Tüm Versiyonu Göster : Murat Daltaban
Şu anda Hırsız-Polis adlı tv dizisinin kaybeden abisi Arıza,
Türk televizyonlarında pek çok başarılı rolün altından kalkmasının yanı sıra kendisi çokta iyi bir tiyatrocudur.
Yorumlarınızı bekliyorum.
Filmleri - Oyuncu (15 Film)
Hırsız Polis Ali Rıza 2005
Hoşgeldin Hayat 2004
Yürek Çığlığı Avukat Sinan 2004
Kumsaldaki İzler Nedim 2002
Kınalı Kar Kamber 2002
Hırsız Mahmut 2001
Nisan Yağmuru 2001
Salkım Hanımın Taneleri Klarnetçi Artin 1999
Yüzleşme 1999
Cumhuriyet 1998
Yeni Bir Yıldız Ekrem 1997
Sakin Kasabanın Kadını Adnan 1997
Yalan Ayhan 1997
Bir Aşkın Bittiği Yer Tamer 1996
Babam Askerde 1994
kınalı kar dizisini takip etmememe rağmen tvde bakınırken rastladığımda murat daltabanın sahnesi varsa muhakkak durup izlemişimdir..
cidden muhteşem bir oyunculuk performansı göstermişti bence o dizide..
ama tam olarak tanımam tabi benim de hırsız polisle oldu.. her ne kadar mavinin hayatındaki arıza olsa da :) kendini sevdirmeyi başardı...
hele son bölümde cidden harikaydı
1966 yılında Akara'da doğan Murat Daltaban tiyatro eğitimine küçük yaşlarda başladı. Önceleri bölgesel bir kaç küçük tiyatroda bir kaç oyunda rol aldıktan sonra yeteneğinin farkına vardı ve profesyonelliğe geçmeye başladı. Düzenli bir tiyatro eğitiminin ardından ilk oyunu olan "Bir Sırça Köşk Masalı"nı 1989 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda oynadı. Tiyatro eğitimini 1991 yılında bitirdi. Eğitimi süresince birkaç oyunda daha görev aldı. Eğitimini tamamladıktan sonra artık daha büyük işlere başladı. İlk oyunlarından sonra 1994 yılında ilk sinema deneyimini yaşadı ve "Babam Askerde" isimli filmde görev aldı. Tiyatro oyunculuğunun yanında film setlerinden de çok haz almış olacak ki, onu "Cumhuriyet" ve "Salkım Hanımın Taneleri" gibi büyük yapıtlarda gördük. daha sonraları TV dizilerinde rol almaya başlayan Daltaban "Kınalı Kar" dizisindeki Kanber rolüyle şöhretini ikiye katladı. Diğer birçok tiyarocu gibi tiyatrodan kopmadı ve tiyatro oyunculuğunu devam ettirdi. Toplam 24 tiyatro oyununda ve 12 TV yapımında görev aldı. Son oyunlarından olan Dumrul ile Azrail halen 5. Sokak Tiyatrosu'nda sahnelenmektedir.
OTHELLO (2002)
DUMRUL ile AZRAİL (2000)
SAHTE KİMLİKLER (2000)
AŞK HASTASI (1999)
KÜÇÜK PRENS (1999)
MİSYON: BİR DEVRİMİ ANMAK (1998)
80060 (1998)
HUZUR (1997)
O SALI (1996)
BİR ATA KRALLIĞIM (1996)
SAVAŞ ve BARIŞ (1995)
BİR ATIN ÖYKÜSÜ (1995)
GÖLGE USTASI (1994)
TROYA HİKAYESİ (1994)
BEZİK OYNAYAN KADINLAR (1993)
VILADIMIR KOMAROV (1992)
VAHŞİ BATI (1992)
BİR YAZ DÖNÜMÜ GECESİ RÜYASI (1992)
EMREM YUNUS (1991)
BABAYİĞİT (1991)
KANLI DÜĞÜN (1990)
EŞEK ARILARI (1990)
FADİK KIZ (1990)
TROYALI KADINLAR (1989)
BİR SIRÇA KÖŞK MASALI (1989)
Umarım eksik yoktur. Zannedersem bu sıralar "dot" isimli bir tiyatroda oynuyor.
Dot, ‘Donmuş’la geldi (Frozen)
İstiklal Caddesi’nde Mısır Apartmanı’nın 4. katında yeni bir tiyatro doğdu: ‘Dot’. Türkiye için yeni bir tavrı, dili olan bir tiyatro. Seyirci ile iç içe oynanan, seyirciyi harekete geçiren, kışkırtan, oyunun içine alan farklı bir tiyatro.
İSTANBUL - ‘Dot’, son 10 yılda tiyaro dünyasına farklı bir soluk getiren ve hemen her ülkede kapalı gişe oynanan oyunları sahneleyecek. Bryony Lavery’nin ‘Frozen-Donmuş’ adlı oyunu ile seyirciye ilk kez merhaba dediler. Oyun, bir seri katilin psikolojisini, 10 yaşındaki bir kızın kayboluş hikayesi üzerinden üç farklı bakışla inceliyor.
Mustafa Avkıran’ın usta rejisi ile oyuncuların (Derya Alabora, Övül Avkıran, Murat Daltaban, Arda Aydın) mükemmel performansını, o büyüleyici mekânda izlemenizi öneriyoruz. Genel prova sonrasında, yönetmen Mustafa Avkıran ve ‘Donmuş’un oyuncuları Derya Alabora ve Murat Daltaban ile söyleştik.
Tiyatronuzun adı neden ‘Dot’?
Murat Daltaban: Dot, yani nokta. Bir hedef gösteriyor, bu kelime. Bir yandan da bizim internet adresimiz, go-dot, hem İngilizce karşılığı var, hem de Godot’nun bir hecesi. Çok derinlemesine birşeyi ifade etmek yerine, içini doldurabileceğimiz bir kelimeyi seçtik.
Neden bu oyunla başlamak istediniz?
Murat Daltaban: Bu sezon aslında İngiliz oyunları yapmak istedim. Çünkü metin tiyatrosunun en iyi örnekleri son 10 yılda İngiltere’den çıktı.’In-yer-face’ hareketinin oyunları benim özel ilgi alanıma girdiği için, özellikle İngiliz metinlerini başlangıç için referans aldık. Metin yazma geleneğinde çok kuvvetli olmasından dolayı ve ‘in-yer-face’ hareketinin metinlerinin çok sert temalar taşımasından, çok sert söyleyiş tarzı olmasından dolayı bu metinleri hareket noktası olarak aldık. Oyunlarımızdaki genel tavır, Dot’un aslında çizgisini belirleyen bir tavır.
Bu mekân anlayışı, bu proje fikri nereden doğdu? Sizi geçmişte Şehir Tiyatroları’ndan, aykırı oyunculuğunuzla tanıyoruz. Dot’u nasıl tanımlıyorsunuz?
Murat Daltaban: Ben büyük kitlelerle buluşan tiyatronun artık, zafiyetleri olduğunu düşünüyorum. Daha ufak mekânda, daha az seyirci ile ilişki kurabilen bir tiyatronun başlaması gerekiyor. Bunun öncesi var tabii. Küçük mekânlarda oyunlar, İstanbul’da uzun süredir oynanmış, oynanıyor, oynanacak da. Ama özellikle bu mekân, ‘in-yer-face’ hareketinin çizgisiyle beraber giden bir mimari tavır. ‘in-yer-face’in özellikle gerilim yaratan yapısı mekândan geliyor. Metnin gücü ve sertliğinin yanı sıra taşıdığı gerilim, mekânla çok ilişkili. Seyirci ile çok yakın temas oyunculuk ve reji gerektiriyor. Küçük mekânlar için yazılmış metinler bunlar. Onun için bu büyüklükte bir mekânı seçtik ve bunun peşinden gidiyoruz.
Günümüzde avangard anlayışta böyle bir özel tiyatro kurmak çılgınlık değil mi?
Murat Daltaban: Salonumuz 80 kişilik. 90 kişiye kadar çıkabiliyor. Bu işi yapmak, çılgın ve kahramanız duygusuna girmek istemiyorum ama, başka türlü bizim mevcudiyetimiz mümkün değil. Yani Şehir Tiyatrosu’nda nefes alamadım, hayat bulamadım, istifa ettim. Ama sonrasında tiyatro yapmak zorundaydım. İstediğim, hayal ettiğim, kafamda hazırlığını yaptığım şey, senelerdir buydu. Şu anda bunu gerçekleştirebildiğim için mutluyum. Birlikte çalışmak istediğim oyuncularla, yönetmenlerle, istediğim metinleri çalışabileceğim bir mekâna ihtiyacım vardı. Burayı o yüzden yaptık.
‘Frozen’dan sonra hangi oyunlar var?
Murat Daltaban: Bundan sonraki oyunumuz, Joe Penhal’un ‘Love and Understanding-Aşk ve Anlayış’, arkasından Anthony Neilson’ın ‘The Sensor-Sansürcü’ ve dördüncü oyunumuz Martin McDonagh’ın ‘Pillowman-Yastık Adam’. Bunların hepsi önemli oyunlar. Üzerinde ciddi olarak tartışılması, konuşulması gereken oyunlar. Bugün İstanbul’daki oyunlarımızı dünya ile eşzamanlı olarak oynuyoruz. ‘Frozen’ aynı zamanda Kanada’da, New York’ta ve Londra’da da kapalı gişe oynanıyor. ‘Pillowman’ New York’ta hâlâ oynuyor.Bunun yanı sıra, boşluk yakalarsak da daha kısa, küçük oyunlar var. Herhalde 2-3 tane onlardan gireceğiz. Çok hızlı ve çok fazla üretmek istiyoruz.
Hedef kitleniz?
Murat Daltaban: Mekân, kendi hedef kitlesini, bir şekilde kendi yaratacak ve ulaşacak. Onun için ‘butik tiyatro’ tanımlaması doğru. Yani ihtiyaç duyan gelecek, ihtiyaç duymayan gelmeyecek. Hiç kimse ihtiyaç duymazsa, hiç kimse gelmez. Ama ben bu kadar kalabalık, büyük bir kentte, ihtiyaç duyacak günde 80 kişi vardır diye tahmin ediyorum.
Derya Alabora: Daha Dot ortada yokken, aramızda “bir oyun yapalım” diye konuşurken bu oyunu Murat bulmuştu. Hızlı gelişti süreç, işte bu mekânı buldular. Şanslı bir dönem, çünkü her zaman böyle bir proje olamayabiliyor.
Çok kısa bir zamanda bu hale getirildi bu mekân, hiçbir şey ortada yokken. Herkes minik çapta “ne yapsak?” diye bunalım geçirirken, bir anda çok hızlı gelişti. Oyunda, bir seri katil tarafından öldürülen küçük bir kızın annesini oynuyorum. Zor bir rol tabii. Genelde oyunlarda bir-iki sahne böyle çok acıklı olur, diğer sahneler hafif geçer. Ama bu oyunda bütün sahneler acı veriyor. Oyun bittiğinde bunalıma giriyorum neredeyse. O kadar acı veriyor. Bir tek ilk sahne normal, ondan sonra kızın yok oluşuyla birlikte tüm sahneler kadının acısı üzerine kurulu. Oyunculuğa baktığınız yerle de ilgili bu biraz. Ben, rolün çok fazla içine girilmesi gerektiğini düşünürüm. Yani teatral bir şey olmaz bende genellikle. Böyle bir rol olduğunda da yıpratıcı oluyor.
Mustafa Avkıran (yönetmen): Biz Murat Daltaban ile ’5. Sokak Tiyatrosu’ içinde 1997’den beri çalışıyorduk zaten. ‘O Salı’ oyunumuzdan başlayarak beş projede beraber çalıştık. Çok inandığım, önemsediğim bir oyuncu Murat. ‘Dot’u kurduklarında ilk oyun olarak seçtikleri ‘Frozen’ı yönetmemi teklif ettiler, kabul ettim, çünkü ‘dot’un yapılanmasını çok önemli buluyorum. Çalışmaya başladık. Belki de hayatımın en uzun prova dönemlerinden biri oldu. Altı aya yakındır ‘Frozen’ ile birlikteyim. Herşeyi ile iyi bir çalışma oldu. Bugün, bu ülkede, bu tiyatro sezonunda en çok konuşulacak işlerden biri oldu, diye düşünüyorum. Çünkü, hem metnin kuruluşu, hem sahnelenişi, hem de yorumlanışı, özellikle bu üç oyuncunun performansı, gerçekten benim için de hayranlık verici şeyler. Yorgunum ama çok mutluyum. Çok yorulduk, çünkü mekânın inşaatıyla oyunun inşası neredeyse aynı zamana denk geldi. Çok bilinmeyenli durumlar vardı, ama sonunda başardık. Metin, monologlardan oluşuyor, çok sert bir metin, çok güçlü bir metin. Son zamanlarda çalıştığım -açıkçası- en iyi metinlerden biri. Metne çok fazla müdahale etmedim, çünkü yazar çok iyi bir dramaturg ve çok hesaplı yazmış. Zaten buna bir metin demek yerine, bir gösteri metni demek daha doğru. Senaryodaki sağ tarafla sol tarafın herşeyini çok önemseyerek çalıştık. Benim kattığım, eklediğim, değiştirdiğim, dönüştürdüğüm yerler var, ama metnin aslını bozmadan, Lavery ile aynı dili konuşarak bu oyunu yaptık.
Hırsız-Polis'in rol çalanları...
Murat Daltaban / Arıza
Kötü kalpli değil ama zayıf karakterli. Kahvede kumar: En büyük zaafı. Üç kuruş mutfak parasını araklayacak kadar.
Ali Rıza; vasıfsız, işsiz, takatsiz, hevessiz, cesaretsiz yurdum erkek kalabalığında bir yüz. Olduramadıkça, olduramıyor. Tutunamıyor. Kaymasa elinden, bir kavrasa; saf, temiz, iyi bir yanı da var hâlâ. Ali Rıza'dan kestirme 'Arıza' güzel lakap ama Ali Rıza gerçek bir 'arıza' değil, sadece bir kaybeden. Ve yatakta cenin biçiminde yatarkenki vücut diliyle, kan çanağı gözleriyle, celallendiğinde bile sesinden gitmeyen o ürkek, gevşek, yumuşak ve şefkatli tınıyla Murat Daltaban, ekran ve sahnenin gördüğü en başarılı, en sahici kaybedenlerden.
Geçmişinde tiyatro eğitimi var: Ankara Devlet Tiyatrosu'nda Bir Sırça Köşk Masalı ile başlayıp Othello'ya uzanan yüklüce sahne tozu. Salkım Hanım'ın Taneleri'nin hüzün yüklü klarnetçi Artin'i olarak hatırlanabilir. Pek çok dizi tecrübesi de var, en bilineni Kınalı Kar'daki Kamber rolü galiba.
Ama beni en etkileyen performansı, kurucularından olduğu Dot'un Frozen/Donmuş isimli oyunundaki çocuk tecavüzcüsü. Yine Dot'un Love and Understanding/Aşk ve Anlayış oyununda da hem rol aldı, hem yönetti ama o ruhu hasarlı pedofili sanığı başka bir şey. Görmemiş olanların, kelimelerden canlandıramayacağı bir şey. Sahnede tüm vücut sıvılarıyla birlikte oynamak: Ter, tükürük, salya, sümük. Daltaban'ın oradaki gösterisi, alnın ortasına yumruk yemek gibi; o kadar kuvvetli. Bakışlarıyla, sesini kullanışıyla, diksiyonuyla, son zamanların en yetenekli adamlarından. Daha sık görüşelim.
MERYL STREEP 12-03-06, 21:21 bu adam müthiş ya.harbi sahne çalıyo.çok yetenekli .birde derya alaborayla oyunları vardı.çok enteresan bir oyun.izlemedim ama reklamını afişte görmüştüm ağır dramaydı
http://img125.imageshack.us/img125/3686/frozen086as.jpg
http://img125.imageshack.us/img125/58/frozen056vt.jpg
http://img80.imageshack.us/img80/2038/frozen103if.jpg
http://img125.imageshack.us/img125/5830/frozen132xs.jpg
http://img125.imageshack.us/img125/949/frozen118zp.jpg
ben bu adamı izlemeye gerçekten bayılıyorum HP deki müthiş kadrodan müthiş bi oyuncu karakteri öyle bir canlandırıyo ki gerçekten hayat adamın üstüne fazla gitmiş diyosunuz :img-hi:
yanlız ben bu adamı eli yüzü düzgün temiz kıyafetli argosuz konuştuğunu görsem yadırgarım heralde
Tam bir tiyatrocu.
Sesi,vücut dili,rolü giyinişi harika.
HP'de feleğin tokadını yemiş, rate kumarbazı çok iyi oynuyor.
Ama ben onu klasik tiyatroda ağır bir yan rolde de gayet rahat canlandırabiliyorum hayalimde.
Kendisini sahnede izlemeyi çok isterim.
Çok başarılı bir sanatçı , tebrik ediyorum.
Sesini çok etkileyici bulduğumu altını çizerek tekrarlamak isterim.
'Ben arıza değilim'
http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2006/04/22/01.gif Daltaban, Hırsız-Polis dizisinde Ali Rıza (Arıza) rolünde.
Hırsız Polis'in 'Arıza'sı Murat Daltaban, 1980'lerin ikinci
yarısında, ODTÜ'deki gerilimli siyasi atmosferden dolayı maden mühendisi olmaktan vazgeçmiş ve tiyatroyla tanışmış. Dizideki zaaflı karakterin aksine, kaybetmeyi sevmiyor, inandıklarının peşinde koşuyor
'Kendimi hiçbir zaman kaybetmedim'
Bilim adamı olma niyetindeyken, mizacına ters düşen üniversite ortamından uzaklaşan ve bu sayede tiyatroyla tanışan Murat Daltaban, başarının hazzını yaşayabildiği ortamlarda varlığını sürdürüyor
Hırsız Polis'in Arıza'sı Murat Daltaban'la aşağıdaki söyleşi için bu yıl Beyoğlu'nda açtığı Tiyatro Dot'ta buluştuk. Tarihi Mısır Apartmanı'nın 180 metrekarelik salonunda alışılmadık işler sergiliyorlar. Salona girdiğimde Daltaban, o akşam oynayacak oyunun dekorlarını yerleştiryordu genç arkadaşlarıyla birlikte... Telaşsız ve sakin biri. Uzun süre işini bitirmesini bekledim, ardından fotoğraf çekimleri yapıldı. O sırada eşi Özlem Daltaban (Dot'un direği demek yanlış olmaz) bu işe nasıl kalkıştıklarını anlattı. Tam deli cesareti. Daltaban'ı ilk kez 2002'de Othello'nun şeytani karakteri Iago'da izlemiştim. Kırmızı deri pantolonu ve gömleğiyle sahnede göz kamaştıran ayaklı bir yılandı. Sonra Kınalı Kar dizisinin delisi olarak karşıma çıktığında 'Oyunculuk işte böyle bir şey,' demiştim. Hırsız Polis'teki performansına ise söyleyecek söz yok. Girizgâhı kısa kesip, sözü ona bırakalım:
'Ben aktörüm,' diye bağırmıyorsunuz.
Kendimi hiçbir zaman aktör gibi hissetmedim. Konuşmamda, yürümemde, tarzımda öyle bir şey yoktur. Bir de şunu öğrendim. Dünyanın en iyi aktörü de olsanız, sahneden indikten sonra hayatınız bir çöküntüyse, ölüm noktasında geriye dönüp baktığınızda hiçbir şey göremeyeceksiniz. Onun için sahnedeki başarıyı hiçbir zaman hayattaki başarının önüne koymadım. Kimliğim, hayattaki kimliğimle güçlü olmalıdır.
Oyuncu olmaya ne zaman karar verdiniz?
Annem ve babam yaşım küçük olmasına rağmen beni çok sık tiyatroya götürürdü. Küçükken TRT 1'de Münir Özkul'un sunduğu bir tiyatro programı vardı, o programı hiç kaçırmazdım. Münir Özkul'un öyle bir 'Zaten aktör dediğin nedir ki,' deyişi vardı ki...
Münir Özkul'a mı özendiniz?
Küçükken oyuncu olmayı düşünmedim; matematik ve fiziği severdim, mühendis olmak istedim. ODTÜ maden mühendisliğini kazandım. Bilim adamı olmak, okulda kalmak istiyordum.
Kalsaydınız profesör olacaktınız!
Laboratuvarım olsun istiyordum. ODTÜ'de bağımsız hareket edebileceğim bir alan yaratamadım kendime, üçüncü sınıfta terk ettim zaten. 'Sinema okusam güzel olur,' diyordum. Video filmlerin kiralandığı bir dönemde, 1987-1988 çok fazla film seyrediyordum. ODTÜ'deki o kötü atmosferden kaçıp kurtulduğum alan filmlerdi. O bölümden hoşlanmadım. Çok baskıcı bir dönemdi. Ergenlik dönemimizi uyarılar, korkular ve paranoyalarla geçirdik.
Apolitik olduğunuzu söylemeyeceksiniz herhalde.
Siyasetle ilişkim yoktu (gülümsüyor), babam hâkimdi; siyasi olaylara katılmamdan korkuyordu. Onun için de hiçbir şeye bulaşmadan evden okula giderdim. Politik görüş kazanacağım bir ortamda olmadım. O dönem ODTÜ'de devamlı gerilim vardı. Hiç mutlu olamadım. Tiyatro okuduğum dönem ise benim için çok parlak geçti. Kozayı orada örüp, hayata oradan sonra atılabildim. Aslında rejisör olmak istiyordum. DTCF'nin oyunculuk sınavına girdim. Türkiye'de rejisörlük eğitimi yok. Türkiye'de önce oyuncu olunur, sonra yönetmen. Yönetmenlik de apolet gibidir zaten. Yönetmen olunca rahatlarsınız, çünkü otorite olursunuz. DTCF'de çok değerli kişilerle, örneğin Prof. Dr. Sevda Şener gibi büyük bir bilim kadınıyla tanıştım. O güne kadar hep bir çocuk, bir maskot muamelesi gördüğüm için ciddiye alınmak bana üniversitenin ne olduğunu gösterdi. Şener ile konuşmak, tartışmak... 'Depeche Mode'u niye dinliyorum? Ben bunu niye yapıyorum?' Doğru soru sormayı, hayata nasıl bakmam gerektiğini öğrendim. Bu soru sorma hali kendime ayırdığım özel bir zaman haline geldi. Rock, benim tarihimi oluşturan bir müzikti, rock'ı derinlemesine anlamaya çalıştım. Yataydaki bir bakışla, derinlemesine bakış arasında fark vardır.
'Taşkınlıkları izlemeyi severim'
Ne kadar derine dalıyorsunuz?
Sonu var mıdır, yok mudur diye düşünmüyorsunuz, ama her seferinde daha da derine dalıyorsunuz. Bu, artık açlık haline geliyor, yaşama sebebiniz oluyor. Ölürken son sözüm şu olacak herhalde; 'Okuyacağım o kadar fazla kitap vardı ki'. Hayatla ve ölümle ilişkim de bu malzemeler üzerinden. Ölüm korkusu, ölümün yakınlığı ve uzaklığı...
Ölümden korkar mısınız?
Bu korkuyla küçükken tanıştım. Çok hastalıklıydım. Annem ve babam da çok sık hasta olurdu. Geceleri onların nefeslerini dinlerdim; yaşıyorlar mı diye. Onun için bende sevdiklerimi kaybetme korkusu vardır. Ne kadar yaşamı sever ve kabul ederseniz, ölümü de o kadar kolay kabul ediyorsunuz galiba. Yaşamla ilişkimi ne kadar güçlendirdiysem, ölüme karşı da o kadar dayanıklı olmaya başladım.
Bir Ankaralı olarak İstanbul'a kolay uyum sağlayabildiniz mi?
1992'de üniversiteyi bitirdim. Son sene çok depresiftim. Devlet Tiyatrosu'na girmek ve bölgelere gitmek istemiyordum. Diyarbakır'da gerilimli bir ortamda tiyatroya konsantre olabileceğime inanmıyordum. O sırada Sevda Şener'in referansıyla İstanbul Şehir Tiyatroları Genel Müdürü Gencay Gürün'le görüştüm. Orada başladım.
Okuldan sonra İstanbul lolipop gibiydi.
25 yaşında biri için çok eğlenceliydi, ama hayatın içinde kendimi kaybetmedim. Çocukluktan gelen çekingen ve uzakta kalma tavrım vardır. Mesafeli oluşum tiyatroda işe yaradı. Bir grubun üyesi olmamak insanı yalnızlaştırıyor. Sağlam ve tek başına ayakta durmanız ya da sizin gibi olanları bulmanız gerekiyor. Kendimi hiçbir zaman kaybetmedim. Zaten taşkınlıklarım olmadı, ama taşkınlıkları izlemeyi çok severim.
'Kulüplerde punk söylerdim'
Bir ara punk'çıymışsınız.
70'lerde İngiltere'deki punk hareketi beni çok etkiledi. Çünkü o genç çocukların söyleyecekleri bir lafı vardı. Üç akorla müziklerini yapmış ve dünya müzik akışını da değiştirmişlerdir. Sesim güzeldir diyemem, ama iyi kullanırım. Rock ve punk söylerdim. Kulüplerde canlı müzik yapardık. Müzikten para kazanmaya başladık. O dönem hem okudum, hem azdım. Gece gezmelerine doydum. Sonra hepsi geçti. Tiyatrodan başka bir şeye bağımlılığım olmadı.
Yükselişinizi neye borçlusunuz? Şansa mı, yeteneğinize mi?
Biraz şans... Ama çok disiplinli ve uyumluyum. Kaprisli değilim, aksine işi kolaylaştırmak için uğraşırım. Düşünsel tartışmalardan çok büyük bir keyif alıyorum. Çok çalıştım. Kuvvetli olmak için çok okumam gerektiğini düşündüm ve çok okudum. Eğlence hayatımın merkezi olmadı. İyi bir film varsa filme gitmeye tercih ederim. İyi bir evlilik yaptım. Özlem'le tanıştığımızda 27 yaşındaydım. O müthiştir. Birbirimize çok benzeyen hallerimiz var, fizik olarak da birbirimize benziyoruz. Belki de öyle bir şey yaklaştırdı bizi.
Şehir Tiyatroları'ndan neden istifa ettiniz?
Orada oldukça yıprandım. Yönetim değişikliklerinde çok hırpalandım. Birlikte iyi şeyler yapabileceğimizi konuştuğumuz kişiler başa geldiğinde ilk hedeflerinden biri oldum. Bunu niye mi yapıyorlar? Yoksulluk... Türk insanı kendisini ezilmiş, kavrulmuş hissediyor. Bir de yöntem olarak bunu görmüş. Yönetmenlik bir güç gösterisi. Rol sıkıntım olmadı, ama giderek bir türlü rahat edemez hale geldim. Fazla dedikodu dönmeye başladı. Dedikoduyu sevmem, gece uykum kaçar. Endişeli biriyim. Her itirazımda 'Tamam senin istediğin gibi olsun,' denildi. Nasıl desem, tacize uğruyorum, 'Ne yapıyorsunuz?' diyorum, düzeliyor... Bu böyle, böyle yalama oldu. İyi oyuncu olsam da bu çerçeve içinde bunun hiçbir önemi yok. Estetikle ve zekâyla mücadele edebileceğim bir alanı orada bulamadım. Bir buçuk yıl önce istifa ettim, ama bırakmaya karar verişim daha geriye gidiyor.
Sizi özgürlüğe çağıran neydi?
İki yaşında bir oğlum var: Arda Kuzgun. O doğduktan sonra tiyatroyu bırakmaya karar verdim. Sabah uyandığındaki mutluluğu beni çok şaşırtıyordu. Çünkü ben uzun zamandır o kadar mutlu uyandığımı hatırlamıyordum. Onu gördükçe, 'Ben kendime böyle ne yaptım?' demeye başladım. ODTÜ'deki başarısızlıktan sonra tiyatroda başarının hazzını yaşadım. 'Bir şey becerdim sonunda. Kimsenin bunu benden almasına izin vermemeliyim,' dedim. Ama Şehir Tiyatroları'ndayken kendime güvenimi, inancımı kaybetmeye başlamıştım.
Oysa insanlar çoluk çocuğa karışınca sistemle uzlaşır.
Arda, beni özgürleştirdi; bana yol gösterdi. Elimden tutup beni ergenlikten çıkardı. Kesin kararlar vermeme sebep oldu. Açlıktan korkmadım. Benimle oynuyor, benimle olmaktan mutlu. Hiçbir zaman o bana sorumluluk yüklemedi, sanki kendi kimliğiyle birlikte geldi. Özlem'e, 'Bu bebeği sen karnında taşımıyorsun, onu ben sana emanet verdim, alacağım onu senden,' dedim. Mümkün olsa ben taşırdım.
Daha sonra televizyon piyasasına mı yöneldiniz?
Televizyonu da bıraktım. Çok ufak paralara çalışıyordum. Bu arada Dot'un alt yapısını oluşturmaya başladım. Biriktirdiklerimi gözden geçirdim. Shakespeare'leri yeniden okudum. Çok zor, ama verimli bir seneydi. Bu arada bir sürü dizi teklifini geri çevirdim. Sonunda beklediğim oldu; Erol Avcı ile çalışmaya başladık. Aslında yönetmen Türkan Derya benimle çalışmak istiyormuş.
Onca zaafı barındıran Arıza'yı ortaya çıkartırken zorlandınız mı?
Arıza'yı daha sert bir tip olarak düşünmüştüm. Türkan ise bütün kötü huylarıyla çok zaaflı bir karakter olmasını istedi. Sonra onun istediği şeyi yakaladım. O her haliyle naif biri. Ben arızalı değilim, kaybetmeyi sevmem. Kazanmak için çok çalışıyorum. Mücadele ediyorum.
.
'Politik olmak için izm'lere gerek yok'
'Başarı' sizce ne?
Tiyatro Dot bir başarı, etrafımdakilerin mutlu olması benim için başarı. Huzur, benim için başarı. Gerilim, bağırış çağırış olmadan da sanat üretilebiliyor olmak bir başarı. Önemli olan, insanların işlerini severek yapmaları. Empati kurarak yaşayabiliyorum. Karşımdaki insanın baktığı noktadan bakmalıyım. Çalışırken de ne kendimi, ne de etrafimdakileri yıpratırım. Kendimde sert eğilimler görünce rahatsız olurum. Benim sertliğim, başkasına değil, kendime yönelik bir şiddete dönüşüyor. 'Niye bunu böyle yapıyorsun? Ben bunu hak ettim mi?' diye karşımdakiyle konuşuyorum.
Kaybettiğiniz oyunculuk heyecanını yeniden yakaladınız!
Çok şükür kendime ve tiyatroya inancımı tekrar Dot kazandırdı. Büyük bir borcun altına girdik. Özlem'le 'Ne yaptık biz?' diyoruz. Ama maya tuttu. En çok da tiyatro öğrencileri için bir umut olduk. Dört oyun sahneledik, beşinciye çalışıyoruz. Bu işe girişirken güldüler bize. Masrafımız çok, desteğimiz de yok. Sponsor olmasa bile burası dönüyor, çünkü seyirciyle iyi iletişim kurabildik. İlk kez Hırsız Polis ile piyasam düzeldi. Kazandığımın çok azını eve, çoğunu Dot'a aktarıyorum. Zaten çok para harcayan insanlar değiliz.
ODTÜ'de izm'lere sırt çevirmişsiniz. Bugün ise tiyatronuzda politik bir tavrınız var.
Politik olmak için izm'lere gerek yok aslında. Aksine birtakım dogmalar hayattaki politikanızı tehdit edebiliyor: Bir yer edinmenizi, bir gruba dahil olmanızı ve o dil üzerinden konuşmanızı sağlıyor. Bu, sistemin karşısında bir dil olsa bile sisteme hizmet eder hale geliyor. İnsan önce kendi kimliğiyle uğraşmalı, politikanız ya da hayata karşı duruşunuz ancak öyle sağlamlaşır. Başkasının dilinden konuşmayı sevmiyorum
BlackRose_18 24-04-06, 10:31 Murat Daltaban bence gerçekten çok başarılı bir oyuncu.her kılıga giriyor türkiyedeki ender tiyatroculardan bi tanesi...
BlackRose_18 26-04-06, 19:23 http://img281.imageshack.us/img281/3628/2159054tp.jpg
http://img114.imageshack.us/img114/151/muratdaltaban8mv.jpg (http://imageshack.us)
kesinlikle çok yetenekli ve çok başarılı bir oyuncu onu izlerken büyük keyif aldığımız bir oyuncu..tabi şimdi harika bir kadroda hırsız polis te izlemek daha da zevkli...böyle bir yeteneği izliyor olmaktan çok memnunum..aslında bu dizide bir taşla iki hatta bir çok kuş vuruyoruz hepsi biribrinden değerli oyuncular...
ya söylemeden edemiycem
izlemekten büyük keyif aldıgım bir oyuncu
bir kaç oyununa da gitmistim
sahnede sizi büyüleyenlerden
ama HP'nin 29.bolumunde
izledigim murat daltaban
bugüne kadar izledigim en iyi sarhostu :img-grin2
gercekten ekranlardaki sarhosluga hiç bu kadar inanmamıstım :img-nyam:
yetenegini kutluyorum
allahın sanslı kullarından biri de o.....
sevgiler....
http://img145.imageshack.us/img145/3428/atatrk7ml2ed.jpg
ben çok uzun şeyler yazacaktım vaz geçtim ve iki kelime ile özetliyorum
MÜKKEMEL ÖTESİ OYUNCU
ben çok uzun şeyler yazacaktım vaz geçtim ve iki kelime ile özetliyorum
mükkemel oyuncu
beterböcek 29-06-06, 08:36 http://img209.imageshack.us/img209/4121/bscap0449gh.jpg
AKSAK /çetesi ile beraber en sevdiğim karakter. bayılıyorum böyle SIRADIŞI tiplere,AliRIZA/ARIZA.:img-nyam:
http://www.sabah.com.tr/2005/11/28/im/BE59AE600631B84E807100DDb.jpg
Emre Aköz, 28.11.2005 tarihli Sabah’taki köşesinin bir yerinde şöyle yazmış Murat Daltaban için; ‘ 'Rol kesmeyen', 'kendini göstermek için debelenmeyen', 'artizlik yapmayan' oyuncuları izlemek gerçekten zevkli oluyor.’
Ne kadar da güzel anlatıyor bu ifadeler onun oyunculuğunun gücünü. Sanatında bu denli yetenekli, özgün ve kaliteli duruşa sahip onun gibi değerlerimiz olduğu için çok şanslıyız.
Yeni kuşak için yeni tiyatro
Yeni kuşak için yeni tiyatro
Geçen sezon altı oyunla altı binin üzerinde izleyici ağırlayan Dot, umulanın üzerinde bir ilgi gördü. Murat Daltaban, 'Türkiye'deki en büyük problem tavır ve tarz sahibi olmamak' diyor. FOTOĞRAF: SERKAN TAYCAN
Geçen yıl kurduğu Dot'la iyi bir sezon geçiren Murat Daltaban yeni bir dönemin başladığını savunuyor. Daltaban'a göre sinema ve tiyatroyla eğitilmiş yeni bir nesil geliyor. Bu nesil gelecek 30 yılı yönlendirecek
İSTANBUL- Geçen yıl ağustos ayında tanışmıştık Dot'la. Murat-Özlem Daltaban ve Süha Bilal bize Mısır Apartmanı'ndaki mekânlarını açıp tiyatrolarını tanıtmıştı. Sonra da bize ilk röportajda anlattıklarını her defasında doğrularcasına art arda projelerini geliştirdiler.
'Donmuş', 'Aşk ve Anlayış', 'Sansürcü', 'Çok Uzak' ve festival kapsamında sahnelenen Bülent Erkmen projesi 'İki Kişilik Bir Oyun'. İki Kişilik Bir Oyun' haricindeki projelerin hepsi İngiltere kaynaklı 'in-yer-face' akımının ürünleriydi. Sert, kışkırtıcı, seyirciyi irkiten ama bugünü anlatan, olagelen tiyatro anlayışını değiştiren oyunlarda. Mekânları küçüktü, en çok 80 kişiyi konuk ettiler. Ama zaten projenin küçük mekânda, az seyirci için oluşturulduğunu söylediler bunu eleştirenlere. Geçen sezon 6 oyunu 130 kez sahneleyip, 6 binin üzerinde seyirciyi ağırladılar. Bu yıla da hızlı giriyorlar. Murat Daltaban'ı ilk oyunları 'Bug/Böcek'in provasında yakalayıp geçen sezonu ve eleştirileri konuştuk.
Geçen yıl Dot'u açtınız ve ilk sezonunuzda oldukça iyi eleştiriler aldınız. Siz ilk yılınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçen yıl ilk konuşmalarımızda üç oyun yapacağız, dört oyun yaparsak mutlu oluruz diyorduk. Festival oyunuyla birlikte beş prodüksiyon yaptık. Açıkcası bizim hedeflediğimizden daha parlaktı. Tiyatro kendi tavrını ortaya koydu. Kısa sürede kendi seyircisini oluşturdu Dot. Seyirci neyle karşılacağını aşağı yukarı anladığı için tereddütlü yaklaşmadı. Bizim seyircimizin büyük bir kısmı uzun zamandır tiyatroya gitmeyen, oyun seyretmekten keyif almayan gruptu. Tiyatro eğer sizin hayatla ilişkinize denk düşen bir şey yapıyorsa o zaman haz duyacağınız bir sanat. Seyretmekten de yapmaktan da. Konser vermek gibi. Canlı yapıldığı için farklı bir haz barındırıyor. Daha az kişiye yapmaya karar verdiğinizde kendi kurallarınızı kendiniz koyuyorsunuz, kendi seçimlerinizi yapıyorsunuz.
Tiyatronun artık yok olacağına dair tartışmalar sürerken böyle bir projeye başladınız. Bu bir dezavantaj oldu mu?
Bu konuşmalarda tiyatronun köhne bir sanat olarak kaldığı üzerinden gidildi. Ben şaşkınlıkla dinleyip izledim. Tartışmanın referansı bu nasıl olabilir diye anlamadan bakıyordum. Müzik, plastik sanatlar evrim geçirirken bütün bunları içinde taşıyan tiyatronun köhne kalması mümkün değildi. Bu nedenle tiyatronun referanslarını yeniden gözden geçirdik. Klişe düşüncelerden ve hamasetten kurtulup bilimsel düşünmeye gayret ettik. Çok iddialı şeyler söylemek istemiyorum ama tiyatro çok uzun süredir teorik tarafıyla pratik tarafını birlikte götürmekte güçlük çekiyordu. Tiyatronun bilim ve felsefe tarafını sağlam tutmaya özen gösterdik.
Sizce Türkiye'de en büyük problem bilimsel eksiklik mi?
Türkiye'deki en büyük problem tavır ve tarz sahibi olmamaktı.
Ufacık bir noktaya hâkim olmak yerine birçok alana hâkim olma isteği vardı. Bu kargaşa, karmaşa ve türler arasında uyuşmazlık tiyatroda erozyona sebep olmaya başlamıştı. Çok fazla dağılmadan çerçeveyi netleşerip yürümek gerekiyordu. Avrupa'da da türleri ayırmaya gidiliyor. Çünkü başa dönüp bakmak gereği doğdu. Biz metin tiyatrosu ve daha ufak prodüksiyonlarla seyirciye ulaşmak istedik.
Bunu yaparken referansı genelde İngiliz tiyatrosunda 'in-yer-face' akımından aldınız. Bu Türk tiyatrosu için de doğru bir nokta mıydı?
Bu akımın kuramsal altyapısı sağlamdı. Referanslarını oyundan, mekândan, zamanın ruhundan alan bir tiyatro kuramı vardı. Oradan hareketle bir şeyleri harekete geçirebildik. Aslında kendi iç yapısında sadece İngiliz oyunları yok. Amerika'dan, Asya ve Afrika'dan oyunlar var. Bu bizi çok geniş bir alana açıp dünya tiyatrosuna bakabilme yetisi kazandırdı. Çünkü bu akım her şeyden önce zamanın ruhu denilen şeyi taşıyor.
Ancak bu nedenle çok da eleştirildiniz...
Eleştiriler bizle ya da tiyatromuzla yakın ilişki kurmuş kişilerden olmadı. Oyunların en az ikisini üçünü görenler değildi eleştirenler. Sert olmasına rağmen eleştiriler bir yandan da bizi besledi. Sert eleştirelere karşı hiç sert cevap vermedik. Tekrar üzerine düşünülmesi gerektiğini, bizim de ders almamız gerektiğini, üzerinde konuşmamız gerektiğini söyledik. Türkiye'de eleştiri mekanizması iyi işlemiyor. Eleştiri, yapılan işi batırmak değil daha iyisini göstermek üzerine kurulu bir mekânizma. Ama böyle çalışmadığı için önümüzdeki günlerde de büyük eleştiriler alacağız herhalde.
Deneysel olduğunuz için de eleştirildiniz...
Terminolojide hata var. Deneysel kelimesi elli yıldır bambaşka kullanıldı. Deneysel tiyatro yapıyor dediğinizde bunun altında anlaşılmaz, amatöre yakın tiyatro yapıyor anlamı yatıyor. Deneysel biraz küçümseme getiriyor. Deneme yapmak da yaptığınızı küçültmek anlamına geliyor. Doğru, bu oyunların bazılarına Avrupa'da deneysel deniyor. Ama Türkiye'deki deneyselin karşılığı Dot değil. Burası deneyseldir diyemeyiz. Burası ufak bir repertuvar tiyatrosudur.
Bu yıl da aynı tarzda mı devam edeceksiniz?
Geçen yıl sahne plastiğinde mekânın yapısıyla ilgili çözümler geldi. Mekânla oyunun ilişkisi çok öne alındı. Bu yıl biraz daha mekân içinde mekân yaratma, oyunun kendi mekânının oluşmasını deneyeceğiz. Oyun seçimi ile ilgili ise yine sıradan orta sınıf burjuvanın ne kadar da sıkışık ve sıradan olmayan noktalarda çatışmalar yaşadığını anlatan oyunlar yer alacak repertuvarda.
Geçen sezon tiyatro için başarılı bir dönem yaşandı. Bu sezon sizce nasıl olacak?
Daha da iyi olacak. Birçok yeni tiyatro açılacağı duyuldu. Ancak işin de çok iyi hazırlanması gerekiyor. Çünkü deniz bitti. Dikkatli ve sağlam olmak gerek. 'Ya tutarsa' felsefesiyle gidemeyiz. Çünkü yeni jenerasyon yetişiyor. Üstelik bu jenerasyon sinema ve tiyatroyla eğitilmiş ve hareket edebilir hale geldiler; gelecek 30 yılı onlar yönlendirecek. Keşke tüm tiyatrolar bir araya gelip, bunları konuşabilse.
misskrueger 27-09-06, 18:57 http://img287.imageshack.us/img287/989/dsc05019rz1.jpg (http://imageshack.us)
http://img85.imageshack.us/img85/1596/dsc05084if6.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:00 http://img85.imageshack.us/img85/9458/dsc05093mk4.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:05 http://img143.imageshack.us/img143/9942/dsc05121tg8.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:07 http://img181.imageshack.us/img181/9264/dsc05123pf2.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:09 http://img181.imageshack.us/img181/7412/dsc05128dy1.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:14 http://img245.imageshack.us/img245/6933/dsc05129ka3.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:16 http://img171.imageshack.us/img171/3967/dsc05136wj5.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:18 http://img171.imageshack.us/img171/9721/dsc04824se9.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:21 http://img56.imageshack.us/img56/1187/dsc04825xz4.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:22 http://img171.imageshack.us/img171/9963/dsc04908tb1.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:25 http://img171.imageshack.us/img171/55/dsc05342ac2.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:26 http://img225.imageshack.us/img225/1381/dsc05344bw9.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:31 http://img135.imageshack.us/img135/4685/dsc05347pe1.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:36 http://img139.imageshack.us/img139/1700/dsc05349fx5.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 27-09-06, 19:39 http://img139.imageshack.us/img139/6153/dsc05352nm1.jpg (http://imageshack.us)
Murat Daltaban şu anda Trt'de gösterilen cunhuriyet adlı filmde Yakup Kadri'yi canlandırıyor
ilk hirsiz poliste görmüstüm, iyi rol yaptigini düsünüyorum :img-wink:
misskrueger 29-12-06, 11:05 Öncelikle Murat Daltaban'ı Tebrik Ediyorum.Hırsız Polis'in dünkü bölümünde Harikaydı.Mimikleriyle duruşuyla ani çıkışlarıyla ağlamasıyla mükemmeldi...
Türkiye'de böyle oyuncuların olması hakikaten sevindirici bişey:img-yes:
http://img156.imageshack.us/img156/2286/4591iusx6.jpg
'Şu anda bir bankada çalışıyor olabilirdim!'
FOTOĞRAF: MELİKE KARAKARTAL
http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2006/08/05/mel.gif
Maden Mühendisliği'ni bitirip bilim adamı da olabilirdi, bankacılık kariyeri de yapabilirdi. Ama hayatının kontrolünü eline alan Murat Daltaban, tiyatroya yeni nefes getirdi.
'Urban Cool'lar aramızda. Miller'ın yeni konsepti, tanımını hayattaki gerçek kişilerden alıyor. Onlar, hayatı hafife almayan ama 'hafif' yaşayan, lacivert takim elbiselerle kasmayan, farklı deneyimlere açık insanlar. Günü yakalıyor ve takip ediyor, hayatın kontrolünü ellerinde tutuyor, ne yapmak istediklerini cesurca sorguluyor.
Onlar da zorluklarla karşılaşıyor tabii ki. Ancak sorunları hayatlarının bir parçası olarak görüyor, kendilerine güveniyorlar. Hayattan ve getirdiklerinden kaçmıyor, olumlu bir yaklaşımla hayattan istediklerini alıyorlar. 'Urban Cool'ların kendilerini göstermek için özel bir çabaları yok. Başarılarını mütevazı bir şekilde karşılıyor, her daim önde olmak için yırtınmıyor ancak hep fark ediliyorlar. Kopyalamaktansa kendileri üretmeyi tercih ediyor, özgünlükleriyle dikkat çekiyorlar.
İşte haftanın 'Urban Cool'u Murat Daltaban...
Olmak istemediği konumdan kaçıyor!
Başarılı oyuncu Murat Daltaban'ın hikâyesi, 80'li yıllarda ODTÜ Maden Mühendisliği bölümünden ayrılmasıyla başlıyor. Bir bilim adamı olma yolunda ilerlerken, gelecekteki görüntüsünün bulanıklaştığını fark ediyor. Bilim adamı olacak koşulları kendinde ve çevresinde bulamayınca, hayatını 'hafif'leştirmeye karar veriyor. Müzik, sinema ve tiyatro gibi ilgi alanlarına yöneliyor, bir süre 'kendini' aradıktan sonra oyunculukta karar kılıyor ve bunun eğitimini alıyor.
Olmak istemediği bir konumdan kaçıyor, risk almaktan korkmuyor. Bu mantıkla mühendislikten tiyatroya düşen yolu, başarılı bir oyuncu olarak çalıştığı Şehir Tiyatroları'ndan da kendi tiyatrosu Dot'a uzanıyor.
Hareket etmesini zorlaştıran zincirleri üzerinden sıyırıp atmasıyla, Dot'a Türkiye'de pek benzeri olmayan bir yapı kazandırıyor. Ekibiyle birlikte 90'larda İngiliz tiyatrosunda parlayan 'in-yer-face' akımını benimsiyor ve oyunlarıyla kendi izleyicisini yaratıyor. 'Donmuş', 'Çok Uzak', 'Aşk ve Anlayış' ve 'Sansürcü'yü başarıyla sergiliyor. Alışık olmadığımız avangart oyunlarla buluşturuyor bizi.
Kanal D'nin 'Hırsız-Polis'inin de 'arıza' karakteri olan Ali Rıza/Arıza, yeni yayın döneminde izleyenlerini yine ekranlara mıhlayacak, bir yandan da Dot'taki oyunlarında hünerini konuşturacak. Dot ekibi, yeni sezona 'Böcek' isimli oyunla başlayacak. Daltaban'ı prova dönemi yakaladık, biraz derinlere daldık....
Başarı ve tevazu... Bunun anahtarı nedir?
Ben o rock gruplarındaki 'frontman'in buradaki karşılığıyım galiba. Dot aslında bir ekip işi. Ama oyuncu olarak kariyerimdeki başarılı denebilecek noktalar için çok çalıştım. Tiyatro sanatının yüzde 30'u yetenekse yüzde 70'inin çalışmak olduğunu öğrendim zaman içinde. Mütevazı olmaya gelince de, sahne üzerindeki başarının özel hayatımdaki yeri çok abartılı değil. Benim için iyi bir aile hayatı, iyi bir sanatçı olma çabası kadar önemli. Onun için saplantılı bir halim olmadı tiyatro oyunculuğuna ilişkin olarak. İddiam; tiyatrodaki iddiam, özellikle bilgi ve estetik üzerine kuruludur ve bu bilgi ve estetikle kendimi yetiştirmek için çabaladım senelerce.
ODTÜ Maden Mühendisliği'nde okurken sıra dışı bir karar verdiniz ve okuldan ayrılmayı seçtiniz. Neden?
Olmak üzereyken değil aslında, bilim adamı olamayacağımı anladığımda ayrıldım. Bilim adamı olmayı çok istiyordum ama gerekli koşulları kendimde ve çevremde bulamadım. Başarabileceğimi görseydim ayrılmazdım. Aslında bir süre mühendislik okumuş olmak beni tiyatroda çok etkiledi. Tiyatronun daha akademik tarafı beni ilgilendirdi, teorik ve kuramsal tarafını da pratik kadar önemsedim. O yüzden de sahne çalışmalarının dışında tiyatro kuramı ve felsefesi üzerine de çok fazla şey okumaya özen gösterdim.
Genelde gelecekle ilgili 'garantici' meslekler tercih edilir, sizin yaptığınız kaçış olarak değerlendirilebilir. Durumu lehinize çevirmeyi nasıl başardınız?
Arayış önce kaçmakla başlıyor. Benimki öyle başladı yani. Liseden mezun olduktan sonra derdimiz sadece üniversite okumaktır, hayatımız kurtulacak sanırız. Kazandıktan sonra hayatımın böyle kurtulmayacağını anladım. Anlamasaydım belki de şimdi okulu bitirmiş, üzerine işletme mastırı yapmış, bir bankada çalışıyor olabilirdim! 80 sonrasında en popüler bölümler mühendislik ve tıp fakülteleriydi. İşletme daha sonra popüler oldu. Maden mühendisleri de işletme mastırı yapıp işletmeci olmaya başladı. Yani bu, benim için saçma sapan bir durumdu. Kendimi hiç öyle bir noktada görmedim ve okulu bıraktım. Sonra da ne yapacağımı bilmeyerek geçirdim bir süreyi.
Nasıl geçirdiniz yani?
Bir dönem müzik yaparım diye düşünüyordum, sonra baktım ki olmayacak, diğer ilgi alanıma yöneldim. Sinemayı çok önemsiyordum. O zaman sinema çok popüler değildi, televizyon sektörü de çok gelişmemişti. Sinema yönetmenliğini düşünürken tiyatro yönetmenliğine yöneldim ama tabii öyle bir bölüm de yok... Oyunculuk eğitimi almaya karar verdim ve sınavlara girdim, kazandım. Sanırım riske atılmaktan korkmadım. Ama bir risk alırken de her zaman çok sağlam bir altyapıyı önemsedim.
Murat Daltaban 'oynamadığı' zaman neler yapar?
Beyoğlu-Cihangir arasında vaktim geçtiği için Galatasaray'daki Ara Kafe, Asmalımescit'te Şimdi, Cihangir'de Leyla, Cuppa, Symrna ve Susam yemek yediğim, kahve içip arkadaşlarımla sohbete gittiğim mekânlar. Nişantaşı'nda Touchdown ve Kırıntı sevdiğim yerler... Müzik dinlemek için zaman ayırmaya özen gösteririm. Son zamanlarda Thom Yorke ve Peeping Tom dinliyorum. Tanımadığım grupların albümlerini dinlemek yeni gruplar keşfetmek, yürürken iPod'umla müzik dinlemek hoşuma gider...
--------------------------------------------------------------------------
http://img300.imageshack.us/img300/3684/nve00143qf9.png (http://imageshack.us)
http://img77.imageshack.us/img77/458/nve00147id0.png (http://imageshack.us)
http://img222.imageshack.us/img222/3441/nve00151qs8.png (http://imageshack.us)
http://img251.imageshack.us/img251/8461/nve00153tc1.png (http://imageshack.us)
LAZCAKIR-KIZ 02-03-07, 11:48 dün gece ali rizamizi kaybettik..
o Bu zamana kadar oynadigi bütün karakterlerle ayri bir tat vermis bir oyuncudur, özeldir..
Hirsiz polisin lokomotivi oydu, dün gece hepimizi aglatarak yok oldu..
Drami sevdigim için bana göre güzel bir bölümdü. bol bol cigerlerimiz açildi
Hp kardeslerimizin basi sagolsun (Benimde) :img-in_lo
ahh murat abicim ahh içim yanıyo
ne sen sor ne ben söliyim..... hırsız polisin bittiğine mi yanıyım senin gibi mükemmel bi oyuncunun canladırdığı a.rıza abimizi kaybettiğimize yanayım.umarım daha güzel projelerde karşımıza çıkar ve bize kendini özletmezsin ....48.bölüm boyunca hırsız polise verdiğin bütün emeklerden ve eşşiz oyunundan ötürü sana teşekkür etmeyi bir borç bilirim..bye
bizim kahraman abimiz asla ölmez :icon_sorr
misskrueger 03-03-07, 16:52 Devamı gelecek
http://img408.imageshack.us/img408/2318/ava2pk7.jpg (http://imageshack.us)
http://img120.imageshack.us/img120/2527/62629108qr6.png (http://imageshack.us)
masal bitti kahramanım ama sen hep gönlümüzde kalıcaksın arıza abimizzz
Dot'un müzik projesi
Olduğumuz yerden sağa sola laf yetiştiriyoruz. Halbuki ne 'çok süper' (katmerli süper niyetine) işler, adamlar, yerler var. Dot Tiyatro mesela. Açık Radyo mesela. Kantin gibi bir yemek dükkânı mesela. '2de bir' dergisi mesela. Tatoo'cu Emrah'ın dükkânı mesela, Changa'nın füzyonu mesela. Her biri İstanbullu olmanın köşelerini kapmış.
O köşeden bu köşeye savrulmanın hazzına doyulmuyor mesela.
Şimdi bir köşe niyeti daha var. Arıza (sahne adıyla tanıyanlara hatırlatma babında!) Murat Daltaban ve Özlem Daltaban'dan birinci ağız dinledik. Dot Tiyatrosu acayip bir şey ya, şimdi ihtiyaçtan yola çıkarak akılla müzik dinlenecek bir yer yapmaya niyetleniyorlar.
İyi müzik (Gruplar ama unplugged-böbrek taşı düşüresice gümgüm kutuları olmadan), belirli temalarla konuk müzisyenler ve yerli müzisyenlerle kaynaşma programları filan. Karanlıkta kurt adam olmadan (iyi ışık), biteviye ritimlerde popo sallayanlar ve sigara dumanı olmadan, sanatçının izleyiciyi, izleyicinin sanatçıyı görebildiği, hissedebildiği, dinleyebildiği saygılı ve medeni bir yer. Aynı Dot Tiyatro gibi.
Bir ben sanırdım, çokmuşuz bunu isteyen.
"Erken de başlasın, pazar günü gündüz seansları da olsun" diyorlar. Keşke Allahım, daha doğrusu, ey sponsor duy bizi! "Üç aya kalmadan yapasımız var" diyorlar. 70-80 kişi oturmalı, dinlemeli bir yer yani. Açık Radyo gibi, haydi biri el versin, sponsor olsun, bir şey yapsın, yapılsın bu yer.
Sağlıkla, zevkle, adam gibi müzik dinlemek istiyorum. Gece yarıları ayaklarıma kara sular inmeden, yandaki kırmızı ojelinin elindeki sigara en sevdiğim tişörtüme delik açmadan, vakitlice eve gelip oğlumu öpmeden önce iç organlarıma sinmiş sigara kokusunu çitilemeden müzik dinlemek istiyorum. Ey sponsor insan! Duy sesimizi... Yok mu bizim gibisi? Mekân sponsorları genelde sigara firmaları, içki firmaları. Yok mu sağlıklı bir sanat işine gönül veren marka, çıksın parayı...
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6603 (http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&haberno=6603)
.
yakında gösterime girecek olan pars kiraz operasyonu filminde oynadı.merakla bekliyorum filmi.:img-wink:
Evet arkadaslar
Nam-ı dıger arızamız PAR-KIRAZ operasyonunda farklı bır rolde yer alıyor
Bu rolude alnının akıyla basaracagını bılıyoruz
Merak ıcınde beklıyorum 16 Nısan fılm vızyona gırecek
Az önce bir kanalda filmin tanıtım fragmanını gördüm.Oldukça etkileyici ve Murat Daltaban'ı çok farklı gördüm.Merakla bekliyorum...
Sevgili narima, küçük bir düzeltme, film 20 Nisan'da vizyona girecek:img-yes:
Az önce bir kanalda filmin tanıtım fragmanını gördüm.Oldukça etkileyici ve Murat Daltaban'ı çok farklı gördüm.Merakla bekliyorum...
Sevgili narima, küçük bir düzeltme, film 20 Nisan'da vizyona girecek:img-yes:
Tesekkur ederım canım
Ben yanlıs gormusum demekkı
Arızayı gorunce heyecandan 20 yı 16 gormusum
:happy0064 :happy0064 :happy0064
Tesekkur ederım canım
Ben yanlıs gormusum demekkı
Arızayı gorunce heyecandan 20 yı 16 gormusum
:happy0064 :happy0064 :happy0064
Rica ederim ne demek heyecandan olur öyle şeyler:img-wink:
Sevgili Arıza'mıza bol şans diliyorum.Başarı melekleri yanında olsun:good:
fragmanı bende izledim ve gerçekten çok güzel..
filmi sabırsızlıkla bekliyorum..
summer___17 04-04-07, 11:30 kınalı karda çok iyiy oynuyodu rolünü hırsız polisi izlemediğim için ordaki rolünü bilemicem ama kesin ordada çok iyidir.
http://img213.imageshack.us/img213/1986/ortaimgky6.jpg
Hırsız - Polis’te Ali Rıza karakterini canlandıran Murat Daltaban (Haşhaşi), usta Selçuk Yöntem (Kadir Zebari) ile Pelin Batu (İnci) de filmin kalitesine kalite katmışlar.
Filmin konusuna gelince...
İstanbul'un en tanınmış narkotik başkomiseri Ertuğrul, tehlikeli bir operasyonda büyük bir gizemle karşılaşır. Ancak Ertuğrul, uyuşturucu dünyasının karanlık labirentlerindeki bu sırrı çözmeye fırsat bulamadan, çocuklarının gözü önünde eşiyle birlikte öldürülür. Onların intikamını almaksa 15 yıl sonra amansız bir narkotikçi olarak yetişen "Pars" lakaplı oğlu Atilla'ya kalır.
Atilla, sağ kolu Asena'yla birlikte gerçekleştirdiği büyük operasyonların birinde, uyuşturucu dünyasının en belalı isimlerinden Haşhaşi'nin ayağına basar. Ancak, siyasi güçlerin de desteğiyle Atilla kızağa alınır ve pasif bir göreve çekilerek, ortalığı karıştırmaması için bir kenara atılır.
Bu yetmezmiş gibi ailesinden kalan tek kişiyi, kardeşi Tayfun'u da uyuşturucuya kurban veren Atilla, büyük bir bunalıma girer. Bir aile gibi kenetlenen Narkotik Teşkilatı'nın desteğiyle Atilla, kağıt üzerinde görünmese de harekete geçer ve geniş bir operasyon başlatır.
Bu uzun ve zahmetli takipte Atilla'nın yolu, Hollanda'dan Yunanistan'a, Monaco'dan İstanbul'un en gizemli sokaklarına ve gençlerin gittikçe yükselen oranlarda bu zehirin pençesinde kaldığı okullara kadar uzanır.
Babasının ve kardeşinin katillerini bulmak, okullara kadar uzanan uyuşturucu tezgahını dağıtmak için küllerinden tekrar doğan Atilla, önüne çıkan engelleri birer birer aşmaya kararlıdır.
Kardeşinin okulunda çalışan İnci öğretmen ve Asena'dan yardım alarak, bir Pars kadar kararlı ve çevik harekete geçen genç Başkomiser, kendini bu iki kadın arasında kalan bir aşk üçgeni içinde bulur.
Ne var ki onun işi, hayatındaki her şeyden önemlidir.
Uyuşturucunun esrarlı tahtı, kurbanlarının üzerinde yükselir. Bu gerçeği yaşayarak öğrenen Pars, başka kurbanlar verilmemesi için hayatındaki her şeyi feda etmeye hazırdır.
Bugün 1-2 kişiye denk geldim, anlata anlata bitiremediler filmi mutlaka gidin izleyin diyorlar. Ve Murat Dalbatan. Filmde (argo bir tarz olmayacaksa) resmen döktürmüş arkadaşlar. Herkes çok beğendiğini söyledi. Filmin konusu çok güzel bir kere o açıdan gidip görmek lazım, ee birde Murat Dalbatan için bunlar söyleniyor artık iyice farz oldu filmiizlemek. İyi seyirler şimdiden gidecek arkadaşlara
Sevgiler
pars dan kareler..
arızamız..şey pardon murat abi den bir kaç resim...:icon_sorr
http://img69.imageshack.us/img69/1245/yujjif3.png
http://img256.imageshack.us/img256/3643/gfgguh1.png
http://img236.imageshack.us/img236/9497/5676rk8.png
http://img83.imageshack.us/img83/7269/tyrgq5.png
http://img256.imageshack.us/img256/5338/56456mc5.png
http://img355.imageshack.us/img355/3487/u78wa7.png
http://img355.imageshack.us/img355/5729/yyymh0.png
http://img387.imageshack.us/img387/7213/uuuutn8.png
yanındaki bayan yengemi acaba...:icon_whis
en sevimli deliydi kınalı kar da...çok şeker bir adam ve rolünü de çok güzel yapıyor bence...
Evet yanındaki eşi, Arda adında 3-4 yaşlarında çok tatlı bir de oğulları var.
Ayrıca Arıza abimiz normal hayatta üstündeki deri pantolonu giymeyi çok seviyor herhalde:img-hyste
teşekürler RUFFLES bye
neden yardımcı oyuncular hakkında daha fazla bilgi bulamıyoruz...:icon_sorr
dün pars la ilgili araştırma yaparken sadece arıza(pardon ama sürekli arıza demek geliyor içimden..:icon_sorr ) murat dalbatan ında oldugu bu kareşeri zor buldum..
ki eminim filmin en iyi oyuncusu olmuştur... :)
Filmin fragmanını tv de ilk gördüğümde polis falan rolündemi acaba diye düşünürken kendileri uyuşturucu şebekesinin önde gidenlerinden bir karekter canlandırmış. Merak içindeyim filmi izlemek için.
Sevgiler
Ayrıca konuşulan Türklerde resmen yabancı filmlere kafa tutacak ekşın bir film yapmışlar, çok başarılılar deniyor.
http://img153.imageshack.us/img153/5500/maviarzafulyafn9.jpg (http://imageshack.us)
mavi18
hp finalinde arızayı görememek daima içimizde kalcak bir acı....ve merak olacak...
acaba arızayı anlatırken ne söylerlerdi ki...
işe girişmiydi..
yoksa o oyun sonravı ölmese idi...o parayla iyi bir iş mi yapradı...:icon_sorr
mavi18
hp finalinde arızayı görememek daima içimizde kalcak bir acı....ve merak olacak...
acaba arızayı anlatırken ne söylerlerdi ki...
işe girişmiydi..
yoksa o oyun sonravı ölmese idi...o parayla iyi bir iş mi yapradı...:icon_sorr
Ne söylerdi bilemiyorum ama ben senarist olsaydım şunları yazardım:
'Arıza,mavi ile çınarında yardımlarıyla süs balıkları satan şirin bir dükkan açtı ve işin başına geçti.Şimdi o ailesiyle ve balıklarıyla çok mutlu...
Ne söylerdi bilemiyorum ama ben senarist olsaydım şunları yazardım:
'Arıza,mavi ile çınarında yardımlarıyla süs balıkları satan şirin bir dükkan açtı ve işin başına geçti.Şimdi o ailesiyle ve balıklarıyla çok mutlu...
aglamak istiyorum..
:img-cray: :img-cray: :img-cray:
balık satan bir dükkan:img-cray:
sengillere kızmam içimbir neden daha....:icon_sorr
http://img149.imageshack.us/img149/4986/bc3b6cek1gn9.jpg (http://imageshack.us)
http://img149.imageshack.us/img149/3659/bc3b6cek2os4.jpg (http://imageshack.us)
Filmin fragmanını tv de ilk gördüğümde polis falan rolündemi acaba diye düşünürken kendileri uyuşturucu şebekesinin önde gidenlerinden bir karekter canlandırmış. Merak içindeyim filmi izlemek için.
Sevgiler
Ayrıca konuşulan Türklerde resmen yabancı filmlere kafa tutacak ekşın bir film yapmışlar, çok başarılılar deniyor.
ben izledim gayet başarılı bir film.en azından oyunculuklar güzel öyle amerikan vari action sahleri var ama abartmamak lazım.beni action sahnelerinden ziyade duygusal sahneleri daha çok etkiledi.ayrıca arızadan sonra murat daltabanı böyle bir rolde izlemek baya bi enterasan oluyor.tafsiye ederim.
Eklendimi bilmiyorum..........Bu ay ki Sinema dergisinde röportajı var bu da resmi:img-yes:
http://i208.photobucket.com/albums/bb95/dolunay-tim/md.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/66acb50b6a.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/a9064adacf.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/5d44caf1c7.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/a6aa6b28c4.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/75a3823591.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/6762f62cf1.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/b43e0fd3c6.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/219087a5bd.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/4e7ef97a00.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/491e9310fe.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/d63b03bcac.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/2c74240782.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/4eaf574ea9.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/44c942f854.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/93917c5b65.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/f7b79143c3.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/501b75a40a.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/af2eb47a8b.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/1891876c05.jpg
Çalışmayı yapan arkadaşımın ellerine sağlık
http://img444.imageshack.us/img444/8742/arizanf91oz3.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/36a327ac56.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/e4a02501a2.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/bb54764e24.jpg
http://www.galeriturk.net/getimg/m35.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/m46.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/m54.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/m113.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/m21.JPG (http://www.galeriturk.net)
http://www.imgloadtr.com/uploads/8e2e28f603.jpg
Merhaba
Murat Daltaban nam-ı dıger ARIZA ekranlara bır dızı ıle donuyor.
Menekse ıle Halıl dızısınde oynayacak .Eylul ayında KANALD ekranlarında gosterıme baslayacak.Konuyu tam olarak algılayamasakta.Cunku fragmanlarda Kıvanc tatlıtug ve dıger oyuncular ALMANYA'da baslayacak olan bır seruven olarak gosterılsede Murat daltaban'ı fragmanlarda goremedım.
Esen kalın
Yoğun şiddet sahneleri içeren 'Böcek' adlı oyun, önümüzdeki yıl için Bonn Bienali'ne davet edildi. Oyun, sahnelendiği her hafta bir izleyiciyi bayılttı!.
Murat Daltaban'ın kurduğu Dot Tiyatrosu, gerçekçi şiddet sahneleri içeren 'Böcek' adlı oyunuyla, geçen sezon Türkiye ile birlikte Avrupa tiyatrosunda da ses getirmişti. İçerdiği kan ve şiddet dolu sahneleriyle her hafta ortalama bir seyircisinin bayılmasına neden olan 'Böcek', Almanya'nın Bonn kentinden de davet aldı. Oyun, önümüzdeki kış düzenlenecek Bonn Bienali'nde dünya çapında ziyaretçilere sahnelenecek.
FARKLI BİR SAHNE DÜZENİ
'Böcek', klasik 'İtalyan sahne' yerine iki taraflı oturma düzeninin ortasına kurulan bir sahnede sergileniyor. Seyirci böylece kendini oyunun bir parçası gibi hissediyor. Tracy Letts'in yazdığı oyunun yönetmeni ise tiyatronun kurucusu da olan 'Hırsız Polis' dizisindeki 'Arıza' rolüyle tanıdığımız Murat Daltaban. 'Böcek'te Tülay Günal, Alper Kul, Serhat Kılıç, Selen Üçer ve Gökçer Genç rol alıyor.
KOMPLO TEORİLERİ
Gizli planlar yapılarak insanların vücuduna böcekler yerleştirildiğiyle ilgili komplo teorilerini konu alan oyun, bunun etrafında işlenen gerilimli ve saplantılı bir aşk hikayesini de anlatıyor. Oyun, önümüzdeki sezon Beyoğlu Mısır Apartmanı'ndaki Tiyatro Dot'da tekrar sahnelenmeye başlayacak.
http://www.imgloadtr.com/uploads/dff7afc93f.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/c7513e53a5.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/3810e961dc.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/81682cbf05.jpg
Dün gece rol aldığı yeni diziye baktım şöyle onu görürüm umuduyla ama ilk bölümde yer almamış. İstanbul sahnelerinde yer almaya başlayacak herhalde. Başrolde oynayan oyunculara yardım edecek bir karekter olacak sanırım. İyi tarafta diyim artık. Oyunculuğunu izlemeyi özledim ama son 6 ayda..
mavi&yeşil 18-09-07, 22:47 http://img212.imageshack.us/img212/2893/26mt5zd6.jpg (http://imageshack.us)
alıntıdır
Tiyatro Dot yeni sezonu açıyor
Dot, yeni tiyatro sezonunu “Mercury Fur / Kürklü Merkür” adlı oyunlarıyla 18 Ekim’de açıyor. İngiliz yazar Philip Ridley’in yazdığı oyunun yönetmeni Murat Daltaban, oyuncuları ise Serkan Altunorak, Rıza Kocaoğlu, Tuğrul Tülek, Enis Arıkan... Öykülerini arayan yedi genç adam ve bir kadının çıkış yolu keşfetme çabalarını anlatan oyun, 18, 19, 20 Ekim’de saat 20.30’da sahnelenecek. (0212) 251 45 45
http://fc05.deviantart.com/fs11/i/2006/223/6/3/murat_daltaban_by_selebant.jpg
http://fc05.deviantart.com/fs7/i/2005/157/8/1/mfurat_daltaban_by_candas.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/65755ac1fd.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/15ef037057.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/3b9998e20c.jpg
http://img49.imageshack.us/img49/9833/daltab1pe0.jpg (http://imageshack.us)
menekse-halil 11-01-08, 19:15 Süper bi adam..süper bi oyuncu gerçektenn ...
hayranım kendisine ..
!! Elyf !! 21-01-08, 02:30 Metni okuduğumda nefesim kilitlendi!
Tiyatrocu Murat Daltaban, oyuncuların sahnede avaz avaz bağırıp, kustuğu 'Kürklü Merkür' adlı oyunu anlattı: İlk izlediğimde değil ama metni ilk okuduğumda sarsıldım, nefesim kilitlendi. Oyunu yumuşattım..
İngiliz yazar Philip Ridley'in çok tartışılan oyunu 'Kürklü Merkür'ü dünyayla eşzamanlı olarak sahneye koyan Murat Daltaban; "Bu oyunun oynanması da, sahnelenmesi de, izlenmesi de zor. Ama çok yüksek bir enerjisi var. Söylediği şey de, oynanış tarzı da hep yüksek enerji dalgasında geziyor" dedi. Daltaban; oyuncuların kustuğu, mastürbasyon yaptığı ve küfredip avaz avaz bağırdığı 'Kürklü Merkür' adlı oyunu, Harper's Bazaar dergisinden Şebnem Kırmacı'ya anlattı.
SAPIK FANTEZİLER DEĞİL
* 11 Eylül'den sonra yazılan oyunların çoğunda, ümitsiz bir dünyaya doğru yol aldığımızın hissi var. Sonuçta tüm bunlar insanın ütopya peşinde koşarken ne hallere düştüğünün kurguları. Bu oyun da onlardan biri ama daha güncel bir kurguya sahip. 'Kürklü Merkür', meseleyi çok güncel bir yerden yakaladığı için çok önemli. Yani 'sapık fanteziler' diyerek üzerinden geçilecek bir oyun değil.
* 'Kürklü Merkür' özellikle bizim kuşağı çok etkileyen bir hikaye. Ama bu oyunun neresinin etkileyici olduğunu merak eden bir jenerasyon da söz konusu. Onlarla aramızda bir uçurum ve iletişim problemi var. Bence bu algıların evrimiyle ilgili bir şey. Bunu kuşak çatışması anlamında değil, bir kültür ve iletişim problemi olarak söylüyorum.
ÖDÜN VERMEK İSTEMEDİK
* Salonu doldurmak yerine, "Mümkün olduğu kadar inandığımız kalite çerçevesinde iş yapalım, seyirci o işe gelsin" dedik ve bu yüzden küçük mekan seçtik. Salonu doldurmak için bazı şeylerden ödün vermek istemedik. Kitlelerin beğenisinden arınmış, kişisel beğenileri ile bize gelen bir seyircimiz olsun istiyorum.
* İnandığımız ve sevdiğimiz işleri yapıp, seyircinin bizi bulmasını sağlamak istedik. O yüzden de çok reklam vermiyoruz. Kapıda tabelamız bile yok. Çok dışarıya açılalım, kıyamet kopsun derdinde değiliz.
* Ben 'Kürklü Merkür'ü seyrettiğimde değil ama metni ilk okuduğumda çok sarsılmıştım. Üstelik oyunu yumuşattım, mizah tarafını daha ön plana çıkardım. Seyredilebilirliğini sınırda tutmaya çalıştım. Çünkü bir adım sonrası artık seyirciyi tahammül edemeyeceği bir yere taşıyabilirdi.
* Metni ilk okuduğumda nefesim tıkandı. "Bu kadarı da çok fazla" diye düşündüm. Çalışma sürecinde metne alışıyorsunuz, "Bu gerçek değil, bir oyun," diyorsunuz. Ve geriye, "Onu nasıl en iyi şekilde oynarım, nasıl yönetirim?" sorusu kalıyor.
EŞZAMANLI OYNUYORUZ
* Bu oyunların hepsinde hınzırca bir şey var. O da seyirciyi avucunuzun içine alıp, onunla oynamaktır. Bu hınzırlık, seyirciyi bambaşka yerlerden çarpan bir şeydir.
* 'Kürklü Merkür'ü dünyayla eşzamanlı oynuyoruz. Bu işi çok güncel yapınca, seyirci de hissediyor. Sonuçta elli kişilik bir seyirci grubuna oynuyoruz. Belki üç yüz kişiye oynasak salon dolmazdı. Ben tiyatronun çok kalabalıklara oynanmasına da inanmıyorum.
Tiyatro sadece eğlendirici değil
* Bir müziği stüdyo kaydından dinlemekle, canlı dinlemek arasında nasıl fark varsa, tiyatro ile sinema arasında da böyle bir fark vardır. "Tiyatro sadece eğitmek içindir" ya da "Eğlendirmek içindir" gibi saçma münakaşalar vardır.
* Tiyatronun sadece eğlendiren bir araç olmasını seçen birileri varsa; onlara iyi şanslar dilemek lazım. Klişe münakaşalar bunlar. Bunlarla zaman kaybedecek lüksümüz yok. Shakespeare oyunlarına bakın; bir oyunda karakterler birbirinin etini yiyor. "Tiyatroda şiddet olmamalı" demek saçmalık bence.
* Oradan bunu al, buradan onu sakla derken, sonuçta otosansür ortaya çıkıyor. Bu noktada, tiyatronun ya da sanatın özde ne dediğiyle ilgilenmek daha önemli. Sinema, plastik sanatlar ve müzik bunları çoktan geçmiş ama bir tiyatro geçememiş...
Daha kapalı bir sanata dönüşmeli
*İlla eğitilmek ya da eğlenmek için tiyatroya gitmek şart değil. Başka bir şey olması lazım. David Lynch'i kaç kişi sever? Ama onu Hollywood sinemasının gişe yapan yönetmenleriyle karşılaştıramazsınız! Bence tiyatroda da öyle bir döneme geçmek lazım. Biraz daha kapalı, kendi izleyicisi ile ilişkiyi başka yerlerde arayan bir sanat haline dönüşmesi lazım.
Seyirciyle iç içeler
İstiklal Caddesi'ndeki Mısır Apartmanı'nın dördüncü katında, izleyiciyle oyuncuların göz teması kurabildiği bir ortamda sahnelenen 'Kürklü Merkür'; 26 Ocak Cumartesi günü 20.30'da izlenebilir. Murat Daltaban'ın yönettiği oyunda; Serkan Altunorak, Rıza Kocaoğlu, Tuğrul Tülek, Enis Arıkan, Engin Altan Düzyatan, Veda Yurtsever İpek, Cemil Büyükdöğerli ve Cem Özeren rol alıyor. Oyunun dekor tasarımı Yeşim Bakırküre'ye ait.
Kaynak : Sabah Gazetesi
Haberin resmi:
http://img.sabah.com.tr/2008/01/21/gny/im/B55F0AEDF8F3D64784420624r.jpg
mavi&yeşil 16-03-08, 00:22 http://img88.imageshack.us/img88/2747/menekse84ip9cs0.jpg (http://imageshack.us)
http://img329.imageshack.us/img329/7492/menekse85ds4ct3.jpg (http://imageshack.us)
alıntıdır
mavi&yeşil 16-03-08, 00:28 http://img101.imageshack.us/img101/9717/2000179050485759605fsok6.jpg (http://imageshack.us)
http://img101.imageshack.us/img101/6841/menekseilehalil230035guex0.jpg (http://imageshack.us)
http://img101.imageshack.us/img101/9200/menekseilehalil230037jlrj9.jpg (http://imageshack.us)
http://img101.imageshack.us/img101/3005/menekseilehalil230100cleh6.jpg (http://imageshack.us)
http://img329.imageshack.us/img329/8561/menekseilehalil230106tiwr1.jpg (http://imageshack.us)
alıntıdır
http://img509.imageshack.us/img509/2128/hirsizpolisblm41bluewormx7.jpg (http://imageshack.us)
Hirsiz Polis'in Ali Riza'si ,yani ariza'si.15 mart 2008 dizimiz biteli,veda edeli bir yil oldu:icon_sorr.ama kalbimiz hala sizinle ve bu essiz diziyle dolu.
mavi&yeşil 06-04-08, 22:51 http://img204.imageshack.us/img204/279/menekseilehalil230104djuw9.jpg (http://imageshack.us)
http://img204.imageshack.us/img204/1354/menekseilehalil230152psvq6.jpg (http://imageshack.us)
http://img204.imageshack.us/img204/2530/menekseilehalil230197talq0.jpg (http://imageshack.us)
http://img512.imageshack.us/img512/7286/menekseilehalil230225dlch3.jpg (http://imageshack.us)
http://img204.imageshack.us/img204/6896/menekseilehalil240262qxdr0.jpg (http://imageshack.us)
alıntı
mavi&yeşil 06-04-08, 23:03 http://img212.imageshack.us/img212/7883/menekseilehalil240316vxxo9.jpg (http://imageshack.us)
http://img212.imageshack.us/img212/2061/menekseilehalil240317mfdi0.jpg (http://imageshack.us)
http://img209.imageshack.us/img209/387/menekseilehalil240349anxi1.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/6011/menekseilehalil240350erxg0.jpg (http://imageshack.us)
http://img142.imageshack.us/img142/3686/menekseilehalil240351mkxt3.jpg (http://imageshack.us)
alıntı
“Tiyatro sizi mutlu etmek zorunda değildir”
Yarınki törenle dağıtılacak Afife Tiyatro Ödülleri’nde altı adaylık alan “Kürklü Merkür”ün yönetmeni Murat Daltaban: “Tiyatro hırpalar, sizi mutlu etmek zorunda değildir. Her beğeniye hitap eden tiyatrolar var ama ben öylesini yapmak istemem”
http://i.milliyet.com.tr/HaberAnaResmi/2008/04/20/fft17_mf30054.Jpeg
Murat Daltaban çizgi roman “Spawn” karakterlerinin bebeklerinden oluşan bir koleksiyona sahip. “4 yaşındaki oğlumdan daha fazla oyuncağım var. Her kutu oyununu alırım ama oynayacak kimseyi bulamıyorum. Bütün arkadaşlarım sürekli çalışıyor. Bekliyorum oğlum büyüsün de birlikte oynayalım diye.”
Murat Daltaban’ın fazla iddialı, dikkat çekici şeyler söylememek için kendini tuttuğu belli. Ama gözlerinin parlamasından ve ağzının kulaklarına varmasından rahatça anlıyoruz ki aslında çok heyecanlı. Bu da çok doğal tabii. Yönettiği “Kürklü Merkür”, memleketin en önemli tiyatro ödüllerinden Afife’de (Kendisi şöyle diyor: “Hollywood için Oscar ne demekse, Türk tiyatrosu için Afife Ödülleri o demek”) altı dalda aday. En Başarılı Prodüksiyon ve En Başarılı Yönetmen de dahil.
2005’te Beyoğlu’nda bir apartman dairesinde ve son derece mütevazı bir bütçeyle kurduğu Dot’un yükselişiyle, yıllardır izleyici azlığından şikayet eden tüm özel tiyatroların yükselişi eşzamanlı oldu aslında. Daltaban, Dot’un yeni jenerasyon tarafından, onların kimliğini tamamlayan bir tiyatro olarak görüldüğünü ve ilk günden beri olağanüstü durumlar hariç boş koltuklara -Dot için konuşursak sandalyelere- oynamadıklarını söylüyor.
“Hırpalayan oyunlar” nedeniyle o küçük salonu oyunun ortasında terk eden izleyicilerin bıraktığı boş sandalyeler hariç tabii!
Afife Ödülleri’nde altı adaylık sizin için sürpriz oldu mu?
Sürpriz ollllmadı (Bütün bu l’ler boyunca düşünerek). “Kürklü Merkür”e gelmesi nedeniyle biraz sürpriz oldu. Yoksa aslında açıldığımız günden itibaren tiyatronun “otorite” denen kitlesi Dot’u görmezden gelmedi, ciddiye aldı. Ama “Kürklü Merkür” İngiltere’de çıktığında da problem yaratmış bir oyun. Yayımcısı basmak istememiş, sahnelendiğinde protestolar olmuş, seyirciler salonu terk etmiş. Ama orada da genç bir kitle sahip çıkmış.
Oyunu “yumuşattığınızı” söylemişsiniz.
Yumuşattım derken, asla sansüre tabi tutmadım. Ama karakterlerin insani taraflarını, oyunun içindeki mizahı daha fazla önemsedim. Çünkü tahammül sınırını zorlayan, bir tık sonra seyredilemez hale gelebilecek bir oyundu. Örneğin hiç kan kullanmadım, gerçekçi dekor tercih etmedim; seyirciyi, bunun bir tiyatro olduğu hissinden uzaklaştırmadım.
“Kürklü Merkür” yılın en çok konuşulan oyunlarından biri. Neden bu kadar ilgi topladı?
Popüler kültür parodisi gibi bir yapısı vardı. Zorluk ilk 10-15 dakikada. Oyunun açılımı, tanıtımı üzerine bir bölüm ve orada fantastik bir dünya tarif ediliyor. Eğer bu sürede seyirci oyuna dahil olabilirse haz alacaktı. Beklemedikleri, sürprizli bir oyunla karşılaştılar ve büyük haz aldılar. Tüm karakterler seyirciye sempatik geldi. Hiçbiri mutlak iyi ya da mutlak kötü karakterler değil. O nedenle ne kadar mesafeli dursa da izleyenler bir süre sonra karakterlerle ilişki kurabilir haldeydi. Oyuncular da sahnede çok parlaktı.
Oyunda bazı “cesur sahneler” de var. Oyuncu kadronuz da çok genç. Onlara “Siz erkek erkeğe öpüşeceksiniz, siz sevişeceksiniz... Sen mastürbasyon yapacaksın” gibi şeyler söylediğinizde tedirgin olmadılar mı?
Teksti elimize aldığımız andan itibaren şunu söyledim: “İstemediğiniz, hoşunuza gitmeyen hiçbir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Ama buradaki oyunculuk haliniz, burada yaptığımız ve bundan sonra yapacağımız işleri belirleyecektir. O nedenle oynarken sadece kendi kimliğinizi değil, Dot’un kimliğini düşünerek de hareket edin.”
Provalar sırasında da “Burada öpüşeceksin, şunu yapacaksın, bunu yapacaksın” demedim. Oyuncu sahneye çıktığında o oyunun dünyasına bürünebilen bir yaratık. Sahnede her şey ilginç biçimde özgürdür. Seyirciyle kuracağınız ilişki televizyondan ve sinemadan çok farklıdır. Yine de, ben seçmelerden önce ikili görüşmeler yaparken, “Bu rolü oynayamam” diyenler çıktı.
“Bayazıt’ ile yan yana gelmemiz hem ilginç hem de haksızca”
Siz altı adaylık aldınız, Şehir Tiyatroları’nın “Bayazıt”ı sekiz. Bu iki oyun taban tabana zıt tarzlara sahip. Bu yılki ödüllerde ortaya çıkacak sonuç, Türkiye’de tiyatronun yönünü değiştirebilir mi?İzleyicinin de oyuncuların da yönetmenlerin de yönünü olumlu anlamda değiştirebilir. “Bayazıt” Başar Sabuncu gibi çok güçlü, benim çok önemli bulduğum, çok şey öğrendiğim ve Başar abi dediğim bir yönetmenin elinden çıkma. O da kostümü ve prodüksiyonuyla mutlaka çok iyi kotarılmış bir oyun. Yan yana gelmeleri hem ilginç hem haksızca.
Neden haksızca olsun?
Çünkü o bizimkine oranla çok büyük bütçelerle yapılmış. Başar abinin ardından ikinci olmak da bana gurur verir. Yan yana gelmeleri şu açıdan önemli: Dikkati bize çekiyor. Zaten ödül kurumunun en önemli işlevlerinden biri yılın oyununu seçmek değil, önümüzdeki yılların çizgisini belirlemek.
“Dizi oyunculuğu sosyalleşmemi sağlıyor”
Aynı zamanda TV dizisi “Menekşe ile Halil”de oynuyorsunuz. Dot ilk kurulduğunda diziden kazandığını tiyatroya yatıranlardan biriydiniz. Artık kendini kurtaracak hale geldi mi Dot?
Evet, geldi. Birileri kazandığı parayla araba alır, ev alır, rakı içer, dışarı çıkar. Tiyatro yapmak benim için öyle bir haz. Zaten dizilerden de çok ahım şahım paralar kazanmıyorum. Onları starlar ya da yapımcılar kazanır.
Çok zengin olsanız sadece tiyatroyla mı ilgilenirdiniz?
Evet ama şikayetçi değilim. Televizyonu da bir meslek olarak seviyorum. Sosyalleşmemi sağlıyor. O olmasa ben tiyatro-ev arasında giderim. Oyunculuğuma da katkısı oldu. Zekamın hızlı işlemesini, oyunculuk antrenmanı yapmamı sağladı.
“Dot’u kapatıp Zot diye bir şey açabiliriz”
Dot’ta sık duyduğumuz şeylerden biri de oyundan rahatsız olup çıkan izleyiciler. Sizin kendi kitlenizi yaratma konusunda kararlı olduğunuzu biliyorum ama birisi oyunu terk ettiği zaman “Acaba bir yerde yanlış yaptık mı?” diye hiç mi düşünmüyorsunuz?
Hayır. Vasatlar çok fazladır; vasat zeka, vasat yetenek... Sıradan olmayan şeyler sıradan olanlar tarafından yadırganır. Biz çoğunluğun kenarında duranlardık zaten. Televizyondan beklediğinizi tiyatrodan bekleyemezsiniz. Tiyatro sizi hırpalar, sizi mutlu etmek zorunda değildir. Bunu seyirciyi küçümseyen bir yerden söylemiyorum. Televizyon her beğeniye hitap ederken, tiyatro her beğeniye hitap eden bir şey değildir. Bunu yapan tiyatrolar da vardır ama ben öylesini yapmak istemiyorum.
Tiyatronuz seyircisini kısa sürede buldu. Ama siz popülerleştikçe aynı izleyici, “Eskiden iyiydi, o tat yok artık” diye rahatsız olabilir. Pek çok müzisyenin, yazarın vs. başına gelen bir şey bu. Sizin için de böyle bir risk yok mu?
Her zaman vardır. Popüler kültür zaten bunun üzerine kurulmuştur. Bir şey parlar, ondan sonra en yüksek noktada eskimeye başlar ve üretemez hale gelir. Ya da ana akımı oluşturur ve ona alternatifler çıkar. Bizim de amacımız ana akım tiyatroyu biraz sallamak, sarsmak. Üç yıl sonra Dot’u kapatıp Zot diye bir projeye girebiliriz.
http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=pazar&ArticleID=519025&Date=20.04.2008&ver=22 (http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=pazar&ArticleID=519025&Date=20.04.2008&ver=22)
.
mavi&yeşil 23-04-08, 23:12 http://img206.imageshack.us/img206/3827/menekseilehalil240338erqz2.jpg (http://imageshack.us)
http://img235.imageshack.us/img235/3114/menekseilehalil260080hnhn6.jpg (http://imageshack.us)
http://img518.imageshack.us/img518/1442/menekseilehalil260088vdqc2.jpg (http://imageshack.us)
http://img444.imageshack.us/img444/7798/menekseilehalil260091sboh5.jpg (http://imageshack.us)
http://img444.imageshack.us/img444/4441/mih80142ll7.jpg (http://imageshack.us)
http://img235.imageshack.us/img235/5059/mih80186bs6.jpg (http://imageshack.us)
alıntı
mavi&yeşil 23-04-08, 23:17 http://img72.imageshack.us/img72/6228/mih80384hn2.jpg (http://imageshack.us)
http://img246.imageshack.us/img246/6355/mih80421rr1.jpg (http://imageshack.us)
http://img518.imageshack.us/img518/1668/mih80518vg5.jpg (http://imageshack.us)
http://img246.imageshack.us/img246/9977/mih80797cz6.jpg (http://imageshack.us)
http://img404.imageshack.us/img404/9779/vid01742350002le4vs8.jpg (http://imageshack.us)
http://img518.imageshack.us/img518/1271/vid01742350004se3qu6.jpg (http://imageshack.us)
http://img501.imageshack.us/img501/1569/vid01742360001dh6te6.jpg (http://imageshack.us)
alıntı
mavi&yeşil 25-04-08, 22:49 http://img404.imageshack.us/img404/8364/pdvd2940copykx8jh5.jpg (http://imageshack.us)
http://img514.imageshack.us/img514/2352/pdvd2949copydx4lz4.jpg (http://imageshack.us)
http://img520.imageshack.us/img520/9170/pdvd2951copywr4lg3.jpg (http://imageshack.us)
alıntı
mavi&yeşil 27-04-08, 18:11 http://img145.imageshack.us/img145/5900/f4md140066dk2.jpg (http://imageshack.us)
http://img145.imageshack.us/img145/2306/vlcsnap219419uz1wh9.png (http://imageshack.us)
http://img175.imageshack.us/img175/293/vlcsnap223908ac3cw2.png (http://imageshack.us)
http://img98.imageshack.us/img98/2240/vlcsnap224561vy7nb7.png (http://imageshack.us)
http://img210.imageshack.us/img210/6139/vlcsnap224899xy4ti4.png (http://imageshack.us)
http://img241.imageshack.us/img241/9134/vlcsnap227514hp9oe0.png (http://imageshack.us)
http://img90.imageshack.us/img90/495/vlcsnap234171ko1ni5.png (http://imageshack.us)
alıntı
mavi&yeşil 27-04-08, 18:27 http://img505.imageshack.us/img505/9551/vlcsnap234498bf2bh9.png (http://imageshack.us)
http://img329.imageshack.us/img329/4726/vlcsnap381795kv0wb1.png (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/3798/vlcsnap384241uw0bp4.png (http://imageshack.us)
http://img501.imageshack.us/img501/995/vlcsnap2366559uw4ko7.png (http://imageshack.us)
http://img99.imageshack.us/img99/4759/vlcsnap2367038dm7fc0.png (http://imageshack.us)
http://img297.imageshack.us/img297/9576/vlcsnap2481873og9wz7.png (http://imageshack.us)
http://img293.imageshack.us/img293/4807/vlcsnap2482877hn5px6.png (http://imageshack.us)
alıntı
mavi&yeşil 27-04-08, 18:35 http://img123.imageshack.us/img123/8017/3581uzhy2.jpg (http://imageshack.us)
http://img505.imageshack.us/img505/7287/3602pwwr2.jpg (http://imageshack.us)
http://img137.imageshack.us/img137/9687/user56333pic61807120921is6.jpg (http://imageshack.us)
http://img501.imageshack.us/img501/5107/user56333pic61812120921ph5.jpg (http://imageshack.us)
alıntı
|
|