Tüm Versiyonu Göster : Gülbeyaz-Basında çıkan haberler
ikizlerbur
31-07-07, 22:41
Bu sayımızın konukları, 'Gülbeyaz' dizisinin sevilen oyuncuları Şevval Sam ve Nejat İşler, işlerini yaparken ideallerini de gerçekleştiriyorlar.
Grafik eğitimi aldığınızı biliyoruz. Oyunculuk nereden girdi kanınıza?
ŞS- Oyunculuk aklımda olmayan bir şeydi. Bir reklam filminde oynuyordum. O sıralar 'Süper Baba dizisine Deniz öğretmen karakteri aranırken bu teklif bana geldi. Ben işin farkında değildim ama kabul ettim. Bu çalışmayı 'Feride' ve 'Aşkın Dağlarda Gezer' isimli dizi projeleri takip etti. Gülbeyaz'dan önce iki sene kadar hiç bir projede yer almadım. Aşkın Dağlarda Gezer'den sonra genelde hep doğu dizileri teklifleri vardı ve tekrar aynı şeyleri yapmama gayesiyle bu tür dizi tekliflerini reddettim. O arada gerçekten kayda değer sevebileceğim bir proje olmadı. Daha sonra 'Yıldızların Altında' isimli bir filmimiz oldu. Hikayesini sevmiştim ama senaryo istediğim gibi gitmemişti. Kısa sürdü. Hemen akabinde Gülbeyaz dizi projesi üzerine konuşmalar başladı. Çok sevdim projeyi. Amasra'ya gittik ve başladık.
Müzisyen bir aileden geliyorsunuz. Müzikle uğraşmayı düşünmediniz mi?
ŞS- O her zaman vardı, genlerimde ağırlıklı olarak tabii müzik var. Ama bunu profesyonel olarak yapmayı düşünmedim hiç. Özellikle gece kulübü programları yapmak gibi. Oyunculuk şimdi ön planda. Ama dizide şarkı da söylüyorum. Dolayısıyla ilerde bir albüm çalışması olmayacak anlamına gelmiyor. Ama iyi bir şey yapmak gerekiyor, insanın bu ruhu bedenden geçirmesi gerekiyor. Aksi takdirde şu tuttu, bunun üzerinden gidelim yaklaşımı bana göre değil. Eğer iyi bir şey yapmayacaksam hiç yapmamayı tercih ediyorum.
Sizin Tiyatro eğitiminiz var değil mi? İdealiniz neydi okurken?
Nİ- Evet. Mimar Sinan Üniversitesi'nden mezunum. Bir tiyatro grubu kurmak istiyordum. Okuldan iki arkadaşımla kurduk. Kendi oyunlarımızı da oynadık, keyifli işlerdi. Bir şeyler denedik, öğrendik. Oyunculuk adına yapılabilecek ne varsa hepsini yaptım bugüne kadar; reklamdır, dublajdır, dizidir, radyo tiyatrosudur. Hepsinin yapılış nedenleri ayrı. Projelerin iyi olması çok önemli. Tiyatroda oyuna kadar hatta oyun içinde bile birçok değişiklik yapma imkanı vardır, ama dizide çekildiği gibidir oyununuz. Değiştirme şansınız yoktur. Dizi ve sinema daha kalıcı tabii. İdealim bu işi gittikçe daha iyi çalışmalarla sürdürmek.
Her yaş grubundan oldukça kalabalık bir oyuncu kadrosu var dizide. Sette nasıl yaşanıyor ilişkiler?
ŞS- Fazla bir araya gelemiyoruz aslında. Her bölümde karşılaşmıyoruz. Ancak çok deneyimli ve yetenekli oyuncularla birlikteyiz. Şanslı bir ekibiz o yüzden.
Nİ- Genç kadro da yetenekli ve hevesli, çok daha deneyimli olanlar da en baştaki heyecanlarıyla bu işin içindeler, böylece iş güzel çıkıyor, ben çok memnunum, herkesin katkısı var.
Sizce bu diziyi başarılı kılan nedir? İzleyiciler neden beğendi Gülbeyaz'ı?
Nİ- İyi bir karışım oldu, denk geldi aslında, senaryo, yönetmen, teknik kadro, oyuncular�İyi bir kimya oluştu.
ŞS- Samsun'da Gülbeyaz ve Kadir'in hikayesi neredeyse aynen yaşanmış. Olayın erkek kahramanı 'Nasıl olur, sete gelmek istiyorum, kendi yaşadıklarımı seyrediyorum sanki' diyerek hayretini ifade etmiş. Dizinin gerçek hayatla örtüşmeyen masalsı yanları da var tabii. Masal da anlatsanız gerçek hayattan referanslara ihtiyaç vardır. Ama severek, inanarak oynamak gerçekçi oluşun başta gelen öğesi. İnanmadan oynanmaz. Hikaye eski Türk filmlerini de andırmıyor değil. Ama en önemli etken, ekibin kesişmesi bu dizinin başarısındaki temel itici güç bence.
Çok iyi bir ikilisiniz, gerçek hayatta sizi birbirinize sorsak?
Nİ- Şevval çok akıllı ve anlayışlı bir insan, o yüzden çalışmak çok rahat, bazı konularda benden deneyimli. Mesela daha sosyal. Bana yardımcı oluyor. Benim için başrol oynamak çok da yakın gelecek bir şey değildi. Şevval olunca rahatlıyor insan.
ŞS- Başrol yıllarca Nejat'ın ittiği bir şeymiş. O ışık başka bir şey, herkesin yapabileceği bir şey değil. Nejat'ta bu ışık var ve kimseye ihtiyacı yok. Ama oyunculuk ilişkilerinde de karşılıklı elektrik çok önemli, birbirinin dilinden anlamak, ne zaman ne yapacağını bilmek. O açıdan çok iyi bir diyaloğumuz var Nejat'la.
Kaç saat çalışıyorsunuz günde?
Nİ- Değişiyor ama rekor kırdığımız da oluyor. Denizin dalgasından havaya kadar birçok değişiklik dış mekan çekimlerinde etkili oluyor. 30 saniyelik bir görüntünün bazen saatlerce çekim yapılarak elde edildiğini düşünürsek... Tam çekim yapılacak hava değişiyor. Ama biz bu temponun altından, sadece oyuncuların samimiyeti ve gücüyle değil aynı zamanda, teknik ekibimizin farklı olduklarını farkettiren performansıyla başarıyla kalkabiliyoruz.
ŞS- Bu sene hayatımızın en soğuk kışını yaşadık galiba. Hep dış çekimlerimiz vardı. Üzerimize karlar yağdı, Amasra'da Karadeniz yağmurlarıyla ıslandık. Ama insan işini sevdiği zaman ve başarısının karşılığını aldığını gördüğünde yorgunluk kalmıyor.
Hayranlarınızın tepkileri nasıl?
Nİ- İyi tepkiler alıyoruz. Şirkete e-mailler geliyor. Biraz şaşırıyorum insanların yoğun ilgisine. Bu bir iş ama doğallık, samimiyet sokakta karşılığını buluyor. Karadenizliler onlardan biri olduğumuzu düşünüyorlar. Aksi davranıp azarlıyorlar, hatta çocuğu gibi davranıyorlar bazen. 'Neden öyle yaptın?' diye çıkışıyorlar.
ŞS- Beni de 'Çocuğa biraz daha iyi davran!' diyerek uyarıyorlar. Ekranda sahici olmak zordur aslında. Çok benimsemişler, kardeşine sarılır gibi sarılıyorlar size sokağın ortasında. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinden, Amerika'dan, Londra'dan, İran'dan, Danimarka'dan, Fransa'dan mesajlar alıyoruz, özellikle beğenilerini sunuyorlar. Özlem duyuyorlar yurtdışındaki insanlarımız. Bu yüzden eleştirmekle haksızlık edeceklerini düşünerek eleştirmiyorlar belki. En çok şive yüzünden Karadenizlilerden eleştiri alıyorduk. Köyden köye değişen bir şive var bölgede. Hemşin farklı, Hopa farklı, Rizenin içi farklı. Biz Hemşin ağırlıklı konuşuyoruz. Karadenizli lokantacı arkadaşlarımız şimdi kulağımız alıştı diyorlar ve severek izliyorlar. Başta sesli çekiyorduk, duyguyu yakaladığımız zaman şive çok iyi olmasa da montajda tercih edilebiliyordu. Şimdi dublaja geçtik. Bu bence daha avantajlı.
Benim Karadenizlilikle hiç ilgim yok gerçi. İşi daha çok müziğinden, tonlamalardan kavramaya ve kendimden de bir şeyler katmaya çalıştım. Bir de Karadenizliler çok hızlı ve heyecanlı konuşuyorlar. Ben de bunları yapınca daha inandırıcı oldu galiba. Çok profesyonel olduğumu söyleyemem.
Nİ- Karadeniz şivesi bugüne kadar genellikle mizahi bir unsur olarak kullanıldı Türkiye'de. Bu elbette bir handikap. Bunu aşmak gerekiyor. Şimdiye kadar gerçekçi bir üslupla kullanılmamış bu enstrüman. Şive danışmanıyla çalışmak ve ilerleme kaydetmek zaman aldı doğal olarak. Ben dizide şiveli konuşmadığım için şanslıyım.
Gelecekte neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Nİ- Ben gezmek istiyorum. Bir kere yurtdışına çıkabildim.
ŞS- İş öyle bir motivasyon ki benim en büyük hobim galiba işim.
Eti deyince aklınıza ne geliyor?
ŞS- Bir bilmecem var çocuklar... Haydi sor sor...
Nİ- Çocukluğumuza dair önemli bir anı.
Yaşadığımız günlere ilişkin yorumunuzu alabilir miyiz?
Nİ- Her zamankinden daha sağduyulu davranmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Sağduyuya ihtiyacımız var savaşa değil.
summer___17
14-08-07, 18:30
KARADENİZ'İN EN ÇOK İLGİ ÇEKEN DİZİSİ
GÜLBEYAZ;
Bu dizi 2001-2002 yılı arasında sevgili ÖZER KIZILTAN yönetmenliğinde ŞEVVAL SAM ve NEJAT İŞLER'in başrollerini,güzel,dramatik ve bir o kadar da eğlenceli bir dizidir...Bu proje bir karadeniz dizisi olmasına rağmen tahmin edilenden çok ilgi görmüş ve de Türkiye'deki sayılı dizilerin arasına girmeyi başarmıştır..Projenin bu kadar ilgi görmesinde muhteşem bir ekibin yanı sıra Türkiyenin nadir güzel şehirlerinden ve de bölgelerinden olan Batı Karadenizin rolüde yabana atılmamalı..Şevval sam ve Nejat İşler bu dizide çok iyi birer oyuncu olduklarını kanıtlamış ve de ülkemizde bir elin parmak sayısı kadar az olan,sanatçı gibi sanatçı olan insanların başında yer almışlardır...Şevval sam bu dizide erkek-bayan karışımı tam bir karadeniz kızı rolünün hakkını vermiştir ve bu hakkı verebilmek için oyuncu performansını ikiye katlamıştır...Nejat işler ise projede tipik bir anadolu erkeğini oynayarak bizim alışık olduğumuz içine kapanık bir genç rolunu başarı ile televizyon izleyicilerine yansıtmıştır...
alıntı
summer___17
14-08-07, 19:02
BÖLGELERCE İZLENME ORANLARI
Marmara Bölgesi:%47
İç Anadolu Bölgesi:%43
Doğu Anadolu Bölgesi:%26
Güney Doğu Anadolu Bölgesi:%35
Ege Bölgesi:%52
Akdeniz Bölgesi:%49
Karadeniz Bölgesi:%76
Sonuçlar kesin vede tarafsızdır..
Alıntı
summer___17
14-08-07, 19:06
DİZİ RÖPORTAJI
1)Grafik eğitimi aldığınızı biliyoruz. Oyunculuk nereden girdi kanınıza?
Şevval Sam - Oyunculuk aklımda olmayan bir şeydi. Bir reklam filminde oynuyordum. O sıralar 'Süper Baba dizisine Deniz öğretmen karakteri aranırken bu teklif bana geldi.
Ben işin farkında değildim ama kabul ettim. Bu çalışmayı 'Feride' ve 'Aşkın Dağlarda Gezer' isimli dizi projeleri takip etti.
Gülbeyaz'dan önce iki sene kadar hiç bir projede yer almadım.
Aşkın Dağlarda Gezer'den sonra genelde hep doğu dizileri teklifleri vardı ve tekrar aynı şeyleri yapmama gayesiyle bu tür dizi tekliflerini reddettim.
O arada gerçekten kayda değer sevebileceğim bir proje olmadı. Daha sonra 'Yıldızların Altında' isimli bir filmimiz oldu.
Hikayesini sevmiştim ama senaryo istediğim gibi gitmemişti. Kısa sürdü. Hemen akabinde Gülbeyaz dizi projesi üzerine konuşmalar başladı. Çok sevdim projeyi.
Amasra'ya gittik ve başladık.
3)Sizin Tiyatro eğitiminiz var değil mi? İdealiniz neydi okurken?
Nejat İşler - Evet. Mimar Sinan Üniversitesi'nden mezunum. Bir tiyatro grubu kurmak istiyordum. Okuldan iki arkadaşımla kurduk.
Kendi oyunlarımızı da oynadık, keyifli işlerdi. Bir şeyler denedik, öğrendik.
Oyunculuk adına yapılabilecek ne varsa hepsini yaptım bugüne kadar; reklamdır, dublajdır, dizidir, radyo tiyatrosudur.
Hepsinin yapılış nedenleri ayrı. Projelerin iyi olması çok önemli. Tiyatroda oyuna kadar hatta oyun içinde bile birçok değişiklik yapma imkanı vardır, ama dizide çekildiği gibidir oyununuz.
Değiştirme şansınız yoktur. Dizi ve sinema daha kalıcı tabii. İdealim bu işi gittikçe daha iyi çalışmalarla sürdürmek.
2)Müzisyen bir aileden geliyorsunuz. Müzikle uğraşmayı düşünmediniz mi?
Şevval Sam - O her zaman vardı, genlerimde ağırlıklı olarak tabii müzik var.
Ama bunu profesyonel olarak yapmayı düşünmedim hiç. Özellikle gece kulübü programları yapmak gibi.
Oyunculuk şimdi ön planda. Ama dizide şarkı da söylüyorum.
Dolayısıyla ilerde bir albüm çalışması olmayacak anlamına gelmiyor.
Ama iyi bir şey yapmak gerekiyor, insanın bu ruhu bedenden geçirmesi gerekiyor.
Aksi takdirde şu tuttu, bunun üzerinden gidelim yaklaşımı bana göre değil.
Eğer iyi bir şey yapmayacaksam hiç yapmamayı tercih ediyorum.
4)Her yaş grubundan oldukça kalabalık bir oyuncu kadrosu var dizide. Sette nasıl yaşanıyor ilişkiler?
Şevval Sam - Fazla bir araya gelemiyoruz aslında. Her bölümde karşılaşmıyoruz. Ancak çok deneyimli ve yetenekli oyuncularla birlikteyiz.
Şanslı bir ekibiz o yüzden. Nejat İşler - Genç kadro da yetenekli ve hevesli, çok daha deneyimli olanlar da en baştaki heyecanlarıyla bu işin içindeler,
böylece iş güzel çıkıyor, ben çok memnunum, herkesin katkısı var.
Grafik eğitimi aldığınızı biliyoruz. Oyunculuk nereden girdi kanınıza?
Şevval Sam- Oyunculuk aklımda olmayan bir şeydi. Bir reklam filminde oynuyordum. O sıralar 'Süper Baba dizisine Deniz öğretmen karakteri aranırken bu teklif bana geldi. Ben işin farkında değildim ama kabul ettim. Bu çalışmayı 'Feride' ve 'Aşkın Dağlarda Gezer' isimli dizi projeleri takip etti. Gülbeyaz'dan önce iki sene kadar hiç bir projede yer almadım. Aşkın Dağlarda Gezer'den sonra genelde hep doğu dizileri teklifleri vardı ve tekrar aynı şeyleri yapmama gayesiyle bu tür dizi tekliflerini reddettim. O arada gerçekten kayda değer sevebileceğim bir proje olmadı. Daha sonra 'Yıldızların Altında' isimli bir filmimiz oldu. Hikayesini sevmiştim ama senaryo istediğim gibi gitmemişti. Kısa sürdü. Hemen akabinde Gülbeyaz dizi projesi üzerine konuşmalar başladı. Çok sevdim projeyi. Amasra'ya gittik ve başladık.
Müzisyen bir aileden geliyorsunuz. Müzikle uğraşmayı düşünmediniz mi?
Şevval Sam- O her zaman vardı, genlerimde ağırlıklı olarak tabii müzik var. Ama bunu profesyonel olarak yapmayı düşünmedim hiç. Özellikle gece kulübü programları yapmak gibi. Oyunculuk şimdi ön planda. Ama dizide şarkı da söylüyorum. Dolayısıyla ilerde bir albüm çalışması olmayacak anlamına gelmiyor. Ama iyi bir şey yapmak gerekiyor, insanın bu ruhu bedenden geçirmesi gerekiyor. Aksi takdirde şu tuttu, bunun üzerinden gidelim yaklaşımı bana göre değil. Eğer iyi bir şey yapmayacaksam hiç yapmamayı tercih ediyorum.
Sizin Tiyatro eğitiminiz var değil mi? İdealiniz neydi okurken?
Nejat İşler- Evet. Mimar Sinan Üniversitesi'nden mezunum. Bir tiyatro grubu kurmak istiyordum. Okuldan iki arkadaşımla kurduk. Kendi oyunlarımızı da oynadık, keyifli işlerdi. Bir şeyler denedik, öğrendik. Oyunculuk adına yapılabilecek ne varsa hepsini yaptım bugüne kadar; reklamdır, dublajdır, dizidir, radyo tiyatrosudur. Hepsinin yapılış nedenleri ayrı. Projelerin iyi olması çok önemli. Tiyatroda oyuna kadar hatta oyun içinde bile birçok değişiklik yapma imkanı vardır, ama dizide çekildiği gibidir oyununuz. Değiştirme şansınız yoktur. Dizi ve sinema daha kalıcı tabii. İdealim bu işi gittikçe daha iyi çalışmalarla sürdürmek.
Her yaş grubundan oldukça kalabalık bir oyuncu kadrosu var dizide. Sette nasıl yaşanıyor ilişkiler?
Şevval Sam- Fazla bir araya gelemiyoruz aslında. Her bölümde karşılaşmıyoruz. Ancak çok deneyimli ve yetenekli oyuncularla birlikteyiz. Şanslı bir ekibiz o yüzden.
Nejat İşler- Genç kadro da yetenekli ve hevesli, çok daha deneyimli olanlar da en baştaki heyecanlarıyla bu işin içindeler, böylece iş güzel çıkıyor, ben çok memnunum, herkesin katkısı var.
Sizce bu diziyi başarılı kılan nedir? İzleyiciler neden beğendi Gülbeyaz'ı?
Nejat İşler- İyi bir karışım oldu, denk geldi aslında, senaryo, yönetmen, teknik kadro, oyuncular…İyi bir kimya oluştu.
Şevval Sam- Samsun'da Gülbeyaz ve Kadir'in hikayesi neredeyse aynen yaşanmış. Olayın erkek kahramanı 'Nasıl olur, sete gelmek istiyorum, kendi yaşadıklarımı seyrediyorum sanki' diyerek hayretini ifade etmiş. Dizinin gerçek hayatla örtüşmeyen masalsı yanları da var tabii. Masal da anlatsanız gerçek hayattan referanslara ihtiyaç vardır. Ama severek, inanarak oynamak gerçekçi oluşun başta gelen öğesi. İnanmadan oynanmaz. Hikaye eski Türk filmlerini de andırmıyor değil. Ama en önemli etken, ekibin kesişmesi bu dizinin başarısındaki temel itici güç bence.
Çok iyi bir ikilisiniz, gerçek hayatta sizi birbirinize sorsak?
Nejat İşler- Şevval çok akıllı ve anlayışlı bir insan, o yüzden çalışmak çok rahat, bazı konularda benden deneyimli. Mesela daha sosyal. Bana yardımcı oluyor. Benim için başrol oynamak çok da yakın gelecek bir şey değildi. Şevval olunca rahatlıyor insan.
Şevval Sam- Başrol yıllarca Nejat'ın ittiği bir şeymiş. O ışık başka bir şey, herkesin yapabileceği bir şey değil. Nejat'ta bu ışık var ve kimseye ihtiyacı yok. Ama oyunculuk ilişkilerinde de karşılıklı elektrik çok önemli, birbirinin dilinden anlamak, ne zaman ne yapacağını bilmek. O açıdan çok iyi bir diyaloğumuz var Nejat'la.
Kaç saat çalışıyorsunuz günde?
Nejat İşler- Değişiyor ama rekor kırdığımız da oluyor. Denizin dalgasından havaya kadar birçok değişiklik dış mekan çekimlerinde etkili oluyor. 30 saniyelik bir görüntünün bazen saatlerce çekim yapılarak elde edildiğini düşünürsek... Tam çekim yapılacak hava değişiyor. Ama biz bu temponun altından, sadece oyuncuların samimiyeti ve gücüyle değil aynı zamanda, teknik ekibimizin farklı olduklarını farkettiren performansıyla başarıyla kalkabiliyoruz.
Şevval Sam- Bu sene hayatımızın en soğuk kışını yaşadık galiba. Hep dış çekimlerimiz vardı. Üzerimize karlar yağdı, Amasra'da Karadeniz yağmurlarıyla ıslandık. Ama insan işini sevdiği zaman ve başarısının karşılığını aldığını gördüğünde yorgunluk kalmıyor.
Hayranlarınızın tepkileri nasıl?
Nejat İşler- İyi tepkiler alıyoruz. Şirkete e-mailler geliyor. Biraz şaşırıyorum insanların yoğun ilgisine. Bu bir iş ama doğallık, samimiyet sokakta karşılığını buluyor. Karadenizliler onlardan biri olduğumuzu düşünüyorlar. Aksi davranıp azarlıyorlar, hatta çocuğu gibi davranıyorlar bazen. 'Neden öyle yaptın?' diye çıkışıyorlar.
Şevval Sam- Beni de 'Çocuğa biraz daha iyi davran!' diyerek uyarıyorlar. Ekranda sahici olmak zordur aslında. Çok benimsemişler, kardeşine sarılır gibi sarılıyorlar size sokağın ortasında. Ayrıca dünyanın birçok ülkesinden, Amerika'dan, Londra'dan, İran'dan, Danimarka'dan, Fransa'dan mesajlar alıyoruz, özellikle beğenilerini sunuyorlar. Özlem duyuyorlar yurtdışındaki insanlarımız. Bu yüzden eleştirmekle haksızlık edeceklerini düşünerek eleştirmiyorlar belki. En çok şive yüzünden Karadenizlilerden eleştiri alıyorduk. Köyden köye değişen bir şive var bölgede. Hemşin farklı, Hopa farklı, Rizenin içi farklı. Biz Hemşin ağırlıklı konuşuyoruz. Karadenizli lokantacı arkadaşlarımız şimdi kulağımız alıştı diyorlar ve severek izliyorlar. Başta sesli çekiyorduk, duyguyu yakaladığımız zaman şive çok iyi olmasa da montajda tercih edilebiliyordu. Şimdi dublaja geçtik. Bu bence daha avantajlı.
Benim Karadenizlilikle hiç ilgim yok gerçi. İşi daha çok müziğinden, tonlamalardan kavramaya ve kendimden de bir şeyler katmaya çalıştım. Bir de Karadenizliler çok hızlı ve heyecanlı konuşuyorlar. Ben de bunları yapınca daha inandırıcı oldu galiba. Çok profesyonel olduğumu söyleyemem.
Nejat İşler- Karadeniz şivesi bugüne kadar genellikle mizahi bir unsur olarak kullanıldı Türkiye'de. Bu elbette bir handikap. Bunu aşmak gerekiyor. Şimdiye kadar gerçekçi bir üslupla kullanılmamış bu enstrüman. Şive danışmanıyla çalışmak ve ilerleme kaydetmek zaman aldı doğal olarak. Ben dizide şiveli konuşmadığım için şanslıyım.
Gelecekte neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Nejat İşler- Ben gezmek istiyorum. Bir kere yurtdışına çıkabildim.
Şevval Sam- İş öyle bir motivasyon ki benim en büyük hobim galiba işim.
Eti deyince aklınıza ne geliyor?
Şevval Sam- Bir bilmecem var çocuklar... Haydi sor sor... :)
Nejat İşler- Çocukluğumuza dair önemli bir anı.
Yaşadığımız günlere ilişkin yorumunuzu alabilir miyiz?
Nejat İşler- Her zamankinden daha sağduyulu davranmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Sağduyuya ihtiyacımız var savaşa değil.
Reyting haberlerinden birkaç tane...
RADİKAL - İSTANBUL - Kanal D `nin reyting rekorları kıran dizisi `Gülbeyaz `ın cuma akşamı yayımlanan bölümü, `total `de yüzde 13.8 reyting ve yüzde 31.7`lik izlenme payıyla birinci oldu. Gülbeyaz `ın (Şevval Sam ), gönlünü kaptırdığı Kadir `in (Nejat İşler ) başkasıyla evleneceğini zannederek Kazım `ın evlenme teklifine evet dediği bölüm, izleyicileri ekran başına topladı. Bu arada Kanal D , cuma günü `prime time`da yüzde 22.0 ve `tüm günde` de yüzde 17.4`lük izlenme paylarıyla rakiplerini geride bırakarak gün birincisi oldu.
2003-04-26 21:00:00 Radikal
***
Gülbeyaz yine birinci
Kanal D' nin izlenme rekorları kıran dizisi ‘‘Gülbeyaz’’ cuma akşamı en çok izlenen program oldu.
Gülbeyaz'ın cuma akşamı ekrana gelen bölümü, ‘‘total’’de yüzde 12.3 reyting ve yüzde 35.2'lik izlenme payı, ‘‘A/B sosyoekonomik statü’’de yüzde 10.4 reyting ve yüzde 32.3'lük izlenme payı ile ilk yüz program arasında yine birinci oldu. Kanal D ise cuma günü ‘‘tüm günde’’ yüzde 19.7'lik izlenme payı ile rakiplerini geride bırakıp birinci oldu.
25.05.2003 Hürriyet
***
Gülbeyaz yine zirvede
Kanal D'nin sevilen dizisi ‘‘Gülbeyaz’’ zirveyi kimseye kaptırmıyor. Dizinin cuma günü yayınlanan bölümü de, yine reyting sıralamasında ilk sıraya oturdu.
Totalde yüzde 14.2 reyting ve yüzde 31.3'lük izlenme payına ulaşan bölüm, ilk yüz program arasında birinci olmayı başardı. Günün iddialı yapımlarını ardında bırakan ‘‘Gülbeyaz’’, A/B sosyo ekonomik statüde de yüzde 11.2 reyting ve yüzde 27.1'lik izlenme payıyla zirvedeydi. Kanal D ise, yakaladığı tüm günde yüzde 19.50'lik izlenme payıyla yine aynı gün, gün birincisiydi
26.01.2003 Hürriyet
***
Gülbeyaz zirveden inmiyor
KANAL D'nin reyting rekorları kıran sevilen dizisi "Gülbeyaz"ın cuma akşamı ekrana gelen bölümü total'de yüzde 10.0 reyting ve yüzde 34.8 izlenme payı ile ilk yüz program arasında birinci oldu. Haftalardır zirveye demir atan "Gülbeyaz" AB grubu izleyiciler arasında da yüzde 7.9 reyting ve yüzde 34.8 izlenme payı ile ekranın zirvesinde yer aldı.
08.06.2003 Milliyet
***
Gülbeyaz sezonu birinci bitirdi
Kanal D'nin reyting rekorları kıran sevilen dizisi ‘‘Gülbeyaz’’ın cuma akşamı ekrana gelen sezonun son bölümü, ‘‘Total’’de % 8.6 reyting ve % 37.3 izlenme payı, A/B Sosyo Ekonomik Statü'de de % 6.1 reyting ve % 32.3 izlenme payı ile birinci oldu.
Gülbeyaz, yeni yayın döneminde yepyeni bölümleriyle yine Kanal D'de ekrana gelecek. Kanal D cuma günü ‘‘prime time’’da % 23.9 ve ‘‘tüm gün’’de de % 22.7'lik izlenme payları ile gün birincisi oldu.
29.06.2003
---
Pek alışık değiliz onların magazin haberine ama kırk yılda bir çıkmış işte, onu da ekleyeyim dedim...:icon_whis
Gülbeyaz Kadir'e gerçekten aşık
Reyting rekoru kıran "Gülbeyaz" dizisinin oyuncuları Şevval Sam ile Kadir'i Nejat İşler, gerçek hayatta da birlikte
25.01.2003
Kanal D'de yayınlanan Gülbeyaz adlı dizinin başrol oyuncuları Şevval Sam ile Nejat İşler'in büyük aşk yaşadığı ortaya çıktı. Şevval Sam, kendisinden birkaç yaş küçük olan Nejat İşler ile önce Karaköy alt geçitinde el ele görüldü. Daha sonra Mecidiyeköy Ortaklar Caddesi'nde dolaşırken yakalanan çiftin, dizideki başarısı yaşadıkları aşka bağlanıyor.
Şevval Sam, uzun yıllar eski Beşiktaşlı futbolcu Metin Tekin ile evli kaldı. Şam'ın bu evlilikten bir oğlu oldu. Daha sonra eşiyle yollarını ayıran Şevval Sam, yönetmen Veli Çelik ile bir süre birlikte oldu. Fotoğrafçı Koray Kasap ile de aşk yaşayan Şevval Şam'ın rol arkadaşı Nejat îşler'e dizideki gibi aşık olduğu öğrenildi.
Yeni jön
"Şehnaz Tango" daki rolüyle adından söz ettiren tiyatrocu Nejat İşler ise başarılı oyunculuğu ile göz dolduruyor. Nejat İşler'in tiyatroya adım atmadan önce Teşvikiye'de sokakta kitap satarak eğitimini tamamladığı öğrenildi.
Vatan Gazetesi
Kazım Koyuncu'nun bir röportajının da burda olmasını istedim...
***
--alıntıdır--
NEDEN?
Müziğiyle, duruşuyla Karadeniz'in hırçın ve duygusal çocuğu Kazım Koyuncu ile söyleşi yapmadan önce heyecanlıydım. O, bizim sesimiz, isyanımız, ruhumuzdu adeta. Memleketimin sorunlarını, kimselere yaranmadan yüreklice dile getiriyordu. En son Çernobil olayının etkilerini anlatmak için ortalıktaydı. Nereden bilecekti Çernobil'in bir kurbanının da kendisi olduğunu? Kansere yakalanmıştı. Hastalığını anlatırken gülümsüyordu. Şaşkınlıkla, kabullenmişlik aynı anda yüzüne yansıyordu. Ve belliydi bu hastalığı yeneceği. O hırçın Karedeniz, evlatlarına direnme gücünü de vermişti çünkü. Ve haylaranları; milyonlar ona sevgisini veriyordu. En son KTÜ'de verdiği konser o büyük sevginin ispatıydı. Salonu dolduran yürekli canlar, hüzünle harmanladıkları coşkularıyla Kazım'a güç verdiler. O başaracak; daha çok horon tepeceğiz, daha çok ağlayacağız sevdalarımız için...Kazım sahneden inmeyecek....
Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin bu süreçte size ödül vermesini nasıl karşıladınız? Trabzon sizin memleketiniz sayılır neler hissettiniz?
Kazım KOYUNCU : Bir kere buradan, Karadeniz'den ödüllendirilmek çok güzel bir şeydir. Karadenizliler pek kolay kimseyi ödüllendirmezler. İkincisi gazetecilerin böyle bir şeyi yapıyor olması beni daha da fazla mutlu eden bir durum oldu. Açıkçası çok mutlu oldum. Çokta böyle seyahat yapma zamanları değildi bu zamanlar. Memlekete gelmek iyi olacaktı ama böyle bir şey olmasaydı gelemeyecektim. Biraz gücümü toparlayıp geldim. Benim için çok önemli bir ödül...
Tüm Karadeniz, hatta tüm Türkiye, bu hastalığınızı öğrendiğinde çok üzüldü. Siz neler hissettiniz?
Kazım KOYUNCU : Hala tam olarak bir şeyler hissedilmiş değilim (gülüşmeler) hastalık ilginç bir şey...çokta bir şey hissetmiyorum. Sadece son bir yıldır kanserle ilgili bir takım etkinliklere katıldım. Yaklaşık bir yıl sonra da kendim kanser oldum. Tuhaf bir tesadüf bu...
İstanbul'da Trabzon derneklerinin başlattığı etkinliklerden söz ediyorsunuz değil mi?
Kazım KOYUNCU : Trabzon derneklerinin Çernobil'le ilgili kampanyası geçen yıl başladığında basın açıklamasında ben de vardım. Ondan sonra başka bir iki etkinlik vs derken başımıza böyle bir şey geldi...bilmiyorum...çok yadırganacak bir şey de değil herkesin başına gelebilecek bir şey. Mücadele etmek lazım...
Kaş yaşındasınız?
Kazım KOYUNCU : 33
Bizim yaş gurubumuz bundan daha fazla etkileniyor diyorlar. Çernobil olayı olduğunda burada mıydınız?
Kazım KOYUNCU : Çernobil olayında buradaydım ben. Memleketten 1989'da ayrıldım....
Mücadeleniz sürecek mi? Bu konunun sürekli gündemde tutulması lazım. Bu bölgede kanser vakalarındaki artışı görüyoruz ama insanlar pek de üzerine gitmiyor gibi...
Kazım KOYUNCU : Şimdi şimdi bir şeyler yapılıyor. Özellikle Trabzon derneklerinin yaptığı faaliyetler, sonuçları ne olursa olsun; bir çok şeyi başarabilirler, başaramayabilirler de ama böyle bir toplumsal meselenin üstüne gidilebilmesi noktasında çok ciddi çalışmalar diye düşünüyorum. Şimdi öfke çok doğal bir durum. Ben de bazen öfkeleniyorum. Yalnızca kendi üzerimden değil genel olarak; Çernobil, sahil yolu katliamları vs...ama öfkeden başka şeylere ihtiyacımız var. Birilerini organize etmek, bir şeyleri harekete geçirmek lazım. Bu anlamda sivil toplum örgütlerine çok önemli görevler düşüyor. Özellikle Karadeniz'de...her ne kadar bilim çevreleri Karadeniz'de çok ciddi bir kanser artışının istatistikti olarak olmadığını söylese de..
Moraliniz nasıl? Bu hastalıkta moral çok önemli diyorlar...
Kazım KOYUNCU : Ben o morali çok anlayabilmiş değilim. Moral nedir? Yani...genelde iyi oluyor. Bazen işler iyi gitmiyor. Çok fazla bir yerlerinize ağrı geldiği zaman moraliniz bozuluyor vs... ama genel olarak moralim iyi...iyiyim yani...
Bu arada ailenin durumu da önemli. Bir röportajınızı okudum. Babanız Cumhuriyet Gazetesi okuyormuş...hastalığınızı oradan öğrensin istemişsiniz. Sahiden böyle mi oldu?
Kazım KOYUNCU : Çok yumuşak hatları ile biliyordu. Ancak gazeteden daha net öğrendi.
Tepkisi nasıl oldu?
Kazım KOYUNCU : Onun tepkisi beni korumaya, benim üzülmememe yönelik, soğuk kanlı bir hali vardı.
Güç verdi...
Kazım KOYUNCU : O da küçük bir kanser süreci yaşadı. Mesane kanseri yaşadı. Onu atlattık. Yılda bir kontrollere gidiyor. Aslında kanserin büyük bir korku olduğunu biliyor ama bu kadar da korkmamak gerektiğini o da biliyor. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Çok korkardım ben kanserden ama sonuçta işin içine girince, başına gelince insanın korkudan başka şeylere ihtiyacın oluyor. Daha çok cesarete, daha çok bilgiye ve güce ihtiyacı oluyor. Böyle olunca korku ya da ölüm korkusu gelmiyor insanın aklına...bazen düşünüyorsun da ölümü her zaman düşünmek lazım...
Bu durum müziğinize yansıdı mı?
Kazım KOYUNCU : Müzik devam ediyor. Müzik olmasa olmazdı...mesela şimdi beni buraya getiren şey bu ödül ve yarın vereceğim konser. Beni çok heyecanlandıran şeyler. Aldığım iki kemoterapiden çok daha etkili...
Ve size büyük bir ilgi var...ben radyoda program yapıyorum oradan gözleme imkanım oluyor. Şarkılarınız sürekli isteniyor. Sizi soruyorlar, bilgi aktarmamızı istiyorlar. Bu da son iki üç yıldır arttı sanırım...sizi Zuğaşi Berepe'den bu yana takip ediyorum ama Gülbayaz dizisinin etkisi mi oldu? Ne dersiniz?
Kazım KOYUNCU : Gülbeyaz'ın çok büyük etkisi oldu. Gülbeyaz'dan sonra zaten popüler bir halk sanatçısı olma yolunda ilerledim... (gülüşmeler)
Ama çizginiz popülerleşmedi...
Kazım KOYUNCU : Elbette, Gülbeyaz bir şeylere sebep oldu ama burada hiç mütevazı davranmayacağım. Kimsenin de -ki burada yalnızca sanatçılardan söz etmiyorum- yaratamayacağı bir sevgi süreci yarattığımızı düşünüyorum son bir iki yıldır...bu, yalnızca Gülbeyaz'la falan açıklanacak şeyler değil...yaptığımız konserler, kurduğumuzu ilişkiler, hayatta genel olarak yaptığımız işler, bizi seyirciyle, dinleyenle yan yana getirdi ve şimdi korkunç bir bağ var aramızda. Çok farklı kesimden, çok farklı düşünceden insanlarla çok enteresan, ortak bir çok noktada buluşabiliyor bizi sevenler. Bu anlamda kendimi çok şanslı ve şansız hissediyorum. Bu kadar büyük bir güzelliğin içerisinde tam böyle bir yoğunluğun içerisinde o kadar insanı üzüyor olmakta bir taraftan beni ekstradan üzen bir durum...ama bu kadar popüler kültürden uzak durup bu kadar da seviliyor olmakta başka bir güç veriyor açıkçası... Ben gerçek hayatın içerisinde o sevgi ilişkisini yakalayabilmiş az sayıdaki sanatçıdan biriyim. Keşke daha fazla olsa..
Umarım çıkacak. Bu toprak verimli bir toprak. Onu iyi işlemek önemli...bu arada benim dikkatimi çeken bir isim var Umay Umay. Birgün Gazetesi'nde sizinle ilgili bir çok yazı yazdı. O da Trabzonlu...
Kazım KOYUNCU : Burada şimdi...
Öyle mi...sizi yalnız bırakmıyor, destekliyor anlaşılan...
Kazım KOYUNCU : Umay, bir gün benim ilk albüm çıktığı zaman yolda yürüyor bir şarkı duyuyor. Kalbi acıyor. Güliç gibi isimli şarkı. Şarkıyı zaten onun albümünde de birlikte söylüyoruz. Şarkının sonunda da söylüyor zaten; 'Bir gün yolda yürüyordum. Bir şarkı duydum kalbim acıdı.' Ondan sonra Umay'la müzik üzerine kurduğumuz ama bütün hayatı da bir şekilde ilgilendiren çok enteresan bir dostluğumuz başladı. Hele özellikle hasta olduktan sonra anladım ki illa yanımda olması gereken biriymiş çünkü o gerçek bir sanatçı... belki albüm yapabilir, yapmayabilir, adı duyulabilir duyulmayabilir ama... O gerçek bir sanatçı.
Zuğaşi Berepe'den söz edelim biraz. Sanırım 96'lı yıllardı. Üniversite camiasında tanınmaya başlamıştınız. Rock tınıları o albümlerde ön plandaydı. O süreçte neler yaşadınız? Çünkü Lazca söylediniz. İnsanlar, Laz kültüründen habersizdi. Sizin çıkışınızla ilgi çekmeye başladı...
Kazım KOYUNCU : İki şey vardı. Birincisi bizler çok genç çocuklardık. Rockçıydık. Aslında dışarıdan bakıldığında büyük sorumluluklar taşımayacak, oldukça bireysel durumlarına, kendi hallerine düşkün gençlerdik. Bu da doğaldı. Ama çok da öyle değildi (gülüyor) Korkunç sorumlulukları da içinde barındıran tuhaf gençlerdik. Türkiye'de 89 döneminde böyle gençler vardı. Ben öyle bir çocuktum mesela, serseri, uzun saçlı, küpeli memleketten gelmiş öyle bir çocuktum ama bir taraftan halkımın sorunları, siyaset vs...biz tam o dönemde böyle bir müziğe başladık. Hem Rockçıydık hem de halkın sorunlarına duyarlı gençlerdik..
Rock müziğinin özünde de o var değil mi?
Kazım KOYUNCU : Artık yok öyle şeyler...eskiden öyle şeyler söylüyorlardı. Şimdi hikaye oldu. Bizde o vardı. Kendi bireysel özgürlüklerine çok düşkün gençler hem de mesela Lazca'nın yok olmasından çok büyük rahatsızlık duyan, o kültürün yok olmasını istemeyen insanlardık... Kenarda kalanların sesi olduk. Hala da öyleyim.
Sonra solo albümler çıkmaya başladı. Rock'tan otantik bir yapıya kaydınız....
Kazım KOYUNCU : Aslında Zuğaşi Berepe'nin son dönemlerinde tartıştığımız, konuştuğumuz bir şey vardı. Daha otantik bir çalışmaya yönelmek istemiştik... Ama bunu yapamadan gurup dağıldı. Ben çok da içime sinmeyen bir birinci albüm yaptım. Askere gidiyordum. Bedelli hikayeleri filan...bir an önce o işi halletmem lazımdı. Yarım yamalak bir albüm çıktı. Tam da istediğim gibi olmadı. Fakat içimdeki zaten o eski rock ateşi biraz müzikal olarak sönmüştü. Sonra işte öyle çalışmalar geldi. İkinci albüm yine elektrik gitarın, akustik gitarın ağırlık kazandığı bir çalışma oldu. Çok otantik değil çok da modern değil. Arada bir yerde. Ama ikinci albüm daha beni anlatan bir şey...
Sizin albümlerinizde şöyle bir şey var ki beni çok etkiliyor. Hüzünlü şarkılarda yüreğimiz acırken hareketli parçalarda coşkuya kapılıyoruz. Bu herkesin yapabileceği bir şey değil...her iki türü de muhteşem yorumluyorsunuz
Kazım KOYUNCU : Teşekkür ederim. Burada, Karadeniz'de olan bir şey bu aslında. Bizde, duygular radikal..
Uçlarda yaşıyoruz...
Kazım KOYUNCU : Bu o kadar güzel bir şey ki. Bence Karadeniz ,Türkiye'nin en talihsiz bölgesi. İçine en fazla edilen bölgesi...doğasına bir sürü şeyine...kültürel yapısı itibariyle, kültürel agresifliği itibariyle, çok enteresan kişilikleri itibariyle çok özel bir yer. Buradan çok acayip hayatlar, buradan çok ilginç hikayeler...her şey çıkabiliyor...fakat işte bu benim müziğime de böyle yansıyor. Aşk varsa Karadeniz'de sonuna kadar vardır. Cinayet sebebi bile olabilir. Bunu olumlamak için söylemiyorum asla. Ama horon varsa ölene kadar da horon olabilir. Heyelan gibi bir yerdir burası. O yüzden Karadeniz, masalsı acayip tuhaf bir yer. Ve müziği yaparken çok şanslısınız. Sadece bazı şeylerden arınarak müzik yapmak gerekiyor. Ben bunu tam yapabildiğimi düşünmüyorum ama bunun için hazır olduğumu düşündüğüm bir süreçtir bu süreç...
Nereye doğru evrilecek?
Kazım KOYUNCU : Kendim biraz yorum yapmayı düşünüyorum artık. Karadeniz'e kendimi biraz daha katıp, kendi rüyalarımla burayı biraz daha birleştirmeyi düşünüyorum. Çokta kopamıyorum. Fakat teknik olarak kendimi kısıtlamıyorum. Enstrümanlar bağlamında, tulum kemençe benim için çok önemli ama trompette olabilir. Klarneti de çok severim. Şunu anladım ki önemli olan ses. O sesi çıkarmak için de çok temiz düşünmek, güzel rüyalar görmek lazım...
Çok temiz düşünüyorsunuz belli halinizden. Dediniz ya bir sevgi seli oluştu. Bunu herkes söyler, sıradan bir söz gibidir. Ama burada yaşıyoruz bunu...
Kazım KOYUNCU : Teşekkür ederim... Bir şarkının gerçekten güzel olması lazım. Onun 'olması' lazım. Kimseye göre değil ama. Aklında, hayalinde bir şeyi hakketmesi lazım. Ortaya bir şarkı çıkıyorsa onun hayatta bir şeyi karşılaması gerekiyor. Buna inandığın zaman bunu yaptığın zaman da insanlarda karşılık buluyor...
Radyoda Düşler Ülkesi diye bir program yapıyorum. Düşler Ülkesi'ni dinleyenler Trabzon'un yaramaz çocukları. O yaramaz çocuklara ne dersiniz...?
Kazım KOYUNCU : Oh... o kadar güzel dedin ki 'yaramaz çocuklar' deyince...benim kardeşlerim yani...yaramazlıklara devam etmek lazım. Hayat başka güzel olmuyor. Hayatta yerinde durmamak, muhalif olmak, hep karşı çıkmak gerekiyor. Genellikle güzellikleri oradan buluyoruz. Ve genellikle o güzellikleri karşı çıkanlar değil, karşı çıkmayanlar yaşıyor sonra...(gülüşmeler) fakat eninde sonunda anlıyorlar. Bundan beş sene önce Viya albümüm yayınlandı. Sanki gazete çıkarıyormuşum gibi sahil yolu projesinden söz ettim orada. İnsan albümünde sahil yolunu yazar mı? Ama yazmak zorundaydım. Çok gücüme gidiyordu. Kimse bir şey söylemiyordu. Ben de memlekete geldiğim zaman çok sinirlerim geriliyordu. Onu yazdım. 5 sene sonra sahil yolu bitti. İnsanlar sahilimiz yok oldu diyorlar. O dönemde çok kızıyordu insanlar. Akrabalarımız bile kızıyordu. Ama o yaramazlığımdan gurur duyuyorum. Ya da başka bir şey...Fırtına Deresi için de öyle. Bunlar olmasa bu hayat çekilmezmiş. Bu yüzden yaramazlığa devam edeceğiz. Merak etmesinler yanlarındayım...
Benim miladım Gülbeyaz
Yeni bir albüm projesiyle karşımıza çıkan şarkıcı, oyuncu ve sunucu Şevval Sam için ''Gülbeyaz'' dizisinin yeri başka. Sam ''Hayatım iki bölümden ibaret; ‘Gülbeyaz’dan önce ve ‘Gülbeyaz’dan sonra'' diyor
Ali Eyüboğlu
İlk solo albümünü 2006’da çıkaran Şevval Sam, ''Istanbul’s Secrets with Şevval Sam'' adlı çalışmayla artık dünya pazarında. Türkiye’de Kalan Müzik etiketiyle yayınlanan ''Istanbul’s Secrets'', UP Bustle & Out grubunun İstanbul’un seslerinden, şarkılarından yola çıkarak yaptığı ilginç bir proje. Albüm, ''Bristol Sound'' temsilcilerinden UB&O’nun Şevval Sam’ın sesinden İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve Türkçe olarak kaydettiği şarkıların yanı sıra ABD’de Portekiz’e, İspanya’dan İngiltere’ye Fransa’dan Türkiye’ye birçok müzisyenin katkısıyla hazırladığı bir çalışma.
Albümde, İngilizce bir şarkı olan ''İstanbul’s Secrets''ı alaturka formunda yorumlayan Şevval Sam, ''Ben Seni Sevduğumi''yi Türkçe okudu, Radio Taifa’nın solisti ise parçayı İspanyolca yorumladı.
Portishead’in basçısı Jim Bar, Grammy Ödüllü Radio Tarifa ve Thievery Corparation’ın da yer aldığı ''Istanbul’s Secrets'' daha piyasaya çıkmadan dünyaca ünlü radyocular ve müzik programcıların desteğini aldı. Türkiye’den sonra Almanya, Yunanistan ve İspanya’da özel baskıları yayınlanacak albüm uluslararası dağıtım firması Groove Attack tarafından tüm dünyaya dağıtılacak. Albümün konser çalışmaları için bir süredir İspanya’da olan Sam’la Türkiye’ye gelir gelmez buluştuk.
Bu proje için teklif nasıl geldi?
İki sene önce Kaş’ta grup elemanlarından biriyle tanıştım ve arkadaş olduk.
Hangisiyle?
Rupert Mould.
‘Benim için büyük şans oldu’
Albümde birlikte fotoğrafınızın olduğu erkek mi?
Evet. O kendi müziğinden ben kendi müziğimden bahsettim. Kaldı ki o zaman daha albümüm çıkmamıştı. Onlar da albümlerini tamamlamak üzereydiler ama bir sonraki albümlerini başka bir etnik baz üzerinden yürütmeyi düşünüyorlardı. Bizim arkadaşlığımız bunun İstanbul olmasına neden oldu. Kaldı ki bundan beş sene önce İstanbul bazlı bir albüme kalktılar ama yeterli materyale ulaşamamışlar. Gerekli insanlarla karşılaşamamışlar. Ben bir şekilde aracı oldum, ne olduğunu anlamadan bu işe girdim. Fakat sonradan çok keyif aldım. Çünkü deneysel bir çalışma oldu benim için. Bana alt yapıları veriyorlardı, sözleri veriyorlardı. ''Bunun üstüne söyle'' diyorlardı. Ne söyleyeceğim, nasıl söyleyeceğim derken sonra baktım ki benim içimde çok müzik var. Bunları açığa çıkarabileceğim bir alan bulmuş oldum. O dönem Radio Tarifa’yı çok dinliyorduk, ''Radio Tarifa ile şarkı söylemek ister misin?'' dedi bana. Dedim istemez miyim? Tabii ki ama bu kolay bir şey değil ki! Sihirli değneği dokunduran peri gibi bir şey olacağını düşünmüyordum. Hakikaten Radio Tarifa ile bağlantı kurdu ve şarkısını birlikte okuduk. Mesela ''Ben Seni Sevduğumi'' 5/8’lik bir şarkı. Onlar bunu 2/4’lük yaptılar. Araya bir İspanyol gitarı girdi şarkı inanılmaz bir hale geldi. Biz bu kalıpları kıramazdık. ''Ben Seni Sevduğumi''yi o şekilde okumak hem aklıma gelmezdi, hem de cesaret edebileceğim bir şey değildi. Bu benim için çok büyük bir şans oldu.
İspanya’daydınız.Bu albüm için miydi seyahat?
Bu projeyi sahneye taşımak için bir takım provalar yapmak gerekiyor. Bazı alternatif konser performansları sergiledik. DJ, ben. 3-5 kişilik orkestra ve ben gibi... Sahne versiyonu olan CD’ler var. Yarı playback gibi oluyor. Bütün alt yapılar, birlikte söylediğim o yabancı şarkıcılar o CD’de oluyor, benim yerim gelince de ben canlı okuyorum
Bu projenin devamı gelecek mi?
Evet. ''İstanbul’s Secrets 2''nin alt yapıları hazır. Onda da 18 civarında şarkı olacak. Onda da Rumca ve Portekiz’ce şarkı söyleyeceğim.
Sizin sanat yolculuğunuz hep şarkıcı, oyuncu ve sunucu olarak mı sürecek? Bir form doldurduğunuz zaman ''meslek'' bölümüne ne yazıyorsunuz?
Aktrist şarkıcı...
''Gülbeyaz''dan önce ve sonra da dizileriniz oldu. Ancak hiçbirindeki rolünüz ''Gülbeyaz'' gibi size yeni bir isim kazandırmadı, neden?
Az önce söylediğim kesişmeden kaynaklanıyor. O dönem benim hayatımı değiştiren dönemdir. ''Gülbeyaz'' benim kişisel olarak da kendi hikâyeme dair de bütün hayatımı değiştiren bir dönemdir. ''Gülbeyaz'' öncesi ve sonrası diyebileceğim kadar önemli bir projedir benim için. Sadece bir televizyon dizisi değildi. Oradaki dostluk, oradaki hikâye, oradaki paralel kurgular, oradaki müzik, her şeyiyle dört dörtlük bir işti. Bu kadar severek oynadığım hiçbir iş olmadı. ''Süper Baba''dan çok zevk aldım ama o zaman daha farkında değildim meselenin. ''Aşkın Dağlarda Gezer''den çok zevk aldım. Ata biniyordum, bir takım atraksiyonlar oluyordu onlar hoşuma gidiyordu ama ''Gülbeyaz'' başlı başına bir fenomendi benim için. Keşke gelse öyle bir proje. Çünkü bir oyuncunun bundan daha fazla isteyebileceği bir şey olmaz. Orada biz ekip olarak muhteşemdik, yapımcıyla (Tomris Giritlioğlu) ciddi sorunlarımız vardı.
‘Bir aileye bir futbolcu yeter’
11 yaşındaki oğlunuz Tarık Emir şimdiden ne olmak istediğiyle ilgili fikir beyan etmeye başladı mı? Babası gibi futbola merakı var mı?
Futbola merakı yok. Aileyi bir topçu yeter... Aslında bir bakıma da iyi futbola ilgi duymaması. Ebeveynlerle çocukları, eğer ebeveynler çok başarılıysa bir gün gelip mukayese edilebiliyorlar. Metin (Tekin) çok başarılı bir futbolcuydu Beşiktaş’ta. 100 yılın kadrosuna seçildi Beşiktaş’ta. Tarık Emir eğer futbolcu olmaya karar verseydi aşması gereken bir çıta olacaktı. Bir de 30 yaşından sonra bitiyor futbol hayatı. Zaten müziğe ve resme korkunç ilgisi var. Bizim tarafa çekti o anlamda. Keman çalıyor, bunu geliştirmek istiyorum onda.
Nerede okuyor?
Şişli Terakki.
Kaçıncı sınıfa gidecek?
Bu sene 5’e geçti.
Kemana siz mi yönlendirdiniz kendiliğinden mi ilgi duydu?
Seçmeler oldu. Yeteneği bulundu ve ona başladı. Ben edebiyatçı olmasını, yazar olmasını çok isterdim. En çok istediğim oydu. Çünkü yazı başka bir şeydir. Yazı işi müthiş bir hayal gücü ve disiplin istiyor. Bu zamanki çocukları bir şeye konsantre edemiyorsunuz. Çünkü o kadar alternatif eğlence biçimleri var ki...
‘Etiketlere ihtiyacım yok’
Sabah kalktığınızda günlük programınızı bir şarkıcı olarak mı yapıyorsunuz, oyuncu olarak mı?
Bu kendinize nasıl baktığınızla da alâkalı. Ben Şevval olarak kalkıyorum. O sırada şarkı söylemek istiyorsam, o gün şarkı söyleyeceksem şarkılarımı söylüyorum. O gün oyunculuk yapacaksam ona göre programlanıyorum. Hele ikisini de yapacaksam tadından yiyemiyorum. Şarkıcılık, sunuculuk bunlar etiket. Ama şarkıcı, sunucu gibi etiketlere ihtiyaç duymuyorum.
Yeni yayın döneminde televizyona dair bir proje var mı?
Henüz yok.
Geriye dönüp baktığınızda iyi ki yapmışım dediğiniz neler var?
İyi ki çocuğumu doğurmuşum. İyi ki ''Gülbeyaz'' dizisinde oynamışım. İyi ki albüm yapmışım. İyi ki ''Sek'' albümü çıkmış. İyi ki ''İstanbul’s Secrets''ı yapmışım.
Keşke yapmasaydım dediğiniz ?
O kadar erken evlenmek istemezdim.
Keşke yapsaydım dediğiniz?
Yurtdışında okumak isterdim. 5-6 dil konuşmak isterdim. Şu anda çok iyi derecede İngilizce konuşuyorum. Biraz İspanyolcam var. İspanyolca’yı öğrenince Portekizce’yi de sökerdim. Fransızca ve Yunanca konuşmayı çok da isterdim.
‘Gıcık kadın’ Şevval
Sorularım arasında yoktu ama şu an aklıma geldi, sormak istiyorum. Şevval Sam’ın bizim cephemizdeki izlenimi ''gıcık bir kadın''. Niye öylesiniz?
Evet yaaa. Beni niye öyle algılanıyorum bilmiyorum.
Oysa sohbet ederken çok sıcak, cana yakın birisiniz. Ne oluyor da öyle oluyor?
Gerçekten öyle... Evet, çok doğru. Benim böyle bir şeyim var. Bazı muhabir arkadaşlar aralarında kura çekiyormuş, ben gitmek istemiyorum, sen git diye. Benim vıcık vıcık olmayan bir halim var. Vıcık vıcık olmamak zaten olması gereken bir durum. İnsanlar niye vıcık vıcık olurlar ki? Hormonlu domatesin yanında gerçek domatesi alkışlamak gibi bir şey. Tevazu da böyle bir şey. ''Ne kadar da mütevazısınız'' diye şaşkınlık içinde kalıyor bazı insanlar. Tevazu alkışlanacak bir şey olunca tevazu olmaktan çıkıyor. Bu kadar anormal bir ortam, insanlara o kadar normal gelmeye başladı ki insanlar normal olana anormal demeye başladılar. Dolaysıyla bu durumda ben gıcık duruyorum. Vıcık vıcık olmadığım için gıcık oluyorum. Kafiye de yaptım size.
10 isim ve çağrıştırdıkları
Leman Sam: Annem
Kazım Koyuncu: Çok erken kaybettiğimiz bir dost
Cem Davran: Eğlenceli bir oyun arkadaşı
Hasan Saltık: İnsanın arkasını dönebileceği bir dost
George Bush: Maşa
Cem Yılmaz: Hakikaten çok komik
Şevket Altuğ: Baba
Bekir Coşkun: Nazım Alpman gibi yalnız olmadığımı hissettiren biri
Müzeyyen Senar: Müziğiyle büyüdüm
Hugo Chavez: Cengâver
http://img255.imageshack.us/img255/2213/acafdo7.jpg (http://imageshack.us) http://img255.imageshack.us/img255/8015/acaf1am8.jpg (http://imageshack.us)
Gülbeyaz'ın oyuncularını bu sene sanırım birçok projede göreceğiz...
Dünkü gazeteden bir Mine Tugay (Başak) haberi...
http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/7197846.asp?gid=181&a=463807
nejat işler in gülbeyaz sonrası yapılan röpartajlarından birisinin gülbeyaz ile ilgili olan kısmı...
“Gülbeyaz”ı seviyor muydunuz?
İçinde olmasaydım seyretmezdim herhalde. Televizyon izlemiyorum zaten. Bir tek South Park’ı seyrediyorum. Ben 10 yıl bu işleri yapmamak için sokakta kitap, plak sattım. Tiyatro yapmaya başladık bir dönem, 15 kişi gelince salon ful diyorduk. Bir yerden sonra insan sıkılıyor. Ben oyuncu muyum, değil miyim, kötü müyüm, iyi miyim, diye düşünüyordum. Bunun cevabını bulmak için de çalışmak gerekiyor. Bu işten sonra herkes şahane bir oyuncu oladuğumu söylüyor. İnsan bunları duymak istiyor, inanmasa da.
Gülbeyaz defteri neden kapandı?
Konu bitti. Mutlu son. Devam etmesi süründürmek olur. Ama çok istiyorlar devam etmesini, bakacağız. Ben devam etmek istemiyorum, Şevval’de istemiyor. Bir de çok yorulduk. Kendimi sıkılmış sünger gibi hissediyorum.
nejat işler başlığından alıntı...
Kimler ne yapmakta?
Geçen gün gazetenin ekine bakarken bol bol tanıdık isme rastladım Gülbeyaz'dan. Oturup bir liste yapınca iyice keyfim yerine geldi, bu sene Gülbeyaz ekibinden birçok kişiyi görüyoruz TV ekranlarında!
Nejat İşler (Kadir) - Bıçak Sırtı'nın Ali'si oldu:)
Şevval Sam (Gülbeyaz) - Yeni albümüyle 7 Eylül'de bizlerle
(Nejat İşler ve Şevval Sam aynı zamanda 26 Ekim'de vizyona girecek ödüllü film Yaşamın Kıyısında'da konuk oyuncu olarak yer alıyorlar)
Meral Çetinkaya (Beyaz) - Binbir Gece'de devam ediyor
Savaş Akova (Musa) - Sessiz Fırtına (Kanal D)
Sermin Hürmeriç (Neriman) - Leylan (Star)
Bora Ayanoğlu (Kamil) - Senden Başka (atv)
Cüneyt Türel (Halit Kaptan) - Doktorlar (Show)
Selma Kutluğ (Saniye) - Hatırla Sevgili (atv)
Ercü Turan (Kazım) - Korkusuzlar düzeltme: dizi bitmiş
Yeşim Ceren Bozoğlu (Meryem) - Doktorlar (Show TV)
Mine Tugay (Başak) - Benden Baba Olmaz (Star)
Selin İşcan (Zeynep)- Son Tercih düzeltme: dizi bitmiş
Özlem Çınar (Neşe) - Arka Sokaklar
Melike Güner (Ayşegül) - Doktorlar (Show TV)
Rüya İşçileri - Fikrimin İnce Gülü'nün senaryosu, ilk bölümün yönetmenliği de Rüya İlçileri'nden Meriç Demiray'a ait (Show TV)
Özet Kızıltan - Sessiz Fırtına'nın yönetmeni (Kanal D)
vBulletin® v3.8.0 Beta 2, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.