Tüm Versiyonu Göster : Basinda Cikan Haberler
OZAN GÜVEN, HIRSIZ-POLİS’TE
Bir İstanbul Masalı’nın Demir’i Ozan Güven, Hırsız-Polis dizisinde bambaşka bir yüzle geliyor ekrana. Başarılı oyuncu bu kez bir çete reisini canlandıracak ve Aksak’la derin bir hesaplaşma içine girecek.
dün gece habertürkte med yapımın sahibi fatih aksoy vardı.üstü kapalı olsada hırsız polisten bahsedildi.ozan güvenin diziye katılması hakkında ne düşündüğü soruldu fatih aksoya..fatih aksoyun tepkilerinden anladığım hırsız-polisin birileri için tehlike çanlarının çalmasına neden olduğuydu.fatih aksoy " dizimin daha çok izlenmesi için ben de oyuncu kadrosuna katılacağım artık" dedi.umarım hırsız polis gelecek bölümlerde çok daha iyi reyting alır
2 gün önce habertürk de kanal d genel yayın yönetmeni irfan şahin vardı.hırsız-polisin beklenenden çok daha az reyting aldığını söyledi.HP nin Kurtlar vadisi gibi zor anlaşılan ve yavaş ama sağlam adımlarla ilerleyen bir dizi olduğunu söyledi. yayından kalkma ihtimalinin sıfır olduğunu söyledi
milliyetin tv ekindeki sina koloğlu'nun hırsız-polis hakkındaki yazısı :
hısız-polis giderek keyifleniyor. kanal d bu dizinin arkasında dursun lütfen. şu sıralar yayındaki en iyi dizilerden. hem heyecan dozu , hem , çekim , hem oyunculuk ve karakterlerin yerli yerine oturması ve de senaryo.bakalım aksak öldü mü? yok canım daha neler...
TELE - BAROMETRE
HEDEF KİTLE : A/B
18 OCAK 2006 ÇARŞAMBA
No Program Adı Kanal Rating (%) Share (%)
1 AVRUPA YAKASI [NET] ATV 10,20 28,40
2 ASK OYUNU [NET] ATV 9,20 24,80
3 ACI HAYAT (FINAL) [NET] SHOW 9,10 24,20
4 YANIK KOZA [NET] SHOW 6,90 19,50
5 HIRSIZ-POLIS [NET] KAND 6,60 17,70
TELE - BAROMETRE
18 OCAK 2006 ÇARŞAMBA
No Program Adı Kanal Rating (%) Share (%)
1 ACI HAYAT (FINAL) [NET] SHOW 12,90 29,00
2 ASK OYUNU [NET] ATV 10,00 24,50
3 YA SUNDADIR YA BUNDA (FINAL) ATV 8,20 24,60
4 ACI HAYAT [NET] SHOW 8,10 18,50
5 YANIK KOZA [NET] SHOW 7,60 20,00
6 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 7,10 19,80
7 AVRUPA YAKASI [NET] ATV 7,00 15,90
8 EN SON BABALAR DUYAR [NET] STAR 6,90 15,70
9 CENNET MAHALLESI (TKR) [NET] SHOW 6,70 32,80
10 GUMUS [NET] KAND 5,90 13,50
11 SIHIRLI ANNEM (TKR) [NET] KAND 5,40 18,50
12 HIRSIZ-POLIS [NET] KAND 5,20 12,80
geçen haftaya göre iyi reytingler
Kötünün iyileri
Kötüleri sevmemekte haklı olabilirsiniz, ama yeri geldiğinde takdir etmemekte haksızsınız. O kötüler, kötü olabilmek için düpedüz emek harcıyorlar! Ayrıca siz hiç akılsız kötü gördünüz mü? Zekaları binbir türlü hinliğe çalıştırabilmek kaç kişiye nasip olur ki? Yani kötülük öyle sıradan bir şey değildir. Hele kolay hiç değildir. O yüzden saygıyı hak eder! En azından dizilerdekiler için öyle diyebiliriz. Son dönem televizyon işlerine baktığımızda, anlaşılır ama kabul edilemez nedenlerle, mankenleri, şarkıcıları, becerisi olmayan güzel kızları ve erkekleri başrole koyup kastı oluşturuveriyor bir kısım yapımcı. Ama tabii güzellik ve şöhret de bir yere kadar. Yapımcılar işin sırrını belki buldular, belki biz kendimiz öyle sanıyoruz. İkinci rollere yetenekli adamları ve kadınları koyarak işi çözüyorlar. İşin ironik ve bizce hoş kısmı, bu ikinci rollerin zamanla neredeyse birincileri sollayıp yıldızlaşması, diziyi sürükleyen karakterler olmaları. Misal, 'Aliye'de en çok kimleri izler olduk, Müco'yla İkbal Hanım'ı değil mi? Ya da 'Beyaz Gelincik'te Aziz nasıl odağa yerleşti birden, ya 'Hırsız Polis'in 'kötü'lerine ne demeli, Arıza, Kibar Necmi, Kaporta Yakup... Yani ikinci rolde olsalar bile yıldızları pırıl pırıl parlıyor. İnsanlar ağızları bir karış açık, başroldekileri değil (bir kısmını tenzih ediyoruz) ikinci rollerdeki kötüleri ayıla bayıla izliyorlar. Biz de iyi kötülerimizden bir kısmını toplayıp ize hatırlatalım dedik. Önce ceketimizin önünü ilikliyoruz ki, saygıda kusur etmeyelim.
Ozan Güven
Kibar Necmi / Hırsız Polis
Ali Ateş'in babası, Türkan Derya'nın sevgili eşi. Özel hayatını bir kenara koyup bizim hayatımıza girişinin şahane 'İkinci Bahar'la olduğunu söyleyelim. Oradaki serseri Ulaş karakteri ile özellikle kadınların "ahhh"lar, "vah"lar çekmesine sebep oldu. Ama onun yakışıklılığının yanında, Allah vergisi bir yeteneği de var. MSÜ Devlet Konservatuvarı Modern Dans Bölümü mezunu Güven, 'Balalayka'da yine serseri küçük kardeşi oynadıysa da '9'la başka rollerin altından kalkacağını da cümle aleme kanıtladı. 'Aslı ile Kerem'de komediyi de kotaracağının sinyallerini verdi, ama en şahanesi bizce minik çaplı hadi kabus demeyelim ama, kötü bir rüya olan 'GORA'da oynadığı robot rolüydü. Döktürmüştü gerçekten. Sonra 'Bir İstanbul Masalı'nda Arhan'ların sorumsuz oğlu oldu yine, tam da aman bu adama hep aynı rolleri oynatacaklar, kariyerini bitirecekler diye dizimizi döverken 'Hırsız Polis'in ruh hastası Kibar Necmi'si olarak çıktı ekrana. Ne yalan söyleyelim, yüreğimize serin sular serpildi! O ne güzel kötü adam oynamaktır yahu! Kirli sakalı, hafif şehla bakması bile cuk oturmuş! Hele de Uğur Yücel'in oynadığı Aksak'ın taklidini yaptığı yerler yok mu! Kibar Necmi'nin psikopatlıklarını yürek çarpıntıları ile bekliyoruz!
Murat Daltaban
Arıza / Hırsız Polis
Hüzünlü kara gözleriyle 'Salkım Hanımın Taneleri'nde klarnetçi Artin olarak arz-ı edam ettiğinde daha yetenekli bir oyuncu olduğunu şıp diye anlamıştık. Tabii referanslarımız da sağlamdı. Mektepte mürekkep yaladıktan sonra 'Kanlı Düğün', 'Bir Ata Krallığım', 'Savaş ve Barış', 'Gölge Ustası', bir içim su 'Huzur', 'Othello', 'Dumrul ile Azrail' vs. gibi oyunlarda her rolün altından parıldayarak kalktığını görmüştük zaten. Ümitlerimiz boşa çıkmadı. TV'deki çıkışını 'Kınalı Kar' ile yaptı. Hemen suratlarınızı buruşturup burun kıvırmayın, orada oynadığı deli Kamber rolü her babayiğidin harcı değildi. Tıpkı şimdi 'Hırsız Polis'te oynadığı Ali Rıza ya da namı diğer Arıza'da olduğu gibi. Alkolik, kumarbaz, üçkağıtçı, yalancı ve adi bir kötü bu. Hani insanın hayran kaldığı kötülerden değil de, bulsa iki dakikada öldürmek istediği erdemsiz, sevimsiz ve yalaka kötülerden. Bu rolün üstesinden de ancak Murat Daltaban gibi biri kalkabilirdi. Sinir de etse Arıza, insanın seyredesi geliyor. Arıza kimde acaba? Bu arada tiyatroda nasıl gittiğini merak edenler Tiyatro Dot'a kadar uzansın!
Hakan Boyav
Kaporta Yakup / Hırsız Polis
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden 1987'de mezun, Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncusu ve rejisörü. Profesyonel karikatürcü, iki sergi açmışlığı ve bir albümü var. Ayrıca yelkenci de. 'Sersem Kocanın Kurnaz Karısı', 'Şişedeki Balık', 'İyi', 'Budala', 'Kanlı Düğün', 'Ziyaretçi' hep damakta tat bırakan oyunlarından. Televizyona geçmekle de çok iyi yaptığı kanısındayız. Çünkü her daim Ankara'ya gitmek mümkün olmuyor, takdir edersiniz ki. 'Hırsız Var' faciasında oynadığı Muammer karakteriyle bütün oyuncuları solda sıfır bıraktığını söylemek yanlış olmaz. 'Arapsaçı'nda da güzeldi ama dizi çabuk bitti. Aynı güzelim 'Seher Vakti'nin başına gelen gibi. Oysa Boyav orada para düşkünü, gerçekten kötü yürekli, despot, hafif mafyavari Avni ile kötü adamların karizmasını iyice parlatmıştı! Neyse imdada 'Hırsız Polis' yetişti de, bizi gerçekten iyi oynanan kötü adam karakterinden mahrum etmedi. Kaporta Yakup, sağduyu sahibi, görmüş geçirmiş bir kötü. Ama her an şeytanca bir şey yapacak gibi duruyor. Biz de Hakan Boyav'a bizi kötülükten mahrum etmediği için teşekkür ediyoruz.
www.e-kolay.net (http://)
Akşam gazetesi
Hırsız-Polis açık ara birinci, ikinci nerede?
‘TELEVİZYON köşesi’ olmamız sebebiyle şimdi de sıra yerli dizilerin en iyilerinde... “En iyileri” lafının içi boş aslında. Zira “En iyi” var ve onu takip eden isimler açık ara geriden takip ediyorlar. Tahmin etmişsinizdir (başlığı okumayanlara sözüm), ekranlarda 2005 yılında izlediğim en güzel yerli dizi “Hırsız-Polis”ti. Rating’lerde hak ettiği yeri alamıyor olması, diziyi izlemeyenlerin kaybıdır diye düşünüyorum. “Hırsız- Polis”in senaryosu müthiş (yarınki yazımda daha ayrıntılı söz edeceğim dizinin senaryosundan), oyuncu yönetimi muhteşem, oyuncular deseniz rol yapmıyor adeta olayları yaşıyorlar. Bu diziyi geriden de olsa takip edenler “Gümüş”, “Yabancı Damat” ve “Aliye”. Üçü de hâlâ izlettiriyorlar kendilerini. Bir de TRT’de “Bizim Evin Halleri” var ki, o da ayrı bir fenomen. Yabancı diziler arasındaysa Dizi Max’ten “Lost”, CNBC-e’den “Malcolm In The Middle”, “Carnivale” ve tabii ki “Desperate Housewives” yer alıyor. Bu dizilere “bende bağımlılık yaratan” Gilmore Girls’ü de ekledik mi listemiz de bugünkü köşemiz de nihayete eriyor. Allah 2006’yı da masaya yatırmayı nasip etsin Ya Rabbim. Amin...
04.01.2005
Altan Erbulak'ın 'Hırsız' torunu
"Hırsız-Polis" adlı dizide canlandırdığı "Jilet" adlı karakterle dikkat çeken Dağhan Külegeç, Altan Erbulak'ın torunu. Külegeç'in hayali ileride hayatını sitcom haline getirmek.
27 yaşındaki Dağhan Külegeç, başrollerini Uğur Yücel ve Timuçin Esen'in paylaştığı "Hırsız-Polis" adlı dizide canlandırdığı "Jilet" karakteriyle yeni bir oyuncu kazandığımızın sinyallerini veriyor. Aynı zamanda, Digitürk kanallarından S'nek Tv'de "Over Game" adlı programı hazırlayıp sunan Külegeç aslında aileden oyuncu. 1988 yılında kaybettiğimiz ünlü karikatürist, oyuncu ve yazar Altan Erbulak'ın torunu olan Külegeç, bugüne kadar A Takımı'ndan g.a.g.'a kadar pek çok televizyon programının kamera arkasında çalışmış. Yıllardır televizyon sektörünün içinde olan genç oyuncunun hedefi ise yönetici olmak ve patronluğun nasıl yapıldığını herkese göstermek.
- Kameranın arkasındayken önüne geçişiniz nasıl oldu?
- Bir iki tane reklam filminde oynamıştım sonra Mustafa Altıoklar beni "Lise Defteri"ne aldı. Zaten ailem oyuncu; Altan Erbulak dedem, Sevinç Erbulak teyzem, hep kulislerde büyüdüm. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nda oynayan her oyunu yüz elli kere izlemişimdir herhalde. Yani zaten bu işin içindeydim. Ama oyuncu olayım diye bir çabam yoktu, bir gün Yazı Tura'nın seçmelerine gittim, Uğur Yücel beni orada cast'a aldı. O iş olmadı ama sonra Hırsız-Polis için tekrar çağırdılar ve diziye alındım.
- Uğur Yücel'le oynamak nasıl?
- Ukalalık gibi algılanmasın ama bu dizi gerçekten çok farklı. Bir kere Uğur Yücel'le oynuyorsunuz, sesli çekiyoruz. Yani çok güzel parametreleri var. Lise Defteri'nden sonra insanın "Allah'ım teşekkür ederim" diyesi geliyor. Bence Hırsız- Polis kilometre taşı dizilerden bir tanesi olacak, hatta benim gözümde oldu bile.
- Uğur Yücel'le karşılıklı oynamak nasıl?
- Aslında rahat diyebilirim. Adam zaten bir kasırga, hortum gibi önünüzde duruyor. Oynarken de ister istemez sizi içine alıyor. O duyguyu yakalamamak için özel çaba harcamanız lazım.
- S'nek TV'de yaptığınız Over Game de çok ilgi görüyor...
- Over Game bir arkadaşımla birlikte yarattığımız bir iş. Kendimizi çekip, oyunların içine enjekte ederek başladık. Yani oyunların içine interaktif olarak giriyorduk. Televizyonda ise her hafta ünlü bir konukla ev ortamı içinde oyun oynuyoruz. Kısa olmasına rağmen çok eğlenceli bir program, ben bile izleyip kendime gülüyorum.
- Play Station'a daha çok erkekler meraklıdır ama sizin programda kızlar da çok eğleniyor...
- Ben işte bu görüşü kırıyorum. Mesela bir oyunu tanıtırken "Bu oyun kız arkadaşınızla olan ilişkinizi kurtaracak" diyorum. Genelde kız oyun oynamaz ve erkek bir şekilde onu oyuna adapte etmek ister. Ben de "Böyle oyunları bu tip insanlar oynamalı, şöyle bir insansanız bu oyunu çok seversiniz" gibi çözümler getiriyorum. Ama bu program başlayalı oyun oyun olmaktan çıktı ve iş oldu. Aslında ben çocukluğumdan beri oyuna meraklıyım. Dedem küçükken beni bilgisayarın başına koyardı ve "Bu seviyeyi geçemezsen sana yemek yok" derdi.
- Peki kız arkadaşınız oyunlarla bu kadar haşır neşir olmanıza bir şey demiyor mu?
- Şu an kız arkadaşım yok. Ama olduğunda evet, öyleydi. Dengeyi kurmak gerekiyor işte. Ama annemin "Oğlum o makineyi dışarıya atacağım" diye bana çok bağırdığını hatırlıyorum. "Sinemaya git, kızlarla gez, bir şey yap ama Allah kahretsin oyun oynama" diye çok bağırmıştır. Ama işte o özelliğimden bir şey üretmeyi başardım. Oyun da oynasanız onu işe çevirebilirsiniz yani.
- Programda yaptığınız talk show nedeniyle ileride başarılı bir şovmen olacağınızı düşünenler de var. Böyle bir hedefiniz var mı?
- Yok, o çok zor bir yol. Ben küçükken, çocukluk saflığıyla sevdiğim, o zaman başımı okşayan birçok abi vardı. Ben büyüdüm, onlar da bir yere geldi. Şimdi onlara "Nasılsınız?" dersin, o size "Merhaba canım" der. Siz de "Aaa..." diye bakar üzülürsünüz, "Bu adama ne olmuş" diye düşünürsünüz. Çünkü o arada bir şey olmuş adama. İşte öyle olmamak lazım. Büyük komedyen olursunuz, şahane olursunuz ama öyle olduktan sonra hiçbir anlamı yok.
Erkekler benden korkuyor
Kanal D’de yayınlanan Hırsız-Polis dizisinin kıvırcık saçlı, biraz feminen, çokça maskülen tavırlı hırsızı Mavi yani Özlem Düvencioğlu (25), Mavi Tur için Türkiye’ye gelmişken, tesadüfen Erol Avcı tarafından keşfedilip, hiç sancı çekmeden oyuncu oluvermiş. Aksanlı Türkçesiyle kendine güvenli, esprili, hareketli bir kız.
Biz sizi Mavi olarak tanımadan önce nerede ne yapıyordunuz?
- Almanya doğumluyum. Orada doğup büyüdüm. Annem Makedon, babam Bulgar göçmeni. Almanya’da emlakçılık yapıyordum.
Oyunculuk yapmadınız hiç yani?
- Yok. Ben Türkiye’ye Mavi Tur yapmak için gelmiştim. Ama İstanbul’a gelmişken de, bir iki fotoğraf işi yapar para kazanırım diye düşündüm. Oyunculuk aklımın ucundan bile geçmiyordu. Beni görünce tamam dediler. Yani Mavi Tur’a geldim Mavi oldum.
E, o zaman siz damdan düşer gibi oyuncu oluverdiniz yani?
- Evet. Yaparım ulan ben bunu, dedim. İlk etapta hikayeyi, Mavi karakterini beğendim. Bazı taşlar girdi araya ama ben bu işi yapacağım dedim.
Biz sarı boyalı düz saçlı Laila, Reina kızlarına alışığız. Siz pek bir sevimli ve size çok yakışan kıvırcık saçlarla dolaşıyorsunuz. Kendi saçınız mı?
- Designed by mother nature (Orijinal doğal dizayn). Sadece burada değil, Almanya’da da soruyorlardı. Herkes bigudi ile sarılmış zannediyordu.
Dizide çanta bile taşımıyorsunuz. Öyle elleriniz cebinizde erkek Fatma gibi yürüyorsunuz. Günlük hayatta da öyle misiniz?
- Normal hayatta çantam hep vardır. Ama Mavi niye taşısın ki, parası bile yok onun.
Sizde gizli bir feminenlik, bariz bir maskülenlik var. Hırsız, kadın da olsa biraz maskülen olmalıdır diye düşündüğünüz için mi öyle oynuyorsunuz. Yoksa zaten öyle misiniz?
Mavi öyle. Bazen dayı dayı yürüyor. Ben öyle yürümüyorum ama kıvırtmıyorum da. Sportif yürüyorum. Erkeklerde feminen bir taraf vardır, biraz daha fazla olursa bu gay derler. Bende de vardır bir maskülenlik herhalde, bilmiyorum.
Dizideki adınız niye Mavi?
- Mavi çok güzel bir isim. Gökyüzü ve denizi hatırlatıyor, huzur veriyor. Mavi’nin adı aslında Zeynep Yılmaz. Hırsızlar arasındaki rumuzu Mavi.
Kanape röportajı gibi olmasın ama sizinki nasıl bir çocukluktu? Sokakta erkeklerle maç yapan mı, kızlarla ip atlayan mı, yalnız bir çocukluk mu?
- Hepsini yapıyordum. Spor yaptım ve iki abiyle büyüdüm. O kadar iyi futbol oynuyordum ki, okulda futbolla ilgili gruplar seçilirken önce erkekler seçilir, kızlar boynu bükük acaba beni seçecekler mi diye düşünürlerdi. Ama ben erkeklerden bile önce çağrılırdım.
O kadar iyi futbol oynamayı nerden öğrendiniz peki?
- Futbolcu bir sevgilim vardı. Ondan futbolla ilgili çok şey öğrenmiştim.
Aklınızı uçuracak kadar aşık oldunuz mu?
- Tabii. O futbolcuya işte. Ben çok aşık oldum. Ama ilk aşkımı 15 yaşımda bu futbolcuyla yaşadım ve yedi yıl birlikte olduk. Alman birinci liginde oynuyordu. Beraber büyüdük. Bugün de en iyi dostum.
Erkekler sizi beğenir mi?
- Evet. Ne yapayım doğru söylüyorum. Erkekler beni beğeniyor ama cesaretli olup bana yanaşamıyorlar. En cesaretliler, her şeyini kaybeden erkekler.
Sakin mi yaşarsınız, haldur huldur mu?
- Birden fazla şeyi aynı anda yaparım. Hiç stresim yoktur. Ne yaparsam yapayım mutlu olmam gerekiyor. Bana zevk vermesi gerekiyor. Zevk vermiyorsa yapmam, yapmıyorum da.
Hayatta en çok neye ve kime önem verirsiniz?
- Önce kendime önem veririm. Çünkü kendim mutlu olmazsam, hiçbir şey olmaz. İnsanlar kendileriyle mutsuz oldukları için, başkalarıyla mutlu olamıyorlar. Kendimden sonra aileme önem veririm. Sevgi, saygı ve bunları koruyabilmek için yapılan davranışlar benim için çok önemlidir. En önemlisi ise inanç. Ben çok inançlı bir insanım. Allah’a inancım beni ayakta tutuyor. Yaşamayı seviyorum. Hayatla mücadele edince hayat o zaman güzel.
Kendinize çıkardığınız bir hayat dersi var mı?
- Sevgiyle büyüdüm, ailem hep bana inandı, destekledi. Ne olursa olsun kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrettiler. Problemlerimi kendim çözerim. Türklerde laf atılınca, ‘Bak fena olur ağabeyimi getiririm’ derler ya, ben hep kendi problemlerimi kendim hallettim. Hiç ağabeylerimi çağırmadım! Yay burcuyum özgürlüğüme çok düşkünüm.
Oku fırlatıyorsunuz nereye giderse mi, hedef belli mi?
- Çok bakıyorum ondan sonra oku fırlatıyorum.
EN İYİ YERDEN BAŞLADIM
Ben en iyi yerden başladım. Yapım şirketi TMC, senaristler, kadro benim için en tepeydi. Allah’a şükür olsun. Uğur Yücel bana oturup oyunculuk anlatmıyor ama arada sırada detayları vermesi benim için önemli. Belki iki üç cümle ama o bana çok şey katıyor. Ben de yavaş yavaş öğreniyorum.
Ben ortalarda olmak istemeyen biriyim!
Hırsız-Polis adlı dizideki rolüyle büyük beğeni toplayan Uğur Yücel, Vizon dergisinin aralık sayısına verdiği röportajda, yönetmenliği ve senaristliği oyunculuğa tercih ettiğini söyledi.
* Sinemayla buluşmam 1983'de Ertem Eğilmez'le oldu. O zamanlar Uğur-Necati ikilisi olarak komedyenlik yapıyorduk. Ertem Abi haftada bir-iki gün kendisine uğramamızı istedi. Önce Necati'ye rol çıktı. Sonra da bana... Bu Yeşilçam'a girişimizdi. Sinema oyunculuğuna kapıldığım film Muhsin Bey'dir. Aslında sinemayla küçük yaşta Kuzguncuk Altıner ve Nur Bahçe sinemalarında tanıştım. 23 yaşımda "Rejisör olmalıyım ben" dedim. Bu yaşa geldik hâlâ arıyoruz işte...
* Dizide canlandırdığım karakter kötü bir karakter. Ama herkes kadar, o kadar da iyi. Doğu Karadenizli. Babasına çok kırgın, anasını çok sevmiş. Tutkulu, gaddar, cesur ve aşk dolu. Benim kafamda kanlı canlı bir adam bu. Sayfalarca konuşurum bu adam hakkında.
* Sezen Aksu ve Cem Yılmaz'ı bir araya getiren 'Ramon' adlı filmde Cem, Ramon'u oynayacaktı. Sezen ve ben yan rollerden ikisini, ki güzel rollerdir... 'Oynayalım mı' diye düşündük. Ama çok zaman oldu. Aramızda konuşuldu gitti. 'Ramon', önümüzdeki mayıs ayı sonunda çekilecek ama kimlerin oynayacağı belli değil. Belki ben de oynayacağım ama başkası yönetecek. Film, bir çingene çalgıcı ve sevgilisinin hikayesi... Aşk ve aksiyon filmi.
* Yönetmenliği ve senaristliği oyunculuğa tercih ederim. Ben ortalarda olmak istemeyen biriyim. Öte yandan kendi kendine oynadığında dünyanın en güzel işidir oyunculuk ama kendi kendine oynayacak oyuncakların varsa!!!
* Yılbaşında yeni bir dizi başlatmayı planlıyorum. İlkbahar için bir komedi filmi yazıyorum. Yazın 'Ramon' çekilecek. Seneye kış 'Sessizlik' adlı ikinci filmim için 'motor' denecek. Bu arada bir sahne oyunu üzerinde çalışıyorum.
Yükselen değerler
'Hırsız-Polis' dizisi, dizi izlemeyenleri bile ekrana bağlamış durumda. Bunda Uğur Yücel'in payı büyük elbette ama iki genç oyuncu da tercihleri etkiliyor. Kıvırcık saçlı, duru güzel Özlem Düvencioğlu kadın-erkek pekçok kişinin beğenisini kazanmış bulunuyor. Yılbaşı gecesi konuklarım arasında mini bir anket yaptım. Erkeklerin yeni favori ismi Özlem, kadınların da Timuçin Esen çıktı... Sinan Çetin'in Esen için söylediği şu sözler de onun gelecekte adından çok söz ettireceğini gösteriyor: "Türkiye'nin aradığı jöndür. Yüzüyle konuşuyor..."
Seda Kaya Güler
03/01/2006
Karısı tarafından yönetilmeyi sevdi
atv'nin efsane dizisi 'Bir İstanbul Masalı'nın Demir'i Ozan Güven, uzun bir aradan sonra eşi Türkan Derya'nın yönettiği 'Hırsız-Polis' ile ekranlara döndü. Güven, "Türkan ile çalışmak bir ayrıcalıktır" dedi.
Herkes 'Bir İstanbul Masalı'nın Demir'i Ozan Güven'in yeni sezonda ne yapacağını merak ederken; o karısı Türkan Derya'nın yönettiği 'Hırsız Polis'te oyuncu olarak çıktı karşımıza. Uğur Yücel'in yanından ayrılarak kendi çetesini kurmuş, kötü adam Kibar Necmi rolüyle ekranlara dönen Güven, "Kendimi iyi oyuncu hissetmemi sağlıyor" dediği eşiyle aynı dizide olduğu için çom mutlu! Türkan Derya ile ilk kez atv'nin unutulmaz dizisi 'İkinci Bahar'da birlikte çalışan ve ona aşık olup evlenen Ozan Güven'le yeni projesi üzerine konuştuk:
'ÇALIŞMAMAK İYİYMİŞ'
* 'Bir İstanbul Masalı'ndan sonra birçok teklif varken neden bu kadar ara verdiniz? 'Bir İstanbul Masalı'na benzer işlerden de teklif geldi. Uzun soluklu bir dizi olduğu için hemen ardından yeni bir işe başlamak istemedim. Biraz dinlenmenin doğru olduğuna inandım. Oğlum Ali büyürken onunla birlikte olmak istedim biraz da...
* Uzun süren bir masalın ardından neler yaptınız? Şahane bir yaz geçti. Çalışmamak da iyi bir şeymiş. Uzun soluklu dizide çalışmak zor işmiş. O dizide öyle dostluklar oldu ki, dizi bitti ama biz görüşmelere devam ettik. Mehmet abi ile de görüşüyoruz.
'ÇOK ÇEKİCİ GELDİ'
* Yeni diziye başlamak için Demir'in etkisinin üzerinizden kalkmasını mı beklediniz yoksa onun etkisi hala sürüyor mu? Demir'in etkisi sürüyor tabii. Çok sevilen bir diziydi ve o karakter de sevildi. Ben hemen çalışmaya başlasaydım, Demir yeni bir diziye başlamış olacaktı. Tutan bir dizinin ardından yeni bir işi inandırmak biraz zor oluyor. Bundan tedirgin oldum açıkçası. Kendimi biraz unutturmak istedim. Şimdi çok farklı bir karakterle ekranda görünmenin de buna katkısı olacağına inanıyorum.
* Bu rolü kabul etmenizde dizininin yönetmeninin eşiniz olmasının da etkisi var mı? Tabii ki var, olmaz mı? Türkan ile çalışmayı çok özlemiştim. 'İkinci Bahar'da birlikte oyuncu yönetmen olarak çalışmıştık. Onun yönettiği dizide oynamak çok çekici geldi.
'HALİMDEN ANLIYOR'
* Karı koca aynı sette çalışmak nasıl, daha mı kolay oluyor? Türkan Derya bir kere oyuncunun halinden anlayan bir yönetmen. Onunla çalışmak her oyuncu için ayrıcalık. Sette çalışırken oyuncu rejisini birinci planda tutan, sizin aklınıza gelmeyenleri fısıldayan birisi. Onunla 'İkinci Bahar' zamanı çalışırken kendimi çok rahat hissediyordum. Kendimi çok iyi oyuncu hissettiren birisi. Özlemiştim onunla çalışmayı.
* Siz karı koca sette çalışırken oğlunuz da yanınızda oluyor mu? Ali biz çalışırken bazen sete geliyor. Ben zaten haftada iki gün çalışıyorum. Rolüm çok değil. Diğer zamanalar da beraberiz. İçimizde en rahatı Ali aslında. Koşturma, çaba, mücadele yaşamıyor şimdilik.
BÜLENT İPEK MAGAZİN
=>> Hırsız-Polis'i beğeniyor
Son günlerdeki dizi furyasına değinen Bülent İnal, kendilerinin de bu furyanın içinde olduğunu ve bu işin bir sektör haline geldiğini belirtiyor. Eğer dizilerde yakalanan başarı sinemaya da aktarılırsa bu durumun Türk sinemasını daha da geliştireceğini söyleyen İnal, gidişattan memnun. Genç oyuncu özel TV kanallarının kurulmasından bu yana mesafe katedildiğini düşünüyor. Dizi sektöründe işini iyi yapan insanların olduğunu söyleyen oyuncu, zaman buldukça dizileri takip etmeye çalışıyor. En çok izlediği ve beğendiği dizi ise Hırsız-Polis. İnal'a göre Hırsız Polis kaliteli ve oyuncu kadrosuyla güçlü bir yapım. Daha önce Anlat İstanbul, Vizontele Tuuba, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar gibi filmlerde de rol alan İnal, yakında Tomris Giritlioğlu'nun sinema projesinde oynamaya hazırlanıyor.
Kış aylarında, sıcak bir ev, sıcak bir çorba, sıcak bir çay kadar elzem bir şey daha vardır: Sıkı bir dizi.
Uğruna iş, program, her bir haltın iptal edildiği. Seyrederken çalan telefonun açılmadığı. Artık sonuncu reklam arasının girdiğini hissettiğinizde, içinize korkuyla karışık bir kederin çöktüğü. Aynı gece tekrarını verseler, obsesif vaziyette baştan izleyebileceğiniz.
Nihayet geldi.
Benim de dahil olduğum bir sürü insanın içinde haftalardır 'Uğur Yücel'in dizisi başlıyor' kıpraşması vardı.
'Hırsız Polis' aslında tam olarak Uğur Yücel'in dizisi sayılmaz. Yücel bu dizide yapımcı ya da yönetmen olarak değil, oyuncu olarak yer alıyor. Fakat o benzersiz oyunculuğuyla, Tahir Kemal ve 'Alacakaranlık'ın zaruri vedasını öyle pis bir düğüm olarak attı ki böğrümüze, onu tekrar ekranda görmeye olan açlığımızdan resmen titriyorduk. Uğur Yücel, Aksak rölüyle, hele o babalı sahnelerde, arızasının da (açılımı yarın), bizi ne biçim teslim alacağının da sinyalini verdi ilk bölümde.
Fakat gördük ki, sadece o değil çarşamba akşamlarımızı Kanal D'ye hediye edecek olmamızın sebebi. 'Hırsız Polis' ekibinin sağlam referansı var: Yönetmen Türkan Derya Güven yani 'İkinci Bahar'. Senaryo: Gaye Boralıoğlu, Neşe Şen, Şerif Erol yani 'Bir İstanbul Masalı'. İnsani hikâyeleriyle, gerilimiyle, ilk seferden hissettirdi ki tamamdır.
Şuna da parmak basalım ki önümüzdeki haftalarda ortalığı yakıp kavuracak ikili Timuçin Esen ile Özlem Düvencioğlu'dur. Esen'in o pyscho duruşunu 'Gönül Yarası'ndan bellemiş, bekliyorduk. Özlem Düvencioğlu ise son zamanlarda gördüğümüz en anlamlı, en derin yüz. Garip bir şey geçiyor ondan insana.
Nur Çintay
Radikal
Halk çocuğu olarak kalmak istiyorum
Kanal D’nin sevilen dizisi ‘Hırsız-Polis’te Mavi adlı bir otomobil hırsızını canlandıran Özlem Düvencioğlu, şu sıralar herkesin dilinde... Almanya’dan mavi tura çıkma hayaliyle geldiği İstanbul’da kendini oyunculuk yaparken bulan Düvencioğlu, gördüğü ilgiden dolayı da şaşkın: ‘Açıkçası bu kadar ilgi beklemiyordum. Ama kimse merak etmesin, şımarmam. Ün, şöhret gibi şeylerle işim olmaz. Halk çocuğu olarak kalmak istiyorum. Asla sokaktan kopmayacağım.’
Özlem Düvencioğlu kimdir?
1980 Almanya-Düseldorf doğumluyum. Annem Makedon, babam ise Bulgar göçmeni. Aslında tam Türk de sayılmam. Üç kardeşiz. İki tane ağabeyim var. Hukuk ve ekonomi okuyorum ama işler nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. Okurken kendi emlak şirketimi kurdum. 3,5 yıl emlak işiyle uğraştım. Daha sonra modellik yapmaya başladım. Birkaç reklam filminde oynadım ama hiç defileye çıkmadım. Çok iş yaptım yani... Mesela, ilkokula giderken iki yıl köpek bakıcılığı yaptım. Hayvanları sevdiğim için bu işi yapıyordum. Para istemiyordum ama insanlar bana zorla veriyordu.
- Peki neden emlak?
Tarihi yapılara özel bir hayranlığım olduğu için bu işe başladım ve bir gün kendi şirketimi kurdum. Açık artırmaya girip, eski binaları alıp, tamir edip, satmaya başladım. Ama şimdi bıraktım. Ortağıma devrettim. Çünkü zamanım yok. Biraz da Alman ekonomisi bırakmama neden oldu. Belki 5-6 yıl sonra yeniden başlayabilirim. Çünkü hem sevdiğim işi yapıyorum hem de para kazanıyorum.
- İstanbul’da istemediğin kadar eski yapı var. Bu işi burada da yapabilirsin...
Yapacağım zaten. İstanbul’da o kadar güzel binalar var ki... Ama gördüğüm kadarıyla kimse bu binalara sahip çıkmıyor. O yüzden Türkiye’nin gelecekteki emlakçısı ben olacağım.
- Türkiye maceran nasıl başladı? Yani baktın Türkiye’de oyunculuktan iyi para kazanılıyor, şansımı deneyeyim mi dedin?
Türkiye hakkında hiç bilgim yoktu ki, dizi ya da film sektöründen haberim olsun. Türk televizyonu falan hiç seyretmezdim. Bildiğim birkaç ünlü isim vardı, onlar da Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Uğur Yücel, Kemal Sunal, Şener Şen... Onun dışıdakileri ne bilirim, ne de tanırım. Bugüne kadar dizi film izlemişliğim bile yoktur. Her şey tesadüfen oldu. İyi ki de oldu. Çok mutluyum. Kadro süper, çok iyi bir iş yapıyoruz, Mavi karakterini canlandırmayı çok seviyorum, ekip çok iyi. Daha ne olsun! Çok sanslıyım.
GÜZELLİK BAŞA BELADIR
- Hırsız-Polis ekibiyle nasıl buluştun?
Bundan dört ay önce, üç aylığına İstanbul’a geldim. Tek bir isteğim vardı, mavi tura çıkmak. İstanbul’a gelince de hem arkadaşlarımı görmek hem de iş yapmak istedim. Bir-iki fotomodellik ve reklam çekimi yapar, paramı kazanır, mavi tura çıkar, sonra da Almanya’ya geri dönerim diye düşünüyordum. Bir gün, bir arkadaşım, ajans sahibi olan Renda Hanım ile beni tanıştırdı. Onlar da Hırsız-Polis dizisi için Mavi karakteri arıyorlarmış. Beni görür görmez, ‘Tamam bu Mavi’ dediler. Deneme çekimlerine girdim. Tek bir sorun vardı, o da Türkçe’min iyi olmaması. Ama yine de bu işin olacağını biliyordum. Çünkü bir şey istersem mutlaka olur. Allah’a inancım çok güçlüdür. Bu işi çok istedim ve oldu. Mavi tur için geldim, Mavi oldum. Süper bir şey.
- Üç aylığına geldin ama uzun bir süre kalacaksın gibi...
Evet, yerleştim bile buraya... Taksim’de bir ev tuttum. Şimdilik buradayım. Ben hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Mesela tatil için İstanbul’a gelirken, dönüş biletimi almamıştım. İlginç değil mi? Demek ki bir şey çekti beni buraya. Büyüleyici bir yer İstanbul. Günün birinde buraya gelip bir şeyler yapacağımı biliyordum. Çünkü kafaya takmıştım. Babam, ilk işini 24 yaşında İstanbul’da yapmış. Tuhaf olan başka bir şey ise annemin 24 yaşında Almanya’ya gitmesi, benim de 24 yaşımda buraya gelmem.
- Gelelim Mavi’ye... Ne düşünüyorsun onun hakkında?
Çok sevdim onu. Çünkü çok farklı ve kendine güvenen biri. Bütün aileyi ayakta tutuyor. Hırsızlığını bir tarafa bırakırsak, çok iyi kalpli. Ağabeyi sorumsuz olmasına rağmen ona sahip çıkıyor. Zaten aileyi ayakta tutan kadınlardır. Bu karakterle kadınların ne kadar güçlü olduğunu gösterebiliyorum. Çok sorumluluğu, çok sıkıntısı var ama ayakta dimdik durabiliyor.
- Ama hırsızlık yapıyor!
Bunu çaresizlikten yapıyor. Çünkü okuyamamış, bir mesleği yok. Çalışmak istemiş, gittiği yerlerde patron tarafından tacize uğramış. Yani her şeyi denemiş. Ama olmamış. Bir şekilde para kazanmak zorunda. Bunun için de hırsız oluyor. Çünkü evde bir kız kardeşi, iki tane yeğeni var. Onların da kötü yola düşmemesi için, okutmak istiyor. İnsan çaresiz kalınca her şey yapabilir.
- Kendi hayatın için, başkasının canını yakmak doğru mu?
Tabii ki, değil! Ama ona bakarsanız herkes bir şekilde çalıyor. Ha bir çakmak çalmışsın, ha bir araba. Değişen bir şey yok. Çalmak, çalmaktır. Önemli olan o insanı bu noktaya getiren nedenlerdir. Mavi’den konuşursak eğer, hırsızlığı hiç sevmiyor. Ama başka bir şey de yapamıyor. Şansı yok! Onun için çalıyor. Kadınlar için hayat çok zor. Hele hele güzelsen daha da zor. Adam sana ilk etapta kaş göz yapıyor, sen geçiştiriyorsun. Sonra daha çok şey yapmaya, istemeye başlıyor. Yapacak iki şeyin var, ya hayır diyip kovulacaksın, ya da kabul edip çalışacaksın. Bu anlamda güzellik başa beladır! Ben de çok karşılaştım böyle insanlarla.
BU KADAR İLGİ BEKLEMİYORDUM
- Mavi hem çok güzel hem de çok erkeksi bir kız...
Normaldir. 13 yaşından beri çete içinde. Tek kadın, diğerleri ise erkek. Onların yanında dişi duramazsın ki. Zaten kadın olduğun için seni ciddiye almıyorlar. O da çeteye girdiğin anda, ‘Siz yapıyorsanız, ben daha iyi yaparım’ havasına giriyor ve sert duruyor ki, ciddiye alınsın. Normal hayatımda da beni Mavi’ye çok benzetiyorlar. Evet, onun gibi doğalım. Ama şık bir kıyafeti de güzel taşıyorum. Bir de Mavi’nin bir hedefi var. Hırsızlığı ömür boyunca yapmak istemiyor. Onun tek istediği, kardeşini, yeğenlerini okutmak, ağabeyinin iyi olması için bir miktar para edinmek. Ben bu kadar fedakar değilimdir. Evet, sevdiğim için her şeyi yaparım. Yalnız bu, kendimi düşünmeden her şeyi yaparım anlamına gelmiyor. Çünkü kendimi severim ve hiçbir şey için tehlikeye atmam.
- Sadece bir aydır tanınıyorsun ve çok sevildin. Herkes senin için, ‘Bu kız patlayacak’ diyor...
Öyle ani patlamalar falan istemiyorum. Yavaş yavaş yükselmek, kalıcı olmak istiyorum. Tanınmak ise çok güzel bir duygu. Mesela yolda teyzeler yolumu kesiyor, ‘Ah yavrum, bu gece bizi çok ağlattın’ diyor. Çocuklar ise arkamdan, ‘Mavi abla’ diye bağırıyorlar. Açıkçası bu kadar ilgiyi beklemiyordum. Biraz şaşırıyorum.
- Bu kadar yoğun ilgiyi neye bağlıyorsun?
Yeni bir yüzüm işte. Doğal ve farklı bir tipim. Bu göze batıyor, insanlar görüyor ve takip ediyor. Bakıyorum da herkes aynı fabrikadan çıkmış gibi... Sanırım bu anlamda ilginç geldim insanlara. Ama kimse merak etmesin, şımarmam ben. Ün, şöhret gibi şeylerle hiç işim olmaz. Halk çocuğu olarak kalmak istiyorum. Onun için de asla sokaktan kopmayacağım. Nasıl Mavi haklın bir parçasıysa, Özlem de öyle olacak.
- Oyunculuk var, emlak işin var... Peki başka neler yapmak istiyorsun?
İstanbul o kadar güzel bir şehir ki, bunun kıymetini bilmiyoruz. O kadar güzel eski binalar var ki, bunların bozulmaması için mücadele edeceğim. Bir de sokak köpekleri için bazı şeyler yapmak istiyorum. Birkaç projem var. Para kazandıkça bunları yapacağım, göreceksiniz.
- Hayran olduğun Ajda Pekkan da sokaktaki hayvanlar için çok mücadele eder...
Gerçekten mi? Hemen onunla tanışmak istiyorum. Bildiğim kadarıyla o da göçmen, hemen kaynaşırız. Şu an zaten bir arkadaşımla sokak hayvanları için bir ev aldık. İşte benim derdim bunlarla, lüks arabalarla falan değil.
- Yeni iş teklifleri gelmeye başladı mı, mesela sinema?
Hayır, henüz bir şey gelmedi. Şunu söylemek istiyorum, ben oyuncu değilim. Bunun eğitimini almadım. Ben daha işin başındayım, öğreniyorum. Oyuncuyum diyebilmem için bir eğitim görmem gerek. Konservatuara gidemem ama profesyonel oyuncu koçuyla çalışabilirim.
SEVGİLİM YOK AMA DOSTLARIM VAR
- Timuçin Esen’le güzel bir ikili oldunuz. Partnerin için neler söylemek istersin?
Kendisini hiç tanımıyordum. Dizide tanıştık. Timuçin, polis rolünü çok iyi oynuyor. Çok beğeniyorum, gerçekten başarılı. Onunla çalışmaktan keyif alıyorum.
- Bu arada Aksak da (Uğur Yücel) sana aşık. İki aşk arasında kalacaksın. Mavi’yi zor günler bekliyor...
Mavi’nin hayatı zaten zor. Hayatına ha bir aşk girmiş, ha iki aşk. Ne olacak ki! Mavi şimdiye kadar her şeyi başardı, iki erkeği de kaldırır. Problem olmaz.
- Peki senin sevgilin var mı?
Hayır yok. Ama yalnız değilim, dostlarım ve köpeğim var.
- Hedefin nedir?
Şimdilik buradayım. Belki iki yıl sonra Amerika’ya ya da Almanya’ya giderim. Bakarsınız aşık olur, Hindistan’a giderim. Bilmiyorum ki...
- Belki aşık olup burada kalırsın...
Olabilir. Belki onu da alıp Hindistan’a giderim. Belli mi olur? Ama öncelikle burada yapmak istediğim çok şey var.
TÜRK DÜĞÜNLERİNİ SEVMİYORUM
- Almanya’daki hayatın nasıldı?
Hiçbir zaman tipik bir Türk kızı gibi büyümedim. Almanya’da yaşayan Türk aileleri, kendilerini her şeyden soyutlamış bir şekilde kapalı yaşarlar. Evlerinin yanında müze vardır, gitmezler. Sadece Türkler ile arkadaşlık ederler. Almanlar ile diyalog kurmazlar. Bu, bir eğitim meselesidir. Her şey ailede biter. Ben çok serbest ve sevgiyle büyüdüm. Bir kız çocuğu olarak ailemden hiç baskı görmedim. İyi ki de görmemişim, yoksa bugünkü Özlem olamazdım. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Kendime müthiş güvenim var. Almanya’da yaşayan birçok Türk’ün yaşama bakışları tuhaf. Mesela bir Türk’ün BMW’si olur ve hemen arkasına ‘Belalım’ yazdırır. Bir de asla Türk düğünlerine gitmedim, çünkü pazar yeri gibi olur. Herkes bir tanıdığını alır ve gelir. Ama kimse kimseyi tanımaz. Bangır bangır müzik, halay çekmeler, takı merasimi vs. Önüne yemek olarak da mikro dalgadan çıkmış lahmacun ya da tavuk atılır. Kıyafetler ona göre abartılıdır. Hep gösteriş, gösteriş... Ben de bunu sevmiyorum. En nefret ettiğim şey gösteriştir.
Röportaj: Sema DENKER
DİZİLERDE NO NAME’LER OLACAK ÇARESİ YOK
Dizilerinizde sıfırdan yüzler şöhret oldu. İstanbul Masalı’nın Esma’sı, Zerda’nın Ece Uslu’su, Beyaz Gelincik’teki birkaç kadın oyuncu. Sıfırdan yüzlerin olduğu bir dizinin tutmama riski nedir?
- Riski çok. Deneme çekimi yapıyoruz, yönetmen ve senarist fikrini söylüyor ve ‘Evet bu iş için uygundur’ deyip karar veriyoruz. Bu dizilerle bir dünya yaratıyoruz. Bu dizinin içinde no-name’ler de olacaktır, başka çaresi yok. Ben iyi koku alırım. Hırsız-Polis dizisindeki Özlem Düvencioğlu’nu böyle seçtim. Ekranda onu gördüm, ‘Bunu geri alın’ dedim. O sırada hırsız rolüne bir sürü başka isim düşünülüyordu. Ben o kızı göstermedim. Çünkü biliyorum, yönetmen de, senarist de, ‘Hırsız çok önemli bir rol, bu kız tecrübesiz bu rolün altından kalkamaz’ diyecekti. Herkes her şeyi gösterdikten sonra, ‘Bir de bu kız var’ dedim. Denediler süper oldu
Tv ve Radyo Oskarları'nı alanlar
RTGD Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Macit, daha sonra "Televizyon Oskarları"nın sahiplerini açıkladı. Buna göre, ATV'de yayınlanan "Aliye" dizisinin başrol oyuncusu Sanem Çelik ile Kanal D'deki "Hırsız-Polis" dizisinin başarılı oyuncularından Timuçin Esen, RTGD'nin "TV Yıldızı" ödülünü kazandı. "Yağmur Zamanı-Show TV", "Aliye-ATV" ve "Yabancı Damat-Kanal D" ise "Yılın Televizyon Dizileri" seçildi......
..................
Solo oyuncusu değilim, takım oyuncusuyum”
Oyunculuğu beceremediğiniz için sadece yönetmenlik yapacağınızı söylediniz defalarca. Karar mı değiştirdiniz?
- Şu oyunculuk meselesini fazla kastığımı düşünüyorum artık. Karanlıkta Koşanlar dizisinde oyunculuğu çok özlediğimi gördüm. Sonra Alacakaranlık dizisinde Kenan’ın (İmirzalıoğlu) ısrarlarıyla oynadım. Kenan neredeyse şart koştu, ‘Alacakaranlık’ta oynarım ama bir şartla, sen de oynayacaksın abi!’ dedi. Bir ay, mırın kırın ettim. ‘Oynamayacağım’ dedim. Ama üçüncü ya da dördüncü bölümde övgüler gelmeye başlayınca sırıtık sırıtık dolaşmaya başladım. Ben ve bütün ekibimiz hem Yazı Tura’da hem Alacakaranlık’ta hayatımızda tekrarı zor övgüler aldık. Hayatımızın en büyük alkışları geldi. Ne iyi ettiler de ısrar ettiler. Çünkü o oyunculuk alanının oluşturduğu iç enerji beynimde patlayacaktı.
Senaryosunu yazdığınız ya da yönettiğiniz projelerden sonra bir dizide yalnızca oyuncu olarak yer almak nasıl bir his?
- Yalnızca oyunculuk mu? Bağımsızlık hissi. Kaymaklı ekmek kadayıfı. Ben genellikle dizinin repo gününde yeni bölümün senaryosuna otururdum. Bu, hafta boyunca sürerdi. Bir de aynı zamanda yönettiğim oldu dizileri. Yap, yaz, yönet, oyna... Basri Sandviçi! Kafayı bozuyorsun. Kendi kafana karşı dart oyna daha iyi. Kendimle buluşabilmek için bütün iletişim araçlarını kullanıyordum ama mümkün değil. Hálá kendime gelemedim.
Bu projeyi nasıl kabul ettiniz?
- Yapımcı Erol Avcı, yazarlar Gaye Boralıoğlu ve Neşe Şen. Üçü de eski arkadaşlarım. Onlar televizyon işini de akıllıca kıvırdılar. Hikayeyi dinledim, Erol’la anlaştım kabul ettim.
İstediğiniz kadar sadece oynuyorum deyin. Herkes diziye Uğur Yücel’in dizisi diyor. Dizinin başarısı ya da başarısızlığı toptan size mal edilecek. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu? Yoksa bir projeyi sırtlayan adam olmaya alıştınız mı?
- Eyvah! Ben bir şey sırtlayacak durumda değilim artık. Benim sırtlanılmam lazım. N’apalım. Ne yapsak bütün envanter bana çıkıyor zaten. Ben de vakur bir sükunetle bağdaş kurup oturmaya çalışıyorum. Bir kere benim rolüm Timuçin’den ve Özlem’den az. Esas hırsız-polis onlar. Çok ortalarda yokum. Değerli oyuncular var. Koca bir ekip var. Deneyimli yapımcısı, yazarları, yönetmeni... Başarı onlarındır. Biz aktörler dizi işinde faktörüz. Bu işin iyi aktörlerle seyirlik bir hale dönüştüğü kesin ama dizilerde proje daha öndedir. Adı sanı duyulmamış oyuncularla doğru proje yaparsanız da reytingde üst sıralarda dolaşırsınız. Seyircinin yapışacağı iyi ya da kötü bir senaryonuz olmalı. Kötü de olabilir önemli değil. Seyirci bir şeye yapıştı mı, zulmetseniz bırakmaz. Bir de oyuncular arasında çok yerleşmiş şu görüş vardır: Çok iyi olursa tutmaz. Bu inanış elbet kırılacak. Belki bu defa çok iyi bir iş çıkar ve tutar.
Alacakaranlık’ta Doğulu bir komiserdiniz şimdi masanın diğer tarafına geçip Karadenizli bir hırsızlık çetesi lideri oldunuz. Rolünüzü nasıl giyindiniz?
- Bu defa seferi yakalandım. Tam Kaçkar eteklerine göçmüşken rol teklifi geldi. Biz de hazır bu diyarlarda dolaşırken giyiniverdik Aksak Nadir’i. Ben kenarlarda diplerde yaşayanları pek aramam iç cebimde durur. Alacakaranlık’tan önce cinayet masasına gittim. Suçlu peşinde koşan insanları tanıdım. Böylelikle suçluyu yazmak kolaylaştı. Ben Boğaziçi’nin bir mahallesinden çıktım. Esnaf ve zanaatkarları, ince iş erbaplarını iyi tanırım.
Aksak pek de sevilesi bir karakter değil galiba... Bu sizde bir kaygı yaratıyor mu? Oynadığınız rolden ötürü sokaktaki adamın size nefretle bakması umurunuz mu, değil mi?
- Doğrusu Aksak sevilesi bir karakter değil ancak bütün zaafları ve acımasızlığı bir nedenden ötürü. Sevgisizlik... Yaşamın her tornasından geçmiş ve kendi iç mekanizmasını kurmuş. Kuralları var. Saplantılı. Ama galiba içinde gözü kara bir cesaret ve aşk var. Belki aşkı için her şeyi yok edebilir. Tutkulu insanlar sevilir. Yaptıkları kötü de olsa bir gün büyük bir iyilik çıkabilir onlardan. Ya da korkunç bir kötülük. Ve bunu seyirci hisseder. Kendinden bir şey bulur. Onu izlemek ister.
Kenan İmirzalıoğlu bir röportajında ‘Uğur Yücel ile oynuyorsan ön plana çıkman çok zor. Ben bunu göze alarak başladım’ demiş. Sizce de bu böyle mi? Aşılamaz bir oyuncu musunuz?
- Benimle çalışmanın kolaylığı, açıklamalı oyunculuk... Bir tür kullanma kılavuzu. Uzun konu... Kısaca, ben solo yapan bir oyuncu değilim. Takım oyuncusuyum. Tek kişilik gösteri yaparak solo yaptım bir dönem. Oysa ben kaynarım oyunun arasına. Aynı frekanstan bir-iki kişi bulursam yakınımda mavra büyür ve başkalarına sirayet eder. Ben aşılmaz biri değilim. Ama benimle çalışan insanlar günün birinde aşılmazlığın yoluna gireceklerini bilirler. Çünkü oranın nerede olduğunu bilirim. Yine de oyuncu olarak kendim uygulayamam. Benim bu kadar methedilmemin nedeni, yüzümdeki kara bulutların ya da gülümsemenin insana, hepimize dair, alelade ve sahici olması. Yoksa ben sıradan bir oyuncuyum... O yüzden yönetmenlikte yapacağım çok şey var. O yüzden sonsuza kadar doğanın mutlak güzelliği karşısındaki aczimizden kurtulmaya çalışacağız. O kurtuluş, sanatla ulaşılabilecek bir tavaftır.
Yakında yine yönetmenlik yapacak, yine senaryo yazacaksınız değil mi?
- Senaryosunu yazdığım Ramon adlı bir film mayıs sonunda çekilecek. Filmin yapımına da Mahayana olarak ortağız. Benim de oynamam söz konusu. Yine önümüzdeki kış Kars’ta Sessizlik adlı ikinci uzun metraj filmimi çekeceğim. Bir oyun ya da bir müzikalle sahneye çıkacağım. 2007 sonbaharında bir film daha çekeceğim. İki yılda bir motor diyeceğiz. Yaşamımı iyice küçültüp sessiz sedasız filmler çekmek istiyorum. Gelecekle ilgili hayalim bu. Ama bunun için en az beş yıl piyasada çalışmam lazım.
Aksak karakteri için saçınızı boyamışsınız. Aynaya bakınca ne görüyorsunuz? İçinizden ‘Yahu ben hálá gençmişim’ diye fısıldadınız mı?
- Karameke gibi oldum. Aynada karşılaşınca kendime selam veriyorum. Hep eve yeni gelmiş aynı yumurta ikizimle karşılaşma hissi. Kafam kaşınıyor ve berberde dibi tuttu mu meselesi var. Kafamdakiler saç değil, bitki. Saçım ses çıkararak uzuyor. Üstüme naylonlar sarıyorlar. Mazota düşmüş kuzey denizi karabatakları gibi oluyorum. Greenpeace beni görse boğazda eylem yapacak. Bu adamı kurtaralım diye... Ve en önemlisi berbere gelenler gazetenin arkasından beni seyrediyorlar... Lavabonun altına kaçmak istiyorum. Yeminle bin pişmanım.
Timuçin Esen’i diziye siz mi seçtiniz?
- Diziye Timuçin’i ben seçmedim. Erol Avcı seçmiş. Bana teklif geldiğinde hangi dizi için olduğunu bile bilmiyordum. Adana dizisi mi? İstanbul dizisi mi? Devam eden bir dizi mi! Diziye en son ben dahil oldum...
Nasıl buluyorsunuz onu? Farklı bir yanı var mı?
- Timuçin’i tanıyalı birkaç yıl oldu. Yazı Tura’nın oyuncu seçmelerine çağırdık. O zamanlar çekmeyi düşündüğümüz üçüncü bir Yazı Tura hikayesi vardı. Seçmelerde en iyi oydu. Başrolü aldı... Ama o hikaye sonra uzun metraj olarak başka bir forma girdi, önümüzdeki yıl çekilecek. Timuçin gelecek zamanların birkaç iyi adamından biri. Çok yetenekli.
Alacakaranlık’taki Kenan İmirzalıoğlu’ndan sonra yanınızda yine çok başarılı bir jön var yani.
- Kimi oyuncular, birbirleriyle bir noktada kesişirler. Zeka ve sinema biraraya getirir onları. Buradaki zeka, yaratıcılıkla ilgili. Artistler hayatın içinde nerede duracaklarını becerebilen insanlar değildirler aslında. O yüzden benim gibi hatalar yaparlar. Hepsi kıyıda köşede, oynayacağı insanı, yazacağı hikayeyi arar. Bu arayışlarda da kafa kafaya çarpışılır. Kimse kimsenin kaşifi değildir. Ve kimse bizleri, kendimizi ararken yıldızlaştıramaz. Bizim gibiler, başkaları için şanstır. Biz ararken, onlar kendilerini zenginleştirirler.
http://www.ixtanbul.com (http://)
Gaye Boralıoğlu
'Para kazanmak için senaryo yazmayın'
Bir İstanbul Masalı'ndan sonra şimdi de Hırsız-Polis gibi kendine has bir diziye imza atıyor Gaye Boralıoğlu. Ve sözlerine şöyle başlıyor: "Şunu unutmayın; geminin dümeninde siz varsınız. Karakterler, olayların örgüsü, yapımcının zaman zaman istekleri olsa da dizinin en önemli elemanı sizsiniz. Dolayısıyla istemediğiniz bir yöne çekilmeniz çok zor. Bazen duyarız, bazı oyuncular 'Senaryo hiç istenmeyen yerlere gidiyordu, o yüzden diziden ayrıldım' şeklinde beyanatlar verirler. Bu senaristlerin başına gelmez çünkü zaten direksiyonda senarist vardır. Sadece para kazanmak için içinize sinmeyen bir projeyi devam ettirmeyin." Senaryoyu ekip halinde yazmanın beraberinde başarıyı da getireceğine inanan Boralıoğlu, senaryoyu yazmadan önce ciddi bir hazırlık dönemi geçirmenin önemli olduğunun da altını çiziyor. Ve şöyle devam ediyor: "Bazı zamanlar bilgisayarın başına geçtiğinizde yazacak bir şeyler bulamazsınız. Bu gibi durumlarda zorlamak iyidir. Bazen canınız yanmadan yazamazsınız. Kendinizle olan o itiş kakış sırasında çok güzel şeyler çıkarabilirsiniz."
Vatan Gülümse
27.01.2006
İki hırsız karşı karşıya
Bu kış, Yılmaz Erdoğan ve Uğur Yücel kıyasıya bir rekabet içine girecek. Her ikisi de izleyici karşısına oto hırsızlık çetesi lideri olarak çıkacak. Tek fark, Yücel izleyicisiyle televizyonda, Erdoğan ise beyazperdede buluşacak.
Her ikisi de hırsızlık olaylarını derinlemesine ele alan iki ayrı proje, şu sıralar seyirci karşısına çıkmayı bekliyor. Bu projelerden biri, araba çalıp parçalayan çete liderini canlandıran Yılmaz Erdoğan'ın 'Organize İşler' adlı filmi, diğeri ise bir hırsızlık çetesi liderini canlandıran Uğur Yücel'in oynadığı 'Hırsız Polis' adlı televizyon dizisi.
YÜCEL İLK KEZ KÖTÜ ADAM
Yılmaz Erdoğan'ın hem yazıp, hem yönetip, hem de oynadığı 'Organize İşler', sömestr tatilinde vizyona girecek. Buna karşın, Yücel'in oynadığı ve uzun bir hazırlık aşamasının ardından çekimlerine başlanan 'Hırsız Polis', yakın bir tarihte ekrana gelmeye hazırlanıyor. Hırsızların iç dünyasını, dram ve aşklarını anlatan dizide, Yücel izleyici karşısına 'kötü adam' Aksak rolünde çıkacak. Dizi, bir hırsız olan Mavi (Özlem Düvencioğlu) ile asayiş şubesinde görev yapan komiser Çınar'ın (Timuçin Esen) aşkını anlatıyor. Çınar gibi, çetenin lideri Aksak da (Uğur Yücel) Mavi'ye içten içe gizli bir aşk besliyor. Yönetmenliğini Türkan Derya Güven'in üstlendiği dizide Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu'nun dışında kadroda; Vahide Gördüm, Rasim Öztekin ve Erol Günaydın gibi ünlü oyuncular da yer alıyor.
Bülent İPEK / MAGAZİN
24/10/2005
13 Kasım 2005
Milliyet
Hasan Pulur
KAÇ dizinin çekimi yarıda kaldı, kaç dizinin gösterimi?
Öyle diziler vardır ki, hâlâ anılır, konuşulur: 4. Murat, Küçük Ağa, Geçmiş Bahar Mimozaları, Yeditepe İstanbul, Çemberimde Gül Oya, Kaynanalar, Hüsnü Kuruntu Ailesi, İkinci Bahar...
Bunlar bir çırpıda hatırlayabildiklerimiz, bir de seyrettiklerimiz var: "Yabancı Damat, Hırsız-Polis, Beyaz Gelincik..."
HER dizinin, unutulmayan, hafızalardan silinmeyen bölümleri vardır.
"Hırsız-Polis"te çete reisinin felç olmuş, inme inmiş, yatalak, konuşamayan babasını oynayan Erol Günaydın unutulmaz görüntülerden biri...
Rolün küçüğü büyüğü yoktur derler...
Erol Günaydın, bu deyimi ispatlıyor, dudaklarıyla konuşuyor, yüzüyle konuşuyor, gözleriyle konuşuyor, oynuyor.
doğru söze ne denir?
Özlem Düvencioğluyla yapılan bir röportaj..
Tubicim sen bunu göndermişsin başka bir siteye ama eklememişsin buraya, o yüzden yazayım dedim...
Mavi yolculuk için geldi, Mavi oldu
Kanal D'de yayınlanan Hırsız-Polis adlı dizide Mavi adlı bir hırsızı canlandıran Özlem Düvencioğlu, aslında mavi yolculuk yapmak için yaz başında Almanya'dan Türkiye'ye gelmiş. Ve olanlar olmuş
ÖZLEM DÜVENCİOĞLU
"Çok şanslıyım, değil mi?" diye soruyor Özlem Düvencioğlu. Hiç oyunculuk tecrübesi olmamasına ve Türkçe'yi düzgün konuşamamasına rağmen, Uğur Yücel ve Timuçin Esen'le Hırsız-Polis'te başrol oynaması, cevabından emin olduğu bu soruyu sormasına neden oluyor söyleşi sırasında. Almanya'da fotomodellik yaparken mavi yolculuk için Türkiye'ye gelmeye karar veren, 'Bir-iki çekimle tatil paramı çıkarırım,' deyip bir casting ajansının kapısını çalan Düvencioğlu'nun hayatı bambaşka bir yönde ilerliyor artık.
Aydınlık ve duru yüzüyle ekrandakinden çok daha güzel gözüken Düvencioğlu, belki Almanya'da büyümesinin de etkisiyle çok rahat ve doğal biri. Söyleşiye başlamadan önce, radyoda R&B şarkıcısı Sade'nin çaldığını duyunca hemen sesini açıyor ve onunla birlikte söylemeye başlıyor.
Sade'yi seviyor musunuz?
Ben Sade'yle büyüdüm. Derslerimi yaparken bile Sade dinlerdim.
Kaç yaşındasınız?
'80 doğumluyum.
Almanya'da doğup büyümüşsünüz. Anne ve babanız mı gitmişti oraya?
Evet.
Ne zaman?
Annem '67 senesinde, babam '69.
Anneniz neden önce gitmiş?
Teyzem orada çalışıyormuş, annemi de almış yanına, sonra babam gelmiş.
Fabrikada mı çalışmışlar?
Hayır, fabrikada değil. Babamın halı dükkânı vardı, sekiz ay önce vefat etti. Annem emekli. Bir dönem canı istediği için aşçılık yapmış. Ailem o zamanlar Türkiye'den Almanya'ya gidenlerden bambaşka yaşamış. Fotoğraflarına bakıyorum, çok güzel yaşamışlar. Düsseldorf'un en güzel sokağında oturmuşlar. Annem hep der, 'Ben evde yemek yapmazdım,' diye.
'Alman değilim, Türk de...'
Anneniz Almanya'da mı hâlâ?
Evet. İki abim var, onlar da.
Türk kültürüyle iç içe mi büyüdünüz? Türk mahallesinde mi yaşıyordunuz mesela?
Hayır.
Oradaki Türklerin buradakilerden farklı olduğunu söylerler. Siz onların dışında mıydınız?
Onlarla alakamız yoktu.
Daha Alman gibi mi yaşıyordunuz?
Yo. Ben Alman değilim, Türk de değilim. Hangi tarz Türklerden bahsettiğinizi biliyorum. Fark var, evet. Oradaki insanlar 60'lı, 70'li yıllarda köylerini bırakıp gelmişler, fabrikaya girmişler. Fabrikadakilere göre siteler yapıyorlar. Herkes orada yaşıyor ve Türk toplumunun içinde büyüyorsun. Türk bakkalı var, bangır bangır Türkçe müzik dinliyorlar, arabalarının arkasına 'Belalım' filan yazdırıyorlar. Ben onların arasında büyümedim. Tabii ki Türk arkadaşlarım vardı ama Alman arkadaşlarım da vardı, İtalyan da vardı.
Ne eğitimi aldınız?
Hukuk ve ekonomi okudum. Üniversiteden önce bir sene bir emlakçıda staj yaptım, üniversiteye başladıktan sonra da kendi emlak şirketimi kurdum. Sonra mankenliğe başladım. İş yüzünden okulumu sürdüremiyordum, o yüzden okulu bırakıp mankenlik yapmaya başladım.
Oyunculuk deneyiminiz var mıydı?
Hayır.
Nasıl Mavi oldunuz peki?
Ben aslında buraya gelip mavi yolculuk yapmak istiyordum. Önce İstanbul'a geldim, burada iki-üç fotoğraf çekiminden para kazanıp mavi yolculuk yapıp Almanya'ya dönecektim. Bir arkadaşım 'Seni Renda Hanım'la (Renda Güner) tanıştıracağım, onun casting ajansı var,' demişti. O sırada da casting yapılıyormuş Mavi için. Beni gördüler ve 'Bu Mavi,' dediler.
Ne düşündünüz?
Hiçbir şey düşünmedim açıkçası. Mavi karakterini hiç bilmiyordum. Türk dizileriyle alakam yok, hiç izlememişim. Türkçem zaten bozuk, doğru düzgün bir şey anlatamıyorum. Siz bakmayın şimdi Türkçemin böyle güzel olduğuna (gülüyor). Dört hafta kursa gittim, hocam Murat Göksu pek çok şey öğretti. Sonuçta casting'e geldiğimde biraz aksan problemi çıktı. Ama ben biliyordum bu işin olacağını ve oldu.
Nasıl biliyordunuz?
İnandığım için.
Bu sizin hayaliniz miydi yoksa bir anda kendinizi bir dizi setinde mi buldunuz?
Hayal etmedim. Tuhaf olan nedir biliyor musunuz, ben sadece gidiş bileti almıştım. 'Ne olursa olsun, gidip bakacağım,' diyordum.
'Kendime güvenimin sebebi ailem'
Neden İstanbul'a gelmek istiyordunuz? Akrabalarınız var diye mi?
İstanbul'u çok seviyorum. Büyüleyici bir şehir. Bir de babam 24 yaşında burada ilk işini yaptı, bir halı dükkânı açtı. Ben de 24 yaşında buraya gelmek istiyordum. Taşındım.
Nerede oturuyorsunuz şimdi?
Nerede oturuyorum? (Renda Güner'e dönüyor ve 'Kuledibi,' cevabını alıyor.) Kuledibi, evet.
Ailenizi özlüyor musunuz?
Evet.
Ne düşünüyorlar burada olmanızla ilgili?
O kadar çok şey söylediler ki... Ben çok sevgi dolu büyüdüm. Benim kendime güvenimin olması bundan kaynaklanıyor. Hiçbir zaman ailemden 'Özlem sen yapamazsın'ı duymadım, 'Sen yapmayacaksın da kim yapacak'la büyüdüm ben. Hep ailem bana güvendi.
Orada izliyorlar sizi herhalde.
Tabii.
Ne diyorlar?
Herkes çok seviniyor. Annemin arkadaşları televizyonun başından ayrılmıyorlarmış. Evde durmadan telefon çalıyormuş, 'Özlem ağlattı bizi,' 'O abisini bir elime geçirirsem,' diye.
Peki son olarak, hiç hırsızlık yaptınız mı?
Hiç.
Bakkaldan ciklet filan da mı çalmadınız?
Arkadaşlarım çalardı ama ben yapamazdım çünkü rahat olamazdım. Ben gözcüydüm, birisi geliyor mu diye bakardım. Bir kere bir bisikletin kilidi yoktu, aldım, bir tur attım ama sonra geri getirdim, rahat edemedim.
'Burada insana değer verilmiyor'
Buraya geldiğiniz zaman sizi en çok ne yordu?
İstanbul yorucu. En çok gözüme batan, insana değer verilmiyor.
Neye dayanarak böyle düşünüyorsunuz?
O kadar çok şey var ki... Sokaktaki çocuklar, çöpler... Bir de ben diyordum ki, 'Bunlar niye köpeklere böyle davranıyor?' Ya insana değer vermeyen, hayvana niye değer versin? Hep agresifler. Bağırıyorlar, 'Çek arabanı oradan.' Hele hele ben ilk defa oruç zamanında buradaydım, oh God, hepsi kafayı yedi. Bizim orada kırmızıda durursun, yeşilde yürürsün. Burada hep dikkat etmen gerekiyor araba ezmesin diye. Orada gecenin 3'ünde canım dışarı çıkıp gezmek mi istiyor, gezerim rahatça. Hastaneye gidiyorsun, adam ölüyor, sana önce para soruyorlar ya, para. Her şey para burada.
Almanya'da nasıl?
Orada telefon açarsın, ambulans çağırırsın, iki dakikada gelir. Burada trafikten ambulans bir yere gidemeyecek ki. Sistem diye bir şey yok.
'Mavi gibi korkusuzum'
Diziye başladığınız zaman tedirgin oldunuz mu?
Tuhaf bir şey, herkes heyecanlıydı, ben değildim.
Neler olacağını tam kestiremediğiniz için mi?
Yo biliyordum ben bu iş olacak diye. Ve iyi olacağını da biliyordum çünkü hikâye çok güzel, diğer Türk dizilerine benzemiyor. Çünkü öğrendim sonra Türk dizilerinin nasıl bir şey olduğunu.
Öğrendiniz mi yoksa izlediniz mi?
İki-üç tane izledim sonra kapattım televizyonu.
Nasıl buldunuz diye soracağım ama almış oldum cevabınızı.
Zaten zamanım olmadığı için izleyemiyorum. Sabah akşam setteyim. Hırsız-Polis'in hikâyesi güzel, Mavi karakterini sevdim, kadro süper. Çok şanslıyım değil mi?
Evet, şanslısınız. Uğur Yücel'i tanır mıydınız önceden?
Evet, askerlik arkadaşım (Gülüyor). İsmen tanıyordum. Bir de 92'de Sezen Aksu'yla konsere gelmişti, gidememiştim, onu hatırlıyorum. Eşkıya'yı, diğer filmlerini de biliyorum tabii. Ama diğer oyuncuları tanımıyordum. Benim için her şey yeniydi. Birincisi, oyunculuk hiç yapmadım. İkincisi, her şey Türkçe.
Anlama zorluğu çekiyor muydunuz?
Tabii.
Anlatma zorluğu?
O da vardı. En basit kelimeler aklıma gelmiyordu. Ben oyuncu değilim, Türkçem yok. Hepsine teşekkür ediyorum, bana inandıkları ve bu şansı tanıdıkları için.
Kendinizi televizyonda izlediğiniz zaman ne hissettiniz?
'Şurada yanlış yaptım, burada o kadar iyi değilim,' dedim. Açıkçası sesi duyduğumda moralim bozuldu biraz. Dublaj ya.
Dizide bir tek size dublaj yapılıyor. Fakat şimdi görüyorum ki, dublajı yapan kişinin sesi sizinkine çok benziyor.
Evet ama ne kadar benzese de başka oluyor. Bir süre sonra kendi sesimi kullanmaya başlayacağım.
Genel olarak beğendiniz mi diziyi?
Tabii ki. Bence bizim dizi en iyisi. Ben orada oynadığım için demiyorum. TMC zaten güzel işler yapıyor. Bu da onlardan birisi.
Sette sizi en çok ne zorluyor?
Body language (vücut dili). Her dilin kendisine göre bir 'body language'i vardır. Mavi bir mahalle kızı. Birazcık da argo konuşuyor. Ona göre bir 'body language'i var.
Mavi'nin size yakın yönleri var mı?
Var. Birincisi, aile bağlılığı. İkincisi çok güçlü bir karakter. Kendisine inanıyor, korkusu yok.
Sizin de korkunuz yok mudur?
Hayır.
Medya Takip Merkezi"nin yaptığı araştırmaya göre Kasım ayında toplamda en fazla reklam alan diziler arasında ilk sırada 836 adet reklamla Emret Komutanım, ikinci sırada 693 reklamla Kalp Gözü, üçüncü sırada 679 reklamla Hırsız-Polis yer aldı...
böyle bir haber buldum bakınırken..
http://www.sabah.com.tr/2006/02/02/gny/im/930DAB21C9FFBA4B9839E78Ab.jpg
AŞIK OLDUM!
* Yeni dizilerden 'Hırsız Polis'e aşık oldum. Hayır, ben Timuçin Esen'ci değilim. Bazı bakışlarını çok komik buluyorum. Ama dizi bir türlü gecenin reyting rekorlarını kıramıyor. Sayın kanal yetkilileri, eğer bu dizi de reyting oyunlarına kurban giderse, yalvarıyorum en azından bir son bölüm çekin. Bence tüm kaldırılan diziler için kanalların yöneticileri bize birer son bölüm borçlu. (Bakın hasta yatağımda bile ne kadar yaratıcı fikirlere imza atıyorum. Sevin beni! Sen yüce bir çınarsın, senin gibisi yok filan deyin. Çok fena şefkate ihtiyacım var. Sanırım ağlayacağım... Ayy dikişim sızladı.)
www.sabah.com.tr / Rahşan Gülşan..
http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/01/26/52.gif
Bu çok sevimli bir hırsız
Çete reisi Uğur Yücel'in en genç elemanı Jilet olarak izliyoruz onu 'Hırsız Polis'te. Hani böyle yamuk yamuk gülen, sevimli hırsız. Dağhan Külegeç daha çok genç ama şimdiden, biraz Jean Paul Belmondo, az biraz da Steve McQueen havalarında. Ama biraz eşeleyince bu sevimli görünümünü biraz babası Rıza Külegeç'e (Türkiye'nin en ünlü kaligrafisti ve reklam yıldızı, en son Tarkan'la bir reklam filminde oynamıştı), biraz dedesi Altan Erbulak'a, biraz da annesi Ayşe Erbulak'a borçlu olduğunu anlıyorum. Kan çekmiş yani.
Dağhan, 1978 İstanbul doğumlu. Üniversiteyi kazanamayınca annesi onu bir meslek sahibi olsun diye bir prodüksiyon şirketine sokmuş. Oradan 'A Takımı'na geçmiş. Reji asistanlığı yapmış. Bir süre reklam şirketlerinde sürünmüş. Abileri 'Reklamcılık böyledir, biz de az sürünmedik' deyince, 'Ben niye sürüneyim abi, yazık değil mi bana!' diyerek uzaklaşmış oralardan. İnternet sitelerinde oyun eleştirileri yazmış. Ve günün birinde Ali Taran'ın ilgisini çekmiş, çekiş o çekiş...
Nasıl ünlü oldun kardeş böyle aniden?
Ali Taran'ın McDonald's reklamları çekiliyordu, onda rol verdiler. Sonra 'Lise Defteri'nde Serhat diye karaktersiz bir karakteri oynadım. Orada sete gelemeyen oyuncuların rollerini bana verirlerdi. Yine de orada çok şey öğrendim. 27 bölümde rol aldım. Sonra kendi projem vardı benim, Overgame. O işi yapmaya başladım. Overgame, Digiturk S'nek gençlik kanalında yayımlanıyor. Bir konuk geliyor, biz onunla hem oyun oynuyoruz, hem talk show yapıyoruz. Ondan sonra da bu dizi işi çıktı. İnsan çalışınca kendine güveni geliyor, gidip oraya şakır şakır oynadım o güvenle, tak diye aldılar. 10 bölümdür devamlı karakterim. Manitam var dizide. Ona takılan yavşakların üzerine gidiyorum. Uğur abinin çetesinin en ufak adamıyım.
Son yıllarda hırsızlık yükselen bir değer oldu. Sence neden bu duruma geldik?
Geldik işte abi. Babam küçükken 'Oğlum hayatta iki şeyi yapmayacaksın. Bir, hırsız olmayacaksın; iki, eşcinsel' derdi hep. Ben de hep kendi kendime 'Asla hırsız olmayacağım, eşcinsel olmayacağım' derdim. Milleti tek başına, başıboş bırakırsan her şey oluyor abi tabii. Piramidin tepesindeki adam neyse altı da odur. Altındaki iki adama nasıl davranıyorsan, o altındaki iki adam da altındaki dört adama öyle davranır. Sizin öyle mükemmel davranmanız gerekir ki altınızdaki adam da götürebilsin. Hani kulaktan kulağa değişir ya abi, öyle bir durum.
Kusura bakma ama hiç hırsızlık yaptın mı?
Yaptım tabii. Bizim aile hep hırsızdı, mesela üvey anneannem Füsun Erbulak ananas çalarken yakalanmıştı. Ben de bayağı çalardım küçükken.
Senin uzmanlık alanın neydi?
Bakkaldan çiklet çalmak gibi ufak tefek hırsızlıklar yaptım küçükken. Ondan sonra hırsızlığın ne olduğunu anladım ve bir daha da hiç yapmadım. Kendini kandırıyorsun sonuçta.
'Sana hırsızlık serbest, bugün istediğini çalabilirsin' deseler ne çalardın?
Bir tane kotum var, hep onu giyerim. Bir sene gider, sonra başkasını alırım. Çalmakla filan bir şeyim yok. Abi benle röportaj yapma yahu. Ben dünyanın en normal insanıyım. Herkes o kadar acayip ki. Ben şöyleyim, ben böyleyim, ay ben bilmem neyim. Ben normalim. Hiçbir aşırılığım yoktur.
Bütün kolunu saran dövmelere ne diyelim o zaman... Neyse, gelecek için neler düşünüyorsun?
Televizyon kötü diyorlar ya, ben televizyonun şu an bir şey yapabilmek için tek araç olduğunu düşünüyorum maalesef. Birilerine ulaşmak istiyorsanız, bu ihtilal bile olsa, televizyonu kullanıyorsunuz. Metafiziksel ihtilal de olur, silahlarla da olur. Televizyonla birilerine ulaşmak istiyorum ama bu sömürü olarak değil. Dizi yapalım da, para kazanayım değil yani, bir şey yapayım, seviyeli bir şey yapayım. Çünkü yapılan işler hep düzensizlik üstüne. Gerçek Veli Göçer'ler o dizileri yapan insanlar. Malzemeden çok fazla çalıyorlar. Nasıl patron olunacağını göstermek için de yönetimde olmak istiyorum. İyi bir model olmak istiyorum. Gelecekte kendini nerede görmek istersin diyorsan, yönetim diyorum. Elimi oraya koymak istiyorum. O taşın altına.
Biri ‘Gurbet Kadını’ dizisiyle çıkış yapan Timuçin Esen. Diğeri ise tesadüfen yolu Türkiye’ye düşen, Özlem Düvencioğlu. Hırsız Polis dizisindeki imkansız aşkları onları milyonların sevgilisi yaptı.
Birbiriniz hakkındaki düşünceler neler? Oyunculuklarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
TE: Kendi oyunculuğumu bile değerlendirecek hakkım yok. Ama dizideki ikiliyi bir izleyici olarak beğeniyorum. Özlem, kendini geliştiren, zeki ve sıcak birisi.
ÖD: Timuçin, gerçekten başarılı, ne istediğini bilen ve mesleğini çok seven birisi. Onunla çalışmaktan keyif alıyorum.
Size geleceğin yıldızları deniyor. Gelecek ve rolleriniz hakkındaki düşünceleriniz?
TE: Sadece Gönül Yarası filmi, Gurbet Kadını ve Hırsız-Polis dizisinde oynadım. Henüz yolun başındayım ve ileride neler olacağını bilmiyorum. Ama ben elimden geldiğince farklı kılıklara girmeyi istiyorum.
ÖD: Tanınmak, sevilmek güzel bir şey. Ama ben hemen yükselmek filan derdinde değilim. Yavaş adımlarla ilerleme taraftarıyım. Mavi’yi ise çok seviyorum. İyi niyetli, dürüst ve kendine güvenen biri. Kardeşlerine bakıyor, evlerini çekip çeviriyor. Kendi dertleri varken bunları bir yana bırakıp, tüm aileyle ilgilenmesi de çok özveri gerektiren bir durum. Hırsızlığı hariç her şeyi mükemmel Mavi’nin.
Sokaklarda nasıl tepkilerle karşılaşıyorsunuz?
ÖD: Tanıyan birileri çıkıyor. Herkesin tepkisi farklı tabii. Kimisi beğendiğini, başarılı bulduğunu söylüyor kimi de “Dün gece beni ağlattın” diyor. Çocuklar ise arkamdan, ‘Mavi abla’ diye bağırıyor.
Zaman oldu palyaçoluk bile yaptım
Özel hayatınız nasıl?
TE: Günler müzik dinleyerek, gitar çalarak, kitap okuyarak geçiyor.
Palyaçoluk yaptığını öğrendik...
TE: Para kazanabilmek için çocuk bakıcılığı ve palyaçoluk yaptım.
Sıkınlarak mı yaptınız?
TE: İstemeye istemeye yapmadım. Hoşuma gitti.
Kolumdan tuttular ve ajansa gittik
Nasıl başladı oyunculuk serüveniniz?
ÖD: Almanya’da yaşıyordum. Mavi yolculuk için para kazanmam gerekiyordu. Bir arkadaşım beni kolumdan tuttuğu gibi bir ajansa götürdü. Ajans sahibi beni görür görmez “Aradığımız kişi sensin” dedi. Deneme çekimleri yapıldı ve beğenildi. Şimdi de Taksim’de bir ev tuttum.
Burası büyüleyici bir yer.
14.01.2006
EROL GÜNAYDIN'DAN OYUNCULUK DERSİNİ KAÇIRMAYIN
Peki Kanal D'de ekrana gelen bir başka dizi film Hırsız-Polis hakkında ne düşünüyorsunuz? Dizi giderek daha sarmaya başladı milleti.
Yönetmen kendi özgür iradesini kullanmaya başladığı günden beri... Yani Uğur Yücel'in yakın plan saplantısından kurtulunca dizi dizi oldu... Yakın planlar sadece Uğur Yücel'in yüzünde kullanılıyor. Gıdığındaki katlar gösterilirken. Ama son bölümde Erol Günaydın ustanın büyük oyununu inkâr etmemiş yönetmen kardeş. İşte oyunculuk sanatı bu. Hiç konuşmadan gözleri ile çok şey anlatan Erol Günaydın usta sen çok büyük aktörsün. Yerin kolay dolmaz. Acaba genç oyuncular sana bakıp bakıp bir şeyler öğreniyor mu? Erol Ağabey'i çok seviyoruz ve takdir ediyoruz ama diğer oyuncuların hakkını yiyecek değiliz. Hırsız Polis’'te rol alan herkes çok başarılı. Bun kimse inkâr edemez.
aykut ışıklar - bugün gazetesi
Kıymayın "Hırsız-Polis"e
Bu dizi de yayından kalkacak diye ödüm kopuyor. Şu koca sezonda sürekli takip ettiğim bir kaç diziden biri olan "Hırsız-Polis"in reytingleri ne yazık ki istenilen düzeyde değil. Oysa etrafımdaki pek çok kişinin benim gibi bu dizinin müptelası olduğunu görüyorum. Hatta geçen gün konuyla ilgili olarak Gülümse'de yayınlanan "Reytingi az ama müptelası fazla" başlıklı haber üzerine pek çok izleyici arayıp, "Ne olur bu dizinin yayından kaldırılmasına engel olun" diye adeta yalvardı.
Kanal D yönetimi şimdilik dizinin arkasında durmaya çalışıyor. Ama kulağıma "kaçınılmaz son"la ilgili söylentiler de gelmiyor değil. Umarım "Hırsız-Polis"de reyting hazretlerinin gazabına uğramaz.
Yüksel Aytuğ : Vatan
Anlaşma yapılabilir mi?..
Acaba diyorum Çarşamba gecceleri Kanal D ve atv arasında bir anlaşma yapılabilir mi?. "Aşk oyunu" ve "Hırsız-Polis" in izleyicisi çok. Ama iki dizide aynı saatte yayınlandığı için bir ona, bir ona bakayım derken, işin ucu kaçıyor.. Hani iki diziye de yazık oluyor.. Bir anlaşma sağlansa, iki dizininde izleyicisi mutlu olsa..
gecce.com´dan tv cocugunun yazisi
Hırsız Polisin web sitesindeki ziyaretçi defterine yazılanları takip etmeye çalışıyorum, bazıları oradan maillerini değiş tokuş edip hep beraber dizi setine gitmeyi planlıyorlar bir süredir..
bunun üzerine aşağıdaki mesajı göndermiş biri:
Yazıyı yazan tmesn tarih 06 Şubat 2006 Pazartesi saat 00:42 IP Kaydedilmiş
arkadaşlar ilginiz hoş tşk.set ile ilgili düşünceleriniz bizlere ulaştı bunu daha farklı bir ortamda gerçeklştireceğimizin sözünü verelim bir başka ortamda tüm ekiple sizi buluşturacağız bununla ilgili detayları buradan öğrene bilirsiniz teşekkürler ....
bilmiyorum hakikaten bir set görevlisi mi, yoksa sadece oraya yazanlardan birinin şaka anlayışı mı ama ilginç geldi.. eğer hakkaten de ekipten biriyse, bir başka ortamda tüm ekiple buluşturacağız derken beyaz showu kastetmiş olabilir belki...
Eğer haber yanlış değilse önümüzdeki hafta dizinin soundtracki çıkıyormuş..
Slow Türkte sürkeli çalınıyor zaten İmkansız Aşk..
ben dinlemedim ama duydum ki bir yayın sırasında şarkıdan sonra dj "Son haftalarda hızla yükselen, Kanal Dnin sevilen dizisi HIRSIZ-POLİSin soundtracki önümüzdeki hafta piyasaya çıkıyor" demiş..
bu da yine çok çok güzel bir gelişme!
daha 13.bölümdeyken soundtracki çıkan dizi sayısı çok azdır sonuçta...
işallah doğrudur da haftaya olmasa bile çok yakın zamanda soundtrack çıkar.. hem o zaman promosyon çalışmaları için oyuncular da tvde daha çok çıkmaya başlarlar...
hayırlısı ;)
Altını çizmeden içini doldurmak
Haksızlık etmeyelim, bizde de bu tarz “ince kıyılmış” senaryolar hiç yok değil. Tek tük de olsa var. Bunların çoğunluğu, içinde Uğur Yücel’in parmağı olan işler ama var. Hırsız-Polis’in birkaç haftaki bölümlerinden bir sahneyi hatırlatmak istiyorum. Mavi’yi istemeye gelen bir doktor vardı, dizinin takipçileri bilir. Mavi’nin ağabeyi hem alkolik hem kumarbaz hem de işsiz biri. Mavi’nin ağabeyi daha önce doktorla tanışmış olduğu halde, o sahnede doktor kız kardeşiyle evlenmek isteğini açıkladığında söze “Kusura bakma, adın neydi unuttum” diyerek başladı. “Aşağılık kompleksi”nin daha sarih bir dışavurumu olabilir mi? Bir karakterin altını çizmeden içini ayrıntıyla donatmak bu değilse nedir? ‘Hırsız-Polis’in diğer yerli diziler içinde pırıl pırıl parlaması boşuna değil bana kalırsa...
AtillaAydoğdu 27.01.2006
"Ne ekersen onu biçersin" yazısından
Kıymayın, ağlarız
Baştan uyarayım: İşbu metin, yakın dostların, uzak tanışların ve dahi okurların siparişi üzerine kaleme alınmış bir yazıdır.
Ha, onlar bastırmasa yazmayacak mıydım, yazacaktım ama geniş zamanlı bir güzelleme vardı kafamda. Mevzuun ivedilikle ele alınması gerekebileceğine ihtimal vermiyordum.
Türkiye’de hiçbir iyiliğin ve iyi projenin cezasız kalmadığını hatırımda tutup, ona göre düşünmeliymişim.
Yine lafı uzattık; bari bu noktada direkt konuya dalalım:
Ortalıkta Hırsız Polis dizisinin yayından kaldırılacağına dair bir rivayet dolanıyor. Ve bu ihtimal, panikten, bendeniz de dahil olmak üzere, dizinin hasta izleyicilerinin tümünün paçasını tutuşturuyor.
Çerçöp de dahil yayınlanan ne var ne yoksa karşısında illáki belli bir süre park eden bir zap-manik olarak, aman bir şey kaçırmayayım diye reklamlarda bile zaplamamacasına, baştan sona takip etmecesine son izlediğim dizi İkinci Bahar’dır.
Dı...
Üzerine gül, dizi filan koklamışlığım da yoktur.
Yani... Yok... Tu...
Sonra Hırsız Polis huzura geldi. Gerisi de şahsım açısından tarihtir.
Hevesten yana nostaljik bir tat...
Plan program yapmayacağım, olanı erteleyeceğim ya da iptal edeceğim de... Aman maazallah, saatini kaçırmayacağım da... Televizyonun karşısına konuşlanacağım... Ve bölüm bitene kadar, televizyonun kumandasına dokunmayacağım.
Bir televizyon dizisi için bunca fedakárlığa (!), en son ortaokulda Moonlighting / Mavi Ay uğruna katlanabilmem söz konusu olabilirdi.
Kanal D yöneticilerine canhıraş sesleniyorum: Kıymayın abilerim ablalarım; bizlere acıyın... (Burada muharrireyi, gözyaşları içinde dizlerinin üzerine çökmüş tahayyül ediniz...)
Yani daha ne diyeyim bilemedim. Yalvardık işte, ötesi var mı?..
Başta Uğur Yücel, Timuçin Esen, Özlem Düvencioğlu, Erol Günaydın ve Olgun Şimşek olmak üzere (Senaryo gereği Ozan Güven’i öldüren zihniyeti de kınadığımı belirtmek isterim bu arada...) bütün oyuncu kadrosunun döktürdüğü; senaryosu da diyalogları da çekimleri de, televizyonda yayınlanan bilumum paçozluğa on gömlek bol gelen bir yapım Hırsız Polis ve tabiri caizse, her televizyon kanalı için namus kurtaran bir prestij projesi sayılır.
Hani hangi gruptan ne kadar ilgi görüyordur bilemeyeceğim, reklam diliminden ne kadar pay kapıyordur onu da bilemeyeceğim ama Ğ grubu mu dersiniz artık, X grubu mu, neyse ne; seveni takım tutarcasına seviyor, bakın onu çok iyi biliyorum.
Biterse, çok fena küseceğiz, ağır karakter atacağız, onu da adım gibi biliyorum.
Şimdi ismini vermeyeyim ayıp olur; fakat pek muhterem dostum Z., restoranı erken kapayıp, vakitlice eve gidip Hırsız Polis’i izleyebilsin diye, Çarşamba akşamları çok müşteri gelmesin diye dua filan ediyor; kıvam bu kıvam... İnsan kendi ekmeğini baltalamak için dua eder mi; Hırsız Polis söz konusu olunca, Z., ediyor...
Seyirci zaten kanalın internet sitesini filan yıkıyormuş ayrı da; dış kapının harici mandalı olarak ben bile konuyla ilgili aldığım e-postaları saymadım sayamadım.
Hani yalvarmak kesmiyorsa, hani tehditten de sayılmasın ama dedik ya seveni fanatizm boyutunda seviyor, Hırsız Polis fanları, dizinin bitmesi hálinde, kanalın önünde eylem koymak üzere örgütlenmeyi bile planlıyor.
Bugün uyarımızı yapmış olalım. Güzelleme faslını ileri bir tarihe bırakalım. Umalım ki ağıt tadında olmasın... Amin...
EBRU ÇAPA- HÜRRİYET/KELEBEK
"Hırsız-Polis" muhteşem bölümlerinden biri ile karşımıza geldi. Erol Günaydın belki yaşamının oyununu oynuyor. Hepsi muhteşem ama Günaydın Usta bir başka. Gözleri ile her şeyi anlatıyor. Aksak'ın tutuklanma sahnesi yetti. Çınar ile Aksak'ın diyalogları, bakışları, Aksak'ın babası ile vedalaşma sahnesi...
Sina Koloğlu
10/02/2006
Geçen haftaki yazı şöyle bitmişti: "....... gözümüzün içine bakabilen, fikri ve zikri bir olan kahramanları seviyoruz. Yani masumları... Yani delikanlıları... Yani olmak istediğimiz insanları..."
Bu kanaatin doğruluğunu ispatlayan hakikatlerden biri de dizi tercihlerimiz. Televizyonda belgeseller görmeyi milletçe pek isteriz ya, aynen onun gibi kaliteli dizilere de öyle meraklıyızdır işte...
O yüzden de ekranların görüp göreceği en iyi hikayeler, en muhteşem oyunculuk gösterileri, en başarılı rejilerin sergilendiği, dinlenmeye değer lafı, sözü olan diziler kısacık ömürlerini sessiz sedasız tüketivermişlerdir de çoğumuzun varlıklarından haberi bile olmamıştır.
Mesela; "Oğlum Adam Olacak", "Cesur Kuşku", "Koltuk Sevdası", "Karanlıkta Koşanlar", "Unutma Beni", "Ölümsüz Aşk", "Yedi Tepe İstanbul" aklıma hemen geliverenler. Ve zeka fışkıran iki komedi; "Mars Kapıdan Baktırır" ile "Erkek Tarafı". Eminim sizlerin de içini burkan başka emeğe vefasızlık örneklerimiz vardır.
* * *
İşte bu sebepten "Hırsız - Polis"in daha jeneriğinde yüreğim ağzıma geldi. "Eyvah" dedim, "En iyisi muhabbeti koyulaştırmayalım ki ayrılık kolay olsun". Lakin ne mümkün.
Erol Günaydın aktörlüğün şahikasında yine. Gençler yeni görüyor, başka. "Gözleriyle oynaması" ertesi gün herkesin dilinde. Uğur Yücel, bildiğiniz Uğur Yücel, daha ne olsun. Ya diğerleri ? Hepsi medyanın atamasıyla türeyen sanatçı (!) değil, en hakikisinden oyuncu. Ve bu iki devle neredeyse başabaş icrayı sanat etmekteler.
Hani en küçüğü kan kırmızı derler ya. Öyle vallahi. Mesela, benim Dağhan - lafın gelişi değil, sahiden evladım sayılır, o yüzden benim diyorum- Jilet'e can verirken çaylaklıktan kompozisyon oyunculuğuna sıçrayarak rüştünü ispat edip, öteye bile geçiyor. Bu başarı, Altan Erbulak'a biricik torunundan 77. yaş günü hediyesi aslında. Klavyeye dar oturup bir mektup döşeniyorum, "Lan ollum farkında mısın neler becerdiğinin, kimlerle mindere çıktığının ? Aman kıymetini bil, gevşeme, yavşama" diye. Cevabı gecikmiyor; "Üzerine titriyorum, merak etme..."
İkinci Bahar'la ustalığa terfi eden Türkan Derya'nın resitali, "Hırsız - Polis". Kadronun tamamı senelerdir dilimde tüy bitiren iddiamı doğruluyor bir defa daha: Televizyonda da bal gibi sanat yapılır. Çünkü sanatçı sanatçıdır. Verdiği ürüne de sanat denir.
Lakin "Hırsız - Polis"e suni teneffüs yapılıyor, tekrarlarla filan. Her hafta biraz daha fazla seyrediliyor diye sevinmek de var, aynı saatte bir başka kanalda yayınlanan televizyon tarihimizin en idrak zoruyla yazılan ve anlaşılan dizisi Aşk Oyunu'na sevgili vatandaşlarımızın neden esir olduklarını anlamaya çalışmak da. Ben birinciyi seçip, seviniyorum.
* * *
Gözde dizilerin neredeyse tamamında seyirci "Ah acaba oğlan kızın elini ne zaman tutacak ?" denli saf bir sorunun peşine takılmış çekirdek çitlerken, bu masal dünyasının kötü kalpli cadıları da boş durmuyor elbette.
Hazır milyonlarca göz seyrederken fırsattan istifade bilinçaltımıza duhul etmeye kalkışıyorlar. O mahut pankartlar açılıyor. Bu defa pembe zemin üstüne kalpli kenar süsleriyle bezenmiş, kamuflajlı. Akıllarınca çaktırmadan aşk iksirine bulanmış nifak tohumları serpiyorlar. Mezhep farklarının, etnik kimliklerin, sosyal sınıfların "masal icabı" numarasıyla altları çiziliyor. Hesapta hikaye otantik ve de sosyal içerikli olsun diye.
Ama nafile. Bizler kendimizi Aliye'ye ağlarken çekirdek çitlemeye ne kadar kaptırmış olsak da masallardaki o parlak elmaları yemiyoruz artık. İşte kurulan tuzaklar, işte tuzakların elbirliğiyle bozulduğunu gösteren memleketimizin son günlerdeki gündemi.
* * *
Uzun lafın kısası; takip ettiğimiz yegâne sanatsal etkinlik olan dizilere doymuş durumdayız. Biri gidiyor, yerine birkaçı geliyor ve sessiz sedasız büyüyen bir sektör yine sessiz sedasız kendi kargaşasında boğuluyor.
Her hafta bir sinema filmi cesametinde senaryo yazabilen yazarlar çoktan sıfırı tüketti. Setlerdeki yayına bant yetiştirme telaşından hastanelik olan oyuncular bile var. Ekmek kapıları birkaç haftada suratlarına çarpılan ekranların görünmeyen amelelerinde ise heves filan kalmadı.
Yapımcılar yalancı çobana döndü. Oyuncu bulamıyor. Çünkü adı olan kimse iki hafta görünüp aylarca yok olmayı göze alamıyor. Kanal yöneticilerine gelince, onlar bu işler bitince dünyanın ilk yap-boz olimpiyatını düzenlerlerse hiç şaşırmamak lâzım. Tek mesaileri parçaları doğru yerleştirip reklam pastasını götürecek tabloyu ortaya çıkarabilmek için beyhude kafa patlatmak. Zira işler Hümeyra'nın şarkısındaki gibi, "çözdükçe dolaşıyor"...
* * *
Netice ayan beyan ortada. Dizi furyası da daha önceki yarışma, tolk şov, realiti şov hengâmeleri gibi tükenmiş durumda. Artık televizyoncuların yavaş yavaş aslî işlerine, programcılığa dönme zamanı geldi.
İşte şimdiden sonra hakiki yarış başlayacak. Televizyonlar hazır bantları yayınlayan aracı kurum olmaktan çıkıp üretici konumuna geçecekler ve herkes bu alandaki birikimini, yeteneğini, yaratıcılığını, kısacası eteğindeki taşları dökecek.
Hodri meydan. Bakın Okan Bayülgen kapıyı açtı bile. Televizyon Makinası uzun zamandır hasret kaldığımız dört başı mamur, nevi şahsına münhasır bir televizyon programı. Ve onunla ilgili edecek daha çok lafımız var...
Belki haftaya...
Nalan Karsan
Hırsız-Polis iyi bir polisiye
Uğur Yücel, Amerikan-Fransız karışımı bir öykü ve başarılı bir oyuncu kadrosu yakalamış... Ülkemizde polisin zaaflarını aktaran dizi pek yapılmadı ama Hırsız Polis'te bu çok özel ayrıntı var örneğin...
Uğur Yücel'den başlayalım: Bir kere hırsız rolünde harika oynuyor. Canlandırdığı karakter de biryantinli saçlarıyla Alain Delon, Marlon Brando ve Robert De Niro karışımı bir tip, cuk oturmuş...
Yücel'in yeni prensi Timuçin Esen gözüpek ve alaylı bir dedektif rolünü çok iyi benimsemiş... Sanki yaşıyor. Karısının kendisini aldattığını öğrendiği anda verdiği tepki, öykünün en can alıcı sahnesiydi.
Özlem Düvencioğlu bence ekranın yeni ve sivrilen bir yüzü... Çağdaş görünümü, kıvırcık saçlarıyla bir Fransız kadınından farkı yok!.. Sevimli hırsız kimliği pek yakışmış. Üstelik hiç falso yapmadı. Duygularını oyuna katıyor.
UYUMLU BİRLİKTELİK
Diğer oyuncularla uyumlu birliktelikleri de artı puan.
Yazımın başında da söylediğim gibi, eşi tarafından aldatılan polis, akademi mezunu şaşkın kadın polisin alaylı polisin karşısında düştüğü aciz anlar ve buna benzer pek çok ayrıntı, ülkemizde hep "ulaşılmaz" diye gösterilen, ama iç dünyasında yaşadığı fırtınaları hiç yansıtılmayan emniyet teşkilatını belki rahatsız edebilir.
Bunun ötesinde, dizilerin günlerini değiştirmekte ün yapan Kanal D, yanlış tutum izlemezse uzun süre keyifle izlenecek bir yapım Hırsız-Polis...
Üstelik hiçbir yanıcı polisiye diziyi aratmayacak kadar da iddialı...
"Biraz eski ama"
Yeni asır gazetesi
Milliyet Televizyon Eki'nde bulunan Söz Okurun Köşesinden iki yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
HIRSIZ-POLİS KALKMASIN
Geçen gün gazetenin birinde Hırsız-Polis dizisinin reyting almazsa biteceği yazıyordu. Ben buradan seslenmek istiyorum. uzun zamandır diğer dizilerden farklı ve konusu ilginç bir dizi yapıldı. Lütfen kaldırmayın ve ona şans verin. Bu dizi furyasında baktığım iki diziden biri. Saygılar
YÜREĞİNİZE SAĞLIK
Hırsız-Polis diye bir dizi var. Gerçekten konusu ve içeriği bakımından teşekkürü hak ediyor. Uğur Yücel, Timuçin Esen ve diğerleri hepsi rollerini çok iyi oynuyorlar. Bu dizi izlenmeye değer. Bu haftaki saygı mailimi bu diziye atıyorum. Yapanların yüreğine sağlık....
Her konuda görüş, öneri ve eleştrilerinizi bekliyoruz
Tel: 0212 505 61 11
Fax: 0212 505 63 57
mtelevizyon@milliyet.com.tr
En azından seyirci görüşlerini doğalıyla yayımlayan bir kuruluş doğan grubuna ait olması da bir avantaj.
Dizimizle ilgili istek şikayetlerimizi yayınlatabiliriz
Çemberimde Gül Oya, G.O.R.A, Babam ve Oğlum ve son olarak Kırık Kanatlar dizisinden tanıdığımız Özge Özberk verdiği röportajda seyrettiği tek dizinin Hırsız-Polis olduğunu açıkladı..
Milliyet Cumartesi'de ki röportajından kısa bir alıntı
Bir röportajınızda dizi izlemediğinizi söylemişsiniz. Bunun nedeni işin içinde olduğunuz için kanıksamanız mı?
Bir süredir "Hırsız-Polis"i takip ediyorum. Dizileri çok yakın hissetmiyorum kendime. Belki de içinde olduğum için, bilemiyorum. Artık dizi oyuncusu olarak görülmek istemiyorum. Keşke çok iyi bir tiyatro oyunuyla kendimi gösterebilseydim. Bu, 11 yıldır benim içimde büyük bir ukte oldu. Son iki yıldır diziler yüzünden sahneye çıkamıyorum. En büyük isteğim iyi bir tiyatrocu olmak. Asla bir dizi oyuncusu olarak kalmak istemiyorum.
Arkadaşlar dün Mesut Yar ın Star daki proğramında Bülent İnal konuktu senin jenersayondan beğendiğin oyuncular kimler diye sordu O da Halit Ergenç i Timuçin i ve Nejat ı çok beğeniyorum dedi peki Ihlamurlar Altında olmasaydı hangi projede rol almak isterdin dedi o zamandan geçen dönem Çemberimde Gül Oya da Mehmet rolü olabilirdi yada Hırsız Polis de Timuçin in rolü olabilirdi çok beğeniyorum Hırsız Polis i dedi ayrıca dikkatinizi çekerim Timuçin ve Nejat diyor sanırım araları iyi bu da güzel bir haber beğendiğim oyuncuların birbirinin oyunlarını beğenmesi falan ..
mizrak_tutucu 13-02-06, 10:44 Bülent İnal, Milliyet TV ekinde izledigi tek dizi olarak Hırsız-Polis'in adını vermişti. Avşar Film oyuncuları diziye ciddi destek verdiler.
... Özge Özberk ile yapılan bir röportajdan :
( Röportaj:YAPRAK ARAS )
Bir röportajınızda dizi izlemediğinizi söylemişsiniz. Bunun nedeni işin içinde olduğunuz için kanıksamanız mı?
Bir süredir " Hırsız-Polis" i takip ediyorum....
Bu pazarın Sabah gazetesinin İşte İnsan ekinin ana başlığı Dizi müzikleri...
Baş sayfadaki haberde yazan bir kısım:
(...)
Bölüm tekrarlarıyla bile yüksek reytingler alan Kurtlar Vadisi, AVrupa Yakası, Aliye ve Hırsız Polis gibi dizilerle birlikte bir sektör doğdu ve çeşitli iş kolları oluştu. Oyuncular senaristler ve yapımcıların yanı sıra müzikleri hazırlayan sanatçılar için de diziler, kariyerlerinde bir kilometre taşı oldu"
(...)
ve asıl yerdeki başlık: "Dizi müzisyenliği için şimdi tam zamanıdır"
Bunun altında piyasadaki en çok izlenen dizilerin müziklerini yapanların söyledikleri var birer paragraf halinde..
İşte Cem Yıldız: " "Grup Ekspres" olarak ilk deneyimimiz. Müzik sektörü tıkandı. Unkapanı'nın durumu iyi değil. Bütün müzisyenler dizi müziği yapmak istyior. Ekonomik olarak bir çıkış oldu (Hırsız Polis)ç Büyük bir pasta. Biz önce jenerik için kayıt yaptık.. Demo hazırladık ve beğenilince kabul edildi. Rahat bir çalışma ortamı var. Dizi başına gelir elde ediliyor. Cep melodileri de ayrı bir pazar. "İmkansız Aşk" şarkısı da artık indirilmeye başlandı... "
Hırsız Polisin internet sitesindeki ziyaretçi defterinde trafik son 2-3 haftadır cidden çok yoğun! bir grup dizinin setini ziyaret etmek istiyordu.. bunu organize edenlerden birisi sanırım ekipten birisiyle konuşma imkanı bulmuş:
Sete gidilemiyormuş çünkü sesli çekim yapıldığı için yönetmen sete basını bile almıyormuş.bu konuda da kuralları çok katıymış..beyaz show için ilgilerle görüşüyorlarmış ama özellikle Uğur Yücel'in bu tarz programlara katılmadığını belirtmiş..oyuncularınsa genel olarak kolay kolay ropörtaj bile vermediğini söylemiş..ancak sanırım Özlem d.nin önümüzdeki ay bazı ropörtajları yayınlanacakmış... sete gidiş dışında bir şekilde buluşup buluşulamayağını da sormuş aynı arkadaş..havalardan dolayı çekimler bile aksamış..havalar düzelince ancak diyormuş bu ekipten Rana Hanım......
*-*-*-*-*
her ne kadar ziyaretçi defterinde her yazılana inanılmaması görüşünde olsam da bunun yalan olduğunu pek zannetmiyorum...
Bugüne kadar ne bir aşk öyküsünün kahramanı, ne bir aşk şiiri ağladı kalemimden.
"İçinden tren geçen şehirlerde bırakmıştık çocukluk aşklarımızı" * diyen bir sürgün söylemişti en âşık cümlemi belki de...
Ancak hayata âşık olabilme ihtimallerinden bahsettim.
Aşk arka sokaklarında dolaştı yazdıklarımın.
Çünkü;
Bazı şeyler anlatılamaz, ancak yaşanır, demiştim kendi kendime.
"Mavi ayrılığa mı, aşka mı çağrı..."**
diye başlık attığımda da, kendime ait olmayan bir aşkın uzaktan okunuşu vardı.
Şiirlerden yardım diledim aşk kelimelerini bulamadığımda.
Şu günlerde yine aşkı seyir halindeyim.
Kendime ait olanı ise sadece kendime sakladım. Müsadenizle...
" gecenin en siyahında,
umudun bittiği yerdeyim.
köşeyi dönsem ölüm.
düz gitsem hayat.
gölgeler içindeyim.
sen imkansızsın,
sensizlik imkansız,
aşk imkansız ….. "***
İşte buradan başlamalı. Bir ut ve tok bir erkek sesi ile günden, geceden ve o diziden aşk geçti.
Hırsız-Polis
Seyretmemin tek nedeni Uğur Yücel'i gördüğüm o ilk andı.
Aksak adında bir oto hırsızlık çetesinin reisi rolündeydi.
Son dönemlerde iyi ki seyrediyorum dediğim tek dizi.
Bilenler için çok tanıdık ;
Aksak, Dursun Kaptan, Çınar, Mavi, Fulya, Jilet, Arıza, Arsen, Kaporta, Kibar Mecmi….
Bilmeyenler için ise ;
Kaderin hırsızlığa mecbur ettiği Mavi ile Asayiş'te görev yapan komiser Çınar'ın sıradışı aşklarının hikâyesi.
Karşımızda birbirleri için yanıp tutuşan, ama biraraya gelemeyen iki kahraman vardır artık ! Aralarında da Mavi'yi kaybetmemek için her şeyi yapacak olan sıradışı bir karakter ! Aksak.****
Aksak,
" balıkçı yatağında ölmez baba. "*****
diye dokundu babasının gözlerine gözleri Aksak Nadir'in. Benim için hayatı sinemanın taa içinden geçen adam Uğur Yücel Aksak rolündeydi. Erol Günaydın konuşmadan yapılan oyunculuğu ile ben ustayım diyordu bir kez daha. Felç yüzünden konuşamayan, hareket edemeyen Aksak'ın babası Dursun Kaptan'dı o büyük oyuncu.
Her bölüm Aksak ve Dursun Kaptan'ın birbirine dokunan, sadece oğul monologları ile geçen sahnelerinde baba-oğul ilişkileri yeniden yazılıyordu.
Kırgın, kızgın bir oğul söylenemeyen kelimeler, kalkmaya çabalayan bir el ve kederli bir saç okşamasıyla Karadeniz'in inatçı dalgalarından takasını indiriyordu hayata.
Bu dizi benim için aşktan önce bir babanın oğluna kavuşmasıydı, belki de oğlun hayattan intikam alış şeklinin babasız hali… İşte ilk bu sahne beni kilitlemişti ekrana.
Önce Uğur Yücel belirdi, ardından Erol Günaydın'ın sessizliği…
Bir dizi bitiminde ilk defa gün saydım. Bir hafta çabucak bitsin dedim.
Onları bir kez daha bir kez daha aynı karede görebilmek için,
Sadece onları mı ?
Koca devrilmemesi gereken bir Çınar'ın Mavi'nin derin gözlerinde fırtınalara kapılışını, Şehir hatları vapurunda beklemeye alışık yitik bir âşık kadın Fulya'yı, aşkını en ümitsiz yaşayan jileti, hayata iki çocuğundan başka bir iyiliği dokunmayan Arızayı, bir oto tamirhanesinde hayatı söküp takan Arsen ve Kaportayı, suçluların yakalanması için her yol mübah diyen bir Selahattin Komiseri, Ayşegülü, Bünyamini, Ümiti ve geldiği bölümlerde nefesimizi tutarak nefretin en kibar halini gösteren Necmiyi mi ?
Hepsini en yalın halleriyle görebilmek için Çarşambaları iple çeker oldum.
çemberin en dışında
en çıkmaz sokaktayım
çığlık atsam sessiz
sussam yine çaresiz
gölgeler içindeyim.. "***
diye devam eden sözleri Neşe Şen'e, yanılmıyorsam bestesi ve yorumu Orient Expressions'dan Cem Yıldız'a ait şarkıyla devam ediyor Türkan Derya Güven yönetimindeki aşkın kanununun olmadığını söyleyen dizi.
Ve Gaye Boralıoğlu, Neşe Şen, Şerif Erol, Gülden Çakır ve Emine Algan'ın ortak kalemiyle hayatın içinden, bir hırsızın, bir âşıkın, bir polisin gözünden yaşanıp gidiyor en siyah geceler…
Bana ise seyretmek ve bu kimi ödünç cümleler kalıyor.
Bir de yüreğimi taa derinden delip geçen görütülerin arkasından gelen o ut sesi ve aşk imkânsız diyen sahneleri…
SunA.K. Grasse
gülündikeni 15-02-06, 16:37 Kelebek
15 Şubat 2006
Reyting artıran şarkıyı söylüyor
Kanal D’de yayınlanan, başrolleri Uğur Yücel, Timuçin Esen ve Özlem Düvencioğlu’nun paylaştığı "Hırsız-Polis" dizisi, hikayesi kadar "İmkansız Aşk" adlı şarkısıyla da ilgi görüyor.
Herkesin diline düşen şarkının sözleri Neşe Şen’e ait. Besteleyen ve seslendiren ise Cem Yıldız...
Sinemamızın yeni sultanları
2005 ve 2006 Yeşılçam'ın dirilişine sahne oldu. Yeni nesilin genç kadın oyuncuları ise performanslarıyla "Artık bu topraklarda aktrist yetişmiyor" diyenleri mahcup etti...
"iki Genç Kız"la Altın Portakal'ı kucaklayan Vildan Atasever, "Kurtlar Vadisi: Irak" filminde canlandırdığı Arap kızı Leyla ile herkesi şaşırtan Bergüzar Korel, "Hırsız- Polis"teki Mavi karakteriyle çok sayıda sinema teklifi alan Özlem Düvencioğlu ve "Annem Ya da Leyla" ile sinema kariyerine başarılı bir başlangıç yapan Aylin Coşkun gelecek vaadediyor. "Banyo"nun ardından "Beyza'nın Kadınları" ile şöhretini cilalayan Demet Evgar, "O Şimdi Mahkum"un ardından "Cenneti Beklerken" ile izleyicinin karşısına çıkmaya hazırlanan Melisa Sözen, "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? "de Ayşe Hatun rolünün altından başarıyla kalkan Şebnem Dönmez ve "Dün Gece Bir Rüya Gördüm"de uyuşturucu bağımlısı genç kızı başarıyla canlandıran Pelin Batu Yeşilçam'ın potansiyel yıldızları.
Ekranda farklı bir yüz (Özlem Düvencioğlu)
Almanya'da bir workshop çalışması sırasında keşfedilen Düvencioğlu, "Hırsız-Polis" dizisindeki Mavi karakteriyle kısa sürede izleyicilerin beğenisini kazandı. Aktris "balon yıldızların" cirit attığı şov dünyasında ayaklarını yere sağlam basan gençlerden biri.
15.02.2006
Haber: Yüksel AYTUĞ
AB
No Program Adı Kanal Rating (%) Share (%)
1 ASK OYUNU [NET] ATV 11,70 29,40
2 AVRUPA YAKASI [NET] ATV 10,50 26,50
3 HIRSIZ-POLIS [NET] KAND 9,30 23,90
4 ACI HAYAT [NET] SHOW 7,80 19,60
5 YA SUNDADIR YA BUNDA (FINAL) [NET] ATV 6,60 23,40
6 YANIK KOZA [NET] SHOW 6,60 16,90
7 GUMUS [NET] KAND 6,10 15,50
8 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 5,90 18,50
9 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 5,80 18,00
10 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR
total
1 ACI HAYAT [NET] SHOW 12,20 26,20
2 ASK OYUNU [NET] ATV 11,40 27,30
3 YA SUNDADIR YA BUNDA (FINAL) [NET] ATV 8,20 22,90
4 YANIK KOZA [NET] SHOW 6,90 16,90
5 AVRUPA YAKASI [NET] ATV 6,70 14,50
6 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 6,60 17,40
7 HIRSIZ-POLIS [NET] KAND 6,60 16,40
8 INTIKAM YARISI (Y.S) [NET] STAR 6,50 15,60
9 GUMUS [NET] KAND 6,00 13,00
10 SIHIRLI ANNEM (TKR) [NET] KAND
Geçen gün yazmış olduğunuz "Hırsız - Polis" ve "Aşk oyunu" dizileri ile ilgili fikirlerinize son derece katılıyorum,
bence de bu kadar sevilen 2 dizinin aynı saatlerde yayınlanmaması gerekir. Bu arada "Hırsız-Polis"in bir ara
iyi rating almadığı için kaldırılma ihtimali olduğu yazılıyordu, sonra bazı köşe yazarları (Sina Koloğlu gibi), Kanal-D'nin böylesine kaliteli bir diziye sahip çıkması gerektiğini söyleyen bir yazı yazdı, şu son iki haftadır ratinglerde belirgin bir yükselme oldu. 2 haftadır ilk beşe giriyor "Hırsız-polis" ve bunu da hakediyor, çünkü hem kaliteli, hem de sıradışı bir konusu var, bu durum şunu da gösteriyor, kanallar ilk 4-5 bölümde rating almayan bir sürü kaliteli diziyi yayından kaldırdı, ben bu dizilere de biraz fırsat verilseydi hakettiği yerlere geleceğine çok inanıyodum. Kanal-D'ye de sabrından ve bu diziye olan sonsuz inancından dolayı tebrik ederim... İyi Çalışmalar
gecce.com dan tv cocugunun yazisi....
Farklı bir aşk
Bir kaç kez benim dükkanın konuğu oldu "Hırsız-Polis".. Senaryosunun farklılığını konuştuk kimi zaman; kimi zamanda Türkan Derya Güven gibi başarılı bir yönetmenin gözünden kaçan hataları... Ancak, şu bir gerçek ki; "Hırsız-Polis" izlendikçe farkını ortaya koyuyor.
Bir hırsızla polisin aşkı bence çok güzel işleniyor.. Bir tarafta meslekleri, bir tarafta söz dinletemedikleri gönülleri.. Ayrıca yıllarca babasına küs olan, acısını çok kötü çıkartan Aksak'ın son bölümlerde babasıyla olan sıcak bağı da yüreklerimizi sızlattı. Öyle değil mi?..
Konusunun zenginliği diğer dizilerde pek rastlanmayan bir şey. Başka bir dizide olsaydı Mavi'nin hapisten çıkması haftalarca sürerdi. Halbuki, burada konu zenginliği çok olduğu için oyalanmadık ve hemen sonuca gittik. Ve Mavi'nin hapisten çıktığını gördük..
"Köşeyi dönsem ölüm, düz gitsem hayat" diyen "İmkansız" adlı dizi şarkısı da diziyle çok uyumlu.. Kısacası, "Hırsız-Polis" küçük hataları da olsa, bence izleyiciyi yakaladı. Tebrikler
gecce.comdan tv cocugunun yazisi
VARDIR BİR ARIZASI...
Bu arazide belki de evveli ve benzeri olmayan oyunculuğuyla Uğur Yücel, Hırsız-Polis'teki Aksak karakteriyle karşımızda. Aksak da, şimdiye kadarki tüm kahramanları, sevdikleri, bildikleri ve belki biraz da kendi gibi: "Derininde mutlaka bir arızası vardır. Kendini halletmiş insanlarla hiç ilgilenmiyorum."
'Karanlık yolların yolcusuyum'
Bu röportaj işi, daha ikinci haftasında, yedi bitirdi beni. Kasedi çözüyorsun, 30 bin vuruş. Sayfa alıyor 12 bin vuruş. 20'ye indirmek kolay. Ama sonrası, etinden et kopar gibi. Bir de toyluğu atana kadar, daha kolay lokmalarla pratik yapmak lazımmış. Ben sandım ki 15 sene ara uygundur. Değilmiş.
Uğur Yücel, bundan tam 15 yıl önce, hayattaki ilk röportajımı yaptığım adamdır. O zaman gülünç biçimde elim ayağım dolanmıştı birbirine, bu defa da aynen kaldığımız yerden devam ettik.
Tarafsız olmam beklenmesin. Şu âlemde, kendisiyle didişe didişe tarifsiz bir kata çıkarttığı oyunculuğuyla, onca övgüye rağmen 'oldum ben' yapmamasıyla, ona saygı duymayacaksak, eh geriye de pek kimse kalmıyor.
Tutumlu olmak zorundayım. Buraya ekleyeceğim her satır, röportajdan bir satır düşmem demek. Kıyamam.
Oyunculuğu bırakmak istediğinizi söylediniz, "Heyecanla ilgili bir şey. Sinema üretmeye başladığımdan beri daha içsel bir coşku yaşıyorum. Oyunculukla ilgili bir coşkum yok," dediniz. Sonra heyecan, coşku tekrar yerine mi geldi, ne oldu da vuslat mümkün oldu?
Eşkıya filminden sonra kendimle çarpıştım. Evet! Bir ana yolda büyük bir gürültüyle. Bu çarpışmadan bir yanım sakat çıktım. Oyunculuk yanım felç oldu. Geçiciymiş bilmiyordum, ben kaybettim sanıyordum. Beni görmek istedikleri yerden kaçmışım hep. Güldüren bir adamdan. Ağlatan bir adamdan. Komedyenden kaçmışım. Adını sanat koymadan 'İçerden, gerçekten ne çıkıyor'u aramışım. Oraya daha çok kapılmışım. Romanı, hikâyeyi, edebiyatı, senaryoları seçmişim. Hâlâ gözükmeyen, belirmeyen bir sinemam var. O gelecek. Buna inanıyorum. Ama o kadar kapanmışım ki. Hayatımda yapay ve sıradan duran her şeyi atmışım. Oyunculuğumu sıradan buldum ve bu sıradanlığa tahammülüm yoktu. Ama kendime çok zulum etmişim. Zulum daha güzel di mi? Zulümden. 'Melmeket melmeket olali bele zulum gürmemijtir.'
Sinemaya kapanmak hali. Fazla ciddi. Sinemam geldi, tuvalet ne tarafta... Delilik tabii esasında: Muhsin Bey gibi bir filmden sonra 10 yıl sinema yapmamak... Bir gün kalkıp iyi oyuncu değilim diye karar verip sinema oyunculuğunu bırakmak... Biri 10 yıl sürüyor, biri altı yıl sürüyor, bu insan ömründe, hayatın en pırıltılı olduğu zamanda kendine yapılacak zulüm mü yani?
Ya bize?! Peki sonra nekahat dönemine nasıl girdik?
Televizyona bir şey yapmak istiyorum, bütün televizyoncular "Sen oynuyor musun?" diyorlar. "Yok," diyorum, "Almayız," diyorlar. TRT'den "Senin oynaman koşuluyla alırız," dediler, Karanlıkta Koşanlar dizisinde oynadım ve yazdım ve çektim. Orada Haluk, Köksal, ben, bir ara oynarken, birden bire içimde yaratmış olduğum bir dünyanın eğlencesiyle karşılaştım. Bu çok özlemiş olduğum bir şeydi. Allahım, biz burada aniden başka bir yere geçtik, bunu ne mistik bir trans haliyle, ne uçucu bir etkiyle filan, hiçbir şeyle sağlayamazsın. Tavaf etmekle de sağlayamazsın, ney üflemekle de. Demek ki bizim böyle oyuncu olalım mı, olmayalım mı kuruntularının dışında, içimizde oluşturduğumuz bir dünya var, bu dünyanın kendi enerji gücü var. O enerji gücünü içeride, kapalı tutmak, insanı intihara kadar götürür. Milyonlarca görüntü parçacığı, milyonlarca okunmuş satır, bütün o çocukluğundan beri duyduğun sesleri kalbine gömüyorsun. Bu bir çıktığı zaman... Ateş çıkıyor o zaman. Ben niye yapmıyorum bu oyunculuğu, dedim. Haluk da söyledi bir gün. Oynadık, sahne bitti, "Ne hayvan adamsın sen yaaa!" dedi. Çok içtendi. Biraz da kederle söyledi. Sonra birileri aramaya başladı böyle, sevdiğim yazarlar, çizerler, yönetmenler... Yaa ne biçim oyunculuk bu filan diyorlar, Allah Allah ya Rabbim diyorum, ben bir şey mi atlıyorum acaba... Alacakaranlık dizisi de, oynamayı kesinlikle düşünmediğim, yapımcısı olmak istediğim bir işti. Hatta Engin Cezzar'ı düşünmüştük, Güneydoğulu filan değildi, İstanbullu bir komiserdi. Genç polis için de Emre Altuğ'la görüşmüştük. Kenan hiç yok ortalarda o zaman, öyle bir kast yok. Fakat televizyonlarla görüştükçe, aynı şeyi söylediler: "Siz bize oyuncu olarak gelin, yapımcı olarak gelmeyin," dediler. "Peki," dedim, "ama tüyeceğim." Doğrusu beni genel müdürler değil, oyuncu arkadaşlarım ikna etti.
Karanlıkta Koşanlar da çok iyi diziydi, kaldırıldığında ben gene perişan olmuştum. Ama Alacakaranlık'ta başka bir şey yaşadık. Oradaki oyunculuk, sapıkçaydı. Tahir Kemal'in hayvansı bir yanı vardı. Oturduğum yerden cüret edemem böyle bir benzetmeye ama Yıldırım Türker'in o benzersiz güzellikteki yazısında dediği gibi: "Oynarken kendini bulduğu dünya dışında hiçbir şeye sadakat yemini etmemiş; hazırlıksız yakalanmışsanız, sizi 'Yahu, bu hayvan ne yapıyor?' diye heyheylendiren; canlandırdığı insan kadar anlaşılmaz, bütün yabancılar kadar yorucu ve tekinsiz..."
Yıldırım da Shakespeare gibi yazıyor yahu. İnsanın adem olup etkilenmemesi imkânsız. Okuduğum ve çok da beğendiğim bir yazar böyle sözler edince... Tabii ki şaşırarak okuyorsunuz. Biraz utanarak. Bizim yazıhanede 'Bugün Yıldırım'ın yazısını okudunuz mu?' muhabbeti vardır. O gün soramadım kimseye. Herkes de mırın kırın. Kibarlıktan öleceğiz. Ulan açık böbürlenelim işte. Yok. Kimse mevzuyu açmaz. Övgü aldık ya, köyde dedemiz ölmüş gibiyiz. Herkeste 'Aaah biz biliyorduk, o çok iyi aktördü' hali. Limon kolonyası, çay, ellere sıkıştırılmış mendiller. Yergi varsa burnuma sokarlar. Yaa bizim yazıhane muazzamdır. Bana en iyi gelen yer.
Kanalizasyona yakınların türküsü
Sizin oyunculuğunuzu; o daha şık, kusursuz, hayran olunan, takdir edilen oyunculuktan, 'Haluk Bilginer tarzı oyunculuk' diyelim adına, ayıran; her tüyümüzü, hücremizi teslim alan, aramızdaki o garip ilişkiyi kurduran ne sizce? Şimdiye kadar alışageldiğimiz oyunculuktan başka bir şey o. Deli, delen bir şey. İnsanın bir yerine bir yerine basan bir şey. Ne o?
Bir senfoni orkestrasında çalan vurmalı çalgılar ustası bir adam düşünelim. O, bir funk grubuyla da çalabilecek ustalıktadır, sokak müzisyenleriyle de. Ben de vurmalı çalıyorum ama 'Eyüp dümbeleği'. Yani ben onun çaldığı sokak müzisyenleri gibiyim. Sokakta ya da Beyoğlu barlarında belki daha yakışıklı olur, New York'un bodrum kulüplerinde çalan Afrikalılar gibi. Bir bakarsın köylü, İngilizcesi bile yok. Ama elleri patlak ve dünyanın her müziğine karışacak bir ezgi söyleyip patalaka patalaka çalıyor. Köyündeki birine benzetirsin onu, içini acıtır. Afrika'dan çalarken 'Benim sadık yarim kara topraktır' der hani. Ben yerli karakterler oynuyorum. Herkese akraba geliyor. Haluk'sa hem çok sevdiğim bir arkadaşım hem de çok sevdiğim bir aktör. Polifonik orkestra gibi. Her yerde iyi. Ne oynarsa! Bizim Marcello'muz. Ben onun yanında tek sesli cura. Âşık Veysel. Gözleri dağlanmış Malkoçoğlu. Zatoiçi. Haluk da güler bunlara. Ama ben sıradan bir aktör olduğumu söylemek istiyorum. Sahiden benim için bir rol çıkartmak sorun. Biliyorum her şeye yeniden başlamak gerek yeni bir sahne karakterinde. Oyunculuk, türlerle çeşitlerle dolu, yere düşünce renkleri gözüken tropik çiçekler gibidir. Laurence Olivier'i izlediğinde, tıpkı Mozart dinliyor gibi olursun. Ya da Nureyev seyreder gibi. Marlon seyretmek, Coltrane dinlemek gibidir. Sazın parçalanışı gibidir. Harlem'in tap dance'leri gibidir... ya da Hendrix'in soloları gibi içini acıtır. Biri aristokrasinin misk kokularını, klasiğin ölümsüz romantizmini, diğeri kanalizasyona yakın yerlerdeki insanların türküsünü söyler.
Ben en basit tanımlamayla sokağa yakın biriyimdir. Sırtımı koltuğa yaslayıp keyifle söyleyebilirim ki ben yaratıcılığa dair çıkılan karanlık yolların yolcusuyum. Bazen o karanlığa dair bende görülen fragmanlar, işte bu dedirtiyor. Bir oyuncu kendine bakmalı ve hayatın dilini buradan bulmalı. O kadar! Sadece arada sırada iyi oyuncuyum. Yoksa çoğu karakter sadece beni çalar benden. Kendimden çaldıklarım herkese dokunuyor galiba.
Of, damardan oldu. Bir de şu meşhur 'ruh göçü' meselesini aradan çıkaralım o zaman, hani bütün geçmiş röportajlarda peşimizi bırakmayan...
Hah! Bu artık benim mantram gibi algılanacak, yakında Gandhi demeye başlayacak lavuklar. Kendimi yakalıyorum tabii göç sırasında. Saçlar boyandıktan sonra daha çok fark ettim bunları, rakı bilgesi gibi böyle, sürekli derinlikten, göçlerden, ruhlardan bahseden bir adam gözükmüş son zamanlarda. Sanki böyle büyük büyük laflar gibi geliyor. Yoksa meramımız sayın seyirciler, bir karaktere doğru gidiyoruz, onun bulunduğu yöredeyiz, yörenin içinde konuşlanmamız, çökmemiz, oturmamız gerekiyor. Urfa'da, Diyarbakır'da, Kars'ta, bir duvarın dibine çöküp oranın seslerini duymamız gerekiyor. Sesleri dinlerken kafamıza adam düşüyor. Çünkü hava sıcak ve damda uyuyan adam, ben bağdaş kurmuş otururken kafama düşüyor. Ben tam göçüyorum. Ruh da göçüyor tabii. Bu Urfa'ya gitmeden, Kars'a gitmeden filan da olur ama ben o yolculuğu seviyorum. Bir yerden bir yere doğru göçüyorsun ve kafana adam düşüyor. Oraya gittiğin zaman, kafadan onu beceriyorsan, ağzı yüzü değişiyor insanın. O zaman oynamaktan çıkıyorsun. Ses başka bir yerden bükümleniyor, oralı bir adamın kederiyle bakıyorsun, oyuncunun kederiyle değil.
Ete kemiğe bürünür ve konuşur
Sonra o kendi konuşmaya, küfretmeye başlıyor, kontrolden çıkıyor, Tahir Kemal'da olduğu gibi...
Kesinlikle. Tıpkı bir romancının kendi karakterini yazarken, karakterin elinden çıkması gibi. Tahir Kemal de böyle bir şeydir işte. Ete kemiğe bürünür ve konuşur. Artık ben bunu nasıl oynayayım diye düşünmem. Biz Settar'la sete girdiğimiz zaman, karşılıklı oturunca divanların üzerinde bağdaşımızı kurup, ortaya çiğ köfteyi, rakıyı, bir de türküyü koyduk mu, biz gittik cağırtlak kebapçısına. İki kamera kullanıyorduk, hiç kesmeden, karşılıklı oynayıp bırakıyorduk. İşin o tarafı çok güzel. Oynamaktan başka bir şey oluyor o zaman. Göç bu işte.
Alacakaranlık'ta apaçık bir enerji/sinerji vardı, takımın öpüşen bir elektriği. Hırsız Polis'te oyunculuğuyla size heyecan veren kimler var? Timuçin Esen mesela?
İki insan oturup bir mavraya dalar. İki dümbelek diyelim, çalmaya başlarlar, ahenk içinde başlar, bitirirler müziği. Biri solosuna girdi mi, diğeri namusuyla dem tutar. Orada paylaşım vardır. Yazı Tura ve Alacakaranlık bana çok akraba insanlarla yapıldı. Sokak çalgıcılarıyla. Biz büyük bir parkta oynayan çocuklardık. Eskiden annesi çağıran giderdi. Biz hep sonunu getirdik. Bütün arkadaşlar yeniden oynamayı bekliyoruz. Burada kimler olacak bilmiyorum daha, yolculuk içinde göreceğiz. Kimseyi tanımıyorum pek. Oyunu da ben kurmadım. Timuçin'i eskiden tanırım. O da kendine sorun yaratanlardan. Bizlerden. Timuçin Yazı Tura'da oynamıştı, orada üçüncü hikâye olacak olan hikâyenin de başrol oyuncusuydu! Dört beş tane audition yapmıştık o rol için ve biçilmiş kaftandı. Rolü kapmıştı. Karadenizli bir adamı oynayacaktı.
Sahi niye olamadı?
Ben oturup 300 dakika filan bir film yazmışım. İlk film ya, dök! Bunun 85, 95, hadi 100 dakika olması lazım. Herhalde kendimi yakaladım koşarken. Bu defa da düştük. Daha hâlâ sinema salonlarındayım. Zamkla yapıştım. Jiletle kazıyacaklar. Neyse! O orta metrajlı film uzun metraj oldu. Çekilecek...
Ama Esen'in oyunculuğunu beğeniyorsunuz.
Çok iyi oyuncu. Adam sinemacı. Kendisine inananları hiç yanıltmayacak gibi gözüküyor.
Aksak nasıl biri? Doğrusu ben şöyle hayal ediyorum: Kötü adam ama sanki şefkatli ve bize kendini sevdirecek bir yanı da mutlaka vardır. Sevmesek de halinden anlarız. İyinin içindeki kötü, kötünün içindeki iyi, o griliklerde ustaca dolanıyorsunuz ya...
Doğru bir hayal! Bir, karakter zaten böyle yazılmış. İkincisi, filmlerde de, kendi yazdığım işlerde de, politik gözükse de sonuç itibariyle, aslında ilgi alanım hayat. Düşmanlığı, nefreti, kıskançlığıyla. Ayrılığı, aşkı, acısı, kötülüğü ve iyiliğiyle. Bunu dönüştürmeye çalışıyorum. Aksak'ta şöyle bir şeye gittik: Bu adam bir kere şık giyiniyor. Pastanede çalışmaya başlamış, Rize'den İstanbul'a ilk geldiğinde. Tezgâh arkasından, pastayı taşırken gördüğü o şık insanlara özenmiş. Saç stiline, gözlüğe, giyime, arabaya. 80'lerde kalmış. Sonuçta öyle bir adam olmuş ama mafyalaşmamış, büyümemiş, başka bir yere gitmemiş. İşini yapmış sadece. Gaye'yle Neşe'ye hırsızlık masasından bir polis söylemiş: Topuk Necmi adında bir hırsız varmış. "Adam acayip şık giyinirdi, sırf karizmaydı ve biz adamın zekâsından korkardık," diye hırsızlık masasından polis söylüyor. Aksak tam böyle bir herif. Acayip şık, hiç kıl düşmüyor üstüne. Deli. Kabadayı. Yıkar geçer yani. Fakat inanılmaz zeki. Böyle ilginç bir karakter. Çok benziyor Topuk Necmi'ye ama biz hiç duymamıştık daha önce Topuk Necmi'yi. Gördüm ben böyle adamlar. Acayip bir Amerikan'ı vardır kapıda, bambaşka bir şıklıkta dolaşıyordur ortada, bu adam burada ne yapıyor, alacaklı mı, diye bakarsın, oranın sahibi çıkar. Anormal jantidir, çift perdah traş, briyantinli boyalı saç, güneş gözlüğü... Mutlaka derininde bir arızası vardır. Bu Aksak'ın da işte bir baba sorunu var, izleyeceğiz, ilginç adam.
Rakı erbabları, arsa şarapçıları
Zaten sizi arızasız işte düşünmek zor...
Ben kendimle çöplükte buluştum. Gerçek anarşizmin ne olduğunu bilirim. Bulundukları yeri en derin bıçak yarası zanneden ve balkonlarından insanların kafasına tüküren hayat korkaklarına da zarf atmıyorum. Orası da ticari bir alandır. Benim hedef kitlem yok. Bildiğim dünyayla ilgileniyorum. İnsanın kendi yapacağı müzik, sinema ya da edebi bir üretim üzerinde, kendisiyle buluşmuş ve barışık olması gerekiyor. Nereye gideceğini bilmesi gerekiyor. Benim bildiğim müzik böyle bir müzik. Daha yeraltından bir şey. O dünyalar benim ilişki kurduğum dünyalar. Doğup büyüdüğüm yer de öyle. Lümpenler. Arızalı insanlar. Şizofren yalı aristokratları, uçuk Rumlar, ince eleyen Ermeniler, kanun çalan Sefarad'lar. Sustalı şıngırdatan esrarkeşler, cani monşerler, arsa şarapçıları, rakı erbabları, mahalle gerillaları... Bütün bunlar esasında bana yakın gelen insanlar. Kendini halletmiş insanlarla hiç ilgilenmiyorum. Arkadaşlarım da öyle konforlu insanlar değil. Bizim ilişki kurduğumuz, üretime başladığımız yerler, yer dibine yakın yerler. Hepimiz kendi karanlığımızla ve insanın karanlığıyla ilişkili sorunlar bulmuşuz. Belki de değişimler, yenilikçi işler sorunlu yerlerden çıkıyor daha çok. Ama bir araya geldiğimizde hayat hiç karanlık olmuyor. İleriye doğru dönüyor. Işıltıya doğru.
Yazı Tura'nın festival trafiği
Yazı Tura'nın etrafta pek çıkmayan, bir festivalden festivale gezme durumu var, değil mi?
Yazı Tura şu anda Avrupa'da festival dolaşıyor. Mesela Karlovy Vary'ye gittim, orada Çek seyirciyle birlikte filmi izledim. Sonunda çok alkışladılar; dakikalar sürdü, bitmiyor. Ve benim orada olduğumu bilmiyorlardı. Çok büyük bir mutluluk bu. İlk kelimesi 'Kahverengi'ydi Yazı Tura'nın. Bir sözcük yazıyorsun odanın birinde, o hamamböceği günlerinde, sonra o bir film oluyor. Ve birileri, senden çok bağımsız olarak filmi sahiplenip alkışlıyorlar. Buna tanık olmak muazzam bir şey. Karlovy Vary'de, Montreal'de gösterildi, Selanik'te gösterilecek, Kiev Molodist Film Festivali'nde yarışıyor, Viyana'da Viennale Festivali'nde gösteriliyor, Manheim'da yarışacak. Yazı Tura dışarıda, böyle sessiz, sakin, kendi yolunu buluyor, dünyadan çeşitli festivallerden davet alıyor. Filmde çalışan herkesin gurbete gönderdiği çocuğu işte; dahil olabileceğimiz bir şey değil artık, kendi marifeti.
Vasatlar ülkesinin yıldızları
Yazı Tura'nın geçen sene Altın Portakal'dan 11 ödüllük rekoru var. Bu seneki portakallara ne diyorsunuz?
Vasatlar ülkesi burası. Her alanda çok iyiyi bulmak çok zor. Ender çıkıyor. Bizim denizlerimiz sığ denizler. Gidiyorsun, gidiyorsun, dizine kadar. Açılma, başka kanallara doğru yüzme imkânı yok. İyi oyuncu da bulamıyorsun, iyi film de nadir çıkıyor, iyi yönetmen de çok az, oralarda bağırıp çağırıyorlar işte. Açıkçası benim duyacağım kadar iyi bir ses çıkmıyor oradan.
Nuri Bilge Ceylan ile Zeki Demirkubuz'u beğendiğinizi biliyoruz. İşinden heyecan duyduğunuz başka kimse var mı?
Fatih'le Ferzan'ı da bizden sayıyorum. Ferzan bütün eski Türk filmlerine tutkundur. Fatih sanki Beyoğlu'ndan çıkmış ekalliyet gibi. Güzel işler yapıyorlar. Kendi duruşlarını, söyleyecekleri şeyleri bulmuş insanlar bunlar. Eskilerin kendilerini yenilemek gibi bir projeleri yok. Tabii ki yeni oyuncular, yeni sinemacılar çıkacak ve bir şeyleri değiştirecek. Oyuncular hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Bazen bir yerden birini bulup çıkartıyorsunuz, pek de iyi olmuyor galiba. Oyuncularla değil de, oyunculuğunu kaybetmiş, kendi yolunu bulamamış, benim gibi çaresizlerle çalışmak istiyorum. Hatta oyunculuğu hiç bilmeyenlerle. Çalıştığım bütün arkadaşlarımla muazzam bir hoşnutluk içerisindeyim, özellikle Yazı Tura ve Alacakaranlık, hayatımda unutulmayacak günlerdir benim. Ama bundan sonra bir yerlerde oluşmuş oyuncuyla değil, olmamış insanlarla ilgileniyorum. Çünkü ben öyle biriyim. Arıyorum, ölene kadar da arayacağım. Bulmak mümkün değil.
Nur Çintay
Bugünkü Hürriyet Gazetesi'nde Pakize Suda'dan alıntı:
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3955204.asp?yazarid=33&gid=61
HIRSIZ-POLİS
Ben ki bu işlerin içindeyim.
Yani dizi filmlere kendimi kaptırmam. Başka gözle seyrederim.
Sırf içinde olduğum için değil... Sıradan bir seyirci olarak da oyuncuları sokakta çevirecek, misal Aliye’nin kocasına "Çocukları neden kaçırıyorsun annelerinden" diye hesap soracak biri değilim takdir edersiniz ki.
Düzeltiyorum, "değilim" değil "değildim".
Artık yapabilirim.
Çünkü Hırsız-Polis’teki tüm karakterlerin gerçekten yaşadığını düşünüyorum.
Bin yıldır tanıdığım Erol Günaydın’ı görsem boynuna atılıp "Diliniz açılmış çok şükür" diyebilirim.
Veya Polis Teşkilatı’na mektup yazıp Çınar gibi bir mensupları olduğu için kutlamaya kalkabilirim.
Uğur Yücel... "Ne güzel oynuyor" falan değil, hakikaten "Aksak"tır artık benim gözümde.
Büyük konuşmuşum. Kurtlar Vadisi’ni seyretmekle yetinmeyip ertesi gün her sahnesini birbirine anlatanlarla dalga geçerdim. Şimdi aynısını kardeşimle yapıyoruz.
"O anda Aksak’ın bakışına dikkat ettin mi?" falan gibi şeyler...
Hele müziği, hele müziği... Çalın ağlayayım.
Bu diziyi kaldırmaya kalkarlarsa, vallahi Kanal D’nin kapısına dayanırım!
mizrak_tutucu 19-02-06, 11:57 Hafta sonu çıkan Kumsal'da şöyle bir küçük haber çıktı:
Uğur Yücel ve Timüçin Esne'in başrolünde oynadığı Hırsız Polis seyirci kitlesini yavaş yavaş artıran dizilerden bir. Dizinin hakettigi reytinglere ulaşamaması nedeniyle bitebileceğiyle ilgili dedikodular yayınlandı. Son bölümlerde konunun hızlı ilerlemesiyle dizi reyting olarak büyük bir atak yaptı. Müziğiyle de büyük beğeni toplayan dizi böylelikle sezon sonuna kadar yerine garantiledi.
Yani Haziran'a kadar rahatız. Dizide sarkma olursa, bitmesi ve tadında kalması için kampanya başlatırız. Harika gidiyorsa, gelecek sene de isterüz diye kampanya yürütürüz.
Milliyet Televizyon Eki'nde bulunan Söz Okurun Köşesinden iki yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Hırsız-Polis Harika
"Hırsız-Polis" gerçekten harika bir dizi ve daha uzun bir süre devam etmesini istiyo |