Tüm Versiyonu Göster : Sırrı Süreyya Önder


erten07
13-06-07, 12:18
http://img227.imageshack.us/img227/8513/sirrisureyyaonderqr7.jpg (http://imageshack.us)

Filmleri - Oyuncu (1 Film)
Beynelmilel Servet 2006

Filmleri - Yönetmen (1 Film)
Beynelmilel 2006

Filmleri - Müzik (1 Film)
Beynelmilel 2006

Filmleri - Senaryo (1 Film)
Beynelmilel 2006


Ödülleri
14.Adana Altın Koza Film Şenliği, 2007
En İyi Senaryo Beynelmilel
18.Ankara Film Festivali, 2007
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü Beynelmilel

sycamore
19-06-07, 07:23
http://img50.imageshack.us/img50/7863/amagnr1.jpg


EYLEM DE YAPTI, CEZAEVİNDE DE KALDI; ÇOK OKUDU, ÇOK ÇALIŞTI
Öykü yerel, film Beynelmilel

Sırrı Süreyya Önder'in "Niye sinema yapmak istiyorsun?" sorusuna yanıtı, "Valla öfkeliyim biraz"dı... Herkesi öfkelendirebilecek bir hayat yaşadı, ama filmine en doğrusunu yansıttı. "Demir yürekliyim" de dese o da ağladı


Bir Portre - Asu Maro

Beyoğlu Pera Sineması, sene 2003. Yılmaz Güney'in "Duvar" filmi gösterilmekte. Fuayede bir afiş: "Senaryo yazmak ister misiniz?"... Sırrı Süreyya Önder biraz da izlediği filmin coşkusuyla belki, afişteki numarayı arar ve Senaryo Stüdyosu'ndan bir randevu alır. "Neden sinema yapmak istiyorsun?" olur Barış Pirhasan'ın ilk sorusu. O meşhur cevabını verir: "Valla öfkeliyim biraz." İyi bir sebeptir Pirhasan'a göre sinemaya başlamak için. Ama devam etmek için bir handikap. Öfkesiyle arasına mesafe koyacağını söyler ve kolları sıvar. Öyle de yapar, çünkü böyle bir hayat hikâyesiyle "Beynelmilel" gibi bir film yapabilmek için ciddi mesafe alması gerekir insanın öfkesinden...


Lise 2'de cezaevine
7 Temmuz 1962'de Adıyaman'da yoksul ve sosyalist bir aileye doğar Sırrı Süreyya Önder. Önce berberlik, sonra dava vekilliği yapan babası Ziya Önder, Türkiye İşçi Partisi'nin Adıyaman İl Başkanı'dır ve 35'inde sirozdan ölür. Dört kardeşin en büyüğü Sırrı 8 yaşındadır daha. Babalarından bir sürü kitap kalır, bir de 35 bin lira borç. Dostları toplanıp borcu öderler, Önder ailesi de dede evine sığınır. Bir göz odada 7 nüfus...
Sekizinde kentin tek fotoğrafçısına çırak olarak girer Sırrı Süreyya Önder. Çok başarılı bir öğrencidir. Milliyet'in bilgi yarışmalarında, münazaralarda birincilikler alır. İlk okuduğu kitap Orhan Kemal'in "Bereketli Topraklar Üzerinde"sidir. Adıyaman Lisesi'nde ise edebiyat öğretmeni, Dostoyevski ile tanıştırır onu, "Karamazof Kardeşler"i ömür boyu elinden düşürmez.
Lise 1'den itibaren babasının izinden giderek örgütlü sosyalist yapıların içinde yer almaya başlar. Cezaeviyle de Lise 2'deyken tanışır. Maraş olaylarını protesto ettiği için... Yaşı küçüktür, çabucak serbest kalır.


Küçük yaşta aldı sazı eline
Aileyi geçindirdiği, lastikçilikten otomobil tamirciliğine birçok iş yaptığı için devam mecburiyeti olmayan bir üniversite aramaktadır. Cezaevinde tanıştığı bir Mülkiyeli yol gösterir ona, tek tercihi Siyasal'a ikinci olarak girer. Kent-Koop'ta marley işçiliğine başlar fakülteyle birlikte. Arada da geceleri pavyonda çalışır. Küçük yaşta almıştır sazı eline, sonrasında cümbüş ve ut eklenmiştir buna. Bir yıl sonra, 12 Eylül'le beraber yeniden cezaevine girer. 12 yıl hüküm giyer ve açlık grevleriyle, direnişlerle geçen altı yılın sonunda çıkar. Yükseköğrenim hakkını kaybetmiş olarak.
Adıyaman artık yaşayabileceği bir yer olmaktan çıkmıştır. Değil iş, selam verecek adam bulamaz memlekette. İstanbul'a gelir, Sirkeci'de elektronik aletler satan bir firmaya kamyon şoförü olarak girer. Ruhuna da iyi gelir şehir şehir gezmek...
Ve bir gün borca bir kamyon alır, kendi işini kurar, biraz rahata erince de evlenir. Dört yılın sonunda işi de bozulur, evliliği de. Geriye bugün 16 yaşında olan kızı Ceren kalır.
Rusya'da, Ukrayna'da, Bulgaristan'da inşaatlarda çalışır. Kazakistan'dayken bir telefon alır. Siyasal'dan arkadaşı Tuncay Özkan'dır arayan. "Bir kanal kuruyorum, inşaatını sen halleder misin?" der... Kalkar gelir Kanaltürk'ün inşaatını yapmaya...


Bilindik diziler...
İnşaatlarda bile her boşluk bulduğunda yazdığı bir romanı vardır: "O Tozlar Bu Çamurları Getirdi". Senaryo Stüdyosu'na kabul edildiğinde kafasında onu senaryoya çevirmek vardır. Sinema hakkında çok okumuştur, bir dönemde öğretmen kadrosuna kaydırırlar Önder'i.
Artık hayatını yazarak kazanmaktadır. "Kızlar Yurdu", "Aşka Sürgün", "Emret Komutanım" gibi dizilerin yanında "Beynelmilel"i yazar ve Meral Okay'a götürür. O da onu Uğur Yücel'e gönderir. Yücel hem filmi çekecek hem de başrolü oynayacaktır, ama bir şekilde olmaz o iş. Önder de kendi çekmeye karar verir filmi. Feyzi Tuna ve Atıf Yılmaz'dan çok destek görür. Bir ortak dostları da Muharrem Gülmez ile tanıştırır onu ve filmin birbirini tamamlayan iki yönetmeni buluşmuş olur. BKM de projeye tam destek verince 3 Temmuz 2006'da 'motor' derler.


'Bir açlık hikâyesi'
Bir gece önce gözüne uyku girmez, Feyzi Tuna'yı arayıp "Kaçsam beni saklar mısın?" der... Monitörden ilk sahneyi izlediğinde ise gözyaşlarına boğulur. Kendi deyişiyle 'demir yürekli bir adam olduğu halde'... Dört yıllık düşü hayata geçiyordur. Ve "Beynelmilel" kendi kanatlarıyla uçar nihayet. Yönetmenini, yapımcısını, oyuncusunu gururlandırarak, Ankara, İstanbul ve en son Altın Koza festivallerinden ödüllerle dönerek... Sırrı Önder'i en çok onurlandıran ise kimsenin 'samimiyetini' sorgulamaması olur.
Film katılacağı 10 küsur uluslararası festival için yola düşerken Önder'in gündeminde Maraş katliamını anlatacağı "Süt Tozu" ve bir Müslüm Gürses biyografisi var. "Bir yoksulluk hikâyesi" diyor ve son sözünü söylüyor: "Bu ülkede yedi milyon kişi açlık sınırında yaşıyor. Dolayısıyla yoksulları içermeyen hiçbir ürün bu ülkenin geleceğine anlamlı bir katkı yapmaz. Benim sinema yolculuğum yoksulluk ve yoksulluğun yarattığı endikasyonlar üzerinden gidecek. Bu hikâyeleri anlatacağım."

erten07
22-06-07, 20:31
http://img123.imageshack.us/img123/8232/srr1fk6.jpg (http://imageshack.us)

ÇAKIL85
22-06-07, 21:21
senaryo yazımından nefret eden herkesi bir anda senaryo yazmaya aşık edebilen,gördüğü herhangi bir resimden bile birkaç tane uzun metrajlı film senaryosu çıkarabilen,hayat hikayeside en az yazdığı senaryolar kadar etkileyici olan,aynı zaman da çok iyi bir hoca olan mükemmel bir senarist...:img-yes:

erten07
23-06-07, 10:29
14. Adana Altın Koza Film Festivali'nde En İyi Film seçilen ve 6 ayrı dalda ödül alarak festivale damgasını vuran Beynelmilel'in vizyona girdiği günü düşününce, nereden nereye diyorum.

Yönetmenlerinin (Sırrı Süreyya Önder, Muharrem Gülmez) adını ilk kez duyduğumuz film, sessiz sedasız sinemalara gelmiş, yılbaşıydı, okul tatiliydi derken arada kaynayıp gitmişti. Ama Beynelmilel, izlemiş olan herkeste özel bir yer edindi ve aylar sonra yeniden vizyona sokularak daha fazla izleyiciyle buluşması sağlandı. Şimdi ise Adana'da hak ettiği zaferi kazanmış durumda: İkisi festival jürisinin ve halk jürisinin En İyi Film Ödülü olmak üzere 6 ödül.

Beynelmilel'in festival yolculuğu Adana'dan sonra yurtdışında da devam edecek. İleriki günlerde sırasıyla Moskova, Varşova, Selanik, Barcelona film festivallerinde yarışacak ve Shanghai, Montreal, Edinburgh, Kopenhag, Montpellier film festivallerinde gösterilecek olan Beynelmilel'in önünde uzun ve bence daha pek çok ödülle süslenecek bir yol var.
Şimdi geleyim Beynelmilel'in senaryo yazarı, yönetmeni ve oyuncusu Sırrı Süreyya Önder'in yeni projelerine.

Sinema dünyasının en çalışkan, içten, samimi ve hoş sohbet insanlarından biri olduğunu düşündüğüm Sırrı Süreyya Önder, festival için bulunduğu Adana'da da sürekli çalışıyordu. Üzerinde yoğunlaştığı iki senaryodan birinin Müslüm Gürses'in hayatı üzerine olduğunu söyledi. Muhterem Nur'u Begüm Birgören'in oynayacağı filme başlamak için Kültür Bakanlığı'ndan destek çıkmasını bekliyormuş.

Önder'in hem yazıp hem de yöneteceği diğer film projesi ise Süt Tozu. Maraş Katliamı'nı iki çocuğun gözünden aktaracak Süt Tozu, bir yoksulluk hikayesi üzerine kurulu. Marshall planı olarak bilinen Amerikan yardımını süt tozu metaforu üzerinden anlatacak olan Sırrı Süreyya Önder, Beynelmilel'de de olduğu gibi geçmişi yine samimi, eleştirel ve esprili bir dille anlatacaktır. Önder'in süt sıkıntısı çekmeyen Türkiye'ye gönderilen süt tozlarının badana olarak kullanıldığı o günlerle ilgili saptamalarını merakla bekliyorum.

erten07
27-06-07, 20:51
http://img167.imageshack.us/img167/5712/altnkoz1tn5.jpg (http://imageshack.us)

:::Tugce:::
27-07-07, 11:10
bence çok ii bir yönemten beynelminel harıkaydı tek kelimeyle yeni projelerini bekliyrum
karamozof kardeşleri bnde elimden düşürmem.harıka bir kıtaptır:good:

vox populi
24-09-07, 14:44
beynelmilel gibi harika bi filme imza atmş biri. çok içten, olduğu gibi biri. umarım yakın zmnda başka filmlerini de görürüz. türkiyeye sırrı süreyya önder gibi yönetmenler, daha dorusu yönetmenlerden önce insnlar lazım : )

cropsy
21-10-07, 09:55
http://img.sabah.com.tr/2007/10/21/pz/im/670E9FC94F796E4C8F355BDFr.jpg

Müslüm Baba'nın hayat hikâyesini bilmeyelim?

Beynelmilel filminin yönetmeni Sırrı Süreyya Önder, bir yandan ilk filmi için ödül almaya devam ediyor, bir yandan da yeni projeler üretiyor. Müslüm Gürses'in hayatını anlatan bir filme imza atmak için çalışmalarını sürdüren Önder'le Müslüm Baba'yı ve çekmeyi düşündüğü diğer projelerini konuştuk..
http://img.sabah.com.tr/i2/sp.gif
-Müslüm Gürses'in hayatını film yapmak nereden aklınıza geldi?
- Bu aslında Digitürk, Türkmax ve Karma Yapım'ın ortak projesi. Önce bir televizyon dizisi olarak düşünülmüştü, ama sonra sinema filmine dönüştü. Senaryosunu Ahmet Haluk'la birlikte yazıyoruz.

- Size enteresan gelen yönü ne projenin? Müslüm Gürses'in nesi size ilginç geldi?
- Nesi değil ki? Müslüm Gürses, Urfa'nın Halfeti ilçesinin bir köyünde doğuyor. Çok trajik bir olay nedeniyle Adana'ya taşınıyorlar, terzi çıraklığına başlıyor. (Bu trajik olayın bilgisi bizde saklı ama yönetmenin filmle öğrenilsin isteği üzerine yazmıyoruz.) Bu biraz da bilenlerin bildiği bir sır aslında çünkü kendisine yeni bir hayat hikayesi yazmış. Dönem aile çay bahçesi dönemler, ses yarışmasına katılıyor ve babası yarışmaya gideceği gün saçlarını makineyle tıraş ediyor ki, gitmesin. Sonraki hayatında da travmalar sürüyor. Adana'da 18-20 yaşındayken ölümcül bir trafik kazası geçiriyor, öldü diye morga kaldırılıyor. Savcı otopsi için geldiğinde küçük bir el hareketiyle hayatta olduğu anlaşılıyor, tekrar doktor çağırılıyor ancak doktor bu reflekstir deyip ölüm raporu düzenliyor. Akabinde daha büyük bir hareket yapıyor ve ameliyata alınıyor. Ancak ameliyattan sonra koku alma duyusunu yitiriyor, her şey ona ispirto gibi kokuyor. Müslüm'ün sağ kulağı hiç işitmiyor, sol kulağı yüzde 30 işitiyor ve sağ gözü de çok bulanık görüyor.

'ANLATILASI BİR HAYAT'

- Muhterem Nur'la popüler olduktan sonra mı tanışıyor?
- Birisi merdivenlerden hızla inerken, öbürü de çıkarken bir yerinde karşılaşıyorlar. Müslüm'ün Muhterem'den sonra hayatına hiç kadın girmiyor ve aralarında tam 23 yaş fark var. Bu yıllar Türkiye'nin de travmatik yılları. Türk insanı çok daha büyük bir hayalin içindeyken ilk defa zeminin ayağının altından kalkıp gittiğini hissettiği yıllar.

- Darbe yıllarını mı kast ediyorsunuz?
- Darbeden önce, 70'li yıllar. Müslüm, müzik anlamında kendi realitesiyle yüzleşmek yerine, cilveleşen bir kesimin müziğini yapıor. Çünkü o kesim kendi realitesiyle yüzleşebilse bir tarafına attığı jileti şah damarına atıp hayatını bitirmesi lazım.

- Kendisi de bu realiteyle cilveleşiyor mu?
- Sezgileri çok yüksek bir adam. Hayatla olan derdini bir şekilde çözmüş, onda bir cilveleşmeden bahsetmek mümkün değil.

- Peki kendi yaptığı müziği nasıl tanımlıyor?
- Dinlediği müzik skalası çok geniş, cazdan klasiğe, Ortadoğu etnik folklorik müziklerinden bizim klasik Türk sanat müziğimize kadar. Ben repertuvara onun kadar hâkim başka bir müzisyen tanımadım. Hem bu müzikleri biliyor, hem de aralarındaki farkları. Birçok şarkısının sözleri kendisine ait olmasına rağmen düzenleyen adamın adıyla çıkmış. O yönüyle ön sıraları başkasına bırakan bir Anadolu terbiyesine sahip. Şarkı sözleri çok ilginç, 'Yakarsa dünyayı garipler yakar' diyor. Beni en çok etkileyen sözü bu.

- Daha önce dinler ve beğenir miydiniz?
- Ben de müzisyenim ve Müslüm'ün türkü icrasını çok özel bulurum. Yani Fincanın Etrafı Yeşil'i, Huma Kuşu'nu ya da Dersini Almış Ediyor Ezber'i, Sürmeli bozlağını bir de Müslüm'den dinleyin, ne demek istediğimi anlarsınız. Bir adam düşünün barağı, bozlağı, hoyratı ve kırık havaları yöresinin lezzetinden hiç iskonto etmeden çok özgün bir şekilde yorumlasın. Bir türkünün niye söylendiğini bilmezseniz nasıl söyleneceğini bilemezseniz, Müslüm niye söylendiğini biliyor.

- Ayrıca hayatı da çok anlatılası galiba...
- Evet örneğin, kardeşlerinden birini 12 Eylül öldürüyor. Asker kaçağıymış, dur ihtarına uymuyor ve çekip vuruyorlar. Kendisi bir kere trafik ölümden dönüyor, birkere hayranı Bursa konserinde bıçaklıyor, sadece sevgiden. Biz neden John Lennon'ın hikâyesini biliyoruz da, Müslüm'ün hikâyesini bilmeyelim?

EN ROMANTİK EVLİLİK TEKLİFİ

- Evet, neredeyse kült bir öğe...
- Bu ülkenin müzik yolculuğu, sosyaltoplumsal macerasından çok farklı değil. Adına arabesk denen şeyin bu ülkenin müziğine çöreklenmesi, bunun altındaki dinamiklerin görmezden gelinerek bu müziğin edilmemesi gereken bir köşesinden mahkûm edilmesi, bunlar her sinemacının ilgisini çeker. İtirazın en masif hali Müslüm'ün dinleyicisinde. Her konserinde bir eylem görüyorsunuz. Müslüm özelinde, bu ülkenin müzik macerasını gözlemlemek mümkün. Murathan Mungan şiirlerini de icra ediyor, Leonard Cohen'i de. Semah da okuyor, pop da, rock da.

- Muhterem Nur'la ilişkisi nasıl? Nasıl yaşıyor bu ilişkiyi?
- Hayatımda duyduğum en romantik evlenme teklifini yapmış. 'Muhterem Hanım gel bundan sonra benim haracımı ye,' demiş. Varsa böyle bir evlilik teklifi bilen, söylesin. Bunun baştan çıkaramayacağı bir gönül düşünemiyorum, burada sadece bir teslimiyet değil, çok katmanlı bir şey var. Muhterem Hanım da, 'Hayatın haracını beraber yiyelim,' demiş, şimdi hayatın haracını yiyorlar.

HAYATI MİTOLOJİK EFSANE GİBİ

- Sizi şaşırttı mı, dinledikçe öğrendiğiniz detaylar?
- Tabii ki detayları öğrenince şaşırdım ama bu çok coşkulu bir şaşırma. Ben her daim şaşırmaya çok teşneyim. Biz bütün evreni hayret ederek seyreden insanlarız.

- Müslüm Gürses kendi kitlesini nasıl görüyor, onlara kızıyor mu?
- Kitlesiyle arasında bir aşk ilişkisi var. Her aşkta olagelen şiddet ya da yoksa da olması gereken dozda bir şiddet var hayranlarıyla arasında. Müslüm'ün tabanı bütün itirazlarını zaman zaman Müslüm'e de yöneltebilen bir taban. Örneğin pop tarzında ilk kez bir Nilüfer şarkısı seslendirdiğinde, konser salonunda herkes sırtını dönüyor, protesto ediyorlar. Sonra o icraya da bir cila çekiyor Müslüm baba ve kitle bunu da kabul ediyor.

- Bir belgeseli anlatır gibisiniz. Bunun dramasını çekmek zor olmayacak mı?
- Bunda dramanın Allahı var. Adamın hayatı usulüne uygun, zaten mitolojik efsane gibi. Aşkıyla, engelleriyle, yükselişiyle, yükseldikten sonra dibe vuruşu, tekrar yükselişi ve alışkanlıkları. Dramaturjik tartışmalar koymaya, olmayanı icat etmeye, bir gayretkeşliğe gerek yok ki.

- Filmin cast'ına karar verdiniz mi?
- Muhterem Nur'u Begüm Birgören oynayacak. Begüm Türk sinemasının en güzel yüzlerinden biri, Muhterem de öyleydi. Müslüm'ün gençliğiniyse Serkan Genç oynayacak, hem fizyolojik benzerlikler var hem de iyi oyuncu. Kendileri de filmin finaline doğru yer alacaklar ve kendilerini oynayacaklar. İsmet Topçu diye bu ülkenin bir efsanesi var, arabesk bağlamacısı, şimdi Almanya'da yaşıyor. Bağlamayı İsmet Topçu'ya çaldırtacağım. Topçu'yu bu ülkenin yeniden hatırlaması gerekiyor. Yani birkaç kuş konduracağız. Ama henüz bu projeyi çekmek için zaman planı yapmadım.

Kim bu orjinal adam?

Sinema onun için bir sevda. Alaylı haliyle Atıf Yılmaz ve Barış Pirhasan'dan el almış. Tanınmak istemiyor. Hayatta bedeniyle ispatı vücut etmeyi reddedenlerden. Hikayesinde hapislik, yoksulluk, işçilik, şoförlük var. 12 Eylül'den sonra yedi yıl hapis yatmış. 15-16 yaşından beri sosyalist diyor kendisine, hâlâ öyle. Babası TİP'in Adıyaman il başkanıymış. O öldükten sonra evin yükünü sırtlanmış. Hatırı sayılır derecede yoksul buluyor kendisini, çünkü bir toplumun en yoksulu kadar zengin olduğuna inanıyor. Beslendiği arterleri popülerliğe rağmen değiştirmeyen biri. Popüler dünyanın insanlarının bakkallık bile yapsalar müptezelleşeceğini söylüyor.

'Yılmaz Erdoğan'la çekeceğimiz film muhteşem olacak'

- Birkaç projeyi birden yürütmenizin nedeni biraz geç kalmışlık duygusu mu?
- Elimde üç proje daha var. Birisi senaryosunu bitirdiğim ve hemen başlayacağım ****** Çocukları diye bir film, bir Tarlabaşı-Roma hikâyesi. Bir mülteci aile, hayat kadınlarının çocuklarına bakan bir kadın ve iltica etmek isteyen ailenin çocuklarını bu kadına emanet etmesiyle başlayan gelişmeler. Bu da iki gerçek hikâyenin bir araya getirilmiş hali. Bunu ya kendim çekeceğim ya da başka bir arkadaşıma vereceğim henüz karar vermedim. Yılmaz Erdoğan'la birlikte çalıştığımız, haziran ayında başlayacağımız bir sinema filmi projemiz var. Daha kimin yazacağına, kimin çekeceğine karar vermedik, fikri pişiriyoruz henüz. Ama Yılmaz oynayacak o kesin. Konusu ve öyküsü tamamen sürpriz. İster Yılmaz çeksin, ister ben çekeyim, ister o yazsın ister ben yazayım bu ülke sinema tarihinde önemli bir köşe taşı olacağını şimdiden söyleyebilirim bu filmin.

- Siz ve Yılmaz Erdoğan. Türk sinemasında yeni bir ikili mi doğuyor?
- Yılmaz'la öyle ikili üçlü beşli olmak gibi bir kaygımız yok. Birlikte işler yapacak, çok iyi çalışacak bir kültürden geliyoruz. Birlikte üretmenin adabını bilen insanlarız.

- Okuduğunuz o kadar yazardan, şairden, yazıp çizdiğiniz, gördüğünüz onca şeyden sonra içinizdeki en büyük ukde ne? Neyi çekmek istiyorsunuz en çok?
- Maraş katliamının filmini. Çünkü Maraş'ın bu ülkenin tel tel çözülmesindeki en trajik köşe olduğunu düşünüyorum. Katliam zamanında ben 16 yaşımdaydım ve ilk cezaevine girişim Maraş katliamını protesto gösterilerine katılmam nedeniyle oldu. Yaşım küçüktü çabuk bıraktılar.

AUSCHWITZ GİBİ

- Maraş katliamı sizde nasıl bir iz bıraktı ki, yıllar sonra filmini yapmak istediniz?
- Hürriyet'te çıkan bir fotoğraf vardı, hayatını kaybedenleri mezbahaya koymuşlardı. Mezbahada çoluk çocuk üst üste, karınları deşilmiş, kolları kesilmiş, ortadan ikiye ayrılmış bir halde yatıyorlardı o fotoğrafta. Şu dünyada insan kisvesiyle ömrünü tamamlamak isteyen birinin, bir kere görünce bir daha unutacağı bir görüntü değildir o. Auschwitz'den daha vahimdir, çünkü Auschwitz'te gaz basıyorlar, soluyarak ve ne olduğunu bilmeden bir telaşla ölüyordu muhtemelen insanlar. Burada herkes ölmeden önce cellatlarını gördü. Devletin resmi rakamıyla 120, gerçekte 400 civarında insan hayatını kaybetti ve bunların yarısından fazlası 11 yaşın altındaki çocuklardı. Hiçbir ideoloji, hiçbir kavga bunu meşru gösterecek bir sebep bulamaz. Faşizmden başka. Ama buna rağmen yapacağımız film, bir kin ve intikam filmi değil, kardeşlik dili önermeye çalışan ve bunun patolojisini inceleyen bir film olacak. Diyeceğiz ki, 'ey insanlık, bugün bir şey olduğunda, elinize taşı alıp linç histerisiyle ayaklanıyorsunuz, bu yol sizi sadece yeni Maraşlara götürür.' 'Yetişin komünist var ya da yetişin Kürt var,' diyecek güruhtan bir kişi eksik kalırsa, bu film amacına ulaşır. Bu bir kış projesi hazır, mevsimini bekliyoruz. Ozon delinince bu ülkeye ne zaman kar yağacağı belli değil, karı bekliyoruz.

linki;
http://www.sabah.com.tr/pz/haber,046636531BFB4DB9ABC2B6ABE802C4AF.html

İZMİR'İN KAVAKLARI
02-11-07, 20:35
İpek Yolu’nda Ücretsiz Sinema Kursları

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, sinema sanatına ilişkin temel bir eğitim almak isteyen Bursalı sinemaseverler için Ücretsiz Sinema Kursları düzenliyor.

Alanlarında yetkin profesyonellerin vereceği derslerle, katılımcıların sinema sanatına ilişkin temel bilgilerle donatılmasını amaçlayan Ücretsiz Sinema Kursları, her yaş grubundan sinemaseverin katılımına açık olacak. 8 – 13 Aralık 2007 tarihleri arasında devam edecek dersler sonunda kursu başarıyla tamamlayan katılımcılar sertifika almaya hak kazanacak.

Günde dört saat olmak üzere beş gün sürecek yoğun bir programa sahip olan Ücretsiz Sinema Kursları’nda dersler sekiz başlık altında toplanıyor.

Usta yönetmen Ali Özgentürk’ün Yönetmenlik dersini vereceği kurslarda Oyunculuk derslerini sinemamızın değerli oyuncuları Aykut Oray, Halil Ergun ve Pelin Batu sunacak. Film Müziği dersini Alper Maral’ın, Türk Sinema Tarihi dersini ise sinema tarihçisi ve yazarı Burçak Evren’in vereceği kursların ilgi çeken diğer bir dersi de sinema yazarı Mehmet Açar’ın sunumunu yapacağı Film Analizi olacak. Ücretsiz Sinema Kursları’nda Senaryo Yazımı dersini “Beynelmilel” filminin yönetmeni ve senaryo yazarı Sırrı Süreyya Önder ile “Hayallerim, Aşkım ve Sen”in senaristi, “Anlat İstanbul”un yönetmeni Ümit Ünal verirken, Kamera dersini “Vizontele”nin görüntü yönetmeni Uğur İçbak, Kurgu dersini ise “Yazı Tura”, “Eve Dönüş” filmlerinin kurgucusu Ulaş Cihan Şimşek sunacak.

Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek Ücretsiz Sinema Kursları’na devam zorunluluğu olacak. Katılımcılara sertifikaları 13 Aralık 2007 Perşembe günü törenle verilecek.

Dersler Ve Eğitmenler

• Yönetmenlik Ali Özgentürk
• Oyunculuk Aykut Oray, Halil Ergun ve Pelin Batu
• Film Müziği Alper Maral
• Türk Sinema Tarihi Burçak Evren
• Film Analizi Mehmet Açar
• Senaryo ve Yazımı Sırrı Süreyya Önder ve Ümit Ünal
• Kamera Uğur İçbak
• Kurgu Ulaş Cihan Şimşek

erten07
12-12-07, 15:35
BEKSAV Sinema Atölyesi, her ay düzenli olarak yapacağı "bir film-bir yönetmen" günleri kapsamında, bu ay Beynelmilel'i ve yönetmen Sırrı Süreyya Önder'i konuk ediyor.

12 Eylül askeri cuntasına dair yapılan filmler içerisinde farklı duruşuyla ön plana çıkan ve büyük beğeni toplayan Beynelmilel, 16 Aralık Pazar günü BEKSAV Sinema Salonu'nda gösteriliyor. Gösterimin ardından da filmin yönetmeni Sırrı Süreyya Önder ile bir söyleşi düzenlenecek.

Çalgıcılardan orkestra olursa!

Filmde, 12 Eylül döneminde yaşanan devlet terörüne de değinen ancak darbenin insanları gündelik hayatta nasıl etkilediğini de anlatan Önder, bizleri 1982'nin Adıyaman'ına kadar götürüyor. Askeri faşist cunta koşullarında geçim sıkıntısına düşen yerel çalgıcılar (Gevendeler), bu durumdan kurtulmak için çeşitli çareler arıyorlar. Ama buldukları yöntemler, onları darbeci paşaların konseyine karşı bir "komplo" düzenlemeye kadar götürecek traji-komik ve duygusal bir hikâyenin de başlangıcı oluyor.

Bölgenin sıkıyönetim komutanları tarafından askeri bir orkestra kurmaya zorlanan çalgıcıların şefi Abuzer'in kızı Gülendam ise bir yandan üniversiteye gitme hayalleri kurarken bir yandan da kasabadaki devrimci arkadaşı Haydar'a karşı özel duygular besliyor. "Haydar arkadaş" ise Gülendam'ın bu ilgisini fark etmemekte ve kasabayı ziyaret edecek olan Konsey üyelerini "hak ettikleri şekilde" karşılamanın yollarını aramaktadır.

Haydar ve Gülendam gün geçtikçe birbirlerine yakınlaşırken bir yandan da Gevende'ler orkestra olma yolunda ilerlemektedir. Ancak onlar da konseyi "baharı karşılama marşıyla" karşılamanın hazırlıkları içerisindedirler. Birbirlerinden habersiz olarak yürütülen bu hazırlıkların karışması sonucunda herkesi büyük bir sürpriz beklemektedir.

12 Eylül'le ince bir hesaplaşma

12 Eylül'ün ilk tutuklama furyasında cezaevine düşen ve 7 yıl kalan Önder, bu filmle darbecilerle hesaplaşıyor ve 12 Eylül'ü yargılıyor. "Dünyanın neresinde olursa olsun 1 milyon 600 bin kişi gözaltına alınıp istisnasız hepsi işkence görürse, yüzlerce insan öldürülürse, kaybedilirse, hapis yatarsa bunun yüzlerce filmi yapılır, binlerce romanı yazılır" diyor Önder. Ve bu filmde toplumu kışla düzeni altında yönetmek isteyen darbeci zihniyete çok ince noktalardan vuruş yapıyor.

Tüm sinemaseverleri, konuya yaklaşım tarzıyla, oyunculuğuyla, tekniğiyle politik sinemanın başarılı ve önemli örneklerinden biri olan Beynelmilel'i izlemeye ve yönetmen Sırrı Süreyya Önder ile yapılacak keyifli ve öğretici söyleşiye davet ediyoruz.

Tarih: 16 Aralık 2007
Saat: 15.00-Film Gösterimi, 18.00-Yönetmen Sırrı Süreyya Önder ile Söyleşi
Yer: BEKSAV Etkinlik Salonu

ecr
20-06-08, 14:24
Çok çok iyi bir senarist. Keşke çok daha önce başlasaydı senaristliğe. Geç tanıdık onu.
Beynelmilel filmiyle adeta harikalar yarattı. Dört dörtlük bir senaryonun nasıl yazılacağının örneği adeta. Yönetmenliği de bir hayli iyiydi.
O... Çocukları ise biraz zayıf kalmış bir filmdi. Ama gene de neler yapabileceğini çok iyi gösterdi Sırrı Süreyya Önder. Bazı konular havada kalsa da, finali kötü olsa da gene de çok iyi bir senarist olduğunu gördük.

Ondan çok daha fazla film bekliyoruz. O... Çocukları kaçmış bir fırsattı. Daha iyi işler ortaya atacağı kesin.