PDA

Tüm Versiyonu Göster : Basinda Cikan Haberler


Sayfalar : 1 [2] 3

MAVİ83
13-10-06, 13:18
FLAŞ!... TV’DE DÜN... GERÇEKTEN İLGİNÇ BİR FİLM OLAN YARATILIŞ DESTANI, DOĞAL OLARAK BİRİNCİ OLDU... HIRSIZ-POLİS’LE, ŞÖHRET İSTİKRARINI KORUDU...



TELE - BAROMETRE
HEDEF KİTLE : A/B
12 EKİM 2006 PERŞEMBE
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 YARATILIS DESTANI (Y.S) [NET] STAR 8,10 24,80
2 HIRSIZ-POLIS [NET] KAND 6,60 20,20
3 SOHRET [NET] ATV 5,90 18,00


TELE - BAROMETRE
12 EKİM 2006 PERŞEMBE
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 YARATILIS DESTANI (Y.S) [NET] STAR 8,20 24,80
2 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 5,60 18,90
3 HIRSIZ-POLIS [NET] KAND 5,60 17,90

nur33
14-10-06, 07:00
Eğer gerçekten samimiyseniz, izlenirsiniz

Bir zamanların pavyon güzeli Fulya’ya gönlünü kaptıran Yakup, durumu anlayan ve bu yüzden işi bırakmaya hazırlanan kadına aynen şöyle diyor: “Siz namussuz bir adama, namuslu olmayı öğretiyorsunuz.” Aynı dakikalarda bir zamanların azılı hırsızı Mavi, komiser Çınar’ı yattığı cezaevinde ziyaret ediyor.

İşsiz güçsüz, kumarbaz; sırtını kardeşi Mavi’ye ve ailesine dayamış işe yaramaz bir adam görüntüsü çizen Ali Rıza, en sıkıntılı zamanlarda bütün kardeşlerini etrafına toplayıp onlara masallar anlatıyor. Umudun bittiği anlarda, ailesinin yanında hayata kafa tutuyor.

NEDEN ÇOK İZLENİYOR

Hırsız hangisi, polis kim? Suçlu nerede, masum hangisi? Kim kötü, kim iyi? Hırsız-Polis’in iki sezonluk müthiş başarısının ardında yatan da bu değil mi?

Bu dizide suç ve kötülük, iyilik ve dürüstlük kavramları, tıpkı hayatın gerçeğinde olduğu gibi birbirine karışıyor. En kötü olan, en umulmadık iyiliği yapıyor. En örnek karakter, bir anda cezaevine kapatılıyor.

Hayat da böylesine karmaşık bir döngü yumağıdır. Dün cezaevinde yatan adam, bugün ülkenin başbakanıdır. Ya da bir zamanların en itibarlı iş adamları, şimdilerin uluslararası bültenlerle aranılan kanun kaçaklarıdır.

İşte bu yüzden çok izleniyor Hırsız-Polis. Hayatın bütün iniş-çıkışları, insanı en çaresiz, en nefessiz bıraktığı anlardan sonra bir anda göklere yükselten şaşırtmacaları var içinde. Ve kadrosundaki herkes, en dibe vurulan anı da, en mutlu dakikaları da aynı başarıyla oynuyor. Fulya’dan Yakup’a, Maide Hanım’dan Ali Rıza’ya, Mavi’den Çınar’a ve Dursun’dan oğlu Aksak’a kadar bütün ekip, dizinin her saniyesini ruhlarında yaşıyor.

Bu başarının, bu kadar sürekli ve istikrarlı reytingin sırrı, ekranlardan evlere yansıyan samimiyette yatıyor.

Bu diziyi çok sık yazıyorum diye kızıyordur belki bazılarınız bana. Ama ne yapsam kaleme hakim olamıyorum. Her seferinde eleştiri yazmak için oturuyorum masaya. Yazı bitince baştan aşağı bir övgü, tepeden tırnağa upuzun bir methiye çıkıyor karşıma.

Peki Hırsız-Polis’le aynı saatlerde ekrana gelen atv’nin Ahh İstanbul’u ve Show’un Gülpâre’si kötü diziler mi? Hayır. İkisini de takip ediyorum, ikisi de gayet iyi. Ama bir yanda okunması yarım kalmış bir kitap gibi, oyuncuları adeta aileden biri olarak aramıza katılan Hırsız-Polis varken, karşısına ne koysanız işiniz zor.



http://www2.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&tarih=14.10.2006&Newsid=90142&Categoryid=4&wid=132

gülündikeni
15-10-06, 03:01
http://www.sabah.com.tr/2006/10/15/gny/im/4A5440A4F05D5744B71D2ACCb.jpg

Hırsızlar dışarıda, polisler içeride...

HIRSIZ-Polis'i her hafta olduğu gibi bu hafta da soluksuz izledim. Dizide yaşanan olayları görüp de kadere inanmamak elde mi? Koca Çınar Komiser kodeste, hırsız Aksak ve tayfası dışarıda... Mavi, "koyu mavi" bir açmazda. Kendisini kaçıran Aksak için mahkemede "Beni o kaçırmadı, kendi rızamla gittim" deyip, onu hapisten çıkardı. Hesabına göre Aksak da mahkemede Mahide Hanım'ı Çınar'ın vurmadığını söyleyip, onu hapisten kurtaracak. Öyle hassas bir kuyumcu terazisi ki, üzerine tüy düşse denge altüst olacak. Peki ya Aksak, Çınar'ı hapisten kurtaracak mı, yoksa yine aşkına mağlup mu olacak?.. Hele Mavi ile Çınar'ın cezaevinde bir buluşma sahnesi vardı ki... Gözleri, birbirlerinin gözlerini eritip, kendi içlerine aktı sanki... Gel de bu diziyi izleme... Bir de öyle oyunculuklar göz kamaştırıyor. Ekranda iyiyi, güzeli, doğruyu mumla arayan bir televizyon yazarı olarak yüreğimin yağları eriyor. Başrolleri geçtim. Yan rollerde öyle ustalıklar var ki, izlemeye doyamıyorum. Hangi birini yazsam bilmem ki? Fulya (Vahide Gördüm), Mahide Hanım (İpek Bilgin), Yakup (Hakan Boyav), Arsen (Ahmet Saracoğlu), Bünyamın (Serkan Keskin), Ümit (Cansu Koç), Ali Rıza (Murat Daltaban) ve ille de Çınar'ın annesi (Güler Ökten) ... Elimde olsa hepsine birer Altın Portakal verirdim... Bu arada bir polisin, nasıl olup da sıradan suçlularla aynı koğuşa verildiğini anlamaya çalışırken, Bünyamin, Çınar'a açıklamada bulundu: "Memur koğuşunda yer yoktu. O da sana denk geldi" diye... Senaristler, dramanın selameti için böyle bir "kestirme yol" bulmuşlardı. Ama bir polisin sıradan mahkumlarla birlikte yatmasına gerçek dünyada olanak yoktu. En kötü ihtimalle başka cezaevine nakledilirdi. Bu arada "Memur koğuşunda yer yoktu" repliği de, çetelerle ilgili son olayları hatırladığımda bana pek manidar geldi...

Yüksel Aytug
http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-109-20061015-200.html

erten07
20-10-06, 16:50
-rol aldığınız dizide sadece gözleriniz ve mimiklerinizle herkesi kendinize hayran bırakıyorsunuz. Bu ilgiyi bekliyor muydunuz?
-valla beklemiyordum. Ben çok çeşitli roller oynadım ama hep sesimle oynadım. İlk defa hiç konuşmadan oynuyorum ve bu kadar meşhur oldum. Yeniden keşfedilmiş gibiyim.
-bayramda çalışacak mısınız?
-bayramda bir gün belki çalışırım. Hiç olmazsa settekilerle bayramlaşırız.

gülündikeni
26-10-06, 03:43
http://www.milliyet.com.tr/2006/10/26/tv/resim/ekran1.jpg
Bu kez hasar büyük

"Hırsız Polis"te Çınar, kendisini kurtarmak için bile olsa Mavi'nin Aksak'la anlaşma yaptığını öğrenince deliye dönüyor. İki sevgili bir kez daha ayrılıyor


Başrollerini Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu'nun paylaştığı "Hırsız Polis"te Çınar, serbest kalışının ardında yatan gerçeği öğrenince çılgına dönüyor.
Aksak sözünde durmuş, Mahide gerçeği anlatarak Çınar'ı serbest bırakacak ifadeyi vermiştir. Bu kez de, hem kendisi hem de tetiği çeken Dursun Amca yargı önüne çıkacağı için endişelidir.
Nihayet sevdiğine kavuşan Mavi, Aksak'la yaptığı anlaşmayı Çınar'dan gizlediği için huzursuzdur. Artık aralarında gizli saklı hiçbir şey kalmasın diye anlatmak ister ama Çınar'ın sevinci buna engel olur. Çınar, Mavi'nin verdiği ifadeyi en son duymak istediği insandan duyacak ve deliye dönecektir.
Bu arada Mavi, trikotaj atölyesinde işe başlamıştır. Ama Başkomiser Selahattin'in beklenmedik ziyareti, Mavi'yi, hayatının seçimini yapacak kararlar almaya iter.
Duyduğu büyük aşka rağmen gururu incinen ve Mavi'ye olan güveni büyük bir yara alan Çınar ise kendini işe vermekten başka çare bulamaz. Fakat kovaladığı işler onu hep aynı yöne çıkarmaktadır.
KANAL D / 22

http://www.milliyet.com.tr/2006/10/26/tv/index.html

nur33
26-10-06, 10:17
Çınar, Mavi’yi affedecek mi?

Hayranlarının son zamanlarda iki haftada bir yayınlanması yüzünden şikayet mektupları yağdırdıkları Hırsız Polis’in bu gece ekrana gelecek yeni bölümünde Aksak, sözünü tutacak. Mahide Hanım’a gerçeği anlattıracak ve Çınar’ın serbest kalmasını sağlayacak. Ancak sevdiğine kavuşan Mavi, Aksak’la yaptığı bu anlaşmayı Çınar’a nasıl anlatacak?

Çınar, özgürlüğünü baş düşmanı Aksak’a borçlu olduğunu öğrenince ne yapacak? Genç polis, bunu içine sindirebilecek mi? Yoksa Mavi’ye olan güveni onarılmaz bir yara alan Çınar, iyice zedelenen ilişkisi konusunda başka bir karar mı verecek? Tüm bu sorular, sevilen dizinin bu gece saat 21.50’de ekrana gelecek yeni bölümünde yanıt bulacak.


http://www2.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&tarih=26.10.2006&Newsid=91194&Categoryid=4&wid=132

osnur00
27-10-06, 12:20
Ekranlar kıyma makinası gibi oldu

Ortalık kan revan... Diziler, yarışmalar, eğlence programları derken yeni sezonun başlamasının üzerinden daha iki ay bile geçmeden, onlarca yapım bir anda ekranlardan silindi gitti...

Kimisi reyting canavarına kurban oldu, kimisi kanal yöneticilerinin yanlış uygulamalarına... Ve adına reyting denilen bu kıyma makinası ne Kadir İnanır tanıdı, ne Tarık Akan, ne de Sibel Can. Sevdikleri yapımlar için kanallara telefon yağdıran seyirciler de bu kıyımın önüne geçemedi. Seyircinin beğenilerini köşelerinde dile getiren eleştirmenler de...

İki aylık bu sürede, avuç dolusu para harcanan, yüzlerce kişinin emeğiyle ortaya çıkartılan birçok yapım artık arşivlerde tozlanmaya bırakılacak. Bu işlere para yatıranlar yatırdıklara paralara, görev alanlar harcadıkları çabalara ve izleyenler de kurdukları gönül bağına pişman olacak. Bu işte herkes kaybetti, bu kıyımın bir kazananı olmayacak...

Önce Aşk Oyunu, Ümit Milli ve Taşların Sırrı ömrünü tüketti sezon başında. İki, üç hafta ekranda kalan Cem Davran ve Hande Ataizi’nin programı Bunu Yayında Söyle izledi onları. Geçen hafta Kadir İnanır’ın dizisi İyi ki Varsın, Kız Babası ve Süper Lady’nin kaldırıldığını yazmıştık.

Bu hafta onların arasına Ahh İstanbul, Sırça Köşk, Deli Dolu ve Gözyaşı Çetesi’ni de eklemek zorunda kaldık. Öğrendik ki Reha Muhtar Televizyonu da artık yayınlanmayacak. Şimdiden belli oldu, ekranların kıyım listesi önümüzdeki haftalarda daha da uzayacak.

Peki kimler reyting çıtasını aşmayı başarabildi? Hangi yapımlar bu canavara karşı direndi? Aslında onlar da kendilerini bu iki ayda belli etti. İşte size reyting canavarını yanlarına yaklaştırmamayı başaranların listesi...

Önce yaz sonunda tanıştıklarımızdan başlayalım. Fırtına, Yalancı Yarim, İki Aile, Sevda Çiçeği, Acemi Cadı ve Arka Sokaklar başarılarını yeni sezon öncesinde zaten ispatladılar. Seyirciye kendilerini sevdirdiler, kanal yöneticilerinin yüzünü güldürdüler.

Yeni sezon dizilerinin arasından sıyrılmayı başaranlar ise Sıla, Karagümrük Yanıyor, Yaprak Dökümü ve Sağır Oda oldu. Seyirci, bu dizilere daha ilk bölümlerinden tutuldu. Hepsi yıl sonuna kadar devam edecektir. Çoğu, önümüzdeki yıllarda da ekrandaki varlığını sürdürecektir.

Bu arada çoktan birer ekran klasiği haline gelmiş yapımları da unutmayalım. Eski dostları ihmal edip, kalplerini kırmayalım. Ihlamurlar Altında, Avrupa Yakası, Hırsız Polis, En Son Babalar Duyar, Beyaz Gelincik, Acı Hayat, Kaybolan Yıllar, Cennet Mahallesi, Gümüş, Şöhret, Yabancı Damat ve Emret Komutanım çoktan reyting meselesini kapattılar. Hayran kitlelerini kurdular, korudular ve artık birer klasik oldular.
Son olarak bir de yarışmaların durumuna göz atalım. Ve yaşanan kıyımı anlatan bu tatsız yazıyı noktalayalım. Cumartesi gecelerini parselleyen Oryantal Star bu hafta sonu geri dönüyor. Pazar akşamlarının öne çıkan yarışması ise Popstar Alaturka olarak görünüyor. Acun Ilıcalı’nın iki yarışması Fear Factor ve Survivor da gayet iyi gidiyor. Eğlence yarışmaları listesinin tepesini, işte bu dört yapım işgal ediyor.

Umarım önümüzdeki yıllarda televizyon yöneticileri stratejilerini, sezona çok fazla yeni işle değil, sağlam yapımlarla girmek üzerine kurarlar. Seyircilerinin karşısına bir iki haftada ekrandan kaybolacak yapımlar yerine, belki sayıları çok daha az ancak sağlam projelerle çıkarlar.

Böylece hem kendileri yorucu ve zorlu reyting satrancının masasına oturmak zorunda kalmazlar, hem de seyircilerini, sayıları az olsa da sevdikleri şeyleri izlemekten mahrum bırakmazlar.

mesut yar-vatan gazetesi

nur33
27-10-06, 13:52
İmkansız aşk birinci

http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2197036.jpg Kanal D,“Hırsız Polis” ve “Ah Polis Olsam” ile Perşembe’nin birincisi...Kanal D’nin, güçlü oyuncu kadrosu ve sürükleyici senaryosu ile ekranda fark ve tiryakilik yaratan sevilen dizisi “Hırsız Polis”in Perşembe günü ekrana gelen bölümü A/B Sosyo Ekonomik Statü’de birinci oldu.



Final bölümü ile ekrana gelen “Ah Polis Olsam” da Tüm Kişiler’de zirvede yer aldı.Kanal D’nin başrollerinde Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu’nun oynadığı, Erol Günaydın, Vahide Gördüm, Rasim Öztekin ve Murat Daltaban gibi sinema, televizyon ve tiyatro dünyasının usta isimlerinin de önemli rollerini paylaştığı sevilen dizisi “Hırsız - Polis” bu hafta da Türkiye’yi ekran başına kilitledi.
Milyonların büyük bir beğeniyle takip ettiği dizinin Perşembe akşamı ekrana gelen ve Çınar ile Mavi’nin aralarına yeniden buzdağlarının girdiği bölümü A/B Sosyo Ekonomik Statü’de yüzde 7.0 rating ve 22.5 izlenme payı ile birinci oldu.
Kanal D’nin, bu hafta final bölümü ile ekrana gelen “Ah Polis Olsam” adlı dizisi de Tüm Kişiler’de yüzde 6.4 rating ve yüzde 17.8 izlenme payı ile günün en çok izlenen programı oldu.




http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5327274.asp?gid=90

nur33
28-10-06, 09:44
Bu kovalamaca nerede bitecek?

Hırsız Polis’e olan tutkum bu köşenin okurlarının malumu. Ancak bir şeyi koşulsuz sevecek kadar da saplantılı değilim…
Maç yayınları dolayısıyla neredeyse 15 günde bir ekrana gelen dizi kendini fazlasıyla özletiyor. Bu tamam…

İyi de o özlemin hakkını veriyor mu? İşte tartışmaya açmak istediğim mevzu bu…

Hırsız Polis, o meşhur şarkısı gibi imkansız bir aşk üzerine kurulu. Ama insan “Bir aşk bu kadar mı imkansız olur?” duygusuna sıkça kapılıyor diziyi izlerken…

Çınar, Mavi ve Aksak üçgeni içinde aşkın dönüp dolaşması, biraz amiyane benzetmeyle, orta sahada top çevirmeyi andırıyor artık…

İmkansızlıklar giderek büyürken aşk da olduğu yerde saymıyor; küçülüyor. En azından mana olarak… Ne yalan söyleyeyim; çok sık duyduğum “konu çiklet gibi uzadı” yakınmalarına ben de katılmaya başladım. “Kabak tadı verdi” eleştirilerine de ramak kaldı sanıyorum….

Merakım şu; ne olacak bu iş? Sanıyorum senaristlerin, ilgililerin, bilgililerin bu soruya bir an önce yanıt vermeleri gerekiyor….

Hırsız polisi, polis de hırsızı kovalamaktan memnun olabilir (?) ama izleyici bir türlü bulamadığı tatmin duygusunu kovalamaktan vazgeçerse yazık olur….

Dizinin bir yerinde telaffuz edildiği gibi “Her aşkta bir kara delik vardır” ama izleyiciyle dizinin arasındaki giderek büyüyor. Benden hatırlatması!

misskrueger
01-11-06, 16:50
DİZİLERİN ÇOĞALDIĞI BU DÖNEMDE HANGİ ÜNLÜ, HANGİ DİZİYİ İZLİYOR? ÜNLÜLERİN SEVEREK İZLEDİĞİ ORTAK DİZİ HANGİSİ?

Yeni sezonla birlikte kanallarda dizi patlaması yaşanıyor. Acaba, bu dizi trafiğinde ünlüler hangi dizileri izliyorlar?

http://img97.imageshack.us/img97/2283/2ch5.jpg (http://imageshack.us)

Cem Yılmaz; ‘Ah Polis Olsam’ ve ‘Ihlamurlar Altında’ dizilerini,

Muazzez Abacı; ‘Hırsız Polis’ dizisini,

Pınar Altuğ; ‘Hırsız Polis’ ve ‘Ihlamurlar Altında’ dizilerini,

Fatoş Seğmen; ‘Hırsız Polis’ dizisini,

Gülben Ergen; ‘Hırsız Polis’ dizisini,

Merve Boluğur; ‘Yabancı Damat’ dizisini,

Osman Yağmurdereli; ‘Avrupa Yakası’ dizisini izliyormuş.

Sonuç şunu gösteriyor ki; ‘Hırsız Polis’ ünlüler arasında en çok sevilen ve takip edilen dizi olarak yer alıyor.

http://img97.imageshack.us/img97/4074/3vz3.jpg (http://imageshack.us)

kaynak:gezentilki.com

gülündikeni
02-11-06, 03:55
http://www.milliyet.com.tr/2006/11/02/tv/resim/ekran1.jpg

Hikâye sil baştan

"Hırsız Polis"te Mavi ile Çınar bu kez iki âşık olarak değil hırsız ve polis olarak karşı karşıya geliyor


Başrollerini Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu'nun oynadığı "Hırsız Polis"te bu hafta iki âşık, Mavi ve Çınar farklı şartlarda karşı karşıya geliyor.
Yakup'la buluşmaya giden Mavi, karşısında Aksak'ı görünce çok kızar. Yenilgiyi kabullenmiş Aksak'ın tek isteği affedilmektir. Çınar ise patronun parasını çalıp işçilere dağıtan hırsıza dair kanıt bulunmasa da Mavi'den şüphelenmektedir.
Bu arada eve gelen paranın kaynağını araştıran Arıza, kardeşi için endişelenmektedir. Endişelerinde haklı olduğu çabuk anlaşılır. Çünkü Mavi, atölye soygunu nedeniyle gözaltına alınır. Ama Mavi polisi alt etmeyi başarır ve bildiği yolda ilerler.
Bu arada Mavi'nin karşısına beklenmedik bir şekilde eski bir tanıdık çıkar. Yıllardır görmediği bu kişi, bütün aileyi yeni maceralara sürükleyecektir.
KANAL D / 22.30

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/02/tv/index.html

MAVİ83
02-11-06, 10:25
Çınar, Robin Hood'un peşinde
'Hırsız-Polis'in bu akşamki bölümünde Çınar, patronunun parasını çalıp işçilere dağıtan hırsızın peşine düşüyor.



Yakup ile buluşacakken karşısında Aksak'ı gören Mavi, öfkelidir. Yenilgiyi kabullenen Aksak'ın tek isteği ise affedilmektir. Bu amaçla bir sürpriz hazırlar. Bu arada eve gelen paranın kaynağını merak eden Arıza, kardeşi için endişelenmektedir. Bu endişesinde hiç de haksız olmadığı çabucak anlaşılır. Mavi, atölye soygunu nedeniyle gözaltına alınır.

Kanal D / 22.50

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=446961

hırsızpolis
05-11-06, 03:12
MÜGE DAĞISTAN'LININ YAZISI

Dergiyi okuyucu ile hazırlamak

Geçenlerde 'Okuyucuya Teklif' başlıklı bir yazı yazmış, Dolce'nin sıkı takipçilerine seslenmiştim. Sizlerin de bu dergiyi hazırlamak konusunda bizlere yardım etmenizi istemiştim. Yani ekip olarak her cuma öğleden sonra oturup bir sonraki haftanın dergisine karar verirken sizlerden gelen faks, e-mail ya da mektupları da toplantı masamızzda görmek istedim. Hemen harekete geçmenize çok sevindim. Bu arada bize ulaşan ilk okuyucumuz Özge Yerli'yi buradan tebrik etmek isterim. Özge o düzgün Türkçe'si ve içtenliğiyle seslendiği faksında bizden 'Hırsız Polis' dizisinin kahramanları ile ilgili daha çok haber ve fotoğraf istiyor. Sevgili Özge, dizinin başrol oyuncusu Timuçin Esen'in posterini vererek ilk adımı attık. Senin için hazırladığımız diğer sürpizlerde pek yakında gelecek.

erten07
09-11-06, 11:15
imkansız aşk alevlenecek mi

favori: hırsız polis

geçen hafta maç derdine acaba tekrar yayın mı koyarlar diye endişelenirken
yeni bölümünü izlemek zevk vermişti dizinin.
bu akşamda aynı zevk var.

gülündikeni
09-11-06, 12:20
http://www.milliyet.com.tr/2006/11/09/tv/resim/ekran2.jpg

Çınar Mavi'nin peşinde

HIRSIZ-POLİS
"Hırsız - Polis"te Çınar ve Mavi, tam bir yıl sonra, birbirlerini ilk kez gördükleri sahilde karşılaşır. Aksak ise artık ganimeti büyük işlerin peşindedir. Aylardır patates soymaktan bıkan diğerleri de bu yeni işe heyecanla sarılır. Mavi'nin arkadaşı Gülay'ın ailesini bir kooperatif dolandırmıştır.Olayı duyan Mavi çok üzülür. Ertesi gün gazeteler çok ilginç bir hırsızlık olayını manşetlerine taşır. Çınar ise artık gazetelere de yansıyan, bu Robin Hood'un yaptığı hırsızlık vakalarını araştırmaya başlar. Araştırmaları ona Mavi'ye doğru götürmektedir.
KANAL D / 22.00

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/09/tv/index.html

MAVİ83
10-11-06, 15:21
PERŞEMBENİN GALİBİ 'HIRSIZ POLİS'
10.11.2006 13:08

Kanal D'nin dizisi 'Hırsız Polis' perşembe günü hem tüm izleyicide, hem de AB gurubnda en çok izlenen yayın oldu. Programların grafikli izlenme oranları yan sütunda RATİNG bölümünde.


http://www.medyatava.com/haber.asp?id=32219#top

gülündikeni
11-11-06, 03:21
http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2197036.jpg

''Hırsız Polis” yine birinci



“Hırsız Polis”in perşembe günü ekrana gelen yeni bölümü ile birinci oldu. Perşembe gecesinin en çok izlenen kanalı ise Star TV oldu.


Güçlü oyuncu kadrosu ve sürükleyici senaryosu ile ekranda fark ve tiryakilik yaratan Kanal D'nin sevilen dizisi “Hırsız Polis”in, perşembe günü ekrana gelen bölümü, hem A/B Sosyo Ekonomik Statü’de, hem de Tüm Kişiler’de birinci oldu. Başrollerinde Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu’nun oynadığı dizi, A/B Sosyo Ekonomik Statü’de yüzde 8.2 rating ve 24.5 izlenme payı, Tüm Kişilerde de yüzde 6,7 rating ve yüzde 18,9 izlenme payı ile birinci oldu. Temposu her geçen hafta daha da artan dizinin önümüzdeki haftalarda yayınlanacak bölümleri de aşk, macera ve aksiyon dolu sahnelerle örülü.

http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5411827.asp?gid=90

nur33
12-11-06, 12:20
Vatan Gazetesi - PAZAR VATAN - 12.11.2006


Tv'lerde yayınlanan tüm dizilerle ilgili genel yazının HP ile ilgili kısmı :

..... Kanal yöneticileri biraz bekleyebilselerdi, bu dizilerin de meyvesini yiyeceklerdi. Hatırlayın, Asmalı Konak’tan Hırsız Polis’e birçok ekran efsanesi de ilk bölümlerinden pek beğenilmemiş, istenilen reytingi getirmemişti. Ama azıcık sabırla seyirci mesajı almış, ilk bölümlerde yavaş seyreden reytingler, sonraları rekorlara imza atmıştı.......



http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=pazarvatan_detay&hkat=1&hid=10256

forever.young25@hotmail.c
16-11-06, 09:06
http://img227.imageshack.us/img227/620/ekran6bg8.jpgHırsız Polis
Mavi, çalıştığı yerde Aksak ve Çınar'ı karşısında görünce çıldırır. Bu arada Aksak ve çetesi büyük soygun için canla başla çalışırken, Çınar da boş durmaz, takiptedir.
KANAL D / 22.00


http://www.milliyet.com.tr/2006/11/16/tv/index.html

erten07
16-11-06, 09:41
favori; hırsız polis

haftalardır zirveye doğru devam eden kovalamaca geçen hafta zirvede bitti.

hırsız polis kimi zaman senaryo sıkıntısı yaşasa da kanal d'nin gözbebeği

erten07
16-11-06, 09:49
aksak ölümle burun buruna

mavi garsonluk yaptığı kafeteryaya gelen aksak'tan kurtulmaya çalışır.
o sırada çınar gelince zor durumda kalır.

yıllar sonra nermin'i görmek arıza'yı etkiler.
onun çocuklara yaklaşmasına izin vermez.
kiraz ortadan kaybolur.

bu arada aksak ve çetesi de büyük soygun için canla başla çalışır.
her şey incelikle planlanır. çınar da büyük operasyon hazırlığındadır.
soygun günü geldiğinde çete de polis de heyecanla işlerinin başındadır.

çınar, aksak'a suçüstü yapacağı anı iple çekerken,
aksak ölümle burun buruna kalmayı tercih eder.

erten07
16-11-06, 20:26
"İlk aşk" çeşitlemeleri

5N 1K
Öldüğünü sandığınız ilk aşkınız, yıllar sonra geri dönerse ne yaparsınız? İlk aşkınızı yıllar sonra evli ve çocuklu görürseniz ne tepki verirsiniz? Kuşaklar boyunca yaşanan aşklar bir aileyi nasıl paramparça eder? İlk aşkların hikâyesi "5N 1K"da.
CNN TÜRK / 20.00
erol günaydın konuk olarak katılıyor
hırsız polisten bahsediliyor:
" evin bakıcısına sarkan kart horozu oynuyorum "

SÜRMELİM
16-11-06, 20:31
Çınar'ı gören Mavi zor durumda'Hırsız-Polis', bu akşam da macera dolu bir bölümle ekrana geliyor. Garsonluk yaptığı kafeteryaya müşteri olarak gelen Aksak'tan kurtulmaya çalışırken, bir de karşısında Çınar'ı gören Mavi, iyice zor durumda kalır.http://medya.zaman.com.tr/2006/11/16/tv4.jpgMavi, sonunda iki âşığını da kapı dışarı eder. Ama bir süre sonra kovduğu gerçek aşkına teşekkür etmek zorunda kalacağını bilmiyordur. Yıllar sonra Nermin'i görmek Arıza'yı etkilese de çocuklara yaklaşmasına asla izin vermez. Ancak birkaç saat sonra Kiraz ortadan kaybolur. Kanal D / 22.00

zaman gazetesi...

erten07
16-11-06, 21:21
ilk aşk üzerine

cüneyt özdemir: son yıllarda seyrettiğimiz en güzel dizilerden bir tanesi de hırsız polis. onda aşkın kanunu olmaz diye çok güzel bir söz var ve gerçekten aşk üzerine çok güzel çeşitlemeler görüyoruz. aşkın herşeyini gördük gibi geliyor bana. bir türlü kavuşamıyorlar. siz senaryoları okuyor musunuz gelen senaryoları. ya yeter artık çocukları kavuşturalım dediğiniz oluyor mu ya da ritmini nasıl buluyorsunuz dizinin

erol günaydın: dizinin ritmini herşeyini çok iyi buluyorum ve çokta severek oynuyorum yani çok seviyorum çünkü lafım yok çok rahatım. evde yataktan yatağa gidiyorum tam bana göre bir rol oldu orda. evet ama yavaş yavaş konuşturuyorlar beni. zaten benim karakterim aşık daha evvelde aşıkmışım falan. şimdi o bakıcıya sulanıyorum galiba

cüneyt özdemir: var mı bir aşk peki

erol günaydın: içinde kalmış kart horozun

cüneyt özdemir: ya huyundan ya suyundan. aksağın durumu da çok parlak değil gördüğüm kadarıyla

erol günaydın: evet, evet

gülündikeni
18-11-06, 02:48
http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2197036.jpg

Hırsız Polis”, Perşembe’nin birincisi



Kanal D’nin, güçlü oyuncu kadrosu ve sürükleyici senaryosu ile ekranda fark ve tiryakilik yaratan sevilen dizisi “Hırsız Polis”in Perşembe günü ekrana gelen bölümü A/B Sosyo Ekonomik Statü’de birinci oldu.


Kanal D’nin, başrollerinde Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu’nun oynadığı, Erol Günaydın, Vahide Gördüm, Rasim Öztekin ve Murat Daltaban gibi sinema, televizyon ve tiyatro dünyasının usta isimlerinin de önemli rollerini paylaştığı sevilen dizisi “Hırsız - Polis” bu hafta da Türkiye’yi ekrana başına kilitledi.

Milyonların büyük bir beğeniyle takip ettiği dizinin Perşembe akşamı ekrana gelen ve Aksak’ın, banka soygunu yapmak için kazdıkları tünelde, Çınar’ın ve ekip arkadaşlarının soygunu fark edip önlem almalarıyla mahsur kaldığı 37. Bölümü A/B Sosyo Ekonomik Statü’de yüzde 7.9 rating ve 23.8 izlenme payı ile birinci oldu.

Temposu her geçen hafta daha da artan dizinin önümüzdeki haftalarda yayınlanacak bölümleri de aşk ve macera dolu sahnelerle örülü.

http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5457821.asp?gid=90

gülündikeni
19-11-06, 04:07
http://www.sabah.com.tr/2006/11/19/gny/im/B79A24F64975824D8CCCE53Bb.jpg

Tüp Geçit ihalesini Aksak'a verin!

İSTANBUL Boğazı'ndaki hummalı tüp geçit çalışmasını her gün şirketteki odamın penceresinden ilgiyle izliyorum. Bazen şilepler, kazı dubasına teğet geçerken, yüreğim ağzıma geliyor. Bu hafta Hırsız-Polis'i izlerken pek çok kişi gibi ben de tüp geçit ve metro ihalesini Aksak ile ekibine vermediğimiz için üzüldüm. Elemanlar, çiçekçiden bankaya bir tünel kazdılar ki, Bolu Tüneli yanında tosbağa eşelemesi kalır. Hadi diyelim ki bu konuda pek yetenekliler ama aynı yeteneği soygun planlaması konusunda niye sergilemediler? Düşündüm, düşündüm bir türlü içinden çıkamadım. Aksak ve ekibi madem tünel kazıp, banka şubesinin içine girecek, bu işi neden elin ayağın çekildiği gece yerine gündüz vakti yapıyorlar ki? Karadeniz fıkralarına sığınmadan bunun açıklamasını yapabilen biri varsa, beri gelsin!..

Yüksel Aytug

http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-106-20061119-200.html

gulpembe
19-11-06, 05:02
Şermin TERZİ
Fotoğraf: Fatih YALÇIN
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2464677.jpg

Vahide Gördüm, Bir İstanbul Masalı ve Hırsız Polis televizyon dizilerinden seyirciye aşina, çok güzel bir yüz. 41 yaşında ve orta yaşın bütün zarafetini taşıyor. Asaletle sıradanlığın doğalca buluşmasının bir sureti sanki. Yunanistan göçmeni bir ailenin kızı. Dizilerle yakaladığı şöhreti ilk kez bir sinema filminde başrol oynayarak devam ettiriyor.

Çetin Tekindor ve Tarık Papuççuoğlu ile oynadığı ve bu hafta gösterime giren İlk Aşk filminde tam 40 yıldır aşkını saklamış bir kadını canlandırıyor.

İçinize sinema ve tiyatro aşkını düşüren biri var mı? Kendi kendine filizlenen bir aşk mı sizinki?

-Babam kamyon şoförüydü, tutkusu sinemaydı. Mahalledeki lakabı da "Sinemacı Doğan"dı zaten. Her yeni filme gider, bizi de götürürdü. Hep içimde oyuncu olmak fikrini sakladım ama kendimi öne sürmekte utangaç bir çocuktum. Liseye kadar hep başka bir şey olmalıyım, diye düşündüm ve üniversitede ekonomi okumaya başladım. Fakat bana ne kadar uzak olduğunu görünce, hazırlanıp İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdim.

Yıllardır tiyatro yapıyorsunuz. TV dizileriyle tanınmak sizi üzüyor mu, yoksa "oyunun kuralı bu" diye mi düşünüyorsunuz?

- Evet, bu oyunun kuralı. Tiyatroya seyirci çekmek çok zor.

Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyunculuk yaparken, İstanbul maceranız nasıl başladı?

- Devlet Tiyatrosu’ndan 2003’te istifa ettim. Bu bir başlangıç oldu.

Tiyatroya tutkuyla bağlıyken niçin istifa ettiniz?

- Oradaki işleyişle aram iyi değildi. Ama asıl sebep, annem öldüğünde cenazesine gitmeme izin verilmemesiydi. Hemen istifa etmek istedim ama kötüyle kötü olmamak ve arkadaşlarımı zor durumda bırakmamak için sezon sonunu bekledim. Yakın dostum Altan Erkekli, İstanbul’a gelip burada bir şeyler yapmam için ısrar etti. Beni, Bir İstanbul Masalı dizisi için yapımcılara önermiş. Dizide bir anne karakterini oynayacaktım ve o rol için biraz genç kalmıştım. Yine de deneme çekimi yaptılar, beğendiler, birlikte çalışmaya karar verdik. Tiyatrocu eşim Altan Gördüm de "Hayata başka bir pencereden bak" deyince, hiç aklımda olmamasına rağmen İstanbul’a taşındık.

İstanbul’daki dizi ve sinema sektörü gözünüzü korkutmadı mı?

-Korktum ama kuyruğu dik tutup korkuyu belli etmemekte fayda var.

YUMUŞAK BAŞLI BİR KADIN ASLA DEĞİLİM

Kendinizi hangi sıfatlarla tanımlıyorsunuz?

- Müşfik, seksi, vefalı, çalışkan.

Erkekler için mükemmel kadınsınız yani. Her şey var.

- Seksiyi çıkaralım o zaman.

Yok o kalsın, müşfiği çıkarın bence. Hep böyle sakin ve abartısız mısınızdır? Çıkıntılıklarınız yok mudur? Sizi ne çileden çıkarır?

-Doğanın katledilmesi, çocukların hırpalanması, trafik... Bu gördüğünüz sakin kadının içinde yanardağlar patlar o zaman. Patlamayı dışarı da yansıtırım. Yumuşak başlı bir kadın asla değilim.

Sizi hayatta en çok kim, ne heyecanlandırır?

- Kızım heyecanlandırıyor. İlk Aşk’ta sokaktaki çocuk rollerinden birinde 12 yaşındaki kızım Alize de oynuyordu. Bana hayatla ilgili öyle şeyler söyledi ki, kızımın hayat görüşünün geliştiğini gördüm ve bunu önceden fark etmediğim için kendime kızdım. "İlk Aşk’ı sen oynadığın için tabii ki büyük bir heyecanla seyredecektim ama kendim oynadığım için, yarattığım şeyi göreceğim için çok heyecanlanıyorum" dedi. Beni çok şaşırttı.

İçinizde ukde kalan bir şey var mı?

- Annemin cenazesine katılamamak, üzerine bir avuç toprak atamamak... Bir de kızımla birlikte tüplü dalış yapmazsam içimde ukde kalacak.

Hayatı çok ciddiye alır mısınız?

- 10 yıl öncesine kadar alırdım, artık almamayı öğrendim.

Formülü varsa, rica etsem?

- Çok basit, önce "ben" diyorsun. Gerisi geliyor.

İLK GÖRÜŞTE AŞKA KESİNLİKLE İNANIYORUM

İlk Aşk filminde, 40 yıl aşkını saklayan bir kadını oynuyorsunuz. Eğer aşk varsa her şeye rağmen yaşamak gerekmez mi?

- Kesinlikle yaşanması gerekir. Aşkı yaşamak kişiye çok şey katıyor. Hırslarını, şehvetini, karmaşık duygularını, karşı cinsi, hepsinden önemlisi kendini tanıyor.

İlk görüşte aşka inananlardan mısınız, yoksa "öyle şey olmaz" deyip burun bükenlerden mi?

- Hep ilk görüşte aşık oldum. İlk görüşte aşka kesinlikle inanıyorum. Aşkın o ilk vurduğu anı yaşayan bilir. Öyle aşık olmamışlara bunu anlatmaya çalışmak beyhude.

Aşk tarifinizde neler var?

- Aşk yaşanmadığı zaman aşk oluyor. Yaşandığı zaman tüketiliyor, kirletiliyor. Sözü bitmemiş aşklar bence aşktır. Aşkın doğasında var bu.

Eşiniz Altan Gördüm’le nasıl tanıştınız?

- Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oyuncuydu, bizim okula gelmişti. Bir sunucu arıyorlardı. Beni önermişler. Orada tanıştık, üç ay sonra da evlendik.

ORTA YAŞTAKİ GÜZEL KADINA BAŞROL YOK

Upuzun boyunuz, muhteşem saçlarınız, çok güzel bir yüzünüz var. Başkasında olsa yapımcılar, bu özellikleri insanın gözüne gözüne sokar. Ama sizi özenle saklıyorlar sanki. Gevelediğim şu: Sizi bu güzellikle niye hep yaşlı rollerde oynatıyorlar?

- Ama ben orta yaşlıyım.

Madonna da orta yaşlı ama bir ilahe. Ne demek istediğimi anladınız, topu taca atmak istiyorsunuz.

- Böyle rolleri kabul ediyorum. Çünkü, benim tiyatro geleneğimde hangi rol verilse verilsin oynanır. Güzelliğimi saklama kaygım hiç olmadı. Kendimle de barışığım. Göz altı torbam, gerdanım, kırışığım oyunculuğuma yarattığım karaktere bir şey katıyorsa gerçekten çok mutlu oluyorum. Hatta böyle yapmayanları da eleştiriyorum. Mesela Hırsız Polis’te canlandırdığım Fulya karakteri parasız bir kadındı, bu nedenle saçımı uzun süre boyatmadım, yakın çekimde ellerim gözükür diye manikür yaptırmadım. Başardıkça, böyle roller üstüme kalmaya başlıyor. Bundan ben de rahatsızım. Orta yaşta güzel bir kadına başrol veren senaryo yazılmıyor. Genellikle 20-25 yaş üzerine kuruluyor o karakterler. Biz de yan rollerde oluyoruz, hatta güzel olmamız bile gerekmiyor.

FULYA’NIN SIRRINI BEN DE ÇÖZEMEDİM

Hırsız Polis’te oynadığınız Fulya karakterinde gerçeklik duygumu kaybediyorum ben. Fulya konsamatrislikten emekli ama asla şuh kahkahalar atmıyor, geçmişini ele verecek hiçbir çıkış yapmıyor. Hep çok zarif.

- Kimse bu kadının niçin konsomatris olduğunu bilmiyor. Ben de bilmediğim için altını dolduramıyorum ve bu yüzden seyirciyi de o anlamda doyuramıyorum. Sebebini bilsem ona göre tavrım olur.

Fulya dizide sürekli ya dolma sarıyor, ya fasulye kırıyor. Kahkaha atmayın ama hayatta sizin kadar zarif fasulye kıran bir kadın hiç görmedim?

- Fasulye kırmanın bir adabı vardır. Ortasından cart diye koparmakla kırılmaz. Fulya onu da düşünmüyor değil yani. Konsomatris ama zarif bir kadın. Yani o fasulyeyi de öyle bilinçsiz kırmıyorum. Benim Fulyam o fasulyeyi öyle kırmalı. Günlük hayatta öyle kırmıyorum mesela, bıçak kullanıyorum.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/pazar/5463958.asp

ehlocan
20-11-06, 22:25
Kedi-fare oyunu sıktı

Perşembe gecesi reyting savaşlarında ilginç bir tablo yaşandı. "Kaybolan Yıllar" tüm izleyicide zirveye oturdu; "Hırsız-Polis" gerilerde kaldı. Oysa, geçen yılın en ilgi çeken yapımlarından biriydi "Hırsız-Polis". Şarkısı dillere dolandı; kadrosundaki isimler gazete manşetlerinden inmedi. Peki ne oldu da gerilere düştü? Aslında yayındaki tüm diziler için geçerli bir yazgı onunkisi. Benim de beğendim dizilerden biriydi. Hatta, Aksak'ın Mavi'yi kaçırdığı final bölümünü nefesimi tutarak izlemiştim. Ama yeni sezon başladı ve gördüm ki, hep aynı nakarat. Mavi Aksak'tan kaçar, Aksak bir şekilde yakasını kurtarır, Çınar hem aşkının hem Aksak'ın peşindedir- Ben sıkıldım. Hastane sahnelerinden, tutkulu öpüşmelerden, bir türlü yakalanamayan hırsız şebekelerinden, nihayete ermeyen aşklardan. Tüm şifreleri çözülmüş bir davayı uzattıkça uzatmanın hiç faydası yok. Dolayısıyla alınan sonuç da sürpriz değil.

http://www.takvim.com.tr/erkivanc.html

gülündikeni
23-11-06, 08:05
http://www.milliyet.com.tr/2006/11/23/tv/resim/ekran1.jpg

Aksak tek başına

"Hırsız Polis"te Aksak'ın soygun planı Çınar'ın operasyonuyla kazdığı tünelde son buluyor. Mavi ise hayallerinin peşinden gitmek istiyor


Başrollerini, Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu'nun paylaştığı "Hırsız Polis"te, Aksak ve çetesinin banka soygunu hayali, Çınar'ın operasyonuyla suya düşüyor. Çete üyeleri yakalanmamak için Aksak'ı küçücük tünelde kaderine terk etmek zorunda kalmıştır. Bir terslik olduğunu anlayan Aksak ilk kez bu kadar çaresizdir. Çınar ise onu kendi kazdığı tünelde kıstırmaya kararlıdır.
Mavi ise Aksak cephesinde olanlardan habersiz, kafeteryada çalışmayı sürdürmektedir. Yeni iş arkadaşı Özlem'in coşkusu ona da bulaşmıştır. Hayata yeniden umutla bakmaya başlar. Ve Özlem'in yardımıyla daha önce aklından bile geçmeyen önemli bir adım atar. Artık hayallerinin peşinden gidecektir. Fakat tam bu sırada korkunç bir olayla karşı karşıya kalır. Mavi'yi hayat, ölüm ve aşk üzerine düşünmeye iten olay, Çınar'la yeniden yollarının kesişmesine de neden olur.
KANAL D / 22.00

http://www.milliyet.com.tr/2006/11/23/tv/index.html

demetarss
23-11-06, 11:17
Adam gibi adamın filmi: Hayatımın Kadınısın

Ben İstanbul'da doğup büyümediğim için şehri hâlâ anlama, tanıma, dinleme serüvenim devam ediyor. Mersin'in varoşlarını, arka mahallelerini, ara sokaklarını, oralarda nasıl insanların yaşadığını, ne yiyip ne içtiğini iyi kötü bilirim. Ama İstanbul'un arka sokaklarını çözmek çok zor. Bazen Balat'ta ya da Kasımpaşa'da ilginç mahalleler görüyorum. Kocaman pencerelerinin önünde duran saksı çiçekleri, aşağı sarkan tertemiz çamaşırlar içeridekileri düşündürür. İstanbul sürprizlerle dolu. O temiz çamaşırların aslında kimin kirli çamaşırlarının üzerinde dalgalandığı bilinmez pek. İşte Uğur Yücel'in yeni filmi 'Hayatımın Kadınısın' bizleri Balat'ta bir eve götürüyor. Yücel, Tophaneli bir adamın, adam gibi bir adamın, büyük adam olma sürecini o kadar güzel yazmış ve oynamış ki, Uğur Yücel tartışmasız sinemamızın en büyüklerinden. Onunla aynı dönemde yaşıyor olmaktan ve üretiminin tanığı olmaktan çok keyif alıyorum. Aylardır televizyonda 'Aksak' kıvamında izliyoruz onu. Hafif aksıyor, zor bir lehçenin hakkını veriyor ve bir yandan da 'Aksak'ın karizmasını çizdirmeden onun aşık tarafını da anlatmaya çalışıyor. 'Aksak' çok alıştığımız bir figür. Yücel, aylardır beraber yatıp beraber kalktığı 'Aksak'tan kopup, 'Tophaneli' tiplemesine öyle bir konsantre olmuş ki gözlerinizi alamıyorsunuz beyazperdeden. Filmde öyle yepyeni bir karakter yok karşımızda. Muhsin Bey filmindeki Ali Nazik olgunlaşmış, aksanını yitirip bu arada biraz da Arabesk filmindeki gazino patronu tiplemesi ile de karışıp 'Tophaneli' olmuş. Ama 'olmuş'! Eğer otomobilinizde Iron Maiden, Blues Brothers (benim gibi) CD'lerinizin yanında bir de zulada Orhan Gencebay CD'si var ise bu filme ve filmin mükemmel Orhan Gencebay şarkısı 'Akşam Güneşi' eşliğindeki İstanbul görüntülerine bayılacaksınız. Orhan Gencebay'ınız yoksa da seversiniz 'Hayatımın Kadınısın'ı, durum çok gerçek. Sanki Balat'a koşsak tüm bu filmdeki hayali kahramanlarla karşılaşma şansımız var gibi... Casting süper. 'Hırsız- Polis'te hayran olduğum Ezgi Mola'nın çok büyük olacağı belli, Ali Desidero (Yıldırım Memişoğlu) tek kelimeyle mükemmel, filmin küçük bir sahnesinde yer alan Binnur Kaya da bence gelecek 5 yılın komik kadını. Kendine yazılan minicik rolde öylesine coşmuş ki bayılacaksınız... Biraz da sanki Türkan Şoray'a saygı filmi izlenimi veren filmde, Şoray da bu mükemmel kadroya ayak uydurabilmek için elinden geleni yapıyor. Film finalde biraz kayboluyor ama yine de final jeneriği akarken ağzınızda fon müziği Orhan Gencebay olan bir başka İstanbul tadı bırakıyor... Film, Uğur Yücel için de Türk sineması için de bir başyapıt değil ama izlemekten keyif alacağınızı düşündüğüm bir film. Bence filmin gerçek büyük keşfi: Ezgi Mola. Kendisine kıyak geçmek istedim.

haberin linki;
http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1424-200-107-20061123-200.html

demetim
24-11-06, 13:05
Hedef Kitle : A/b
23 Kasim 2006 Perşembe
No Program Adı Kanal Rating (%) Share (%)
1 Fenerbahce-palermo [net] Kand 17,50 47,00
2 Hirsiz-polis [net] Kand 6,90 22,40
3 Sohret [net] Atv 6,80 21,20
4 Show Tv Ana Haber Bulteni [net] Show 5,70 18,60




Tele - Barometre
23 Kasim 2006 Perşembe
No Program Adı Kanal Rating (%) Share (%)
1 Fenerbahce-palermo [net] Kand 15,50 37,50
2 Show Tv Ana Haber Bulteni [net] Show 6,90 19,40
3 Kaybolan Yillar [net] Star 6,80 19,10
4 Yalanci Yarim [net] Star 6,30 15,10
5 Hirsiz-polis [net] Kand 6,00 18,40

MAVİ83
28-11-06, 12:17
Canlı yayınların önemli unsuru aktüel kamera
burhan.ayeri@aksam.com.tr



Koca bir pazar gününden aklımızda kalanlar bolca futbol. Biraz basketbol ve dört dizi. Yarışma ve Tatlıses'i dahil etseniz bile 'Bunca ulusal kanalın ne işe yaradığı' sorusuna cevap vermekte zorlanırsınız. Tabii sadece bu haftaya özel olmak üzere CNN TÜRK'ün TEMA Vakfı'yla ortak çalışmasını 'En faydalı iş' sıralamasının üstüne koyabilirsiniz.


* * *


Popstar Alaturka'ya dokunmadan geçmek olmaz. Jale de elendi ve Hasret dışında bayan yarışmacı kalmadı. Nar çiçeği rengi Nur Yerlitaş imzalı kıyafetiyle ekranı kilitleyen Bülent Ersoy'un 'Birer Türkçe pop okunması' kararını kınamasına aynen katıldık. Osmantan Erkır, bu işi amacından saptırmamalı. Orhan Gencebay'ın geçirdiği kalp rahatsızlığından sonra saatlerce jüri koltuğunda oturmasını da sakıncalı bulduk. Herhalde, Heyeti Umumiye'nin tam önüne konulan koca nazar boncuğu ile -Bu da sanırız Ersoy'un fikriydi- yeni bir spazma karşı önlem alındığını zannettiler. Demek ki, tüm hastanelerin konuyla ilgili ünitelerine bunlardan bolca yerleştireceksiniz.

Aktüel kamera ve tabii ki yönetmenin sıkça uyuduğu canlı yayın sonunda birinciliği 'Kır saçlı Armağan' elde etti. Bu çocukla ilgili sözlerimizi aynen koruyoruz. Selçuk Tekay'ın bestesi 'Sen Dünyalar Güzeli'ndeki ayak figürleri olağanüstüydü. Her nedense suratı beş karış olan Bülent Ersoy'u bile gevşetti. Konservatuarlı Okan ile Edirneli Erkan'daki düşüşe ise şaşırdık. Günay'ın kadrosundan Günce'ye de bayıldık. Özellikle göğüs dekoltesine. Onu bu şekilde giydirmek, pardon soymak kimin fikriyse iki kere kutluyoruz...


* * *


RTÜK'ün ekranlara önerdiği izleyici temsilciliklerinden, belki de en iyilerden biri Ayça Erman. Gözlemleri müthiş. Aynı zamanda ekran kuşu. Son maili yine süper. Bir yerde tüm diziseverlerin sözcüsü gibi. Yazdıklarını buyurun okuyun:

'Sayın Burhan Ayeri, ekranlarda yayınlanan yerli dizilerin profillerini çıkardığımız zaman aslında bunların yıllardır aynı hikaye etrafında döndüklerini ve seyirciye yeni bir şey vermediklerini göreceksiniz:

1. Bir aşk üçgeni olmazsa olmazdır (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Candan Öte, Gülpare.)

2. Mutlaka bir saplantılı aşk etrafa dehşet saçacaktır. (Kaybolan Yıllar, Beyaz Gelincik, Yanık Koza, Gülpare.)

3. İki sevgili arasına yanlış anlaşılmalara neden olacak şahıslar girmeli. (Cennet Mahallesi, Fırtına, İki Aile, Kaybolan Yıllar.)

4. Dizilerde muhakkak karakterler hastane koridorlarına düşmelidir ve heyecan artmalıdır. (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Kaybolan Yıllar, Gülpare, Asmalı Konak, Yabancı Damat.)

5. Bütün dizilerde silahlar patlamalı. Çünkü bu dizilerde silah taşımak normaldir. (Kaybolan Yıllar, Acı Hayat, Sağır Oda, Arka Sokaklar, Hırsız Polis, Sırça Köşk, Ahh İstanbul, Acemi Cadı.)

6. Her yerli dizide siyah takım elbiseli ve silahlı adamlar olmalı. (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Sırça Köşk, Ahh İstanbul, Acemi Cadı, Gülpare, Hırsız Polis, Yabancı Damat, Sıla, Sağır Oda, Yanık Koza, Kaybolan Yıllar.)

7. Modern ve ilkel ağalar ile onların kumaları ya da sevgilileri. Vazgeçilmez töre hikayeleri. (Berivan, Zerda, Kınalı Kar, Asmalı Konak, Adak, Ezo Gelin, Sıla.)

8. Ünlü bir soyadına sahip zengin bir aile ve bir köşk ya da konak. (Yanık Koza, Acı Hayat, Adak, Ihlamurlar Altında, Asmalı Konak.)

9. Her yerli dizide bir fırlama ve üçkağıtçı kardeş ya da dayı vardır. (Karagümrük Yanıyor, Çarli, İki Aile, Bir İstanbul Masalı.)

10. Yerli diziler yabancı dizileri kopya etmek zorundadır. (Acemi Cadi, Deli Dolu, Bir İstanbul Masalı, Arka Sokaklar.)

11. Fedakar anneler ve çocuklarım olmadan asla diyenler. (Erkekler Ağlamaz, Binbir Gece, Aliye, Ahh İstanbul.)

12. Gözüpek ve korkusuz aşık erkekler, hatta tek kişilik ordular. (Acı Hayat, Ihlamurlar Altında, Adak, Sağır Oda, Kurtlar Vadisi.)

13. Konaklarda ve köşklerde mutfak ahalisi. (Asmalı Konak, Haziran Gecesi, Gülpare.)

14. Dizilerdeki karakterler sinirlenince mutlaka bardakları ellerinde kırarlar. (Acı Hayat, Kaybolan Yıllar, Asmalı Konak.)

15. Bu yerli dizilerin sezon finalleri ya hastanede ya trafik kazasıyla ya da önemli karakterlerden birinin vurulmasıyla sonuçlanır. (Yerli dizilerin çoğu).

16. Eski yerli filmleri günümüze uyarlarlar. (Acı Hayat, Yalancı Yarim, Ihlamurlar Altında.)

17. Yerli dizilerin isimleri eski yerli şarkıların isimlerinden uyarlanmıştır. (Sev Kardeşim, Yalancı Yarim, Erkekler Ağlamaz.)

Aslında saymakla bitmez. Yıllarca yerli senaristler aynı hikayeleri, aynı karakterleri farklı dizilerde bizlere izletmeye çalışıyor. Yeni konular, yeni hikayeler üretemiyorlar. Aynı çizgide ilerlemiyorlar. Seyircilerin görevi şu dizi yeniden yayınlansın ya da şu dizi neden yayından kaldırıldı demek olmasın. Yenilik istesin, bu dizileri sorgulasın, kalite istesin. Yoksa seyircilerin yanında kar kalan yerli dizi tekrarları. Durum bu işte.

hırsızpolis
29-11-06, 10:32
Yedi gecenin yedi şampiyon dizisi

Kanallar arasındaki dizi savaşları, bütün hızıyla devam ediyor. Gecenin en önemli saatlerinde rakiplerinin önüne geçebilmek için mücadele eden televizyon yöneticileri, her hafta yeni bir diziyi yayına sonuyor, düşük reyting alanları ise birkaç bölümden sonra yayından kaldırıyor.

Peki reytinglerde haftanın yedi gecesine hangi diziler damgasını vuruyor? Gelin geçen haftanın verileri ışığında haftanın en çok izlenilen yedi dizisinin listesini çıkartalım. Pazartesi gecesinin birincisi, Nermin’le Mehmet’in bir türlü mutlu sonla bitemeyen hikâyesi, Acı Hayat. Show ekranındaki diziyi atv’nin Beyaz Gelincik’i ve Star’ın İki Aile’si izliyor.

Aliye’nin sona ermesi ve Kanal D’deki Binbir Gece’nin gösterime girmesiyle salının lideri de belli oldu. Onur’la, Şehrazat arasındaki 150 bin dolarlık ahlaksız teklif, seyirciyi ekran karşısında tuttu. Salı gecelerinin ikincilik ve üçüncülük için yarışan iki yapımı Show’un Ezo Gelin’i ve Kanal D’nin Arka Sokaklar’ı.

Çarşamba akşamları Avrupa Yakası’nın birinciliğinde devam ediyor. Yaprak Dökümü ve Karagümrük Yanıyor, Avrupa Yakası’nın yarım adım arkasından geliyor.

Kaybolan Yıllar’ın perşembe akşamına çekilmesiyse, hem dizinin hem de yayınlandığı kanal olan Star’ın doğru hamle yaptığı ispatlandı. Geçen perşembe akşamını, Kaybolan Yıllar birinci kapattı. Perşembe gecelerinin birincilik için yarışan diğer iki dizisi ise Hırsız-Polis ve Yalancı Yarim.
Atv’nin yeni sezon bombalarından Sıla, ilk bölümünden itibaren cumanın liderliğini kimselere kaptırmıyor. Sıla’yı Kanal D’nin iki dizisi, Yabancı Damat ve Ihlamurlar Altında takip ediyor.

Cumartesi geceleri ise dizi tutkunlarının adresi Kanal D. Peşpeşe yayınlanan Fırtına ve Gümüş, cumartesinin diziler ligindeki reyting pastasını kimselerle paylaşmıyor.

Daha çok spor ve eğlence programlarının izlendiği pazar akşamları, üç dizi arasında gidip geliyor. Kimi hafta Selena, kimi hafta Sağır Oda ve ara sıra da Acemi Cadı pazar gecesini birinci bitiriyor.

timuçin hayranı
02-12-06, 13:12
missbarby söylediğin haber bu olmalı
http://img87.imageshack.us/img87/8407/02hs01hk5.jpg

timuçin hayranı
02-12-06, 13:30
http://img224.imageshack.us/img224/4053/s6001350cx7.jpg

nur33
02-12-06, 21:37
Vatan Gazetesi Yazarlarından Zeynep Bakır'ın Gazanfer Özcan ile yaptığı röportajdan :

Uğur Yücel'i beğenerek izliyorum

ZB - Televizyon seyredermisiniz?

GÖ - Haberlerin dışında seyrettiğim tek bir dizi vardır o da Hırsız Polis. Uğur Yücel'i çok beğeniyorum. Dizi, Bülent Ersoy'un deyimiyle, fevkaladenin fevkinde....

---------------

Ayrıca yine aynı gazete ekinde yine Ezgi Mola'nın da bir röportajı var.
Ezgi Mola'dan bahseden her röportajdaki gibi HP'de dikkat çektiği, parladığı belirtilmiş. Ezgi Mola bugünkü Akşam gazetesindeki röportajındaki sözlerinin aynısını tekrarlamış.
Röportaja "Uğur Yücel'den film için teklif geldiğinde yataktan düştüm" başlığı atılmış...

maviözlem
05-12-06, 00:11
"BEN HIRSIZA MI BENZİYORUM"

02.12.2006

--------------------------------------------------------------------------------

Özlem Düvencioğlu tüm kadrosu belli olduktan sonra katılmış Hırsız-Polis ekibine.Onu gördüklerinde hepsi "Tamam Mavi sensin" demişler.


Mavi karekterine bu kadar uygun bulunmasına önce gülmüş Özlem,sonra da isyan etmiş."Benim nerem hırsıza benziyor,hırsız gibi mi görünüyorum" diye.
Dizideki rolüne bol bol film seyrederek oraya buraya bakarak hazırlanmış.İstanbul'da manzaralı biryerde oturup sokaktaki insanları izlemekten zevk aldığını da saklamıyor.
Bir de anısı var,yakın zamanda başından geçen:"Bir arkadaşımla İstiklal Caddesinde yürüyordum.Adamın biri geldi arkadaşımın montunun cebine elini sokup kamerayı çıkartmaya çalışırken arkadaşım da tak diye tuttu elini.Ama adamın tipine baksan hiç hırsıza benzemiyordu,normal bir vatandaş gibiydi"

Ünlü olmanın sonuçlarıyla pek ilgilenmese de magazin haberlerine zaman zaman konu olmaktan kurtulamıyor tabi.Mesela geçenlerde set dönüşü evine bırakırken Çınar ile arabada yakalandı.."Evet ya çok tuhaftı,sanki bir suçluyla yakalamışlardı" diyor gülerek.Bir iki hafta önce dizideki aşkı Timuçin Esen ile Rumeli Hisarında kahve içerken yakalandı.Resmini çekip altına "Yeni bir aşk mı doğuyor"diye yazmalarına gülüyor Özlem Düvencioğlu,"Çekim vardı orda seti bekliyorduk.O arada çekmişler.İnsanlar da zaten böyle şeyler okumak istiyor.Her perşembe oturup diziyi izliyor seni Mavi,diğerini Çınar olarak görüyorlar" diyor.
Özlem Ekonomi ve Hukuk okumuş.Almanya'da tarihi binaları alıp restore ederek satıyormuş.Burda da buna benzer bazı projeleri var.Ama 1,5 yıl önce başladığı oyunculuğu da sürdürmeye karalı.

Kaynak:http://www.dengehaber.com/habergoster.asp?id=960

maviözlem
05-12-06, 00:23
Bu aralar bir kaç diziye göz atıyorum… Bunlardan ilki Hırsız-Polis…
Başrolde Uğur Yücel! Uğur Yücel, Şener Şen’in yanında yetişmiş türk sineması ve televizyonunda bana göre Şener Şen’in varisi. Oyunculuk muhteşem. Perfomans harika. Daha önce oynadığı Alacakaranlık dizisi geçen sezonlarda defalarca değiştirilmiş, kaldırılmış, tekrar yayına konmuş ve sonunda harcanmıştı. Kenan İmirzalıoğlu nam-ı diğer Deliyürek de Uğur Yücel’in yanında oynuyordu veya yetişiyordu diyelim. Kadroda sağlam oyuncular vardı. Hatta sonrasında Sezen Aksu da katılmıştı. MFÖ’nün Ö’sü olan Özkan da hem sesi hem oyunculuğu ile renk katmıştı diziye.. Velhasılkelam o dizi kaldırıldı ama Uğur Yücel televizyona bu sefer etrafında Bir İstanbul Masalı dizisinin bir kaç oyuncusunun da yer aldığı Hırsız-Polis ile hızlı bir giriş yaptı. Deliyürek yerine bu sefer yanında *bana göre* gelecek dönemlerin yükselen yıldızlarından ve oyuncularından biri olacak olan dizideki adıyla Çınar gerçek ismi ile Timuçin Esen oynuyor esas oğlan babında.

Esas oğlan olur da esas kızımız olmaz mı? Buyrun ismiyle, değişik havası ve güzel performansıyla Özlem Düvencioğlu veya dizideki adıyla Mavi! Bu kızımız da gelecek vaadedenlerden kesinlikle. Uğur Yücel gibi bir usta ile oynuyor olmaları da bence büyük bir şans ki kendilerini yetiştirirlerse gelecekte adı, sanı ve performansı oturmuş isimlerden biri olacak…

İlk olarak İkinci Bahar’da gördüğümüz ve sonrasında Bir İstanbul Masalı’nda iyice göze girip dizi bitince de bu diziye farklı bir rolle -Kibar Necmi (bana kibar feyzoyu hatırlatıyor hep)- transfer olan Ozan Güven de rolünün hakkını veriyor bana göre. Sakallı görüntüsü ve psikopat davranışları ile seyri eğlenceli olacak oyunculardan o da…

Sonuçta konu çok sağlam olmayabilir belki ama oyuncular iyi ve rollerinin hakkını da veriyorlar. Hiçbir şey olmasa ben gene sırf Uğur Yücel için bile izlerim bu diziyi…

http://defter.sahillioglu.net/archives/diziler-ve-oyuncular-i-116/

delfin23
05-12-06, 08:17
Oynadığı her karakteri efsaneleştiren adam

Muhsin Bey'i izledik, "Bu adam Urfalıdır ezelden" dedik. Hırsız Polis'i seyrediyoruz, onun gerçekten ayağı aksayan Karadenizli bir hırsız olduğuna yemin edebiliriz. İşte böyle bir aktör Uğur Yücel; kimi canlandırıyorsa izleyiciyi onun gerçek olduğuna inandıran, her rolde ayrı bir karakteri "büyüten"...

BİR PORTRE / ASU MARO

Ne zaman aile meclisi toplansa, söz "Bizim oğlan büyüyünce ne olacak?"a gelse, her kafadan bir ses çıkar... Çok bildik bir sahnedir, kimi "doktor" der, kimi "mühendis". Bir tek Sabri Bey çıkar der ki, "İçinin sesini dinle oğlum, sen oyuncu olacaksın". Astsubay bir baba, tutup 8 yaşındaki oğluna iç sesini dinlemekten söz ederse, o çocuk da büyüyüp Uğur Yücel olur elbette...
8 Eylül 1957'de Kuzguncuk'ta dünyaya gelir Uğur Yücel. Kocaman, kalabalık bir evleri vardır, çok zenginler zanneder. Neden sonra öğrenir babasının içgüveyi olduğunu ve emekli olup bir ev alma hayalleri kurduğunu... Yemeklerde taklitler yaparak başlar oyunculuğa. Rumuyla, Ermenisiyle; camisiyle kilisesiyle, büyüklere saygıyı, küçüklere sevgiyi öğreten mahalle kültürüyle Uğur Yücel'i Uğur Yücel yapan yerdir Kuzguncuk.
Tam bir özgür Boğaz çocuğudur. Marko Paşa İlkokulu'nda başladığı eğitimine Beylerbeyi Ortaokulu ve Kadıköy Ticaret Lisesi'nde devam eder. Kuzguncuk Kültür Derneği'nde sahneye çıkar ilk kez, Aziz Nesin'in "Karşılama Meydanı" adlı öyküsünü oynar. Bir yandan müzik de girmiştir hayatına. Bateri çalan ağabeyinin etkisiyle evde tencere, tava, ses çıkaran ne varsa çalmaya başlar. 15 yaşında düğün salonlarına taşır bu merakını.

"Bu adamla başımız dertte"
İçinin sesi onu dosdoğru İstanbul Belediye Konservatuvarı'na götürür sonunda. Yıl 1974'tür. Daha ikinci gün Yıldız Kenter'in dersinde balık tutan adam olarak arkadaşlarını kırıp geçirir. Yıldız Hanım'ın yüzünde ise adeta bir "Bu adamla başımız dertte" ifadesi vardır. Okul hayatı boyunca hocasından gelen uyarılar onu umutsuzluğa sürüklese de, komplekssiz bir oyuncu olmasında Yıldız Kenter'in tavrının etkisi olduğunu söyler sonradan. Profesyonel olarak ilk rolünü de 1975 yılında Kenter Tiyatrosu'ndaki "Guguk Kuşu"nda oynar.
Baştan beri ödenekli bir tiyatroya girip oyunculuk yapmak en son hayalidir. Onun gönlünde kabare vardır. Okul arkadaşı Necati Bilgiç'le ikili olarak komedyenliğe başlarlar. Gençliğin o meşhur kimseleri beğenmeme haliyle Zeki - Metin'in alternatifi gibi görürler kendilerini.
Tam bu sırada Haldun Taner ve Ahmet Gülhan, Devekuşu Kabare'den ayrılıp Tef Kabare'yi kurar. 12 Eylül sonrasıdır, sokağa çıkma yasağı nedeniyle iş yapmayan bir gece kulübünü ucuza kiralarlar. Uğur Yücel ve Necati Bilgiç de onlara katılır. "Ustam" dediği Ahmet Gülhan'dan "sahne zamanlaması"nı öğrenir. Bir de komedinin yürek işi olduğunu...
Tef Kabare'nin saltanatı sokağa çıkma yasağı kalkana kadar sürer. Kirayı artıramazlar, dağılırlar. 1981 yılında "Hırçın Kız" piyesini hazırlamasına yardım ederek tanıştığı Derya Alabora ile 1983 yılında evlenir. Bir yıl sonra oğulları Can dünyaya gelir.

10 yıllık ayrılık...
1986 yılında, "Bin Yıl Önce, Bin Yıl Sonra" müzikalinde ileride müthiş bir ikili olacağı Şener Şen'le ilk kez karşı karşıya gelir. Şen, hep kol kanat gerer ona. Sahnede Urfalı bir türkücüyü oynaması Şener Şen'in fikridir örneğin. Bu sayede "Bir adam tanıdım, hayatım değişti" diyeceği Yavuz Turgul ona 1987'de hayatının rolünü hediye eder: Unutulmaz "Muhsin Bey"deki Urfalı türkücü adayı Ali Nazik olarak Altın Portakal alır o yıl. Bu, Türk izleyicisinin Uğur Yücel'i keşfettiği andır. "Vallahi ben Urfalı değilim" dediğinde "Aslını inkâr eden haramzade" diye azar işitir Urfalı 'hemşerilerinden'.
Bir yıl sonra Ertem Eğilmez'in "Arabesk"inde oynar ama ne filmi sever, ne de rolünü. Ve "yönetmen seçen oyuncu" olarak ünlü açıklamasını yapar: Bundan böyle sadece Yavuz Turgul'un filmlerinde oynayacaktır. Öyle de yapar, neredeyse 10 yıl sinemadan uzak kalır. Tek kişilik gösteriler, kabareler, Eski Yeşil müzik kulübü macerasıyla geçen 10 yıl. Yıllar sonra bir röportajında söyleyeceği gibi "Hayatın en pırıltılı olduğu zamanda kendine yapılacak zulüm değildir" bu. Seyirciye de tabii.


Ve muhteşem dönüş
1996'da Turgul'un "Eşkıya"sıyla muhteşem bir dönüş yapar. Ali Nazik için Urfa'da epey taban tepmiş bir oyuncu olarak bu kez Beyoğlu'nda kimsenin girmeye cesaret edemediği sokaklarda dolaşır. Ve kendiyle derdi bitmeyen biri olduğundan bu filmden sonra da oyunculuğu bırakacağını açıklar. "İkinci Bahar" dizisiyle kamera arkasına geçmiştir. Sıradan bir oyuncu olduğunu düşünmekte, yazarlıkta, yönetmenlikte yapacağı daha çok şey olduğuna inanmaktadır.
Ama bu kararından birkaç yıl içinde caymak zorunda kalır. 2000 yılında "Balalayka"da Kemal Sunal'ın rolünü oynamayı bir görev olarak kabul eden Uğur Yücel, yazıp yönettiği "Karanlıkta Koşanlar" dizisiyle beraber oyunculukla kavga etmekten de vazgeçer artık. Biri diğerine engel değildir, artık hayatının kalanını 'eğlenerek' geçirmeye niyetlidir. Yani yazarak, yöneterek, bazılarında oynayarak...

Dipte yaşayanlar iç cebinde durur!
2004, "Alacakaranlık"ın Komiser Tahir'i olarak bağırlara basılırken, ilk sinema filmi "Yazı Tura" ile de yönetmen olarak kabul gördüğü şahane bir yıl olur. Film, tam 11 dalda Altın Portakal alır.
Daha bunların rüzgârı dinmeden bu kez "Hırsız Polis" adıyla bir dizi çıkar karşımıza. Daha önemlisi, orada efsane olacak bir Aksak Nadir. Diziye adını veren hırsız ya da polis o değildir, ama dizi her daim Aksak'la anılır. Uğur Yücel için fazla araştırma gerektirmeyen bir roldür, "Kenarlarda, diplerde yaşayanları aramam, iç cebimde durur" der.
Beyazperdede de yine diplerde, kenarlarda dolaşıyor Yücel. Yazdığı, yönettiği ve oynadığı "Hayatımın Kadınısın"da iç burkan bir dünyanın çok iyi tanıdığı insanlarını anlatıyor. Bir de Tophaneli Tayfur oynuyor ki, Aksak'la ancak o yarışır işte. Karşısında, babasının "ağlarken çenesinin ucu titriyor, böyle başka bir oyuncu yok oğlum" dediği Türkân Şoray... Evladına küçücük yaşında "İçinin sesini dinle" demiş bir babaya, bugünü görememiş olsa da, bundan güzel teşekkür olur mu?

MAVİ83
05-12-06, 11:35
Uğur Yücel’in fikri çöpe gider mi?


Televizyonda Hırsız Polis’in Aksak’ı, sinemada Hayatımın Kadınısın’ın Tophaneli Tayfur’u.

Uğur Yücel’in yarattığı karakterlere bayılıyorum.

Sıradan, düz değiller ve en önemlisi ekrana, perdeye gerçek hayattan fırlayıp geçmiş gibiler.

Uğur Yücel de hem Aksak’a hem Tayfur’a hayran zaten. Hatta geçen günkü sohbetimizde, Tophaneli Tayfur’un, üzerine uzun soluklu bir dizi yapılabilecek bir tip olduğuna inandığını söyledi.

Gerçekten de Tophaneli Tayfur aksanlı konuşması, vakur duruşu, bıyık altı gülüşü ve kederli bakışlarıyla şahsına münhasır biri. Üzerine kurulacak bir dizi gerçekten süper olur.

Uğur Yücel’in sinema için de projeleri var. En kısa zamanda Sezen Aksu’yla bir film çekmek için çalışmalara başlayacağını söylüyor.

Ama ben asıl onun hayalindeki diğer sinema filmine takılmış durumdayım.

Hayatımın Kadınısın filminin galasından sonra düşündüğü film, eğer gerçekleşirse yer yerinden oynar.

Uğur Yücel’in bana söylediklerini aynen yazıyorum: "Dün aklıma ne geldi biliyor musun? Galada Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Demet Akbağ çok gönülden laflar ettiler. Böyle tava geldim, içim ısındı. Şener Abi, ben, Cem, Yılmaz, Demet, Settar, Erkan, Binnur, Olgun. Daha bir sürü komedyen bir film yapsak. Muhteşem Serseriler filan gibi bir isim. Ha ha ha! Ben de gülecek film arıyorum, millet de. Ne şahane olur değil mi? Dur ben bunu bir düşüneyim. Necati’yle Erol ortak yapımcı olur, biz oynarız. Senaryo? O olmazsa bütün bu adamlar beraberce kafa üstü çakılır biliyor musun? Önce proje. Neyse kendi yapacağım çok iş var. Bak gördün mü böyle esiyor üfürüyoruz sonra proje çöpe."

Bence bu hiç de çöpe gidecek bir proje değil.

Necati Akpınar ve Erol Avcı bir düşünsünler bu işi.

http://kelebek.hurriyet.com.tr/yazarlar/5554000.asp?yazarid=119

İzleyici
05-12-06, 14:36
İzleyemeyen arkadaşlar için Hırsız polis ile ilgili aklımda kalanlar...Yalnız söylemeliyim cümleler tamı tamına aynısı değil hafızamda kaldığı kadarı..
Soru: Bir yandan tophaneli tayfur..diğer yandan Aksak..farklı karakterleri oynamayı seviyorsunuz galiba
U.Y: Ben zor adamım (deli, dertli bişeyler dedi hatırlayan varsa yazabilir) böyle karakterler ilginç hatta tophaneli tayfurdan uzun soluklu dizi de olur...
Soru: Diziler için düşündükleriniz..
U.Y: diziler lanet şeyler..konuyu sevmiyorsun..karakterleri sevmiyorsun ama izleyicinin çok hoşuna gidiyor ve mecburen oynamaya devam ediyorsun
Soru: Ama Hırsız Polis için aynı şey geçerli değil di mi..
U.Y: yok hayır..Aksak karakterini seviyorum..Bazı sahneleri oynamaktan gerçekten büyük zevk alıyorum
Soru: Hırsız poliste neler olacak?
U.Y: Ben de gerçekten bilmiyorum...

gülündikeni
06-12-06, 02:44
http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2547002.jpg


6 Aralık 2006
Güvenilir bir ilişki adamı



Bir röportajla tanımanın mümkün olmadığı, hayli gizemli bir adam Timuçin Esen. Bu kadar hayranı olmasının bir nedeni de, bu kendini sakınma hali zaten. O, "Hırsız-Polis" dizisinin setiyle Akatlar Kültür Merkezi'ndeki "Mikado'nun Çöpleri" oyunu arasında mekik dokurken Elele dergisi de hayatında iz bırakan anların peşinde koştu. Ve keşfetti ki onun gizemi bu gününde değil geçmişinde; çocukluğunda saklı!


Elele dergisi, bu ayki sayısında başarılı oyuncu Timuçin Esen için Niğde’ye gitti ve onu tanıyanlarla konuştu. Gezide, kendisi hakkında konuşmayı sevmeyen Esen’in bazı şifreleri çözüldü. Arkadaşları, Esen’in ayakları yere basan bir gelecek planıyla yaşadığını, güvenilir bir ilişki adamı olduğunu ve çocukları çok sevdiğini söyledi.

Timuçin Esen, avukat bir anne babanın tek çocuğu. Adana’da doğup 7 yaşına kadar Elazığ’da kalmış, sonra da ortaokul ve lise yılları Ankara’da geçmiş. Rock müzikle ve tiyatroyla Ankara TED Koleji’nde tanışmış. Gitar çalmaya başlamış, okul tiyatrosunda oynamış. İki yıl sonra girdiği Hacettepe Güzel Sanatlar, eğitim olarak onu tatmin etmeyince İstanbul’a; Mimar Sinan’a geçmeye karar vermiş. Tiyatro bölümünü bitirdikten sonra da dil öğrenmek için İtalya’ya akabinde de yönetmenlik master’ı için Amerika’ya gitmiş. Döndükten sonrası malum. Art arda gelen projeler ve ödüller.

"Niğde kültürü" ile yetişen Timuçin Esen, bu şehrin eskiden çok güzel olduğunu, çocukluğunda eski mahallelerin atmosferine yetiştiğini anlatıyor. Şimdilerde de Kayardı bölgesinde dededen kalma taş ev, dinlenmek ve akrabalarıyla görüşmek için bir huzur vahası olmuş onun için. Her fırsatta gidiyormuş Niğde’ye.

Peki, Esen’in biz onu tanımadan önce neler yaptığını merak ediyor musunuz? O zaman, o yıllara götürelim sizi. Mesela size sert bakışlı bu adamın lakabının geçmişte ’bebe’ olduğunu söylesek eminim çok şaşırırsınız. Evet, ortaokul ve lise döneminde çok yakın arkadaşları bu lakapla sesleniyorlarmış ona: "Bebe!" Sebebi de arkadaş grubundakilerin, kendisinin abi diyeceği yaşta insanlar olmasıymış. En küçük olan oymuş çünkü




http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2547004.jpg

MÜZİSYENLİĞİ OYUNCULUĞUNDAN İYİ

Üniversite yıllarında aynı evi paylaştığı, bugün Rolling Stone dergisinin yayın yönetmeni Mehmet Tez’in de içinde olduğu Network isimli bir grup kurmuş arkadaşlarıyla. Kemancı, Jazz Stop gibi rock barlarda sahneye çıkıyorlarmış. Okulu bitirir bitirmez dizi setlerine atlamak yerine iki yıl boyunca Amerika’da ünlü oyuncu koçu Larry Moss’un drama stüdyosuna devam etmiş.

Onu eskiden tanıyan arkadaşları geçmişteki müzisyenliğini ve solistliğini unutamıyor; oyunculuğunun yanına mutlaka bir de müzisyen kimliğini ekliyorlar. Hatta "Solistliği oyunculuğundan daha iyidir" diyorlar. Esen’e rock barlarda şarkı söylediği yılları hatırlıyoruz: "Sıkı müzik yapıyormuşsunuz. Artık müziği bıraktınız. Özlemiyor musunuz?"

"Tabii ki özlüyorum. Tabii canım, o çok sevdiğim bir iş. Özellikle sahnede şarkı söylemek... Ama insan birçok işi aynı anda yapamaz." İlgilenenler için söyleyelim, arkadaşları "Sesi, Cindirella ve Tesla gruplarının solistlerinin sesine benzer" diyor. Peki, neden bırakmış müziği? "Müziği bırakıp yönetmenlik okumaya gittim. Amerika’ya gidince devam ettim müzik yapmaya. Ama bir süre sonra zor geldi. Ciddi anlamda okumak için çalışmak gerekti. Müziğe gereken zamanı ayıramadım."

"Çok iyi taklit yapardı!" Onun çocukluk ve ilk gençlik yıllarına tanık olanlar böyle diyorlar sözleşmişçesine. Çocukluğunda Niğde’de gördüğü akrabaların en enteresan bulduğu şivelerini, hareketlerini, taklit edermiş. Saz şairleri gibi karşısındakinin yerine geçerek, aşık atışması yaparmış. Bahsedilen taklitleri eğlenmek için mi yoksa kendisini daha iyi ifade ettiği için mi yaptığını soruyoruz. "Yok, canım onlar bilinçli falan değildi" diyor. Üzerinde durmuyor bile... O, bunu önemsemese de, TED Koleji’nin arşivinden edindiğimiz yıllık yazısında Esen’in arkadaşları, 16 yıl önce satırlara aynen şu sözleri dökmüş, öngörüde bulunmuşlar: "Mükemmel taklitleri, anormal mimikleri ve çıldırtan kalitedeki esprileri ile kim bilir ileride gitmek arzusunda olduğu Güzel Sanatlar’da ne saçlar yolduracak.

Annesinin de sesi çok güzelmiş Timuçin Esen’in. Yine anne babasını tanıyanlar, "Sesinin güzelliği anneden" diyorlar. Müziğe, tiyatroya yönelmesinde ailesinin etkisi olup olmadığını merak ediyoruz: "Tartışılır bu. Ailenin, arkadaşlarının, yaşadığı şehrin, mahallenin etkisi. Ama her şeyden daha çok ailenin etkisi tabii ki. Mesela babam okumaya çok meraklıdır. Annem de okur. Babam düşünen, tartışan birisidir. Annem de tartışan birisidir. Yani bunlar beni şekillendirmiş olabilir."

http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2547016.jpg

TİYATRODA UYUDUĞUM BİLE OLDU

"Anneniz çocukluğunuzda tiyatroya çok götürürmüş sizi" diye ailesinin bu günlerdeki somut payını öğrenmekte ısrar ediyoruz: "Hiç öyle bir şeyim olmadı esasında. Tiyatroya götürürdü annem ama ’Ya güzel bir şey tiyatrocu olayım’ dediğimi hatırlamıyorum. Uyuduğumuz zamanlar bile olurdu. Onu hatırlıyorum mesela!" Sanatın kendisi için ne anlam ifade ettiğini soruyoruz: "Öyle bir soru ki... Bu soruya cevap vererek kendimi sanatçı yerine koymuş olmak istemem" demekle yetiniyor. Çünkü o "sanatçı" kıyafetini hiç giymiyor üzerine...

"Oyunculuk mu, yönetmenlik mi, hangisi mutlu ediyor sizi?" sorumuza şöyle yanıt veriyor: "Okulda iken 40 dakikalık bitirme tezi çekmiştim. Ben yönetmenlik diye yola çıkmış biriyim. Yaparken ikisi de zor şeyler. Belki de ikisi de değildir. Ne olur bilinmez yani. Ama yönetmenlik daha çok yapmak istediğim şeydi."

"Oyunculuk tesadüf mü oldu?" sorsuna ise "Oyunculuk okudum tabii. Amerika’dan döndükten sonra yapmak istediğim şeyleri yapamadım. Vakit geçti. Ekonomik durumlardan dolayı bir şeyler yapmam gerekti falan filan... Oyunculuk yapmaya başladım. İşte öyle oldu bir şekilde ya... Yönetmenliğe uzak bir şey de değil. Öbürüne yönelik bir pratik olarak da değerlendirilebilinir. Öyle gelişti..." yanıtını veriyor.

Esen’in yurtdışında yıllarca kalmasından yola çıkarak, "Kendinizi en çok dünyanın neresinde rahat hissediyorsunuz?" diye soruyoruz en son.

"Bir süre sonra ikisinde de rahat hissetmiyorum. Bulunduğum yerden sıkılıp bilmediğim yeni bir yerde yaşamak istiyorum. Keşke mümkün olsa da yapabilsem, öyle bir işim olsa. Oradan da sıkılıp başka yere gitmek... Ekonomi, trafik, hukuk..." Özetle; insanın nereye giderse kendini de beraberinde götürdüğüne ve rahatsızlık eden unsurların değişmediğine değiniyor.

Evet, Timuçin Esen gelecekte yapacağı işlerle aklımıza çentik atmaya, kendimize soru sordurmaya devam edecek. Çünkü onun söyleyecek sözü, çekilecek çok filmi var daha! Hem de kendi imzasıyla...

http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/2547018.jpg

Yönetmenlik için erken

Şu sıralar haftanın beş günü Hırsız-Polis dizisinin setinde çalışıyor, diğer iki günü tiyatroda Mikado’nun Çöpleri’nde oynuyor genç oyuncu. Geri kalan zamanda da senaryo yazmaya çalışıyor, işleyeceği temalarla ilgili seçimler yapıyor, araştırıyor... Fakat yönetmenlik hazırlıklarınız var mı, dediğimizde, "Var tabii. Yapmak istediğim iş, hatta oyunculuktan önce yapmak istediğim iş ama şimdilik erken" demekle yetiniyor... Peki, bir yıl sonra bir film gelir mi, diye soruyorum: "Hayır, şimdilik öyle bir şey yok. Evet dersem gerçekçi olmaz" diyor.

İtalya’da mankenlik yaptı mı?

n Zor geçirdiğiniz günlerde sizi hangi düşünce ayakta tutar?

- Belki de daha kötü şeyler olacağını düşünmek. Geçmişi düşünüp onun anlamsız olduğunu fark etmek...

n Sizi hayatta en çok hangi duygu yaratıcı kılıyor?

Disiplin, sorumluluk, özgürlük, aşk... Hep çalıştığım zaman galiba. Bir işin üzerinde çalıştığım zaman. Belki bir şeyi, durumu kabullenemediğim zamanlarda da. O bende bir şeyleri harekete geçiriyor olabilir. Haksızlık gibi mesela...

n İtalya’da mankenlik yaptınız mı?

- Hayır. Lokal, ufak bir şey oldu. Bir ajansa çalışmak için başvurdum. Bir sürü şeye başvuruyordum. Öyle bir fırsat oldu. Ajans kabul etti. Bluejean reklamı vardı ama ben askerlik nedeniyle döndüm.

10 bin kişi yanıtladı

Timuçin Esen’in dizideki hangi hali sizi etkiliyor?

1. Tutkulu bir aşk adamı olması - %38

2. Karizmatik görünümü - %37

3. Maço hali - %15

4. İdealist yanı - %8

http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5556244.asp?gid=90

gülündikeni
07-12-06, 04:01
http://www.sabah.com.tr/2006/12/07/gny/im/8E3F2A64B539FE46B7A1632Eb.jpg

Hırsızlar fazla sempatik oldu

Hırsız -Polis'i beğeniyle izlemeye devam ediyorum. İki sezondur ekrandaki en iyi oyunculukların altında, büyüğünden küçüğüne bu dizinin jeneriğinde yer alan isimlerin imzaları var. Özellikle Özlem Düvencioğlu'nu kendi dizilerinde oynatmak için Hırsız-Polis'in bitmesini dört gözle bekleyen yapımcılar olduğunu biliyorum. Ancak dizide ciddi bir tehlike belirmeye başladı. Azılı hırsızlar olan Aksak ve tayfası giderek "şirin yaramazlar" gibi gösterilmeye başlandı. İşte burada senaristlerin biraz frene basmalarında fayda var. Zira hırsızlık, gasp, kapkaç vakalarının giderek daha fazla can yaktığı ülkemizde Arsen Lüpen'vari sempatik hırsız tiplemeleri, ihtiyaç duyacağımız en son karakterler olmalı. Endişeliyim. Zira bir gecede 6 kafa kopartan Polat Alemdar, iki ay geçmeden Kuzey Irak meselesini bile ihale ettiğimiz bir milli kahramana dönüşmüştü. Aksak da Modern Robin Hood haline getirilirse yandık!..

Yüksel Aytug

http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-114-20061207-200.html

eftelya61
07-12-06, 08:29
FAVORİ: HIRSIZ POLİS
Sanırım Kanal D, "Bu dizinin yayın periyodu 15 günde birdir sevgili izleyiciler" açıklaması yaparsa kimse şaşırmayacak. Çünkü hakikaten böyle durum.
Mesut Yar

gülündikeni
07-12-06, 13:31
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/07/tv/resim/ekran5.jpg

Ölümün kıyısında

Hırsız Polis
Mavi, uyuşturucu tüccarının ofisinde suçüstü yakalanır. KorktuÇu başına gelen Çınar, emniyete haber vermez . Şimdi Mavi'yle birlikte, o da ölümün kıyısındadır.
KANAL D / 22.00

http://www.milliyet.com.tr/2006/12/07/tv/index.html

erten07
07-12-06, 14:04
Dizileri seyrediyor musun
T.E.: vaktim yok. Haftanın beş günü çekimim var, gece de çalışıyorum
Dizi zaten kolay seyredilecek bir şey değil. Devamlı takip etmen lazım

Kendi dizine bakıyor musun, arada bir nasıl bir şey kendini izlemek?
T.E.: seyrediyorum, evet. çok kolay bir şey değil.
Mümkünse seyretmeyeyim diyorum içimden, ama o da mümkün değil

Faydası oluyor mu?
T.E.: çok zor bir soru bu. Faydası olabilir, bunun doğrusu nedir bilmiyorum.
Bazen seyretmemek istiyorum, belki zararı olur diye. Dizi farklı bir şey.
Özellikle de Türkiye’de. Her hafta bitmez bir şekilde
Senaryonun sonunun belli olmaması gibi durumlar var
Bazen çektikten sonra yayınlanmadığı oluyor falan.
O yüzden biraz hakim olmak gerekiyor;
Seyredip hataları görmek ya da ilerisi için fikir edinmek açısından

delfin23
08-12-06, 07:33
Aslında kim onlar?

Bol reytingli dizilerde rol aldıkları, izleyinin ilgisini çektikleri halde, bazı isimlerin kişiliklerini de özel hayatlarını da ustaca bir sis perdesi arkasında saklayabilmeleri ne kadar ilginç. Üstelik hemen karşı kıyıda şöhret çamuruyla sıvanıp, "Halk merak ediyor, ben de her şeyi açıklıyorum" diyen birileri varken... Olur olmaz ne varsa ortaya dökenler mi daha değerleniyor, yoksa ketumluğundan ödün vermemesine rağmen izleyicinin gözünde itibarını yitirmeyenler mi? Ben ikinci gruptan yanayım. Mesela Timuçin Esen. Hatırı sayılır bir hayran kitlesi var, ama onunla nadiren yapılabilen röportajlarda bile lafı geçiştirdiği her halinden belli. "Ben oyuncuyum. Rolümü oynarım. Gerisi kimseyi ilgilendirmez" diyor. Hayran kitlesinden bir kişi eksiliyor mu? Hayır. Yalnız değil elbette. Cansel Elçin, Beren Saat, Özlem Düvencioğlu gibi pek çok oyuncu onunla aynı kıyıda.

eftelya61
08-12-06, 08:41
15 GÜNDE BİR OLSUN! (BİR TAVSİYE)

Dünya televizyonları bazı dizileri 15 günde birlik periyotlar halinde yayınlıyor. Malum batıdaki dizi endüstrisi bizim kadar hızlı olmasa da daha titiz...
O titizlik bir yandan izleyiciye verilen değerin de göstergesi. Ama daha çok yapılan işin hassasiyetini belirliyor. Ne verirsen izlemiyor çünkü batılı izleyici... Üstelik bizdeki gibi iki bölümde dizi falan kaldırmıyor yabancı TV kanalları. Girişi uzatmayalım..
Dün akşam Hırsız-Polis 15 günlük aradan sonra yine ekrandaydı. Bu köşeye sıklıkla şikayet maili atan izleyicisiyle hasret giderdi..
İzleyicinin şikayeti hiç yersiz değil. Düzenli olarak görmek istiyor sevdiği diziyi. Periyotlar değişince de isyan ediyor haklı olarak...
Ama bildiğim kadarıyla dizinin yapımcıları da belli bir raytingi ve eblette kaliteyi korumak istiyor. Bu yüzden maçlar arasında kaybolmasını istemiyorlar yaptıkları işin...
Bu işin ortak tatmin noktası, sanıyorum başta belirttiğim 15 günde birlik düzenli yayın periyodu. Böylece hem izleyici dizisinin adresini bilir, hem de yapımcı kaygılarından arınır. Hem kimbilir, belki böylesi yayınına manasız bir şekilde son verilen birçok dizinin de kurtarıcısı olur. Ne dersiniz?

MAVİ83
08-12-06, 08:47
Okurlardan...


ARZU Avcı ''Hırsız Polis''in tutkunlarından. ''Neden iki haftada bir sorun çıkarıyorlar. Bazen maçlar oluyor, o da bizim diziyi buluyor'' diyor. Kanal D yöneticilerine iletilir.
* * *
ELİF Nihan Akbaş bir TRT dizisi ''Hayat Türküsü''nü kaleme almış; ''Töreyi anlattı ama bangır bangır 'Ben töreyi anlatıyorum' demedi. Eğitimdeki aksaklıklara değindi ama solganlar üretip konunun içini boşaltmadı'' diyor. Akbaş ekliyor; ''Umudu anlatıyor. Umuda dair büyük laflar, süslü cümleler kurarak değil, umudunu yaşatarak, göstererek anlatıyor''. Bir dizinin güzel özetlenmesine bir örnek. Özeleştiri iyidir, kendisi ile barışık olanların özelliklerinden biridir. Yani bundan böyle ilgi alanımızın içinde bu dizi.
* * *
IŞIL Bilger'den güzel bir ayrıntı; ''Son zamanlarda çekilen dizilerde mekan neresi olursa olsun araba kullanmayan oyuncu yok gibi. Hiç kimsenin aklına emniyet kemerini bağlamak gelmiyor galiba''.
* * *
ZEYNEP Ertürk bir psikolog. Ve önemli bir okulda psikolog. '''Beyaz Gelincik' dizisinin son yayınlanan bölümü ile ilgili olarak fikrimi paylaşmak istedim. Ceren'in kardeşi Feyyaz otistik olarak tanıtıldı. Ve onu kaçıranlar ondan hep deli diye söz ettiler. Bu kelime beni rahatsız etti. Çok hassas bir durum'' diyor. Bu bizim tabularımızdan biri. Sayın Ertürk psikolog gözlüğüyle bakıyor. O mercekten görünen de yukarıdaki satırlar oluyor haklı olarak.
* * *
SERAP Yılmaz bir yazımı eleştirmiş. Bu yazıda ''Beyaz Gelincik''in miyadını doldurmak üzere olduğunu yazmıştım. Sayın Yılmaz dizinin ''karşı medya grubunda'' yer alması nedeni ile mi bu şekilde yazdığımı sormuş. İyi de olmuş. Bu vesile ile açıklamakta fayda var; yazılarıma bakıldığında o grup, bu grup ayrımı yapılmadığı net bir şekilde görülür. Ki ben ''Beyaz Gelincik'' dizisinin sıkı takipçisiyim ve de zaten bu nedenle bu yazıyı yazdım, böyle hissettiğim için. Eleştirmek kötü bir şey değil. Negatif bir anlayış değil. Aklı başında yazılanlar, hakaret ya da saygısızlık edilmeyen cümlelerden kim rahatsız olabilir ki? Bu nedenle Serap Hanım, ''Beyaz Gelincik'' ile ilgili yazıda böyle bir önyargı söz konusu değil.

s.kologlu@milliyet.com.tr

http://www.milliyet.com.tr/2006/12/08/tv/evet.html

hyoldas
10-12-06, 00:20
Neşe Şen, çok ses getiren, sevilen dizilerin Üzgünüm Leyla, Zerda, Bir İstanbul Masalı ve Hırsız Polis’in başarılı senaristi ve reklam yazarı... Aylardan beri her yerde çalınan, söylenen ‘İmkansız Aşk’ın ve daha pek çok şarkının söz yazarı ve de bir dişhekimi. Neşe Şen’le bir dişhekiminin tiyatro sevdasını ve yazma tutkusunu konuştuk.

‘Hırsız Polis’ dizisinin yeni sezon çalışmalarının yoğun bir tempoyla sürdüğü dönemde konuştuk Neşe Şen'le. Senaryo ekibinin o gün tam altı saat süren haftalık öykü toplantısının hemen ardından. Randevumuza tam zamanında geldi. Tüm yorgunluğuna rağmen neredeyse nefes bile almadan.

Neşe Şen zeki, disiplinli, sabırlı... Etrafına ışık, olumlu enerji ve cesaret veren, öğrenmeyi, öğretmeyi seven, ustalarına ve çıraklarına kıymet veren bir yazar.

İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi’nden mezun olduğunuz 1985 yılında TRT’nin drama bölümünde yönetmen asistanı olarak çalışmaya başlamışsınız. Ardından reklam yazarlığı gelmiş. Şu anda çok başarılı bir senaryo yazarısınız. Dişhekimliği gibi uzun ve zorlu eğitimin ardından sizi böylesine farklı bir alanda çalışmaya yönlendiren sebep neydi?
Aslında benim hayatımda tesadüfi olan şey dişhekimliği. Orta ikiden beri tiyatronun içindeydim. Bakırköy Halk Evi’nin tiyatro kolunda çalışmaya başladım ve aşık oldum tiyatroya. Dişhekimliğini de çok bilinçli olarak tercih etmedim açıkçası. Resim hocamın tavsiyesiyle yazmıştım.

Sevmediniz mi dişhekimliğini?
Yoo, sevmemek değil. İlk seneye bayıldım, çok zevkliydi alçılar, lehimler... Ama ben hep insanlarla çok daha iç içe bir şey yapmak istiyordum. Tam, “ne yapmalıyım” derken üniversite sınavına tekrar girdim. O sırada hayatımı son derece etkileyen bir şey oldu. Prof. Dr. Sedat Küçükay -o zaman asistanımızdı- fakültede tiyatro kulübü kurdu. Tiyatro kulübü beni okula bağladı. Yoksa fakülteyi değiştiriyordum açıkçası.

Tiyatro kulübü sizi durdurdu yani...
Evet. Ben hayatımı tiyatronun izleri üzerinden takip ettim. Hep tiyatro üzerinden işliyordu kafam. Hem üniversitede kalayım, hem de tiyatro kulübünün içinde olayım diye düşünüyordum ama bunun benim için bir şık olmadığını anladım, çünkü kadro yoktu. Muayenehane dişhekimliği yapmak istemediğimi de biliyordum. Dolayısıyla son sene tekrar üniversite imtihanına girdim.

Üçüncü defa?
Evet. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji bölümünü kazandım. Onların da dehşet bir tiyatro kulübü vardı. Sosyoloji de okumak isterdim ayrıca.

Ne oldu peki, gitmediniz mi?
O yıl evlendim. Her şeyi alelacele yapmaya çalıştım ben hayatta. Çalışmam gerekiyordu. Gittim ama Boğaziçi’nde devam zorunluluğu vardı, bu nedenle bıraktım. İki ay Fako İlaçları’nda çalıştıktan sonra TRT’ye girdim. ‘Pazartesi Tiyatro Oyunları’ programında yönetmen asistanı olarak çalışmaya başladım. Dişhekimliğini kapattığım nokta oldu o. Türkiye’de okuduğu alanda çalışmayan kişi oranının yüksek olduğunu söylemeliyim. Son yıllarda daha çok dikkatimi çekiyor bu.

Kimlikleriniz içinde dişhekimi olmanın yeri var mı peki?
Terminoloji dersinde Latince görmüştük. O dersi çok sevmiştim. Latince’ye ilgim hala devam ediyor. Bazen insanların dikkatini çekerse “Latince’den anlıyorsun” diye, o zaman dişhekimliği kimliğimi öne sürerim hemen, fakültede bir sene okuduk diye. Dişhekimliği daha ziyade ‘cv’lerimde duruyor.

Tiyatronun izlerini takip ederken yolunuz herkesin okul olarak nitelediği TRT’den geçmiş. Biraz anlatır mısınız o dönemi?
TRT gerçekten bir okul. Bugün ben hâlâ dramayla ilgisi olan bir iş yapıyorum. Bunun temelleri ta on iki yaşında gittiğim Bakırköy Halk Evi’ne dayanıyor. Oradaki hocamdan aldığım o ilk temeller ve bir dişhekimliği profesörü, ama bana çok şey öğretmiş bir tiyatro hocası olan Sedat Küçükay’ın verdiği drama eğitiminden dolayı TRT’ye girdiğimde kendime biraz güveniyordum, çokça da korkuyordum. Beni rahatlatan şey şu oldu; ‘Pazartesi Oyunları’ kuşağında klasik tiyatro oyunları sahneleniyordu. Orada televizyonculuğa dair çok şey öğrendim. Çok değerli yönetmenlerle çalıştım ki biri Bülent Özdural'dır. Hatta fırsat buldukça oyunculuk da yaptım.

TRT’nin ardından reklam yazarlığı... On sene gibi uzun bir süre yaptığınıza göre sevmiş olmalısınız.
Tabi. Onun da bir sebebi var. Ben usta takip ediyorum, kendime bir usta arıyorum hayatta ve onun eteğinde dolaşıyorum. On yıl boyunca aslında ben Yavuz Turgul’u takip ettim. Reklam yazarlığına Manajans’ta başladım. Orası da, Türkiye’de reklamcılığın okullarındandır. Daha sonra Yavuz Turgul’la Medina Turgul’da çalıştım. Reklam yazarlığının muhteşem bir disiplini vardır. Hâlâ, reklamda öğrendiğim temponun, metotların son derece faydasını görüyorum.

Peki ne oldu, neden bıraktınız reklam yazarlığını?
Ben bir kariyer insanı değilim, bunu biliyordum. Yukarıya çıkmaya çalıştığım bir merdiven yok. Benim merdivenim kendi içimde. Artık kendi merdivenimi kurmak istiyordum. Reklam bunun için çok uygun bir mecra değil. İçine zekanızı koyabilirsiniz ama gönlünüzü, tercihlerinizi, prensiplerinizi koyamazsınız. Bugün yazdığım hikayelerde, projelerde kendimi daha çok koyabiliyorum. Çok eğlenceli reklam kampanyaları yazdım, çok severek çalıştım ama on yıl yeterli bir süreydi.

Başka bir alan var mıydı aklınızda, yoksa biraz durup dinleneyim mi dediniz?Çok net bir kararım yoktu ama şunu biliyordum; iyi bir reklam yazarıydım. Serbest reklam yazarlığı yapabilirdim. Ayakta duramayacağımı hissedersem -çok tercih ettiğim bir şey olmazdı ama- tekrar bir ajansa girebilirim diye düşünüyordum. Ve biraz da şansıma güvendim. Ben o cesur adımları attıkça hayat da beni arkadan hiç boş bırakmadı. Hep bir şey oldu. Zaten istifa ettiğimin ertesi günü Yavuz Turgul “Gel İkinci Bahar’da birlikte çalışalım” dedi.

İkinci Bahar’la mı başladı senaryo serüveniniz?
Aslında 1991’de Süper Baba’nın ilk çalışmalarında birkaç hafta bulunmuştum. Ama yoğun gelmişti. Haftanın beş günü çılgınca reklam ajansında, hafta sonları da dizi için çalışıyorsunuz. Hayatıma yer kalmadı. Sonra da çok kısa bir süre İkinci Bahar ekibinde bulundum. Ardından Gaye Boralıoğlu ve Sertaç Ergin’le -reklam ajansından birlikte çalıştığım arkadaşlarımla- senaryo işine girdik. Onlar Üzgünüm Leyla’nın altı yedi bölümünü yazmışlardı ben de o projeye dahil oldum.

Üzgünüm Leyla’nın ardından, başından itibaren içinde bulunduğunuz projeler, Zerda, Bir İstanbul Masalı ve en son Hırsız Polis...hepsi çok izlenen, çok konuşulan diziler. Başarınızı nasıl açıklıyorsunuz?
Bu diziler belli başarıları yakaladı. Bu, tesadüf değil. Televizyon dizisi ekip işidir. Değişmez kuralları vardır. Sağlam bir prodüktörünüz olmak zorunda. Bu son üç projenin de prodüktörü Erol Avcı. Aliye de -bizim senaryomuz değil ama- TMC yapımıdır. Doğru zamanda doğru projeyi seçebilmek, mutlaka iyi oyuncularla ve iyi bir yönetmenle çalışmak. Bu projelerin ortak noktaları nelerdir dediğinizde bunları görüyorsunuz. İyi de senaryolar; onu da söyleyeyim. Biz çok özenli senaryolar yazıyoruz. Televizyon işinde ekibin bir tarafı sallanırsa, diğer tarafları ne kadar başarılı olursa olsun proje mutlaka başarısızlığa uğruyor bir noktadan sonra.

Yetmiş küsur dizi arasında, hikayesi, kurgusu, güçlü oyuncuları ve müziğiyle çok dikkat çeken bir çalışma Hırsız Polis.
Erol Avcı geçen sene çok cesur bir karar verdi. Türkiye’de baş kahramanı hırsız olan bir diziyi yazmak, ekrana koymak cesaret isteyen bir şey. Çok iyi bir kadroyla çalışıyoruz. Senaryoyu beş kişi yazıyoruz; Gaye Boralıoğlu, Şerif Erol, ben, Emine Algan, Gülden Çakır. Hırsız Polis’te hiçbir zaman, yazdığımızdan daha ileriye götürülmemiş bölüm görmedim. Türkan Derya Güven muhteşem bir yönetmen. Bu projede benim en sevdiğim şey, sıkışmış insanlara bakmış olmasıdır. Türkiye’de sıkışmış çok fazla insan var ve onlara doğru bakan dizi çok az.

Sözlerini yazdığınız şarkıdaki gibi ‘İmkansız Aşk‘ var Hırsız Polis’te. Gerçekte yaşanması pek de mümkün gözükmeyen... ama inandırdınız bizi. Gerçek hayatta yaşanır mı böyle hikayeler?
Hayatta daha inanılmaz şeyler olur. Hepimiz bunu ucundan kıyısından tatmış durumdayız. Açın üçüncü sayfa haberlerini, inanılmaz şeyler okursunuz orada. Dizi ya da film yapsanız “hadi canım” der millet.

Hırsız Polis gibi sıra dışı bir projede bile bu kadar inandırıcı olmayı nasıl başarıyorsunuz?
Karakterleriniz inandırıcıysa olay örgünüzü insanlar zaten kabul edecektir. Bu dizideki hiçbir karakter tümüyle siyah ya da beyaz değildir. Bütün karakterler gölgelidir. Hayatta olduğu gibi. Bu, kaçınılmaz bir inandırıcılığı birlikte getiriyor. Televizyon dizisi çok çabuk tüketilen bir şey; ona, seyredilen seksen dakika içinde bir derinlik kazandırmak istiyorsanız silahlarınızın çok keskin olması gerekiyor. Bizim silahlarımız da karakterlerimiz ve onları çılgınca çalışıyoruz. Karakteri ne kadar iyi bilirseniz, detaylandırırsanız o kadar iyi diyalog yazarsınız.

Detaylandırma sırasında bir senaristin cebinde ne olmalı en çok?... Tecrübeleri, gözlem gücü...
Ben kendi adıma konuşabilirim. İnsanları gözlemlerim. Bunu farkında olmadan yapıyorum. Bir çıkarcılıkla alıp cebime dolduruyor değilim. Etrafta gözlemlediğim şeyler var ama mesela Aksak gibi bir adamın çevresinde bulunmadım hiç. Onu kafamda kurdum, size biyografisini anlatabilirim. Senaristler nereden besleniyor sorusuna herkes çok farklı cevaplar verebilir. Okumak iyi bir şey ama herkes aynı oranda okumuyordur. Film izlemek de öyle. Dolayısıyla çok net bir formül söyleyemiyorum size. Her mesleğin belki açıklanamayacak bir kısmı vardır; bu da o kısmıdır.

hyoldas
10-12-06, 00:21
Senaryo yazmanın teknik yönüne dikkat çekiyorsunuz; öte yandan, yönetim kurulu üyesi olduğunuz SENDER’in (Sinema ve Televizyon Senaryo Yazarları Derneği) anayasasının ikinci maddesi “senaryo yazarı bir sanatçıdır” diyor.
Senaryo yazarı mutlaka sanatçıdır. Fakat her sanatın temelleri vardır. Senaryonun bir tekniği olduğunun da kabul edilmesi lazım. Bu işin tekniğinin istenirse öğrenilebileceğini göstermek, cesaret vermek istiyorum. Türkiye’de yazıya dair her şey birtakım insanların kaderinde varmış gibi görülüyor. Sanki çok yüce bir sınıfa ait bir özellik bu. Bunun kırılmasını istiyorum.
Reklamcılık Vakfı ve Bilgi Üniversitesi'nin ortak çalışması olan yüksek lisans programının öğretim kadrosundasınız. Geçtiğimiz sene Bilgi Üniversitesi’nde, ondan önce de Koç Üniversitesi’nde senaryo atölyeleriniz vardı. Dersleriniz devam ediyor mu?
Şu anda SENDER olarak, Adalet Bakanlığı’yla ‘Hayal kurmak serbest’ projemiz var. Paşakapısı ve Bayrampaşa Tutukevlerindeki tutuklulara senaryo dersi veriyoruz.

Müthiş! Kimler var bu projede?
Macit Koper, Sefa Önal, Barış Pirhasan, Gaye Boralıoğlu, ben, Birol Güven, Haluk Ünal... on, on iki gönüllü senarist var.

İlgi nasıl? Bu çalışmadan ne bekliyorsunuz?Çok yüksek. Hedef, oradan çıkan film öykülerini kitaplaştırmak. Temel isteğimiz, içlerinden yazacak insanlar çıkarabilmek. Biz onların hikayesini yazmak istemiyoruz. Şu anda o insanlara yazıya dair bir şey öğretebilirseniz belki sonraki hayatlarında da devam ederler. Belki yeni bir ışık gelir. Onların hepsi senarist olacak mı, zannetmiyorum; çok azı olacaktır ama hayatları değişebilir. Yazmak insanın hayatını güzelleştirir.

Çok sayıda kişiyi meslek sahibi yaptığınız biliniyor. Öğrencileriniz belli ki sizi çok seviyor. Öğretmek sizin için ne anlam taşıyor?
Bu en gurur duyduğum özelliğim. Bahsettim ya, pek çok ustam oldu benim. Çok şanslı oldum o konuda. Bizim hâlâ çok fazla sinema televizyon mezunu yönetmenimiz, senaristimiz yok. İnşallah olacak ama o zamana kadar yanımızda yöremizde olan insanları yetiştirmek bize düşüyor. Ben reklam ajansında bu keyfi aldım ilk olarak. Çıraklarımı hâlâ takip ediyorum. Sonu çok belli olan bir hayat yaşıyoruz ya biz. Hepimiz sonunda nereye gideceğimizi biliyoruz. Dolayısıyla, bir şey öğretmenin yerine konabilecek bir şey yok hayatta.

Yazmak ne ifade ediyor sizin için?
Başka bir dünyaya geçmek. Yazarken öyle hissediyorum. Bu dünyayla bağlantımı koparmıyorum ama bambaşka bir dünyanın içinde oluyorum. Yazı yazmak bazen azap çekmek... Bir karaktere bir şey yaptırmak, bir şey söyletmek istiyorsunuz; mesela Aksak’ın Mavi’ye olan aşkı ve içinde olduğu çaresizlik içimi sızlatıyor. O kadar sıkıştırdık ki o adamı oraya. Bilerek sıkıştırdık hem de. Sıkıştıralım ki acısını seyirciye geçirebilelim diye. Çınar olunca Mavi’yi sevmek kolay. Sen elli yaşında ol, hırsız, uğursuz ol, bir ayağın sakat olsun, bir kadının aşkına mahkum ol, oradan kıpırdayama. Asıl Aksak’ın aşkı kahramanlık bence; seyirci bunu görsün istiyorum.

Sözleri size ait, bestesini Cem Yıldız’ın yaptığı ‘İmkansız Aşk’ çok sevildi. Başka hangi şarkılar var?
İmkansız Aşk güzel oldu, ben de seviyorum. Aklım almıyor, her yerde çalınıyor, herkes söylüyor. Şarkı, dizi için beklediğimiz görevleri, hatta daha fazlasını yerine getirdi. En önemlisi o. Yeni Türkü’nün albümünde Eski Aşklar diye bir şarkım vardı. Orient Ekspression’un Divan albümünde ‘Dünya’ ve ‘S.O.S’ adlı iki şarkım var. Orient Ekspression ile ve Sabahat Akkiraz’ın ortak albümü Külliyat’ta iki parçam var. Kök ve dal da çok sevildi. En gurur duyduğum şeylerden birisi bu.

TV izleyicisi de uzmanlaşıyor
"Bizler işimizi öğrenirken televizyon izleyicisi de izleyiciliği öğreniyor. Seyirci kevgir gibi ve uzmanlık arttıkça o kevgirin delikleri küçülüyor. Ve internet denen bir mucize var. İzleyiciler orada kitle halinde duruyor ve her şeyi çılgınca takip ediyor. Nefesleri ensemizde açıkçası. Dizifilm.com. gibi uzmanlaşmış siteler var; onlara teşekkür ediyoruz. Hırsız Polis için yanaklarımızı kızartacak tepkiler alıyoruz, çok mutlu oluyoruz. Tiyatroda muhteşem bir interaktif durum vardır. Siz oradasınız, seyirci de orada. Televizyonda ise siz Allah bilir neredesiniz. TRT’de ‘Pazartesi Oyunları’nı yayınlarken mektuplar gelirdi. Mektupları panolarımıza asar, tozunu alırdık her hafta... İzleyiciden tepki almak muhteşem bir şeydir."

Dizinin en zor rolü"
Erol Günaydın'ın hikayesi çok güzel. Dursun karakterini yarattık, kiminle çalışabiliriz diye düşünüyoruz. Türk sineması, tiyatrosu için çok değerli bir isim koymak istiyoruz. Uğur Yücel'in canlandırdığı Aksak'la babası arasındaki ilişki çok önemli. Hem oyunculuğu zor; konuşmayacak, sürekli yatacak, hem de oyuncuyu mutlu edebilir mi o rol diye düşünürken o hafta sonu Hürriyet'in ekinde Erol Günaydın'la yapılmış bir röportaj okuduk. ‘Bir televizyon dizisinde oynamak ister miydiniz?’ diye soruluyor Erol Bey'e, o da; ‘Bana şöyle sırf yatan bir rol verilirse belki oynarım, biraz yoruldum çünkü’ diyor. Onu görünce ‘Allahım, Erol Bey'i arayalım’ dedik. Muhteşemdi. İnanılmaz oynuyor; elini, kolunu, yüzünü bağlasanız sırf gözüyle de oynar."

eftelya61
12-12-06, 08:49
Hafta sonu elektronik postalarıma bakamadım. Pazartesi sabahı mesaj kutusunu açtığımda durum hakikaten faciaydı...
Neredeyse yüzlerce Hırsız Polis izleyicisi mail bombardımanına tutmuştu beni. İlk elden bir yanlışmı yaptım? duygusuna kapıldım..
Değilmiş. Mesajlar daha çok dizinin durumuyla ilgiliydi. İzleyici önce yayın periyoduna, sonra da hafifleyen senaryoya öfkeliydi..
Ve özetle şöyle diyorlardı. Daha önce yayından kaldırılması düşünülen diziyi hep birlikte zirveye taşıdık
Fakat dizi şu anda öyle bir yerde duruyorki ne bizim kurtarmaya çalıştığımız diziyle alakası var ne de ricalarımızı dikkate alan bir merci...
Bu organize bir şikayet hareketiydi ve buradan herkesle paylaşmamak okura ayıp olacaktı. Sanırım bir aktarıcı olarak görevimi yaptım.. Kaldı ki Hırsız Polis tutkunu bir izleyici olarakda görüşlerimi daha önce yazmıştım bu köşeye... Neyse bu konuyu gelişmeleri görmek için nadasa bırakıyorum..

nur33
12-12-06, 09:44
***

Dizi tutkunları yağmur olmaya devam ediyorlar. ........

Hırsız-Polis’in iki haftada bir yayınlanır hale gelmesi yeni kulvar açtırdı. Cemal Yılmaz, Cemile Kalkan, Antep Fıstığı, Ezgi Torun, Hazal Oğuz, Kübra Nas, Zeliha Aydın kampanyanın öncüleri.

***

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=61278,10,17

MAVİ83
13-12-06, 08:04
Kirli sakalın yoksa kız vermeyiz!..

Tıraş bıçağı firmalarının ekrandaki reklam rekabetini gülerek izliyorum. Bir tanesi öpüşen çiftleri gösteriyor ve "Bunun gibi yüzlerce deneyin ispatladığı gibi..." filan diyor. Bir diğeri, oynar başlıktan, diğeri kıl tutmayan aralıklı bıçaklardan, bir başkası Mach 3 hızında kestiğinden söz ediyor. Kimi de ismini Yeniçeri Kılıcı değil de Samurai koyduğu jiletle, milliyetçi kampanyalara soyunuyor. Bazısı da Beckham'ın "cillop gibi" suratıyla tıraş bıçağı pazarlamaya çalışıyor. Ama gelin görün ki, yerli diziler bütün bu kampanyaları boşa çıkartıyor. Kızların etraflarında dört döndüğü delikanlıların hepsinin suratında bir karış sakal var. Haydi gelin hep birlikte yüzlerini hatırlayalım: Erkekler Ağlamaz'ın Murat'ı, Binbir Gece'nin Onur'u ve Kerem'i, Sağır Oda'nın Aras Dağlı'sı, Yabancı Damat'ın Niko'su, Hırsız-Polis'in Çınar'ı, Acı Hayat'ın Mehmet'i, Kaybolan Yıllar'ın Ali'si, Gümüş'ün Mehmet'i, Fırtına'nın Murat'ı, Arka Sokaklar'ın Murat ve Mesut'u... Eminim sizin aklınıza çok daha fazla örnek gelmiştir. Hatta Kırık Kanatlar'da Kurtuluş Savaşı bittikten aylar sonra bile bizim yüzbaşı ve teğmen, ekran trendi gereği kirli sakalla dolaşmaya devam etmişlerdi. O kadar yani... Hazır söz, kıldan tüyden açılmışken, detaycı okurlarımızdan Ömügen Demirasal'ın Survivor yapımcılarına yönelttiği soruyu iletelim: "Survivor programında iki takımın erkekleri de sürekli sakallı gezdikleri ve aldıkları ödüllerde gidip tıraş olmaya çok sevindikleri halde görülüyor ki koltuk altları tertemiz. Bu nasıl oluyor da oluyor?" Haydi buyurun, buradan yakın!..


http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-109-20061213-200.html

nur33
13-12-06, 08:09
Erkekler Ağlamaz'a veda

Olmadı, "Erkekler Ağlamaz" bir türlü istenilen reytingi yakalayamadı ve bu akşam ekranlara veda ediyor. Oysa Demet Evgar da, Serhat Tutumluer de gayet kaliteli bir oyunculuk izlettiriyordu televizyon seyircisine. Mevzu ilginçti, heyecanlıydı, parçalanmış aile dramına gözler önüne seriyordu. Ama olmadı, arada kaynadı gitti. Ancak seyirciler özellikle "Hırsız-Polis" için seslerini yükseltmekten yana. Bir e-posta bombardımanı yaşanıyor ki sormayın. Ama ben bu kez onlara katılamayacağım. "Hırsız-Polis"te ana öykü çoktan sona erdi, artık tekrarları oynuyor ve giderek daha fazla sıkıyor. Birbirine kavuşamayan aşıklar klişesi baydı. Her dizinin belli bir drama ekseni var. O eksen tükendiğinde senaristler işkembe-i kübradan atmaya başlıyor. "Hırsız-Polis" de atış poligonu aşamasına geldi artık. Oysa "Erkekler Ağlamaz" yolun başındaydı.


http://www.takvim.com.tr/erkivanc.html

kullar
14-12-06, 06:40
Kusura bakma Aksak artık tadında bıraksak




Üzgünüm ama sonunda bu başlıklı bir yazıyla çıkmak zorunda kaldım karşınıza. Oysa belki de bugüne kadar Hırsız-Polis’in en fazla arkasında duran isimdim televizyon yazarları arasında. Hem diziye, hem öyküsüne, hem tiplemelerine ve elbette Aksak’a methiyeler düzdüm defalarca Bizim Ekran’da.

Ama artık anlaşılıyor ki ayrılık vakti kapıda. Her güzel şey gibi Hırsız-Polis’in de biteceği günler, öyle görünüyorki yakında. Dizinin tutkunları da, televizyon yorumcuları da ve en kötüsü dizinin ekibi de bunun farkında. Herkese bir yorgunluk sinmiş, herkes eldeki mirası tüketme sevdasında. Yanda, Hırsız-Polis hayranları adına gönderilmiş bir mektup var. Bütün duygularını kağıda dökmüş okurlar.
Ve bir ricaları var. “Ya artık bitirin Hırsız-Polis’i ve bırakın anılarımızda yaşatalım. Ya da bir çaresini bulun, o eski Hırsız-Polis’le, o ekran efsanesiyle yeniden barışalım” diyorlar. Haklılar, doğruyu söylüyorlar. Benim için Aksak, kendisine yar olmayacağı belli olan Mavi’yi zorla kaçırdığında bitmişti. Aksak gibi bir adam, kendini, bir kadını zorla yanında tutabileceğine inandırabilmişti. Bendeki bütün kredisini de orada tüketmişti.

Bütün söylediklerinize aynen katılıyorum sevgili Hırsız-Polis izleyicileri. Ve ne yazık ki gelinen bu noktadan bir geri dönüş olmadığına inanıyorum. Ben de sizin gibi Hırsız-Polis’e emek verenleri, onu buraya getirenleri saygıyla selamlıyorum. Ve üzülerek “Kusura bakma Aksak, artık tadında bıraksak” demek durumda kalıyorum. Hem de çok üzülerek...

SEYİRCİ NE İSTİYOR?
Hırsız-Polis ekibi BİTSE DE GİTSEK moduna mı girdi?

Bir yıl önce reyting kaygıları yüzünden kaybetme riski yaşadığımız Hırsız-Polis dizisinin, o mücadaleyi kazanmasında emeği olan grubun üyeleri olarak gönderiyoruz bu mektubu size. Evet, o günlerde dizimizin ekranlardan silinip gitmesinin önüne geçmiştik. Ancak şimdi dönüp baktığımızda, Hırsız-Polis’in o zirveden büyük bir hızla aşağılara düştüğünü görüyoruz.

Bir şeyler özelliğini kaybediyor sanki. Tempo her ne kadar artmış gibi görünse de aslında ekran karşısında oturanların temposu, heyecan grafiği dibe vurmuş durumda. Bunun sebebi diziyi uzatma ve bu sezona da yayma çabası mıdır, reyting kaygısı mıdır, senaristlerin yorulmuş olması mıdır bilemiyoruz. Ama her durumda o eski elektriğini vermiyor Hırsız-Polis diyoruz.
Hep ayrılıklar, hep başa dönmeler yaşıyoruz. Mavi’nin, ayrıldığında nefessiz kaldığı aşkı ile ayrı olduğunda gayet de güzel nefes aldığını, hatta gülüp eğlendiğini bile görebiliyoruz. Aksak’ın sırf aksiyon olsun diye küçücük bir delikten dışarı fırlayışını izliyoruz. Çınar’ın gayet başarısız bir polis olduğunu görüyoruz. Bu örnekler çoğaltılabilir ama aynı şeyleri tekrarlamanın bir anlamı yok.

Bu noktada aklımıza, yapılan işin artık ciddiye alınmadığı ve dizinin miyadını doldurduğu düşüncesi geliyor. Eğer ekip enerjisini kaybettiyse, eğer “bitse de gitsek” moduna girdilerse evet bu dizinin yaşam süresi dolmuştur. Sonsuza kadar var olamayacağı düşünülürse bir yerden sonra bitmesi de zorunluydu zaten. Bizler bunun arkasında da durmasını biliriz. Çünkü Hırsız-Polis’in gönüllerden silinmeyecek bir anı olarak kalmasıdır dileğimiz...

Bu noktada dizinin yapımcısı Erol Avcı’ya büyük iş düşüyor. Bir prestij dizisi olan Hırsız-Polis, bazı kriterlerin dışında tutulabilmeli Sayın Avcı. Size güvenmekten başka çaremiz de yok. Görüşlerimizi ve isteklerimizi değerlendirip Hırsız-Polis’e gereken önemi vermenizi ve dizinin yayınını 15 günde bire indirmemenizi rica ediyoruz. Maçlar, reytingler önemli olabilir ama bir sonraki TMC yapımının ya da Neşe Şen-Gaye Boralıoğlu yazımının izlenmesi ve bir numara olması da en az o kadar önemlidir. Çünkü biz sayısı hiç de azımsanamayacak bir kitleyiz...

DİZİFİLM.COM FORUM ÜYELERİ

MAVİ83
14-12-06, 14:19
İşimle gündemde kalmak istiyorum

Kanal D’de yayınlanan ‘Hırsız Polis’ dizisinin Mavi’si Özlem Düvencioğlu: “Özel hayatıyla da sürekli kamera önünde olmayı sevenleri, Allah mutlu etsin.

Ben yaptığım işle gündemde olmak istiyorum.”
İlk oyunculuk deneyiminiz olmasına rağmen, seyirci sizi çok sevdi. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Hikaye’ye... Hikaye güzel çünkü... O kadar güzel olmasa ben de dikkat çekmezdim. Aslında bu soruyu seyirciye sormalı.

Siz kendinizi oyuncu olarak nasıl buluyorsunuz?
Daha çok çok öğrenmem gereken şey var. Her konuda olduğu gibi oyunculuk konusunda da eğitim çok önemli. Aslında kendimi Türkçe konuşurken görmek tuhafıma gidiyor.

Aksanınızla ilgili tepki aldığınız oldu mu?
Ben Almanya’da büyüdüm. Çok kısa zamanda Türkçe öğrendim. Şimdi çok güzel konuşuyorum. Bence takdir edilmeli...

Sizi çok fazla magazin programlarında görmüyoruz...
Herkesin kendisine kalmış bir şey. İnsan özel hayatıyla da sürekli kamera önünde olmayı seviyorsa, Allah mutlu etsin onları. Ama ben yaptığım işle gündemde olmak istiyorum. Bunu böyle de sürdüreceğim.

Ekonomi okumuşsunuz? Bu proje sona erdikten sonra oyunculuğa devam edecek misiniz?
Neden olmasın ki?

İlk teklif geldiğinde tedirgin oldunuz mu? Yapamam korkusu yaşadınız mı?
Hayır yaşamadım. Hatta ekipte herkes çok heyecanlıydı ben değildim.

Oyunculuğun en zor kısmı ne size göre?
Oyunculuğun tek bir zor yanı yok ki. Başlı başına kendisi çok bir şey oyunculuk... Olmadığınız birini canlandırmak, başka bir kimliğe bürünmek her şeyi zor yani oyuncuğun...

Karşılaştığınız insanların size tepkisini nasıl?
Güzel. Sokakta herkes seviyor beni...

Kendinizi iyi bir oyuncu olarak görüyor musunuz?Sadece bir tane dizi de oynayıp, oyunculuk eğitimi almadan, kimse kalkıp ben iyi bir oyuncuyum diyemez.

Özel hayatınızda biri var mı? Evlilik, çocuk düşünüyor musunuz?
Her şeyin bir zamanı var. Tabii ki çocuk da isterim ama ben daha kendim çocuğum ki...

MAVİ YOLCULUK İÇİN GELDİ ‘MAVİ’ OLDU
Özlem Düvencioğlu’nun oyunculuk serüveni de hayli renkli... Almanya’da yaşayan genç yıldız, Türkiye’ye mavi yolculuk için gelmiş. Bir arkadaşı tesadüfen Renda Güner Ajans’ın sahibi Renda Güner’le tanıştırmış onu... O sırada da casting yapılıyormuş Mavi için. Ve Düvencioğlu’nu görünmez görmez ‘İşte Mavi’ demişler.

EKONOMİST HIRSIZ!
Almanya’da ekonomi üzerine eğitim alan Özlem Düvencioğlu, üniversiteden önce ise bir yıl emlakçıda staj yapmış. Üniversiteye başladıktan sonra da kendi emlak şirketini kurmuş. Sonra da bir heves mankenliğe başlamış Almanya’da...

http://www.vatanim.com.tr/tv/detay.asp?id=5541

xKubrax
14-12-06, 19:31
Burhan Ayeri

NOTLAR: Erdem Sevinçli, Fenerbahçe'ye verilen seyircisiz oynama cezalarını kınıyor. Ulusoy'un geçmişteki bir sözünü hatırlatıyor; 'Magnum'la mı ateş ettik'. Göktuğ Tosun'un Beşiktaş eleştirileri haklı. İnşallah bu akşam yüzümüz güler. TUYED'in -Türkiye Turizm Yazarları ve Gazeteciler Derneği-düzenlediği 'Kültür Başkentliği İstanbul'a ne kazandıracak' konulu panel bugün Nippon Hotel-Taksim'de saat 19.00'da. Dilek Ergül'ün uzun mailine sanırız iki gündür yeterli cevabı verdik. Hırsız-Polis bizim de favori yapımlarımızdan. ..

delfin23
15-12-06, 07:07
Bir kadın iki erkek modası

Diziler aşk üçgenleriyle doldu. İki erkek arasında kararsız kalan kadınların düştüğü girdap, dizi senaristlerinin yeni tutunma noktası haline geldi. Binbir Gece'de Şehrazat, Onur ile Kerem arasında hayli bocalayacağa benziyor. Hırsız-Polis'in Mavi'si bir yanda Komiser Çınar'a deli gibi aşık ama öte yanda Aksak'ın tutkulu aşkından da nasibini alıyor. Beyaz Gelincik'te Ceren, Ömer ile Selim'in arasında seçim yapmakta uzun süre zorlanmıştı. Acı Hayat'ta Nermin, Mehmet ile Ender arasında sıkışıp kaldı. Aynı şekilde Sıla, Boran Ağa ile ilk aşkı Emre'nin nefes aldırmayan aşk kuşatması altında inim inim inledi. Kervana son olarak Kadın Severse'nin Deniz'i de katıldı. Deniz, ünlü işadamı sevgilisiyle, yeni tanıştığı lokanta sahibi sıradan vatandaş Murat arasında bakalım nasıl bir tercihte bulunacak? İşin ilginç yanı, dizide ünlü sanatçı Deniz'i canlandıran Hülya Avşar, Günaydın için Şirin Sever'e verdiği röportajında belli bir yaştan sonra aşk üçgenlerine onay vermişti!.. Bu yılın dizi trendi, "Kavşakta ne yapacağını bilemeyen kadınlar" olarak belirlendi. Dizi senaristleri de buradan hareketle polemik yaratacak öyküleri ekrana taşımayı tercih ediyorlar. Belli ki bu yıl düz kare ekranlarda bolca "üçgen" göreceğiz!..

MAVİ83
15-12-06, 08:07
Okur mektupları


SELİN konservatuar sınavlarına hazırlanan bir öğrenci. "Erkekler Ağlamaz" dizisinin kendisi için bedava oyunculuk dersi olduğunu, bu dizinin apar topar bir final ile kaldırıldığını söylüyor. Bu konuda diğer eleştirmen arkadaşlar gibi elektronik posta adresime notlar geliyor. Aynı şekilde, "Gülpare" dizisi ile ilgili de epey mektup geldi. Onu "Hırsız Polis" izliyor. "Hırsız Polis" ile ilgili eleştiri okları daha çok yapımcı firma ve senaryoya. Bu aslında çok iyi bir gelişme. Sanırım bir yıldır oluşan bir olay. Forum sitelerinin açılması, daha sonra bunun bir nevi sivil toplum kuruluşu şeklinde çalışması, önümüzdeki günlerde televizyonlar ile seyirci arasındaki yakın ilişkiyi sağlayacaktır. Daha önce bize gelen "Televizyonları arıyoruz bir yetkili bulamıyoruz" serzenişleri sanırım bu örgütlenme sonucu "yetkilinin konuşmak zorunda kalmasını" sağlayacaktır. Ama bir rica, bir metni lütfen bir kişi yollasın. Aynı metni onlarca kişi yolluyor.:img-hyste

http://www.milliyet.com.tr/2006/12/15/tv/evet.html

selek90
16-12-06, 11:56
gerçekten imkansız

bizler severek hp izlemeye çalışıyoruz ama ne yazık ki 15 günde bir dizi izlemekten senaryonun sarpa sarmasından yorgun düştük hp izlemeye yeni başlamışlare maç dolayısıyla 15 günde bir yayınlanan bölümler ssarpa saran konusu imkansız aşk olan acak diye her türlü imkansızlığı mavi çınar a yaşatan senaryo yüzünden sıkılıp izlemiyolar biz dizinin ekranda kalması için elimizden geleni yaptık siz kanal d yöneticileri senaristler yapım şirketi bizim için ne yaptınız



arzu yurteri tuğçe özçe şule bilgici helin özoglu hilal güüler ezgi torun cemile kalkan şenay kadayıcı murat bor atav nur sezer

TİMUÇİN_ÖZLEM
17-12-06, 16:11
az önce yasadığım sehirin yerel kanallarını geziyorum birde baktım ne göreyim!!!!
ıhlamurlar altında nın 54. bölüm cekildiği sırada setine gitmişler . ben en sona yestiştim bi izliyim dedim ... röpörtaj sırası Sinan Tuzcu daydı ....
SİNAN TUZCU NUNDA OYNADIGI hamlet adlı bir titayrto oyunu varmısbasrolleri:EMRE KINAY,SİNAN TUZCU,VAHİDE GÖRDÜM gibi isimler paylasıyormuş...
....
muhr:^^peki dizinin ikinci sezonu için neler düşüyorsunuz.dile koly koca bir sezon devrdi^^
sinan tuzcu:^^acıkcası ikinci sezon bir düşüş yasadık...dile kolay 50 bölüm cekiyorsunuz bir yerden sonra senaryo kendi tekraar edebiliyor.bize bu yönde cok sikayetler geldi.yolda yüyürken insanlar bu konuda şikayetçi olduklarını belirtti.tv sektörünün gereklerinden biri bu.^^
muhabir : ^^dizilerin tutulmasında müzik cok etkili ,ıhlamurlar altında için özellikle siiirler..ne düşünüyorsunuz bu konuda?^^
sinan tuzcu:^^ acıkcası frangmanları izlerken gözlerimin doldugu yerler bile olabiliyor..her ne kadar o sahneleri önceden ceksekte ,önceden bilsekte, frangman sırasında insan o anki hislerine yenik düşüyor.tabi müzik ve siirin cok etkisi var.örnegin HIRSIZ_POLİS . gerek müzikleriyle ,gerekse frangmanları ile cok etkileyici bir yapım. frangmanları izlerken ekrana tutuklu kalıyor insan dizi müzikleri muhtesem .^^
ve röportaj burda bitti..
ya ne kadar mutlu oldum anlatamam . sadece bizim dizimizi örnek gösterdi...muhtesem ya .:happy0064 .AYRICA SENARYONUN SARPA SARMASI KONUSUNDA BENCE COK YERİNDE BİR KONUSMA YAPTI.:good:

nur33
18-12-06, 10:27
Dilek Ergül, 'Hırsız Polis' dizisi tutkunlarından. Yapımcı kuruluş TMC yetkilileri dahil, senaristlere kadar mail attıklarını, sorularına cevap dahi verilemediğinden -Eften püften konular dışında- yakınıyor. Ergül'ün iki sayfalık e-postasından özetlediklerimiz bunlar:

'Biz 30. bölümde bıraktığımız karakterleri yine aynı sağlam senaryo üzerinde yine aynı sağlam repliklerle içimizi ısıtan coşkularıyla, saçmalamayan, hatta oyuncuların kendileri bile oynarken böyle bir replik veya böyle bir sahnede sadece paramı alıp oynayıp bitireyim demeye getirilecek sahnelerle karşı karşıya getirilmeyen bölümler istiyoruz. Biz çocukların bile tahmin edebileceği basit sözler içeren replikler istemiyoruz. Biz aynı geçen sezon olduğu gibi her tavırla, her replikle, her ima ile bizi bizden alan üzerine haftalarca belki de bir yaz boyu konuşacağımız tarifsiz sahneler istiyoruz...

Biz gözümüze batan mantık hatalarından çok içimizi ısıtan, tüm karakterlerin içlerinde ta yüreklerinde yaşayacakları hissettiğimiz bu aşkın yorumlarını yazabileceğimiz, hatta bu aşkın evlilikle nihayetlenip artık bundan sonraki gelişecek inişler çıkışlar ve duygusal çıkmazlarını izleyip bunları yazabileceğimiz, yeri geldiğinde Dursun Amca ile Aksak karakterinin baba-oğul sevdasını gözlerimizin yaşını silerek izlediğimiz o duygusal sahnelerini yazabileceğimiz, aşkın sevdanın ötesi ruhumuzda aile olma hissini perçinleyecek, ağabey- kardeş, anne- çocuk sevgisinin öte yürekte yanan bir meşale arıyoruz. Kah gözlerimizi yaşartan, kah içimizi ısıtan, kah neşelendiren o unutulmaz geçen sezonki gibi hala hatırımızda olan o eşsiz sahneleri yeniden izlemek istiyoruz. Biz eski Hırsız Polis'imizi arıyoruz'.

Ne dersiniz, haklı değil mi? Sanırız arıza, Uğur Yücel'in Türkan Şoray'la film yapma arzusuyla birlikte başladı. Bu da bizim yorumumuz...



http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=61792,10,17 (http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=61792,10,17)

cerenim
18-12-06, 16:31
arkadaşlar öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu haber 18.02.2006 tarihinde Radikal gazetesinde yayınlanmış... okuyanlar olmuş olabilir ama ben okumadım şimdi okuduğumda ise çok hoşuma gitti... bende okumayanlar için buraya yazmak istedim... umarım görüntü kirliliği yapmamışımdır...
sevgiler...

Baş değilse de bambaşka roller
Erol Günaydın, Aksak'ın yatalak babası Dursun olarak ilahi bir yere geçti. Sanki artık kimse Murat Daltaban kadar iyi bir kaybeden olamaz. Dizilerde nadir rastlanan bir zenginlik: Hırsız Polis'in her 'yan' rolü ayrı cevher

Casting diye bir şey var sahi değil mi?
Casting diye bir şeyin varlığının; yapımı rezil de, vezir de edeceğinin, buyurun size kanıtı: Hırsız Polis.
Halihazırda ekranlardaki en iyi yerli dizi. Ağlak Aliye'ninki gibi sarkmayan bir senaryo. Her biri mücevher işçiliğiyle işlenmiş roller. Ve çok üst düzey bir oyunculuk.
Hırsız Polis daha Kanal D'deki yayın hayatına başlamadan heyecan yaratmıştı. Uğur Yücel oyunculuğu çok başka davaydı. Alacakaranlık'ta sanki kurgudan fırlamış, göğsümüze çökmüş, kendisiyle birlikte bizi de insanlıktan çıkarmıştı. Sırf onun yeteneği, yeter artardı.
Yanında bir de Gönül Yarası'nda mükem-melen delirebildiğini kanıtlamış, gözlerini bir devirmesiyle karşısındakini de tepetaklak eden Timuçin Esen vardı. Daha neydi?
Hırsız Polis, çok başka sürprizler getirdi halbuki. Evvelini hiç bilmediğimiz Özlem Düvencioğlu, son zamanların en kişilikli, en manalı yüzüydü. Çok güzeldi. Ve çok yakışmıştı rolüne. Mavi doğal olarak oydu sanki, oldurulmuş değildi.

Oyuncu+rol: Cuk
Hırsız Polis'in Türk televizyonculuk tarihinde en fazla bir iki diziyle kıyaslanabilecek bir özelliği daha vardı: Yan rollerdeki zenginlik.
Başrollerde bu üç isim varmış gibi dursa da, kısa sürede ortaya çıktı ki hemen her rol, başrol.
Hem iyi doldurulmuştu içleri hem de işte 'casting' müessesesi tıkır tıkır işlemişti. Çoğu tiyatro kökenli oyuncuyla rolü arasındaki ilişkiyi o üç harflik tek hece özetliyordu: Cuk.
Dolayısıyla sadece Aksak'la Mavi arasındaki gerilimli ya da Çınar'la Mavi arasındaki aşklı sahneler değil, tüm oyuncular arasındaki tüm planlar çok lezzetliydi.
Erol Günaydın'ın canlandırdığı yatalak Dursun babaya yan rol mü diyeceğiz? Görmüş geçirmiş Fulya olarak Vahide Gördüm'e? Tipiyle de performansıyla da dört dörtlük kaybeden olan Arıza Murat Daltaban'a? Tali karakterler mi bunlar? Çarpılırız.
Vakitsiz ölümüyle hepimizi üzen Ozan Güven'i hatırlayın. Ölüm anı risklidir; abartmaya gelmez, hafif olsa etkilemez. Son sözünü söyleyip de kafayı şak diye devirmek de geçti artık. Peki çaresi ne? Kibar Necmi'nin son saniyelerini hatırlıyor musunuz? Hırladı, resmen içi köpürdü, tıkandı. Sanki gerçekti.
Yine ex'lerden Çınar'ın eski karısı Aylin'i düşünün. O yapılı -varoş mu diyelim, yeni