliyat oldu. Ben bir trafik kazası geçirdim. Bütün bunlara rağmen geçmedi bu his üzerimden. Fiziksel olarak koşturuyorum, ama ruhen koşturmuyorum. Afrika’dan döndükten bir gün sonra Cüneyt Türel beni aradı. Beyazların, Afrika’ya yardım edeceğiz diye gidip oradaki insanları nasıl sömürdükleriyle ilgili bir oyunda yer alıp almayacağımı sordu. Hemen kabul ettim. Rolünüzü nasıl yorumluyorsunuz? Biraz sarkastik bir kadın olarak hayal ediyordum rolümü. Fakat Işıl öyle olmadığı konusunda beni ikna etti. Biriktirdikleriyle sınıra gelmiş bir kadın. Ve kocasının yaptıklarını hazmedemiyor. Kocasının yapmadığı kötülük kalmamış. Ama, kendi niye ayrılmamış o adamdan? Dolayısıyla oradaki sisteme dahil olmuşlar. O sistemin içinde çürümüşler. Oyunda, büyük bir iktidara, zenginliğe sahip beyazlar, siyahlardan çok korkuyorlar ve adeta kalelerine hapsolmuşlar. Evet kesinlikle öyle. Ve bu gerçek. Böyle bir şey hayatımda görmedim; mesela Afrika’daki büyükelçiliklerin ve pek çok zenginin evinin olduğu sokağın hem başında hem sonunda koruma olduğu gibi her evin kendine ait korumaları da var. 'Büyük uçurum var’ Neden böyle? Mesela, Nairobi çok göç almış bir şehir ve çeteler var. Bizdeki gecekondu, oradakilerin yanında beş yıldızlı otel kalır. Açlığın sınırı hayal edebileceğimizin çok ötesinde. Büyük bir uçurum var. Orada gerçekten yardım eden insanlar da var, yardım için gidip ceplerini dolduranlar da. Bu oyunu sadece Afrika olarak ele almıyorum. Her ülkenin siyahları var. Oradaki gibi dışlanan, sömürülen, gettolarda yaşayan insanlar... Aynı zamanda “Hatırla Sevgili” adlı dizide de rol alıyorsunuz. Dönem dizisinde oynamak zor mu? Benim için zor olmadı. Çünkü neredeyse beş jenerasyonun içinde büyüdüm. Onların hayatlarını, hikâyelerini biliyorum. Türkiye gibi belleği olmayan, bu kadar askeri darbe geçirmiş, demokrasinin kesintiye uğradığı bir ülkede böyle bir dizinin yapılması çok önemli. Gençlerin ne olup bittiğinden hiç haberi yok. Mesela bende Can Dündar’ın “Demir Kırat”ını seyredene kadar birçok şey yerine oturmamıştı. Kaldı ki tarih okurum, ama o dönem hakkında tam bir bilgim yokmuş. Siz tiyatroya geçmeden önce dansçıydınız. '80’li yıllarda Ajda Pekkan ile Eurovision’a katıldığınız söyleniyor. Doğru mu bu? Evet, doğru. “Petrol” şarkısı dönemi... Oytun Turfanda, Ajda Pekkan ve arkasında dans edecek dansçıların koreografisini yapmıştı. Ben de Turfanda ile dansçıları çalıştırıyordum. “Sen de sahnede ol, bir aksilik yaşanmasın” dediler. Sesim var, dolayısıyla vokal de yaptım. Kaynak-Milliyet Kültür Sanat http://sanat.milliyet.com.tr/detay.asp?id=2761 fawwka 19-01-07, 17:17 http://www.sabah.com.tr/2006/12/22/gny/im/3313D53A8802064F9242EB81b.jpg CHP'li ama DP'linin metresini oynuyor atv'nin Adnan Menderes dönemini anlatan 'Hatırla Sevgili' dizisinde karşımıza 'Şarkıcı Keriman' olarak çıkan Şahnaz Çakıralp, seyircinin rolünü seveceğinden emin: Metres hayatı yaşaması nedeniyle kötü bir karakter zannedilebilir ama Keriman sevgiye aç. İzleyici bunu anlayacak. İki yıl önce CHP Parti Meclisi üyeliğine seçilen Şahnaz Çakıralp; Adnan Menderes dönemini konu edinen atv'nin 'Hatırla Sevgili' dizisinde şarkıcı Keriman rolüyle karşımıza çıktı. Üstelik de Demokrat Partili Rıza Bey'in metresi olarak! Rolü icabı Demokrat Parti'ye yakın bir duruş sergilese de, gerçekte durum farklı. "DP ve Menderes demokrasiden uzaklaşmıştı, 27 Mayıs ihtilal yönetiminin yaptığı 61 anayasası şimdiye dek yapılmış en demokratik anayasadır" diyen Çakıralp, siyasi duruşunun sanatçı kimliğinin önüne geçmediğinin de altını çiziyor: "Politikayı geçim yolu olarak görmüyorum. Kendi donanımlarımla ülkeme ne kadar fayda sağlayabilirim diye bu partide yer alıyorum..." * 'Hatırla Sevgili' 60'lı yıllarda geçen, içinde siyasi olayların da olduğu bir dönem dizisi... O dönemler size cazip geliyor mu? Her şey gerçekten çok farklıymış o dönem... İnsan ilişkileri, kadın-erkek ilişkileri, sohbetler... Daha samimiler, daha saygılılar, çok daha hoş bir ortam var. Ama sorarsanız 'O dönemde yaşamak ister miydiniz?' diye; ben 50'ler, 60'lar diye ayırmıyorum çünkü her dönemin kendi koşullarına göre iyi tarafları var kötü tarafları var. İlla ki 60'larda yaşamak isterdim diyemem, 1800'ler de de yaşamak isterdim. Ben açıkçası dünyaya geldiğim için çok mutluyum! * Politikayla ilgili bir sanatçı olarak, o dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz? 27 Mayıs 1960 ihtilali demokrasiden yana bir ihtilaldir. İhtilal demokrasiyi tekrardan kurmak amacına yönelikti. Tabii ki idamların olmaması gerekiyordu, siyasi idamları kabullenmek mümkün değildir ancak 27 Mayıs'ın haksız yapıldığını savunmak da zordur. Çünkü o dönem DP ve Menderes demokrasiden uzaklaşmıştı, sert ve hukuk dışı önlemler almaya başlamışlardı, basın hürriyeti ortadan kalkmıştı. 27 Mayıs ihtilal yönetiminin yaptığı 1961 yasası şimdiye kadar yapılmış en ileri, en demokratik anayasadır. http://www.sabah.com.tr/2006/12/22/gny/im/EFE97F0CCCAEAC4AB09A53EAb.jpg * Dizide DP'li Rıza Bey'in metresi, şarkıcı Keriman'ı oynuyorsunuz... Keriman, anne-babasız büyümüş ancak bütün olumsuzluklara rağmen çocukluğunu mutlu bir çocukluk olarak hatırlıyor. Ama çocuklu ailelere karşı bir özentisi var, öyle bir hayatın içinde olmak istiyor. Rıza'ya olan sevgisi de bir aileye duydugu özlemden. Şevkate ve sevgiye çok ihtiyacı var. Bunun altında bir yuvayı yıkmanın suçluluğu da yatıyor. Hayatında Rıza'yı bir güvence olarak görse de, onu sevdiğini çok sonra anlayacak. Onlar, Menderes-Ayhan Aydan aşkının bir suretini yaşayacaklar. 60'lı yılları ve o dönemi çok iyi biliyorum. Menderes-Ayhan Aydan aşkı üzerine de en son Can Dündar'ın 'Yüzyılın Aşkları' isimli kitabını okudum. Ama Ayhan Aydan'la ne fiziksel, ne de yaşam biçimi olarak hiçbir benzerliğim yok. Gösteri dünyasının değişimini, hırsın izini, Keriman kimliğinde süreceğiz. Aslında ilk bakışta kötü bir karakter gibi duruyor; sonuçta evli bir erkekle birlikte ama seyirci onun sevgi ve şefkat ihtiyacını çok iyi anlayacak ve sevecek. * Şimdilik rolünüz az... İleride artacak mı? Evet. Ben dördüncü bölümde diziye girdim, yedinci bölümden itibaren de rolüm epeyce artıyor. Keriman, 68'lere gelindiği zaman Türkiye'nin en parlak, en meşhur ses sanatçılarından biri oluyor. Bu kızın diğer karakterlerle de ilişkileri, bağlantıları da olmaya başlayacak... Aslında ben çok tercih edilen bir oyuncuyum Ben aslında çok tercih edilen bir oyuncuyum. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük tiyatro sanatçılarıyla aynı sahneyi paylaştım. Ama özel yaşantım ve oyunculuk hayatımda çok seçiciyim. Mesela bu yıl Metin Serezli'nin rol aldığı 'Kaçamak' oyununda oynamam için teklif geldi, rolü beğenmediğim için kabul etmedim. Ama 'Hatırla Sevgili'yi duyar duymaz içinde olmak istedim. Bir dönemi anlatan çok iyi hazırlanmış bir proje bu... Sanat ve sanatçıya önem veren bir partinin üyesiyim * Ben oyunculuktan politikaya transfer olmadım!Ben bir tiyatro sanatçısıyım ve bununla yaşamımı sağlıyorum. Politikayı geçim yolu olarak görmüyorum ve görmem de... Partiye üye olalı 4 yıl oldu, 2 yıldır da parti meclisindeyim. Seçildiğim dönem, siyasi kimliğim oyunculuğumun önüne geçti zannedilmiş olabilir. * Ben bir sanatçının diğer meslek sahipleri gibi politikayla ilgilenebileceğini düşünüyorum ve bunu da savunuyorum. Zaten siyaset her bireyin aktif olarak rol alsın almasın, içinde bulunduğu bir olgudur. Bunu bir vatandaşlık görevi olarak da algılıyorum. *Benim bir birikimim, bir kültürüm var. Kendi donanımlarımla ülkeme ne kadar fayda sağlayabilirim diye ben bu partide yer alıyorum. Ben herhangi bir partide de değilim; sanata ve sanatçıya değer veren, Cumhuriyet'in ilkelerini savunan, büyük önder Atatürk'ün kurucusu olduğu bir partinin üyesiyim. Bununla da gurur duyuyorum. Sanatçı arkadaşlarım da beni destekliyorlar. Başarılı sanatçının reytingi olacak diyebir kural yok! * Ben sanatçının reytingi olduğu kanısında değilim. Bu TV dizileri ve programları için geçerlidir. İzleyenlerin ilgisini çekmiş, hoşuna gitmişse o dizi veya program reyting alır. Ayrıca sizin başarılı olmanız, iyi bir sanatçı olmanız, reytingi yüksek biri olacağınız anlamına gelmez. Çok iyi bir sanatçısınızdır ama star değilsinizdir. Starsınızdır ama sanatçı değilsinizdir. Bunlar çok farklı kavramlar... * Kötü bir senaryoda ve kötü formatlı bir programda sanatçı ne kadar ünlü veya iyi olursa olsun o yapımın reyting alması mümkün değildir, ki bunun örneklerini yakın zamanda gördük... *Eğer sanatçı magazine konu olmuyorsa oyuncu tercihlerinde aleyhte bir faktör oluyor. Ben işinizi doğru ve hakkıyla yaparsanız, geç de olsa doğru yerlere gelebileceğinize inanıyorum. En azından benim için böyle oldu. BUGE CANKAT - GÜNAYDIN http://www.sabah.com.tr/gny/gny133-20061222-200.html fawwka 19-01-07, 17:18 http://www.sabah.com.tr/2006/12/23/gny/im/2C25D8FB8F24E84D919DFA1Eb.jpg Car car konuşanlar yüzümü kızartıyor Şu sıralar atv'nin dönem dizisi 'Hatırla Sevgili'de 'Nezahat' karakterini canlandıran Lale Mansur popülerlikten hoşlanmadığını belirtiyor: TV'de car car özel hayatını anlatanları duyunca benim yüzüm kızarıyor. Popülerlik midemi bulandırıyor!. Türk Sineması'nın Altın Portakallı oyuncularından Lale Mansur şu sıralar hem atv'nin dönem dizisi 'Hatırla Sevgili'de rol alıyor hem de 'Antiloplar' adlı tiyatro oyunuyla hayranlarının karşısına çıkıyor. Bugüne kadar sinema ve sahnede genellikle güçlü ve başkaldıran kadın karakterleri canlandıran Mansur, 'Hatırla Sevgili'de Demokrat Parti milletvekili kocasının sözünden çıkmıyor. Ama Mansur bunun 'şimdilik' olduğunu söylüyor: "Dizideki Nezahat karakteri, kocası Yassıada'ya düştükten sonra o kadar çok değişecek ki, seyirci gözlerine inanamayacak!" * Toplumsal sorunları işleyen, kadını ön plana çıkaran, Türk kadınını anlatan projelerde gördük sizi çoğunlukla... Neden size hep bu rolleri yakıştırdılar? Sizin seçiminiz mi oldu bu? Önemli olan filmin ne anlattığı benim için... Mesela, ırkçılık yandaşı filmde bir meleği oynamam ama bunun tam tersi ırkçılık karşıtı bir filmde bir katili oynayabilirim. Kendi dünya görüşümün aksine bir fikir veren film, dizi veya tiyatro, ne olursa içinde yer almam. NEZAHAT AYAKTA DURACAK! * Zaten şimdiye kadar hep başkaldıran, güçlü kadınları oynadınız. Ama 'Hatırla Sevgili'deki 'Nezahat' biraz silik bir karakter. Kocasının sözünden çıkmıyor, üstelik de sağcı bir aileden... Şu anda öyle görünüyor ama ilerleyen bölümlerde izleyici çok farklı bir 'Nezahat'le karşılaşacak. Çok hoş bir kadın aslında, her eve lazım... Ayağı yere basan, önceliklerini iyi bilen biri. Şu anda kocasının kanatları altında. Ama kocası Yassıada'ya düştükten sonra işler çok değişiyor. * Peki politik düşünceleri de değişecek mi 'Nezahat'in? 'Nezahat' için politika falan önemli değil... Aman arkadaşlıklar bozulmasın, yemekler yensin, herkesin sıhhati yerinde olsun diye düşünen tam bir anne... Ama kocası olmadan, yalnız bir kadın olarak ayakta durmayı başaracak. * Pek çok oyuncu, dizilerde para kazanmak için oynadığını, oyunculuk tatmin yaşamadıklarını söylüyor. Siz de bir dizide oynuyorsunuz ve 'Altın Portakallı' bir oyuncusunuz, ne düşünüyorsunuz? Benim parayla ilgili bir sıkıntım yok. Eşim sayesinde böyle bir lüksüm var. Ama benim de bakmam gereken çocuklarım olsaydı, paraya ihtiyacım olsaydı, ben de belki fazla seçici olamazdım. Bugüne kadar yaptığım 'Nasıl Evde Kaldım', 'Çatısız Kadınlar' ve 'Hatırla Sevgili' dizilerini gerçekten sevdiğim için yaptım. Özellikle 'Hatırla Sevgili' yakın tarihi hatırlatması açısından çok çok önemli... Türk televizyonunda bir ilk yapılıyor. Bu kadar önemli bir dönem, her türlü tartışmasıyla ilk kez konu ediliyor. Bu kadar belleksiz bir toplum için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çok mutluyum içinde olmaktan. HALA AÇIKLARIMI KAPATIYORUM * Bir röportajınızda 'Bu ülkede oyuncu olmak çok zor' demişsiniz. Ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Aslında benim hayatım çok kolay geçti. İlk uzun metrajlı filmimde 'Altın Portakal' aldım. Ama şöyle bir dezavantajım vardı, kendi jenerasyonumdaki herkes çok tecrübeliydi. Benim deneyimim çok azdı. Şu anda 'Amerikalı'yı, 'Düş Gezginleri'ni oynasam çok daha farklı olur. Ama hep çok iyi oyuncularla çalıştım. 'Amerikalı'da Şener Şen'den, 'Çatısız Kadınlar'da Zuhal Olcay'dan, Nihavend Mucize'de Haluk Bilginer'den çok şey öğrendim. Açığı kapatmak için deli gibi çalışıyorum. Mesela şimdi çello öğreniyorum. Bence her oyuncu bir enstrüman çalmalı. Piyanoya devam edeceğim, at biniyorum, tango öğreniyorum. * Şöhretten hoşlanmadığınızı biliyoruz? Şöhretin sizi iten yanı nedir? Ekşi Sözlük'te benim için 'Şöhreti paraya çeviremeyen tek ünlümüz' yazmışlar. Evet popüler olmaktan hoşlanmıyorum. Değilim de zaten... Başka türlüsü elimden gelmiyor. Başka türlüsünü midem kaldırmıyor. Özel hayatım hakkında car car konuşmak bana göre değil! Ve televizyonda bunu yapanlara rastlayınca ben kızarıyorum. O yüzden televizyonla aramda büyük mesafe var. En sevdiğim şey Açık Radyo'yu dinlemek... Sabahları Ömer Madra'nın 'Açık Gazete' programını dinliyorum. Alışkanlıklarıma bağlı bir insanım, yıllardır Balık Pazarı'ndan alışveriş yapıyorum. Kendi kasabım, çiçekçim var. BEREN'İ ÇOK BEĞENİYORUM * Son dönem oyuncularından kimleri beğeniyorsunuz? Beren Saat'i çok beğeniyorum. Okan Yalabık'ı başarılı buluyorum. Ayrıca Başak Köklükaya, İsmail Hacıoğlu ve Ruhi Sarı çok başarılılar. * Sanat yaşamınıza baleyle başlamışsınız. Konservatuvarda bale okumuşsunuz? Sizi oyunculuğa yönelten ne oldu? Devlet Opera ve Balesi'nde uzun yıllar başrol oynadım. Eşim, orkestra şefi Cem Mansur, Londra'da Oxford Orkestrası'nın müzik direktörü oldu; Londra'ya taşındık. Bale, gidip gelinerek yapılacak bir iş değil. Çok aşık olduğum bir meslekti ama bu iş nasıl olsa beni bırakacak diye düşündüm. Balede birçok rol bana dramatik yeteneğim olduğu için verilmişti. Ve birden 'Ben niye oyunculuk yapmıyorum?' diye sordum kendime. Bale yaparken hep 'Çok sevdiğim bir şey yapıyorum ve üstüne para veriyorlar' gibi hissediyordum. Bu çok büyük bir lüks ve şans... Oyunculukla bunu ikinci kez elde etmiş oldum. Ve karar verdiğim anda diksiyon dersleri almaya başladım. Sonra kitaplarını okuduğum, Amerikalı hoca Eric Morris'ten ders aldım. Atıf Yılmaz Bekle Dedim Gölgeye' adlı bir film çekiyordu. Orada kısa bir rol verdi. Sonra 'Düş Gezginleri' geldi. Bu arada Amerika'daki hocamla hâlâ çalışıyorum, ayrıca Londra'da da bir diksiyon hocam var. 'Demirkırat' belgeselini izlediğimde kanım dondu * Sizce 50'li yıllardan bu yana Türk toplumunda kadının yeri değişti mi? Epey yol alındı. Aslında o zaman kanunen daha iyi bir pozisyondaydı kadınlar. 61 Anayasası'nda hiç talep dilmeyen haklarımız vardı. Bunları koparıp almamıştık, bize sunulmuştu. Şimdi farkındayız sunulanların ve onların peşindeyiz. * 'Hatırla Sevgili, Türkiye'nin en tartışmalı dönemlerinden birini konu alıyor. Darbeyle noktalanan bir dönem... Darbe değil, ihtilal... O zaman ihtilal diyorlardı. Benim ailem CHP'li bir aile... Ben o dönemi çok değişik şekilde algılamıştım. Kaldı ki tarihe meraklıyım... Çok okurum... Fakat Can Dündar'ın 'Demirkırat' belgeselini izlediğimdeki utancımı unutamıyorum. Çünkü o dönemi ben başka türlü algılamışım. Kanım dondu! Bütün bildiklerimi baştan gözden geçirdim. Hadi diyelim 59-60 konuşulmuyor, tartışılmıyor. Peki 80? Evren? Şu anda şahane bir şekilde resim yapıyor? Kim hesabını soruyor bunların? Onca ölen, kaybolan insan ne oldu? Nereye gitti? Niye kimse bunun hesabını sormuyor? Susurluk ne oldu? Tencere, tava sokaklara dökülmüştük... * Darbeler neler kaybettirdi? Türkiye'de bir daha darbe olur mu? Umarım olmaz... Birçok insan hayatını kaybetti, birçoğu savruldu, hayatlar darma duman oldu. Demokratikleşme açısından çok gerilere kaydık. Ağabeyim, Şanar Yurdatapan 'darbe' kelimesini kullandığı için Melike Demirağ ile yıllarca ülkesine giremedi. 80 darbesinden sonra inanılmaz bir apolitikleşme yaşadık. gençlere bakınca bunu görüyoruz. DENİZ AYYILDIZ - GÜNAYDIN http://www.sabah.com.tr/gny/gny115-20061223-200.html Melal 19-01-07, 17:18 Kadın lisanında aldatma Kadınların dünyasını anlamak çok zor. Yıllardır filozofların, bilim adamlarının, aşk gurmelerinin harcadıkları mesaiye karşın, kadınların kalpleriyle beyinleri arasındaki o gizemli yolun haritası asla çizilemedi. Bunları düşünmeme neden olan atv'de yayınlanan Hatırla Sevgili dizisindeki bir diyalogdu. Ahmet, evlenmeye hazırlandığı Fransız sevgilisi Michelle'den vazgeçmek üzereydi. Zira gönlünü komşu kızına kaptırmıştı. Michelle onları el ele yürürken de görmüştü. Ahmet ile Michelle o malum "son konuşmayı" yapıyorlardı. Michelle sordu: "Gece beraber mi kaldınız?" Ahmet yanıtladı: "Evet ama bir şey olmadı. Sadece yan yana uyuduk..." Michelle o ana kadar koruduğu soğukkanlılığını yitirdi. Yüzü düştü. Çehresini sonsuz bir umutsuzluk kapladı: "Bu daha kötü... Çünkü çok romantik. Ben bir şey olmasını tercih ederdim. Şimdi ayrılalım ve bu mesele bitsin!.." İşte aldatmaya "en kadınsı" yorum... Var mı daha ötesi?.. kaynak:http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-111-20061205-200.html fawwka 19-01-07, 17:19 http://www.milliyet.com.tr/2006/12/30/cumartesi/resim/acum.jpg "İşten çıkıp takım elbiseyle tiyatro okuluna giderdim, o yüzden hep işadamı rolleri verirlerdi" "Hatırla Sevgili"nin başrol oyuncusu Cansel Elçin Fransa'da tiyatro okudu, dizilerden reklam filmlerine pek çok yapımda görev aldı. Audrey Tautou ile sınıf arkadaşı olan, Zidane ile bir araba reklamında oynayan Elçin, ekranın ardından "Küçük Kıyamet"le beyazperdede de karşımıza çıkıyor Cansel Elçin 33 yaşında. Televizyon ekranlarının yeni yıldızı, dizi fanatiklerinin yeni yakışıklısı. "Kırık Kanatlar"ın Yüzbaşı Cemal'i, "Hatırla Sevgili"nin Ahmet'i. Geçen hafta vizyona giren Durul ve Yağmur Taylan kardeşlerin gerilim filmi "Küçük Kıyamet"te Başak Köklükaya'yla başrolde. Elçin'in küçük bir kasabadan Paris'e "taşınan" hikayesini Kandilli'deki dizi çekimleri öncesinde dinledik. Röportaj sonrasındaki muhabbetimizde en çok "cool" lafını kullandı. Türkçeye tam anlamıyla hakim olmadığı için söyleşide sık sık "Yani, hani, anlatabiliyor muyum?" dedi. Bize göre "anlatabildi"... *Nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Babam terziydi. Dokuz yaşımdayken ailece Tire'den Fransa'ya göç ettik. Zor bir dönemdi ama belki de çocuk olduğumdan bunu pek anlamadım. Şimdi fark ediyorum. Tire gibi bir kasabadan Paris'e gitmek enteresan bir hayat tecrübesiydi. Türkiye'deyken ilkokul ikiye kadar okumuştum, Paris'te yine birinci sınıftan başladım. Fransızca önceleri bir kompleksti benim için. Dili sevince öğrenmesi kolay oldu. Türkiye'yi bizim aile gibi daha çok para kazanmak için bırakıp gidenler yeni ülkelerine adapte olamıyor. Çünkü para biriktirdikten sonra memleketlerine geri döneceklerini sanıyorlar. Oysa çoğu bunu başaramıyor. Biz de ailece, o iki ülke arasında kalanlardandık. Yıllar sonra o kasabalı çocuk büyüdü ve oyuncu olmaya karar verdi. 19 yaşında üniversiteyi bırakıp ailemin tekstil şirketinde çalışmaya başladım. Zamanla kendimde bir eksiklik hissettim. Hayat yalnızca mal satmakla geçmiyordu. 24 yaşımda Fransa'nın en ünlü tiyatro okullarından Ecole Florent'a yazıldım. Okula akşamları devam ediyordum. Sınıf arkadaşlarımdan biri de Audrey Tautou'ydu. İşten çıkıp tiyatroya gittiğim için tiyatroda takım elbiseyle geziyordum. Hocalara komik geliyordu bu. Önceleri bana işadamı rolleri veriyorlardı bu yüzden. Okulu bitirince tiyatro oyunlarında, reklamlarda, filmlerde, dizilerde rol aldım. Madrid'de Zidane'le bir araba reklam çekimi yapmıştık mesela. *Sizi ilk keşfeden Türk, Ferzan Özpetek'miş. Evet. Ferzan Fransa'da rol aldığım bir tiyatro oyununda gördü beni, "Gel 'Harem Suare'nin kamera arkasında yardımcı ol bana" dedi. Kabul ettim. Sonra deneme çekimlerinde yer aldım. Başka dizi teklifleri de aldım Türkiye'den. Ama çok sevdiğim bir iş çıkmadı içlerinden. Beni bir deneme çekiminde gören Tomris Giritlioğlu "Kırık Kanatlar"ın kadrosuna dahil etti. Yüzbaşı Cemal karakterini çok sevdim. Türkiye tarihinin bir bölümünü anlatan bir dizide oynamak çok güzeldi. Hele yıllardır yurtdışında yaşayan biriyseniz. Çünkü o Türklük damarı aslında memleketinizden dışarı çıktığınızda kabarıyor. http://www.milliyet.com.tr/2006/12/30/cumartesi/resim/acum1.jpg "Menderes dönemini bilmiyordum, dizi sayesinde yaşıyorum" *Yine bir dönem dizisi olan "Hatırla Sevgili"nin Ahmet'isiniz şimdi. Dizi biri CHP'li diğeri DP'li iki komşu ailenin çocukları arasında yaşanan bir aşkı anlatıyor. Türkiye'nin yakın tarihini okudunuz mu? Arka arkaya iki dönem dizisinde oynamam bir rastlantıydı. Abim Türkiye tarihini çok okurdu ve babamla ihtilal üzerine tartışırlardı. Ama ben o zamanlar küçüktüm. Onları dinlerdim sadece. O dönemi bilmiyordum, şimdi çekimlerde 1960'ları yaşıyorum. Bir fikir sahibi olabiliyorum konu hakkında. Menderes'in idamının geçtiği bölümlerin yayımlanmasıyla beraber bu konunun gündeme gelmesini isterim. Ama görüyorum ki insanlar ya bu konuyu takmıyor, bilmiyor ya da onlara bu iş doğal geliyor, hiç sorgulamıyorlar. Politikacılar, tarihçiler, Menderes'in ailesinden birileri talk show'larda bir araya gelse, tartışsa keşke. *Dizinin merkezinde Yasemin'le Ahmet'in aşk hikayesi var. Dizinin danışmanlarından Can Dündar da "Hatırla Sevgili" için modern bir Romeo-Jülyet hikayesi diyor. 1960'ların aşklarıyla şimdinin aşkları arasında fark görüyor musunuz? Aşıklar o dönemde birbirlerine mektup yazarmış. Kızlar aşklarını günlükleriyle paylaşırmış. Şimdi SMS'le sana aşığım yazıyoruz. Hatta kimi sesli harfleri kullanmadan yazıyor. Zamandan tasarruf yapıyorlar herhalde kendilerince. Her şeyi olduğu gibi aşkı da çok hızlı yaşıyoruz. Aşkın tadını almadan neredeyse. "Hatırla Sevgili" "Saç kesimlerini beğenmediler, gay gibi olduk dediler" *1960'larda geçiyor dizi. O dönemin saç tıraşı, kıyafetleri hoşunuza gidiyor mu? Ben o dönemi yansıtan saçımı seviyorum, yakıştırıyorum kendime. Dizideki bazı oyuncular saç tıraşını beğenmiyor, kesimden sonra 'Gay gibi olduk' diyenler çıktı. Polo yakalı kazaklar, sigaret pantolonlar ve ince kravatlar çok hoşuma gidiyor. Şimdi 1970'lere geleceğiz dizide. O zaman kostümlere daha çok güleceğiz. "Küçük Kıyamet" "Bir deprem filmi değil, psikolojik gerilim" *Başrollerini Başak Köklükaya ile paylaştığınız "Küçük Kıyamet" filmi vizyona girdi. Nasıl bir film oldu? Bu bir deprem filmi değil, depremden korkan bir ailenin hikayesi. "Küçük Kıyamet" psikolojik gerilim filmi. 1509'da İstanbul'da meydana gelen depremin yıkımı büyük olunca ona küçük kıyamet adı verilmiş. Adı oradan geliyor. Ben aile babası Zeki'yi oynuyorum. Olağanüstü bir çekim oldu bence. "Fransa'dayken adımı hatırlamakta zorlanırlardı, burada da Cemal, Ahmet diye çağırıyorlar" Canım o kadar çok sinemaya gitmek istiyor ki. Ama hiç zamanım yok. Çekimlerden kalan süreyi uykuya feda ediyorum. Senaryo yazıyorum. Daha pişmem gerekiyor. Onun yi bir film haline gelmesi için zamana ihtiyacım var. Ailem yurtdışında yaşıyor. Settekiler ailem oldu. Mikro sosyal bir ortam var çekimlerde. Muhabbetler, espriler... Bir şekilde o sosyal ortama girmek zorundasınız. Sokakta Cemal veya Ahmet diye bağırıyorlar arkamdan. Adımı ezberleyen yok sanırım. Fransa'da da adımı akılda tutmakta zorlanırlardı. Türkiye'de de durum aynı. Ama izleyicilerin Cansel yerine oynadığım karakterleri sevmeleri çok daha hoşuma gidiyor. Başarılı olduğumu gösterir bu. http://www.candundar.com.tr/_media/791.jpg 30.12.2006 Milliyet Cumartesi ELİF BERKÖZ Melal 19-01-07, 17:19 Hatırla Sevgili atv'de oynayan "Hatırla Sevgili" dizisi, siyasarka planı olan bir aşk hikâyesi. Kızın babası Demokrat Partili; oğlanın babası CHP'li. Kızın babası Yassıada'ya düşüyor, diğer baba ise Yüksek Adalet Divanı'nda savcılık yapıyor. Siyaskavga aşkı da zedeliyor. Henüz birkaç bölüm yayınlandı atv'de. Daha sonra sıra Yassıada'da mahkeme sahnelerine ve ailelerin yaşadıkları drama gelecek. Bu dizinin karşısında, Kanal D'de "Binbir Gece" vardı. Binbir Gece, Aliye'nin devamı sayıldığı için, yüksek seyirci kitlesi topluyor. Üstelik, dizide "150 bin dolar" karşılığı bir erkekle beraber olmak gibi "televolelik" unsurlar mevcut. "Hatırla Sevgili", "Binbir Gece" ile baş edemeyince,cuma gününe alındı. Hem "kaliteli iş" istiyoruz; hem de büyük özenle hazırlanan bir diziye yeterince ilgi göstermiyoruz. "Menderes kadar karizmatik bir liderin hayatı niçin film yapılmadı?" diye hep düşünmüşümdür. Ama anlaşılıyor ki, halkımız, birbirine benzeyen aşk hikâyelerini ve arada ezilen çocukların dramını tercih ediyor. Program tasarımcısı Tomris Giritlioğlu, Çemberimde Gül Oya, Kurşun Yarası, Kırık Kanatlar, Ihlamurlar Altında gibi çok seyredilen dizilere imza atmış biri. "Benim projelerimin halk tarafından benimsenmesi biraz vakit alıyor" diyor. Binbir Gece, belli ki bu senenin en popüler, en sevilen dizisi olacak. Ama, "Hatırla Sevgili" de çok kaliteli bir çalışma; kısa sürede hak ettiği ilgiyi görmesini dilerim. Geç olsun fakat, sakın ha "Tutmadı" diye yayından kaldırılmasın. < |