Tüm Versiyonu Göster : Rita Hayworth


aşk_bu
18-07-07, 13:36
Rita Hayworth (1918 - 1987)
Sinemanın efsane güzeli olan ayrıca sinemanın en seksi yıldızlarından "Gilda" karakterine can veren Rita Hayworth ya da asıl adıyla Margarita Carmen Cansino 17 Ekim 1918’de İspanyol asıllı bir babanın ve Amerikalı dançı bir annenin çocuğu olarak Amerika'nın New York kentinde doğdu. Anne ve babası profesyonel dansçılardı ve Rita küçüklüğünden itibaren dans ile iç içe yaşamak durumunda kaldı. Ailesinden aldığı eğitimle dansa başlayan Rita Hayworth, bir süre sonra hayatın tümüyle danstan oluşmadığının farkına vardı ve yeni uğraşlar bulmaya başladı. 12 yaşında oyunculuk dersleri almaya başlayan Hayworth, 15 yaşında Fox stüdyosu ile bir sözleşme imzaladı. Bir iki minik rolden sonra Hayworth “Dante's Inferno” ile nispeten ciddi bir rol kapmayı başardı. Bu filmin künyesinde adı Rita Cansino olarak geçiyordu.
Bir süre küçük rollerle idare etmek zorunda kalan Hayworth, 1938 yılında rol aldığı “Who Killed Gail Preston?” filmi ile dikkat çekmeyi başardı. 1941 yılında rol aldığı “Strawberry Blonde” ve “You'll Never Get Rich” Hayworth’u yıldız yaptı. O sırada 23 yaşında olan güzelliğinin zirvesindeki Hayworth, erkeklerin aklını başından alırken yaşadığı aşklarla da gündemde kalmayı başarıyordu.
1937 yılında evlendiği Edward C. Judson ile yaşadığı çalkantılı evlilik, 1943 yılında sona erdi. Hayworth bu evliliğin hemen ardından usta yönetmen Orson Welles ile evlendi. Welles arkadaşları ile 2000 dolarına bahse girerek Hayworth’u tavlayacağını iddia etmişti. Welles 2000 doları kazandı kazanmasına ama çift 5 yıl süren evlilikleri boyunca pek de huzurlu olamadılar.
Küçüklüğünden itibaren aldığı dans eğitimi sayesinde müzikal filmlerde çok başarılı olan Hayworth bu dönemde rol aldığı “You Were Never Lovelier”, “Tales of Manhattan” gibi filmlerle yerini sağlamlaştırdı. Bu sırada ABD’nin savaşa girmesi ile askerlere moral vermek için çeşitli faaliyetlere katılan Hayworth, 1944 yılında rol aldığı “Cover Girl / Kapak Kızı” filmi ile seksi vücudunu ön plana çıkardı.
1946 yılında rol aldığı “Gilda” Rita Hayworth’un kariyerinin zirvesi oldu. Kumarhane sahibi Ballin Mundson'ın güzel ve çekici eşi Gilda aynı zamanda kocasının Buones Aires'deki kumarhanesinde krupiye olarak çalışan eski kumarbaz Johhny Farrel'in eski sevgilisidir. Aralarındaki çekimin farkına varan Mundson ikisini biraraya getirmeye karar verir ve Farrel'i karısının bodyguard'ı yapar... Bu unutulmaz kara filmde canlandırdığı Gilda karakteri ile özdeşleşen Rita Hayworth, özellikle “Put The Blame on Mame” şarkısı eşliğinde striptiz yaptığı sahne ile sinema tarihinin unutulmazları arasındaki yerini aldı. Bugün bile Rita Hayworth denince akla Gilda’nın gelmesi, filmin ve Hayworth’un başarısının bir göstergesidir. Gilda hakkında anlatılan sayısız efsane vardır ama Amerikalıların nükleer denemeler sırasında Bikini adasına attıkları bombaya “Gilda” adını vermesi bunların arasında en ilginçlerinden biridir.
“Gilda”dan sonra kazandığı şöhreti iyi değerlendiren ve rol aldığı filmlerle ününe ün katan Hayworth, 1953’te rol aldığı “Salome”dan sonra 1957’ye kadar sinemadan uzak kaldı. 1957 yılında “Pal Joey” adlı müzikal ile sinemaya dönüş yapan Hayworth, bu filmle birlikte müzikal ağırlıklı filmlerde rol almaya devam etti ancak güzel yıldız artık eskisi kadar sık film çevirmiyordu. 1966’dan itibaren Avrupa’da şansını deneyen güzel yıldız İtalya’da “L'Avventuriero" ve “Bastardi” gibi filmlerde rol aldı.
70’li yılların sonunda yakalandığı Alzheimer nedeniyle sinemadan koparak kendi köşesine çekilen Hayworth, 14 Mayıs 1987’de doğum yeri New York’ta hayata veda etti. Toplam beş kez evlenen güzel yıldızın Orson Welles ve Prens Aly Khan’dan birer kızı bulunuyor.

http://img510.imageshack.us/img510/640/ritahayworth5vt6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:10
Eşi peygamber torunuydu

Seyit olduğunu iddia eden Elazığlı ailenin Almanya'da Hıristiyan olması "seyitliği" gündeme taşıdı. Aktris Rita Hayworth'ın ikinci kocası peygamber soyundan geliyordu. Büyük Ağa Han'ın oğlu Ali Han ile evlenen Rita, 100 kilo havyarın ikram edildiği düğününde hamileydi.
Rita Hayworth da seyyid geliniydi
Hazreti Muhammed'in Soyundan olduğunu söyleyen Elâzığlı D. ailesi, Almanya'da din değiştirip Hristiyan olmuş. İslam dünyasından asırlardan buyana vârolan Seyyid ve Şerif unvanları, bu unvanı kullanan kişilerin Hazreti Muhammed'in neslinden geldiğini gösterir. Peygamberin torunlarından Hüseyin'in torunları Seyyid, soyağaçları Hazreti Hasan'a bağlananlar da Şerif'dir. Bu iki unvan, İslam dünyasından asırlar boyunca bir statü sembolü oldu ve seyyidlerle şerifler, her zaman saygı gördüler. Osmanlı zamanında, bu ailelerin kayıtlarının tutulması ve sorunlarının çözülmesi işleriyle Nakibüleşraf unvanını taşıyan ve kendisi de peygamber soyundan gelen yüksek düzeydeki bir devlet görevlisi ilgilenirdi. Bir kişinin peygamber soyundan geldiğini ispat etmesi için, elinde Nakibüleşraf tarafından tasdik edilmiş bir soyağacının bulunması şarttı. Peygamber torunları vergiden ve askerlikten muaf oldukları için, bu unvan zamanla istismar edilir bir hâl aldı ve sahte şecereler dolaşır oldu Devlet, sahte seyyidleri ortaya çıkartabilmek için birçok defa geniş araştırmalara girişti ve şecereler iptal edildi. Ama kimin peygamberin gerçek torunu, kimin ise sahtekâr olduğu hiçbir zaman net bir şekilde anlaşılamadı. İslam dünyasında ve Türkiye'de bugün seyyid ve şerif olduğunu iddia eden onbinlerce kişi yaşıyor ve bu kişilerin hangisinin gerçek seyyid yahut şerif olduğunu öğrenmenin imkânı artık bulunmuyor. Hazreti Muhammed'e uzanan soyağacının gerçekliği konusu en az tartışılan ve bilim dünyasının peygamberin hakiki torunları olarak kabul etmeye yatkın bulunduğu tek bir ailevar: Hazreti Hüseyin'in torunu İmam Caferü's-Sadık'ın oğullarından İsmail ibn Cafer'i "imam" tanıyan İsmaili Mezhebi'nin dini liderliğini yapan Ağa Han ailesi.
100 KİLO HAVYAR
İsmail ibn Cafer'in "imam" kabul edilmesinin üzerinden geçen 1230 sene boyunca siyasette de söz sahibi olan ailenin son devirlerdeki en meşhur iki ismi ise, müridleri tarafından altınla tartılan ve 1957'de ölen Üçüncü Ağa Han ile Ağa Han'ın çapkınlıklarıyla meşhur oğlu Ali Han idi. Ali Han, 1949'da dünyanın en güzel kadınlarından olan Amerikalı sinema oyuncusu Rita Hayworth ile evlenmişti. Güney Fransa'nın Cannes kasabasında yapılan düğüne dünya sosyetesinin en önemli 500 ismi davet edilmiş; düğünde 100 kilo havyar yenmiş, 600 şişe şampanya içilmiş ve 200 şişe de parfüm sıkılmıştı. Düğünün İsmaili nüfusun yoğun olduğu Hindistan'da da tekrar edilmesi planlanmış ama Rita'nın nikâhtan önce hamile kalması yüzünden rezaletten çekinilmiş ve vazgeçilmişti. Ağa Han'dan Yasemin adında bir kızı olan Rita Hayworth, kocasından 1953'te boşandı. Oğlunun zanparalıklarından bıkıp usanan ve "Bu adamın değer yargıları da yok, zevki de..." diyen Ağa Han ise, Ali Han'ın dini liderlik yapamayacağını inanarak unvanlarının yanısıra liderliği de Harvard mezunu olan torunu Kerim Han'a bıraktı. İsmaili Mezhebi'nin liderliğini şu anda Dördüncü Ağa Han unvanıyla Kerim Han yapıyor ve ailenin kurduğu vakıflar mimariden eğitime kadar birçok alanda faaliyet gösteriyor.

http://img509.imageshack.us/img509/3586/bigcpicoj1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:15
http://img170.imageshack.us/img170/5610/glamourbu0.jpg (http://imageshack.us)
http://img170.imageshack.us/img170/9475/spyhuntdy6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:20
Onların aşkı unutulmaz

Glenn Ford ve Rita Hayworth (Gilda): Türkiye'de -Şeytanın Kızı Gilda- ismiyle gösterilen 1946 yapımı filmde buluşan Ford ile Hayworth, yine fırtınalı bir ilişkinin kahramanlarıydı. Güzel Gilda'ya umutsuzca aşık olan Johnny Farrell adlı kumarbaz, -Ondan çok nefret ettim. Ama onu aklımdan bir türlü çıkaramadım- diyordu.
http://img390.imageshack.us/img390/3903/adszsm4.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:23
`Oscarsız` ünlüler.
Halle Berry, Angelina Jolie gibi genç nesil oyuncuların taşıdığı `Oscarlı oyuncu` sıfatına aralarında efsanelerin de bulunduğu sanatçılar yaşamları boyunca hiç sahip olamadı.
Sinema devleri Cary Grant , Burt Reynolds , Marlene Dietrich , Judy Garland , Greta Garbo , Rita Hayworth , Ava Gardner , Deborah Kerr ile yeni kuşağın gözde oyuncuları Tom Cruise , Brad Pitt , Nick Nolte , Ralph Fiennes , Jim Carrey , George Clooney , Meg Ryan Oscar `ı hayallerinde gören isimlerden birkaçı.

http://img170.imageshack.us/img170/7054/virginials9.jpg (http://imageshack.us)
http://img408.imageshack.us/img408/4061/goldlamejo0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:30
`Gilda` mahzun, Glenn Ford öldü
Filmlerde güçlü, düşünceli ve lider karakterleri canlandıran ünlü oyuncu Glenn Ford öldü. Ford, en ünlü filmlerinden ‘Gilda`da Rita Hayworth`un karşısında çizdiği unutulmaz kompozisyonla hafızalarda yer etmişti.
BEVERLY HİLLS - Polis tarafından yapılan açıklamaya göre, 90 yaşındaki Ford , dün akşamüstü sağlık görevlileri tarafından ölü bulundu.‘The Blackboard Jungle `, ‘Gilda ` ve ‘The Big Heat ` gibi filmlerle tanınan Ford , 1 Mayıs `ta Hollywood `daki tarihi Mısır sinemasında verilen 90`ıncı yaş günü partisine sağlığı elvermediği için katılamamıştı. 1990`lı yıllarda birkaç kez kalp krizi geçiren Ford , 53 yıllık sinema kariyerinde çok sayıda filmde rol aldı . Filmlerde genellikle ‘yakışıklı sert erkeği` oynayan Ford `un en çok bilinen filmleri arasında ‘Superman `, ‘Gilda `, ‘The Sheepman`, ‘The Gazebo `, ‘Pocketful of Miracles ` ve ‘Don `t Go Near the Water ` bulunuyor. İyi bir binici ve eski bir polo oyuncusu Ford , birçok ‘Western ` filminde de oynadı. Bu filmler arasında `3.10 to Yuma ”, ‘Cowboy`, ‘The Rounders`, ‘Texas `, ‘The Fastest Gun Alive ` ve ‘Cimarron ` bulunuyor. Ford 1943`te evlendiği, kendisi gibi oyuncu olan Eleanor Powell `dan 1959`da boşandı. Çiftin bu evlilikten bir oğulları oldu. Ford `un 1965`te oyuncu Kathry Hays ile evliliği ise çok kısa sürdü. Glenn Ford `un, kendisinden 32 yaş küçük model Cynthia Hayward ile 1977`de yaptığı evlilik de 1984`te noktalandı.

http://img236.imageshack.us/img236/8674/ritawa0.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:34
Sinemanın efsane güzeli olan ayrıca sinemanın en seksi yıldızlarından "Gilda" karakterine can veren Rita Hayworth ya da asıl adıyla Margarita Carmen Cansino 17 Ekim 1918’de İspanyol asıllı bir babanın ve Amerikalı dançı bir annenin çocuğu olarak Amerika'nın New York kentinde doğdu. Anne ve babası profesyonel dansçılardı ve Rita küçüklüğünden itibaren dans ile iç içe yaşamak durumunda kaldı. Ailesinden aldığı eğitimle dansa başlayan Rita Hayworth, bir süre sonra hayatın tümüyle danstan oluşmadığının farkına vardı ve yeni uğraşlar bulmaya başladı. 12 yaşında oyunculuk dersleri almaya başlayan Hayworth, 15 yaşında Fox stüdyosu ile bir sözleşme imzaladı. Bir iki minik rolden sonra Hayworth “Dante's Inferno” ile nispeten ciddi bir rol kapmayı başardı. Bu filmin künyesinde adı Rita Cansino olarak geçiyordu.
Bir süre küçük rollerle idare etmek zorunda kalan Hayworth, 1938 yılında rol aldığı “Who Killed Gail Preston?” filmi ile dikkat çekmeyi başardı. 1941 yılında rol aldığı “Strawberry Blonde” ve “You'll Never Get Rich” Hayworth’u yıldız yaptı. O sırada 23 yaşında olan güzelliğinin zirvesindeki Hayworth, erkeklerin aklını başından alırken yaşadığı aşklarla da gündemde kalmayı başarıyordu.
1937 yılında evlendiği Edward C. Judson ile yaşadığı çalkantılı evlilik, 1943 yılında sona erdi. Hayworth bu evliliğin hemen ardından usta yönetmen Orson Welles ile evlendi. Welles arkadaşları ile 2000 dolarına bahse girerek Hayworth’u tavlayacağını iddia etmişti. Welles 2000 doları kazandı kazanmasına ama çift 5 yıl süren evlilikleri boyunca pek de huzurlu olamadılar.
Küçüklüğünden itibaren aldığı dans eğitimi sayesinde müzikal filmlerde çok başarılı olan Hayworth bu dönemde rol aldığı “You Were Never Lovelier”, “Tales of Manhattan” gibi filmlerle yerini sağlamlaştırdı. Bu sırada ABD’nin savaşa girmesi ile askerlere moral vermek için çeşitli faaliyetlere katılan Hayworth, 1944 yılında rol aldığı “Cover Girl / Kapak Kızı” filmi ile seksi vücudunu ön plana çıkardı.Mundson'ın güzel ve çekici eşi Gilda aynı zamanda kocasının Buones Aires'deki kumarhanesinde krupiye olarak çalışan eski kumarbaz Johhny Farrel'in eski sevgilisidir. Aralarındaki çekimin farkına varan Mundson ikisini biraraya getirmeye karar verir ve Farrel'i karısının bodyguard'ı yapar... Bu unutulmaz kara filmde canlandırdığı Gilda karakteri ile özdeşleşen Rita Hayworth, özellikle “Put The Blame on Mame” şarkısı eşliğinde striptiz yaptığı sahne ile sinema tarihinin unutulmazları arasındaki yerini aldı. Bugün bile Rita Hayworth denince akla Gilda’nın gelmesi, filmin ve Hayworth’un başarısının bir göstergesidir. Gilda hakkında anlatılan sayısız efsane vardır ama Amerikalıların nükleer denemeler sırasında Bikini adasına attıkları bombaya “Gilda” adını vermesi bunların arasında en ilginçlerinden biridir.“Gilda”dan sonra kazandığı şöhreti iyi değerlendiren ve rol aldığı filmlerle ününe ün katan Hayworth, 1953’te rol aldığı “Salome”dan sonra 1957’ye kadar sinemadan uzak kaldı. 1957 yılında “Pal Joey” adlı müzikal ile sinemaya dönüş yapan Hayworth, bu filmle birlikte müzikal ağırlıklı filmlerde rol almaya devam etti ancak güzel yıldız artık eskisi kadar sık film çevirmiyordu. 1966’dan itibaren Avrupa’da şansını deneyen güzel yıldız İtalya’da “L'Avventuriero" ve “Bastardi” gibi filmlerde rol aldı.70’li yılların sonunda yakalandığı Alzheimer nedeniyle sinemadan koparak kendi köşesine çekilen Hayworth, 14 Mayıs 1987’de doğum yeri New York’ta hayata veda etti. Toplam beş kez evlenen güzel yıldızın Orson Welles ve Prens Aly Khan’dan birer kızı bulunuyor.

http://img102.imageshack.us/img102/2158/boblandryzk8.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:39
http://img329.imageshack.us/img329/5596/smileflowersbo3.jpg (http://imageshack.us)
http://img101.imageshack.us/img101/1897/life1947rn6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:44
efsanenin efsane filmi...o kızıl saçlarını savurması yok mu.....

rita hayworth'un filmde çıkarıp attığı eldivenlerini gibi üzerinde pek şık duran fakat istediğinde çıkarıp atamadığı için kişilik bunalımı yaşadığı rolu. tam olarak hatırlayamamakla birlikte kendisinin bu konuyla ilgili olarak "erkekler gilda'yla yatıp rita'yla uyandıklarında yüzlerindeki ifadeyi görmeye tahammül edemiyorum" gibilerinden bir kelamı da vardır.

rita hayworth'un onu efsanelestiren rolu yanında glenn ford un da her haline hayran olunası film dir ayrıca.

tüm erkeklerin hayallerini süslemiştir kızıl saçları ile lakin film siyah beyazdır.

put the blame on mame

Ediz Hun ve Filiz Akın'ın oynadığı bir Türk versiyonu olan film. Orjinal filmdeki saçları savurma sahnesini Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) adlı filmde de görebilirsiniz.

Ayrıca Rita'nın dans ettiği sahne izlenmelidir.
Bu film için Rita der ki: Gilda ile yatip Rita ile uyanırlar.

türkan şoray ve kadir inanır'ın başrollerini paylaştığı devlerin aşkı adlı filmin konusu, hatta diyalogların çoğu bu filmden alıntıdır.filmde gilda türkan şoray,johnny kadir inanır ve gilda'nın zengin sevgilisi ballin, savaş başar olmuş.

tekrar tekrar seyredilesi, sorunlu aşkın o dönemdeki ilk yansımalarını anlatan filmlerden biridir. herşey mutlu mesut değildir bu filmde, bu yüzden de çok güzeldir. bu tarihten sonra da her seyredişte glenn ford'un anılacağı film olacaktır.

http://img329.imageshack.us/img329/8850/mysterygc8.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:48
Faust'tan Falstaff'a
Peter Conrad sinema dehası ve umursamaz Orson Welles'in biyografisini yazdı
Orson Welles bir keresinde "Her zaman hayattan daha büyük olmak zorundayım" demişti, "Bu yapımdaki bir bozukluk." Bu birbirini izleyen iki cümledeki çelişki, yani kendini övmenin arkasından gelen bir kendini yerme, Orson Welles'in neden son derece ilginç, bir o kadar da karmaşık bir karakter olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Henüz bir yeniyetmeyken dahi olduğu anlaşılan Orson Welles, hep büyük bir adam olmak istedi. Sinema kariyeriyle yetinmeyerek politikaya atılmaya kalktı, ama boşanmış bir adamın (Rita Hayworth'tan) asla başkan seçilmeyeceği düşüncesiyle bu arzusundan vazgeçti. Bütün hayatını zorbaları, cengaver kralları, emperyalist ve hain tüccarları canlandırarak geçiren Welles, büyüklüğünün kişiliğinin görkeminden mi yoksa iri fiziğinden ve güçlü sesinden mi kaynaklandığından bir türlü emin olamadı.
20'li yaşlarının başında Marlowe'un trajedisindeki kutsal süper kahraman Faust'u oynayan Welles hayatını Shakespeare'in tarihi oyunlarından uyarladığı "Chimes at Midnight/Geceyarısında Çanlar" filminde tembel ve sarhoş bir Falstaff olarak noktaladı. Welles, yaşlılığında kucağında köpeği Kiki, Los Angeles'ta bir lokantada müşteri çektiği için bedavaya yemek yiyor, ününü Danimarka birası, Kaliforniya şarabı ve Japon viskisi reklamlarında kullanarak para kazanıyor ve o oratoryolara uygun otoriter ses tonunu bir çikolatalı pudding markası reklamında değerlendiriyordu.
Kutsal canavar, ahlâksız palyaço
Welles filmlerini sansürleyen bürokrasi makasçılarının aziz mertebesine ulaştırdığı bir trajik kahraman mıydı? O, kendini komik bir figür olarak görmeyi tercih ediyor ve en tepeden başlayıp basamakları itinayla en aşağı kadar inmiş olmasıyla dalga geçiyordu. Bu ironik kendini savunma şekli, tamamlamayı nadiren başardığı filmleri için birtakım yapımcılardan para isterken, sefaletini örtüyordu. O, tıpkı Othello ve Lear gibi aynı anda hem asil hem zayıf, hem vahşi hem acınası, hem fırtınalar estiren bir tanrı hem şımarık bir çocuk, hem kutsal bir canavar hem de ahlâksız bir palyaçoydu. Tohumlarını etrafa saçan bir ağaçtı adeta, gerçekleştirebileceğinden çok daha fazla fikri vardı.
Filmleri için para bulmakta hep güçlük çeken ve karmaşık çalışma metodlarıyla sık sık kendini sabote eden Welles, sadece bir düzine film tamamlayabildi. Bunların arasında Amerika'nın masumiyetini kaybetmesine tanıklık eden "Yurttaş Kane" ve "The Magnificent Ambersons/Şahane Amberson'lar", şövalyelere özgü bir romansı anlatan the "Lady from Shanghai/Şangaylı Kadın", Hitchcock'un, kendisi asla kabul etmemiş olsa da, "Sapık"ı çekmesine neden olan "Touch of Evil/Bitmeyen Balayı", gizli polisin yerine bilgisayarı koyarak güncelleştirdiği Kafka'nın paranoyak toplum fantezisi 'Dava'nın uyarlaması, bazıları.
Tamamlayabildiği filmlere bakınca, insan tamamlayamadıklarının ya da sadece hayal ettiklerinin fantezilerini kurmadan edemiyor.
Bir western'den kalma kömür madeni setinde çekilen "Macbeth" filminden yıllar önce, Orson Welles, bu trajedinin "Rüzgarlı Tepeler" ve "Frankenstein'ın Gelini" arası bir versiyonunu çekmeyi düşündüğünden bahsetmişti. İncil'in filmini Utah ve New Mexico Çölleri'nde çekip İsa'nın Amerika kıtasını da kurtarıp kurtarmayacağını görmeyi arzuluyordu. Rita Hayworth'le evliyken ona Carmen ve Salome'yi oynatmak istedi. Tabii aklında pek de edepli versiyonlar yoktu. Hayworth, Welles'den boşandıktan sonra Carmen'i de, Salome'yi de canlandırdı, ama Welles'in dahi yönetmenliği olmadan. Don Jose'yle evlendikten sonra sevişen bir Carmen ve vaaz dinleyen cici kız Salome pek fazla yankı uyandırmadı.
Orson Welles'e en yakışacak özyaşam öyküsü, üzerinde parası oldukça 20 yıl boyunca aralıklı olarak çalıştığı "Don Kişot" filmiydi. Kariyeri boyunca canlandırdığı karakterlerin ya Faust olmayı amaçlayan ya da Don Kişot gibi dünyayı olduğundan daha iyi bir yer yapmak isteyen idealistler olduğunu söylerdi; toplumu değiştirmek arzusuyla yanıp tutuşan Kane, "Şangaylı Kadın"daki becerikli denizci O'Hara ya da geceyarısı uzaktan gelen çan seslerinin yankılarını dinleyerek Welles'in 'kayıp cennet' olarak tanımladığı mutlu bir İngiltere'nin düşünü kuran Falstaff. Tabii Don Kişot hiçbir zaman tamamlanamadı.
Welles hayal kırıklıklarını sanatı umursamadığını söyleyerek iyileştirmeye çalışırdı. "Beni elde edeceğim sonuç değil, eylemin kendisi ilgilendiriyor" derdi. "Resim yapıyorum, yazıyorum, sonra da yarattığım her şeyi yok"ediyorum."
Orson Welles, geçmişe bakıp yaptığı hataları düzeltmek istercesine, 1985'teki ölümünden az önce iki tane otobiyografik senaryo yazdı. Biri, "The Big Brass Ring/Büyük Pirinç Yüzük", aynı Welles'in ölümsüz kahramanı Yurttaş Kane ve bir zamanlar kendisinin yaptığı gibi, hiçbir zaman sahip olamadığı politika kariyeriyle flört ediyordu. Senaryoda bir başkan adayı ve Welles'in canlandıracağı danışmanı sorumluluktan kaçarak Afrika'ya gider. Tabii film hiçbir zaman çekilemedi, çünkü Welles zamanın para getirecek hiçbir aktörünü sorumluluktan kaçan bir başkan adayı rolünü oynamaya ikna edemedi, dolayısıyla film için gerekli parayı bulamadı. İkinci otobiyografik senaryosu "The Cradle Will Rock/Beşik Sallanacak"ta ise Broadway'deki ilk sezonlarını hatırlayıp yeniden yorumlayan Welles, Rupert Everett'i kendi gençliğini oynamaya ikna etmişti. Ama bu film de yapılamadı.
Peter Conrad'ın yazdığı "Orson Welles: The Stories of His Life/Orson Welles: Hayatının Öyküleri" adlı biyografi 18 Eylül'de Faber Yayınevi tarafından Britanya'da yayınlanıyor.
Ayrıca National Film Theatre 22 Ekim'e kadar sürecek bir Orson Welles filmleri toplu gösterisi düzenliyor. Kısacası, bu sonbahar, büyük ustayı ve yapıtlarını bir kez daha hatırlamak için iyi bir zaman, özellikle de Londra'ya yolunuz düşerse.

http://img339.imageshack.us/img339/246/colorcloseix4.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:52
http://img159.imageshack.us/img159/3783/chokerwy1.jpg (http://imageshack.us)
http://img72.imageshack.us/img72/567/circusik9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 15:56
Orson Welles
Halen sinema tarihinin en önemli filmi olarak kabul edilen "Citizen Kane"in deli-dahi yönetmeni olan Orson Welles, ilginç hayat hikayesi ile de biliniyor. Tiyatro oyuncusu olarak başladığı kariyerine, radyo programcılığı, yönetmenlik ve yapımcılık ile devam etmiş, geriye rol aldığı ve yönettiği birçok film bırakmıştır.
Orson Welles 1915 yılında ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası bisiklet parçaları üreten bir mucit, annesi ise piyanistti. Annesi ona piyano ve keman dersleri veriyor, Shakespeare öğretiyordu. Daha sonraki yıllarında filmlerinde bu etkiler göze çarpıcaktı.
9 yaşındayken annesi Beatrice'i, 15 yaşındayken de babası Richard'ı kaybedince bakımını Chicago'da yaşayan Dr. Maurice Bernstein üstlendi. 1931 yılında ilk tiyatro oyunlarını sergilediği Woodstock'daki Todd Erkek Okulu'ndan mezun oldu. Dublin'deki Gate Tiyatrosu'ndan bazı küçük roller için teklif aldı. 1934 yılına gelindiğinde ise New York'da radyo oyunculuğu yapıyordu. Aynı yıl kendisi gibi oyuncu olan Virginia Nicholson ile evlendi.

1936 yılına kadar İngiltere'de ve Amerika'da birçok tiyatro oyununda rol aldı. Daha sonra Negro Tiyatro Topluluğu'ndan teklif aldı ve burada kendi ekibini oluşturup klasik tiyatro eserlerini oynama fırsatı buldu. İlk sahneye koydukları oyun Macbeth ile üstün bir başarı elde ettiler. Bu tiyatroda Marc Blitzstein'nin "The Cradle Will Rock" adlı oyununu hazırladı ancak açılışının olduğu akşam oyunun komünizm propagandası içerdiği gerekçesiyle tiyatro kapatılınca oyuncular, müzisyenler ve seyirciler hep beraber başka bir tiyatroya gittiler ve o akşam oyun sergilendi. Bu yasak oyuncuların daha özverili çalışmasına neden oldu ve oyun kısa zamanda yasağa rağmen çok ses getirdi. 1937 yılında John Houseman ile birlikte "Mercury Tiyatrosu"nu kurdu. İlk oyunu olan Shakespeare'in "Julius Ceaser"ı İtalya'da sahneye koydu. Burada da büyük bir başarı kazanadı.
Aynı zamanda hem radyo oyunculuğu, hem aktörlük, hem de yönetmenlik ve yapımcılık yapan Welles, birçok başarı elde etti. Radyo için hazırladığı "The War of The Worlds" adlı şovda Cadılar Bayramı için hazırladığı büyük şakayla uluslararası bir paniğe yol açtı. Dünya'yı uzaylıların ele geçirdiğini bildiren bir anons ile yüzbinlerce insanın sokağa fırlamasına neden oldu. Kitleleri etkileyebilecek bir yeteneği olduğu farkedilen Welles, Hollywood'tan teklif aldı. "The Campbell Playhouse" adlı programa başladı.
1940 yılına gelindiğinde "The Campbell Playhouse"dan ayrıldı. Programı yaparken tanıştığı Herman Mankiewicz ile ilk filmi "Citizen Kane" üzerinde çalışmaya başladı. Senaryo hazırlanırken William Randolph Hearst, Robert McCormick ve Joseph Pulitzer gibi kişilerden ilham alınmıştı. Film daha yapım aşamasındayken Randolph Hearst'in hayatından kesitler sunuluyor gerekçesiyle dedikodulara sebebiyet vermiş ve köşe yazarlarının ilgi odağı olmuştu. Welles filmin bu kadar ilgiye ve tartışmaya neden olacağını farketmemişti. RKO Stüdyosu tehditler almıştı. Bu yüzden filmin tanıtımı yapılamadı ve birçok salon filmi göstermeyi kabul etmedi. RKO, büyük para kaybetti. Filmi izleyebilen kesimin eleştirileri iyi yöndeydi ve film 9 dalda Oscar'a aday olsa da ancak "En İyi Özgün Senaryo" ödülünü alabildi.
Ardından Welles CBS için yeni bir radyo programı hazırlamaya başladı. Aynı zamanlarda RKO için yeni bir film üzerinde çalışıyordu. "The Magnificent Ambersons" adlı film Booth Tarkington'nın Puliter Ödüllü romanının adaptasyonuydu. Film şirketi daha önceki filmde kaybettiği parayı bu filmde geri kazanmayı umuyordu ancak sinematograf Stanley Cortez ile Welles'ın anlaşmazlığı yüzünden hem çekimler uzamıştı hem de bütçe aşılmıştı. Eş zamanlı olarak Welles, "Journey Into Fear" adlı film üzerinde de çalışıyordu. Welles bu filmin yapımcılığını da üstlenmişti.
Rio de Janeiro Karnavalı'nı anlatan bir belgesel çekmesi için teklif gelmesi üzerine çalıştığı filmleri ve hazırlamakta olduğu radyo programını bırakarak Brezilya'ya gitti. Aynı dönem ünlü oyuncu Rita Hayworth ile evlenen Welles onun kariyerinde önemli bir yer tutar.
1946 yılına gelindiğinde CBS ve ABC için radyo programlarının yanı sıra International Film ile "The Stranger" adlı filmin yapımında görev aldı. Ardından "The Lady From Shanghai" adlı ünlü filminin çekimlerine başladı. Bu filmde ikinci eşi Rita Hayworth ile çalıştı. Film sırasında yine stüdyo ile anlaşmazlıklar yaşadı. Artık Hollywood'da büyük stüdyolarda çalışamayacağını anlayınca 1948 yılında Avrupa'ya giderek çok düşük bir bütçe ile "Macbeth" adlı Shakespeare uyarlamasını yönetti. Ertesi yıl "The Third Man" adlı filmde çalıştı.
Onun oyuncu olarak asıl çıkışı "Othello" adlı film ile oldu. Bu filmdeki rolüyle Cannes Film Festivali'nde "Palme d'Or" ödülünü kazandı. 1952 yılında İngiltere'de çalışmaya devam ediyordu. Radyo programı hazırlamaya devam ediyordu. Bir yandan da oyunculuk kariyeri devam etmekteydi. Bu dönem birçok televizyon filmlerinde ve dizilerde rol alıyordu. 1955 yılında "Mr. Arkadin" adlı film ile yönetmenlik hayatına geri döndü. Harry Lane adlı radyo şovunda çalıştığı ekiple bu filmi hazırladı. Filmin çekimleri devam ederken bir yandan da televizyon için "Orson Welles' Sketchbook" adlı seriyi çekiyordu.
1956 yılında bir radyo programı teklifi üzerine Hollywood'da geri döndü. 1958 yılında "The Touch of Devil" adlı filmde kendi kurduğu ekibi ile çalışma fırsatı buldu. Ancak diğer filmlerinde olduğu gibi bu film de kesintilere uğradı ve tamamı gösterilmedi.
1959 yılında tekrardan Avrupa'ya dönen Welles, Don Quixote adlı filmin çekimleri için İspanya'ya sık sık gidiyordu. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde film çekme imkanı bulmuştu. 1970 yılına gelindiğinde Don Quixote'un çekimleri hala bitmemişti.
1962'de Franz Kafka'nın bir romanından uyarlanan "The Trial" adlı filmi yönetti. Ardından 1967 yılında "The Deep" filmi geldi. 1970 yılına kadar Avrupa'da kalarak "Orson's Bag" adlı televizyon serisini çekti.
1970 yılında Amerika'ya geri dönen Welles, kendi finansa ettiği projeler üzerinde çalışmak istiyordu. "Moby Dick" bu dönem çalışmaya başladığı bir projeydi ama bu da yarım kaldı. 1973 yılına gelindiğinde "F For Fake" adlı filmin projesi tamamlanmıştı. Yine aynı yıl "The Treasure Island" adlı filmde eski ekibi olan "Mercury Tiyatrosu" ekibiyle çalışma fırsatı buldu.

1977 yılında "Amerikan Film Enstitüsü" tarafından kendisine "Ömür Boyu Başarı Ödülü" verildi. Welles'ın son yıllarını projelerine finanasal kaynak bulmaya çalışmakla geçti. 1984 yılında "Directors Guild of America" tarafından "Onur Ödülü"ne layık görüldü. 10 Ekim 1985 tarihinde 70 yaşındayken geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Üzerinde çalıştığı birçok projesi yarım kaldı.

http://img72.imageshack.us/img72/443/sparkleolderhh1.jpg (http://imageshack.us)
http://img485.imageshack.us/img485/7818/londongolf1976ul7.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
21-07-07, 16:03
http://img77.imageshack.us/img77/1165/rita1gb3.jpg (http://imageshack.us)
http://img77.imageshack.us/img77/49/rita2yr9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-07-07, 13:36
gilda filminden sahneler
http://img516.imageshack.us/img516/3756/itwarmedmees5.jpg (http://imageshack.us)
http://img90.imageshack.us/img90/115/udazzlemeed8.jpg (http://imageshack.us)

Prison Break
22-07-07, 13:38
Esaretin Bedeli filminin yıldızı.:)

aşk_bu
22-07-07, 13:40
http://img261.imageshack.us/img261/4165/carnivalfd9.jpg (http://imageshack.us)
http://img261.imageshack.us/img261/8982/adszzy9.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-07-07, 13:43
http://img261.imageshack.us/img261/6386/colorgildapl7.jpg (http://imageshack.us)
http://img90.imageshack.us/img90/9421/howquietitiszr0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-07-07, 13:47
http://img252.imageshack.us/img252/7748/chipstd2.jpg (http://imageshack.us)
http://img252.imageshack.us/img252/9618/adsztrnz5.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-07-07, 13:50
http://img90.imageshack.us/img90/139/adszghuj0.png (http://imageshack.us)
http://img187.imageshack.us/img187/8194/blamemamebb6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-07-07, 13:52
http://img388.imageshack.us/img388/4445/mameoverhy8.jpg (http://imageshack.us)
http://img187.imageshack.us/img187/6904/zippersdi0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-07-07, 14:03
Put the Blame on Mame gildanın ünlü şarkısı(fullytopia.blogspot)

Yillar once kizmistim ona, cok kizmistim. Hatirliyorum. Kadinin kiskancligi bazen ruhunu ele gecirebiliyor. Gilda oluvermistim. Tipki Gilda gibi tanimadigim biriyle Gilda'nin duygulariyla dans ederken, o bir arkadasimiz araciligi ile nazik bir uyarida bulunmustu. Omuz silkmistim. Biraz daha devam etseydim ofkemle bezenmis anlamsiz oyunuma, erkeklerin dogasi geregi ortaya cikan klasik kaba kuvvet sahneleri yasanilabilirdi. Buna katlanamazdim, herkesin kim oldugumuzu bildigi bir yerde utanirdim. Ama cigrindan cikip yolunu cizmis icgudusel davranisimdan vazgecmek o kadar da kolay degildi. Dans ettigim kisiden beni gecirip, taksi bulmama yadimci olmasini istedim. El ele terkederken olay yerini ardima hic bakmadim. Gilda gibi gozum donmus ve goze almistim herseyi.
Seni de kiskanmistim. Farketmene izin veremezdim.
Onunla senin farkin buydu. O aski yukses sesle itiraf ederek,haykirarak yasamistim. Seninki ise bir inkardan ibaretti. Dun de inkar ettim, ondan once ki gun de, bugun de. Boylelikle var olmamis, yasanmamis ne-oldugu belirsiz duygularimin cayir cayir icime dusup, beni icin icin yakmasi olasi degil. Ama sen birdenbire hic beklemedigim bir anda hicbirsey olmamis gibi, ofkeni yenip kapidan iceri girebilirsin. Ben hic konusmam ve yanagina kucucuk bir opucuk kondururum. Sana seni sevdigimi soyleyemem, cunku bu dogru degil. Yine yillar once, elimden tuttugunda gelemeyisim bundan.


Johnny: You can't talk to men down here the way you would at home. They don't understand it.
Gilda: Understand what?
Johnny: They think you mean it.
Gilda: Mean what?
Johnny: Doesn't it bother you at all that you're married?
Gilda: What I want to know is, does it bother you?

1946 Gilda,
Rita Hayworth
Glenn Ford

Put the Blame on Mame'i mirildaniyordum bu sabah sonra netten bulup dinlemeye basladim sonra bu satirlar dokuldu.

http://img367.imageshack.us/img367/3817/gildz4.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
23-07-07, 14:10
rita hayworthın çocuklugu
http://img116.imageshack.us/img116/4011/blowingkissescm7.jpg (http://imageshack.us)
http://img340.imageshack.us/img340/1668/adszpm4.png (http://imageshack.us)
http://img340.imageshack.us/img340/5162/margasonnyiz8.jpg (http://imageshack.us)
http://img337.imageshack.us/img337/465/ircx1.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
23-07-07, 14:22
http://img337.imageshack.us/img337/2981/castaclickerof1.jpg (http://imageshack.us)
http://img504.imageshack.us/img504/461/kifc9.png (http://imageshack.us)
http://img297.imageshack.us/img297/729/lksf9.png (http://imageshack.us)
http://img297.imageshack.us/img297/5571/klifk6.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
25-07-07, 15:06
rita haywortın kızı prenses yasemin aga khan

http://img162.imageshack.us/img162/8464/adszcg0.png (http://imageshack.us)
http://img512.imageshack.us/img512/2771/yasmin200105bev2.jpg (http://imageshack.us)
http://img261.imageshack.us/img261/7064/yasmin200310cll8.jpg (http://imageshack.us)
http://img127.imageshack.us/img127/4544/yasmin200310dnz1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
25-07-07, 15:11
Hafızayı sıfırlayan hastalık: AlzheimerEmin Akdağ

Beynin düşünme, hafıza ve dili yöneten bölümlerini etkileyen alzheimer hastalığı, şöhret, güç ve zeka dinlemiyor. Margaret Thatcher’dan Ronald Reagan’a, Rita Hayworth’tan Albert Einstein’a bir çok ünlü bu hastalığın esiri oldu. Hastalığın kesin tedavisi yok. Ama, erken teşhisle, belirtilerinin ertelenmesi söz konusu.
‘Bunama hangi yaşta olursa olsun normal değildir. Sağlıklı bir yaşam sürmüşse, 100 yaşına gelen bir kişide de ortaya çıkmaz. Bunama mutlaka bir hastalık belirtisidir.”Bu sözler, Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Murat Emre’ye ait. Halk arasında alzheimer hastalığının da yanlış bir şekilde ‘bunama’ olarak bilindiğini belirten Prof. Emre, her bunayan kişinin alzheimer hastası olmadığını vurguluyor.
Alzheimer, beynin düşünme, hafıza ve dili yöneten bölümlerini etkiliyor. Şimdilik basit bir testle teşhis konulamıyor. Teşhis ortalama bir yıl sürüyor. Ama kesin teşhis için beyin otopsisi gerekiyor. Zaten hastalık dünyada ilk defa, 1906 yılında bilinemeyen bir akıl hastalığından ölen bir kadının beyninde yapılan otopsi sonucunda tanımlanıyor. Tanımlamayı yapan doktor Alois Alzheimer’in adı hastalığa veriliyor. Hafızayı sıfırlayan hastalık, hastayı yeme, içme, tuvalet, banyo ve giyinme gibi en basit ihtiyaçlarını bile gideremeyecek duruma düşürüyor.
Alzheimer, anıların uzun süre depolandığı ve bilinçli belleğin bulunduğu beyin kısmını olumsuz etkiliyor. Hipokampus olarak adlandırılan bu bölge üzerine bilim adamları şimdiye kadar birçok araştırma yaptı. Bunlardan birinde, beyninden bu bölgesi alınan bir hastanın belleği bir daha geri gelmedi. Alzheimerde kalıtımsallığın oranı yüzde 5 ya da 10 civarında. Hastaların bazısı nadiren saldırgan eğilim gösterebiliyor ama bunlar hiçbir zaman durup dururken olmuyor. Mutlaka tetiklenmesi gerekiyor.
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Emre’ye göre, günümüzde henüz her ne kadar kesin tedavi edilemese de, alzheimerde erken teşhis çok önemli. Bu sayede en azından hastalığın ileri safhaları geciktirilebiliyor. Beyinde eksilmesi hastalığa sebep olan bazı kimyasalların dengelenmesine çalışılıyor. Yine belirtilerin erken dikkate ve takibe alınması, hastalığın diğer bunama türleriyle kıyaslanmasına imkân tanıyor. Erken teşhisin en önemli yanı, hastaların ve özellikle de hasta yakınlarının çileli bir geleceğe kendilerini daha iyi hazırlamalarına fırsat vermesi.
Şöhret, güç ve zekâ dinlemiyor...
Hastaların dayanılmaz hallere düşmesi, bazen onların bakımlarıyla birinci derecede ilgilenen yakınların psikolojilerini derinden sarsabiliyor. Tıpkı Profilo Holding Genel Koordinatörü İhsan Vardal’da olduğu gibi. Vardal, 10 yıl söz konusu hastalıkla mücadele eden 50 yıllık hayat arkadaşı Nebile Vardal’ı (80), 18 Ekim 2005 sabahı tabancasıyla öldürdü, ardından da intihar etti. Aile dostları, eşi ile aynı yaştaki Vardal’ın son günlerde yakınlarına çok üzüldüğünü söylediğini ifade ediyorlardı.
Hastalığın sosyal statü, cinsiyet, ırk ve ekonomik durumla alakası yok. Bu hastalığa yakalanan çok sayıda tanınmış kişi de var. ABD eski başkanı ve Hollywood yıldızı Ronald Reagan bunlardan biri. Bir diğeri de başka bir Hollywood yıldızı Rita Hayworth. Hatta bazı kaynaklarda, ortaya attığı ‘izafiyet teorisi’ ile fizik ilminde çığır açan dâhi bilim adamı Albert Enistein’ın da sebebi bilinmeyen ve tedavi edilemeyen alzheimer sonucu öldüğü belirtiliyor.
8 yıl ABD başkanlığı yapan Ronald Reagan’a da kesin teşhis ancak 1997 yılında konulabildi. Teşhis öncesinde 25 yıldır yaşadığı beyin fonksiyonlarındaki problemlerin damar sertliğinden kaynaklandığı zannediliyordu. Son zamanlarında sadece eşini tanıyabilen Reagan, kendi kendine yemek yiyemiyor, giyinemiyor ve tuvalet ihtiyacını gideremiyordu. 2004 yılında vefat ettiğinde 93 yaşındaydı.
Rita Hayworth da 1987’de 68 yaşında öldüğünde kimseyi tanıyamayan ve konuşamayan bir haldeydi. 1999’da 79 yaşındayken ölen İngiliz edebiyatının 20’nci yüzyıldaki en önemli isimlerinden biri olan İrlanda asıllı yazar Iris Murdoch da alzheimer hastasıydı. Nobel ödüllü fizikçi Einstein, 76 yaşında dünyadan ayrılırken hiçbir şeyi hatırlamaz hale gelmişti. Tanınmış alzheimerliler arasında İngiltere’nin 2’inci Dünya Savaşı’ndaki başbakanı Winston Churchill ve ‘Demir Leydi’ lakaplı başbakanı Margaret Teacher’in ismi de geçiyor.
İleri yaşlarda ortaya çıkan bunamanın (demans) en önemli sebeplerinden biri olan alzheimer hastalığının görülme sıklığı, her 5 yaşta bir ikiye katlanıyor. 65 yılı geride bırakanların yüzde 10’u, 85 yaşı aşanların ise yüzde 50’si risk grubuna dahil. ABD’de 2000 yılında 4 milyon alzheimerliden söz ediliyordu. Bu sayının 2050’de 15 milyona yükseleceği öngörülüyor. Türkiye’de 2010 yılında 65 yaş üstü nüfus kütlesi 4,8 milyona ulaşacak. Yani hastalık 480 bin kişiyi tehdit edecek. Bu hiç de yabana atılacak bir rakam değil.
Hastalığın mali portresi de ülke bütçelerini derinden etkileyecek büyüklükte. 100 milyar dolarlık yıllık faturasıyla alzheimer, ABD’de kalp ve kanser hastalıklarının ardından en maliyetli üçüncü hastalık. Bu faturadaki ilacın payı yüzde 5. Masrafı kabartan asıl unsur, hastalarla bakım evlerinde ilgilenme mecburiyeti. Faturanın yüzde 75’ini bakım masrafı oluşturuyor.
Mart 2000 tarihinde kurulan Alzheimer Vakfı (ve derneği), bu çok önemli hastalığı topluma tanıtmak için çaba sarf ediyor. İstanbul geçtiğimiz yıl 28 Eylül-1 Ekim tarihleri arasında çok önemli bir bilimsel etkinliğe ev sahipliği yaptı. 21’inci Uluslararası Alzheimer Hastalığı Kongresi’nde, konunun ilgilisi tıp uzmanları vardıkları son aşamaları paylaştılar. Kongre kapsamında hasta ve yakınları da bilgilendirildi.
Hastalığın tam sebebi bilinmiyor. Ama yapılan araştırmalarda nelerin sebep olmadığına dair kesin bulgular söz konusu. Bir defa beynin normalden az ya da fazla kullanılmasıyla alakası yok. Damar sertleşmesinden kaynaklanmıyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı gelişmiyor. Alüminyum veya diğer metallerin etkisiyle belirmiyor. Enfeksiyon sonucu oluşmuyor. Yaşlanma sürecinin tabii bir parçası değil. Öte yandan hastalık her kişide aynı şekilde seyretmiyor. Kimi hastalarda orta seviyelerde görülen bazı belirtiler ilk başta ya da sonda ortaya çıkabiliyor.
Basit bir testle tanımlanamayan hastalığın teşhisinde kişinin fiziksel ve ruhsal durumu kadar yakın akraba ve arkadaşlarının geçmişi hakkında vereceği bilgiler de önem arz ediyor.
Erken teşhis, yakınların ve kişinin hastalığa hazırlanması adına anlam taşıyor. Teşhiste göz ardı edilmemesi gereken 10 belirti şöyle sıralanıyor: İş becerilerini dahi etkileyen yakın geçmişle ilgili hafıza kaybı. Günlük işleri güçlükle yerine getirebilme. Konuşmada zorlanma. Tarihleri, süreleri, mekân ve ortamları birbirine karıştırma. Muhakeme ve karar vermede güçlük yaşama. Soyut düşünebilme yeteneğinde gerileme. Sürekli kullanılan eşyaları garip yerlere bırakma. Ruhi hallerde ve davranışlarda olumsuz değişmeler. Daha ziyade olumsuz yönde (saldırganlaşma, her şeyden şüphelenir olma ve ürkek bir tavır sergileme gibi) kişilik değişiklikleri. Pasifleşme, basit işlerde de teşvik bekleme; kısaca sorumluluktan kaçma.
Kesin tedavisi de yok alzheimerin. Her geçen gün yeni ilaçlar geliştiriliyor ama bunlar daha ziyade hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve belirtileri azaltabilmek için kullanılıyor.
Alzheimer ve vesayet
Alzheimer hastalarını, aslında onlardan daha fazla birinci derecedeki yakınlarını ilgilendiren bir durum da, rahatsızlığın, vesayet ve müşavirlik gibi bazı hukuki konulardaki belirleyici rolü. Bu konular, Medeni Kanun’da düzenleniyor. Bir kişinin alıp satma, oy kullanma, vasiyetname düzenleme, evlenme ve benzeri işlemleri hür iradesiyle yerine getirebilmesi; bu konulardaki medeni haklarını icraya geçirebilmesi için 18 yaşını doldurması gerekiyor. Ancak yaş, tek başına yeterli kriter değil. Ruhsal ve zihni yapının sağlıklı olması da şart. Alzheimer, ileri dönemini yaşıyorsa kişinin ruhi ve entelektüel faaliyetlerini bozabiliyor. Hukuki tabirle temyiz edebilme (az önce sıralanan medeni haklarını kullanabilme) yeteneğini olumsuz etkiliyor. İsabetli ve yerli yerinde karar vermesini engelliyor.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri ve Adli Psikiyatri Ana Bilim Dalları öğretim üyeleri Prof. Dr. Tamer Şuer ve Doç. Dr. Gökhan Oral, alzheimer hastası yakınlarının özellikle vesayet konusuna dikkat etmelerini öneriyorlar. Çünkü bu hastalar her an üçüncü kişilerin telkinlerine açıklar. Vesayet altına alma bilirkişi raporu ve mahkeme kararıyla oluyor. Vesayet işlemiyle ilgili hukuki sürecin başlamasında, tam teşekküllü bir sağlık kuruluşundan alınacak kurul raporu işleri hızlandırıyor. Mahkemenin tayin ettiği (dernek benzeri tüzel kişiler dahil) her kişi vasi olabiliyor. Türkiye’de genellikle birinci derecedeki yakın ya da avukat vasi tayin ediliyor. Vesayet altına alınan kişi haklarını ve mal varlığını kaybetmiyor. Bunlar o kişi faydasına korunuyor. Tapu ve banka hesapları halen onun üzerinde görünüyor. Vesayet, tıbbi durum gerektirdikçe devam ediyor. Vesayetin teorik manada suiistimale uğraması mümkün. Ancak mahkemeler bütün işlemleri periyodik aralıklarla izlediği ve denetlediği için çok zor. Zaten gayrimenkul alıp satılabilmesi gibi büyük mali işlemler mahkemenin iznine tâbi.

http://img261.imageshack.us/img261/7313/ritaiq8.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
25-07-07, 15:15
http://img261.imageshack.us/img261/6074/rita2sd1.png (http://imageshack.us)
http://img261.imageshack.us/img261/8986/rita3te1.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
26-07-07, 15:16
http://img48.imageshack.us/img48/9268/ritajf2.png (http://imageshack.us)
http://img120.imageshack.us/img120/1415/bubblesxv4.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
26-07-07, 15:20
http://img48.imageshack.us/img48/6408/dynamitexu0.jpg (http://imageshack.us)
http://img48.imageshack.us/img48/6496/adszek0.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
26-07-07, 15:24
Latin güzeller Hollywood'u fethetti19 Nisan 2006 Çarşamba


Kısaca Latino diye adlandırılan İspanyol ya da Güney Amerikalı güzeller Hollywood'u hergün biraz daha fethediyorlar... Peki Latin güzellerin sırrı ne?..
Diğer yıldızlara göre daha kıvrımlı, daha ateşli ve daha etnikler. Kanları hızlı akıyor...
Fahişe rollerinden zirveye...
Ama çok uzun bir süre boyunca Hollywood'da Latinler için işler çok zordu. En kariyerlileri Selma Hayek sinemaya ilk adım attığı dönemlerde manzara şuydu: Latinolar ya hizmetçi ya da fahişe rollerinde oynayabiliyorlardı...
Rita Hayworth'ın sırrı
Aslında Latinler, çok uzun zamandır beyaz perdedeler... Sinemanın prensesi Rita Hayworth'un babası İspanyol'du ve Hayworth'un asıl adı Margarita Carmen Cansino'dur. Kariyerinde başarılı olabilmek için saçlarını açık renge boyatmış ve İngiliz annesinin soyadını almıştı.
Zor dönemler geride kaldı, 90'lı yılların başından beri eğilim sürekli daha kadınsı hatlara sahip, yakıcı Latin güzellerine doğru kayıyor.

http://img120.imageshack.us/img120/3883/yulzi2.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
26-07-07, 15:27
King öyküleri okumak istiyorsanız

İSTANBUL - Stephen King genellikle romanlarıyla tanınır. Halbuki yazar, kariyerinin başından beri düzenli olarak öykü kitapları da çıkarıyor. King’in parlak fikirlerini ve ürpertici bir atmosfer kurma maharetini tüm etkileyiciliğiyle sergileyen bu kısa öykülerin birçoğu sinema ve televizyona da uyarlandı.
Night Shift Hayaletin Garip Huyları
Stephen King’in ilk kısa öykü toplaması, en iyi bilinen hikâyelerinden bazılarını içeriyor. İlk akla gelenler arasında Children of the Corn / Mısırın Çocukları, The Mangler / Canavar, Trucks / Kamyonlar, Quitters Inc. / Bırakanlar Şirketi var ve bu örneklerin hepsi sinemaya uyarlanmış öyküler… Kitabın orijinal basımında yer alan Battleground adlı öykü, Nightmares and Dreamscapes dizisinin ilk bölümüne kaynak olmuştu.

Different SeasonsKuşku Mevsimi
Bu kitap Türkiye’de Kuşku Mevsimi adıyla çıktı ama Türkçe versiyon orijinalinin aksine dört değil, üç kısa romandan oluşuyordu. Şu öyküler vardı kitapta:
Rita Hayworth and the Shawshank Redemption / Rita Hayworth’u Seven Adam (ki sonra Shawshank Redemption adıyla sinemaya uyarlandı).
Apt Pupil / Yetenekli Öğrenci (aynı adla sinemaya uyarlandı), The Breathing Method / Solunum Metodu.
Türkçe baskıda eksik olan öykü ise The Body idi (daha sonra Stand by Me adıyla sinemaya uyarlandı). Bu öykü Ceset adıyla başka bir kitapta (ki kitabın adı da Ceset idi), Cinnet adlı öyküyle birlikte basıldı.

Skeleton CrewSis
Türkçe baskıya adını veren The Mist / Sis, 100 sayfadan uzun bir “kısa roman”. Ve yazarın çoğu hayranı tarafından, gelmiş geçmiş en ürpertici King öykülerinden biri olarak görülüyor. Türkçe baskı orijinalindeki bütün hikâyelere yer vermiyor ama Nona, Raft ve Yaşama Hırsı gibi eserlerle yine de dikkat çekici bir toplama bu.

Four Past Midnight Gece Yarısını Dört Geçe + Gece Yarısını İki Geçe
Stephen King’in dört kısa romanından oluşan kitabı Four Past Midnight, Türkçe’de iki kitaba bölünerek basılmıştı: Gece Yarısını Dört Geçe adıyla basılan kitap, The Library Policeman / Kitaplık Polisi ve Sun Dog / Güneş Köpeği öykülerini içeriyordu. Gece Yarısını İki Geçe adıyla basılan kitap ise The Langoliers / Umacılar (aynı adlı bir TV filmi yapıldı) ve Secret Window, Secret Garden / Gizli Pencere, Gizli Bahçe (Secret Window adıyla sinemaya uyarlandı) öykülerinden oluşuyordu.

Nightmares and DreamscapesRüyalar ve Karabasanlar
Orijinal basımdaki 20 öykünün tümünü içermeyen Türkçe baskıda, Dolan’s Cadillac / Dolan’ın Cadillac Arabası, Popsy, The Moving Finger / Oynayan Parmak ve Night Flier / Gece Pilotu’nun da (aynı adla sinemaya uyarlandı) aralarında bulunduğu sekiz öykü yer alıyor.

Everything’s Eventual: 14 Dark Tales Karanlık Öyküler
Tıpkı orijinalindeki gibi, kitabın Türkçe baskısı da King’in daha önce basılmamış 14 öyküsünden oluşuyor. Bu öyküler arasında 1408, Autopsy Room Four / Dört Numaralı Otopsi Odası, The Road Virus Heads North / Kuzeye Doğru Giden Yol Virüsü, Everything’s Eventual / Her Şey Olacağına Varır ve Lunch at the Gotham Café / Gotham Cafe’de Öğle Yemeği sayılabilir. Kuzeye Doğru Giden Yol Virüsü, CNBC-e’de gösterilen Nightmares and Dremscapes dizisinin beşinci bölümüne kaynak olmuştu. Dört Numaralı Otopsi Odası ise yedinci bölümüne.

http://img120.imageshack.us/img120/1089/iljb4.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
31-07-07, 14:26
http://img248.imageshack.us/img248/7470/dahliaszx9.jpg (http://imageshack.us)
http://img248.imageshack.us/img248/470/kikg8.png (http://imageshack.us)
http://img165.imageshack.us/img165/3410/riyadi0.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
18-08-07, 15:50
http://img526.imageshack.us/img526/8940/ritahayworthbook01uq4.jpg (http://imageshack.us)
http://img251.imageshack.us/img251/29/usmoviehayworthritasp20bm0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
24-08-07, 15:57
http://img504.imageshack.us/img504/508/20050518205317ritahaywonm5.jpg (http://imageshack.us)
http://img208.imageshack.us/img208/7081/53ritaheadmw9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
31-08-07, 14:38
http://img166.imageshack.us/img166/8421/ritahayworthwm2.jpg (http://imageshack.us)
http://img166.imageshack.us/img166/4695/rita14xp3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
31-08-07, 14:41
http://img208.imageshack.us/img208/1977/ritahayworthum2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
31-08-07, 14:46
Amerikalı oyuncu Glenn Ford öldü 31 Ağustos, 2006
Tanınmış Hollywood yıldızlarından Glenn Ford 90 yaşında Beverly Hills'deki evinde öldü. Ford'un sağlık durumunun geçirdiği bir dizi kalp spazmı ve krizi ardından bir süredir kötü olduğu belirtiliyor.
Kanada doğumlu olan Glenn Ford, çocuk yaşta California'ya taşındı, 1939 yılında Columbia Pictures'da çalışmaya başladı.53 yıllık kariyeri boyunca, 100'den fazla filmde yer aldı, romantik ya da komedi alanındaki filmlerde genellikle sert, ketum kahramanları canlandırdı.
Ford, Gilda, The Big Heat ve Midway gibi filmlerle üne kavuştu. Ford, 1978 yılında çekilen Süpermen filminde de Clark Kent'in babasını canlandırmıştı.
Glenn Ford en çok kovboy filmlerindeki rolleriyle hatırlanacak. The Desperados, The Fastest Gun Alive - Yaman Silahşör ve Kovboy gibi filmleri bu tarzın en iyileri arasında kabul ediliyor.Ford, "It started with a kiss - Her şey bir öpücükle başladı" gibi romantik komedilerde de rol aldı.Oyuncu, kariyerine ilk başladığı dönemde ise sayısız ikinci sınıf filmde yer aldı.Kariyerine kısa bir süre için İkinci Dünya Savaşı'nda piyade olarak görev yaptığı sırada ara verdi. Ford, Rita Hayworth ile arka arkaya oynadığı altı filmle Hollywood’daki yerini sağlamlaştırdı. Macera filmlerinin aranılan ismi haline gelen Ford, 76 yaşındayken dördüncü kez evlendi.

http://img174.imageshack.us/img174/8084/07glennog2.jpg (http://imageshack.us)http://img174.imageshack.us/img174/4596/adszjj2.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-09-07, 14:42
Sinemanın en yakışan çiftleri
Internet sitesi ‘’msn'’, 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla ‘’beyazperdenin en yakışan çiftlerini'’ derledi. Site tarafından ‘’en çekici çiftler'’ olarak nitelendirilen bu ikililerden bazıları şöyle: Clark Gable ve Vivien Leigh (Rüzgar Gibi Geçti)1939 yapımı ünlü filmde Scarlett O’Hara ile Rhett Butler, Amerika’daki kuzey-güney savaşı sırasında yaşanan bir aşkın kahramanlarıydı. Tanıştıklarından itibaren inişli çıkışlı bir aşk yaşayan ve ‘’aşk'’ ile ‘’nefreti'’ birbirine karıştıran ikili, fırtınalı ilişkileriyle listeye girmeye hak kazandı. Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman (Casablanca)İkinci Dünya Savaşı sırasında Kazablanka’nın en tanınmış barını işleten Rick Blane (Humphrey Bogart) ile yıllar sonra rastlaştığı eski aşkı Ilsa Lund’un (Ingrid Bergman) fırtınalı aşkını anlatan ‘’Casablanca'’, sinemanın efsane romantik filmlerindendi. Glenn Ford ve Rita Hayworth (Gilda)Türkiye’de ‘’Şeytanın Kızı Gilda'’ ismiyle gösterilen 1946 yapımı filmde buluşan Ford ile Hayworth, yine fırtınalı bir ilişkinin kahramanlarıydı. Güzel Gilda’ya umutsuzca aşık olan Johnny Farrell adlı kumarbaz, ‘’Ondan çok nefret ettim. Ama onu aklımdan bir türlü çıkaramadım'’ diyordu. Patrick Swayze ve Demi Moore (Hayalet)Molly (Demi Moore) ve Sam’in (Patrick Swayze) bir geceyarısı kötü bir katilin kurşunlarıyla yarım kalan aşk öyküsü, Sam’in kendi katilini bulmak ve sevdiğini korumak için geri dönmesiyle kaldığı yerden sürdü. 1990 yapımı film, ikilinin iletişimini sağlayan Whoopi Goldberg’in canlandırdığı komik medyumla da renklenmişti. ATEŞ İLE BARUT George Clooney ve Jennifer Lopez (Aşk ve Para): Steven Soderbergh’in yönettiği 1998 yapımı eğlenceli Elmore Leonard uyarlamasında, banka soyguncusu Jack Foley (George Clooney) ile onu yakalamakla görevli federal ajan Karen Sisco’nun aşkı anlatılıyordu. Hırsız ve polis aşkını anlatan bu sürükleyici yapım, ikilinin başarılı oyunu ve uyumu sayesinde unutulmaz filmler arasına girdi. Brad Pitt ve Angelina Jolie (Bay ve Bayan Smith)John (Brad Pitt) ve Jane Smith (Angelina Jolie), iki ajan olmalarına rağmen bu durumlarını birbirine söylemeyen bir çiftti. Bağlı oldukları teşkilatlar tarafından birbirini öldürmek üzere kiralanan ikili, birbirini alt etmek için uğraştı, ama sonunda aşka yenik düşerek düşmanlarına karşı güçlerini birleştirdi. Bu filmde ilk kez kamera karşısına birlikte geçen Jolie ile Pitt de aynı filmdeki gibi aşık oldu. Pitt, eşi Jennifer Aniston’dan ayrıldı ve şimdi çocukları Shiloh Nouvel’i büyütüyorlar. MODERN KÜLKEDİSİ MASALI Richard Gere ve Julia Roberts (Özel Bir Kadın): 1990′lı yılların ünlü filmi ‘’Pretty Woman'’, Türkiye’de ‘’Özel Bir Kadın'’ ismiyle gösterime girdi. Filmde, milyoner Edward Lewis ile birkaç gece için anlaştığı, ancak aşık olduğu hayat kadını Vivian Ward’un aşkı işleniyordu. Modern ‘’Külkedisi'’ hikayesi, o dönemde çok tutmuştu, ancak sinema dünyasının en alışılmadık aşk öykülerinden biriydi.
http://img48.imageshack.us/img48/3387/glennfordandritahaywortud7.jpg (http://imageshack.us)
http://img154.imageshack.us/img154/5403/714f9e7d599e940cf8b8b83co4.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-09-07, 14:47
http://img502.imageshack.us/img502/8138/hayworthparks21io2.jpg (http://imageshack.us)
http://img50.imageshack.us/img50/8504/194805moviestarsparadepbp9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-09-07, 14:57
http://img504.imageshack.us/img504/677/rhdanceab9.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/2529/rhculb4.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-09-07, 15:06
Önce uzun eldivenlerini dirseğinden aşağı yuvarlayarak çıkaran, siyah askısız elbisesinin eteklerini dizlerinin üstüne toplayarak dans eden Gilda-Rita Hayworth... Sonra annesinin zoruyla üvey babası Kral Herodos'tan Vaftizci Yahya'nın kellesini istemek için baştan çıkarıcı yedi tül dansını yapan Salome-Rita Hayworth. Yedinci sanatın en büyük yaratıcılarından Orson Welles'ten dünyanın en zengin adamlarından Ağa Han'a kadar birçok erkeğin aklını başından alan Hayworth'ı izlemek başlı başına bir zevk.
Tokat ve dans sahneleri unutulmaz
Kadroları Hollywood'un usta isimlerinden oluşmakla birlikte 1946 yapımı siyah-beyaz "Gilda" da, 1953 yapımı Technicolor "Salome"de Hayworth sayesinde klasikleşti. Tarihin ilk femme fatale'i Salome, umutsuz bir aşığa dönüşürken, Gilda, Glenn Ford'dan yediği tokatla anımsanıyor...
"Gilda"
Yön: Charles Vidor
Gör: Rudolph Mate
Sen: Marion Parsonnet
Müz: Morris Stoloff
Oyn: Rita Hayworth, Glenn Ford, George Mcready, Steve Geray
"Salome"
Yön: William Dieterle
Gör: Charles Lang
Sen: Harry Kleiner, Jesse Lasky
Müz: George Duning
Oyn: Rita Hayworth, Charles Laughton, Stewart Granger

http://img63.imageshack.us/img63/4438/rhgilda2yl6.jpg (http://imageshack.us)
http://img63.imageshack.us/img63/8454/rhshangit5.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-09-07, 15:11
http://img175.imageshack.us/img175/2217/00401ax3.jpg (http://imageshack.us)
http://img175.imageshack.us/img175/456/rhgildawu2.jpg (http://imageshack.us)http://img76.imageshack.us/img76/1002/ritasalomegy8.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
19-09-07, 11:30
http://img517.imageshack.us/img517/7563/ritahayworthgallery22jb1.jpg (http://imageshack.us)
http://img229.imageshack.us/img229/6579/ritahayworthgallery36db2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
24-09-07, 13:23
Down to Earth (1947)
http://img487.imageshack.us/img487/4158/downtoearth04sh9.jpg (http://imageshack.us)
http://img530.imageshack.us/img530/1073/downtoearth08tn7.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
24-09-07, 13:26
http://img225.imageshack.us/img225/2673/downtoearth13xi6.jpg (http://imageshack.us)
http://img225.imageshack.us/img225/7425/downtoearth38wx3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
24-09-07, 13:31
http://img530.imageshack.us/img530/9360/downtoearth21fh2.jpg (http://imageshack.us)
http://img225.imageshack.us/img225/7715/downtoearth14mp1.jpg (http://imageshack.us)

gül_mavi
14-10-07, 18:30
http://www.zilltech.com/etchings/RitaSalome.jpg

http://www.geocities.com/ritahayworth3/pictures/086.jpg

gül_mavi
14-10-07, 18:58
http://www.divasthesite.com/images/Rita_Hayworth/Rita_Hayworth_book_01.jpg

gül_mavi
14-10-07, 19:02
http://images.gittigidiyor.com/9/91949_0.jpg
http://www.suspense-movies.com/stars/rita-hayworth/Rita1.jpg

gül_mavi
14-10-07, 19:11
http://www.resimyuklet.com/depo1/resim1192385771.gif
[http://www.centuryartists.com/century_artists/artists/quinn_lemley/quinn_forweb.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:25
http://images.gittigidiyor.com/6/68053_0.jpg
http://www.peterford.com/starlight045.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:32
http://diary.reinyday.com/diary/gildasmile.jpg
http://literature.sdsu.edu/nericcio/RitaHayworth_lockbig.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:36
http://www.tonyaplank.com/tonyaplank/photo_journal/thumbs/lrg-326-dscn2405.JPG
http://www.muzikmarketi.com/sinema/img/sangayli_kadin150.jpg
http://www.nemruthaber.com/haber_imaj/peygamtorn.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:39
http://www.smsnoveltiques.com/images/joe-photoplay.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:45
http://tonova.typepad.com/thesuddencurve/images/ritahayworth.jpg
http://www.franciscovargas.com/images/RitaHayward.jpg
http://content.cdlib.org/ark:/13030/hb8d5nb96b/FID3

gül_mavi
15-10-07, 12:48
http://www.archives.gov/research/ww2/photos/images/ww2-14.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:51
http://www.filminamerica.com/Movies/TheLadyFromShanghai/shanghai07.jpg
http://www.gregsgrooves.com/imagesf-l/hayworth_rita.jpg
http://farm1.static.flickr.com/200/497573086_44eae4ea16.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:55
http://img106.imageshack.us/img106/6326/bf1b2pj.jpg
http://www.hispaniconline.com/hh/timeline/images/portraits/1935-rita_hayworth.gif
http://richardsimonsports.com/18.jpg

gül_mavi
15-10-07, 12:58
http://s6.directupload.net/images/071015/eivtkdiw.jpg

gül_mavi
15-10-07, 13:10
http://www.collider.com/uploads/imageGallery/Tyrone_Power_Collection/blood_and_sand_tyrone_power_dvd__large_.jpg

adelya
08-11-07, 12:45
http://www.resim-yukle.com/img01/14/668162rita_hayworth2[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)
http://www.resim-yukle.com/img01/14/836512rita_hayworth_02[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

aşk_bu
13-11-07, 11:18
http://img104.imageshack.us/img104/5183/020ib3.jpg (http://imageshack.us)
http://img440.imageshack.us/img440/8303/052ix3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
20-11-07, 11:27
Rita Hayworth'in İhaneti
Manuel Puig
CAN YAYINLARI / Çağdaş Dünya Edebiyatı

Arjantin'li ünlü yazar Manuel Puig, bu romanında kendi çocukluğundan ve gençliğinden süzüp çıkardığı, küçük bir Arjantin kentindeki insanları anlatıyor. O insanlar, yaşamlarının tekdüzeliğini, umarsızlığını aşmak için, Hollywood filmlerinden kapma düşler örtüyorlar. Genç bir erkek, 'Kanlı Meydan' filminde Tyrone Power'a ihanet eden Rita Hayworth'a verilebilecek cezaları tasarlıyor. Genç bir kız, 'Romeo ve Julyet'filminin Julyet'ini oynayan Norma Shearer gibi bir balkon sahnesi oynamaya özeniyor. Bir çocuk, Shirley Temple'ı kötüadamların elinden kurtarma planları kuruyor ve fantezi ile gerçek arasındaki sınır, giderek belirsizleşiyor. Rita Hayworth'ın İhaneti, sinemanın çağdaş yaşam üzerindeki büyük ve garip etkisini, yaşamın ayrılmaz bir parçası oluşunu, Manuel Puig'in hüzünlü, irkiltici ve erotik anlatımıyla dile getiren bir roman. Örümcek Kadının Öpücüğü gibi, Bu Sayfaları Okuyana Sonsuz Lânet gibi çok beğenilen romanlarından sonra Rita Hayworth'ın İhaneti'ni de çok severek okuyacağınıza inanıyoruz

http://img206.imageshack.us/img206/6255/klnw6.jpg (http://imageshack.us)http://img204.imageshack.us/img204/8947/ritapinupli9.jpg (http://imageshack.us)
http://img206.imageshack.us/img206/2623/adszkb5.png (http://imageshack.us)

dizi_maniac
24-11-07, 18:26
GILDA filminden aklımda kalanlar ...
saçını arkaya atış şekli...
ve ilk kez bir hollywood filminde bir kadına tokat atılışı...
ve o muhteşem dansı
dans ederken söylediği PUT THE BLAME ON MAME :

When they had the earthquake in San Francisco
Back in nineteen-six
They said that ol' Mother Nature
Was up to her old tricks
That's the story that went around
But here's the real low-down
Put the blame on Mame, boys
Put the blame on Mame
One night she started to shimmy-shake
That brought on the Frisco quakes
So you can put the blame on Mame, boys
Put the blame on Mame


unutulmaz güzellikte !:img-yes:

adelya
27-11-07, 16:33
http://www.resim-yukle.com/img01/14/20400148952ChJG_w[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/17636948975fKMJ_w[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/125420356443WCeB_w[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/78246rita-hayworth-010[2].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/312604rita-hayworth-012[2].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/234356rita-hayworth-013[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/639015rita-hayworth-017[2].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/692009rita-hayworth-018[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/805656rita-hayworth-028[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

adelya
30-11-07, 17:03
http://www.resim-yukle.com/img01/14/4115511B6263DF89E7D341B314F9FBr[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/988671Hayworth[1].gif (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/923334hayworthparks1[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/318544photo1[6].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/238533ritahayworth1[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/691345rita-hayworth-002[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/8083rita-hayworth[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

http://www.resim-yukle.com/img01/14/567571rvx-rita-hayworth[1].jpg (http://www.resim-yukle.com)

aşk_bu
25-01-08, 12:39
http://img175.imageshack.us/img175/1700/adsztj6.png (http://imageshack.us)
http://img151.imageshack.us/img151/1130/maxlipstickhz9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
25-01-08, 12:42
http://img156.imageshack.us/img156/5664/ritagn4.png (http://imageshack.us)
http://img156.imageshack.us/img156/4430/rtozc5.png (http://imageshack.us)

aşk_bu
13-02-08, 13:31
Sigarasız yazı Ece TEMELKURAN
Greta Garbo , başını hafifçe arkaya atıp, en öldürücü alaycı gülümsemesiyle bakar izleyenlere. Bir bukle düşer sağ gözünün üzerine. Filtresiz sigarasından bir nefes çekmiştir bu arada. Dumanı verirken, sigara tutan elinin yüzük ve baş parmağıyla ağzına uzanır. Parmaklarının ucuyla, hakkını vererek parmakların, dudakların ve dilinin ucunun, dilinde kalan tütün parçacığını alıverir tatlı, yumuşak bir hareketle. Sırf bu nedenle bile kadın olunabilir. Sırf bu nedenle bile sigara içilebilir. Ama sigarayı bırakıyoruz şimdi. Bunları konuşmak istemiyoruz. Gilda olarak Rita Hayworth , uzun, siyah ağızlığıyla sigarasını yakması için uzanırken bir beyefendiye, kaldırıp gözlerini az yukarıya, gözlerine bakardı adamın. Adam orada erirdi herhalde, bilemiyoruz . Sonra bir kahkaha atardı. Saten, uzun sabahlığıyla şöyle bir dolanırdı odanın içinde. Sülün gibi, siyah beyaz bir alemin içinde. Biz oturuyoruz tabii bitkin bir keklik gibi odanın ortasında. Sigara içmediğimize, dumanla salınamadığımıza göre... Ava Gardner , dumanı en yoğun çıkarabilen kadındı herhalde. Duman , ağzının önünde kesif bir bulut oluşturur, sanki bir süre, öylece yüzünün önünde kalırdı. Ava Gardner hep dumanın arkasından görünürdü. Kümülüs, kümülüs... Bizim yüzümüz şimdi rahatsız edici bir netlikle ortada... Ne sirrüs ne kümülüs, hiç bulutsuz, şımarık bir yaz günü gibi... Ressam Frida Kahlo , parçalandıkça cinsiyetsizleşmiş bedeninin tamamıyla çekiyordu herhalde dumanı. Bütün hayatın üzerine çizdiği Frida resminde sigara, herhalde bir organ kadar oradaydı. Bir organ kadar bedenine bağlı... Başkaldırının bir aracı gibi savrulan dumanda muhtemelen hayata bırakılan bir cümlenin uçucu harfleri yazılıydı... Biz yazamıyoruz tabii harf filan şimdi. Tutuk tutuk öyle, duruyoruz köşemizde... Virginia Woolf , yazı odasına çekildiğinde, bir önceki günden kalan sigarasını yakarken herhalde berbat bir kömür tadı geliyordu ağzına önce. Sonra ikinci nefeste açılıyordu mutlaka aklı. Bilinci akmaya başlıyordu... Mrs. Dalloway onunla konuşmaya başlıyordu. Ama tabii bizim bilincimiz akamıyor şu anda. Sigara içmiyoruz ya... Mrs. Dalloway bir kartpostal bile yollamıyor şahsımıza... Ama tabii biz sigarayı bıraktığımız için şimdi o filmlerde, arkada görünen, herhangi bir önemi olmayan, ehemmiyetsiz kadınlar gibiyiz. Resimde yer almayan `sağlıklı` biri... Yazı yazmayan, bilinci akmayan, kek -pasta yapıp kafa karışıklığının ne olduğunu bilmeyen biri... Düşünmekle, yazmakla, kafa tutmakla, efkarla, `delikanlı kadın` olmakla bu kadar birleştirilince sigara... Mesele nikotin değil yani. Mesele, beynin karıncalanması ve sersemlik hali değil. Mesele, o sigara ile birlikteyken oluşturduğunuz fotoğrafta. O fotoğrafı yok etmek zaman alıyor aslında. O fotoğrafı seviyorsanız, sigara sizi bırakmıyor esasında. Siz güya bırakıyorsunuz da... Rita `yı ağızlığı, Ava`yı dumanı, Frida `yı `sigaralı Frida ` resmi bırakır mı? Ya da onlar hiç bırakmaya çalıştı mı? Neyse... Biz bırakıyoruz işte. Güya... Sigara içmeyen insanlar ellerini nereye koyuyorlar mesela?
http://img401.imageshack.us/img401/7500/photo18eu4.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
03-03-08, 10:37
Korktukça tutsak umut ettikçe özgürsün
Stephen King`in `Rita Hayworth and Shawshank Redemption` adlı öyküsünden yola çıkılarak çekilen `Esaretin Bedeli` (The Shawshank Redemption) bir kez daha televizyon izleyicisiyle buluşuyor. Frank Darabont`un yönettiği filmde Tim Robbins, Morgan Freeman ve Bob Gunton gibi oyuncular rol alıyor.Bankacı Andy Dufrense, karısını ve onun sevgilisini öldürmekle suçlanır ve kendini Shawshank Hapishanesi`nde bulur. Cezaevindeki diğer mahkumlar, ilk başta kendilerine benzemeyen bu sakin adama kötü davranır. Andy `yi göz hapsine alan bir mahkum da herkesin kısaca Red dediği Ellis Redding`dir. Red, Andy `yi ilk gördüğü zaman, onun hapiste ayakta kalamayacağı tahmininde bulunur ve bir anlamda onun için üzülür. Halbuki, olaylar, kendisi de ömür boyu hapse mahkum bir adam olan Red`in tahminlerinin çok ötesinde gelişir

http://img116.imageshack.us/img116/7894/226832wk7.jpg (http://imageshack.us)http://img116.imageshack.us/img116/3863/220973lh6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-03-08, 11:27
http://img146.imageshack.us/img146/8472/rita2gp8.jpg (http://imageshack.us)http://img180.imageshack.us/img180/6619/rita22jb1.jpg (http://imageshack.us)
http://img81.imageshack.us/img81/3659/rita24di7.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-03-08, 11:29
http://img180.imageshack.us/img180/6447/rita03fy2.jpg (http://imageshack.us)
http://img340.imageshack.us/img340/6997/rita05mg0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
17-04-08, 12:28
http://img237.imageshack.us/img237/6999/258578di8.jpg (http://imageshack.us)
http://img519.imageshack.us/img519/5666/262774ou5.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/3210/179300ss8.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
17-04-08, 12:30
Hep efsaneydiler
Bazı yıldızlar daha yaşarken efsane olurlar. İşte bu ay bunlardan ikisinin, yani yaşadıkları sırada efsaneleşen Frank Sinatra ve Rita Hayworth'ın filmleri CNBC-e'de gösterilecek. Üstelik bu iki büyük oyuncunun yanlarına Kim Novak'ı da alarak oynadıkları ünlü "Pal Joey/Bir Çapkının Maceraları" da Temmuz ayında gösterilecek filmler arasında.
"Kibar" serseri
Kim ne derse desin? O istediği kadar Oscar ödülü almış olsun. Çok yüksek rating'li TV programlarına da imza atmış olsun. Frank Sinatra hep olağanüstü sesi ve de titizlikle seçtiği şarkılarla hatırlanacak. Bu yüzden televizyonun "Klasik Müzikal Filmler" kuşağını ona ayırması çok yerinde, hele bunları sabah 09.00'a koyup kahvaltıya eşlik ettirmesi daha da yerinde. "Alevli Kalpler"de Doris Day, "Gönül Yolu"nda Marlon Brando ve Jean Simmons'la, "Bir Çapkının Macereları"nda dünya güzeli iki kadınla şakıyan Frank Sinatra'ya günün herhangi bir saatinde can mı dayanır?
1915 doğumlu İtalyan-Amerikan sanatçı için yaşadığı sürece yarattığı skandallar hep kötü bir imaj oluşturdu. O hem medyada yer edinmek istemesiyle hem de, çelişkili bir biçimde, gazetecilere saldırmasıyla ünlüydü. 20 yaşından başlayıp 50 yılı aşkın bir süre hep kamunun önünde olan birinin faça vermesi çok doğaldı ama Frank Sinatra'nınkiler biraz fazla kaçmıştı. 1950'lerin başında dünyanın en güzel kadını kabul edilen Ava Gardner'la evliliği ve bitmesi büyük gürültülere neden olmuştu.
Hayatı boyunca hep yeterince ciddiye alınmamaktan şikayetçi oldu. Hep ciddi bir filmde oynamak istedi. Sonunda film başına 150 bin dolar alırken, yalnızca 8 bin dolara "İnsanlar Yaşadıkça" da oynadı ve bir Oscar aldı. Bundan sonra yönetmen seçmeye ve prova yapmayı reddetmeye başladı. 1960'a kadar filmleri en çok para getiren 10 yıldızdan biri oldu ama 60'dan sonra bu listeden düştüğü gibi film başına parası da 250 bin dolardan 125 bin dolara düşüverdi. Özetle Old Blue Eyes ömrünün sonuna kadar Mia Farrow dahil dört kez evlendi, adı Hollywood'un bütün güzelleriyle birlikte anıldı, çıktı indi, indi çıktı. Adı mafyaya bile karıştı. Ama 1998'de öldüğünde arkasında, dünyanın her yanında, milyonlarca hayran bıraktı. Her zaman "Young At Heart" oldu.
Kızıl ilahe
CNBC-e'de gösterilecek Rita Hayworth fimlerinden biri de "Karmen'in Aşkları". Rita Hayworth 1918 yılında doğduğunda Carmen Cansino idi. Amerikalı bir anne ve çingene bir baba. 12 yaşında oldukça kötü biri olan babasıyla dans etmeye ve para kazanmaya başladı. Televizyonda "Nostalji" başlığıyla gösterilen filmler kızıl saçlı ilahenin en iyi filmleri değil (örneğin "Şangaylı Kadın" ya da "Ayrı Masalar" yok) ama kimin umurunda.
Rita Hayworth 25 yaşında Orson Welles'le, ondan ayrıldıktan sonra 1950'de Ali Han'la yaptığı evliliklerle epey sansasyon yaratmıştı. Ali Han'dan olan kızı Yasemin Hayworth 1970'lerde Alzheimer olunca ona bakmıştı. Tabii Rita Hayworth gibi bir kadının yalnızca yaptığı dört resmi nikahla yetinmesi beklenemezdi. Victor Mature, David Niven, Tony Martin ve ünlü Howard Hughes'la da fırtınalı ya da fırtınasız aşklar yaşadı.
1987 yılında ölmeden önce hayatı üzerine bir TV filmi de çekildi: "Aşk Tanrıçası". Frank Sinatra ile oynadığı ve 28 Temmuz'da gösterilecek filmi "Bir Çapkının Maceraları"nı 1957'de çekilmişti.

http://img237.imageshack.us/img237/2227/263654yg3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
29-04-08, 09:52
http://img501.imageshack.us/img501/2595/179299ws1.jpg (http://imageshack.us)
http://img501.imageshack.us/img501/1037/187150gs2.jpg (http://imageshack.us)
http://img501.imageshack.us/img501/4224/178611zs6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
02-05-08, 18:01
http://img501.imageshack.us/img501/3479/48952chjgwox4.jpg (http://imageshack.us)
http://img501.imageshack.us/img501/527/48975fkmjwgf7.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
02-05-08, 18:06
http://img501.imageshack.us/img501/6850/49107qvxuwkp6.jpg (http://imageshack.us)
http://img516.imageshack.us/img516/6046/211639sf3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
14-05-08, 10:52
http://img404.imageshack.us/img404/2393/gildayr0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
30-05-08, 13:59
http://img230.imageshack.us/img230/9365/173000qq1.jpg (http://imageshack.us)
http://img230.imageshack.us/img230/7981/265526xk4.jpg (http://imageshack.us)
http://img148.imageshack.us/img148/9600/266967vt7.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
30-05-08, 14:03
http://img230.imageshack.us/img230/8580/10jo4.jpg (http://imageshack.us)
http://img230.imageshack.us/img230/9004/26dc7.jpg (http://imageshack.us)
http://img138.imageshack.us/img138/898/43gc5.jpg (http://imageshack.us)

princess_fiyona
12-06-08, 15:06
http://img204.imageshack.us/img204/4286/529pxritahayworth1977ad8.jpg (http://imageshack.us)
http://img76.imageshack.us/img76/9237/ritahayworth1179004291cu4.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/8893/ritahayworth1179004293wp1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-06-08, 15:12
http://img165.imageshack.us/img165/9259/227434largenz3.jpg (http://imageshack.us)
http://img165.imageshack.us/img165/3682/220455largepn2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-06-08, 15:15
http://img165.imageshack.us/img165/851/165226largemy4.jpg (http://imageshack.us)
http://img165.imageshack.us/img165/5264/165123largeqm6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
05-07-08, 09:07
http://img154.imageshack.us/img154/9146/165227largeyr9.jpg (http://imageshack.us)
http://img360.imageshack.us/img360/9602/166603largega1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
08-07-08, 08:01
http://img78.imageshack.us/img78/8690/165225largeap5.jpg (http://imageshack.us)
http://img211.imageshack.us/img211/1223/165223largevg1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
08-07-08, 08:04
KELLY BROOK RITA HAYWORTH OLDU
Ünlü İngiliz model, oyuncu Kelly Brooke Skymag için hayranı olduğu efsanevi Hollywood yıldızı Rita Hayworth'un kılığına girdi.
Rita Hayworth'un 1946 oynadığı ünlü filmi 'Gilda'yı seyretmeyen yoktur herhalde. Güzelliği dillere destan kızıl saçlı yıldız, bugünün yıldızlarının olmak isyebileceği bir güzellik ve seksapeliteye sahipti. Erkeklerin hala çok güzel bulduğu kadınlar listesine girebilen Rita Hayworth, 28 yaşındaki Kelly Brooke'un da idolüymüş. İngiltede model olarak tanınmaya başladığından beri bugünkü oyuncu konumunda da erkeklerin büyük hayranlığını kazanan Brook, 'Gelmiş geçmiş en seksi kadın' olarak nitelendirdiği Rita Haywort'ı canlandırmaktan son derece memnun olduğunu belirtmiş.
http://img211.imageshack.us/img211/8325/1bbc3.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/2711/3bdx8.jpg (http://imageshack.us)
http://img211.imageshack.us/img211/4980/4bce3.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/2260/gilda7bp5.jpg (http://imageshack.us)
http://img297.imageshack.us/img297/5425/gilda9tz6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
08-07-08, 08:07
http://img211.imageshack.us/img211/1694/165220largehi5.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/7936/165222largera2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
08-07-08, 08:12
http://img174.imageshack.us/img174/496/239705largejq5.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/1112/165228largeub4.jpg (http://imageshack.us)
http://img297.imageshack.us/img297/9656/165124largecm5.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
08-07-08, 08:19
http://img174.imageshack.us/img174/7905/165120largeor2.jpg (http://imageshack.us)
http://img78.imageshack.us/img78/7569/165121largejo5.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/4859/165122largecd2.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/8798/157060largeei0.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-07-08, 08:39
http://img55.imageshack.us/img55/7085/153431largefp8.jpg (http://imageshack.us)
http://img267.imageshack.us/img267/7325/153432largekc5.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-07-08, 08:42
http://img233.imageshack.us/img233/6568/152827largeib9.jpg (http://imageshack.us)
http://img55.imageshack.us/img55/3996/152826largezh3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-07-08, 08:44
http://img55.imageshack.us/img55/1882/152828largetz9.jpg (http://imageshack.us)
http://img55.imageshack.us/img55/8984/152825largekt6.jpg (http://imageshack.us)

gül_mavi
09-07-08, 13:11
http://www.lovegoddess.info/RH1R.JPG

http://www.allposters.com/IMAGES/MG/142589.jpg

http://www.allposters.com/IMAGES/MAR/AGS085.jpg

aşk_bu
23-07-08, 08:41
http://img367.imageshack.us/img367/8797/259591largevv8.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/8712/259615largesy4.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
23-07-08, 08:43
http://img401.imageshack.us/img401/4245/259582largeon1.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/4738/259581largeke1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
23-07-08, 08:46
http://img367.imageshack.us/img367/4636/259574largell7.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/9965/259577largeit9.jpg (http://imageshack.us)
http://img367.imageshack.us/img367/6015/259578largebb1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
23-07-08, 08:51
http://img401.imageshack.us/img401/1490/152806largecl4.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/6930/152805largeom3.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/1646/152804largela1.jpg (http://imageshack.us)
http://img367.imageshack.us/img367/5669/152803largexk6.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-07-08, 05:43
http://img168.imageshack.us/img168/1787/259576largejb5.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/5844/259575largejg8.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-07-08, 05:45
http://img401.imageshack.us/img401/2849/152822largeru0.jpg (http://imageshack.us)
http://img367.imageshack.us/img367/1732/152821largeow2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-07-08, 05:48
http://img168.imageshack.us/img168/4796/152819largeba3.jpg (http://imageshack.us)
http://img401.imageshack.us/img401/6639/152820largewa3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-07-08, 05:51
http://img168.imageshack.us/img168/9931/152818largeii3.jpg (http://imageshack.us)
http://img168.imageshack.us/img168/2339/152817largeuw3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
28-07-08, 05:54
SİNEMANIN İLK YILLARI VE DANS
Sinemanın doğduğu yıllara bakıldığında yapılan ilk çekimlerde sokaktaki trafik, kuşların uçuşu, hayvanların hareketi, sirk oyuncularıyla birlikte en fazla kaydedilen görüntülerden biri de dans görüntüleridir. Dansı “damıtılmış, katıksız hareket” olarak tarif eden Elizabeth Kendall seyircide yarattığı etki ile dansın filmlere yenilik getirdiğini söylüyor. 1897′de film çekmeye başlayan Thomas Edison dans filmleri çeken ilk yönetmenlerden biridir. Edison’un çektiği bazı filmler: Anabella in Her Sepantine Dance, Bevery Waltz, Coquette Dance, Dance of Rejoicing.
En eski bale filmi Danimarkalı saray fotoğrafçısı Peter Elfelt tarafından 1902-1906 yılları arasında çekildi. Filmde Royal Danish Ballet üyesi dansçılar rol aldılar. Yüzyılın başında vodvillerde canlı performansların yanında filmlerde gösterilmeye başlandı. 15 dakikalık bu filmlerde genellikle belly dansçıları, cakewalks dansı yapan siyahlar, skirt dancers, ağzında bir sandelyeyle dans eden kadın görüntüsü gibi görüntüler yer almaktaydı.
İlk dönem filmleri küçük tiyatrolarda, çadır şovlarında, nickelodeonlar[1] da gösteriliyordu. Bu filmlerden sanatsal bir beklenti yoktu ve sadece popüler tüketim için üretiliyorlardı. Fransız yapımcı Georges Melies bu anlamda bir istisna olarak karşımıza çıkıyor. Film çekimleri için bir stüdyo kuran Melies senaryoları iyi tasarlamanın yanında fade out (sahneden yavaşça kaybolma), double exposure (üstüste çekim), hand coloring (renklendirme) gibi yeni teknikler de kullanmıştır. Müzik salonlarının güzelliğini ve baleyi kamera hileleri ve mizahın yardımıyla sürreal bir şekilde vermiştir. Melies’in en ünlü filmi, Paris revülerinden esinlenerek yaptığı, A Trip to the Moon (1902) filmidir.
1910′lu yıllarda nickeledeonlar Amerika’daki 5. büyük endüstri haline geldi. Gösterilerde sahnedeki dansa piyano eşlik etmeye başladı ve bu canlı performanslar sabit kamerayla çekildi. İlk dönem filmlerinde bale çok elit olarak algılanıyordu. Sahnede balenin görünmesi teatral ihtişam ve göz kamaştırıcılığını simgelerken, müzik salonlarındaki danslar ve antik ritüeller ahlaksızlığı simgeliyordu.
1908′de film yapmaya başlayan Amerika’lı sahne aktörü D.W. Griffith filmlerinde geleneksel oyunculuk tekniğindeki mim ve dans arasındaki ilişkiyi kullandı. Griffith filmlerinde ritmik düzenlemeyi kontrol etmeye özen gösterdi. Sinema ve dans arasındaki pandomimik, ritmik yakınlığı iyi kullandı. Griffith yaptığı filmlerde dansçıların dans eğitiminden de faydalandı. Kadın dansçılara duygularını anlatan doğaçlamalar yaptırırken, erkeklere hareketsiz pozlar verdiriyordu. Griffith’in filmlerinde sahnelerin akışkanlığı, kontrastlar ve kamera hareketleri dans etkisini güçlendiriyordu.

1910′lu Yıllar: Dans Okulları
1910′lı yıllarda Amerika’da dans okullarının yaygınlaştığı yıllardı. 1915′te Ted Shawn ve Ruth St. Denis kendi dans okullarını açtılar. Hollywood’da çok prestijli bir dansçı olan St. Denis ve Ted Shawn aynı zamanda Griffith’e filmlerinde danışmanlık yaptılar. St Denis’in bazı öğrencileri Intoleranca (1916) filminde rol aldı. St Denis muhtemelen filmlerin kendi düzeyinin altında olması ve Hollywood’un sömürü ilişkisinden dolayı Hollywood’la sınırlı bir ilişki kurdu.Bu dönemde açılan başka bir dans okulu olan Norma Gould Okulu’nda salon dansları, Yunan, Mısır ve oryantal dansları eğitimi verilyordu. Gould ve Shawn’ın yönetmenliğini yaptığı okulun öğrencilerinin rol aldığı The Dance of the Ages filminde Taş Devri, Mısır, Yunan, Roma, Ortaçağ Avrupası ve günümüz salon dansları kronolojik bir şekilde icra edilmekteydi.
1916 yılında İngiliz dansçı Ernest Belcher tarafından Celeste School kuruldu. Celeste School’dan iyi bir eğitim alarak mezun olan dansçılar o dönem Amerikan balesi ve Broadway’a göre çok daha nitelikli dansçılar olarak görülüyorlardı. Belcher 1918 yılında sinemaya girdi. Küçük ve önemsiz dans bölümlerinden film senaryosu oluşturdu. Sahnede ve ekranda dans etme arasındaki farka ve dansın nasıl daha etkileyici çekilebileceği konularıyla ilgilenmiştir. 1920′lerde çekilen filmlerin %70′inde Belcher’in imzası vardı. 30′larla birlikte ünü azalmaya başladı. Belcher bir Broadway müzikali olan The Jazz Singer’ı sahneye aktardı. Ses kullanılan ilk film olmamasına rağmen ses kullanımı filmin oldukça güçlü bir etki bırakmasını sağladı. İlk defa Belcher’in filmlerinde kullandığı, bir grubun düz çizgi halinde arkada dans ettiği, önde bir dansçının solo dans yaptığı ve final için karmaşık dansların sergilendiği kareografiler sonraki yıllarda Hollywood müzikallerinde en fazla kullanılan kareografilerden biri oldu. Hollywood kendi yıldızlarını ortaya çıkartana kadar ağırlıklı olarak Broadway’deki performerlar filmlerde rol aldılar.
30′lu Yıllar: Duraklama ve Düşüş Dönemi
30′lu yıllar sinemada dans açısından duraklama ve düşüş dönemi olarak tanımlanıyor. Düşüşün nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Önemli sahne aktörlerinin sinemada başarısız olması.
Sahne ve sinemanın anlatımları arasındaki fark.
Sinemadaki görüntü ile gerçek yaşam veya sahne arasındaki fark.
Sinemanın arkadaki kalabalık dansçı topluluğu ile öndeki soloyu eşitliyor olması.
Tiyatroda izleyici istediği yere odaklanabilirken sinema izleyicisinin bu noktada edilgen olması.
Filmlerde dançıların ağırlıksızmış gibi görünmesi, canlılık duygusunun olmaması.
İzleyicinin mekanı ve yerçekimini hissetmemesi dolayısıyla izleyici ile ietişimin zayıf olması.


1930′larda Hollywood henüz kendi dansçı ve koreograflarını ortaya çıkaramadığından filmlerde insan kaynağı olarak Broadway kullanılıyordu. New York’lu koreograflar film yaparken tüm dansçıları birlikte götürüp film yapıyorlardı.
Sinema-dans ilişkisinde en önemli gelişmelerden biri 30′lu yıllarda Hollywood’a gelen Busby Berkeley’in özellikle kamera kullanımı açısından filmlere getirdiği yeniliklerdir. Berkeley Whoopee filminde dört sabit kamera yerine tek hareketli kamera kullandı. Filmde dansçılar arasında hareketli kullanılan ve farklı açılardan çekim yapan kamera, dansçıların adım ve performansı kadar önemli bir pozisyondaydı. Berkeley sahnedekinden farklı olarak filmde dansın kameraya göre düzenlenmesi gerektiğini savunarak da sinema-dans ilişkisine farklı bir yaklaşım geliştirmiştir.
1933′te çektiği 42th Street filminde birçok kamera problemini çözmüş olan Berkeley hareketli kamera kullanımı, farklı açılardan çekimler ve iyi bir kurguyla Broadway danslarının enerjisine eşdeğer bir etki yarattı.
Berkeley 42th Street’te elde ettiği başarının ardından aynı yıl Gold Diggers filmini çekti. Mümkün olan her açıdan çekimin yapıldığı, 60 kadın dansçının rol aldığı, kamera hareketleri için çekim alanının kirişlerinin raylarla donatıldığı, özel kostüm ve aksesuar tasarımlarının yapıldığı dev bütçeli bu yapım sonraki 20 yılın müzikallarinin temel özelliklerinden olan “dev setler” ve “çok kadınlı sahneler” konseptlerininin görüldüğü ilk yapım olma açısından önemlidir.
Berkeley kazandığı başarıların ardından 1939 yılında MGM’e transfer olarak Arthur Freed’le birlikte çalışmaya başladı. MGM’in sonraki 10 yılda en iyi olması için gerekli altyapıyı kurdu. 1941 yapımı Lady Be Good ve 1942 yapımı For Me and My Gal bu dönemin önemli filmleri arasındadır. 1954 yılına kadar bu alanda çalışan Berkeley prodüksiyon bütçelerinin arttırılmasında ve sinemanın televizyona karşı rekabet gücü kazanmasında önemli bir rol oynamıştır. 30′lu yıllarda sinema alanındaki bir başka önemli gelişme ise 1937 yılında Balanchine’nin Hollywood’a gelerek The Goldwyn Follies (1937), I was an Advetures (1940) ve Star Spangled Rhytm (1942) filmlerini yapmış olmasıdır.
40′lı ve 50′li Yıllar: Müzikallerin Altın Çağı
Amerikan sinema tarihinde 20′lerden itibaran yükselişe geçen ve sinema endüstrisi içerisinde güçlü bir pozisyon kazanan müzikaller 40′lı ve 50′li yıllarda en parlak dönemini yaşadı. Yapılan prodüksiyon sayısı, prodüksiyonların bütçeleri, kurulan devasa film stüdyoları ve müzikaller tarihindeki birçok önemli filmin bu dönemde ortaya çıkması açısından bu yıllar sonraki yıllarda bir daha ulaşılamayan bir zirve olarak değerlendirilebilir.
1940′ların sonlarına doğru stüdyoların yerleşik yapıları oluşmaya başladı. Gerek Hollywood kendi performerlarını oluşturmaya başladığından gerekse prodüksiyon geciktiğinde çok maliyetli olduğundan kareograflar Broadway’deki tüm dansçılar yerine daha nitelikli dansçıları götürüyorlardı. Müzikallerin altın çağı olarak değerlendirilen 40′lı ve 50′li yıllarda her bir stüdyo kendi tarzını geliştirdi. Örneğin Twenty Century Fox yapımları genellikle sıradan Amerikan zevkine hitap eden, aynı hikayenin tekrar tekrar işlendiği, aptal sarışın tiplemesinin sürekli kulanıldığı sabun köpüğü konuları işlerken, Columbia stüdyolarının yapımlarında Rita Hayworth (Gilda/1946) Jane Russel, Bety Grable, Marilyn Monroe (Gentlemen Prefer Blondes/1953) ünlü oyuncuları oynatarak gişe başarısını arttırmaya çalışıyordu. Bu stüdyoda ayrıca oyunculara filmlerde oynasalar da oynamasalar da düzenli maaş ödenmekteydi ve dansçılar Uzak Asya dansları, jazz, İspanyol dansları, bale, tap dansı gibi alanlarda sınıflandırılmaktaydılar.
Müzikaller tarihinin tümünde olduğu gibi bu altın dönemde de Hollywood‘da siyah dansçı/oyuncular hiçbir zaman başrol oynayamamıştır . Buna en iyi örneklerden biri Siyah oyuncu/dansçı Nic Castle’ın iyi bir dansçı olmasına rağmen hiçbir zaman başrol oynayamayarak her zaman karakter oyuncu olarak filmlerde yer almasıdır.
Müzikaller Tarihinden İki Yıldız: Fred Astarire ve Gene Kelly
Müzikaller tarihinin en iyi erkek dansçılarından olan Fred Astaire öncesinde vodvillerde, Broadway gösterilerinde, sulu komedilerde şarkı söylerken 1933 yılında sinemaya başladı. Yaptığı dansların çoğu kendi buluşu olan Astaire salon dansları, tap dans ve taşlamalardan esinlendi. İkinci filmi olan Flying Down to Rio ile yeteneğini ortaya çıkartan Astaire 6 yıl boyunca Ginger Rogers’le birlikte ikili olarak çalıştı ve unutulmaz müzikal filmlere imza attı. Night and Day ikilinin en önemli filmlerinden biridir.
Astaire, Berkeley’in aksine dans eden kamerayı reddetti. Kamerayı dansçıları belli bir mesafeye yerleştiren ve tüm vücudu çeken bir şekilde kullandı. Bunu iki nedenden dolayı tercih etti: Üst gövde alt gövde kadar önemlidir, kesilmemelidir. Seyircinin dansçıyı tamamen görmesi daha etkilidir. Oynadığı filmler benzer format ve kareografilere sahip olsa da Astaire hiçbir zaman kendisini tekrar etmedi. Tap dans, salon dansları ve doğaçlamayı ustalıkla birleştiren Astaire sonradan yanlış yaptığını düşünse de bale, modern dans, modern jazz ve Latin danslarını kullanmaktan kaçındı. Astaire Ginger Rogers’la ayrılıp tek başına çalışmaya başladıktan sonra daha yaratıcı bir performans sergiledi. Tek başına kalınca müzik yeteneği ve sezgilerini daha özgürce kullandı. Rogers’tan ayrıldıktan sonra 22 müzikalde rol alan Astaire, Rogers gibi başka bir partner bulamadı. Ya dansçılıkları yetersizdi ya da okul eğitiminin yapmacıklığı kendisinin doğal tarzı ile uyuşmadı. Astaire müzikal filmler tarihinin en iyi dansçılarından biri olsa da ünü hiçbir zaman dünya çapına yayılamadı.

Astaire’den sonra müzikal dünyasındaki en popüler dansçı/oyuncu olan Gene Kelly 1944 yılında 1942 yapımı For Me and My Gal filmi ile sinemaya başladı. Kelly, karekterin hayal gücünü yansıtmak için kameranın büyüsünü kullandı. 1948 yapımı On Your Town filmiyle müzikallerde yeni bir çağ başlattı. Balenin yoğun kullanıldığı bir Avrupa filmi olan The Red Shoes filminin kazandığı başarı, bugüne kadar filmlerde genellikle mesafeli yaklaşılan baleye Hollywood’un hazır olduğunu gösterdi. Bu başarının ardından MGM yapımcılığında Kelly abartılı bir bale sahnesiyle final veren An American in Paris filmini yaptı. An American in Paris yarım milyon dolarlık bütçesi ile dönemin en büyük prodüksiyonuydu.
Kelly’nin 15 yıllık sinema yaşamı, çok fazla ve kaliteli prodüksiyon çıkmasından dolayı Hollywood’un altın çağı olarak kabul ediliyor. Yine Sing’in in the Rain hem Kelly’nin hem de müzikal filmlerinin en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor.
Çöküş Dönemi
Müzikallerde 20′lerde başlayan yükseliş 50′lerin sonlarına doğru çökmeye başladı. 1950′lerde kontratlardaki özel talepler ve sendikaların taleplerinin yüksek olması filmlerdeki dans sahnelerinin maliyetinin yüksek olmasına ve müzikal döneminin çöküşüne katkıda bulundu.

Çöküşün başlıca nedenleri olarak aşağıdaki noktalar gösterilebilir:

Prodüktör, oyuncu, çalışanların kontratları nedeniyle başka yerlerde çalışamamaları, yıllarca süren bağımlılık.
40′larda hükümetin stüdyoları monopol oluşturdukları gerekçesiyle mahkemeye vermesi.
50′lerin başında güçlü bir rakip olarak televizyonun ortaya çıkması.
Stüdyoların imparatorluğun çökmesi sonucunda müzikallerin müzik, kostüm, sahne dizaynı için büyük bütçelere ihtiyaç duyması.
60′lar, 70′ler
60′larda Rock and Roll müzikal seyircisini bir nebzede olsa ayakta tuttu. 57-70 arasında Elvis Presley 30 müzikalde rol aldı. Bu dönemde Broadway’de başarı kazanmış yapımlar- Gypsy (1962), My Fair Lady (1964), Sound of Music (1965), Funny Girl (1968)- sinemaya aktarıldı:. Bu yıllarda artistik kamera kullanılması, dikkat çekici detaylara odaklanılması ve görüntü oyunlarının kullanılması sıkça tercih edilen yöntemlerdi.
1970′lerle birlikte birkaç film çekilmesi haricinde eskiden olduğu gibi bir müzikal film piyasasından söz etmek mümkün değildir. Bu yıllarda çekilen önemli yapıtlar arasında Cabaret (1972), All That Jazz (1978) ve Saturday Night Fever (1977) sayılabilir. Brooklyn’li, kendini ifade edemeyen bir çocuğun dans pistinde kendini gösterip yıldızlaşmasını konu edinen, John Trovolta’nın başrol oynadığı Saturday Night Fever (1977) o dönemde patlayan disko çılgınlığını sinemaya aktarması ve seyircide bıraktığı etki açısından önemli bir yapımdır.

Bu yazı 20.YY’DA DANS “Dance and Movies” bölümünden derlenmiştir.

http://img367.imageshack.us/img367/5195/152775largewx1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-08-08, 17:51
http://img174.imageshack.us/img174/3940/152795largegy2.jpg (http://imageshack.us)
http://img387.imageshack.us/img387/8394/152796largeju9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
09-08-08, 17:55
http://img174.imageshack.us/img174/6105/152786largeqb1.jpg (http://imageshack.us)
http://img174.imageshack.us/img174/9513/134652largeav7.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
15-08-08, 10:18
http://img124.imageshack.us/img124/9392/ritahayworthfsa8b01035qk5.jpg (http://imageshack.us)
http://img60.imageshack.us/img60/9373/152758largelb5.jpg (http://imageshack.us)
http://img228.imageshack.us/img228/3861/152791largezr3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
15-08-08, 10:21
Yardım seferberliği
Alzheimer hastaları için yapılacak bakımevi projesi için Swissotel'de düzenlenen özel gecede, cemiyet hayatının ünlü isimleri boy gösterdi.
21. Uluslararası Alzheimer Federasyonu Kongresi kapsamında, Alzheimer hastaları için yapılacak bakımevi projesi için önceki akşam Swiss Otel'de yardım gecesi düzenlendi. Ünlü aktris Rita Hayworth'un kızı Dünya Alzheimer Federasyonu Başkanı Prenses Yasemin Ağa Han'ın ev sahipliği yaptığı geceye cemiyet hayatının ünlü isimleri katıldı. Gecede sahne alan Zerrin Özer, "Rahmetli annem de Alzheimer hastasıydı. 3.5 yıl yan odamda baktım. Yakınlarında Alzheimer hastalığı olanlara sabır diliyorum" dedi.
DAVETİYELER 500 YTL...
Sahnede Prenses Yasemin Ağa Han'dan çiçek alan ve birlikte objektiflere poz veren Zerrin Özer çok duygulandı. Davetiyelerin 500 YTL'den satıldığı geceye katılan isimler arasında Suzan Sabancı, Haluk- Deniz Berdan, Cem-Hülya Kalyoncu, Siren Ertan ve Ceyla Şahnavaz da vardı.
(İsmail BAYRAK)

http://img228.imageshack.us/img228/6239/152747largezv2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
15-08-08, 10:29
http://img124.imageshack.us/img124/6586/152748largelx6.jpg (http://imageshack.us)
http://img124.imageshack.us/img124/6900/152751largers8.jpg (http://imageshack.us)
http://img124.imageshack.us/img124/6301/152764largeys9.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
17-08-08, 18:07
http://img373.imageshack.us/img373/3909/152814largeuu6.jpg (http://imageshack.us)
http://img373.imageshack.us/img373/6394/152813largekp4.jpg (http://imageshack.us)
http://img104.imageshack.us/img104/7499/152815largewx1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
17-08-08, 18:23
http://img373.imageshack.us/img373/7505/152793largeis5.jpg (http://imageshack.us)
http://img373.imageshack.us/img373/4338/152785largewq2.jpg (http://imageshack.us)
http://img373.imageshack.us/img373/184/152784largekq1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
22-08-08, 17:50
http://img128.imageshack.us/img128/4251/ritahatworth1941ym1.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
29-08-08, 06:20
http://img501.imageshack.us/img501/5803/ritahayworthgallery19xn7.jpg (http://imageshack.us)
http://img156.imageshack.us/img156/2934/ritahayworthgallery11vk6.jpg (http://imageshack.us)
http://img128.imageshack.us/img128/8901/ritahayworthgallery16ii9.jpg (http://imageshack.us)
http://img128.imageshack.us/img128/7300/ritahayworthgallery22fm2.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
29-08-08, 06:25
http://img501.imageshack.us/img501/9164/ritahayworthgallery38pp5.jpg (http://imageshack.us)
http://img156.imageshack.us/img156/5369/ritahayworthgallery40pz5.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
29-08-08, 06:30
Gilda filminin efsane güzeli olan ayrıca sinemanın en seksi yıldızlarından sayılan, "Gilda" karakterine can veren Rita Hayworth ya da asıl adıyla Margarita Carmen Cansino, 17 Ekim 1918'de İspanyol asıllı bir babanın ve Amerikalı dansçı bir annenin çocuğu olarak Amerika'nın New York kentinde doğdu. Anne ve babası profesyonel dansçılardı ve Rita küçüklüğünden itibaren dans ile iç içe yaşamak durumunda kaldı. Ailesinden aldığı eğitimle dansa başlayan Rita Hayworth, bir süre sonra hayatın tümüyle danstan oluşmadığının farkına vardı ve yeni uğraşlar bulmaya başladı. 12 yaşında oyunculuk dersleri almaya başlayan Hayworth, 15 yaşında Fox stüdyosu ile bir sözleşme imzaladı. Bir iki minik rolden sonra Hayworth "Dante's Inferno" ile nispeten ciddi bir rol kapmayı başardı. Bu sırada ABD'nin savaşa girmesi ile askerlere moral vermek için çeşitli faaliyetlere katılan Hayworth, 1944 yılında rol aldığı "Cover Girl / Kapak Kızı" filmi ile seksi vücudunu ön plana çıkardı.Bu sene gösterime giren "Gilda" Rita Hayworth'un kariyerinin zirvesi olacağa benzer. Kumarhane sahibi Ballin Mundson'ın güzel ve çekici eşi Gilda aynı zamanda kocasının Buones Aires'deki kumarhanesinde krupiye olarak çalışan eski kumarbaz Johhny Farrel'in eski sevgilisidir. Aralarındaki çekimin farkına varan Mundson ikisini bir araya getirmeye karar verir ve Farrel'i karısının bodyguard'ı yapar. Bu unutulmaz kara filmde canlandırdığı Gilda karakteri ile özdeşleşen Rita Hayworth, özellikle "Put The Blame on Mame" şarkısı eşliğinde striptiz yaptığı sahne ve eski sevgilisinden yediği tokat ile sinema tarihinin unutulmazları arasındaki muhakkak ki yerini alacaktır.

http://img128.imageshack.us/img128/6076/84819nsurwat3.jpg (http://imageshack.us)

aşk_bu
29-08-08, 06:32
Muhteşem Gilda
Gösterildiği dönemde milyonlarca erkeğin kalbini hoplatan Rita Hayworth'ın hayat verdiği ‘‘Gilda’’ bugün 18.00'de Aksanat'ta (İngilizce olarak) videodan gösterilecek. Yönetmenliğini Charles Vidor'un yaptığı, Rita Hayworth'a Glenn Ford'un eşlik ettiği 1946 ABD yapımı film, zamanında ‘‘Gilda gibi bir kadın olmadı hiç’’ diye lanse edilmişti ve bugün artık bir sinema klasiği.
Buenos Aires'te bir gece kulübü işleten gizemli bir adam (George Macready), onun başdöndürücü karısı Gilda ve kocasının adamı (Glenn Ford) arasındaki aşk üçgenini anlatan film, Hayworth'un benzersiz bir ‘‘femme fatale’’ olarak sinema tarihine geçmesini sağladı. Gilda-Rita Hayworth'ın vücudunu saran siyah saten elbisesinin içinde, uzun siyah eldivenlerini hiçbir kadının çıkarmadığı gibi çıkarıp dalgalı kızıl saçlarını savura savura ‘‘Put the Blame on Mame’’ şarkısını söyleyerek (aslında Anita Ellis söylemiş) Glenn Ford'u (ve bütün erkekleri) baştan çıkardığı sahne de her sinemaseverin belleğine kazındı.
Seyrettiyseniz hatıralarınızı tazelemek, seyretmeyen bedbahtlardansanız Rita Hayworth denen sahne hayvanının nasıl bir büyü yaydığına tanık olmak için ‘‘Gilda’’yı kaçırmayın deriz.

http://img128.imageshack.us/img128/422/2252384560044785100kfttpj7.jpg (http://imageshack.us)