Tüm Versiyonu Göster : Hülya Bilban
:good::kahve:good:İKİ AİLE 2.SEZON YENİ YÖNETMENİ HÜLYA BİLBAN...
:good::kahve:good:
Kimdir Hülya Bilban;
Hülya Hanım dizimize yabancı bir isim değil...İki Aile'nin 22.Bölüm'ü ile
Serkan Kızıldağ'dan bayrağı devir alarak projemizin "Uygulayıcı Yapımcısı" olmuştur...
Bu Uygulayıcı yapımcı kavramını genişletelim...
Uygulayıcı Yapımcı: Projelerin Bel Kemiği diyebiliriz...Bir dizide aklınıza gelen bir çok işi uygulayıcı yapımcı yapar...Senaristler ile Senaryo hakkında fikir alışverişi yapmak,Cast seçimi,Ön yapım,Yapım,Post Production,Mekan seçimi,finansör ile anlaşmalar...
Kısacası Yapımcı Firmanin projelere atadıkları ve verilen kararları uygulama yetkisi bulunan kişiler diyebiliriz...
Şimdi tüm bu bilgileri göz önüne alacak olursak Hülya Bilban hanımefendi,
22.Bölüm'den bu yana bu projeye büyük emek vermiş bir isim...
Hülya Bilban eğer daha önce hiçbir yönetmenlik deneyimi olmayan İki Aile'ye yabancı bir "Yeni Yönetmen" olsaydı...O zaman daha fazla endişelenebilirdik...Fakat kocaman bir ağacın başka bir yaprağı,dalı olduğunu bilmek bana güven veriyor...Sanıyorum ki Hülya Bilban'ın eğitimi Sinema-Tv üzerinedir...Çünkü Yönetmenlikten çok önce sırtına ağır bir yük verilmiş...Ben başarılı olacağına inanıyorum...
Hülya Hanım ile ilgili maalesef geniş bir bilgi yer almıyor...Daha önce Yönetmenlik deneyiminin olmaması nedeniyle bilgiler kısıtlı...Aldığım bir iki ufak bilgide ise Geçmişte "Erler Film'de" Yetkili olduğunu ve "Kelebek Göçü" isimli bir senaryosunun olduğunu öğrendim...Bunun dışında Her hangi bir yapım şirketinde ismi geçmiyor...
Eveet Hülya Hanım ile ilgili söyleyeceklerim şimdilik bu kadar...Hikayemizin bu yeni döneminde,Hikayemizin eski şahidi olarak başarılı olacağını düşünüyorum...İlk Yönetmenlik deneyiminide İki Aile gibi Prestijli bir projede yapmasıda Hülya Hanım'ın en büyük şanslarından biri olsa gerek...Senaristler ile sıkı ilişkisi olan,Set ekipmanını ve elamanını çok iyi tanıyan,Nursan Hanım ve Metin Bey dönemini görmüş olan bir isim olarak Hülya Hanım'ın başarılı olacağına yürekten inanıyorum...Yolu açık olsun inşallah...
:good::good:HÜLYA BİLBAN...:good::good:
Hülya Bilban…İki Aile’nin Yeni Sezon Yönetmeni…Uzun araştırmalarımıza rağmen geçmişi hakkında bilgi toplayamadığımız gizemli Yönetmen…Hülya Hanım ile ilgili yaptığım araştırma sonucunda geçmişi,referansları hakkında bilgiye ulaştım…Hadi Bakalım Hülya Hanım’ı Tanıyalım yavaş yavaş…
Y.Hülya Bilban olarak bildik…Baştaki “Y”nin açılımı Yıldız Hülya Bilban oluyor…1975 İstanbul Doğumlu…Buda 32 Yaşında olduğunu gösteriyor…Gayet genç bir Yönetmen ile karşı karşıyayız…
Genç Yaşına rağmen içinde bulunduğu yapımlar Televizyon Tarihinde iz bırakan ve büyük yankı uyandıran projeler olması Hülya Hanım’ın nekadar
“Tercih Edilir” bir referans’a sahip olduğunun göstergesi…
İki Aile’de ilk kez Yönetmenlik yapacak olmasına karşın;
1996-97 Yıllarında Akrebin Yolculuğu ve Mum Kokulu Kadınlar filmlerinde Yönetmen Yardımcılığı yapmış…
Kurtlar Vadisi ve Deli Yürek dizilerinde bir adım daha üste çıkarak Yardımcı Yönetmenlik yapmış…Yeşim Salkım’ın başrolde oynadığı 2000 yılı yapımı Şarkıcı filminde ise yine Yardımcı Yönetmen olarak projeye imzasını atmış…
Hülya Hanım’ın Referansları yalnız bunlarla da sınırlı değil…
Gümüş,Kurtlar Vadisi,Deli Yürek ve Yabancı Damat dizilerinde Yapım koordinatörlüğü ve geçen Yıl büyük yankı uyandıran
Hırsız-Polis dizisinde ise Uygulayıcı Yapımcılık yapmış…Son olarakta 2006 Yılında Baba Evi isimli televizyon filminde Sanat Yönetmenliği yapmış…
Üstelik İrfan Tözüm,Ömer Kavur ve Osman Sınav gibi isimlerle uzun yıllar çalışmış…Zaten İki Aile dizisinde de geçtiğimiz Sezon Metin Günay’ın ikinci yönetmenliğini yine Hülya Bilban hanımefendi yapmış…
Bir sinema filmi yapması beklenen Güleryüzlü,Çalışkan,Yetenekli kadın.Sanat Yönetmenliğinden,Yardımcı Yönetmenliğe,Uygulayıcı Yapımcılıktan ,Proje Tasarımına Kadar Herşeye Hakim biri.Kurduğu setlerde çalışmamak insanı üzer diye not düşmüşler…Bu satırlar ile kişiliği ve set ortamında yaydığı enerji,insan ilişkilerinde ki duruşu hakkında ufak tüyolar alabiliriz…
Evet Görüldüğü Üzere İki Aile Yeni Sezon'a gayet donanımlı genç bir Yönetmen ile giriş yapıyor...Yaşının genç olması,geçmişte yer aldığı projeler ve
Metin Günay gibi bir isim ile yaklaşık 7 Aydır çalışıyor olması Yeni sezon için Hülya Hanım'ın nekadar doğru bir tercih olduğunun göstergesidir...
Bir önemli nokta ise dizimizde tam Evlilik dönemine bir Bayan'ın gözünden bakmak,oluşturulan atmosfer hikaye'nin hissedilmesinde ve artı etki yapacaktır...Ben başarılı olacağına inanıyorum...
:good::img-wink::good:HÜLYA BİLBAN (53.BÖLÜM)...:good::img-wink::good:
Tüm Gözler Sezonun ilk bölümünde Hülya Hanım’ın yönetimi üzerindeydi…
Ben dahil birçok arkadaşımızın en az hikaye kadar Yönetmenin performansını da merak ettiğini tahmin edebiliyorum…Şimdi konuşmak için çok erken olsa bile izlediğimiz bölüm itibari ile Hülya Bilban ismi dizimiz adına doğru bir seçim olmuş…Bir Yönetmen için Oyuncu Yönetimi kadar planları oluşturma ve estetik biçimde ekranlara aktarmakta çok önemlidir…Hülya Hanım’ın Köşk içi çekimlerini izlemek henüz kısmet olmadı fakat bahçe çekimlerinde kullandığı açılar gerçekten çok hoştu…Havuzun başında yapılan genel çekim ve kameranın rayla sağa doğru kayıp masada ki Eda-Damla-Safiye üçlüsünü kadraja alması,onlar konuşurken ekranın solunda Niyazi’nin de plana girmesi Köşkün bahçe atmosferini kesinlikle hissettirdi…
Aynı şekilde Efe ile Oğuz arabanın bagajına çantaları yerleştirirken yönetmenimiz biz izleyicileri hemen bagajın dibine yerleştirmiş…Bagajın içinden yapılan çekim gerçekten yaratıcıydı…Sonuçta aynı çekim tam ters açıdan basitçe yapılabilirdi…Ama Hülya hanım bagaydan yukarı doğru bakan açı ile yalnız Efe ile Oğuz’u değil,Acıbadem’in güzel mahallesinde ki yeşilliği,ağaçlarıda görmemizi sağladı…Gerçekten resim olarak son derece göze hitap eden ve estetik bir çekimdi…Arka fondaki yeşillikler için bile değer…Oğuz’un sahne sonunda çantayı kameraya doğru atması ile kararan ekran ile orijinal bir geçiş yapılmış…
Kahvaltı sofrasında tam tepeden yapılan çekim eminim hepinizin dikkatinizi çekmiştir…Masa’nın kalabalıklaşması ve tabakların çoğalması kadar kapının kalkmasının sevinci göklere uzanan sevinç çığlıkları ile daha da güzelleşti…Bu coşkuyu,havaya kalkan elleri en rahat görebileceğimiz yer ise tepeden yapılan çekimdi…Takdir ettim Hülya hanım’ı…Kısa bir sahne olmasına rağmen Jimmy jip kamera ile çekmiş bu sahneyi…
Hülya Hanım’da gözlemlediğim en büyük artı estetik duygusunun gerçekten çok üst düzey olması…Özellikle ikili çekimlerde ve arka planda başka bir karakter varken kullanılan açıyı tüm bölüm boyunca farklı sahnelerde izledik…Anladığım kadarı ile Hülya hanım yakın plan çekimi sıkça tercih edecek…Merve’nin yakın planlarında ki asıl amaç yüzünde ki çillerin yakalanması diye düşündüm…Yola çıkmadan önce araba penceresi önünde düşündüğü sahnede çok yakın bir çekim yapılmıştı…Hatta yüzü neredeyse tüm ekranı kaplıyacak kadar yakın ve çilleri daha net yansıdı kameraya…Yakın planları severim…Fakat genel açıları da gayet başarılı yönetmenimizin…Kamerayı sahnelerde sabitlemeyerek sürekli kaydırmayı tercih ediyor…Böylece bir plan ekranda uzun süre kalmamış oluyor…Buna örnek Eda ile Oğuz’un resepsiyonist önünde ki sahnesi…Kamera sağa,sola doğru usul usul kaydı değişmeyen tek açılı bu sahnede…
Zaten Eda ile Oğuz’un ikili olarak yer aldığı planlar benim çok hoşuma gidiyor…Onların uyumunu gayet net görmemizi sağlıyor…Böylece mimikleri de kaçırmamış oluyoruz…Bu ikili planlar bana Nursan Esenboğa’yı hatırlattı…Oda çok sık kullanırdı bu açıyı…Hülya Hanım’da bölümün üç veya dört yerinde o açıyı tercih etti…Hoşuma gitti…
Kabin sahnelerinde ki çekimi ve yaratıcılığı önceki yorumumda değerlendirmiştim…Hülya hanım’ın ilk bölümünde hanesine yazılan en büyük artılardan bir tanesiydi…Şimdiden anlaşıldı Hülya Hanım sıradan bir Yönetmen değil…Tıpkı Metin Günay gibi yaratıcılık ve tempoyu yüksek tutuyor…Üstelik oyuncu yönetiminde ki başarısı gerçekten üst düzeyde…Tabi Yönetmenin rüştünü ispat etmesi için yeni bir karakter yaratması gerekiyor diye bir tez atmıştık ortaya…Bunu da oluşturduğu Şule karakteri ile görmüş olduk…Gerçekten duruşu,bakışı ve mimikleri henüz kağıt üzerinde belirlenmiş olan Şule’ye oyuncu ile birlikte sağlam bir bakış açısı getirmişler…Bu yüzden başta söylediğim gib henüz kesin konuşmak için çok erken fakat Hülya hanım bu işe yüreğini koymuş,inanmış bu bariz bir şekilde belli oluyor…Üstelik İki Aile kendi tarzını oluşturacağı ilk yönetmenlik deneyimi olacağı için bundan sonra ki projelere Tercih sebebi İki Aile referansı olacak…Şuan kendine bir tarz geliştiriyor Hülya hanım…Bunu da İki Aile’nin dokusunu bozmadan,naif bir anlatım ile gayet başarılı bir şekilde yürütüyor...Şimdi beklentilerimi Köşk açılarına ve Köşkün iç planlarını nasıl kullanacağına doğru yönlendirdim…Merakla bekliyorum Hülya Bilban’ın gözünden Köşk anlatımını…Özellikle bizim dizimizi baz alarak konuşuyorum Köşk’e bakış açısı ve onu yorumlayışı çok önemli…
Hülya Hanım’a ve teknik ekibine Hoşgeldiniz demek istiyorum…
Emeğin üst düzey olduğu,net 1 buçuk saat çekilen bir bölümde tempo düşmeden,sahneler aceleye getirilmeden akılcı çekimler Hülya Hanım’ın inancının ve azminin göstergesi…:good:
HÜLYA BİLBAN...:good::good:
Hülya Bilban…Artık iyiden iyiye bir tarz oluşturmuş olan başarılı yönetmenimiz…Sezonun dördüncü bölümünde hikayeye ve Köşke ne kadar çabuk adapte olduğu ortada…En önemlisi artık
Hülya Bilban tarzı diyebileceğimiz bir tarz oluşturduğu için başarıyı yakaladığına inanıyorum…Yönetmenimizi iki alanda değerlendirmem gerekirse öncelikle Oyuncu Yönetimi,küçük büyük her yaştan oyuncudan istediğini aldığını görüyorum…Özellikle Usta oyuncularımız bir yana çocuk oyuncular ile çalışmak zordur…Fakat Hülya Hanım doğru bir kontak kurmuş,sahne sıcaklığını ve tempoyu böylece her sahnede yakaladığını görüyorum… Bölümde dikkatimi çeken çekim detaylarına geçecek olursam Sabutay’ın bar çekimlerinde,hemen bar’ın üstündeki asılı bardakların yanına yerleştirilen kamera ile estetik bir görüntü yakalanmış…Hemen genel çekimde özellikle mekanın bar kısmını inceledim…Görünüşte yaratıcılığı tetikleyen bir malzeme olmamasına karşın Hülya hanım sahne ambiyansını barın üzerinde asılı duran bardaklar ile yakalamış…Ferit’in evlilik haberini veremediği gece Damla ile bahçe sahnesinde ki açıda olağanüstü idi…Köşkü fon ederek alttan çekilen plan o hep dediğim Köşk olgusunu hissetmemizi sağladı ayrıca gerçekten resim olarak müthiş bir estetik yakalanmış oldu…Pencere çekimlerini ve Merdivenlerin korkuluk çekimlerine önceki mesajımda değinmiştim…Yeniden tekrarlamaya gerek yok…Sözün özü Hülya hanım’ın her hafta hikaye yorumlaması ve çekim açıları beni heyecanlandırıyor…Merak uyandırıyor…
İki Aile üçüncü yönetmende de başarıyı yakalamış sımsıcacık naif bir hikaye olarak yoluna devam ediyor…O zaman tebrikler Hülya Bilban ve Teknik ekibine gitsin…:good:
HÜLYA BİLBAN...(14.10.2007)...:img-wink:
Hülya Hanım'ın İki Aile Yönetmen koltuğuna geçişinin ardından tam 6 Hafta geçti...İki gün sonra 7.Bölüm Yönetimini izleyeceğiz...6 Haftada bir izleyici olarak Yönetmen hakkında bir fikir oluşması için yeterli bir süre diye düşünüyorum...:img-wink:
Hülya Bilban,İki Aile adına rüştünü ispatlamış bir Yönetmendir...Metin Günay gibi sıradaşı bir Yönetmenden devraldığı görevin hakkını verdiğini bir izleyici olarak hiç düşünmeden söyleyebilirim...Çünkü Hülya hanım'da projeye inancı ile birlikte farklı bir bakış açısı koyduğunu düşünüyorum...Asla sahneyi çekerim,yoluma bakarım mantalitesinde değil,nasıl daha güzel ve farklı çekerimin derdinde olduğu için her bölümde çekim açısından bir sürprizle karşılıyor izleyicisini...Estetik duygusu çok gelişmiş bir yönetmen olduğundan yakaladığı planlar ve kameranın konumu göze hitap ediyor ve izleyiciye sıcak geliyor...
Sözün Özü Hülya Bilban Hikayemizin ikinci dönemi için yerinde bir seçim...Bir bayanın gözünde Aile,evlilik ve fadakarlık gibi tamamen yüreğe dayanan duygular naif bir kameraya yüklenerek usul usul anlatılıyor...İzleyiciyi yormadan,hayat gibi akıp gidiyor hikaye...
Hülya Hanım'ı ve Ekibini yürekten tebrik ederken Yeni Yardımcı Yönetmenimiz Alptekin Bozkurt'a Başarılar diliyorum...:good:
:good::good:HÜLYA BİLBAN (29.11.2007)...:good::good:
Hülya Bilban…Dizimizin ikinci sezonunda ilk yönetmenlik deneyimi ile büyük sorumluluk alan ama an itibari ile başarısını ispat etmiş,izleyici tespit ve yorumlarını,hatta eleştirilerini dikkate alan ve dizimizi çok daha iyi bir çıtaya yükseltmek için emek veren genç yönetmenimiz…Pazartesi gecesi de söylediğim gibi bu hafta kullandığı yeni çekim teknik ve açıları çok profesyonelceydi…Üstünde kısaca değindiğim bir sahneyi yeniden yorumlamak istiyorum…
Çatı Katında ki Eda-Oğuz kavgası…Stresli günün ardından Ergin’den gelen telefon bombayı fitilleyen ateş misali Eda ile Oğuz’u karşı karşıya getirir…Senaristlerimiz gergin bir sahne yazmışlar,replikler vesilesi ile bunu anlıyoruz…Fakat bu gergin atmosferi oluşturmak için yalnızca senaryo bir anlam ifade etmiyor…Müzik,kamera hamleleri de senaryoyu tamamlayan yan öğelerin başında geliyor…Sahneyi yeniden izlediğiniz de fark edeceksiniz ki Ergin’de gelen telefon ile kamera sola pan yaparak pencereden Oğuz görüntüsü alıyor ardından Eda’nın hışımla yerinden kalkması ile kamera sürat ile yeniden sağa pan yapıyor…Tabi sahnenin atmosferine uygun “Şok Müzikler” ile ambiyans sağlanıyor…Sonuç olarak diyeceğim şu ki…Evet senaryo,oyunculuk ne kadar ayrıntılı ise ince elenmiş ise o kadar değer kazanıyor şüphesiz,fakat en az onlar kadar yönetmenin sahneyi yorumlayıp içine girebilmesi de aynı oranda önem arz ediyor…En azından benim üzerimde oluşturduğu şu etki gibi yorumlanmaya değer bulunuyor…Ortada bir özen,bir emek olduğu sürece farklılık doğacaktır ve o farklılıklarında karşılığı iki satırda olsa verilecektir…
Çatı katı çekimlerinin çeşitlenmesi gerekliliğinden bahsetmiştik..Halen de bu isteğimiz bâki’dir…Ama yönetmenimizin bu bölümde uyguladığı ufak bir farklılık ile aynı cepheden yapılan açı benim gözümde değer kazanmıştır…Söz konusu sahne yine Eda ile Oğuz’un çatı katı sahnesi…Aynı cepheden yapılan açı yukarı tilt hareketi ile farklılaştırılmış ve bizim de tebriğimizi almıştır…
Çekim senaryosunda yönetmenlerimiz kamera hamlelerini belirtmişler mi bilinmez fakat dediğim gibi yönetmenimiz bu hafta görsel olarak zenginlik yaratmış…Köşk geçişleri,bahçe çekimleri ve pencere dışlarına yerleştirilen kameralar ile hikayemizi daha derinlenmesine ele aldığını düşünüyorum…Pazartesi gecesi de söyledim,şimdi yineliyorum…Mekanımız Köşk…Bir yönetmenin çizgisini,stilini anlamamız için büyük ipuçları veriyor…Uzun zamandır düşünüyorum…Acaba herhangi bir dizide yönetmen değişimleri izleyicinin bu kadar dikkatini çekiyor mu…Yada şöyle diyeyim yönetmen değişimleri dizilerde bu denli farklılar getiriyor mu…Cevabım net,elbette her yönetmenin yorumu farklıdır ama İki Aile’de değişmeyen ve ön planda olan mekanın “Tarihi Bir Köşk” olması yönetmen farklılıklarını çok daha net hissetmemiz için büyük bir nedendir…Bu anlamda bir kıyaslama içine girmemizde kaçınılmaz…Çünkü dizimizde emeği geçen üç yönetmenimizin de hikaye ile paralel açtığı yeni “Dönemlere” şahit olduk…Bu bilinçli bir tercih mi yoksa tamamen tesadüf mü bilinmez…Bildiğimiz tek şey her yönetmenin başka bir dönemi yönetmeye başlaması…Yine nereye geliyoruz,hikaye değişir,gelişir bu kaçınılmaz,mekanlarda değişir ama tek değişmeyen nokta,belki de en önemli kıstas Köşkümüzdür…
Hülya Hanım’ın da Köşk’e yaklaşımı,Köşkte ki bu köklü hikayeye,yaşanmışlıklara,hatıralara ve yitirilmeyen anlamlara yaklaşımı hoşuma gidiyor…Hülya hanım vesilesi ile Köşkten farklı tatlar,anlamlar aldığımı düşünüyorum…Sözün özü Hülya hanım bir stil,bir duruş ve çizgi oluşturmayı başardı…Bunu uzun zamandır ekibin içinde olması ve dizinin ruhunu tanımasına bağlayabiliriz…Hülya Bilban ismi belli olduğu ilk gün bir şey söylemiştim…Tekrarlamak istiyorum…Hülya Bilban’ın bir daha ki projeye tercih sebebi “İki Aile” olacak…İlk yönetmenlik referansı İki Aile gibi başarılı bir proje olacağı için Hülya hanım başarıyı hak eden ve yönetmenlikte de başarısını kanıtlamış bir değerdir…Yolunun açık olacağına inanıyorum…Metin Günay,Nursan Esenboğa gibi pırıl pırıl iki yönetmenle de çalışma imkanı bulmuş bir insan olması da hedefe giden yola doğru yerden çıktığını gösteriyor…
Benimde bir izleyici olarak,daha doğrusu bir “Köşk Hayranı” olarak Hülya Hanım’dan en büyük beklentim kendisinin “Köşk’e oynamasıdır”…Bizi Köşk çekimleri ile büyüleyip hikaye ile sarmalamasıdır…Tıpkı havuza yansıyan Köşk silüet’in de olduğu gibi…
Şimdi gelelim Sevgili Berna’nın da fark edip,bizlerle paylaştığı renk tonlamasına…Hemen ön ve arka jeneriğimizi taradım coloristimiz (Cenk Erol) ve Işık Şefimiz (Şahin Alışkan) değişmemiş…Demek ki Yönetmenimiz ile Cenk bey’in ortak bir kararı sonucu bu bölümün renkleri farklı kodlanmış…
Bu konuda ki hassasiyetimi biliyorsunuz…En az dizinin hikayesi kadar benim için renk tanımlaması da büyük bir yer kaplıyor…Bu hafta sahnelerin üzerine döşenen film ve renk değerlerinin arttırılması ile sıcak bir ekran görüntüsü yakalanmış… Gün ışığı ve daha yüksek değerdeki ışıklar ise sıcak renk olarak tabir edilir...Genel olarak mum ışığı da dahil olmak üzere yumuşak ve gölgeli bir etki yarattığından daha duygusal anlarda ve olumlu duyguları anlatmak için kullanılır…Sıcak renkler soğuk renkler gibi her tarafı aynı oranda aydınlatmadığı için daha derinlikli bir görüntü elde etmiş oluruz…Bölümün genelinde de bunu hissetmek mümkündü…
* Ekstra olarak söyleyeceğim; Köşkümüzün alt katında ki duvar renkleri oluşturduğu ekran görüntüsü dolayısı ile bana hoş gelmiyor…Eski bölümlere kıyasla eşyalar ve Köşk atmosferinin yanında hafif kaldığını düşünüyorum…Atmosferin ekrana yansımasını da etkilediği için belirtme ihtiyacı duydum…Yönetmenimizin o mekanda ki sahnelerden daha yüksek verim alması için rengin değişmesi gerekiyor diye düşünüyorum…Elbette benim hissettiğim,bana geçen bu duyguyu genele vuramayız…Sizler ne düşünürsünüz,ne dersiniz bilemiyorum…Ama Köşkümüzde Sıcak renklerin ağırlıkta olması tercihimdir…Dediğim gibi Köşk’ümüzü çok sevdiğim için ince detaylar bile benim için büyük anlamlar taşıyor…
Uzun süredir içimde biriktirdiğim teknik detayları paylaştım…Kimi zaman kendi kişisel yorumum ağır bastı kimi zaman genelin duygusuna tercüman olduğunu düşündüm ama asıl olan aklımdan geçenleri,biriktirdiklerimi paylaşmaktı…Bunun için en doğru zaman olan yönetmenimizin yorumlaması keyif veren sahnelerini bahane ettim…Tekrardan Başta Hülya Hanım olmak üzere set ekibimize ve teknik ekibimize emeklerinin karşılığında tebriklerimi gönderiyorum…Hikaye kadar sıcak,hikaye kadar yorumlamaya değer oldukları için…
:good::good:HÜLYA BİLBAN (29.11.2007)...:good::good:
.................................
Eveet Pelin hoş gelmiş,sefalar getirmişsin...On numara tespit ve örneklerle Hülya hanım’da bulduklarımızı ve bulmayı umut ettiklerimizi dile getirmişsin…Bende aynı şekilde tüm tespitlerinin altına imzamı atarım…Özellikle seninde bahsettiğin çatı katı sahnesinde kameranın kişiselleştirilmesine hitaben verdiğin örnek çok hoşuma gitti…Güzel bir örnek olmuş söz konusu sahne ile ilgili ortak düşüncelerimize…Aynı zamanda çatı katı sahnelerinin ara sıra belli standart kalıpların kırılarak izleyiciye farklılıklar yaratması konusunda verdiğin somut örnek gözümde canlandı…Çatı katı mekan olarak genellikle sessiz,sakin ve sükunetin ön planda olduğu sahnelere ev sahipliği ettiği için usulca yapılan kamera hareketleri ve sahnenin çekim planlarının çoğaltılması en az hikaye kadar önemli görsel bir detay olduğu için dizimize olumlu yansıyacağını düşünüyorum…
Ayrıca Mekanımızın müstakil olması,geniş salonlarının odalarının,kocaman bir bahçesinin olması yapılması zorunlu olmamasına karşın,yapıldığı takdir de fayda sağlayacak birtakım çekim tekniklerini akla getiriyor…İlk akla gelen tabi ki Jimmy jip ile yapılan geniş bahçe çekimleri,hatta iç mekan çekimleri…Evet İç mekan çekimleri içinde Jimmy jip kamera ile çekim imkanı mevcut…Köşkümüzün tavanları yüksek,dediğim gibi geniş salonları var ve bu sistemle sıra dışı çekimler yapılabilir…İç mekanlarımızda yanılmıyorsam tekerlekli bir tripod veya dolly ile zeminin bozuk olduğu durumlarda şaryo kullanılarak çekimler yapılıyor…
Gerek Nursan Esenboğa döneminde gerekse Metin Günay yönetiminde iç mekanlar için 4 metrelik Jimmy jip sistemleri kuruluyordu…Hülya hanım’da çekimlere farklılık kapsamında bu sistemi uygulayabilir…Tek handikap ise sistemin kurulma aşaması ve uzayan çekim saatleri…Her sahnede olmasa bile sonuçta Köşkümüzün tavan yükseklikleri belli,ufak sistemler ile izleyicinin gönlü kazanılabilir…
Sözün özü şudur ki biz uzaktan izleyici olarak Köşk odaklı hayaller kurabiliyorsak,elinde teknik ve maddi imkanı olan yönetmenimiz ve ekibimizde izleyicinin beklentisinin bu yönde olduğunu bilip,bu noktalara ağırlık vererek hassasiyet gösterebilir…Sonuçta ki dizimizin emanet olduğu Hülya Hanım İrfan Tözüm,Ömer Kavur ve Osman Sınav gibi isimlerle uzun yıllar çalışmış…Yönetmenimize güvenimiz sonsuz…Keşke dizimiz bir buçuk saat değil de net bir saatlik çekilseydi…O zaman hem senaristler hikaye sıkıntısına düşmezdi,ellerinde ki hikayeyi uzayan bölüm süreleri ile daha hızlı üretmek zorunda kalmazlardı,hem de yönetmenimiz ve ekibimiz çekimleri yetiştirme kaygısı taşımadıkları için daha içe sine detaylı ve özenli çalışma imkanı bulurlardı…Sözüm yanlış anlaşılmasın,şuan tam tersi bir durumun yüzünden madur olduğumuzu söylemiyorum,söylediğim ekibimizin mucize yaratma zorunluluğu olmadan çalışma imkanına kavuştukları takdirde çıtanın yükselecek olması…
Bununda çözümü basit aslında…Basit ama maddi yükümlülükler getirdiği muhakkak…İki ayrı ekip kurularak Köşk sahneleri ve Köşk dışı sahneler için ayrı setler hazırlansa o zaman masraf ikiye katlanır fakat uzun süreli bölümler çok daha rahat yetiştirilir ve izleyiciye sunulur…Çünkü çekim ile bitmiyor her şey,çekim ertesi kurgu,müzikleri hazırlanması ve döşenmesi kısacası montaj aşamaları da önemli bir zaman dilimi oluyor bir bölümün hazırlanması için…
Teknik konuları bir köşeye bırakmak istiyorum…Sağolsun Pelin’de yönetmenimiz Hülya Hanım’a mevcut beklenti ve isteklerimizi sıralamış…Teknik ve hikaye açısından çıkardığı tüm maddeler benimde dizimizde görmek istediğim,gördüğüm takdirde büyük mutluluk duyacağım detaylar,detaylardan doğan tümler…
|
|