Tüm Versiyonu Göster : 3:10 to Yuma
Vizyon Tarihi: 2 Kasım 2007
Yönetmen : James Mangold
Senaryo : Halsted Welles, Michael Brandt
Yapımcı : Cathy Konrad
Müzik : Marco Beltrami
Görüntü Yönetmeni : Phedon Papamichael
Oyuncular
Christian Bale - Dan Evans
Russell Crowe - Ben Wade
Ben Foster - Charlie Prince
Alan Tudyk - Doc Potter
Peter Fonda - Byron McElroy
Gretchen Mol - Alice Evans
Logan Lerman - William Evans
Vinessa Shaw - Emmy
Kevin Durand - Tucker
Johnny Whitworth - Tommy Darden
Konu
1800'lerin sonunda adı kötüye çıkmış kanun kaçağı kovboy Ben Wade ve çetesi Güney Demiryollarının en büyük belasıdır. Wade hiç ummadığı bir anda yakalanır ve İç Savaş gazisi Dan Evans'a teslim edilir. Aslında savaş sonrası evine dönüp çiftliğinde sakin bir yaşam süren Evans bu kötü adamı kanuna teslim etmek için gönüllü olmuştur. 3:10 Yuma isimli bir trenle seyahat eden Evans, mahkeme gününe kadar Ben Wade'in can güvenliğinden sorumludur. Farklı dünyalara ait bu iki erkek birbirlerinin bakış açılarından hayata bakmayı deneyeceklerse de, sürdürdükleri seyahat şiddetle sonuçlanacaktır.
http://img170.imageshack.us/img170/2600/yumatp3.jpg (http://imageshack.us)
http://img524.imageshack.us/img524/3879/73978987om5.jpg (http://imageshack.us)
http://img524.imageshack.us/img524/9354/85483261ta8.jpg (http://imageshack.us)
http://img385.imageshack.us/img385/174/90447248by2.jpg (http://imageshack.us)
http://img385.imageshack.us/img385/5409/59277886yo9.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/3127/70492893fv6.jpg (http://imageshack.us)
http://img527.imageshack.us/img527/8489/46685655zz8.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/6889/10688284eu5.jpg (http://imageshack.us)
http://img527.imageshack.us/img527/7227/74215311kj1.jpg (http://imageshack.us)
http://img242.imageshack.us/img242/2697/73522747wr3.jpg (http://imageshack.us)
http://img527.imageshack.us/img527/4096/10jt6.jpg (http://imageshack.us)
http://img242.imageshack.us/img242/2139/11bx1.jpg (http://imageshack.us) http://img213.imageshack.us/img213/3995/12dy3.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/6024/13px9.jpg (http://imageshack.us)
http://img527.imageshack.us/img527/8613/14va5.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/6053/15mr9.jpg (http://imageshack.us)
http://img242.imageshack.us/img242/7936/16fb7.jpg (http://imageshack.us)
http://img242.imageshack.us/img242/9810/17hj9.jpg (http://imageshack.us)
http://img242.imageshack.us/img242/9567/87019101ye5.jpg (http://imageshack.us)
http://img242.imageshack.us/img242/5171/93010512qc9.jpg (http://imageshack.us)
http://img213.imageshack.us/img213/1492/81971197ne3.jpg (http://imageshack.us)
3:10 Yuma
James Mangold
Filmin Adı: 3:10 to Yuma
Orjinal Adı: 3:10 to Yuma
Türkçe Adı: 3:10 Yuma
Yönetmen: James Mangold
Senaryo: Halsted Welles, Michael Brandt, Derek Haas
Oyuncular: Russell Crowe, Christian Bale, Ben Foster, Chris Browning, Peter Fonda,
Ülkesi: A.B.D.
Yıl: 2007
Süre: 117’
Yapım: Relativity Media, Tree Line Films
Yapımcı: Cathy Konrad, Stuart M Beser, Lynwood Spinks, Ryan Kavanaugh
Görüntü: Phedon Papamichael
Kurgu: Michael McCusker
Müzik: Marco Beltrami
Ben Wade ve başını çektiği azılı çetesi 1800’lerin sonlarında Güney Demiryolu’nun başının belası olmuşlardır. Wade nihayet kanunun eline düştüğünde, onu 3:10 treniyle Yuma hapishanesine canlı olarak götürecek bir gönüllü aranır.
Paraya ihtiyaç duyan İç Savaş gazisi ve çiftlik sahibi Dan Evans gönüllü olur ve suçluyu hapisaneye götürmeyi üstlenir. Wade’in öfkeli arkadaşları yollarına çıkmaya cüret edecek herkesi ortadan kaldırmaya hazır, heryerde onu ararken ve dahası çevre halkı işbirliğine niyetsizken, Evans’ın öncelikle gidecek güvenli bir yol bulması gerekmektedir. Yolculukları boyunca Evans kanun kaçağının psikolojik saldırılarına ve ahlakdışı girişimlerine göğüs gerer: Wade, para karşılığında Evans’ın özgürlüğünü istemektedir. Ikili birbirlerine saygı duymaya başlamıştır fakat görevin kendisi bir irade savaşı halini alır ve görevi tamamlamak, Evans’ın gözünde, artık ödülü almaktan daha önemlidir.
Hollywood ikonları Russell Crowe ve Christian Bale, Elmore Leonard imzalı kısa öyküden uyarlanan, senaryosunu Halsted Welles, Michael Brandt ve Derek Haas’ın yazdıkları 1957 yapımı Western klasiğinin James Mangold imzalı yeniden çevriminde buluşuyorlar.
deadly_angel 31-10-07, 21:13 http://img152.imageshack.us/img152/8812/s640x4801wd5.jpg
http://img2.timeinc.net/people/i/2007/startracks/070205/russell_crowe.jpg
deadly_angel 02-11-07, 18:35 Sorunlu Kovboylar...
Western türü içinde ilginç bir dönüşüme şahit olduk son 20 yılda. İyi kovboylar ve kötü kovboyların birbirlerine ateş ettikleri çocukluk günlerinin vahşi batısı gitti, yerine olabildiğince karanlık ve gerçekçi, silahlı çatışma sahnelerinden çok karakterlerin iç çatışmalarına odaklanan, bir nevi felsefi bir Western sineması yer edindi zihnimizde.
Yanlış anlaşılmasın, kanımca Affedilmeyen, Kurtlarla Dans ve bu yılın en iyi filmlerinden Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı, modern sinema klasikleri arasında yer hak eden şaheserler. Western gibi popüler bir türün her bir kaç on yılda metamorfoza uğraması şaşırtıcı değil, 60’larda ortaya çıkan vahşi ve hınzır Spagetti western’lerini (kişisel favorim) akılda bulundurursanız.
3:10 Yuma ise, heyecanlı çatışma sahneleriyle The Searchers ve Gunfight at O.K. Corral gibi klasik westernlerin izinden giderken, aynı zamanda karakter bazlı modern western şablonuna uyan, baştan sona ince bir ustalıkla elden geçirilmiş, yılın en eğlenceli ve doyurucu filmlerinden biri. Hayret uyandıran, seyircinin adrenalin seviyesini maksimuma zorlayan stilize aksiyon sahnelerinin yanında, onur ve saygı gibi türün baştacı temalarını iki ana karakteri etrafında ustalıkla oluşturuyor. Bir bakıma 50’li yılların western modelini ele alıyor ve günümüz sinemasına uydurmak için o yılların temalarını ve görsel anlatım stillerini günümüze uyarlıyor.
Filme ilham kaynağı olmuş orjinal 3:10 Yuma ile modern versiyonunu karşılartırırsak, yeni filmin nasıl bir ustalıkla bu eski hikayeyi günümüze uyarladığına şahit oluyoruz. Orjinal filmde bir iki el ateş edilen kısa atlı araba soygunu, yeni versiyonda onlarca soyguncu, yüzlerce silah ve bomba, ve hatta bir taramalı tüfekle desteklenen, son yılların en eğlenceli aksiyon sekanslarından birine ev sahipliği yapıyor. Filmin son yarım saatine hükmeden, western türüne klasik “200 kötü adam 2 iyi adama karşı” (Bu durumda bir iyi adam, bir yarı iyi adam) çatışma sahnesi bundan yıllar sonra bile hakkında konuşulacak türden.
3:10 Yuma, herşeyden önce hayatlarını yanlış yola sokmuş ve bu yüzden kendilerine olan saygıyı kaybetmiş iki adamın, çok geç olmadan iç güvenlerini ve kimliklerini geri kazanmaları üzerine kurulu. İç savaşta ayağını kaybetmiş, ailesi için bir utanç kaynağına dönüşmüş çiftçi Dan Evans’ın, kötülüğüyle ün salmış soyguncu Ben Wade’i 3:10 trenine yetiştirmekteki tek motivasyonu, ilk bakışta çiftliğini iflastan kurtarmak için ihtiyaç duyduğu para ödülüne bağlanabilir, ama bu sebebin arkasında oğlunun ve kendisinin saygısını kazanmak var.
Diğer yandan acımasız bir katil ve soyguncu olmasına rağmen, kendi kapsamında onur ve bağlılık duygularına sahip Ben Wade, inşa etmekte büyük destekte bulunduğu çetesinin sorumsuz vahşi barbarlara dönüşmesinden yakınan, kendi yaptığı seçimleri sorgulayan bir iç çatışmadan dertli… Dışsal amaçları farklı, fakat içsel amaçları aynı olan bu iki karakterin, sonlara doğru alışılagelmişin dışında bir ortaklık oluşturmaları, her ne kadar bazı diğer eleştirmenler için gerçek dışı bir gelişme gibi gorünse de, Dan ve Ben‘in kendilerine olan beklentileri göz önüne alındığında aslında bu sonun ne kadar kaçınılmaz olduğunun farkına varıyoruz.
3:10 Yuma, oyunculuk bakımından baştan sona A sınıfı performanslarla dolu. Son yılların en saygıdeğer ve efsanevi isimleri Russel Crowe ve Christian Bale’in başı çektiği her hangi bir filmden mükemmelin altında bi sonuç beklenmemeli zaten. Ben Wade rolünde Crowe, kendisinden beklenen karizma ve cazibeyi ekrana eforsuzca aktarıyor. Fakat aynı zamanda içten içe geçmişinden yakınan, günahlarından arınmak için son bir şansa sahip olduğunun farkına varan üç boyutlu, orjinal bir “kötü adam” yaratıyor. Dan Evans rolünde Christian Bale ise içten ve gururlu performansı ile karaktere duyduğumuz sempatiyi güçlendiriyor.
Her yönettiği filmde yeni bir tür ve stil deneyen, durmadan kendini yeniden yaratmak için elinden geleni yapan James Mangold, korku (Kimlik), komedi (Kate and Leopold), drama (Copland) ve biyografi (Sınırları Aşmak) türlerine getirdiği taze bakış açısını western türüne de başarıyla uyguluyor ve güçlü kariyerinin en iyi filmine imza atıyor. Mangold’un bir sonraki projesi için hangi türü deneyeceğini merak ediyorum. Kişisel ümidim bilim kurgu, ama 3:10 Yuma’dan sonra bir western daha yönetmeye karar verirse bilet param şimdiden hazır.
Kaynak: Beyazperde
deadly_angel 04-11-07, 16:34 İki yöne de gidebilecek bir tren!
“3:10 to Yuma” Amerika’da eleştirmenlerin bir kısmından büyük övgüler aldı ancak çoğunluğu tarafından biraz daha orta karar yorumlarla karşılandı. Şüphesiz çok fazla tutkulu destekçisinin olmaması Oscar yarışı içinde finale kalma şansını zorlayan bir unsur.
James Mangold, 2005’te “Sınırları Aşmak”la (Walk the Line) kendisine adaylık şansı tanınırken Oscarlara katılamadı, ancak Christian Bale ve Russell Crowe’u buluşturduğu ve Western türüne eski görkemli günlerini kazandırabilecek “3:10 to Yuma” ile bu sefer bir adaylık kapabilir. Ancak bir klasik adayı olmaktan öte daha çok sağlam bir eğlencelik sıfatını hak eden filmin başarılı bir pazarlamaya ihtiyacı olacak gibi gözüküyor.
“3:10 to Yuma” Amerika’da eleştirmenlerin bir kısmından büyük övgüler aldı ancak çoğunluğu tarafından biraz daha orta karar yorumlarla karşılandı. Şüphesiz çok fazla tutkulu destekçisinin olmaması Oscar yarışı içinde finale kalma şansını zorlayan bir unsur.
Bunun yanında 1957 yapımı orijinal filmle karşılaştırılması da cabası. Bu anlamda geçtiğimiz sene en iyi film Oscar’ını eve götüren “Köstebek” (The Departed, 2006) örneğini hatırlamakta fayda var. Sonuçta “Köstebek” bir yeniden çevrimin de bu konuda ne kadar iddialı olabileceğini kanıtlamıştı. Elbette geçen seneki örnekte orijinal yapımın bir Hong Kong filmi olması, 1957 yapımı “3:10 to Yuma”nın ise bir Amerikan klasiği konumunda yer alması bu sefer ‘yeniden çevrim’ karşılaştırmalarının daha sertleşmesini sağlayabilir.
Ancak yine de “3:10 to Yuma”ya bu konuda biraz şans vermek gerekiyor. Öncelikle gişe açısından baktığımızda “Köstebek” kadar etkileyici bir tablo çizmese de ‘artık öldü’ denilen bir türe göre, etkileyici bir seyirci sayısı topladığını görüyoruz. Ayrıca yönetmen James Mangold’un, her ne kadar ilk filme açık referanslarda bulunsa da, bambaşka bir film yarattığı da ortada. İki filmi de izlemiş olanlar kolayca asıl esin kaynağının 1957 yapımı Demler Daves’in yönettiği filmden ziyade ikisinin de uyarlandığı Elmore Leonard’ın kısa öyküsü olduğunu anlayabilirler. Zira filme eklenen etkileyici aksiyon sahneleri, öykünün ana hatları sabit kalsa da karakterlerin motivasyonlarında yapılan ufak değişiklikler, bir yol öyküsü olarak sunulan ve ciddi biçimde ön plana çıkarılan baba-oğul ilişkisi üzerine giden metni sayesinde Mangold’un bir kopya yeniden çevrim yapmadığını da gösteriyor.
“3:10 to Yuma” bu avantaj ve dezavantajların birbirlerini nötrlediği noktada başlıyor yarışa. Şüphesiz ki Western malzemelerinin günümüz sinemasal karakter ve öykü yapılandırmalarıyla birlikte sunulması filmi etkileyici kılan önemli bir unsur.
Bunun yanında teknik anlamda (özellikle de görüntü yönetmenliği) klasik Western türüne yakın çalışmalar da filmin özellikle tutucu ve yaşlı Akademi üyeleri arasında beğenilmesini sağlayabilir. Elbette bu eskiye yakın tercihlerin sağlam biçimde sunulması ve bu açıdan filmin teknik anlamda hiçbir kusurunun olmaması da bu kategorilerde filmi şanslı kılıyor.
Ancak “3:10 to Yuma” arada kaynama potansiyeline de sahip. Film her ne kadar seyirciyi cezbetse de pek çok kişi tarafından ‘sadece eğlencelik’ olarak niteleniyor. O yüzden de kendi kendisini satabilecek bir durumdan uzaklaşıyor. Şu anda hepsini izleyememiş olsak da duyduklarımıza göre, Mangold’un bu eğlenceli numarasından çok daha güçlü filmlerin bizi beklediğini söyleyebiliriz. Bu aşamada da neredeyse hiçbir adaylık konusunda kesin bir yargıya varmak mümkün değil. Çünkü “3:10 to Yuma”, ya toplu halde hatırlanacak ya da tüm öğeleri dışlanacak bir film.
Filmin dağıtımcısı olan New Line’ın ise, belki de bu durumun farkında olduğundan, ciddi pazarlama planlarına başladığı söyleniyor. 2005 ödül sezonunda herkesin favorisi olan “Brokeback Dağı”nı (Brokeback Mountain) sürpriz bir biçimde devirerek “Çarpışma”yı (Crash) zirveye taşıyan ekibin şu anda benzer stratejileri, herkesin gönlünü çelen ama yine de tam iddialı olamayan bu filmle birlikte tekrar yürütmeye başlandığı söyleniyor. New Line’ın pazarlama konusunda ne kadar başarılı olacağını ise sektör ödüllerinde daha açık görebileceğiz. Zira eleştirmenler kendi ödülleri için Yuma’yı çok fazla tercih etmeyecektir.
Tüm bu ‘arada kalmışlık’ı bir kenara bırakıp filmin meziyetlerinden bahsedersek pek çok önemli kategori için aday adayı da çıkarabiliriz. “3:10 to Yuma”nın en avantajlı olduğu kısım elbette oyuncuları. Şirket yetkilileri ilk başta Russell Crowe’u yardımcı oyuncu kategorisi için düşünse de, oyuncunun “American Gangster”la Universal tarafından aynı dalda yarışa sokulması sebebiyle son aşamada Crowe’u ‘başrol’e kaydırdıkları görülüyor. Bu şekilde Crowe iki performansıyla kendi kendisini sabote etmemiş olacak. Christian Bale’in de aynı şekilde başrol oyuncusu olarak pazarlanması, iki oyuncuyu karşı karşıya getiriyor. Ancak bu noktada şunu belirtmek gerekiyor, iki oyuncu da filmin dışlanması halinde tek başlarına adaylık yarışında varolabilecek güçte değiller. Yani adaylık şansları da filmin kendisinin Oscar’lardaki varlığına bağlı. İkisi arasında bir seçim yapmak gerekirse, benim kişisel tercihim, Ben Wade karakterine inanılmaz bir karizma getirerek Bale’in karşısında çok fazla rol çalamadığı Russell Crowe olurdu. Ancak bu Bale’in performansının kötü olduğu anlamına gelmiyor elbette. Christian Bale’in de bu konuda oldukça destekçisi olacaktır.
İki oyuncunun karşılıklı yarışması yardımcı erkek oyuncu kategorisinde de iki isme önemli bir şans doğuruyor. Bu isimlerden ilki olan ve filmdeki herkesten rol çalan Ben Foster her ne kadar abartılı oynasa da, bunu karaktere yedirmeyi başarıyor. “X Men: Son Direniş” (X Men: The Last Stand, 2006), “Rehine” (Alpha Dog, 2006) ve TV dizisi “Six Feet Under” ile ne tür bir bukalemun olduğunu kanıtlayan genç oyuncu filmin Akademi nezninde popüler olması durumunda ilk adaylığını alabilir. Diğer iddialı isim olan Peter Fonda’nın, Hollywood’un en önemli ailelerinden birine üye olması sebebiyle şansı biraz daha fazla olabilir.
İşin teknik kısımlarında, özellikle görüntü yönetmenliği, kurgu, ses miksajı ve kurgusu öne çıkıyor. Bunun yanında Marco Beltrami’nin Spaghetti Western’leri anımsatan müziği ise filmin popülaritesine bakılmadan bağımsız bir biçimde Oscar’lara varolabilecek kalitede. Elbette filmin fazlasıyla öne çıkması, sanat yönetmenliği, kostüm ya da makyaj gibi aslında çok iddialı olmayan dallarda adaylık getirebilir. Ancak şu aşamada bu çok zor gözüküyor.
Her ne kadar aralarda gezinse de “3:10 to Yuma” pek çok destekçiye de sahip. Özellikle Amerika’nın belki de en önemli ve en çok sözü dinlenen eleştirmeni Roger Ebert’ın filme 4 yıldız vermiş olması (ki kendisi Oscar zamanında güçlü bir kulisle kendi favorilerinin propagandasını da yapar) Yuma treninin Kodak Tiyatrosu’a gidebileceğinin işaretlerini veriyor. Ancak ne olursa olsun ‘en iyi film’i kazanma şansı düşük. James Mangold teknik meziyetleri ve bir yandan klasik Western’e saygı duruşunda bulunurken diğer yandan da günümüze uygun bir iş çıkarmasının da etkisiyle yönetmen kategorisinde aday gösterilebilir. Senaristlerin ise filme pek fazla yüz vereceğini düşünmüyorum. Özellikle inandırıcılıktan uzak finali sebebiyle senaryo adaylığı şansı şimdilik düşük gözüküyor. Ama elbette karakterler arasında yaratılan çatışmaların etkileyiciliği ve çok zeki olmasa da kalburüstü diyalogları belli bir kitleyi cezbedebilir.
Sonuç olarak “3:10 to Yuma” büyük adaylıklar konusunda çok da kesin bir öngörüde bulunamayacağımız bir film. Her şey tamamen Akademi üyelerinin filmin eğlencesine kendilerini kaptırıp kaptırmayacağı ve elbette New Line’ın nasıl bir kampanya yürüteceği ile alakalı.
Kaynak: Sinema
deadly_angel 07-11-07, 15:50 Western’e dönüş!
"3:10 to Yuma" bildiğimiz tüm klasik Western motiflerini ve anlatım şekillerini kullanarak, çağdaş ve taze bir sinema ortaya çıkarıyor.
http://www.ekolay.net/sinema/images/06112007121249_1785_511649yum.jpg
Western sineması, belki de 1979 yılında John Wayne’in ölümüyle, atına binip bilinmezliğe doğru yol aldığından beri, aklına estikçe geri dönüş yapan bir tür olup çıktı. Amerika’yı Amerika yapan gerçeklerin önemli bir sembolü haline gelen Western, ait olduğu dönem ya da kendine özgü yapısıyla değil de, spesifik bir zaman ve mekana ait olmasıyla tanımlanan tek film türü. Western dendiğinde akla gelen görüntüler herkes için aynı olacaktır: Kovboylar, Kızılderililer, yıkık dökük kasabalar, Altına Hücum, demiryolu inşaatları ve de ‘hudut.’
Çağımızın yeni paranoyaları, şekil değiştiren ülkeler arası ilişkileri ve uzak bir diyara medeniyet götürme çabalarıyla, Western’in uykusundan uyanmasının zamanı çoktan gelmişti aslında.
"3:10 Yuma", umutsuzlukta son noktaya gelmiş çiftçi Dan Evans’ın (Bale) da içlerinde olduğu bir grubun, ünlü kanun kaçağı Ben Wade’i (Crowe), Yuma Hapishanesi’ne götürecek trene yetiştirmek üzere yaptıkları yolculuğu anlatıyor. Amerikan İç Savaşı gazisi Dan’in ailesiyle yaşadığı çiftliğe el konmaması için en son çare olarak bulduğu bu gardiyanlık görevi, aynı zamanda ailesine ve kendine karşı saygısını kurtarmak için bulduğu bir çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Aralarına kendi oğlu William’ın (Logan Lerman) da katıldığı grup, çorak alanlarda Contention kasabasına doğru yolculuklarına devam ederken, Ben’in adamları da, sosyopat Charlie Prince’in (muhteşem bir oyunculuk gösteren Ben Foster) liderliğinde grubun peşine düşüyor. Giderek uzayan yolculuk ve yol boyunca yaşananlar, Dan ve Ben Wade’in garip bir şekilde yakınlaşmalarını sağlıyor.
OSCARLIK ROLLER
Crowe’un Ben Wade tiplemesi acı çeken ama kendine acımayan, rahatlıkla adam öldürebilen ama ahlaki kalıpların ötesinde, kanunları çiğnerken sadist olmaktan çok şık olmaya önem veren, had safhada karizmatik bir karakter. Crowe, Ben Wade’i her sahnede daha da karmaşıklaşan bir karaktere dönüştürerek, bir Oscar adaylığını daha garantiliyor. Bale’in Dan Evans’ı ise, bu senenin Oscar adayları arasında Crowe’un yanında yerini alacak, bir başka karmaşık karakter. Onur, erdem, aile gibi kavramları her şeyin üstünde tutması onu güçlü bir karaktere dönüştürmediği gibi, kimi zaman bunlar karakter zayıflığı olarak karşımıza çıkıyor. Bale, canlandırdığı karakterle özdeşleşmemizi ya da onu anlamamızı istemiyor. Yapmamız gereken yaptıklarından bir anlam çıkarmaktan çok, onu yalnızca uzaktan izlemek.
‘3:10 to Yuma’ bildiğimiz tüm klasik Western motiflerini ve anlatım şekillerini kullanarak, çağdaş ve taze bir sinema ortaya çıkarıyor. Yakın zamanda karizmatik bir Johnny Cash yaratan yönetmen Mangold, bir kez daha Amerika’yı oluşturan dinamiklerin nasıl işlediği konusunda ne kadar ince bir ayarı olduğunu gösteriyor. Çorak topraklar, yok olmaya yüz tutmuş kasabalar, nal sesleri, yalnız kovboy-aile babası tiplemeleri, hiç yaşamadığımız bir dönem ve mekana ağır bir nostalji hissetmemizi sağlıyor. Tren istasyonuna yapılan yolculuk ilerledikçe, tüm bu klasik motifler zenginleşerek, daha önce seyretmediğimiz ama her haliyle klasik olan bir Western’e dönüştürüyor filmi. Nefesinizi kesen sona doğru yaklaşırken de, bu senenin ilk bol Oscar adaylığı alacak filmini seyrettiğimizi fark edip, yeni sinema sezonuna ve Western’e ‘hoş geldin’ diyoruz.
Kaynak: e-kolay
deadly_angel 07-11-07, 18:09 3:10 to Yuma: Treni Kaçırmayın!
1957 yapımı western klasiği 3:10 to Yuma’nın, yönetmen James Mangold’un elinde yeniden hayat bulduğu film, 90’lardan itibaren saygınlığını geri kazanmaya başlayan türü, çok boyutlu bir senaryo ve oyuncu avantajıyla temsil ediyor.
James Mangold, 1997 yılında çektiği Cop Land filminde, 3:10 to Yuma’ya ufak tefek göndermelerde bulunmuş, ve sıkı bir western hayranı olduğunu belirtmişti. 2005 yapımı Walk the Line’ın ardından, henüz İdentity filminin çekimleri sırasında niyetlendiği projesini hayata geçiriyor ve Elmore Leonard’ın kısa öyküsünü yeniden sinemaya uyarlıyor...
Kanun kaçağı Ben Wade yakalanınca, kendisini mahkemeye götürecek 3 :10 trenine ulaştırma işini, 200 dolar karşılığında, Dan Evans üstleniyor. Bu görev, ölüm kalım mücadelesi ile geçiyor ve iki adamı kader ortağı haline getiriyor.
Senaryo, bu temel öyküye sadık kalırken, ilk filme göre dikkat çeken farkı, aynı zamanda bir ‘yol filmi’ niteliğinde olması. Böylece sürükleyiciliği ıskalamayan film, aksiyona verdiği önemin yanında, karakterlerin ve dramatik örgünün derinliğinden de ödün vermeyerek, ‘western filmi’ çıtasını yükseltiyor.
Çete lideri Ben Wade rolünde izlediğimiz Russell Crowe, kötü adam karakterine, türün klişelerinden sıyrılmış bir boyutluluk katıyor. Christian Bale ise, fakir ama dürüst çiftçi karakterini canlandırırken, oğlunun gözündeki itibar mücadelesini izleyiciye layığıyla geçirmeyi başarıyor ve bu yan hikaye filmin artısı oluyor. Birbiriyle yarıştırılamayacak seviyedeki bu iki performans ile, film, ahlak, onur ve cesaret sorgusunu komplike ve gerçekçi kılıyor. Yan karakterlerden Charlie Prince’i canlandıran Ben Foster ise, dikkate alınmayı fazlasıyla hak ediyor...
Filmin cepteki oyuncu kozunu bir yana bırakırsak, öncelikle görüntü yönetmenliğinden müziğine kadar, teknik anlamda eski tarz western’i muhafaza tercihini takdir etmek gerek. Film bu yönüyle türü özleyen ve bir kaç yılda bir parlayan güncel örneklerini değerlendiren izleyicinin yüzünü güldürüyor.
Buna rağmen, motivlerinden finaline kadar ele alırsak, 2007 yapımı 3 :10 to Yuma’yı, sıradan bir ‘western yeniden çevrimi’ olarak nitelendirmek haksızlık olur. Öyle ki, filme o taraftan bakan eleştirmenler arasında, orijinal filmle kıyaslayıp, modern Yuma’yı daha başarılı bulanlar çoğunlukta. Diğer yandan, senaryonun her katmanına gösterilen özen, hedef kitlenin türü sevenlerden ibaret olmadığının kanıtı...
90’ların başında, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dalında Oscar ödüllerini kucaklayan ‘Kurtlarla Dans’ ve ‘Unforgiven’, yenilikçi yapıları ile, western sinemasının itibarını kurtarmışlardı. ‘3 :10 to Yuma’yı, denk kefeye koymak da mümkün, yalnızca ‘eğlencelik’ gözüyle bakmak da. Her koşulda, 3 :10 to Yuma’ya yetişmeye bakın...
Kaynak: Sinema
dizi_maniac 09-11-07, 20:42 iyi ile kötünün arasında ki ince çizgiyi film kendisinin değil, seyircisine çizdirmeyi tercih ediyor
iyi de yapıyor! :img-wink:
muhteşem bir film... spoiler olur diye fazla anlatmak ve detaylarına girmek istemiyorum ama mutlaka izlenmeli diye düşünüyorum.
Eleştirmenlerin aksine Christian Bale'in oyunculuğundan fazla etkilenmedim ama Russel Crowe nefesimi kesti!
Çok doğru bir noktadan yaratmış olduğu bir karakteri ve sağlam bir performans sunuyor bize.
Crowe'dan hiç bu kadar etkilenmemiştim!:img-cool2
Copland ve Girl Interrupted gibi filmlerden sonra James Mangold'a Walk The Line da ki tekdüzeyliği yakıştıramamıştım ama 3:10 to Yuma ile tekrar gönlümde taht kurdu.
Yaa ben aslında western 'leri sevmem?:img-blush Ama bu filmin karakter derinlikleri ve katmanlı hikaye biçimi beni çok ama çok etkiledi:good:
http://www.fotoparked.com/upload/nr/499/3-10_to_yuma_2c_2007_2c_russell_crowe_2c_christian_b ale.jpg
Mükemmel film,mükemmel oyunculuk.Russel Crow'a duyduğum antipatiye rağmen Christian Bale'in oyunculuğunu seyrediyor olmanın vereceği hazzı düşünerek seyrettim filmi ve her zamanki gibi ellerim dolu dolu çıktım filmden.Bu adam kesinlikle yönetmenlerin çalışmayı istemeyeceği aktörlerden.Neden mi? Çünkü filmi unutturuyor, konuyu unutturuyor, sadece ona kitleniyorsunuz mest oluyorsunuz.Bu nedenle Christian Bale'in tüm filmleri iki kere seyredilmeli öyle de oluyor zaten.İstemeden filmlerini yeniden yeniden seyredir buluyorum kendimi.Karşısında oynayan oyuncular açısındanda tehlikeli bence kiminle oynuyormuş karşısındaki oyuncu oskarmı almış unutturuyor.Acıkı herkes Russell Crow için gitti filme yine acıki film den sonra sadece o konuşuluyor olacak.Olsun oyunculuk adına biz sinema severlere verdikleri ona verilecek oscar ödülünden daha değerli gözümde..
deadly_angel 15-12-07, 20:53 3:10 to Yuma (Yuma)
Western sineması başlangıcından bu yana, olmayan bir ülkenin tarihini yazmak, olmayan bir ulusun milliyetçiliğini yapmak adına düzenlendi. Bu nedenle, Amerikan ideolojisinin en yoğun hissedildiği film türü oldu. İngiltere'den göç etmiş istilacı çobanların sinema perdesinde gözükara silahşörlere, yaşam alanlarını savunan kızılderililerin ise kafatası avcılarına dönüşmesi deenformasyonun ve yanlış bilincin en iyi örneklerini sundu. (Westerne inanan Amerikalıların bugün dünyaya egemen olduğu düşünülecek olursa, buradan ancak Kubrickvari bir ironi doğar.)
Ancak westernin bu denli açık oynaması ve türsel kodlarının bu kadar aşikar olması, onun diğer türlere göre daha gevşek ve kolay değiştirilebilir bir niteliği olduğunu gösterdi. Bir kodun gücünü gösteren keskinlik ve katılığın aslında onun zayıf halkası olduğu düşünülecek olursa, ilerici ve yaratıcı yönetmenlerin elinde western bakir bir alandı ve bu alanda türlü deneyler gerçekleştirilebilirdi. Westerne yeni bakış açıları kazandıran Fred Zinnemann'ın High Noon'u, Robert Altman'ın Buffolo Bill'i ya da Clint Eastwood'un Unforgiven'ı bu motivasyondan yoksun değildi. Artık bu listeye Mangold imzalı "3:10 to Yuma" da eklendi.
Başrollerini Christian Bale ve Russel Crowe'un paylaştığı 3:10 to Yuma, Delmer Daves'in 1957 yapımı filminin yeniden çevrimi. Olay örgüsü aynı ilerlese de, Mangold'un Yuma'sı kuru bir yeniden yapımdan daha fazlası. Identity ile yeteneğini herkese kanıtlamış olan Mangold'un atmosfer oluşturmadaki ustalığından tutun da, abartısız ve sade bir oyunculuğun nasıl olduğunu gösteren Crowe ve Bale ikilisine ya da senaryonun 1957'dekine oranla daha sıkı örülmüş bağlarına değin, 3:10 Yuma beklediğinizi fazlasıyla karşılıyor. Kimi zaman ilk westernlerin kamera açıları ve ton geçişleri gibi biçimsel özelliklerini kullanan yönetmen, geçmişe oyuncul bir şekilde gülümsüyor ve türün özsel niteliklerine göz kırptığını düşündüğümüz bu anlarda kendi sinema dilini oluşturarak farkını ortaya koyuyor.
Yuma'nın kahramanları bacağı kesik eski asker Dan Evans ve vahşi haydut Ben Wade. Kendi mülkünün derdine düşmüş, borç harçla hayatını sürdüren ve oğulları tarafından aşağılanan Dan kurtuluş yolunu, kendisinin sayesinde yakalanan Ben'i, üçü on geçe kalkacak mahkum treni Yuma'ya yetiştirmekte buluyor. Karizmatik haydut Ben ise ilk gördüğü andan itibaren Dan ile ortak bir noktaları olduğunu düşünüyor. Belki de bu nedenle bizler de bunun sıradan bir yolculuk olmayacağını hissediyoruz. Dan ve Ben'in çıktıkları yolculuk her iki karakterin iç dünyalarıyla yüzleşmeleriyle son buluyor. Unforgiven'a benzer olarak Yuma da, karakterlerin iç dünyasına odaklanıyor ve vahşi batının duygusuz kovboylarını robotluktan çıkarıp ete kemiğe büründürüyor. Erkek dünyasının katı kuralları ile çevrilmiş Dan ve Ben, birbirlerini bu kurallarla zorluyor ve saldırıyorlarsa da, biri diğerinden üstün değil. Sonuçta benzer zaaflara ve değerlere sahip oldukları ortaya çıkıyor ve iyi-kötü ayrımının ötesine uzanarak aynı amaç uğruna mücadele ediyorlar.
Yuma, Unforgiven ve High Noon'dan öğrendiklerini sindirebilmiş, aksiyon, karakterizasyon, biçim ve öyküyü ölçülü bir şekilde dengeleyebilmiş dokunaklı bir western filmi. Filmin sonunda Ben'in biraz aşırıya kaçan duygusal tepkisine ve ışıksız bir ortamda 10 saniye sürse de kızılderililere uygulanan şiddete göz yumabilirseniz, ülkemize az bir rötorla giriş yapan Yuma trenini kaçırmayın deriz.
Kaynak: FilmGenTr
son zamanlarda en cok begendigim film...
http://img122.imageshack.us/img122/6121/yuma6sj6.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/3320/yuma12yo5.jpg (http://imageshack.us)
http://img528.imageshack.us/img528/3097/yuma8sk7.jpg (http://imageshack.us)
http://img528.imageshack.us/img528/8812/yuma15ta0.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/3595/yuma2gm4.jpg (http://imageshack.us)
http://img528.imageshack.us/img528/1618/yuma16ya1.jpg (http://imageshack.us)
http://img528.imageshack.us/img528/374/yuma17jl4.jpg (http://imageshack.us)
kensibelan 18-10-08, 12:42 http://i34.tinypic.com/2e4cbbn.jpg
http://i35.tinypic.com/2lctlw1.jpg
http://i38.tinypic.com/2a5yptf.jpg
kensibelan 18-10-08, 12:44 http://i34.tinypic.com/2e4cbbn.jpg
http://i36.tinypic.com/29gedmr.jpg
http://i38.tinypic.com/nh10eb.jpg
kensibelan 18-10-08, 12:50 http://i34.tinypic.com/21myni0.jpg
http://i38.tinypic.com/2h3c3uh.jpg
http://i38.tinypic.com/nl1s9j.jpg
kensibelan 18-10-08, 12:57 http://i34.tinypic.com/281apuc.jpg
|
|