Tüm Versiyonu Göster : Basında Çıkan Haberler


*Sultan*
07-09-07, 13:57
Dizi ve oyuncular hakkinda cikan haberleri bu sayfaya ekliyebilirsiniz.

Saygilar,

*Sultan*

Ayse (92)
07-09-07, 15:00
Muhteşem İkili Aynı Dizide

Biri ''Aliye'' ile ünlendi;Nejat İşler.Diğeri ''Beyaz Gelincik''le bizi büyüledi;Mehmet Günsür.Şimdi bu iki yakışıklı aynı dizide buluştu;''Bıçak Sırtı''.Yeni yayın döneminde Kanal D'de ekrana gelecek olan dizide Fikret Kuşkan da oynuyor.Nejat İşler işlemediği bir cinayetten on yıl hapis yatan bir adam rolünde.Fikret Kuşkan soylu Orhan'ı canlandıtıyor.Mehmet Günsür de Orhan'ın kardeşi rolünü üstlendi.Bu üç kişinin yolları garip bir biçimde kesişecek,biz de heyecanla seyredeceğiz.

Kaynak=Salsa Dergisi

sezinti
07-09-07, 15:07
Sevgili arkadaşlar,

Lütfen, eklediğiniz haber, bilgi ve dökümanların kaynaklarını ekleyiniz. Kaynak ekleme konusunda özenli olunuz.

dml
07-09-07, 16:19
http://img130.imageshack.us/img130/4499/3987332ye3.jpg (http://imageshack.us)
Bıçak Sırtı dizisinden Nejat İşler,
Fikret Kuşkan ve Mehmet Günsür

BIÇAK SIRTI
Nejat İşler, Fikret Kuşkan, Mehmet Günsur, Erkan Can, Melisa Sözen, Vildan Atasever'in de aralarında bulunduğu dev oyuncu kadrosuyla dikkat çeken "Bıçak Sırtı", iki sıradışı adamın alışılmadık mücadelesinde, gerçek babalığın ne demek olduğu sorusuna cevap bulmaya çalışacak ve karmakarışık bir ortamda filizlenen yasak bir aşkı anlatacak.


Hürriyet gazetesi / Kelebek eki
01.09.2007

BeLiTiM
08-09-07, 01:55
Aile baskıları, sınıf çatışmaları ve bastırılmayan aşklar
Aile baskıları, sınıf çatışmaları ve bastırılmayan aşkları bünyesinde barındıran bu müthiş dizi, pazartesi günü Kanal D'de ekrana gelecek.


Fikret Kuşkan, Nejat işler, Mehmet Günsur, Erkan Can, Melisa Sözen ve Vildan Atasever gibi önemli oyuncuları kadrosunda buluşturan "Bıçak Sırtı" dizisi, ilk bölümüyle 10 Eylül pazartesi günü Kanal D ekranında...
Hem kadro hem de hikaye sağlam
Kanal D'nin yeni dizisi "Bıçak Sırtı", soyluluğun ve sıradanlığın ne kadar kırılgan kavramlar olduğunu tartışacak, babalığın ne demek olduğu sorusuna, iki farklı karakter üzerinden cevap bulmaya çalışacak. Başrol oyuncularından Fikret Kuşkan, "Kadro sağlam ama hikayemiz de çok iyi. Öyle oyuncuların arkasına sığınılmış bir durum yok yani" derken, Mehmet Günsür ise dizide yansıtılan asilzadelik olayına pek sıcak bakmadığının altını çiziyor.
Seyirciye baştan söz veriyoruz
Dizide bir iftira yüzünden 10 yıl cezaevinde kalan Ali'yi canlandıran Nejat İşler de ekip arkadaşları gibi iddialı konuşuyor. Genç oyuncu, "Biz, seyirciye söz veriyoruz; tadında bırakacağız. Projemizin sonu belli. 'Millet sevdi, devam edelim' denilmeyecek" diyor. Erkan Can ise şunları ekliyor: "Genel olarak hikaye çok hoşuma gitti. Çünkü dramatik yapısı güzel. Diyaloglar yerli yerinde... İyi bir iş çıkacağına inanıyorum."

Zerda, Bir İstanbul Masalı, Aliye, Hırsız-Polis, Binbir Gece gibi unutulmaz dizilerin yapımcısı TMC, yine dev bir projeye imza atıyor: "Bıçak Sırtı"... Fikret Kuşkan, Nejat İşler, Mehmet Günsür, Erkan Can, Melisa Sözen ve Vildan Atasever gibi önemli oyuncuları kadrosunda buluşturan "Bıçak Sırtı", soyluluğun ve sıradanlığın ne kadar kırılgan kavramlar olduğunu tartışacak, babalığın ne demek olduğu sorusuna, iki farklı karakter üzerinden cevap bulmaya çalışacak. Aile baskıları, sınıf çatışmaları ve bastırılmayan aşkları bünyesinde barındıran bu müthiş dizi, pazartesi günü Kanal D’de ekrana gelecek.

FİKRET KUŞKAN (ORHAN)

BU DİZİYİ ÖNEMLİ KILAN SONUNUN BELLİ OLMASI

Sizin için bu projeyi önemli kılan nedir?

- Başının, sonunun, her şeyinin aylar öncesinden belli olması. Bu dizi 45 bölüm ve bir yıl yayınlanacak. Uzun vadeye yayılacak bir dizi değil. Bunu biz tercih ettik. Biliyorsunuz eskiden 26 veya 45 bölümlük, yani sezonluk, tadı damakta kalan çok hoş işler yapılırdı. "İkinci Bahar", "Yeditepe İstanbul" gibi... Bu dizi de onların tadında olacak.

n Kadro da çok iyi. Peki hikaye?

- Hikayemiz de çok iyi. Öyle oyuncuların arkasına sığınılmış bir durum yok yani. En iyi senarist gruplarından ve en iyi ekiplerden biriyle çalışıyoruz. Kendi işim olduğu için böyle konuşmuyorum. Ben nerede ne hata varsa söylerim. Burada da eğer bir yanlış görseydim, bu projeye girmezdim. Çünkü para kazanmak gibi bir derdim yok.

n Dizide "Orhan" karakterini canlandırıyorsunuz. Karakterinizi anlatır mısınız?

- Orhan, tam bir bıçak sırtı karakter. Kökenlerine ve aile geleneklerine bağlı, sanat tasarımı okumuş, iyi yetişmiş, zeki, disiplinli, sokağın ne olduğunu bilmeyen ve fazlaca hırslı. "Sen alelade bir çocuk değilsin" diye büyütülmüş, buna karşı çıkmayı aklından bile geçirmemiş. Babasının kurduğu mücevher işini sürdürüyor. Kendisi gibi Osmanlı soyundan gelen Nisan’la evliliği de tıpkı işi gibi düz bir çizgide ilerliyor. Tek bir hatası var, söylemiş olduğu yalan. O yalan başka yalanları doğuruyor ve işler içinden çıkılmaz bir hál alıyor.

n Yani Orhan gerçek bir aristokrat...

- Evet, Türkiye’de olmayan bir aristokrat ama... Biliyorsunuz ki Türkiye’de aristokrat yok. Büyük burjuva, küçük burjuva, halk, fakir ve zengin var. Aslında ben bu ülkede büyük burjuva, küçük burjuva olduğuna da inanmıyorum. Küçük burjuva, Orhan Veli ve Cahit Sıtkı’ydı. Bu ülkede sadece aileden gelen o soyluluğu devam ettirenler var. Bu anlamda dizideki Orhan entersan bir karakter.

n MELİSA SÖZEN (NİSAN)

FİKRET KUŞKAN SINIRLARI OLMAYAN BİR ADAM

n Dizide, Fikret Kuşkan’ın oynadığı "Orhan" karakterinin eşini canlandırıyorsunuz. Nisan, nasıl bir kadın?

- Nisan, aşk evliliği yapmayan bir kadın... Osmanlı soyundan gelmenin ağırlığını her zaman üzerinde hissetmiş, bunu taşımayı kabul etmiş, zamanından önce olgunlaşmış, zeki, duyarlı ve güçlü bir kadın. Ama bu gücü, ağırbaşlı ve asil görüntüsünün altında gizlemiş. Gerçek bir anne sevgisiyle büyüttüğü oğlu Murat’ı kaybetme korkusu, ona gücünü keşfettirecek. İstese de kaçamadığı tutkulu bir aşkla birlikte büyük bir ikileme düşecek.

n Fikret Kuşkan’la kamera karşısına geçmek, onun eşini canlandırmak sizin için heyecan verici bir deneyim olsa gerek...

- Çok... Çünkü çok acayip bir oyuncu Fikret... Onunla çok güzel, coşkulu vakit geçiriyoruz. O, sınırsız bir adam. Onun bu tutkusuna, çocuksu hallerine ve aynı zamanda her şeye hakim oluşuna hayranım. İlk zamanlar hızına yetişemiyordum. Aptal oluyordum. Şimdi her şey şahane. Çalışırken benim düşmemin imkanı olmuyor. Onun enerjisi beni ayakta tutuyor.

n Bu sette hissettikleriniz neler?

- Oyunculuk anlamında, teknik anlamda çok şey öğreniyorum ama bu ekibin enerjisi beni bana yaklaştırıyor. Bu enerjinin seyirciye de geçeceğine, dizimizin çok başarılı olacağına inanıyorum.

n MEHMET GÜNSÜR (MEHMET)

ASİLZADELİK OLAYINA PEK SICAK BAKMIYORUM

n Siz Osmanlı soyundan gelen "Reşat" ailesinin en küçük oğlusunuz ve Fikret Kuşkan’ın kardeşini canlandırıyorsunuz, değil mi?

- Evet. Dizideki adım da Mehmet. Mehmet, Osmanlı soyundan geldiği halde ailenin dışında durmayı tercih eden, kurallardan, resmiyetten sıkılmış, asalet kavramına önem vermeyen, bu yüzden de sık sık ağabeyi Orhan ve babası Selim Reşat’la çatışan bir adam. Yurtdışında üniversiteyi bitirip memlekete dönüyor. Küçük veliaht... Fakat Mehmet, bu ’mavi kan’ denilen asilzadelik olayına pek sıcak bakmıyor. Ailenin tavrını çok abartılı buluyor, çağın değiştiğine inanıyor. Ailenin bu hissiyatına, karşı düşüncelere sahip biri olarak baş kaldıran bir çocuk. İlginç karakterler barındıran bir dizi. Beğenileceğine inanıyorum.

n "Beyaz Gelincik" dizisinde de böyle asi bir karakteri canlandırıyordunuz. Farklı karakterler gibi görünse de sanki biraz tekrar gibi duruyor. Siz ne dersiniz?

- Hayır, çünkü "Beyaz Gelincik"teki karakter ile buradaki farklı. "Beyaz Gelincik"te Adanalı bir ailenin oğluydum. "Bıçak Sırtı"nda canlandırdığım Mehmet, sanat tarihi bilgisi olan, Osmanlı tarihi bilen, çok daha kültürlü bir karakter. Asilik falan değil onunki... Kimsenin onu kısıtlamasına izin vermeden sadece kendi istediği şeyi yapmak istiyor.

n Tıpkı Mehmet Günsür gibi...

- Evet. Aslında herkes kendi istediği şeyi yapmak ister. Ben her zaman ne istediğimi bildim. Bilmediğim zamanlarda da her şeyi zamana bıraktım. Her şeyden önemlisi beni her şekilde destekleyen bir ailem vardı. Bu yüzden çok şanslıyım.

n "Beyaz Gelincik"ten erken ayrılıp İtalya’ya gittiniz. Çünkü orada eşiniz, oğlunuz, bir aileniz var. Şimdi ne yapacaksınız?

- Nejat (İşler), Fikret (Kuşkan) ve ben, aynı hikayede buluşmayı hep konuşurduk. Bu plan şimdi gerçekleşiyor. Burada olmamın en önemli nedeni de bu buluşmanın bu zamana denk gelmesi. Yoksa İtalya’daki hayatıma devam ediyordum. Dokuz yıldır oradayım. Evimiz orada. Ama bu dizi nedeniyle eşim ve oğlumla altı aylığına İstanbul’a taşınıyorum.

n VİLDAN ATASEVER (GÜNEŞ)

SEYİRCİ OLSAYDIM BU DİZİYİ İLGİYLE İZLERDİM

n Genç bir oyuncu olarak, böyle bir kadroda yer almak çok heyecanlı bir durum olsa gerek...

- Kesinlikle... Ben de projeyi en başından itibaren bilenlerdenim. Benim için yapımcının güvenilir olması çok önemli. TMC bugüne kadar yaptığı bütün işlerde çok başarılı olmuş bir yapım şirketi. O yüzden benim için Erol Avcı’nın ismi çok önemliydi. Oyuncu kadrosu ise müthiş. Hepsi çok profesyonel. İyilerin buluştuğu bir dizi, daha ne olsun?

n Dizide ağabeyi Ali’yi hapisten kurtarmaya çalışan avukat Güneş’i canlandırıyorsunuz. Güneş de sizin gibi tuttuğunu koparan, azimli bir kız galiba...

- Evet. Düzgün ve güçlü bir genç kız. Güneş sadece bir avukat değil, ağabeyini çok seven, kendisini ağabeyine adamış bir kız. Ağabeyi hapishaneye düştüğünde bütün aile ona yüz çevirirken, bir tek o inanmış masum olduğuna. Ve okuldan mezun olunca ilk yaptığı iş, bunu kanıtlayıp onu hapisten çıkarmak oluyor. Büyük zorlukları, doğruya ve dürüstlüğe olan inancıyla aşmayı beceriyor. Kolay bir hayat sürenleri küçümsüyor. Ama hiç beklemdiği bir aşkın ortasına düşüverince hayata başka bir pencereden bakmaya başlayacak.

n Bu soyluluğun ve sıradanlığın ne kadar kırılgan kavramlar olduğunu tartışan bir dizi. Sizin bu kavramlara bakışınız nedir?

- Bunlar benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Önemli olan insanlıktır. Sonuçta hepimiz insanız. Dizide iki sınıf var, asiller ve halk... Ama bu iki tarafından da ortak noktaları var, bir çocuk... Hikaye de o çocukla başlıyor. Eğer ben bu projenin içinde olmasaydım, bu diziyi ilgiyle izlerdim.

n ERKAN CAN (NUMAN)

DİZİNİN ÇOK HOŞ BİR DRAMATİK YAPISI VAR

n Bu dizide bir soylu kesim, bir de mahalle kesimi var. Siz mahalledensiniz, değil mi?

- Evet... Ben bu dizide Numan karakterini canlandırıyorum. Bir kamyon şoförüyüm. Nejat İşler’in canlandırdığı Ali karakterinin arkadaşıyım. Numan, çoluğunu çocuğunu depremde kaybetmiş. Yani hayatın ertelenemez olduğunu, acı bir tokatla kavramış. Bu yüzden Ali geçmişe kilitlendiğinde, onu sarsıp kendine getirmeyi çok iyi beceriyor. Numan, tecrübelerinden Ali’ye çok şey aktaracak. Kısacası Numan, mahallenin ağabeyi... Görünümü kabadayı gibi duruyor ama çok iyi bir adam.

n Numan’ı çok sevmişsiniz...

- Genel olarak hikaye çok hoşuma gitti. Çünkü dramatik yapısı güzel. Diyaloglar yerli yerinde... Bunlar çok önemli. Biz de elimizden gelen en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Ve iyi bir iş çıkacağına inanıyorum. Öyle olmasaydı burada olmazdık zaten.

n Nasıl bir hazırlık dönemi geçirdiniz. Mesela kamyon şoförlerinin hayatlarını ne kadar biliyorsunuz?

- Çok iyi biliyorum. Çünkü bizim köyde her kapıda iki kamyon vardır. İznik Gölü kyısındaki Bayırköy’denim. Orada büyüdüm. Sebzeyi kamyona yükler, hale yetiştirirdik. Dolayısıyla o hikayeleri çok iyi bilirim. 15 yaşından beri de kamyon kullanırım.

Cesaretli yapımcıya ihtiyacımız var

n Bir tarafta Fikret Kuşkan, Melisa Sözen ve Mehmet Günsür’ün canlandırdığı, köşkte yaşayan soylu bir aile, diğer tarafta ise Cankurtaran’da yaşayan Ali var... Ve Ali’nin hayatı, günün birinde bu aile ile kesişiyor. Her iki tarafın ortak noktası ise çocuk. Bize biraz canlandıracağınız Ali karakterini anlatır mısınız?

- Ali, Cankurtaran’da, kendi halinde, çok sıradan yaşayan bir marangoz. Evli... Bir iftira sonucu hapse giriyor, 10 yıl hapis yatıyor. Ama kendini geliştiriyor. Kitap okuyan, kafası çok çalışan bir adam. 10 yıl sonra avukat olan kardeşinin yardımıyla cezaevinden çıkıyor. Çıkmasıyla da hikaye başlıyor.

n Neden cezaevine girmiş Ali?

- Baba olmayı beklerken hayatın sillesini en ağır şekilde yiyor. Karısının ve kendi çocuğunun katili damgasıyla hapiste 10 yıl geçiriyor. Uğradığı iftira da bu zaten.

n Dizide ana konuyu oluşturan soyluluk, sıradanlık sizin için ne ifade ediyor?

- Bana sorarsanız, ben babamdan ötesini tanımam. Soy, sop, ırk beni hiç ilgilendirmez. Kimin nereden geldiğini umursamam. Oynadığım karakter de davranış olarak soylu. Soylarıyla, soplarıyla övünen çoğu insanın, saçma sapan vaziyetlere girdiği günümüzde, Ali gayet soylu bir adam. Bence soyluluk, davranışlardadır. Şecerede, ailede değildir.

n Size kolay gelsin diyelim o zaman...

- Teşekkürler. Biz, seyirciye söz veriyoruz; tadında bırakacağız. Projemizin sonu belli. "Millet sevdi, devam edelim" denilmeyecek. Dizi 90 dakika da olmayacak. Koşulları biraz zorlayacağız. Uzun kasetler yok. Eğer bunda başarılı olursak, yolu açmış olacağız. Bundan sonra da bu iş böyle gidecektir diye düşünüyorum. Sadece cesaretli yapımcılara ihtiyacımız var.

Kelebek

http://img210.imageshack.us/img210/1015/fikret1tb8.jpg

http://img211.imageshack.us/img211/3261/mehmetjb1.jpg

http://img210.imageshack.us/img210/7104/vildanuk4.jpg

http://img210.imageshack.us/img210/5218/melisacn3.jpg

http://img211.imageshack.us/img211/8369/erkaniv3.jpg

http://img211.imageshack.us/img211/8175/bicakyh7.jpg

OXFORD
08-09-07, 10:21
Dİzi furyasında ne izleyeceğimizi şaşırdık! İşte kanalların dizi bombardımanı...
Televizyon kanalları yeni yayın dönemine iyi başlamak için dizi ve programlarını art arda yayınlamaya başladı. İzleyiciler de neyi izleyeceğini şaşırdı. İşte kanalların bombardımanı..

30 Ağustos Perşembe. Atv yeni sezonun ilk dizisi Ertelenmiş Hayatlar’ı yayınladı.

3 Eylül Pazartesi. Bütün kanallar yeni sabah programlarını görücüye çıkardı.

3 Eylül Pazartesi. Show’un iki yeni dizisi Dudaktan Kalbe ve Kuzey Rüzgarı seyircisiyle buluştu.

3 Eylül Pazartesi. Kanal D’nin fırtınalar estiren dizisi Arka Sokaklar yeni sezon ilk bölümüyle ekrandaydı.
3 Eylül Pazartesi. Fox’un dizisi Yemin sezonu açtı.

4 Eylül Salı. Show, Fatma Girik ve Emrah’ın başrollerde olduğu Oğlum İçin’in ilk bölümünü yayınladı.

4 Eylül Salı. Tatilden dönen Ezo Gelin’in yeni sezon ilk bölümü vardı.

5 Eylül Çarşamba. Kanal D’nin iki çok sevilen dizisi Yaprak Dökümü ve Elveda Derken yeni bölümleriyle sezonu açtı.

5 Eylül Çarşamba. Show’un dizisi Doktorlar’ın yeni bölümleri başladı.

6 Eylül Perşembe. Kanal D yeni dizisi Annem’in ilk bölümünü yayınlandı.

6 Eylül Perşembe. Star’ın iki yeni dizisi Tatlı İntikam ve Leylan perdelerini açtı.

6 Eylül Perşembe. Atv’nin polisiye dizisi Komiser Nevzat başladı.

6 Eylül Perşembe. Fox’a transfer olan Kadir Çelik’in Objektif’i yayına başladı.

7 Eylül Cuma. Kanal D’nin yeni dizisi Menekşe ile Halil start aldı.

7 Eylül Cuma. Show’un yeni dizisi Fikrimin İnce Gülü ekrandaydı.

7 Eylül Cuma. Star’ın yeni dizisi Vazgeç Gönlüm başladı.

10 Eylül Pazartesi. Kanal D’nin iddialı yapımı Bıçak Sırtı başlayacak.

10 Eylül Pazartesi. Atv’nin iddialı dizisi Fesuphanallah başlayacak.

11 Eylül Salı. Binbir Gece, yeni sezon ilk bölümüyle ekranda olacak.

14 Eylül Cuma. Sıla yeni sezon ilk bölümüyle perdesini açacak.

14 Eylül Cuma. Hatırla Sevgili’nin yeni sezon bölümleri başlayacak.

14 Eylül Cuma. Kanal D’nin yeni sezon dizisi Oyun Bitti başlayacak.

14 Eylül Cuma. Show’un dizisi Pusat’ın ilk bölümü yayınlanacak.

17 Eylül Pazartesi. Star’ın Köprü’sü yeni bölümüyle ekranda olacak.

17 Eylül Pazartesi. Atv’nin yeni sezon dizilerinden Elveda Rumeli başlayacak.

17 Eylül Pazartesi. TRT yeni yayın dönemini açacak...

Kaynak:http://www.medyakafe.com/haber.php?haber_id=1192

nes_rial
09-09-07, 17:05
Bugünkü radikal

Oyuncular da müthiş, senaristler de

http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/radikal2/2007/09/09/04.gif
'Bıçak Sırtı'nın yönetmeni (solda) Selim Demirdelen, oyuncuları Vildan Atasever ve Erkan Can ile. Fotoğraf: Muhsin Akgün

Bu sezonun en iddialı dizilerinden Bıçak Sırtı, yarın yayında

İstanbul Cihangir'de eski bir konağın bahçesindeyiz. Önceleri bir harabe görünümündeki konak, yenilenmiş, Bıçak Sırtı dizisinin ekibini ağırlıyor. Yarın Kanal D'de başlayacak Bıçak Sırtı dudak uçuklatıcı bir kadroya sahip. Hem kamera arkasında hem de kamera önünde... Bir daha biraraya toparlanması muhtemelen epey zor oyuncu kadrosu Nejat İşler, Fikret Kuşkan, Mehmet Günsür, Vildan Atasever, Melisa Sözen ve Erkan Can'ı barındırıyor. Senaryo Gaye Boralıoğlu, Neşe Şen, Şerif Erol, Gülden Çakır ve Emine Algan imzalı, ki onlar da Zerda, Bir İstanbul Masalı ve en son da Hırsız Polis'i kotarmış isimler. Yönetmen ise, Anlat İstanbul'un Sinderella bölümünden ve birçok reklam filminden sorumlu Selim Demirdelen. Biz de ona ve Vildan Atasever ile Erkan Can'a sorularımızı sormak için setteyiz.
Röportaj için beklerken yapım koordinatöründen konağın dizi için özellikle yenilendiğini öğreniyoruz. Bu set, dizinin Osmanlı soyundan gelen ailesinin mekânı. Fikret Kuşkan, ailenin disiplinli, hırslı babası Orhan rolünde. Diğer cephede ise Nejat İşler'in canlandırdığı Ali ve şürekâsı var. Suçsuz yere cinayetten mahkum olup hapishanede yatan marangoz Ali'yle Orhan'ı birbirine bağlayan ise küçük bir çocuk. Ali'nin oğlu Murat, o hapiste olduğu yıllarda Orhan tarafından büyütülmüş. Şimdi çocuğun ailesinin kim olduğuna dair bir çekişme söz konusu.
Bu iki erkek başrol oyunculu çekişme hikâyesi, biraz Gary Cooper-Burt Lancaster, Fikret Hakan-Yılmaz Güney, Ekrem Bora-Ediz Hun filmlerini hatırlatıyor gibi geldi bize. Yönetmen Selim Demirdelen'e yönelttiğimiz ilk soru da bu minvalde oluyor haliyle. Demirdelen, iki erkeğin çatışmasının hikâyede önemli bir yer tuttuğunu kabul etmekle beraber bu konuda sözün senaristlere ait olduğunu söylüyor. Senaryo demişken, Bıçak Sırtı Selim Demirdelen'in ilk dizisi olduğu için dizilerde senaryoya hizmet için yönetmenin kendisini kısıtlamasının gerekip gerekmediğini soruyoruz. Senaryoya bağlı olunması gerektiğini söylüyor. Ama bu Bıçak Sırtı'na sinema filmi gibi yaklaşmasını engellemiyor. Zaten kendisi de Hırsız Polis dışında pek dizi izlememiş. Reklam filmi yönetmenliğinden de çekimleri gününde yetiştirmek konusunda tecrübe sahibi olduğu için dizi temposu, Demirdelen'i fazla zorlamıyor. "Aslında uzun metraja idman yapıyorum gibi bir şey" sözü Bıçak Sırtı'nda bizi nasıl bir atmosferin beklediği konusunda biraz daha ipucu veriyor.

"Yaşadıkça değişecek"
Demirdelen'in sonraki uzun metrajlı filmi için şimdiden gönüllü bir oyuncusu var: Vildan Atasever. Meslektaşlardan duyduğumuz çalışma şevkiyle sete gelen Vildan Atasever, şakayla karışık Bıçak Sırtı'na ayırdığı zamandan sadece olası bir Selim Demirdelen filmine pay verebileceğini söylüyor. "Sinemada Kader'den sonra bir filmde rol almadım ama çok istiyorum. Ama tabii ki varolan işime saygı gösterip onu devam ettirmek de. O yüzden bu iş bittikten sonra başka işler olabilir." Yani uzun bir süre Vildan Atasever, Bıçak Sırtı'na odaklanacak.
İşin içini bilemeyiz ama dışarıdan, sanki diziye uzun bir süre ayırmak aynı rolle kafalara kazınma tehlikesini de beraberinde getirebilirmiş gibi duruyor. Ama Vildan Atasever, buna pek izin verecek değil. "Mesela Kadın İsterse'deki gibi bıçkın, şımarık kız rolü çok geldi. Ama ben istemedim. Oyuncu, aynı rolü oynayınca sıkılır zaten ve kendini de büyütemez."
Dolayısıyla oyuncunun Bıçak Sırtı'ndaki karakteri de öncekilerden farklı. "Karakteri anlamanız için sadece şunu söylemem yeterli olacaktır. O 13 yaşında iken, abisi hapse giriyor. 13 yaşında avukat olup ben abimi çıkartacağım diyor. Gerçekten de avukat oluyor ve ilk davasında da ağabeyini çıkartıyor." Karakterin özü bu. 'Öz' Vildan Atasever'den ödünç alınmış bir tabir. Bıçak Sırtı, bir sezonda bitecek, sonu şimdiden belli bir dizi ama Vildan Atasever, sadece karakterinin özüne odaklandığını, gelişmeleri kendi arzusu doğrultusunda öğrenmek istemediğini söylüyor. "Zaten yaşadıkça karakter değişecek, bir şeyler olacak, tepki verecek, duyguları değişecek. Ama önemli olan burada karakter benim için. Biz normal hayatta ne kadar değişirsek değişelim, özümüz bellidir bizim."


"Rolü sol cebime koyarım"
Erkan Can da aynı fikirde. O da "O bölüm neyse onu okurum, bir sonraki bölümü okumam" diyor. Anlaşılan sette merakına yenik düşmemeyi başaran birçok insan var. "Zaten hayatta da diğer olayları bilmiyorsun ki! Senaryoyu kapattığımdan itibaren rolü senaryodan alırım, sol cebimin üstüne koyarım. O hafta çekim olana kadar Numan'ı araştırırım. Sette de dengesini yakaladıktan sonra laflar bir şekilde oluyor."
Erkan Can, dizide Nejat İşler karakteri Ali'nin yakın arkadaşı Numan rolünde. "Numan'ın 75 model bir Dodge'u var. Yük ve eşya taşıyor. Mahallenin iyi bir abisi. Külhanbeyi değil ama. Hayatla dalgasını geçiyor biraz. Ama içe döndüğünde çok acılar çekmiş, her şeyini kaybetmiş bir adam aslında. Çoluk çocuk, karı kız, teyze hala bütün sülale bitmiş yani. Kaybetmiş. Öyle bir abi." Yani hikâyenin alt sınıf cephesinden bir karakter.
Alt ve üst sınıfların tam anlamıyla kesiştiği bölümlerin çekimine henüz gelinmemiş. Ama o bölümlerde Erkan Can'ı ayrıca heyecanlandıran bir olay var. Konservatuardaki Üç Kız Kardeş temsilinden sonra ilk kez okul arkadaşı Fikret Kuşkan'la oynayacak olması. Gerçi hikâyenin ilerisini öğrenmediği için karşılıklı sahnelerde yer alıp almayacaklarını da bilmiyor ama "Fiko" diye hitap ettiği arkadaşıyla aynı dizide olmalarından bile memnun. Tabii ki diğer rol arkadaşlarından da...
Vildan Atasever de ekipten memnuniyetini oyunculuğu dans etmeye benzetip partnerlerini "çok iyi dans eden insanlar" diye niteleyerek dile getirmişti. Partnerlerin uyumuna nihayet yarın tanıklık edebileceğiz. Dizi bolluğundan şikayeti bir yana bırakıp şans vermekte yarar var. Zira hem Bıçak Sırtı'nın sonu şimdiden ayarlı olduğundan ileride hikâyeyi uzatmak için türlü taklalar attırılma tehlikesi yok hem de aldığımız tüyolara göre her bölüm 60 dakikayı, makul bir dizi süresini aşmayacak. Kadronun ne kadar esaslı olduğunu bir daha belirtmeye gerek var mı?
Bıçak Sırtı Pazartesi 21.45'te Kanal D'de.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7435

nes_rial
09-09-07, 17:08
http://img443.imageshack.us/img443/3671/bsvq3.jpg

yazılı hali-diğer haberler için kusura bakmayın
http://img187.imageshack.us/img187/3970/adszdb3.jpg

OXFORD
10-09-07, 10:17
Bıçık Sırtı başlıyor

http://kelebek.hurriyet.com.tr/_newsimages/4049282.jpg


Birbirinden önemli oyuncuları kadrosunda buluşturan "Bıçak Sırtı" dizisi bu akşam Kanal D’de başlıyor.

Fikret Kuşkan, Nejat İşler, Mehmet Günsur, Erkan Can, Melisa Sözen ve Vildan Atasever gibi önemli oyuncuları kadrosunda buluşturan "Bıçak Sırtı" dizisi bu akşam Kanal D’de başlıyor.İşlemediği bir suç yüzünden 10 yıl cezaevinde kalan bir adam, Osmanlı hanedanından bir asilzade, aşkı henüz tatmamış evli bir genç kadın ve hepsinin kaderini birbirine bağlayan 10 yıllık bir sır... Hem güçlü kadrosu hem de sıra dışı hikayesiyle sezonun en iddialı yapımlarından biri olan "Bıçak Sırtı", televizyon izleyicisinin yeni tutkusu olacak.


Kaynak:http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/7254119.asp?gid=176&a=560140

OXFORD
10-09-07, 10:19
22.00:Bıçak Sırtı
Fikret Kuşkan, Nejat İşler ve Mehmet Günsur'un oynadığı dizinin ilk bölümünde: Osmanlı soyundan gelen Orhan, eşi, kendi çocuğu olduğuna inandığı Murat ve babasıyla birlikte yaşamaktadır. Ama hayatı tanımadığı birinin ortaya çıkmasıyla alt üst olur. Kanal D 22.00 BIÇAK SIRTI

Kaynak:http://www.takvim.com.tr/tel04.html

hazal_90
10-09-07, 15:06
bi tane de ben ekliyim dedim, bu da vatan gazetesinden..


Konusu da kadrosu da muhteşem


Yeni sezon dizilerini tanıtmaya devam ediyoruz. Bugün sıra Kanal D’nin yapımlarından birisine, Bıçak Sırtı’na geldi. Biliyorsunuz Kanal D, geçen sezon diziler liginde sahaya en güçlü takımla çıkan kanal oldu. Binbir Gece, Arka Sokaklar, Elveda Derken, Yaprak Dökümü bu sezonda da devam edecek. Kanalın yaz başında gösterime soktuğu Kavak Yelleri, Genco ve Zoraki Koca da aldıkları yüksek reytinglerle iddialarını ispatladılar. Onlar da kış sezonunda zirve mücadelesi verecek. Kanalın yeni sezon bombalarından Bıçak Sırtı ise gerek konusuyla, gerek müthiş oyuncu kadrosuyla şimdiden yılın dizilerinden biri olmaya aday gibi görünüyor.

GEÇMİŞ DEĞİL BUGÜN

Bıçak Sırtı, “Son Osmanlılar”ın yani Cumhuriyet’in ilanı ile Türkiye dışına çıkartılan Osmanoğlu Ailesi’nin trajik öyküsünü anlatıyor. Yani imparatorluktan ulus devlete geçiş sürecini konu alıyor. Bıçak Sırtı’yla, 600 yıllık bir imparatorluğun son sahiplerinin kitaplara ve belgesellere konu olan hayatları, bir dizi halinde ekrana geliyor. Dizinin arkasında Aliye, Beyaz Gelincik, Hırsız Polis ve Binbir Gece gibi önemli yapımlara imzasını atan TMC’nin olması da Bıçak Sırtı’nın elini iyice güçlendiriyor.

Dizinin oyuncu kadrosunda, genç kuşağın en yetenekli isimlerinden Nejat İşler, Mehmet Günsür, Fikret Kuşkan, Vildan Atasever, Erkan Can ve Melisa Sözen yer alıyor. Hem tarih meraklıları, hem de bu oyuncu kadrosunun hayranları, yönetmenliğini Selim Demirdelen’in yaptığı Bıçak Sırtı’nın başlaması için gün sayıyor.

Yeni sezon dizilerini tanıtmaya yarın atv’nin önümüzdeki günlerde gösterime sokacağı Ertelenmiş Hayatlar ile devam edeceğiz. Bu sene bütün kanalların elinde birbirinden güçlü diziler olacak. Biz de sizler gibi ekrandaki bu amansız rekabetten kimin galip çıkacağını merakla bekleyeceğiz.

İŞTE BIÇAK SIRTI’NIN HİKAYESİ

Osmanlı soyundan gelen bir aile. Sürgünden sonra Fransa’da doğan baba Selim Reşat, 1974’te hanedan üyelerine af çıkınca Türkiye’ye dönmüş ve İstanbul’a yerleşmiştir. Kendisi gibi kökenlerine bağlı yetişen büyük oğlu Orhan (Fikret Kuşkan), hanedanın başka bir kolundan olan Nisan (Melisa Sözen) ile evlidir. Küçük oğlu Mehmet (Mehmet Günsür) ise asalet kavramına önem vermeyen, dik başlı bir gençtir.

Selim Reşat, aile mirasını devralmak için kendisine bir torun verilmesi şartını koşar. Soylarının devamını sağlayacak bir “şehzade”nin dünyaya gelmesi onun için her şeyden önemlidir. Ne var ki Orhan kısırdır. Ancak bu gerçeği herkesten gizler. Karısına bile kısır olanın kendisi değil, o olduğunu söyler. Ve bir gün beklediği fırsat karşısına çıkar. Bir doktor arkadaşının yardımıyla, ölmek üzere hastaneye getirilen hamile bir kadının bebeğini alır.

Kadın cinayete kurban gitmiştir. Kocası Ali (Nejat İşler) cinayetle suçlanmış ve müebbet hapse mahkum edilmiştir. Orhan böylece yeni doğmuş bir bebeğe sahip olur. Üstelik bebek üzerinde hak iddia edecek kimse de yoktur. Bebeğin gerçek babası Ali, işlemediği bir suçtan dolayı on yıldır hapis yatmaktadır. Dizinin hikayesi, sırf bu davayı çözmek için avukat olan Ali’nin kız kardeşi Güneş’in (Vildan Atasever) abisini hapisten çıkarmasıyla başlar. Hem karısının hem kendi çocuğunun katili olarak yargılanan Ali, bebeğin ölmediğini ve Osmanlı soyundan gelen bir ailenin oğlu olarak yaşadığını öğrenir. Orhan birden karşısına çıkıp aile hayatını ve inandığı her şeyi tehdit eden ve en önemlisi de oğlunu elinden almak isteyen bu adamdan kurtulmaya, Ali ise bir yandan gerçek katilin peşine düşerken diğer yandan oğluna yaklaşmaya çalışacaktır. Bu arada Orhan’la, Nisan’ın evlilikleri çatırdamaktadır. Nisan, gerçek kimliğini bilmediği Ali’ye yavaş yavaş garip bir tutkuyla bağlanır.

Bıçak Sırtı, Son Osmanlıların sürgün acılarının günümüzdeki izlerine bakacak, soyluluğun ve sıradanlığın ne kadar kırılgan kavramlar olduğunu tartışacak. Ve gerçek babalığın ne demek olduğu sorusuna, Orhan ve Ali gibi iki zıt karakter üzerinden cevap bulmaya çalışacak.

http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=23.08.2007&Newsid=133643&Categoryid=4&wid=132

angels18
10-09-07, 16:52
TÜRKİYE'NİN EN YAKIŞIKLI ERKEKLERİNİN BULUŞTUĞU BIÇAK SIRTI DİZİSİ BU YIL KADINLARIN EN FAZLA TERCİH EDECEĞİ DİZİ OLACAK!

Nejat İşler, Fikret Kuşkan ve Mehmet Günsür'ü aynı kadroda buluşturmasıyla dikkatleri üzerine çeken ve fragmanıyla da iddiasını ortaya koyan Bıçak Sırtı dizisi, kadınları ekrana kilitleyecek gibi duruyor.
kaynak:gecce.com

BeLiTiM
12-09-07, 01:48
Bıçak Sırtı” daha ilk bölümden zirvede




Kanal D, “Bıçak Sırtı” ve “Arka Sokaklar” dizileri ile Pazartesi’nin birincisi oldu.


Kanal D, Pazartesi günü “Bıçak Sırtı” ve “Arka Sokaklar” dizileri ile Türkiye’yi ekran başına kilitleyip, rakiplerini geride bıraktı ve yine birinci oldu.Kanal D’nin başrollerinde Fikret Kuşkan, Nejat İşler, Mehmet Günsür, Melisa Sözen, Vildan Atasever ve Erkan Can’ın oynadıkları yeni dizisi “Bıçak Sırtı” pazartesi akşamı ilk bölümü ile ekrana
geldi. Milyonların beğenisini kazanan ve izleyicilerden tam not alan “Bıçak Sırtı”, A/B Sosyo Ekonomik Statü’de yüzde 8.4 reyting ve yüzde 26.1 izlenme payı ile birinci olarak daha ilk bölümden de ekranın zirvesine yerleşti.Soyluluk, ihanet, aşk ve cinayet başlıkları üzerine kurulu, yasak aşklarla, ihanetlerle, babalığın ne olduğu meselesiyle, soyluluk ve yoksulluk kavramlarıyla örülü sürükleyici bir dizi olan “Bıçak Sırtı”nda olaylar ikinci bölümden itibaren daha da hızlanıyor ve tempo da yükselerek artıyor.

Kelebek

rhetbutler
12-09-07, 09:26
Sen alelade bir çocuk değilsin


Öğretmen sınıfta öğrencilerine son Osmanlı padişahlarından birisinin resmini gösterir ve sorar: “Kim bu bilin bakalım?” Ön sıralarda oturan ve gözlerinden zeka pırıltıları fışkıran bir çocuk yanıtlar: “O benim dedem.” Pazartesi günü gösterime giren ve her haliyle yılın en önemli dizilerinden biri olacağını belli eden Bıçak Sırtı’nın kilit diyaloğu işte buydu. Çocuk, Osmanlı soyundan gelen bir ailenin tek oğluydu.

GENLERDEKİ ŞİDDET

Ancak piyano dersleriyle geçen sakin ev hayatına tezat oluşturacak şekilde kavgacı huyluydu. Okulda, her fırsatta arkadaşlarıyla kapışıyordu. Çünkü aslında bu köklü ailenin değil, içinde şiddet tohumları ekili bir başka adamın yani Bıçak Sırtı’nın bir diğer kahramanının, Nejat İşler’in çocuğuydu. Ve şiddet, genlerine babasından mirastı. Kavga, küçük Murat için kaçınılmazdı. Evin büyüğü dedesi, genç delikanlıyı karşısına aldığında, başlıkta okuduğunuz cümleyle başlayan o uzun konuşmayı yaptı. Murat’a, bir kez daha kendisinin bir şehzade olduğunu hatırlattı.

Ancak dedim ya, bu şehzade o aileye ait değildi. Durumu da annesi ile babasından başka kimse bilmemekteydi. Ölmüş bir kadının, kimselerin bilmediği bebeğiydi o. Ve hapisten çıkan babası (Nejat İşler), artık bir çocuğu olduğunu öğrenmişti. Bıçak Sırtı’nın ilk bölümü, baba ile oğulun hayatlarında ilk kez karşılaştıkları sahneyle sona erdi. Bıçak Sırtı, son zamanlarda ekranda izlediğim en müthiş, en gerçek, en yüksek kalitedeki diziydi. Her sahnesi nakış nakış işlenmiş, hem senaryosuyla, hem de dev kadrosuyla gerçekten de nefis bir işti.

Dizi, başta Nejat İşler olmak üzere, Fikret Kuşkan, Melisa Sözen, Vildan Atasever, Erkan Can ve dede rolündeki Tuğrul Çetiner’in oyunculuk gösterisi gibiydi. Bir ara Hırsız-Polis’te Aksak’ın babasına bakan bakıcı kadına da rastladım. Ama Bıçak Sırtı’nda Nisan’ın annesi, saraylı Rana Hanım’ı canlandıran İpek Bilgin’i tanımakta inanın zorlandım. İki ayrı dizide, böylesine iki bambaşka karakteri canlandıran bu oyuncuya hayran kaldım. Bıçak Sırtı’ndaki bütün oyuncuları, dizinin daha ilk bölümünden ayakta alkışladım...

Pazartesi akşamları ekranlarda aralarında Bıçak Sırtı, Kuzey Rüzgarı, İki Aile, Arka Sokaklar, Fesupanallah, Dudaktan Kalbe, Zeliha’nın Gözleri ve Yemin olmak üzere sekiz tane dizi reyting mücadelesi veriyor. Kuzey Rüzgarı, Oktay Kaynarca ve Kadir İnanır’lı kadrosu ve bol aksiyonlu senaryosuyla ilk haftasından kendisini sevdirdi, işleri gayet yolunda gidiyor. Arka Sokaklar ve İki Aile de geçen seneki seyircilerini, özellikle de ailece oturup dizi izleyenleri mutlu etmeye devam ediyor. Ancak Bıçak Sırtı bambaşka şeyler vaat ediyor.

KAÇIRMAYIN DİYORUM

Şu ana kadar bu sezonun yeni dizilerinin yarısından fazlasını izledim. İçlerinde en ince elenmiş sık dokunmuş olanı, Bıçak Sırtı’dır derim. Bilirsiniz, ben bir diziyi bu kadar hararetli şekilde çok zor överim. Ancak ekrandaki iyi şeylerin altını kalın puntolarla çizmektir asıl görevim. Yapmaya gayret ediyorum efendim...

hyoldas
12-09-07, 10:01
Dizide müzik olayı


Kanal D'nin bu yılki en iddialı dizisi ekrana geldi. Senaryo bodoslama giriyor. Şehzade, hapishanedeki adam, ölen yenge, ondan doğan çocuk, kız kardeş daha yeni üniversiteyi bitirmiş ama kriminal vaka uzmanı olmuş... Bu kadar karışık bir giriş. Biraz sakin bir başlangıç olamaz mıydı? Hemen ilk bölümden "ben malımı ortaya sunayım ayıklar izleyici" mantığı bana pek doğru gelmedi. Bir konuda okurlardan şikayet geldi. Benim de izlerken dikkatimi çekti; müzik olayı. İlk bölümde neyin ne olduğunu anlamak için dizi karşısına oturan izleyici olayı nereden anlayacak? Tabii ki diyaloglardan. Anlamak mümkün değil. Neden? Her yere müzik konulmuş ve bu diyalogları yiyor.
Cast cuk oturmuş. Fikret Kuşkan, Melisa Sözen, Vildan Atasever, Tuğrul Çetiner ve tabii ki Erkan Can ilk bölümde performansları ile bu diziyi götürecekleri ispatlıyorlar. Tabiii bu ekibe bir de Mehmet Günsür eklenecek.

s.kologlu@milliyet.com.tr

nazquzeli
12-09-07, 17:48
Şık bir yemek ve mücevher... Bir kadın daha ne ister?

Bıçak Sırtı’nın tek diyaloğu yetti

Her yalnız gibi beni de evde bekleyen tek şey televizyon takdir edersiniz ki. ‘Aptal kutusu’yla flört kaldığımız yerden devam etti. Baktım her kanalda ayrı bir dizi var.

Zaplarken tek bir diyalog yetti o kanalda kalmama:

‘Bu işi yapıyor olmasaydın bana ne hediye alırdın merak ediyorum’ dedi kadın; ‘On yıldır her evlilik yıldönümümüzde kadife kutuda bir mücevher veriyorsun bana. Bunca yıldır aynı yerde yiyoruz yıldönümü yemeğini.’

‘Şık bir restoranda akşam yemeği ve pahalı hediyeler, bir kadın daha ne ister ki?’ dedi adam.

Kanal D’nin yeni dizisi Bıçak Sırtı’ymış takılıp kaldığım. Bir yemek sahnesiyle tavladı vallaha.

Bir dizinin iyiliği üzerine ahkam kesmek için bu kadarı yeter mi bilmem. Ama sadece hikâye değil ki, oyuncuları da tescilli.

Fikret Kuşkan var bir kere, Nejat İşler sonra... Çok başarılı ikisi de. Sıradan bir tv dizisi için fazla bulsam da bu isimleri...

Bıçak Sırtı diziden çok, sinema filmini andırıyor zati.

Onca dizi arasından neyi izleyeceğim diye yorulmayın boşuna. En azından pazartesi geceleri, hazır Ramazan da geldi, dışarı çıkmazsınız belki, Drew’in ekran tavsiyesi olsun bu dizi. Gece arkadaşlarım, siz de unutun beni pazartesileri.

Ebru Drew in 12.09.07 tarihli yazısı -Vatan Gazetesi

BeLiTiM
13-09-07, 03:13
Hangi diziler sınıfı geçer?
UYARMIŞTIM, "Dizi manyağı olacaksınız" demiştim. Sizi bilmem ama ben balataları ufaktan sıyırmak üzereyim. Hangi diziye yetişeceğimi şaşırdım. Ama gelin görün ki bu bolluk içinde dişe dokunur yeni dizilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Öncelikle Kanal D'nin Bıçak Sırtı dizisinden söz edeyim: Büyük çoğunluk gibi beni de ilk bölümüyle sarıp, sarmaladı. Eğer bir dizi daha ilk bölümüyle izleyiciyi içine çekmeyi başarıyorsa, onda iş var demektir. Zira ilk bölümler karakterleri tanıtmak kaygısıyla tempolarından ödün vermek zorundadır. Bıçak Sırtı bu handikapı neredeyse hiç yaşamadı. Bir kere giriş muhteşemdi. Çocuğun okulda padişahın ismini soran öğretmenine "O benim büyük dedemdi" deyişi ve sınıftakilerin attığı kahkaha, koltuğa şöyle iyice yerleşmeme neden oldu. Sonra "oyunculuk bienali" başladı. Hangi birini sayayım ki? Fikret Kuşkan adeta göğsüne ışıklı pano asmış, "Ben oyuncuyum" diye... Nejat İşler, yönetmen öğünür! Altın Portakal'lı Vildan Atasever bu gidişle portakal bahçesi sahibi olur. Melisa Sözen'e biçilen rol "şıp" diye üzerine oturmuş. Erkan Can'a övgü yazmaya zaten utanırım. İpek Bilgin, Kösem Sultan'ın çağdaş versiyonuyla göz kamaştırıyor. Mehmet Günsür henüz ısınma turlarında. Koroya bir de o katılınca, gözümüz kulağımız iyice bayram edecek. Ve Tuğrul Çetiner... "Son Osmanlı" bu kadar mı güzel canlandırılır? Adamı al, Dolmabahçe Sarayı'na oturt, kimsenin "çık" demeye dili varmaz... Yönetmen Selim Demirdelen'in de hakkını yemeyelim. Diziye tesadüfen bir yabancı kanalda rastlasam, Oscar'lı Filmler Kuşağı yayınlıyorlar sanırdım. Yahu yeni dizilerin genel değerlendirmesini yapacakken, daldık Bıçak Sırtı'na... Diğerlerine birer cümlelik yer kaldı. Neyse, ileride telafi ederiz. atv'nin Fesupanallah'ı, Ekmek Teknesi'nin tahtına şimdiden kurulmuş gibi. Kanal D'deki Menekşe İle Halil umut vaadediyor. Show TV, Fikrimin İnce Gülü ve Kuzey Rüzgarı ile iddia sahibi olabilir. Dizi izlemekten gözüme katarakt inmezse, diğerlerini de bir başka yazıda değerlendireceğim.

Yüksel Aytug
Sabah Gazetesi-Günaydin eki

rhetbutler
13-09-07, 08:28
http://img489.imageshack.us/img489/8913/uokx8.png

gülündikeni
14-09-07, 14:14
http://img.takvim.com.tr/2007/09/13/im//16EBC70DC55E5F4FA6769827b.jpg

Devam et 'Bıçak Sırtı'

Bıçak Sırtı'nı merakla bekliyordum ne yalan söyleyeyim. O kadar iddialı oyuncularla yola çıkmıştı ki; senaryonun gölgede kalacağını düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Senaryonun ilginçliği bir yana, önemli bir konuyu atladığımı anladım. 'Bıçak Sırtı'nı Selim Demirdelen çekiyor. 'Anlat İstanbul'un da yönetmenlerinden biri olan Demirdelen, gerçekten sanatını konuşturmuş. Yani, o sıradan alıştığımız dizi formatından o kadar uzak ki. Kendimi film festivalinde kısa film izler gibi hissettim. Renkler, konunun akışı, çekimler, ışık, sesler her şey birbirinden iyiydi. Kimseye ayıp etmek istemem ama bir ara oyuncuların kim olduğunu falan unuttum. Aslında bu birbirinden başarılı isimlerin, hepsi birer diziye başrol olabilecek oyuncuların neden bu yapımı seçtiklerini anladım. Umarım Selim Demirdelen'le çıktığımız bu güzel yolculuk uzun süre devam eder ve diğer başarılı yönetmenleri televizyona geçiş yapmaları konusunda yüreklendirir.

Nilgün K. Tahmaz

http://www.takvim.com.tr/2007/09/13/yaz1709-31400-162.html

beyaz*gelincik
14-09-07, 20:57
Mehmet

OXFORD
16-09-07, 12:16
Yeni yayın döneminde dev bütçeli yepyeni dizilerle reyting pastasından pay almanın telaşında olan TV kanalları için, bu sezon pek de parlak başlamadı.


Yeni yayın dönemine ’Bıçak Sırtı’, ’Halil ile Menekşe’ ve ’Annem’ ile başlayan Kanal D, yeni dizileriyle reyting sıralamasında ilk beşte kendisine yer edinmeyi başardı.

Kanal D’de yayından kalkan tek dizi Doğuş ve Seda Bakan’ın başrollerini oynadığı ’Sana Mecburum’ oldu

Kaynak:http://www.medyakafe.com/haber.php?haber_id=1397

hyoldas
17-09-07, 10:11
Sevgili sleepinsanity'e haber için teşekkürler. :img-yes:

Hanedan - Cankurtaran hattında aşkî kesişmeler

Ayrı dünyalar çarpışacak, heyecan malum çelişkiden doğacak. Kanal D'nin yeni sezon dizisi 'Bıçak Sırtı'nda bıçağın iki tarafındaki kadınları canlandıran Melisa Sözen ve Vildan Atasever, taze kariyerlerini ve karakterlerini anlattı


15/09/2007

YONCA CİNGÖZ

http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/cumartesi/2007/09/15/hane.gif

Yeni sezonunun en iddialı dizilerinden 'Bıçak Sırtı', ilk bölümüyle fırtına gibi esti diziseverlerin ekranlarında. Birinin kökleri Osmanlı hanedanına, diğeri Cankurtaran mahallesine oturan iki ayrı dünyayla tanıştık. Bu farklı sınıfların, farklı ahlakların ve farklı ideallerin insanları, çocuk sevgisi ve aşk gibi aynı noktalarda nasıl kesişecek, ilerleyen bölümlerde göreceğiz.
Karakter skalası da böyle bir potansiyele gebe. Murat'ı doğurmamış olsa da büyük bir sevgi ve emekle büyüten hüzünbaz anne Nisan (Melisa Sözen), ona hem Murat'ı hem de sakin, sorunsuz ve dümdüz çizgide giden evliliğini sunan eşi mücevheratçı Orhan (Fikret Kuşkan), ailenin haşarısı rolünü üstlenmiş kardeşi Mehmet (Mehmet Günsür)... Hamile karısını öldürmek suçundan 10 yıl haksız yere hapis yatan Ali (Nejat İşler) ve becerisiyle onu aklayan yeni avukat kardeşi Güneş (Vildan Atasever), can dostu Numan (Erkan Can)...
Kadro bu kez tam tamına bir yıldızlar geçidi, senaryo ekibindeki isimlere, ekranların en vurucu hikâyelerinden aşinayız. Peki nedir bu yeni hikâyeyi 'bıçak sırtı' yapan? Vildan Atasever ve Melisa Sözen'le uzunca bir sohbet sonunda, birkaç ipucu geçiyor elimize. Gözlerindeki ışıltı, "Bir oyuncu rolünü ancak bu kadar sever, bir işe ancak bu kadar gönül bağlanır" dedirtiyor. Bir yanda Osmanlı hanedanının gölgeleri, bir yanda kaderin acı tokatları, iki 'harbi' ailenin iki güzel üyesini canlandıran oyuncular, yeni karakterlerinden ses verdi.
'Şöhretler karması' bir dizide oynuyorsunuz. İlk hissiyatı nasıldı?
Vildan Atasever: Her oyuncu iyi ve kaliteli işlerde bulunmak ister çünkü orada daha iyi performans gösterirsin. Kaliteli iş dediğimiz zaman bir bütün olarak bakarız. 'Bıçak Sırtı' yönetmeniyle, senaristiyle, oyuncu kadrosuyla, yapımcısıyla, teknik ekibiyle, rejisiyle, her şeyiyle çok profesyonel ve kaliteli bir dizi. Ortaya çıkanı seyirci izleyecek ve kararını verecek. Melisa da ben de profesyonel oyuncularız, tabii ki önce senaryoyu okuduk, karakterlerimizi inceledik. Karakterimi okudum ve onu sevdim, diğerlerinden çok farklıydı ve "Bu projede olmalıyım" dedim. Ama Erol Avcı'nın, yönetmenimizin, senaristlerin isimleri zaten yeterliydi.
Melisa Sözen: Ünlü isimlerin arkasına sığınılmış işler var, bir de eli yüzü düzgün ve senaryoya hizmet edecek oyuncuların içinde yer aldığı hikâyeler var. Bu da öyle bir iş. Kabul etmemin en önemli nedeni, sette tek düşüneceğim ve yoğunlaşacağım şeyin kendi performansım, rolüm olmasıydı. Bu yüzden çok heyecanlandım.
V.A.: Herkes çok profesyonel ve bir oyuncu orada sadece oynayacağı rolü düşünüyor, başka hiçbir soru işareti olmuyor.
Birlikte oynayacağınızı öğrenince çok heyecanlandığınız bir isim oldu mu?
M.S.: İpek Bilgin, annem!
V.A.: Karşılıklı oynadığınız oyuncu çok önemli çünkü göz göze bakıyorsunuz ve birlikte bir enerji oluşturup ortaya bir şey çıkartıyorsunuz. Ben Erkan abiyle (Can) 'Kader' filminde bir sahnede oynamıştım, filmde yoktu o sahne. 'Onunla keşke daha uzun oynayabilseydim' diyordum hep. Şimdi sürekli birlikteyiz. Çok mutluyum, o ortamda onunla sohbet edip çalışmak çok güzel oluyor.
En çabuk kimlerle kaynaştınız?
M.S.: Benim en çabuk kaynaştığım İpek ablayla Fikret oldu. Herkes harika ama en çok onlarla vakit geçiriyorum şu sıralar.
V.A.: 'Aile durumu' yaşıyoruz!
M.S.: Aman aman, ondan hiç haz etmiyorum. 'Biz bir aileyiz, birbirimize çok bağlandık' klişesinden ziyade, çok doğru insanlar doğru yerdeler ve çok doğru işler çıkartıyorlar. Tadından da yenmiyor o zaman, 'Allahım çok mesudum' diye takılıyorsun. Öbür tarafa da gıpta etmiyor değilim: Erkan Can, Nejat İşler, Vildan filan acayip eğleniyorlar, daha bir çekirdekler. İlk bölümde üçünün bir sahnesi var, öyle kopmuşlar ki hakikaten, Selim kesmeyip akıtmış ve devam etmişler. Çok güldüm seyrederken. İşin güzel tarafı, dizide bizim bir de oğlumuz var. En çabuk kaynaşanlardan biri de o. Oğlumuz setin ilk gününden beri Fikret'e baba, bana anne diyor! N'aparsın onu? Yersin tabii.
Altyapı zaten hazırmış, siz kendinizi sette de anne gibi hissetmeye başladınız?
M.S.: Eh evet. Sonuçta dizide Murat da Nisan'ın doğurduğu bir çocuk değil, o anlamda çok avantajlıyım. Doğurmadığın bir çocuğa hasretle yaklaşmak, o çocuğun masumiyetine âşık olmak. En büyük hasretin olan şeyi, zarar görmesin diye üstüne titreyerek büyütmek. O sevgiye aşinayım. Olay sadece doğurmak mı? Dizinin de sorguladığı en önemli noktalardan birisi bu zaten.

'Mavi kan diye bir şey yok.'
Sınıfsal farklılıkların da göze göründüğü bir dizi. Bu açıdan bakarsak, kendi hayatlarınızı canlandırdığınız karakterinkine yakın görüyor musunuz?
V.A.: Ben hayatımı hiç sınıflandırmadım, ne insanları, ne başka bir şeyi. Hayatta sınıf diye bir şey yok. Soyluluk, soy... Nejat geçen bir röportajında o kadar güzel söylemiş ki, "Benim bildiğim tek soyum babamdır" diye. Varoşlarda öyle bir insan vardır ki maddi imkânsızlıktan, ekonomik şartlardan dolayı okumamıştır; ama kendini o kadar iyi yetiştirmiştir ki, o zaten soyludur. Maddi açıdan sınıflandırmayı hiç sevmiyorum. Diyelim ki bir insan maddi imkânı hiç olmadan doğuyor, Sabancı mesela. Ama tek bir döşekle İstanbul'a gelmiş, çalışmış, kazanmış, büyümüş. Kendisine faydalı olmuş, ailesine, çevresine, yetmemiş, bize insanlara faydalı oluyorlar şimdi. İnsanız yani, bugün böyleyiz, yarın başkayız. Belki şimdi çok yükseklerdeyiz ama bir bakarsınız yerin dibindeyiz. Sonuçta hepimiz bu hayatta varız ve bir şeyler için çaba harcıyoruz.
M.S.: Bu inkâr edilemeyecek bir gerçek. Gönül ister ki böyle olmasın, ama dünyada her şey insanları sınıflandırmaya zorluyor. İnsanlar da çoğu zaman bunun baskısı ve ezikliğiyle yaşıyor. Bana soracak olursan ben hiçbir sınıfa ait değilim, hiçbir zaman da olmayacağım, diğer insanlar da benim için bir sınıfa ait olmayacak. Eğer sınıflandıracaksam insanlığına göre sınıflandıracağım. Ama bu inkâr edilemeyen bir gerçek. Mavi kan diye bir şey yok yani. Hangi ailede, hangi çevrede doğmuşsanız doğmuşsunuz. Diziyi düşünürsek, hanedanlıktan, Osmanlı soyundan gelenler için, maddiyat ikinci plana atıldığı noktada, çok daha deşilmesi gereken bir manevi baskı var insanların üzerinde. Sürgün edilmişler, vatanlarından ayrı tutulmuşlar, sahip oldukları her şeyden uzaklaşmışlar. Bazılarının cenazesi bile Türkiye'ye kabul edilmemiş. Bunun getirdiği çok ağır bir psikoloji var. Türkiye'ye girişleri kabul edildikten sonra, bir zamanlar evleri olan yerlere ziyaretçi olarak giriyorlar veya uzaktan bakıyorlar. Yetiştirilme tarzları, hep usturuplu yaşamak üzerine; kalıpların içinde var olmak acı. Ben yurtdışında da bazı insanlarla iletişim kurdum, bu konuda pek konuşmak istemiyorlar. Arada ne kadar kuşak farkı olursa olsun, o ezikliği ve yükü taşıyorlar üzerlerinde, acıları hâlâ çok taze. Bu da ne kadar paraya sahip olduğunu gölgede bırakıyor. Seni vatanından ayırıyorlar. Her şey bir gecede bitiyor.
Zengin kız-fakir erkek klişesi de farklı bir biçimde tekrarlanıyor burada. Klişeler neden her daim sevilerek izlenir? Hayatın gerçeği olduğundan mı?
V.A.: Hayatın gerçekleri oldukları için, ilgi uyandırıyorlar. İnsanlar kendi hayatlarında da böyle şeyler yaşıyor, görüyor ve onu ekranda görmek hoşlarına gidiyor. O karakterler ne yapacak o durumda, onu izliyorlar, merak ediyorlar. Bir de zaten, aşkta sınıf farkı mı olur ya? Aşktan bahsediyorsun! Âşık olduğu zaman insanın gözü kör olur, hayatta hiçbir şey önemli değil ki o zaman. Onu her şeyiyle kabul ediyorsun çünkü sana heyecan veriyor. Dokunması seni titretiyor belki; ona bakmak, konuşmak... Ben aşk doktoru filan değilim ama aşkta sınıflandırma olmaz, hayatta da! Zengin erkekle fakir kız da birlikte olur, fakir erkekle zengin kız da, çünkü birbirlerine bakmaya doyamıyorlardır, seviyorlardır birbirlerini.
M.S.: Zengin kız- fakir erkek, dizilerde çok fazla işlenen bir konu. Ama genellikle birer 'tip' olarak ele alınıyor bunlar; alt metni olmayan, karakterlerin geçmişlerinin ve psikolojilerinin, konumlarının çok fazla irdelenmediği hikâyeler. Sadece birinin maddi durumunun iyi, ötekinin kötü olması üzerinden giderler. Bizim hikâyemizdeyse bu, senaryo üzerinde 'fakirleri zenginlere verelim' diye hesaplanarak değil, koşullar böyle getirdiği için gerçekleşiyor. Senaryo bunun üzerine kurulmuyor.
İnsanın aklına 'Selvi Boylum Al Yazmalım'daki babalık mevzusu geliyor; 'Can veren mi yoksa büyüten mi?' sorusu yani. Sizce 'Bıçak Sırtı'nın babaları da, böyle bir ikilemin figürleri mi?
M.S.: Bir yanda öyle bir baba figürü de var ki, Osmanlı soyundan gelen, çok kesin çizgileri olan ve çocuğunu da bunlara göre büyütmeye çalışan bir adam. Çocuğuna bütün sevgisine, tutkusuna rağmen onu babasından gördüğü gibi büyütüyor. Öte yandaysa gerçek bir baba var, üzerinde soy baskısı olmayan ve çocuğuna sadece içindeki sevgiyi vermeyi amaçlayan bir baba.
V.A.: Hayatta başından geçenler olmasaydı, belki o da imkânlarını zorlayacak, çocuğunu en iyi şekilde büyütecekti. İyi bir baba olmasa zaten çocuğunun peşinde gitmez, gururunu bastırıp hayatta yapmayacağı şeyler yapmaz. Onu oraya kader getirmiş.
M.S.: Her iki baba da çocuklarına tutkuyla bağlı adamlar. Hiçbirinin sevgisi diğerinden daha aşağı değil. Hiçbiri çocuğunun canını daha kolay yakabilecek adamlar değil. Ama ne yazık ki bir tarafta bir soy ve 10 yaşındaki bir çocuğun taşımak zorunda olduğu bir geçmiş var, tıpkı babasının taşıdığı gibi. Fark sadece bu, bana kalırsa.
Dizide çok farklı iki dünyanın hikâyesi kesişiyor. Sizin de 'Ayrı dünyaların insanıyız aslında' hissini yaşadığınız bir aşk geçti mi başınızdan?
M.S.: Benim karşı cinsle yaşayabileceğim tek ayrım düşünce ve kafa ayrımıdır. Birisiyle 'ayrı dünyaların insanı' olma tabiri sadece kafada ve hayata bakış açısında ifadesini buluyor. O noktada ayrıysan ayrısındır.
V.A.: Aynı şeylere bakamıyorsunuzdur, aynı şeyleri düşünemiyorsunuzdur, çok farklısınızdır. Manevi açıdan bakmak gerek. Âşık olduğunuzda maddi manevi hiçbir şeye bakmıyorsunuz. Ama zamanla birbirinizi üzmeye başladığınızda, o insanı gerçekten seviyor olarak kalmak daha önemli benim için. Çünkü o düşünce farklılıkları daha kötü sonuçlar doğurup, birbirinin yüzüne bakmamaya, selam vermemeye, birbirini hiçe sayıp, tanımıyor gibi yapıp, içinde bir acıyla yaşatmaya götürebilir. Buna varmaktansa o düşünce farklılığını kabul edip dostluğu korumak daha iyi.
Oyuncuların dizileri izleyici gözüyle de takip etmesi zordur herhalde. Kaptırıp gittiğiniz diziler oluyor mu?
V.A.: Takip ediyorum, bu benim işim çünkü. Bu sezonda hangi diziler var, kim ne yapıyor, nasıl yapıyor, nasıl senaryolar var diye bakıyorum. İlk bölümlerini izlemeye çalışıyorum. Çok önemli çünkü, bir film izliyorsun ve o yönetmen sonra belki sana gelecek ve "Benimle çalışır mısın?" diyecek. Ama gerçek bir seyirci gibi takip etmek ve bir sonraki bölümü beklemek gibi durumlar yaşayamıyorum. Biz zaten bir koşuşturma içindeyiz, zamanlarımız hiç belli olmuyor. Var olan vaktimizi de daha çok kendimize ayırmayı tercih ediyoruz. Bir de, dizinin nasıl oluştuğunu bildiğim için, izlerken oyununa, dekoruna, ışığa vs bakarım ben.
M.S.: İster istemez o ağır basıyor, kodlanmış bir şekilde öyle bakıyorsun. Öte yandan beni sürükleyen işler de oldu. Bir yerden sonra öyle içselleşiyor ki, eğer doğru bir hikâyeyse ve iyi çekilmişse, almak istediğin şeyler zaten içe akıyor. İzlerken parçalara bölünmüyorum o zaman.
V.A.: Ben de geçmişte bir diziyi izlerken oturup ağladığımı biliyorum. Bir baba, kızı için gözyaşı döküyordu ve o duyguyu o kadar güzel verdi ki! Hepimizde var olan duygular bunlar. Babamız bizim erkek figürümüzdür, aşkımızdır ya hani. O babanın kızına olan isyanı, beni ağlatmıştı. İyi bir iş çıktığı zaman ortaya, istersen işin piri ol, yine de çok etkiliyor seni. Oturup ağlayabiliyorsun, o sana bir duygu veriyor ve onu alıp, başka bir yerde kullanıyorsun.

Töre ve çok yönlü açılımları
Dizilerde son zamanlarda setler hep Anadolu'ya kaydı. 'Bıçak Sırtı' ise gayet şehirli bir dizi. Dizi konularında böyle bir dönüşüm olacak mı tekrar sizce?
V.A.: Ben bilmem, senarist bilir, yapımcı bilir. Biz sadece karakterlerimizi en iyi şekilde yaşatmaya, gerçekçi olmaya çalışıyoruz. Bilmiyorum nasıl bir strateji kuruyorlar ama isterim ki herkes farklı iş yapsın, farklı hayatları, duyguları görsün, seyirci de başka başka tatlar alsın. Böyle olmamalı bence, daha yaratıcı olmalıyız. Farklı olmalıyız hepimiz ki iyi işler üretelim.
M.S.: Ben şöyle düşünüyorum: Bu sektörde genelde hep Batı'ya olan bir özlemle, onları takdir ederek, o matematikle işler yapılıyor. Ama Türkiye'de yaşıyorsunuz ve kendi tarihiniz, geçmişiniz var. Anadolu sizin topraklarınız, orada da hikâyeler var. Doğu dizileri, ülkemizin kendi hikâyelerinden ilerledikleri için sayıları bu kadar artıyor. Ama bazıları tutuyor, bazıları tutmuyor. Çünkü yapımcılar bakıyorlar tutanlara, bunun matematiğini alalım, hikâyeyle karakterlerini değiştirelim, olsun bitsin diyorlar. Ama olmuyor. Neden? Çünkü sen kendi özüne inmiyorsun, var olan bir şeyi kopyalıyorsun. Bu işin öncüleriyse, senin ülkenin derdini araştırdığı, senin insanını anlattığı için tutuyor. 'Bıçak Sırtı' da, bir şehir hikâyesi gibi dursa da, aslında daha da geçmişe, yine kendi vatanına iniyor. Dünyaya hakimiyet kurmuş bir imparatorluğu, yani bizi anlatıyor. Burada da amaç kendi insanımıza ve hikâyelerimize dönmek ve yapabilen ve içinde var olan için güzel bir şey. Doğrusu da bu bence, başkasına özenmek yerine kendinden yola çıkıp, şartlar uydukça işi ilerletmek.
V.A.: Şöyle de bakabiliriz: Doğu hikâyesi; mesela töre. Sen töreye bir şekilde bakıyorsundur çünkü bazı olaylara şahit olmuşsundur ve bunları anlatmak istiyorsundur. Öbür tarafsa onun başka bir yönünü görmüştür, onu anlatacaktır. O zaman neden olmasın ki? Töre, açılımları olan bir konu. Sen öyle bakarsın, öbürü böyle. Her ikisi de doğru bakış açılarıdır. Erzurum'a, Urfa'ya, Diyarbakır'a, Kars'a ya da Mardin'e git, hepsi başkadır. Oradaki insanlar da farklıdır, aileler de. Orada ağalık sistemine uyarak geleneklere göre yaşamını sürdüren insanlar da var, eğitimin çok önemli olduğunu düşünen, çocuğunu okutan, kızını, oğlunu sevdiğiyle evlendirmek isteyen aileler de var. Yine hepsi 'insana' çıkıyor, sen hangi hikâyeyi istiyorsan onu alıp işliyorsun, seyirci de hangi yöne bakmak istiyorsa oraya bakıyor.
M.S.: Tabii çok da bıçak sırtı bir konu. Bunlar var olan hikâyeler ve insanları yanlış yönlendirmemek, sömürmemek gerek. Zaten süregiden bir durum, her gün üçüncü sayfa haberleri bunlarla dolu. Var olan hikâyeyi işliyorsan sana bir sorumluluk düşüyor. Bunu izleyen kişinin ertesi gün elinde kalan şey sadece aşk hikâyesi olmamalı. 'Babası kovalıyor, kız kaçıyor, bir sevdiği var, bir de töre' noktasında kalmamalı. Eğer acımızı işliyorsan burada, sadece reytingini düşünmemek gerekiyor. Bıçak sırtı olan kısmı o. Aksi takdirde şiddetle karşı çıktığım işler.

'Topuz, topuklu bahane, derdin kendinle...'
Karakterlerinize nasıl hazırlandınız?
M.S: Neşe Şen ve Gaye Boralıoğlu şahane insanlar. Bize öyle karakter analizleri sundular ki, A'dan Z'ye. Karakterleri, psikolojik özellikleri, biyografileri... Burcuna kadar incelenmişti Nisan. Oynadığın karakterin geçmişini, altmetnini biliyorsun, senaristle bire bir çalışıyorsun, geriye kalan boşlukları da sen dolduruyorsun. Ben de hanedandan birine e-mail'le ulaşıp konuştum, ama çok fazla derinine inmedik açıkçası. Arkasından okuma provaları oldu ve konu üzerine okunabilecek binlerce kitap önerisi aldım. Birlikte oynadığım oyuncular da bu konuda sonsuz bilgili insanlar ve hataya düşmemize pek izin vermiyorlar.
Nasıl bir kadın Nisan?
Nisan, üzerindeki baskıdan fena halde sıkılmış durumda. Konuşamamaktan, yaşayamamaktan, hayatta duruşunun olmamasından ve hep geçmişin gölgeleriyle büyümekten sıkılmış. Kendi sureti, geçmişindeki suretlere benzemediği müddetçe Nisan yanlış ve mutsuz bir kadın olacak diğerlerinin gözünde, hep yanlış yolda ilerleyecek. Ama o kendi bağımsızlığını eline almak istiyor. En büyük yarası bir çocuk sahibi olamamakken, mucize gibi, bir çocuk ona getiriliyor ve o onu büyütüyor 10 sene.
Bir Osmanlı kadınını oynamak, o terbiyenin, hayat tarzının mimiklerini, jestlerini taşımak zor olmalı.
Bu bir büyütülme, yetiştirilme tarzı ama kendi karakterin de hâlâ işin içinde. Oynadığım karakter sürgünde doğmuş, sonra genç yaşta İngiltere'ye okumaya gönderilmiş, arkasından da Türkiye'ye dönüp evlenmiş. Aslında çok farklı kültürlerin birleştiği bir karakter Nisan, hatları tek bir ülke üzerinde belirginleşmiş değil. Aile içindeki davranışlar, oturuş, yemek adabı, bunlar belirli kalıplar. Bunların dışında kalan çıkışlar, mimikler, tepkiler tamamen karakterin psikolojisiyle ilgili. Yoksa bir tipe dönüşür, Osmanlı soyundan birini canlandırdığımı insanların gözüne gözüne sokmak olur. Ben Nisan'ın bir insan, yaşayan biri olduğunu düşünüyorum ve içgüdüsel davranıyorum.
Daha önce sizi hep genç rollerde gördük. Şimdi oturaklı bir kadın, topuzlar, topuklu ayakkabılar... Bu değişim nasıl geldi size?
Hem yaş olarak benden daha olgun birini oynuyorum hem de var olmadığım bir hayattan, yetiştirilme tarzından gelen bir karakteri canlandırıyorum. 'Evet, şimdi topuzlara hazır olmalıyım, daha olgun davranmalıyım' değil. Derdin kendinle. Karakteri okuduğum zaman, Nisan'ı neremden yakalayacağım ben, neresinde varım diye soruyorum. Birtakım noktalarda ikimizin hayatında da paralellikler, çatışma ve benzerlikler var. En can alıcı noktadan Nisan'a girdiğim takdirde, yaştır, topuktur, bunlar hiç önemli olmuyor. Zaten güzel bir ekiple ve iyi bir yönetmenle çalışmanın getirdiği avantajlar sayesinde onları düşünmek zorunda kalmıyorum. Hayatımda ilk defa bir defter tutuyorum Nisan için. Resim yapıyorum, yazıyorum, Nisan gibi. Sahneyi çalışırken de o defter yanımda oluyor genelde, elim o olmaya gidiyor. Ben o olmaya gidemediğim, inanmadığım noktada da Selim inandırıyor beni. İpek abla, Fikret, Tuğrul abi, imkânı yok yani, ben kaçırsam onlar izin vermiyor.

hyoldas
17-09-07, 10:14
'Hep kendisini oynuyor' diyenler beni tanıyor mu acaba?

Karakterinize nasıl hazırlandınız?
V.A: Karakter analizlerini okurken önce altını çizdim; ben ne kadarını biliyorum bunların, ne kadarına şahit oldum, ne hissettiriyor bana bu durumlar diye inceledim. Çünkü en önemlisi karakter, sahneler değil. Karakterini iyi tanıdıysan ve sevdiysen, senaryoyu okuyorsun, belki ezberliyorsun ve bir köşeye koyuyorsun. Sonra oturuyorsun, arkana yaslanıyorsun, sokakta yürüyorsun ve bakıyorsun etrafa, o gözle. Bakalım ne var sokakta, bende ya da hayatta, neleri ortaya çıkarabilirim? Çünkü oyunculuk için tek bir şey söylüyorum hep: İnsanı, insana, insanla ve insanca anlatmak. Duygular çok önemli ve içgüdüsel olarak çıkartıyorsun onları. Ama içinde Vildan da oluyor çünkü sen düşünüp sen bakıyorsun.

Sizin için "Hep tek bir rol oynuyor, kendisini" denmişti.
'Kendisini oynuyor' diyen insanlara bir bakmak lazım önce. Kim onlar? Beni ne kadar tanıyorlar? Ben bile kendimi yaşayarak çözmeye çalışırken, beni nasıl çözmüşler, merak ediyorum. Ama bu duygu da çok önemli biliyor musun? Ukalalık olarak algılanmasın ama demek ki, ben öyle oynuyorum ki, o insanlara sahiden o karakter gibi geliyorum. Halbuki ben o değilim!

'Bıçak Sırtı'ndaki Güneş, kolay bir hayat sürenleri biraz küçümsüyor. Hırslı biri olduğu da açık. Bu yönlerini yakın buluyor musunuz kendinize?
Dedim ya, karakter analizini okurken, bakıyorum ben ne çıkartabilirim bundan diye. Ve var yani! Öyleyimdir, inatçı biriyim.
Hırs getirdiği gibi götürür de derler.
Götüreni değil de, getireni tercih ediyorum ben!

Güneş zor bir hayat yaşıyor, bu hırsı biraz ondan. Kendi geçmişiniz ve hayatınızla onunkini karşılaştırınca ne görüyorsunuz?
Hiçbir insanın hayatı kolay değildir ki, kolay yaşamıyoruz. Benim hayatımı soruyorsan, Güneş'i bana baktırıyorsak eğer, ben hiç kolay yaşamadım. Ama bunun açıklamasını yapamam. Kalkıp büyüdüğüm yerden, geçmişimden, oturduğum yerden bahsetmek zorunda kalırım, buna da gerek yok sanırım.

Kaynak: Radikal Cumartesi

nur33
18-09-07, 13:15
Kanal D'nin asları


AB grubunun A'sI

Başrolleri paylaşan üç erkeğiyle (Nejat İşler, Fikret Kuşkan ve Mehmet Günsür) "Bıçak Sırtı", yeni sezonun en merakla beklenen dizisiydi. İlk bölümde dağ fare doğurmadı ama beklenen etki de olmadı. Önce senaryo. Bütün diziler gibi inandırıcılığının yeterli olmaması o senarist kadrosundan beklenmeyen bir şeydi. Belki biz, bizim saraylıları bilmediğimiz için yanılıyoruz ama oğluna kabadayılık dersi bile veren son şehzade biraz külhanbeyi gibiydi. Acaba iyi bir oyuncu olan Kuşkan "miscast" mı? Şehzade'nin Şehzade Jr.'a, o diziyi izlemek için toplanan AB grubunun şıp diye kestirdiği gibi, Küçük Prens'i okuması bir kör gözüm kör parmağına harikasıydı. Şehzade ile piyano öğretmeninin (neden bizden daha yükseklerde olduğunu düşünmemiz istenen insanlara hep piyano çaldırırlar?) sahneleri de hiç mi hiç iç gıcıklamadı ama belki de kuru olması istenmiştir. Neyse... İpek Bilgin Dame Maggie Smith, Tuğrul Çetiner ise Sir Ian McKellen olmaya çalışmadan rollerine cuk oturmuşlar. Melisa Sözen de iyi bir mutsuz asil olmuş.

Dizi sıradan kullara (Nejat İşler, Erkan Can, Leman Yavaş ve Vildan Atasever) gelince daha bir renkleniyor. Kimbilir belki de senaristler aristokrasinin sıkıcılığı ve sokağın canlılığı durumlarını (yoksa sınıfsal mı demeliydik?) vurgulamak için kasıtlı yapmışlardır. Ama ne var ki dizinin bu bölümünde de Yeşilçam ve Amerikan dizileri klişeleri kol geziyor. Nejat İşler'in kaçma girişimi nedense kötü akıllara "Prison Break"i düşürüyor. İşler'in cezaevinden çıkış sahnesi de 1960'lardan fırlamış gibiydi. Ayhan Işık-Suphi Kaner ikilisinin yerinde Nejat İşler ve Erkan Can. İkisi de ekran elektrikleri güçlü oyuncular. Aynı şey Vildan Atasever ve Leman Yavaş için de geçerli. İşler-Yavaş ikilisinin tanışma sahnesi pek Amerikan'dı ama sevişme sahnesinde yerlileştiler (en azından Avrupalılaştılar). Kuşkan ve Sözen'in yatak sahnesiyse, mizansen olarak, Rock Hudson-Doris Day ikilisinin "Yastık Sohbeti"nden (Pillow Talk) fırlamış gibiydi. Tek farkları birinin dram diğerinin komedi olmasıydı. Tabii başarılı çocuk oyuncu Batuhan Karacakaya'nın model uçağının (eskiden olsaydı bir top olurdu), tanımadığı biyolojik babası Nejat İşler'in önüne yuvarlandığı sahnenin tek eksiği, Batuhan'ın "Amca size de baba diyebilir miyim?" diye sormasıydı.
Sonuç: En azından iki bölüm daha şans verilmeyi hak ediyor. Çünkü Vahide Gördüm'e rağmen "Annem"den, Şerif Sezer'e rağmen "Yertsiz Yurtsuz"dan, holdinglere karşı küçük ve orta ölçekli işletmeleri tutan "Genco"dan ya da "Arka Sokaklar"dan birkaç gömlek yukarıda. Siz aldırmayın bizim tepeden baktığımıza.



http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7472 (http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=7472)

.

angels18
19-09-07, 13:19
BIÇAK SIRTI MÜTHİŞ
Bıçak Sırtı, son yıllarda keyif alarak izlediğim en iyi dizi filmlerinden birisi olmuş.. Gerçi ben dün akşam tekrarını izlemişim ama gerçekten bir sinema filmi izler gibi keyif aldım. Hiç bitmesin istedim.. Bıçak Sırtı’nın kesinlikle sinema filmi olması lazım.. İnanılmaz iş yapar..

Oyuncuların seçimi, hafif çalıntı olsa da senaryonun güzeliği, oyuncuların canlandırdığı karakterler harikaydı.

Okan Bayülgen’in programına alkollü çıkmasıyla gündeme gelen Nejat İşler’in müthiş oyunculuk gücü, bakışları, mimikleri hareketleri.. Altın Portakallı Vildan Atasever’in canlandırdığı rol.. Yakışıklı Mehmet Günsür’ün her zaman gülen yüzü.. Erkan Can’ın harika oyunculuğu.. Ve özellikle de “Babam ve Oğlum”daki rolüyle olay yaratan Fikret Kuşkan’ın inanılmaz yeteneği..

Hepsi bir bütün olunca, hepsi bir dizide olunca, çekimler harika olunca, dediğim gibi senaryo da doğru olunca ortaya çok keyifli bir dizi çıkmış..

Bıçak Sırtı, Kanal D’de yayınlanıyor..

Kanal D, bu sezon dizi konusunda inanılmaz bir yol aldı.. Gerçekten çok güzel dizilerin çoğu Kanal D ekranlarında yer alıyor..

Yeni sezon dizileri “Annem” çok iyi.. “Elveda Derken”, Kavak Yelleri” çok iyi diziler.. “Yaprak Dökümü” tüm güzelliğiyle sıkmadan devam ediyor.. “Binbir Gecce” de eski keyif yok ama yine de fena değil.. “Arka Sokaklar”da yeni sezonda canlı bir şekilde devam eden diziler arasında..

Ama ben en çok “Bıçak Sırtı”nı sevdim.. En çok Fikret Kuşkan’ın, Nejat İşler, Erkan Can, Vildan Atasever’in oyunculuklarına hayran kaldım.. Bıçak Sırtı’ndaki tüm oyuncular bir sinema filmi özeninde çalışmışlar, oynamışlar.. Bıçak Sırtı, öyle reyting için uluorta yerlerde bir kamera ile çekilmiş dizi değil.. Dizide emeği geçen herkesi ve Kanal D’yi tebrik ediyor ve heyecanla devamını bekliyorum..
Birçok dizi oyuncusunun, kendini oyuncu sanan oyuncuların, sonradan oyuncu olanların, mankenlerin, yönetmenlerin, kanal yöneticilerinin, yapımcıların, hepsinin Bıçak Sırtı’nı izlemesini ve ders almasını umuyorum…

Bu tip dizilerin tekrarlarıyla ilgili naçizane tavsiyem şu;

Dün akşam keyifle izlediğim dizi en heyecanlı anında, “seninle bir anlaşma yapacağız” sözünde bitti… Anlaşmayı öyle merak ettim ki, anlatamam.. Ama hemen arkasından yayınlanan yeni bölümün reklamında, Nejat İşler’in oğlunu görmek için Fikret Kuşkan’ın şoförü olmayı kabul ettiğini gördüm..
Keşke o tanıtım öyle olmasaydı.. Keşke bu tip dizilerin tanıtımları daha heyecanlı olsaydı..
kaynak:gecce.com

öjeni
20-09-07, 08:30
Hayaller suya düştü
Fikret Kuşkan, Nejat İşler ve Mehmet Günsür'ü buluşturan dizinin senaryosu bekleneni vermedi.

*BEYAZPERDENİN başarılı oyuncularından Fikret Kuşkan, Nejat İşler ve Mehmet Günsür, aynı dizide buluşunca bu dizinin farklı olacağına kesin gözüyle bakılmıştı. Ama beklenen olmadı.

*DİZİNİN son bölümünde Nejat İşler'in şoför olması, akıllara eski Türk filmlerini getirdi. Dizinin izleyicileri ise bu senaryonun değiştirilmesi için forum sayfalarında yorumlar yapmaya başladı.

erten07
20-09-07, 13:51
http://img228.imageshack.us/img228/1540/tempoil6.jpg (http://imageshack.us)



Bir çocuğun ilk kahramanı babasıdır. Çoğumuz, hayat boyu babamızın izini süreriz. Bilerek ya da bilmeyerek... Peki bir baba için çocuğu ne ifade eder? Kanal D’nin çarpıcı dizisi ‘Bıçak Sırtı’, bu duyguyu anlatıyor. Nejat İşler, dizideki adıyla Ali, karnındaki çocuğuyla karısını öldürmekten hüküm giyen bir mahkûm. Suçsuzluğunu ispat edip hapisten çıktığı gün, çocuğunun aslında ölmediğini öğreniyor. Fikret Kuşkan’ın canlandırdığı ‘Orhan’, hanedanlık soyunu devam ettirmek zorunda. Çocuğu olmayınca, babası müebbede mahkûm olan bir bebeği hastaneden çalıyor. İki babanın etrafında dönen aşk, yalan, ihanet, sınıf çatışmasıyla örülü dizi, “Siz olsaydınız ne yapardınız?” sorusuyla yüz yüze bırakıyor izleyiciyi. Dizi herkesin dilinde. Peki neden? Soluğu, dizinin çekildiği Cihangir’deki Sadık Paşa Konağı’nda aldık. Bahçede hummalı bir çalışma var. Sette herkes, Erkan Can’a ‘ağabey’ diye hitap ediyor. O, tam bir ‘ağabey’. “Oturun çocuklar, bir çay içelim, her şey halledilir” diye sohbete başlıyor. Vildan Atasever içten ve neşeli. Melisa Sözen, çok narin. Nejat İşler, ketum ama sert çehresiyle güven veren adamlardan. Mehmet Günsür, gözleriyle gülüyor, elinizi dostça sıkıyor. Güneşten rahatsız olduğumu söyleyince, oturduğumuz koltuğu gölgeliğe taşıyor. Fikret Kuşkan, söylediği gibi ‘kadınları anlayan adam’. Ama hiçbiri tek cümleye sığmıyor. Sığmadıkları için biraz derine indik; onlara aşkı, tutkuyu, hayatı, baba olmayı, takıntılarını, korkularını sorduk...

http://img294.imageshack.us/img294/301/bakwq3.jpg (http://imageshack.us)

erten07
20-09-07, 13:54
http://img187.imageshack.us/img187/5968/erkancanoh1.jpg (http://imageshack.us)

“Sınıf atladık tabii”

TEMPO: Mahallenin delikanlısı karakteri size ne kadar yakın?
ERKAN CAN: Çok yakın. Ben bu jargonu severim. Kim nasıl konuşur, hangi mahalle hangi jargonu kullanır, araştırırım. Bursa’da bir mahallede büyüdüm, mahalle çocuğuyum.
T.: Dizide sınıf çatışması konu alınıyor. Siz bunu yaşadınız mı?
E.C.: Babam öğretmen, annem ilkokul üçten terk. Biz de sonuçta sınıf atladık, bu ülkede mesleğimizle bir yere geldik. Sınıfımız değişti tabii. Bunu mümkün olduğu kadar hazmetmeye çalışıyorum, hazmettiğimi sanıyorum. Kim olursa olsun, sınıf atladı mı başka türlü olur. İnsan nefsi başka bir durum, nefsi kontrol etmek lazım.
T.: Aşkta da nefsinize hâkim misiniz?
E.C.: Öyleyimdir. Platonik aşk çok olmuştur hayatımda.
T.: Âşık olursanız, hiçbir şeyi düşünmeden peşinden gider misiniz?
E.C.: Duruma göre. Ama aşkı bastırabilirim, zaten o bir andır, geçer gider. Şimdi öyle bir durumum olmaz, gençken olurdu. Evliyiz, çocuğumuz var.
T.: Çocuğunuz için ne yaparsınız?
E.C.: Canımı vermem gerekiyorsa, bir saniye düşünmem.

erten07
20-09-07, 13:59
“Dizi ciklet gibi uzamayacak, sonu şimdiden belli”

TEMPO: Sinema tadında bir dizi olmuş...
SELİM DEMİRDELEN: En sevdiğim yorum. Teşekkür ederim.
T.: Neden en sevdiğiniz yorum?
S.D.: Amaç buydu çünkü. Bu işi kabul ettiğimde, tek amacım çıtayı biraz yükseltmekti. Başardık diye düşünüyorum. Diğer dizilerle aynı koşullarda çalışıyoruz, aynı sürelerde çekiyoruz. Ama biraz gayretle, daha iyi yapılabileceğini göstermiş olduk.
T.: Sahneler peş peşe akıyor, televizyon dizilerinin uzadıkça uzayan sahneleri yok. Dizi ne kadar sürecek?
S.D.: Dizinin sonu belli. Bir sezonluk, ciklet gibi uzamayacak. Sonunu biliyoruz, karakterlerin ne yöne sapacağını biliyoruz; her şey kontrolümüz altında. Tadında bırakmayı bilmek, bunda öncü olmak lazım.
T.: İlk bölümde cezaevi müdürünü Güven Kıraç oynadı, Hasibe Eren tek bir sahnede göründü. Başka konuk oyuncu olacak mı?
S.D.: Olacak. Her bölümde bir konuk oyuncumuz var. Bu, hoşumuza gidiyor. Seyirci için de güzel oluyor.
T.: Bu, Türkiye’de bir ilk mi?
S.D.: Bunu bir ilke imza atalım diye yapmadık. “Ne hoş olur hapishane müdürü Güven Kıraç olsa, Hasibe Eren olsa” dedik. Kendi kendine oluştu yani sürprizler devam edecek.
T.: Bu oyuncularla sinema filmi çekmeyi düşünüyor musunuz?
S.D.: Çok uyumlu çalışıyoruz. Bu ekiple uzun metrajlı bir film çekmek isterim tabii.

erten07
20-09-07, 14:05
http://img521.imageshack.us/img521/9544/fikretsg0.jpg (http://imageshack.us)

“İnsan gibi insanım”

TEMPO: Orhan, ‘Mustafa Hakkında Herşey’ filmindeki rolünüzü andırıyor. Sizin de obsesif taraflarınız var mı?
FİKRET KUŞKAN: Yok. Aşırı hijyenden, titizlikten hoşlanmam. Neyse hayat, aksın gitsin. Mikropsa mikrop, hepimiz mikropluyuz. Orhan da Mustafa gibi obsesif, şekilci ve takıntılı.
T.: Orhan dört dörtlük biri mi?
F.K.: Dört dörtlük bir baba. Kusurları olan biri. Karısına yalan söylüyor.
T.: Fikret Kuşkan’ın kusurları var mı?
F.K.: Ben insan gibi insanım. Her insanın kusurları vardır.
T.: Nasıl bir evde büyüdünüz?
F.K.: Bir mahallede, dört abla ve bir anneyle...
T.: Kadınları iyi tanıyorsunuz yani?
F.K.: Bilinmesi gerekenin ötesindekini bilirim.
T.: Babanız peki?
F.K.: Ben bebekken felç kaldı. 12 yaşımda kaybettik onu. Hiç tanımadım. İki – üç anım var onunla ilgili. Hatırladığım, yatakta yatıyor oluşu. Evin erkeği olmayınca, çok küçük yaşta evin sorumluluğunu aldım. İlkokula yazıldığımda, evin erkeği, çalışıp eve harçlık getiren çocuk olmuştum.
T.: Baba olmak istiyor musunuz?
F.K.: Çok istiyoruz. Ama benim istememle olmuyor. Bu durumları en çok kadınlar bilir. Çocuk konusu erkeğe danışılmaz, kadına danışılır. Bir kadın, bir erkekten çocuk yapmaya karar vermişse; o erkek, bence eğilip kadının ayağını öpmelidir. Çünkü erkek kadını seçmez, kadın erkeği seçer.

erten07
20-09-07, 14:11
“Hayatımı kocaman bir yalan üzerine kurmam. Çocuğum olmuyorsa, olmuyordur. Evlat edinirim”

http://img225.imageshack.us/img225/7874/87999038ur1.jpg (http://imageshack.us)


TEMPO: Nisan, altın kafese kapatılmış bir kuş gibi. Sizi altın kafese kapatabilirler mi?
MELİSA SÖZEN: Doğru. Nisan altın kafeste. Ama Melisa’yı hapsedemezsiniz. Maddiyatçı değilim. Bulunduğum yerle bir derdim ya da çözmem gereken bir şey ya da manevi anlamda destek vermem gereken bir durum yoksa, asla kalmam o yerde, giderim.
T.: Sevmediğiniz halde bulunmak zorunda olduğunuz yerler oldu mu?
M.S.: Eskiden “Hayır” demeyi bilmezdim, kalmam gerektiğini düşünürdüm. Gitmek istiyorsun, bir yerde seni bekleyen bir şeyler olduğunu biliyorsun ama kalkmanın ayıp olacağını düşünüyorsun. Eskiden kalkamazdım. Sonra baktım ki zarar verdiğim sadece benim. Karşımdaki gitmem gerektiğini anlamıyorsa, anlamıyordur.
T.: Böyle mi yetiştirildiniz, “Aman ayıp, saygısızlık etme” denilerek?
M.S.: (Mahcup gülümsüyor) Adabı muaşeret kuralları, evet. Gerçi çok kuralcı değil ailem ama “Yapma çocuğum”, “Etme çocuğum” öğütleriyle yetiştirildim. Şu an burada oturmamız gerekiyor. Peki niye gerekiyor? Artık gerekmiyor benim için, gidebilirim.
T.: Çocuğu olmayan bir kadını oynuyorsunuz, aynı durumda kalsanız ne yaparsınız?
M.S.: Nisan’ın çocuğu olmuyor, sorunu kendinde görüyor. Diğer taraftan, çocuk edinmeleri yalan üzerine kurulu. Ama çocuğu çok istiyor, hayattaki tek mucizesi, kurtuluşu bu. Bütün sevgisini, bir çocuğun masumiyetine verecek bir kadın o. Benim hayatımda, böylesine ‘yalan’ üzerine kurulu bir şey olamazdı. Çocuğum olmuyorsa, olmuyordur. Evlat edinirim. Bunun üstesinden gelinebilir.
T.: Nisan, kuş kafesinden uçacak mı, uçması gerekir mi?
M.S.: Nisan kendi içinde çok güçlü bir kadın. Hayatı hep ertelemiş. Sorgulayacak vakti olmamış. Hayatı başkaları tarafından belirlenmiş. Ama özünde biriktirdiği bir enerjisi var. Ömrünü adadığı tek şey evladı. Onu kaybetmekle karşı karşıya kalınca, çözülecek karakter.
T.: Siz aşksız, heyecansız, düz bir hayat yaşayabilir misiniz?
M.S.: Hayata âşık olmak gerekir. Yaşama tutkumu kaybedersem, yaşayamam. Ama yaşam enerjisi bazen iner, bazen çıkar. Kimi sabah, uyanmak için bir sebep aradığınız oluyor. Bunları da yaşamak gerekiyor, her zaman güllük gülistanlık olmuyor hayat. Bazen depresyona girersin ama önemli olan depresyondan çıkacak enerjinin olması.

erten07
20-09-07, 14:17
“Aşkın sınıfı mı olur? Aşk öyle masumdur ki, her zaman kazanır”


http://img452.imageshack.us/img452/3097/89138301ij3.jpg (http://imageshack.us)


TEMPO: Bu dizinin nesine vuruldunuz da kabul ettiniz?
VİLDAN ATASEVER: Nesine vurulmadım ki? Ekip çok profesyonel, içinde olmak benim adıma çok önemli.
T.: Dizideki Güneş gibi hırslı mısınız?
V.A.: İş konusunda hırslıyım. Ama bu hırsın bana, etrafımdakilere zarar vermesine izin vermem. Hırslarımı iyiye yönlendiririm. Yıllar önce, “Oyuncu olacağım” dedim, babam istemiyordu, oldum.
T.: Güneş, ağabeyi hapse girince yalnız büyüyor. Siz hiç yalnız kaldınız mı?
V.A.: Hayatımızın bazı dönemlerinde yalnız kalıyoruz. Yaşarken seviniyoruz, üzülüyoruz, başarılı oluyoruz, olmuyoruz. Yalnız kaldığım dönemler oldu. Ama ailem beni yalnız bırakmıyor. Yine de yatağına yattığında herkes yalnızdır.
T.: Aşk konusunda sınıf farkına inanır mısınız?
V.A.: Aşkın sınıfı olduğuna inanmıyorum. Yani fakir kız, zengin erkek çok saçma. Aşk bu ya! Sınıf mı olur? Bence hep aşk kazanır. Aşk öyle masumdur ki, her zaman kazanır.
T.: Dizide Güneş için ağabeyini cezaevinden çıkarmak bir takıntı. Sizin takıntılarınız var mı?
V.A.: Hastalık derecesinde titizim. Ev konusunda deliyim, bir garibim. Ailemden geliyor bu. Yavaş yavaş yenmeye başladım. Çünkü olmuyor.
T.: Hızlı ve canlı konuşuyorsunuz, hızlı mısınızdır hayatta?
V.A.: Bazen bir şeye odaklanıp öyle boş boş baktığım oluyor. İnsan bazen yoruluyor ve hiçbir şeyi kabul etmiyor beyin. Ama hızı, pratikliği severim. Oyunculuk da tempolu bir iş. Buna ayak uydurmak gerekiyor.
T.: İlişkilerde de öyle misiniz?
V.A.: Evet. Her şey hemen olsun isterim. Niye uğraşıp, niye uğraştıracağım. Duygular bellidir. Açık olmak gerekir. Yarın ne olacağımız belli değil. Ama olmuyorsa da kabullenmek lazım. Neleri kabul etmiyoruz ki hayatta!

erten07
20-09-07, 14:21
“Hikâye bizim etrafımızda oluştu”

http://img505.imageshack.us/img505/5324/62912734qa9.jpg (http://imageshack.us)

TEMPO: Senaryo önünüze geldiğinde, “Budur!” dediniz mi?
MEHMET GÜNSÜR: Bu dizi farklı gelişti. Daha fikir halindeyken, Nejat, ben ve Fikret hikâyenin merkezindeydik.
T.: Merkezinde derken...
M.G.: Biz, beraber çalışmak istediğimizi çok söyledik. Buna formül bulundu. Bizim etrafımızda bir hikâye oluşturuldu.
T.: Aşkta sınıf farkı var mı?
M.G.: Hayır. Sadece insanlar arasında farklar vardır; ortak dil, beğeniler gibi… Sınıf farkı, asla engel teşkil etmez. Sevgi gerçekten sevgiyse, bu farkı gözetmez. Ama tabii ki sınıf farkı dediğimizde, bir sürü şey bunun içine giriyor, alışkanlıklar, gündelik hayattaki bir dolu şey...
T.: Yeni babasınız. Değiştiniz mi?
M.G.: Çocuk acayip bir şey. Olağanüstü! Bir kere baba olduktan sonra, hayatının sonuna kadar babasın, bunu terk etmiyorsun. Artık üç kişi olarak düşünüyorum. Büyük bir emek, zorlukları var. Velet, sabahın köründe bana gülümsediği zaman, baba olmanın bütün zorluklarını unutuyorum.
T.: İtalya’da evlenerek, hayatınızı orada geçirmeye karar verdiniz diyebilir miyiz?
M.G.: Şimdilik orada mutluyuz. Ama biz her yerde mutlu olabiliyoruz.
T.: Aşk için her şeyi yapar mısınız?
M.G.: Evet, kesinlikle. Zaten yapılmıyorsa, o biraz lafta kalmış bir aşktır gibi geliyor bana. Aşk, hayatınıza yön veren en önemli duygu.

erten07
20-09-07, 14:24
“Rakı içip aslan olanlardan değilim, içince neşelenirim”

http://img381.imageshack.us/img381/7224/75525310pn6.jpg (http://imageshack.us)

TEMPO: ‘Barda’ filminde bir psikopatı canlandırdınız. Burada da kavgacı bir karaktersiniz. Sizde psikopatlık var mı?
NEJAT İŞLER: Herkes kadar.
T.: Dizideki Ali gibi kavga eder misiniz?
N.İ.: Vallahi ben öyle kavgacı bir herif değilim. Bu soruyla çok karşılaştım.
T.: Ali’ye ne kadar benziyorsunuz?
N.İ.: Bir rol geldiği zaman, “Ben olsam ne yapardım?” diye düşünerek hazırlanıyorum. O yüzden, psikopat olma ihtimalimi gözümde canlandırıp öyle psikopatlık yapıyorum. Yoksa ben öyle değilim. Rakı içip aslan olanlardan değilim, içince neşelenirim.
T.: Aşkta nereye kadar gidersiniz?
N.İ.: Aşk hastalık gibi bir şey. Bazıları o hastalığı sever, onu gözetir hayatında. Bazen aşktan önemli şeyler vardır, bazen aşkın peşinden gidersin. Duruma göre değişir işte.
T.: Hangi durumlar aşktan daha önemli?
N.İ.: İnsanlar da bütün canlılar gibi evrim geçirir. Zaman geçtikçe, büyüdükçe, tanıdıkça, bildikçe... 20 yaşında yaptığım şeyi şimdi yapmam mesela. Benim karakterim Ali hapse girmeseydi, Cankurtaran’da marangoz olarak kalsaydı, şimdi yaptığı şeyleri yapmazdı. İnsan, içinde bulunduğu duruma göre davranır. Her ilişkinin kendine özel şartları var. Büyük cümleler kurmak insan için zor.
T.: Büyük cümleler kuran biri değil misiniz?
N.İ.: Ufak tefek ilkeleri olan bir insanım. Küçük birkaç prensibim beni hayatta tutar. Çoğunlukla korkularımdan çıkar bunlar. Korkularımın üzerine gitmem pek.
T.: Nedir bu prensipler, korkular?
N.İ.: Ben işimi yapıp çıkarım. İşimi yaptıktan sonra onun geri dönüşleri benimle ilgili değil. Ben “İyi mi, kötü mü?” diye geri dönüp bakmam. Adam okeylemişse, tamamdır benim için. Memnun olurum.
T.: ‘Barda’ filmini izlediğinizde, “Ben ne pis bir adamı canlandırmışım” dediniz mi?
N.İ.: Oynadığım bütün rolleri sevdim. Hiç de düşünmedim, eleştirmedim. Her işin zorlukları var.

abusra
21-09-07, 15:34
tempo dergisindeki haber
http://img294.imageshack.us/img294/4453/tara0001ei8.jpg (http://imageshack.us)
http://img474.imageshack.us/img474/4783/tara0002zk6.jpg (http://imageshack.us)http://img294.imageshack.us/img294/9295/tara0003sj2.jpg (http://imageshack.us)
http://img98.imageshack.us/img98/6256/tara0004we0.jpg (http://imageshack.us)
http://img294.imageshack.us/img294/8148/tara0005nw2.jpg (http://imageshack.us)
http://img98.imageshack.us/img98/8146/tara0006ej4.jpg (http://imageshack.us)
http://img98.imageshack.us/img98/2167/tara0007cj3.jpg (http://imageshack.us)

abusra
21-09-07, 15:40
http://img294.imageshack.us/img294/9882/tara0008cp1.jpg (http://imageshack.us)
http://img98.imageshack.us/img98/7199/tara0009dd7.jpg (http://imageshack.us)
http://img474.imageshack.us/img474/2914/tara0010tv8.jpg (http://imageshack.us)
http://img294.imageshack.us/img294/2057/tara0011mf9.jpg (http://imageshack.us)

dilekce
21-09-07, 15:57
Sizleri Türk izleyicisinin sabrına emanet ediyorum

...............

Gelgelelim, Türk dizilerinde hiçbir şey olmuyor. Sezon, 150 gibi rakamların telaffuz edildiği onlarca yeni ve onlarca 'hiçbir bölümünde hiçbir şey olmayan' diziyle yeniden 'doldur boşalt' yapıyor ve ben Türk izleyicisinin sabrını hayretle izliyorum

................

Aralarında ıskaladığım, önemini ve değerini algılayamadığım yahut denk gelmediğim kaliteli yapımlar vardır, olabilir, onları tenzih ederim. Mesela Fikrimin İnce Gülü için henüz bir şey söylemek zor, fakat umut var. Zevklerine güvendiğim kişiler 'Bıçak Sırtı' için 'iyi' diyorlar, bu sezonda da devam edecek olan 'Hatırla Sevgili' için 'başarılı' demek mümkün, hakeza geçtiğimiz dönemde yayınlanmış olan Hırsız Polis için de aynı şey söz konusu.

Nihal B.KARACA

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=591181

gülündikeni
22-09-07, 03:18
Dizilerdeki adaletin hızına yetişilemiyor!
Hep şikayet ederiz, "Geciken adalet, adalet değildir" diye... Hukuk sistemimizin revize edilmemesi nedeniyle mahkemeler dava dosyalarıyla tıka basa doldu. Yeterli salon ve hakim bulunamadığı için de en basit ceza davasının sonuçlanması 3-4 yılı buluyor. Böylece adalet geciktikçe, terazinin topuzu elden kaçıyor! Oysa televizyon dizilerinde çok farklı bir görüntü var. Örneğin Sıla'da Boran Ağa "şak" diye serbest kaldı. "Bıçak Sırtı"nda bir otopsi raporuyla, duruşma bile yapılmadan cinayetten hüküm giyen arkadaşı serbest bıraktılar. Kuzey Rüzgarı'ndaki cinayet davasının sonuçlanma hızı ise neredeyse bir dünya rekoruydu. Ancak bu konuda kimse Pusat'ın eline su dökemezdi. Pusat maçta bir araba dayak yiyor. Yüzü gözü kan çanağı gibi. Aynı akşam hamamda babasını vuruyor. Sonra genç boksörü hapiste görüyoruz. Yüzü gözü yine mosmor. Belli ki yaralarının iyileşeceği kadar bile süre geçmemiş. Ama koğuştaki mahkum, Pusat'a "Kaç yıl yedin?" diye sorunca, bizimki "Altı yıl" diyor. Belli ki bu cinayet davasında mahkumiyet kararı neredeyse iki haftada çıkıvermiş!.. Televizyon dizilerini izleyen hakimler, savcılar, avukatlar kim bilir ne kadar gülüyordur...

Yüksel Aytug

http://www.sabah.com.tr/gny/haber,4EA4B4A6CF314D68A037892043ACEB41.html

(ayb!ke)
25-09-07, 01:17
ZİRVEYE AMBARGO KOYDU

PAZARTESİ GECCELERİ EKRANA GELEN BIÇAK SIRTI DİZİSİ PAZARTESİ DİĞER KANALLARDA YAYINLANAN RAKİPLERİNE FARK ATIYOR

Kadrosunda yetenekli oyuncuları barındıran 'Bıçak Sırtı' dizisi Pazartesi geccelerine adeta damgasını vurdu. İlginç konusu ve güçlü senaryosu ile her geçen izleyici kitlesini arttıran diziye bu hafta yakışıklı oyuncu Mehmet Günsur'un katılması, dizinin bayan hayranları ekran başına kilitlendi.

hyoldas
26-09-07, 08:29
Pazartesi birincisi



Kanal D, "Arka Sokaklar" ve "Bıçak Sırtı" dizileriyle pazartesi gününün birincisi oldu.


Başrollerde Zafer Ergin, Gamze Özçelik, Şevket Çoruh, Özgür Ozan, Uğur Pektaş ve İlker İnanoğlu'nun oynadıkları polisiye-macera dizisi "Arka Sokaklar"ın pazartesi akşamı ekrana gelen bölümü, Tüm Kişiler'de yüzde 8.1 reyting ve yüzde 25.0 izlenme payıyla birinci oldu. Fikret Kuşkan, Nejat İşler, Mehmet Günsür, Melisa Sözen, Vildan Atasever ve Erkan Can'ın rol aldığı "Bıçak Sırtı" ise A/B Sosyo Ekonomik Statü’de yüzde 8.5 reyting ve yüzde 24.5 izlenme payı ile yine birinci oldu.


http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/7358625.asp?gid=176&sz=92956

delfin23
26-09-07, 08:44
"Bıçak Sırtı"nı izlerken bu hafta seslendirme dikkatimi çekti. Çekim sesli yapılıyordu da daha önce izlediğim sesli çekimlerden de farklıydı. Diyaloglarda sesler sanki sıkıştırılmış tok ve etkili geliyordu. Sordum ve başarının nedenini anladım.
Sesli çekimin mikser çalışması uzun metrajlı çalışmaların ve reklamların yapıldığı Sinefekt'te gerçekleştirilmiş. Sonra en önemli faktör yönetmen; Selim Demirdelen. Müzikle yakından ilgileniyor, tabii ki kayıt işleri ile de. Böyle olunca yönetmenin bir uzmanlık alanı daha ortaya çıkıyor.
Beraber çalıştığı ekip te kuşak reklamların seslendirilmesi ile uğraşıyor.

Her kanal sevmiyor

Ayrıca yönetmen Selim Demirdelen dublaja karşı. Tabii her kanala bunu anlatmak zor. Bazıları "seslendirmeyi izleyici sevmiyor" gibi bir düşünceye sahip ama özellikle Kanal D bu konuda öncü. Valla beni acayip sardı "Bıçak Sırtı". Tabii bu işin zorluğu şu; en kısa rolün bile sesini iyi kullanması gerekiyor. Bu kastı bulmak da kolay değil.

Milliyet / Sinan Koloğlu

delfin23
26-09-07, 08:47
Fotoğraflar yerini tutmuyor oğlum


Evimizin güneşiydi gülüşün/ Fotoğraflar yerini tutmuyor oğlum/ Yıkanmadı gömleklerin/Kokun gitmesin diye/Montun asılı duruyor duvarda hala/Dönersen bir gün giyersin diye/Varsa bir ayıbın, günahın/Paylaşırız, buradayız oğlum/Babalar eksik gösterse de çok sever/Dönmesen de bunu bil oğlum/Ah oğlum, ah oğlum...

Kanal D’nin pazartesi geceleri yayınladığı dizisi Bıçak Sırtı ile ilgili çok şey söylemek geliyor içimden. Ama bana sorarsanız bu sezonun, hatta belki de televizyon tarihimizin bütün dönemlerinin, bütün mevsimlerinin en özel yapımlarından biri olan Bıçak Sırtı’nı, sözlerini Murathan Mungan’ın yazdığı, bestesini Burhan Bayar’ın yaptığı ve o inanılmaz sesiyle Müslüm Gürses’in taçlandırdığı bu şarkı anlatıyor en iyi. Bıçak Sırtı, belki de en önce babalar ve oğullarının dizisi.

Bu diziye emeği geçenlere, bıkmadan, yorulmadan, tekrara düşmekten korkmadan defalarca teşekkür edilmeli. Elbette en başta böyle müthiş bir senaryoyu, ekranda bugüne kadar hiç duymadığım derinlikteki diyalogları yazanların isimleri söylenmeli; söylüyorum. Neşe Şen, Gaye Boralıoğlu, Şerif Erol, Gülden Çakır, Emine Algan...

OYA GİBİ İŞLENMİŞ

Dilin, kelimelerin, insan zihninin, benliğinin en kuytu dehlizlerine girip çıkartmışlar Bıçak Sırtı’nı ortaya. Ve inanın her hafta tekrar bölümüyle birlikte iki defa izliyorum, yine de doyamıyorum ekrana bakmaya. Zihnimi zorluyorum ama bu lezzette yazılmış hiçbir başka dizi hatırlamıyorum. Biliyorum, bu çok büyük bir iddia ama gönül rahatlığıyla, baktığımı görerek ve ne söylediğimi bilerek atıyorum ortaya. Özellikle ve her seferinde oya gibi işlenmiş o diyaloglara hayran kalıyorum. Dilim varmıyor aslında kolay kolay itiraf etmeye ama, kaleminden ekmek yiyen bir adam olarak ilk defa bir metni kıskanıyorum.

Dizi boyunca bölüm başına ekranda sadece birkaç dakika görünen ama dizinin her sahnesinde kendisini varmış, oradaymış gibi hissettiren Erkan Can’ı, o muhteşem ve asil ve despot baba Selim Reşat Ertuğrul’u canlandıran Tuğrul Çetiner’i, Nejat İşler’i, göz bebekleriyle oynayan Melisa Sözen’i, Fikret Kuşkan’ı, Gönül Kalfa’yı, Ali’nin kardeşi avukat Vildan’ı... İki küçük çocuğun, Murat’la okul arkadaşı sevimli kızın arabada giderken adeta iki dakikalık bir reklam filmi zarafetinde çekilmiş konuşmalarını...

SAKIN KAÇIRMAYIN

Hele de o sahne... Nisan’ın Mehmet’i savunduğu için kocasından azar işitip, evden çıkarak kapının önündeki arabaya binip gittiği sahne. Ailenin yeni şoförü, Murat’ın gerçek babası Ali’nin “Ne tarafa?” diye sorduğu ve Nisan’ın bir kadının en kederli, en yalnız, en kadın, en kendi halinde olduğu o sahne... Dinleyin...

ALİ: Ne tarafa?

NİSAN: Bilmiyorum.

ALİ: Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?

NİSAN: Hayır yok. Yapılacak hiçbir şey yok.

ALİ: Yalnız bırakmamı ister misiniz? İnsanın çok isteyip de bir türlü yalnız kalamamasının ne demek olduğunu çok iyi bilirim.

NİSAN: Benden iyi bilemezsiniz. Her an dedelerim, büyük dedelerim, büyükannelerimle beraber yaşıyorum. Osmanlı’nın bütün ruhlarıyla.

ALİ: Başkaları cehennemdir...

Abartmıyorum, tek tek hepsini ayakta alkışlıyorum. Ve bugün sizi ikinci defa Bıçak Sırtı’nı seyretmeye çağırıyorum. Eğer izleyemiyorsanız, henüz daha üçüncü bölümünde televizyon tarihimize geçeceğini ispatlayan, adını altın harflerle ekrana gönül gözüyle bakan herkesin sinesine yazdıran Bıçak Sırtı’nı yakalayın diye. Birbirinin benzeri onlarca dizi arasında, ilhamını kendisinden alan, hiçbir yerden hiçbir şey kopyalamadan, sinemanın bütün unsurlarını, sinemada izlediğim birçok filmden daha cüretli, daha görkemli, daha yürekli taşıyan Bıçak Sırtı’nı kaçırmayın diye...

Melal
27-09-07, 14:08
BIÇAK SIRTI'NA ÇOK YAZIK!

Daha dizinin fragmanları dönmeye başlayınca, kadrosundan dolayı “Bıçak Sırtı,” yılın dizisi olacak demiştim. Yine yanılmadım..

Çevremden duyduğum ve gözlediğim kadarıyla çoluk-çocuk herkes Bıçak Sırtı’nı ve oyuncularının rolünü konuşuyor.. Özellikle Fikret Kuşkan, Nejat İşler ve Vildan Atasever’in rol kabiliyetindeki başarı konuşuluyor..

Bıçak Sırtı’nı izlerken gerçekten bir sinema filmi izler gibi izliyoruz.. Ve hiç bitmesin istiyoruz.. Benim gibi düşünenler çoğunlukta..

Bugüne kadar bir sürü dizi yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. Güzel olmasına rağmen diğer dizilerde mutlaka sırıtan bir yer vardır. Ya birkaç oyuncu rolüne oturmamıştır ya da iyi oyuncu değillerdir. Ya da senaryoda tutarsızlık vardır. Diziyi zevkle izlerken bunlarla karşılaştığınızda “hadi canım” deyip basarsınız kumandaya ve başka bir kanala geçersiniz.

Ama Bıçak Sırtı’nda “zap” yapmak mümkün değil. İzlemeye başlayınca bırakın kumanda ile oynamayı tuvalete bile gidemiyorsunuz.

Tüm oyuncuları, senaryosu, çekimleri, müzikleri.. Bu kadar mı güzel, kusursuz olur. Özellikle oyuncular harika oynuyor. 30 saniye görünen çok daha iyi oynuyor. Rolü neyse onu görüyorsunuz. Asla bir yapmacılık, abartı yok. Kötü adamsa kötü adam, çocuksa çocuk, korkaksa korkak, hırslıysa hırslı birini görüyorsunuz. Ne eksik, ne de fazla.. Hepsi tam hakkıyla oynuyor Bıçak Sırtı’nda.. Senaryo, yönetmen, müzik de iyi olunca kumandaya gerek kalmıyor. Ee aradaki reklamlar da olacak değil mi? Bu kadar iyi iş yapmışlar, parayı da hak ediyorlar.

Tüm bu güzelliklere rağmen Bıçak Sırtı’na çok yazık!

Neden mi?

Bu kadar iyi bir işin TV dizisi olması yazık. Bu kadar iyi oyuncuların bir TV dizisinde olması gerçekten yazık. Çünkü bu dizinin her bölümü bir sinema filmi tadında.

Sinema filmine gidersin, izlersin, hafızanda yer alır. Aylar sonra tekrar izleyip aynı keyfi de alabilirsin. Sinema filminin güzelliği de budur zaten.

Ama TV dizisinde korkunç bir reyting savaşı vardır. Her hafta diğer dizilerle mücadele edersin. İşler kötü gittiğinde senaryoya, oyunculuğa müdahele eder, değiştirmek zorunda kalırsın. Hatta en kötüsü, kaliteli bir iş olarak reyting alan diğer kalitesiz işlerle baş edebilmek için kaliteyi düşürmek zorunda kalırsın. Popüler kültüre kurban gidersin. İşte Bıçak Sırtı’nın sorunu da bu! Çok iyi iş, çok kaliteli iş ama TV dizisi. Reyting canavarıyla savaşmak zorunda.

Amerika’da bu kadar iyi oyuncuyu bir araya getirebilirsen, Ocean’s 12 filmini yapıp 100 milyon dolar kazanıyorsun. Bizde ise her hafta yayınlanan bir dizi.

İnşallah reyting canavarına kurban gitmez.. İnşallah oyuncuların karakteri değişmez..

Kenan Erçetingöz/gecce.com

Melal
27-09-07, 16:51
Mehmet Günsür geldi, pek hoş geldi…

Efendim, merakla beklenen isim Mehmet Günsür, Bıçak Sırtı dizisinin 3. bölümünde nihayet göründü. Hoş geldi, hem de pek hoş geldi!

Ne yalan söyleyeyim ben ‘Beyaz Gelincik’ dizisinde hiç beğenmiyordum Mehmet Günsür’ü. Gerçek performansını bildiğim için bu dizide bunu yansıtamıyor diye düşünüyordum. O yüzden de o diziye hiç yakıştıramamıştım Mehmet Günsür’ü.

Ama Bıçak Sırtı dizisinin kadrosuna çok yakışmış Mehmet Günsür. Rolünün hakkını verecek gibi duruyor. Daha bir şey söylemek için çok erken. Henüz oyunculuğuyla vurmadı Bıçak Sırtı’nda. Ama ilk intiba olarak diyebilirim ki, Mehmet karakteriyle ilerleyen bölümlere damgasını vuracak.

Şu anda oyunculuğuyla diziye tavan yaptıran iki isim var. Biri Fikret Kuşkan, diğeri Nejat İşler. Mezar başında çekilen sahnede iki isim resmen oyunculuklarını dövüştürdü diyebilirim:

Dilara Pekel/gecce.com

LİSA
29-09-07, 03:20
'Televizyonun yüzde 80'i çöp'



Ünlü oyuncu Fikret Kuşkan, 'Bıçak Sırtı' dizisiyle ekranlara döndü. Ancak televizyon camiasını sert bir dille eleştirmekten de kaçınmadı. Kuşkan, "Televizyonun yüzde 80'i çöp. Bize yüzde 20'si kalıyor. Oysa izleyiciler daha seçici ve özenli davransa, bu çöp yığını azalacak. Hatta, yok olabilir bile... Ancak bunun için çok yol katedilmesi lazım" diye konuştu.
takvim gazetesinden

nur33
29-09-07, 13:06
"Dizideki karakterim Serra için günlük tutuyorum"

"Bıçak Sırtı" adlı dizide piyano öğretmeni Serra rolündeki Canan Ergüder: "Her gün Serra için günlük tutuyorum. Oraya sırlarını ve Orhan'a karşı olan hislerini yazıyorum. Kendimce bir karakter çizmiş oluyorum"

http://www.milliyet.com.tr/2007/09/29/cumartesi/resim/acum.jpg
BAHAR BAKIR


Canan Ergüder'i ilk kez "Bıçak Sırtı" dizisinde piyano öğretmeni olarak tanıdık. Aslında o, ilk kez yedi yaşındayken ailesi ile gittiği ABD'de 14 yıldır oyunculuk yapıyor. Ailesinde tanınmış bir isim daha var: Boğaziçi Üniversitesi'nin eski rektörü Üstün Ergüder.
Canan Ergüder, Üsküdar Amerikan Lisesi'nden mezun olduktan sonra Franklin and Marshall College'da sosyoloji ve tiyatro okudu. Ardından da efsanevi okul New York Actors Studio Drama School'da oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptı. Birçok tiyatro oyununda oynayan Ergüder, genç yaşına rağmen Actors Studio'da hayat boyu üyeliği de kazanmış durumda.
Ergüder'le Bebek Kahve'de buluştuk. 31 yaşında çok güzel bir kadın, komplekssiz ve çok aşık. Yanlış anlamayın, kocasına. İki kişilik bir tiyatro oyununda tanışıp aşık olduğu, ABD'li yönetmen Christopher Burke'ün çektiği bağımsız film "Shooting Johnson Roebling"de başrolde oynadığını ve festivalde en iyi yardımcı kadın ödülünü kazandığını anlattı.
İlk kez Türkiye'de bir dizide rol alan Canan Ergüder'le şimdiden tartışılmaya başlanan rolünden bahsettik.

"Bıçak Sırtı" diziyle ilk kez Türk seyircisiyle buluştunuz. Nasıl dahil oldunuz projeye?
14 yıldır ABD'de yaşıyorum. Birkaç sene önce Türkiye'ye geldiğimde Noname Ajans'tan Tülin Berk'le tanıştım. Sonra tekrar geldiğimde beni TMC'den birkaç kişiyle tanıştırmak istediğini söyledi. Sağ olsunlar bana çok ilgi gösterdiler. Sonra geri döndüm. Ağustos ayında telefonuma "Canan hemen geliyorsun, 'Bıçak Sırtı' için seni istiyorlar" diye bir mesaj bırakmışlar. Bu kadar çabuk olacağını hiç düşünmemiştim. Senaryonun okuyunca çok içime sindi. Telefon edip hemen "Bu işte varım" dedim.

Dizinin çok güçlü bir oyuncu kadrosu var. İşi kabul ederken bunu da göz önünde bulundurdunuz mu? Sonuçta buradaki tiyatro ve oyunculuğa yabancı birisinz.
Bu zaten çok büyük bir artıydı. Mehmet Günsür çocukluk arkadaşımdır, Nejat İşler'i de tanıyorum. O yüzden mutluyum. Sette yabancılık çekmiyorum. Ayrıca Fikret Kuşkan harika bir oyuncu. Dizi ile ilgili üzüldüğüm tek nokta kocamdan ayrı kalıyor olmam.

Serra nasıl bir tip, birbirinize benziyor musunuz? Böyle bir ilişki yaşar mıydınız?
Serra çok duygusal bir kadın. Bu evde ailenin çok da mutlu olmayan ve sınırlar içine hapsolmuş yaşantısını gözlemliyor. Bu gerilimli ortam içerisinde Orhan'la (Fikret Kuşkan) aralarında çok büyük bir çekim var. Serra bu elektriğe hayır diyemiyor. Orhan'ın yaşadığı mutsuzluğa merhem olmak istiyor. Ve aşkı için kendini her türlü riski almaya hazır hissediyor.
Serra gibi ben de duygusalım. Aşkım için risk alırım. Ama evli bir adamla ilişki yaşamak istemem. Gerçi hayat ne gösterir bilinmez. Ayrıca Serra çok havalı, giyimine kuşamına çok dikkat ediyor. Bu tabii ders verdiği evle ilgili. Ben günlük yaşamımda spor ve rahat giyinmeyi tercih ederim. Serra gibi her gün saçımı yaptırmam, o kadar abiye elbiseler giymem.

http://www.milliyet.com.tr/2007/09/29/cumartesi/resim/acum1.jpg

"Öpüşme sahnesini kocam kıskandı"

Serra dizide bir yan karakter. Ama Orhan'la yaşayacağı aşkla her an başrole de çıkabilecekmiş gibi gözüküyor.
Evet, aslında kilit bir tip. İpucu vermek istemiyorum ama hikayede her an her şey olabilir. Ben bu role yan ya da başrol olarak bakmıyorum. Rol roldür. Böyle güçlü bir yapımda oynamak Türkiye'de tanınmam açısından önemli.

Rolünüze nasıl hazırlanıyorsunuz?
Her gün oynayacağım sahne ile ilgili Serra'nın neler hissettiği, o gün neler yaptığı ile ilgili günlük tutuyorum. İlk kez bir rol için bunu yapıyorum. Böylece ona kendimce bir karakter çizmiş oluyorum. Günlüğe sırlarını ve Orhan'a karşı hissettiklerini yazıyorum.

Serra karakterine şu ana kadar ne gibi eeleştiriler geldi?
"Neden evli adamla uğraşıyorsun?" diyorlar. Ben de "Aşık oldular" diyorum. Çünkü herkes böyle bir şey yaşayabilir. Bunun dışında gerçek hayattaki halimin çok farklı olduğunu söylüyorlar. Daha genç gözüküyormuşum. Bu güzel bir iltifat! Kocam ve arkadaşlarım Türkçe bilmeseler de diziyi zevkle izliyor, ailem de.
Öpüşme sahnesinde "Acaba babam ne düşünür?" diye korkuyordum açıkçası. Ama hiçbir şey demedi. İşin ilginç tarafı babam yerine kocam bu durumu kıskandı.

"Tek hayalim balerin olmaktı"

Tiyatroya nasıl başladınız?
Küçüklüğümden beri tek hayalim balerin olmaktı. Uzun süre de bale yaptım ama 14 yaşında vücudumun şeklinin prima balerin olmaya elverişli olmadığını anlayınca bıraktım. Çok acı veren bir karardı benim için. Sonra lisedeki drama hocam sayesinde bir oyuna girdim ve çok başarılı oldum. Sahneyi çok sevdiğimi anladım. Ondan sonra da hep aklımda ABD'ye gidip tiyatro yapmak vardı.

http://www.milliyet.com.tr/2007/09/29/cumartesi/resim/acum2.jpg

Babanız Prof. Dr. Üstün Ergüder gibi akademisyen olmak hiç istemediniz mi?
Hayır, hiç olmadı. Zaten böyle bir şeye de zorlamadılar. Ayrıca Amerika'da tiyatroculuğun yanında garsonluk da yapıyordum. Çünkü bütün dünyada olduğu gibi ABD'de de tiyatrodan çok para kazanılmıyor. Ailem bunu bile garipsemedi.

Neden Türkiye'de değil de ABD'de bu işi yapmak istediniz?
Yedi yaşında ailece Amerika'ya gitmiştik. Babam bir üniversitede ders verecekti. Orası benim kendimi bulduğum yer oldu. Birçok kişinin aksine çok sevdim. Ailem başta gitmemi istemedi. Babam "Hep dünya insanı ol, bir ayağın ABD'de bir ayağın Türkiye'de olsun" diyordu. Bu diziyle istediği de oldu.

"Sette makyaj ve kostümle çok ilgilenirim"

Rahat giyinmeyi çok severim. Gardırobumda bir sürü kot var. Ayrıca yeşil en sevdiğim renk. Ayakkabıdan çok çizme giyerim.
Boğazıma çok düşkünümdür. Genelde sağlıklı beslenirim. Ama Türkiye'ye gelince hamur işi ve mantı yemeye dayanamıyorum.
Her kadın gibi süslenmeyi severim. Oyuncu olamasaydım makyöz olurdum. Sette makyaj ve kostümle çok ilgilenirim. Abartılı makyaj sevmem ama rimelsiz de çıkmam dışarı.
"Lost", "Sopranos" ve "Grey's Anatomy" dizilerine bayılırım. Yerli dizilerden de "Yaprak Dökümü"nü izleyeceğim.
Blues ve folk dinlerim.
İstanbul'a geldiğimde Beyoğlu ve Tünel'e giderim. Kafa dinlemek için de Gülhane Parkı'na...


http://www.milliyet.com.tr/2007/09/29/cumartesi/acum.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/09/29/cumartesi/acum.html)

.

delfin23
30-09-07, 08:34
Dizi dizi hatalar, bizimkiler yakalar!

Hep övünüp, duruyorum ya, "Yakından Kumanda'nın yetiştirdiği ekran hafiyeleri sektöre kalite ve özen getirecek" diye... Bugün Yakından Kumanda'nın hafiyeleri size bir "resital" sunuyorlar. İşte dizi dizi hatalar... (Hepsinin sağlaması yapılmıştır.) Bıçak Sırtı'nda Murat'ın öğretmenini iftara davet ettiler. İftar vakti hava gayet aydınlıktı. Haydi diyelim ki aydınlık olabilir. Peki ya iftardan sonra Orhan Bey öğretmeni eve bırakırken hava nasıl hâlâ aydınlık olabiliyor?

hyoldas
30-09-07, 10:34
'Aşka inanmıyorum dediğimde, saçmalamışım'

İlk filmiyle Altın Portakal aldı, herkes onu 'küçük haşarı kız' olarak bildi. Bıçak Sırtı'ndaki rolüyle mesleğinde yeni bir sınav veren Vildan Atasever'le, korkularını ve hayallerini konuştuk..

Dışarıdan çok daha korkusuz ve iddialı görünmesine rağmen, ürkek hali şaşırttı beni. Yanlış yapmaktan öylesine korkuyor ki... Konuşurken ara ara "İnsanız, hatalar hepimiz için," diyor ve bunu söylerken bile gözlerinize bakıp onay bekliyor sizden. Vildan Atasever'i hangi hatası ya da yanlışı korkutmuş bilmiyorum ama, aslında korkmasına hiç gerek yok. Çünkü ne yaparsa yapsın, onu tanıyanlar iyi niyetinden ve temiz kalbinden şüpheye düşmez. Bu arada, her ne kadar 'inşallah maşallah,' dese de kesin âşık... Kime mi? Yakında hep birlikte görürüz!


- Sizinle ilgili şöyle bir izlenimim var benim, sanki bir gün her şeyi bırakıp gidebilirmişsiniz diye hissediyorum... Bugüne kadar hep iyi projelerde yer aldınız ama bunların bir yandan da sizin için çok da önemi yokmuş gibi....
- Gelecekte neler olur, hayat bana neler getirir bilemiyorum... Kimbilir belki bir gün gidebilirim buralardan ama ben bu mesleğe asla bırakmak için başlamadım. Altı yaşında anneme ve ablama "Ben oyuncu olacağım," derken de çok ciddiydim, hâlâ da öyleyim. Oyuncu olmak, başarılı işlerde yer almak gerçekten çok istediğim bir şey ve ben bu şansı yakalamış durumdayım. O yüzden bu noktadan sonra bırakıp gitmek 'pes etmek' anlamına gelir, ki bunu da yapmam. Mesleğimle ilgili hayallerim ve umutlarım var daha.

'YANLIŞ KARARLARIM OLMUŞTUR'
- Böyle aklına eseni yapan, deli dolu bir tarafınız da var ama öyle değil mi? - Canlandırdığım roller ve yaşadıklarım yüzünden öyle algılanıyor olabilir. Tabii ki hepimizin vardır öyle tarafları ama öyle çok da deli dolu değilimdir.

- Altı yaşında oyuncu olmaya karar vermişsiniz. Hayatta aldığınız her karardan bu kadar emin misiniz?
- Emin olduğunuzu zannedip yanıldığınız da oluyor hayatta. Gençliğin verdiği o heyecan ve acelecilikle yanlış kararlarım olmuştur. Ama büyüdükçe düşünmeyi, sabretmeyi ve durmayı öğreniyor insan. Hem artık sorumlukları ve hayatta bir duruşu olan biriyim. Gencim, daha 26 yaşındayım ama bir kadınım sonuçta...

- Ne zaman "Artık daha dikkatli olmalıyım," dediniz, Altın Portakal ödülünü aldıktan sonra mı?
- Hayır, ödül almak benim hayatımı hiç değiştirmedi ama sorumluluklarım tabii ki arttı. Ben büyüdükçe, yeni yeni projelerde rol aldıkça farkına varıyorum birçok şeyin. Daha farklı görmeye, daha farklı bakmaya, daha farklı yaşamaya başlıyor insan her şeyi zamanla. Düşünsenize, ben İki Genç Kız da oynarken 21 yaşındaydım daha... Ödüllü olduğum için mükemmel değilim ama hep daha iyi olmak için çalışıyorum.

'İYİ PROJE BEKLİYORUM'
- Peki bu başarılı gidişatın ne kadarı şans, ne kadarı yetenek? - Bugüne kadar çok değerli yönetmenlerle ve oyuncularla çalışmış olmam tabii ki şans. Ama bunun devamlılığını yeteneğimle sağladığımı düşünüyorum..

- Hep iyi isimleri ve projeleri mi bekliyorsunuz, yoksa bu yıl herhangi başka bir diziden teklif gelse kabul eder miydiniz?
- Etmezdim çünkü ben hep iyi olanı bekliyorum. Dedim ya, artık beklemeyi öğrendim. Kader'den sonra hiçbir sinema projesini kabul etmeme nedenim de bu. Bir önceki performansımın üzerine çıkabileceğim, beni çok daha zorlayacak bir iş olmalı bundan sonra yer alacağım sinema projesi. Hatta öyle ki, hiç yapamayacakmışım, başaramayacakmışım gibi görünecek ama ben onun üstesinden geleceğim... İşte bu hayattaki en büyük zevk benim için. Parayı telaffuz etmek bile istemiyorum çünkü benim için çok ikinci ve üçüncü planda.

- Ailenizle çok yakın olduğunuzu duymuştum, hâlâ öyle misiniz? Ne ifade ediyor onlar sizin için?
- Onlar bu hayattaki her şeyden daha önemli benim için. Tabii ki yalnız yaşamaya başlıyor ve bir başınıza kalıyorsunuz günü geldiğinde... Ama ailem beni gerçek anlamda hiç yalnız bırakmadı bugüne kadar. Hayatta her zaman sarılabileceğim, güvenebileceğim, arkamı yaslayabileceğim insanlar onlar.

- Kaç kardeşsiniz?
- Beş; üç kız, iki erkek. Benim bir küçüğüm var, o şimdi askerde (sesi titriyor). Onu o kadar özlüyorum ki, anlatamam. Gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

- Babanızla aranız nasıl, o mesleğinize ve bugüne dek yaptığınız işlere nasıl bakıyor?
- O benim hayatımdaki en büyük aşkım! Birbirimize o kadar çok benziyoruz ki, ben her şeyimle onun bir kopyasıyım. O yüzden de beni çok iyi anlıyor, bakışlarımızla konuşuruz biz. Tabii ilk başlarda bu mesleği seçtiğim için çok tedirgindi. Bir de narkotik şubeden emekli bir başkomiser olduğu için İstanbul'da neler olup bittiğini biliyordu. Ama zamanla o tedirginliğini üzerinden attı. Şu an benimle gurur duyuyor, kendi gibi olduğumu biliyor çünkü. "Ben karşı çıktım ama o inat etti ve istediğini elde etti, başardı. Şimdi onunla gurur duyuyorum," diyor. Rol aldığım her projeyi izler, "Burada niye böyle oynadın? Olmamış!"der yeri geldiğinde.

- Aşka inanmadığınızı söylemişsiniz, hâlâ öyle mi? (Yüzünde güller açıyor):
- Aşksız olur mu? Hayatın en önemli ve hatta tek meselesi aşk. Bunu ne zaman söylediysem saçmalamışım, öyle diyeyim...

- O günden bugüne ne değişti?
- Aşk biten bir şey, önemli olan geride kalanlar.. Ben herhalde bir iki yıl önce söylemişimdir öyle bir şeyi, yanılmışım...

- Âşık olma yolundasınız sanırım...
- İnşallah!

- Ayrıldığınız eşinizle tekrar bir araya geleceğinize dair haberlerin asılsız olduğunu anlıyorum buradan...
- Kesinlikle yok öyle bir şey. Tekrar birleşecek olsaydık, hiç kopmazdık zaten. Ama insan birlikte olduğu kişiyle yaşadığı iyi günleri de unutmamalı. Nefreti sevgiye dönüştürebilmek çok önemli bence. İki kişi bir şey yaşarsınız ama sonunda birbirinin yüzüne bakamayacak duruma gelmemeli insan. Benim için en acı verici şey budur. Düşünsenize delice âşık oluyorsunuz ama bir gün geliyor ve ondan nefret ediyorsunuz, bu korkunç! Mesela ben hâlâ eski eşimle konuşabiliyor ve onun yüzüne gülerek bakabiliyorum.

- Dedikodulardan ve magazin dünyasından uzak kalmayı gayet iyi başarıyorsunuz göründüğü kadarıyla. Bunun için özel bir çaba gerekiyor mu?
- Aslında gerekmiyor. Ben kendi hayatımı, yani Vildan'ın hayatını her zamanki gibi yaşıyorum. İstediğim zaman pazara, istediğim zaman alışveriş merkezine, istediğim zaman da arkadaşlarımla eğlenmeye gidiyorum. Ama gece hayatını sevmediğim için, beni çok az görebilirsiniz gece dışarıda. Gayet mütevazı ve kendi halinde bir hayatım vardı, aynen devam ediyor. Ailemle beraber olmak en büyük keyfim.

- Neden korkuyorsunuz en çok?
- Kötü niyetten... Ben çok Allah inancı olan bir insanım ve 'Ne düşünürsen sana gelir,' durumunu gayet iyi bilirim. Kötü niyetli insanlardan ve iftiradan gerçekten çok korkarım. Hakkımda yalan yanlış şeylerin yazılması da, beni çok üzer.

- Bazı erkekler sizi çok çekici buluyor. Siz aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?
- Sağolsunlar... Ama ben her zaman öyle görmüyorum kendimi, değişiyor. Genel olarak halimden memnunum ama. Tabii "Türkiye'nin en güzel kadınıyım," demiyeceğim. Güzelin de güzeli var her zaman.

- Minyon ve ufak tefek olmanıza rağmen, kadınsı görünmeye özen gösteriyorsunuz, öyle değil mi?
- O ruh halime göre değişiyor. Bir gün eşofmanla da çıkarım sokağa ama bazen evde güzel bir elbise giymiş, makyaj yapmış bir halde de oturabilirim kendi kendime... Genelde bakımlı ve titizimdir ama.


Kaynak: Sabah//Pazar Eki

Akeldan arkadaşımızından alıntıdır. :img-yes:

http://i221.photobucket.com/albums/dd139/hyoldas/AD4D1D72B1F8DA48A6BC262Cr.jpg+http://i221.photobucket.com/albums/dd139/hyoldas/45AE80D7866DE446BE8BF266r.jpg

mause
02-10-07, 21:43
Şehzade Murat Çoktan Yıldız Oldu

Bıçak Sırtı'nın şehzadesi Murat,küçücük yaşına rağmen yeteneğiyle ekipteki onca iyi oyuncu arasından sıyrılıp kendisini göstermeyi başardı.Gerçek ismi Batuhan Karacakaya olan minik şehzade,dizi oyunculuğunun mükafatını hemen bir reklam filminde rol kaparak aldı.Genç şehzade,dikkatli bakın tanıyacaksınız,şimdilerde bir çikolata markasının reklamlarında boy gösteriyor.Yetenekli ve sevimli yıldız,gencecik yaşında hem bir dizide,hem de bir reklam filminde aynı anda rol kesiyor.

Kaynak:2 Ekim 2007/Vatan Gazetesi/Mehmet Güler

delfin23
03-10-07, 08:58
Dizi setleri yeni bir aşk doğurdu! Bıçak Sırtı'nda rol alan Nejat İşler'le Vildan Atasever'in birlikte olduğu söyleniyor.



Diziler, farklı senaryoları kadar oyuncuları arasında başlayan aşklarla da adından söz ettiriyor. Tıpkı bu sezonun en iddialı dizilerinden Bıçak Sırtı gibi... Fikret Kuşkan, Nejat İşler ve Mehmet Günsur gibi usta oyuncuları bir araya getiren 'Bıçak Sırtı', yeni bir beraberliğin fitilini de ateşledi. İddialara göre; çapkınlıklarıyla ünlü Nejat İşler, gönlünü dizide kardeşini canlandıran Vildan Atasever'e kaptırdı.

BAŞARIYI ETKİLEMESİN...
Çekimler dışında da sık sık bir araya geldikleri söylenen Nejat ile Vildan, şimdilik bu aşklarını en yakın çevrelerinden bile saklıyor. Aşklarının dizinin başarısının önüne geçmemesi için böyle bir karar aldığı konuşulan Nejat İşler ile Vildan Atasever, Etiler ve Bebek gibi gazetecilerin yoğun olarak bulunduğu mekanlardan çok Taksim ve Cihangir gibi sakin yerlerdeki kafelerde buluşuyor.

MAGAZİN SERVİSİ

Takvim Gazetesi

hyoldas
03-10-07, 13:41
Sevgili Ece Uslu'da Bıçak Sırtı izliyor. :img-wink:

"Küçük bir alıntı"


Takip ettiğiniz yerli diziler var mı?
Açıkçası çok vaktim olmuyor benim. Ama bu sene 'Bıçak Sırtı'nın bir bölümünü izleyebildim, çok başarılı buldum.

http://i221.photobucket.com/albums/dd139/hyoldas/acaf1.jpg

Ali Eyüboğlu

hyoldas
03-10-07, 13:46
Bıçak Sırtı zirvede

http://i221.photobucket.com/albums/dd139/hyoldas/4188129.jpg



Kanal D, “Arka Sokaklar” ve “Bıçak Sırtı” dizileri ile Pazartesi’nin birincisi oldu


Kanal D, Pazartesi günü “Arka Sokaklar” ve “Bıçak Sırtı” dizileri ile Türkiye’yi ekran başına kilitleyip, rakiplerini geride bıraktı ve yine birinci oldu.
Arka Sokaklar birinci
Kanal D’nin, başrollerinde, Zafer Ergin, Gamze Özçelik, Şevket Çoruh, Özgür Ozan, Uğur Pektaş ve İlker
İnanoğlu’nun oynadıkları polisiye macera dizisi “Arka Sokaklar”ın Pazartesi akşamı ekrana gelen bölümü, Tüm Kişiler’de yüzde 8.8 rating ve yüzde 27.9 izlenme payı ile birinci oldu.

“Bıçak Sırtı” da zirvede

Kanal D’nin başrollerinde Fikret Kuşkan, Nejat İşler, Mehmet Günsür, Melisa Sözen, Vildan Atasever ve Erkan Can’ın oynadıkları “Bıçak Sırtı” adlı dizisinin pazartesi akşamı ekrana gelen bölümü A/B Sosyo Ekonomik Statü’de yüzde 8.5 reyting ve yüzde 24.0 izlenme payı ile yine birinci oldu. Yasak aşklarla, ihanetlerle, babalığın ne olduğu meselesiyle, soyluluk ve yoksulluk kavramlarıyla örülü “Bıçak Sırtı”nın yeni bölümlerinde tempo daha da artıyor.


http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/7399922.asp?gid=176&sz=8203

hyoldas
03-10-07, 14:14
Ekran Yakışıklıya Doydu


YENİ SEZONLA BİRLİKTE EKRANA GELEN DİZİLER BİRBİRİNDEN YAKIŞIKLI OYUNCULARIN EKRANDA YER ALMASINI SAĞLADI

Hafta Sonu dergisi ekranların en yakışıklı erkeklerini sayfalarına taşıdı. Yeni sezonla birlikte ekranlar 'yepyeni' yüzler görmeye başladı. Yeni yüzlerle birlikte geçen sezondan yoluna devam eden dizilerin oyuncuları da, başta genç kızlar olmak üzere seyircileri büyüler oldu.

Geçtiğimiz hafta 'Ekranın Parlayan Yüzleri' haberinde dizilerin en güzel kadınlarını sayfalarına taşıyan Hafta Sonu dergisı, bu hafta da dizilerin erkeklerini mercek altına aldı. İşte ekranın en yakışıklı jönleri:


Binbir Gecce dizisinden Halit Ergenç, Tardu Flordun, Bıçak Sırtı dizisinden Fikret Kuşkan, Nejat İşler, Mehmet Günsur, Menekşe ve Halil dizisinden Kıvanç Tatlıtuğ dizilerde öne çıkan yakışıklılar. (Gecce.com) 22.09.2007 05:15

nes_rial
05-10-07, 16:48
Merakla beklenen röportaj:img-wink:...Resim çıkmamış nedense Radikal'in sitesindeki sayfada..

Hapşırıkla 'çok yaşa' arası mesafe

Neşe Şen (solda) ve Gaye Boralıoğlu, iyi bir dizinin formülünü, herkesin ilgisini çekecek bir çatışma ve mümkünse bu çatışmanın merkezine oturacak bir aşk olarak veriyor.

'Üzgünüm Leyla', 'Zerda', 'Bir İstanbul Masalı', 'Hırsız Polis' ve şimdi 'Bıçak Sırtı'nın senaristleri Gaye Boralıoğlu ve Neşe Şen, Türk tipi izleyicinin sevdiği dizi matematiğini, kendi denklemlerini ve lisede yeşermiş bu mümbit birlikteliklerini anlattı

06/10/2007

Gün geliyor gazetelerin manşetleri, ana haber bültenleri, memleketin en reel meselesi olarak bir dizi karakterini tartışıyor. Sokakta, öğleden sonra oturmasında, işyeri kahve aralarında muhabbet başlıkları çokça Türk insanının televizyon müptelalığı üzerinden şekilleniyor. İşin iç tarafına bakıldığında, çok fazla sıcak paranın döndüğü, çok fazla insanın karnını doyurduğu, aynı zamanda her şeyin pamuk ipliğine bağlı olduğu vahşinin vahşisi bir sektör dizi piyasası.
'Üzgünüm Leyla', 'Zerda', 'Bir İstanbul Masalı', 'Hırsız Polis' ve şimdi 'Bıçak Sırtı' gibi kendi çıtasını kendi belirlemiş, peşinden çok insan sürüklemiş/sürükleyen dizilerin senaristleri Gaye Boralıoğlu ve Neşe Şen, bu camiada gittikçe markalaşan bir ikili. Birlikte çalıştıkları ekiplerin de hakkını yemeyelim, ama bu iki kadının elinin değdiği işler ben buradayım diyor muadilleri arasından. Belki reklam geçmişlerinin sivrilttiği algılarından, belki özellikle Boralıoğlu'nun edebiyatla damardan temasından, belki burunları iyi koku aldığından, belki ekiplerini iyi kurduklarından, belki de birbirlerini bulduklarından... Tam da bu belkiler üzerine konuştuk zaten...

En son senaryosunu yazdığınız 'Bıçak Sırtı' dizisi, aranızda nasıl bir cümlede doğdu? Genelde nasıl cümlelerden çıkar diziler?
Neşe Şen: Daha 'Hırsız Polis' bitmemişken, yeni dönemi düşünmeye başlamıştık. Bunları kenara koyalım diye projeler yazıyorduk. Başka bir iş üzerine çalıştığımız bir arkadaşımız -şimdi orijinal cümlesini söylemeyelim, ileride oradan devam edebilir çünkü- bir şey söyledi. "İlginç, ama buradan dizi çıkmaz" dedik. Biz o cümleyi aldık, üzerine çalıştık. 'Hırsız Polis' gibi çıkmadı 'Bıçak Sırtı'. 'Hırsız Polis'te Gaye tak diye önümüze koymuştu hikâyeyi. O yüzden 'Bıçak Sırtı' tüp bebek, üzerine çalışa çalışa doğdu.
Gaye Boralıoğlu: 'Hırsız Polis'te damardan bir aşk hikâyesi anlatmıştık, kendimizi tekrarlamak istemiyorduk. Ama şu da var, televizyonda çok geniş bir kitleye hitap ettiğinizden ana damara koyduğunuz hikâyenin herkesi ilgilendirmesi lazım. Burada aşk değil, onun kadar değerli bir şey ebeveyn-çocuk ilişkisi olsun dedik. Dizilerde bir zenginlik vardır, ama nereden geldiği belli değildir. Zenginliğin havada kalmasını