Tüm Versiyonu Göster : Gitmek
AŞK SAVAŞI YENEBİLİR Mİ?
İstanbul’da yaşayan tiyatrocu Ayça ile Kuzey Irak’lı tiyatrocu Kürt Hama Ali, Türkiye’de çekilen bir film setinde tanışır ve âşık olurlar. Film çekimleri bittikten sonra Hama Ali Irak’a Ayça ise İstanbul da ki rutin yaşamına geri döner. Irak’ta savaşın patlamasıyla birbirlerine ulaşmaları mucize halini alır. Ailesiyle, tiyatro çevresi ve kendisiyle mücadele eden Ayça, herkes Irak’tan kaçmaya çalışırken Hama Ali’ye ulaşmak için adeta tersine bir yolculuğa çıkar. İki sevgili savaşın acımasız şartlarında buluşabilecek midir?
İnsan haklarına vurgu yapan filmleriyle tanınan, ödüllü yönetmen Hüseyin Karabey “Gitmek” adlı ilk uzun metraj filminde aşkı uğruna zorlu bir yolculuğa çıkmayı göze alan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Filmin çekimleri üç ülke sınırlarında çok uluslu küçük bir ekiple gerçekleşti. Sonbaharda vizyona çıkacak olan filmin çekim sürecinde 6 bin kilometre yol kat edildi.
GERÇEĞİN ÖYKÜSÜ
Film, gerçek bir aşk öyküsüne dayanıyor. Filmde başrolleri paylaşanlarsa gerçek yaşamdaki kendi rollerini oynuyorlar. Bu aşkın gerçek yaşamdaki ve filmdeki kahramanları ise Ayça Damgası ve Hama Ali Khan. Oyuncu kadrosunda ayrıca Nesrin Cavadzade, Mahir Günşiray, Volga Sorgu, Cengiz Bozkurt, Ani İpekkaya gibi isimler bulunuyor. Karabey’in Ayça Damgacı ile birlikte senaryosunu yazdığı filmin görüntü yönetmenliğini Emre Tanyıldız yaptı. Filmin müzikleri Kemal Sahir Gürel imzası taşıyor. Film, Batı’dan doğuya bir yolculuk yaşatırken, değişen coğrafyaların siluetinde savaşın acı yüzünü orta koyuyor.
ERİC ROHMER’İN KURGUCUSUYLA ÇALIŞIYOR
Filmin kurgusunu ünlü Fransız yönetmen Eric Rohmer’in son 20 yıldır tüm filmlerinin kurgusunu yapan Mary Stephen yapıyor. Stephen, filmin kurgusu dolayısıyla Paris, İstanbul arası mekik dokuyor. Hong Kong’lu olan, Kanada’da sinema eğitimi alan Stephen, Paris’te mesleğini sürdürüyor. Aynı zamanda “La Femis” Film okulun da kurgu dersleri veriyor.
FİLMİN YAPIM SÜRECİ
Roterdam Film Festivali’nde Hubert Bals Fonu’ndan senaryo desteği almasıyla filmin çekimine varan süreç başladı. Ardından Kültür Bakanlığı’ndan senaryo desteği alan Karabey, Rotterdam Film Festivali’ndeki film markete 450 proje arasında seçilen 40 proje arasından yer bularak, burada Hollanda’dan yapımcı bulma imkânı buldu. Ardından yine Rotterdam Film Festivali bünyesinde geçen yıl açılan Hubert Bals Plus’tan ilk yapım desteği alan filmler arasında yer aldı. Kültür Bakanlığı’ndan yapım desteği almasıyla birlikte filmin yapım süreci hız kazandı. Sonra Amerika’da No Borders adında bağımsız filmleri destekleyen NewYork’ta gerçekleşen film markete davet edilen yönetmen, oradan da Global Film Infiative’den ufak bir destek aldı. Bu desteğin en önemli ayrıcalığı filmin Amerika’da dağıtımını garanti etmesi.
"gitmek"
önce Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde seyirci ile buluşacak,
daha sonra Rotterdam Film Festivali'ne katılacak,
2008'in şubat ayında da Türkiye'de gösterime girecek
http://img126.imageshack.us/img126/5149/gitmekan1.jpg (http://imageshack.us)
Bir Türk kızı, bir Kuzey Iraklı'ya âşık olur. Gün gelir telefonlar çalışmaz, mektuplar kesilir tek gerçek vardır: Savaş. Ve kız aşkının ardına düşmeye karar verir. Hüseyin Karabey'in Gitmek adlı filmi savaşa meydan okuyan yaşanmış bir aşkın ve ilk buluşmanın öyküsü..
İnsan haklarıyla ilgili belgeselleriyle tanınan yönetmen Hüseyin Karabey'in ilk uzun metraj filmi, iki dil, iki ülke, iki sınır arasında bir Türk kızı ile Kuzey Iraklı bir Kürt'ün arasında yaşanan gerçek aşk öyküsünü anlatıyor. Üstelik hikâyenin kahramanları aynı zamanda filmin başrol oyuncuları. Aşkının peşinden savaş koşullarındaki Irak'a gitmeyi göze alan, sevdiği erkekle İran-Irak sınırında bir köyde buluşmak için kaçakçıları devreye sokan bir kadın ile sevdiği kadına video mektuplar gönderen bir erkeğin öyküsünü anlatıyor Gitmek filmi. Ünlü Kürt oyuncu Hama Ali Khan ile Türk tiyatrocu Ayça Damgacı arasındaki aşk hikâyesini anlatan film, doğuya ve savaşa da farklı bir şekilde bakmayı öneriyor.
MEKTUPLAR, TELEFONLAR...
Tiyatro Oyunevi'nde oyunculuk yapan Ayça Damgacı ile Hama Ali Khan'ın aşk öyküsü Adıyaman'da bir film setinde başlıyor. Kuzey Irak'lı bir yönetmenin çektiği bir filmde rol almak için Adıyaman'a giden Ayça, orada tanıştığı Kürt oyuncuya âşık olur olmasına ama çekimler biter, herkes ülkesine dönmek zorunda kalır. Ayça o günleri şöyle anlatıyor: "Birbirimizi çok sevmiştik, telefonla görüşmeye, mektuplar yazmaya başladık ama bir yandan da buluşmanın ve kavuşmanın yollarını aramaya başladık." Günler Habur Sınır Kapısı'nın kapalı olduğu ne bir Türk'ün Irak topraklarına, ne de bir Iraklının Türkiye topraklarına ayak basabildiği günler. Bir yandan da yakın arkadaşı ve sonrasında aşkının hikâyesini filme dönüştürecek Hüseyin Karabey'e hikayesini anlatmaya, yazdıklarını paylaşmaya başlar Ayça.
TERSİNE BİR YOLCULUK
İşte orada Hüseyin Karabey'in bu aşkın filmini çekmeye karar verir, hem de bambaşka bir gözle: "Filmlerde hep doğudan batıya gidilir. Burada filmin kadın kahramanı aşk için batıdan doğuya gidiyor, hem de kaçakçıları bile kullanarak. Hep yakışıklı erkekler güzel kızlar arasındaki aşklardan bahsedilir, biz de onları görüp 'sefil' aşklarımızı küçümseriz. Halbuki gerçek olan bizim aşklarımızdır. Filmin sonunda herkes Ayça ile Hama Ali'yi kıskanacak." Vermeye çalıştığı bir tek mesaj olduğunu söylüyor Karabey: "Bir dinle." Ayça'nın gitme kararı verirken, bu yolculuk göze alırken diğer insanların varlığıyla ve hikâyeleriyle zenginleştiğini gözler önüne serdiklerini söylüyor. Savaşın başlamasıyla beraber Ayça ile Hama Ali hiç iletişim kuramaz olur. Artık Ayça'nın ona ulaşmak için, gitmek dışında bir seçeneği yoktur. Ailesini, tiyatro çevresini, hatta kendisini bile karşısına alarak yola çıkar. Herkes Irak'tan kaçmaya çalışırken Ayça'nın Hama Ali'ye ulaşma çabası adeta tersine bir yolculuğa dönüşür. Doğup büyüdüğü kenti şimdi başka türlü görmeye başlar; K. Irak'lı göçmen sanatçılar, Avrupa'ya gitmek için İstanbul'u mesken tutan mülteciler, kaçakçılar: "Hayatımda ilk defa İstanbul Süleymaniye'deki bekâr odalarına gittim. Orada kalan Kürt gençlerle tanıştım, yoksulluklarına tanık oldum. Van'da İran'dan gelmiş mültecilerle tanıştım. Van'dan çıkış hakları olmayan ama Nelson Mandela'dan alıntı yaparak mülteci çocukların varlığı başka bir dünyaya geldiğimin kanıtıydı."
AŞK YOLLARDA BÜYÜR
İstanbul'dan önce Diyarbakır, sonra ver elini Habur. Orada uzun TIR kuyruklarında bekler, içeride kalan yakınlarından haber alamayan kadınlarla karşılaşır. Sevdiği kadınının kararlılığını fark eden Hama Ali, bir savaş muhabirinin telefonuyla Ayça'ya ulaşır ve ona Irak'ta değil de İran'da bir sınır kasabasında buluşmayı önerir. Ayça yasal yollarla İran'a geçecek, Hama Ali kaçak yolları deneyecektir. Karabey, filminde savaşı hiç göstermeden anlattıklarını belirtiyor. Tıpkı Ayça'nın Hama Ali'yi tanıdıktan sonra K. Irak'la ilgili haberleri izlemeye başlaması gibi, orada hayatını yitirebilecek insanların hayatını öne çıkardıklarını vurguluyor. Filmde dille ilgili bir kompleks yaşamadıklarını da söyleyen Karabey, "Diller topraklarında nasıl yaşıyorlarsa topraklarında, filmimizde o şekilde yer aldı, yani çok dilli bir yapım oldu," diye konuşuyor.
ÇOK ULUSLU BİR YAPIM
Gitmek'te neredeyse herkes kendisini oynuyor, Mahir Günşiray bile. Günşiray'ın yanı sıra, oyuncu kadrosunda ayrıca Nesrin Cavadzade, Volga Sorgu, Cengiz Bozkurt, Ani İpekkaya gibi isimler var. Senaryo ise Karabey ve Ayça Damgacı'ya ait. Çekim sürecinde 6 bin kilometre yol kat edilen film, İstanbul, Diyarbakır, Mardin, Silopi, Van, İran'ın Urmiye, Kuzey Irak'ın Erbil ve Süleymaniye kentlerinde çekildi. Gitmek, önce Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde seyirciyle buluşacak, daha sonra Rotterdam Film Festivali'ne katılacak, 2008'in şubat ayında da Türkiye'de gösterime girecek.
Sabah
http://img264.imageshack.us/img264/8158/66031379576376b2f4cio2.jpg (http://imageshack.us)
http://img61.imageshack.us/img61/5640/66031692125d0d32a10av0.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/7043/gitmek1px3.jpg (http://imageshack.us)
http://img444.imageshack.us/img444/4708/gitmek2rf7.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/8076/gitmek3gw1.jpg (http://imageshack.us)
http://img231.imageshack.us/img231/1820/1994012ed9791gf9.th.jpg (http://img231.imageshack.us/my.php?image=1994012ed9791gf9.jpg)
İstanbul’da yaşayan tiyatrocu Ayça ile Kuzey Irak’lı tiyatrocu Kürt Hama Ali, Türkiye’de çekilen bir film setinde tanışır ve âşık olurlar. Film çekimleri bittikten sonra Hama Ali Irak’a Ayça ise İstanbul’daki rutin yaşamına geri döner. Irak’ta savaşın patlamasıyla birbirlerine ulaşmaları adeta mucize halini alır. Ailesiyle, tiyatro çevresi ve kendisiyle mücadele eden Ayça, herkes Irak’tan kaçmaya çalışırken Hama Ali’ye ulaşmak için adeta tersine bir yolculuğa çıkar. İki sevgili savaşın acımasız şartlarında buluşabilecek midir?
Yönetmen
Hüseyin Karabey
Senaryo Yazarı
Ayça Damgacı
Müzik
Kemal Sahir Gürel
Hüseyin Yıldız
Erdal Güney
Görüntü Yönetmeni
Emre Tanyıldız
Oyuncular: Ayça Damgacı, Mahir Günşıray, Volga Sorgu, Cengiz Bozkurt, Ani İpekkaya, Emrah Özdemir.
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g3.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g2.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g6.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g5.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g4.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g12.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g11.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g10.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g9.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g8.jpg
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/g7.jpg
Sınır tanımayan âşıklar
Hüseyin Karabey’in “Gitmek” adlı filminin dünya prömiyeri 37. Rotterdam Film Festivali’nde yapıldı. Karabey’in gerçek bir aşk öyküsünden uyarladığı filmde Ayça Damgacı kendini oynuyor. Filmdeki aşk mektupları ve videoları da gerçek...
Sınır tanımayan hekimler, gazeteciler var... Kelle koltukta insanlara tıbbi yardım ve doğru haber ulaştırmak için çalışırlar. Sınır tanımayan âşıklar yok mu? Hüseyin Karabey’in ilk uzun metrajlı kurmaca filmi “Gitmek / My Marlon and Brando”nun kahramanı, tiyatro oyuncusu Aslı’yı ne geçemediği sınırlar ne savaş ne terör ne düşmanlık durdurabilir. Aslı’nın aşkı da gerçektir öyküsü de...
Rotterdam Film Festivali bünyesindeki Cinemart’a geçen yıl seçilen projelerden biri olan ve bu sayede Hollandalı ortak yapımcı bulan “Gitmek”in dünya prömiyeri 26 Ocak Cumartesi gecesi festivalin Time and Tide bölümü kapsamında yapıldı. 2008 yılında Türkiye’den filmlerin ilk yurt dışı başarısı böylece kaydedildi. 37. Rotterdam Film Festivali’ndeki diğer gösterimleri bugün, yarın ve 1 Şubat’ta gerçekleştirilecek. Hüseyin Karabey filmin sunumu için Rotterdam’a gitti.
Filmde kendisini oynayan Aslı Damgacı, Irak’ın Süleymaniye kentindeki sevgilisi Hama Ali Khan’a kavuşabilmek için tek başına zorlu bir yolculuğu göze aldı. Damgacı ve Khan bir film çekimi sırasında tanışıp âşık oldular. İngilizce anlaşıyorlardı. Çekim bitince Damgacı İstanbul’a, Khan Süleymaniye’ye döndü. ABD’nin Irak’a saldırmasından hemen önceydi. Telefonla konuşmak bile zordu. Khan, video kasetlere kaydettiği aşk mektuplarını TIR şoförleriyle Damgacı’ya gönderdi. Damgacı da içinden geçenleri mektuplara döktü. Bu mektuplardan birinde sevdiği adama filmin İngilizce adında olduğu gibi “My Marlon and Brando” diye sesleniyor...
Hüseyin Karabey bu öyküyü olduğu gibi senaryolaştırmadı. Hem İstanbul’da tek başına yaşayan, bir özel tiyatroda çalışan genç bir kadının gündelik yaşamını hem de İran filmlerini andıran sonu gelmek bilmez yolculuğunu anlatan bir film haline getirdi. “Gitmek” sevdiği adam bir buçuk yıl boyunca bir türlü yanına gelemeyince Süleymaniye’ye gitmeye kalkan Damgacı aracılığıyla her daim politik yönden sıcak bir bölgeden izlenimler aktarıyor. Filmin bir sınır tanımayanı da yönetmen Hüseyin Karabey. “Gitmek”i ne kurmacanın içinde sınırlıyor ne belgeselin. İki tür arasında denge kuruyor. Belgesel malzemesini kurmaca olarak kullanırken doğrudan kurmaca olan bölümleri de belgeselvari bir yalınlıkla gerçekleştiriyor.
Dağları delen Şirin'in filmi
Belgeselci Hüseyin Karabey'in ilk uzun metrajlı filmi 'Gitmek', Rotterdam'dan itibarla döndü. Baş oyuncusu Ayça Damgacı'nın Kuzey Iraklı bir oyuncuyla gerçekten yaşadığı aşkı ve onun için düştüğü yolları anlatan film, bunun çok daha fazlasına dokunuyor
Ey sevgili! Seni sevmekten ve düşlemekten asla vazgeçmedim. Sen benim Diego Rivera'msın. Yıldızlarsın sen, ay ve bulutlar, haberlerdeki F-16'lar. Kırmızı yatağımdaki o koca bedensin. Çekmecemdeki son sigara, beni sarmalayan o koca kadife yeşil ceketsin. Bir kuş misali uçarak gitmek istediğim adamsın, İran'sın, Suriye'sin. Habur'da nöbet tutan askercik, Mezapotamya'daki en vahşi kıpkırmızı gelincik, üzerine yattığım uçsuz bucaksız, boz bir vadisin, Marlon ve Brando'sun, küvetimde yatan şişman melek, sevincim, acılarım, tüm arzularım, tiyatrodaki, İstiklal Caddesi'ndeki eşim, Gabriel Garcia Marquez'in son mektubusun. Ve ben de, 'Zorba'daki her tarafından şehvet fışkıran o şişman dul kadınım. Kim uçurdu kafamı acaba? Ben kafam olmadan da yaşarım... Çünkü elim, kolum, bacaklarım var sana ulaşmak için ve bir el bombası gibi fırlatıp tüm kahrolası sınırları havaya uçuracak bir kalbim..."
Filmin iki ismi var 'Gitmek' ve 'Benim Marlonum ve Brando'. Daha önce 'Sessiz Ölüm' ve 'Boran' gibi belgesellerinden ismini bildiğimiz Hüseyin Karabey'in ilk uzun metrajlı filmi... Belgeye, özellikle de çok insanın başını çevirmeyi yeğlediği konuları belgeselleştirmeye inandığından, tamamen kurmaca bir hikâye istememiş Karabey.
'Gitmek', oyuncu Ayça Damgacı'nın bir film setinde tanışıp âşık olduğu Kuzey Iraklı Kürt oyuncu Hama Ali Khan'a gitmeye çalışmasının gerçek hikâyesi. Damgacı kendisini oynuyor, Khan da. Ama bu da yetmiyor, sınırda kayıp kamyoncu oğlunu bekleyen anne de, yolda aralarına karıştıkları düğün halayı da gerçek... Savaş yüzünden Süleymaniye'de buluşamayıp rotayı İran'a kırdıklarında, Umriye sahnelerinde oyuncu kullanmış olabilirler, ama onlar da İran sineması geleneğinden belki, kameraya sadece kendilerini anlatmak için uğraşıyorlar.
Aşk mektubu olarak video
Zaten dramaturji mezunu olan Damgacı'nın dokunaklı ve de aşk meşk temasını aşan düşündürücü hikâyesi, bölgeyi iyi bilen Karabey'in tecrübeleriyle birleşince ortaya çıkmış senaryo. Film için yola çıktıklarında, filmin gerçeğe yaklaşma ibresini oynatan tesadüfler de yaşamışlar. Mesela Damgacı'nın kendi yolculuğunda kavga ederek ayrıldığı taksi şoförünü bulmaları... Sessiz bir akitle durumu kavrayan şoför o zaman ne konuştularsa onları konuşmuş kamera açılınca da.
Damgacı ile 20 yıldan fazladır, en ciddi filmden 'Süpermen Ağa'ya Karşı' gibi B sınıfı filmlerde oynayarak Irak'ta sokakta yürüyemeyecek bir şöhret kazanan Khan artık sevgili değiller. Ama geriye, girişte birini okuduğunuz, Ayça'nın ona yazdığı şahane mektuplar, bunların karşılığında Khan'ın ona lunaparklarda çekip yolladığı video kasetler ve güzel bir film kaldı...
'Gitmek' ekibi, filmin ilk kez gösterildiği Rotterdam Film Festivali'nden şımartılarak döndü diyebiliriz. Film hakkında çıkan olumlu yazıların da yardımıyla Almanya'dan Brezilya'ya şimdiden beş festivale davet aldılar. Buradaki ilk gösterimi ise İstanbul Film Festivali'nde olacak; nisanda vizyonda...
Belgeselcilikten geldiğiniz için, ilk uzun metrajlı filmde gerçekliğinden emin olmadığınız bir hikâye sizi mutlu etmeyecek miydi?
Hüseyin Karabey: Benim sinemaya başlama nedenim, yaşadıklarımı ya da tanık olduklarımı sinemada görmememdi. O dönemde önemli şeyler oluyordu: Zonguldak mitingi, Ankara'ya yürüyen insanlar, iç savaş, 3 milyon insan yerinden edilmiş, 10 binlerce kayıp... Ama sinema, televizyonlar ya da basın bambaşka bir Türkiye'yi anlatıyordu. Eleştirim bu olduğunda özeleştirim de 'O zaman sen yap' oldu. Hiç kendime güvendiğimden değil. Belgesel ya da kurmaca, sokağa çıkmış kamerayı önemsiyorum. İddiam da bildiğim şeyi anlatmak. Bizim değindiğimiz konular hep Türkiye için hassas sayılan konular oluyor. Bu yüzden çok ikna edici ve reddedilmeyecek bir sinema dili kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. 'Orası' diye bildiğimiz bir yer vardır, Kürtlerin yaşadığı bölgedir ya da Kuzey Irak'tır ama oralara dair hep prototip imajlar ya da hikâye biçimleri görürüz. Böyle hikâyeler anlatılmaz. Çanakkale'nin bir köyünde bir düğünün arkasından asker dolu bir cemse geçmez ama Doğu'da geçer. Orada askeri operasyonlar yaşamın bir parçası olmuştur artık. Çanakkale'deki bir düğünü samimiyetle anlatabilirsin, herhangi bir zorlukla karşılaşmazsın ama aynı samimiyetle Doğu'daki bir düğünü anlatmaya kalkarsan bazı zorlukları beraberinde getirir. Kullandığım sinema dili bu ikna süreci için kaçınılmazdı.
Büyük şehirde yaşayan, oyunculukla geçinen genç bir kadın olarak siz kendinizi beyaz perdede görüyor muydunuz?
Ayça Damgacı: Benim gibi birine ne sinemada, ne dizilerde yer var. Belki fiziksel kriterlerle ilgili, belki tavırla... Oyunculuk bazında konuşursak, kendini ortaya atmayan, onun da kıyısında biriyim. Uyumsuz bir ruhum ve uyumsuz bir bedenim olduğunu hissediyorum, daha doğrusu hissettirilen bu.
Mutluluğu Doğu'da arayanlar
Sizin yollarınız nasıl kesişti?
H.K.: Marmara Güzel Sanatlar Sinema Bölümü'nü bitirdikten sonra kendimi uzun metraja hazırlamak için oyuncu yönetimini öğrenmek istiyordum. Mahir Günşiray'ın, bizim filmde de bölümlerini kullandığımız 'Unutmak' oyunu için video enstalasyonlar yapmıştım. Ayça'yla o zamandan, 2001'den beri tanışıyoruz. Bana o zamanlar yaşadığı aşkı anlatmıştı, hatta nasıl gidebileceğini soruyordu. Ben o bölgede daha önce çekim yaptığım, hâlâ da gidip geldiğim için biliyordum. Ayça bir şok içindeydi. Batı'da yaşayan bir kadın, birdenbire hiçbir şeyin ona anlatıldığı gibi olmadığını fark ediyor. Daha o zaman bunun üzerine bir şeyler yapmak istiyordu, ama biraz soğuması lazımdı. Ben bunun ilk filmim olmasını istedim, onun elindeki bütün yazılı malzemeyi aldım, senaryoyu birlikte oluşturduk, eklediklerim de Ayça'ya uymayacak şeyler değildi.
A.D.: Ben o dönem herkesin üzerine atlıyordum, tırnaklarımla gitmenin yollarını arıyordum. O kadar acayip şeyler oluyordu ki, Kuzey Irak diyorum, Dışişleri'nden bana 'Hanımefendi, kuzey-güney diye bir şey yok, Irak diye bir ülke var. İsviçre'ye nasıl gidiyorsunuz, gidip vize alacaksınız. Ayrıca vatandaşlarımızın oraya gitmesini hiç onaylamıyoruz' diyordu. Laleli'de insan kaçakçılarıyla buluşuyorum... Bir gece oturup bunları yazmaya karar verdim. Tamam Kuzey Iraklı bir sevgilim var, ama işin politik batağının farkında değildim, sonradan yaşadıklarımın başka türlü bir önemi olduğunu fark ettim.
H.K.: Genelde bütün filmlerde mutlu olmak için Doğu'dan Batı'ya gidenleri görürüz. Burada tersi... Tek başına bir kadının yolculuğu bile bir film için ilginç. Bence defileden fırlamış gibi görünmeyen bir kadın karakterin tek başına sürüklediği ilk film sinemamızda.
Gerçek sonla filmdeki arasındaki fark neden?
H.K.: Bu, Ayça'nın da saygı gösterdiği benim politik bir tercihimdi. Şimdi televizyonda Irak Savaşı'yla ilgili en dehşet verici görüntüleri dahi görüyoruz, ölenler sadece rakamlarla belirtiliyor. Patlamada 100 kişi öldü deniyor ama o ölenlerin birinin bile ismi söylenmiyor. Ben merak ediyorum, adam ekmek almaya mı gidiyordu, sevgilisiyle mi buluşacaktı, dedeyle torun okula mı gidiyordu?.. Haberler bu şekilde anlatılsa savaşa karşı bu kadar duyarsız olmayız. Hama Ali hâlâ hayatta neyse ki ama Irak'ta 1 milyona yakın insan öldü. Ayça'nın devamlı haberleri takip etmesi gibi, belki insanların da takip etmek için nedeni olur diye düşündüm.
Hangisi daha dönüştürücü oldu: Başınızdan böyle bir aşk hikâyesi geçmesi mi, bunun bir film haline gelmesi mi?
A.D.: İkisi de galiba. Öyle bir erkeğe âşık olmak ve onun peşinden kararlı bir şekilde gitmek, kadın olarak benim için bir dönüm noktasıdır. Film, bunun sanatsal bir malzemeye dönüşmesinin cesaretini veren bir film. Merkezde görünen bu aşk hikâyesi sayesinde bir kere bir Türk'le bir Kürt'ün İngilizce konuşmasının trajikomikliği çıktı ortaya. Onunla karma bir dil yaratmıştık. Bir şey bulamayınca Arapça kelimeler kullanıyorduk, hakikat diyorduk mesela... Birbirimize 'canım' diye hitap ediyorduk. Filmde sadece benim öyküm anlatılmadı aslında, sınırda kaybolan kamyon şoförlerine de değiniyorsun, yakılmış bir köye de; aşk vesile... Bana en büyük mutluluğu veren de bu.
H.K.: Genel bir şey söyleyeceğim, bence asıl önemsenmesi gereken sevme yeteneği. Bu yetenek ya vardır, ya yoktur. Çok gördüm, bu yeteneğe sahip olmayanlar asla sevildiklerine de inanmıyor. Ayça'nın sevgisini ifade edişi o kadar güzel ki... Doğru kişi mi, sürer mi diye düşünmüyor. Doğru kişi ne ayrıca...
Hama Ali filmi izleyebildi mi?
H.K.: Hayır. Onu İstanbul Film Festivali'ne getirmeye çalışacağız. Savaş yüzünden vize alması çok uzun sürüyor.
Çekim zamanını hatırlayınca en etkili sahne olarak sizin zihninizde ne kalmış?
H.K.: Final... Ayça orada gerçekten Hama Ali'yi bekliyordu ve biz etrafındakiler onu anlamıyorduk. Ayça'nın oradaki yüzünü unutamıyorum, şakır şakır ağlasa bizi rahatlatacak belki ama o ağlayamadı bile...
A.D.: Urmiye'ye gittiğimiz akşam kayboldum gerçekten. Birilerine sormak istiyorum, filmdeki gibi pardesüm dize kadar diye laf atıyorlar. O an öyle bir paniğe kapıldım, o kadar öfkelendim ki, her şeyi bırakıp eve dönmek istedim. İran bölümü benim için en zor kısmıydı.
Hama Ali Khan'la tanışmanızı sağlayan film ne üzerineydi?
A.D.: 'Sarı Günler'i Ravin Asaf çekmişti., Saddam'ın yaktığı bir Kürt köyünün trajikomik hikâyesini anlatıyordu. Hama Ali köyün ağasını oynuyordu, ben de erkeklere cilve yapan köyün tazesini oynuyordum. Adıyaman'da sette tanıştık.
Bu film için sizi nasıl bulmuşlardı?
A.D.: Taksim'de bir arkadaşımla yürürken, genç bir oğlan bizi çevirdi. Benimle de konuşmuyor, yanımdaki erkek olduğu için ona dönmüş: "Bu arkadaşım Ravin, film yönetmeni. Arkadaşınızı görmüş, filmi için onun gibi tombul birini arıyor, ne düşünür?" diye sordu. "Pardon, bir kere bana sorar mısınız? Niye ona anlatıyorsunuz? Ben zaten de oyuncuyum" dedim. Tamamen sokakta keşfedilmiş bir oyuncuyum yani.
'Zaman ileriye doğru gidiyor'
Hama Ali'yle haberleşiyor musunuz?
A.D.: Artık arkadaşız, haberleşiyoruz sadece.
Normalde beni hiç ilgilendirmez de, hikâyenin bu kadar içine girince sormadan edemeyeceğim. Sizin aşkınızı bitiren ne oldu?
A.D.: Zaman ileriye doğru gidiyor. Ferhat ile Şirin durumu yok. Gerçi bizimkinde Şirin dağları deliyor. Öyle işte... Bazen uzaklık, zaman ve hayatın yeni dönemeçleri insanı bu noktaya getiriyor.
Savaş zamanı Süleymaniye'ye gitmeye kalktığınızda aileniz, eşiniz dostunuz ne demişti size?
A.D.: Mantıklı sularda yüzmemi öğütlüyorlardı. Benden yaşça büyük biri, "Kızım sen Betty Mahmudi'nin kitabını okumadın mı? Sonra oralardan kaçmak için fellik fellik aranırsın" dedi. 'Kızım Olmadan Asla'dan bahsediyordu herkes. Benden olanlar yanımdaydı, ailemin de bana yansıtmadan çok korktuğunu biliyorum.
Filmde başlayıp filme dönüşen bir sevda hikâyesi
İstanbul’da yaşayan oyuncu Ayça Damgacı’nın Irak işgali başladığı zaman âşık olduğu Kürt oyuncu Hama Ali Khan’ı görmek için Doğu illerine yaptığı yolculuğu, Hüseyin Karabey ‘Gitmek’ filminde sinemaya aktardı. Başrolde de yine bu sevdanın kahramanları Ayça Damgacı ile Hama Ali Khan oynadı.
Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Romeo ile Juliet... Dillere destan aşk öykülerinin efsane kahramanları onlar. Hem de şu modern zamanlarda sevdalandığımız vakit öykündüğümüz kahramanlar... Aslında her sevda en az onlarınki kadar güçlü, hangi zamanda hangi mekânda yaşanırsa yaşansın. Yeter ki insan o gücü içinde hissedebilsin...
Oyuncu Ayça Damgacı işte bu gücü hissedebilen insanlardan. Sevdiği adamı bir kere görebilmek için olmadık kapıları çalacak, yollara düşecek, şehir şehir dolaşacak kadar hem de. Yönetmen Hüseyin Karabey ilk uzun metraj filmi ‘Gitmek’te onun bu yolculuğunu filmleştirdi. Biz de oradan öğrendik Ayça’nın destansı aşkını.
30’lu yaşlarında bir kadın, tek başına İstanbul’da yaşıyor. Yaşadığı dünyaya karşı oldukça duyarlı, fakat gidişattan da pek memnun değil. Bunun için olsa gerek biraz öfkeli. Tiyatro Oyunevi’nin bünyesinde sahnelenen oyunlarda rol alıyor. Derken bir gün İstiklal Caddesi’nde yürürken iki adam yaklaşıyor yanına. Biri yönetmen Ravin Asaf. Çekeceği ‘Sarı Günler’ filminde oynamasını teklif ediyor, onun oyuncu olduğunu bilmeden. Ayça önce şaşırıyor. Olayın şokunu üzerinden atınca da kabul ediyor. Uğruna yollara düşeceği Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt oyuncu Hama Ali Khan’la da bu film setinde tanışıyor. Film bitiyor, Ayça İstanbul’a, Hama Ali de Süleymaniye’ye yollanıyor tekrar görüşeceklerini umarak. Fakat iki sevdalının arasına sınırlar girdiği yetmezmiş gibi kısa bir süre sonra ABD’nin Irak’ı işgali nedeniyle savaş da giriyor.
Ayça, Hama Ali Khan’dan önce iyi olduğuna dair haberler bekliyor. Telefonla ulaşsa mümkün olmadığını bile bile “Çık gel İstanbul’a” diyecek. Fakat telefonla ona ulaşmak neredeyse imkânsız. Arada Hama Ali Khan, Ayça’ya mektup niyetine çektiği videoları göndermese meraktan delirecek. Sonra bir gün kararını veriyor Ayça: Süleymaniye’ye gidecek.
Hüseyin Karabey, Ayça Damgacı ile 2001 yılında tanışmış. Ayça ona da sormuş “Nasıl giderim Kuzey Irak’a?” diye. Böylece Ayça’nın hikâyesinden haberdar olmuş. Güneydoğu’yu iyi bildiği için ona elden geldiğince yardım etmeye çalışmış. Ve Ayça yollara düşmüş. Fakat sınırın kapalı olması durumu iyice zorlaştırmış. Ayça da Van üzerinde İran’a geçmiş. Orada beklemiş sevdiği adamı.
Ayça, bu süreçte biraz şaşkın. Çünkü Doğu gerçeğiyle yüzleşiyor. Gerçi daha önce oynadığı oyunlar nedeniyle Doğu ve Güneydoğu illerini dolaşmış, ama daha çok güzelliklerini, insanların sıcaklığını keşfetmiş. Fakat Hama Ali Khan için yaptığı yolculukta buralardaki yaşam koşullarının ne kadar ağır olduğunu tecrübe etmiş. Kaçakçılar, şoförler, anneler, mültecilerle karşılaşmış. Bu tanıklığını bir şeyler yaparak insanlarla paylaşmak istemiş. Hüseyin Karabey onu frenlemiş, üzerinden biraz zaman geçmesi gerektiğini düşünerek. Sonra ikili oturup Ayça’nın yaşadıklarını senaryolaştırıyorlar ve ‘Gitmek’ çekiliyor. Ve ortaya sinema tarihinde pek de rastlamadığımız bir durum ortaya çıkıyor: Gerçek bir olayın kahramanı kendi hikâyesi filmleşirken kendini oynuyor. Ayça Damgacı bunun aslında kolay gibi algılandığını ama hiç de o kadar kolay olmadığını söylüyor. “Çünkü” diyor “Oynarken kendime yabancılaştığım anlar oldu. Garipsedim o anlarda kendimi.”
Ayça, yaşadığı bu tecrübeden son derece memnun. Bu sevdanın ve yolculuğun hayatının önemli kırılma noktalarından biri olduğunu düşünüyor. ‘Gitmek’ temel olarak bir aşk hikâyesi anlatsa da aslında Batılı bir kadının Doğu’yu keşfi üzerine bir yol filmi. En az Ayça’nın hikâyesi kadar gerçek, samimi, bir o kadar da doğal. Filmi değerli kılan da bunlar zaten. Hüseyin Karabey “Küçükken bize öğretilen bir şarkı vardı ‘Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür’ diye. Bence insanlar o köyü gidip görsünler. Çünkü medyanın ve televizyon dizilerinin anlattığı Doğu gerçeği çok sahici değil. Ya kurban ya da katil olarak gösteriliyor. İnsani bir bakış eksik kalıyor. Ve bilmediğimiz o bölge hakkındaki ‘aracı’lardan edindiğimiz bilgiler ışığında yorumlar yapıyoruz. Bence insanlar gidip görse fikirleri değişecek. Biz bu filmde o şarkıdaki köye gittik.” diyor.
Ayça Damgacı ve Hama Ali Khan’la birlikte Volga Sorgu, Mahir Günşıray, Emrah Özdemir, Cengiz Bozkurt, Ani İpekkaya’nın rol aldığı film, ilk defa Rotterdam Film Festivali’nde gösterildi ve bol bol alkış aldı. Bizde de ilk olarak İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek. Festivalden hemen sonra da film vizyonda seyirciyle buluşacak.
http://cumaertesi.zaman.com.tr/?bl=8&hn=5247&sy=20080216
Bu yıl 27'ncisi düzenlenen İstanbul Film Festivali'nin ödülleri, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'ndaki Kapanış Galası ve Ödül Töreni'nde sahiplerini buldu.
En İyi Kadın Oyuncu ödülü ise "Gitmek" filmindeki rolü ile Ayça Damgacı'ya verildi. Ayça Damgacı'ya ödülünü "Takva" filmindeki rolüyle geçtiğimiz yıl En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Erkan Can takdim etti.
'Gitmek' New York'a gitti
Ayça Damgacı'ya İstanbul Film Festivali'nde en iyi kadın oyuncu ödülü kazandıran Hüseyin Karabey'in yönettiği 'Gitmek', New York'taki Tribeca Film Festivali'nde Türkiye'yi temsil ediyor. Irak'lı oyuncu sevgilisine ulaşmak için savaş zamanı Kuzey Irak'a gitmek üzere yola koyulan oyuncu Ayça Damgacı'nın gerçek hikayesini anlatan film, festivalin yarışma bölümünde yer alıyor. 'Gitmek'in basın tanıtım paneli 2 Mayıs'ta New York Üniversitesi kampüsünde yapılacak. 'Sınırları Geçmek: Batıdan Doğuya Sinematik Bir Yolculuk' adlı panele, filmin yönetmeni Hüseyin Karabey, yapımcısı Lucinda Englehart, oyuncusu Ayça Damgacı da katılacak. Panelin ardından bir de resepsiyon verilecek.
12'den vurdu
Hüseyin Karabey'in "My Marlon and Brando" filmi, Tribeca Film Festivali'nde yarışan 12 film arasına girdi.
Hüseyin Karabey'in "My Marlon and Brando" filmi, Robert DeNiro'nun kurucusu olduğu Amerika'nın ünlü Tribeca Film Festivali'nde büyük ödül için yarışan 12 film arasına girdi.
Favoriler arasında
27. İstanbul Film Festivali'nde Ayça Damgacı'ya "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazandıran film, Tribeca'ya doğrudan Festival Direktörü Peter Scarlet tarafından davet edildi. Film, büyük ödülün favorileri arasında. Öyle ki Scarlet, filmin festivaldeki gösterimlerinde dahi yönetmen Hüseyin Karabey'i yalnız bırakmadı.
Politik belgeseller çekti
11 Eylül sonrası New York'ta yaşanan terör korkusunu yenmek amacıyla 2002 yılında başlatılan festivalde yarışan "my Marlon and Brando", Irak Savaşı'nı ve bir Türk kızıyla orta yaşlı bir Kürt'ün aşkını konu alıyor. Film, Karabey'in (37), ilk yönetmenlik denemesi. Daha önce politik belgeseller çeken Karabey, Genco Erkal, Mahir Günşıray gibi önemli tiyatrocuların yanında oyuncu yönetmenliği eğitimi aldı.
Yönetmen Hüseyin Karabey'in filmi, ''Gitmek-My Marlon and Brando'' New York Tribeca Film Festivali'nde ''Best New Narrative Filmmaker '' ödülünü kazandı.
Yönetmen Hüseyin Karabey'in filmi, "Gitmek-My Marlon and Brando" New York Tribeca Film Festivalinde ödül kazandı.
Karabey'e, 23 Nisan-4 Mayıs tarihleri arasında New York'ta düzenlenen festivalde yarıştığı kategoride 25 bin dolar ödül verildi. Festivalden yapılan açıklamada, filmin jüri üyeleri tarafından çok beğenildiği belirtildi.
Filmin basına tanıtım paneli New York Üniversitesi kampüsünde bugün yapılacak.
ABD'de Türk kültürünü tanıtmak için faaliyet gösteren "Moon and Stars Project" ve "Amerikan-Türk Cemiyeti-American Turkish Society" ile New York Üniversitesi "Sanatçılar ve Küresel Değişim Enstitüsü" işbirliğinde yapılacak olan "Sınırları Geçmek: Batıdan Doğuya Sinematik Bir Yolculuk" adlı panele, filmin yönetmeni ve senaristi Hüseyin Karabey, yapımcısı Lucinda Englehart, başrol oyuncusu ve senaristi Ayça Damgacı ile New York sinema sektörünün önde gelen eleştirmenleri katılacak.
Filmin yönetmeni çok mutlu
Yönetmen Hüseyin Karabey, "Gitmek- My Marlon and Brando" adlı filmine New York Tribeca Film Festivali tarafından ödül verilmesini kariyerinin "en önemli ödülü" olarak nitelendirdi.
Film, ABD'nin en önemli film festivallerinden Tribeca'da "En İyi Yönetmen" ödülü kazanmasının ardından New York'ta düzenlenen bir panelle tanıtıldı.
Yönetmen Karabey, Tribeca Festivali'nde "En İyi Yönetmen" ödülü almaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi. Filmin 2000 film arasından ilk 12'ye kalıp festivalin yarışmalı kısmına seçildiğinde büyük heyecan duyduklarını anlatan Karabey, filmin festivalde güzel bir ilgi gördüğünü, gösterimine ait tüm biletlerin satıldığını söyledi.
"Aldığımız ödül benim kariyerimin en önemli ödülü" diye konuşan Karabey, ödülün Türkiye sineması için de çok önemli olduğuna inandığını belirtti. Daha önce Türkiye'nin belgesel film dalında Pelin Esmer'in "Oyun" adlı filmiyle ödül aldığını anımsatan Karabey, kendisinin de Türkiye'den ilk kez "kurmaca" dalında ödül alan yönetmen olduğunu söyledi. Karabey, festivale geçen yıllarda "Takva, Beş Vakit" gibi Türkiye'den son derece iyi filmlerin geldiğini anımsatarak, "Demek ki Türk sineması New York'ta seviliyor" diye konuştu.
"Ben sinemaya kendi hikayelerimi ekranda göremediğim için girdim" diyen Karabey, 12 yıldır film çektiğini söyledi. Tribeca'da kazandığı ödülün filmin Türkiye'deki gösterimine olumlu etkide bulunacağına inandığını söyleyen Karabey, "Ödül umarım bizim gibi farklı yerlerden sokağı anlatan hikayeleri yapan yönetmenlerin çoğalmasına yardımcı olur" dedi.
"Gitmek"in ilk uzun metrajlı filmi olduğunu kaydeden Karabey, 10 belgesel, 5 kısa film çektiğini söyledi. Bundan sonraki projelerinin daha iddialı olacağını anlatan Karabey, Türkiye'de yaşanan temel sorunları filmlerinde işleyeceğini belirtti. Karabey, panelde yaptığı konuşmada ise özellikle Yılmaz Güney'den çok etkilendiğini ifade etti ve Kültür Bakanlığı'ndan aldığı maddi destek için teşekkür etti.
Başrol oyuncusu Ayça Damgacı
Filmin başrol oyuncusu ve senaristi Ayça Damgacı da son derece mutlu olduğunu, ödüllerin sanatçıların yaratıcılığına verildiğini söyledi.
Damgacı, filmde kendi başından geçen öyküyü anlattıklarını anımsatarak, bu rolü canlandırmasının zor yanları olduğunu belirtti. Hüseyin Karabey'in son derece "hakiki ve samimi bir göze sahip" çok iyi bir yönetmen olduğunu söyleyen Damgacı, Karabey'e çok güvendiğini, ama önce kendisinin kendisini eleştirdiğini söyledi. Damgacı, filmin ortak senaryo yazarı olmasının ise işini kolaylaştıran bir yanı olduğunu vurguladı.
İstanbul Film Festivali'nde en iyi oyuncu ödülünü alan Damgacı, bundan sonra tiyatro oyuncusu olarak çalışmalarını sürdüreceğini, yer alacağı yeni projelerde yine önce kendi içine sinmesine önem vermeye devam edeceğini belirtti. Damgacı, "Anlatacak hikaye, paylaşacak hikaye olduktan sonra yoluma devam edeceğim" diye konuştu.
Filmin yapımcısı İngiliz Lucinda Englehart ise filmin ödül almasından son derece memnun olduğunu, ödülün filmin tüm dünyada gösterimini kolaylaştıracağını ve kendisinin de filmin festivallerde gösterilmesi için yoğun çaba harcadığını belirtti.
Filmin yönetmeni Karabey'e, 23 Nisan-4 Mayıs tarihleri arasında New York'ta düzenlenen Tribeca Film Festivali kapsamında en iyi yönetmen dalında 25 bin dolarlık ödül verildi. Festivalden yapılan açıklamada filmin jüri üyeleri tarafından son derece beğenildiği belirtildi.
Altın Koza'da 12 film yarışacak
Bu yıl 2-8 Haziran arasında yapılacak ''15. Altın Koza Uluslararası Film Festivali''nde 12 Türk filminin yarışacağı bildirildi.
''Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması''nda yarışacak filmler belli oldu. Toplam 29 filmin sunulduğu yarışmada, sinema yazarları ve festival sinema etkinlikleri koordinatörlerinden oluşan Festival Kurulu tarafından belirlenen 12 filmin, Altın Koza ödülüne sahip olabilmek için aday seçildiği bildirildi.
6 kişilik kurul ön değerlendirme sonucunda, yönetmenliğini Ümit Ünal'ın yaptığı ''Ara'', Hüseyin Karabey'in ''Gitmek'', Mehmet Güreli'nin ''Gölge'', Mehmet Yılmaz'ın ''Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi'', Reis Çelik'in ''Mülteci'', Derviş Zaim'in ''Nokta'', Handan İpekçi'nin ''Saklı Yüzler'', Özcan Alperler'in ''Sonbahar'', Seyfi Teoman'ın ''Tatil Kitabı'', Çağan Irmak'ın ''Ulak'', Mahsun Kırmızıgül'ün ''Beyaz Melek'' ve İnan Temelkuran'ın ''Made in Europe'' filmlerinin ''Halk Jürisi'' ve ''Büyük Jüri''nin önüne çıkmasına karar verdi.
Festival Kurulu ayrıca, Tayfun Pirselimoğlu'nun ''Rıza'', Semih Kaplanoğlu'nun ''Yumurta'' ve Fatih Akın'ın ''Yaşamın Kıyısında'' isimli filmlerinin yarışma dışı gösterim için önerilmesini de kararlaştırdı. Yarışmada ödül alacak filmlerin, 7 Haziran Cumartesi günü yapılacak ödül töreni ile sahiplerini bulacağı bildirildi.
En İyi Film Ödülü 250 bin YTL, Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü 75 bin YTL, Halk Jürisi En İyi Film ve En İyi Yönetmen Ödülü de 50'şer bin YTL olarak belirlenmişti.
Gitmek (Türkiye - Hollanda – İngiltere)
JAY WEISSBERG yazıyor
A-si Film Yapim (Türkiye)/Motel Films (Hollanda)/Spier Films (İngiltere) yapımı, Mechant Loup Prods ortaklığıyla., Ajans 21. (International sales: Insomnia World Sales, Paris.) Yapımcılar: Huseyin Karabey, Lucinda Englehart, Sophie Lorant. Executive producer, Lucinda Englehart. Co-producers, Jeroen Beker, Frans van Gestel, Dennis Tal, Harry Sutherland. Yönetmen: Huseyin Karabey. Senaryo: Karabey, Ayca Damgaci.
Oyuncular: Ayca Damgaci, Hama Ali Khan, Mahir Gunsiray, Volga Sorgu Tekinoglu, Savas Emrah Ozdemir, Cengiz Bozkurt, Ani Ipekkaya, Nesrin Cavadzade, Hakan Milli, Saadet Ciraci, Claude Leon, Serkan Salman, Ferdiye Bolu, Ahmet Yuksel Or, Omer Sahin, Riza Bas, Rahim Simsek, Sibel Ince, Sabri Mucairet.
(Türkçe, İngilizce, Kürtçe, ve Farsça diyaloglar)
Belgesel yönetmeni Hüseyin Karabey'in ilk kurgusal filmi olan Gitmek’de bir Türk aktrisin Kürt sevgilisiyle arasında gecen gerçek hayattan alınmış sınırlar arası aşk öyküsüne, gerçekte de tiyatro sanatçısı olan aktris kendi rolünü üstlenince yarı-kurgusal bir düzenleme verilmiş. Her ne kadar birinin kendi hayatını bir trajedide oynamasını seyretmek garipçe mazoistik olsa da yıldız Ayca Damgacı'nın hedefi terapi değil ve her ne kadar Karabey en başarılı çalışmasını belgesel kökenlerine bağlı kaldığı sürece gösteriyorsa da savaş ve sınırların kısıtlayıcı yapaylıkları üzerine dokunaklı bir anlatım yaratıyor. Avrupa sanat evleri ve festivalleri de bu yolculuğa katılsalar iyi olur.
Amerika’nın her an Bağdat’ı ele geçireceğine ilişkin durmadan gelen haber raporlarının yarattığı, giderek
büyüyen paranoyanın ortasında tiyatro sanatçısı Damgacı, aylar önce asık olduğu İran'lı Kürt aktör Hama Ali Khan'la ilişkiyi yakın tutmaya çalışıyor. Tek ortak dilleri olan İngilizce’yle gündelik olaylarını, yeni bir askın pohpohuyla dolu mektup ve video kasetler aracılığıyla (Hama Ali'nin gerçek video kasetleri kullanılmış) birbirlerine gönderiyorlar. Ama savaş patlak vermeye başlayınca, kendisinin İstanbul’daki eviyle Hama Ali'nin Iran sınırına yakın Süleymani'yede ki evi arasındaki uzaklık, Damgacı'yı giderek daha çileden çıkarıyor.
Sınırdan nasıl geçilebileceği konusunda öğüt vermeleri için Kürt’lere yapılan ricalar bu girişimden yıldırma çabalarıyla karsılaşınca, Damgacı sonunda ülkenin bir ucundan obur ucuna otobüs ve taksiyle giderek Habur kasabasına varıp öğreniyor ki İran’a geceleyecek.
Damgacı hem saf hem cesur - ne istediğini biliyor ve elde etmeye kararlı ama Hama Ali'nin devamlı ortaya çıkan gecikmeleri, bir bucuk yıl aradan sonra onun gerçekten kendisiyle beraber olmak isteyip istemediğini sorgulamasına neden oluyor. Sonunda Hama Ali'ye telefonla ulaşabildiğinde İran’da buluşmalarının daha kolay olacağında anlaşıyorlar ve Damgacı gidiyor kuzeye, kendisini her zamankinden daha soyutlanmış hissettiği, bilinmeyen bir ülkeye.
Bazen acıklı Damgacı'nın öyküsünü her şeyi tekrar yasıyormuş gibi anlatmasını seyretmek, özellikle yorgunluk, korku ve çaresizlik kontrolü ele aldıkça.
Mektupları iç parçalarcasına dürüst, derin bir arzu ve güvensizlik dolu ki eklenen bu otantiklik filmi kuskusuz daha dokunaklı kılıyor. Beklentilerin tersine Damgacı bebek süratli, balıketi bir kadın, Hama Ali daha yaşlı, insan canlısı bir adam: Bu herkestenlik nüansı ortak yanımız duygusunu güçlendiriyor.
Yönlendirme, konuya bir belgesel açısından yaklaşıldığında en iyi düzeyde; uygun bir biçimde Karabey ("Sessiz Olum") karakterlerinin etrafındaki ayrıntıları görmek için kullandığı, duygusallığa odaklanmış röportajlar biçiminde ortaya çıkan meraklı bir göze sahip. Damgacı ve taksi şoförünün yöresel bir düğüne rast gelmelerini içeren uzun bir sahne, araya hem neşeli bir duygu hem de yürek ısıtıcı etnik bir acı sokuyor ama Karabey'in kurgusal yönlendirici olarak stili tam oluşmamış.
Müzik, Kürt şarkıcı Aynur Doğan'ın başkasınınkiyle karıştırılamaz, büyüleyici sesini de içererek bu değişik uluslardan melodiler kullanıp sık sık o hüzünlü özlem duygusunu artırıyor. Ad acısından "Benim Marlon ve Brando'm" kulağa daha az saka yollu geliyor diğer şefkat dolu sözler listesine eklendiği zaman ("Sen benim her şeyimsin" vs.) ve ayrıca Türkçe "Gitmek" -aşağı yukarı "kendini alıp bir yere götürmek"- sözünün tam çevirisi İngilizce’ye pek uymuyor.
Kamera (HDV-to-35mm), A. Emre Tanyildiz; editor, Mary Stephen; müzik, Kemal S. Gürel, Hüseyin Yıldız, Erdal Güney; yapım tasarım, Alper Yanar; kostüm tasarım, Yasemin Taşkın; ses (Dolby), Mohammed Mokhtari, Denis Kologlu, Arwin Bakker; line producer, Ozcan Alper; yardımcı yönetmen, Guliz Saglam; casting, Banu Ozturk.
Elestirisi Rotterdam Film Festivali'nde Yapilmistir (Time & Tide), Ocak, 25, 2008. Süre: 93 DAKİKA.
Türkçe’ye çeviren: Ebru Acar
Kemal Sahir Gürel resmi siteden alıntıdır.
http://img142.yukle.tc/images/78345545481.jpg http://img142.yukle.tc/images/80015545483.jpg
"Gitmek" filminin yönetmeni Hüseyin Karabey, Peter Scarlet'in Manhattan'daki dairesinde verdiği partiye katıldı.
Geçtiğimiz hafta yapılan Tribeca Film Festivali'nde "Gitmek" (My Marlon and Brando) filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan Hüseyin Karabey ve filmin müziklerini yapan üç kişilik ekipten Erdal Güney, festivalin sanat danışmanı Peter Scarlet'in Manhattan'daki dairesinde verdiği partiye katıldı. Partide, "Şeytan Ayetleri" kitabının yazarı Salman Rüşdü, festivalin kurucusu Robert De Niro ve ünlü yıldız Ornella Muti de vardı. De Niro, Erdal Güney'in çaldığı bağlamayı büyük bir hayranlık ve ilgiyle dinledi. Müziklerini Erdal Güney, Kemal Sahir Gürel ve Hüseyin Yıldız'ın yaptığı film, Irak Savaşı'nı ve bir Türk kızıyla orta yaşlı bir Kürt'ün aşkını konu alıyor.
Kaynak: Hürriyet Kelebek eki
Ülkemizin en önemli festivallerinden biri olan Altın Koza Film Festivali’nde ödüller bu gece yaşanan muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Ülkemizde son dönem çekilen Türk filmlerinin yarıştığı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda En İyi Film Ödülü Özcan Alper’in yönettiği Sonbahar’a verilirken, Büyük Jüri Yılmaz Güney Özel Ödülü ise İnan Temel Kuran’ın yönettiği Made In Europe’ın oldu.
Başladığı günden bu yana ülkemizin güneyinden sinema fırtınası estiren 15. Altın Koza Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda ödüller sahiplerini buldu. Son dönemde çekilen 12 Türk filminin yarıştığı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda En İyi Film Özcan Alper’in yönettiği Sonbahar oldu. Büyük Jüri Yılmaz Güney Özel Ödülü İnan Temelkuran’ın yönettiği Made In Europe filmine verildi. Jüri Özel Ödülü ise yaratıcı ortak çalışma nedeniyle Sonbahar filminin yönetmeni Özcan Alper, görüntü yönetmeni Feza Çaldıran ve sanat yönetmeni Canan Çayır’a gitti. Festivalin En İyi Yönetmen Ödülü’nü ise Made In Europe filmiyle İnan Temelkuran aldı.
En İyi Görüntü Yönetmeni ödülü Nokta filmiyle Ercan Yılmaz’a, En İyi Sanat Yönetmeni Gölge filmiyle Selda Çiçek’e verilirken; 15. Altın Koza Film Festivali’de En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Ara filmindeki rolüyle Selen Uçar ve Gitmek filmindeki rolüyle Ayça Damgacı arasında paylaştırıldı.
En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü ise Made In Europe filminin 18 erkek oyuncusuna verildi. Ödül alan isimler şöyle: Teoman Kumbaracıbaşı, Murat Öncül, Ali Çelik, Murat Makçı, Murat Kılıç, Ruhi Sarı, Mustafa Kırantepe, Hasan Şahintürk, Barış Yıldız, Emin Gürsoy, İnan Temelkuran, Güven İnce, Kadir Çermik, Ali Rıza Kubilay, Öner Erkan, A. Mümtaz Taylan, İnan Ulaş Torun ve Aykut Kayacık.
En İyi Yarımcı Kadın Oyuncu Ödülü, Sonbahar filmindeki oynuyla Megi Kobaladze’ye, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü ise Gölge filmindeki oynuyla Serkan Ercan’a verildi.
Umut Veren En İyi Genç Kadın Oyuncu kategorisinde ise ödüle Saklı Yüzler filmiyle Şenay Aydın değer görülürken, aynı kategoride En İyi Genç Erkek Oyuncu ödülü alan isim Ulak filmindeki rolüyle Kaya Akaya oldu.
15. Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Senaryo dalında ödül heykelciğini alan isim Ara filmiyle Ümit Ünal oldu. En İyi Müzik dalında Nokta filmiyle Mazlum Çimen, En İyi Kurgu dalında Ara filmiyle Çiçek Kahraman ödüle değer görüldüler.
En İyi Stüdyo Ödülü’nü ise Nokta filmiyle 2/35 ve Beyaz Melek filmiyle Zound paylaştılar.
15. Altın Koza Film Festivali’nde Halk Jürisi Ödülü ise Çağan Irmak’ın yönettiği Ulak’a verildi.
12 FİLM YARIŞTI
15. Altın Koza Film Festivali’nde ön değerlendirmeyi geçerek, jüri önüne çıkmaya değer görülen 12 film şunlardı:
Ara - Yönetmen: Ümit Ünal
Beyaz Melek – Yönetmen: Mahsun Kırmızıgül.
Gitmek - Yönetmen: Hüseyin Karabey
Gölge - Yönetmen: Mehmet Güreli
Hazan Mevsimi: Bir Panayır Hikayesi – Yönetmen: Mehmet Eryılmaz
Made In Europe – Yönetmen: İnan Temelkuran
Mülteci - Yönetmen: Reis Çelik
Nokta – Yönetmen: Derviş Zaim
Saklı Yüzler – Yönetmen: Handan İpekçi
Sonbahar – Yönetmen: Özcan Alper
Tatil Kitabı – Yönetmen: Seyfi Teoman
Ulak – Yönetmen: Çağan Irmak
ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI JÜRİSİ
Festivalde başkanlığını Derya Alabora’nın yaptığı jüri üyeleri şunlardı: Oyuncu Başak Köklükaya, müzisyen Cahit Berkay, yönetmen Ezel Akay, görüntü yönetmeni Hayk Kirakosyan, oyuncu Lale Mansur, sinema yazarı Murat Özer, yapımcı Sadık Deveci ve yönetmen – senarist Sırrı Süreyya Önder.
15. Altın Koza Film Festivali’nin Ödül Töreni bu gece saat 20.00’de Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda yapıldı. TRT 2’den canlı olarak yayınlanan törenin sunuculuğunu Ayşe Nur Yazıcı ve Emre Karayel üstlendi.
Törene, yerli ve yabancı sinema ve medya konuklarından oluşan yaklaşık 600 kişilik bir davetli grubu katıldı.
|
|