Tüm Versiyonu Göster : Ümit Ünal
Senaryo Yazarı/ Yönetmen
14 Nisan 1965 doğumlu. İzmir 9 Eylül Üniversitesi, GSF Sinema-TV Bölümü mezunu.
Okul srasında çesitli kısa filmler yaptı. Bunlar kısa film yarışmalarında ödüller aldı.
İlk senaryosu Teyzem (Halit Refiğ) 1986 yılında filme çekildi ve Milliyet Gazetesi Senaryo Yarışması Birincilik Ödülü’nü aldı.
Daha sonra Hayallerim, Aşkım ve Sen (Atif Yılmaz) , Milyarder (Kartal Tibet) ,
Arkadaşım Şeytan (Atif Yılmaz) , Piano Piano Bacaksız (Tunç Başaran) ,
Amerikalı (Şerif Gören) , Yaz Yağmuru (Tomris Giritlioğlu) gibi senaryolar yazdı.
Üç kitabı yayınlandı:
Amerikan Güzeli (Hikayeler, Oğlak Yayınları) 1993
Aşkınn Alfabesi (Roman, İyi Şeyler Yayıncılık) 1996
Kuyruk (Roman, Oğlak Yayınları) 2001
1990'dan beri Yaratım, Manajans, Lowe Adam, RPM Radar gibi çeşitli reklam ajanslarında reklam yazarı ve kreatif direktör olarak çalıştı.
1997'de reklam filmleri cekmeye başladı. Son iki yıldır serbest reklam yönetmenliği yapıyor.9, senaryosunu yazıp yönettiği ilk uzun metrajlı film.
Filmleri - Yönetmen (4 Film)
Ara 2007
Anlat İstanbul 2004
9 2002
Biz Size Aşık Olduk 2002
Filmleri - Yapımcı (1 Film)
9 2002
Filmleri - Senaryo (12 Film)
Ara 2007
Anlat İstanbul 2004
9 2002
Amerikalı 1993
Yaz Yağmuru 1993
Berlin in Berlin 1993
Tatlı Betüş 1993
Piano Piano Bacaksız 1992
Arkadaşım Şeytan 1988
Hayallerim, Aşkım Ve Sen 1987
Milyarder 1986
Teyzem 1986
Yönetmen Yardımcısı
Adı Vasfiye 1985
Ödülleri
12.Adana Altın Koza Film Şenliği, 2005
En İyi Film Anlat İstanbul
14.Ankara Film Festivali, 2002
Onat Kutlar En İyi Senaryo Yazarı 9
Umut Veren Yeni Yönetmen 9
21.İstanbul Film Festivali, 2002
En İyi Film 9
24.İstanbul Film Festivali, 2005
En İyi Film Anlat İstanbul
Milliyet Gazetesi Senaryo Yarışması, 1986
Birincilik Ödülü Teyzem
http://img410.imageshack.us/img410/2600/mitnal1la9.jpg (http://imageshack.us)
http://img62.imageshack.us/img62/8108/ara1by3.jpg (http://imageshack.us)
http://img62.imageshack.us/img62/9968/ara2db1.jpg (http://imageshack.us)
İZMİR'İN KAVAKLARI 02-11-07, 20:31 İpek Yolu’nda Ücretsiz Sinema Kursları
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, sinema sanatına ilişkin temel bir eğitim almak isteyen Bursalı sinemaseverler için Ücretsiz Sinema Kursları düzenliyor.
Alanlarında yetkin profesyonellerin vereceği derslerle, katılımcıların sinema sanatına ilişkin temel bilgilerle donatılmasını amaçlayan Ücretsiz Sinema Kursları, her yaş grubundan sinemaseverin katılımına açık olacak. 8 – 13 Aralık 2007 tarihleri arasında devam edecek dersler sonunda kursu başarıyla tamamlayan katılımcılar sertifika almaya hak kazanacak.
Günde dört saat olmak üzere beş gün sürecek yoğun bir programa sahip olan Ücretsiz Sinema Kursları’nda dersler sekiz başlık altında toplanıyor.
Usta yönetmen Ali Özgentürk’ün Yönetmenlik dersini vereceği kurslarda Oyunculuk derslerini sinemamızın değerli oyuncuları Aykut Oray, Halil Ergun ve Pelin Batu sunacak. Film Müziği dersini Alper Maral’ın, Türk Sinema Tarihi dersini ise sinema tarihçisi ve yazarı Burçak Evren’in vereceği kursların ilgi çeken diğer bir dersi de sinema yazarı Mehmet Açar’ın sunumunu yapacağı Film Analizi olacak. Ücretsiz Sinema Kursları’nda Senaryo Yazımı dersini “Beynelmilel” filminin yönetmeni ve senaryo yazarı Sırrı Süreyya Önder ile “Hayallerim, Aşkım ve Sen”in senaristi, “Anlat İstanbul”un yönetmeni Ümit Ünal verirken, Kamera dersini “Vizontele”nin görüntü yönetmeni Uğur İçbak, Kurgu dersini ise “Yazı Tura”, “Eve Dönüş” filmlerinin kurgucusu Ulaş Cihan Şimşek sunacak.
Tayyare Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek Ücretsiz Sinema Kursları’na devam zorunluluğu olacak. Katılımcılara sertifikaları 13 Aralık 2007 Perşembe günü törenle verilecek.
Dersler Ve Eğitmenler
• Yönetmenlik Ali Özgentürk
• Oyunculuk Aykut Oray, Halil Ergun ve Pelin Batu
• Film Müziği Alper Maral
• Türk Sinema Tarihi Burçak Evren
• Film Analizi Mehmet Açar
• Senaryo ve Yazımı Sırrı Süreyya Önder ve Ümit Ünal
• Kamera Uğur İçbak
• Kurgu Ulaş Cihan Şimşek
Ümit Ünal: ‘Reklamcılık yapmasaydım 9 filmini tasarlayamazdım'
Tek bir mekânda, farklı kesimden insanları bir cinayet sorgusunda buluşturduğu filmi ‘9’, İstanbul Film Festivali’nde en iyi film seçilmesi ve yabancı film dalında 2002 Oscar adayı olmasının dışında, Ümit Ünal’ın adını 'az bilinen harika filmler' kategorisine yazdırmıştı. ‘Teyzem’, ‘Hayallerim Aşkım ve Sen’, ‘Milyarder’, ‘Piano Piano Bacaksız’, ‘Berlin in Berlin’, ‘Arkadaşım Şeytan’ın senaryo yazarı olduğu ise genellikle sonradan öğreniliyordu.
Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Sinema-TV okuduktan sonra İstanbul’a gelen, ünlü yönetmenlerin asistanlığını yapan Ünal, reklam yazarlığı ve kreatif direktörlüğün ardından reklam yönetmenliğine yöneldi. Ne sinemayı ne de reklamı geri plana atan Ünal, bir yandan da dördüncü kitabıyla uğraşıyor...
Sinema okumak benim için tesadüftü diyorsunuz?
Bana ulaşılmaz gibi geliyordu; ailem desteklemez diye düşünüyordum. Babam mimar olmamı istiyordu çünkü. Puanım tutup okulu kazanınca başlarda biraz itiraz etti ama sonra o da destekledi. Kısa filmlerimle ilk ödülleri aldıktan sonra arkamda durdular. Sinemacı olmak için illa okumak gerekmiyor. Ama Türkiye’de lise eğitiminden pek bir şey öğrenemiyorsunuz. Temel formasyonunuzu üniversitede alıyorsunuz. O dönemi sanat okulunda geçirmek benim açımdan işe yaradı.
Senaristlik yönetmenlikten önce mi başladı?
Yazmaya okul sırasında başladım ama o sırada kısa filmler de çekiyordum. İlk senaryom ‘Teyzem’di. Çekilenden çok farklıydı; daha kısa bir senaryoydu. İstanbul’a geldiğimde ‘Teyzem’in çekilmesi için uğraştım. Kısa bir süre sonra çekilince, yazmaya devam ettim. İstanbul’a geldiğimde senaryo yazmaktan çok yönetmenlik yapmak istiyordum ama piyasanın koşulları bambaşkaydı. Yönetmenliğe giden yol asistanlıktan geçiyordu. Ben de çok kötü bir asistandım. Atıf Yılmaz’ın asistanlığını yaparken sürekli başka şeylere dikkat etmekten asıl işimi kaçırıyordum. Asistan olarak işe yaramıyordum. O kadar gençken, 21 yaşındayken insana bir filmi de teslim etmiyorlar. İş olarak yazmaktan başka seçeneğim yoktu. Biraz pırıltı gösterdiğim zaman peş peşe işler geldi, ilk senaryolarımı arka arkaya yazdım.
Yönetmenliğe geçişiniz nasıl oldu?
Asıl isteğim hep film çekmekti. Fakat Türkiye’nin ekonomik krizleri bitmediği için projelerimi hayata geçiremedim. 90’ların başında video satışına dayalı sistem ve Türk sineması da çöktü. Ben de reklam yazarlığına başladım. Kreatif direktör olarak çalışırken, Paul McMillen bana ilk defa bir kendi reklamımı çekme fırsatı verdi. Çektiğim reklam Kristal Elma alınca ve çok beğenilince reklam çekmeye devam ettim.
Kendi filmimi çekme hayallerimi gerçekleştirmem ise biraz zaman aldı. İki denememden biri 94’teki büyük krize, diğeri Anayasa krizine denk geldi. ‘9’ çok küçük bütçeli bir film olmasına rağmen, çok uğraştık. Filmi bastıracakken 11 Eylül oldu ve uzun süre film elimizde kaldı. Ancak 2001’de çekebildim ilk filmimi. ‘9’ benim adımın yanına yönetmen yazmama sebep olan film oldu.
Reklam yönetmenliği ve kendi projeleriniz bir arada nasıl gidiyor? Birbirini etkilediği noktalar oluyor mu?
‘9’u tiyatro festivali için çektiğim bir reklam filmi sırasında düşündüm, oradan ilham aldım. Ancak reklam yazarlığı ile edebiyat ya da reklam yönetmenliği ile sinema yönetmenliği bambaşka meslekler; aşçı ile marangoz kadar farklı. Aynı malzemeyi kullanıyoruz, çoğu zaman ekipler bile aynı ama sonuçta farklı bir iş. Başka türlü görmek, düşünmek lazım. Eğer ikisini birbirine karıştırırsanız kendini gösteriyor; uzun metrajlar da reklam filmlerine, kliplere benziyor. Uzun metraj duyarlığıyla reklam çekmek de çok zor. İkisini bir şekilde ayırabildiğimi düşünüyorum. Reklam yazarken de reklam ile kendi yazılarımı karıştırmamayı başardığımı sanıyorum.
Reklamı çok seviyorum. Teknik olarak da reklamdan çok şey öğrendim. Reklamcılık yapmasaydım '9' filmini tasarlayamazdım. Reklamda, uzun metrajda kolay kolay kullanamayacağımız teknik imkânlarımız var, onları denemek, öğrenmek çok zevkli bir kere. Bir de film çekip sonucunu bir hafta sonra almak...
Son filminiz ‘Ara’dan bahseder misiniz?
‘Ara’ çok küçük bir proje; bir evin içinde geçiyor. Tabii küçük proje diye bir şey yok, her an her şey aksayabilir, yüzlerce ayrıntı var. Filmi iki haftada, küçük ama çok iyi bir ekiple çektik, para almadan çalıştılar. Normalde bir filmi iki haftada çekmeye imkân yok ama beş ay öncesinden oyuncularla sürekli prova yaptık. Kameraman Gökhan Atılmış’la planları önceden konuştuk, çok iyi hazırlanarak ilerledik. ‘Ara’ sert bir film oldu. ‘9’da ve bu filmde aklımda seyirci fazla yoktu. Daha çok kafamdakini bir an önce filme geçirme derdindeydim. İkisinde de beklediğimden sert ve acıklı bir film çıktı ortaya. Ama son yıllarda çok büyük bir içeriksizleşme var sinemada; çoğu insan bir şey söylemeden film yapıyor ya da söyledikleri filmler bir şey demiyor. Ben biraz daha içerikten yola çıkarak ilerlemeye çalışıyorum. Anlatmaya çalıştığım şeyin de filmde geçtiğini hissettim.
Filmlerinize ‘Bağımsız film’ denebilir mi?
Sinemayı yöneten büyük stüdyolar, şirketler olmadığı için Türkiye’de nerdeyse her film bağımsız. Asıl bağımsızlık, zihniyet bağımsızlığı. Kısa film yapan genç yönetmenler var, aslında çok da bağımlılar; kendilerini bir uzun metrajcı olarak göstermeye ya da klip, dizi çekebileceklerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Kısa film yapıyorlar ama, hâlâ özgür değiller. ‘Ara’ bağımsız bir film. Televizyonda veya sinemada daha önce ya da şu an söylenmemiş olanı söylemeye çalışıyorum.
Yazdığınız diğer senaryoları çekmek istediniz mi?
Teyzem’i çekmeyi çok istedim, o zaman da istemiştim. Senaristten hikâye beklenir ama ben biraz daha yönetmen gibi düşünerek yazıyorum. Müzik nerde girecek, kamera nerde hareket edecek, genel plana geçecek... Teyzem çekildiğinde hayal kırıklığına uğramıştım, fakat işin doğasının böyle olduğunu tabii ki anladım. Sonuçta senaristin yerini bilmesi lazım. Teyzem’de uğradığım hayal kırıklığı beni yönetmen olmaya en çok iten şeylerden biri. İçimde kalan şeylerden biri, Teyzem’i yeniden çekmek.
Türkiye’de reklamın gelişimi konusunda ne düşünüyorsunuz, projelerinizi hayata geçirebiliyor musunuz?
Türkiye’de reklamın her alanında işini çok iyi yapan insanlar yetişti. Teknik olarak da, yönetmenin özel bir tercihi olmazsa, reklamın tüm aşamaları burada yapılabiliyor. Bazen ‘yemek’ gibi alanlarda yurtdışından uzman getirilebiliyor. O tür bir uzmanlaşma çok yaygınlaşmadı. Örneğin ben daha çok oyunculuğa dayalı işler için çağırılıyorum. En çok da onlardan zevk alıyorum. Araba reklamı çekerken kendimi hayal edemiyorum, karşımda iki oyuncu olunca ben de gaza geliyorum.
--------------------------------------------------------------------------------
SIRADAKİ FİLM: SULTAN MUTFAKTA
Bundan sonra neler yapacaksınız? Reklam, senaristlik, yönetmenlik, yazarlık...
Reklam tabii ki devam edecek, asıl para kazanma işim o olduğu için. Uzun metrajdan para kazanmıyorum, tam tersi harcıyorum. Reklamdan kazandığım parayı en son Ara filmine harcadım. 3-4 senedir elimde sürünen bir kitap var, çok yavaş yazdığım bir roman, bu sene biteceğini zannetmiyorum. Sinemaya çok fazla enerji verdiğim için edebiyat kenarda kaldı ama bazı fikirler film olamıyor, onları roman olarak yazmaya çalışıyorum. ‘Ara’, Eylül sonu tümüyle bitmiş olacak. Sırada 4 senedir uğraştığım Sultan Mutfakta filmi var. İngiltere’de yaşayan bir Türk kadınının hikâyesi, yavaş yavaş seri katil oluyor. Başrolü Serra Yılmaz oynayacak. Film boyunca sürekli yemek tarifleri veriyoruz; tandır, sarma, mantı, baklava tarifleri ama cinayetlerle iç içe geçiyor.
--------------------------------------------------------------------------------
NABOKOV'U SEVİYOR
Sizi etkileyen filmler?
Michel Gondry’nin Eternal Sunshine of Spotless Mind’ı (Sil Baştan) ve bir de Alfonso Cuaron’un Children of Men’i. Türkiye’de Son Umut diye oynadı. Ayrıca Cohen kardeşlerin bütün filmlerine bayılıyorum.
Sevdiğiniz yazarlar?
En sevdiğim yazar herhalde Nabokov. Lolita’yı Jeremy Irons’un seslendirdiği sesli kitap şekliyle okuyorum bugünlerde. Türk yazarlardan Bilge Karasu. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle Barış Bıçakçı’yı okudum, uzun zamandır genç yazarlardan bu kadar etkilenmemiştim. Orhan Pamuk’un yeni romanını da merakla bekliyorum.
Özge Gözke
Tarih : 20.08.2007
Senaryo”
Ümit Ünal
İlk senaryosu “Teyzem”, sonrasında “Hayallerim, Aşkım ve Sen”, “Piano Piano Bacaksız”, “Berlin in Berlin” gibi ses getiren filmlerin senaryosunu yazan Ümit Ünal’ın senaryolarının yanı sıra “Amerikan Güzeli” adlı bir hikaye kitabı, “Aşkın Alfabesi” ve “Kuyruk” adlı iki romanı bulunmaktadır. İlk uzun metraj filmi “9” 2003 yılı Türkiye'nin Oscar adayı oldu ve tamamı dijital olarak çekilen ilk uzun metraj Türk filmi idi. Yönetmen, senarist ve yazar Ümit Ünal, atölye katılımcıları ile sinema serüvenini ve bilgilerini senaryo yazarlığı ekseninde paylaşacak.
1986 Teyzem (Yönetmen : Halit Refiğ) (Milliyet Gazetesi Senaryo Yarışması Birincilik Ödülü)
1987 Milyarder (Yönetmen : Kartal Tibet)
1987 Hayallerim, Aşkım ve Sen (Yönetmen : Atıf Yılmaz)
1988 Arkadaşım Şeytan (Yönetmen : Atıf Yılmaz)
1989 Piano Piano Bacaksız (Yönetmen : Tunç Başaran)
1992 Berlin in Berlin (Yönetmen : Sinan Çetin)
1993 Amerikalı (Yönetmen : Şerif Gören)
1993 Yaz Yağmuru (Yönetmen : Tomris Giritlioğlu)
2002 9 (Yönetmen : Ümit Ünal)
2004 Anlat İstanbul (Yönetmen: Ümit Ünal, Yücel Yolcu , Selim Demirdelen , Ömür Atay , Kudret Sabancı)
2007 Ara (Yönetmen : Ümit Ünal)
6 Aralık Perşembe / 14:00
http://img204.imageshack.us/img204/9776/32309429fdeaf549a061ee6fy0.jpg (http://imageshack.us)
http://img210.imageshack.us/img210/8143/fff8fa113e203340aa99348gj2.jpg (http://imageshack.us)
Mustafa Uslu’nun yapımcılığında çekilen ‘Ara’da başrolleri; Serhat Tutumluer, Betül Çobanoğlu, Erdem Akakçe ve Selen Uçer paylaştı.
"Çok izleneyim bol ödül alayım"
Yeni filmi 'Ara' 21 Mart'ta vizyona girecek olan yönetmen Ümit Ünal: "'Az izlenen filmler ödül alır, ödül alan filmler az izlenir' anlayışına karşıyım. Filmim hem çok izlensin hem ödül alsın"".
Yönetmen Ümit Ünal, yeni filmi 'Ara'yı anlattı: Ahlaki değerlerin esnemesi ve gözünü hırs bürümüş mutsuz insanların artması manevi boşluk yarattı. 'Ara'nın çıkış noktası da Türkiye'nin geçirdiği hızlı değişimin yan etkileri oldu..
Yönetmen ve senarist Ümit Ünal, 21 Mart'ta vizyona girecek olan üçüncü filmi 'Ara' ile, Türkiye'nin son 30 yılda yaşadığı hızlı değişimin toplum üzerindeki yan etkilerini beyazperdeye yansıtacak. Yeni filmi, 5-20 Nisan tarihleri arasında yapılacak 'Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde 'Altın Lale' ödülü için de yarışacak olan Ümit Ünal, "Toplumdaki değişim özümsenmeye fırsat bırakmayacak kadar hızlı geliştiği. Bu değişimler de toplumda manevi boşluk yarattı" dedi.
* 'Ara' ile izleyiciye ne anlatmaya çalıştınız?
Türkiye son 30 yıl içinde büyük değişimler yaşadı. Benim çocukluk döneminde topluma mütevazılık hakimdi. Yoksulluk yine vardı ama zengin de çok zengin değildi. Yoksul ile zengin arasındaki fark, bugünkü kadar derin değildi. 30 yıl içinde refah seviyesi büyük değişime uğradı. Buna bağlı olarak ahlak anlayışı da değişti. İşte ben insanlara 30 yıl içinde hayatlarındaki değişimleri anlatmaya çalıştım. 'Ara' bir anlamda son 30 yılın aynası misyonuna sahip bir film oldu.
ÖZÜMSEYEMEDİLER
* 'Ara'nın çıkış noktasındaki arada kalmış insanlar kim?
Margarin, tüpgaz gibi temel gereksinimleri satın alabilmek için saatlerce, günlerce kuyrukta beklendiği, siyah-beyaz televizyona bile sahip olmanın zenginlik göstergesi olduğu dönemleri hatırlayan insanlar; kısa bir süre içinde bilgisayar, cep telefonu, internet, uydu yayınlarından faydalanmaya başladı. Bu insanlar bir boyuttan diğer boyuta öyle hızlı bir geçiş yapmak zorunda kaldı ki; değişimleri özümseyecek kadar zamanları olmadı.
DEĞERLER KAYBOLDU
* Peki nelere maruz kaldılar?
Geçmişin samimi duyguları rularına işlemiş insanları, bugünün samimiyetten uzak, çıkar ilişkileri merkezli acımasız hayat şartlarına ayak uydurmak zorunda kaldılar. Ne geçmişten kopabildiler, ne de bugünün şartlarını tamamen benimseyebildiler. Bir yandan samimi duygulara özlem duyup, diğer yandan bu duyguların tam aksi konumundaki çıkar ilişkilerini yaşamak zorunda kaldılar. Arada kalanlar; manevi boşlukları içinde yüzen insanlar oldular...
* Bu boşluğa Türkiye'deki hızlı değişimi mi neden oldu?
Evet, bunun yanında bir de insanlar değişime uyum sağlayamadı. Türkiye, son 30 yılda birçok açıdan daha zengin bir ülke oldu. Ancak, her zenginliğin bir bedeli vardır. Türkiye, bu bedeli bazı ahlaki değerlerden vazgeçerek de ödüyor. Arada kalmış insanların sıkıntısı da bu bedeli ödemek zorunda kalmaktır. Çocukluklarından beri benimsetilen ilkelerden sürekli olarak ödün veriyorlar. Bu insanlar, hep bir ikilem içinde yaşamak zorunda oldukları için de bhuzur bulamıyorlar.
TAHAMMÜL KALMADI
* 'Ara'daki kahramanlar bu ikilemi nasıl yaşıyor?
'Ara'daki kahramanlardan biri, aşk ilişkilerinin arasında kalıyor. Diğeri cinsel konularda ikilem yaşıyor. İkilem yaşamalarının merkez noktası hep o eski duygulara, ahlaki değerlerden ödün verilmeyen dönemlere duyulan özlemdir. Ben filmde sadece insanları değil, Türkiye'nin geçirdiği hızlı değişimin sonuçlarını da eleştirdim.
* Yönetmen olarak çok fazla gözlem yapıyor olmalısınız. Sizce toplumsal konularda bir büyük tehlikeler söz konusu mu?
Türkiye'de birlikte yaşama arzusu, neredeyse ortadan kalkmış durumda. Özellikle büyük şehirlerde bu sorun kendini daha fazla gösteriyor. İnsanlar birbirlerine sürekli hakarette bulunuyor. Tahammülsüzlük had safhada!
'Ara'nın hedef kitlesi sadece 30-40 yaş grubu mu?
Hayır, 18 yaşından sonraki her izleyici grubu, filmi keyifle izleyecektir. Şimdiye kadar filmi her yaş grubundan 60 kişi izledi. Hep olumlu tepkiler aldım. Farklı mesleklere sahip insanlar filmde kendilerinden bir şeyler buldu.
* Yeni nesil sizce 'Ara' filminde ne bulacak?
Benim 20'li yaşlarda da arkadaşımlar var ve filmden hoşlandılar. Hikayeyi samimi bir şekilde anlattığımı gördüler. Yeni nesil, kendilerinin yaşamadığı dönemlerde Türkiye'nin yakın geçmişinde yaşananları merak ediyor. Meraklarını az veya çok gidermiş olacaklar.
* Anlatmak istediğiniz konuları sadece dört kişi üzerinden aktarmak zor olmadı mı?
Dört kişilik arkadaş grubunun yaşadığı ilişkileri anlatıyorum. Asıl anlatmak istediğim toplumdaki değişimleri; bu dört kişiyle vurgulamayı amaçladım. Dört kişinin içindeki manevi boşluğu vurgu olarak kullandım. Böylelikle izleyici yorulmadan, konudan kopma olasılığı yaşamadan filmi izleyebilecek
* 'Ara' filmi için hedef ve beklentileriniz neler?
İzleyicide beklediğim etkiyi bırakmasını hedefliyorum.
* İki milyon izleyici mi, yoksa iki ödül mü istersiniz?
Her ikisini de isterim. Bir yönetmeni daha mutlu edecek ne olabilir? Hem geniş kitlelerce izleneceksiniz, hem de ödül alacaksınız. Benim için bundan büyük mutluluk olamaz.
* Sizce ödül almak için stratejik hesaplamaların içine giriliyor mu?
Evet, giriliyor. Ancak sinemada bu formüller her zaman işe yaramaz.
------------------------------------------------------------------------
Yayın tarihi: 13 Mart 2008, Perşembe
sabah
deadly_angel 20-04-08, 00:22 Paran sınırlıysa senaryon iyi olmalı
http://img.sabah.com.tr/2008/04/20/gny/im/6CA34A3D07613F419CD3E91Br.jpg
Yakında DVD'si piyasaya çıkacak olan 'Ara' filminin yönetmeni Ümit Ünal, film çekerken yönetmenin bütçesi kısıtlıyla, senaryosunun önceden çok iyi kurgulanmış olması gerektiğini söylüyor..
Sinema yapan insanların isimleri uzun süre yaptıkları işlerle anılır. Ümit Ünal ise çok uzun bir süre boyunca 'Teyzem'in senaristi olarak anıldı. Henüz 21 yaşındayken yazdığı bu film sonrasında, birçok filmin senaryosuna imza atmış olmasına rağmen 'Teyzem'in şöhreti eksilmedi. İlk filmi 'Dokuz' sınırlı sayıda izleyiciye ulaşmasına rağmen aldığı ödüller ve izleyenlerin beğeni dolu sözleriyle küçük çaplı bir efsaneye dönüştü. Senaryosunu yazdığı ve bir bölümünü yönettiği 'Anlat İstanbul' da İstanbul Film Festivali'nden ödülle döndü, eleştirmenlerden ve izleyiciden de olumlu tepkiler aldı. Şimdiyse, üçüncü sinema filmi 'Ara'yla karşımıza geliyor yönetmen. Bununla birlikte, filmin geçtiğimiz eylül ayında ön jüriden geçemediği için Antalya Film Festivali'ne kabul edilmemesi üzerine çıkan tartışmalar 'Ara'ya ilişkin merakı bir kat daha arttırdı. Ümit Ünal orada bulunmadığı halde birden festivalin en çok konuşulan ismi oluvermişti.
MANEVİ BOŞLUĞU ANLATTI
Ümit Ünal, 'Ara'da iki kadın ve iki erkekten oluşan bir grubun öyküsünü anlatıyor: İdealist bir öğretmenin çocuğu olan Ender (Erdem Akakçe), onun uzun süre yurtdışında yaşayıp memleketine dönmüş sevgilisi Gül (Selen Uçer), Ender'in en iyi arkadaşı aynı zamanda iş ortağı olan Veli (Serhat Tutumluer) ve onun İstanbul'da ailesinden uzakta yaşayan sevgilisi Selda (Betüm Çobanoğlu). Bu dörtlünün 10 yıla yayılan ilişkisi üzerinden direkt olarak yozlaşmanın ta kendisiyle olan dertlerini perdeye yansıtıyor yönetmen. Hikayenin yüzde 99'uysa, Gül'ün reklam filmlerine ve dizilere çekim için kiraladığı babadan kalma evinde geçiyor. Ümit Ünal, 'Ara'yla ilgili bilinmeyenleri Sinema dergisine anlattı.
* 'Ara'yı gerçekleştirmek için ne zamandan beri çalışıyorsunuz? Serra Yılmaz'la çekeceğiniz bir başka projeniz vardı ona ne oldu?
İngiltere'de geçen bir hikayeydi o. Serra Yılmaz'ın bir seri katili oynayacağı, artık yılan hikayesine dönen bir proje... O projenin artık çekilemeyeceği anlaşıldı ve daha küçük bütçeli bir film çekmek için elimdeki imkanlara göre bir senaryo yazmaya karar verdim. O vesileyle de 'Ara'yı yazdım. Hikayesi aslında benim çok eskiden beri düşündüğüm bir hikayeydi. Yakından tanıdığım insanlarla, dahası arkadaşlarımla bu filmi çekmeye karar verdim.
İSTEYEREK YAPIYORUM
* Filmde kişisel öğeler de var mı? Sizinle ya da çevrenizle ilgili gözlemleriniz filme ne derece yansıdı? Bu hikayeden yola çıkarak temas etmek istediğiniz noktalar nelerdi?
Kendim isteyerek yaptığım filmlerde ben içerik temelli çalışıyorum. Çok samimi bir şekilde kendi dertlerimden, gördüğüm ve bana acı veren şeylerden bahsetmeye çalışıyorum. Hem kendi hayatımda filmdekine benzer şeyler yaşadım, hem de çevremde birçok insanın bu filmdekine benzer şeyler yaşadığını gördüm. Türkiye son otuz senede yani benim çocukluğumdan beri büyük bir değişim geçirdi. Mütevazı bir ülkeyken, ciddi bir tüketim toplumuna doğru yöneldik. Sanat geri plana atıldı, okullarda da aynı şekilde sanatsal dersler farazi işlermiş gibi ikinci plana atıldı. Dolayısıyla, neredeyse manevi bir hayat kalmadı ülkede. Benim filmdeki karakterlerim de bu anlamda çok büyük bir manevi boşluk yaşıyorlar.
* Türkiye'nin sosyal hayatta geçirdiği değişimin filmin hikayesini çok etkilediğini söylediniz. Başka esin kaynaklarınız oldu mu?
Özal sonrası Türkiye'de gerçek bir arsızlaşma, bir yırtma arzusu ama ne pahasına olursa olsun 'yırtma' ve iyi yaşama arzusu hasıl oldu. Sanırım bu ahlaki değişim o zaman gerçekleşti. Bunun etkisi yadsınamaz. Fakat benim filmle ilgili en büyük ilham kaynağım Harold Pinter'in Betrayal adlı oyunudur, zaten film de oyundan bir alıntıyla başlar...
* Yazdığınız filmlerde kurgu büyük bir rol oynuyor. Kurgu masasında çok fazla mesai harcanmış gibi görünüyor. Ancak sanıyoruz bu mesai aslında senaryo masasında gerçekleşiyor değil mi?
Çok sınırlı bir parayla yani bütçeyle film yaptığınız zaman, senaryonun çok sağlam kurulmuş olması ve her sahnenin kağıt üzerinde çok düzgün yazılması gerekiyor.
Antalya'da bilmediğimiz bir süreç dayatılıyor!
* İsterseniz şimdi de Antalya Film Festivali meselesine gelelim...
Antalya konusunda beni en çok üzen ve kızdıran şey bizim bilmediğimiz bir sürecin bize dayatılması oldu. Önceden bize söylenmeyen ciddi bir ön seçim süreci varmış. Bu sürecin nasıl gerçekleşeceği şartnamede yazmıyordu. Eğer gerekli görülürse bir ön eleme jürisi oluşturabilir diye bir madde vardı ama bu ön eleme jürisinin gizli olacağı, birçok kişiden oluşacağı, bu insanların birbirinden bile habersiz olacağı, bu jürinin filmleri ne şartlarda izleyeceği gibi şeyler yazmıyordu. Yoksa mesele ön eleme değil, ön eleme İstanbul'da da var, Rotterdam'da var, Berlin'de de var ama bu elemeyi yapan insanların kim olduğunu, ne şartlarda filmleri izlediklerini biliyorsunuz... Ben de, herhalde ön elemeyi Engin Bey (TÜRSAK Başkanı) ve Türsak'taki yetkili iki üç kişi yapacak diye düşünerek filmin bitmemiş bir kopyasını gönderdim. Üzerine de nelerin eksik olduğunu yazdım. Birdenbire öğrendik ki, 13 kişilik (ya da daha fazla) bir ön jüri oluşturulmuş, bu filmler çoğaltılıp onlara verilmiş, her biri ayrı ayrı filmleri izlemişler. Ben bu duruma çok şaşırdım. Üzerine bir de film elenince ayrıca şaşırdım. Ben, Engin Bey'in ve etrafındaki insanların istediği filmlerin Antalya'ya seçildiğine inanıyorum. Kimse beni o ön elemenin suistimal edilmediğine inandıramaz.
Okul döneminde de araştırma arzum hep oldu
* Senaryosunu yazdığınız ilk dönem filmlerinize baktığımız zaman, klasik dramatik yapıya daha yakın filmler ortaya çıkardığınızı görüyoruz. Kendi yazıp-yönettiğiniz filmlerdeyse durum farklı. 'Ara'da da ilk dikkat çeken hususlardan biri bu. Özetle klasik olanla, daha deneysel olan arasında gidip geliyorsunuz. Bu ikili arasındaki dengeyi nasıl koruyorsunuz?
Ben okul dönemimden beri klasik olanın yanında daha yeni, daha deneysel duran işler yapmaya çalıştım. O zaman yaptığım ve kısa filmlerde de hep bir araştırma, yeni şeyler deneme arzusundaydım. 80'lerde yazdığım senaryolar da Yeşilçam'ın o zamana kadar gelen senaryo anlayışından ya da karakter anlayışından aslında çok farklıydı. Sanatçılar aslında toplumların sinir uçları olarak yaşıyorlar. Kendilerine bir takım yetenekler bahşedilmiş ve bu yeteneklerini, hissettiklerini sanat yoluyla anlatabilmek için kullanmaları gerekiyor. Başkaları neyi sever, neyi beğenir diye düşünerek kullanmamaları gerekiyor. Klişelerden uzak durmak gerekiyor.
Dostları oynadı
Ümit Ünal, 'Ara'nın oyuncu kadrosunun çok yakın dostları olduğunu söylüyor. Filmde, Erdem Akakçe, Selen Uçer başrolde yer aldı.
Kaynak: Sabah / Günaydın
Çağdaş Türk Edebiyatı’nın önemli yazarlarından Hasan Ali Toptaş’ın 1994’de Yunus Nadi Roman Ödülü’ne değer bulunan eseri ‘Gölgesizler’in, Ümit Ünal’ın senaryo ve yönetmenliğinde sinemaya aktarılmak üzere yapılan çekimleri Kırklareli’nin Karadere köyünde sürüyor.
Yapımcılığını Hakan Karahan’ın üstlendiği filmde; Selçuk Yöntem, Arsen Gürzap, Taner Birsel, Altan Erkekli, Ertan Saban, Ahmet Mümtaz Taylan, Taies Farzan, Ahmet Özaslan, Erdem Akakçe, Serkan Şenalp, Cem Özeren, Aydemir Akbaş, Onuryay Evrentan, Selda Özer, Umut Karadağ ve Zeynep Kumral rol alıyor.
Türk okurların ilgisini çeken ve eserlerinin Almanca’ya çevrilmesiyle Almanya’da büyük beğeni toplayan Hasan Ali Toptaş’ın ‘Gölgesizler’ eserinin sinemaya aktarılıyor olması, şimdiden Alman edebiyat dünyasında konuşulmaya başladı.
Kitap, Almanya’da yayımlandığında Frankfurter Allgemeine Zeitung Gazetesi’nde Stefan Weidner’in yazdığı makalede, Toptaş’tan ‘Bizim Franz’ın adı Hasan’, ‘Gölgesizlerden’ ise ‘Türk Mucizesi: Hasan Ali Toptaş’tan Bir Şiir-Roman’ diyerek bahsedilmişti. Zeitung, Toptaş’a verdiği değeri “Eğer Türk Kitaplığı’na sahip olmasaydık, sadece Hasan Ali Toptaş için bile Türkçe öğrenmeye değerdi” diyerek gösteriyordu.
‘Gölgesizler’i senaryolaştırıp sinemaya aktaran Ümit Ünal’la konuyla ilgili konuştuğumuzda, Hasan Ali Toptaş’ın, romanı sinemaya istedikleri gibi uyarlamaları konusunda kendilerini özgür bıraktığını söylüyor. Mümkün olduğunca romanın konusuna sadık kaldığını belirten Ünal, buna rağmen senaryo ile roman arasında birçok değişiklik olduğunu da ekliyor: “Romandaki büyük şehir belirsizdi, onu Berlin olarak yazdım. Haziran’da Berlin’e çekime gidiyoruz. Romana kendi yorumumu kattım. Belirsiz kalan unsurları belirli hale getirm. Roman gücünü şiirselliğinden alıyor. Ama sinemada biraz daha gerçek olması gerekiyordu. ‘Gölgesizler’den benim çıkardığım yorum bu. Bir başka yönetmen bambaşka bir film çıkarabilir.”
Genelde kendi hikayelerini sinemaya aktaran Ünal, kendisine teklif geldiğinde çok mutlu olduğunu, romanın kendi kurduğu hikayelere de yakın bir bakış açısı olduğunu belirtiyor. Ünal ‘Gölgesizler’in çok engin bir dünyası ve inanılmaz güçlü karakterleri olduğunu söyleyip, “Başta ısmarlama iş gibiydi ama sonra çok kendime ait hissettim” diye devam ediyor. ‘Gölgesizler’in konusu bir köyde geçiyor. Ancak klasik ‘köy romanı’ kalıpları dışında kalan romanın ve filmin hikayesini Ümit Ünal şöyle özetliyor: “Benim ‘Dokuz’ isimli filmim nasıl metafor öğeleri taşıyorsa, burada da benzer bir güç, iktidar ve bunların sakladığı sırlar, rivayetler üzerine kurulu durumlar var. Küçük kapalı bir toplumun yaşadığı bir kabus. ‘Gölgesizler’, ‘köy romanı’ kavramını tersine çeviren ve yeniden icat eden bir roman. Şimdiye kadar gördüğümüz hiçbir köy romanına benzemiyor.”
Tiyatro kökenli oyuncuların rol aldığı film, 2009 yılında vizyona girecek.
habersaati.com
|
|