Tüm Versiyonu Göster : Roman Polanski


pinarcc
10-02-07, 18:46
Roman Polanski, Polonya’nın ‘büyük sinemacılar’ kuşağından. Çocukluk yıllarında Polonyalı bir Yahudi olmanın acılarını derin bir şekilde yaşayan Polanski, daha sonra çekeceği “Piyanist” filminde, bu acılara doğrudan tanıklığından yararlanacaktır.
Annesinin Naziler tarafından öldürmesinin acısına aldırmadan savaş biter bitmez yeniden evlenen babasıyla yollarını genç yaşta ayırdı. Henüz 14 yaşında tiyatroda oyunculuğa başladı. Tanıştığı insanlar, gittikçe genişleyen çevresi onu hızla sanat dünyasının içine çekti. Tiyatro oyunlarının ardından filmlerde de oynamaya başladı. Daha sonra Polonya sinemasının en önde gelen isimlerinden olacak Andrzej Wajda’nın ilk uzun metrajlı filmi “A Generation”da rol aldı. Bu esnada Krakow’daki sanat okuluna devam etti; burada öğrendiklerinin kendisine yeteceğine inandıktan sonra ünlü Lodz Devlet Film Okulu’na girdi. Okulu bitirince bir süreliğine Paris’e giden ve buradaki sanat ortamından beslenen Polanski, Paris’te, kısa metraj alanında adının iyice duyulmasını sağlayacak “The Fat and the Lean” adlı filmi çekti. Polonya’ya 1962 yılında geri dönen Polanski, ilk uzun metrajlı filmi“Sudaki Bıçak”’ı (“Knife in the Water”) çekti. Oscar’a aday olan filmin başarısı uluslararası arenaya açılmasını sağladı. İngiltere’de peş peşe çektiği iki film, “Tiksinti” (“Repulsion” - 1965) ve “Çıkmaz” (“Cul de Sac” - 1966) onu sinema çevrelerinde herkesin tanıdığı bir isim yapmaya yetti. 1968 yapımı “Rosemary’nin Bebeği” (“Rosemary’s Baby” ‘şeytanlı film’ diye adlandırılan korku alt türünün köşetaşlarından biri oldu. Bu filmden hemen sonar çılgın bir tarikat lideri olan Charles Manson ve adamları, evlerine girerek Polanski’nin hamile eşini ve o sırada evde olan dört misafiri bıçak darbeleriyle feci şekilde katletmeleri, Polanski’nin sanatına daha çok sarılmasını sağladı. “Çin Mahallesi” (“Chinatown”) filmi, bu sarılışın en güzel örneğidir. Polanski’nin bundan sonra gerçekleştirdiği filmlerin hiçbiri “Rosemary’nin Bebeği” ve “Chinatown” kadar ses getirmedi. Bu filmlerden bazıları: “Çılgın”, “Frantic”, “Acı Ay” (“Bitter Moon” - 1992) “Ölüm ve Genç Kız” (“Death and the Maiden” - 1994), “Dokuzuncu Kapı” (“The Ninth Gate”), …
21. yüzyıla “Piyanist” filmiyle başlayan Polanski, Cannes’ın büyük ödülü Altın Palmiye’yi, Fransa’nın Oscarları olarak görülen César’ların yedisini kazanan, BAFTA’da “En İyi Film” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerini alan “Piyanist” aynı zamanda yedi dalda Oscar’a aday gösterildi.

bence Roman Polanski cok güzel filmeler yapti en sevdiklerim Pinaist ve Oliver Twist,bu filmleri bakmadiysaniz bakmanizi öneririm süperler ve gercegi de anlatiyorlar hele Pianist...:good:

pinarcc
10-02-07, 18:56
Oliver Twist(2005):
Oliver Twist büyüdüğü yetimhaneden kaçıp Londra sokaklarında yaşamayı tercih eder. 19. yüzyılın karamsar Londra’sı günümüzün dünyasından pek farklı değildir ve sokak çetelerinin bu genç yetimi fark etmeleri uzun sürmez. Bir yankesici çetesinin eline düşen Oliver, yaşıtlarıyla beraber hırsız olarak yetiştirilmekte ve suç işlemeye zorlanmaktadır. Bir gün soyması için gönderildiği evde geçirdiği kazanın ardından kendini yaşlı bir adamın şefkatli kollarında bulur.

Piyanist:
Zamanında Spielberg'ün kendisine getirdiği teklifi reddederek Schindler'in Listesi'ni (Schindler's List, 1993) yönetmeyen Roman Polanski, Piyanist ile kendi 'Yahudi soykırımı filmi'ni çekmiş bulunuyor. Şimdiye kadar aldığı Altın Palmiye'ye ve Amerikan Film Eleştirmenleri En İyi Film Ödülü'ne bakılacak olursa beklemesi hayırlı olmuş. Piyanist, İkinci Dünya Savaşı sırasında Varşova gettosunda saklanarak hayatta kalmayı başaran Yahudi piyanist Vladislav Szpilman'in gerçek hayat öyküsünü anlatıyor.

Aynı dönemlerde Polanski de Krakov gettosunda hayatını bir şekilde sürdürebilmiş olduğu için, böyle bir filmi çekmeye en uygun yönetmen olduğuna şüphe yok. Savaş esnasında bombalanan Varşova'dan geriye pek eski bina kalmamış olması, çekimlerin yapıldığı Almanya'da film için büyük setler inşa edilmesine yol açmış.

Polanski, Fransız, İngiliz, Alman ve Polonya ortak yapımı Piyanist'in temelde bir Polonya filmi olduğunu savunuyor; zaten konunun ötesinde, filmin görüntü yönetmeni, bestecisi ve set tasarımcısı da Polonyalı. Filmin Cannes'da ödül alması kimi çevrelerce büyük bir fiyasko olarak görüldü. Gerçekten de Piyanist, böyle bir festivalde büyük ödülü alması beklenmeyecek kadar eski usul bir film.

Gerek anlatısı, gerek anlatımı son derece klasik. Fakat bu klasikliğinin içinde son derece tutarlı ve dengeli bir film aynı zamanda. Karşımıza çıkan gerek Polonyalı, gerek Yahudi, gerek Alman tüm karakterler arasında, hem iyi hem de kötü insanlar mevcut; Szpilman'ın otobiyografisinin en çok övülen yönü olan nesnelliği filme de aktarılmış.

kaptan jack
10-02-07, 20:34
harika bir yönetmen...pianiste döktürmülştü ancak the night gate tam bir fiyaskoydu.....ama genelde başarılı bir yönetmen....:img-yes:

sbuffy
11-11-07, 08:46
Roman Polanski “Hayalet”le Geri Dönüyor

http://farm3.static.flickr.com/2256/1960541394_f441efe3c3_m.jpg

Ünlü yönetmen Roman Polanski yeni projesinde Robert Harris’in geçen ay piyasaya çıkan Ghost adlı romanını sinemaya uyarlayacak. Daha önce BBC’nin Panaroma ve Newsnight programlarında muhabirlik yapan Robert Haris, politik yazı ve kitaplarıyla tanınıyor. sinemalife.com’daki habere göre film, politik gerilim türünde olacak. Polanski’nin anlatacağı hikâyenin merkezinde eski bir İngiliz başkanının anılarını yazması için tutulan bir yazar olacak. Yazar, araştırması sürerken ortaya çıkardığı gerçeklerle bir anda kendisini büyük bir tehlikede bulacak.

kaynak:sadibey

sbuffy
09-01-08, 18:22
Herkesin Kendi Sineması

Tarih-Saat: 09.01.2008 22:00

Cannes Film Festivali’nin 60. yılı dolayısıyla sipariş edilen ve 35 yönetmenin imzasını taşıyan “Chacun son cinema” üçer dakikalık kısa filmlerden oluşuyor. “Sinema” teması etrafında şekillenen projenin mimarları arasında Altın Palmiye ödüllü yönetmenler de var. 60. Cannes Film Festivali’nin özel gösterimlerinden biri olarak programa dahil olan film, kısa bir süre sonra CNBC-e ekranında izleyiciyle buluşuyor. Bu istisnai sinema olayını kaçırmamanızı tavsiye ederiz./ekolay.net

Heather
16-06-08, 08:21
Cani merhamet dileniyor

Ünlü yönetmenin 8 aylık hamile eşini öldüren cani kadın üç aylık ömrü için merhamet dileniyor.

Yönetmen Roman Polanski adaletin terazisinde merhamet ve intikamı tartacak. 1969'da evine girerek sekiz aylık hamile eşi Sharon Tate'i 16 yerinden bıçaklayarak öldüren Susan Atkins cezaevinde ölümcül bir hastalığın pençesine düştü.

Doktorların en fazla üç ay yaşar dediği Atkins, son günlerini özgür geçirmek istediğini söyleyerek önceki gün Polanski'den merhamet dilendi. ABD'de Charles Manson tarikatının üyesi olan Atkins, "Anlamsızlık anlamdır" felsefesiyle hiçbir neden yokken beş arkadaşıyla birlikte yönetmen Polanski'nin evine girmiş ve karısın öldürmüştü.

Sharon Tate öldürülmeden önce şöyle yalvarmıştı: "Beni öldürmeden önce karnımı kesip bebeğimi yaşat." Ancak Atkins bu yalvarmalara aldırmamıştı. Annesi de kardeşine sekiz aylık hamileyken Auschwitz kampında ölen Polanski ise bu trajediden sonra ABD'yi terk etmişti.


kaynak:Hürriyet