Tüm Versiyonu Göster : Persepolis
Gösterim Tarihi: 26 Ekim 2007
Yönetmen: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi
Seslendirenler: Catherine Deneuve (Anne / ses), Danielle Darrieux (Büyükanne / ses), Simon Abkarian (Baba / ses), Chiara Mastroianni (Marjane / ses)
Türü: Animasyon
Konu:
Molla Devrimi sırasında yaşananları bir çocuğun gözlerinden anlatan PERSEPOLIS, eğlenceli olmayı başarabilen bir politik animasyon.
Şah devriminin yıkılmasının ardından küçük Marjane ve ailesi sevinçle sokaklara dökülürler.
Uzun süren sancılı bir dönemin ardından demokratik bir düzenin geleceğine inanan İranlıları karanlık ve zorlu bir dönem beklemektedir.
Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud tarafından, Marjane Satrapi imzalı ödüllü çizgiromandan uyarlanan Persepolis, İran İslam Devrimi sırasında ergenliğe adım atan bir genç kızın öyküsünü beyazperdeye taşıyor. Küçük Marjane dokuz yaşındayken – köktendincilerin iktidarı ele geçirdikleri, kadınları örtünmeye zorladıkları ve binlerce insanı hapse attıkları yıllarda – başlayan Persepolis’in öyküsü, Marjane’yi ebeveynlerinin onu güvenlik endişesiyle gönderdikleri ve Marjane’nin ülkesinden kaçmasının tek nedeni olan dinsel köktencilik ve aşırılıkla bir tutulduğu Avrupa’da geçirdiği yıllara ve kahramanımızın yetişkinlik çağına dek izliyor.
Fransız versiyonunda seslendirme kadrosu içinde Catherine Deneuve gibi star’lara da yer veren Persepolis, 2007 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştı.
http://img338.imageshack.us/img338/681/516678469ba711c81bfyo3.jpg (http://imageshack.us)
http://img152.imageshack.us/img152/3191/1406325337d5960a9aaedi8.jpg (http://imageshack.us)
antalya avrasya film festivalinde bugün seyrettim
iran da kadın olmanın zorluklarını çok güzel ifade etmiş
seyretmenizi tavsiye ederim
http://www.resim-yukle.net/upload/t34f546_26063.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=34f546_26063.jpg')+http://www.resim-yukle.net/upload/t88a9f8_33539.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=88a9f8_33539.jpg')
http://www.resim-yukle.net/upload/tdd9481_33540.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=dd9481_33540.jpg')+http://www.resim-yukle.net/upload/t1c1cf9_33541.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=1c1cf9_33541.jpg')
http://www.resim-yukle.net/upload/ta92311_33542.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=a92311_33542.jpg')+http://www.resim-yukle.net/upload/tc70420_33543.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=c70420_33543.jpg')
http://www.resim-yukle.net/upload/t4b90e2_33544.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=4b90e2_33544.jpg')+http://www.resim-yukle.net/upload/t35112a_33545.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=35112a_33545.jpg')
http://www.resim-yukle.net/upload/t0114d5_33546.jpg ('http://www.resim-yukle.net/viewer.php?id=0114d5_33546.jpg')+http://img91.imageshack.us/img91/7808/33547ug9.th.jpg (http://img91.imageshack.us/my.php?image=33547ug9.jpg)
http://img145.imageshack.us/img145/251/33550jc5.th.jpg (http://img145.imageshack.us/my.php?image=33550jc5.jpg)+http://img145.imageshack.us/img145/8278/33551ei6.th.jpg (http://img145.imageshack.us/my.php?image=33551ei6.jpg)
http://img512.imageshack.us/img512/968/33553cx5.th.jpg (http://img512.imageshack.us/my.php?image=33553cx5.jpg)+http://img138.imageshack.us/img138/4058/33554qu8.th.jpg (http://img138.imageshack.us/my.php?image=33554qu8.jpg)
http://img231.imageshack.us/img231/6402/33555cx2.th.jpg (http://img231.imageshack.us/my.php?image=33555cx2.jpg)+http://img228.imageshack.us/img228/7349/33556md9.th.jpg (http://img228.imageshack.us/my.php?image=33556md9.jpg)
http://img265.imageshack.us/img265/6200/33557qn8.th.jpg (http://img265.imageshack.us/my.php?image=33557qn8.jpg)+http://img98.imageshack.us/img98/8844/33558ql9.th.jpg (http://img98.imageshack.us/my.php?image=33558ql9.jpg)
Filmin yönetmenleri ve de aynı zamanda senaristleri;:img-blush
http://img145.imageshack.us/img145/4214/33548ni2.th.jpg (http://img145.imageshack.us/my.php?image=33548ni2.jpg)+http://img129.imageshack.us/img129/8794/33552st6.th.jpg (http://img129.imageshack.us/my.php?image=33552st6.jpg)
Bir ülkenin yakın tarihine animasyonla bakış
İşte nihayet bir başyapıt. Mevsim başının orta karar filmlerinden sonra, türünü yenileyen, sinemaya yeni ufuklar açan ve yapımcılarına onur kazandıran filmlerden... Bu filmin temel özelliği, adına canlandırma-animasyon dediğimiz sinemada bir dönüm noktası olması. Öyle ya, masallara, fantezilere, kedi-köpek çekişmelerine, tombiş domuzlara, sevimli fillere ve türlü mahlukata uygun bir alan olarak gelişen canlandırma, ilk kez bir büyük insanlık olayına eğiliyor: İran denen ülkenin son 30 yıllık tarihi ve uygarlığın beşiklerinden olan bu ülkede yaşananlar. Film, bunu kuru ve didaktik bir tarih dersi gibi anlatmıyor. Öncelikle bu biyografik bir öykü. Filmin kahramanı, olayları bizzat yaşayan yazar-yönetmen Marjane Satrapi'den başkası değil. Küçük Marji, 10 yaşındayken Şah Rıza Pehlevi'nin devrilmesine giden olaylara, diktatörlüğün son azgınlıklarına tanık oluyor. İran'ın küçük burjuvası ailesi, bu çatışmalı dönemde kurban vermekten kaçınamıyor. Sonra günün birinde Şah devriliyor, 'özgürlük' geliyor. Ama hangi özgürlük? Bir yandan giderek şeriata dayalı bir İslami yönetimin tüm kurallarını yürürlüğe koyan mollalar, öte yandan ardında elbette petrol sahibi iki Müslüman ülkenin birbirine girmesinden pek hoşnut olan Batı'nın bulunduğu anlamsız bir İran-Irak savaşı. Ve 10 yıl boyunca onun getirdiği dehşet. Sonunda aile biricik kızlarını Batı'ya, Viyana'daki Fransız lisesine yolluyor. Ama Marjane'ın içtenlikle anlattığı gibi, görünürde alabildiğine özgür, ama içi boş ve yüreği kof bu çağdaş sözüm ona uygarlık da genç kızı doyurmuyor. Hele aşk konusunda yaşadığı hüsrandan sonra... Çare, yeniden ülkeye dönüştür. Ama orada bulduğu, rejimin gitgide katılaşan kurallarının kadınerkek ilişkileri başta, her şeyi içine soktuğu cenderedir, bu kez ruhları esir alan bir çağ dışı buyurganlıktır. Satrapi'nin, yanına Fransız dostu Vincent Paronnaud'yu da alarak, kendi özyaşamsal çizgi-romanından uyarladığı film, öncelikle yaşanmışlık ve içtenlik soluyor. Koskoca bir ülkenin yakın tarihi, bir animasyon filmine sığıyor, ezilen insan yaşamları, anlamsız bir savaşın ve geçmişe dönük bir ideolojinin paramparça ettiği gencecik hayatlar gözümüzün önünde canlanıyor. Hem de Batı tarzı canlandırmanın o çok renkli, çok hareketli, çok yüksek teknoloji ürünü numaralarına başvurmadan, görece olarak sade, minimalist ve çokluk siyah-beyaz bir anlatımla... Destek olarak, ne o kolayca dinlenen şurup şarkılar, ne boşanmış bir komedi duygusu var. Ama, çok yerli yerinde, ölçülü ve kişisel bir mizah ve Fransızca'sında da ünlü sesler var: Marjane'de Chiara Mastroianni, annede Catherine Deneuve, büyük annede eşsiz Danielle Darrieux gibi. Ve bu filmden, hem yanı başımızdaki bir toplumun yakın dönem serüvenini tanımış olmak gibi tuhaf bir duygu, hem de sanatın neler yapmaya kadir olduğu konusunda parlak bir ışık saçılıyor. Ve filmi kendi türünde, hatta tüm sinema sanatı içinde önemli bir olay haline getiriyor.
PERSEPOLİS * * * *
Yönetim ve senaryo: Marjane Satrapi, Vincent Paronnaud/ Kurgu: Stephane Roche/ Müzik: Olivier Bernet/ Seslendirenler: Chiara Mastroianni, Catherine Deneuve, Danielle Darrieux, Simon Abkarian/ Fransız-ABD ortak yapımı.
deadly_angel 27-10-07, 16:20 Unutamayacaksınız!
Marjane Satrapi’nin özyaşamöyküsüne dayanan “Persepolis” kaçırılmayacak bir yapım!
Son derece yalın, sade, siyah-beyaz çizgilerle, çocuklara yönelik bir çizgi filmi andıran sempatik karakterlerle ve mizahi bir dille kotarılan “Persepolis” aslında çok hazin bir öykü anlatıyor: Sol siyasi görüşlü, Şah Pehlevi yönetiminin baskısından çok çekmiş bir ailenin kızının hayatının İran İslam Devrimi nedeniyle darmadağınık olmasını...
Marjane Satrapi’nin Şah’ın devrilmesi ve büyükamcasının hapishaneden çıkması sırasında minik bir militan kesilmesinden Fransa’da göçmen olarak yaşayan ve ülkesine bir türlü dönemeyen mutsuz bir yetişkin haline gelmesine kadarki süreçte hâlâ mutlu bir son yok.
Avrupa’ya gönderilen Marjane’nin yaşadığı kimlik bunalımı, yalnızlık çekmesi ve kişiliğini bulamayışı çok keyifli, komik bir perdenin altından hüzne açılan pencereden gösteriliyor.
Yönetmenin kendini yüzündeki bene varıncaya değin- çizgilere dökmedeki içtenliği “Persepolis”i unutulmaz kılıyor.
Kaynak: e-kolay
deadly_angel 30-10-07, 22:06 Nihayet Persepolis!
Persepolis'e vizyondan ayrılmamak şartıyla başka bir yoldan ulaşalım ve önce kısaca haftanın diğer önemli filmi Yaşamın Kıyısında'ya bakalım. Antalya Film Festivali'nde jüri ve yönetmen ödülü kazanan; en iyi film ve senaryo ödüllerini kaçıran yapım Fatih Akın'ın ne kadar güçlü bir yönetmen olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor; Akın'ın oyuncu yönetimi (bunun sırrı doğaçlama mı acaba?) belki de önceki filmlerinden bile daha güçlü.
Zaman zaman DJ'lik de yapan yönetmen sahneleri birbirine özenle bağlayarak filmin ritmini ayarlamasını çok iyi beceriyor. Fakat belki de Antalya'nın prestijli ödüllerini kaybetmesine (Cannes jürisi açısından sorun olmaması doğal) neden olan bir senaryo sorunu da göze çarpmıyor değil. Akın'ın Babel'i Türkiye ve Almanya arasında savrulan karakterlerini gösterirken bir şey iyice netleşiyor. Almanya'nın giderek zaafına dönüşen Türkler, bir yandan hem kendilerini hem de yanı başındakileri yakarken, Avrupa Birliği iyice kaçınılmaz oluyor sanki. Akın bu konudaki olumsuz düşüncelerini mutfakta Nurgül Yeşilçay'a söyletse de, ortaya tam tersi garip bir bağımlılık tablosu çıkıyor.
Yaşamın Kıyısında'nın Ayten'i ile Persepolis'in Marjane'ı arasında ilgi çekici bir benzerlik var. Ayten gibi Marjane da rahat bir nefes almak için ülkesini terk edip soluğu başka bir coğrafyada alıyor. İkisi de aslında başkalarının kendileri için hazırladığı programı uyguluyor fakat hesapta olmayan uyumsuzluklar ortaya çıkıyor. Ayten örgütün verdiği sahte kimlikle Almanya'ya gitse de, yeni ülkede örgütle aslında hayata farklı baktıklarını keşfediyor. Marjane da Avrupa'nın kendisine çok şey kattığını bilse de, her zaman "onlardan" farklı olduğunu ve bunun sonucunda doğru yolun tüm risklerine rağmen İran'a dönmek olduğunu fark ediyor.
İki film arasındaki benzerlikler de sanırım burada bitiyor. Çünkü Akın'ın karakterleri umutsuzca birbirlerinin hayatını karartarak az önce bahsettiğimiz garip bağımlılığı ve "domino taşları" ilişkisini ortaya koyarken, Persepolis çok daha özgür karakterler sunuyor bize. Üstelik o karakterlerin Molla devrimi ve savaş esnasında ne kadar çok yıprandıklarını izliyoruz film boyunca. İran yavaş yavaş "kapanırken" ve kadınlar için yaşam koşulları zorlaşırken, Marjane'ın ailesinin bu değişime ayak uydurmamak için elinden geleni yaptığını görüyoruz. Bu ailenin en nihilist üyesi genç Marjane da hayatın kendisini ezmesine izin vermeyip şöyle bir silkindikten sonra (sanatçılığın ilk adımı) Fransa'ya yerleşmeye karar vererek uğurluyor bizi.
Fransa yolculuğu öncesi Persepolis'in varoluşçu tonları iyice belirginleşiyor. İranlı sanatçının çizgi romandan animasyona geçen hikayesi Fransızlar tarafından desteklendiği ve çekildiği için filmin bu kadar çok özgürlük, direniş ve bireysel varoluş kavramları üzerinde durduğu düşünülebilir. Ama yine de İran sineması bile başlı başına bu ilerici animasyonu destekler konumda. Eminiz aynı meseleyi farklı şekillerde ele alan onlarca İran filmi vardır.
Son kez Yaşamın Kıyısında'ya dönecek olursak, Fatih Akın'ın filminde Karadeniz bireysel kurtuluş yeri, yeşil bir cennet; İstanbul ise bireyleri yutan cehennemin dibi olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik filmdeki İstanbullular da böyle bir şehirde yaşadığımızın sürekli altını çiziyor. Durum böyleyken kızını kaybeden acılı Susanne Staub'un Çukurcuma'ya neden yerleştiği, tıpkı yakışıklı edebiyat profesörü Nejat Aksu'nun seçimi gibi açık değil. Keşke Persepolis'in değişime direnen küçük ailesinin bir benzeri Akın'ın filminde de karşımıza çıksaydı. Buralarda da uygar bir yaşamı savunan insanlar var şüphesiz. Kendi ülkelerinde iletişimsizlik ve yalnızlık problemleriyle boğuşan yabancı komşularımızı da onlar bağlıyor bu ülkeye.
Kaynak: Beyazperde
Cumhuriyet Bayramı’nda Persepolis
29 Ekim günü gökyüzü külrengi, hava yağmurluydu. Derler ya, “tam sinema havası”. Biz de kalktık “Persepolis” filmine gittik.
İyi ki de gitmişiz. Böylece hem canlandırma sinemasının nefis bir örneğini izlemiş olduk hem de Atatürk’e ve cumhuriyete neler borçlu olduğumuzu bir kez daha hatırladık.
Persepolis, Pers uygarlığının efsanevi başkenti. M. Ö. VI. Yüzyılda Kral Dara tarafından kurulmuş. M. Ö. 331’de Büyük İskender tarafından yakılıp yıkılana kadar mimari ve heykel sanatının en ince örneklerini sergilemiş sokaklarında.
Ama “Persepolis” filmi bunları anlatmıyor. Filmde küçük bir kızın gözüyle Şah’ın devrilişini ve sonrasında Tahran’da yaşananları izliyoruz: İslam devriminin parçaladığı aileler, insanlık suçları, savaşta harcanan bir kuşak...
Diktatörlükten kaçan bir halkın “şeriat” ın kara örtüsünün altına kendi isteğiyle girişi...
Üstelik bütün bunları anlatan gayet insancıl ve akıllı bir sinema dili...
***
“Öyle bir dünya imgesi oluşturuldu ki, bir tarafta Doğu, öbür tarafta Batı var, Müslümanlar ve Hıristiyanlar, Kuzey ve Güney; oysa asıl kültür çatışması sersemlerle sersem olmayanlar arasında.”
Bir röportajında bu sözleri söyleyen Marjane Satrapi, filminde eleştirdiği ülkesine mollaları kızdırdığı için gidemiyor. Oysa salondan binlerce yıllık Pers uygarlığına hayranlık duyarak çıkıyorsunuz.
Bazıları vatanlarını yücelttikçe yüceltir. Üstelik bunu o kadar sersemce yaparlar ki, duyanların damağında o ülkeyle ilgili ekşi bir tat kalır.
Yine de bu kişiler iktidarlar tarafından kollanır. Siyasetçiler onların övdüklerini sandıkları ülkeye aslında zarar verdiğini görmez genellikle.
Sanatçılarsa eleştirirler ülkelerini. Rejimlerini, insanlarını, siyasetçilerini... Ama bunu sanatsal bir ziyafete dönüştürdüklerinde bize ancak saygı duymak düşer söz konusu ülkeye.
O ülke, her şeyden önce eseriyle bizi mest eden sanatçıyı yetiştirmiştir çünkü. Tıpkı Marjane Satrapi’yi yetiştiren İran gibi...
“Plan yapmayın plan” diyen “vatanseverler” Türk kültürünü ne kadar dibe itiyorsa, filminde İran’ı eleştiren Satrapi de İran Kültürünü o kadar yukarı çekiyor. Patlasak da çatlasak da gerçek bu işte...
Persepolis’teki şahane büyükanne
Fatih Akın’ın filminden sonra son günlerde izlediğim en iyi ikinci film Persepolis’ti.
Bir animasyon Persepolis. Ama o bildik animasyonlardan (Buz Devri, penguenli olanlar filan) gibi değil. Gösterişsiz, siyah beyaz, basit çizgileri olan bir animasyon bu.
Belki de gözü yormadığı için bu kadar etkili.
Konusunu duymuşsunuzdur.
İran’ın 70’li yıllardan bu yana olan değişimi, eğitimli/modern bir ailenin üzerinden anlatılıyor.
Gerçek bir hayat hikayesi filmdeki. Zaten filmin yönetmenlerinden biri, hikayenin baş kahramanı olan o genç kız. Yani Marjane Satrapi.
Bu film dolayısıyla ülkesine girişi yasaklanan, halen Fransa’da yaşayan Satrapi, Altyazı Dergisi’ne verdiği röportajında şöyle demiş, çok hoşuma gitti:
"Ben sorular soruyorum. Sanatçı sorular sorar. Cevaplar vermiyorum çoğunlukla.
Yargılayıcı değildir benim işlerim. Bir taraftaki insanlar bütünüyle kötüdür, diğerleri iyidir diye bir şey olmaz ki. Dünyanın resmi böyle değil çünkü. Bu soruları sormanız, söz konusu ettiğiniz şeye değer verdiğinizi gösterir. Değer vermiyor olsam niye uğraşayım..."
Filmde tıpkı yanıtındaki gibi davranmış Satrapi. Ne İran’ı -her şeye rağmen- berbat/kötü bir ülke olarak göstermiş ne de İran’dan kaçıp gittiği Batı’yı, yani Viyana’yı şahane/müthiş medeni.
Bir taraf tamamen iyi, bir taraf tamamen kötü dememiş. Ki bu seyirci için iyi bir şey.
Karar vermek için.
Bir başka iyi şey de Satrapi’nin büyükannesi. İzleyince hak vereceksiniz, öyle bir büyükanne ki bu, onca "örtülü" ve baskıcı yaşama rağmen inci kolyesinden/piposundan/fikirlerinden taviz vermeyen cool bir büyükanne. Tam bir idol yani.
http://img503.imageshack.us/img503/7365/pers1cd4.jpg (http://imageshack.us)
http://img256.imageshack.us/img256/8651/pers2xq8.jpg (http://imageshack.us)
http://img210.imageshack.us/img210/8260/pers3um7.jpg (http://imageshack.us)
http://img514.imageshack.us/img514/1894/pers4py8.jpg (http://imageshack.us)
deadly_angel 04-11-07, 16:39 "Persopolis": Yakın dönem İran tarihi
Çizgi film ve animasyonların rengarenk karakterleri ve sıra dışı hikayeleriyle bambaşka dünyaları anlatmalarına alışmış olsak da hemen sınır komşumuz İran’a ve İran’da çok yakın bir dönemde yaşananları anltan “farklı çizgide” bir animasyon filmi Persepolis.
Keşke günümüz apolitik gençliğine yakın geçmişimizi bu kadar net, bu kadar konsantre, bir yandan gülümetip bir yandan da tüm derdini anlatmayı beceren; içine savaşı, işkenceyi, bir dönemin tüm gençlik trendlerini, bir kız çocuğunun genç kızlığa ve kadınlığa adım atışını (ve elbette ki aşkı) böylesine başarıyla anlatabilecek biri ülkemizde de ortaya çıkıverse.
Çizgi film ve animasyonların rengarenk karakterleri ve sıra dışı hikayeleriyle bambaşka dünyaları anlatmalarına alışmış olsak da hemen sınır komşumuz İran’a ve İran’da çok yakın bir dönemde yaşananları anltan “farklı çizgide” bir animasyon filmi Persepolis. Üstelik savaşı, işkenceleri, ülkenin tüm politik gerçeklerini büyümekte olan bir kız çocuğunun gözünden; çocukluktan kadınlığa geçiş sürecinde yaşananlarla harmanlayan bir film.
Filmin senaristi (aslında filme konu olan grafik romanın yazarı) ve ortak yönetmeni Marjane Satrapi ‘nin kendi yaşamından önemli bir kesiti anlattığı film, solcu kesimin İran’da yaşadığı baskıyı, politik değişimlerin yaşamlarına yansıyışını; bir noktadan sonra düzgün eğitim ve rahat bir yaşam için Fransa’ya yollanan bir genç kızı anlatırken Avrupa’da yaşan bir İran’lı kızın karşılaştığı önyargıları ve aile özlemini de başarıyla yansıtıyor.
Şu anda 35’lerine gelip yolu yarılamış bir kuşağın ülkemizde herşeye rağmen daha rahat ve alenen yaşayabildikleri gençliklerinin, İran’da nasıl yaşandığını, yaşanabildiğini görüyoruz. ABBA’nın orada da ABBA, Queen’in, Iron Maiden’ın el altından bulunup alınsa da orada da aynı şekilde popüler olabildiğinin. Gençlik heyecanlarının politik baskı dinlemediğini gözler önüne serdiği kadar baskıdan kurtulabilmek adına evlenmek zorunda kalan genç kızların sadece ülkemizde değil komşularımızda da var olduğunun bir göstergesi Persepolis.
2007 Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülüne layık görülen Persepolis, Küçük Marjane’nin büyükannesi’nin (uzaktan da olsa) mentorluğunda hayatı, dürüstlüğü, aşkı, kim olduğundan ve köklerinden utanmamayı öğrenmesinin hikayesi.
Kaynak: Sinema
Persepolis’e balıklama atlamayınız
İranlı çizer Marjane Satrapi’nin kendi hayatını anlattığı ‘Persepolis’ adlı animasyon film, Türkiye’de nasıl yorumlanacak diye merakla bekledim. Tahmin ettiğim gibi, pek çok yazar yabancı film dalında Fransa’dan Oscar adayı olan Persepolis’e balıklama atladı. Ancak yalnızca bir yönüyle ele alarak:
‘Türkiye İran mı olacak’ paranoyasını besleyen ‘bakın İran Devrimi hayatı nasıl değiştirdi, burjuva kadınlar nasıl çarşafa sokuldu, bizim liberallere kapak olsun’ bakışıydı bu...
Ancak filmi sadece bu açıdan bakarak yorumlamak, tek kelimeyle haksızlık ve yüzeysellik olur.
Persepolis’in kahramanı Marjane, filmin başında Şah dönemini ve ardından Molla Devrimi’ni, bir kız çocuğunun gözünden anlatıyor. Ama filmin asıl vurucu tarafı, yaşadığı kimlik bunalımı: Doğu ile Batı arasında kalan bir kadının öyküsü bu. Ergenlikle depresyonu bu kadar etkili anlatan bir film görmedim.
‘Batılı bir genç kız gibi’ yetişmesini isteyen ailesi, çareyi Marjane’i Avrupa’ya göndermekte buluyor. İran’da ‘Batılı olan her şey haram’ olduğu için Iron Maiden kasetini karaborsacıdan alan küçük kızımız, Avusturya’da ise neye uğradığını şaşırıyor: Çarşaflı öğretmeninin yerini rahibe okulu, sıcak aile ortamının yerini büyük bir boşluk alıyor.
80’li yıllarda büyüyen Doğulu bir çocuğun, Batı’ya gittiğinde nasıl gözü kamaşır, nasıl bir kimlik sıkıntısı ve yalnızlık çeker, o kadar güzel anlatmış ki! Etrafına uyum sağlamaya çalışırken İranlı olduğunu gizleyip ‘Fransızım’ diye yalan atıyor. Ancak kahramanımız Viyana’da yaşadığı ilk aşk ve kalp kırıklığı sonrası o kadar bunalıyor ki ‘ülkesine dönüp çarşaf giymeye’ bile razı geliyor. Tahran uçağına binerken başörtüsünü takıyor. O anda yanındaki insanların nasıl tavırlarını değiştirdiğine şahit oluyoruz: Türk filmlerindeki kötü kadınları andıran ‘modern, makyajlı’ hatun, tiksinerek süzüyor genç kızı.
ÇİFTE STANDART
Marjane için, İran-Irak savaşı sonrası daha da sıkılaşan, şehit adlarıyla dolan sokaklarda geçen hayata uyum sağlamak kolay değil: Bu sefer ‘yeterince örtünmemişsin’ diyen polis ile gizli ev partileri arasında çifte standartlı bir hayat başlıyor. Nihayet erkek arkadaşıyla ‘dışarıda gezemediği için’ zoraki bir evlenme kararı alıyor. Düğünde annesi ‘Kızım sen bu kararı erken verme, okulunu bitir, kendi ayaklarının üzerinde bir kadın olarak dur istedim hep, ama olmadı’ diye gözyaşlarına boğulma sahnesi o kadar sahici ki! Kocası, bir Ramize Erer karikatüründen fırlamış pijamalı adama dönüşünce, Marjane çareyi boşanmakta buluyor... Tabii ‘boşanmış kadın orta malı olur’ anlayışıyla mücadele ederek. Hayatının en kritik anlarında ailesinin kayıtsız desteğini alması, en büyük şansı.
İşte bu nedenlerle filmi ‘şeriatın bir kadına hayatı nasıl zindan ettiği’nin belgesi olarak değerlendirmek yetersiz. Türkiye’de, veya Batılı olmayan herhangi bir ülkede büyüyen pek çok genç kız, kendinden bir şeyler bulur Persepolis’te... Şeriatın baskılarıyla birlikte Batı oryantalizmine çimdik atan esprili, harikulade bir film bu! Keşke bizden de böyle bir yetenek çıksa...
EZBER BOZAN ÇİZER
PERSEPOLİS’İN kahramanı ve yaratıcılarından Marjane Satrapi’yi anlamak için bir röportajında söylediklerini aktarayım, kararı siz verin...
Müslümansınız, değil mi?
M.S: Hiç dini bir insan değilim.
Kitaplarınız ve bu film, İslami fanatizme karşı, özellikle kadınların kapanmasına... Bu sizin ana temanız mı?
M.S: Yo, yo hayır, hiç de değil. Ben kendimi feministten ziyade hümanist biri olarak görürüm.
Yine de, Mollaların dayatmalarını eleştiriyorsunuz, mesela örtünmek gibi...
M.S: Din veya toplum hangisi olursa olsun kadınlar için problem her yerde aynı. Müslüman ülkelerde kadınları kapatmaya çalışıyorlar, ABD’de onları bir et parçası olarak gösterme çabasındalar.
Nasıl yani, bir kadını kapatmakla açmanın aynı şekilde dayatmacı olduğunu mu söylüyorsunuz?
M.S: Kendimize dönüp bakmalıyız. Kadınlar neden estetik yaptırıyor? Neden? Neden kaz poposuna benzeyen koca dudaklı yaratıklara benzemeliyiz? Bunun seksi olan tarafı ne?
http://img143.imageshack.us/img143/976/pers5tw5.jpg (http://imageshack.us)
http://img253.imageshack.us/img253/8849/pers6ro2.jpg (http://imageshack.us)
http://img102.imageshack.us/img102/6198/pers7ft1.jpg (http://imageshack.us)
http://img143.imageshack.us/img143/7590/pers8dm4.jpg (http://imageshack.us)
http://www.galeriturk.net/getimg/12616.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/31269.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/5869.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/6691.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/7575.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/8470.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://www.galeriturk.net/getimg/9425.jpg (http://www.galeriturk.net)
PERSEPOLIS
Yönetmeni : Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi
Oyuncular : Chiara Mastroianni, Catherine Deneuve, Danielle Darrieux, Simon Abkarian
Yapım Yılı : 2007
Süresi : 95 dakika
Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan animasyon Persepolis, küçük bir kızın tanıklığı ile İran devriminin anlatıldığı dokunaklı bir hikaye. Yaşıtlarına göre erken serpilmiş ve açık sözlü bir kız olan dokuz yaşındaki Marjane’nin gözleri önünde yaşananlar, insanların umutlarını yitirdiği bir ortamda, binlerce kişinin tutuklanması ve yerinden yurdundan edilmesine yol açan bir süreç. Özellikle kadınlara gündelik hayatta yaşatılan dayatmalar, bu canlandırmanın uluslararası alanda popülaritesini artırırken, filmin asıl tema ekseni, cinsiyet ayırt etmeksizin “özgürlük” sorununun kendi tanımı içinde tartışılması.
İranlı yazar Marjane Satrapi ve senarist-yönetmen Vincent Paronnaud’un ortak ürünü olan filmde karakterlere ruh katan sesler arasında Catherine Deneuve, Chiara Mastroianni ve Gena Rowlands gibi popüler isimlere rastlıyoruz. Persepolis, asla bir ideoloji taşlaması tuzağına düşmeden, özgürlüğün en yalın halini sıcak bir anlatımla çiziyor. Kendi kökeni olan kültürden, topraktan uzakta yaşamak zorunda kalmanın derin acısını iliklerimize kadar hissettiren, bunu da canlanmış çizgilerle tıpkı bir kanaviçe gibi işleyen bir başyapıt.
14 Mayıs çarşamba saat 22:15'te Cnbce'de
Persepolis’, 14 Mayıs akşamı CNBC-e’de
http://www.ntvmsnbc.com/news/285432.jpg
Küçük bir kızın tanıklığı ile İran devriminin anlatıldığı dokunaklı hikaye “Persepolis”, televizyonda ilk kez CNBC-e’de...
Çarşamba geceleri “Dünya Sineması” kuşağında, usta yazar ve yönetmenlerin imzalarını taşıyan çok özel yapımları ekrana taşıyan CNBC-e, 14 Mart akşamı saat 22.00’de Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü kazanan animasyon filmi “Persepolis”i izleyiciyle buluşturuyor...
Yaşıtlarına göre erken serpilmiş ve açık sözlü bir kız olan dokuz yaşındaki Marjane’nin gözleri önünde yaşananlar, insanların umutlarını yitirdiği bir ortamda, binlerce kişinin tutuklanması ve yerinden yurdundan edilmesine yol açan bir süreç. Özellikle kadınlara gündelik hayatta yaşatılan dayatmalar, bu canlandırmanın uluslararası alanda popülaritesini artırırken, filmin asıl tema ekseni, cinsiyet ayırt etmeksizin “özgürlük” sorununun kendi tanımı içinde tartışılması.
İşlek zekası ve korku tanımayan yüreği ile punk müzik, Abba ve Iron Maiden’ı keşfeden bu küçük kız, amcasının trajik intiharına da tanıklık eder. İran-Irak savaşı yüzünden Tahran’ın çevresine bombalar düşerken, bu savaş onun günlük hayatının içine işler. Büyüme çağındaki Marjane’nin cüretkârlığı ailesini endişeye düşürür. 14 yaşına geldiğinde, ailesi zor bir karar vererek onu Avusturya’ya özel bir okula gönderirler. Avusturya’da savunmasız ve yalnızdır, bu onun için dayanıklılık testidir. Marjane’nin orada okurken düzeyli aşk deneyimleri de olur, fakat liseden sonra kendini yalnız ve vatan hasreti çekerken bulur. Bu da bir bakıma hayatının kısıtlanacağı bir toplumda yaşamayı kabullenmek anlamına gelir. Marjane, İran’a dönerek ailesine yakın olmaya karar verir. Bu zorlu dönemde sanat okuluna girer ve ardından evlenir. Bir zaman sonra onun açık söylemi, ikiyüzlülüklere karşı devam eder. 24 yaşına geldiğinde, İran’da daha fazla yaşayamayacağını anlar. Üzücü bir karar vererek memleketinden ayrılır ve Fransa’ya yerleşmeye karar verir. Acı geçmişi zihnine asla silinmeyecek bir şekilde kazınmıştır ama geleceğinden de umutludur.
ASLINDA BİR ÇİZGİ ROMAN SERİSİ
Filmin uyarlandığı Persepolis, dört ciltten oluşan ve 20 dile çevrilen bir çizgi roman serisi aslında. Bu eserde İranlı bir kadın yazarın bakışıyla feminizm mizahi bir dille yorumlanmış. Seri, Fransa’da 400 bin, dünyada 1,2 milyon adet sattı, bunun yanı sıra 2004 yılındaki Frankfurt Kitap Fuarı’nda yılın karikatür ödülü dahil olmak üzere birçok ödüle değer görüldü.
ÜNLÜ İSİMLER SESLENDİRDİ
İranlı yazar Marjane Satrapi ve senarist-yönetmen Vincent Paronnaud’un ortak ürünü olan filmde karakterlere ruh katan sesler arasında Catherine Deneuve, Chiara Mastroianni ve Gena Rowlands gibi popüler isimlere rastlıyoruz. Persepolis, asla bir ideoloji taşlaması tuzağına düşmeden, özgürlüğün en yalın halini sıcak bir anlatımla çiziyor. Kendi kökeni olan kültürden, topraktan uzakta yaşamak zorunda kalmanın derin acısını iliklerimize kadar hissettiren, bunu da canlanmış çizgilerle tıpkı bir kanaviçe gibi işleyen bir başyapıt.
kaynak: Ntvmsnbc
kensibelan 16-05-08, 21:56 Bu bir animasyon olsa da gerçek bir film kategorisinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.Hikayede geçen kahraman gibi bir Avrupa ülkesinde yaşamak zorunda kaldığım içindir belki de Persapolis'in bendeki yeri çok farklıdır...Oryantalist bir kültürün batı kültürü içindeki çıkmazları ve girdapları çok iyi yansıtılmış...Olaylar çok gerçekçi yansıtılmış kesinlikle izlenilmesi gereken bir fim.......
Sena_Dulce 17-05-08, 19:37 filmi geçen gece izledim
muhteşemdii gerçekten harika bir proje olmuş
izlerken bir dakika olsun gözümün tvden ayırmadım
konu olarakta ilgi çekici olmuş abartısız belki bazı kısımlarda evet ama
bu da filmin nazar boncuğu olmuş...
izlenmesi gerekn çok güzel bi anime:)
Persepolis'in DVD'si vardı bende,izlemiştim,ama geçen gecede TV'den verdiler..ordanda izledim..
Muhteşem bir film..Marjane'nin gözündeki devrim,Şah,ve savaş..aslında küçükken anlayamıyordu ne olup bittiğini..sonra farkına vardı..
Viyana'da sevgilisi onu aldattığında ben üzüldüm,ama Marjane depresyona girdi,bence böyle adamlar hiçin deymez..
filmde beni etkeleyen şeyse,Nilüfer'in idamıydı,ve devrimcilerin kurşuna dizilmesi..ben çok etkilendim..devrim uğruna insanlar neler yapmış..
bağamsızlık ve hürriyet..
Marjane avrupa'da unutmadı İran'lı olduğunu,unutmadı nerden geldiğini..milletini unutmadı..bu güzel bişey..
bide şey var..Persepolis beni etkiledi çünkü bende yurtdışında yaşıyorum,Marjane'nin hayatı bana dokundu..içimde bir yerlere dokundu...
http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-5-2.gif http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-8.gif http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-11-1.gif
http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-12-1.gif http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-13-1.gif http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-14-1.gif
http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-20-1.gif http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-22-1.gif http://i307.photobucket.com/albums/nn319/emos_cnsl/Untitled-25-1.gif
Emoş süpersin:good:
daha bugün abimle film hakkında konuşuyordum..çok güzel bir film..
devrim ve İranlı şahın devrilişi..devrimcilerin ölümü,mücadelesi,ve Marjane'nin hayatı..
maria clara 22-07-08, 14:25 ben filmi çok beğendim arkadaşlar zaten animasyon oluşu ilgimi çekmişti ve siyah beyaz oluşu da ayrıca konuya ve senaryoya inandıklarının göstergesi bence abd yapımı ama tarafsız batının savaşı alevlediği ve her iki tarafa da silah sattığı anlatılıyor bunu artık görmenin herkes için zamanı geldi meydanlara çıkıp bağırmak değil önemli olan bunları görüp bunlara karşı önlem almalıyız dışardan birileri bile bizi bizden daha iyi biliyor.
filmin güzelliği bi yana beni Sevin Okyay ın yaptıı yorum da çok etkiledi:
"Umarım, filmi izlerken kahkahalarla güldüğümüz aşırılıklara bir-iki yıl sonra da hala gülüyor oluruz..."
|
|