Tüm Versiyonu Göster : Yargısız İnfaz (Rendition)


omayra73
27-09-07, 11:46
Yönetmen : Gavin Hood

Senarist : Kelley Sane

Yapımcılar : Steve Golin, Michel Sugar

Müzik : Paul Hepker, Mark Kilian

Görüntü Yönetmeni : Dion Beebe


Oyuncular
Reese Witherspoon - Isabella El-Ibrahim
Jake Gyllenhaal - Douglas Freeman
Meryl Streep
Alan Arkin



Konu
Isabella El-Ibrahim, Mısır kökenli bir kimya mühendisi ile evlidir ve ondan bir çocuğu vardır. Eşi Anwar El-Ibrahim Güney Afrika'dan Washington'a dönmek üzere uçağa binecekken tutuklanır. Eşini ümitsizce bekleyen Isabella, sonunda eşinin izini sürmeye başlar.

Bu sırada Anwar yasadışı bir şekilde tutuklanarak, bilinmeyen bir mahzende saklı tutulmaktadır. CIA'de analist olarak görev yapan Douglas hayatının ilk soruşturmasına girecektir. Anwar'ın işkence dolu soruşturması devam ederken, Isabella da sorumluların peşindedir. Şİddetin ve zorun dozu arttıkça Douglas görevi ve vicdanı arasında bir karar vermek zorunda kalacaktır.

omayra73
28-09-07, 11:27
http://img170.imageshack.us/img170/1581/rendition1xh5.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/2933/rendition2as6.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/5647/rendition3ub6.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/1637/rendition4oh8.jpg (http://imageshack.us)

omayra73
28-09-07, 11:32
http://img170.imageshack.us/img170/875/rendition5tg0.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/9364/rendition6mt6.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/2124/rendition7nl5.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/5732/rendition8fi1.jpg (http://imageshack.us)

http://img516.imageshack.us/img516/307/renditionpic8qc4.jpg (http://imageshack.us)

omayra73
28-09-07, 11:34
http://img516.imageshack.us/img516/4926/rendition1largeym9.jpg (http://imageshack.us)

omayra73
28-09-07, 11:37
http://img152.imageshack.us/img152/8850/renditionew4gv1.jpg

http://img152.imageshack.us/img152/750/renditionew5jt1.jpg

http://img516.imageshack.us/img516/3412/renditionew2zl2.jpg

omayra73
28-09-07, 11:40
http://img170.imageshack.us/img170/142/renditionew3rp4.jpg

http://img170.imageshack.us/img170/9765/renditionew1xd4.jpg

cenup
24-10-07, 00:03
http://img143.imageshack.us/img143/2748/resim001838eqc4.th.jpg (http://img143.imageshack.us/my.php?image=resim001838eqc4.jpg)+http://img135.imageshack.us/img135/9443/resim0026dc3tc3.th.jpg (http://img135.imageshack.us/my.php?image=resim0026dc3tc3.jpg)

http://img518.imageshack.us/img518/483/resim003ba78iy1.th.jpg (http://img518.imageshack.us/my.php?image=resim003ba78iy1.jpg)+http://img518.imageshack.us/img518/3620/resim004b6aazr0.th.jpg (http://img518.imageshack.us/my.php?image=resim004b6aazr0.jpg)

http://img151.imageshack.us/img151/8577/resim005a043kc0.th.jpg (http://img151.imageshack.us/my.php?image=resim005a043kc0.jpg)+http://img152.imageshack.us/img152/6960/resim006b966lb3.th.jpg (http://img152.imageshack.us/my.php?image=resim006b966lb3.jpg)

http://img151.imageshack.us/img151/3605/resim008d59dpg5.th.jpg (http://img151.imageshack.us/my.php?image=resim008d59dpg5.jpg)

cenup
24-10-07, 00:04
http://img89.imageshack.us/img89/4962/resim009f953jq0.th.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=resim009f953jq0.jpg)+http://img81.imageshack.us/img81/633/resim0101ce1cr5.th.jpg (http://img81.imageshack.us/my.php?image=resim0101ce1cr5.jpg)

http://img81.imageshack.us/img81/6550/resim0110afevg2.th.jpg (http://img81.imageshack.us/my.php?image=resim0110afevg2.jpg)+http://img81.imageshack.us/img81/939/resim01225f8tm5.th.jpg (http://img81.imageshack.us/my.php?image=resim01225f8tm5.jpg)

http://img507.imageshack.us/img507/1167/resim013d7b1de3.th.jpg (http://img507.imageshack.us/my.php?image=resim013d7b1de3.jpg)+http://img507.imageshack.us/img507/5365/resim014746coi8.th.jpg (http://img507.imageshack.us/my.php?image=resim014746coi8.jpg)

http://img145.imageshack.us/img145/4474/resim015b804ha3.th.jpg (http://img145.imageshack.us/my.php?image=resim015b804ha3.jpg)+http://img507.imageshack.us/img507/1651/resim0162392lu4.th.jpg (http://img507.imageshack.us/my.php?image=resim0162392lu4.jpg)

denizimsi
01-01-08, 15:43
Merak Ettiğim bir film üç gün sonra vizyona girecek.Ünlü oyuncular var,bakalım nasıl bir film olacak...

cenup
04-01-08, 16:07
"Yargısız İnfaz": Kendini inkâr eden film

"Yargısız İnfaz", "Tsotsi" ile Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı'nı kucaklayan Gavin Hood'un ilk İngilizce filmi. Yapım, 11 Eylül sonrası oluşan faşist sistemi hedef alarak muhalif bir kimlik üstlense de, çıktığı yolu tam olarak tamamlayamıyor.

Hollywood'da 11 Eylül sonrasında çekilen politik filmlere baktığımızda, spesifik bir politik bakış göremiyoruz. Aksine kimisinin olayla ilgili faşist yorumlar getirerek müslümanları sömürdüğünü, kimisinin ülkenin suçunu aklamaya çalışırken yanlış yollara saptığını, kimisinin kökten muhalefet yaptığını görüyoruz. "Yargısız İnfaz" ise, bu sözünü ettiğimiz yaklaşımların ikincisine dahil oluyor kanımızca. Film, yer yer muhalif bir tavır ortaya koysa da, aslında alttan alta emperyalizm yanlısı bir tavır sergilediği söylenebilir. Bu haliyle "Yargısız İnfaz", politik söylemini alttan alta ırkçı bir yöne doğru kaydıran "In The Valley of Elah"ın (Paul Haggis, 2007) yanına yerleşiyor. Tabii muhalif olmayı da burun farkıyla kaçırdığını söylememiz lazım...

Çıkış noktası çarpıcı ve muhalif

Öncelikle film, gerçek bir olayın izini sürüyor. Yani bir bakıma "Guantanamo Yolu"nun ("The Road to Guantanamo", 2006) izinden gittiği söylenebilir. "Guantanamo Yolu", nasıl masum insanların Guantanamo'da hapsedilip işkenceye maruz bırakılmalarını gözler önüne seriyorsa, "Yargısız İnfaz" da Güney Afrika'ya iş için giden masum bir adama yapılan haksızlığı masaya yatırıyor. Çıktığı yol bir hayli ilginç ve cüretkâr aslında. Bill Clinton döneminde açılan, fakat esas olarak 11 Eylül sonrası aktif hale getirilen CIA'in terörizme karşı açtığı 'rendition' kolunu ele alıyor. En kısa tanımıyla, CIA'in hiçbir sebep belirtmeden masum insanları sorgulama ve bilinmeyen yerlere hapsetme yetkisi veren dayatmacı bir kanun bu. Yani karşımızda sistemi faşist konumuna düşüren acıklı bir durum var esas olarak. Yönetmen Gavin Hood, Kelley Sane'in senaryosunun altındaki meselenin çarpıcılığını görerek, metni öne çıkaran akıcı bir görsel yapı kuruyor bu yolda. Bunun yanında; ABD'de yaşayan müslüman, Mısır'da yaşayan Amerikalı, Mısır'da yaşayan müslüman gibi çeşitli karakter prototiplerini, Amerikalı karakterlerin yanına yan öğe olarak değil de başlı başına birer karakter olarak yerleştirince, karşımıza olayı çift taraflı inceleyerek muhalif takılan bir dramatik iskelet çıkıyor. Böylece filmin omurgası iyi kurulmuş oluyor.

"Yargısız İnfaz"ın 'rendition' kavramı ile ilgili düşünceleri de, işi için Güney Afrika'ya giden yeşil kart sahibi müslüman Anwar'ın (Omar Metwally) bir anda kayıplara karışmasıyla devreye giriyor bir şekilde. Zira Anwar, ABD'de Amerikalı eşi ve çocuğu ile yaşayan arada kalmış bir vatandaş aslında. Bu noktada arka planına bir Arap ülkesinde gerçekleşen patlamayı (intihar bombası ile) alarak, olayın trajikliğini daha da öne çıkarıyor yapım. Bu yolla da, olayın kurbanlarından olan bir kızın babası olan Abasi Fawal'ın çektiği acıyı, Anwar'ın, eşinin (Reese Witherspoon) ve Anwar'ın işkence edildiği mekâna gözlemci olarak atanan Douglas'ın (Jake Gyllenhaal) çektiği acıyla birleştirerek, terörün ruhsal etkilerini anlatan bir insanlık dramı yaratmak istiyor Gavin Hood.

Toplamı, belli bir bütüne veya söyleme ulaşamıyor

Buraya kadar her şey, CIA'in 'rendition' yetkisinden sorumlu görevlisi Corrine Whitman'ın (Meryl Streep) da sistemin esas kötüsü olarak öne çıkmasıyla yönetmenin istediği gibi ilerliyor. Yani 11 Eylül ile oluşan trajik durumu hicveden ağır tempolu bir politik drama izliyoruz. Ancak fikir, filmin 120 dakikalık süresine yayıldıkça, belli detaylar, esas bütünün aksamasını sağlıyor. Çünkü yapım, filmin ana meselesi olarak benimseyeceğimiz politik söylemini, senaryodaki bazı bilinçli zaaflarla ve yanlış oyuncu seçimleriyle (örneğin Reese Witherspoon'un karakteri için uygun seçim olmadığını söyleyebiliriz) zedeliyor. Örnek olarak, CIA'in diktatörlüğünün yıkılarak sistem eleştirisine ters durumlar oluşması ve çıkış noktasına göre fazla iyimser bir hal alıp ABD'yi yücelten bir finale bağlanması verilebilir. Tabii bunların esas sorumlusu olarak filmin senaristini gösterebiliriz rahatlıkla. Zira Kelley Sane, Douglas Freeman (özgür adam) adı ile özgürlüğü simgeleyen bir Amerikalıyı yapay ve zorlama bir katharsis imgesi olarak kullanıyor! (Ve bu simgesel karakter, eşi Amerikalı olan Anwar'ı, işkenceci müslümanların elinden kurtarıyor!) Bu yolla da izleyicisinin, dışarıdan bir 'Amerikalı' bakışıyla, 'rendition' olayını gözlemleyip katharsis yapmasına zemin hazırlıyor. Yanlış kurulan sona yaklaştıkça bu kişinin 'ABD'nin vicdan muhasebesini yapan halktan bir Amerikalı' olması, söylemini daha da tehlikeli hale getiriyor ve filmin kendini inkar etmesini sağlıyor. Bu gidişatta esas trajik nokta ise, filmin temposunun yükselmesiyle birlikte politik tavrının ırkçı bir noktaya giderek kafa karıştırması. Yani Hood için, 'dereyi görmeden paçayı sıvıyor' deyimini kullansak yeridir. Çünkü, Hollywood stüdyo sisteminin içine girmeden, sistemin içindeki 'tempo yaparak sömürme' mantığının gereklerini yerine getiriyor, senaryonun gidişatının farkında olup olmadığı belli değilse de... Filmin başında klasik bir sinematografi ve ağır bir tempoyu tercih eden yönetmen, sonradan karanlık bir görsel yapıya geçerek sistemin zarar verdiği bireylerin üzerine giderken, son 20 dakikaya girildiğinde tempoyu yükselterek (özellikle paralel kurgu aracılığıyla hikâyenin kurgusuyla oynayarak) sanki politik mesajının hissedilmesini istemezmiş gibi bir tavır içine giriyor. Tabii bunun ona getirisi de, bu hınzır yönetmenlik metodunu sıkça kullanan Spielberg'den bir iş kaparak stüdyolara terfi etmesi olabilir...

Kimler İzlemeli?
*11 Eylül sonrası çekilen politik filmleri sevenler.
*Ağır tempolu politik dramalara özel ilgisi olanlar.

Kimler İzlememeli?
*Politik duruşunu tam ayarlayamayan filmlere gıcık olanlar.
*ABD'de işin içine müslümanlık girince tehlikeli sulara yelken açıldığını düşünenler.

Kerem Akça/sinema.com

deadly_angel
07-01-08, 14:46
Mevzubahis Amerika'ysa işkence teferruattır

'Yargısız İnfaz', günümüz Amerikan politikalarını, işkenceyi ve vicdanlı olmayı tartışıyor.

Costa Gavras'ın 1982 tarihli filmi 'Kayıp'ta, Amerikalı bir baba, oğlunun Şili'deki faşist cunta rejiminin kurbanları arasında olup olmadığını araştırıyordu. Bugün vizyona giren 'Yargısız İnfaz'ı (Rendition) da Mısır kökenli kocasını Amerikan hükümetinin, ulusal güvenlik politikalarının karanlık koridorlarında arayan bir kadının hikâyesi olarak görmek mümkün. Ama yönetmen olarak Gavin Hood imzasını taşıyan yapımı sadece bir arayışın öyküsü olarak nitelemek galiba haksızlık olur. 'Yargısız İnfaz', aynı zamanda bir vicdan muhasebesi...

Filmdeki küçük hikâyecikleri ve iki ayrı kutbu, yani Batı ve İslam'ı birbirine bağlayan karakter 14 yaşında Amerika'ya gelen ve eğitimini sürdürdüğü bu ülkede evlenip çoluk çocuk sahibi olan Mısırlı Enver El İbrahimi.

Vicdanın sesi kim?

34 yaşındaki kimya mühendisi, Güney Afrika'da katıldığı bir konferans sonrası Cape Town'dan Chicago'ya, ikinci çocuklarına hamile olan eşi Isabella'in yanına dönerken CIA tarafından gözaltına alınır. Ne var ki bu gözaltı, yasal süreçlerin ve prosedörlerin dışında, Clinton döneminde başlayan ve 11 Eylül sonrası daha da yoğunlaştırılan 'sıra dışı hüküm' kapsamına girmektedir. Bunun anlamı da şudur: devlet, kendi bekası doğrultusunda, yabancı kökenli (özellikle de Ortadoğu) vatandaşlarını istediği zaman gözaltına alma ve sorgulama hakkına sahiptir. Böyle bir durumda da hükümlünün avukata başvurma gibi temel hakları askıya alınır ve sorgulamanın içine 'işkence' de dahil edilir. Peki İbrahimi neyle suçlanıyor? Kuzey Afrika ülkelerinin birinde gerçekleştirilen ve içinde 'ora'nın (ki film bu yerin ismini telaffuz etmiyor) CIA bölüm şefinin de olduğu çok sayıda insanın hayatını kaybettiği canlı bomba suikastının sorumlusu tarafından son bir yıl içinde birçok kez telefonla aranmakla...

'Yargısız İnfaz', eşitliğin bir tarafına İbrahimi ve benzerlerinin dramını koyarken, karşı cepheye de radikal İslam'ı yerleştiriyor. Yörenin polis şefi Abasi Fawal, teröre karşı gerektiğinde kendi yöntemlerini kullanırken evi terk eden kızı Fatima da, köktendinci olduğunu bilmediği genç eylemci Halid'le flört ediyor.
Peki bu öyküde 'vicdanın sesi' kim? Suikastta patronunun hayatını kaybetmesiyle görevi üstlenen CIA analisti (bu deyim de Harrison Ford'lu 'Patriot Games'den sonra, popülerleşti) Douglas Freeman... Bu çaylak masa başı adamı, Ortadoğu'nun kendine özgü koşulları arasında yolunu kaybetmemeye çalışırken, ister istemez kendi üstlerinin mantığı ve gerçekleriyle de yüzleşiyor. Bunun açılımı da, 'hayatının ilk işkencesi'ne katılmak oluyor mesela. Ki, bunu diğer işkence seansları izliyor.

'Öteki'ni anlama çabası

İki yıl önce 'en iyi yabancı film' dalında Oscar'a uzanan 'Thotsi'yle tanınan Güney Afrikalı Gavin Hood'un yönettiği 'Yargısız İnfaz', ilginç bir dengenin üzerinde yükseliyor. Birkaç ay önce izlediğimiz 'Krallık', İslam'a da mikrofon uzatır gibi yapıp işi Ramboculuğa döküyor ve eli silahlı dört Amerikalının, çok sayıda El-Kaide uzantısını temizleyip ülkesine birer kahraman edasıyla dönmelerini anlatıyordu. 'Yargısız İnfaz' ise 'Syriana' kategorisinden bir film. Farkı, her geçen günde Batı'nın, İslam'ı, savaşma yöntemlerini, dertlerini ve hedeflerini daha yakından tanıdığını göstermesi... Dolayısıyla Kelley Sane'nin kaleme aldığı senaryoda Doğu'ya bakışta daha fazla doğru, 'öteki'ni anlamada daha fazla çaba var.

Ama yine de öyküdeki idealistin ya da 'doğrucu Davut'un Amerikalı, hatta CIA içinden biri olması rahatsızlık veriyor. Film, bu haliyle ister istemez bizi hem 'CIA'de böyle adamlara ihtiyacımız var'a, hem de 'Bu işlerin çözümü biraz da iyi Batılılara bakar'a götürüyor. Öte yandan da bu öykü başka nasıl anlatılabilirdi diye düşündüldüğünde, filmi yargılamanın zor olduğu da bir gerçek. Çünkü sinemada eninde sonunda bir özdeşleşme gerekiyor. Ki bu film de bir kitle sineması ürünü. Öyle bağımsız takılmak gibi bir derdi yok; popüler sularda yüzüyor ve klişelere aykırı durmuyor. Meselesi, güncel politikanın günahlarını belki de daha fazla insanla paylaşmak. Üstelik bu yakadan bakıldığında anlatılanların yetersiz gelmesi doğal ama belki de sıradan bir Amerikalı için, bu kadarı bile fazlasıyla aykırı, fazlasıyla radikal. Peki sıradan Amerikalı bu ve benzeri filmlere gidiyor mu, bunu da 'box-office' rakamlarından öğrenebiliriz. Amerika'da Ekim 2007'de gösterime giren 'Yargısız İnfaz'ın hasılatı 9 milyon 665 bin dolar civarında. Bugün bizde de Amerika'dan iki hafta sonra vizyon şansı bulan 'Büyük Hazine: Sırlar Kitabı'nın ülkesindeki iki haftalık hasılatı ise 143 milyon dolar. Demek ki, sıradan Amerikalıyı sinema sayesinde bilgilendirme işi zor. Bu filmin muhatabı ister istemez yine Avrupalı entelektüeller ve bir grup Amerikalı liberal...

Öyküye dönersek, filmin tek iyisi Douglas Freeman değil. İbrahimi'nin karısı Isabella'in, yardımını istediği eski sevgilisi ve okul arkadaşı Alan Smith de, aldığı onca eğitimin yanı sıra Kongre üyesi senatör Hawkins'in yardımcısı olma hasebiyle olaya 'demokratça' yaklaşıyor. Lakin önüne sürülen 'Vatan yahut Silistre' tadındaki 'Vatan yahut Mısırlı' ikilemi, Smith'in hem kafasını karıştırıyor hem de kariyerinin tehlikeye girdiğini hatırlatıyor.

'Amerika işkence yapmaz'

Peki 'Yargısız İnfaz'ın kalbi nerede atıyor dersiniz? CIA'in Washington'daki şefi Corrinne Whitman (ki bu şeytani kadını Meryl Streep canlandırıyor; bir Amerikan internet sitesi de bu role ilişkin Streep için üzerindeki tayyörü de kastederek 'Şeytan gerçekten Prada giyer' esprisini yapmış), çaylak Freeman'la konuştuğunda şu cümleyi kuruyor: "Amerika işkence yapmaz". (Cerrah'ın "Polisimiz adam dövmez"ine ne kadar da benziyor). Evet, yapmaz ama yaptırır. Film, bu işlem için taşeron olarak kullananları gösteriyor bir anlamda. Öte yandan 'Yargısız İnfaz'ın kıssadan hisseleri şöyle: İşkence kötüdür, çünkü suçsuza yapmak ihtimaliniz de var. Ayrıca işkence düşman yaratır, hatta çoğaltır. Ve doğruları yazan basına her zaman ihtiyaç vardır.
İşin oyunculuk kısmında ise genel bir övgüden bahsetmek gerekiyor galiba. Jake Gyllenhaal (Freeman), Reese Witherspoon (Isabella), Ömer Metwally (İbrahimi), Igal Naor (Fawal), Peter Sarsgaard (Smith), Zineb Okaş (Fatima), Moa Khouas (Halid), Meryl Streep (Whitman), Alan Arkin (Senatör Hawkins), hepsi gayet iyiler...

Sonuçta 'Yargısız İnfaz', günümüz Amerikan politikalarını sorgularken karşı tarafın topraklarında alabildiğince gezinmeye ve bu gezi sırasında kendi ölçülerinde objektif olmaya çabalayan bir film. Daha fazlasını beklemek hakkımız mı, evet ama şimdilik galiba bu kadarıyla yetinmek zorundayız.

Kaynak: e-kolay

deadly_angel
10-01-08, 19:34
Sistem Sorgulanır...

Yargısız İnfaz, 11 Eylül’den sonra Amerikan Sineması’nın politik gerilime gösterdiği ilgi yolunda yeni bir adım… Adımını diğer yapımlara göre daha bir nazlı atıyor. Ne Syriana gibi cesur bir politik tavrı var, ne de Babil gibi fazla dışavurumcu. Yönetmeni hikayenin gerisinde kalan bir gölge gibi, fazla bir varlık gösteremiyor. Kendi başına akan hikaye, sonundaki sürpriz rötuşla, bir şeyleri ispatlama derdinde olmadan sona eriyor.

Aslında Babil aleyhine oy kullandıktan sonra, bu filmin basit anlatım dili, ruh okşayıcı türden. Bir yönetmenin “dünya olayları benden sorulur” edasını gözlemlemek zorunda kalmamak gerçekten yüreğe su serpiyor. 11 Eylül’den sonra çıkan birçok “Amerika kendini keşfediyor” alt-metinli filmlerin arasında, Yargısız İnfaz, Türkçe adına layık olarak, olan bitene yargısız infaz yapmadan yaklaşıyor.

11 Eylül’den sonra çıkarılan sert anti-terörizm yasaları bünyesinde, herhangi bir şüpheliyi dava açmadan sorgulamayı onaylayan “rendition” uygulaması, bu filmin tartışmaya açtığı kritik konu. Bir terörist tarafından yanlışlıkla cep telefonundan aranmışsanız, kimya mühendisiyseniz ve Ortadoğulu bir ülkenin vatandaşıysanız vay halinize! Kendinizi Amerika tarafından kullanılan ve kim bilir nerede bulunan bir sorgulama hücresinde bulabilirsiniz.

Film, terörizme olabildiğince sert bir şekilde karşılık vermeyi öngören bu sistemde öngörülmeyenlerin altını birçok farklı yönden ışık tutarak çizmeye çalışıyor. Sorgulanmak için alıp götürülen adamın Amerikalı karısının (Reese Witherspoon) çaresizliğini göstererek… Sorgulamayı gözlemleyen CIA ajanının, şiddet karşısında geçirdiği evrime bizi şahit yaparak… Ve tüm bu sorgulama süresince esas trajedilerin es geçildiğine işaret ederek… Evet, bu paralel hikayeler ile karakterler üzerinden güzel bir kolaj yaratılıyor.

Ama ne yaparsa yapsın, yine birçok filmin içine düştüğü şu siyah beyaz eksenden kurtulamıyor Yargısız İnfaz. Yani nedense yine politik malzemesini popüler kılabilmek ve gerekli reaksiyonu yaratabilmek için, bir uçtan diğerine gidiyor ve politik sinema adına çok önemli olan gri alanı görmezlikten geliyor. Politik gerilimin ağlarının örülmesi için, mutlaka trajik ve mutlaka can yakıcı hikayeler mi olmalı? Mutlaka suçlu ya da suçsuz mu aranmalı? Karton karakterler mi yaratılmalı? Sorgulama için götürülen Mısırlı adamın Amerikalı bir karısı olmasaydı, biz bu filmden doğru mesajları çıkaramaz mıydık? CIA ajanı sorgulama sırasında aklını yitirir noktaya gelip kendisini içkiye vermeseydi, yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu algılayamayacak mıydık?

İşte bu türden sorular, Amerika’nın Ortadoğu ile ilişkisini ve terörizmi sorguladığı bu gibi filmleri sorgulanması gereken filmlere dönüştürüyor. Belki de politik gerilim filmi yapan yapımcıların, kullandıkları malzemenin dramatik heyecanının ötesine geçip, öncelikle kendilerini sorgulamaları gerekiyor. Sorgulamayı iyi beceremeyen, sorgulattırmayı da iyi beceremiyor çünkü… Yine de “Amerika Kendisini Keşfediyor” giriş dersi olarak Amerikan okullarında bolca gösterilebilir diye düşünüyorum; bilmiyorum biraz ağır mı oldu… Ne kadar eleştirsem de, bir süre bizim de “Türkiye Kendisini Keşfediyor” temalı filmlere ihtiyacımız var diye düşünmeden edemiyorum.

Kaynak: Beyazperde

deadly_angel
25-01-08, 17:13
Ön Yargının Yok Ettiği İnsan Hayatları

11 Eylül sonrası Amerika'sındayız. Amerikalıların Müslümanlara duyduğu ön yargı doruk noktasında ve Amerika kendi halkının güvenliği için bazı önlemler almaya başlamış. 11 Eylül sonrası çıkartılan yasa gereği herhangi bir şüpheliyi suçlu olduğu ispatlanmasa da, dava açmadan sorgulanabilmekte ve işkence altında konuşturmaya çalışılmaktadır.

Anwar El-İbrahimi (Omar Metwally) Güney Afrika’dan Washington’a ailesinin yanına giderken yasadışı yöntemlerle tutuklanarak saklı tutulur. Anwar El-İbriahimi’nin kimya mühendisi ve Müslüman olmasının yanında, teröristler tarafından yanlışlıkla cep telefonundan aranması ona suçlu muamelesi yapmak için yeterlidir! Karısı Isabella EL- İbrahimi ( Reese Witherspoon) bütün bunlardan habersiz kocasını hava alanında karşılamaya gider ama kocası gelmediği ve cep telefonundan ona ulaşamadığı için kendi kısıtlı yöntemleriyle onu aramaya başlar. Douglas Freeman (Jake Gyllenhall) ise CIA’de çalışmaktadır ve ilk kez gözlemci olarak Anwar El- İbrahimi’nin yasadışı soruşturmasına atanır. Bu atamadan sonra Douglas, Anwar El- İbrahimi’ye yapılan eziyetin dozunun artmasına tanık oldukça vicdanı ve görevi arasında kalmaya başlayacaktır.

Bu olaylar devam ederken, Isabella kocasının izini sürmeye karar verir ve eski okul arkadaşı senatör yardımcısı Alan Smith’den yardım ister. Smith bağlantılarını kullanarak durumun ne kadar ciddi olduğunu öğrenir. Smith bunu anladıktan sonra bir şey yapar mı? Ön yargılarından kurtulup makam merakından vazgeçebilir mi? Bu soruların cevabını filmin sonunda saklı.

Anwar El- İbrahimi’ye şiddet ve eziyet uygulayan Abasi Fawal’ın başı kızı Fatima ve onun erkek arkadaşıyla derttedir. Birbirinden ayrı gibi görünen bütün olaylar aslında bir o kadar da iç içedir ki… Bütün bu olaylar olurken diğer yandan film boyunca ön yargının ne kadar tehlikeli olduğunu ve ancak Anwar El-İbrahimi’nin yalan söylediği zaman ona yapılan eziyetlerin bittiğini (!) görüyoruz.

Yargısız İnfaz.11 Eylül saldırılarından sonra Müslümanlara duyulan ön yargının ve onların suçlu veya suçsuz olduğu bilinmeden Rendition uygulamasının yapılmasının doğru olup olmadığı tartışmasına yol açan kaliteli bir film. Meryl Streep ise CIA’nın terörizm yöneticisi Corrinne Whitman’ı oynuyor.

Terörizmin tanımı Amerika’da, Türkiye’de, bütün dünyada aynı…Anwar El-İbrahime yapılanlar için ne denmesi gerektiği de burada asıl önemli bir nokta! Bunları nasıl tanımlarız ya da tanımlayabilir miyiz? Hakkını savunamadan suçlu ya da suçsuz aranır mı? Aranırsa anayasada nerde yer almaktadır ya da var mıdır?

Yargısız İnfazın aslında bir yan hikâyesi de var. İnsanların terörizmin savunucusu olması, nefretin doğuşu ve beyinlerin yıkanması yemeğe tat vermesi için kattığımız tuz gibi bu filmde de ve bu öğeler Gavin Hood tarafından ustaca serpiştirilmiş.

Film boyunca Douglas’ın geçirdiği değişimin gözlerden kaçması mümkün değil. Douglas, Anwar El-İbrahim’e çeşitli eziyetler yapılırken gözlemci olarak orada bulunmak zorundadır. Başlarda durumun ciddiyetinin kendisi bile farkında değildir. Ama günler geçtikce bir adamın gözleri önünde tahmin edilemeyecek eziyetlere uğraması ve onun bir şey yapamadan seyirci kalması ona acı vermeye başlar ve o da bu acıyı hissetmemek için içkiyle ayakta kalmaya çalışır. En sonunda görevi ve vicdanı arasındaki sesleri susturamayacağını anlar ve bir tercih yapar.

Senatör yardımcısı Alan Smith hem Isabella’nin, hem de kocasının okuldan arkadaşıdır ve o da Müslümanlara karşı ön yargı beslemektedir. Aslında Senatör yardımcısının gerçeği öğrendikten sonra gösterdiği çaba gerçekten güzeldir, ta ki Isabella’nın o çaresiz bakışları altında kendi koltuğunu seçene kadar.

Senaryosunu Kelley Sane ‘nin yazdığı, yönetmenliğini Gavin Hood’un yaptığı politik içerikleri olan, gerilim dozu yüksek, ders verme amacı gütmeyen ama bir yandan da düşündüren ve etkisine alan bir film Yargısız İnfaz.

Soru soran, düşündüren ve gerçekleri bütün çıplaklığıyla ne kadar acı verirse versin gözler önüne seren bir film. Suçlu ve suçsuz kavramının aslında nerede bittiğini ve nerede başladığını anlatırken bir yandan da ‘Suçlu kime denir?’ ve ‘Suçlu ise bile bir hakkı yok mudur?’ sorularını film bitse de sormaya devam ediyoruz. Ama belki de en önemlisi Amerikalarının kendilerini eleştirmekten çekinmedikleri bu filmi izlenmesi gereken kişiler tarafından izlenebildi mi? Bunu zaman içinde göreceğiz ama önce filmi izleyin ve bütün karakterlerin gözünden bakın dünyaya. Sonra bir karar verin. Hangi taraftasınız?

Kaynak: FilmGenTr

fblack
10-04-08, 11:39
11 eylül saldırıları sonrasında CIA'in hiçbir yargı kararı olmaksızın şüpheli gördükleri kişileri alıkoyması ve sorgulaması üzerine bir film. Her şeyi piyasalaştırmayı iyi bilen hollywood'un 11 eylül sonrasında kendine yarattığı bol malzemenin bir ürünü niteliğinde. Bazı söylevleri var filmin kabul etmek gerek, mesela Anwar'ı Kuzey Afrika'ya geri gönderip kendi ellerini pisletmeden bu işten sıyrılmaları üzerine, CIA başkanı olduğuna kanaat getirdiğim kadının 'biz işkence yapmayız' demesi filmin anlatmaya çalıştığını bir nebze olsun verebilmiş, ama eksikleri var filmin.

Sonrasında teröristlerin nasıl din kullanılarak beyinlerinin yıkandığına değinilmiş ve bunu yaparken de Anwar'ın işkence sahnelerinden serpiştirilmiş araya, bakın siz böyle derken sizin yüzünüzden masum insanlar acı çekiyor denmeye çalışlmış, güzel olmuş, etkili olmuş, nitekim film insanları pek sonuca götürmüyor. Yani böyle böyle diyoruz, bakın kendimizi de diğer tarafı da eleştiriyoruz artık ama olan bu yapılacak bir şey yok deniliyor.

Anwar'ın eşinin kocasını arama sahneleri ve verdiği uğraşlar güzeldi ama hamile olmasının bilerek duygu sömürüsü yapılmaya çalışıldığı izlenimine kapıldım.

Jack ise filmin yakışıklı yüzü olmuş, başka bir aktivitesini göremedim ben.

Filmin en çok hoşuma giden yanı filmde, artık her yerde gördüğümüz olay şaşırtması yerine, zaman şaşırtması yolunu seçmiş olmasıdır. Filme tad katmıştır.

Filmin bana anlattığı tek şey ise Amerikan hükümeti eğer birini yok etmek isterse eder, kimse bunu engelleyemez, işiniz ya Allah'a ya da vicdanlı ve bu işte yeni yetme sayılabilecek bir ajana kalmıştır.

Ama yine de elinizde varsa izleyin efendim, pişman olmazsınız.