Tüm Versiyonu Göster : Bıçak Sırtı - Bölüm Yorumları (Arşiv 3)
Sayfalar :
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
[
11]
bu bölümde en dikkat çekici sahnelerden biriside Orhan ın annesinin geldiği bölüm hiç gösterilmedi ve ayrıca anne sanki 28 yıl değilde 5 dakika lığına onlardan ayrılmış gibi davrandı. Ne sarılmak, ne özlem ifadesi ne sevgi ifadesi.
psikolojik bir dizi..insanların düşüncelerini duygularını seyrciye iyi aktaran bir dizi..repliklerde verilen duygular müthiş..oyuncular o repliklere öylesine hayat katıyorlarki.her biri canlandırdıkları karakterlerle son derece bütün olmuş durumdalar...
son sahnedeki telefon şantajında şantajcının kullandığı cümle şöyleydi.."osmanlı şehzadesi aslında bir katilin oğlu".burda adamın ifade etmek istediği şuydu..yani çocuk senin değil bir katilin oğlu..bu katilden kasteddiğide ali....alinin aklandığını bilmeyen biri demek..buda şu sonuca götürüyor..ali'ye değil orhan'a yakın biri..şimdilik bu konuda tahminde bulunmayacağım.eminim bir sürpriz olacaktır..ama şunu söyleyebilirim..bu şantajcıyla mücadelede orhan ve ali iş birliği yapabilecekler gibi geldi bana...
gelelim annelerine....anne konusunun ilerki bölümlerde detaylı bir şekilde işlenme zeminine başlangıç vardı bu bölümde...annenin evden gidiş konusu irdelenecek..yukarda bir arkadaş güzel saptamalarda buunmuş bu knuda
bu saptama olası gibi görünüyor..ama gönül hanımın gerçek anne olup olmadığı konusunda tereddütlerim var..gönülün mehmet'e bağlılığının sebebi 3 aylıktan itibaren ona annelik yapması olabilir..vede annenin gidiş sebebini bildiğinden dolayı anne ye karşı yumuşak olabilir...
son olarak şunu diyebilirim..orhan'ın babalık konusunda yaptığı konuşmalar ne kadar etkileyici görünüyor olsada murat'ın gerçek babası ali'dir..ve ona sahip olma hakkı sonsuzdur..bu bir dava konusu olsa mahkeme derhal çocuğu gerçek babasına verir.ispatı zaten dna dadır..yani orhan ne derse desin yok biz baktık,ona sevgimi verdim.bir döllen olmaz bu iş v.s ne derse desin kanunlar ali'den yanadır..ve ali sırf çocuğun ruh sağlığı ve aynı yaşam standardığını murata veremiyeceği endişeyle kendini geriye çekiyor..aslında ali hem murata hemde nisana birlikte sahip olmak istiyor..ikisi bir arada istiyor ..nisanın anne olarak ne kadar sevgi dolu olduğunu görüyor..ve sırf bu özelliği bile nisan'a aşık olmasına yetti..ali'nin büyük idolü bu..nisan ise zamanla anlayacak..aceleside yok..dizi bitene kadar ilişkileri rayına oturur...:)
evet bu dizi Bıçak sırtında psikolojik bir dizi...bunu hayırım yok..verilen karakterlerin özelliklerine göre yargılanma yapılması da son derece doğal....Oyuncular, işin hakkını veriyorlar...bulundukları ruh hallerini son derece iyi yansıtıyorlar...Bir anda kötüleşirken, bir ynda çelişkilerini görebiliyoruz..karakter kapasitelerine göre son derece iyi yansıtıyorlar...:)
Anneler konusuna gelince, ben Orhanın annesinin o evi terk etmek için son derece haklı bir sebebi olduğunu düşünüyorum..ve kanaatime göre bu SR ın Gönüle olan ilgisi belki de yıllar evvel yazılmış olan o mektubu okumuş olabilir...bilemiyorum..ama çocuğunu bebekken terk etmesi için bayağı bir birikimin olması lazım ya da dah a sert bir gerçek...ve dediğin gibi bu sırrı iyi kötü Gönül hanımın da bildiği bir gerçek ki dediğin gibi Gönül hanımı o kadına karşı daha yumşak daha doğrusu çekingen tavra sokuyor olabilir... bir olasılık! ama diğer taraftan böyle bir şey de olmayabilir... Gönül Hanım sonuçta yıllardır o evde kalfa olarak çalışıyor ve o kadın da evin Sultanı ve hanımı, bu titrlerin azametini ve baskınlığını da son haddine kadar yaşatıyor(SR bile melaike kaldı yanında doğru:img-yes:)...Her ne kadar 30 senedir o evde olmasa da ....Ona karşı bu çekingenliği hissetmesi normal..gönül hanımın bu konuda alışkanlığı var..bknz: kahveyi bile SR için o hazırlamaya çalışıyor..ya da Orhan efendiye gidip birşeyler yer misiniz? diye 2.çoğul şahıs ile konuşuyor..Tipik master and servant ilişkisi...
Orhanın babalığı konusunda hemfikiriz...:)
Bu konuya bir açıklık getirmek istiyorum..bknz:ebeveynlikte kan mı sevmek mi? önemli..ya da sevgi mi? bunu diğer forumda da çok tartıştık...ve ben, fikirlerimi, bir ebeveyn ve evlat olarak savundum...
Kan da önemli sevmek de...
kan, aidiyet duygusu verir... sevgiyi bütünleştirir...
Orhanın babalığını tartışırım..çünkü bana göre geçerli değil...Bir baba, asla ve asla oğlunun hayatını bir yalan üstüne kurmamalı...babalık demek çok sevmek ya da kollamak demek değildir...Her akşam masal okuyup, sütünü içirttirmek değildir...bir de gerçek baba olsa, Aliyle empati kurar..ve oğlunu tanımak isteyen bir babaya müsaade ederdi..ve oğluna bu gerçeği anlatırdı..Seçimi, Murata bırakırdı...:hıh(ve sıkıştığı bir esnada anlatacağından da eminim..tıpkı Nisana yaptığı gibi)
Baba demek, güven duygusu demektir..hayattaki dayanaktır..ve ebeveynler içinde hata yaptığı zaman en zor affedilendir...hele ki erkek çocuklar için...Anneler bu konuda daha şanslı çünkü arada geçirilen bir dokuz aylık içiçe geçirilen sürede içgüdüsel oluşan bir bağlılık vardır...
Bu arada Ali ve Murat arasında oluşan ilişkide... en azından Murat açısından bir baba-oğul sevgisi geçerli değil...iki insanın birbirlerine duydukları sevgi ve bağlılık var..yani bir zorlama bağlılık yok..Baba-oğul ilişkisinin getirdiği sevgi klişesi yaşanmıyor
Bir de ben, şundan nefret ederim ve asla da yapmamaya çalışıyorum..
ben onu büyüttüm, başında bekledim..kolladım...şunu yaptım...bunu ettim...klasik ebeveyn atraksiyonlarından nefret ederim...
Ben de bir evlat yetiştiriyorum eşimle beraber ve ikimiz de onu deliler gibi seviyoruz ama ona bu tip şeyleri aşılamamaya çalışıyoruz..Onu bir birey olarak görüyoruz, hayatla mücadele etmesi için yetiştirmeye çalışıyoruz sadece..çünkü her an yanında olamayız...Bizim yaptıklarımızı onun başına kakmıyoruz..dayatmıyoruz..ne onunlayken ne de başkalrının yanındayken...sadce onu çok seviyoruz ve bunu hissettirmeye çalışıyoruz...Ona asla yalan söylemiyoruz..Anne ve babalarımızın bizi yetiştirirken yaptığı gibi...(hayatta en nefret ettiğim şey, yalandır! Buzz gibi soğuyuveririm karşımdaki insandan..Alemi cihan gelse beni ikna edemez...Gizlenmesi değil..bariz yalan söylenmesi...:icon_whis)
neyse konuyu dağıtmayalım..:)
Muratın sizin oğlunuz olmadığını biliyorum...şehzadenin babası bir katil...
Bu türlü taraflara çekilebilir...Şehzadenin babası, Selim Reşat da olabilir...orhan da...Ali de...buyrun buradan yakınız!:img-icecr
Üç olasılık var...:) Ama yine de Aliyi kastettiğini pek düşünmüyorum...Bu arada o adam, Ali değil...tip farklı..Daha iri yarı, daha beyaz tenli, ve kulak şekli farklı..bknz:biraz görsel detay hafızam kuvvetlidir de...Ses tonu Aliye benziyordu ama daha tınılıydı..bknz.kulak hafızam da iyidir...:img-polic
Herkese Günaydın,
Ben dün akşamki bölümü çok fazla beğenmedim. Neden bilmiyorum, dün akşamki bölümde çok, ama çok ağır bir sıkıntı hali hakimdi. Tamam, tabii ki dizide ağır bir psikolojik travma var. Çok zor, çözülmesi imkansız bir sorunun cevabı aranıyor. Bir çocuğun babası olmak için, onu emek verip yetiştirmek mi yeterlidir, yoksa sadece biolojik babası olmak mı? Ve daha bir çok detay var. Üzücü, acıtıcı, kastırıcı, can yakıcı, ama ne bileyim işte, dün akşam beni çok gerdi tüm bunlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde beyin kanaması geçirerek 10 yıl yatalak kalmış kocasına bakmış, öldüğü zamanda kendini çok büyük bir boşlukta bulmuş kadıncağızın hikayesinide dinleyince offfff dedim. Hayat bu kadar zor mu? Evet zor olmasına zor tabii. Ve hayatta bu dizide yansıtılan acılar ve dramlar fazlasıyla var, ama dün akşam hüznün dozu biraz fazlaya kaçmıştı bence....
Gelelim Selim Reşat'ın birden bire ortaya çıkan karısına. Bende bir anne olarak, sizler gibi düşünüyorum. Yani bir annenin 3 aylık bebeğini ve diğer büyük oğlunu bırakıp gitmesi için aşırı güçlü bir sebebi olması gerektiği fikrine katılıyorum. Selim Reşat, son bölümlerde karşımıza çıkan karakteriyle, hastalığıyla, Gönül Hanıma yaptığı güzel hareketlerle, söylediği her biri bir diğerinden romantik cümlelerle çok tatlı, duygusal, sevimli bir yaşlı haline geldi. Oysa hatırlarsanız bir kaç bölüm önce Orhan ile beraber bir iş yemeğine çıkmışlar ve orada ezici karakteriyle , diğer adamın yanında kendi oğlunu yerin dibine batırmıştı. Son derece acımasızca hemde. Ayrıca Mehmet'in barda çalışması fikrine hep kaba ve aşağılayıcı bir biçimde karşı çıkmıştı. Tüm bunları şunun için söylüyorum. Selim Reşat gençliğinde de bu derece sevgi dolu ve iyi kalpli bir adam değildi bence. Ve karısına çok büyük bir acı yaşatmış, çok ağır bir aldatma eylemi gerçekleştirmiş olabilir. Orhan'ın da karısını aldatan bir adam olduğunu görünce, bunun babasından gelen genetik bir özellik olduğunu düşünmeden edemiyorum. Süper yerinde ve doğru bir tahmin yapılmış, sanırım Selim Reşat'ın, Gönül hanıma yazdığı mektup, bir biçimde karısının eline geçti. Ve kadın bunu kendine yediremedi. Zaten Selim Reşat'ın karısının, Gönül hanıma kahve isteyerek o evdeki yerini hatırlatma tarzında aşağılayıcı sözleri, genel kaba hal ve tavırlarıda bu tahmini doğrular yönde...
Ancak, ne olursa olsun ben bir annenin 3 aylık bebeğini terk etmesini haklı bulamam. Bu noktada Mehmet'in verdiği tepkileri haklı buluyorum.
Ben de haklı bulamam...ipekaziz...
Ama mutlaka bu konuda o kadına SR tarafından bir engel çıkartıldığına eminim...belki de çocuklarını alıp gitmek istemiştir..ama SR ile aralarında ne geçti ya da konuşuldu bilmiyorum..onu çaresiz bırakmış ya da yıllarca bir annenin çocuklarını arayıp sormamasına sebebiyet verecek bir şey olduğunu düşünüyorum....
Çünkü ne olursa olsun o annenin, o sert ifadeli annenin, yüzünde Mehmete arkasından bakarken bir özlem, merak ve pişmanlık ifadesini yakaladım...
Tabii bilemiyorum, kaya gibi sert ifadeli Kösem Sultan teyzemiz sırf SR den ve o köşkteki kasvetli hayatından bunalmış da olabilir...ama ne olursa olsun, onca yıl içinde mutlaka ama mutlaka Mehmete ulaşmaya çalışırdı , mutlaka ortada gerçek daha sert bir gerçek ya da fazla bir birikim (SR sütten çıkmış ak kaşık değil) yoksa diye de düşünmekten kendimi alamıyorum(sonuçta anneyiz değil mi?:img-in_lo) ...Bu konunun aslını aslında çok merak ediyorum..:kahve
Bu bölümü çok beğendim. Diziyle ilgili JENN in yorumlarına tamamen katılıyorum. Diziyi huşu içinde seyrediyorum. Çok özenli ve başarılı bir iş. Karakterlerin hepsi gerçek o yüzdende bazan bizi sinir edebiliyorlar.Nisan Aliyi üzüyor evet ama kendide ölümüne üzülüyor. Ben onları çok yakıştırıyorum.Nisan Aliyi hop diye kabul edip kollarına koşsaydı anneliğindende kadınlığındanda şüphe ederdim. Tabiki haklı değil. Ama Nisan bu. Muratı deli gibi seven ama aldatılmaktan çok korkan bukonuda paranoyaları olan bir kadın. O kadar sahte o kadar samimiyetsiz bir dünyada yaşamışki çevresindeki herkesi öyle sanıyor. Ali bu konudaki ezberini bozmuştu samimiyetiyle -korka korka onunla bir yola adım attı-ama ordan gelen darbe Nisanı yıktı. Nisan korkak ,güvensiz ,soğuk bir kadına dönüştü yeniden. Aliyi hala -kendine rağmen- seviyor. Orhanda bunu bal gibi anladı -hatta Nisandan daha iyi anladı. Orhanın halide -nekadar kızsamda içimi-burkuyor. Zayıf ve bencil isanlarda sevgi duyabilir ama onların sevgisi zehirlidir biraz. Orhan en büyük kötülüğü Murata yapıyor.Ne yaşta olursa olsun bir insanın gerçek kimliğini saklamak insanlık suçudur.Tıp insanları genetik özelliklerine tedavi etmeye başladı .Ailenden gelen riskleri bilmen lazım. Bunu bilmemek yada yanlış bilmek seni tehlikeye sokabilir. Murat bu durumda düşünebiliyormusunuz? Kendiyle ilgili en temel gerçekten haberi yok. Emek vermek ,sevgiyle büyütmek uğruna ölebilmek falan, kabul, önemli ama karşılığında o insana çok ağır bir bedel ödetiliyor.Kimliği saklanıyor.
Bu konuda bu kadar delirmemin sebebi benim bir arkadaşımın aynen bu durumda olması.Ben biliyorum o bilmiyor.Şimdi evlendi, karısı biliyor o bilmiyor ailesinin gerçek olmadığını. Bütün ailesi biliyor benim annem bile biliyor. O bilmiyor.Bazan ben söyliyeyim diyorum ama bana düşmez tabi. Ben büyüttüm diye kimsenin kimseye böyle bir şey yapmaya hakkı yok.
Ali ye tabii ki hoop diye koşturmasını beklemiyorum ama gelin görün ki...Orhana bu kadar çabuk teslim olması, kanması ve o köşke geri dönmesi beni ekstra kızdırdı...Annesine gidip kalabilirdi..Sahii Rabia sultan yoktu ortalıklarda...en azından hastaneye gelebilrdi..ya da eve...en azından kızını merak etmesi azım idi...
Nisanın tavırları da Orhan gibi gözümde şu anda...bknz:uzaktan izlemeyi öğrenecek...Neyi ne sanıyor merak ettim...Alinin iki dudağının arasında bir DNA testine bakar bu iş..Neyi nereye kadar zorlamaya çalışıyor...
Orhan ile yalanının ortaya çıkmasından korkuyor tamam...ama en çok duyduğu korku, Aliye duyduğu aşk...Bunu kafasında oturtamadı...Ignore dönemini yaşıyor...ve korkunun ecele faydası yok..Bu kadar kişi biliyor nereye kadar sürdürebilecekler????
Bir de hastanede Orhan Efendi, Nisanı tam can evinden vurdu...bknz:kısırlığını yüzüne çarptı...Alinin duyduğu aşk senin kısır olduğun ortaya çıkarsa biter diye..Bakk ben seni bu halinle seviyorum ve kolluyorum...Ah Orhan efendi aaahhh! yatacak yerin yok!
AMica pekiii şunu merak ettim..Arkadaşının gerçek! ailesi durumu biliyor mu? Onlarla amca teyze olarak görüşüyor mu?:img-pilot
Bu bölüm Rana hanımı göremedik. Göründü de ben mi rastlayamadım acaba. Kendisini en az Gönül hanım kadar görmek istiyorum bu dizide ne yalan söyliyeyim bambaşka bir havası var..
Öyle özenli seçiliyor ki oyuncular, izlerken kendimi kaybediyorum..onlar konuşurken hiç birşey düşünmediğimi ve tamamen onlara adapte olduğumu farkediyorum..Sanki gerçeklek sanki öyle bir konakta yaşayan insanlar var.
Rana hanımı görmek istiyorum diyordum. Zannedersem bu bölüm görebiliriz..Orhan ile Mahmet in annelerinin geçmişini Onun ağzından duyabiliriz.
Neden gittiğini neden dönme ihtiyacı hissetiğini..
Soy olarak hepsi biraz asilzade ise demek ki hepsinin geçmişe dayalı bir bağı var..Rana hanım bu sisli perdenin ardında ki gerçeği biliyordur...
Bu arada Serra yine kıyıya kenara itilen kadın pozisyonuna geçmişti yine...Neden yapıyor kendine bunu, neden yaptırıyor..Her seferinde bin kez acı çekmiyor mu yaşadıklarından? Huzurla öpemiyo bile :) Bu kadar ciddilik arasında bu konu belki hafif kalıyor ama bu bir gerçek...Nisan kadar değerinin olamayacağını bilebiliyor mu? Veya Orhan ın gözünde Nisan kadar değerli olacağı günümü bekliyor hala? Bu olabilir mi ki? Tek telefonla tek bir sesle tek bir haberle avuçlarının arasından kaçırıyor Orhan'ı .. Bu her zaman böyle olacak..Orhan hiç bir zaman Serra nın yanında kendini Ona veremeyecek de Serra buna daha ne kadar dayanacak..
Güneş ile Mehmet arasında ki aşkıı ne yazık ki hissedemiyorum hala..Eksik olan nedir bilmiyorum? Sözler sahne tasarımı herşey öyle güzel ki? Ama ama ben bunca güzel söze bunca güzel şekle rağmen hiç bir keyif alamıyorum..
Ben böyle sahneyi izlerken yüzümün acayip anlamsız bir şekle bürünmesini bekliyorum mesela...Böylee hanii yerinde oturamayıp yeniden kalkıp oturmayı denersin..Bazen saçlarınla oynarsın.Bazen ellerinle..Bu bir tepkidir öyle değil mi?
Ben onların sahnelerini izlerken bir tepki veremiyorum..
Hiç bir şey hissedemiyorum ki birde önümüzdeki haftanın frağmanında Mehmet Güneş e evlenme teklif ediyor..Hemde olağan üstü bir evlenme teklifii..İyi de neden heyecanlanmıyorum, neden o anı görmek için sabırsızlanmıyorum?
Leyla hanımın daa acı dolu bir geçmişi olduğuna şahit olduk ne yazık ki..Bizler de onu lay lay lom ley ley lom leyla diye beklerken anladık ki Onun da geçmişinde bir yarası kanamış ama kabuk bağlamış bir yarası varmış,,,
Hüzünlü,, icı dolu bir geçmiş..Bu kadar mı benzer iki insanın kaderi birbirine..
Birinin eşi çocuğu diğerinin eşi..Ve en dokunan sözü ise Leyla hanımın sözleriydi..O öldüğünde hiç bir şey hissedemedim..Ne üzüldüm ne sevindim..
Böyle bir sevgiyi sorgulattılar bize dün akşam..Eşine olan sahiplenmeyi.,, kızının doğum gününde hala Onun için göz yaşı dökebilmeyi...
Böyle bir bağlılığı yaşatıp,, bize gerçek hayatı hatırlattılar yeniden..Bundan sonra Numan ın Leyla hanıma yamlaşımı nasıl olacak acaba? Bu gerçeklerden sonra Ona olan davranışları Ona bakışı nasıl olacak acaba? Merak etmekteyim,,
Ali ile Nisan a gelirsek..Hala daha aynı bakışlar ve aynı ifadeler..Ne bir ileri ne bir geri..Hala güvensizlik hala ne olduğu belli olmayan bakışlar..İki cümle ve ardından yine ardına bakmadan gitmeler..Nereye kadar?
Bişeyler olmalı..Bişeyler değişmeli..Nisan ın Ali yi sevdiğine dair, korkularından sıyrılmış halde Ali yi sevdiğine dair ufak da olsa bir şey hissetmek istiyorum..
Ali ye göstermesine gerek kalmaksızın,, seyirci için en azından bu aşkı hissetmek isteyenler için Nisan ın bir gece kendini sorgulamasını, bir şekilde bu sevgiisini hissetirmesini istiyorum..
Selim Reşat ve Gönül hanımın liseli aşıklar gibi her yere birlikte gitmeleri, birlikte vakit geçirmeleri çok hoşuma gidiyor...Taze daha yeni açmış fidanlar sanki..Pır pır pır uçuyorlar sanki..Kanatlanmış gibi..Neydi o fasıldaki mest oluşlar..Peki ya Gönül hanımın Selim Reşat ın odasında perdeleri açtıktan sonra yanına gelip "elinizi tutarsam hayatı yavaşlatırmıyım" demesine ne demeli.. Hiç sakınmıyor kendini..Yaşlılıkmış, bizden geçmişlik diye zerrre kaygı yok ikisinde de.Nasıl da içlerinden geldiği gibi davnanıp içlerinden geldiği gibi davranıyorlar..Yine terapi gibi gelen sesleri ise ayrı bir şey zaten...Çok hoşlar.
Orhan ile Mehmet in annesine hiç gelemiyorum nedense..O nasıl katı bir duruş o nasıl tavizsiz bakışlar..Alçak dağları sanki hep Anne(ismini söylediler mi söyledilerse ben hatırlıyamıyorum) yaratmış.
Bu gelişin amacı ne? Ne istiyor? Neyin peşinde?
Mehmet için mi geldi acaba? Selim Reşat Ona gelip yemek saat 9 da derken aslında Onun neden geldiğini çok iyi biliyordu Annemiz....
"Çok kalmicam" sözleri ile kafasında netleştirdiği bir düşüncenin olduğu belli..Birşeyleri haledip öyle gitmeyi istiyor ki bu da zok zamanını almicak..Çok kalimcaksın madem öyle "Az kal o zaman" ...az kall.......
Güneş ile Mehmet arasında ki aşkıı ne yazık ki hissedemiyorum hala..Eksik olan nedir bilmiyorum? Sözler sahne tasarımı herşey öyle güzel ki? Ama ama ben bunca güzel söze bunca güzel şekle rağmen hiç bir keyif alamıyorum..
Ben böyle sahneyi izlerken yüzümün acayip anlamsız bir şekle bürünmesini bekliyorum mesela...Böylee hanii yerinde oturamayıp yeniden kalkıp oturmayı denersin..Bazen saçlarınla oynarsın.Bazen ellerinle..Bu bir tepkidir öyle değil mi?
Ben onların sahnelerini izlerken bir tepki veremiyorum..
Hiç bir şey hissedemiyorum ki birde önümüzdeki haftanın frağmanında Mehmet Güneş e evlenme teklif ediyor..Hemde olağan üstü bir evlenme teklifii..İyi de neden heyecanlanmıyorum, neden o anı görmek için sabırsızlanmıyorum?
.
Tepkilerimiz aynı bana da çok sıkıcı geliyor 3 senedir mehmet fanıyım ,şimdiye kadar bg kaç kere tekrarını izledim fakat bu ikiliyi izlemek bile beni çok sıkıyor.
Mehmet ,Güneş çifti arasında gerçekten birşeyler eksik,tat vermiyor
hatta ben çok kez bu sahneleri izlememek için kanal değiştirdim.
Anlaşılan o ki gelecek bölümde daha da sıkıcı olucak neden bilmiyorum ama gerçekten insanı çok sııkıyor.
Leyla ile Numan arasında bence bundan sonra güzel bir bağ oluşacak:img-icecr
Son olarak diziye dahil olan bayan oyuncu çok sert bir karaktere benziyor
çok fazla burda kalmıyıcam,geri dönücem dedi ama Mehmet ve Orhan'ın yaşamlarına müdahale edicek ki Mehmet'e müdahale çok acil:img-in_lo:img-in_lo
Arayan adamın ali olduğunu düşünmiyorum ali neden böyle bırşey yapsın boşuna gerginlik yaratması için bir neden yok.
bide şu arayan adam gerçeğı şimdi mı öğrendı yoksa önceden biliyormuydu
eğer önceden biliyorsa neden 10 yil şantaj yapmak için bekledı.
Eğer murat için bir tehlike olursa orhanla alinin birlikte hareket ediceklerıinden şüpheniz olmasın
Ali ve nisan cebhesinde bence nisan benilliğine devam edicek ve ilk önce aliden şüphelenicek.
mehmetın güneşe evlenme teklif etmesı güzel ama ali ve orhan bu işe kesin tepki gösterirler.
,,,
sleepinsanity
08-01-08, 14:41
Nisan ın Ali yi sevdiğine dair, korkularından sıyrılmış halde Ali yi sevdiğine dair ufak da olsa bir şey hissetmek istiyorum..
Ali ye göstermesine gerek kalmaksızın,, seyirci için en azından bu aşkı hissetmek isteyenler için Nisan ın bir gece kendini sorgulamasını, bir şekilde bu sevgiisini hissetirmesini istiyorum..
Benim de bölümü izlerken takıldığım en çok nokta bu oldu. Gerçekten çok uğraştım ama Nisan'ın ne düşündüğünü ne hissettiğini anlayamadım. Kafası karışık ve güvensiz olduğunu zaten biliyoruz. Diğer bütün karakterlerin ne hissettiklerini ne düşündüklerini kendi ağızlarından veya bir başka karakterin ağzından duyarak anlayabiliyoruz. Ama Nisan... Tek gördüğümüz Orhan'ın Nisan üzerinde yaptığı psikolojik baskının, dolduruşlarının sonuç verdiği ve Nisan'ın herkese karşı olan güvensizliği. Bir de kuklayı eline aldığında, iki tane flashbackle hatırladıklarıyla kafasının karışık olduğunun gösterilmesi. Düşünecek o kadar vakti vardı ki Nisan'ın. O kadar zaman ne düşündü, içinde neler koptu hiçbir şey anlayamadım ben. Onun sahnelerini izlerken, hiçbir şey düşünmeden ruh gibi duran bir kadın gördüm sadece. Kendi ağzından, yalnız kaldığında içinde yaşadığı çelişkileri duymak güzel olurdu.
Madem Nisan herkese karşı bu kadar güvensiz ve gerçekten yaşadıklarından dolayı çok bitkin düştü, badger'ın da dediği gibi annesinin yanında kalabilirdi. En çok güvenebileceği insan hiç kuşkusuz ki annesi. Kızıyla ilgili bir durum söz konusu olduğunda hemen koşarak gelen Rana Sultan nedense kayıplardaydı dün akşam ama... Kimseye güvenmezken, babasına tüm ailesine yalan söyleyerek kendi canından olmayan bir çocuğu kendi çocuğuymuş gibi eve getiren Orhan neden bu durumda en çok güvendiği insan oluverdi birden?
Ali de gerçekten çok saf. Nisan'ın onun için oğlunu uzaktan sevmeyi öğrenecek dediğini duysa acaba ne düşünürdü? Gene aynı saf duygularıyla yaklaşır mıydı? Nisanla Murat'ın konakta kaldıklarını da Murat onu konaktan aradığı zaman anlayabilirdi. Hiçbir şey anlamıyor bu adam, çok saf çok...
uzun bir ayrılığa rağmen izlenme oranlarındaki istikrar devam etmekte. Yanlız totalde nedense bir türlü ilk sıralara yükselemiyor.Bunun nedeni de apır bir konu ve temposunun olaması.Ama ab grubunda aynı istikrar var
Ali de gerçekten çok saf. Nisan'ın onun için oğlunu uzaktan sevmeyi öğrenecek dediğini duysa acaba ne düşünürdü? Gene aynı saf duygularıyla yaklaşır mıydı? Nisanla Murat'ın konakta kaldıklarını da Murat onu konaktan aradığı zaman anlayabilirdi. Hiçbir şey anlamıyor bu adam, çok saf çok...
sevgili sleepinsanity Sana nisan konusunda katılıyorum,benim anlamadiğim bir şey var
nisan aliye "beni öptügün gece benden hayatının sırrını saklıyordun"dedı çok saçma değil mı ?, bu sır sadece alinin mı ? Acaba nisanda aliyi öptüğünde hayatının sırrını saklamadı mı ?
,,,,
sleepinsanity
08-01-08, 14:55
Nurinisa Yıldırım da çok çok iyi bir tercih olmuş anne rolü için. Adı konuk oyuncu kısmında geçti bölüm başlarken, anlaşılan o ki çok da uzun soluklu olmayacak Bıçak Sırtı'ndaki rolü şimdilik. Oğullarını ve eşini terkeden bir kadının soğukluğunu, donukluğunu çok güzel yansıttı. Dizide yeterince soğuk karakter vardı gerçi, bir de anne eklendi hepsinin üstüne.
Bu bölüm başta Selim Demirdelen olmak üzere, Erkan Can ve Fikret Kuşkan'ı tebrik ediyorum özellikle. Numan ve Orhan'ın karşılıklı sahnesindeki çekimler de oyunculuklar kadar kaliteliydi. Harika bir sahneydi, oyunculuk bakımından unutamayacağım türden bir sahneydi.
Numan karakterine biraz daha ağırlık verilmeye başlanması da çok hoşuma gitti. Numan abinin yaşadığı yeri, özel hayatını çok merak ediyordum. Böylelikle eski eşyalı ama düzenli ve temiz bir eve sahip olduğunu, kendi halindeki küçük evinde kaybettiği eşi ve kızının yasının tutarak müzmin bir bekar hayatı sürdüğünü görmüş olduk. Umarım bu evi bundan sonra da görmeye devam edebiliriz. Leyla Hanım'ın o acıklı konuşmasında bayıldığım bir diğer nokta da Numan abiye, o büyük hüznü anlattıkten sonra bile "Numan Beycim" diye hitap etmesi oldu. Numan Bey'in Leyla Hanım'ı tasasız bir kadın olarak düşünürken, duydukları karşısındaki utancı da harikaydı. Bundan sonra ona karşı olan tavırları da değişecektir hiç şüphesiz. Belli ki arkadaşlığıyla Numan abi'yi yas tutmaktan vazgeçirecek, tekrar hayata döndürecek insan Leyla Hanım olacak. Yaşadıklarına rağmen hayata tutunma sevinciyle takdirimi kazandı böylelikle Leyla Hanım da. :good:
Dün akşam ki bölümü çok beğendim.Ama herkes için söyleyecek o kadar çok sözüm var ki.Öncelik sırası Orhan'da.....
Orhan:Numan ile karşılıklı diyaloglarında Orhan düşünce yapısını net bir şekilde belli etti.Numan'ın Vicdanın yok mu? sorusuna verdiği cevap ortada.orhan Vican sahibi biri.Nasıl diyecek olursanız.Orhan KARA VİCDANLI bir adamİnsani duyguları kararmaya başlamış.Kendi içinde ikiyüzlü bir adam olup çıkmış.Serra ile olan ilişkilerinde bile bunu görebiliyorum.Serra onun için ''Canım sıkıldı.Hadi benim kafamı dağıt bakalım.'' dediği bir kadın.Nisan'a yaklaşma çabası içinde,iyi niyet gösterilerinde bulunuyor ama sırf Nisan kendi tarafında olsun diye.Nisan ile Ali arasındaki yakınlaşmadan korktuğu için bu iyi niyet ve şefkat gösterileri.Orhan'ın diğer bir eleştirdiğim konuda Mehmet ile olan diyaloğundaki sözleri.İki hücre ve 3 damla kan ile mi babalık oluyor.O zaman ben Murat'ın nesiyim.Abisi miyim?sözlerini eleştiriyorum.Çünkü bu sözlerin muhatabı olan kişi Ali.Eğer Murat'ın babası çocuğunu yetiştirme yurduna terketmiş,bir cami avlusuna bırakmış falan olsa idi Orhan bu sözlerinde çok haklı olurdu.Çünkü babalık sadece o çocukla aradaki kan bağı değildir.Ama Ali'nin durumundaki bir insan için bu sözler acımasızca.Laf ebeliğinden başka birşey değil.Ali hamile eşi ve oğlunun katili olarak 10 yıl boyunca suçsuz yere hapiste yatmış bir adam.Hapisden çıkıyor ve öğreniyor ki aslında öldü sanılan çocuğu ölmemiş.Oğluna yakın olmaya çabalıyor.Bunun için oğlunun şoförü olmayı bile kabul ediyor.Murat ile arasında güzel bir sevgi bağı kurmaya, oğlunun mutlu olmasına katkıda bulunmaya çalışmaktan başka ne yaptı Ali?Şimdi karşımızda Ali gibi hayatın sillesini yemiş,istenmeyen durumlar içerisinde kendini bulmuş,evladını bırakan değil evladının varlığını yıllar sonra öğrenen bir baba var.Orhan'ın iki hücre 3 damla kan lafları Ali için geçerliliği olan laflar değil.
Murat paylaşılamayan çocuk konumunda.Bir çocuğun 2 tane babası olamaz mı?İnsanın kalbi o kadar geniştir ki bir kalbe bir değil iki değil çok fazla insanın sevgisi sığamaz mı?Orhan daha yapıcı olabilseydi,Ali ile empati kurabilseydi, oğlu Murat'ın sevgisini Ali ile paylaşmaya gönüllü olsaydı ve zamanı geldiğinde tüm gerçekleri oğlu Murat ile paylaşsaydı daha doğru hareket etmiş olmaz mıydı? Ali'ye göre daha kültürlü,eğitim seviyesi daha ileri,dünya görüşü olan biri Orhan böylesi büyük bir adım atmış olsaydı Ali bunun karşısında kayıtsız kalabilirmiydi?Murat'ın 2 tane annesi 2 tane babası var.Olay bundan ibaret.
Ali insani açıdan Orhan'dan kat kat üstün bir adam. Hataları var ama vicdan sahibi,merhametli ve duygu adamı.Tüm yaşadıklarına rağmen hayata asılan bir savaşçı.
Orhan'ın annesinin gelişine gösterdiği soğukkanlılık kanımı dondurdu.28 yıl önce çocuklarını eşini terketmiş bir kadın var karşısında.Gayet rahat bir şekilde sanki uzaktan bir akrabası geliyormuş gibi sakin karşıladı.Onu otelde yatıramayız demeler falan.Şaşırdım.(lütfen burayı okuyan arkadaşlar Şahika tonuyla okusunlar:)
Açıkçası böyle bir tutum beklemiyordum Orhan'dan.Ama anne olayı da bir muamma.Çünkü annede çok soğuk.Gözlerinde sevgi,şefkat göremedim. Gururlu,dik durmaya çalıştığı her halinden belli.Gönül Hn ile arasında dağlar kadar fark var.Gönül Hn ne kadar insancıl,şefkatli,yapıcı,naif ise kadın bir o kadar zıt.Bir ömür geçirilecek kadına da benzemiyor.İyi ki Mehmet Gönül Hn elinde büyümüş.
Bir de Gönül Hn Selim Reşat Bey'in eşi olucak yakında.Nikah günü bile alındı. Ama hala evin yardımcısı gibi davranıyor.Numan geldiğinde kapıyı açmalar, Orhan Bey Numan Bey geldi diye takdimler,Orhan Bey'in içeri alın demesi falan. Çok saçma.Artık Selim Reşat'ın karısı olucak.Evde hakettiği yerde durmalı.Selim Reşat'ın salonda otururlarken eski karısının kahve muhabbetinde Gönül Hanımın kahve yapmasına mani olması,elinden tutması çok hoş bir davranışdı.Devamını bekliyorum.Gönül Hn çok asil bir hanımefendi.Bak Orhan herşey kan ile alakalı değil.Gönül Hn padişah soyundan gelmiyor ama asalet sahibi olmak için soy,sop,kan yeterli değil.İnsanın içinde olan bir yeti bu.Annende göremediğim Gönül Hn'da gördüğüm bir yeti.
........Murat paylaşılamayan çocuk konumunda.Bir çocuğun 2 tane babası olamaz mı?İnsanın kalbi o kadar geniştir ki bir kalbe bir değil iki değil çok fazla insanın sevgisi sığamaz mı?Orhan daha yapıcı olabilseydi,Ali ile empati kurabilseydi, oğlu Murat'ın sevgisini Ali ile paylaşmaya gönüllü olsaydı ve zamanı geldiğinde tüm gerçekleri oğlu Murat ile paylaşsaydı daha doğru hareket etmiş olmaz mıydı? Ali'ye göre daha kültürlü,eğitim seviyesi daha ileri,dünya görüşü olan biri Orhan böylesi büyük bir adım atmış olsaydı Ali bunun karşısında kayıtsız kalabilirmiydi?Murat'ın 2 tane annesi 2 tane babası var.Olay bundan ibaret.
Ali insani açıdan Orhan'dan kat kat üstün bir adam. Hataları var ama vicdan sahibi,merhametli ve duygu adamı.Tüm yaşadıklarına rağmen hayata asılan bir savaşçı...............[/B]
Sevgili angel78, dün akşamki bölümle ilgili değinmek istediğim iki konuya, birbirine girift bir şekilde değinmişsiniz ve ortaya çok güzel bir karışım çıkmış. Sağolun:good:Söylemek istediklerimi sizin yorumunuzdan alıntıladığım kısımda yazanlardan hareketle daha kolay söyleyebileceğim sayenizde.:img-yes:
Ben dün akşam Orhan'la Numan'ın karşılıklı dialoglarında çok etkilendim.
Hem Ali'nin savunucusu konumundaki Numan'ın söylediklerinden çok etkilendim ve "evet ya haklı adam" dedim kendi kendime. Hemde daha sonra Orhan'ın verdiği cevaplardan çok etkildendim ve "evet yaa bu adam da haklı" dedim kendi kendime.
Eee o zaman nasıl olacak, ne yapılacak, olay nasıl çözümlenecek sorusunu soruncada sizin önerdiğiniz, bahsettiğiniz çözüm geldi aklıma (Tabii eğer Orhan ihtiraslarına ve karakterindeki onu kötülük yapmaya iten diğer yanlarına yenilmezse), Murat'ın iki babası olmalı....Ali'nin de, Orhan'ın da karakter özellikleriyle, aldıkları veya alamadıkları eğitimleriyle, yaşam tecrübeleriyle ve diğer tüm farklı yanlarıyla Murat'a verebilecekleri bir dolu şey var....
Yani bence Murat'a hem Ali, hem Orhan babalık yapabilir. Bir psikolog, pedagog yardımıyla Murat'ı karşılarına alıp konuşabilir, ne olup bittiğini, tüm çıplaklığıyla, ama onu fazla hırpalamadan, sarsmadan anlatabilirler.
Fakat, Orhan'ın bu noktada korkusu (her geçen gün gözünün önünde yakınlaşan, birbirlerine ısınan Ali-Murat, Ali-Nisan ilişkilerini görerek) oğlunu ve Nisan'ı Ali'ye kaptırmaktı.
Bu etapta bence bencilliği ağır bastı, yani Murat'ın gerçek babasınının kim olduğunu bilmek isteyip, istemeyeceğini bir an bile sorgulamadan, sadece kendi sevgisini, çocuğundan ayrılmanın onu ne kadar üzeceğini düşünüp, paniğe kapıldı ve bu panik ona inanılmaz büyük boyutlarda kötülükler, yanlışlar yaptırdı bence.Ve bu yanlışlarınada devam edip duruyor...
Sonuç olarak söylemek istediğim şu: Orhan ne kadar Murat'a tapan, onu kaybetmekten ölesiye korkan ve bu uğurda tahmin bile edemeyeceğimiz kötülükler yapabilme potansiyelinde bir adam gibi görünsede aslında Ali-Orhan karşılaştırmasında bana göre Orhan bencilliğiyle ön plana çıkıyor. Yani Murat'ı Orhan olarak kaybetmemek için aslında tüm çabası.
Ancak öte yandan Ali tüm yaptıklarının öncesinde muhakkak Murat'ın zarar görüp, görmeyeceğini tartıyor, hesaplıyor, ölçüp, biçiyor ve eğer Murat'ın herhangi bir biçimde zarar göreceğini anlarsa, yapmayı planladığı şeyden hemen vazgeçiyor. Bu vazgeçme kendi aleyhine sonuçlar doğuracak olsa bile...Ve bence "baba olmak" bu demektir.
Sevgili angel78, dün akşamki bölümle ilgili değinmek istediğim iki konuya, birbirine girift bir şekilde değinmişsiniz ve ortaya çok güzel bir karışım çıkmış. Sağolun:good:Söylemek istediklerimi sizin yorumunuzdan alıntıladığım kısımda yazanlardan hareketle daha kolay söyleyebileceğim sayenizde.:img-yes:
Ben dün akşam Orhan'la Numan'ın karşılıklı dialoglarında çok etkilendim.
Hem Ali'nin savunucusu konumundaki Numan'ın söylediklerinden çok etkilendim ve "evet ya haklı adam" dedim kendi kendime. Hemde daha sonra Orhan'ın verdiği cevaplardan çok etkildendim ve "evet yaa bu adam da haklı" dedim kendi kendime.
Eee o zaman nasıl olacak, ne yapılacak, olay nasıl çözümlenecek sorusunu soruncada sizin önerdiğiniz, bahsettiğiniz çözüm geldi aklıma (Tabii eğer Orhan ihtiraslarına ve karakterindeki onu kötülük yapmaya iten diğer yanlarına yenilmezse), Murat'ın iki babası olmalı....Ali'nin de, Orhan'ın da karakter özellikleriyle, aldıkları veya alamadıkları eğitimleriyle, yaşam tecrübeleriyle ve diğer tüm farklı yanlarıyla Murat'a verebilecekleri bir dolu şey var....
Yani bence Murat'a hem Ali, hem Orhan babalık yapabilir. Bir psikolog, pedagog yardımıyla Murat'ı karşılarına alıp konuşabilir, ne olup bittiğini, tüm çıplaklığıyla, ama onu fazla hırpalamadan, sarsmadan anlatabilirler.
Fakat, Orhan'ın bu noktada korkusu (her geçen gün gözünün önünde yakınlaşan, birbirlerine ısınan Ali-Murat, Ali-Nisan ilişkilerini görerek) oğlunu ve Nisan'ı Ali'ye kaptırmaktı.
Bu etapta bence bencilliği ağır bastı, yani Murat'ın gerçek babasınının kim olduğunu bilmek isteyip, istemeyeceğini bir an bile sorgulamadan, sadece kendi sevgisini, çocuğundan ayrılmanın onu ne kadar üzeceğini düşünüp, paniğe kapıldı ve bu panik ona inanılmaz büyük boyutlarda kötülükler, yanlışlar yaptırdı bence.Ve bu yanlışlarınada devam edip duruyor...
Sonuç olarak söylemek istediğim şu: Orhan ne kadar Murat'a tapan, onu kaybetmekten ölesiye korkan ve bu uğurda tahmin bile edemeyeceğimiz kötülükler yapabilme potansiyelinde bir adam gibi görünsede aslında Ali-Orhan karşılaştırmasında bana göre Orhan bencilliğiyle ön plana çıkıyor. Yani Murat'ı Orhan olarak kaybetmemek için aslında tüm çabası.
Ancak öte yandan Ali tüm yaptıklarının öncesinde muhakkak Murat'ın zarar görüp, görmeyeceğini tartıyor, hesaplıyor, ölçüp, biçiyor ve eğer Murat'ın herhangi bir biçimde zarar göreceğini anlarsa, yapmayı planladığı şeyden hemen vazgeçiyor. Bu vazgeçme kendi aleyhine sonuçlar doğuracak olsa bile...Ve bence "baba olmak" bu demektir.
İnsalar kendilerine ait olduğunu düşündükleri şeykeri kaybetmeme uğruna insanın aklına gelmeyecek her şeyi yapabilirler.
orhan ında dediği gibi Nisan a aşık değil ama onu kimseylede paylaşmayı bile hayal edemiyor. Bü türk toplumunda olan ve her zaman da kadınların karşılaştığı bir sorun. Erkeğin elinin kiri durumu
Benim problemim zaten Orhan'ın kendisine ait olduğunu düşündüğü bir şeyi kaybetmeme uğruna herşeyi yapabilecek potansiyelde birisi olması değil.
Benim problemim, Orhan'ın bu"herşeyi" yaparken doğacak sonuçların Murat'a zarar verip, vermeyeceğini, Ali kadar hassas bir terazide tartmadığı...
bu bölümü pek beğendiğimi söyleyemicem (oyunculuk açısından değil o konuda lafım olamaz zaten:good:) izlerken kasım kasım kasıldım ve de sinirlendim:nisanın bencilliğinden(hanımfendi lütfetti ifadesini değiştirmekle), orhanın pişkinliğinden(beyfendi nisana sen benim gözümde hala eşimsin diyo ama serrasından da vazgeçemiyo), alinin artık saflık denecek hallerinden(ne sözmüş be!)..
şu anne acayip soğuk birisi (Nurisina hanımın hakkını yemiyelim iyi oynadı:img-yes:) acaba niye terketti evi?bunun bahanesi olamaz ama kesin sr bey yüzündendir yoksa sr bey hiç bişey olmamış gibi yıllar sonra eve kabul etmezdi ama tabi dediğim gibi neden her neyse bunca yıldır çocuklarını arayıp sormamasının mazereti olamaz.sonuçta orhanı o aradı telefonu biliyomuş madem niye şimdiye kadar aramamış hiç?hadi diyelim gerçekten sr bey yüzünden gitti onu cezalandırmak için..peki bunu yaparken aynı zaman da çocuklarını da cezalandırmış olmadı mı kendisini onlardan mahrum bırakarak!
mehmet tepkisinde haklıydı.yalnız mehmet yemek masasında çok komikti ilk defa annesini görüyo hiç bişey olmamış gibi sofraya oturup yemeğe başladı sanırım bu anneye en ağır cevaptı:seni önemsemiyorum!keşke sahnenin devamı gelseydi yarım kaldı sanki. yemek yerken hiç konuşulmadı mı ya da sonrasında anne mehmetle konuşmaya çalımadı mı hiç?bunları merak ettim.
leyla hanımın hikayesini de öğrendik meğer o şen şakrak görüntüsünün ardında acı dolu bi hayat varmış.heralde numan artık leyla hanıma daha farklı bi gözle bakar:img-wink:
numan ve orhan sahnesine bayıldım ikisinin daha çok sahnesi olmalı erkan can ve fikret kuşkan karşılıklı döktürdüler resmen:img-yes: zevkliydi onları izlemek:good:
son sahne neydi öyle ya.. yorum yapamıyorum!
Merhaba ;bi iki bölümü kaçırmış olsam da zevkle izlediğim bu kaliteli güzel dizinin sayfasına bende yazmak istedim:)
dünkü bölümde hayata dair çok güzel ipuçları yakaladım ve çok hoşuma gitti bu Numan ın peşinden ayrılmayan o kadın(adını bilmiyorum)numanın evine gelip söylediği o cümleler beni çok etkiledi hala aklımda her kelimesi oysa ki ben o kadını dertsiz tasasız bir insan sanmıştım bu da dış görünüşe aldanmamak gerektiğini bir kez daha ortaya koymuş oldu.
Gerçekten olaylar dizinin adıyla bütünleşiyor her iki taraf içinde zor da olsa orhanın aliye yaptıklarının haksızlık olduğuna inanıyor ve çoğu zaman orhan a kızıyorum elimde olmadan:icon_whis
ve şimdi sizlerin yaptığı yorumları okuyacağım sevdiğim bu diziyi kaldırılma tehlikesi olmadan izlemek çok hoşuma gidiyor ve dizinin diğer dizler gibi sakız gibi uzatılmadan tadında bırakılacağını düşünüyorum ki onlara da bu yakışır:)
Ali hapisteyken ona dik dik bakan bir mahkum vardı, hatta görüş günündede Güneş'e bayağı bir bakmıştı.Yani fideye teklif eden adamın o olduğunu düşünüyorum. DÜnki bölüm genel itibariyle güzeldi. Orhan'a hak vermeye başladığım için kendime kızıyorum ama, adam bu kadar sene bakmış, büyütmüş yani, abisi değil ya Murat'ın.
İpekazizyazıma gösterdiğin ilgiye teşekkür ederim.Seninle aynı doğrultuda olmak sevindirdi beni.Bir nebze hislerini anlatmanda yardımcı olduysam ne mutlu.Şimdi gelelim dizideki diğer bir karakterin yorumuna;
Mehmet:Her geçen hafta bu karakter gözümde daha da değerleniyor.O kadar sağduyulu ve kendi iç sesini dinleyen bu doğrultuda yaşayan biri ki. Annesinin 3 aylıkken onu bırakmış olması çok acı verici.Ama Mehmet Gönül Hn ile konuşurken sanki annem beni istemedi ve bıraktı diye yorumladı.Bence böyle olmadı.Hiçbir annenin çocuğunu bırakma sebebi olamaz ama Mehmet yüzünden terketmedi annesi evi.Ama bir çocuk için bu çok acı verici. Mehmet''Bebekken çok mu ağladım da annem gitti diye düşünürdüm.''dedi ya içim bir tuhaf oldu.Güneş ile konuşurken de ''Sırf annem diye tanımadığım bir kadınla bağ kuramam.''demesi de çok etkiledi beni.Sonuna kadar haklı.Anne 9 ay karnında taşıyor ama asıl annelik o 9 ayın sonunda o çocuğun yetiştirilme sürecinde başlıyor.Bu bağlamda Mehmet anne şefkatini,sıcaklığını yaşayamamış ama buna rağmen çok vicdanlı,duygusal,iyi niyetli biri olmuş.Gönül Hn Mehmet'in bakımı ve terbiyesinde etkin rol oynamış bu çok belli.Orhan bu haliyle annesine benziyor.Soğuk,mesafeli, gururlu.Neyse konum Mehmet.Yine de Gönül Hn geldiğinde ve AFFEDİCİ OLUN. dediğinde onun sözünü dinleyip, eve gitmesi örnek bir davranıştı.Sonuçta sofraya direk geçip, annesinin yüzüne bakmaması ve ''Bu eve gelen herkes gibi hoşgeldi.'' ifadeleri de çok normal.Başka biri olsa onun yerinde daha sert bir çıkış verebilirdi.
Mehmet'in Orhan'a sarılması da beni çok etkiledi.Fikir ayrılıklarınız olsa da,kavga etsenizde kardeş olabilmenin ne demek olduğunu gösteriyor.İnsan ne yaparsa yapsın kardeşine hep arka çıkma ya da onun yanında olma zaruretini duyuyor içinde.Mehmet'in insan yönü çok gelişmiş olduğunda duygusal yaklaşıyor ve eleştirse de abisini onun yanında durmaya çalışıyor.Orhan Mehmet gibi bir kardeşi olduğu için çok şanslı.
Mehmet'in Nisan ile diyalog kurma çabaları da çok hoş bir davranışdı.Nisan'a destek olmak ve onunla bağını güçlü tutmak adına yaptığı bu davranış çok hoşdu.Mehmet zaten hep ara bulucu.Hep iyilik yanlısı.Kimse üzülmeden, incinmeden bu zor durum aşılsın.Herkes normal hayatlarına dönsün istiyor. Karakter olarak benim kişiliğime de çok yakın bu durum.O yüzden Mehmet karakteri sevdiğim bir karakter.Buradan çu çıkıyor ki ben kendimi çok seviyorum:)
Güneş ile olan ilişkilerinde de çok yapıcı.''Sen hala ben amca.Biz bu ilişkide sevgili olamadık.Hiç kavga etmedik.''sözlerinde çok haklıydı.Ama Güneş ne yapsın.Yıllardır abisinin sorunları ile uğraşmaktan kızcağız kendini ihmal etmiş.Mehmet onun için bir şans.Anlayışlı bir sevgili.
Nisan:Ali,Murat'ı uzaktan sevmeyi öğrenicek...
Ne diyim yani:img-cool2..Üzerine söylencek fazla şey var mı?Adam önce oğlum diyor,ardından kadına seni seviyorum[burda Nejat'ın oyunculuğunu donuk bulduğumu üzülerek belirtmem lazım.Diğer dizilerine göre kıyaslamak ne kadar doğru bilmiyorum ama aşk sahnelerinde bu çiftten eski elektrik alamıyorum.Kimbilir belki karakterlerden ama yok.:img-pilot] diyor..
Kadının söyledikleri beni öptüğünde hayatının yalanını söylüyordun.Başka tarafta da kendisini aldatan adama söylediği bu cümle..
Bu nasıl bir salaklık,bu nasıl bir bencilik..
Nisan ilk defa aşık oluyor,Nisan korkuyor,Nisan bir anne...:icon_whis
Hangisi yukardaki cümlenin bir bahanesi olabilir?
Sen seviyor musun da Murat'ı uzaktan Ali sevsin diyorsun...
Nisan karakterine dünden sonra asla hiçbir şekilde inanmıyorum(beni ne inandırır onu da bilmiyorum.Yukardaki cümle ile sabır taşımı çok fena zorladı).Ali'nin rakı masası başında onu düşünüp dertlenmesini,yok Nisan haklı korktu falan vs..sözlerini hiç anlamıyorum.:img-cool2
Bkz=Kadın gene haklı:img-pilot
Nasıl bir anlayıştır bu çözemedim..Gerçekten en aptal karakterler konumuna düştüler.
Yaptıkları anlaşmadan birinin sözlere dökülmeyecek bencilliği,öbürünün kelimelerle ifade edilmeyecek aptallığı belliydi..
"Sen gerçekleri söyleme,ben de Murat'ı kaçırmayım"Bakar mısınız pazarlığa?Herşeyden de önemlisi pazarlık olan konuya:img-pilot
Ve hanımefendi üzüntülerden yataklara düşer...Düşer bayılır.İlginç bir ses tonu ile "Ali buna ikna olmayacak"...
Orhan ile Nisan aslında çok uyumlu bir çiftlermiş de haberimiz yokmuş:img-cool2.Bazı konularda özellikle:icon_whis
Bu böyle sürüp gidecek benim yorumumda..Tv karşısında sinir küpü oldum dün önce Nisan'ın soğuk sesi ve bakışlarını izlerken,ardından Ali'nin rakı başında o kadın için üzülmesinden..
Neden bu kadını tutuğ sarsmıyorlar?Ali senden bu gerçeği sakladıysa,sen de "sanki yıllardır tanıdığım bir yüzdü seninki"derken Murat'ın kendi çocuğu olmadığını da söylemedi.O onun hayatının sırrı da öbürünün değil mi?:img-pilot
O kadar anlamsız replikler sarf ediyor ki Nisan karakteri..Senaristlerimiz nasıl bir ruh halinde yazıyorlar,ya da Nisan'ı nasıl bir karakter haline dönüştürmeye çalışıyorlar anlamadım.
Vicdan azabından haksız olduğu için Ali'yi hapislerden çıkarır,ama söz konusu adamın oğlu olduğunca vizdanın v'si görülmez...
Nisan sahnelerinin her birinde kendisine ayrı bir kıl olurken 3.bölümden beri severek izlediğim ve bana ilginç bir hava veren Nisan&Mehmet sahneleri..Melisa ve Mehmet'in oyunculuk kimyaları o kadar iyi tutuyor ki o sahnelerde.Sanırım Nisan'ı izlerken en keyif aldığım sahneler Mehmet ile olan sahneleri..:img-wink:
Ve gene her anlamda anlam yüklü,oyunculuk anlamında süper bir sahne olan Orhan&Numan sahnesi..
Bir kere(eğer düşünülerek,özellikle yazılmışsa ki bence öyle)Numan'ın köşke geldiğinde etrafına ilk defa görüyorlarmış gibi bakmaması,Orhan'ın karşısında gayet dik oturup ses tonunu ayarlaması vs..O kadar hoşuma gitti ki dün bunu izlerken.O evde eğreti durcağını düşünürdüm Cankurtaran'dan gelen birinin..(Ali dahil evin içinde Orhan ile görmedik çünkü)Fakat yanılmışım..Muhteşem bir sahne,muhteşem bir oyunculuktu:good:
Ve Orhan ile Mehmet'in gelmesi..Mehmet'in annesine olan soğuk tavırları ilk geliş gününe göre gayet normaldi.Üç aylıkken bırakılan bir bebekten 28 yaşına geldiğinde gerçeği bilip can ciper kuzu sarması gibi davranmasını bekleyemezdik.Fakat garibime giden annenin de Mehmet'e olan tavırları oldu..Mehmet ile annesinin yeniden tanışma sürecini izlemek keyifli olacak gibi:img-yes:
oxford canım Mehmet ile Melisa'nın kimyalarının uyuştuğuna bende inanıyorum. Sahneleri çok keyifli.Keyif alarak oynuyorlar belli.Aynı frekansdalar.Numan ile ilgili yazdıklarına da katılıyorum.Numan-Orhan sahnesi çok akıllıca yazılmış.Numan'ın odadan çıkarken Orhan'a ''Bu köşk denilen virane.'' benzetmesine bayıldım.Numiş abi son noktayı koydu.:img-wink:
Sevgili arkadaşlar,
Diğer bölüm yorumları başlığından devam edebilirsiniz.
vBulletin® v3.8.0 Beta 2, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.