Tüm Versiyonu Göster : 80.Oscar Ödülleri


Sayfalar : [1] 2

sbuffy
13-09-07, 14:05
80. Oscar töreni tarihi belli oldu

http://www.ekolay.net/sinema/images/22032007145739_38_462598osc.jpg

Sinema dünyasının en önemli ödüllerinden olan Oscar'lar önümüzdeki sene 24 Şubat'ta 80. kez dağıtılacak.
Amerikan sinema akademisi ödüllerinin gelecek yıl 24 Şubatta verileceği duyuruldu.

Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından yapılan açıklamada, 80’inci Oscar ödülleri töreninin, 24 Şubat 2008 pazar günü yapılacağı bildirildi.

Açıklamada, Oscar adaylarının da 22 Ocakta ilan edileceği kaydedildi.

kaynak:ekolay.net

sbuffy
13-09-07, 14:17
Oscar Yarışında Bir Güney Koreli

Geçtiğimiz Mayıs Cannes Film Festivali'nde gösterilen ve büyük alkış toplayan Güney Kore filmi Secret Sunshine Oscar yolunda. Bir Lee Chang-dong filmi olan Secret Sunshine Akademi Ödülleri'nin yabancı film kategorisinde en iyi olmak için yarışacak.

Kore Film Konseyi Secret Sunshine'ın gişelerde Kim Ki-Duk'un Breath ve Kim Ji-hoon filmlerini geçtiğini söylüyor. Güney Kore Oscar için şimdiye kadar ilk beşe girememişti. Eleştirmenler yabancı film klasmanında Secret Sunshine'ın şansının yüksek olduğunu söylüyorlar.

kaynak:film.gen.tr

sbuffy
13-09-07, 14:20
Oscar ödüllerinin bu yılki sunucusu...

http://www.ekolay.net/sinema/images/13092007104910_38_502329osc.jpg

Oscar ödül töreninin sunuculuğunu bu yıl ünlü komedyen, oyuncu ve televizyon yapımcısı Jon Stewart’ın yapacağı açıklandı.

Oscar ödüllerini belirleyen Film Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nden yapılan açıklamada, 24 Şubat 2008 tarihinde yapılacak olan tören için, bu görevi 2 yıl önce de yerine getiren Stewart’ın seçildiği bildirildi.

Stewart, 2001 ve 2002 yıllarındaki Grammy ödül törenlerini de sunmuştu. Bu yıl 80.si yapılacak tören, Hollywood Kodak Theatre’da düzenlenecek.

Kaynak:ekolay.net

sbuffy
13-09-07, 14:47
"Oscar 2007"nin en iddialı 10 filmi

Venedik Film Festivali ödüllerinin açıklanmasının ardından, Oscar kulislerinde ve forumlarda, bu yılın favori filmleriyle ilgili spekülasyonlar artmaya başladı. İşte 80. Oscar Ödülleri'nde bu yıl ses getirmeye aday 10 film:

1) "Charlie Wilson's War"
Şu ana kadar 2-3 resim dışında filme dair görebildiğimiz bir şey yok. Ancak kadro oldukça iddialı. Her şeyden önce Mike Nichols ("The Graduate", "Closer") yönetmen koltuğunda oturuyor. Başrollerde ise uzun süredir dişe dokunur bir şey yapmayan Tom Hanks ve Julia Roberts var. "Capote" (2005) ile Oscar'ı evine götüren Philip Seymour Hoffman ve yeni neslin parlak oyuncuları Amy Adams ile Emily Blunt ise filme şüphesiz büyük güç katıyorlar. 80'lerde Afganistan'da yapılan gizli anlaşmaları anlatan aynı isimli romandan uyarlanan filmin senaristi ise özellikle "The West Wing" adlı diziyle Hollywood'da pek sevilen Aaron Sorkin. Hakkında çok şey bilmesek de, senaryosuna odaklı yazılan eleştiriler genel anlamda Sorkin'in "The West Wing"de yaptığı şekilde politika ve mizahı, zeki diyaloglarıyla sağlam bir şekilde birleştirdiği yönünde. Ancak elbette Sorkin diyalogları ve Mike Nichols mizansenlerinin kimyası nasıl uyuşacak bilemiyoruz. Diğer yandan dizisiyle kadrosundaki neredeyse her oyuncusuna Emmy kazandırmış olan Sorkin'in, bu sefer Hollywood'un büyük yıldızlarına nasıl ilhamlar vereceği merak konusu. Geçtiğimiz günlerde yapılan test gösterimlerinden sonra internete sızan birkaç yorum filmin oldukça iyi olduğu yönünde. "Charlie Wilson's War" eğer sürpriz bir biçimde eleştirmenlerden veto yemezse bu sezonun en iddialısı olmaya şimdiden hazır. Oyuncularla ilgili ise; Tom Hanks'in yıllar sonra ilk adaylığını alması söz konusu olabilir. Julia Roberts cephesi ise biraz karışık. Zira oyuncunun yardımcı mı yoksa başrol mü sayılacağı konusunda bir kararsızlık hakim. Filmin ilginç yanlarından birisi ise, artık Oscar umudu taşıyan filmlerin Ekim ve Kasım aylarında görücüye çıktığı bir dönemde, vizyon gösterimi için Aralık'a kadar bekleniyor olması. Bu da filmle ilgili daha uzun bir süre hiçbir şeyden emin olamayacağız demek.

2) "Kefaret" ("Atonement")
2005 yılının en favori filmlerinden olmasına karşın yapımcı şirket Focus Features'ın Akademiyi cezbetmek için "Brokeback Dağı"na ("Brokeback Mountain", 2005) odaklanması sebebiyle sadece birkaç adaylık alabilen "Aşk ve Gurur"un ("Pride and Prejudice", 2005) genç yönetmeni Joe Wright bir kere daha Keira Knightley'e adaylık kazandıracak gibi gözüküyor. Ancak şurası kesin ki Wright yeni filmiyle çok daha fazlasına ulaşacak. Galası Venedik Film Festivali'nde yapılan "Atonement" aslında klasik bir savaş draması gibi gözüküyor. Ancak çıkan eleştiriler zeki senaryosuyla beraber Wright'ın da yönetiminde filmin oldukça etkileyici olduğunu gösteriyor. Keira Knightley'nin yanında başrolde yer alan ve geçtiğimiz sene "İskoçya'nın Son Kralı"nda ("The Last King of Scotland", 2006) etkili bir performans sergileyen genç oyuncu James McAvoy da Akademi'nin gözüne bu sefer girebilir. "Atonement"ın sadece fragmanına bakarak sanat yönetmenliği, kostüm gibi teknik kategorilerde adaylık alacağı ve film hakkında yorumlara baktığımızda bunun daha ötesine gidip bu senenin büyüklerinden birisi olacağı kesin gibi.

/b]3) "American Ganster"[/b]
Akademinin utanç listesinde yer alan Ridley Scott bir kere daha Oscar şansını zorluyor. Filmin oyuncu kadrosu ise "American Gangster"in ödül anlamında yeterince ilgi toplamasına yetecek gibi. İki Oscar'lı Denzel Washington'a Russell Crowe eşlik ediyor. İkilinin birbirinden sürekli rol çalacağına emin olabilirsiniz. 70'lerde geçen hikâyesiyle ve Scott'ın işin zanaat kısımlarındaki becerisini düşündüğümüz zaman filmin tepelere oynamasına şaşırmamak gerekiyor. Ayrıca filmin senaristinin Hollywood'un favori yazarlarından Steve Zaillian ("Schindler's List", "Gangs of New York") olduğunu da belirtmekte fayda var. Yeni bir "Baba" ("The Godfather", 1972) olur mu bilinmez ama Scott, filmiyle gangster türüne özlenen kaliteyi geri getirebilir. Şu ana kadar yayınlanan fragmanlarsa filmi umutla beklememiz için yeterli bir neden.

4) "No Country for Old Men"
Aslında Coen biraderlerin filmlerini otomatikman bir tahmin listesine almak pek normal değil ancak geçtiğimiz Mayıs ayında Cannes Film Festivali'nde ilk gösterimi yapılan film inanılmaz büyük bir beğeniyle karşılandı. Her ne kadar festivalden eli boş dönse de şu anda Coen'lerin, "Fargo" (1996) sonrasında ikinci kere ödüllerin büyükler kategorisine girmesi bekleniyor. Özellikle Javier Bardem'in oyunculuğunda adaylık alabileceği konuşulan filmin, iki kardeşe bir senaryo adaylığı daha getireceği kesin gibi. Elbette "No Country for Old Men" Mayıs'ta yakaladığı bu ilgi onu Oscar adaylığına götürecek kadar güçlü değil. Bunun için öncelikle Amerika'da vizyona girince gündeme tekrar çıkması gerekiyor.

5) "3:10 to Yuma"
Hep iyi eleştiriler toplayan ancak tam zirveye de çıkamayan filmlerle tanıdığımız James Mangold, son filmi "Sınırları Aşmak" ("Walk the Line", 2005) ile Oscar adaylığı almaya çok yaklaşmıştı. O ana kadar sektör ve eleştirmenler arasında adaylık için favori gösterilen yönetmen Akademi'nin listesine girememiş ve Spielberg'ün "Munich"inin gazabına uğramıştı. Bu sene western türüne el atan Mangold'un elinde çok sağlam iki oyuncu var. Christian Bale ve Russell Crowe'un başrolleri paylaştığı filmde yer alan ve son yıllarda giderek parlayan genç oyuncu Ben Foster'ın da çok konuşulması büyük olasılık. Bu hafta Amerika'da vizyona giren "3:10 to Yuma", şimdilik eleştirmenlerden yana sınavı geçmiş gözüküyor. Hatta yorumlar arasında "Affedilmeyen"den ("Unforgiven", 1992) beri yapılmış en iyi western olduğunu iddia edenler bile var. Şubat'a kadar ayakta kalıp kalmayacağını ise zaman gösterecek.

6) "There Will Be Blood"
"Boogie Nights" (1997) ve "Magnolia" (1999) ile Akademinin kayıtsız kalamadığı, "Punch Drunk Love" (2002) ile tamamen görmezden geldiği genç yönetmen Paul Thomas Anderson da yeni filmiyle Western sularında geziniyor. 20'li yıllarda petrol kaynaklı iktidar mücadelesine odaklanan filmin fragmanı umut vaat ediyor. Üstüne üstlük başrolde de, artık sık göremediğimiz Daniel Day-Lewis var. Film zirvedeki ödüllere kadar çıkamayabilir. Sonuçta Anderson'ın sineması etkileyici olsa da Akademi açısından bir aykırılık da içermekte. Ancak Akademi üyelerinin Daniel Day Lewis'e karşı kayıtsız kalması zor gözüküyor. "There Will Be Blood" ödül sezonunda belki o kadar popüler olamaz, ancak bu senenin konuşulacak filmlerinden birisi olacağı aşikâr.

7) "In the Valley of Elah"
Paul Haggis şu anda Akademi'nin yeni favorilerinden biri olarak gözüküyor. "Milyonluk Bebek" ("Million Dolar Baby", 2004) ve "Iwo Jima'dan Mektuplar"ı ("Letters from Iwo Jima", 2006) Oscar adaylığına taşıyan senaryoları ile yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi "Çarpışma" ("Crash", 2004) sayesinde Oscar'ı eve götürmesinin ardından yeni filminin de Oscar kulislerine sızacağı kesin. Ancak filme dair yazılan ilk eleştiriler filmin ödül performansını etkileyecek derecede vasatlığa işaret ediyor. Irak'ta hizmet veren bir askerin kaybolmasının ardından yaşananları politik gerilim havasını da esirgemeden anlatan filmde acılı anne ve babayı Tommy Lee Jones ile Susan Sarandon paylaşırken, Charlize Theron da soruşturma kapsamında onlara destek oluyor. Görünüşte tam ödül formülüne sahip olsa da sonu hüsranla bitecekmiş gibi gözüküyor. Ancak yine de filmi listemizde tutmakta fayda var. Çünkü Akademi üyeleri bazen favorilerinden çok kolay vazgeçmiyor.

8) "Elizabeth: The Golden Age"
İşte bu senenin büyük soru işaretlerinden birisi daha. Cate Blanchett'i dünyaya tanıtan "Elizabeth"ten (1998) neredeyse 10 yıl sonra yönetmen Shekhar Kapur ünlü kraliçenin hükümdarlığının altın çağını anlatmaya soyunuyor. Filmin fragmanları teknik kategoriler açısından oldukça tatmin edici gözükse de "The Golden Age"in bütünü ile ilk filmin yarattığı etkiyi yaratıp yaratamayacağı meçhul. Tamamıyla sipariş bir proje görünümünde olmasından yönetmenin iki film arasında sektörde tatmin edici bir varlık gösterememesi gibi önyargılar bulunuyor. Elbette filmin görücüye çıkmasıyla birlikte bunların hepsi yok olabilir. Diğer yandan ilk filmde açık bir şekilde hakkını yedikleri Cate Blanchett'e, Akademinin aynı karakter ile Oscar verip vermeyeceği ise büyük merak konusu.

9) "Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street"
Tim Burton, sinema sektöründe onlarca yenilikçi ve yaratıcı projesine rağmen hâlâ Akademi'nin tam olarak kabullenebildiği bir isim değil. Öyle ki filmografisindeki en 'normale yakın' filmlerinde bile ("Ed Wood", "Big Fish") Akademi üyeleri ısrarla onu görmezden gelmeyi başardılar. Ancak ne hikmettir bilinmez yönetmenin Broadway'in popüler oyunlarından "Sweeney Todd"un uyarlaması Oscar kulislerinde de heyecan yarattı. Oyunun popülaritesi bir yana Burton yine bildiğimiz tarzda ve temalara sahip bir filmle karşımıza çıkacak gibi gözüküyor. Johnny Depp ve Helena Bonham Carter ise işin diğer bir güzelliği. Ancak geçtiğimiz haftalarda çıkan Warner Bros'un Burton'dan otosansür uygulayıp filmi biraz yumuşatmasını istediğine dair çıkan haberler de nasıl bir filmle karşılaşacağımız konusunda soru işaretleri doğuruyor. Açıkçası ben Akademi'nin Burton'ı yine kapının dışarısında bırakacağına eminim. Ama belli de olmaz, belki geçmiş günahlarını da affettirmek isterler.

10) "Lions for Lambs"
Hollywood'da en saygın isimlerden birisi olan Robert Redford, doğal olarak Akademi'nin de sevdiği bir isim. Daha önce "Quiz Show" (1994) ve "Ordinary People" ile Oscar'da göz doldurmuş olan Redford bu sefer kendisine başrollerden birisini verdiği "Lions for Lambs"le yarışın içinde yer alıyor. Üstüne üstlük rol arkadaşları da Meryl Streep ve Scieontology tartışmaları sonrasında tekrar itibar kazanmak için yanıp tutuşan Tom Cruise. Filmin fragmanlarına bakarak özellikle Cruise ve Streep arasındaki sahnelerde iyi performanslar izleyeceğimiz kesin gibi gözüküyor. Film bu sene daha çok filmde göreceğimiz Amerika'nın Doğu politikalarıyla ilgili; ama elindeki bu malzemeye rağmen hâlâ tam olarak çekici gözükmüyor. Yine de potansiyel sahibi olduğu ve pek çok taraftar toplamasıyla kendisini Akademi'ye kabul ettirmesi olası. Ne de olsa işin içinde Robert Redford var.

Kaynak:sinema.com

MetaLoqy
15-09-07, 12:41
sbuffy saol bilqi için eline saqlık emeqine saqlık ;)
jon stewart ın esprilerine bayılıyorum ya hele beyaz köşk ile ilgili olanlara :D

sbuffy
19-09-07, 10:01
rica ederim MetaLoqy.geçen yılki törende ellen çok başarılıydı bakalım jon stewart nasıl bir sunum hazırlayacak.

Oscar'ın Kıyısında Fatih Akın

Fatih Akın Türk izleyicileri tarafından beklenen filmi Yaşamın Kıyısında Cannes'da sağladığı büyük başarının ardından, şimdi Oscar adayı. Ancak Fatih Akın Oscar ödülleri için yapılan rekabette Türkiye'yi değil, Almanya'yı temsil edecek. Alman yetkililerin hızlı davranıp sahiplendiği Yaşamın Kıyısında ile Fatih Akın, En İyi Yabancı Film Oscar'ı için yarışacak.

Henüz Akademi ödülleri için Türkiye'den hangi filmin yarışacağı belli değilken, Fatih Akın'a yapılan bu öncelikli teklif bizim adımıza bir talihsizlik olarak kabul edilebilir. Tek tesellimiz beklenen filmin 26 Ekim'de ülke sinemalarımızda gösterilecek olması.

******
Persepolis Oscar'da
Cannes Film Festivali'nden Jüri Özel Ödülü'yle dönen Persepolis şimdi de Oscar yolunda. İran asıllı yönetmen Marjene Strapi'nin yönettiği Persepolis pek çok kuvvetli rakibini geride bırakarak Fransa'nın 2008 için En İyi Yabancı Dilde Film dalında Oscar adayı oldu. Film İran başta olmak üzere birçok ülkenin öfkesini çekmiş ve protestolarla karşılanmıştı.

İran Devrimi sırasında ve sonrasında Satrapi ve ailesinin yaşadıklarını konu alan filmin İngilizce versiyonunda karakterleri Sean Penn, Iggp Pop, Gena Rowlands ve Catherine Deneuve seslendirecekler. Persepolis, ülkemizde de Filmekimi ve Antalya Avrasya Film Festivali kapsamında gösterildikten sonra 26 Ekim'de vizyona girecek.

kaynak:film.gen.tr

hüsnanur
19-09-07, 15:19
rica ederim MetaLoqy.geçen yılki törende ellen çok başarılıydı bakalım jon stewart nasıl bir sunum hazırlayacak.

Oscar'ın Kıyısında Fatih Akın

Fatih Akın Türk izleyicileri tarafından beklenen filmi Yaşamın Kıyısında Cannes'da sağladığı büyük başarının ardından, şimdi Oscar adayı. Ancak Fatih Akın Oscar ödülleri için yapılan rekabette Türkiye'yi değil, Almanya'yı temsil edecek. Alman yetkililerin hızlı davranıp sahiplendiği Yaşamın Kıyısında ile Fatih Akın, En İyi Yabancı Film Oscar'ı için yarışacak.

Henüz Akademi ödülleri için Türkiye'den hangi filmin yarışacağı belli değilken, Fatih Akın'a yapılan bu öncelikli teklif bizim adımıza bir talihsizlik olarak kabul edilebilir. Tek tesellimiz beklenen filmin 26 Ekim'de ülke sinemalarımızda gösterilecek olması.

******
Persepolis Oscar'da
Cannes Film Festivali'nden Jüri Özel Ödülü'yle dönen Persepolis şimdi de Oscar yolunda. İran asıllı yönetmen Marjene Strapi'nin yönettiği Persepolis pek çok kuvvetli rakibini geride bırakarak Fransa'nın 2008 için En İyi Yabancı Dilde Film dalında Oscar adayı oldu. Film İran başta olmak üzere birçok ülkenin öfkesini çekmiş ve protestolarla karşılanmıştı.

İran Devrimi sırasında ve sonrasında Satrapi ve ailesinin yaşadıklarını konu alan filmin İngilizce versiyonunda karakterleri Sean Penn, Iggp Pop, Gena Rowlands ve Catherine Deneuve seslendirecekler. Persepolis, ülkemizde de Filmekimi ve Antalya Avrasya Film Festivali kapsamında gösterildikten sonra 26 Ekim'de vizyona girecek.

kaynak:film.gen.tr




ya almanlar bakin hemen filmimiz sahiplenmisler
fatih akin bu duruma niye mudahale etmedi acaba???
almanlar türklere hem gicik olurlar hemde filmlerimiz sahiplenirler ya ne kadar akilsizca

sbuffy
21-09-07, 08:27
Türkiye'nin Oscar adayı 'Takva'

Berlin'den Toronto'ya İstanbul'dan Altın Portakal'a pek çok festivalden ödülle dönen Özer Kızıltan'ın yönettiği 'Takva', Türkiye'nin Oscar aday adayı. Sinema meslek birlikleri temsilcilerinden oluşan seçici kurul, 'yabancı dilde en iyi film kategorisinde Türkiye'yi temsil etmek üzere 'Takva'yı seçti. Başrolünde Erkan Can'ın oynadığı Diyanet'ten onaylı film, inançlı kendi halinde bir Müslümanın gittiği tarikatta önemli bir göreve getirilmesiyle yaşadığı çelişkileri anlatıyor. 'Yaşamın Kıyısında' adlı son filmiyle Oscar'da Almanya'yı temsil edecek Fatih Akın ise 'Takva'nın yapımcılarından biri. Oscar adayları 22 Ocak'ta açıklanacak, ödül töreni ise 24 Şubat'ta yapılacak. (Kültür Sanat)

kaynak:radikal.com.tr

sbuffy
21-09-07, 11:08
Fatih Akın yönetmenliğini yaptığı Yaşamın Kıyısında ile Almanya adına yarışırken Türkiyenin oscar için seçtiği Takvanın da yapımcılığını üstlenmişti.bu konuyla ilgili Fatih Akın habertürkte iki filminde oscar için aday olmasından dolayı mutlu olduğunu söyledi.

sbuffy
25-09-07, 09:55
Oscar Dedikoduları

Akademi ödüllerine adım adım yaklaşırken, adaylar hakkındaki söylentilerde de doğru orantılı bir enflasyon yaşanıyor. Kimin aday olup olmayacağı ile ilgili yapılan tartışmalar sürüp giderken, herkesin hemfikir olduğu filmler de yok değil. Jodie Foster'ın rol aldığı Brave One yaptığı gişe hasılatıyla Oscar'a aday olacakların başında yer alıyor.

En son Kanada'da ayakta alkışlanan David Cronenberg'in son filmi Eastern Promises de tahmin edileceği üzere Oscar adayları arasında. Akademi'nin güçlü adaylarından biri de Brad Pitt'i Venedik Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu ödülü sahibi yapan Korkak Robert Ford'un Jesse James Suikastı. Oscar heyecanı ödül töreninin yapılacağı Şubat ayına yaklaştıkça daha da artacak.

kaynak:film.gen.tr

sbuffy
25-09-07, 17:48
Hindistan Oscar için dönem filmi aday gösterdi

En iyi Yabancı Film kategorisindeki Oscar için Hindistan görkemli saraylar e develerin kullanıldığı ve Bollywood süper yıldızı Amitabh Bachchanın oynadığı dönem filmi "Eklavya: The Royal Guard"yı aday gösterdi.film saray entrikaları ve kraliyet ailesiyle ilgili bir sırrı bilen nöbetçi etrafında geçiyor.

Yönetmen Vidhu Vinod Chopra Reuters şu açıklamayı yaptı:"filmin ödül alıp almaması umrumda değil.umrumda olan insanların oscarlarda gördükleri bir hint filminden hoşlanmaları"

erten07
27-09-07, 11:48
Real’in ana sponsorluğunda, TÜRSAK ve AKSAV’ın işbirliğinde düzenlenen, Türkiye’nin en prestijli ve büyük festivali olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, geçtiğimiz yıl Uzun Metraj Film Yarışması'nda 9 ödüle layık görülen “Takva”, Oscar yolunda ilk adımını atarak aday adayı oldu.


Bugüne kadar en fazla Altın Portakal kazanan film olarak ta bilinen “Takva”nın geçen yıl aldığı ödüller şöyle sıralanıyor; “Yeni bir sinemacıyı tanıttığı için” Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü, Önder Çakar'a en iyi senaryo ödülü, Soykut Kuran’a en iyi görüntü yönetmeni ödülü, Gökçe Arçelik’e en iyi müzik ödülü, Erkan Can’a en iyi erkek oyuncu ödülü, Erol Taşdan’a en iyi sanat yönetmeni ödülü, Nimet İnkaya’ya en iyi makyaj ve saç tasarımı ödülü, Ayten Şenyurt’a en iyi kostüm tasarımı ödülü ve Sinefekt’e en iyi laboratuvar ödülü.

2006’da 43. Altın Portakal Film Festivali’nin yabancı konukları arasında yer alan ve Onur Ödülü’ne layık görülen ünlü oyuncu Helen Mirren, festivalin ardından ‘Kraliçe - The Queen’ filmindeki Kraliçe Elizabeth rolündeki üstün performansıyla Akademi Ödülleri’nde de En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazanmış ve Oscar’ın yolunun Antalya’dan geçtiğini bir kez daha göstermişti.

–TÜRSAK –Medya Sorumlusu –

sbuffy
28-09-07, 12:56
Oscar'a Yakın Kehanetler

Oscar yarışı giderek hız kazanırken, ödüller için bahisler de açıldı. ABD'nin en iyi film eleştirmenleri her yıl olduğu gibi bu sene de 2008'in Oscar'larını kimin kapacağına dair öngörülerde bulundu. İşte en iyilerin Oscar için seçtikleri:

En İyi Film
1. Atonement
2. No Country for Old Men
3. Charlie Wilson's War
4. American Gangster
5. Into the Wild
6. Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street

En İyi Aktör
1. Daniel Day Lewis (There Will Be Blood)
2. Tommy Lee Jones (In The Valley of Elah
3. James McAvoy (Atonement)
4. Johnny Depp (Sweeney Todd)
5. Emile Hirsch (Into the Wild)

En İyi Kadın Oyuncu
1. Marion Cotillard (Kaldırım Serçesi)
2. Julie Christie (Away From Her)
3. Keira Knightley (Atonement)
4. Ellen Page (Juno)
5. Cate Blachett (Elizabeth- Altın Çağ)

kaynak:film.gen.tr

tardum91
28-09-07, 15:50
Toronto Film Festivali, her şeyden önce Kuzey Amerika sinemalarında görücüye çıkmak üzere olan önemli filmler için ciddi bir sınav niteliğinde. Diğer ünlü festivallere nazaran ödüllerinden çok filmlerin nasıl karşılandığıyla ilgilenilen festival bu sene pek çok önemli filme ev sahipliği yaptı.


Oscar konusunda iddialı pek çok film Toronto’da ciddi bir sınavdan geçti ve bu sınavın sonunda bazıları daha vizyon yüzü görmeden büyük ödüllerden yana şansını yitirdi gibi. İşte eleştirmenlerden pek de iyi not alamayan filmler.

Elizabeth: Altın Çağ

“Oscar’a Doğru” köşesinde ilk yazımda belirttiğim gibi bu filme zaten şüpheyle yaklaşmak gerekiyordu. Filme ılımlı yaklaşanlar yok değil ancak ciddi anlamda aşağılayanlar ve nefret edenler de var. Bu elbette büyük kategoriler için filmin şansını oldukça düşürmüşe benziyor.

İngiltere krallığının en ünlü tarihi figürlerinden Elizabeth’in tahtındayken ülkeye yaşattığı altın çağı anlatan filmin genel anlamda tarihi olaylar arasında kaybolduğu ve bunları büyük bir curcuna içinde anlatırken herhangi bir konu da derinleşemediği filmin en büyük sorunu gibi gözüküyor.

Yine de filmin teknik anlamda, özellikle de makyaj ve kostüm dallarında adaylık alabileceği belirtiliyor. Aslında bu manzara bize iki sene önceki “Bir Geyşanın Anıları” (Memoirs of A Geisha, 2005) durumunu tekrar yaşatabilir.

Rob Marshall’ın yönettiği film oldukça vasat bulunmuş ve gişede de bekleneni verememişti ancak teknik kategorilerde yapılan zanaat Akademi tarafından görmezden gelinmemiş ve film Sanat Yönetmenliği, Görüntü Yönetmenliği ve Kostüm dallarında olmak üzere 3 Oscar kazanmıştı.

Elizabeth: Altın Çağ (Elizabeth: The Golden Age) için de aynı şey geçerli olabilir. Hatta bu sefer elimizde daha şanslı bir film var. Zira filmi beğenmeyenler bile başroldeki Cate Blanchett’in performansını öve öve bitiremiyorlar.

Blanchett’in güçlü karakteri şu ana kadar ufukta gözüken en önemli kadın karakter. Özellikle öne çıkan diğer filmlere baktığımızda erkek karakterlerin ön planda yer alması oyuncunun yarıştaki vazgeçilmezliğini daha da artırıyor şüphesiz. Tabii uzun sonbahar ayları boyunca önümüzde ne çıkacağı bilinmez ama Cate Blanchett, şu ana kadar bu filmden yara almamış tek şey ve adaylığı da hala cepte gözüküyor.

İçindeki Yabancı

Usta yönetmen Neil Jordan’ın (The Crying Game, Mona Lisa) son filmi İçindeki Yabancı (The Brave One) da bu sene festivalde tökezleyenler arasındaydı. Filmin özellikle Jodie Foster ve iki yıl önce “Hustle & Flow” (2005) ile “Çarpışma” (Crash, 2004) sayesinde akademinin gözüne giren Terence Howard gibi iki iyi oyuncuya sahip olması ödül radarına girmesini sağlıyordu.

Ancak bu ‘sevgilisini öldürenlerin intikamını almak için silaha sarılan kadın’ hikayesi yeterince etkileyici bulunmadı. Foster’ın performansı için kötü sözler sarf edilmedi tabii ki ancak 90’ların sonlarından beri dişe dokunur bir performansını göremediğimiz Foster’ın adaylığa taşınması gibi bir şey henüz söz konusu değil. Filmin gişedeki durumu o kadar fena gözükmüyor ancak bu filmin tutunabileceği bir dalı da yok gibi. Yani Foster, Blanchett kadar şanslı değil.

Rendition

İşte her yönüyle Oscar’a yem olarak hazırlanmasına rağmen duvara feci çakılan bir film. Geçtiğimiz sene En İyi Yabancı Film Oscar’ını kazanan Tsotsi’nin (2005) yönetmeni Gavin Hood’un kamera arkasında yer aldığı ve Reese Witherspoon, Jake Gyllenhaal ve Meryl Streep gibi isimleri vitrine çıkaran “Rendition” festivalde dudak burkulan filmlerden birisi oldu.

Amerika’nın 11 Eylül sonrası giderek sertleşen politikalarını eleştiren filmin genel anlamda basit bir gerilim olduğu ve senaryosunun da yeterince güçlü olmadığı belirtiliyor. Filmin kadrosundan en beğenilen isimse “Sınırları Aşmak” (Walk The Line, 2005) ile ilk Oscar’ını kazanan Reese Witherspoon. Oyuncunun oldukça sığ bir karakteri canlandırmasına rağmen son derece etkileyici olduğu belirtilmiş. Akademinin ne yapsa aday gösterdiği Meryl Streep ise “Mançuryalı Aday” (The Manchurian Candidate, 2004) benzeri performansı çok da büyük bir hayran kitlesi yaratmamış gibi gözüküyor.

“Reservation Road”

2004’te “Hotel Rwanda” ile çok güçlü övgüler alan senarist yönetmen Terry George, bu sefer beklentileri karşılayamamış gözüküyor. Joaquin Phoenix ve Mark Ruffalo gibi günümüzün iki değerli oyuncusunu karşı karşıya getiren film genel anlamda fazla melodramatik ve orijinallikten de yoksun bulunmuş gibi gözüküyor.

John Burnham Schwartz’un romanından uyarlanan filmin şu aşamada Oscar yarışında pek şansı var gibi gözükmüyor. Özellikle bu sene yarışa dahil olan pek çok Erkek Oyuncu olduğunu da düşünürsek Phoenix ve Ruffalo’nun bu filmle adaylık kapması da oldukça zor gibi.

“Margot at the Wedding”


İlk filmi “Mürekkep Balığı ve Balina” (The Squid and the Whale, 2004) ile oldukça büyük ilgi görmüş olan Noah Baumbach’ın ikinci uzun metrajı “Margot at the Wedding” de festivalden tam olarak umduğunu bulamadı. Ancak yine de bu filmin diğerleri kadar büyük bir hayal kırıklığı yaratmadığını görmek mümkün. Ayrıca bu tarz aykırı bağımsız işlerin her zaman belirli destekleyicileri olduğunu düşünürsek senaryo adaylığı gibi bir durumla karşılaşmak mümkün. Ayrıca bu seneki ana kadın karakter kıtlığında Nicole Kidman için hala bir şans var diyebiliriz. İşler yolunda giderse belki sınırdan bir adaylık kapabilir. Ancak eleştirilere bakarsak Kidman’dan ziyade Jennifer Jason Leigh’in yardımcı kadın oyuncu dalında daha çok şansı varmış gibi gözüküyor.

“In the Valley of Elah”

Paul Haggis’in yeni filmi daha önce de yazdığım gibi Venedik’te tam istediğini bulamamıştı. Aynı durum Toronto için de geçerli gözüküyor. Film daha önceki seviyesinden ne aşağıya indi ne de ek prestij kazanabildi.

Yine de hala senaryo için ufak bir şansı olabilir gibi gözüküyor. Film belki büyük kategoriler için şansını kaybetmiş olabilir ancak Toronto çıkışında herkesin ağız birliği etmişçesine Tommy Lee Jones’dan bahsetmesi oyuncunun ‘en iyi erkek oyuncu’ kategorisinde şansını yükseltmiş gibi gözüküyor. Susan Sarandon, Jones kadar ilgi görmese de ‘yardımcı kadın oyuncu’ kategorisi için hala küçük bir umudu var.

Genel olarak bakıldığında bu sene Toronto’dan hüsranla çıkanların yine de bir yerlerden Oscar’a tutunma şansı var gibi gözüküyor. Ancak genel bir manzara oluşturmadan önce festivalde parlayanlara da bir göz atmak gerekiyor. Toronto’nun galiplerini de bir sonraki yazımızda inceleyeceğiz

sinema.com

sbuffy
29-09-07, 10:33
tardum91 bilgiler için çok teşekkürler.toronto film festivalinde elizabethiçin kötü bir film ama gişede çok iş yapar yorumları yapılmış.yazıdada belirtildiği gibi filmin beğenilmemesine rağmen Blanchett’in oyunculuğu çok beğenilmiş.bana sanki bu sefer cate aday olamıycakmış gibi geliyor.
No Country for Old Men filmindeki başarısından dolayı javier bardem çok övgüler alıyor.umarım oyuncu kategorisinde aday gösterilir.

sbuffy
29-09-07, 14:34
çeşitli kategorilerde adaylıklarına kesin gözüyle bakılan filmlerin ülkemizdeki vizyon tarihleri:
Atonement (Kefaret)-26 ekim 2007
3:10 to Yuma: 2kasım 2007
Lions for Lambs (Arslanlara Kuzu): 9 kasım 2007
The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford (Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı):16 kasım 2007
Elizabeth: The Golden Age :23 kasım 2007
In the Valley of Elah: 23 kasım 2007
The Golden Compass (Altın Pusula) :7 aralık 2007
American Gangster : 25 ocak 2008
Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street :25 ocak 2008
Charlie Wilson's War :8 şubat 2008
No Country for Old Men : 7 mart 2008
Juno : 21 mart 2008

vizyon tarihi kesinleşmeyen filmler:Grace Is Gone,I'm Not There

tardum91
29-09-07, 18:14
bence aday olur ama verirlermi işte orası muamma olur.çünkü oscar kulislerinde pek dişle tutulacak kadın aday yok. yani oscarı vermeseler bile göstermelik aday olması yüksek ihtimal.Belki ilk elizabeth de haksızlık yaptıkları için de verebilirler.çünkü o yıl ödülü gwyneth paltrow yerine bariz cate blanchett hak ediyordu.İşte akademinin en büyük yanlışı oyuncuyu ve yönetmeni zamanında ödüllendirmeyişi önümüzdeki en bariz örneği martin scorsese ben şahsen ödüle pek sevinemedim.taxi driver raging bull gibi kült filmler yerine departed a verilmesine...

sbuffy
29-09-07, 18:31
tardum91 her cümlene katılıyorum,akademi scorsese ve hayranlarına buruk bir sevinç yaşattı.
cate blanchett bence elizabethle değil de I'm Not Therele aday gösterilirse kazanma şansı çok yüksek olur.çünkü elizabeth filmi ile ilgili festivallerde yapılan eleştiriler iç açıcı değil.I'm Not There ise elizabethin aksine çok beğeniliyor.zaten blanchettta bu filmdeki performansıyla venedik film festivalinde ödül kazandı bile.ayrıca keira knightleyın Atonement ile jodie fosterın The Brave One ile en iyi bayan oyuncu dalında aday olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
erkek oyuncularda ise javier bardemin No Country for Old Men ile,brad pittin Jesse James.. ile johhny deppin Sweeney Todd ile ve john cusackın Grace Is Gone filmi ile aday olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

tardum91
03-10-07, 17:54
Toronto, bu sene çeşitli hayal kırıklıklarına sahne olsa da bazılarının yüzünü güldürmeyi de becerdi. Festivalden, seyircileri ve eleştirmenleri memnun eden pek film çıktı. Bu anlamda önümüzdeki dönem için prestij kazanmış filmlere bakalım.

“Şark Vaatleri”

Elbette bu yazıya Toronto’dan büyük ödülle dönen filmle başlamak gerekiyor. Tabii ki şunu tekrar hatırlatmak gerek, Toronto’da dağıtılan ödüllerin genelde çok da büyük bir önemi olmuyor. Bu festival daha çok filmlerin nasıl tepkilerle karşılandığını görmek açısından önem teşkil ediyor ama işin ödül kısmını ciddiye almasak da David Cronenberg’in son numarası “Eastern Promises”i (Şark Vaatleri, 2007) es geçmek olmaz.

Tabii işin içinde Cronenberg’in olması Oscar’larda kesin bir bahis oynayamayacağımız anlamına da geliyor. Geçmiş günahları geçsek bile en son “Şiddetin Tarihçesi” (A History of Violence, 2005) gösterdi ki, ne kadar büyük hayranı olursa olsun bir Cronenberg filminin Akademi önünde o kadar şansı yok. O yüzden bu aşamada filmle ilgili çok da fazla bir şey beklememek gerekiyor. Ancak “Şark Vaatleri” sadece Toronto seyircisinden değil aynı zamanda eleştirmenlerden de alkış toplamaya devam ediyor. En iyi filme uzanmasa bile senaryo ya da oyuncu kategorilerinde görme şansımız olabilir.

“Michael Clayton”

İşte festivalin en çok coşkuyla karşılanan filmlerinden birisi. “Michael Clayton”ın çekimleri başladığı sırada ödül beklentisi de işin içine girmişti. Ancak geçtiğimiz aylarda yayınlanan fragmanıyla birlikte umutlar birazcık da olsa sönmüştü. Fragmanda yer alan ‘bir başka gerilim aksiyon’ havası Toronto’daki galanın ardından kırılmış durumda.

Son zamanların belki de en sağlam üçlemesi olan Bourne serisi ve “Şeytanın Avukatı” (The Devil’s Advocate, 1997) gibi filmlerin senaristi olan Tony Gilroy’un bu ilk yönetmenlik denemesi (aynı zamanda senaryo da kendisine ait) eleştirmenlerden büyük övgüler aldı. Genel anlamda eleştirilere baktığımızda 70’lerin politik gerilim filmlerinin havasının filmde oldukça başarılı bir biçimde yakalandığı yorumuyla karşılaşıyoruz.

Filmin senaryosunun yanında oyuncu kadrosu da filmin övülen yanlarından bir tanesi. George Clooney ve Tilda Swinton’ın çok başarılı olduğu söyleniyor. Ancak yine de şimdilik tedbirli davranıp Oscar adaylığı için bu filmdeki en iddialı ismin Tom Wilkinson olduğunu söylemek gerek. Wilkinson’ın daha önce de Oscar’a aday olan oyuncu (“Yatak Odasında”, 2001) bu sene ikinci kez aynı heyecanı yaşayabilir. Şu anda yılın en sağlam eleştirilerini alan filmlerden birisi olsa da ben yine de “Michael Clayton”ın daha fazla (özellikle sektör ödüllerinden) destek alması gerektiğini düşünüyorum. Yine de Toronto sonrası bu sene sağlam bir politik gerilimle karşılaşacağımız bilmek de yeterince rahatlatıcı.

“Into the Wild”

Yönetmenliğini Sean Penn’in yönettiği “Into the Wild” (2007) ise Toronto’da olumlu eleştiriler alan filmlerden birisi. Filmle ilgili sorunlu yorumlara aralarda rastlasak da genel anlamda tatmin edici bir şekilde karşılandığını söyleyebiliriz.

Bu yıl erkek oyuncu kategorisine göz kırpan performanslarından çokça bahsetmiştim. Gelen yorumlara bakarsak Emile Hirsch de onlardan birisi gibi gözüküyor. En son “Rehine” (Alpha Dog, 2006) ile karşımıza çıkan genç oyuncunun büyüklerinin yanında ezilme ihtimali elbette yüksek, ancak eğer arkasında büyük bir destek toplarsa belki yarışa girebilir.

Jon Krakuer’in çok satan kitabından uyarlanan filmin senaristliğini de yapan Sean Penn bu sene hem senarist hem de yönetmen yarışında yer alabilir. Bunun yanında “Motosiklet Günlüğü” (The Motorcycle Diaries, 2004) ile tanıdığımız görüntü yönetmeni Eric Gautier’in çıkardığı işin de oldukça övüldüğünü belirtelim.

“Into the Wild” bu senenin bağımsız lokomotiflerinden birisi olabilir, elbette bunların hepsi önümüzdeki aylarda güçlü destekçilerinin çıkmasına bağlı. Yine de pek çok kişiyi derinden etkileyen bu çalışma sinefiller için 2007 cevherlerinden olacak gibi gözüküyor.

“Juno”

2005 yılında ilk uzun metrajı “Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler”le (Thank You for Smoking) ilgi toplamasına rağmen Akademinin görmezden geldiği deneyimli yönetmen Ivan Reitman’ın oğlu Jason Reitman’ın yeni filmi “Juno” (2007) bu senenin “Küçük Gün Işığım”ı (Little Miss Sunshine, 2006) haline gelebilir.

Festivalin kayıtsız şartsız gözbebeği haline gelen filmin senaryosu oldukça övülüyor. Ancak filmin asıl büyük ilgi odağı “Lolipop”la (Hard Candy, 2005) izlediğimiz Ellen Page. Henüz 20 yaşındaki oyuncu Toronto sonrası nabız yoklamalarında birden bire “En iyi Kadın Oyuncu” kategorisinin favori aday adaylarından birisi haline geldi. Üstelik kategorinin bu sene fazla iddiasız olması şansını da oldukça güçlendiriyor.

“Before the Devil Knows You’re Dead”

“12 Kızgın Adam”dan (12 Angry Men, 1957), “Köpeklerin Günü”ne (Dog Day Afternoon, 1975) pek çok önemli filmiyle tanıdığımız deneyimli yönetmen Sidney Lumet son filmi ile Toronto’nun ilgi gören isimlerinden birisiydi.

Bir ailenin çevresinde dolanana trajik bir dram olan film Phillip Seymour Hoffman, Ethan Hawke, Albert Finney ve Marisa Tomei gibi isimleri de iyi bir koz olarak kullanıyor. Film şu ana kadar pek fazla radar altında değildi, ancak Toronto’dan aldığı onayla birlikte filmin dağıtım şirketi Think Film’in ödül sezonunda sağlam bir propaganda yapmasıyla daha da göz önüne gelebilir.

“The Savages”

Sundance Film Festivali sonrasında Toronto’dan da tam notla ayrılan “The Savages” (2007) daha çok kısa filmleriyle tanınan yönetmen Tamara Jenkins’in ikinci uzun metraj filmi. Arızalı bir ailenin mensupları olan iki kardeşin (Laura Linney ve Phillip Seymour Hoffman) yaşlı babaları yüzünden bir araya gelmesiyle işlenen eğlenceli ve zeki bir ‘aile arası ilişkiler’ filmi olarak tanımlanan “The Savages”da en çok övgüyü alan kişi ise Laura Linney.

Ayrıca Phillip Seymour Hoffman’ın da oldukça iyi olduğu söyleniyor. Ancak oyuncunun asıl büyük kozu “Charlie Wilson’s War” (2007) çıkana kadar kesin bir şey söylemek mümkün değil. Ancak filmin senaryosu ve Linney’e şu aşamada bir şans vermek gerekiyor.

“Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti”

Brad Pitt’e Venedik’te erkek oyuncu ödülü getiren “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti” (The Assasination of Jesse James by the Coward Robert Ford) Toronto’da da ılımlı bir tepkiyle karşılandı. Film her şeyden önce oldukça ‘zor’ olarak tarif ediliyor. Yönetmen Andrew Dominik’in bu western’de fazlasıyla Terence Mallick havası yaratmaya çalıştığı biliniyordu.

Zaten söylentilere göre filmin planlanandan yaklaşık bir yıl sonra görücüye çıkmasının nedeni olarak Warner Bros’un filmdeki atmosferi Mallick filminden ziyade Clint Eastwood havasına büründürülmesi için yönetmeni yeniden kurgu masasına oturtması gösteriliyordu. Ancak bu söylenti gerçek olsa bile anlaşılan o ki Dominik yine de elindeki malzemeyi kullanmayı becerebilmiş. Yine de “Korkak Robert…”ın şu anda yarışta çok popüler durumda gözüken “3:10 to Yuma”yı aşıp yılın western’i olma ihtimali düşük. Brad Pitt’in Venedik’te aldığı ödül sonrası şansı büyük. Ancak işin Kuzey Amerika tarafında övgüyü ‘korkak Robert Ford’ rolündeki Casey Affleck topluyor.

Toronto Film Festivali’nin sonlanmasıyla birlikte radara girecek bağımsız filmler konusunda da biraz daha fikir sahibi olmuş durumdayız.

Elbette “Kefaret”ten (Atonement, 2007) artık bahsetmek gereksiz. Joe Wright’ın bombası Toronto’da da çok beğenildi. Şu anda yılın en iddialı filmi konumunda.

Diğer yandan Venedik fatihi “Lust, Caution”ın da (2007) iyi yorumlarla karşılaştığını söyleyebiliriz. Ancak genel atmosfere bakarsak film en fazla Yabancı Film adaylığı ve belki bir iki teknik adaylıkla kalacak gibi gözüküyor. Son olarak da, çoğumuz için şaşırtıcı ama, Ben Affleck’in yönetmenliğini yaptığı, ilk uzun metraj denemesi “Gone Baby Gone”ın da (2007) festivalde adı geçen ve oldukça beğenilen filmlerden birisi olduğunu belirtmek gerek.

sinema.com

sbuffy
04-10-07, 11:35
akademi adayları belirlemeye başladı.13 aralıkta görsel efekt dalında 15 aday film seçilecek.daha sonra seçilen filmler oy pusulalarına koyulacak ve 3 ocakta oy verilecek.sonuçlar ise 4 ocak sabahı açıklanacak.

sbuffy
09-10-07, 18:32
“Once”: Bir Modern Zamanlar Müzikali

Ülkemizde henüz vizyona girip girmeyeceği belli olmayan “Once” bu senenin en büyük fenomenlerinden birisi haline gelmiş durumda. Tesadüfen tanışan iki gencin yalnızlıklarını, hüzünlerini paylaşmak adına büyük bir coşkuyla birbirlerine ve müziğe sarılmalarını anlatan film daha şimdiden pek çok kişi için son yılların en etkileyici aşk öyküsü ve en iyi müzikali oldu bile.

Dublin sokaklarında gitarıyla aşk acısını haykıran isimsiz bir sokak çalgıcısı ve Çek göçmeni bir kızın tesadüfi karşılaşması ile son yılların en etkileyici müzikallerinden birisi de başlamış oluyor.

İrlanda kökenli yönetmen John Carney’nin yazdığı ve yönettiği “Once” (2006) Temmuz 2006’da Galway Film Festivali’nde gösterildiği sırada belki büyük bir ilgi görmedi ancak katıldığı pek çok ufak festivalin ardından bağımsızların kalesi Sundance Film Festivali’nde aldığı seyirci ödülüyle birlikte geniş kitlelere ismini duyurdu.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Amerika’da vizyon gören film şu anda Amerikan eleştirmenlerinin 2007 yılında en yüksek puan verdikleri filmler arasında 3. sırada yer alıyor.

Peki nedir “Once”ı bu kadar özel yapan? Her şeyden önce ‘samimiyet’i ön planda tutmak gerekiyor. Tamamen amatör iki oyuncunun (Glen Hansard ve Marketa Irglova) canlandırdığı isimlerini bile bilmediğimiz iki karaktere odaklı yürüyen filmde, oyuncuların performansları sinema perdesinde çok da sık göremediğimiz doğallık ve samimiyeti aynen yansıtıyor.

Bunun yanında John Carney’nin tamamıyla doğal ışıklarla ve gerçek mekanlarda (hatta bazen mekanlarda bulunan diğer insanlara haber vermeden) yaptığı çekimler de filmin değerini bir kat daha artırıyor. Hiçbir şekilde yapay atraksiyonlara yer vermeyen kamera çoğunlukla herhangi bir estetik kaygı olmadan oyuncuları takip etmekten başka bir şey yapmıyor. Bu şekilde de seyircinin bu iki isimsiz kahramanın yaşadıklarına daha da kolay odaklanmasını sağlıyor.

“Once”ın müzikal yönü de onun değerini artıran bir özellik sunuyor bize. Müzikal türünün yapısının sinema seyircisi üzerinde iyice yabancılaşma sağladığı günümüzde, özellikle 2000’li yıllarda “Kırmızı Değirmen” (Moulin Rouge!, 2001) gibi bu yabancılaştırmayı bilinçli olarak kullanan ya da “Karanlıkta Dans” (Dancer in the Dark , 2000), ve “Chicago” (2002) gibi bu olguyu senaryosuna belirli bir mantık çerçevesinde ekleyen filmler dışında maalesef dişe dokunur bir müzikal görme fırsatına erişemiyoruz.

Evet türün artık biraz daha rağbet gördüğü ve yapımcıların bu konuda artık daha cesur olduğu söylenebilir; ancak çoğunlukla cafcaflı setler ve görkemli sekanslara odaklanılan filmlerin, müzikal türünün bizi taşıması gerektirdiği hayal dünyasına ne kadar götürebildiği tartışılır.

Bu aşamada “Once” biçimdeki doğallığını içeriğe ve müziklerini sunuş şekline de yansıtarak tonlarca para akıtılarak yapılan şaşaalı müzikallerin bir adım önüne geçiyor.

Filmde yer alan ve altlarında iki başrol oyuncusunun imzalarının yer aldığı şarkılar, öykünün gidişatı ve karakterlerin gelişmesini de ön planda tutarak hiçbir yabancılaştırma sağlamayacak şekilde sunuluyor.

Şarkılar kah bir piyano dükkanında söyleniyor, kah sokakta gitar tıngırdatılarak. Elbette zaman zaman absürdlüğe varan birkaç kullanım görüyoruz, ancak bu kullanımlar seyirciyi filmden uzaklaştırmaktan çok karakterlere ve olaylara daha da yakınlaşmasına sebep oluyor ve filme çok daha sıcak bir hava katıyor.

Sonuç olarak “Once” elindeki her türlü kısıtlı imkanla birlikte seyirciyi ‘birbirine iyi gelen’ bu iki insanın sıcak öyküsüne çekmeyi başarıyor. Normal senaryo yapılarında yer alan iç ve dış çatışma tercihlerine kendi üslubunca yer veriyor, öyküleme ve karakter gelişimi konusunda kendisini zora sokmadan derine inmeyi başarıyor.

Ve bu şekilde doğallıktan da taviz vermemiş oluyor. Üstüne üstlük sözlerin yetersiz kaldığı yerlerde karakterlerine söylettiği şarkılarla da kulağımızın pasını silerken son yılların en etkileyici müzikallerinden birisi oluveriyor.

Oscar’a Doğru durum raporu:

Amerika’da Mayıs ayında vizyona girmiş olması ve elbette aşırı derecede küçük bir film olması elbette “Once”ın Oscar yarışında büyük oynamasına engel teşkil ediyor. Ancak bu senenin sonuna doğru eleştirmenler teker teker ilk 10 listelerini yayınlama başladıklarında filmi baya sık duymaya başlayacağımıza kesin gözüyle bakabiliriz.

Ayrıca “Independent Spirits” ve “Gotham” gibi bağımsız filmlere odaklı ödül organizasyonlarında da “Once” ekibinin ödüllerle dönmesi çok büyük olasılık.

Eğer filmi dağıtımcısı Fox Searchlight işin reklam ve pazarlama kısmını iyi yürütebilirse (ki şimdiden ödül sezonu için hazırlıklara başlandığı hatta tanıtım DVD’lerini dağıtılmaya başlandığı söyleniyor) Müzikal / Komedi’de ‘en iyi film’ dalında Altın Küre adayı olmaması için hiçbir sebep yok. Ancak ne var ki gerek teknik özellikler, gerek oyuncular açısından baktığımızda filmin sektörde çalışanlara hizmet etmesi zor gözüküyor. Ancak yine de şu konuda bir açık kapı bırakmak gerekiyor.

Akademi üyesi olan senaristlerin genellikle eleştirmen cephesinde olumlu karşılanmış kaliteli küçük filmleri sahiplendiklerini düşünürsek “Once”ın ‘orijinal senaryo’ dalında bir adaylık kapması mümkün olabilir. Elbette işin müzik kısmından da bahsetmek gerek. Film ‘en iyi şarkı’ dalında 5 adaylığı da birden kapacak kadar kaliteli parçalara sahip. Filmin başrolünde yer alan Marketa Irglova ve İrlanda’da oldukça ünlü “The Frames” adlı grubun üyesi Glen Hansard’ın imzasını taşıyan parçalardan özellikle “Falling Slowly” bu kategoriye göz kırpıyor.

kaynak:sinema.com/K. D. Yılmaz

safinaz:)
12-10-07, 16:58
Oscar'a Yakın Kehanetler

Oscar yarışı giderek hız kazanırken, ödüller için bahisler de açıldı. ABD'nin en iyi film eleştirmenleri her yıl olduğu gibi bu sene de 2008'in Oscar'larını kimin kapacağına dair öngörülerde bulundu. İşte en iyilerin Oscar için seçtikleri:

En İyi Film
1. Atonement
2. No Country for Old Men
3. Charlie Wilson's War
4. American Gangster
5. Into the Wild
6. Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street

En İyi Aktör
1. Daniel Day Lewis (There Will Be Blood)
2. Tommy Lee Jones (In The Valley of Elah
3. James McAvoy (Atonement)
4. Johnny Depp (Sweeney Todd)
5. Emile Hirsch (Into the Wild)

En İyi Kadın Oyuncu
1. Marion Cotillard (Kaldırım Serçesi)
2. Julie Christie (Away From Her)
3. Keira Knightley (Atonement)
4. Ellen Page (Juno)
5. Cate Blachett (Elizabeth- Altın Çağ)

kaynak:film.gen.tr

en iyi film:Sweeney Todd( izlemedim ama içimden geldi tim burton ı çok severim)

en iyi erkek oyuncu:Johnny Depp(fragmanında gördüğüm kadarıyla bile büyüleyici yine johnny ve artık almalı bence diğer tüm oyunculukları adına bile)

en iyi kadın oyuncu: marion cotillard( kaldıırm serçesini izleidiğim günden beri hayranlıktan öldüğüm hayatımda beni etkileyen bi kaç oyunculuktan birini izlediğim ve bir edith piaf ancak bu kadar güzel oynanırdı dedirttiği için 16 yaşından 40ların sonuna kadar imuhteşem canlandırmış piafı cotillard ...cate blanchett 2. favorim)

senny
14-10-07, 18:11
en iyi film:Sweeney Todd( izlemedim ama içimden geldi tim burton ı çok severim)

en iyi erkek oyuncu:Johnny Depp(fragmanında gördüğüm kadarıyla bile büyüleyici yine johnny ve artık almalı bence diğer tüm oyunculukları adına bile)

dediklerine aynen katılıyorum.25 ocakta sweeney tood gösterime girecek.johnny fanı olarak filmi sabırsızlıkla bekliyorum.umarım bu yıl johnny ve tim burton oscar ı alırlar.yıllardır onların emeklerini hiçe sayıyorlar.bu sene umarım bunun farkına varırlar.aslında halkın gönlünde johnny zaten son iki senedir birinci.oscar dışındaki ödüllerin çoğunu johnny aldı.

bilgi olsun diye johnny nin son yıllarda aldığı ödülleri ekliyorum
2007 MTV Movie Awards
Best Performance
2007 People's Choice Awards
Best Male Actor
Favorite Male Action Star
Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest
Favorite On Screen Couple
(With Keira Knightley) Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest
2006 Teen Choice Awards
Choice Movie Actor: Drama/Action Adventure
Pirates of the Caribbean: Dead Man's Chest
2006 People's Choice Awards
Favorite Male Movie Star
2005 People's Choice Award
Favorite Male Movie Star
2004 MTV Movie Award
Best Male Performance
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
2004 MTV Movie Award Mexico
Best Look
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
2004 IFTA Award
Best International Actor
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
2004 Teen Choice Award
Choice Movie Fight/Action Sequence
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
2004 Teen Choice Award
Choice Movie Liar
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
2003 Screen Actors Guild Awards
Outstanding Performance by a Male Actor in a Leading Role
Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
2000 Blockbuster Entertainment Awards
Favorite Actor - Horror
Sleepy Hollow

kaptan jack
16-10-07, 16:46
arkadaşlar grace is gone filminin oscar adaylıgı konusunda bir bilgisi olan var mı....sanırım adaylıklar henüz kesin degil ama filmin konusu itibariyle aday olmasını çok isterdim....

sbuffy
17-10-07, 11:26
kaptan jack grace is goneın başrol oyuncusu john cusack'ın bu filmle kariyerindeki en iyi performansını sergilediği ve oscar için kesinlikle aday gösterileceği söyleniyor.fakat grace is gone en iyi filmlerle ilgili tahminlerde altsıralarda.

Kazakistanın yabancı dilde film oscar adaylığı için Rus sinemasının başarılı isimlerinden Sergei Bordov’un yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği Cengiz Han filmini gönderecek./sadibey

sanat ve teknik alanlarda aday olmasına kesin gözüyle bakılan filmler:
Kurgu:
Christopher Rouse
The Bourne Ultimatum
Michael McCusker
3:10 to Yuma
Joel and Ethan Coen (Roderick Jaynes)
No Country for Old Men
Tatiana S. Riegel, Dylan Tichenor
There Will Be Blood

Görsel Efekt:
Transformers
Pirates of the Caribbean: At World's End
Sunshine
Spider-Man 3
Harry Potter: Order of the Phoenix
300

Sanat yönetmenliği:
Elizabeth: The Golden Age
Atonement
There Will Be Blood
Pirates of the Caribbean: At World's End
Harry Potter: Order of the Phoenix

Kostüm:
Elizabeth: The Golden Age
Atonement There Will Be Blood
Pirates of the Caribbean: At World's End
Harry Potter: Order of the Phoenix

Makyaj:
Elizabeth: The Golden Age
Pirates of the Caribbean: At World's End
Harry Potter: Order of the Phoenix

Ses miksajı:
Transformers
The Bourne Ultimatum
Pirates of the Caribbean: At World's End
Spider-Man 3
Harry Potter: Order of the Phoenix
There Will Be Blood

Ses kurgusu:
Transformers
Pirates of the Caribbean: At World's End
Spider-Man 3

sbuffy
18-10-07, 09:45
Oscar'da 63 ülke yarışacak

Geçen yıl bu dalda 61 ülkenin aday olduğu Oscar Akademi ödüllerinin en iyi yabancı film dalına bu yıl toplam 63 ülke başvurdu.

Oscar Akademi ödüllerinin en iyi yabancı film dalında yarışmak için 63 ülke aday oldu.

Tören komitesi tarafından yapılan açıklamada, bu yıl ilk kez İrlanda ve Azerbaycan'ın da birer filmle aday olduğu belirtilirken, en iyi film ödülü için rekor düzeyde ülkeden aday çıktığı kaydedildi.

Geçen yıl bu dalda 61 ülkenin aday olduğu belirtilen açıklamada, bu yıl aralarında İtalyan yönetmen Giuseppe Tornatore, Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda'nın da yer aldığı önemli yönetmenlerin filmlerinin de aday olduğu ifade edildi.

Aday olan ülkeler arasında, Arjantin, Venezuela, Porto Riko, Mısır, Irak, İran, Lübnan ve İsrail de bulunuyor. Bu 63 ülkeden sadece 5 finalist kategoride yer alabilecek.

kaynak:sinema.com

sbuffy
18-10-07, 09:48
Oscar Ruleti

Akademi, Tayvan'ın Oscar aday adayı olan Ang Lee filmi Aşk Ruleti'ni kabul etmedi...

Akademi, Tayvan'ın Oscar aday adayı olan bol ödüllü Aşk Ruleti filmini kabul etmediğini açıkladı. Komite, Çin ve Malezya'da çekilen filmin tam olarak bir Tayvan filmi kabul edilemeyeceğini açıkladı.

Akademi üyeleri, filmin Tayvan'dan mali destek almamış olmasının altını çiziyor. Yine filmin oyuncu kadrosunda da yerel bir oyuncunun olmaması gerekçe olarak gösterilmiş

kaynak:beyazperde

sbuffy
19-10-07, 08:53
Ampas (Academy of Motion Picture Arts and Sciences /Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi) Listesi

Oyuncular-1260
Yapımcılar-461
Yönetici yapımcılar-429
Ses-415
Senaristler-396
Sanat Yönetmenleri-378
Yönetmenler-376
Halkla İlişkiler-371
üyeler-283
Animasyon-316
Görsel Efekt-249
Muzik-237
Editörler-224
Görnütü Yönetmenleri-186
Belgeselciler-134
Makyaj-115

Toplam=5830

sbuffy
20-10-07, 11:45
“Yabancı Film” kategorisi aday adayları

Akademi bu sene “En iyi Yabancı Film” kategorisine başvuran filmlerin tam listesini açıkladı. 63 ülkenin yer aldığı başvurular arasında, festivallerde büyük başarı sağlamış filmlerin yanında usta yönetmenlerin çalışmalarına da rastlamak mümkün. Öne çıkan pek çok güçlü film karşısında “Takva” ve “Yaşamın Kıyısında” ise oldukça zorlanacağa benzer.

İddialı başvurular:

“Yabancı Film” kategorisi söz konusu olduğunda elbette bazı ülkelerin şanslarının daha en baştan yüksek olduğunu düşünmek gerekiyor. Örnek vermek gerekirse daha önce 9 kere bu ödülü kazanan Fransa yine iddialı. Ancak bu sene daha önceki örneklerine nazaran oldukça farklı bir başvuruya sahipler. Cannes Film Festivali’nden özel ödülle ayrılan ve önümüzdeki hafta ülkemizde de vizyona girecek olan animasyon “Persepolis” yakaladığı popülarite sebebiyle şu anda kategorinin en iddialı isimlerinden birisi. Hatta Aralık’ta Amerika’da vizyona gireceği için Animasyon, Senaryo ya da Müzik gibi kategorilerde de iddialı hale gelebilir. Yine de bu farklı çalışmaya Akademi’nin genel anlamda büyük bir sevgiyle karşılaşıp karşılaşmayacağı ise bence bir soru işareti.

Juan Antonio Bayona’nın korku gerilim çalışması “The Orphanage” ise İspanya adına umut vaat ediyor. Amerika’da oldukça sağlam eleştiriler alan filmin kadrosunda Akademi’nin yabancı olmadığı Geraldine Chaplin ve Belen Rueda gibi isimler yer alıyor.

Fransa ve İspanya’nın yanında bu kategori için ilk bakılacak ülkelerden birisi ise şüphesiz Almanya. Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında”sını önümüzdeki haftalarda görme şansına erişeceğiz. Ancak daha önce de bahsettiğim gibi Akın’ın Amerika’da bilinirlik ya da popülerlik sorunu olmamasına karşın filmin diğer Akın filmleri (özellikle “Duvara Karşı”) kadar büyük coşkuyla karşılanmamış olması ve akademinin muhafazakar kesimi için alternatif kaçabilecek anlatım tarzı dezavantaj oluşturuyor.

Erken favorilerden bahsetmeye devam edersek özellikle Brezilya’nın “The Year My Parents Went on Vacation” ile şansının çok yüksek olduğunu belirtmek gerekiyor. Hatta bu filmin şimdiden kazanmak için bile yeterince iddiası olduğunu söylemek mümkün. Bunun yanında Belçika’nın gönderdiği “Silent Light”, Güney Kore’nin “Secret Sunshine”ı ve geçtiğimiz sene İstanbul Film Festivali’nde görme imkanı bulduğumuz “Ağlama Sanatı” (The Art of Crying, 2006) da festivallerden aldıkları gücü burada kullanabilirler.

Festivallerde ve eleştirmenler bazında başarılı bulunsa da Akademi’nin damak tadı için biraz riskli kaçabilecek filmler de listede mevcut. Bunların en başında ise geçtiğimiz AFM Bağımsız Filmler Festivali’nde (ifistanbul) izlediğimiz “Taxidermia” geliyor. Aslında Akademi’nin Doğu Avrupa ülkelerinin son dönem sinemalarına hala çok ısınmadığı görülen bir şey. Hatta sırf bu yüzden Romanya’nın Altın Palmiye’li “4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün”üne de temkinli yaklaşmak lazım. Son dönem Romen sinemasının temsilcilerinden olan film aslen bu senenin en iyi çalışmalarından birisi olmasına rağmen Akademi için biraz fazla yavaş ve karanlık gelebilir.

Ustalar:
Kategori için başvuran isimler arasında elbette yıldızlar kadrosu da mevcut. 2000 yılında Akademi’den Onur Ödülü almış olan Andrzej Wajda ise son filmi “Katyn” ile şüphesiz bu isimler arasında en üst sırada yer alıyor. Wajda’nın yanında daha önce ülkelerine bu kategoride ödül kazandırmış olan Giuseppe Tornatore, Denys Arcand ve Jiri Menzel gibi büyük yönetmenler de nostaljik takılmak isteyen Akademi üyeleri olursa yarışı zorlayabilirler.

Takva’nın şansı üzerine:
Tüm bu iddialı başvurular arasında şüphesiz ülkemizi temsilen giden “Takva”nın oldukça zorlanacağı ise aşikar. Şahsen ben Özer Kızıltan’ın bu ilk filminin gönderilmesini oldukça doğru bir karar olarak görüyorum, hatta son yıllarda yapılmış belki de en iyi seçim diyebilirim. Ancak ne var ki, bu kategoride iddialı olmak için bir filmin iyi olması yetmiyor. “Takva” sağlam senaryosu ve Akademi için çok önemli olan oyunculuk performansı gibi ciddi avantajlara sahip. Ama yine de filmin çok daha fazlasına ihtiyaç var. Filmin her şeyden önce basına ve özellikle de güçlü eleştirmenlere ulaştırılması ve onlardan övgüler alması gerekiyor. Filmin, Amerika’da birkaç hafta bile olsa sınırlı vizyon görmesi de en azından basına ve kamuya adını duyurması açısından çok önemli. Yani sadece oraya filmi göndermek yetmiyor aynı zamanda etkili isimlerden güç alarak başlanabilecek ciddi bir tanıtım kampanyası da yapmak gerekiyor. Sonuçta bu kategoriyi belirleyen jürinin; tanınmış, beklenen ya da genel anlamda medya ve sektör temsilcileri tarafından sık sık zikredilen filmlere karşı, daha başvuruları izlemeden, kafalarında bir ön eleme yaptıkları bir gerçek. O yüzden sadece Altın Küre’ye başvurmayıp çok daha genel anlamda Amerika’daki ödül sezonunu bilenlerin işletmesi gereken bir tanıtım kampanyasına ihtiyaç var.

2007 Akademi Ödülleri “Yabancı Film” kategorisi için başvuran filmlerin tüm listesini ise aşağıda ülke sırasına göre bulabilirsiniz.

Almanya, “The Edge of Heaven” (Fatih Akın)
Arjantin, “XXY” (Lucia Puenzo)
Avustralya, “The Home Song Stories” (Tony Ayres)
Avusturya, “The Counterfeiters” (Stefan Ruzowitzky)
Azerbaycan, “Caucasia” (Farid Gumbatov)
Bangladeş, “On the Wings of Dreams” (Golam Rabbany Biplob)
Belçika, “Ben X” (Nic Balthazar)
Bosna Hersek, “It’s Hard to Be Nice” (Srdan Vuletic)
Brezilya, “The Year My Parents Went on Vacation” (Cao Hamburger)
Bulgaristan, “Warden of the Dead” (Ilian Simeonov)
Çek Cumhuriyeti, “I Served the King of England” (Jiri Menzel)
Çin, “The Knot” (Yin Li)
Danimarka, “The Art of Crying” (Peter Schonau Fog)
Endonezya, “Denias, Singing on the Cloud” (John De Rantau)
Estonya, “The Class” (Ilmar Raag)
Filipinler, “Donsol” (Adolfo Alix, Jr.)
Finlandiya, “A Man’s Job” (Aleksi Salmenpera)
Fransa, “Persepolis” (Marjane Satrapi, Vincent Paronnaud)
Güney Kore, “Secret Sunshine” (Chang-dong Lee)
Gürcistan, “The Russian Triangle” (Aleko Tsabadze)
Hırvatistan, “Armin” (Ognjen Svilicic)
Hindistan, “Eklavya – The Royal Guard” (Vidhu Vinod Chopra)
Hollanda, “Duska” (Jos Stelling)
Hong Kong, “Exiled” (Johnnie To)
Irak, “Jani Gal” (Jamil Rostami)
İran, “M for Mother” (Rasoul Mollagholipour)
İrlanda, “Kings” (Tom Collins)
İspanya, “The Orphanage” (J.A. Bayona)
İsrail, “Beaufort” (Joseph Cedar)
İsveç, “You, the Living” (Roy Andersson)
İsviçre, “Late Bloomers” (Bettina Oberli)
İtalya, “The Unknown” (Giuseppe Tornatore)
İzlanda, “Jar City” (Baltasar Kormakur)
Japonya, “I Just Didn’t Do It” (Masayuki Suo)
Kanada, “Days of Darkness” (Denys Arcand)
Kazakistan, “Mongol” (Sergei Bodrov)
Kolombiya, “Satanas” (Andi Baiz)
Küba, “The Silly Age” (Pavel Giroud)
Lübnan, “Caramel” (Nadine Labaki)
Lüksemburg, “Little Secrets” (Pol Cruchten)
Macaristan, “Taxidermia” (Gyorgy Palfi)
Makedonya, “Shadows” (Milcho Manchevski)
Meksika, “Silent Light” (Carlos Reygadas)
Mısır, “In the Heliopolis Flat” (Mohamed Khan)
Norveç, “Gone with the Woman” (Petter Naess)
Peru, “Crossing a Shadow” (Augusto Tamayo)
Polonya, “Katyn” (Andrzej Wajda)
Portekiz, “Belle Toujours” (Manoel de Oliveira)
Porto Riko, “Love Sickness” (Carlitos Ruiz, Mariem Perez)
Romanya, “4 Months, 3 Weeks and 2 Days” (Cristian Mungiu)
Rusya, “12” (Nikita Mikhalkov)
Sırbistan, “The Trap” (Srdan Golubovic)
Singapur, “881” (Royston Tan)
Slovakya, “Return of the Storks” (Martin Repka)
Slovenya, “Short Circuits” (Janez Lapajne)
Şili, “Padre Nuestro” (Rodrigo Sepulveda)
Tayland, “King of Fire” (Chatrichalerm Yukol)
Tayvan, “Island Etude” (Chen Huai-En)
Türkiye, “Takva” (Özer Kızıltan)
Uruguay, “The Pope’s Toilet” (Enrique Fernandez, Cesar Charlone)
Venezuela, “Postcards from Leningrad” (Mariana Rondon)
Vietnam, “The White Silk Dress” (Luu Huynh, director.
Yunanistan, “Eduart” (Angeliki Antoniou)

kaynak:sinema.com/K. D. Yılmaz

sbuffy
20-10-07, 12:54
Oscar sezonunda editörlerin görüşleri:
Stuart Levine:ilginç bir sezon.Titanic yok,yüzüklerin Efendisi yok,100lerce kiloluk goril yok.gerçekten çok iyi filmler var.müthiş filmlerin bazılarını sayabilirim-Michael Clayton, "The Kite Runner," Cohen Kardeşler "No Country For Old Men".çok iyi filmler var bu yüzden bu yarışın çok ilginç olacağını düşünüyorum.

Anthony Breznican:
2007nin son üç ayında Akademi ödüllerini kazanması umulan güçlü filmler gösterilecek ama hiçkimse geride kalan dokuz filmi gözardı edemez.bahara bırakılan,yazın ve sonbahar başlangıcında gösterilen filmlerinde son iki yılda ödül kazanarak son üç ayda gösterilen filmler kazanır geleneğini yıkmıştı.

sbuffy
29-10-07, 16:10
"Kefaret": Oscar'ın ilk favorisi

Venedik ve Toronto Film Festivallerinde büyük övgü alan "Kefaret"in ("Atonement", 2007) şu anda 'en iyi film' adaylığı için yerini ayırtmış ilk film olduğunu söylemek yanlış olmaz. Joe Wright'ın yönettiği film, klasik bir 'aşk ve savaş' öyküsünün çok ötesinde. Son derece yenilikçi ve Akademi'nin her türlü üyesini cezbedecek malzemeye sahip.

Gerçekleştirdiği TV dizilerinin ardından ilk uzun metrajlı filmi "Aşk ve Gurur""la ("Pride & Prejudice", 2005) sinema kariyerine iyi bir başlangıç yapan Joe Wright bu sefer çok daha iddialı bir filmle karşımızda. Wright'ın ilk filmi şüphesiz riskli bir çalışmaydı. Zira Jane Austen'ın bu klasik romanı pek çok bilindik sinema ve TV filmine ya da dizisine ilham olmuştu. Ancak yönetmen, elindeki bilindik malzemeye gençlik aşısını o kadar içten bir şekilde aşılamıştı ki "Aşk ve Gurur" birden bire kendisinden önce gelen tüm versiyonları unutturacak bir etki yaratmıştı. Ancak 2005 yılında dağıtımcı şirketi Focus Features'ın elindeki "Brokeback Dağı" ("Brokeback Mountain") kozu sebebiyle ikinci plana atılmış olmasına rağmen Oscar'larda belli başlı adaylıklar almayı başarmıştı.

İlk filminin ardından Joe Wright bu sefer ödül sezonuna damgasını vuracak nitelikte iddialı ve bu konuda hiç de mütevazı olmayacak "Kefaret"le karşımıza çıkıyor. Aldığı tüm olumlu eleştiriler bir yana "Kefaret"in en önemli avantajı, özellikle son yıllarda Oscar'a sipariş biçiminde hazırlandığı her halinden belli olan büyük prodüksiyonlardan farklı bir biçimde yenilikçi ve cesur bir anlatıma sahip olması. Dönem filmlerinde hele hele bu tarz büyük 'aşk ve savaş' filmlerinde hiç rastlamadığımız -hem teknik anlamda hem de senaryonun yapısındaki- kurgu tercihleri, klasik anlatının ezberini bozan anlatım biçimleri, kusursuz bir zanaatla kotarılmış etkileyici sahneler, her an seyirciyi şaşırtan ve yabancılaştırma riskini de alarak kendisine bağlayan sürükleyici öykü yapısı ile "Kefaret" Akademi'de yer alan pek çok üyeyi etkisi altına alacaktır. Klasik Hollywood sinemasının görkemi, Avrupa sinemasının alternatif anlatımı belli oranlarda ve dozunda birbirine yedirilerek hem klasikçileri hem de yenilikçileri aynı ölçüde etkileyebilecek bir film oluşturulmuş.

"Kefaret" 'kurgu' dalında çok iddialı

Şu aşamada bakıldığında "Kefaret", sanat yönetmenliği, görüntü yönetmenliği, kostüm tasarımı gibi zanaat adaylıklarında yerini garantilemiş gibi gözüküyor. Bunun dışında filmin en büyük kozlarından birisi olan kurgusu ise ödülü eve götürecek nitelikte. Dinamik ve öyküye hizmet edecek biçimde etkili bir kurguyla birleşen planlar, filmin duygusal yönünden çok özellikle tekinsiz ve gerilimli anlarında çok daha fazla öne çıkıyor. Ayrıca sekanslar ne kafaları bulandıracak kadar karışıyor ne de seyirciyi serbest bırakacak kadar basitleşiyor.

"Aşk ve Gurur"la bir Oscar adaylığı kapmış olan Dario Marianelli ise filmin kurgudan sonra anlatımını güçlendiren ikinci önemli kozuna müziğe imza atıyor. Baskın ve akılda kalıcı tema müziğinin yanında ses efektleriyle de zenginleştirilen ve filmin planlarına büyük bir başarıyla eklenen müziği bildik temalardan çok farklı bir hal alıyor ve daha ilk sahneden beri kurgusuyla birlikte filmin ritmini belirleyen bir unsur oluyor.

Joe Wright aslına bakılırsa bu filmin başarısındaki en büyük paya sahip isim. Daha önce "Tehlikeli İlişkiler" ("Dangerous Liaisons", 1988) ile kazandığı bir Oscar'ı bulunan Christopher Hampton'ın etkileyici bir biçimde kurguladığı senaryosuna en etkili anlatımı seçmiş gibi gözüküyor. Uyarlama senaryoların başarısı konusunda elbette kitabın aslını okumadan yorum yapmamak gerekiyor, ancak şurası kesin ki, yanlış ellerde Hampton'ın bu hassas senaryosunun bir faciaya dönüşebilme olasılığı da büyüktü. Wright her türlü sinemasal anlatım tercihlerini yerinde kullanmasıyla birlikte Hampton'ı da Oscar gecesinin iddialılarından birisi haline getiriyor. Aynı zamanda yarattığı mizansenler de işin sadece teknik hilelerden ibaret olmadığını gösteriyor. Wright'ın zanaatkâr yetkinliğine bakmak için sadece savaş sonrasında Dunkirk Plajı'ndaki plan sekansını görmek yeterli. Aslında sanat yönetmenliğinden kostümüne, hatta oyunculara kadar hemen her dalda kefil olmanıza yetecek olan bu tek plan, son dönemlerde gördüğümüz en başarılı sekanslardan birisi.

James McAvoy'un Oscar şansı Keira Knightley'den daha yüksek!

Son olarak, işin en parıltılı kısmına, oyunculara bakmakta fayda var. Evet Keira Knightley de şu anda favoriler arasında gözüküyor. Gerçekten de Knightley, çok zorlayıcı bir oyun çıkarmasa da farklı bir aura yaratarak filme Cee karakterini güzelce yediriyor. Ancak oyuncunun büyük bir şanssızlığı var, o da film içindeki süresinin oldukça kısıtlı olması. Knightley'nin bu rolle zaten bir ödül almasını beklemek abartı olacaktır ancak "Kefaret"in sağlayacağı adaylık çılgınlığından o da nasiplenebilir. O yüzden adaylık için düşük de olsa hala şansı var. Filmin başrolündeki diğer isim James McAvoy ise geçen sene Forest Whitaker'ın gölgesinde çok iyi bir performans sergilediği "İskoçya'nın Son Kralı"nın ("The Last King of Scotland", 2006) ardından yine hedefi on ikiden vuruyor. Üstelik bu sefer ondan rol çalan bir başka erkek de mevcut değil. Özellikle filmin ikinci yarısıyla beraber daha da merkeze oturan karakteriyle McAvoy'un adaylık şansı yüksek. Filmin asıl kilit isimleri ise öykünün en önemli karakteri olan Briony'ye can veren Saoirse Ronan ve Ramola Garai. İrili ufaklı pek çok filmde gözükmüş olan bu iki oyuncu şahit oldukları ve yaptıklarıyla kahramanlarımızın kaderlerini etkileyen Briony karakterine iki ayrı dönemde can veriyorlar. Birbirlerini tamamlayıcı oyunlarının yanında Ronan ve Garai'nin ayrıca bu karakterin farklı dönem ruh halini de çok iyi yansıttığını belirtmek gerek. İlginç bir şekilde iki oyuncu da aynı karakterdeki oyunlarıyla şu anda adaylığa göz kırpıyorlar. Hangisinin daha öne çıkacağı ya da birbirini bloke edip etmeyeceğini görmek içinse biraz daha zaman gerekiyor. Ancak ben şimdiden Briony'nin bakış açısıyla öykü içinde en etkili sahnelerine sahip olan Ronan'un şansını daha çok görüyorum. Oyuncularda son olarak da Brenda Blethyn ve ufacık sahnesiyle alkış hak eden Vanessa Redgrave'den bahsetmek gerek. İkisi de çok güçlü olsa da rollerinin aşırı küçük olması bu sene şanslarını sıfıra indiriyor.

Sonuç olarak baktığımızda "Kefaret" bu senenin en fazla adaylık toplayacak filmlerinden birisi gibi duruyor. Eleştirmenlerden ilk tepkiler son derece iyi, üstelik sektör ödüllerinde de filmin el üstünde tutulacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok. Oyuncular ve senaristlerin yanında büyük ihtimalle yönetmenler ve yapımcılar da filmi el üstünde tutacaklardır. Hatta Joe Wright bu genç yaşında 'Yönetmenler Birliği' ödülünü de kapabilir ve Oscar'a uzanması bile çok şaşırtıcı olmaz, yeter ki klasikçi Akademi üyeleri filmin radikal anlatımını fazla karışık bulmasın. Sonuçta kesin olarak şunu söyleyebiliriz ki; "Kefaret"in aday olup olmayacağını konuşmanın bir manası yok, asıl soru 'en iyi film'i alacak mı alamayacak mı? Bunun içinse önce diğer dört adayın belli olmasını bekleyeceğiz.

kaynak:sinema/K. D. Yılmaz

sbuffy
31-10-07, 17:33
Oscar'ın En İddialı İsimleri

Oscar adaylarının açıklanmasına daha uzun bir süre var. Ancak iddialı adayların isimleri yavaş yavaş kulislerde anılmaya başlandı. Aşağıdaki listede Oscar verilen ana dallardaki en iddialı adayları bulabilirsiniz. Kalın puntoyla yazılan isimlerin de ödüllerin ana favorileri olduklarını belirtelim.


En İyi Film
American Gangster
Kefaret
Charlie Wilson's War
Uçurtma Avcısı
There Will Be Blood

En İyi Yönetmen
Paul Thomas Anderson (There Will Be Blood)
Joel/Ethan Coen (No Country for Old Men)
Mike Nichols (Charlie Wilson's War)
Ridley Scott (American Gangster)
Joe Wright (Kefaret)

En İyi Aktör
Daniel Day-Lewis (There Will Be Blood)
Johnny Depp (Sweeney Todd)
Tom Hanks (Charlie Wilson's War)
James McAvoy (Kefaret)
Denzel Washington (American Gangster)

En İyi Aktris
Amy Adams (Manhattan'da Sihir)
Cate Blanchett (Elizabeth - Altın Çağ)
Marion Cotillard (Kaldırım Serçesi)
Keira Knightley (Kefaret)
Ellen Page (Juno)

En İyi Yardımcı Aktör
Javier Bardem (No Country for Old Men)
Philip Bosco (The Savages)
Philip Seymour Hoffman (Charlie Wilson's War)
Hal Holbrook (Into the Wild)
Tom Wilkinson (Avukat)

En İyi Yardımcı Aktris
Cate Blanchett (I'm Not There)
Jennifer Jason Leigh (Margot at the Wedding)
Saoirse Ronan (Kefaret)
Amy Ryan (Gone Baby Gone)
Tilda Swinton (Avukat)

En İyi Orijinal Senaryo
I'm Not There
Juno
Avukat
Ratatuy
The Savages

En İyi Uyarlama Senaryo
American Gangster
Kefaret
Charlie Wilson's War
No Country for Old Men
There Will Be Blood

kaynak:film.gen.tr

sbuffy
02-11-07, 08:28
İki yöne de gidebilecek bir tren!

3:10 to Yuma” Amerika’da eleştirmenlerin bir kısmından büyük övgüler aldı ancak çoğunluğu tarafından biraz daha orta karar yorumlarla karşılandı. Şüphesiz çok fazla tutkulu destekçisinin olmaması Oscar yarışı içinde finale kalma şansını zorlayan bir unsur.

James Mangold, 2005’te “Sınırları Aşmak”la (Walk the Line) kendisine adaylık şansı tanınırken Oscarlara katılamadı, ancak Christian Bale ve Russell Crowe’u buluşturduğu ve Western türüne eski görkemli günlerini kazandırabilecek “3:10 to Yuma” ile bu sefer bir adaylık kapabilir. Ancak bir klasik adayı olmaktan öte daha çok sağlam bir eğlencelik sıfatını hak eden filmin başarılı bir pazarlamaya ihtiyacı olacak gibi gözüküyor.

“3:10 to Yuma” Amerika’da eleştirmenlerin bir kısmından büyük övgüler aldı ancak çoğunluğu tarafından biraz daha orta karar yorumlarla karşılandı. Şüphesiz çok fazla tutkulu destekçisinin olmaması Oscar yarışı içinde finale kalma şansını zorlayan bir unsur.

Bunun yanında 1957 yapımı orijinal filmle karşılaştırılması da cabası. Bu anlamda geçtiğimiz sene en iyi film Oscar’ını eve götüren “Köstebek” (The Departed, 2006) örneğini hatırlamakta fayda var. Sonuçta “Köstebek” bir yeniden çevrimin de bu konuda ne kadar iddialı olabileceğini kanıtlamıştı. Elbette geçen seneki örnekte orijinal yapımın bir Hong Kong filmi olması, 1957 yapımı “3:10 to Yuma”nın ise bir Amerikan klasiği konumunda yer alması bu sefer ‘yeniden çevrim’ karşılaştırmalarının daha sertleşmesini sağlayabilir.

Ancak yine de “3:10 to Yuma”ya bu konuda biraz şans vermek gerekiyor. Öncelikle gişe açısından baktığımızda “Köstebek” kadar etkileyici bir tablo çizmese de ‘artık öldü’ denilen bir türe göre, etkileyici bir seyirci sayısı topladığını görüyoruz. Ayrıca yönetmen James Mangold’un, her ne kadar ilk filme açık referanslarda bulunsa da, bambaşka bir film yarattığı da ortada. İki filmi de izlemiş olanlar kolayca asıl esin kaynağının 1957 yapımı Demler Daves’in yönettiği filmden ziyade ikisinin de uyarlandığı Elmore Leonard’ın kısa öyküsü olduğunu anlayabilirler. Zira filme eklenen etkileyici aksiyon sahneleri, öykünün ana hatları sabit kalsa da karakterlerin motivasyonlarında yapılan ufak değişiklikler, bir yol öyküsü olarak sunulan ve ciddi biçimde ön plana çıkarılan baba-oğul ilişkisi üzerine giden metni sayesinde Mangold’un bir kopya yeniden çevrim yapmadığını da gösteriyor.

“3:10 to Yuma” bu avantaj ve dezavantajların birbirlerini nötrlediği noktada başlıyor yarışa. Şüphesiz ki Western malzemelerinin günümüz sinemasal karakter ve öykü yapılandırmalarıyla birlikte sunulması filmi etkileyici kılan önemli bir unsur.

Bunun yanında teknik anlamda (özellikle de görüntü yönetmenliği) klasik Western türüne yakın çalışmalar da filmin özellikle tutucu ve yaşlı Akademi üyeleri arasında beğenilmesini sağlayabilir. Elbette bu eskiye yakın tercihlerin sağlam biçimde sunulması ve bu açıdan filmin teknik anlamda hiçbir kusurunun olmaması da bu kategorilerde filmi şanslı kılıyor.

Ancak “3:10 to Yuma” arada kaynama potansiyeline de sahip. Film her ne kadar seyirciyi cezbetse de pek çok kişi tarafından ‘sadece eğlencelik’ olarak niteleniyor. O yüzden de kendi kendisini satabilecek bir durumdan uzaklaşıyor. Şu anda hepsini izleyememiş olsak da duyduklarımıza göre, Mangold’un bu eğlenceli numarasından çok daha güçlü filmlerin bizi beklediğini söyleyebiliriz. Bu aşamada da neredeyse hiçbir adaylık konusunda kesin bir yargıya varmak mümkün değil. Çünkü “3:10 to Yuma”, ya toplu halde hatırlanacak ya da tüm öğeleri dışlanacak bir film.

Filmin dağıtımcısı olan New Line’ın ise, belki de bu durumun farkında olduğundan, ciddi pazarlama planlarına başladığı söyleniyor. 2005 ödül sezonunda herkesin favorisi olan “Brokeback Dağı”nı (Brokeback Mountain) sürpriz bir biçimde devirerek “Çarpışma”yı (Crash) zirveye taşıyan ekibin şu anda benzer stratejileri, herkesin gönlünü çelen ama yine de tam iddialı olamayan bu filmle birlikte tekrar yürütmeye başlandığı söyleniyor. New Line’ın pazarlama konusunda ne kadar başarılı olacağını ise sektör ödüllerinde daha açık görebileceğiz. Zira eleştirmenler kendi ödülleri için Yuma’yı çok fazla tercih etmeyecektir.

Tüm bu ‘arada kalmışlık’ı bir kenara bırakıp filmin meziyetlerinden bahsedersek pek çok önemli kategori için aday adayı da çıkarabiliriz. “3:10 to Yuma”nın en avantajlı olduğu kısım elbette oyuncuları. Şirket yetkilileri ilk başta Russell Crowe’u yardımcı oyuncu kategorisi için düşünse de, oyuncunun “American Gangster”la Universal tarafından aynı dalda yarışa sokulması sebebiyle son aşamada Crowe’u ‘başrol’e kaydırdıkları görülüyor. Bu şekilde Crowe iki performansıyla kendi kendisini sabote etmemiş olacak. Christian Bale’in de aynı şekilde başrol oyuncusu olarak pazarlanması, iki oyuncuyu karşı karşıya getiriyor. Ancak bu noktada şunu belirtmek gerekiyor, iki oyuncu da filmin dışlanması halinde tek başlarına adaylık yarışında varolabilecek güçte değiller. Yani adaylık şansları da filmin kendisinin Oscar’lardaki varlığına bağlı. İkisi arasında bir seçim yapmak gerekirse, benim kişisel tercihim, Ben Wade karakterine inanılmaz bir karizma getirerek Bale’in karşısında çok fazla rol çalamadığı Russell Crowe olurdu. Ancak bu Bale’in performansının kötü olduğu anlamına gelmiyor elbette. Christian Bale’in de bu konuda oldukça destekçisi olacaktır.

İki oyuncunun karşılıklı yarışması yardımcı erkek oyuncu kategorisinde de iki isme önemli bir şans doğuruyor. Bu isimlerden ilki olan ve filmdeki herkesten rol çalan Ben Foster her ne kadar abartılı oynasa da, bunu karaktere yedirmeyi başarıyor. “X Men: Son Direniş” (X Men: The Last Stand, 2006), “Rehine” (Alpha Dog, 2006) ve TV dizisi “Six Feet Under” ile ne tür bir bukalemun olduğunu kanıtlayan genç oyuncu filmin Akademi nezninde popüler olması durumunda ilk adaylığını alabilir. Diğer iddialı isim olan Peter Fonda’nın, Hollywood’un en önemli ailelerinden birine üye olması sebebiyle şansı biraz daha fazla olabilir.

İşin teknik kısımlarında, özellikle görüntü yönetmenliği, kurgu, ses miksajı ve kurgusu öne çıkıyor. Bunun yanında Marco Beltrami’nin Spaghetti Western’leri anımsatan müziği ise filmin popülaritesine bakılmadan bağımsız bir biçimde Oscar’lara varolabilecek kalitede. Elbette filmin fazlasıyla öne çıkması, sanat yönetmenliği, kostüm ya da makyaj gibi aslında çok iddialı olmayan dallarda adaylık getirebilir. Ancak şu aşamada bu çok zor gözüküyor.

Her ne kadar aralarda gezinse de “3:10 to Yuma” pek çok destekçiye de sahip. Özellikle Amerika’nın belki de en önemli ve en çok sözü dinlenen eleştirmeni Roger Ebert’ın filme 4 yıldız vermiş olması (ki kendisi Oscar zamanında güçlü bir kulisle kendi favorilerinin propagandasını da yapar) Yuma treninin Kodak Tiyatrosu’a gidebileceğinin işaretlerini veriyor. Ancak ne olursa olsun ‘en iyi film’i kazanma şansı düşük. James Mangold teknik meziyetleri ve bir yandan klasik Western’e saygı duruşunda bulunurken diğer yandan da günümüze uygun bir iş çıkarmasının da etkisiyle yönetmen kategorisinde aday gösterilebilir. Senaristlerin ise filme pek fazla yüz vereceğini düşünmüyorum. Özellikle inandırıcılıktan uzak finali sebebiyle senaryo adaylığı şansı şimdilik düşük gözüküyor. Ama elbette karakterler arasında yaratılan çatışmaların etkileyiciliği ve çok zeki olmasa da kalburüstü diyalogları belli bir kitleyi cezbedebilir.

Sonuç olarak “3:10 to Yuma” büyük adaylıklar konusunda çok da kesin bir öngörüde bulunamayacağımız bir film. Her şey tamamen Akademi üyelerinin filmin eğlencesine kendilerini kaptırıp kaptırmayacağı ve elbette New Line’ın nasıl bir kampanya yürüteceği ile alakalı.

kaynak:sinema.com/K.D.Yılmaz

erten07
06-11-07, 18:32
http://img65.imageshack.us/img65/5953/0scar1yo7.jpg (http://imageshack.us)

sbuffy
07-11-07, 10:41
IndieWire eleştirmenleri Peter Knegt ve Eugene Hernandez 'den En İyi Film tahminleri

Peter'ın tahmini:
1. Atonement
2. American Gangster
3. No Country For Old Men
4. Michael Clayton
5. Juno
6. Into The Wild
7. There Will Be Blood
8. Before The Devil Knows You're Dead
9. The Kite Runner
10. Charlie Wilson's War
Kazanma şansı düşük: Sweeney Todd

Eugene'nin tahmini:
1. "No Country For Old Men"
2. "Atonement"
3. "Into The Wild"
4. "There Will Be Blood"
5. "Sweeney Todd"
6. "Michael Clayton"
7. "Before The Devil Knows You're Dead"
8. "Hairspray"
9. "Juno"
10. "American Gangster"
Kazanma şansı düşük: "I'm Not There"

erten07
08-11-07, 14:51
Oscar bahislerinde 'Kefaret' önde

Oscar'lara henüz üç aydan fazla olmasına rağmen, ödül kazanacak filmler şimdiden konuşulmaya başlandı. En iddialı film ise geçen sene Jane Austen'ın ünlü romanı 'Aşk ve Gurur'u sinemaya uyarlayan Joe Wright'ın yine Keira Knightley'le çalıştığı film 'Kefaret' olacak gibi görünüyor. Los Angeles Times gazetesinin yaptığı ankette film yüzde 45.1'lik oyla bir numaraya yerleşti. Gazetenin araştırmasında ikincilik yüzde 31.6 ile Tim Burton'ın 25 Ocak 2008'de Türkiye'de vizyona girecek filmi 'Sweeney Todd'un oldu. Moviecitynews'in anketinde ise 'Kefaret' birinci, Joel ve Ethan Coen'in 'No Country for Old Men'i ikinci sırada. Entertainment Weekly dergisine göre ise Mike Nichols'ın Tom Hanks, Julia Roberts ve Philip Seymour Hoffman'lı filmi 'Charlie Wilson's War' ve Ridley Scott'ın Denzel Washington ve Russell Crowe'lu filmi 'American Gangster'ın Oscar şansı hayli yüksek. (Kültür Sanat)

sbuffy
09-11-07, 09:17
Aanimasyon için 12 filmden oluşan liste:
Alvin and the Chipmunks
Aqua Teen Hunger Force Colon Movie Film for Theaters
Bee Movie
Beowulf
Meet the Robinsons
Persepolis
Ratatouille
Shrek the Third
The Simpsons Movie
Surf’s Up
Tekkonkinkreet
TMNT

Alvin and the Chipmunks,Beowulf ve Persepoliste bazı eksiklikler var.oy verme sürecinde ilerleyebilmeleri için genel olarak gösterime girilmesi ve kategoride istenen diğer özellikleri karşılamaları lazım.bu kategoride en fazla 3 film aday olabiliyor bu yüzden seçimlerde sununlan film sayısı 8 ile 16 arasında değişebiliyor.

sbuffy
09-11-07, 18:02
OSCAR’A DOĞRU DURUM RAPORU

...“American Gangster”, bu senenin “Köstebek” i ve Ridley Scott’ın Oscar alacağı film olarak görülüyordu fakat Amerika’da aldığı çok da iç açıcı olmayan eleştiriler ve beklentilerin daha önceden yüksek olması, filme Oscar yarışında biraz zarar verdi diyebiliriz. Fakat bu sene Oscar yolundaki filmlerin düşük gişe başarısı “American Gangster” için bir avantaj olacağı kesin. Film geçtiğimiz hafta sonu 50 milyon dolara yakın hasılat yaptı ve Oscar yarışı kızıştığı zamanlar filmin 100 milyon dolardan fazla gişe yapması bekleniyor. Bu durumda Oscar’ın altın kurallarından biri olan gişe başarısını yerine getirmiş oluyor.

Filmin yıldız dolu kadrosunun, usta yönetmeninin ve Oscar ödüllü yapımcısı Brian Grazer (Akıl Oyunları, 2001), Akademi üyelerine yabancı olmaması da filmin diğer bir avantajı. Eğer film beklenildiği gibi büyük bir seyirci desteği alırsa, filmin önemli kategorilerde adaylık alması çok şaşırtıcı olmaz. Fakat bunun yanında “No Country For Old Men”, “Kefaret” (Atonement), “Avukat” (Michael Clayton), “Into the Wild” gibi, eleştirmenlerin bu seneki gözdelerinin yanında oldukça zayıf kalıyor. Bu nedenle film sadece birkaç teknik dalla da yetinebilir.

Bu seneki erkek oyuncu kategorisine baktığımızda en azından 10-15 tane çok sağlam ve adaylık alabilecek performansla karşı karşıyayız bu yüzden Denzel Washington’ın şansı zayıf olmasa da çok büyük değil. Ancak film Oscar öncesi ödüllerden alacağı rüzgarla Washington’a da bir adaylık getirebilir.

Filmin diğer başrol oyuncusu Russell Crowe ise yardımcı erkek oyuncu dalında yarışacak. Stüdyoların son yıllarda aynı kategoride iki oyuncuya kampanya yapmayarak daha fazla adaylık alma üzerine kurulu stratejilerinden dolayı, Crowe; “Collateral”daki (2004) Jamie Foxx, “Saatler”de (The Hours, 2002)’daki Julianne Moore gibi yardımcı oyuncu kategorisinde konumlandırılıyor. Fakat yine bu dalın çok kalabalık olmasından dolayı fazla “Oscarlık” olmayan bu rolün şansı düşük.

Filmin sürpriz adaylığı usta aktris Ruby Dee’den gelebilir. Yardımcı kadın oyuncu kategorisinin bu sene zayıf olması ve bu kategorinin favorilerinden birinin sektörde yıllarca emeği geçmiş oyuncular olduğu düşünülürse, Dee’nin şansı hiç düşük değil. Fakat tek düşündürücü konu Dee’nin filmde 5-10 dakikadan fazla görünmemesi. Judi Dench 1998 yılında 8 dakikalık rolüyle Oscar’a ulaşmayı başarmıştı. Bakalım bu sene benzer bir durum tekrarlanacak mı?

Son olarak filmin en büyük adaylık şansı senaryo kategorisinde gibi görünüyor. Film önceden uyarlama senaryo kategorisinde yarışacağı zannedilirken, kampanyanın orijinal senaryo dalında olacağı stüdyo tarafından açıklandı. Bu durumda bu senenin en zayıf kategorisi olan bu dalda, “Schindler’in Listesi” (Schindler’s List, 1993) nin de senaristi olan Steven Zaillian’ın adaylık şansı oldukça yüksek.

kaynak:sinema/Ali Deniz Şensöz

sbuffy
10-11-07, 12:20
Yarışta son durum

Üç ay 15 Gün,

bu andan Oscara kadar ne kadar zaman olduğunu gösteriyor.26 aralıktan 12 ocağa kadar olan zamanı yerine getirme dönemi olarak adlandırıyoruz.Oy pusulaları gönderiliyor,dolduruluyor ve geri gönderiliyor.17 gün.şimdiden aralığın sonuna kadar olan zaman ahbapların dansı gibi.onlar devamlı gelip gidiyorlar.
Noel ve Chanukah tailleri insanların oy pusularını doldurmaları için en kötü zaman.ben onların çoğunun büyük ekranda filmleri seyrettiklerini hayaledemiyorum.büyük çoğunluğu aileleriyle tatile gidecekleri için filmleri seyretmeyeceklerdir.peki oy kullanacaklar ne yapacaklar?

En İyi Film
şimdi medyada çıkanlara bakıldığında herkes eleştirmen değil ama çoğu oscar üstadı kesildi.oscar mevsimi boyunca günlük promosyonlar bir yem.Herkes Oscar stratejisi hakkında konuşuyor ama hiçkimse bunu ne anlam ifade ettiğini bilmiyor.eleştirmenler anlaşmazlık çıkartmaktan hoşlanıyorlar,akademi seçmenleri geleneksel senaryo anlatımını tercih ediyorlar.bu geçen yılki oscarda kanıtlandı.geleneksel senaryo anlatımı için üç film adaylık için bilet kazandı.Letters, Little Miss Sunshine ve The Departed.Babel veya Queen değil.onların verdikleri mesaj çok özeldi.geçen yıl Scorsese ve filminin yarışı kazanacağını bildim ama sadece şanslıydım...
guruların ilk beşi:
Atonement
No Country for Old Men
American Gangster
Charlie Wilson's War
There Will Be Blood

hangilerinin yarışacağını bilmek için henüz çok erken ama ben tercihimi Atonement ve No Country den yana kullanıcam.Sonr American Gangster.Charlie Wilson's War ve There Will Be Blood .bu beş filmin sizin büyük beş filminiz olması olasız
Şu an en çok dedikodusu yapılan film Cohen kardeşlerin No Country for Old Men çünkü bu yılın en iyi eleştirilerini alarak kapanacak.Ama bu Oscar'ın en iyisi olacak mı demek?bunu söylemek için çok erken.gişedeki sonuçlar görmezlikten gelinirse onu ne durdurabilir?benim tahminim diğer iki aday Charlie Wilson's War ve Atonement olur.ben diğerlerinin Cohenin şaheseri karşısında şansı olabileceğini hissetmiyorum.Cohen kardeşler övgüyü hakediyorlar.kimse onlara bu film çok şiddet içeriyor,fazla soğuk veya yeteri kadar hareketli değil diyemez.tek sorun gösterilecek başka bir filmin gişede insanlar tarafından daha fazla beğenilmesi olur.3:10 Yuma aday olbilmeyi başarsa bile kazanma şansı yok.....

EW'ten Dave Karger'ın bu haftaki ilk onu:
1. Atonement
2. American Gangster
3. Charlie Wilson's War
4. No Country for Old Men
5. The Kite Runner
6. Juno
7. Michael Clayton
8. Sweeney Todd
9. There Will Be Blood
10. Into the Wild

Bu da benim listem:
1. No Country for Old Men
2. Charlie Wilson's War
3. Atonement
4. The Kite Runner
5. Into the Wild
6. American Gangster
7. 3:10 to Yuma
8. There Will Be Blood
9. Before the Devil
10. Once

ben bu şekilde olacak olduğunu tahmin ediyorum:
1. No Country for Old Men
2. Atonement
3. Charlie Wilson's War
4. The Kite Runner
5. Into the Wild
6. 3:10 to Yuma
7. Michael Clayton
8. Before the Devil Knows You're Dead
9. Juno
10. Once

Ben kasımda her hafta farklı sonuçlar üretmeyi düşüneceğim.bu filmlerin bir kısmı gösterime girdiğinde sonuçlar değşecktir.Biz şimdilik önemli eleştirmencelce yazılanlardan dolayı No Countrynin güçlü olduğunu biliyoruz.kimbilir yeni gösterime girecek filmler eleştirmenlerce daha da fazla beğenilebilir.

Neyse bu filmlerden sadece Once iyi hissettiriyor.

Ama başlıyr,kesinlikle başlıyor.

deadly_angel
12-11-07, 19:23
2008 Oscar Yarışı'na Erkenden!

Bu yıl Oscar sezonu her zamankinden de erken başlamış gözüküyor. İddialı filmlerin hemen hepsi geçtiğimiz aydan itibaren ABD’de vizyona çıkmaya başladı. Amerikan basını izledikleri filmlere dayanarak Oscar yarışının nasıl şekilleneceğine dair spekülasyon yapabiliyorsa biz de yaparız dedik... İşte bu yılın kaliteli filmler ile dolu, kıyasıya rekabetinin Beyazperde önsezgileri...

Yılın erken dönemlerinde, bu sene Oscar’ı artık kazanır diye düşünülen isim Tim Burton’dı. Ünlü bir Broadway müzikalinin sinema uyarlaması olan Sweeney Todd, hem ona, hem Johnny Depp’e altın heykelciği getirir diye düşünülüyordu kağıt üstünde. Ama zaman geçtikçe o heyecan ve beklenti söndü. İntikam için cinayetler işleyen bir berberin hikayesini anlatan şiddet dolu bir müzikal Oscar’ı kazanabilir mi? Hem Burton en son ne zaman gerçekten heyecan verici bir film yaptı ki? Ortada Hairspray gibi pozitif, herkesi eğlendiren bir müzikal varken, böyle karanlık bir filme oy çıkar mı? Bütün bu soruların cevapları, henüz kapalı bir kutu olan Sweeney Todd’un Oscar yarışında akıbetini belirleyecek.
Mike Nichols’ın politik taşlaması Charlie Wilson’s War ise Tom Hanks, Julia Roberts, Philip Seymour Hoffman gibi Oscarlı oyunculardan kurulu kadrosuyla hala adaylık ihtimali en kuvvetli filmlerden biri muamelesi görüyor. Ama her şey fazla kitabına uygun, fazla garanti gibi. Bunun geri tepebildiğini, adaylığına kesin gözüyle bakılan en az bir filmin her sene hayal kırıklığı yaşadığını biliyoruz. En İyi Film dalında aday olabilmek için, yeter sayıda Akademi üyesi tarafından ‘yılın en iyi filmi’ olarak görülüp oy almanız gerekiyor. Bu filmin o denli öne çıkması güç olabilir.

Bu iki filmin akıbetlerini yakın gelecekte göreceğiz ama bazı başka filmlerin potansiyellerini şimdiden biliyoruz. Ridley Scott mesela… Denzel Washington ve Russell Crowe gibi iki oyuncuyu biraraya getiren, ’70'ler Amerikasında uyuşturucu mafyasını ele alan epik film American Gangster tam bir ustalık gösterisi. Akademi üyelerinin bayılacağı türden bir büyük yapım. Büyük gişe yapacağı da muhakkak. En İyi Film dahil yığınla kategoride adaylığına kesin gözüyle bakılabilir.

Coen Kardeşler'in, Cannes’da büyük övgü alan, Fargo’dan beri en önemli filmleri muamelesi gören No Country for Old Men’i de Akademi’nin karşı koyamayacağı türde bir başarı belli ki. Javier Bardem’in bu filmdeki psikopat katil tiplemesinden de sinema tarihine geçecek ve Oscar’ı %100 alacak bir performans olarak bahsediliyor.

Karanlık ve şiddet dolu filmlerin yılı oluyor 2007. Sidney Lumet, uzun bir aradan sonra formuna döndü ve kendi ailelerinin işyerini soymaya kalkışıp olayların kontrolünü kaybeden iki kardeşin hikayesini anlatan Before The Devil Knows You’re Dead ile eleştirmenleri mest etti. Yılın en iyi suç filmlerinden biri olduğu söylenen bu yapıma, hem de usta Lumet’nin geri dönüşüyken, nasıl karşı konulabilir?

Ustalardan gelen diğer filmler biraz daha geri planda kalıyor bunların yanında. Francis Ford Coppola’nın son filmi Youth Without Youth kişisel bir sanat filmi muamelesi görecek gibi. David Cronenberg’in Şark Vaatleri’i ise her zaman olduğu gibi hiç Akademi’ye göre bir iş değil. Yine de bir iki adaylık alır, boyunlarının borcu… Ang Lee’nin Altın Aslanlı son filmi Dikkat, Şehvet (Lust, Caution), yeterince heyecan uyandırmıyor. Sadece teknik kategorilerde adı geçer. Robert Zemeckis’in “motion capture” yöntemiyle gerçekleştirdiği yeni animasyonu Beowulf ise niye Kutup Ekspresi’nden daha iyi karşılanacak olsun ki?.. Robert Redford’ın savaş sorgulaması Lions for Lambs, fazla edebi ve politik olarak da fazla orta yolcu bulunuyor. Bunlar ana kategorilere giremeyecek filmler ama arada beride adlarına rastlayacağımız muhakkak. Esas iş gençlerde bundan sonra…

Son Dönemin Yetenekli Genç Yönetmenleri…

Bunlar öyle ya da böyle daha önce Akademi’nin radarına girmiş yönetmenler… James Mangold mesela. En son Reese Witherspoon’a Oscar kazandıran Sınırları Aşmak’ı yönetmişti. Bu kez de en hasından, müthiş bir Western yeniden çevrimi olan 3:10 to Yuma ile yarışta. Akademi üyelerine ulaşması çok rahat bir film. Seyirciden de olumlu tepki aldı. Film ve Yönetmen dallarında bile adaylık kazanabilir.
İngilizlerin taze kanı Joe Wright ise Aşk ve Gurur’un ardından Kefaret (Atonement) ile yine övgü topluyor. Ve önceki filmiyle ismini zaten belletmiş olduğu için, bu kez Oscar’ın büyük favorisi muamelesi görüyor. Yerinden edilmesi zor… Ama sinema tarihinin en iyisi Yurttaş Kane ile mukayese edilen bir film belki ona ciddi bir rakip olabilir. Paul Thomas Anderson’ın, önceki filmlerinin çizgisinden ayrılıp, petrol zengini bir adamın hırsına odaklandığı There Will Be Blood, Akademi üyelerinin aday gösterme alışkanlığını taşıdıkları türde bir film olmayabilir. Ama iddiası belli ki gerçekten Yurttaş Kane boyutlarında. Daniel Day-Lewis’in bu filmdeki performansıyla ikinci Oscar’ını kazanmak için bu kez rakipsiz gözüktüğünü de eklemek lazım.

Son bahsettiğim filmin yapım firması olan Paramount Vantage (ünlü Paramount’un bağımsız sinema kolu), bu yıl birbirinden güçlü yapımlarla yarışa katılıyor. Ellerindeki diğer filmler de çeşitli dallarda adaylığa çok yakın. Marc Forster’ın Afganistan’da geçen ve ABD’de çok tutmuş bir romandan uyarlanan, sansayon yaratmaya aday filmi The Kite Runner; Nicole Kidman, Jack Black ve Jennifer Jason Leigh’i biraraya getiren Margot at the Wedding; Sean Penn’in övgü toplayan yol ve kendini bulma filmi Into the Wild; ve Michael Winterbottom imzalı, Afganistan’da El Kaide tarafından kafası kesilerek öldürülen gazeteci Daniel Pearl’ün karısını anlatan, Angelina Jolie’nin kontrollü performansına adaylık getirmesi muhtemel A Mighty Heart. Hepsi aynı şirketin filmleri ve aynı ölçüde olmasa bile hepsi başarılı olacaklardır…

Todd Haynes’in alışılmadık filmi I’m Not There’de, Bob Dylan’ı altı farklı aktörün canlandırdığını duymuşsunuzdur belki. Bunlardan birinin Cate Blanchett olduğunu ve bu performansıyla Oscar’ı ikinci kez kazanmaya yakın görüldüğünü de… Böylesine yaratıcı ama popüler olması imkansız bir filmin diğer kategorilerde ne kadar başarılı olacağını merak etmemek mümkün değil. Bir diğer popüler film olan Ratatouille’in aksine… Brad Bird’ün İnanılmaz Aile’dan sonraki yeni animasyon şaheseri, herkesçe sevilen ve animasyon sanatını ileriye götüren işlerden biri. Birkaç adaylık ya da belki birkaç ödül, işten bile değil…

David Fincher’ın Zodiac’ının tamamen unutulduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Filmin yapımcıları bayağı hızlı çıktı ve sezonun Oscar’a dönük ilk kapsamlı reklam kampanyasını onlar başlattılar. Yönetmenin Kurgusu da yakında Amerika’da DVD’ye çıkıyor. Yani film yeniden gündemde. Karmaşık görsel efekt çalışması veya başarılı yardımcı oyuncu kadrosu pekala Akademi üyeleri tarafından da hatırlanabilir.

Bağımsız Faktörü…

Eski bir striptizci tarafından yazılmış, 16 yaşında hamile kalan ve doğacak bebeğini evlatlık verecek aile arayan bir kızın öyküsünün Oscar yarışında şansı olabilir mi sizce? Hem de nasıl… Ortaya Juno gibi çok eğlenceli ve pozitif bir aile filmi çıkmışsa, herkes bu filme bayılıyorsa ve Roger Ebert gibi bu işlerin pîri bir isim, filmin genç oyuncusu Ellen Page’in En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’ı kazanacağı şeklinde iddialı bir yorumu aylar önce yapabiliyorsa… Evet, her şey olabilir.
Diğer güçlü bağımsız ise, bu yılki üçüncü iddialı filminde üçüncü iddialı performansını veren Philip Seymour Hoffman ile Laura Linney’i buluşturan, uzaktan Woody Allen’ın Interiors’ını hatırlatan The Savages. Olgun bir komediye bu yarışta her zaman yer var.

Yabancı Faktörü…

Son yıllarda dünya sinemasının Oscar’da varlığı dikkat çekici bir şekilde arttı. Geçtiğimiz sene adaylardaki uluslararası çeşitlilik ödül törenindeki muhabbetlerin de ana malzemesi olmuştu. Bu yıl da Oscar yarışına Yabancı Dilde En İyi Film kategorisi ve ötesinde damga vurmaya hazırlanan filmler var.
Ang Lee bu yıl daha geri planda kalacak belki ama öncelikle Edith Piaf biyografisi Kaldırım Serçesi’nin (La Vie En Rose) En İyi Kadın Oyuncu dalında favori konumda olmak gibi bir ayrıcalığı var. Marion Cotillard, bırakın adaylığı, ödülün kendisinin en büyük favorisi. İngilizce dışında bir dilde oynadığı halde Oscar kazanan, Sophia Loren’den sonra ikinci aktris olarak sinema tarihine geçebilir kendisi. Filmin teknik kategorilerde de kendine yer bulması olası.

Ama Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Fransa’nın başka bir resmi aday adayı var. Devrim öncesi ve sonrası İran’ı anlatan animasyon film Persepolis, hem bu dalda, hem de Animasyon Film dalında çok güçlü bir aday olarak öne çıkıyor Fransa adına…

1994 yılında Güneş Yanığı adlı filmiyle Oscar kazanan Rus sinemacı Nikita Mikhailkov, Sidney Lumet’nin 12 Kızgın Adam başyapıtını Rusya’nın siyasal ve toplumsal gündemine uyarladığı 12 ile Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinin bir diğer favorisi olarak görülüyor. Cannes’dan Altın Palmiyeli Romanya filmi 4 Months, 3 Weeks & 2 Days bu kategoride şans tanınan bir başka film; Akademi için fazla karanlık olmazsa tabii… Fatih Akın’ın veya İspanyol korku filmi The Orphanage’ın, bu rakipler arasında şansı pek yok gibi…

İngiliz yönetmen Mike Newell’ın beyazperdeye uyarladığı Gabriel Garcia Marquez romanı Kolera Günlerinde Aşk, yazarından da tam not almayı başardı. Ama New Line tarafından yeterince tanıtımı yapılmayan bu filmin bir iki teknik kategoride kendine yer bulmaktan öteye gidememesi olası. Bir de Marquez’in özel ricasıyla filmin şarkılarını yazan Shakira’yı Oscar töreninde sahne alırken izleme ihtimali var tabii...

Gündemde Irak ve Afganistan Var...

Ortadoğu konulu filmlerin sayısında ciddi bir artış var doğal olarak. Irak üzerine, doğrudan filmlerden ziyade, askeri kayıpların Amerika’daki aileler üzerindeki etkilerini ele alan yapımlar karşımıza çıkıyor. Çarpışma ile Oscar kazanmış Paul Haggis’in gişede başarısız olan yeni filmi In the Valley of Elah ve John Cusack’in asker karısını kaybeden acılı bir babayı canlandırdığı Grace is Gone böyle filmler. Bunlar daha ziyade oyuncularının performanslarıyla adaylık kovalayacak işler.
Afganistan daha etkili bir malzeme sağlıyor anlaşılan bu yıl. Mike Nichols’ın filmi meselenin özüne inmeye çalışırken, Robert Redford Amerika’nın duruşunu sorguluyor yeni filminde. Michael Winterbottom ülkedeki güncel panorama hakkında bilgilendirirken seyircisini, Marc Forster imzalı The Kite Runner bizzat Afgan halkının içinden bir bakış getirmeye çalışıyor. Bu gündem, Akademi’de bir şekilde karşılığını bulacaktır.

Oscar’a Giden Yol Gişeden Geçer…

Para kazanmayan film seyirciye ulaşamamış demektir ve Akademi Ödülleri’ne ulaşmanın yolu muhakkak seyirciye de ulaşabilmekten geçer.
Bu yıl özellikle iki tane popüler film, gişe rakamlarını ödül potansiyeline dönüştürebilir. Yazar-Yönetmen Judd Apatow şimdiden komedide bir marka haline geldi. Onun ismi ABD’de bir filmin gişe yapmasının garantisine dönüştü denebilir. Bu yılın hit filmlerinden Kaza Kurşunu da (Knocked Up) en azından senaryosuyla bile olsa Akademi tarafından hatırlanacaktır.

Esas büyük olabilecek film ise Hairspray. John Waters klasiğinin Broadway uyarlaması olan müzikal, yeni bir filme malzeme oldu. John Travolta, yüklü bir makyajla Divine’ın rolünü oynadı. Michelle Pfeiffer, Christopher Walken gibi birçok ünlü oyuncu kadrodaydı. Ve ortaya herkesi mutlu eden, neşeli bir müzikal çıktı. Hairspray gişede de çok başarılı olduğu için, bir Chicago muamelesi görebilir mi diye düşünenler çok. Çünkü olası adaylar arasında böylesine pozitif ve hafif bir film yok. Son yıllarda da hep karanlık filmler kazandı Oscar’ı. Ve Hairspray, şarkılarından kostümlerine, oyunculuklarından makyaj çalışmasına birçok adaylık kapabilecek bir yapım. Dolayısıyla şansı yabana atılmamalı...

Klasik Sularda…

Bazı filmler “tipik Oscar filmi” olarak hissettirebilirler kendilerini. Bu yıl da onlardan çok var. Terry George’un aile dramı Reservation Road bayağı kötü karşılandığı için yarıştan neredeyse tamamen dışlanmış gibi gözüküyor. Elizabeth’in devamı Elizabeth: Altın Çağ da olumlu eleştiriler almadı ve teknik kategorilerde kendine yer bulmaya çalışacak. Brad Pitt ve özellikle Casey Affleck’in performanslarıyla çok konuşulan, uzun isimli Korkak Robert Ford'un Jesse James Suikasti, yavaş temposu sebebiyle seyirci kozunu kaybetti. Yine de görmezden gelinebilecek bir Western değil bu.
Casey Affleck bu yıl oldukça konuşulan bir aktör oldu. Abisi Ben Affleck’in ilk yönetmenlik denemesiyle de adından söz ettiriyor. Beklenmedik olan, Gone Baby Gone adlı bu filmin çok beğeniliyor olması. Yılın en iyileri arasında adı geçen yapımın, özellikle oyuncu kadrosu çok kuvvetli.

Son olarak, hem eleştirmenleri, hem de seyirciyi memnun edebildiği için ciddiye alınmaya başlayan, hukuk sistemi üzerine bir entrika filmi olan Michael Clayton yarışta güç kazanmaya başladı. George Clooney, Tom Wilkinson ve Tilda Swinton bu filmin adaylık potansiyeli olan oyuncu kadrosu. Yönetmen ise, Jason Bourne serisinin senaristi Tony Gilroy.

Ve işte bu kalabalık yılın kaba bir tablosu. Sinema adına oldukça verimli bir sene geçirdiğimiz söylenebilir. Her zamanki gibi iyi olan kazansın!

Kaynak: Beyazperde

sbuffy
13-11-07, 09:06
Jodie Foster
Foster,The Brave One filmindeki rolüyle en çok konuşulan performanslardan birini sergileyerek En İyi Kadın Oyuncu dalında en güçlü yarışmacı oldu.Söylentilere bakılırsa diğer en güçlü rakip ise Elizabeth ve I'm Not There filmlerindeki rolleriyle Cate Blancett.

sbuffy
13-11-07, 17:28
There Will Be Blood muhtemelen Oscarlarda olmayacak

Her filmi Oscar yarışında yargılamak için iyi bir zaman.Eğer Hollywoodda çekilen her film Oscar seçmelerine katılmak zorunda olsaydı,gerçek sanata ulaşabilecek duyarlılıktan uzak olunacaktı. David Lynch, Joseph Losey, Stanley Kubrick, David Cronenberg, kolayca bir müzeye koyulacak filmler yaptılar.Onlar Oscar kazanmadı ve Oscar kazanmak için uğraşmadılar.Bunun Paul Thomas Anderson'ın There Will Be Blood filmi için de geçerli olduğunu düşünüyorum.Andersonın filmi Oscar için yaptığını sanmıyorum.zekanın parlaklığıyla Anderson kendini aştı.şahsen yeteneğine ve kendisine büyük hayranlığım var ama bunun Oscar filmi olmayacağına nerdeyse eminim.bu filmi hiç görmemiş olmayı dilerdim ve bir daha asla seyretmeyeceğim.bu,bir anne olarak kendi duygularımdan ileri geliyor.

Anakarakter,Daniel Day-Lewis oynuyor,tiksindirici,nefret uyandırıcı ve herkes için korkunç biri.şahsen onunla karşılaşmak istemezdim.insanları filmden uzaklaştırmak için tepkimi göstermiyorum.insanların filmi görmeleri gerektiğini düşünüyorum.kişisel olarak akademi üyeleri için bahse giriyorum,üç saat filmi izlemektense birileriyle üç saat harcamayı tercih edersiniz.

Şiddeti kabul edebilirim,garip se**i kabul edebilirim,hiçbir his yaratmayan filmleri kabul edebilirim.Ama ben tiyatroda tuzağa düşmüşüm gibi ve film seyrederek cezalandırılıyormuşum gibi hissettim.belki bu iyi birşeydir?film esnasında iki kişinin dışarı çıktığını gördüm ve kalabalık şevkle alkışlamıyordu.Diğer taraftan bütün bunların anlamı bu filmin Oscar filmi olmadığı yönünde.

sbuffy
15-11-07, 15:44
George Clooney ve sonra Brad Pitt en seksi erkek seçildi.iki oyuncu diğer arkadaşlarının da kazanması için kampanyalar düzelnediler.şaka gerçek oldu ve Matt Damon yaşayan en seksi erkek seçildi.her neyse, listede yer alan bazı oyuncuların ise bu yılki Oscarlarda aday olmalarına kesin gözüyle bakılıyor.
işte bu oyuncular:
Brad Pitt
Ben Affleck
James McAvoy
Javier Bardem
John Depp

sbuffy
15-11-07, 17:47
Sweeney Todd

Tom O'Neil kendinden emin bir şekilde söylüyor:karar kalabalığın çoşkulu alkışları üzerine alındı.Sweeney Todd aylardır size söylediğim gibi en iyi film oscarını kazanması için en güçlü aday.aslında o kazanacağını söylemiyor,filmin iyi olduğundan söz ediyor. kazanabilir demekle kazanacak demek farklı.

Burton eski klasik Hollywood korku filmleri içindeki melodram trajedisini tüyler ürpertici şekilde devam ettiriyor.Oscar yarışında bu film ne yapacak.Akademi seçmenleri korku filmlerini En İyi Film seçmiyorlar.Onlar The Exorcist gibi klasik bir filmi aday gösterildiği halde seçmediler.ama The Departed ve daha önce Hannibal Lecter gibi içinde şeytani düşünceler taşıyan karakterin oynadığı The Silence of the Lambs gibi şiddet içeren filmleri beğeniyorlar.Onlar belki bu sefer Broadwayde sanatsal olarak kendini kanıtlayan Sweeney Todd,klasik korku filmi olarak da kendini kabul ettirebilir.

Filmin en korkunç kısımları:masumca traş olmak için berber dükkanından içeri giren akılsız adamların boğazlarını keserken etrafa bol miktarda sıçrayan kan.evet sahneler tiksindirici bir şekilde canlı.Burton kamerası Swenneynin kurbanlarının gözünden izleyiciye gösterdiği için kan bol bol gözüküyor.sahneler o kadar aşırı ki gerçek dışı gibi görünüyor.ister inanın ister inanmayın ama boğaz kesme sahneleri en şok edici yerler değil.daha kötüsü vucutların bodrum katına doğru düşüşünün izlenilmesi,onlar başaşağı gidiyor kafalarını çarpıyorlar ve boyun kırılması sesi duyuluyor,tekrar,tekrar.film çekenlerin cesaretine inanamıyorsunuz.ve sizler Sweneeyin intikam bıçağının her darbesinden sonra alkış çığlığı koptuğu için elinizde olmadan Burtonu seviyorsunuz.

Eğer adı çıkan hassas Akademi üyeleri kanı hazmedebilirlerse ve çatlatan boyun seslerine katlanabilirlerse,Sweeney Todd Dreamgirls gibi olmayacak.bu gerçek adamların müzikali.geçen yıl oscar seçmenlerinin ne yaptıklarını unutarak kuvvetli bir şekilde Dreamgirlsün kaznacağını söylemiştim.Sweeney onların adamı.

Eğer Sweeney Todd ,Chicago gibi curcuna yaparsa,demek istediğim iyi yazılar yazılırsa,eğlenceli bir filmse kazanmaması için hiç bir sebep olmaz.Chicago çok eğlenceli bir filmdi.Filmi gördüğümde büyükler ayaktaydı ve danslar büyük beğeni kazandı.Dreamgirls böyle değildi,daha çok rock n' rolldu ve ciddiydi.fakat Akademinin beğendiği film kazandığı için siz daha fazlasını yapmak zorundasınız.ama bu farklı zamanda farklı bir hikaye

sbuffy
16-11-07, 11:46
Grev Oscarı da vurabilir

Iyi haber Jon Stewart Oscarlarda ev sahipliği yapacak.Kötü haber grev devam ederse adam gibi şaka hazırlanamayacağı için yayın süresi kısalabilir.Bu reytinglerin düşebileceği demek ki AMPAS(Sinema Filmleri Sanat ve Bilim Akademisi) için kötü.......

1988 yılındaki Senarist grevinden Oscar etkilenmedi çünkü sunucunun metni grevden önce hazırlanmıştı ve oscar gecesinde konukların doğaçlama yapmalarına izin verilmişti.2007de ise Grev kararı önceden alındığı için metin hazırlanmadı.ayrıca oscara aday olması beklenen filmlerden bazıları yeni vizyona girmeye başladı........

Henüz bir plan hazırlamadıklarını söyleyen Sinema Filmleri Sanat ve Bilim Akademisi sözcüsü Leslie Unger :"Oscar gecesine daha birkaç ay var.henüz grevin bize ne kadar darbe vuracağını bilemiyoruz." şeklinde konuştu......

13 aralıkta Altın Küre adayları açıklanacak ve bunu takip eden gün şov için metin yazılmaya başlanacak.yapımcı Barry Adelman "biz bir çıkış yolu bulunacağını umuyoruz.grev herkesin memnun olacağı bir şekilde sona erecektir.biz ilerleyen günlerde seçeneklerimizi gözden geçirmeyi planlıyoruz." dedi.....

Senaristlerin istediğini verin ya da sanayi darbe alsın.

sbuffy
17-11-07, 15:18
AMPAS Belgesel Kategorisindeki aday adayı filmleri pazartesi açıklayacak.Bir kaynağa göre aday olacağı düşünülen bazı belgesel film adayları şunlar:
Phil Donahue and Ellen Spiro/ Body of War
Tony Kaye's / Lake of Fire
Bill Guttentag & Dan Sturman / Nanking
Charles Ferguson / No End in Sight
Michael Moore / Sicko
Alex Gibney / Taxi to the Dark Side
Sean Fine & Andrea Nix Fine / War/Dance.

dizi_maniac
18-11-07, 13:18
Aaaa?
80.inci Oscar sayfası açılmış !
Ben yeni gördüm...

sbuffy, arkadaşım tüm haberler için çok teşekkürler, hepsini tek tek içime sindire sindire okudum. Harikasın!
Ama sayfalar salt yazılarla biraz kuru kalmış gibi... biraz "renklendirelim" , ne dersin?
THERE WILL BE BLOOD hakkında ki son yazı, senin mi yoksa alıntı mı... onu pek anlayamadım?

Bende kendime göre tahminlerimi, düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Öncelikle; tam akademinin kriterlerine göre çekilmiş olan ATONEMENT
benim düşünceme göre de oscar heykelciklerinden bolca kucaklayacak. Filmi izlerken hep aklımın köşesinde "işte tam akademinin sevdiği kriterler" diye düşündüm , film gerçekten güzel. Bu filme kötü, zayıf diyebilen olamaz herhalde? Ama bende bir "wooww!" duygusu yaratmadığını, belirtmeden edemeyeceğim.

Yönetmen Joe Wright'ın hakkında, Rüzgar Gibi Geçti sayfasında, epik aşk filmlerin remake'i etrafında konuşmuştuk hatırlıyormusun?Destansı bir anlatım diline vakıf. Adam işini biliyor : )

En önemli kategoriler de, ATONEMENT , AMERICAN GANGSTER , NO COUNTRY FOR OLD MAN ve CHARLIE WILSON'S WAR
başa baş yarışacaklar gibi görünüyor.
THERE WILL BE BLOOD'ı henüz izlemediğimden hakkında yorum yapamayacğım. Ama performansı ile Daniel Day Lewis herkese küçük dilini yutturduğunu konuşulan bu filmden bir iki kare ekleyebilirim:
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/thereWillBeBlood13.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/thereWillBeBlood12.jpg
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/thereWillBeBlood14.jpg
En iyi erkek adaylığına kesin gözü ile bakılıyor, senin yazdıklarından anladığım kadarı ile?


Beni üzen ise ; Aday-adaylıkları konuşulurken, bazı diğer filmlerin pek adının geçmemesi.
Tamam, pek akademi'nin çerçevisine uygun olmayabilirler ama en azından isimlerinin geçmesini, konuşulmasını dilerdim.
Yinede belli olmaz, henüz konuşulmayanların içinden bazılarını seçip akademi sürpriz yapabilir?
Aday-adaylıkları keşke konuşulsaydı dediğim filmlerden bazıları :

REIGN OVER ME - Mike Binder yönetiminde gerçekten eli yüzü düzgün bir film. Daha önceleri baş roller için Tom Cruise ve Javier Bardem konuşulmuş olsada, roller Adam Sandler ve Don Cheadle'a gitmiş ve her ikiside seyrine doyum olmayan oyunculuk sergilemekteler. Filmde yer alan Donald Sutherland ve Liv Tyler de cabası. Yönetmen Mike Binder'i UPSIDE OF ANGER filminden belki hatırlıyorsunuzdur? (Bana göre çok iyi bir filmdi, ve Joan Allen orada harikalar yaratmıştı.) REIGN OVER ME :
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReignOverMe11.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReignOverMe13.jpg
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReignOverMe14.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReignOverMe12.jpg

---

IN TO THE WILD , Sean Penn'in yönetmenliğini yaptığı bir yol hikayesi filmi. (Jon Krakauer'in kitabından) gerçek bir hikayeden esinlenerek çekilen filmin oyuncuları Emile Hirsch, Vince Vaughn ve (bana göre tüm zamanların en iyi oyuncularından olan) William Hurt ile yan rollerde göz kamaştırabilen Marcia Gay Harden.
Sean Penn'in yönetmenliğinin , oyunculuğu kadar sağlam olduğunu iddia edemem ama bu çektiği son film gerçekten izlenilesi. Herkese tavsiye ederim ve çok isterdim ki en azından aday-adaylıkları arasında konuşulsun.
IN TO THE WILD
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/InToTheWild13.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/InToTheWild11.jpg
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/InToTheWild15.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/InToTheWild12.jpg

http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/InToTheWild14.jpg <-- Sean iş başında : )

---

dizi_maniac
18-11-07, 13:38
keşke aday olabilse dediklerime devam :

RESERVATION ROAD
Yönetmen : Terry George
Oyuncular : Joaquin Phoenix, Mark Ruffalo, Jennifer Connelly ve Mira Sorvino
Çok iyi bir kitabın, bana göre çok iyi bir uyarlaması ayrıca Joaquin buradaki performansı ile en iyi erkek dalında aday olmalıydı diye düşünüyorum.
RESERVATION ROAD
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReservationRoad15.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReservationRoad14.jpg

http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReservationRoad12.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/ReservationRoad11.jpg

---

WE OWN THE NIGHT , eleştirmenleri ikiye bölen bir film : )
seveni olduğu kadar, sevmeyeni de var ama ben beğendim. Rus mafyasından ailesini korumaya çalışan bir gece kulübü sahibinin mücadelesi ve uyuşturucu dünyasına güçlü bir anlatımla bakmamıza imkan veren mutlaka seyredilesi bir film. Tabi bu sadece benim fikrim.
Yönetmen : James Gray
Oyuncular : Joaquin Phoenix, Eva Mendes, Mark Wahlberg, Robert Duvall
WE OWN THE NIGHT :
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/WeOwnTheNight17.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/WeOwnTheNight11.jpg

http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/WeOwnTheNight14.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/WeOwnTheNight16.jpg
http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/WeOwnTheNight13.jpg http://i169.photobucket.com/albums/u224/cine-suzi/mixed/WeOwnTheNight15.jpg

---

sbuffy
18-11-07, 14:24
dizi_maniac böyle bir konu açtığın için teşekkürler:) yazıların hepsi alıntı.
Atonement belirttiğin gibi tam akademinin damak tadına hitap ediyor.yinede bol ödül alacağını düşünmüyorum.çünkü vizyona yeni giren ve girecek olanlardan çok iyi filmlerde var.bana göre Atoment en iyi senaryo başta olmak üzere en iyi film ve en iyi yönetmen dalında öne çıkar.filmin oyuncuları, en iyi oyuncular dalında aday olsalar bile gerek eleştirmenler gerekse filmleri izleyenlerin yorumlarından okuduğum kadarıyla bu ketegorilerde şansları fazla yok gibi.

We Own The Night konusunda aynı fikirdeyiz.keşke aday olabilse çok başarılı bir film ama akedemi burun kıvırabilir.

Into the Wild filmi açıkçası beni şaşırttı.sean pennin iyi bir iş çıkartacağını sanmazdım.eleştirmenlerin çoğu en iyi film kategorisinde olabileceğini düşünüyorlar.

bende aday olmasını dilediğim bir filmden bahsetmek istiyorum.Zodiac.bence fincherın fight clubtan sonraki en iyi filmi.şu ana kadar seyrettiğim filmler içinde kurgusu bakımından en sağlam filmdi.en iyi kurguda şansı yüksek olabilir.bunun yanısıra Robert Downey Jr'in yardımcı oyuncu dalında aday olacağını düşünüyorum.
http://img99.imageshack.us/img99/3277/zodiac5qp1.jpg
http://img99.imageshack.us/img99/5027/markruffalo6oy8.jpg

dizi_maniac
18-11-07, 14:51
çok haklısın sbuffy, Zodiac unutuldu sanki dimi? Pek kimse hatırlamıyor gibi. Öyle ya Zodiac 'da vardı... dedirttin bana.
Zodiac'ı üç kez izleme teşebbüsüm , her seferinde uyuklamam ile sonuçlandı. Bu filmin değil, benim ayıbım:img-blush
Se7en 'de ki "kara" yetenği ile bizleri dumura uğratan Fincher'den beklentilerim bir hayli yüksekti sanı