Tüm Versiyonu Göster : Hayat Türküsü-Bölüm Yorumları
Yorumlarımıza bu başlıktan devam edebiliriz.
Bir Önceki sayfaya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...
http://dizifilm.com/forum/showthread.php?p=2919351#post2919351
yeni başlığımıza ilk yorumu eklemek de bana kısmetmiş:)Hızla başlayalım öyleyse...
Hayat-Mustafa Bey konuşmasının merakı ile oturduk çoğumuz ekran başına. Acaba ne konuştular, neler söylediler birbirlerine, ne oldu… Birden bire Hayat’ın sınıfıyla karşılaştık jeneriğin ardından. Ama öyle bir şey ki bu, bölüm sonunda Ebru sorana kadar unutuverdik biz de aklımızdaki soruları. Evet, sevgili Dokuz’un da belirttiği gibi Eren ağırlıklı bir bölümdü. Velâkin bu konu da çözüldüğüne göre umuyoruz ki bir süre enişteyi filan görmeyiz ekranda… En azından ben öyle umuyorum…
İlk sahnede Nesrin’in okuduğu metinden sonra Hayat’ın konuşmasında duygulara ne kadar da çok yer verilmişti. Kendi adıma bu çok hoşuma gitti benim. Hani çoğu kez televizyonda görürüz ya, haber programları ya da talk showlar sokaklara atarlar kendilerini ve birilerine mikrofon uzatırlar rasgele. Bu mikrofon uzatılan insanlardan en sık duyduğumuz cümle şu mealdedir “Duygularımı/düşüncelerimi ifade edecek kelime bulamıyorum.” En acısı da bunun normal oluşu… Duygularımızı, düşüncelerimizi ifade edecek kelimeleri bulamayız ve bu normaldir. Çünkü bize okullarda kendimizi nasıl ifade edeceğimizi, hissettiğimiz duyguları, aklımızdan geçen düşünceleri bir başkasına nasıl aktaracağımızı değil de karşımıza çıkması muhtemel birtakım sorulara ne şekilde cevap vereceğimizi öğretirler. Ya da öğretilmez bile… Ezberletilir… Yazma ödevlerinin geneli ya tatil anılarıdır ya da çok bilindik birtakım atasözlerinin ne demek istediğini açıklama şeklindedir. Okutulan kitaplar belirlidir. Ve zaten “Bunları mutlaka okumalısın” şeklinde verilen kitap listeleri ile yaklaşık 20–25 kg ağırlığındaki ders kitaplarındaki alıştırmalardan dolayı serbest okumaya da çok zaman kalmaz. Sonunda da televizyonda gördüğü karakterlerin cümle tiplerini taklit etmek dışında kurabildiği tek cümle “Duygularımı/düşüncelerimi ifade edecek kelime bulamıyorum” olan insanlar yetişir hızla. İşte bu yüzden Hayat’ın öğrencilerine “Duygularınızı, herhangi bir zamanda hissettiğiniz herhangi bir duyguyu yazın” deyişinden büyük bir memnuniyet duydum. Çünkü hislerinin ondaki etkisini analiz etmek için dışarıdan bir itici güç bekliyor insan çoğu zaman. Bu ve buna benzer şeyler için en uygun itici güç aslında okullar olabilecekken daha ziyade “itici” güç olarak kullanılması ne acı… Ne acı ki hiç okula başlamasın istiyorum bana “Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Böyle (kalbini işaret ederek) buramda bir şey var sanki. Şimdilik oyunu yarıda kessek olur mu?” diyen 4 yaşındaki kuzenimin. Neyse… Kısacası öğrencilerinin duygularıyla olduğu kadar onların duyguları ifade edebilme kabiliyetleriyle de oldukça ilgilenen bir Hayat Öğretmen beni çok da şaşırtmadı zaten…
Cenap Bey hani diyor ya, “Ya da torpille arkalarından itelersiniz, diplomayı alırlar. Sonra da milletin başına bela olurlar.” diye. Ben çok merak ettim, acaba Cenap Bey bulunduğu mevkie nasıl geldi? Öğretmenlik mesleği üzerine konuştu bir de… Cesaretli olmaları gerektiğinden bahsetti öğretmenlerin. Öğretmenlik mesleğinin ana malzemelerinden biri, belki de en önemlisi, şüphesiz ki insandır. Bir öğretmen bir nesil yetiştirir. Öğretmenlik mesleği hakkındaki “engin düşüncelerini” anlatan “görmüş geçirmiş” Cenap Bey’in, bahsi geçen mesleğin amacı olan bir öğrenci için kullandığı “zibidi çocuk” ifadesi ne kadar da ironik… Ve ne kadar da Cenap Bey’lik bir söz aslında… Komiserin gasp olayı ile ilgili elde ettiği bilgileri anlattığı anda Cenap Bey’in yüz ifadesi ise muhteşem… “Eren için o kadar atıp tuttuk, gene bu kadın haklı çıktı bee” der gibi bakıyor ve muhtemelen bunları dinlerken hatasını nasıl tamir edeceğini, bu hatadan nasıl bir ders çıkaracağını değil, birkaç saniye sonra göreceğimiz “u dönüşü”nü nasıl alacağını düşünüyor. Az önce “zibidi çocuk”[b] diye bahsettiği insandan [b]“yavrucak” diye bahsederek dönüşüne başlıyor. Öyle çok ki bu “u dönüşü” meraklısı insanlar ve öyle az ki Hayat Öğretmenler…
Eren için uğraşan Hayat ve Komiser ile puan kazanma derdi ile ilgileniyormuş gibi görünen Cenap Bey’den sonra yine Eren için bir şeyler yapmaya çalışan Ebru’yu görüyoruz. Bayağı da hızlı kullanıyor hani klavyeyi, kaçmadı gözümüzden. :img-hyste
Cemal’in telefon konuşmasına “Söyledin?” diye başlayışı çok güzel. Herkes her şeyi biliyor ve bunun sonucunu da tahmin ediyor olmasına rağmen evlilik kararlarını söyleme konusundaki heyecanları yine çok insana dair, çok güzel. Ebru’nun “Yaaa ıhhıhıh ya” biçimindeki tepkisi ise çok tanıdık yine kendi hayatlarımızdan. Tam da kendimizi koltuğa atmış saatlerce o şekilde kalmayı planlarken annemizin/babamızın yahut işte herhangi birinin “Hadi koş git bir ekmek al da sofraya oturalım” dediğinde verdiğimiz tepkilerden biri işte.
Kuzey… Giderek ilginçleşiyor… Hani sanki yine çok hızlı değişiyor gibi geldi bana. Ne bileyim yaşadığı değişimin içini göremediğimizden belki… Tuhaf geliyor. Bakalım nereye varacak bu işin sonu demekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Yine de içimde bir yerlerde “Banane banane ben Sevcan-Kuzey aşkını istemiyorum” diyen bir ses var. Bananeyse? Ne kadar tuhaf aslında. Gerçekte var olmayan bir dizi karakterine, gerçekte var olmayan başka bir dizi karakterini yakıştıramamak…
Kerem’in bir şeylerden şüphelenmeye başlaması yerinde oldu fikrindeyim. Aslında bu hikâye hakkında yorum yapmamaya çalışıyorum pek bana bir miktar “farklı” geldiğinden. Hani birkaç bölüm önce bir arkadaşın dediği gibi iki ayrı dizi gibi geliyor, sanki Yusuf’a yazacak bir şey kalmamış da haydi ona bir hikâye ekleyelim demişler gibi… Ama kendi içinde ilginç bir hikâye yine de… Yusuf’un da ufak tefek hatalar yapışı en azından biraz daha gerçekçi kılıyor olayı. Misal şu langırt meselesini “langırt” diye aniden açışı, memleket konusu…
Bütün çocukların Eren ile ilgili düşüncelerini yazışı da ayrıca güzeldi. Ama mesela bir iki tane farklı olsaydı arada daha mı güzel olurdu ne? Mesela Nesrin okula gelemediği günlerdeki duygularını yazmış olsaydı ve oradan Eren’e bağlasaydı ya da Ferhat, abisinin ona ve onun okumasına karşı değişen tavrından dolayı duyduğu mutluluğu yazsaydı… Hüseyin –ki iki bölüm önce öğrendiğimiz kadarıyla yetiştirme yurdunda kalıyordu – kimsesizlik duygusunu yazıp Eren’in kimsesiz kalmamasını dileseydi… Ama böyle de güzeldi… Benim çocuklar içindeki favorim Merve olduğundan ona biraz torpil geçiyorum galiba, “Şey bu başlığı” deyişindeki şirinlik enfesti.
Kızların “Hayatımız Sınav”dan bahsedişi de ayrıca güzeldi. Yahu abim öss’ye girerken bu program vardı, ben girerken vardı, ben mezun olacağım hala sürüyor. Helal olsun vallahi. :)
Hayat ve Ali’nin bir yandan ilan asıp bir yandan da etrafa Eren’i sordukları sahnelerde yine çok sevdiğim sadelik vardı. Eren kendisinin arandığını belirten ilanın yanından ilanı görmeden geçerken, Hayat, Eren’in geçtiği sokağa girip kıl payıyla Eren’i kaçırırken ortadaki saniyelerin kaderi nasıl etkilediği gerçeği yine kafamıza vurulmadı çeşitli teknik detaylarla… Doğal, olağandı yine akış… Kimbilir kaç kere tanıdıklarımızın yanında böyle kıl payı geçiyoruz biz de… Hani diyor insan keşke böyle anlarda kulağımızda gerilimli müzikler çalsa ne bileyim sokakta yürüyen insanlar birden ağır adımlarla yürümeye başlasalar da fark etsek yakınlarda aramakta olduğumuz biri var…:) Velhasılıkelam bu kıl payı kaçırma sahneleri bir miktar klişe olsa da sunuş tarzı klişe değildi ve bu da yeterince güzeldi. Ali ve Hayat arkadaşlığı eski günlerine dönmüş gibi. Bu da oldukça memnun edici... Ve fakat Yusuf’un bu durumdan bir kıskançlık vesilesi doğurmamasını umuyoruz.
Öte yandan benim beğendiğim sahnelerden biri de Cemal-Sezgin sahnesiydi. Cemal’in şüphesi, üstü kapalı gibi başlayan ve yarı yolda açılan uyarısı, Sezgin’in dinlerkenki merakı çok iyiydi. Sezgin’in cevabından sonra Cemal’in hafif gibi görünen bir utançla bakışlarını kaçırışını da oldukça sevdim.
Yine doğal bir ev hali… Evin içinde öylesine açılmış televizyon.. (ki şu büyük prodüksiyonlarda televizyon ancak ve ancak dizideki karakterlerden biri ile ilgili bir flaş haber çıkacaksa açılır ve ne hikmetse daima televizyon açıldığı anda dizinin yayınlandığı kanalın flaş haber girişini görürüz. Haber biter bitmez de kapatılır televizyon. Hangimiz televizyonu evimizde böyle kullanıyoruz ki?) Koltukta kıvrılıp uyumuş bir insan… Üzerine battaniye atılıvermiş üşümesin diye. Hatta muhtemeldir ki battaniye atılırken de “Uyuyanın üstüne kar yağarmış” demiştir Leyla Anne. Hayat çocuklarını kaybeden anne babaların duygularından bahsetti tahmin ettiği biçimde. Yine “hissedilmesi gereken şudur”dan uzak iddiasız, dayatmasız bir biçimde. Aklıma annem geldi. Çocukken İstanbul’da bir yerlerde (ki sanırım pek tekin yerler de değilmiş buralar) kaybolmuşum küçükken. Miş’li geçmiş zaman kullanıyorum ama çok net hatırlıyorum bazı detayları henüz ilkokula başlamamış olmama rağmen. Dondurma sevdasına kaybolmuşuz işte… Gerçi söylemiştim ben “sen de gel ben kaybolurum” diye ama dinleyen kim. Annem hala o günü, beni arayarak geçirdikleri saatleri anlatırken gözleri dolar, titremeye başlar. Yani yine çok doğru bir yerden çok iyi ayarlanmış bir dozda, göze sokmadan anlatıldı muhtemel duygular.
Eren’in adını bilmediğimiz ya da benim hatırlayamadığım çocukla konuşmasında gördük ki Eren öğretmeni ve arkadaşları tarafından ne kadar sevildiğinin farkında. Joe’nun artık Eren için endişelenmesine gerek yok yani:) Ona yardım edebilir. En umutsuz anlarda sevildiğini hissetmek insana öyle bir yaşama gücü verir ki… İster bir ilkokul çocuğu olsun bu, ister görmüş geçirmiş bir yetişkin… Her yaş grubu için, her cinsiyet için doğru birkaç önerme varsa sanırım bu da onlardan biri. Hayatın zorluklar takımı, sevildiğini hissedebilen her insan karşısında hükmen mağluptur. Eren karşısında da yani…
Hayat’ın emniyet müdürlüğü önündeki sahnesindeki bir ayrıntı da çok hoştu. “Tamam. Ben de geliyorum. …. Eee, yani gelebilir miyim?”
Eren’i Mustafa Bey’in bulması bana da tuhaf geldi. Bunu Eren için değil Hayat’ın gözüne girmek için yapıyor olduğu şüphesi bir yana, herkesin günlerdir arayıp bulamadığı birini sabah bir telefon edip akşamına buldurması çok ilginç. Evet bağlantıları var vs filan ama artık herkes biliyor ki polisin de pek çok bağlantısı ve adamı var bu tür oluşumlar içinde. Neyse, fazla deşmeyelim. Öyle veya böyle bulundu Eren.
Bölümün sonlarına yaklaşırken izlediğimiz Ebru-Cemal sahnesi, Ebru’nun ilk telefon sahnesindeki “Yaaa ıhhıhıh yaa” tepkisi ve biraz yukarıda bahsettiğim ev hali sahnesi bölümün en doğal sahneleriydi fikrimce. Tabii son Ebru-Cemal sahnesinden de özel bir an seçmek gerekirse “yaaa” “hişt” repliklerinin geçtiği anı seçerdim.:) Ya da [/b]“Kapı çalıyor” “öyle mi?”[/b] repliklerinin geçtiği anı. İşte kararsız kaldım yine… En iyisi özel bir an seçmeyip özelliği sahnenin geneline yaymak sanırım. Yine de o sahnede en sevdiğim an Cemal’in “Herkesin benim karım olacağını bilmelerini istiyorum.” demesinin ardından Ebru’nun yüzünde hafifçe belirmeye başlayıp ortalama bir hızla büyüye tebessüm olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bir an Cemal’in karısı olma fikrinin onda yarattığı güzel etkiyi öylesine etkileyici geçiriyor ki o tebessüm izleyiciye, herhalde orada kurulacak hiçbir cümle bu şekilde bir tesir yapamazdı. Ama bu fikrin güzelliğine rağmen bu konuyu diğerlerine açmaktan duyduğu o tatlı korkunun etkisiyle “hişt hişt hişt sakın” tepkisi de seçilecek anlardan biri… Hani böyle “seni örtmene söylüceeem” diyen sıra arkadaşını durdurmaya çalışan ilkokul çocukları gibi… :img-hyste
Bölümün sonu tuhaftı yine. Aniden bitiverdi en merak edilen soru sorulmuşken tam da… Acaba diyorum böyle mi bitiyor yoksa …? Yalnız Hayat’ın son sahnedeki bakışına bakılırsa bir flashback geliyor gibi :img-hyste Velhasılıkelam oldukça güzel bölümlerden birini daha seyrettik. Şimdilerde benim en çok merak ettiğim düğün telaşı, kız isteme, hazırlıklar vs. Bakalım “büyük” dizilerin hangi kara deliklerine kapak geliyor :img-hyste
yeni başlığımıza ilk yorumu eklemek de bana kısmetmiş:)Hızla başlayalım öyleyse...
Hayat-Mustafa Bey konuşmasının merakı ile oturduk çoğumuz ekran başına. Acaba ne konuştular, neler söylediler birbirlerine, ne oldu… Birden bire Hayat’ın sınıfıyla karşılaştık jeneriğin ardından. Ama öyle bir şey ki bu, bölüm sonunda Ebru sorana kadar unutuverdik biz de aklımızdaki soruları.
Gercekten, merakla beklerken Ebru sorana kadar unutu verdik. Son sahnede hüzün vardi gözlerinde Hayatin. Nede olsa daha tam kavusamadan ayrilmak zorundaydilar. Bakalim 52 de gelirmi Kumru nene kiz istemeye..bye
En merak ettigim nokta, Kemalin kimligi bir sir olarak kalacakmi acaba, Kevenlidekileri düsününce öyle kalacak gibi görünüyor.
Öncelikle yeni basligimiz hayirli olsun...
Sonundde 50.bölümü bende izleyebildim ve cok begendim.
Cok begendigim bir sahne Ebru-Cemal sahnesiydi, önce cok güzel bir konusma, sonra falci kadinin söyledikleri ve sonunda evlenme teklifi cok güzeldi.
Bir diger sahne ise Sevcan-Kuzey sahnesiydi.Sevcan orda cok dogru konustu, Istanbula ne zorluklarla geldigini unutmamasi beni cok sevindirdi.
Cemal-Hayat sahneside cok etkileyiciydi. Hayatin sözleri, Cemalin yüz ifadesi,ikiside harikaydi.
Okudugum kadariyla 51. bölümde bunun kadar güzelmis.yakinda izlerim insallah.
bye
Aykız'ın nikahta biran hayır diyeceğini düşünmüşdüm..İyikide hayır dememiş evlilik cü<danı kapak oldu yengesi ve dayısına tabi keşke böyle olmasaydı..Kuzey'in davranışlarında yavaş yavaş değişmeler gözlemlemekteyiz ben diyorumki sanki Kuzey'de öğretmen olmayı seçecek :icon_whis :icon_whis Çokmu uçtum dersiniz..
Bu arada epeydir mesaj yazmayan arkadaşlar var hepinizi ayrı ayrı merak etmekteyiz ama sevgili KemancıMemo özellikle merak eidyorum gelemeyeceğine dair bir mesajı falanda yok.Kendisinden haber alan varsa ve biiz bilgilendirirse çok makbule geçer.Zira sevgili Fettan'dan çok zor haberimiz oldu insan merak ediyor..Habersiz bırakmayın bizi ...
dişi einstein 11-04-07, 18:37 Yorumumda belirttim mi bilmiyorum ama benim bu bölümde en çok ilgimi çeken bir yer vardı. Son sahnede Hayat'ın babamı Eren'i aratması ne tuhaf değil mi deyişinden sonra Cemal'in tuhaf gülüşü. İki bölüm önceki Cemal ile bu bölümdeki Cemal'i karşılaştırıyorum ve onun da birtakım değişiklikler yaşadığını düşünüyorum. Evet yine bu konunun konuşulması onu rahatsız ediyordu. Bu doğaldı. Diğerlerinden farklı tepki gösteriyordu. Ama gülüşü ve ardından şekeri yumuşak bir şekilde kıtlaması kafamda soru işaretlerine yol açtı. O anki tuhaf durumdan dolayı mı Hayat'ın dediklerinden dolayı mı yoksa bizim görmediğimiz o sahnenin ardında yatanlardan dolayı mı öyle davrandı bilemiyorum. Ayrıca Ebru'nun da merakla o soruyu Cemal'e yan gözle bakarak sorması da bazı şeylerin aşıldığını gösteriyor. Neyse göreceğiz artık diyorum.
Bu arada Sevgili Hewal'e katılıyorum. Son zamanlarda Sevgili Kemancımemo'yu buralarda göremiyoruz. Tek o değil çoktandır forumda göremediğimiz arkadaşlarımız var. Meraktayız.
siyah-beyaz 12-04-07, 08:28 Demek bu kadar kolay...İnsanın bunca yıl ayrı kaldığı,kendisini aramıyan babasını bağışlaması bukadar kolay...Hiç bir ortak paylaşımı olmayan,neredeyse iki yabancının tepeden inme baba-evlat ilişkisine başlamaları bukadar kolay...Ben bunu kabullenemem.İnsani zaaflar bu ilişkinin kopukluğuna mazeret olamaz....Ve ben aman ne güzel bakışlar değişti diye sevinemem.Yaşatılan acıların çektirilen bedellerin affı *nasılsa hapis yattı çekti cezasını*ile açıklanamaz.İnsanlara şu mesaj verilemez***bu toplumsal cinneti geçirip,töre ya da namus cinayeti işleseniz,çocuklarınızı büyütemeseniz,anaları ne acılar çekerse çeksin,siz akkaşık gibi o hayatlara dalabilirsiniz*** Ben sevmedim bunu...
İki bölüm önceki Cemal ile bu bölümdeki Cemal'i karşılaştırıyorum ve onun da birtakım değişiklikler yaşadığını düşünüyorum. Evet yine bu konunun konuşulması onu rahatsız ediyordu. Bu doğaldı. Diğerlerinden farklı tepki gösteriyordu. Ama gülüşü ve ardından şekeri yumuşak bir şekilde kıtlaması kafamda soru işaretlerine yol açtı. O anki tuhaf durumdan dolayı mı Hayat'ın dediklerinden dolayı mı yoksa bizim görmediğimiz o sahnenin ardında yatanlardan dolayı mı öyle davrandı bilemiyorum. Ayrıca Ebru'nun da merakla o soruyu Cemal'e yan gözle bakarak sorması da bazı şeylerin aşıldığını gösteriyor. Neyse göreceğiz artık diyorum.
Evet sevgili disi einstein benimde dikaktimi çekti..CEMAL henüz hiç birşeyin üstüne sünger çekmiş yada unutmuş değil.Ama Kemal’in uzaklarda olmasının ,artık onunla karşı karşıya gelmeyecek olmanın verdiği bir rahatlama var..Hayat’ın babasını aramaya başladığı dönemlerden beri sürekli annesini,nenesini düşündü onların neler çekeceğini,neler düşüneceğini ön planda tuttu..Kendi DUYGULARI DÜŞÜNCELERİ için hep ne olur bilmem diyordu..Cemal kan davası güdecek eline silah alıp Kemal’i vuracak biri değil ama hiçbirşey olmamış gibi bir hayat da süremez dolayısı ile ben Cemal ve Kemal arasında artık hiçbirşeyin eskisi gibi olacağını düşünmüyorum
Demek bu kadar kolay...İnsanın bunca yıl ayrı kaldığı,kendisini aramıyan babasını bağışlaması bukadar kolay...Hiç bir ortak paylaşımı olmayan,neredeyse iki yabancının tepeden inme baba-evlat ilişkisine başlamaları bukadar kolay...Ben bunu kabullenemem.İnsani zaaflar bu ilişkinin kopukluğuna mazeret olamaz....Ve ben aman ne güzel bakışlar değişti diye sevinemem.Yaşatılan acıların çektirilen bedellerin affı *nasılsa hapis yattı çekti cezasını*ile açıklanamaz.İnsanlara şu mesaj verilemez***bu toplumsal cinneti geçirip,töre ya da namus cinayeti işleseniz,çocuklarınızı büyütemeseniz,anaları ne acılar çekerse çeksin,siz akkaşık gibi o hayatlara dalabilirsiniz*** Ben sevmedim bunu...
Bugüne kadar hiçbir paylaşımı olmamış iki insanın baba-evlat ilişkisine çok kolay başlamaları mümkün değil ama zaten Hayat ne olursa olsun babasını bulmak istiyordu hatırlarsan.Yani öldüyse mezarına gitmek için yaşıyorsa yaptıklarının,neden kendisini aramayıp sormadığının hesabını sormak için.Kaldı ki Mustafa bey sandığı kişinin babası olması sebebiyle zaten bir geri çekilme oldu.Hesap sormak için bile konuşmadı..BABA – KIZ ilişkisi ne boyutta bu bölümde o konuşmadan sonra daha bir netlik kazanacak..
Bu olayın birçok boyutu var.Ve Kemal dışında kimin açısından bakarsak bakalım Kemal’i sadece Hayat’ın değil çevresindeki kimsenin kabullenmemesi gerekir ..
Leyla en yakın arkadaşını hiç arayıp sormadığı için
Hayat kendisini ve annesini hiç arayıp sormadığı için
Cemal Kumru ve Cemile Ömer’i öldürdüğü için
Ebru ise sevdiği insanların Kemal yüzünden çektikleri için..
Bu yaşananların sebebini Kemal olarak adletmek haksızlık.Şu anda kimse Kemal’i affetmiş değil ama hepside TÖRE ler karşısında bir şekilde istemediği şeyler yapmış ve tercihleri olmayan hayatlar yaşamak durumunda kalmışlar....Şimdi kaybettikleri insanların gölgesinde Kemal’e 2.bir şansı veriyorlar..En azından Leyla bunu yapıyor belki Hayat’da öyle yapacak Cemal,Kumru ve Cemile bunu gerçekleştirebilirlermi onu ilerleyen bölümler gösterecek…
Hayat'ın yaptığı babasını tamamen bağışlamak mı emin değilim? Hani Yusuf ile olan bir konuşmasında diyordu ya "Affetmek başka unutmak başka" diye. Bence Hayat ile babası arasındakiler ne affetmek ne unutmak... İkisinden de farklı bir şey var. Bir kabul belki sadece. O insanın babası olduğunu kabul etme ve bu kabulünü karşısındakine bildirme.
Eğer tepeden inme bir baba-kız ilişkisi izleyecek olsaydık bu bölümde Hayat ile babasının birlikte vakit geçirdiğini görürdük gibime geliyor. Birden bire sıcak bir ilişki başlayacağına inanmıyorum. Ortada sadece iki tarafı da rahatlatan bir kabullenme olduğunu düşünüyorum. Yoksa Kemal'den sorulacak hesaplar sırada bekliyordur fikrindeyim...
siyah-beyaz 13-04-07, 09:39 Arkadaşım mutlaka Kemal'ın bu sorulacak sorulara verilecek cevapları vardır. Herkesin 2. bir şansı olmalı diyorlar ama anne babalık öyle bir zor zenaat ki hata yapma lüksleri yok.Çok mu acımasızım neyim?Ben 5-6 sene sebebi benzemese de böyle bir ayrılık yaşadım.Düzelince,ya da düzeldiği sanılınca inanın hiçbirşey eskisi gibi olmuyor.Hep yüreğinin bir yerinde bir kırgınlık oluyor...
Arkadaşım mutlaka Kemal'ın bu sorulacak sorulara verilecek cevapları vardır. Herkesin 2. bir şansı olmalı diyorlar ama anne babalık öyle bir zor zenaat ki hata yapma lüksleri yok.Çok mu acımasızım neyim?Ben 5-6 sene sebebi benzemese de böyle bir ayrılık yaşadım.Düzelince,ya da düzeldiği sanılınca inanın hiçbirşey eskisi gibi olmuyor.Hep yüreğinin bir yerinde bir kırgınlık oluyor...
Bu konuda hemfikirim.Çok samimi bir arkadaşınla yaşadığın bir kırgınlıktan sonra bile herşey eskisi gibi olmazken bu gibi durumlarda çok daha zor.Ama zaten herşeyin üstüne sünger çekilmiş unutulmuş hiç yaşnammaış gibi bir durum oluşmadı henüz dizide.Bu bölüm konuşulanlar herneyse izleyelim bakalım gidişat nasıl olacak.Açıkcası hiçbirşey olmamış laylaylom devam ederse benim açımdanda sahiciliğini kaybeder..
siyah-beyaz 14-04-07, 20:50 Bölümler mi kısa ben mi zaman nasıl geçiyor anlamıyorum.Ebru-Cemal'i tek geçiyorum bu bölüm.Çok güldürdüler beni.*NASIL ÇIĞLIK* ve *SEN HAMİLE MİSİN?* muhabbetleriiyle...İkisinin okadar pozitif enerjileri var ki camın arkasından bana bile geçiyor,rahatlıyorum onları izlerken.Oysa Cemal'i ilk başlarda Van bölümlerinde sevmemiştim,şimdi seviyorum...
Yusuf tam,dizide kayboldu derken sona doğru bir çıktı pir çıktı.Hayat'a bozulmasında hem haklı hem haksızdı.Ama hediyesi iğrençti.Hele Hayat gibi bir kıza alınacak enson hediyeydi.Hiç tanımamış onu....
HaYAT DA *KÖTÜ ŞEYLER ÇIKACAK AĞZIMDAN* deyip Yusuf'un yanından uzaklaşmak istemesine kızdım.Hayat arkadaşı olacak birine daha kötü ne söyliyebilirdi ki?Ama Hayat da hem haklıydı hem haksız....
Ve en sonda *yeni gelin* tripleri müthişi Ebru'nun.Ev aramaya başlarken Cemal'in *düş önüme* sözü de...
Komutanım dediği gencin* yanlızlık* psikolojisinin bir telefonla intahara sürükliyebilmesi acı.Tabii gerçek hayatta böyle son dak. kurtarmaları olmaz.Bunun yanlışlığı daha iyi vurgulanabilir...
baba -kızı izlemek pek keyif vermiyor bana...
Ama çok doyurucu bir bölüm izlediğimi söyliyebilirim...Başarılı bir bölüm çıkarmışlar...
Bugün izlediğim bölümde ama geçen haftanın son sahnesinde Ebru'nun Hayat'a babası ile arasında geçen konuşmasını öğrenmek istemesi ilginçti. Hayat'ın babasının bulma isteklerine sonradan karşı çıkan, engellemeye çalışan ve Hayat'ın kararlarına müdahale etme gereği duyan Ebru'nun Hayat'ın babası ile olan görüşmesini sormuş olması ve öğrenmek istemesi bana nedense ilginç geldi.
Kerem ile Yusuf'un sandaldaki konuşmalarını, beğendiğim sahnelerin başında geliyordu. Özellikle Kerem'in Elif'in evlenme kararına kendisine haber verdiğini söylediği sahnede, Elif ismi bana bir şeyler hatırlattı ve yüzümde gülümseme oluşturdu. :icon_whis
Hulusi Can'ı geçtiğimiz günlerde kanalları değiştirirken, bir başka dizide görür gibi oldum.:icon_whis
Cemal'in ev konusunda Ebru'yu ikna ettikten sonra ellerini arkaya götürmesi İsmail'i hatırlattı :)
Anlayamadığım nokta ise Nuray ile Hayat'ın düşmeden önceki sahnelerini dikkatli bakınca, Nuray ve Hayat'ın oradan o şekilde düşmesi çok zordu, gibi geldi.:img-blush
Hayat - Yusuf beraberliğinden müsterihim ve müsterih olmaya devam edeceğim.
Neyse, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Bizlere Hayat Türküsü dizisini izlettirdikleri için Hayat Türküsü ekibine ve TRT' ye sonsuz sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
saliha abla 14-04-07, 21:23 eren aileye teslim edildi ama ,o ailedeki malum şahıs o evde kesinlikle rahat vermez insana ,bu kadar agrasif bir insan olurmu,çocuk o evde okuyamaz ,bu şekilde kimbilir ne kadar çok aile mutsuzdur.
eren in eniştesinin hayat a bilmiş edalarında konuşması çileden çıkardı beni
cahil insan ,kendini düşünen insan aslında hayat iyi benzetmeli bu adamı ama insancıl yapısı el vermiyor.
benim kocam böyle bir adam olacak 1 dk birlikte yaşamam ,mustafa bey i sevmiyodum ama bu adamın yanında melek
cemal de ev kiralıyor ebrunun haberi yok,ben satın aldı supriz yapıyor sandım
hayat ve yusuf u artık ayrı görmek istemiyorum
ama halla kafam o maganda adama takılı ,allah böyle adamların elinden bütün aileleri korusun.
dişi einstein 14-04-07, 22:25 Fragmanını izlediğimde bu bölüm harika olacak demiştim. Nitekim de öyle oldu. Zaten ne zaman harika olmadı ki... İlk sahne yine Hayat Türküsü'ne özgü: Hayat'ın o ifade edilemeyen bakışı ve sonrasında geriye dönüş.
Yavaş yavaş birbirlerine yaklaşan iki insan. İkisinin de acıları aynı. Birbirlerini özlemle bekleyen baba kız. Yavaş yavaş yirmi beş yıl peşlerini bırakmayan o uzaklığı bir anda o adımlarla aşıyorlar. Ve tabii Hayat'ın baba demesi. Fragmanda gördüğümde içim yandı. Şimdi bu lafı iki kez duydum.(O sahnede) Artık anlayın beni. Birbirlerine sarılmaları onca bölüm beklediğimiz sahnelerdendi. Ama beni en çok etkileyen şey Hayat'ın bunu anlatırken söylemiş olduğu o kelimeler. "O kelimeyi nasıl dediğimi bilmiyorum." Sonrasında babam o benim deyişi ve Cemal'in tepkisi. Hayat babasından hesap sormadı. Affetti. Evet belliydi. O kadar emekten sonra bunu yapmasını bekliyorduk. Doğru olanı yaptı. Tamam. Ama en doğrusunu finalde yaptı. İstemese de babasından sorunlu olarak koptu. Herkesin mutluluğu için. Şimdi bu gösteriyor ki bir süre bu konu biraz durulacak. Ama ben bir yerden su üstüne yine çıkacak ve bu sefer birilerinin canı daha da yanacak diye bekliyorum. Bu tabii ki de Cemal cephesinden olacak. Ya da gerçekten bir daha açılmayacak. Bu ikinci ihtimal bana biraz zor gibi gözüküyor. Çünkü artık Hayat'ın hayatında babası var. Baba kızdan devam edelim. Hayat'ın babasının yırtılan gençlik fotoğrafı yerine yeni fotosunu koyması ve babasını ararkenki heyecanı ona nasılsın demesi çok etkileyiciydi. Mezarlıkta hiç konuşmadan babasıyla annesinin iletişimini izlemesi sanki özlediğim aradığım bir aile tablosunu izler gibi bakması birçok şeyi anlatıyordu. Ama finaldeki sahnede olan diyaloglar ve özellikle Hayat'ın soyadı hakkındaki yorumu(Bu arada Güroymak Van'ın bir ilçesi. Çok ilginç bir ayrıntı.) ve tabii ki takibinde babasının hırsla kızının elini öpmesi beni çok büyüledi.(İki oyuncu muhteşemdi. Finaldeki kurgu da harikaydı.)Hayat'ın yine idealizminin nereden doğduğunu anlatması çok hoş bir ayrıntıydı.
En duygusal sahneleri yorumladık. Gelelim diğer sahnelerimize. Eren'in okula dönüşü herkesi sevindirdi. Zaten nasıl sevinmesinler ki... Ama maşallah enişte yine aynı enişte. Hayat uyardı. Ama anlayan kim. Eren'in Kadir için endişelenmesi üzücüydü. Bakalım polisler bir şeyler yapabilecek mi? Hem buldular diyelim sonra ne olacak? O da cevap bekleyen sorulardan biri.
Hayat yine kahramanlığını gösterdi. Yani ben bunu bir kere daha belirtmiştim. Hayat Ayşegül serisine döndü. Her yerde o. Yani bir Kerem olayına müdahale etmedi. Ama ben umutluyum ona da bir şekilde el atar. Şaka bir yana Ali'ye kızdığımı söylemeliyim. Yani tamam anladık. Anlaşamıyorsun Nuray ile. Ama o kadar sene nişanlı kalmışsın. Niye bu kadar uzattın? Hadi bir şekilde uzadı diyelim niye kızı başından atıyorsun? Hayat doğru söyledi. Nuray'ın sana ihtiyacı var. Bunu doğru düzgün bir dille anlatsan kendini bir ifade etsen bu sorun da çözülür. Ali'nin sıkıntılı ve vurdumduymaz tavırları her ne kadar sinir bozucu olsa da Hayat ile olan sahneleri komikti. Hele Hayat'ın ikide bir Ali'yi çekiştirmesi. Nuray'ın polise karşı tepkisi beni gülmekten öldürdü. Ama en iyi espri şuydu herhalde:Çeyizlerimi hayır kurumlarına bağışlayın.:img-hyste Nuray'dan da bu beklenir. Yeni bir aşk doğuyor yalnız. Polisimiz harikaydı. İtfaiyeciler gelince ben kesin böyle bir sahnenin olacağını düşünüyordum. Ama Ali'nin o sahneden sonraki tepkisi harikaydı. (Gerçi sonra reklam girdi. Biraz kesildi o sahne ama görülmeye değerdi.) Bir de Ali'nin Nuray yerine Hayat'ı merak etmesi, Hayat'ın da Nuray da iyi Ali demesi bizleri güldürdü. 23 Nisan hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor görüyoruz. Bütün sorumluluk yine Hayat'ın üzerine yüklendi. O kıyafetleri nasıl halledecek bilinmez ama Çiğdem Öğretmen gibi birinin bile müdüre çok kötüsünüz demesi durumun ne kadar vahim olduğunu gösterdi. Haftaya 23 Nisan haftası. Meraktayız. Bir şeyler olacak gibi. Haftalardır konuşulduğuna göre. Çiğdem Hanım bayağı bir emek harcadı vallahi.
Ve ve ve... En harika ve komik sahnelerden biraz bahsedeceğim. Tabii ki önce sabahleyin gerçekleşen malum sahne. Ebru kahvaltı hazırladığuında gerçekten bir şey var demek. ZAten diziden ne öğrendin deseler ilk bu gelecek herhalde. Neyse Ebru'nun evleneceklerini açıklaması çok hoş bir sahneydi. Yani o heyecan çok iyi yansıdı. Ama Hayat'ın anında çığlığı iki kardeşin birbirine sarılması ve herkesin farklı tepkisi. E en komiği Leyla tabii. Şoka girdi kadın. Normaldir yani. Ebru bu. Kapıdaki sahne daha da güzeldi. Ebru'yu çekmeleri. Koptum yahu. Ve yine meşhur ayak vurma sahnesi. Leyla kızınca çok tatlı oluyor. Hele sol ayağını vurması. Ebru ile Cemal sahneleri için yorum yapmak sayfalar alır. Bunlar evlenince ne olur bilinmez artık. Vallahi düğün hazırlıkları yavaş yavaş başladı. Bizleri kimbilir ne düğün hazırlıkları bekliyor. Ben merak ediyorum şu âdetlerini. Cemal'in çeyizleri de vardı bak şimdi hatırladım.(Kumru nine Hayat ile evleneceklerini düşündüğü için onları çıkarmıştı bir ara.Nerden nereye.)Bu bölümün en iyi esprisi Ebru'dan geldi: Hamile misin?:img-hyste Beni orada düşünün artık. Cidden Cemal'in acelesi ne böyle. Ebru ne kadar yavaşsa o kadar hızlı. Korkuyorum Ebru bırakıp kaçacak vallahi. Aman Allah korusun. Ama Cemal'e kızdığı konuda ben de kızdım doğrusu. Tamam düşünmüşsün iyi hoş ama Ebru'yu düşünmeyi unutmuş bir an. Ben artık onu heyecanına bağlıyorum. Neyse bu sorunda kısa sürede halledildi. Bunlar tatlı atışmalar. Daha neler olacak meraktayım doğrusu. Ebru'nun kazak erkeksin sen dediğinde Cemal'in hoşuna gitmesi güldürdü açıkcası beni. Takibinde Ebru giderken Cemal'in arkasından kafa sallaması da harikaydı doğrusu.(Bu bölüm Tolga Evren'in ses tonuna bayıldım.)Bir de unuttuğum bir sahne çığlık konusunda ikisinin de yapmış olduğu yorumlar. Harika tek kelimeyle harika.
Kerem ile Yusuf sahnesini ben de çok beğendim. Yine yüzeysel işlediler bu konuyu. Öyle bağırıp çağırmalara gerek kalmadan bir şekilde bizlere acımızı anlattılar. Ama benim burada en çok ilgimi çeken cümle Yusuf'tan geldi. Acımak. Evet maalesef toplumumuzun pek fazla üzerinde durduğu bir konu. Otobüse bir engelli insan binse hemen o tuhaf gözler ona karşı dikilir. Belli bir zaman geçer hemen soru yağmuruna tutulur ne oldu kardeş diye. Onun için bu insanlar yalnız işte. Hem acıyorlar hem de unutuyorlar bu insanlar. Hangimiz hatırlıyoruz ki gazilerimizi. Sadece otobüslerde yazan gazilerimize yer verin yazısı var. Artık var mı onu da bilmiyorum. Ya da bir madalya. Bu kadar. Kerem'in intihara kalkışması saydığı nedenlerden değilmiş. Doğru, değil. Etrafındaki insanların bir bir hayatından çıkıp gitmesi.Bir bir anlattı Kerem onların hayatından nasıl çıktığını. Fedakârlık yapan bir kişi var o da annesi. Oğlunun yanında olan tek kişi. Ama yine de Yusuf bir konuda haklı. Yalnızlığı sen istersen sana kızarım dedi. Kerem birazcık bunu istedi gibi. Ama artık bunu da aştı. Yusuf bir şekilde bir şeyleri anlatmaya çalıştı. Bayağı başarılıydı. Ve Yusuf Kerem'den daha şanslı. Artık bir şeyleri daha iyi anlamıştır umarım. Kerem yeniden hayata tutunacak gibi duruyor. Gökyüzüne bakmayı başardı. Yusuf'un senin bir kolun bir bacağın var demesi de güzel bi sahneydi. Ben bu sahneleri çok beğendim. Birçok durum birçok mesaj vardı bu sahnede.
Bu arada Hayat ile Yusuf hakkında yorum yapmayı unutmuşum. Yusuf'un hediye alması hoş da hediye seçmesi kötü. Bir daha almasa iyi olur. Bu çocuğun Hayat'ı tanıma konusuna bir problemi var bence de. İnsan o çantayı alır mı yahu. Neyse ama ikisinin ilişkisi maalesef sorunlu. Bunun en büyük nedeni en olmadık yerde birbirlerinden ayrı olmaları. İyice soğudular. Yusuf'un kıskanç durumu hep vardı zaten. Bir de Çiğdem öğretmenin üzgünüm demesi Yusuf'u daha da sinirlendirdi.(Çiğdem öğretmen de pes yani dedirtti.) Yine de ben Yusuf da bir değişme görüyorum. Konuyu daha da uzatabilirdi. Ama Yusuf'u da bir konuda ben de haklı buluyorum. Ne zaman buluşsalar bir şeyler çıkıveriyor. Neyse uzamaz filan diyoruz ama biz konuyu çok uzattık.:icon_whis Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Ben bu bölümü çok sevdim her zamanki gibi. Artık öbür bölümü heyacanla beklerken geri sayım aracımızı çalıştırmayı unutmuyoruz. Ortak dileğimizle kapatıyoruz: İyi ki varsın Hayat Türküsü.
52. Bölüm... yine parazit yapan misafirler...önce toplam bir özet ver sonrada yine seyrederken dikkatimi dagitacak ne kadar konu varsa gir...
inithar girisimlerinin bol odugu bir bölümdü... Alinin eski nisanlisinin verdigi tepki biraz abartilmisti. Ama polisde pek hostu, sanki pek hoslandi gibi.
Ebruda kendini köseye kistirilmis gibi hava vardi. Kayinvalide adaylarida hemen ise koyulmuslar.
En begendigim sahne sandaldaki konusmalardi. Bu konuyu Yusufun iyilesme sürecinde yeterince deginmistim, tekrarlamaya gerek yok. Yusuf burada kendinden örnek vermedi, sadece dinlemek ve hisslerini paylasmak.. Galiba yakinda Yusufun görevi basariyla sonlanacak gibi geldi bana. Kerem hic bu kadar acilmamisti ne annesine nede bir baskasina.
Bende babamdan uzun bir süre ayri kaldim, yeniden baslamak kolay degildi, cocuklula genclik caginin arasindadi kopuklugu kapatmak zor oldu. Ama biz biliyoruduk, ayriligin son oldugunu. Hayat ise aile ici huzuru bozmamak icin, kimsenin caninin yanmamasi icin daha ileriye götüremeyecegini söylemesi, vazgecisleri güzel islenmisti.
feyzanTUNÇ 15-04-07, 10:23 öncelikle bu siteye yeni iye oldum ve ilk mesajımıda bu güzel dizinin sayfasına yazıyorum.Geçen bölümün yorumunu yapmadan önce sıfır bedenlerle mantık hatalarıyla dolu senaryolarla çekilen dizilerimizin arasında hemen fark edilebilen bir dizi olduğu için tüm hayat türküsü dizisinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Dün akşam yayınlanan bölüm beni çok ağlattı çünkü hayat öğretmenin durumuyla benim ki hemen hemen aynıydı.Özel yaşantımı buralarda yazarak sizlerin canını sıkmak değil amacım ama babam bizleri çok küçükken terk etti.Bende çok uğraşıp mesleğim olan tiyatro sanatçılığına(dizilerde oynamıyorum devlet tiyatrosu sanatçısıyım)başladım ve bende babamı aramak için çok uğraştım.Ama benim babamı aramaktaki amacım onu bulup onsuz geçen günlerimizin heasını sormaktı ve bunu provalarını genç kızlığımdan beri ayna karşısında yaptığımı hatırlıyorum.Ama onu görünce işler hiçde sandığınız gibi olamıyor. Kendinizi babanızın kollarına bırakmak,tüm geçmişinizi o an silmek istiyorsunuz. Bende öyle yapmıştım.Tabi ki tam bir baba-kız gibi olmanız imkansız ama ne de olsa karşınızdaki sizin babanız işte!Ve dünkü bölümde özellikle oyuncuların muhteşemliğiyle ben o zaman hissettiğimin duyguları aynen hissettim.Bunun için hem oyuncuları bir kez daha tebrik etmek istiyorum hemde emeği geçen herkesi.
Bir diğer sahnede yusuf ve kerem sahnesiydi ki bu sahnede benim içimi cızlattı."Acımayı çok iyi biliyoruz"Yolda bir engelli gördüğümüz zamanda hemen acıyoruz ama maksat acımak değil işte onların bizim acımamıza "vah yazık"larımıza ihtiyaçları yok.Onların kendilerini bizler gibi bir insan hissettirecek duygulara ihtiyaçları var!
Konu dışına çıktığım için özür diliyorum.Bu forumda çok matıklı yorumlar okuyorum ve sizin gibi insanlarla sohbet etmek beni gerçekten çok mutlu edecek.
saygılarımla...
siyah-beyaz 15-04-07, 18:57 .Ama onu görünce işler hiçde sandığınız gibi olamıyor. Kendinizi babanızın kollarına bırakmak,tüm geçmişinizi o an silmek istiyorsunuz. Bende öyle yapmıştım.Tabi ki tam bir baba-kız gibi olmanız imkansız ama ne de olsa karşınızdaki sizin babanız işte!Ve dünkü bölümde özellikle oyuncuların muhteşemliğiyle ben o zaman hissettiğimin duyguları aynen hissettim.Bunun için hem oyuncuları bir kez daha tebrik etmek istiyorum hemde emeği geçen herkesi.
...
Bunu paylaştığın için teşekkürler.O zaman ben de kızmayacağım Hayat'a hemen bağışladı diye..
Ali, Hayat'a karşı birşeyler mi hissediyor,yoksa sadece dost olarak mı görüyor ?Hayat bunu farkedecek kadar akıllı bir kız,bakalım göreceğiz....
dizinin bitmesine kaç bölüm kaldı bilen var mı?
okyanusandangel 15-04-07, 22:05 dizinin bitmesine kaç bölüm kaldı bilen var mı?
dizi sanırım 61'de son bulacak şu an 52. böümdeyiz.
KEŞKE HİÇ BİTMESE...
Merhaba arkadaşlar
Öncelikle aramıza yeni katılan arkadaşımıza hoş geldin diyorum.
Hayat ve Nuray’ n düştüğü sahne nasıl çekildi çok merak ediyorum. Düşeceklerini anlamıştım ama yine de yüreğim ağzıma geldi resmen Hayat’ a bir şey olacak diye. Ardından hemen reklam girdi ve nasıl başladığını göremedim. Ali ile Hayat arabada konuşurlarken ve Yusuf onları gizli gizli izlerken görebildim.
Yusuf’ un Hayat’ı kıskanması çok güzeldi. Yusuf görevini layıkıyla bitirse de Hayat’ ın hep yanında olsa ayrılıkları Yusuf’ un biraz canını yakıyor bence.
Ebru ve Cemal sahneleri her zaman ki gibi muhteşemdi. Hamile misin? esprisi çok iyiydi. Umarım düğünlerini görebiliriz. Sevgiler…
Söyleden geçemeyeceğim Yusuf çok ince bir düşünce ile hediye almış ama Hayat' ın hiç mi hiç tarzı değil çok süslü çiçekli incili bir çanta bu erkekler hediye işinden pek anlamıyor.
asabi şirin 16-04-07, 17:55 Hiç hesapta olmayan bir hastalık(bel fıtığı) ve beklenmeyen bir ameliyat yüzünden uzunca bir süre forumdan dolayısıyla sizlerden ayrı kaldım.Sevgili doktorum kesin kurallar koyunca bilgisayar başına geçemedim.Ama çok şükür hepsi geride kaldı.İki ay boyunca sırtüstü yatmak zorunda olmak tam işkence.Hiç birşey yapamadan sadece boylu boyunca yatmak tam işkence..Şunu anladım bazı şeyler sadece yaşanınca anlaşılıyor.
Neyse herkese selam ve sevgiler.
Burayı ve sizleri çok özlemişim ben ya.
okyanusandangel 16-04-07, 19:12 Hiç hesapta olmayan bir hastalık(bel fıtığı) ve beklenmeyen bir ameliyat yüzünden uzunca bir süre forumdan dolayısıyla sizlerden ayrı kaldım.Sevgili doktorum kesin kurallar koyunca bilgisayar başına geçemedim.Ama çok şükür hepsi geride kaldı.İki ay boyunca sırtüstü yatmak zorunda olmak tam işkence.Hiç birşey yapamadan sadece boylu boyunca yatmak tam işkence..Şunu anladım bazı şeyler sadece yaşanınca anlaşılıyor.
Neyse herkese selam ve sevgiler.
Burayı ve sizleri çok özlemişim ben ya.
Sevgili Asabi Şirin;
Aramıza tekrar gelmene çok sevindim. Geçirdiğin rahatsızlıklardan dolayı sana geçmiş olsun diyorum. Umarım artık (uzun bir aradan sonra) yorumlarını forumda görebiliriz.
Tekrar hoş geldin...
Sevgili asabi Şirin hoş geldin ve geçmiş olsun. Tekrar aramızda olman, bizleri unutmaman çok güzel. Seni Çok Özlemiştik. Geçmiş Olsun...
_AŞkım_FB_1907_ 17-04-07, 17:41 Uzun zamandan beri gelemiyordum,rahatsızdım çünkü,bide öss var.
Neyse geçn hafta çok güsel bir bölümdü.****
Eren bulundu,
ebru-cemal evlenio.
Hayat ile babası barıştı ee daha ne olsun diyorum.Böyle bir hayat trküsü,görmeyi özlemişimmbye
Sevgili asabi şirin büyük geçmiş olsun ve aramıza hoşgeldin. Bir süredir kayıp üyelerden biriyim sanırım ben de. Aslında hep buralardaydım da yorum yazmaya pek fırsatım olmuyordu. 52.bölüm yorumuma geçecek olursam...
Öncelikle ben Eren'den başlamak istiyorum. Eren sınıfa ilk girdiğinde onun üzerinden hangi konuya değinileceğini az çok tahmin etmiştik. Benim için özel anlamı olan “Sokak Çocukları” konusunun geniş sayılabilecek bir süre işlenmesi ve bence tam da olması gerekene yakın bir şekilde ele alınması beni sevindirdi. Dizilerde hemen hemen aynı konuların ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunulmasından artık bıkmış bir seyirci olarak ve Hayat Türküsü’nden sonra eskisinden daha seçici bir seyirci olmama neden olduğu için emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler yine... Hayatın gerçeklerinden kopuk yaşamadığımızın kanıtı olaraktan yine mesajı gözümüze sokmaksızın, su gibi akıp geçti bir bölüm daha aklımızda sorular bırakarak.. Yaklaşık 2 yıldır “o çocuklarla” ilgilenmeye çalışıyorum elimden geldiğince, gücüm yettiğince. Sokakların küçücük bedenlerinde ve kalplerinde hatta beyinlerinde yarattığı hasarlara tanık olmuş olsam da bizlerin görebildiği elbetteki sadece onların bizlere yansıttığı kadarı..Onlar pek çoğumuz için “sorunlu, serseri, hatta tinerci, kapkaççı, işe yaramaz” sokakta gördüğümüzde uzak durduğumuz, bir yerlerde görmesek aklımıza bile gelmeyen çocuklar işte.. Oysa onlar da bizler gibi sevgi ve ilgiyle hayata tutunmaya hazırlar. Üstelik aralarında öylesine yetenekli olanlar var ki... Komiserin de dediği gibi eğitimsizlik en önemli nedeni bu sorunun. Ama bu eğitim sistemi sorunları çözmeye yönelik olmadığı gibi sorundan kaçmayı yeğlediği için birşeylerin düzelmesi adına pek umudum yok açıkcası.
Yusuf Kerem sahnesi de beğendiğim sahnelerdendi. Kerem’in hayatından tek tek eksilenler yüzünden başlarda gönülsüz sonraysa kendi tercihi olan yalnızlık nedeniyle içine düştüğü bunalımın da etkisiyle intihara kalkışması veYusuf’un zamanında yetişmesi ve ardından denizin içinde yapılan konuşma yine olması gerektiği gibiydi bence.
Ebru’nun evlilik havadisini verdiği sahne ve sonrasında gelişenler ve Ebru Cemal sahnelerinin çoğu Cemal’in Ebru’ya evle ilgili yaptığı sürpriz dışında bol bol kahkaha atmama neden oldu. “Sen hamile misin?” lafınaysa bayıldım herkes gibi.. Ebru işte :) (Kedi işte gibi oldu ama Cemal de Ebru’ya sarı kedi demişti pek de alakasız olmadı sanki :) ) Leyla annenin Ebru’yu çekiştirip durması ve sonunda o meşhur “sinirlendim” ayak vuruşu , Kumru nene taklidi de çok komikti.
Nuray da yaptı yapacağını yine. İnşaatın tepesinde Ali hariç herkesin yüreğini ağzına getirdi.. Hayat yine duruma el koydu biraz tehlikeli olsa da sorun çözümlendi. Ali’nin Hayat’a karşı birşeyler hissetmesini istemiyorum ama senaryo o yönde ilerliyor gibi..
23 Nisan çalışmaları Çiğdem Öğretmen açısından çok sıkı geçiyor ama Hayat için hazırlıkları nasıl yetiştireceği konusunda şüpheliyim ki ben bu yorumu yazana kadar yeni bölüm özetimiz gelmiş bile umarım çok önemli bir sorun çıkmaz. Şu kıyafet meselesi hakikaten önemli bir o kadar da zor bir mesele. Çalıştığım okul da Hayat’ınki gibi bir okul ve biz de böyle problemlerle karşılaşmaktayız. Hayat bu konuyu nasıl halledecek acaba?
Ben hayatımdan çok şey buluyorum bu türküde tıpkı pek çoğunuz gibi..
O yüzden iyi ki varsın Hayat Türküsü..
Bu arada aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza hoşgeldiniz demek istiyorum.
Sevgilerimle
arkadaşlar sanırım dizinin tekrarları bir kaç bölüm geriden de gelse trt intte yayınlanıyordu değil mi ?? bilen bir arkadaş hangi gün ve saatte olduğu hakkında bilgilendirirse çok sevinicem :)
sevgiler...bye
TRT INT'te Çarşamba günleri saat 21.30'da, Yurt içinden izleyenler, Hayat Türküsü dizisinin tekrarlarını ( Bir kaç bölüm geriden ), Yurt dışından izleyenler ilk kez seyretme sansı buluyorlar.
Bugun, TRT INT' te Hayat Türküsü dizisini izleyebilirsiniz. İyi seyirler
Bu mesaj silinecektir.
siyah-beyaz 18-04-07, 19:39 Sevgili volvox,kliplerin devamını dilerim.Negüzel olmuş...Asabi şirin sana da geçmiş olsun canım....
Dizimizde her bölüm, kanayan yaraların çocukların penceresinden işlenmesi çok takdire değer...Töre,sahipsiz çocuklar,kayıp çocuklar,hırsız çocuklar...Ve bunlarakarşı olması gereken duruşlar.Daha nasıl bir dizi sosyal içerikli olur ve mesajlar verir ki?
Elimdeki tüm işleri bitirince boşluğa düştüm bir an… Sonra aklıma hala yorum yazmadığım gelince “Yaşasın yapacak bir şey buldum” diye sevinerek hemen çayı kahveyi hazırladım:)
Hayat’ın bakışlarından sonra çat diye geldi flashback.. Yok, bu flashback e laf yok, sevdim gayet de… :)
Hayat’ın “Baba” deyişi iki kere ve özlemle gerçekten enfesti. Bence muhtemelen Hayat o anda babasının ona söylediği affetmekle ilgili hiçbir şeyi duymuyordu bile. Kulağına birtakım ses dalgaları giriyorsa da (yok orta kulağa ve duyma eyleminin ayrıntılarına girmeyeceğim:)) anlamları dışarıda kalmıştı. Hayat’ın sarılışı sarışılış değil bir kendini bırakıştı. Hani tüm korkuları, endişeleri, “elalem ne der”leri yani kısaca sizi bir harekette bulunmaktan alıkoyan her şeyi “amaaan boşver gitsin be” diyerek arkada bıraktığınız an yani… O rahatlama… Hafiflemekten başka pek bir his duymadığınız anlar… İşte Hayat’ın kendisini bırakışı da öyle bir anmış izlenimi uyandırdı bende. Ki Hayat da ev ahalisine o anı anlatırken “o sözcük”ün ağzından çıktığının farkında olmadığını söylüyor. Onun kurduğu bu cümleden sonra süren kısa sessizlikte ev halkını görüyoruz ya tek tek, işte orada mesela Cemal’in yutkunuşu küçücük ama çok güzel bir andı fikrimce. Benzer anlarda çok sık yaptığımız bir eylem aslında yutkunmak… Kötü/şaşırtıcı/şok edici bir haber aldığımızda genellikle tepki vermeden önce yutkunuyoruz sanki. Ya da ben şimdi bir geçmişime bakıp düşündüğümde benim çok sık yaptığım bir şey olduğunu fark ettim.
Hayat’ın o anı anlatışı ve duygularını dile getirişi çok sadeydi. Ve sadece bu sadelik yüzünden de çok güzeldi. Yıllardır babasız büyümüş bir kızın babasıyla kavuştuğu an sömürülmemişti yani… Posası çıkana kadar sıkılmamıştı duyguların suyu…
Bu sahne içinde yutkunma anı ile birlikte en sevdiğim diğer an da Ebru’nun hani bolca sevgi bir miktar hüzün soslu mutlulukla Hayat’a bakarken bakışlarını Cemal’e kaydırırken beliren sıkıntı oldu. Sonra da ufacık, usulca bir dokunuşla verdiği destek…
40.Bölümde aşkı için çay demleyen bir Ebru izlemiştik ya, bu bölümde de yine aynı sebepten kahvaltı hazırlayan bir Ebru gördük. Bu sahne bütün olarak enfesti. Çok sevdim yahu… Yine doğallık ön planda… Harika… Bu sahnedeki müzik de çok güzeldi. ”Çıkmıyor mu?” “Çıkıyor” diyalogu da ayrıca müthişti.:) Sahnenin en sevdiğim diyalogu olabilme potansiyeline sahip ama işte bir anını çok sevince diğer anlara haksızlık etmek istemiyorum. Mesela Hayat ile Sevcan evden çıkmaya yeltendiklerinde Ebru’nun telaşına haksızlık olabilir. Ya da evlenme kararının açıklanmasının ardından Leyla Anne’nin “Ne zaman oldu bu?” demeye çalışıp diyemediği o bir saniyelik ana… Ya da belki de en fazla Ebru’nun hızla kaçmaya çalışırken Leyla Anne’nin bir kolundan Hayat’ın diğer kolundan tutup onu çekiştirmelerindeki o muazzam doğallığa… e “sinirlendim” tepinmesini de unutmamak lazım tabii. Hani artık diziyi izlerken hatırlatıcı notlar almak alışkanlık oldu ya bende… Bu sahne için pek bir şey yazamamışın… “Yeni müzik, mükemmel, mükemmel, çok güzel, çok şahane yav” türü birkaç kelimecik… Bir de hazırlanan kahvaltının yenememesine çok güldüm… Yani ev halkından önce kalkıp kahvaltı hazırlayan bir Ebru’nun şokunu bastıracak kadar büyükmüş bu evlenme kararı…:) Yazık oldu kahvaltıya…
Ama itiraf etmeliyim ki bu güzel sahnenin hemen ardından eniştenin ekranda belirmesi feci bozdu beni.
Neyse ki hemen arkasından Ebru-Cemal sahnesi geldi de sevindik.:) Çığlığın anlamı üzerine analizler müthişti. Cemal köyü arayıp haberi verdiğini söylediğinde Ebru’nun heyecanlı merakı da çok güzeldi. “Hayır, imdat, olamaz gibi bir çığlık” “Harika, muhteşem, çok sevindik, aaa gibi bir çığlık” betimlemeleri çok hoşuma gitti benim. Tabii ayrıca kız tarafının çığlıkları için söylenen “güzel attılar” sözüne de bittim.
“Sen hamile misin?” esprisi hakkında zaten hepiniz yazmışsınız arkadaşlar, çok bir şey söylemeye gerek yok da ben de hepiniz gibi çok güldüğümü belirteyim. Bir de tekrar tekrar izleyip her seferinde güldüğümü ekleyeyim bari. Bir de o espriyle ilgili hoşuma giden bir yan da yine sahnenin akışına, diyalogun içine yedirilmiş olması… Hani öyle “Her şey sizler için, sizi gülün diye yaptık bunu bakın” havası yok yine. Ve bu daha da güzel kılıyor espriyi.
Bir de “Sen kesin hamilesin” cümlesinin ardından Ebru’nun yandan cin bakışı ve Cemal’in onu bekleyen bir sürü formaliteden duyduğu sıkıntıyla duruşu ve şekeri ağzına atışı da çok hoşuma giden anlardan biriydi.
Eren’in sınıfa girişiyle çocukların sevinci çok güzeldi. Merve’nin zıp zıp zıplayışı, herkesin Eren’e anılarını soruşu… Ama tabi Hulusican kopardı olayı “Hangi organları kaptırdın” diyerek…:) Eren’i bilmem de enişte insanlık için kritik organları kaybetmiş onu bilirim. Hayat’ın çocukların heyecanını ve sorularını izlerkenki gülüşü de ayrıca güzel.
Öğretmenler odasında tüm 23 Nisan masraflarının üstüne yıkılmasının ardından hiçbirine hayır diyemeyen Hayat’ın bu sorumluluğun altından nasıl kalkacağına dair duyduğu kaygı da hem yüzünde hem de az önce iştahla istediği çayı henüz bir iki yudum alınmışken masaya bırakışında görülüyor. Bu arada son birkaç bölümdür öğretmenler odasındaki bir öğretmen dikkatimi çekmekte. Hani adının Özlem olduğunu öğrenmiştik Cenap Bey’den… İşte bu öğretmenin bakışlarından, duruşundan Hayat ve Ali çizgisinde bir insan olduğu, onların arasına girmek istediği ama belki Cenap Bey’in korkusundan biraz geri durmak zorunda kaldığı gibi bir izlenim alıyorum.
Nuray’ın inşaatın tepesinde söylediği “Ben ölünce bütün çeyizlerimi hayır kurumlarına bağışlayın” sözü gerçekten bir “puaaah” şeklinde kopmaya neden oldu bende. Nuray da hani en değerli şeyleri, doğdukları andan itibaren hazırlanmaya başlayan çeyizleri olan, evlenip çoluk çocuğa karışmaktan başka hayalleri olmayan ve çocuğun doğumuyla hayatlarının amacına ermiş ve kendilerini çocuklarına adamaktan başka bir seçenekleri olmayan mahalle kızlarından. (Gerçi modern dünyaya bakınca zaman zaman tek hayali daha çok ve daha çok ve daha çok para olan insanlardan daha masumane gelmiyor değil bana bu.) Neyse çok uzatmadan parantezleri konuya dönelim. Nuray en değerli şeyleri çeyizi ve gelinliği olan bir mahalle kızı... Gerçekten ölmeyi düşünmüyor ama yine de ölüme en yakın olduğu anda bile aklında bir tek çeyizi ile gelinliği var. Ama Nuray’ın bu mahalle kızlığı ne bileyim böyle kocaman çikletlerle ya da aşırılaştırılmış bozuk konuşmalarla gözümüze sokulmuyor. Hani pek çok dizi ve filmde bu tür karakterlere sıkça söyletilen söyler vardır ya “Ay napçaz kız Fatma” gibi… Ve daha pek çoğu… Nuray’da bunlar yok, gayet sade, sıradan bir mahalle kızı işte… Hayat’ın Nuray’la ilgili söylediği “O öyle bir kız bi kere” sözünü de pek sevdim. Hani olur ya bazen, bazı şeyleri tanımlayamayız ve hemen “öyle bir kız/çocuk/durum/duygu vs” trü tanımlamalara sığınırız. Hayat’ın söyleyişi de tam öyleydi. Hani Ali “Öyle bir kız derken?” diye sorsa o “öyle”nin içerdiklerini hatırlayabilmek için bir süre durup düşünmesi gerekecek. Çoğu zaman paket yapıyoruz bir grup kelimeyi bir kelime içinde, sonra hatırlayamıyoruz bile içeriği… Bunları düşündüm işte Hayat “Öyle bi kız bi kere” deyince.
Hayat ve Ali’nin, aslında daha çok Hayat’ın Nuray’ı ikna etme çabaları hoştu. Hayat’ın ikide bir müdahale edip Ali adına konuşmasına çok güldüm. Aslında daha da çok Ali’nin “Saçmalama Hayat sonra n’olucak peki?” deyişine güldüm. Hayat ve Nuray birlikte brandaya düştüklerinde yukarıdan alınmış görüntüde Hayatın kırmızı paltosu ve siyah pantolonu ile Nuray’ın siyah paltosu ve kırmızı pantolonu beyaz üzerinde müthiş uyumlu görünüyordu:)
Ali’nin doğrudan Hayat’a koşup iyi olup olmadığını sormasının ardından Hayat’ın ses tonundaki ima müthişti. Bir de işte yine Nuray’ın “Bırakın ya ben bir daha atlayacağım.” deyişinde alttan alta “hadi seyirci gül bakalım” diye gıdıklamaya çalışan bir yapaylık yoktu.
Ali Eren konusunda da benzer bir tutumdaydı aslında. “Çocuk işte canım ne olacak” diyordu Hayat’a. Şimdi de Nuray için aynı şeyi yapıyor. “Oyun işte canım” şeklinde. Ali iyi niyetli bir insan olmasına karşın insan psikolojisinden pek anlamıyor sanırım. Yusuf ile karakterleri bazı noktalarda çok benzeşiyor gibi geldi bana. Ama bazı noktalarda… Hayat’ın Ali ile bu konudaki konuşması da oldukça güzeldi. Umulur ki işe yarar…
Ebru-Leyla Anne sahnesinde Leyla’nın Kumru Nine taklidi çok güzeldi… Özlemişiz yahu… Gelecekler diye sevinmekteydik ve fakat özete bakınca pek de uzun sürmedi sevincimiz. Ebru’nun istekleri de çok güzeldi… Boydan boya altın filan… Aklıma bu tür bir istek listesi sebebiyle bir türlü evlenemeyen kuzenim geldi. Sonunda evlendirdik ama o liste kuzenime iletildiğinde telefonda kamyon çarpmış gibi gelen sesini unutamam… Yani bakmayın Ebru’nun dalga geçer gibi söylediğine, o boydan boya altın zincirlerden çektiğimizi ben bilirim. :img-hyste Sadece altın zincirlerden değil çeyiz sermelerden kınalardan vs çektiğimi de bilirim. Ne diyelim Allah sabır versin Ebru ile Cemal’e… Ben her seferinde bu seremonilerden fotoğraf ve kamera kaydı işlerini üzerime alarak yırtıyorum ama onların bu şansları da yok… Gerçi özete bakılırsa biraz daha zamanları var gibi… Ebru’nun aile bireylerinin evlilik canavarına dönmesi ile ilgili sözleri de oldukça doğru! Hele de aile kalabalıksa… :img-hyste
Ebru-Sevcan konuşması yine sıcacık gelen sahnelerden biriydi bana… Merdivenlerdeki kısa diyalogdan sonra odaya yönelişlerini görünce bir an çok güldüm. Ebru’nun Sevcan’ı neredeyse zorla odaya yönlendirişi ve Sevcan’ın o andaki ifadesi bir an hani okul idaresinden birinin odasına çağırılan öğrencilerin halini hatırlattı bana. Odada Sevcan’ın konuşmadaki isteksizliği ve Ebru’nun meseleyi öğrenmekteki azmi görülüyordu. Sevcan kendisi dile getirmese de Ebru’nun meseleyi çözmesinden sonra Sevcan’ın dili de bir süreliğine çözülüyor… Ebru’nun Sevcan’a klasik teselli cümleleri kurmak yerine klasik teselli cümlelerini kuranların taklitlerini yaparak neşelendirme çabası bana çok sevimli geldi. (Hani o sahnelerden de çok şeker fotoğraflar çıktı :)) Ebru’nun Leyla Anne’nin çay teklifine verdiği “İstemiyoruz…” yanıtı ve ardından Sevcan’a dönüp “İster miydin?” deyişi bana iş yerinde ziyaretine gittiğimde içeriye “Bize iki çay” diye seslenip sonra da bana dönerek “Ne içersin?” diyen bir tanıdığımı hatırlattı. :img-hyste Bu sahnede Ebru’nun Sevcan’a taklitlerden sıyrılıp kendisi olarak söylediği şeyler bu dizide çok sevdiğim bir başka şeyi daha hatırlattı bana… “aşk gibi acısı da geçici bir hastalıktır” sözü özellikle de… Pek çok dizide aşk acısının merkeze alındığını, hayatta başka hiçbir şey yokmuş gibi davranıldığını ve anlatılan hangi acı olursa olsun (ya da hangi duygu olursa olsun) sabitmiş gibi anlatıldığını görürüz. Acılar o kadar büyütülür ki… Ve o hikâyelerin tüm mutlu anlarında illa ki “Rüyada gibiyim, sanki her an biri beni uyandıracak bu rüya bitecekmiş gibi” mealinde replikler duyarız. Acı abartılır, mutluluk/neşe bir rüyaya indirgenir. Oysaki acılar eninde sonunda geçiyor. Kimisi iz bırakarak kimisi ise o an verdiği yakıcılıktan ötesine geçemeyerek… Geçip gidiyor… En büyük acılar bile… İşte bu dizide bu sürekli hatırlatılıyor bize küçücük ipuçlarıyla, göze sokulmadan… Yusuf iyileşiyor ve acısını unutuyor mesela, Hayat annesinin ölümünden izler taşıyor ama acısı hafifliyor, hayatını istila etmiyor… İşte bunun dile getirilişi vardı bu sahnede… Ebru-Sevcan sahnesini pek bir sıcak buldum ben… Sanırım paragrafın başında da söylemiştim değil mi?
Hayat-Yusuf konuşmasında Yusuf’taki kıskançlık işaretlerini alan Hayat’ın “Ne? Ne? Ne? Ne? Ne demek istiyorsun sen? Ne? Daha açık konuşsana… Derdin ne senin?” deyişini ringde rakibinin karşısında yumrukları havada zıplayıp duran boksörlere benzettim bir an… Yusuf’un “İlişkimize karşı özen göstermeni istiyorum” demesi gerçekten inanılmaz saçma geldi bana. Herhalde bu ilişki için bunu çok alakasız biri söylese Yusuf’un söylemesinden daha mantıklı olurdu. Hayat’ın bu söz üzerine verdiği “Ohooo” tepkisi süperdi. Hayat sadece şu sıralar sürmekte olan gizlilik mevzuundan dem vurdu ama bu ilişkinin geçmişine bakılırsa daha da ortaya çıkar herhalde Yusuf’un bu cümleyi kurmasının mantıksızlığı… Hayat’ın Yusuf’un hastalığı boyunca bu ilişkiye gösterdiği özenin unutulması ne tuhaf… Yusuf hatalarının pişmanlığını her an içinde hissetsin, onun hataları bu ilişkide her zaman bir gölge olsun filan demiyorum… Ama insan hatalarından dersler çıkarmalı, öyle bir kerede silip atmamalı, tamamen unutmamalı… Hatırlamalı ki kendisi için faydalı bir şeye dönüştürebilsin o hataları… Hayat zaten özen kelimesini duyar duymaz düğmesine basılmış gibi hızla konuşmaya başladı… Makineli tüfek gibi saydı lafları… Yusuf’un bundan sonraki tavrı daha da ilginç geldi bana… Hani sanki “tüh düğmesine bastık, keşke demeyeydik o lafı” der gibi… Ama o “keşke” o cümleyi kurmaktaki haksızlığını anladığından değil de kısa bir süre için elde ettiği Hayat’ı görme fırsatını huzurlu geçirmek istediğinden. Ortadaki meseleyi çözmeye değil üstünü örtmeye yönelik bir tavır daha ziyade. İşte bu yüzden Hayat ile Yusuf arasında bu tür sorunlar sürekli olacak gibi gelmekte bana. Bu hafta Yusuf’a söyleyecek epeyce sözüm var ama bir kısmı da Kerem ile olan konuşmalarına kalsın… :)
Cemal’in Ebru’yu evden adeta kaçırdığı sahne de artık alıştığımız gibi (ama alışkanlığın coşku ve beğenimizi düşürmediğini de belirtmekte fayda var) çok güzel, çok doğaldı… İkisinin atışmalarını izlemek inanılmaz zevkli oluyor çünkü çok hayata dair sözler çıkıyor ağızlarından… Ufacık sözcükler, hani günlük yaşamda çok da fark etmediğimiz… Hani o cümlelere yahut tek bir sözcüğe gülüyoruz… Mizah olsun diye saçma sapan abartılara kaçılmıyor yani… İşte bu sahnede de nişanlı sözcüğü üzerine dönen muhabbet de böyleydi… Aslında sahneyi ilk izlediğimde “Cemal telefonla da arayıp çağırabilirdi Ebru’yu bir buluşma noktasına ve oradan birlikte gidebilirlerdi Cemal’in sürpriz evine, ne gerek vardı ki eve gelmesine” diye düşünmedim değil. Ama sonra vazgeçtim, iyi ki gelmiş dedim. Çünkü mesela bir telefon konuşmasında Ebru “Hoop hoop daha nişanlanmadık” derken sahnenin en sevdiğim anı olan o yarım göz kırpma işaretini yapmazdı muhtemelen. Hani kendi adıma ben kendimi konuşmaya fazla kaptırıp hattın diğer ucundakini karşımdaymış gibi algılamadıysam pek göz kırpmam…
Cemal’in Ebru’ya evi anlattığı sahnede başka bir yoldan girip karşısına aniden çıkışı, çıkarken yaptığı hareket çok şekerdi. Ama ben daha çok Ebru’nun “Güzel güzel…” ve “Çok güzel çok güzel”ine koptum… Cemal’in evi Ebru ile konuşmadan tutması üzerine gelişenler aslında Hayat-Yusuf ve Ebru-Cemal ilişkilerini karşılaştırmak için uygun bir zemin veriyor insana ama her ilişki onu oluşturan taraflarca belirlendiğinden aslında iki ilişki arasında bir karşılaştırma yapmak fikri bana çok da uygun gelmiyor. Sonuçta farklı karakterler farklı kombinasyonlar oluşturur, her insanın sevme biçiminin farklı olması gibi bunda da kesin bir doğru olmadığı fikrinde olduğumdan aslında kafamda yapmış olduğum karşılaştırmayı uzun uzun yazmamak fikrindeyim. Sadece belirtmek isterim ki Ebru ve Cemal ilişkisinde birbirlerini dinleme ve karşısındakinin söylediği üzerinde düşünerek orta bir yol bulma durumu çok hoşuma gitmekte.
Ebru’nun şapkalı olduğu sahnede de birkaç an çok hoşuma gitti. Öncelikle yine atışmalar enfesti. Özellikle beğendiğim anlar ise Ebru’nun “Kazak erkeksin sen” deyişinden sonra Cemal’in hafif memnun ifadesi ile Cemal’in Ebru’ya “Düş önüme” deyişinden sonra ellerini arkasında kavuşturup hani köy erkeği modeli muzaffer bir ifade ile adım atışı çok güzeldi.
Kerem ile Yusuf sahnelerine gelince kendi içinde çok çok güzel bir sahneydi evet… Ama gerçekten diziden çok kopuk olduğunu da belirtmeden geçmeyeyim. Mesela sahneyi tek başına ele alınca içinde geçen cümleler gerçekten çok anlamlı ama dizinin bütünü içinde düşününce diğer sahnelerde önemli konular hakkındaki fikirler bile gayet günlük, hayatın içinden cümlelerle aktarılırken bu sahnede fazlaca edebiyat vardı sanki… Ve aradaki bu tezat da sahnenin dizinin bütünü içinde oturmamış bir parça gibi durmasına sebep oluyordu fikrimce.
Bir de dikkatimi çeken bir yer vardı ki daha önce fragmanı izlerken sahildeki kişi Kerem mi değil mi acaba tereddüdü yaşamamıza neden olan sahne bu… Kerem’in tek başına deniz kenarında olduğu sahnede önce protez olan sağ ele yakın çekim yapılmış… Ama bir süre sonra biraz daha uzaktan görünürken Kerem, sağ eli normal ve yumruk şeklinde sıkılıyor. Burası olmamış işte…
Yusuf ve Kerem’in diyaloglarını dediğim gibi biraz fazla felsefi bulsam da yalnızlığın Kerem’e hissettirdikleri güzel anlatılmıştı. Yusuf’un Kerem’e söylediği her cümleyi haliyle kendi hastalığındaki davranışlarıyla karşılaştırırken buldum kendimi. Mesela Yusuf yalnızlık konusunda Kerem’e “Eğer yalnızlık senin tercihinse, bunu sen seçtiysen kızarım sana” diyor ya, burada Yusuf’un kendi durumunda ne yaptığını hatırlıyorum mesela. Kendisinin nasıl yalnızlığı seçtiğini, etrafındakileri kendisinden nasıl uzaklaştırdığını… Hayır hani bu durumdan çıkardığı bir ders var mı ondan da emin olamıyorum bir türlü… Hani nedense Yusuf’un başına bir daha benzer bir şey gelse yine benzer biçimde davranacağını düşünüyorum. Mesela bence Yusuf geçmişinde yaşadıklarından bir fikir edinmiş olsa idi Kerem ile olan konuşmasına çok güzel yedirebilirdi bunu. Zaten daha önce Kerem’e durumundan az çok bahsetmişti… O zamanlar ben böyle böyle yaptım, yalnızlığı seçtim ama sonra da pişman oldum gibilerinden bir şeyler söyleyebilirdi. Haydi, onu geçelim ama Kerem’den bu bölüm dinlediklerini kendi olayı ile karşılaştırması gerekir bence… Umulur ki gelecek bölümlerde Yusuf’un bu konu ile ilgili bir iç muhasebesini görürüz. Bir de Yusuf’un Kerem’e söylediklerini dinlerken ve genel olarak Kerem’le ilgili öyküdeki tavrını hatırlayınca “Keşke Yusuf kendisini de bir başkası gibi görüp o bir başkasına yardım etmek için harcayacağı kadar çaba harcasa” diye düşündüm. Ya da Kerem etrafındakilerin onu nasıl tek tek terk ettiklerini anlatırken Yusuf kendisi yatağa mahkûmken etrafındakilerin ona nasıl daha sıkı sarıldığını hatırlayıp kendisini şanslı hissetti mi? Eğer hissettiyse biz neden göremedik bunu? Kerem’in aradığı birazcık destekti, Yusuf’un elinin tersiyle ittirdiği büyük bir destek… Kerem, Elif’in onu nasıl terk ettiğini anlatırken 36. bölümde Hayat’ın nasıl da kapısında ondan uzak kalmamak için çırpındığını hatırladı mı mesela Yusuf? Bence tek tek hatırlamalıydı bunları… Yusuf Kerem’e “Sen bi kolum bi de bacağım yok diye bakmayacaksın bu hayata komutan. Senin bi kolun bi de bacağın var.” diyor… Çok da güzel diyor… Bildiğimiz klasik bardağın dolu tarafı hikâyesi… Ama keşke kendisi de uygulayabilseydi bunu Yusuf… Sanırım yeterince püskürdüm Yusuf’a… E şimdilik bu kadar yeter:)
Son sahne kaldı sanırım bir de bahsetmek istediğim. 36. Bölümde töre tartışmasının yapıldığı kahvede töre kurbanı bir baba-kız oturmuş konuşuyorlar. Soyadı meselesi güzel düşünülmüştü aslında… Ama orada Kemal’in birden hırslanışına çok da anlam veremediğimi belirtmeliyim. Ama o andan sonra Hayat’ın ses tonunda da daha bir duygularına hâkim olamama durumu ortaya çıktı… Oldukça da etkileyici olmuştu bu sahneler… Hayat yine çevresindekileri ne kadar önemsediğini gösterdi. Babasının yanında kalmasını istediği halde sevdiklerinin de durumunu hesaba katarak gitmesinin daha doğru olacağı sonucuna vardı. Bunu da babasına çok güzel bir şekilde ifade etti. Velhasılıkelam yine oldukça güzel bir bölüm izledik… Ben kendi adıma izlerken de bu yorumu yazmak için bazı sahnelere tekrar bakarken de çok keyif aldım bu bölümden…
Bu arada hangi mucize buna sebep oldu anlamak zor ama sevgili volvox kardeşimizin yorumunu görmekten mutluluk duyduk hani… Sevgili asabi şirin de artık aramıza döndü… Ne diyelim darısı diğer kayıplarımızın başına… Sevgili lostsever ve sevgili kemancimemo’dan epeydir ses seda çıkmıyor… Bu arada benzetme yönü dedektörümüz sevgili Sinem83 de epeydir yorumlarda görünmedi… Hepsini merak etmekteyiz…
Sevgiler arkadaşlar…
hiç kaçırmadan seyrettigim HAYAT TÜRKÜSÜ dizimi artık eskisi kadar seyretmiyorum,dürüst olmak gerekirse,cemal,ebru ve mustafa bey beni çok kasmaya başladı,sürekli arabesk bir yaşam ve çaresiz suratlar içimi karrartı
betül arım cıvıl, cıvıl bana enerji veriyor.ayrıca hayat da artık biraz sıkıntılardan kurtulsun artık,okulda çocukları görmek istiyorum ben,eren ve sokak çocukları çok güzel işlenmişti,ayrıca şidet ve şevkatsiz bir ortamın insanları nerelere götürdügünü bize çok iyi anlattı,dizi duraganlıktan çıkmalı bence,eren nin annesi ,babası ,okul müdürü,hulusi can ve ögrenciler ayrıca inşaatın tepesine çıkan kız ve polis memuru diziye tat ,neşe getiriyor.
artık cemal ve ebru da hareketlensin yaaa biraz enerji alalım lütfen
Yusuf'un almış olduğu hediye hepimizin garibine gitti.Aklım abir zamanlar okuduğum bir yazı gelmişti.
Bir kadın yada erkek karşı cinse giysi,aksesuar gibi hediyeler alıyorsa bu bir işarettir "seni bu kıyafetle görmek istiyorum,yada senin bunu takmanı kullanmanı istiyorum" manasında..Acaba bizim Yusuf'da Hayat'ın böyle allı pullu şeyler kullanmasını falanmı istiyor :img-hyste :img-hyste ..
asabi şirin 19-04-07, 16:04 Gönül isterdi ki sevgili ena gibi şöyle uzun uzun bir yorum yazayım ama ne yazık ki buna vaktim yok.
Öncelikle Hayat Türküsü dostlarına gönül dolusu selam ve sevgiler.Mesajlarınız için de ayrı ayrı hepinize çok teşekkür ediyorum.
Aramıza yeni katılan arkadaşlara da biraz geçte olsa hoş geldiniz sefa getirdiniz diyorum.
İşyerinde iki aylık bir mesafeyi kapatmak kolay olmayacak ama fırsat buldukça
sizlerle beraber olmak ve güzel yorumları okumak için fedakarlık yapmaya değer.
En yakın zamanda tekrar görüşmek temennisiyle.
Tüm Hayat Türküsü dostlarına selam ve sevgiler...
Yorumumu yazmadan önce bu 52.bölümün izleyemediğim kısmını izlememi sağlayan sevgili ena ya sonsuz teşekkürlerimi sunuruyorum :)
Ve şimdi sıra bölümle ilgili düşündüklerimi yazmakta ...
Bölümün en güzel sahnesi tartışmasız son sahneydi bence ! Hayat ın annesinden bahsedişi , soyadıyla ilgili konuşma ... ama en güzeli “ burdan gitmen en doğrusu.. ” ve sonrasıydı !!
Bu bölüm yine Gürbüz e bayıldım !!! Orhan Aydın cidden göz dolduruyor !
Şimdiye kadar Kuzey le alakalı hiçbir sahneyi izlemekten hoşlanmadığım gibi bu haftaki Sevcan ın Kuzey yüzünden ağladığı sahneden de hoşlanmadım ! Ebru tavsiyeleri dalga geçerek verdi ama konu Kuzey olunca bence o cümleler durum için çok idealdi !! “ Allah başka dert vermesin , hastalık vermesin !! ”
Yusuf un hediyesine gelirsek , bana biraz saçma geldi bu hediye !! yani.. birbirini tanıyamamış çiftler birbirlerine böyle kel alaka hediyeler alabilir tabi ama Yusuf Hayat ın zevklerinden , tarzından bu kadar mı kopuk , bu kadar mı bi haber ?!!
Ebru ve Cemal e gelince.. onlar zaten “ hayat türküsü ” nün neşe kaynağı (özellikle Ebru ;) ) :):) onların yeni bir ev bakma konusundaki sahnelerini izlerken Ebru nun başındaki şapka o kadar hoşuma gitti ki birden şapkayı incelerken buldum kendimi. :) öyle dalmışım ki sahneyi kaçırdım :img-hyste Allah tan tv den değil de ena nın gönderdiği kayıttan izliyordum da , sahneyi başa sarma şansım oldu:icon_whis yalnız Ebru nun , Cemal in “ kazak erkek ” hallerinden hoşlanması benim hiç hoşuma gitmiyor !! Cemal in Van lı olmasından dolayı bu yönünün ön planda olması normal belki ama Ebru nun bu durum için istemem yan cebime koy halleri hoş değil... çünkü gerçekte erkekler Cemal gibi değil !!! gerçekte bir bayan yanındaki erkeğin böyle “ kazak erkek ” tavırlarına böyle tepki verirse o “ kazak ” lığın ölçüsü gittikçe artar !
Neyse uzun lafın kısası güzel bir bölümü kaçırmışım ama sevgili ena sayesinde 5-6 hafta beklememe gerek kalmadan dizimi seyrettim :) kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve bir sonraki haftayı - özellikle 23 nisan kutlamalarını - merakla beklediğimi yazarak yorumumu bitiriyorum..
sevgiler...
yalnız Ebru nun , Cemal in “ kazak erkek ” hallerinden hoşlanması benim hiç hoşuma gitmiyor !! Cemal in Van lı olmasından dolayı bu yönünün ön planda olması normal belki ama Ebru nun bu durum için istemem yan cebime koy halleri hoş değil... çünkü gerçekte erkekler Cemal gibi değil !!! gerçekte bir bayan yanındaki erkeğin böyle “ kazak erkek ” tavırlarına böyle tepki verirse o “ kazak ” lığın ölçüsü gittikçe artar !
Sevgili dokuz,
Ben de yorumun için çok teşekkür ederim:)
Şu alıntıladığım kısımla ilgili kendi gözlemlerime dayalı bir şeyler söylemek istedim bende... Vallahi bence Ebru doğru yolda:) Neden derseniz Türk kadınının genel özelliğidir ve Osmanlı yönetim işleri başta olmak üzere çok örneği görülmüştür. Erkeğe "kazak erkek"liğini kabulleniyor ve hatta bir miktar hoşuna gidiyormuş gibi hissettirip alttan alta kendi iktidarını kurar kadınlar... Erkek, kadının onu kazak erkek olarak görmesiyle gururlanadursun, kadın "kazak erkek"in tek başına kiraladığı evden kaporayı yakmak pahasına vazgeçmesini ve kendi istediği tür bir ev arayışına girmesini sağlamıştır bile!:img-hyste
siyah-beyaz 20-04-07, 10:24 Ebru gerçekten akıllı;kavgasız, gürültüsüz sorunları aşmasını bilecek kadar akıllı......Benim eşim kendini kazak sanır... *hayır *dediği şeyler evde hiç itiraz etmeden,tatsızlık da olmadan* evet* olur.Ve işin ilginci kendi dediklerinin olduğunu,tek otorite olduğunu zanneder.:happy0064 Bu arada ben de akıllı oluyorum....
tv_hastasi 20-04-07, 10:27 bu bölümü büyük bi merakla bekliyorum bakalım benim doğum günüm için nasıl bi tören hazırladı hayat öğretmen :P umarım güzel bi bölüm olur da bana erken bi doğum günü hediyesi olur hayat türküsü :D
feyzanTUNÇ 20-04-07, 19:21 Ya arkadaşlar HT bir arkadaşım izliyo da bana sürekli izle izle diyodu dizinin yayın günleri ve saatleri nedir beni bilgilendirirseniz sevinirim.
arkadaşın dizi cumartesi akşamları saat 20:15 te TRT 1 de yayınlanıyor.Fakat yaklaşık bir yanılmıyorsam 8 bölüm sonra falan bitiyor.
sevimli.girl 21-04-07, 21:36 bu haftaki bölüm çok güzeldi. ağırlıklı olarak gülümseten sahneler vardı. özellikle nurayın olduğu sahneler çok güzeldi bana göre. çocuklara 23 nisan için kıyafet hazırlanacaktı ve kıyafetleri nuray hazırladı leylanın evinde. ev kendisinin eviymiş gibi davrandı, leyla teyze- abla atışmaları çok hoştu.
yusuf ile kerem iyice arkadaş oldular. birlikte keremin eski nişanlısının nikahına gittiler. daha sonrada ikisi hayatın okuluna 23 nisan törenine gittiler. kerem böylece hayatla da tanışmış oldu.
ebruda ırak'a gitmeye karar verdi ve bundan cemalin de haberi oldu. 3-5 ay ırakta kalacağını ve nikahı ertelemelerini söyledi.
tören hazırlıkları ve törenin olduğu sahneler çok hoştu. yusufun gelip ses sitemini halletmesi, keremin hayata yusuf için onun elinden her iş gelir demesi, yusufun birkaç dakikalığına hayatın evine gelip onu görmesi, nurayın her işe karışması ve herkese birşeyler söylemesi çok güzel sahnelerdi.
feyzanTUNÇ 22-04-07, 14:12 Şu anda Ankara'dan yazıyorum sizlere normalde bilgisayarlarla uzak olan ben arkadaşımın bilgisayarını rica edebilmek için akla karayı seçtim valla diyemedim ki de diziye yorum yazacağım bilgisayarını verebilir misin?Dalga geçerdi valla dün dizininde son yarım saatini falan onlardayken yakaladım zaten madara oldum arkadaşıma çünkü hep onun yanında dizilerin kalitesizliğinden yakınırdım ama hayat türküsü farklı...
Neyse işimden dolayı gittiğim Ankara'da işim biter bitmez arkadaşıma gittim elimi bile yıkamadan hooop tv başına. Kendime bile çok şaşırdım valla ama...neyse sonunda görmeyi çoook istediğim 23 Nisan müzamerelerini gördüm ve beni çooook tatmin etti evet çocukluğuma dönebildim. Hele onca sene ilkokulda kafkas oynamış olan ben onlar kafkas oynarken tamamen 8-9 yaşlarındaki feyzan oldum!
Ebru'nun söylediklerine de yetişme fırsatı buldum daha doğrusu bir kısmına yani onun dediklerini ben burda yorumlayamam zaten orada Ebru'nun dediklerini anlamak isteyen eminim anlamıştır...
maalesef dizimizin bu kadarına yetişebildim ama dediğim gibi 23 Nisanı görmek yetti bana görmeseydim çok üzülürdüm çünkü. Ve benimde Cenap Bey konuşurken ilkokul müdürümün konuşmaları kulağımda çınladı,Eren şiir okurken benimde dizlerim titreye titreye şiir okuduğum aklıma geldi ve kafkas oyunu...
Yanlız birde kötü bir eleştirim olacak eğer Ali Hayata aşıksa yada ona karşı birşey hissediyorsa bunu Hayat Türküsü'ne yakıştıramam çünkü aşk karmaşalarının olduğu diziler hakikaten izlerken hiç zevk vermediği gibi dizinin kalitesini ve gerçekçiliğini düşürüyor. Umarım bu olay fazla büyümez.
Şimdi görmeyi istediğim 4 sahne kaldı hadi bakalım hayırlısı:img-wink:
Bu bölüm “ hayat türküsü ” nün en güzel bölümlerinden biriydi !!!
Çok keyif aldm izlerken... aslında dün benim için pek güzel bi gün değildi ama “hayat türküsü” nü izlerken moralim bayağa düzeldi :)
Bir kere en başta Aykız ın Artvin için söylediklerini duyunca “ tamam ” dedim ! işte asıl bahsedilmesi gerekenler bunlardı.:img-yes: özellikle bir kaç hafta önce Artvin in okuma oranı en yüksek ilimiz olduğunu hatırlatıp , “ Artvin i hayat türküsü nde bu şekilde duymak isterdim ” yorumunu yaptıktan sonra bu sahneyi izlemek çok hoşuma gitti :):)
Yusuf un , Kerem in fotoğraflarına bakarken Bosna için “ anlamıştım zaten bize yakın bir yer olduğunu.. Afganistan çöl , burası yemyeşil.. ” demesi çok hoşuma gitti..
Leyla nın Ali yi farketmeden konuşması , mahçup olması ordaki o telaş.. çok güzeldi... hele ki sonrasında Ali nin “ annenle hiç benzemiyosunuz Hayat ” cümlesi ve Leyla yla Hayat ın bakışmaları , öyle sıcak öyle içtendi ki...
Ve dikişten anlayan birisi...
“ Nuray ! ”
- Kim
- .. Hiçkimse
- evet Nuray
- hayır
- evet evet Nuray
- hayır Hayat
- evet yaa
- hayır hayır ... :img-hyste :img-hyste
bu diyaloga bayıldım :) fonda da hayat türküsünün en sevdiğim müziği çalınca keyfim iyice yerine geldi :)
sonra Kerem e döndük tekrar... nikah sahnelerini izlerken benim başıma böyle bir şey gelse ne yapardım diye düşündüm... hem Elif in yerine koymaya çalıştım kendimi hem de Kerem in... ikisi için de o kadar kötü o kadar zor bir durum ki... ben kendime sorduğum sorunun yanıtını veremedim... çünkü böyle şeyler yaşamadan anlaşılamayacak şeyler farkındayım... ama bir şeyin daha farkındayım ki o da bu tür olayların gerçekte de varolduğu... “ hayat türküsü ” yine hayattan bir öykü sundu bize... Kerem Elif e “ mutluluklar dilerim ” diyip protez elini uzattığında Elif in eli titriyordu... sebep vicdan azabı , utanç mıydı yoksa yarım kalmış sevgi miydi... bunu düşündüm hemen ama Elif Kerem i gerçekten seviyor olsaymış böyle bir sahne de izliyor olmazdık öyle değil mi....
ve sonrasında hayat türküsü nün insanı canlandıran müziğiyle beraber Nuray başroldeydi :)
- kaydırma canım
- anladın mı yapabilicek misin?
- anladık
- ama bak sakın kaydırma tamam mı canım
- kaydırmam merak etme ‘canım’
:img-hyste:img-hyste :img-hyste
...
...sonra Leyla nın elinden makası alıp tükürmesi , kendi makasını gururla çıkarışı... valla bu bölümün yıldızı oldu Nuray :)
Leyla nın bu hamarat kızımızdan yararlanma isteiği de süperdi !
“ kendi çeyizimi kendim yaptım , görsen ağzın beş karış açık kalır ” cümlesine verdiği
“affferin sana ” cevabına bittim zaten :) özellikle Hayat ve Ebru nun masaya gömülen başlarıyla birlikte ben de koptum:img-hyste
Nuray Ebru nun elindeki kumaşı alıp nasıl yapıcağını gösterirken Ebru nun bakışlarına bayıldım !! Ebru yu Aslı Yılmaz oynamıyor olsaymış çok şey eksik kalıcakmış ! bu izlediğim her bölümle daha bir netleşiyor !!!!! Aslı Yılmaz ı daha önce “ 7 numara ” ekibinin hazırladığı “ kısa devre ” dzisinde izlemiştim... diziyi pek sevmemiştim aslında...sırf 7 numara ekibinin dizisi diye baktım bi kaç bölümüne... orda bir sürü çocuğu olan , kocasından dayak yiyen yüzü gözü şiş hamile bi kadını oynuyordu.... gülüşü dikkatimi çekmişti !!! bir insan bu kadar mı içten güler diyordum o her güldüğünde :) şimdiyse alıştım artık onun sıcaklığına. insan güldü mü böyle gülmeli işte !!! ekran karşısında 5 karış suratla oturan izleyiciyi bile gülümseticek kadar neşeyle , samimiyetle gülmeli !!!
Okuldaki çalışmaları izlemek çok keyifliydi... !!! Çiğdem öğretmenin azarıyla yukarı kaçan çocukların peşinden giden kamerayla üst kata geçişi çok sevdim...:good:
Sanki her tarafta var bir düğün... valla Devin Özgür Çınar ı tebrik ediyorum bu ne enerjidir , şarkıyı söyleyişine bayıldım !!!! :)
Ali nin sözlerini hatırlayamayan öğrencilere hafiften sinirlenişi , okul müdürünün her şey benim eserim , küçük dağları ben yarattım havasında ki geçişi , Hayat ın öğrencilere “ bozma ” tenkiti .... çok iyiydi !! benim ilkokuldaki 23 nisan hazırlıklarım geldi aklıma , kendimi yaşlanmış hissettim .. ya ben daha 20 yaşındayım ne yaşlanması :icon_whis :img-hyste
Sonraa “ gözlüklü deve ! ” , cep telefonu melodisi , Leyla ve Hayat ın atışması :img-hyste
Hayat türküsü nde ara ara hakimiyeti eline alan karakterler oluyor zaten İsmail , Hacer , Ayşe , Belkız ve son olarak Nuray !
Ve sonra Afrika görüntüleri , savaş görüntüleri ... hayat türküsü yine farkını ortaya koydu... yine çok hassas çok önemli bir konuyu incelikle konu etti....
Yusuf un sürprizi :) çok sevimliydiler ama burda da başrolü Nuray kaptı :img-hyste
...
...Okulda son anda çıkan aksilikler , heyecan , telaş.. içindeymişim gibiydi... Fazıl efendiye de bayıldım...okulun hizmetlisinin eline kabloları tutuşturursan böyle olur :)
“ kolaydı sanki gel de kendin bağla ” :img-hyste :img-hyste
neyse ki ses işinden anlayan bir adam geldi :) Kerem ve Hayat el sıkışırken Cenap beyin Kerem in protez eline bakışı çok güzel bir ayrıntıydı...!! Elif in nikahındakiler gibi Cenap bey gibi hepimiz malesef farkında olmadan ister istemez bunu yapıyoruz...
Ebru ya gelince ... konu güzeldi evet ama şimdi dizinin geleceği açısından düşününce , Ebru giderse olmaz ki :( bu konunun sonu nereye varıcak özellikle bu sebepten merak içindeyim !!
Ve tören başlar... Cenap beyin konuşmasına Hayat ve Ali gibi ben de çok şaşırdım !!!! böyle bir konuşma beklemiyordum ben de onlar gibi :)
Kadir in çekingen gelişi... geriden Eren i izleyişi ve belki de ilk defa çocuk olduğunu hissettiği bir anda yanında duran hizmetlinin konuşmadan gözleriyle kovmasıyla başı eğik gidişi.... bu bölüm en çok bu dokundu galiba bana...
Bu güzel bölüm için tüm hayat türküsü ekibine çok teşekkür ediyorum ve şimdiden herkesin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyorum...
Sevgiler...bye
dişi einstein 22-04-07, 19:17 Hepiniz birçok sahneden bahsetmişsiniz. Bütün bu yorumların altını çizerek ben de bir şeyler ekleyeyim. Sevgili yeğenimin hala hala deyip ikide bir diziyi izlememi engellemesine rağmen(yani iki yaşında olmasa tutacağım kolumdan ona da izlettireceğim.Gerçi çocukları görünce o da eline bayrak alıp sallamaya başladı ya neyse) bu bölümün bazı repliklerini kaçırsam da yani kısacası dikkatli bir şekilde olmasa da izlemeyi başardım.( Hatta şu an bile bu yorumu zor yazıyorum. Başımda yazdıklarıma bakıp duruyor kucağına al beni diye.)
Evet bu bölüme bakarsak tamamıyla çok rahat bir bölümdü. Yani duygusallıktan her ne kadar uzak olsa da verilen mesajlar, doğallık ve tabii ki de başrolde Nuray olmak üzere komedi ağırlıktaydı.
Hayat bu sefer bayağı bir tedirgindi 23 Nisan konusunda. Geç oldu temiz oldu derler ya işte öyle oldu. Bayağı zorlandı. Özellikle hocalara durumu izah etmeye başlarken. Neyse 23 Nisan'a sonra değineceğim.
Şimdi öncelikle Aykız ile ilgili olan kısımdan başlıyorum. Sevcan ile olan konuşmasında bir düzeltme hissettim. Geçen bölümlerin birinde Artvin ağzı konusunda sıkıntı yaşanmıştı ve bu konu üzerinde bayağı bir eleştiri olmuştu.(Aklıma o an sevgili Dokuz geldi.) Bugün Aykız'ın Sevcan ile olan konuşması bunu gösteriyordu. Artvin hakkındaki dedikleri sonrasında da Sevcan'ın dedikleri. Bunun için ekibe bir kez daha teşekkür ediyoruz. Tam bu bölümü izlerken yengem yanımdaydı ve Aykız'ın durumunu anlattığımda aynı şeyin kendi arkadaşlarından birinin başına geldiğini ifade etti. Ama bazı durumlar farklıydı tabii. Kız okumak için zengin bir insanla evlenmiş. Ailesi buna çok karşı çıkmış. Şimdi bunlar aşılmış. KIz çok mutluymuş. Üstelik fedâkarca yapılan bu evlilik iki çocukla birlikte devam etmiş. Tabii sonucunda kız hem okumuş hem de mutlu bir ailesi olmuş. Hikâye farklı ama sebep aynı. Hani evlilik diye bu işe tedirgince bakmış okumak bu kadar mı zahmetli bir iş demiştik? İşte bugün ben de bunun farkına iyice vardım. Çünkü Sinan sahiplenme işini çok büyüttü. Kararından sonra bu daha da belirginleşti. Yengem Sinan için aferin dedi ama bu işin sonuçları o hikâyedeki gibi sonuçlanmayabilir. Aykız şimdiden pişman. Çünkü ona göre birilerinin hayatını değiştirdi. Neyse ilersini konuşmak için daha erken diyorum. Çünkü sonuçta ortada yine bir amaç var ve belki hiç de tahmin ettiğimiz gibi bir neticeyle karşılaşmayız.
Kerem duvarları yıkmayı başardı. Yusuf kendine öğretemediklerini Kerem'e öğretti. Şaşırttı beni desem yeridir. Bu arada Kerem'i iyiki yalnız bırakmışlar diyorum. Ne garip insanlar desem yeridir. Hem geldiğine şaşırıyorsunuz hem de yaptığınız yorumlar birbirleriyle çelişiyor. Arkadan konuşmalar,şaşkın bakışlar,tuhaf kafa sallamalar. Oraya gitmekle çok iyi yaptılar. Yusuf'a bir aferin daha. Kerem çok alıştı Yusuf'a. Artık çok güveniyor O'na. Bir de gerçekleri bilse. Gerçi Yusuf sadece kendi kimliğinde O'na oyun oynuyor. Anlattığı hikâye aynı sonuçta. Ne fark eder. Ha öyle ha böyle.
Nuray Nuray Nuray… diyorum başka bir şey demiyorum. Bu bölümün başrol oyuncusu kim deseler Nuray derim. Güldüm güldüm güldüm. Ne kadar açık oldu aslında bu. Dizimizde böyle renkli karakterler olunca hoş oluyor. Geçen sene Hacerimiz vardı mesela.(Geçenlerde eski bölümlerin birine bakıyordum. Aklıma geldi bir an. Şöyle omzunu oynatarak bir aman deyişi vardı bir de yemenisini ağzına götürüşü…)İşte böyle karakterler insanın yüzünü güldürüyor. Aslında Nuray ile açtım bunu ama benim en çok hoşuma giden bir sahne kesinlikle Leyla’nın çeyiz için liste yazarken “inşallah para yeter.” Demesiydi. Bu sahne her dizide karşımıza çıkmıyor. Bunu en doğal haliyle en samimi bir şekilde sıradan bir insan söylüyordu. Tabii günümüzde artık villalarda oturmayan dizi karakterlerine dizi karakteri denmiyor da.(Zaten dizimizin doğallığı üzerinde çok konuşmuştuk.)Sonrasında kızların eve ağır yüklerle gelişi ve Leyla’nın Ali’yi fark etmeden rahatça konuşmasıydı. Ebru’nun işareti harikaydı doğrusu. Sonra bizimkiler bu işler konusunda bir muhabbet yaptılar ya daha doğrusu Ebru’nun üzerinde dönen bir muhabbet. Ebru’nun eline iğne ipliği geçirmemiş olması. Bir an aklıma kendim ve sevgili annemin söyledikleri geldi. Aynı Leyla’nın dedikleri. Tipik anne sözleri. Neyseki bu bölümü annemle izlemedim. Bu sahneden sonra gelebilecek her türlü cümleye hazırlıklı değildim çünkü.:img-hyste Sonrasında kendilerinin bu sıkıntıda yardımcı olabilecek birilerini aradıkları sahnede aklıma benim de Nuray geldi. Ben bağırıyorum Nuray diye böyle. O kadar yani. Ali söyleyince sonra da yok artık havasındaki tavrı da harikaydı. Ama sahneler bu kadar harika olurdu. Ebru’nun bir ara Nuray’a saldıracağını düşündüm.(Bu arada Ebru’nun tişörtüne bayıldım.Cemal bayılır mı o ayrı tabii. :img-hyste )Özellikle çeyize de yardım edersin artık diyen Leyla’nın ardından kızların başlarını önlerine eğmeleri harikaydı. Koptum orada. Bir de Leyla’nın teyze olayına karşı tepkisi ise ayrıydı. Özellikle abla-teyze karıştırması yapması. Öyle böyle ama işleri yetiştirdiler neyse ki. Bence yatsınlar kalksınlar Nuray’a dua etsinler. Bir de Hayat Ali’ye sonra gelir Nuray’ı alırsın dedikten sonra Nuray’ın tavrı ve sonrasında bu tavra şaşırmış bir Hayat. Veli’nin araması ve yine bizimkilerin şaşkın bakışları.(Repliklerin çoğunu kaçırdım aslında.Ama olsun.) Nuray’ı Ebru ve Sevcan hakkındaki yorumu. İşin ilginci Nuray iş konusunda çok disiplinli. Ben çok takdir etti doğrusu. Bir de Leyla’ya senin bu kızlarının sevgililerinde iş yok. Hiçbirinin elinden iş gelmiyor. O kadar çeyizi nasıl hazırlayacaksın demesinin ardından Leyla’nın e sen varsın ya demesi. Ve ardından Nuray’a yakışır bir yorum. “İnsanın çeyizi olmuş ne olacak? Önemli olan bahtının güzel olması.Yusuf ile Hayat’ı izlemesi ise tam O’na yakışır bir davranıştı. (Tabii makası tükürerek Leyla'nın elinden alması da yarı bir olaydı. Tam çaçaron bir kız yahu.) Cemal ile Ebru olayının aniden çıkması biz Ebru-Cemal sevenlerini üzdü tabii. Biz neler hayal etmişken böyle bir şeyin olması bizi şaşırttı. Değindikleri konu aslında çok hoş bir konu yine. O akbabalı resmin yine gündeme gelmesi ve Ebru konuşurken bu sonu belli olmayan dramın fotoğraflarla aktarılması hoştu. Şu anda bizler sofralarımızdan doymuş bir şekilde kalkmıştık ama saatlerce yemek yüzü görmemiş binlerce çocuk vardı. Neden dünyada en çok acıyı çeken, birçok yükü omuzlarında taşımaları istenen, genç yaşta beyinleri yıkanan çocuklar olur? Neden? Direnemedikleri için mi? Sorumluluktan bu kadar korka insanlarız işte. Ebru’ya bu konuda baskı yapanın biraz arkadaşı olduğunu düşünüyorum. Cemal bu konuda bayağı bir sert davranacak. Evlenmeyi çok istediği düşünülürse. Oraya gelirken ne kadar da mutluydu. Aniden yüz ifadesi değişiverdi. Ebru’nun arkadaşına sarılırken çantasını da düşürmesi çok ilginç bir ayrıntıydı. Ebru gerçekten gidecek mi bilinmez ama insanlarımızın da ne kadar duyarlı olduğunu görebiliyoruz(!)
Yusuf ile Kerem’in evin önündeki sahnesini çok beğendim. Kerem’in çocuklara bakışı ve söyledikleri Yusuf ile bu konu hakkında konuşmaları güzeldi. Artık daha sıcak bakıyor Kerem. Ben Yusuf’un Kerem’i 23 Nisan gösterilerine götüreceğini tahmin ediyordum. Hayat da şaşırdı bu duruma. Özellikle Kerem’in Yusuf’un elinden her iş gelir demesi çok komikti. Neyse aslında benim orada sinirimi bozan bir sahne vardı o da Ali’nin bakışları. Korktuğumun ispatıdır. Yusuf’a bakışları hiç hoş değildi. Sanırım tahminim bu sefer gerçekleşecek. Zaten belliydi. Neyse fazla üzerinde durmuyorum alakasız bir konu diyerek kapatıyorum. Nuray’ın da gösteriye gelmesi(e o kadar emeği var.) ve Leyla’nın Cemal ile Ebru için söylediklerinden sonra, Nuray’ın canım iki sevgilinin buraya gelmekten başka yapacak daha çok işleri vardır demesinden sonra Ali’ye olan bakışı da güldürdü beni.
Gelelim 23 Nisan gösterilerine. Haftalardır dile gelen gösterimiz nihayetinde gerçekleşti. En hoşuma giden sahnelerden biri Çiğdem Hanımın sevinmesiydi. Başta hiç istemediği bu işin sonucunu fazlasıyla sevinerek kutladı. Eren’in şiir okurken Kadir’in gelmesi çok hoştu. Ne kadar da heyecanlıydı. Keşke Eren de Kadir’i görseydi.(Şiirlerin altında yatan mesajlar da günümüze uygundu) Ara sıra Hayat’ın Yusuf’a bakması,(Özellikle Hulusican çıkınca Hayat’ın Yusuf’a işaret etmesi. 44. bölümde de buna benzer bir sahne vardı.) Kerem’in bu gösteriye gelmekten dolayı mutluluğu güzel sahnelerdendi. Ama en şaşırtan olay ise Cenap Bey’in konuşmasıydı. Sadece ben değil Hayat ile Ali de buna çok şaşırdılar. Bu konuşmanın nedeni acaba velilere gösterilen bir davranış mıydı bilemiyorum ama konuşmasının altını çiziyorum.(Yani burada da ağır mesajlar vardı. Neyse anlayan anladı.) Nuray’ın sıkılması da yüzümüzde bir tebessüm bıraktı doğrusu. Ama Cenap Bey’in Hayat’a olan tavrı değişti. Evet, yine aynı müdür ama Hayat’ın yaptıklarını artık onaylar gibi bir hâli var. Biraz korktu galiba. Son sahne de güzeldi. Sanki gerçekten böyle bir öğretmen vardı. İlkokuldan beri dilimize dolanan 23 Nisan parçamızı hep bir ağızdan söyledik. (Gerçi daha farklı parçalar da okunmuştur ama biz artık onu dinledik kabul ediyoruz.:img-wink: )Kısacası bu bölümü çok beğendim ben. Öbür bölümde ne olacak merak konusu ama ben biliyorum ki aldığım bu tat hiçbir yemeğin tadına benzemiyor. Teşekkür ederim.
Evet bir güzel bölümün daha sonuna geldik. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ve ortak dileğimizi söyleyerek geri sayım aracımızı çalıştırıyoruz.İyi ki varsın Hayat Türküsü.(Bu arada arkadaşlar klavyelerin başına. Güzel yorumlarınızı bekliyoruz.)
Bu bölüm Hayat Türküsü’nün son zamanlarda izlediğim en güzel bölümlerinden biriydi neredeyse. 52 de çok güzeldi halbuki mesela ama 53’ten farklı bir keyif aldım sanki… Sadece oldukça komik olduğu için de değil. Keyifli sahneler olduğu kadar iç acıtan sahneler de vardı. Ama işte sömürülmediği için duygular, bir şeyler sunulup onun üzerinde düşünmek seyirciye bırakılıyor. Hayat Türküsü paket düşünceler sunmuyor seyircisine, Nuray’ın kendi elleriyle işleyişi gibi Hayat’ın ona verdiği ham kumaşları, konuyu verip işlemeyi/düşünmeyi seyirciye bırakıyor. Ortaya çıkacak eserse artık maharetimize kalmış… Hani başlığımızdaki yorumlara bakınca çok da güzel bir “düşünce işi” sergisi görmekten de mutluluk duyuyoruz. Katılımcıların artmasını umuyoruz…
Genel fikrimizi belirttikten sonra sahnelere gelirsek ilk sahnede Cenap Bey’in Hayat’ın arkasından dahi konuşmaması ve diğerlerini de “Bir gelsin de konuşuruz canım” şeklinde cümlelerle susturması çok ilginç geldi bana. Ki zaten 23 Nisan çalışmalarındaki tavrına da bakınca acaba dedim geçen bölüm Ali’nin söyledikleri, hani şu bürokratlar, iş adamları, siyasiler gibi şeyler mi bu kadar etkiledi Cenap Bey’i? Hayat’ın kostümlere dair sorular karşısındaki tavırları harikaydı. Yalan söylediğinin anlaşılmaması için yaptığı davranışlar, bakışlarının odak noktasının sürekli değişimi, çaya yönelişi, ses tonunu “paniğe gerek” yok tonuna getirmeye çalışırken hafiften titreyişi aslında yalan söylediğini ele veriyordu. Çiğdem Hanım’ın “Nerdeler peki?” demesinin ardından Cenap Bey’in o hareketi enfesti… Hani olur ya farklı görüşteki iki kişiyi dinlerken her kişinin cümlesinden sonra ona hak vererek karşıt görüştekine soran gözlerle bakanlar, aynı onlara benziyordu. Biraz da çocuk gibi… Çiğden Hanım’ın sorusunu tekrarlayışına bittim…:) Bir de Hayat’ın “Tabi canım” deyişinden sonra aynı tonda bir “Tabi canım” deyişi vardı ki o da enfesti.. :img-hyste Hayat bir de sahnenin sonlarında “Her şey benim kontrolümde” gibisinden bir şeyler söylerken sık aralıklarla göz kırpıyordu. Aklıma hemen bir zamanlar maruz kaldığım kitap geldi… Beden dilinden bahsederken yalan söyleyen bir insanın dakikada 100 civarı göz kırptığını söylüyordu yazar. Hayat’ın bu sık göz kırpışlarını görünce aklıma geliverdi işte.
Sevgili dişi Einstein benden önce davranıp yazmış… (aslında değinmek istediğim detayların neredeyse hepsi yazılmış bu hafta:)) Leyla Anne’nin şu “Ay inşallah para yeter” repliği… Dizi karakterleri para konusunda iki uçta konumlandırılırlar genellikle. Ya her şeyi (hatta onların zanlarına göre sevdayı bile) satın alabilecek güçte insanlar vardır ya da parasızlıktan sürünen insanlar. Ya paranın sevdayı alamayacağı vurgulanır ya da hani tabiri caizse fakir edebiyatı yapılır. Başka durumlarda ise bahsi bile geçmez paranın, sanki tarihte hiç Lidyalılar olmamıştır. İşte Hayat Türküsü, karakterlerini para karşısında da ortalarda bir yere konumlandırıyor. Ve bu ortada olma durumu benim çok hoşuma gidiyor.
Aykız ve Sevcan sahnesinde Coğrafya çalışmaya başlayacaklardı ki birden uygulamalı/karşılaştırmalı coğrafyaya döndü sohbetleri.:) Ünite 1: Ülkemizi tanıyalım… Artvin ve Van kültürlerinin karşılaştırmalı anlatımını gördük… Bakmayın ünite 1 filan dediğime, ders verir havası yoktu pek dizi içinde. Sadece “coğrafya çalışalım” dedikten sonra birden bu çeşit bir beşeri coğrafya sohbeti görünce hoşuma gitti, eğlendim… Öte yandan Aykız’ın ailesinin ona güvenişi ve Aykız’ın da bu güveni hissetmesi gerçekten çok güzel… Başarının en önemli bileşenlerinden biri belki de bu güven. Hani birkaç bölüm önce bahsetmiştim ya Joe’dan, onun deyimiyle olumlu sinyaller gönderilmesi evrene… O sahnede bir de Sevcan’ın “ölmeyi göze almak”tan bahsederken yüzündeki mutluluk ifadesi çekti dikkatimi… Ölmeyi göze almasının sebebine olan inancı, ölüm fikri aklına düştüğünde, hatta peşine düştüğünde bile pişman etmiyor onu aldığı karardan. Amacın gücü biraz da burada sanırım. Ama o amacın sadece varlığı değil, niteliği de çok önemli bir etken.
Hayat’ın Ali’ye söylediği “Kostümler hazır sayılır, malzemeleri alırsak sonra da dikersek hazır olacak” şeklindeki cümle bana bir yazarın (valla şu an adını hatırlayamadım ama…) “Yeni romanınız nasıl gidiyor?” sorusuna verdiği “Her şey hazır, bir tek yazması kaldı” cevabını hatırlattı.:) O sahnede Ali’nin “Hayret valla” deyişini de çok sevdim…
Aykız ve Sevcan’ın Van-Artvin sohbetinden sonra Kerem ve Yusuf sahnesinde ünite 2: Ülkeler coğrafyası:) Amerika, Afganistan, Bosna… Biraz coğrafya, biraz politika, bol miktar psikoloji… İşte Hayat Türküsü’nün ders programı… Hayatın içinden… Yani en kolay öğrenme tekniklerinden biri… Öğren diye zorlamadan, öğretici televizyon programlarındaki başarısız canlandırmalardan fersah fersah uzakta…
Hayat, Ebru ve Ali’nin malzemeleri eve taşımasıyla başlayan sahnede ilk olarak Ebru’nun “Bi’ Dakka, dikicez?” deyişi beni pek güldürdü.:) Sonrasında Leyla’nın Ebru’nun dikiş bilmezliği üzerine sözleri sürerken Ebru’nun Ali’yi işaret edişi enfesti. Leyla’nın Ali’yi fark edişi ve Ali’nin orada uzun bir müddet devam eden sırıtmaya varan tebessümü beni çok eğlendirdi. Hayat ve Ali’nin Nuray üzerine dönen “Evet, evet” “Hayır” “Evet” “Hayır Hayat” muhabbeti ise ayrı bir güzeldi.
Evdeki dikiş krizinin ardından Yusuf-Kerem sahnesine geçerkenki dikiş bağlantısı da ayrıca sevimlilik katmıştı.
Nuray’ın malzeme kontrolü sırasında ev ahalisinin şaşkın bakışları mükemmeldi. Bu sahnede çok eğlendim. Hele de Ebru’nun bakışlar tarifsizdi yani… Nuray’ın bilirkişi tavırları, hâkim olduğu konuda büyük bir ciddiyetle verileri değerlendirişi ve herkese görevlerini dağıtıp bir müdür gibi sürmekte olan aktiviteyi kontrolü Nuray’ın aslında müthiş bir organizasyon yeteneğine sahip olduğunu ve farklı bir alanda yetişmiş olsa günümüzün şirket düzeninde çok başarılı olacağını düşündürdü bana. Nuray’ın makineyle ilgili sözleri sürerken Ebru’nun hayatında ilk kez gördüğü bir canlı türüne bakıyormuşçasına hayret dolu bakışları muhteşemdi. Çok güldüm ve hala da gülüyorum…:img-hyste Leyla’nın teyze-abla muhabbeti, Nuray’ın rahatlığı, Hayat’ın bir ara belki de yüz ifadesi görülmesin diye arkasını dönüşü, her ayrıntı çok güzeldi. Nuray’a rahatlığını veren bilgi sahibi olduğu bir konuda insanların onun yardımına ihtiyaç duymasıydı belki de… Zaten her insanda yok mudur biraz bu? Birisi karşımıza dikilip “Yahu senin bu konularda bilgin vardır” cümlesiyle konuşmaya başlayarak bize fikir danıştı mı içten içe hemen bir gurur ve hafif ukalalık sarmaya başlar bizi. Bu durumlarda biraz yukarıdan konuşmakta kusur görmeyiz. Karşımızdaki ile konuşma bizim bilgili olduğumuz bir alan üzerinden gittiği için de daha rahat hissederiz kendimizi, çünkü söyleyecek bir şeylerimiz vardır. Bu durum aşırıya kaçmadığı sürece sevimli bile olabilir aslında. İşte Nuray’ın bu halinin hepimizi eğlendirmesi gibi… Hâlbuki daha aşırısı olsa rahatsızlık verirdi bizlere diye düşünüyorum.
Biraz sonra patron çıkarılırken Nuray’ın işçileri denetleyen bir ustabaşı gibi dolanışı ve işi beğenilmeyen Ebru’nun ustabaşına gıcık oluşu yine çok güzeldi. Nuray’ın yarı öğretmen yarı ustabaşı bir tavrı vardı. Ebru ise bu rol dağılımından pek de memnun olmadığını o kadar güzel ifade ediyordu ki… Hani sanki bir grup evcilik oynayan çocuk içinde kendisine düşen rolü beğenmeyen ve mızıkçılık yapmak isteyen çocuktu Ebru. “canım” vurgusu zaten harikaydı. Ama bundan önce Nuray’ın yarım ağız, güvensizliğini belli edercesine, az sonra “Bak ben biliyordum beceremeyeceğini” demeye hazırlanır gibi bir “İnşallah” deyişi var ki en az makasa tükürüşü kadar hoşuma gitti. Bu makas olayı harikadır… Annemin bir teyzesi var, o geldi aklıma ilk önce. Her seferinde ona makas ya da bıçak uzattığımda geri çekilir ve bir yer işaret edip oraya koymamı ister. Eğer böyle bir yer yoksa ya da dalgınlığına gelip aldıysa da aynı Nuray gibi üzerine tükürür. Gerçekten çok güzel bir detaydı o makasa tükürme. Makası elden almak iki taraf arasında şiddetli kavgaya işaret edermiş. Öyle derler…
Sevcan’ın çeyiz konusunu açması üzerine Ebru gıcık olduğu Nuray’dan aslında faydalanabileceğini anlayınca annesine işareti ve Leyla’nın cin bakışları çok güzeldi. Ama buranın en güzel anı Hayat ve Ebru’nun aynı anda karşı karşıya oldukları komediye daha fazla dayanamayarak başlarını masaya gömmeleriydi. Leyla’nın “Aferin sana” deyişi ise ayrı bir olaydı. Nuray Ebru’nun elindeki iğne ipliği alıp ona işin doğrusunu gösterirken Ebru’nun bir ara Nuray’a tip tip bakışı ise beni bitirdi. Hele ki sıkıldığını belli eder şekilde ağzını şaplatır gibi yapışı harikaydı. Sırf müzik ile verilen dikiş sahnesinde bir de Leyla Anne’nin dili dışarıda iş yapışına bittim. Çok dikkatle bir şey yaparken hani her insanın değişik hareketleri olur ya… Dil dışarıda iş yapma daha sık görülen bir şeydir. Mesela ben de farkında olmaksızın çok hızlı bir biçimde ayağımı bacağımı sallarım bir şeye fazla kaptırmışsam kendimi. Hatta daha bu sabah sınav salonunda birilerinden uyarı aldım bu hususta… Muhtemelen uyarıdan önce de küfür yemişizdir:img-hyste
23 Nisan provalarının çekimleri gerçekten harikaydı… Gruplar arasında geçişler hakikaten müthişti. Hani insan izlerken sanki her grubun çalışmalarını yanlarına giderek teftiş eden Cenap Bey gibi hissediyor kendisini. Okulun içinde dolanıyormuşsunuz gibi… Kameranın koşan çocuklarla birlikte üst kata çıkışı ise çok güzeldi. Sevgili dokuz belirtmişti sanırım, Hayat’ın provalardaki “Bozma” ihtarından… Hakikaten o ufacık kelime apayrı bir güzellik ve doğallık katmıştı olaya… Çok doğal, çok güzeldi…
Ebru ve Sevcan’sız dikiş çalışmasında Nuray’ın bu ustabaşılık/müdürlük ve öğretmenlik rollerini fazlaca benimseyişini görüyoruz… Ebru ve Sevcan’a ceza verecekmiş :img-hyste…. Tek ayak üstünde bahçede bekleyin :img-hyste Der mi der valla, beklerim.:) Nuray’ın yarım ağız “İnşallah”ından sonra bir de vurgulu “Maşallah”ını duyduk. İşte bu da çok tanıdık bir söyleyiş… Ama benim koptuğum an Nuray’ın “Gözlüklü deve” dediği andı… Nuray’ın söyleyişi ve aynı anda Leyla Anne’nin bakışı, Hayat’ın gülmemek için kendisini zorlayışı… Harikaydı… Tam o sırada arkadan giren neşeli müzik de çok güzel bir hava katmıştı ana. Nuray’ın çalan telefonuyla öğrendik ki geçen haftaki süper polisimizin adı Veli imiş. Şimdi daha bir anlam kazandı geçen hafta söylediği “Ali olmazsa Veli olur” sözü :img-hyste
Hayat ve Leyla’nın atışması öğretmenlerinden bir hata için uyarı alan çocukların öğretmene hoş görünmek amacıyla birbirini suçlamasıyla aynı hesaptı. Her ne kadar Nuray’ın bu bilmiş halleri onlara komik ve aslında gereksiz gelse de Nuray’ın bu konulardaki bilgisiyle üzerlerinde belli bir miktar otorite kurduğunu da gösteriyordu aslında bu Nuray’ın tespit ettiği hatayı karşıdakine yıkma çabası. Nuray’ın Yusuf’u merakı ve kapıdan merakla izleyişi ise tam da Nuray karakterinde insanların yapacağı bir davranıştı…:) Bu arada geçen hafta da yazacaktım, arada kaynamış. Bu hafta bir kez daha çekti dikkatimi. Bu Hayat’ın telefonu her hafta farklı melodide çalıyor yahu.:) Okula gidecek paketlerin hazırlanışı sırasında Hayat ve Sevcan’ın başlarındaki Karagöz-Hacivat başlıkları da çok sevimliydi.
Bayram sabahını anlatan görüntüler de çok güzeldi. Süslenen kız, ayakkabısını boyayan çocuk… Kendi bayramlarında kendine özen gösteren çocuklar… Dükkanlara, evlere asılan bayraklar… Neşeyle koşturan çocuklar… Bayram sabahı okulda çıkan aksilikler ve tüm çözümlerin Hayat’tan beklenişi… Çok olağan telaşlar, çok olağan sahnelerdi.
Ebru’nun Irak’a gidişine değinmek gerekirse… Ebru’nun iş yerindeki ilk sahnede Ebru basın fotoğrafı dediği anda aklıma Akbaba fotoğrafı gelmişti. Saniyeler içinde Ebru’nun aynı fotoğraftan bahsedişi ve hikâyesini anlatışı gerçekten etkileyiciydi. Ekranda beliren birkaç fotoğraf daha da artırmıştı bu etkiyi. Yalnız keşke çok az daha yavaş geçseydi fotoğraflar, çok hızlı geçip gittiler gibi geldi bir an bana. Ebru’nun hikâyesinden bahsettiği fotoğraf 1994’te Sudan’daki kıtlık sırasında çekilmiş. Fotoğrafı çeken Kevin Carter’a Pulitzer Ödülü’nü kazandırmış hem de. Carter fotoğrafı çektikten sonra oradan ayrılmış. Ama olayın en acıtıcı yanı fotoğrafın çekildiği o mekânın sadece 1km uzağında Birleşmiş Milletler’in yemek kampı oluşu… Sadece 1km… Bu fotoğrafla ilgili bir slâyt gelmişti bir zamanlar mailime. İlk birkaç görüntü fotoğrafın hikâyesini anlatırken sonra birden bire “Bak dünyada ne insanlar var, sen şanslısın. Kıymetini bil” mealinde cümleler doldurmaya başladı ekranı. Hayal kırıklığına uğradım. Orada ölmekte olan bir çocuğu kendimi rahatlatmak için mi kullanmalıydım yani? Her gün haberlerde ya da işte çok çeşitli vesilelerle dünyanın bir yerinde çekilmekte olan acılardan haberdar oluyoruz. O acıları çekenler için üzülüyoruz ve hemen bencilliğimizi bu olaya dair yorumlarımızın merkezine alarak kendimize pay biçiyoruz. Ne kadar da şanslı olduğumuzu hatırlıyoruz, elimizdekilerin kıymetini bileceğimize söz veriyoruz ve kendimizle ilgilenmeye başlar başlamaz o acı çekenleri unutuveriyoruz. Hayat okumak isteyen ama okutulmayan Sevcan’ın acısını gördüğü zaman “Ben ne kadar da şanslıyım, okuyabildim” deyip geçseydi bir Hayat Türküsü olur muydu? Acıklı türküler dinlemeyi kendi türkümüzü yakmaktan daha çok seviyoruz sanırım.
Ebru’nun işyerindeki ikinci sahnede çok hoşuma giden bir an da Ebru’nun göreve gitmeyenleri hafiften eleştirerek sıraladığı bahaneleri dinleyen arkadaşının öyle belirgin bir ima olmaksızın Ebru’nun bahanesini de olaya dâhil edişi ve bunun Ebru’yu düşünmeye sevk edişi idi. Nedense başkalarının bahaneleri bizimse sebeplerimiz olur hep… Bizim sebeplerimiz kabul edilebilirdir de diğerleri tamamen bahaneler uyduruyorlardır işte. Kendimizi her şeyin dışında tutarız. Hiçbir sorumluluğumuz yoktur bizim. “Ah işte o sebepler olmasa ben neler yapardım da…” Hâlbuki dışarıdan bakınca bizim çok geçerli olduğunu düşündüğümüz sebep de bir bahaneden başka bir şey değildir. Arkadaşının kibarca bunu hatırlatması üzerine Ebru’nun ifadesi çok güzeldi. Televizyondan izlediğimiz görüntülerin fon müziği çok etkileyiciydi. “Biz nasıl bu hale geldik?” Bu soruyu çok sık soruyoruz. Genellikle sormuş olmak için… Hani durumdan memnun olmadığımızın anlık ifadesi olarak… Cevap? Cevap aramıyoruz ki… Hep tek bir muhayyel sorumlu var… Kimi zaman bir ülkede, bir insanda ya da bir düşüncede somutlaştırdığımız, parmağımızla işaret ettiğimiz… Oysaki hepimizin bencilliğinden bir parça alarak besleniyor galiba bizi bu hale getiren o “her neyse”. Hep aynı tepki bir şekilde şahit olduğumuz acılar karşısında… İçimizde bir sızı önce… Sonra “Biz nasıl bu hale geldik?”… Sonra da şükretmek halimize… Biz halimize şükredelim de neden başkalarının da hallerine şükretmesine bir katkımız olmasın? İşte bu yüzden Irak’a gitmeli Ebru. Hayat, Sevcan’ın haline bakıp kendi haline şükretmediği için, Hayat Türküsü ekibi bir yerlerde olan bitenlere bakıp haline şükretmediği ve Van’a kadar gittiği için Ebru da Irak’a gidecek… Haline şükredip düğün hazırlıklarına dönerse Ebru ne anlamı kalır ki bu hafta izlediğimiz bu görüntülerin? Şimdi tüm bunları yazıp da sen ne yapıyorsun diye soran olur mu bilmiyorum… Ben kendime sordum ama hiç de mutlu etmedi beni karşıma çıkan cevapsızlık… Tam da bu işte anlatmak istediğim. Yazıyorum… Sadece yazıyorum… Benim de bahanelerim var yani… O zaman konuyu değiştirmek lazım âdete uyup…
Cemal’in bu olaya tepkisinde de bir miktar bencillik var, evet… Ama olağan bir bencillik bu… Anlayacaktır diye düşünüyorum. Biraz da Ebru’nun çok ani ve kimseye haber vermeksizin karar alışı var tepkinin temelinde. Sevdiğiyle evlenme hazırlıkları içindeki herkesin bu durumla karşılaştığında vereceği bir tepki.
Ebru ve Cemal tam çıkarlarken arkadaşının gelmesiyle ve “görev” demesiyle Ebru’nun Cemal’in öğrenmesinden tedirgin bakışı ve “Irak” kelimesinin duyuluşuyla birlikte çantasını düşürüşü oldukça güzel ayrıntılardı. Kadın konuşurken Cemal’in arkadan boğazını sıkma isteğini gösterişi de çok güzeldi. Cemal’in olayı öğrendikten sonraki duygusuz, uyuşuk ses tonu yaşadığı şoku çok iyi anlatıyordu. Duyduklarına inanmak istemeyen ama içinde bir yerlerde tüm bunların doğruluğunu anlayan bir ifade… Velhasılıkelam çok güzel bir sahneydi yine…
23 Nisan töreni… Neşeyle dolan bir grup çocuk… Bir yerlerde yüreklerinin neşe dolmasını isterken vücutları kurşunla dolan çocuklar varken… Neyse…
Eren şiir okurken aklıma Çemberimde Gül Oya dizisinde yıllar sonra ona bir dönem öğretmenlik yapmış kadını bulan bir adamın söylediği sözler geldi. “Ben Mustafa. Sınıfın en arkasındaki o sümüklü çocuk… Kimsenin fark etmediği… Fark edenlerinse görmezden gelmeyi yeğlediği… Kendisinden hiçbir şeyin beklenmediği o çocuğum… (…)Biz kaybetmiştik hocam. Biz kendisinden hiçbir şey beklenmeyen, çürüğe ayrılmışlardık. Ta ki siz fark edene kadar… (…)Siz bütün bunların üstesinden gelebileceğimize inandırdınız bizi. İşte buradayım, tam karşınızda. (…) İnadına biri oldum işte. Ben sadece bir zamanlar bana inandığınız için mutluyum. (…)” İşte Eren gözleri pırıl pırıl şiir okurken aklıma günün birinde onun da Hayat’a buna benzer şeyler söyleyeceği geldi. Söylemese de hep yüreğinde hissedeceği… Sadece Eren de değil üstelik…
Eren şiirini okurken Kadir’in gelişi, sessizce ama içten bir gülümsemeyle, parlayan gözlerle Eren’i izleyişi… İşte Hayat Eren’i inandırdı, Eren Kadir’i… Hani şu mail kutularında dönüp duran “forward” maillerden biri geldi yine aklıma da zaten yeterince dizi dışına çıktım bu yorumda…
Kısacası 54. bölümü beklemeye başladık bile…
Sadece 23 Nisan’da değil, her saniye neşe dolabilmek dileğiyle… Hep birlikte… Başkalarının acılarıyla kendi hayatlarımızı kıyaslayarak mutlu olmak yerine saf mutluluğa ulaşıp paylaşabilmek dileğiyle, hep birlikte…
Başrollerde Nuray…
Nuray bu hafta çok başarılıydı. Nedense bana Nuray’ ın hareketleri, konuşması, bilmiş tavırları rahmetli Ayşe’yi anımsattı. Hele ki “Hayat abla, Hayat abla” deyişi…
23 Nisan kutlamaları çok güzel yansıtılmıştı tam 23 Nisan’ a yakışır bir coşku vardı.
En çok hoşuma giden sahne ise Yusuf’ un Hayat’ı görmeye gelişi yani aniden kapıda bitivermesi ve devamında Yusuf’un elini öpüp Hayat’ın dudaklarına deydirmesi idi. Kim di hatırlayamayacağım ama bu konuda bir eleştiri vardı, Hayat ve Yusuf’ un sevgili gibi olmadıkları birbirlerine yakınlaşmadıkları söyleniyordu, ilk defa böyle bir sahne oluyor, demek ki bizlerin düşüncelerine yer veriyorlar.
Şimdiden yeni bölümü merakla bekliyorum. Sevgiler.
Bu bölüm çok çok güzeldi..Haftalardır bekeldiğimiz 13 Nisan kutlamaları çok keyifliyid..Kadir'in kapıdan belirivermesi içimi buruklaştırsada çok ğelenceliydi...Tabi bir taraftanda savaşın ortasındaki çocuklar..Bazen kör sağır olup unuttuğumuz çocuklar..Yine Hayat Türküsü'ne yaraşır bir biçimde birde bu durumda olan çocuklar var denildi...
Nuray bölümün yıldızıydı..Kerem ve Yusuf arasındaki sahneler bu bölüm çok samimi sıcak geldi bana..Yusuf ve Hayat'ın kapı önü muahbbetide aynı sıcaklıktaydı ama Hayat'ın o kadar malzemeyi kendi parasıyla alamış olduğunu düşünmek bile istemiyorum gerçekten abartı olur :)
selam!
Uzun süredir yoktum cünkü okulla 10 günlügüne yurt disindaydik.Böyle olunca bu güzel bölümü kacirmistim, ama dün bilgisayardan izledim.Burdan enaya coooook tesekkürler, sen olmasan nasil izlerdim kacirdigim bölümleri.
Yazdiginiz kadar varmis bu bölüm. Harika bir bölümdü gercekten. Ama dediginiz gibi Nuray bu bölüme damgayi vurmus. " Ay bu kumas ne böyle.." , "Lastigi okadar kalin gecirme...", "Makas böyle olur..." Nuray`la olan tüm sahneler cok zevkliydi.
23 Nisan hazirliklari ve ardindan kutlamalari cok güzeldi. Nuray olmasaydi Hayat ne yapardi. Daha dogrusu cocuklar ne yapardi.
Ebru`nun gitmesine bisey diyemiyorum, tabiki destek olmak istiyor o prejeye, ama tam evlenmek isterken kötü oldu. Cok yalnis BIR zamanda geldi bu teklif. Giderse artik ne olacak bilmiyorum. Ebru`suz Hayat Türküsünü hic düsünemiyorum dogrusu. Bu konu nasil kapanacak cok merak ediyorum.
Cenap beye cok güldüm. Bi adam bu kadar mi inandirici konusur ya. Bide cagirdigi teknikci süperdi yani. Iyikide Yusuf geldi o anda, yoksa gidiyordu güzel kutlama.
Yusuf`un Kerem`le konusmasi cok güzeldi. Kerem`in Hakkarideki ögretmeni anlatirken Yusuf´un " Ordada bir Hayat ögretmen varmis" degisini cok begendim.
Gelecek bölümü merakla bekliyorum, fragmada gelmis zaten ena ya tekrar tesekkürler.
bye
ben gecen sene hıç< kaçırmadan takıp etmeme ragmen bu sene cok koptum gunu ıtıbarıyle evde olamıyorum
ama cok sevıyorum ben devını cok sevıyorum dıye baslamıstım dızıye ama aslıda onu aratmadı cok basarılılar
aslıyıda devınıde tıyatroda ızleme fırsatım oldu bu sene dızıye yetısemesemde oyunlarını kaçırmadım
yazılarınız zevkle takıp edıyorum
siyah-beyaz 27-04-07, 12:04 Kim di hatırlayamayacağım ama bu konuda bir eleştiri vardı, Hayat ve Yusuf’ un sevgili gibi olmadıkları birbirlerine yakınlaşmadıkları söyleniyordu, ilk defa böyle bir sahne oluyor, demek ki bizlerin düşüncelerine yer veriyorlar.
.
Bendim o ben...Benim de beklediğim gibi bir sahne,daha fazlasını istemiyorum .....Tekrarını diliyorum,neticede onlar da gençler ve aşıklar....Ebru-Cemal'den farkları olmamalı...
Bendim o ben...Benim de beklediğim gibi bir sahne,daha fazlasını istemiyorum .....Tekrarını diliyorum,neticede onlar da gençler ve aşıklar....Ebru-Cemal'den farkları olmamalı...
diziyi yakın takip eden arkadaşlar var ciddi yorum yapmalarından belli, bir şey sormak istiyorum acaba gürbüz (orhan aydın) diziden ayrıldımı ?konu bittimi göremedik
okyanusandangel 27-04-07, 16:56 diziyi yakın takip eden arkadaşlar var ciddi yorum yapmalarından belli, bir şey sormak istiyorum acaba gürbüz (orhan aydın) diziden ayrıldımı ?konu bittimi göremedik
Orhan Aydın diziden ayrıldımı bilmiyorum ama Eren sahnelerinde bulunuyor yani diziye ilk girdiğinden beri sadece Eren'le ilgili sahnelerde rol aldı.
okyanusandangel 28-04-07, 22:51 Bu Bölüm Yine Muhteşemdi. Beni Yine Derinden Etkiledi Kaç Haftanin Birikimiyle Yine Bir Oruma Başlamak Istiyorum...
çok Etkilendiğim Bir Sahneden Başlayayim.
Cenap Bey, Ali öğretmen Ve Hayat öğretmenler Odasinda Otururlarken Hayat'in Kadiri Aramasi Konusunda Cenap Bey'in Yine Olumsuz Bir şeyler Söylemesi Beni şaşirtmadi Tabii. Ama Cenap Bey'in "hangi Birini Kurataracaksiniz Hayat Hanim" Sözleri Benim Aklima Deniz Yildizlari Hikayesini Getirdi. Aşaği Yukari Herkes Bilir deniz Yildizlari'ni Ama Ben Genede Paylaşmak Istiyorum;
Bir Pazar Sabahi Ihtiyar Sahilde Gezintiye çikmiş. Bir De Bakmişki Kiyiya Vurmuş Binlerce Deniz Yildizi...
Derken Uzakta Bir çocuk Görmüş Deniz Yildizlarini Teker Teker Denize Firlatan. Yaklaşmiş çocuğun Yanina, Ne Yapiyorsun Diye Sormuş. çocuk Bunun üzerine Cevap Vermiş; Kiyiya Vuran Deniz Yildizlarinin Hayatlarini Kurtariyorum Diye Büyük Bir Sevinçle. Ihtiyar Gülmüş Sen Hangi Birini Kurtaracaksin Bunlardan Binlerce Var Sen Bunlarin Bir Iki Tanesini Denize Firlatsan Ne Olacak Demiş Küçük çocuğa. çocuk çok Kizmiş Ihtiyara Ve Sinirlenerek Almiş Eline Bir Deniz Yildizi Daha Firlatmiş Aninda Denize "bak Işte Bunun Hayati Kurtuldu" Derken Bir Tane Daha Almiş Eline "işte Bunun Da Hayati Kurtuldu" Demiş.
Işte Cenap Bey! Hangi Birini Kurtaracaksiniz Demeyin. Sokakta O Kadar çok çocuk Var Ki Bunlardan Bir Tanesi Fazla Olacağina Eksik Olsa Olmaz Mi?
Bir Diğer Etkilendiğim Sahne Ise Muammerin Ziyareti Oldu. Kerem'in Oradaki Konuşmalari, Yusuf'un Bir şeyler Söylemek Isteyipte Söyleyememesi Ya Da Ifade Edememesi Gerçekten çok Hoş Ve En Sade şekliyle Yansitildi Bize...
Bu Hafta Pek Fazla Detaya Giremiyorum Farkederseniz Herşeyin Anlamina Bakiyorum. Bazen Diyorum şu Bilgisayarin Başina Oturduğum Zaman Bu Yorumu Yazarken O Kadar Değişiyorumki Sanki Bayaği Bir Büyümüş Olgunlaşmiş Oluyorum Bir An. çünkü Hayat Türküsü Böyle Deniz Yildizlarindaki Gibi Herşeyin Gerç |