Tüm Versiyonu Göster : Sıla - Senaryolar - Arşiv 2


Sayfalar : [1] 2 3 4 5 6 7 8 9 10

nslmia
12-06-07, 16:06
Senaryolarınıza forum kurallarına uygun bir şekilde bu başlık altından devam edebilirsiniz.

şekerşey_bjk
12-06-07, 16:38
dikkat dikkat ezgi su nun senaryosudur...aslında daha eklemeyip sizi süründürecektim ama kıyamadım:img-yes: .. iyi okumalar:img-in_lo

part 17

boran ve sila kahvaltilarini sessizlik icinde bitirmislerdi..aslinda ikside kahvalti boyunca hep düsüncelere dalmis bircok seyin hesabini kafalarinda yapmis ama sesli bir sekilde dile getirmemislerdi...
kahvalti masasindan kalkip esyalarini toplamak icin odalarina dogru yol alirlarken jiyan gelmisti...
boran jiyani gördügü zaman yine kiskanclik damarlarinda dolasmaya baslamisti...sevmemisti bu adami...nedeni belliydi silasinin yaninda erkek görmek istemiyordu...ve jiyanda gereginden fazla samimiydi silayla...aslinda jiyanin hareketleri normaldi silaya karsi ama boran abartiyor her yaptigi harekete söyledigi her söze bir anlam yüklemeye calisiyor kafasinda jiyanin silaya asik olduguna dair türlü türlü senaryolar gelistiriyordu...
zaten dün gecede akli onda kalmisti...birde bu sabah görünce artik sabrinin son zerrelerini harcadigini hisediyordu..
jiyan:günaydin sila...günaydin boran bey..
sila&boran:günaydin..
sila:gel jiyan...birsey mi oldu??
jiyan:yok sila gelmim gidicem...zaten onun icin gelmistim..istanbula gidiyorum bugün..gitmeden gelip sizinle görüsmek istedim..
sila:öylemi..bizde istanbula dönüyoruz bugün..
jiyan:iste buna sevindim...demekki görüsmeye devam edicez...
boran ise jiyana saldirip ard arda yumruklamamak icin kendini zor tutuyordu...
boran kiskanclik krizleri gecirirken jiyan vedalasmis tel numaralini birbirlerine verip gitmisti bile...boran jiyanin ardindan sinirli bir sekilde baktiktan sonra birden silaya döndü..
boran:bu ne demek oluyor sila...bir aciklama bekliyorum..
sila ise sok olmus boranin neyi kast ettigini anlamaya calisiyordu..
sila:ne ne demek oluyor boran..neyden bahsediyorsun sen...
boran:bu jiyan denen adamdan bahsediyorum..sencede biraz fazla samimi degilmisiniz?
sila:buda ne demek boran...sana hesap mi vericem??dedi sinirlerini yatistirmaya calisip bagirmamaya özen göstererek...ama sinirlerinin iyice bozuldugunun ve her an patlamaya hazir oldugunu hisedebiliyordu..
boran:elbetteki bana hesap vericeksin..
sila:ben sana hesap falan vermem...istedigimi yapar istedigimle konusurum...yeter artik ya..SIKTIN artik...sen kim oluyorsunda bana karisiyorsun ya...ne zannediyorsun sen kendini...seninle mardine geri dönücem dedim diye sen beni yine eski sila sandin galiba...seninle paylasacagim tek birsey var boran aga oda karnimdaki bebek...onun disinda hicbirsey yok...onun disinda beni sana bagliyan hicbirsey yok...sakin havalara girme yine..sunu aklina sok..bu evlilik bitti anliyormusun bitti....bir daha asla kari koca gibi olmicaz..iki yabanciyiz bir artik...bir daha sakin bana karisma..beni kisitlamaya bana hesap sormaya kalkisma...diyip sinirle boranin yanindan ayrildi...ayrilmisti ayrilmasina ama hala cok sinirliydi...boran ise yine öfkesine yenilmenin pismanligini yasiyordu...evet öfkesine yenik düsüp silaya hesap sormaya kalkismisti ve silada artik eski sila olmadigini göstermisti borana..

sila öfkeyle odasina gidip kapiyi sert bir sekilde carpti...
"ne saniyor kendini ya...nasil hala utanmadan bana hesap sorabiliyor...allahim delirecem...bu..bu kendini ne zannediyor ya...ha aciklama bekliyormus beyfendi...
fazla samimi buluyormus hareketlerimizi...sanane ya sanane...karisma bana ya...anlamiyormusun artik sen bana karisamazsin.."diye söyleniyordu sinirle...
bir yandanda esyalarini yerlestiriyordu valize...gerci pekte basarili oldugu söylenezmezdi cünkü sinirle elbiseleri valizin icine firlatiyor ama cogu valiz yerine etrafina düsüyordu....

boran ise kalbinde binbir kirikla odasina dogru ilerledi...birlikte esya getirmemisti zaten onun icin toplamasi gereken bir valizide yoktu...yavasca yatagin kenarina oturup yüzünü ellerinin arasina gömdü...beyninde silanin sözleri yankilaniyordu..unutmak o sözleri bir daha duymak istemiyordu...bunun icinde agriyan basini ovuyor sakinlesmeye calisiyordu..
azda olsa sakinlesmis sirt üstü yatmisti...tavani izlemeye baslamisti....birden silanin "borannn"diye aci cigligini duydu...hizla yataktan kalkti..ilkin korku ve saskinlikla etrafina bakindi...daha sonra bir daha silanin boran diyisini duyunca hizla yan odadaki silanin yanina gitti...
odanin kapisini acip hizla iceri girdi ve oldugu yerde kalakaldi...

esma-selim005
12-06-07, 17:37
Sıla ve narin aynı anda çıkmışlardı odalarından. Ortalarda “gelin geliyoor!” sesleri dolaşmaya başladı. Ve davullarla zurnalar tüm sesleri bastırdı. Tüm halk yeni gelinağalarına merakla bakıyolardı. Sıla yavaşça ilerledi halkın arasından. Sonra Boranı gördü. Heycanladı birden. Hayatını geçireceği adam karşısında duruyordu… ve boran sılaya elini uzattı.

Bölüm-18

Sıla kendine uzanan eli tuttu. Boran ona hafifçe gülümseyerek ardı sıra götürmeye başladı. Bir masaya oturttu. Sonra kendi yerine geçti.
Narinin elinide azad tutmuş, onu yerine götürmüştü. Yeride oturduktan sonra kadınlar “lelleleleee” diye çığlık attılar. Davul ve zurna daha bi coşkuyla başladı çalmaya…

Düğün halayla devam ediyordu. Bir çok kişi ortada çember oluşturmuştu. Sonra müzik sesi kesildi. Oranın yösresel olan dansının müziği çalmaya başladı. Evlilerin oynadıı dansın müziği, Reyhani çalıyordu. Boran tereddütle sılaya baktı. Bu an aklına hiç gelmemişti. Sıla Reyhani’yi bilmiyor olabilirdi. Onu zora sokmak istemedi. Hemen ayaklandı, gidip müziği kapattıracaktı. Ama bunun için ortadan yani dans edilen yerden geçmesi gerekiyordu. Mecbur geçicekti. Herkes ağanın kalktığını görünce geline baktılar. Sılada boranın kalktığını görünce ayağa kalktı, duvağını açtı yavaşça. Sahneye doğru ilerledi..

Boran ardına bakıp sılanın kendisine doğru yaklaştığını görünce durdu birden. Demekki sıla Reyhani’yi biliyordu. Karşısına geçti…

Muziğin hızlı ritmi başlamadan aynı anda açtılar kollarını. Müzik başladığı an aynı ayak ritimleriyle oynuyolardı. O kadar yakışmılar, o kadar güzel oynamışlardıki herkes hayran kalmıştı hem ağalarına, hem yeni gelinağalarına…

Müzik bittikten sonra sıla sırtını yaslar gibi yaptı borana. Boran sılanın kulağına hafifçe eğilip, fısıltıyla “çok güzel oynadın, teşekkürler…”
Sıla boranın bu sözlerinden sonra dönüp gülümsedi ve yerine geçti.
Firuz ve Kevser yeni gelinlerinden hoşnut kalmışlardı bu davranışından dolayı..

Sıra nikah kıymaya gelmişti. Nikah memuru önce Azad ve Narinin nikahı kıydı.
Sılayla Borana sıra gelince sıla isteksizce kalktı. Ve imzasını attı… nikah memuru evlilik cüzdanını borana verdi. “bir ömür mutlu olursunuz inş.” Diyerek…

Düğün kaldığı yerden devam ediyordu. Azadla Narin sevinçle halay çekiyolardı. Yemekler yenildikten sonra yavaş yavaş dağılmaya başladı herkes.

Firuz ve kevser azadla narini azadın evine bıraktıktan sonra bağevine gittiler. Konakta sadece boranla sıla vardı…

Sıla kevserin söylediklerine itiraz etmeden yatak odasına çıktı. Yatağa oturdu.

Boran napıcağını bilmez bi halde çıktı odaya. Kapıyı açarak girdi içeri.
Sıla boranın gelmesiyle ürktü birden, aklına gelen şeyin olmaması için dua etmeye başladı. Boran sılaya iyice yaklaşmıştı. Onu elinden tutarak kaldırdı ayağa. Duvağını açtı.

B:Biliyorum… bu duvağı seni seven birinin, senin sevdiğin birinşn açmasını isterdin. Ama olmadı…
S:evet olmadı. Ama kaderimiz buysa.. (devamını getiremedi. Gözleri doldu)
B:şşş ağlama sıla. Sana dokuncağımı zannediyosan yanılıyosun. Asla dokunmam. Karım olsanda sen istemeden dokunmam. Hayatın mahvolmuşken bide sana bunu yapamam.
S:teşekkür ederim…. Çok iyisin
B:bunlar (cebinden bi kutu çıkardı. Kutunun içindende 2 alyans) yüzüklerimiz. Takman gerekli.
S:hıhı.. ( o sırada boran sılanın narin parmağına yüzüğü takmıştı çoktan)
B:madem böyle. O zaman oyunu kurallarına göre oynayalım.
S:ne demek madem böyle?
B:yüzükleri isteyerek takmadık, beraber olmadık. Ama..
S:ama bizi karı koca bildiklerinden beraber olmamızı isteyecekler ve bekliyolar
B:evet o yüzden (sılayı bi çırpıda yatırdı yatağa)
S:napıyosun sen!!!!? (korktu sıla.)
B:oyunun diğer bi kuralını yerine getiricem (yanındaki duvarda bulunan camı dirseğiyle kırdı. Bi parçasını alarak sılanın yatağa yatırdığı bel kısmına doğru olan yere elini uzatarak kesti elini)
S:boran… (biraz önce bağıran sesi şimdi iyice azalmıştı.)
B:biz beraber olduk sıla. Bu da senin namusun (çarşafı aldı diğer eliyle)
B:hadi Allah rahatlık versin (odadan çıkmaya yeltenirken sılanın sesiyle durdu)
S;iyi ama…
B:merak etme sabaha karşı gelirim. Zaten konakta kimse yok (boran sılaya bakmadan söyledi bunları ve söyledikten sonrada çıktı dışarı)

Sılaysa öylece kalakalmıştı. Boranın ona dokunmadığına hem sevinmişti, hemde az önce yaşananlar için şaşırmıştı. Soluna baktığında az önce kırılan cam çerçeveyi gördü. Ve onları toplamasının gerektiğini düşündü. Teker teker topladı. Ve yatağa yattı… ama uyuyamamıştı

Boran odadan çıktıktan sonra çarşafı bi kenara bırakmış, kuşluğa çıkmıştı. Kuşlarını bi süre sevdikten sonra dışarıya çıkıp oturmuş, sabaha kadarda orda kalmıştı.

Sıla sabah uyandığında içinde tarifsiz bi sevinç duygusu vardı. Boranın kendisine dokunmadığına hala seviniyordu.

Havaalanında bi çift bavullarını almış, bi taksiye binmişlerdi.
Taksiciden en iyi otele götürmesini istemişler, aralarında konuşmaya başlamışlardı.
Otele vardıklarında kayıt işlemlerini yaparak, odalarına çıkmışlar, dinleniyolardı.

Boran sabaha karşı yatak odasına gitti. Kapıyı tıklattı. Ses duyamayınca korkuyla girdi içeri. Odada kimse yoktu. Sıla kaçmışmıydı acaba? Yoo olamazdı. Kendisi evlenmek istemişti, böylece kaçamazdı. Sonra birden su sesleri geldi kulağına… banyonun kapısı aralıktı hafiften. Yavaş adımlala ilerledi. Başını küçük aralıktan sokarak baktı.

Sıla kapıya ardını dönmüş, kurnayla başına su döküyor, saçlarını köpürtüyordu.
Boransa gördüğü manzara karşısında hem şaşırmış, hem nutku tutulmuştu.
Tek gördüğü şey sılanın sırtı ve sırtından beline doğru inen çekici çizgiydi.
O bile onun nefesini kesmeye yetmişti. Sonra kendine geldi “Napıyorum ben?” diyerek çıktı odadan dışarı.
Ama alev alev yandığının farkında değildi…….

Kemalist
12-06-07, 19:16
Aşk Gibi Bir Şey

Yeni sayfamız hayırlı olsun....Bol bol senaryoyla dolsun :img-wink:
Bu bölüm de aşk gibi bir şey için yorum yapan herkese gelsin;

BÖLÜM 56

Boran gittikten sonra Sıla yaşadıklarının şokunu üzerinden atmaya çalıştı...hala karar verememişti ne yapacağına.....bu tutsaklığa katlanmak istemiyordu ama aynı zamanda mutlu da olmak istiyordu....nefes aldığı sürece, kalbi attığı sürece mutlu olmak istiyordu....onca acıdan sonra bunu hak etmiş olmalıydı.....düşüncelerine ara verip duşa girdi.......suyu dudaklarına değdirmemeye çalışıyordu .....Boran ın izinin silineceğinden korkuyordu....arada sırada istemdışı elini dudaklarına götürüyor , parmaklarını üzerinde gezdiriyordu...her seferinde o anı tekrar yaşıyordu adeta.....

Çıktıktan sonra havluyu bedenine sarıp biraz dinlendi yatakta......aha sonra dolapların yanına gidip olan kıyafetleri arasından birini seçmeye çalıştı......"bunu mu giysem ki acaba?-yok yok bu kısa olur-bunun da rengi güzel değil...- offf zaten ne varki elimde?" sözlerini tekrarlauyıp duruyordu.....en sonunda kesip açık pembe bir etekle , üzerine bir iki ton açığında body giydi......o halde bunları almış olduğuna sevindi.......

Kapıda bekleyen Aziz , gelinağasının bulunmasıyla epey rahatlamıştı.....ağasıyla konuşup arasını da düzeltince keyfine diyecek kalmamıştı.....o hala beklemeye devam ederken sokağın girişinde biri belirdi......yaklaşınca

Aziz:" hoşgeldin Bedar ana...."

Bedar:" hoşbulduk oğlum.....Sıla evde mi?? görmeye gelmiştim de...."

Olanlardan haberi olmayan Aziz Bedar kadını içeri aldı.....Bedar avluda beklerken Kevser çıkageldi...

Bedar:"hanımağam?"

Kevser:" hoşgeldin Bedar kadın..."

Bedar:" hoşbuldum hanımağam..."

Kevser:" eee nasılsın bakalım?"

Bedar:" iyiyim hanımağam, sağlığınıza duacıyım.....ben müsade edersen kızımı bir görmeye gelmiştim...."

Kevser:" ne demek Bedar kadın...kızın o senin...." eliyle üst katı işaret etti..." bak odası şu...içerdedir.....git konuş...."

Bedar: "sağolasın hanımağam..."

Neyle karşılaşacağını bilmeden yukarı çıktı Bedar....kapıyı çaldı....

Sıla , kimseyi beklemiyordu.....kapı sesiyle kendine geldi...."evet??"

Bedar başı yerde odaya girdi....ürkekçe kaldırdı sonra suratını...."

Sıla:" sennn....."

Bedar:" kızım....nasıl özledim seni....tam kavuştum derken kayıp gittin ellerimden...."

Sıla:" sizz.....siz nasıl benim karşıma çıkabiliyorsunuz hala? nasıl kızım diyebiliyorsunuz??"

Bedar:" deme böyle kızım.....zaten yüreğim paramparça...."

Sıla:" bunun tek sebebi sizsiniz.....siz ve eşiniz.....he tabi bir de kendi mutluluğu için bunu yapan oğlunuz...."

Bedar:" başka çarem yoktu kızım....ne olur affet beni yavrum....."

Sıla gözyaşlarını saklamaya çalışarak:" sizin yüzünüzden ailemi kaybettim ben....hem de bütün fertlerini.....sizin töre diye körü körüne bağlı olduğunuz bu şaçmalıklar yüzünden kendi canımdan da oluyordum....eğer Boran olmasaydı....."

Bedar:"ne desen haklısın kızım.....ama şunu bil.....eğer bunu yapmasaydım Dilan o yaşta...... eğer onu da kabul etmeseydim abin ölecekti bu sefer...."

Sıla:" siz de beni öldürmeyi seçtiniz öyle mi?"

Bedar:"kızım.....ben bu kadar kötü olacağını düşünmemiştim......Boran ağam yiğittir , anlayışlıdır....alışırsın diye düşündüm...."

Sıla:" bence artık gitseniz iyi olacak...."

Bedar:" affet kızım....kabul etmesen de ben senin annenim.....affet...."

Bedar gözyaşları içinde ayrıldı konaktan....Sıla nın da ondan farkı yoktu.....tam düzeldim derken , iskambil kağıtlarından yapılan kuleler gibi darmadağın oluyordu herşey......

---------------------
Boran bir türlü konsantre olamıyordu işlerine.....sürekli hata yapıyor yada ne yapacağını unutuyordu....ara ara kendini Sıla yı düşünürken buluyordu.....Şivan ın yardımıyla gerekli olan şeyleri hallettikten sonra gitmeye karar verdi.....Sıla ya bir sürpriz hazırlamıştı.....hemen konağa gitti....

Aziz:" hoşgeldin ağam...."

Boran:" hoşbulduk Aziz.....durumlar nasıl? her şey yolunda mı?"

Aziz:" yolunda ağam....herkes iyi.....sadece bir ara Bedar ana geldi , gitti...."

Boran:" Bedar ana mı? niye gelmiş peki?"

Aziz:" gelinağamı görmek için gelmiş ağam...ama giderken pek iyi değildi...."

Boran telaşlı:" tamam Aziz sağol..."

hemen odaya çıkmak istiyordu ama avluda Kevser yolunu kesti....

"geldin mi oğlum?"

Boran biraz da sinirli:" geldim işte anne burdayım ya...."

Kevser:"şu geline bir bak oğlum....sabahtan beri ağzına lokma koymadı, odadan da dışarı çıkmadı....."

Boran iyiyce endişelenip:" tamam ben bakarım anne..."

Kevser:"anası da geldi ama hala öyle...."

Boran daha fazla oyalanmadan adımlarını hızlandırdı....

odaya nasıl geldiğini hatırlamıyordu bile...kapıyı çalıp içeri girdi....Sıla yine cam kenarına oturmuş pembeler içinde dışarı bakıyordu....Boran yanına geçip yüzünü kendine çevirdi...

"Sıla??sen .....ağladın mı?"

Sıla Boran ın geldiğini yeni farketmişgibi başını kaldırdı....yaşlı gözlerini Boran a dikti....

Boran:" ne oldu Sıla?? neden ağladın? "

Sıla:"çok yoruldum Boran....çok.....daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum...."

Boran Sıla yı kendine çekip göğsüne yasladı.....saçlarını okşayıp yatıştırmaya çalıştı onu...."böyle konuşma Sıla....her şey geçecek...."

Sıla:"ben o kadar emin değilim ....eskiden en azından umudum vardı..."

"Sıla??sen .....ağladın mı?"

Sıla Boran ın geldiğini yeni farketmişgibi başını kaldırdı....yaşlı gözlerini Boran a dikti....

Boran:" ne oldu Sıla?? neden ağladın? "

Sıla:"çok yoruldum Boran....çok.....daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum...."

Boran Sıla yı kendine çekip göğsüne yasladı.....saçlarını okşayıp yatıştırmaya çalıştı onu...."böyle konuşma Sıla....her şey geçecek...."

Sıla:"ben o kadar emin değilim ....eskiden en azından umudum vardı..."

Boran:" her zaman bir umut vardır Sıla....hayattan vzagçmek bu kadar mı kolay? hiç mi geride bırakacaklarını düşünmüyorsun?"

Sıla:" geride bırakacağım kimsem kalmadı ki ....."

Boran imalı:" emin misin??"



Gizemli & ...

Devamı da geldi....Umarım beğenirsiniz...:img-blush

Kemalist

ÇİĞDEM_MEHMET
12-06-07, 21:24
Bölüm 2


Boran birden ona birinin sarıldığını fark etti ve irkildi.baktığında esmer bir kız başını göğsüne gömmüş ve inliyodu.boran birden onu teselli etmesi gerektiğini düşündü ve saçlarını okşayarak ‘’korkma’’ dedi.sıla başını yavaşça boranın göğsünden kaldırdı ve şaşkın gözlerle borana baktı.boran kendine yönelen güzel koyu gözleri görünce hayranlıkla sılanın yüzüne baktı.

Sıla:şeyy ben özür dilerim
Boran:özür dilemene gerek yok korkmak doğaldır.baksana korku trenindeyiz der ve gülümser
Sıla utancından başını yine yana çevirmiş rayları izlemeye başlamıştı.
Boran önüne döndü biraz önce hissettiği şeyi o sıcaklığı düşünmeye başladı.
Sılada az önce yaşadığı olayı düşündü.başını kaldırdığında ona gülen gözleri yüzü o gözleri tekrar hayalinde canlandırdı.simsiyah o gözler…
Tam bu sırada sandığın içinden çıkan bıçak batmış insan kafasını görünce hafif bir çığlık atıp yerinden sıçradı tekrar.boran birden kafasını ve sıçrayan sılayı gördü sıla gözlerini kapatmış kendi kendine bişeyler mırıldanıyodu.boran yavaşça sılaya yaklaşarak sarıldı.sıla önce biraz şaşırdı ama hissettiği sıcaklık korkusunu biraz aldı.boran sılaya dalmışken önünde oturan efsunun çığlık atmasıyla sıladan kollarını çekti ve
Boran:efsun???
Sıla üzerinden yok olan sıcaklığın gitmesi ile kendini üşümüş hissetmeye başladı.o kollarda hep kalmış olduğunu düşündü ve gülümsedi.
Efsun:yok bişi dayı sadece korktum!!!
Boran gülmeye başlar.sıla boranın gülmesiyle borana dönerek
Sıla:nasıl gülebiliyosun??
Boran sılaya dönerek :hiç sadece efsun korkmuş
Sıla:efsun??
Boran:küçük yeğenim ve cesur yeğenim.
sılada güler.boran sılanın gülmesine hayran olur ve oda tebessüm eder.az sonra tren yavaşlamaya başlamıştı.efsun hemen yere atlamıştı.mervede inmişti.dilan ve emir inmiş mervenin yanına gitmişti.
Boranla sıla hala oldukları yerde birbirlerine bakıyorlardı
Efsun:dayı ,dayı deyip boranı dürtüklüyodu.boran birden kendine geldi ve
Sıla:hoşça kal
Boran:görüşürüz der imalı bir şekilde
Boran efsunun elinden tutmuş yürüyodu. Sılada arkalarından bakıyodu sessizce
Sıla:acaba seni tekrar görebilecekmiyim!!!
Aslında sılanın bilmediği bişi vardı artık boran onun hayatında hep olacaktı o veya bu şekilde.
Merve:sıla kızım bütün günü burada mı geçirmeyi düşünüyosun hadi
Sıla:tamam geliyorum dalmışım
Merve:belli belli
Sıla,merve dilan ve emir dışarı çıktıklarında
Sıla:bi dakika Sibel nerde?
Merve:bizi bekleyecekti der ve etrafına bakınır.sibelde elinde patlamış mısırlarla kalabalığı yararak ‘’kızlar’’diye diye bağırıp geliyodu.
Sıla:hah işte bak orada geliyor
Sibel:alın şunları öldüm ya
Sıla:nerdesin sen
Sibel:geldim işte aaa
Sıla:tamam hadi yürü
Buarada boran ve efsun gözden kaybolmuştu.
Efsun:dayı çarpışan otolar!!
Boran:sonunda düzgün bişi istedin küçük hanım hadi binelim.biletleri almış çarpışan arabaya binmişlerdi arabayı boran kullanıyodu.sıla ve kızlar ise oraya doğru yürüyolardı.
Sıla kafasını çevirdiğinde çarpışan arabadaki boranı fark etti ve fark etmesiyle gülümsemeye başladı.boranda sılayı görmüş onun gülümsemesine karşılık veriyodu.o sırada bir araba boranlara çarpmış boran önüne dönmek zorunda kalmıştı.tekrar baktığında ise sıla gitmişti.

Aradan 3 saat geçmiş sıla ile boran bir daha birbirlerini görememişti.çıkışa doğru ilerliyolardı.sıla arkasını döndü ve bir umutla gözleri onu aradı.efsunla boranda yorulmuş gitmeye karar vermişlerdi.çıkıyolardı.sıla boranın göremediği için yüzü asılmıştı ve önüne döndüğünde az ilerideki boranı gördü.efsuna bişeyler anlatıyodu.birbirlerine baka kaldılar boran delice bakışlarıyla sılaya bakıyodu.merve sılayı dürttü kolundan
Sibel:sıla sıla hadi
Sıla bakışlarını az ilerine kendisine bakan adamdan alamıyodu.’’adı ne acaba?kim?’ dedi içinden

Eve döndüklerinde herkes yorgunluktan ölüyodu.sıla odasına girdi ve kendini yatağa attı.gözlerini kapadı ve o gözleri gördü.

Boranda eve geldiğinde odasına girmiş oturuyodu.camdan boğaz manzarasına bakıyodu.’o kız kimdi acaba?ne güzel gülüyodu’ diye düşünüyodu

1 hafta sonra

Dilan ve emir ise 2 gün önce mardine dönmüşler 3 kız yine eski hayatlarına kendi yaşamlarına dönmüşlerdi.

1 hafta çabuk geçmiş üniversite açılmış sıla arkeoloji son sınıf,merve ressamlık,Sibel ise psikoloji son sınıfa geçmişti.boğaziçi üniversitesi üçününde hayatının en güzel yıllarının geçtiği yer olmuştu.kapıdan içeri girdiler herkes kampüslerine dağılmıştı.sıla heyecanla sınıfına girdi ve tarih öğretmenleri gelmişti.yılın ilk dersi başlamıştı işte bakalım bu yıl sılayı ne gibi süprizler bekliyodu.
Sıla:ee kızlar nasıl geçti ilk gün
Merve:harika ama sene boyunca böyle geçmişyo maalesef
Sibel:benim çok güzeldi
Sıla:hadi artık eve.
Gece boyunca ilk günün dedikodusunu yaptılar.
Sabah
Sibel:sıla hadi uyan!!!
Sıla:kalkmicammm
Sibel:geç kalıcaz ama
Sıla:benim ilk dersim boş siz gidin ben sonra gelirim
Sibel:uff tamam sıla seninle uğraşamicam der ve 2 saat sonra sıla telefonun sesi ile zor kalkar
Sıla:hayır geç kaldım!!! Kalktığı gibi giyinmiş ve arabasıyla okula gitmiştir.15 dakika sonra üniversitenin otoparkından içeri girmiş arabayı park ediyo bir yandan da söleniyodu ’off dersi kaçırdım şimdi 1 saat beklemek zorundayım yaaa ’ diyerek deniz kıyısına doğru yürümeye başladı.kaldırım kenarına oturmuş dalgaları izliyordu deli gibi kıyıya vuran dalgaları o sırada şiddetli bir yağmur başladı ama sıla yerinden kıpırdamadan dalgaları seyretmeye devam ediyodu.başının üzerinde bir karaltı oldu ve başını çevirdiğinde bir adamın şemsiyenin kendisine tuttuğunu gördü.


arkadaşlar biliyorum biraz geç oldu sizden çok özür dilerim inşallah bir daha bu kadar geçikme olmaz.
bakalım bu bölümü beğenecek misiniz?yorumlarınızı bekliyorum onlar benim için çok değerli :img-wink:

derosss
12-06-07, 21:43
27.BÖLÜM

aradan 4 gün geçmişti.nikahları yarın akşamdı.evde sılanın annesi babası narin ve emreden başka kimse olmayacaktı.neşe ve erkan bu duruma çok üzülseler de belli etmiyorlardı.gençlerin kararıdır diyip saygı duyuyorlardı.

Boran yatağında uzanmış yarın olacak ve artık evli olacağı günlerini düşünüyordu.ister istemez bu duruma canı sıkılıyordu.sonuçta karısı severek ve aşık olarak evlendiği birisi olmayacaktı.tamam sıla ile yıllardır her görüştüler en yakın arkadaşıydı ama bu evlilik bambaşka bir olaydı.geçen bu 4 gün içinde hiç yalnız kalıp düşünmemişlerdi.evlendiklerinde boranların şimdiki evlerinde kalacaklardı.sıla eşyalarının hepsini getirmişti.ama dolaplara yerleştirmeye cesareti yoktu.bu yüzden o işi fatoş teyze yapmıştı.fatoş teyzeye de haber verilmişti ve tatilini yarıda kesip gelmesi istenmişti.ilk başta o da çok şaşırmıştı bu evlilik işine ama sılanın zaten ne kadar iyi bir insan olduğunu bildiğinden rahattı içi.huzurluydu.boranı zaten kendi çocuğu gibi severdi.canlarıydı narin de o da.fatoş bütün dolaplarını yerleştirmişti.sılanın giysileri boranın giysileri.aynalı dolap ın önü sılanın eşyaları ile doluydu.takıları makyaj malzemeleri…..v.s.bazı yerlerde küçük çerçeveler vardı.yatağın baş uçlarında sılanın ailesi ile olan resimleri.oda değiştirilmişti.çok güzel örtüler ve yatak takımları ile donatılmıştı.her şey hazırdı artık.sıla daha görmemişti odanın bu halini.merakta etmiyordu doğrusu.içinde sadece tek bir mutluluk vardı o da sevdiğine kavuşuyordu…tabi bu gerçek bir kavuşma mıydı işte onu zaman gösterecekti.boranda o akşam eve gelip kimseye bir şey demeden odaya çıkmıştı.odanın yeni haline şöyle bir göz gezdirdi “yarından sonra bu odayı onunla paylaşacaksın boran….işte gör ahmak herif….yaptığın hatanın bedelini nasıl ödüyorsun….” Diye kendine kızıyordu.biraz göz gezdirdi odaya.çok güzel olmuştu.sılanın resimleri eşyaları….her şeyi odadaydı.biraz gezindi odada.dolabı açtı kendi eşyaları ve sılanınkiler yan yana asılmıştı.sılanın eşyalarına dokundu.”o artık senin karın olacak boran….sen artık evleneceksin…” diye geçiriyordu sürekli…kendini Teresa attı ve derin bir nefes aldı….hep dalmış olarak düşünüyordu sürekli….

Emre bu geçen süre içinde hiçbir şey söylememişti.boran ve sıla ermenin inanmadığını çok iyi biliyorlardı ama hiçbir şey söyleyemiyorlardı.emrede bir şey sormuyordu.sadece sılanın o gözlerindeki mutluluğa şahit olmak istiyordu o kadar.içinden sürekli “eğer boran…eğer ki sılayı üzecek tek bir yanlışın olsun…onun yine senin için döktüğü gözyaşlarını göreyim….işte o zaman arkadaşın emre olmam ama Azrail in olurum boran…şimdi sadece sılanın mutluluğu için susuyorum…sadece….” diye geçiriyordu sürekli.emre sılayı hep bir abi gibi korumuştu.onun üzülmesini hiçbir gün istememişti.

Narin abisinin bu telaşı içinde ermesiyle daha çok vakit geçirmişti.sevdiğiyle çok güzel geçmişti bu 4 gün.zaten Mardin e dönecek ve uzun süre birbirlerini göremeyecek olmanın verdiği üzüntü ile daha da sıkı sıkıydılar hep.emre ona hiç kafasındaki şüphelerden bahsetmiyordu.canını sıkmak istemiyordu.narin hep ağabeysinin de sılayı sevdiğini düşünüyordu.

Asıl en zor olan sıla içindi….bu 4 gün nasıl geçmişti…hiç evden çıkmamıştı…sadece biraz alışveriş yapmak için annesi ile beraber 2 yada 3 saatliğine takılmıştı dışarıda o kadar.boranı da sadece akşam uğradığında görmüştü.hep düşünüyordu….”ben şimdi evleniyorum öyle mi….acaba doğru bir şey mi yapıyorum…daha boranın ailesinin haberi bile yok…beni nasıl karşılayacaklar….en önemlisi ben evli bir insan olabilecek miyim….korkularım neden bu kadar fazla….borana çok çabuk mu güvendim…offff..offfff…..allahım ne olur yardım et bana….sonunu bilmediğim bir yola girdim….ışığımı söndürme allahım…” diye dualar ediyordu….
Yatağında yatarken duvarda asılı olan gelinliğine baktı.aslında pek gelinlik gibi değildi.straptez belinden oturtmalı belden aşağıya dümdüz saten inen bir şekildi.bir özelliği yoktu.belinde kalın bir kemeri vardı.düz beyaz bir elbise gibiydi.duağı desen yine küçük bir tül parçası ve kafasına takacağı büyük bir lale si.hepsi buydu işte.mezuniyetine bile daha çok özen göstermişti.ama ya bu düğünüydü.ama bu gelinliği giymek istediği halde değildi.aslında bu kadarı bile fazlaydı ama boranın ısrarlarıyla olmuştu.boran “sıla hayır….en azından gelinliğini giyeceksin….seni o evden gelinliğin ile çıkaracağım…annenle baban en azından bunu hak ediyorlar….” Diye ikna etmişti.

O geceyi de böyle atlatmışlardı.yarın düğünleri vardı.evleniyorlardı.kaderlerine yazılmış olan bu hikayeleri hangisini mutlu edecek hangisi değiştirmeye bile gücü yetmeyecekti acaba.
Kazanan aşk değildi…sevgi değildi….bir vicdan meselesi miydi bu…ödenmesi gereken bir borç…..hayır hiç biri değildi….bu işe nedensizce girdiler….
İkisi bilmeden başladılar bir yola….o yolda birbirlerini ısıtan güneş mi olacaklardı…yoksa kalplerini üşüten bir ayaz mı….

derosss
12-06-07, 21:47
28.BÖLÜM

nikaha son 2 saat vardı.aşağı salonda emre ve boran bir köşede durmuş sohbet ediyorlar neşe ve erkan ise koltuğa oturmuş kızlarının gitmesinin burukluğu ile öylece duruyorlardı.

Yukarıda sılanın odasında sıla ayna karşısına oturmuş üzerinde gelinlik dediği elbisesi.narin sılanın saçını yapıyordu.basit bir topuz yapmıştı.topuzunun hemen yanına büyük lalesini taktı.bu gösterişsizliğin içinde bile sıla dünya güzeli gibi görünüyordu.narin sılanın son işleriyle uğraşırken “çok güzel oldun sıla….abim sana bir kez daha aşık olacak…çok mutluyum inan ki…” sıla “evettt….öyle narin “dedi buruk bir sesle.sonra birden “narin…” narin “efendim söyle….” Sıla “narin….annenler sence beni kabul edecekler mi…ya beni istemezlerse….neden hiç haber vermediniz…” narin gülümseyerek “hiç merak etme sıla…sen kabul edilmeyecek gibi misin ki…seni çok sevecekler….haber vermedik çünkü sürpriz yapmak istedi abim….zaten 2 gün sonra gidiyoruz Mardin e….” Sıla çok şaşırmıştı.bu Mardin e gitme işini bilmiyordu.sıla “nasıl….mardin e mi gidiyoruz yani..iyide bana boran niye hiçbir şey söylemedi…ben daha hazır değilim ama onlarla karşılaşmaya…offf…” narin “sıla sıkma canını….onlar çok iyi insanlar…emin ol seni çok sevecekler…hadi rahat ol….bak birazdan sevdiğin adamla evleniyorsun….”sıla “yaaa evet öyle…” dedi sıkılarak…biraz durgunlaştı yine…daldığı anda narinin sesi ile kendine geldi “sılaaa…hadi bakalım…nikah memuru gelmiş….evett aşağıya iniyoruz” dedi ve giderek kapıyı açtı.

Narin ile birlikte aşağıya indi.duvağı kapalıydı.boran sılayı merdiven başında karşıladı ve sılanın koluna girmesi için uzattı kolunu.duağın içinden bir süre borana baktı.daha sonra girdi kocası olacak adamın koluna.beraber neşe hanımın özenle hazırlattığı bembeyaz masaya oturdular….sıla etrafına baktı ve içinden “hayallerindeki düğünün böyle mi olacaktı sıla….böyle bir evlilik mi hayal ediyordun…sevdiğin adamla böyle mi evlenecektin sen….” Diye söyleniyordu.

Nikah başladı….
KISA GEÇİYORUM…..
Nikah memuru “siz sıla özdemir.boran gencoyu eşiniz olarak kabul ediyor musunuz….” Sıla bu soru ile biraz durdu….boran…boran..artık benim eşim oluyordu…allahımm…ne yapacağımı şaşırmış durumdayım…ne olur yardım et…tamam…sıla…sakin ol….” Diye düşüncelerle boğuştuktan sonra “evetttt…” dedi güçlü bir sesle.memur bu sefer borana sordu “siz boran genco sıla özdemir i eşiniz olarak kabule diyor musunuz” boran aynı sıla gibi düşüncelerinden sonraki “evet…ediyorum…” dedi…memur “ben de sizi karı koca ilan ediyorum…mutluluklar…” diye tebrik etti.sıla boranın ayağına bastı ama çok hafif.düğünü gibi evliliği gibi bu olayı da çok esss geçmişti sıla.boran sadece yüzüne baktı sılanın….ayağa kalktılar.sıla döndü borana.boran yavaş hareketlerle duağını açtı sılanın.sıla gözleriyle boranın gözlerini deler gibi bakıyordu.boran hafifçe yaklaştı ve alnını öptü sılanın.sıla bu öpücükle vücudunda sanki bir şeylerin aktığı hissetti.”allahımm…ben bu çapkını ne kadar da çok seviyorum…” dedi hafif gülümsemesi ile….nikah memuru evlilik cüzdanını sılaya uzattı.
O anda hoş bir müzik çalmaya başladı.sıla o anda annesi ve babası ile konuşuyordu.emre de bir köşeden hem sılayı izliyor hem de narinle ilerde evlenirlerse nasıl olacağına dair planlar yapıp gülüşüyorlardı.boran yaklaştı sılaların yanına.boran “izin verirseniz efendim….karımla ilk dansımızı edebilir miyim….” Dedi.sıla şaşkınlıkla borana bakıyordu.gerçekten karısı olarak benimsemiş miydi kendisini.onun ağzından bu kelime ne kadar güzel….neşe “tabi ki de…keyfinize bakın…” dedi.boran sılanın elini tuttu ve kaldırdı ayağa.ellerini sılanın beline doladı.biraz daha çekti kendisine ve tamamen sarıldı.sıla ilk başta çekingen olarak davransa da oda sarılmıştı boranın boynuna.
Müzik devam ederken emrede narin ile dans ediyordu.narin ne kadar istemese de ermenin ısrarlarına dayanamamıştı.zaten boran şu anda kimseyi görmüyordu ki.kendini bir an önce evliliğine alıştırmaya çalışıyordu o kadar.sıla ise hala boran ile karı koca olmanın verdiği heyecanı üstünden atmamıştı.
Dans ederken boran sılanın kulağına “sıla….pişman değilsin değil mi….sana söz veriyorum….yaşattığım tüm sıkıntılarımı unutturacağım…elimden gelen her şeyi yapacağım…sıla …söz veriyorum….” Sıla “boran…tamam artık…lütfen eskileri açma…ben unuttum her şeyi….o imza ile birlikte geçmişte kalan her şeyi sildim merak etme….senden sadece tek bir şey istiyorum…daha öncede söylemiştim….beni sevmediğini biliyorum….her ne yaparsan yap gözüm görmesin…kulağım duymasın boran….” Boran “lütfen sıla…böyle söyleme…sen artık karımsın…sorumluluklarımı bileceğime söz veriyorum…” der ve yine danslarına devam ederler…

Gecenin sonu gelmişti…sıla annesi ve babası ile vedalaştıktan sonra boran ile arabaya bindiler.narin ve fatoş teyzesi ermenin arabasına binince boran “narin…fatoş teyze… gelsenize bizim arabaya….emre ye zahmet olacak oraya kadar…” emre hemen atıldı “ne zahmeti boran…lafı bile olmaz…sizin şimdi sıla ile konuşacaklarınız olur.” Dedi.boran “iyi…peki..” dedi ve arabaya bindi…yolda aslında pek bir şey konuşmadılar…sıla nın aklına bu gece geldi…onlar evlenmişti…tamam kendisi daha önce kötü de olsa borana ait olmuştu ama bu sefer boran ayıktı….ne yaptığını biliyor olacaktı….off sıla…att bunları kafandan…o senin kocan artık….görevlerini bilmek zorundasın….”diye kafasından düşünceleri sıyırdı.

YİNE KISA OLARAK GEÇİYORUM…..
Emre bırakmıştı onları ve vedalaşarak ayrıldılar.eve girdiler…sıla kendini yabancı olarak görüyordu bu evde…ama artık burası onun eviydi….alışmalıydı…fatoş “narin kızım….hadi ben alt kattaki odayı bize hazırladım….genç evlileri yalnız bırakalım” diye narini uyarmıştı.narin kendini biraz çekerek “haklısın teyzem..hadi “dedi ve aşağıya indiler.boran ve sıla hiçbir şey söylemiyorlardı.en sonunda boran sessizliği bozdu “evet sıla…evine hoş geldin…lütfen rahat ol…” sıla “şeyy…rahatım….ben…üstümü değiştireceğim de….bu kıyafetten sıkıldım artık…” boran “tabi ki…gel odayı göstereyim sana..” dedi ve merdivenleri çıktılar.odanın önüne geldiklerinde yüzlerine bakıyorlardı.hiç bir şey konuşamıyorlar sadece susuyorlardı.boran kapıyı açtı ve geri çekilip “buyur….” Dedi kısık bir sesle.sıla ürkek adımlarla girdi içeriye…aynı eski evindeki odası gibi olmuştu…kendine ait eşyaları vardı hep…odanın ortasına geldikten sonra boran dolabı göstererek “kıyafetlerin burada…sen giyin rahatça…ben dışarıda olurum…” dedi ve kapıya yöneldi.
Kapıdan tam çıkıyordu ki sıla nın sesiyle arkasına döndü….

eledrhim
13-06-07, 07:58
kısa kısa devam... yalnız ben toparlayıp şu 5 günü bitirmeye çalıştıkça konu dallanıp budaklandı.. kızmayın bana ne olur...:img-blush

silver, asm, hoppala, karamann, şekerşey (sınavında başarılar cnm) için gelsin... :img-wink:

şarkı için en tatlı sadistimize teşekkürler (o kendini bilir)...:img-wink:


Sıla hala “bunu bile bile nasıl izin verdin baba” diye haykırıyordu… Bir türlü anlam veremiyordu bu olanlara, elbet bir açıklaması vardı ama neydi, bunu öğrenmeden ona rahat yoktu ve belli ki bu insanlar bilebilirdi… Birden kalktı ayağa önce banyoya gidip elini yüzünü yıkadı sonra kapıya doğru yöneldi ve kapıyı açtı…

Bir umuttur yaşamak…

Part 8

Sıla kapıyı açtı ve etrafına bakındı… Kimseler yoktu, pek sessiz görünüyordu konak… Önce kapının önüne çıktı Sıla bir iki adım attı ve bir çıtırtı duydu, aklına ilk gelense Cihan olmuştu… Telaşla odasına attı kendini ve kapısını kilitledi… En mantıklısının Firuzla sabah konuşmak olduğu kararına varıp yatağına kıvrıldı, korkuyla…
Aslında aklına bile getirmek istemiyordu ama Cihanın gelebileceği aklına geldikçe içi ürperiyordu, korku tüm vücudunu sarıyordu…
Yatağın içine girip örtüye sıkıca sarındı, iyice büzüşmüştü… Düşünmemeye çalışsa da eninde sonunda aklına hep kötü şeyler geliyordu…
Gözlerini kapatıp annesini düşünmeye çalıştı, mutlu olduğu anlarını… Annesinin kucağına yattığı çocukluk anlarını… Kendini güvende hissettiği zamanları… Huzurunun olduğu dakikaları… Aslında hala korunmaya ne kadar ihtiyacı olduğunu fark etti… Kendini sokağa atılmış, savunmasız kedi yavrusu gibi hissetti “anne” diye akıttı gözyaşlarını “neredesin anne?”
Sonra yattığı yerde huzursuz bir uykuya bıraktı kendini…
Sıla her geçen dakika tatmadığı yeni bir duyguyla tanışıyordu… Önce nefretle tanışmıştı şimdiyse değişik bir duygu yoğunluğu içindeydi… Korkunun, güvensizliğin, sahip olduğunu sandığı özgürlüğünün aslında olmayışı yani esaretin, yalanların harmanlanmış olduğu garip bir duygu silsilesi… Kısacası gerçeğin ta kendisiyle tanışmıştı Sıla…

Boran tam kapıyı çalacakken arkadan Kevserin fısıltı halindeki sesini duydu “geldin mi oğlum?” dedi, Borana sessiz olmasını işaret ederken…
Boran “geldim de, neler oluyor, kim bu ağlayan anne?”
Kevser, Boranı kolundan tutup odasına çekiştirirken “gel hele oğlum, anlatırım…”
Boran, karşı koyarken “iyi ama biri ağlıyor anne baksaydık önce”
kevser, Boranın odasına vardıklarında (Sılanın bulunduğu odayla aynı kattaki iki oda yandaki odaya) “oğlum babanın kesin emri var kimse kızı rahatsız etmeyecek…”
Boran merakla “iyi ama kız ağlıyordu…”
Kevser “baban bırakın ağlasın rahatlasın dediydi… Vardır bir bildiği elbet… Sen şimdi yat dinlen yarın anlatırım ben sana…”
Boran, mecburen kabul etti ama aklı bir yandan da ağlayan kızda kalmıştı, hiç böylesine çaresiz bir yakarış duymamıştı “ne serdi vardı acaba?” diye düşündü, üstünü değiştirip yatağa uzandı ve bu sesin sahibine ne olmuş olabileceğini düşündü yoksa yeni bir kurban mı veriliyordu töreye “hayır… Bu sefer olmaz” dedi, “bu sefer izin vermem…” diye tekrarladı…

Gördüğüm rüyanın etkisinden olsa gerek
Garip bir hisle uyandım bu sabah
Ya bugün o günse hayatın son günüyse
İçimi korku saldı bu sabah
Sevdiğim şeyleri düşündüm…
Sevdiğim insanları gördüğüm ve görmediğim yerleri
Son kez uyandıysam yapamadığım şeyler varsa
İçimi korku saldı bu sabah
Ya çok yalnızsam
Ya da bomboşsam
Zaten bıkmışsan
Zamanı harcamışsan
Sen ben o
Herkes aynı hikâyede…
Başı ve sonu aynı gerisi farklı
Bir yerden tutunduysak hayata
Boşa geçirmemeli bırakmamalı
Derdimiz yaramız acılarımız farklı olabilir
Gözyaşlarımızın tadı aynı
Değişik çok başka gibi gözüken yaşamlar varsa da
Pişmanlık herkes için acı olmalı…
Ya çok cahilsem
Hiç sevmemişsem
Cesur olmamışsan
Zamanı harcamışsan
Sen ben o
Herkes ayı hikâyede
Başı ve sonu aynı
Gerisi farklı
Bir yerden tutunmuşsak hayata
Boşa geçirmemeli bırakmamalı…
(Şebnem Ferah - Gözyaşlarımızın Tadı Aynı)

Kapının zorlandığını fark eden Sıla yerinden fırladığı gibi kalktı yataktan, birden ne yapacağını şaşırdı… Odanın içinde amaçsızca bir ileri bir geri koşuşturdu… Ama olmayacaktı çünkü kapı daha da zorlanmaya başlamıştı ve sonunda olan oldu, kapı kırıldı ve Cihan yine suratında o iğrenç sırıtışıyla içeri girdi “elimden kurtulabileceğini mi sandın… Sana demiştim, senin ne istediğin değil benim ne istediğim önemli… Firuz ağaya da güvenme sakın… Onun bile gücü yetmeyecek seni benden almaya…” dedi ve kahkahayı patlattı… Sılayı kolundan tutmuş zorla dışarı sürüklemeye başlamıştı…
Sılaysa var gücüyle bağırıyor yardım istiyordu “imdaaaaaaaaatt... İmdaaaaaaaaaaaattt… Yardım ediiiiiiiinnn…” ama nafileydi kimse sesini duymuyordu…
Cihan zorla çekiştirmeye devam ediyordu…
Sıla bağırmaya başlayınca eliyle ağzını kapamıştı… Öyle bir kapamıştı ki ağzını Sılanın nefesi kesilmişti adeta… Gözyaşları sicim gibi akıyordu… Deliler gibi çırpınsa da elinden hiçbir şey gelmiyordu…

Sıla gördüğü kâbustan yeni bir çığlıkla yataktan fırlayarak kurtuldu “anneeee…”, aceleyle etrafına göz attı, hala kâbusun etkisindeydi “allahım çok şükür, sadece bir kâbusmuş… Çok şükür…” diye arka arkaya tekrarladı… Kendine gelmeye başladığında bu sefer kapının gerçekten de zorlandığını fark etti…

coffeesin
13-06-07, 08:18
günaydın...
ben eski sayfayı okumayı bitiremeden yeni sayfamız açılmış...

emek veren, senaryolarını paylaşan ve bu senaryolara yorumları ile katkı koyan arkadaşlar için... keyifli okumalar...

75

-yüreğini aydınlatan, geceyi ve karanlığı da getiren olabilir miydi aynı anda- 3

sıla: ama ama... bu bu.... yalan bir evlilik... yani öyle olacak...
aklından geçenler bunlar değildi aslında sıla’nın sadece her şeyi kabullenmiş olmak istemiyordu ve karşısında bulduğu insan boran’da olsa canını yakmak istemesi de kaçınılmazdı...
boran bu sözleri yaşayacağını bilmesine rağmen duymak içini sızlatmıştı...
söze girdi yeniden... sesi az öncekinden çok daha soğuk ve net idi...
boran: bu kardeşlerimiz için yapacağımız zorunlu bir evlilik... ama bunu kimse böyle bilmeyecek... sadece sen ve ben... ve ben bir ağayım sıla... bu durumdan hoşlanmasan da gerçek bu... aşiretimin başında, bu topraklarda yaşayacağım tüm hayatımı... ve evlendiğim kişide benimle birlikte yaşayacak bu hayatı, tüm zorlukları ile... o yüzden sıla seni zorlamak istemiyorum... tekrar düşün demem bu yüzden... hayatım senin için gerçekten zor, benimle olmak ister misin?
ses tonuyla birlikte yüz hatları da son cümlesi ile yumuşamıştı...

ne boran bunları söylemeyi istemişti; ne sıla duyacağını düşünmüştü… ama yüreklerinden geçen değil miydi bu…
bu töre hikayesi olmadan söylemeyi dilerdi bu sözleri boran… söyler miydi peki… sanmıyorum… kuşatılmışlıklar olmadan duymak normaldi sıla için… bu yaşında ve yolunun başında ciddiye alır mıydı… bilmiyorum…
belki kaçınılmaz bir birliktelik, erken ve zorunlu kılınmıştı işte… bambaşka iki hayatı birleştiriyordu berdel farklılıklar pahasına… ama yürekleri birbiri için atan bu iki yüreği birleştirmek yerine koyduğu zorunluluklarla soğutuyor… uzaklaştırıyordu diğer eşinden…

sıla: istediğim bu değil boran, hayatımdan vazgeçmek istemiyorum… ama yapacağım şey bu… ve senin… hayatının zorluklarını bana mümkün olduğu kadar yansıtmamanı bekliyorum…

söz bitti… geçtiler nikah memurunun karşısına…
memur: siz sıla sönmez, boran genco’yu eş olarak kabul ediyor musunuz?

memur: siz boran genco, sıla sönmez’i, eş olarak kabul ediyor musunuz?

sıla’nın tanımadığı iki adam şahitlik etti…
… sonra kalem verildi ellerine …

sıla büyük bir duygu yoğunluğu yaşıyordu o an…
daralmıştı odada… midyata geldiğinden beri nüksetmemiş klostrofobisi belli etmişti kendini…
küçük odanın duvarları üzerine üzerine geliyordu sanki… tüm bu tanımadığı insanların bakışları altında bunalıyordu… içinden gelip taşmaya hazır tüm duygular, dışarı çıkmak için baskı yapıyorlardı… ter birikmişti alnına… şu sıcak yaz gününde giydiği uzun kollu bu kıyafet, bunaltısını da artırıyordu üstelik… gözleri dolmuş imza atması için bekleyen tanımadık yüzlere baktı yeniden… bir boran’dan kaçırdı gözlerini… onu gözlerini kırpmadan izleyen 5 dakika sonraki nikahlı eşine bakmadı bir… elleri titrerken attı imzayı… sıradan anlarda attıklarına pek benzememişti ama zaten ne fark ederdi ki…
imzayı attı ve düşürdü kalemi…
masaya düşen kalemi alırken de sıla’dan almamıştı bakışlarını boran… defteri onun tarafına yaklaştırdıklarında da gözleri hala üzerindeydi sıla’nın…
titreyen elleri ile alnını siliyordu ürkekçe… nereye baktığı belli olmadan çevresine döndürüyordu başını… sıkıntılı idi… bir an evvel kalkmalıydı bu masadan… çıkmalıydı bu odadan… içini ferahlatacak biraz soğuk su içmeliydi… az biraz rüzgara bırakmalıydı yüzünü… bu mekandan gitmeliydi en hızlısından…
son bir kez daha bakıp sıla’ya hızlıca attı imzayı boran… önünde açık duran bu defter sayfası, ne zor… ne anlamsız bir başlangıçtı…
tebrikler gelirken ikisine onlar başka bir zamanı yaşıyorlardı, soyutlanmış olarak odadan… derken nikah memuru eline uzattı evlilik cüzdanını… sıla görmemişti bile… boran’a verdi bu sefer… o birkaç saniye boran dalarken kendi anılarına, sıla artık orada bulunma gereğinin sonlandığını anlayarak attı kendini dışarı…

kapıda ayşe yetişti imdadına sıla’nın…
ayşe: gelinağam iyi misin…
sıla:…
ayşe: bedar analar gidecekler de kapıda beklerler sizi… bir veda edelim diye…
sıla:…
ayşe: gelinağam iyisin?... dur ben koluna gireyim senin…

arkalarından boran da fark etti pek iyi olmadığını sıla’nın… bu arada kalabalığın yanına kadar gelmişlerdi… firuz ağa gelen oğlunu ve gelinini karşılamak için kaldırdı elini öpsünler diye… sıla bir kendine uzatılan ele baktı uzaktan bir başın kaldırıp konağa ve yüksek duvarlarına… bir ara boran la bir arada bedar la göz göze geldiler… başı başı dönüyordu sıla’nın…
boran: sıla?.. sen iyi değilsin…
bedar: kuzum neyin var, renginde sapsarı olmuş… ağam… İznin olursa ben sıla’yı odasına kadar götüreyim…
boran sessiz ve endişeli başını salladı sade tamam demek için…
cihan’ın sesi duyuldu sonra…
cihan: ee… sosyete kızı… daha çok hastalanır çok… istanbuldan sonra buraları zor gelir…
sinirlenip duramadı orada daha fazla boran… sıla için de endişe ediyordu şimdi… kendini güvercinliğe attı… dert ortaklarına sığındı…

…güvercinlikte…
narin: abii.. ben gidiyom artık…
boran: yolun açık olsun… gittiğin yerde gün yüzü göresin…
narin: allah senden razı olsun… ne etsem azdır sana… sen canımı kurtardın, benim için kendini feda ettin…
boran: senin yüzün gülsün yeter…
narin: sana bir can borcum var abi… karınla sen bizden daha mutlu ol inşallah
boran: sağol narin


Kevser: seni rüyalarımda başka başka yerlere başka başka vermek vardı…


Zinar: aşiretimiz senden gürbüz oğullar bekler…

vedalar edildi… herkes evine yöresine dağıldı…
narin gelin yeni evinin yolunu tutmuşken Kevser ana da gitmeden konaktan yeni gelinine bakmak istedi…
Kevser: bir ihtiyacın var mı kızım, biz gidiyoruz bir ayşe kalacak konakta… seslenirsin değil mi kızım… annen söylemiştir sana bundan sonra boran ağa senin erindir, saygıda kusur etmeyesin…

Firuz ağa da oğluyla vedalaştı aynı anda…

Firuz: oğul! bu düğünü derneği kurdun bizi bahtiyar ettin… umudumuz ailenle bahtiyar olman… Allah seni mahçup etmesin…

…..

aynı düğünden ayrılmış bir evde “seni çok seviyorum azadım” ile beraber sevgi sözleri sarf edilirken diğerinde…
kanatları kırılmış… iki… yalnız ve yaralı yürek…
ve süre gidecek bir hesaplaşmanın ilk raundu mu… bir anlaşmanın ilk ortaklaşması mı…

…yatak odası…
sıla elleri başında yarı yatar yarı oturur pozisyonda Kevser in sözlerini düşünüyordu… “nasıl olacak bu…” sözleri ile kafasında

boran çekinerek kapıdan girerken: nasılsın sıla?... merak ettim seni…
sıla: iyiyim…
boran gözleri sıla’da yavaş adımlarla ona yaklaşırken, sıla’da düzeltti kendi pozisyonunu, boran’a dönerek ayaklarını toplayıp oturdu…
ilk kez çekiniyordu boran sıla’dan… onun yanında hep gönlünden geçtiği gibi davranabilirken… bu rahatlık ona verirken huzur… şimdi bir yanlış anlaşılma korkusu vardı içinde…
boran: ben çıkayım dinlen istersen, iyi görünmüyorsun…
sıla: kafam karışık boran… düşünüyorum…
boran sessizce başını sallayıp yatağın diğer yanına oturdu düşünceli…
sıla: sende iyi görünmüyorsun…
boran: seni düşünüyorum…
sıla: şimdi ne olacak boran… annen geldi biliyor musun?... bir de bana gelinağam deyip duruyorlar…
tam boran gülümseyerek sıla’ya dönecekken…
sıla: nasıl sürdürücez bu yalanı…
boran: yalan?...
soran gözlerle bakıyordu sıla…
boran: sen düşünme sıla bunu ben seni elimden geldiğince uzak tutucam
sıla: narini koruduğun gibi mi?
bir sıla’ya mı zor geliyordu her şey… boran taş bir duvar mıydı kendine çarpanları yön değiştirerek yansıtan… dağılmayan… dimdik durabilen…
değil…
boran: ben çıkayım…
sıla: herkes normal bir evlilik görmeye çabalayacak değil mi? hatta çocuk bile isteyecekler belki…
boran, “dediğim gibi sen bunları düşünme…” dedikten sonra arkasına bakmadan ayrıldı sıla’nın yanından…

ardından sıla kendi kendine: “düşünme demek … nasıl düşünmem… tüm duvarlar üstüme üstüme geliyor…”

bir süre sonra sıla’da duramamıştı artık odada… kendini apar topar dışarıya attı…
bir tanıdık… bir yakınlık arıyordu aslında…
ama yoktu boran…
yürüdüğü yerlerde duvağını da sürüyerek yavaş adımlarla konakta gezmeye başladı…



çocukluğundan bir anı canlandı sonra… kulağında bir kişneme… çocukken de karanlıkta bile olsa -hatta bazen uykusundan kalkıp- atların yanına giderdi… okşardı onları… yine böyle sessiz adımlarla… gizli saklı… her seferinde ailenin endişesi ile bulunup, habersiz yapmaması için uyarılarak… istanbulda da olurdu aynısı ama biraz daha büyükken… at çiftliğinde kaldıklarında sade… ama bu canlanan anı tamamen midyata aitti…

sıla: yağız… canım… iyi ki varsın biliyor musun… kimsem yok burada… tanımıyorum kimseyi… gidiyor mu hoşuna… hıı… sevdin mi?... boran’da mı böyle yapıyor… seviyor mu seni…



odadan çıktıktan sonra çok uzağa gidememişti boran… yatak odalarına yakın bir köşede oturmuştu avluda karanlığı dinlemişti… çok geçmeden odadan çıkan güzeli izlemişti sonra… küçük adımlarla etrafı kolaçan etmesini.. tanıma uğraşını… sessiz ve çekingen bakışlar atmasını etrafına… evini mi benimsemeye çalışıyordu yoksa sıla… kendini aradığını hiç sanmıyordu… o da rahatsız etmekten kaçınıp izledi uzaktan… taki sıla aşağı inip arka avludaki atlara doğru yönelinceye kadar… merakla yaklaştı bu sefer yanına… can kulağı ile dinledi… her zaman hırçın olan atı yağız bu kıza karşı koyamıyordu… tecrübeli kahyaları kendinden uzak tutuyordu da ikinci kez boran’dan başkasının yakınlığına cevap veriyordu yağız…

ilki mi? ...

“Sabah olmuştu Mardin’e vardıklarında, gerinerek uyandı Sıla.
-uff ne çok uyumuşum, her tarafımda tutulmuş…
yere düşen kitabını alırken, annesigile baktı, daha uyuyorlardı…
başını çevirip arabanın penceresinden dışarı bakarken bir atlı gördü yanlarından hızla geçen…
yandaki tarlalara doğru sürüyordu atını…
altın sarısı başaklara güneşi götürüyordu sanki…
içi ısındı… gülümsedi ardından…
işte geldin topraklarına Sıla dedi kendi kendisine.

Uygun bir yerde durabilir miyiz, su bitmiş diyerek seslendi şoföre.
Araba çeşmeye doğru yaklaşıp yavaşlarken, çeşmenin başındaki atlıyı fark etti.
Başını uzatıp görmek istedi.
Mardin’e hoş geldin diyen atlı mıydı bu?
Atından inip çeşmeye doğru yürüdü adam,
yüzünü görememişti…
atı ürkütmemek için biraz ilerde durdu araba ve Sıla inip geriye yürümeye başladı.
Çeşmeye varmadan önce geçmesi gereken bir engel vardı Sıla’nın,
Ata yaklaşıp başını okşamaya başladı…
Yanı başındaki adamı görmeden konuşmaya başlamıştı Sıla
S: ne kadar güzel bir şeysin sen, geceler kadar siyah, yağız bir küheylan…
Bir yabancının geldiğini fark edip, arkasına döndüğünde Boran, saçları rüzgara uyum sağlamış uçan, bir esmer güzeli gördü.
Çok fazla dikkat edemeden atına yaklaşıp geriye çekmek istedi.
Yabancılara karşı hep çok yabani olmuştu Yağız, kesinlikle izin vermezdi yanına yaklaşmalarına.
Hatta ev halkı, bazen kahya bile yanına yaklaşmaya çekinirdi.
Her şeyi ile Boran ilgilenirdi atının.
Oysa şimdi uyarmaya bile fırsatı olmadan bu kız atını okşuyordu.
Boran şaşkınlıkla izliyordu Sıla’yı.
Yağız kendini bir yabancıya sevdiriyordu, üstelik buralı bile olmayan birine…
Nedenini kendinin bile anlamadığı bir şekilde etkilenmişti bu kızdan,
Ondan önce de atı çekimine girmişti bu kızın.
Sessizce ve şaşkın incelemeye başladı Sıla’yı.
Bacağında rahat kısa bir kot pantolon ve askılı bir bluz…
sıradan salaş ve buralardan çok uzaklardan geldiğini gösteren bir kıyafet dedi içinden,
peki o zaman bu etrafına yaydığı ışık ne idi…
tam o sırada Sıla fark etti Boran’ı…
göz göze geldiler…”

hafızasında canlanan anı ile sıla’nın çekimine karşı koyamadan yaklaştı boran…
tam o sırada Sıla fark etti Boran’ı…
göz göze geldiler…

ÇİĞDEM_MEHMET
13-06-07, 09:36
Bölüm 3


Sıla:hayır geç kaldım!!! Kalktığı gibi giyinmiş ve arabasıyla okula gitmiştir.15 dakika sonra üniversitenin otoparkından içeri girmiş arabayı park ediyo bir yandan da söleniyodu ’off dersi kaçırdım şimdi 1 saat beklemek zorundayım yaaa ’ diyerek deniz kıyısına doğru yürümeye başladı.kaldırım kenarına oturmuş dalgaları izliyordu deli gibi kıyıya vuran dalgaları o sırada şiddetli bir yağmur başladı ama sıla yerinden kıpırdamadan dalgaları seyretmeye devam ediyodu.başının üzerinde bir karaltı oldu ve başını çevirdiğinde bir adamın şemsiyenin kendisine tuttuğunu gördü.


Evet bu oydu.
Sıla başını kaldırdığında boranın ona şemsiyesini tuttuğunu görünce şaşkınlıkla gülümsedi.
Boran:bu yağmurda burada ne işin var
Sıla:derse geç kaldım
Boran:buradamı okuyosun
Sıla:evet arkeoloji son sınıf sen ne arıyosun burada?
Boran:bende burada okuyorum işletme son sınıf bu sene ankaradan geldim.
Sıla :hmm peki bu yağmurda burada ne işin var?
Boran:seni gördüm ve ıslanmanı istemedim.
Sıla:ama sen ıslanıyosun.hadi otur.
Boran sılanın yanına elinde şemsiye ile oturur.
Boran:artık tanışalım ben boran
Sıla:boran demek,güzel bir isim aynı şimdiki gibi şimdiki gibi etrafındaki fırtınayı kastederek
Boran:ama ben o kadar sınırsız değilim peki senin adın?
Sıla:sıla dedi kısık sesle.
Boran ismini duyunca kendini yıllarca yollarda aradığını bulmaya çalışan bir adam gibi hissetti.’’seninki de çok güzel bir isim’’ içnden ‘’işte benim aradığım sensin’’
Sıla:teşekkür ederim annem koymuş adım gibi bir kızım aslında hasret duyulan,ulaşılamayan annem benim hasretimle hep yaşamış .
Boran ise sılanın sölediklerinden bişi anlamamıştır.
Boran:ne demek istedin
Sıla:hiç önemli değil boşver
Boran:hadi kalk ıslanıcaz içeri girelim der ve kalkarlar ama okula değil de kıyı şeridi boyunca yürümeye başlarlar.ama bunun farkında değildirler.biraz yürüdükten sonra kantine girerler.merve ve Sibel dersten çıkmış sılayı arıyolardı.nihayet sıla gelmiş ama yanında tanımadıkları biri vardı.
Merve:sıla buradayız diye seslenir.
Sıla:bizim kızlar orada gel seni tanıştırayım
Boran:tamam der ve kızların yanına gelirler.
Sibel :nerdesin sen heryerde seni aradık kaçta geldin sen okula derse yine geç kaldın dimi hem ne bu halin ıslandın mı?Sibel sılanın cevap vermemesine iyice sinirlenmişti.’’ya şuna bak hala susuyo cevap versene
Sıla:nefes almanı bekliyorum Sibel.evet geç kaldım kıyıda oturuyodum yağmur başladı ve biraz ıslandım yeter mi oturabilir miyiz artık
Merve gerilen ortamı yumuşatmak için’’evet ya kusura bakmayın hadi otursanıza’’
Sıla:kızlar bu boran bizim okulda okuyo işletme son sınıf
Merve:merhaba ben merve resim son sınıf
Sibel:merhaba ben de Sibel psikoloji son sınıf
Sıla:evet işte benim canlarım aynı zamanda ev arkadaşlarım
Boran sılaya gülümseyerek’’tanıştığımıza memnun oldum’’tekrar sılaya dönerek ‘’gerçekten arkadaşların çok hoş’’
Sıla:evet ama sen onların dış görünüşlerine bence pek aldanma der sılanın bu sözü üzerine boran imalı bie şekilde gülümser sılada boranın bu hareketi üzerine utanır ve bu durumdan kurtulmak için’’evet ne içersiniz ben sıcak bişeyler alıcam,üşüdüm’’herkes ne istiyolarsa sölemişlerdir ve sıla masdan kalkar.kalktığı sırada emre masaya gelir.
Emre:nereye prenses
Sıla:emre sen mi geldin otur ben şimdi geliyorum
Emre sibelle tokalaşır.merveye yönelir.
Emre:nasılsın?
Merve:ii der soğuk davranıyodur.emre mervenin uzun süredir sevgilisi olmakla birlikte en çok küstüğü kişidir aynı zamanda.
Sibel:bu boran işletme son sınıf öğrencisi okulumuza yeni gelmiş
Emre:memnun oldum ben de emre
Boran az önce ermenin sılaya ‘’prenses’’ diye hitap etmesine bozulmuş soğuk bir sesle ‘’boran ‘’der
O sırada sıla içecekleri almış masaya gelmiştir.tam yerine geçicekken arkadan biri sarılmış ve sılayı döndürmüştür.sıla başta korkudan küçük bir çığlık atmış fakat ismailin ‘’naber güzelim’’demesi üzerine gülmüştür.ismail sılayı yere bırakmış ve sarılmıştır
Sıla:canım neredesin sen yaa?ilk defa bu sene okulların açıldığı ilk gün beraber değildik çok bozuldum valla
İsmail:haklısın güzelim çok özür dilerim ama söz kendimi affettiricem

eva-zk
13-06-07, 10:42
ben nerde kaldıgımı unuttum ama şekerim sılaya bayılmıştı ne zaman ayıltacan dedi bende ayıltayım bari....

60 olması lazım

boran sılayı hemen hastaneye yetiştirmek için çabalarken boranı nereye bırakıcanı bilememiş aklına ilk gelen yere konaga bırakmıştır ve aceleyle hastaneye gitmiştir... doktor sılayı kontrollerden geçirmiş ayılmasını sağlamıştır... boran sılanın başında endişeli bir şekilde beklerken sıla

sıla : boran iyiyim ben bi an gözlerim karardı sadece tansiyonum oynadı heralde...

boran : olsun biz yinede doktoru bekliyelim... beni çok korkuttun sıla seni öyle görünce ömrümden ömür gitti sandım...

sıla : gerçekten iyiyim boran... o sırada doktor girer içeriye yüzünde bi gülümsemeyel... boransa hemen ayaga kalkar endişeyli bir şekilde doktora yaklaşır....

boran : eşimin nesi var doktor bey

doktor gülümseyerek : çok önemli bir şeyi var

boran dahada panikleyerek : nesi var doktor bey

doktor : eşiniz hamile... boran ne diyceni bilemez dili tutulmuş vücudu felç olmuş gibidir.. öylece kalakalır

sıla : hamilemiyim

doktor : evet... 6 haftalık...

sıla birden geçmişe gitmiştir " boraya hamile oldugunu ögrendigi ana... 2 ay geçikmiştir ve sonunda arkadaşının ısrarıyla eczaneye gitmiştir eczaedeki çocuktan utana sıkılı test almıştır... eve giderken sanki herkez ona bakıyormuş gibi gelmiş iyce huzursuzlanmış ve hızlı adımlarla bir an önce kendini eve atıp odasına geçmiştir... annesi görmesin diye odasının kapısını ilk defa kilitleyip testi çıkartıp önce okumuş sonrada yazılanları uygulamış beklemeye geçmiştir.. içinde tarif edilmez korkular ve mutluluk verivi bir heyecan vardır o an ve sonunda bekleme süresi doldugunda teste bakmıştır.... bakmasıyla ne yapıcam şimdi ben demesi bir olmuştur ve kendini bir kaç gün odasına kapatmıştır... annesinin ısrarlarına ragmen anlatamamış önce kendi durumunu kabullenmeye çalışmıştır.. bir türlü kabullenemiyodur nasıl olur ben nasıl hamile kalırım bu bebegi dünyaya nasıl getiririm onun babası bile olmayacak... ama o benim sevgimin bi parçası ben istedim... aradan geçen bi kaç gün sonunda kendiyle savaşını bitirip annesine söylemiştir annesi hemen aldırmasını söylesede o inatla dogurmak istedigini söylemiştir "

sıla birden yanagında bir sıcaklıkla kendine gelir.. sıla hamilesin... bizim bi bebegimiz olucak... sıla sen iyimisin rahatmısın ardına bi yastık... boran eli ayagı birbirine dolaşmış sılanın etrafında pervanedir... doktor gülümsiyerek

doktor : ilk bebeginiz galiba

sıla mahsunlaşmış gözlerindeki damlalar akmaya hazır bir şekilde doktora bakıp : ikinci... bu bizim ikinci bebegimiz olucak

doktor gülümseyip : eşiniz bebekleri çok seviyor galiba hali bakarmısınız dünyadan koptu etrafınızda pervane oldu... çok şanslısınız..

sıla buruk bir gülümsemeyle doktora bakıp : eşim benim hamileligimi ilk defa görüyo ilkini deyip başını önüne egdi gözünden süzülen yaşlara izin vererek...

boran birden sılanın göz yaşlarını silerek : sıla neyin var rahat degilmisin... doktor eve ne zaman gidebliriz...

doktor : dilediginiz zaman...

boran birden yezdanın hamileligini hatırlar ve doktorun eşinizle bi münasebete girmeseniz iyi olur sorunlu bir hamilelik dedigini ve doktora dönüp...

boran : ben şeyi sorucaktım... yani yezda hamile kaldıgında doktor cinselligi yasaklamıştı da... der ama dedigine pişam olmuştur o an yezda dedigini far etmiş ve heen sılaya bakmıştır sıla ise boranın söyledigini duymamıştır bile o an karnını sevmekle meşguldür

doktor gülümseyip : siz rahat olun boran bey eşiniz sağlıklı bir hamilelik yaşıyor o sorun olmaz...

boran doktora gülümseyip başını öne eger.. teşekkür eder doktorda diledikleri zaman çıkabileceklerini tekrar söyleyip çıkar odadan... boran sılanın etrafında dört dönmeye başlar o an...

sıla ise etrafına bakıp panikle borana bakar : boran... bora... bora nerde

boran : bora konakta oraya bıraktım ne yapıcamı bilemedim bi an... akşama oraya gidicektik zaten.... toplantı için...




bende özlemişim yazmayı gerçi yine kısa oldu ama iş yerinde kaçamak bu kadar oldu... aslında daha yazardımda korkudan ekliyom ucunda yazdıklarımıda kaybetmek var...

dizi_tirya
13-06-07, 10:54
Dün yazdım arkadaşlar..Ama bugün eklemek istedim..Bağ evi beklentilerinizle ne kadar uyumlu olduğunu bilmiyorum..Keyifle okumanız dileğiyle..

Bölüm-33

Sıla,arabanın hızla durmasıyla kendine geldi.Araba hareket ettikten bir süre sonra uyuyakalmıştı.Yorgundu,bitkindi ve en önemlisi üzgündü.İçinden birilerine kızmak,yaşadıklarının sorumlusu olarak birini cezalandırmak geliyordu.Ama yapamıyordu işte.Şans eseri doğan yeni yaşamının içinde kendini acıtarak,yıpranıyordu.Son birkaç günde yaşadığı olaylar onu öylesine hırpalamıştı ki,artık dayanacak gücünün kalmadığını hissediyordu.Aziz’in kapısına açmasıyla kendisine geldi.Yavaşça arabadan indi ve kafasını hafifçe kaldırıp bağ evine baktı.Dışarıdan ürkütücü ve sessiz görünüyordu.Belki burada huzur bulabilirdi.Ama ya geceleri?Kimbilir kaç gece kalacaktı burada..Tek başına..Yalnızlığa daha ne kadar dayanabilirdi ki?Belki herkes onun bu ücra köşede ölüp kalmasını bekleyecekti..Bu korkunç düşünceler ürpertmiyordu Sıla’yı.Kendisine olan güvenini,sevgisini çoktan kaybetmişti.Daha sonra onu seven insanlar da gitmişti yanından.Kimi acı bir vedayla,kimi elveda bile demeden.Bir an Boran’ı düşündü Sıla.Sözleriyle yaralandığı ve belki de yeniden öfke duyduğu bu adamı hala özlüyor,bekliyor ve seviyor muydu?Üşümeye başladı bir süre sonra.İçi ürpermişti ama gün daha yeni başlıyordu.Bu ıssız yerde geçireceği günleri saymaktan başka çaresi kalmamıştı.Ölmeyi bekleyecekti artık..Elinden ne gelirse yapacaktı belki de..
Aziz:Gel gelinağam..
Sıla Aziz’e baktı ve daha sonra onun arkasından merdivenleri çıktı.Ağlamak istemiyordu ama tutamıyordu gözyaşlarını.Sıla son basamağı tırmanırken takatinin kalmadığı hissetti.Zoraki adımlarla Aziz’in yanına geldi.Aziz kapıyı açtı ve Sıla’ya yol verdi.Sıla içeri girer girmez etrafına bakındı boş gözlerle.Güzel,huzur verici bir yerdi aslında.Ama acı verici yanı burasının onun mahkumiyetini barındırıyor olmasıydı.”Keşke..”diye geçirdi içinden.”Başka şartlarla ayak basmış olsaydım bu topraklara..”
Sıla içeri geçip etrafı seyre dalmışken üzerine kapanan kapı ile kendine geldi yeniden.Hızla arkasını dönüp baktı.Aziz tek bir kelime bile etmeden kapıyı Sıla’nın üzerine kapatıp gitmişti.Kimsenin ona saygısı,sevgisi kalmamıştı.Artık herkesin onu ölümüne terkettiğini biliyordu.Bütün bedeninin titrediğini hissetti.Elleriyle sardı kollarını.Üşüyordu,belki de ölümün sancılarıydı bunlar.Yalnızlık bir zehir gibi dolaşıyordu bedeninde.Acı veriyordu,kıvrandırıyordu onu.Acımasızdı herkes,zalimdi.Bir daha kimse düşünmeyecekti onu.Son nefes alışlarıydı artık.Sırtını kapıya dayayıp yere çömeldi.Kontağı çevrilen arabanın lastik seslerini duyar gibiydi.Bir süre sonra sessizliğe büründü her yer.Sıla hıçkırıklarıyla bozdu bu karanlık sessizliği.Yaşam ondan intikam almaya çalışırcasına almıyordu canını.Ama her adımda ölümün soğuk sessizliğine itiyor,korkuyla sarıyordu içini.Sıla bir süre sonra ayağa kalktı ve hiç bilmediği bu evde tek başına dolaşmaya başladı.Salona girdi ve pencereye doğru ilerledi.Kapalı duran perdeleri açtı ve etrafa baktı.Yeniden doldu gözleri.Issız,tenha bir yerdi burası.Hayat yoktu etrafında.Ufukta birkaç ev görünüyordu.Her yer taş,topraktı.Sıla’nın hayrıkışlarını,çığlıklarını,hıçkırıklarını kimse duyamadı.

Boran çalan telefonla yattığı yerden doğruldu.
Boran:Efendim?
Şivan’ın sesi endişeli ve huzursuz çıkıyordu.
Şivan:Ağam?
Boran Şivan’ın ses tonundan işkillenişti.Aklına nedense hemen Sıla geldi..
Boran:Ne oldu Şivan?
Şivan’ın sesi daha da acı dolu çıkıyordu şimdi.
Şivan:Gelin ağam..
Boran Şivan’ın sesinin kesilmesiyle çılgına döndü.Kalbi hızla çarpıyordu.Kötü birşeyler olduğunu biliyordu.
Boran:Ne oldu Şivan?Konuşsana..
Boran’ın yüreğindeki acı öfkelenmesine neden oluyordu.Bekleyecek gücü kalmamıştı artık.Bilmeliydi artık neler olduğunu..
Şivan:Firuz ağamlar gelin ağamı bağ evine gönderdiler..
Boran korku ve endişeyle dört döndü odada.Yüreği ağzındaydı artık.Sıla’nın uzak kalmanın acısı oturmuştu işte yüreğine.
Boran:Neden?
Şivan:Bilmiyorum ağam...Ama gelin ağam çok kötüydü..Bitkindi..
Boran elinden yavaşça telefonu düşürdü.Nefret ediyordu kendinden.Sıla’nın yanında olmadığı için,onu koruyamadığı için sözleriyle hırpalıyordu kendini.Nasıl bir hışımla çıktığını bilmiyordu odadan.Arabasına bindiğini bile hatırlamıyordu.Var gücüyle sürüyordu arabasını.Bitmek bilmeyen yollar onu Sıla’dan daha da uzaklaştırıyordu sanki.Bu onu çıldırtıyordu,kan kusuyordu kendine.Kendine lanetle yağdırırken bir yandan da hırsla vuruyordu direksiyona.Sıla’nın hıçkırıkları,korku dolu gözleri gitmiyordu gözlerinin önünden.Soluğunu kesiyor,sabrını zorluyordu.Bir adım kadar yakın olmak istiyordu Sıla’ya.Acıyla doldu gözleri.Sıla’nın gözyaşları yüreğine akıyordu sanki.Haykırışları kulaklarında çınlıyordu.

Sıla alışmıştı yalnızlığa.Sessizlik mayıştırmıştı onu.İçindeki bulunduğu durum ölümden başka birşeyi düşündürmüyordu ona.Halbuki korkuyordu yalnızlıktan.Karanlık bastığında saklanacaktı bir köşeye.Nefes bile almayacaktı.Bunları düşünürken gözleri kapanmaya başladı.

Boran bağ evinin önüne geldiğinde hiçbirşey görmüyor ve duymuyordu.Kendini bile hissetmiyordu sanki.Tek istediği Sıla’yı görmekti.Eskisi gibi.Onu en son gördüğü o lanet olası gündeki gibi iyi,sağlam ve hiç yıkılmamış gibi.Sıla’nın söyleyeceği her söze razıydı.Kapıyı zorlarken yalvarıyordu.Onu yeniden görebilmek,kendi varlığı gibi hissedenbilmek için.Kapıyı yumrukluyordu hırsla.İçeri sesleniyordu.Ama nafileydi.Kimse cevap vermiyordu.
Boran:Sıla..Sıla..Sıla..
Sıla’ya her seslenişinde endişesi ve acısı katlanıyordu Boran’ın.Daha fazla dayanamadı,direnmedi,zorlamadı kapıyı.Uzaklaştı ve var gücüyle abandı kapıya.Kapı aralanmıştı.Boran önündeki hiçbir şeyi görmeden delice arıyordu Sıla’yı.Koridordaki birkaç kapıya hırsla abandı.Yoktu Sıla.Boran onu bulmazsa çıldıracağını biliyordu artık.Nefesinin kesildiği,kalbinin bıçak yarasıyla delik deşik olduğunu hissediyordu.Salona girer girmez Sıla’nın halsizce yatan bedenini gördü.Ölü gibiydi Sıla.Yüzü bembeyazdı.Bir kolu yattığı divandan aşağıya sarmıştı.Boran onu görür görmez yanına koştu.Yüzüne,ellerine dokundu.Boynuna dokundu.İstemsizce haykırıyordu.
Boran:Sıla..Sıla..
Sıla hiç kıpırdamıyordu ama atıyordu nabzı.Boran titrek elleriyle kontrol etmişti.Sıla ağlamaktan yorgun düşmüştü.Günlerdir halsizdi üstelik.Bünyesi bir kuş canı dirençsizdi.Dayanamamıştı daha fazla.Kendini yaşıyor diye saymıyordu zaten.Çabuk bırakmıştı kendini.Arkasında kimseyi bırakmayacağını düşünüyordu.Ama bilmediği birşey vardı.Boran’ın yüreğindeki aşkı görememişti bir türlü.Hep başka anlamlar çıkarmıştı yaptıklarından.Bir türlü görememişti Boran’ın onu ne denli sevdiğini.Ve şimdi de Boran’ın yalvarışlarını,haykırışlarını,çaresizliğini göremiyordu.Boran ağlıyordu artık.Ne yaparsa yapsın kendine gelmiyordu Sıla.Onu dokonup,kendine getirmeye çalışırken titrediğini hissetti Sıla’nın.Hemen alnına dokundu Boran.Ateş gibi yanıyordu Sıla.Boran hemen banyoya koştu ve kısa bir süre sonra elinde tasla Sıla’nın yanına çömeldi.Soğuk suya batırdığı bezi Sıla’nın alnına koydu.Sıla kıpırdanmaya başladı.Hala titriyordu.Boran endişe ile onun birşeyler söylemesini bekliyordu.Bir eliyle Sıla’nın yüzü okşayıp adını fısıldarken diğer eliyle telefonunu çıkardı ve Şivan’ı aradı ve ondan bir doktor getirmesini istedi bağ evine.Acele etmesi gerektiğini de söylemeyi unutmadı.Telefonu kapatır kapatmaz Sıla’nın alnındaki bezi yeniden değiştirdi.Sıla’dan bir tepki gelmeyince onu kucağına aldı ve banyoya götürdü.Soğuk suyun içine bıraktı yavaşça.Sıla gözlerini yavaşça açtı.Boran’ın görünce ağlayacak gibi oldu.
Sıla:Boran..
Boran yaşadığı suçluluk duygusu ile daha da kahroluyordu.Sıla’nın hıçkırıkları arasında Boran’ın Sıla’ya kendine çekti.
Boran:Özür dilerim Sıla..Özür dilerim..Özür dilerim Sıla..
Boran Sıla’yı banyodan çıkardı ve üzerine giyebileceği temiz birşeyler baktı.Onun giyebileceği birşey yoktu ama Kevser Hanım’ın bıraktığı birkaç gecelik duruyordu gardropta.Boran acele ile bir tanesini çıkardı ve Sıla’nın yanına gitti.Sıla’yı havlu ile kuruladı ve üzerini çıkarttı.Sıla’nın narin bedenine şevkatle dokunuyordu.Ne Sıla çıplaklığının farkındaydı ne de Boran.Boran Sıla’yı yeniden kucağına aldı.Sıla kendine gelmeye başladığından Boran’a sıkıca sarıldı.Yaşadıklarının bir rüya olduğuna inanıyordu.Boran’a sarılarak bu gerçeği tüm bedeninde hissetti.
Sıla:Boran..Bırakma beni..
Boran:Bırakmayacağım Sıla..İyileşeceksin..Merak etme..
Boran onu yatağa yatırır yatırmaz Sıla derin bir uykuya daldı.Boran onun terlemesi için üzerini sıkıca örttü.Sonra Sıla’nın yanına çömelip gözlerini ondan ayırmadan nefes alış verişlerini dinledi.Usulca okşadı yüzünü,saçlarını.Bir süre sonra kapı çalındı.Boran doktoru ve Şivan’ı içeri aldı.Doktor Sıla’yı muayene etti.Bağ evinin uzaklığı nedeniyle olası bir duruma karşı ilaç çantasını da yanında getirmişti.Şivan o sırada Boran’ın istediği yemekleri de getirmişti.Doktor Boran’a yapması gereken herşeyi söyledikten sonra Şivan’la beraber gitti.
Boran mutfağa girip Sıla için yemekler hazırladı.Yanına gelip onu uyandırdı.Sıla’nın kalkacak hali yoktu.Boran elini Sıla’nın ensesine yaslayarak arkasına yastık koydu.Sıla’ya çorbasını içirdi.Daha sonra ilacını verdi.Sıla bir süre sonra ilacın da etkisiyle uyuyakaldı.Boran bir an olsun ayrılmadı Sıla’nın yanından.

Akşam olmuştu Mardin’de. Firuz ve Kevser Boran’dan bir haber beklerken Boran dakikalar önce daldığı uykudan Sıla’nın iniltileri ile uyandı.Hemen Sıla’nın yanına yaklaştı.
Boran:Sıla?İyi misin?
Sıla başını sallamakla yetindi.Boran’ı gördüğü için huzurla dolmuştu içi.Zoraki bir biçimde kıpırdattı dudaklarını.
Sıla:Beni bırakmayacağını biliyordum..
Boran Sıla’nın ellerini kavradı ve dudaklarını değdirip öptü.
Boran:İyi ol Sıla..İyi ol..
Sıla tekrar başını sallayıp gözlerini kapadı.

Gece yarısına doğru Sıla kendine geldi.Bilinci yerindeydi.Nerede olduğunu anlayamadı önce.Etrafına bakındı.Yatakta yatıyordu.Üzerinde ona fazlasıyla büyük gelen bir gecelik vardı.Neler olmuştu böyle?Bedeninin yandığını hissediyordu.Oldukça halsizdi.Oda karanlıktı üstelik.Saatlerce uyumuş muydu?İçerden gelen seslere kulak verdi bir süre sonra.Korkuyordu Sıla.Boran’ı,ona söylediklerini,Boran’ın ona yemek yedirdiğini,üzerini değiştirdiğini,ara sıra öptüğünü ,okşadığını hatırlamıyordu Sıla.Bilinci kapalıydı,halsizdi.Şimdi ise yalnız olmadığını biliyordu.Yavaşça doğruldu yataktan.Başı dönüyordu.Zoraki adımlarla odadan çıktı ve etrafı gözlemledi.Daha sonra sesin mutfaktan geldiğini anladı.Korkuyla yutkunarak,çıplak ayaklarının verdiği ince sesle mutfağa doğru yürümeye başladı.Gördüğü manzara karşısında aklının yerinde olmadığını yemin edebilirdi artık.Boran arkası dönük bir biçimde duruyordu.Sıla bir eliyle duvara tutundu ve gözlerini yumup tekrar açtı.Gerçekti.Boran oradaydı.Yanındaydı.Yalnız değildi Sıla.Boran hiç beklemediği bir an da kurtarmıştı onu karanlığından.İçi huzurla doldu.Gözleri yaşla dolmuştu.Derin bir iç çekti.Boran Sıla’nın nefesinin odayı kapladığını farketmişti sanki.Dönüp Sıla’ya baktı.Gözleri kesiştiğinde Boran çekingence bakıyordu Sıla’ya.Saatlerdir yaşadıkları şeyi Sıla’nın hatırlamadığını,hatırlasa bile bunu ancak bir rüya olduğunu sanacağını biliyordu.Sıla’yı tek başına,savunmasızca bırakmıştı.Bunun utancını,pişmanlığını yüreğinde taşıyaıyordu Boran.Sıla’nın gözlerindeki masumiyet,savunmasızlık ve keder mahvediyordu onu.Sıla’nın sevinci de kursağına kalmıştı.Yaşadıklarını hatırladı bir an.Kahrolmuştu,Boran’ın o muama gidişini unutamıyordu bir türlü.Ayakta durmakta zorlanarak yaşlı gözlerle bakıyordu Boran’a.
Sıla:Burada ne arıyorsun?
Boran gözlerini devirdi.Elindekileri bırakıp yeniden Sıla’ya baktı.Sıla’nın dayanacak gücü yoktu aslında.Boran’a sarılmak ve hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu.Aklında yeni yeni canlanan görüntüler vardı şimdi.Boran’ın ona sarılışı,”yanındayım”deyişi.Sonra şüpheyle baktı Boran’a.Yoksa gerçek miydi onlar?Üzerindeki geceliğe baktı.Daha sonra mutfak tezgahında duran yemeklere.Bu bir tek şeyi işaret ediyordu.Gerçekti hepsi.Sıla’nın yüreğini huzurla dolduran,içini kıpır kıpır eden şeyler gerçekti.Boran Sıla’nın sorduğu soruyu duymamış gibi yapmayo yeğledi.Yeteri kadar acı çekiyordu zaten.Sıla’nın acı dolu gözlerine bakmak bile büyük bir işkenceye dönmüştü.Ama buna razıydı Boran.Sıla’nın gözlerine bakabilmek,onu böylesine canlı görebilmek için dünyaları verebilirdi.Kalbi artık ona yalan söylemiyordu.Aynı Sıla’ya söylemediği gibi.
Boran:İyi misin Sıla?
Sıla Boran’a hasretle bakıyordu şimdi.Boran’ın gözlerindeki acıyı görmüştü.Neler yaşamıştı onun yokluğunda?İkisi de birbirlerinden uzak kaldıkları günleri düşünüyorlardı o an.Hiç konuşmadan gözlerinden dökülen aşkı,hasreti,kederi okudular birbirlerinde.
Boran Sıla’ya yaklaştı bir süre sonra.Sıla kıpırtısızca bekliyordu onu.Boran yanına yaklaştıkça içi yanıyordu.Yeniden aynı acıları yaşamak istemiyordu.Boran’ın sözleri yaralamıştı onu.Boran da bunun bilinciydeydi.Bir daha asla yapmayacaktı bunu.Sıla’yı ne gözünden ne de kalbinden ayıracaktı.İkisi de birbirlerine öylesine yakındılar ki..Sadece birbirlerini görüyorlardı.Etrafta her nesne,her ses,her koku yabancıydı onlara.
Boran:Salona geç Sıla..Ben yemeği hazırladım..
Sıla Boran’a baktı çocuk edasıyla.Daha sonra başını salladı ve salona geçti.Boran sofrayı hazırlamıştı.İki büyük mum aydınlatıyordu loş odayı.Bu mumlar sayesinde odada kırmızımsa bir renk hakimdi.Sıla yavaşça oturdu yere.Mumların ışıltısı gözlerini alıyordu.Az sonra Boran girdi içeri.Boran yemekleri sofraya koyarken gözlerini Sıla’ya dikmişti.Hayranlık,aşk ve özlemle bakıyordu ona.Mumun yaydığı ışık ikisinin de bakışlarını daha da hararetli ve çekici kılıyordu sanki.Sıla hafifçe gülümsedi Boran’a.Boran bu gülümsemeyle rahata kavuştu.Sıla güvende ve iyi olduğunu anlatmaya çalışıyordu Boran’a.

Yemeklerini yerken birbirlerini gözlemekten vazgeçemiyorlardı ikisi de.Sessizliği dinlediler bir süre.Bu sessizlik içerisinde birbirlerinin sözleri duyar gibi oldular.Boran bir süre sonra ayağa kalktı ve Sıla’nın şaşkın bakışları arasında mutfağa gitti.Kısa bir süre sonra elinde ilaç kutusuyla geri döndü.Sıla üzerindeki şaşkınlığı atmış ve gülümsemişti yeniden.Boran sıla’ya yaklaşıp ona doğru eğildi.Sıla’nın bakışları arasında bardağına su doldurdu ve Sıla’ya döndü.Birbirlerine derin derin bakıyordu ikisi de.Boran Sıla’dan gözlerini ayırmadan ilacı ve bardağı uzattı ona.Sıla da gözlerini Boran’dan ayırmadan bardağı ve ilacı aldı.İstemsizce ellerini birbirlerine temas etmişti.Sıla elini çekti ve ilacını içti.Bardağı Boran’a uzatırken gözleri bambaşka bakıyordu ona.Boran da bunu farketmişti.Sanki başka kişilerdi ikisi de.Odanın büyülü atmosferi duygularını yeniden canlandırmış ve hatta hiç olmadığı kadar cesurca ateşlemişti.
Sıla:Teşekkür ederim..
Boran gülümsemekle yetindi Sıla’ya.Daha sonra tekrar içeri gitti.Sıla bunu fırsat bilip ayağa kalktı ve pencereye doğru yaklaştı.Boran mutfaktan çıkıp salona girdiğinde Sıla’yı bıraktığı yerde bulamamanın verdiği şaşkınlıkla etrafına bakındı.Sıla arkası dönük bir biçimde duruyordu.Boran cama yansıyınca Sıla gülümsedi.Boran kendisine yaklaşırken heyecanlandığını ve ürperdiğini hissetti.Elleriyle kollarını kavradı.Gözlerini Boran’ın camdaki görüntüsünden alıp göğe baktı.Yıldızlar hiç olmadığı kadar yakındı o gece.Sanki herşey onlar için hazırlanmıştı.İkisi de bu gecenin ne denli bir önem taşıdığını biliyorlardı.bir çocuk gibi saklanmaktan vazgeçmişler ve birbirlerine besledikleri duyguların bedenlerinde dolaşıp hayat bulmasına izin vermişlerdi.Herşey çok yeni ve tazeydi.Yaşayacakları çok şey vardı.Birbirlerini doyasıya sevecek ve hissedeceklerdi.Bunun arzusuyla yanıyordu yürekleri.Sıla göz ucuyla Boran’ın camdaki görüntüsüne bakıp gülümsedi.Daha sonra yıldızlara baktı şaşkınlıkla.
Sıla:Yıldızlar ne kadar güzel görünüyor..
Boran Sıla’nın yanındaydı artık.Sıla’nın gözlerindeki parıltıya,meraklı ve huzurlu bakışlarına kaptırmıştı kendini.Her göz kırpışında,yüreğine değiyordu sanki o gözler.Boran bunun verdiği coşkuyla gülümsedi.Sıla yıldızlara iyice keşfettikten sonra Boran’a döndü.Boran kendisine hayranlıkla baktığını görünce utandı,yüzü kızardı.Ama odanın kırmızımsı loşluğunda gözlerindeki parıltıdan başka birşey görülmüyordu.Sıla tekrar baktı Boran’a.
Sıla:Boran..Senden birşey isteyebilir miyim?

dizi_tirya
13-06-07, 10:57
Devamı...:img-wink:

Sıla yüzüne çarpan soğuğa rağmen hızlı adımlarla ilerledi parmaklıklarla döşeli yüksek avluya.Yıldızlar bu kez ona daha yakındı.Elini uzatsa yakalayacaktı sanki onları.Boran da Sıla’nın üşümemesi için üzerine bir şal aldıktan sonra yanına gitti.Sıla gözlerini ayırmıyordu yıldızlardan.İçi kıpır kıpırdı.Boransa Sıla’dan alamıyordu gözleri.Sıla yıldızlara bakarak derin bir iç çekti.
Sıla:Çok güzeller..Çok..
Boran Sıla’nın yıldızlar için saydığı her sıfatı içinden tekrar ediyordu ona bakarak.Boran’ın o gece gördüğü tek yıldız Sıla’ydı.Sıla göz ucuyla Boran’a baktı.Boran’ı aynı ifade ile kendisine bakar görünce yeniden utandı ve gözlerini göğe dikti.
Sıla:Elimi uzatsam onları tutacak mışım gibi geliyor..
Boran:Neden dokunmuyorsun o zaman?
Sıla Boran’a baktı.Boran’ın gözlerindeki ima açıkça belli oluyordu.
Sıla: Dokunursam..
Boran sessizce dinliyordu Sıla’nın söyleyeceklerini.Sıla da aynı imalı bakışlarla bakıyordu Boran’a.
Sıla: Dokunursam..Bana yakın olmadıklarını anlarım..Bunu bilmek istemiyorum..Böylesi daha güzel..
Tekrar yıldızlara baktı Sıla.
Sıla:Eğer onlara uzanırsam böylesi güzel gelmezler bana..Uzaklıkları içimi acıtır,yalnızlığımı hissettirir bana..Dokunmak istesem de yapamam..Çünkü dokunursam..
Boran da yıldızlara bakıyordu o an.Sıla’nın sözleriyle dalmıştı.Fısıldadı birden..
Boran:Benim olmadıklarını anlarım..O yüzden onları...Gözlerimden bile sakınırım..
Sıla Boran’a baktı.Söyledikleri onu büyülemiş gibiydi.Boran da başını çevirip baktı Sıla’ya.Sıla gözlerini kaçırdı sonra.Başını eğdi ve hafifçe gülümsedi.Boran da hissetirmeden gülümsedi Sıla’ya.Sıla kafasını kaldırıp Boran’a baktığında,o cesurdu.Hiç korkmadan,üşenmeden,çekinmeden doyumsuzca bakıyordu Sıla’nın gözlerine.Sıla derin bir iç çekti.Gözlerini tekrar göğe dikti ve içine çekti havayı.Boran Sıla’yı izliyordu usulca..Sıla Boran’ın bakışlarını üzerinde hissetmiş gibi dönüp ona baktı.Tedirgin bir bakış değildi gözlerindeki.Boran’ın gözleriyle yaşattığı huzurun verdiği mutluluktu.Sıla yeniden gözlerini kaçırdı Boran’dan.Soğuk bastırmıştı artık.Boran esen rüzgarla Sıla’nın uçuşan saçlarını seyretti.Sıla ise bunun tadını çıkarıyordu.Elleriyle kollarını kavramıştı sıkıca.Boran Sıla’nın üşüdüğünü düşündü ve yanına yaklaştı onun.Arkasına geçerek şalı Sıla’nın omuzlarına bıraktı.Sıla Boran’ın bu hareketi ile arkasına dönüp ona baktı.Birbirlerine çok yakındılar.İkisi de bu yakınlığın sıcaklığı ile kendilerinden geçmişlerdi adeta.Sıla derin bir çekti yıldızlara bakarak.Boran Sıla’nın nefesini bedeninde hissetti.Sıla bir eliyle kolunun üzerine düşen şalı tutarken Boran Sıla’nın arkasında durmaya devam ederek diğer koluna şalı tutmak ister dokundu ve bu temasa karşı koyamayarak hafifçe sıktı.Sıla hiç ses çıkarmıyordu.Yalnızlığıyla baş etmek yerine kendini bu huzurlu duyguya bırakmaya karar verdi.O gece herşey bunu çağrıştırıyordu ona.Mucize olamazdı bunlar..Rüya da değildi,biliyordu.Halbuki onlar kadar güzel,onlar kadar temiz,onlar kadar büyüleyiciydi yaşadıkları.Boran Sıla’yı iki eliyle kavradı ve saçlarının kokusunu içine çekti.Sıla gözlerini huzurla yumdu.Boran’ın sıcaklığı saçları arasında dolaşıyor,tenine değen kolları yüreğini ağzına getirecek kadar heyecanlandırıyordu onu.
Sıla:Boran..
Boran Sıla’nın varlığını daha derinden hissetmek için gözlerini kapamışken Sıla’nın sesiyle kendine geldi.Bırakmamıştı Sıla’ya.Sıla’nın da öyle bir beklentisi yok gibiydi.
Sıla:Bana arabanın anahtarını verir misin?
Boran Sıla’ya bıraktı ve merakla ona baktı.
Boran:Nereye Sıla?
Sıla gülümsedi.
Sıla:Merak etme kaçmayacağım..Zaten bu halde nereye gidebilirim ki?
Boran da gülümsedi.
Boran:Gitsen de bulurum seni..
Sıla:Biliyorum..
Boran’a tekrar gülümseyerek elini uzattı.Boran gözlerini Sıla’dan ayırmadan cebinden çıkarttığı anahtarı koydu avcuna.Sıla üzerinde kaymak gibi uzanan gecelik ve omuzlarına dökülen şalla birlikte merdivenleri indi.Gözlerini Boran’a dikti o an.Sanki gözleriyle çağırıyordu onu.Boran Sıla’nın kendisine böylesi bir arzuyla bakan gözlerini görünce takip etti onu.Sıla son basamağı da indiğinde Boran adımlarını hızlandırdı.Sıla kontağı çalıştırdı ve teybi açtı.Boran merakla bakıyordu Sıla’ya.Sıla arabanın içinden göz ucuyla Boran’a bakarak gülümsedi.Boran da aynı gülümsemeyle karşılık verdi Sıla’ya.
Bir süre sonra bu tenha gecede ikisi arabanın içinde oturmuş çalan müziğe kulak veriyorlardı.Sıla başını cama yaslamış müziğin etkisiyle birlikte hayallere dalıyordu.Boran bir an olsun ayırmıyordu gözlerini Sıla’dan.Sıla kafasını biraz daha kaldırıp cama yansıyan Boran’ın kendisine baktığını görünce gülümsedi.Boran’a dönüp bakmasıyla yeni bir şarkının melodisi dolanıyordu aynı nefesi soludukları arabada..

Yoksun yanimda en zor animda
Olmuyor sabah o safaklarla...

Sıla Boran’a gülümsedi ve arabadan indi.Boran gözleriyle onun arabanın önünden geçip kendi tarafına gelmesini izledi.Boran kapıyı açtı ve Sıla’ya baktı.
Boran:Sıla..Üşüyeceksin..
Sıla hafifçe gülümsedi Boran’a.Üzerindeki şala sıkıca sarıldı.Daha sonra şalı tek eliyle göğüs kısmından tutarken diğer elini Boran’a uzattı.Boran aşkla bakıyordu Sıla’nın gözlerine.Elini sıkıca kavradı,Sıla da karşılık verdi ona.Şarkı devam ediyordu..Boran yavaşça arabadan indi ve Sıla’nın onu kendine doğru çekmesine izin verdi.Sıla arkası dönük bir biçimde arabanın önüne doğru sürüklüyordu Boran’ı.Diğer eliyle şalını tutuyordu.Farların ışıkları aydınlatıyordu birbirlerini.Yüzlerine parlak bir ışık vuruyordu.Sıla Boran’ı kendine çekip kollarınu boynuna doladı.Boran hayranlıkla izliyordu Sıla’yı.Onun o dayanılmaz büyüsüne kaptırmıştı kendini.Sıla da onun gözlerine aynı hayranlık ve aşkla bakarken birden şalı omuzlarından düşüverdi.Boran şalı Sıla’nın belinde yakaladı ve şalı tutarak yukarıya doğru çıkardı.Şalı yeniden Sıla’nın omuzlarına bırakınca Sıla başını Boran’ın göğsüne yasladı.Boran da kollarıyla Sıla’yı sıkıca sarıyordu.Sıla gözlerini yumdu ve dans etmeye başladılar.Boran Sıla’nın kokusunu içine çekiyor,göğüs haraketlerini bedeninde hissediyordu.

Saril bana, saril bana
Yalnizim sabah ayazlarinda
Sensizligin ilk aksaminda
Acilarimla, gözyaslarimla
Haykirdim saril bana

İkisi de o anın bitmesini hiç istemiyorlardı.Sıla gözlerini aralayıp Boran’ın kollarında olmanın verdiği mutlulukla göğe baktı.Yıldızlar yüreklerini aydınlatıyordu adeta.Bir ışık demeti doğmuştu üzerlerine..Karanlıklar kaybolmuştu...

Şarkı Tarkan-Sarıl bana
(SAhneyi müzik eşliğinde okumanızı tavsiye ederim..Ben öyle yazdım çünkü):img-wink:

Kemalist
13-06-07, 11:33
Aşk Gibi Bir Şey

Doğum günüm şerefine sizi fazla bekletmeden ekliyorum...umarım beğenirsiniz....Hepiniz için gelsin:img-wink:

BÖLÜM 57

Sıla:" geride bırakacağım kimsem kalmadı ki ....."
Boran imalı:" emin misin??"


Sıla günlük olağan utanç krizlerinden birine girmişti....bugüne kadar hiç bir erkekten duymamıştı bunları....sevildiğini bilmek biraz olsun rahatlatıyordu onu......

Boran:" iyi misin Sıla..??"

Sıla hala Boran ın göğsüne yaslanmış başını salladı.....

Boran:" sabahtan beri dışarı çıkmamışsın......yemek de yememişsin.....istersen akşam yemeğinden sonra biraz yürüyelim...."

Sıla hevesli:" gerçekten mi?"

Boran:" sen istersen...."

Sıla:" peki.... olur....." ne zamandır dışarı çıkamamıştı....bu davet çok cazip gelmişti ona.....

Zaman onlara yardım edercesine hızlı akıyordu....akşam yemeği yenmişti bile.....Sıla , Boran ın daveti unuttuğunu sanıp bir ara suratını asmıştı ama Boran ın "hazır mısın Sıla?" sözüyle keyfi yerine geldi.....

Firuz ve Kevser yıllara inat aşk dolu :) bir bakış attıktan sonra taze aşıklara oturmaya devam ettiler.....

Sıla , Boran ın yanından ayrılmadan ilerlemeye devam etti yürümeye.....ikisi de bu hüküm süren sessizliğin bitmesini istiyordu ama başlangıçı yapıp yapmamakta karasızdı........


Sıla esaretten kurtulmuş gibiydi.....hür havayı ciğerlerine çekti.....derin bir nefes aldı.....

Sıla:"özlemişim....."

Boran önce Sıla nın neden bahsettiğini anlamadı....Sıla devam etti...

"kim bilir kaç kere geçmiştim bu sokaktan.......sanki şimdi daha güzel ......."

Boran:"benim için de öyle....."

Boran konuşmak için bir konu bulmaya çalışır gibi :"buraya neden geldin Sıla?yani neden Mardin? başka bir şehir de olabilirdi yani..."

Sıla:" biliyor musun ben de hep bunu düşündüm.....bir nedeni yok galiba....." ama nedeni biliyordu.....ayak bastığı ilk gün kanıtlamıştı bunu hayat ona.....

zorlanıp devam etti:"köklerim burdaydı......ailemin ölmüş olduğunu sanıyordum.....belki de doğduğum yerleri görmek için geldim....ama yaşayacaklarımı önceden bilseydim bir kez daha düşünürdüm...."

Boran:"özür dilerim Sıla.....ben seni üzmek için sormamıştım...."

Sıla ses çıkarmadan önüne bakmaya devam etti......

Yürüdükleri sokağın başından nal sesleri gelmey başlamıştı....Sıla ürküp Boran a yaklaştı biraz......karşıdan gelen atlı onlara yaklaştıkça korkusu giderek arttı Sıla nın.....sokak dar olduğu için Boran ın arkasına geçti bu sefer......

Boran:" Sıla??"

Atlı iyice yaklaşmıştı.......tam yanlarından geçecekken huysuzlanıp kişnemişti.....

Sıla korkudan Boran ın eline yapıştı....arkasına saklandı.....tırnaklarını Boran ın eline batırıyordu farkında olmadan.....

Atlı gemleri eline almış , atı yatıştırmaya çalışıyordu.......daha sonra nal sesleri yine arttı....atlı hızlanarak uzaklaştı....

Boran:" ne oldu Sıla?"

Sıla , Boran ın elini bırakmadan:" ben ....." hemen söyleyip rahatlamak için başladı:" attan korkarım da...."

Boran şaşkın:"korkar mısın? neden ki?"

Sıla korkak damgası yememek için Boran ın elini bıraktı....."korkarım işte....."

Boran:"ben çok severim onları....."

Sıla biraz kızgın:"demekki ortak bir yanımız değilmiş...."

Boran:"istersen bu konuda yardım edebilirim sana....küçüklüğümden beri beraberim onlarla......bir tane de benim var......"

Sıla:"ben yenebileceğimi sanmıyorum ...teşekkürler....."

Boran uzaklaşmıştı iyice......hava da tamamen kararmıştı.....o güneşli sabaha inat yağmur çiselemeye başlamıştı......onlar da sanki bu nimete hürmet eder gibi başlarını yere indirmişlerdi.....düşen damlalardan hem kaçmak istiyorlardı hem de onlarla bir bütün olmak.....

Yağmur iyice hızlandı......Sıla kollarını birbirine dolayıp yürümeye devam etti.....arada sırada da Boran a bakıyordu ....

Boran , Sıla nın kolundan tutup geçtikleri evin kenarına aldı....çatının altına geçirip:" yağmur dinene kadar burda bekleyelim ...."

Sıla:" tamam.....bekleyelim...."

Ne kadar daha beklediler ikisi de bilmiyordu.....Sıla nın bildiği tek şey iliklerine kadar ıslandığı ve üşüdüğüydü.....o sessizlikte dişlerinin birbirine vururken çıkardığı ses gayet net duyuluyordu.....Boran , onu korumak için ceketini omuzlarına bıraktı ama o da zaten ıslaktı......kendi vücudunun sıcaklığıyla ısıtmaya çalıştı Sıla yı....ama yağmur hiç dineceğe benzemiyordu....



Gizemli & ...

Kemalist

Kemalist
13-06-07, 11:37
Aşk Gibi Bir Şey

Bu bölüm de aşık olan ve olmayı isteyen herkese gelsin:img-wink:

BÖLÜM 58

Ne kadar daha beklediler ikisi de bilmiyordu.....Sıla nın bildiği tek şey iliklerine kadar ıslandığı ve üşüdüğüydü.....o sessizlikte dişlerinin birbirine vururken çıkardığı ses gayet net duyuluyordu.....Boran , onu korumak için ceketini omuzlarına bıraktı ama o da zaten ıslaktı......kendi vücudunun sıcaklığıyla ısıtmaya çalıştı Sıla yı....ama yağmur hiç dineceğe benzemiyordu....


Sıla:" Boran çok üşüyorum...."

Boran çaresiz..:"tamam Sıla...." gömleğini de çıkardı.....hepsini Sıla nın üzerine örtüp onu korumaya çalışarak kucağına aldı.......hızlı, hatta koşar adımlarla konağa gitmeye başladı.....farkınd olmadan epey uzaklaşmışlardı......daha bir kaç saate kadar onlara yardım eden zaman şimdi kötülüklerini istiyordu adeta.....nihayet vardılar konağa.....kapıda kimse yoktu....

Boran:" Aziz!!! Aziz!!! açın şu kapıyı...." Sıla hala kollarında titriyordu......

Boran:" biri açsın şu kapıyı....." tekmeleye başlamıştı....

Haydar elinde şemsiye kapıya koştu....açtı.......

Boran:" nerdesiniz siz?"

Haydar şemsiyeyi Boran ın üzerine tuttu.....

Boran:"hemen doktor çağırın......"

Haydar:" emrin olur ağam...."

Haydar ağasına odaya girene kadar eşlik etti......sonra gidip doktor çağırdı.....

Boran kendinden geçmiş Sıla yı yatağa yatırdı.......hala titriyordu Sıla......ve dudakları mosmor olmuştu......

Boran ne yapacağını bilmeden odada bir tur attı....çekmecelere yönelip bir kaç havlu ve kıyafet aldı.....tam Sıla nın yanına gidecekken kapı çaldı

Haydar:" ağam?? ağam bir bakıver...."

Boran hızla kapıyı açıp:" ne var?"

Haydar:" doktor telefonda ağam....gecikecekmiş yağmurdan dolayı....bir konuşuversen...."

Boran sinirle çekip aldı telefonu eline....doktor cevap verdi:"Boran bey , yağmur çok şiddetli.....ben gecikebilirim....siz durumu açıklayın gelene kadar size yapmanız gerekeni söyleyim...."

Boran:" eşim.....yağmurda ıslandı .....şimdi de üşüdüğünü söylüyor sürekli.....ama bedeni ateş gibi yanıyor...."

Doktor:"hemen üzerini çıkarıp duşa sokun....su biraz ılık olsun yalnız.....gelene kadar devam edin.....ben yola çıkıyorum..."

Boran:"tamam.....acele edin...."

Odaya girip Sıla yı kucakladığı gibi banyoya soktu......telaştan eli ayağına dolaşmıştı....suyu açıp Sıla yı küvete yatırdı....

Sıla yı banyoya soktu....

"Sıla , ayakta durabilir misin?"

Sıla başını salladı.....Boran:" bana yaslan....."

Sıla istemsiz kollarını Boran ın çıplak gövdesine sardı.....Boran suyu açıp altına girdi.......Sıla irkilip iyice yapıştı kocasına.....Boran bir yandan karısını tutuyor , bir yandan da üzerini çıkarmaya çalışıyordu......dakikalar birbirini kovaladıkça Sıla kontrolünü kaybetti, Boran a sarılmakta bile zorlanmaya başladı......sırtındaki eli yavaş yavaş gevşedi.....parmakları aşağı kayıyordu.....Boran , Sıla yı ayakta tutmak için elinden geleni yapıyordu......kucağına alıp biraz daha suyun altında tuttu........sonra dışarı çıkarıp yatağa yatırdı......her yer sırılsıklamdı.....Sıla nın kıyafetlerini çıkarırken vücudundaki morlukları farketti.....bazıları geçmeye başlamıştı ama gidenlerin yerini yenileri dolduruyordu.....yağan yağmura bu sefer lanet okudu.....çıldırmış gibi bir o tarafa bir bu tarafa volta atıyordu......Sıla nın ateşi hala düşmemişti.....ve titremeye devam ediyordu......

Sadece iç çamaşırlarıyla uzanmıştı yatağa....ıslak saçları her yana dağılmış o halde bile ayrı bir güzellik katmıştı ona....sessiz sessiz inliyor, üşüdüğünü söylüyordu........Boran ne yapacağını bilmeden Sıla nın üzerine ince bir pike örttü.....en azından doktorun karısını görmesini engellemek için.......

Birden rahatlatıcı bir ses duyuldu....o an gerekli olan bir ses.....kapı sesi.....Boran çıplak olmasına aldırış etmeden açtı kapıyı....doktoru içeri aldı.......o da sırılsıklam olmuştu....

Doktor:"nasıl ateşi düştü mü?

Boran:" hiç bir değişiklik yok.....sürekli üşüdüğünü söylüyor...."

Doktor:"muayene etmem lazım.......üşütmüş olabilir....."

Boran:" sanmıyorum......bir rahatsızlığı var......ondan kaynaklanabilir mi ki?"

Doktor:"nasıl bir rahatsızlık?"

Boran:" teşhis konulamamış.....bizim de bir bilgimiz yok...."

Doktor:" kullandığı her hangi bir ilaç var mı?"

Boran komidine uzanıp Sıla nın ağrı kesicilerini aldı.....doktora verdi....."sadece bunlar...."

Doktor:" çok güçlü bir ağrıkesici....ayrıca içinde sakinleştirici de var......."

Boran:"artık muayene etseniz...."

Doktor:"afedersiniz......" steteskopu çıkardı çantasından....."sırtını açar mısınız?"

Boran biraz şaşkın ve nasıl Sıla yı daha çok saklayabilirim diye düşünerek pikeyi kaldırdı........sıtı hariç diğer tarafları örtmeye çalışıyordu.......doktor dereceyi çıkarıp ateşini de ölçtü.......sonra kendine bir kaç saniye tanıyıp düşündü......

Çantasından çıkardığı bir kağıda bir kaç bir şey karaladıktan sonra Boran a uzattı....."şimdilik bunları alın.....ben de tam bilemiyorum ama büyük ihtimalle üşütmüş......siz rahatsızlığından bahsetmeseydiniz kesinlikle üşüttü diyebilirdim ama şimdi şüpheliyim.......en kısa zamanda büyük çaplı bir tedaviye başlasın.......eczacı size nasıl kullanılacağını anlatır.......ilaçlar gelene kadar buz koyun bedenine....."

Boran doktoru uğurladıktan sonra Aziz e ilaçları almasını , Ayşe ye de buz getirmesini söyledi......doktor ablukasından kurtulduğu için pikeyi kaldırıp atmıştı.......

Nihayet Aziz kapıyı çaldı....

"ağam ilaçları aldım...."

Boran kapıyı açtı....Aziz devam etti:" ağam bunu şimdi verecekmişsiniz.....şu da yemek yedikten sonraymış....günde iki kere....."

Boran elindekileri alıp Sıla nın yanına gitti.....tabletten bir ilaç çıkardı......yatağa çıkıp Sıla nın başını kaldırdı...."Sıla hadi iç şunu...." bir bardak da su verdi daha sonra.......

İlaç etkisini göstermeye başlamıştı....bir iki saatin ardından.....vücut sıcaklığı normale dönüyordu artık......Boran Sıla nın yanına uzanıp elini avcunun içine aldı......ilk defa biri için bu kadar endişelenmişti....kaybetmekten korkmuştu......aşık olduğunu bir kez daha anlamıştı Boran.....o nefes almadıkça yaşamak ona da haramdı......ilk defa kendini unutmuş , bambaşka bir kimliğe bürünmüştü.....

Öyle çok sevin ki........

Hayatta vazgeçemeyeceğiniz şeyleri
sıralarken sevgilinizin adını
söyleyebiliyor musunuz? "Her şeyden vazgeçerim ama ondan asla"
diyebiliyor musunuz? İşte ancak o zaman gerçekten seviyorsunuz demektir.
Çok sevin, çok sevmekten korkmadan sevin. Korkuyla aşk bir arda olmaz.
Korkunun başladığı yerde aşk biter.

Öyle çok sevin ki; güne onunla başlayın. Yanınızdaysa, uykudan uyanır
uyanmaz "SEVGİLİM" deyip sarılın. Öyle çok sevin ki; yanınızda
değilse uyanınca aklınıza gelen ilk düşünce o olsun. Yatağınızdan kalkıp
güne doğru ilk adımlarınızı attığınızda dudaklarınızda onun adı olsun.
Yüreğiniz gün boyu sadece onun için çarpsın.

Öyle çok sevin ki; pencerenizi açtığınızda onun kokusu girsin içeri.
Doğadaki tüm çiçekler sevgiliniz koksun. Çekin içinize kokusunu,
hücrelerinize yayılsın.

Öyle çok sevin ki; rüzgar olsun essin, güneş olsun açsın, yağmur olsun
yağsın. Bugününüz olsun, yarınınız olsun, her şeyiniz olsun. Siz onsuz
olmayın, o da sizsiz. Ağladığınızda, güldüğünüzde yanınızda olsun. Öyle
çok sevin ki; kaybetme korkusu sizi deli etsin. "Sen gidersen ruhum
da seninle birlikte gider" diyecek kadar çok sevin. Onu her şeyiyle
kabul edecek kadar çok sevin.

Öyle çok sevin ki; yıllar yıllara eklenirken, şöyle bir geçmişi yoklamak
için geriye dönüp baktığınızda başınıza gelen iyi şeyin o olduğunu
düşünebilin. "Ya o olmasaydı, nasıl geçerdi bu hayat?"
diyebilin.

Öyle çok sevin ki; ömrünüzü onun yoluna adayabilme cesaretini bulun
kendinizde. "Yoksan, yokum ben de" diyecek kadar çok sevin.
Öyle çok sevin ki; onsuz geçirdiğiniz her gün kaybınız olsun. Geri dönüp o
günleri getirmeniz mümkün değil ama, bir sonra ki günü iki günlük
yaşayın. O olmadan geçirdiğiniz zamana hep yanın.

Kimi severseniz sevin, ama çok sevin. Yarım yamalak sevdalar uzak olsun
size. Bir koca yol var önünüzde. Sevmeyi seçmek sizin elinizde. Aşk, bir
yere gitmiyor, dibinizde sizi bekliyor. Bu yıl hayatınızda sevebileceğiniz
biri olsun. Aşk olsun………..


Artık anlamıştı.....eğer Sıla olmazsa , o da yoktu.....


Gizemli & ...

Kemalist

eledrhim
13-06-07, 12:48
efendiiim kısa kısa devam ediyorum... bu bölüm öncelikle doğum günü çocuğu kemaliste, aramıza yeni katılan (mesaj yazma konusunda yeni) angelface, ve ÖSS ye girecek kızlara Gözde89 ve BHR e gelsin...:img-wink:

keyifle okumanız dileğiyle...bye


Sıla gördüğü kâbustan yeni bir çığlıkla yataktan fırlayarak kurtuldu “anneeee…”, aceleyle etrafına göz attı, hala kâbusun etkisindeydi “allahım çok şükür, sadece bir kâbusmuş… Çok şükür…” diye arka arkaya tekrarladı… Kendine gelmeye başladığında bu sefer kapının gerçekten de zorlandığını fark etti…

Bir umuttur yaşamak…

Part 9

Sıla, korkudan telaştan hiçbir şey anlamıyordu… Bir erkek sesi duyuyordu ama ne dediğini algılayamıyordu… Gördüğü kâbusun etkisinden çıkamadan bir yenisine mi düşmüştü yoksa… Ama bu sefer kapının kırılmasını beklemeyecekti, o iğrenç mahlûkun onu almasına izin vermeyecekti, pencereye koştu, camı açtı ve var gücüyle bağırmaya başladı “imdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaatt… Yardım ediiiiiiiiiin… Lütfen biri bana yardım etsiiiiin…”

Boran düşüncelere dalmışken bir çığlık duydu, neden ağladığını merak ettiği kız bu sefer çığlık çığlığaydı… Hızla çıktı odasından… Sıla hala bağırıyordu “imdaaaaattt… Yardım ediiiin… Bırak beni aşağılık herif… Dokunma…”
Boran seslerin geldiği yöne doğru gitti, çığlıklar Sılanın odasından geliyordu… Kapıyı açmaya çalıştı ama kapı kilitlenmişti, daha çok zorlamaya başladı çünkü çığlıklar git gide artıyordu… Birden “anneeee” diye bağırdı Sıla…
Boran bir yandan “korkma” diyordu “korkma sana yardım edeceğim…” diğer yandan omuz darbeleriyle kapıyı kırmaya çalışıyordu… Firuzun etrafa yerleştirdiği adamları bile fark etmemişti…
Bir süre sonra sıla camı açıp bağırmaya başlamıştı “imdaaaaattt... Yardım ediiiiiiin…”
Bir anda tüm konak Sılanın odasının önüne toplanıvermişti…
Firuz “neler oluyor burada” diye bağırdı, Boranın kolundan tutup kendine doğru çekti…
Boran “bilmiyorum… İçerdeki kız yardım istiyor…” dedi, telaşla…
Sıla hala korkuyla bağırıyordu “imdaaaaaatt…” gözyaşlarından, korkudan ne bir şey duyacak ne de görecek haldeydi, tek istediği yeniden o iğrenç adamın ellerine düşmemekti…
Firuz “Sılaaaa…” diye seslendi arka arkaya… Ta ki Sıla onun sesini duyup algılayana kadar…
Sıla, sesin sahibini tanımaya çalışır gibi “Firuz amca?” dedi, sakin olmaya çalışarak…
Firuz “benim kızım… Buradayım bak… Kimsenin sana zarar vermesine izin vermem… Hadi aç kapıyı…” dedi, yine p güve veren babacan sesiyle…
Boran şaşkınlıkla izliyordu olanları…
Sıla, kısa bir süre düşündükten sonra “önce o adam gitsin” dedi, kendini sağlama almaya çalışır gibi…
Firuz “kim gitsin kızım?”
Sıla “o… Cihan… Kapıyı zorladı, beni zorla götürmek istedi…”
Firuz “Cihan burada değil kızım… Her yerde adamlar dolu, o sana yaklaşamaz korkma hadi…”
Sıla, karanlıktan ve gözyaşlarının oluşturduğu buğudan kimseyi seçemiyordu ama Firuzun yalnız olmadığını görebiliyordu “ıı ıh… Açmam…”
Firuz “peki ne istiyorsun?”
Sıla “sadece siz kalın… Ancak o zaman açarım…”
Firuz “tamam kızım” dedi ve çevresindekilere gitmesini işaret etti…
Bir tek Boran kalmıştı, bu sefer neler olduğunu anlamadan ayrılmaya niyeti yoktu…
Firuz tekrar gitmesi için işarette bulundu ama o görmezden geldi “neler oluyor baba?”
Firuz “şimdi ne yeri ne de zamanı Boran sonra konuşuruz, şimdi bizi yalnız bırak…” dedi, sesinde emir tınısı vardı…
Boran “peki baba öyle olsun” dedi, sinirle ve odasına gitti…

Sıla etrafta kimsenin kalmadığına emin olunca açtı kapıyı ve Firuzun boynuna sarıldı “çok korktum” diye ağladı…
Firuz şefkatle sarıldı, kendisi için özel olan bu kız çocuğuna “korkma kızım, ben varken kimse sana dokunamaz…” dedi, odaya geçtiler, Firuz sılayı yanına oturttu…
Sıla “yine beni zorla götürecek sandım, siz gelmeseydiniz kapıyı kıracaktı”
Firuz “Cihanın başında adamlar var kızım çıkamaz bir yere…”
Sıla, firuzun omzundan başını kaldırıp “peki ya kimdi o?”
Firuz “Boran…”
Sıla “Boran mı?”
Firuz, gülümseyerek “Boran benim oğlum, senin bağırdığını duyunca meraklanıp gelmiş… Yardıma ihtiyacın var diye kapıyı zorluyordu ben geldiğimde…”
Sıla, biraz utanarak “şey ben… Sandım ki… Yani bir kâbus gördüm… O adam…” derken Firuz kesti sözünü “tamam kızım unut artık” dedi…
Sıla, korkarak “aslında bende sizinle konuşmak istiyordum…”
Firuz “öyle mi ne konuşacaksın bakalım benimle?”
Sıla, Firuzun vereceği kararı da merak ediyordu ama artık korkmuyordu, güvenmeye başlamıştı bu ton ton adama, beki de hep sahip olduğunu sandığı ama aslında sahibi olamadığı baba müsveddesinin yerine koymuştu bu adamı, bu kâbusa düştüğü andan beri hasret kaldığı baba şefkatini bulmuştu beklide… Biliyordu bu adam onu Cihana vermeyecekti, gerisi de önemli değildi zaten… Sılaya göre Firuzun sabah ki kararı ne olursa olsun Cihana verilmekten daha kötüsü aklına gelmiyordu o an için…
Sakinlemişti Sıla, gözyaşları dinmişti… Daldığı yerden Firuzun sesiyle çıktı “sıla”
Sıla “hıh…”
Firuz “ne soracaktın bana?”
Sıla “şey… Sizden ayrıldığımdan beri düşünüyorum ama bir türlü bir sonuca varamadım… Belki siz nedenini biliyorsunuzdur…”
Firuz “neymiş anlat bakalım?”
Sıla “ben güya ailemi kurtarmak için kendimi feda ettim… Ama anlayamadığım babam olacak adam neden o adamın evli olduğunu bile bile gitmeme izin verdi, hala aklım almıyor… Bunun bir açıklaması olmalı ama ne?” dedi, çaresizce…
Firuz “bak kızım bunu sana açıklamak ne kadar doğru bilemiyorum… Ama bilmen gerektiği kanaatindeyim… Çünkü yarın kararımı açıkladığımda seni yepyeni bir hayat bekliyor olacak ve sen hayatına yön verirken kendinle ilgili gerçekleri bilerek yapmalısın bunu…”

eledrhim
13-06-07, 12:52
biricik kahve keyfimize (coffeesin), sevgi kelebeğimize, zeynebimize, güle, zelişe...:img-wink:


Sıla “ben güya ailemi kurtarmak için kendimi feda ettim… Ama anlayamadığım babam olacak adam neden o adamın evli olduğunu bile bile gitmeme izin verdi, hala aklım almıyor… Bunun bir açıklaması olmalı ama ne?” dedi, çaresizce…
Firuz “bak kızım bunu sana açıklamak ne kadar doğru bilemiyorum… Ama bilmen gerektiği kanaatindeyim… Çünkü yarın kararımı açıkladığımda seni yepyeni bir hayat bekliyor olacak ve sen hayatına yön verirken kendinle ilgili gerçekleri bilerek yapmalısın bunu…”

Bir umuttur yaşamak…

Part 10

Sıla, meraklanmıştı iyice, bir yanı korku duysa da devam etti “sizi dinliyorum efendim…”
Firuz “nereden başlamalı bilmiyorum…”dedi, nasıl anlatmalı bunu diye yol ararken…
Sıla “kolay, direk sorumun cevabını verin… Babam bu durumu bile bile neden kabul etti?”
Firuz, derin bir nefes alarak “kızım baban tüm servetini ve (duraksayıp bir nefes daha aldı, güç toplamaya çalışır gibiydi daha çok) seni kumarda kaybetmiş” dedi ve başını öne eğdi… Sanki Erkanın yaptıklarından kendisi utanır gibi…
Sıla, duyduğunun etkisiyle sadece “ne?” diyebildi… Gözleri yeniden dolu dolu oldu… İşte bu kadarına “pes” dedi içinden… Bir baba kızına bunu yapabilir miydi gerçekten… Göz göre göre satar mıydı bir tane kızını… Satıyormuş demek ki…
Firuz “hadi dinlen biraz kızım… Biliyorum senin için çok zor kabullenmesi… Ama alışman gerek, bu gerçekle yaşamayı öğrenmen gerek…”
Sıla, gözyaşlarını tutamazken başını salladı “hı hı” dedi ve uzandı yatağına…
Firuz, bir süre sılanın başında bekledikten sonra odadan çıkıp Boranın odasına gitti “Boran?”
Boran uyumamıştı, odanın içinde volta atıyordu “gel, buyur baba”
Firuz “biraz konuşalım mı oğlum?”
Boran “tabi baba, bende meraktan ölmek üzereydim… Neler oluyor baba, o kız da kimin nesi?”
Firuz “seninle açık konuşalım mı oğlum?”
Boran “tabi ki baba…”
Firuz “peki oğlum ama önce söylemeliyim ki az sonra anlatacaklarım burada konuşulacak ve burada kalacak…”
Boran “tabiî ki baba, o nasıl söz…”
Firuz “biliyorum oğlum, ben sadece işimi garantiye almak istedim…”
Boran “seni dinliyorum baba…”
Firuz “deden çok otoriter bir ağaydı… Aslına bakarsan gaddar görünümünün altında yumuşak bir kalbi vardı… Sadece çok katı görünmeye çalışırdı, tıpkı benim gibi… Ağalık demek sorumluluk demekti, güç demekti, kayıtsız şartsız töreyi uygulamak demekti… Çocuktum hayal meyal hatırlıyorum… Aşiret toplandı bende bir yere gizlenip izlemeye başladım… Hiç olmayacak bir karar çıktı meclisten… Kanlılarımız vardı… Koca bir aileyi göz göre göre katlettiler… Eğer bu karar çıkmasaydı kimse ağanın sözünü dinlemeyecekti, itimat etmeyecekti… İstedikleri oldu, hüküm verildi ve aile katledildi… Ama hiçbiri bilmedi ki aileden bir kişi geride canlı kaldı, adı Erkandı… Babam o çocuğu öldürtmeye kıyamadı, yurda da veremedi… Sonunda eve almaya karar verdiler… Onu da bizden ayırmadan büyüttüler, okuttular… Abi kardeş gibi büyüdük, çok sevdim Erkanı, onu hep korudum kolladım… Zinar bizden yaşça küçüktü o yüzden erkan ve ben dahja iyi anlaşırdık, Zinar amcanı bile ondan ayrı tuttum, kardeşim olmuştu o benim ya da ben öyle olduğunu düşünmüştüm… Ağalığımın ilk günleriydi… O zamanlar fark etmemiştim ya da konduramadım daha sonraları anladım, ben ağa olunca garipleşmişti tavırları… Bir gün bir öğretmen tayin oldu buraya önce ben tanıştım… Kısa bir süre sonra âşık oldum… İlk iş biricik kan kardeşimle paylaştım bu aşkı… Evlenmek istediğimi açılacağımı söyledim (gözleri dolmuştu)… O da kendisine yaptığım ağabeyliğin karşılığını sevdiğim kızı alıp götürerek yaptı… Yinede sesimi çıkarmadım, yeter ki mutlu olsun dedim… Ama o karısını benden kıskanıp her şeyini alıp gitti, ailesinin muazzam bir serveti vardı… Yine ses etmedim verdim… Yeter ki mutlu olsunlar dedim çünkü sevdiğim kadının da mutluluğu söz konusuydu…”
Boran “anladım ama tüm bunların o kızla ilgisi ne?”
Firuz “Erkan yani Sılanın babası, kumar masasında sılayı Cihana satmış…”
Boran şaşkınlığını “ne? Ne yani o şerefsiz kızını kumar masasında mı satmış…”
Firuz “evet” dedi, üzgünce…
Boran “peki Cihan ve Erkanın yoları nasıl kesişti”
Firuz “Zaman geçtikçe Erkan bize kan gütmeye başladı… Bize rakip olacağı her sektöre girdi… Gencoları bitirmeye karar vermiş… Tabi cihanda boş durur mu adamı batırma planları yapmış, ara ara iş için İstanbula gidiyordu ya o sırada halletmiş her şeyi… Başarılı da olmuş hani… Sonuçta adamın tüm servetini ele geçirmiş yanında birde sılayı alıp gelmiş…”
Boran duyduklarını hazmetmeye çalışırken “ee şimdi ne olacak?” diye sordu…
Firuz “sen sabah erkenden kalkıp hazırlıkları halledeceksin… Cihan, karısı ve oğluyla İstanbulda yaşayacak artık… Ben kararımı açıklayınca Cihanı göndereceğim… Sen gerekli hazırlıkları yap…”
Boran “sen nasıl istersen baba… Peki, kıza ne olacak?”

40...roses
13-06-07, 13:26
54.Bölüm Umudun kayboldugu geceye dogan günes

54 Bölüm link'i (www.dizifilm.com/forum/showthread.php?p=3623092#post3623092)

Hasibe yaptigi isin mutuluguyla oturdugu yerde arkasina yaslanip ellindeki bir deste paraya bakiyordu ...Dilaverin hayatini maf etmenin karsiligi bu parayi almisti ...Gülümseyerek ic cekip alayli sesle
„Simdi Konagi basan adamlari karsinda görünce ne yapacaksin kim bilir ?...ahhh birde Yatak odsinda kahvalti yapiyorlar ...Dilaver namus cinayetine kurban gidecek ...vahhh vahhh pek de genc di ...“
söyledikleri karsisinda katila katila gülüyordu bos hastane koridorunda

Konakta yankilanan Silah sesleriyle Zeynep hanim odasindan cikip olup bitene bakiyordu ...bir düzüne Silahli adamlarla kadin konagin avlusundan iceri dogru kosarak Misafir yatak odasina girmislerdi ..Zeynep hanim hizli adimlarla asagi inerek kapidan iceri süzülüdü Yabanci adamlar odanin ortasinda dikiliyor silahlarini yataga dogru tutuyorlardi ...yataga baktiginda ufak ciglik cikiverdi agzindan ...
Dilaver konagin basilmasi sokuyla oldugu yerde kalmisti ...Gülce cigliklar icinde yatagindan dogrulup dilaverin ellini tutuyordu ani refleksle korkudan ...Üvey Annesi Hewal'e bakiyordu ...karsisinda öfke sacan gözlerle dikilmis ona dogru yakalsti ...kin ve nefret dolu sesle
„Baban ölüm döseginde sen asigina kactin haaaa...tüüüüü sana namusuz ailemizin yüzünü egdin ..ya sana ne demeli Hastanede yilan gibi sokuldun orda kaciracaktin degil ?“
dilaver oldugu yerden dogrularak
„Bir yanlis anlasilma var ortada ..ben Gülce yi baygin halde sokkak da buldum ...eve getirdim-“
„SUS irz düsmani seni ...kaninla ödeyeceksiniz yaptiklarinizi....temizleyin iki-“
Zeynep hanim Hewal'in önüne gecerek gürleyen sesle
„Benim Konagimin catisi altinda olanlara karisamasiniz ....hele hele Aga soyundan bir Konak basmak cüretini gösteriyorsunuz ...Burasi Genco asiretinin agasinin topraklari onun sorunlulugu altinda ...Dilaver Borani ara cabuk gelsin Asiretin önde gelenlerinide getirsin ...Buyrun !!! Konagimiza davetsiz girdiniz cikin disari ...kapida bekleyin !“
Hewal burnundan soluyarak Zeynep hanima bakiyordu ...yaklasarak tehditkar sesle
„Gelsin aganiz ,Asiretiniz ...Kizimizin namusunu ancak kan temizler bilesiniz....gidiyoruz !!!“
Hewal arkasini dönüp adamlariyla birlikte cikti konaktan ...arabalarina oturup bekliyeceklerdi ...Hewal cabuk davranip Gülceyi öldürtmedigine yaniyordu ...ama bekliyeceklerdi Töreler geregi Kan Temizleyecekti yoksa cikar yolu yoktu ...

Boran Sirketlerine yeni gelmisti ki iceriden kosarak gelen Sivan'ni görünce bekledi sasin sesle
„Sivan kahya hayirdir bune telas böyle ?“
„Agam Zinnar agaimi evini basmislar ...Seni cagriyorlar Asiret toplansin demis Dilaver agam !“
„Ne olmus ki ? ....sen haber verdin mi agalara ?“
„He ya agam verdim ...“
„hadi o zaman kimis bu konak basanlar ögrenelim !“
Boran Sivan kahyala birlikte son sürat ...amcasinin konagina gelmislerdi ...arabadan inip konvoy halinde park halinde arabalara göz attip ...kaslarini catarak iceri girdi ...Avlunun ortasinda Zeynep hanim dört dönüyordu telasli telasli ...Borani görünce yaklasip
„Boran oglum basimiza neler geldi bir bilsen !...gel Dilaver iceride Kizla !“
„Ne Kizi Zeynep Ana ? ...Dilaver kizmi kacirdi yoksam !“
Zeynep hanim hizli adimlarla illerliyerek arkasinda saskinlikla gelen Boranla birlikte Odaya girdi ...Dilaver ayagakta disariyi perdenin arkasindan seyrediyordu ...boranin sesiyle yönünü döndü
„Dilaver duyduklarim dogru mu ?“
„Boran yanlis anlasildi ...gec suraya oturda anlatayim ...“

Boran yer almasiyla sesizlik icinde dinliyorlardi ...Gülcenin adi gectigik ce ona yan bakis atip dilaveri bakiyordu ...Sinirden elleri yumruk halinde dizine vuruyordu ...Dilaver anlatacaklari bitince derin bir sesizlik hakim oldu odayi cit cikmiyordu ..Boran ayaga kalkip düsünceler icinde odada volta atiyordu ...Sivan kahya göründü kapida ...telasli sesle
„Agam geldiler !“
„Tamam kahya yukari kata al geliyorum simdi ...Dilaver anlatiklarina inaniyorum ama bakalim Asiretin önde gelenleri inanacak mi ?“
diyerek disari cikti ...yukari kata ciktiginda ...iki tarafa ayrilmis oturanlarin bir kismi Agalarina saygidan ayaga kalkti ...diger taraftaki kadin ve ve bes adami oturyorlardi Borana öfkeyle bakarak ...Boran olanlari Dilaverden duyduklarini anlati ve agalarin cevabini bekliyordu ..kadinin ayaga kalkip anlatilanlar karsilik
„Odaya girdigimizde gayet samimiydiler buna ne demeli !...soruyorum agalar sizin kiziniz bu halde bulursaniz ne yaparsiniz ...Töreler ne emrediyorsa yapilmali ...bu son sözüm !“
agalar bir birine bakip yasli olani sözü alarak
„Bacim senin öfkeni anliyorum ama Konak basmak hele hele Aga soyundan konagi basmak size yakisir kalmadi ...ama töreler geregi illede kan niye ?“
hewal sadece bakiyordu ...nasil cevap verecekti ki üvey kizimdan kurtulamnin tek yolu bu mu demeliydi ...boran cevap gelmeyince ayaga kalkti ..sert sesle Hewale bakarak
„Agalar Berdele karar verelim ...dilaver nikahina alacak kizi !“
„Dogru olan budur Agam ama dilaverin bacisi evlendi gecen ay !“
Boran sucsuz iki cani kurtarmak icin ...istemeyerek de olsa tek cözüm yolu olarak kim olacagini biliyordu ...yutkunarak alcak sesle ici kan aglasa bile
„o zaman Dilaverin akrabasindan biri olacak ...NARIN !“