PDA

Tüm Versiyonu Göster : Iclal Aydin


Sayfalar : 1 2 3 4 5 [6]

icom_
09-09-07, 23:27
ya arkadaşlar yine ben..:) evet ikimiz kaldık Nurcum.. yetiştim imdadınaa.. :) yalnız iyi oldu görmemişsin ebnde dosyaarıma bidaha baktım geriside varmış.. ekliyim dedim bende.. :) eee hadi buyrun...

http://img504.imageshack.us/img504/7596/emreclal453un9.jpg
http://img204.imageshack.us/img204/4693/emreclal454zf1.jpg
http://img103.imageshack.us/img103/2518/emreclal455se4.jpg

http://img410.imageshack.us/img410/5236/emreclal457qg4.png
EE BİRDE ELİM DEĞMİŞKENE BUNUDA EKLİYİM DEDİM..:)GÖZÜME ÇARPTI çok hoş çıkmışş.. dayanamdım ekledim..:)


Ohhh ohh ne güsel gözüm gönlüm açıdı valla bu saatte..o klibi görmüştüm tabi ama o klipta İclal aydını en son göreli zaman olmuş..O zamnda halen öle tatlıymış..

Çok saol mervecim ya..Hatta sen dosyalarını karıştır biraz daha belki başka resimlerde bulursun..

gülümse dergisin kapağındada çok hoş çıkmış pembiş pembiş..

Zaten güsel çıkmadığı Bİr Resmi varmı..

merve_gülben
09-09-07, 23:29
yok yaa ben kafayı taktım nur kapatalım şu sayfayı nolursun uyuyamıyorum yarın dersanem var yaa.. :( :)

http://img103.imageshack.us/img103/1233/emreclal518sf2.jpg
http://img103.imageshack.us/img103/5300/emreclal524na5.jpg
http://img408.imageshack.us/img408/9905/emreclal528rz9.jpg

iconun en sevdiğim rsimleri.. benim favorilerim..:)

merve_gülben
09-09-07, 23:32
walla uyuyamıyorum kimsede yok ki yaa.. heyyy uyumayın yaaaa... :( iconun sayfasını kapatmak için uğraşıyoruzzz gelin... çağırıyorum bakın.... rica ediyorum....:happy0064:img-wink:

icom_
09-09-07, 23:32
gece gece coştu bun sayfa durdurabilene aşk olsun..

Bence sen dosyanı karıştır mervecim ben sana daha sonra toplu bir teşekkür edeyim.
Sende kaynağın sonu görünmüyor çünkü..

icom_
09-09-07, 23:40
O gün...




Bir akşam trafiğinde radyoda duydum şarkısını ilk defa. "Ne güzel bir şarkı" diye düşünmüştüm. Kimdir diye merak ederken radyo programının sunucusu "Yalın'mış adı. Telefon açıp soruyorsunuz durmadan, ben de tanımıyorum" dedi.

Kısa bir seyahat sonrası ülkeme bir döndüm ki, radyoda duyduğum o ses meşhur olmuş bile... Gitarıyla ve güzel sesiyle "Yalın" gelmiş müzik dünyasına. Bu sabah gittim benzinciden albümünü aldım. (Tam da yeri gelmişken; marketlerde kitap, benzincilerde kaset, cd satılması ciddi bir ticari başarı getiriyor bence. Yol, müzik dinlemek için en ideal atmosferi oluşturuyor günlük kent koşturmacası içinde. Sonra marketlerde, tam kasaya giderken önümüze çıkan kitap rafları nasıl da güzel güzel çağırıyor yanına. Alışveriş sepetinin içindekilere eklenen o "yasal" kitaba verilen paranın büyük bir önemi olmadığını düşünüyor insan. Kimileri nedense kitapların; konservelerin ya da süt ürünlerinin yanında olmasını yakıştıramıyorlar kitaplara. Tuhaf bir tutuculuk, garip bir inat gibi geliyor bana. O kitap nihayetinde gideceği yeri, bir insan beynini, kalbini bulmuyor mu sanki?)

Neyse ne diyordum; Evet,Yalın! Az önce asansörde ön adı Yalın olan bir arkadaşımla karşılaştım. "Ne yazacaksın?" diye sordu. "Zalim'i söyleyen Yalın var ya, onun hakkında yazmak istiyorum" dedim. "Ama ben burada yokken başkaları da yazdı mı bilmiyorum, hiçbir şey okuyamadım ki, ne zamandır" diye ekledim. "Ohooo, neredeyse herkes yazdı" dedi ve ayak üstü yazılanlardan bahsetti. "Olsun" diye üşündüm...

Yalın'ı hiç tanımıyorum. Albümünde Zalim'i ha bire başa aldığımdan diğer şarkılarını hakkını vererek dinleyemedim. (Yukarıdaki paragrafla bu sata arasında Haftalık dergisinin Yalın'la yaptığı röportajı okudum ve kim olduğu konusunda artık bilgiliyim)

1980 doğumlu Yalın bu yola boyundan büyük bir gitarla, çok küçükken çıkmış. Bir parça gizlenerek, sadece şarkısıyla "geldim" demek istemiş. Uzun zamandır bir şarkı bana sebepsiz bir neşe vermemişti. O şarkıyı söyleyenin, yazanın nasıl birileri olduğunu düşündürmemişti.

Yalın, şimdi gazetelerde, dergilerde adının geçtiği satırları bambaşka bir heyecanla ve merakla okuyordur... Hep beklediği o günü yaşıyordur şimdi olasılıkla... Bir albüm sahibi olmak için didinen yüzlerce isim tanıdım. O şarkıların nasıl emek emek biriktirildiğine, nasıl coşkuyla arkadaşlara dinletildiğine,bir gün bir konserde binlerce kişinin kendi şarkısını söylerken düşlediğine o kadar çok tanık oldum ki...

O günü beklemek kadar güzeli yoktur... Mesele o gün geldikten sonra yaşanacaklardır... O adı ve kendini ve yaratıcılığını koruyabilmektedir... Başlangıçta kaybedeceklerinden habersizdir insan; bu yüzden başarısız olma korkusu, kaybetme korkusu sarmamışta yüreğini... Sahip oldukça yerleşir o müthiş endişe... Ve çoğu zaman o endişe önünü keser "yeni"ye giden bütün yolların...

Bir araba alabilmek için para biriktirmek, bir evsahibi olabilmek için senelerce bir kooperatifin bitimini, mezun olmayı, işe girmeyi, terfi etmeyi, sevdiğiyle evlenmeyi, deniz manzaralı bir eve taşınmayı, bir kitap yazmayı,bir gün sahneye çıkmayı, çok para kazanmayı, emekli olmayı beklemek...

O günü düşünerek güçlüklere göğüs gerebilmek, sabretmeyi öğrenmek, o günün hayaliyle bile çocuksu coşkulu bir sevinç duymak... Bir şeyi beklemektir belki de hayatı şekillendiren... Beklenene kavuştuktan sonrası ise bir bilinmeyen...

Galiba "o gün" geldiğinde o soruyu sormalı insan kendine; bundan sonra ne yapacağım?... Genç bir adam, adı Yalın; bugün bunlan yazmama sebep... Umarım bundan sonra ne yapacağını iyi biliyordur... Ve umarım bir düşü bekleyerek yaşayanların yolları hep açık olur.




İclal Aydın

YerçekimliKaranfil
09-09-07, 23:46
Merve resimler için teşekkürler ve Nur sanada yazılar için teşekkürler canımcım yalnız artık kapansın bu başlık değişlmi çoktan geçmiş mesaj sayısı :D

icom_
09-09-07, 23:46
Mektup




Ne olur, yazacak bir şeyi yok muymuş da okur mektu koymuş demeyin. Bu mektubu siz de okuyun ama en çok Murat öğretmen okusun istedim. Ve okursa lütfen "okudum" desin...

"Merhaba. Sizinle paylaşmak istediğim öyle çok şey var ki; aşk üzerine, sevda üzerine, ama şu an bambaşka duygular içerisindeyim. Bir yüzleşme desek daha doğru. Son kitabınızı okurken geçmişe, çok gerilere gittim. Çocukluğuma götürdü beni nedense, içimi uzun zamandır kanatan ve hep görmezden gelmeye çabaladığım şeyle yüzleştim. Kaybetme korkumun nedenini ortaya çıkarttım bir anlamda:

Uzun yıllar önce (bana göre tabii) 1984-1985 yılları, ilkokul 1.sınıfa gidiyordum. Öğretmenime tapardım. Çünkü o benim kendimi önemli hissetmeme sebep olmuştu, bana çok değer veriyordu. En önemlisi, bu sevgisini, ilgisini gösteriyordu. Ailemin beni çok sevdiğini biliyordum. Ancak hayat mücadelesi çetin geçen bir aileydik. (Özellikle babam hiç ilgilenemezdi bizimle o zamanlar.) Belki de benim ruhsal durumumdan daha önemli konular vardı. Yaşamak için para kazanmak gibi...

Murat Bey, Adana'dan (emin değilim) sürgün edilmiş bir yazardı, İstanbul'da öğretmenlik yapıyordu. Benim çok zeki, çok yetenekli olduğumu söylerdi hep, 'sen bir yıldız olacaksın büyüdüğünde, buna eminim' derdi. (Sesim çok güzeldir.) Sınıf başkanı yapmıştı beni, her gün en çok benimle ilgilenirdi.

Belki de ilgiye, sevgiye muhtaç halim ve onun da İstanbul'daki yanlızlığı bizi böylesine birbirimize bağlamıştı. Sonra ikinci sınıfın yarıyıl tatilinden döndüğümüzde onun gittiğini öğrendim. Hayatımdaki en büyük hayal kırıklığımdır bu! İnanamadım, inanmak istemedim. Bir veda bile etmeden gidişi kalbimde onarılmaz yaralar açmıştı. Sürgünü bitmiş ve aniden dönmek zorunda kalmıştı. Asla hazmedemedim gidişini, onu yok farzetmeyi, bende açtiğı bu derin yarayı görmezden gelmeyi tercih ettim.

3. sınıfa giderken, bir gün sınıfımıza bir öğrenci geldi, Murat Bey'in İstanbul'a geldiğini, bizi görmek için öğretmenler odasında beklediğini haber verdi. Bizim sınıfı, çeşitli sınıflara dağıtmışlardı. Bütün arkadaşları sınıflarından çağırtıyordu. Ben gitmedim... Ona öylesine kırgındım ki... İçimde kopan fırtınaları anlatacak söz bulamıyordum. Ben gitmeyince o sınıfa geldi, öğretmenimden izin isteyip yanıma oturdu. Kafamı çevirdim. Asla yüzüne bakmadım. 'Onu bir gün anlayacağımı, çocuklarının onun yolunu gözlediğini, onları çok özlediği için apar topar gittiğini, beni çok sevdiğini ve hep seveceğini' söyledi. O an öğretmenime sarılıp onu çok sevdiğimi, babam gibi sevdiğimi, yokluğunun içimi acıttığını, tahammül edemediğimi, bu yüzden kızgın olduğumu anlatmak isterdim. Ama o çocuk gururum var ya...

Yenip onu sarılamadım öğretmenime, bana veda etmeden gidişini yıllardır unutmaya çalışıyorum. O gün yaptığım aptallığı unutmak için çabaladım durdum. Geçen gece çocukluğuma dönmem, onu kaybedişim sonra bana geldiğinde reddedişim ve yıllardır ondan haber alamayışım. Kendime olan bitmek bilmeyen öfkem. Simdi nerede, ne yapıyor bilmiyorum. Belki de hayatta bile değil, Kartal Marmara İlköğretim Okulu'nun en cesur, en yürekli öğretmenlerinden biri olan benim öğretmenim, Murat öğretmenim, umarım onu nasıl sevdiğimi biliyordur.
Saliha Ü."





İclal Aydın..

icom_
09-09-07, 23:49
Merve resimler için teşekkürler ve Nur sanada yazılar için teşekkürler canımcım yalnız artık kapansın bu başlık değişlmi çoktan geçmiş mesaj sayısı :D
Rica ederim canım ne demek..Valla Haklısın bencede artık kapanması gerekiyor çoktan ama..neyse artık..

Bugün olmaz gibime geliyo..

gülll
09-09-07, 23:49
ico ailesi nasılmış bakim.... çok güzelmiş eklenen resimler izlemiştim o klibi çok güzelldi...
o kadar çok şey eklenmişki nasıl başlıyım bilmiyorum... herkese çalışma resim ve yazılar için teşekkürler ...
iclal aydının şiirlerini bilirdim..defterime yazmıştım şimdi dinlemeye başladım çok güzel okuyo ......

bu arada bugün iki ailenin tekrarını izledim çok tatlıydı gene...

icom_
09-09-07, 23:53
Gülcüm hoşgeldin..benim adımda nur..:=)

O konser




Güzel güzel gazete okuyordum. Bizim Mahir diye bir arkadaşımız var. Televizyon seyrederken sürekli söylenir.

"Bak bak, tipe bak, hiç olmuş mu şimdi bu? Tüüü rezalet kardeşim, rezalet" filan der. Söylenmenin yaşla filan bir ilgisi yok, iyice öğrendim. Bu bir yapı meselesi.

Ben de gazeteleri Mahir'in televizyon seyredişi gibi okumaya başladım. Yapım değişiyor galiba.

"Tüüü rezalete bak, hiç olmuş mu şimdi bu, yakışmış mı bu laf sana, teee"

Milliyet' te sevdiğim çok yazar vardır. Ama bir "Sarıkız" var ki bayılırım ona. Aslında bu yazıyı ona havale ermeliydim. Neden derseniz...

Şimdi efendim, salı akşamı Açıkhava'da Mercan Dede konserinde Özcan Deniz ve İlhan Erşahin konuk sanatçı olarak sahneye çıkacaklarmış. Bunun üzerine çeşitli yorumlar yapılmış.

Ama eğer -gerçekten- böyle bir şey söylediyse beni şoka sokan açıklama caz sanatçısı Kerem Görsev'den gelmiş. "Bu tür bir konser bana hiç hitap etmiyor. Gidip gitmeyeceğimi öğrenmek isterseniz Allah korusun derim. Özcan Deniz'in cazla ve elektronik müzikle alakası yok. Oraya çıkıp gazel mi okuyacak?"

Bir daha okuyorum. Bir daha okuyorum. Okumamın üzerinden iki saat geçti ama canım çok sıkıldığı için söylenmeyi bugün yazılı olarak yapmaya karar verdim.

İşte "Sarıkız" olsaydı o tatlı sert üslubuyla pek güzel işlerdi bu hadiseyi.

"Biz harikayız, diğerleri feci!"
Beni ne mutsuz ediyor biliyor musunuz? "Bir biz varız bir de şunlar" anlayışı. "Şu insanlar. Şu halkın sevdiği popüler şeyler.Şu ortadirek esnafı olanlar. Ay Allahım onlar yaniii."

Kerem Görsev'i tanımam. Ama Özcan Deniz'i tanırım. Bu yazıyı yazmamın sebebi Özcan'ı tanıyor olmak, onu korumaya çalışmak, popüler kültüre şakşak tutmak filan değil. (Ayrıca Özcan'a kırgınım da, baştan kendisi de bilsin. Asmalı Konak öncesi pek çok projesini, heyecanını, üzüntüsünü, heveslerini, öğrendiklerini haftanın en az iki günü bizimle paylaşan arkadaşımızla dokuz aydır tek kelam edemedik, vakitsizliğinden. Geceler boyu anlattığı film projesi Firuze'nin de yolu açık olsun bakalım.)

Kerem Görsev bu ülkenin aydınlarından biri değil midir? Aydın olan kişinin ayrımcılık yapmak gibi kötü bir tavrı olabilir mi?

"Benim tercihim değil" demesi yeterli bir yanıt değil miydi? "Gitmek mi, Allah korusun" cümlesinde, "Ne okuyacak gazel mi?" sorusunda Özcan'ı, ait olduğu toplumu, genç bir adamın çabasını, popülerliğini ve kitlesel gücünü karalamak ve küçümsemek yok mu sizce de?

Bu yazının yazılmasına Kerem Görsev'in bu açıklaması sebep oldu. Bambaşka bir zamanda da yazılabilinirdi.

Aslında anlatmak istediğim "sanat" denilen o olağanüstü sihre duvarlar konmasına duyduğum burukluk. Çeteler oluşması, sebebini anlamadığım, anlayamadığım bir öfkenin daima beslenmesi...

Ayrımcılığın nerede olursa olsun yaşatılması. "Biz harikayız, diğerleri feci" düşüncesinin gittikçe doğal kabul edilmesi... Bunlar işte beni rahatsız edenler. Bakınız, aynı konser için Güher Pekinel'in açıklaması nasıl:

"Bu proje müziğimize yeni bir soluk getirebilir. Ama yapılacak şeylerin yenilik değil müzik adına yapılması lazım."

İç rahatlatan bir ferahlığı yok mu?

gülll
10-09-07, 00:39
hoşbulduk nurcum...:happy0064:happy0064:happy0064:happy0064
yazıı için teşekkürler nur... anlamlıı bi yazı aslında...:img-yes: