Tüm Versiyonu Göster : Süt


erten07
29-10-07, 11:58
'Süt' çekimde


Yönetmen Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesinin ilk filmi 'Yumurta', 9 Kasım'da vizyona giriyor. 'Bal, 'Süt' ve 'Yumurta'dan oluşan ve taşradaki modernizm sancısını bir anne-oğul ilişkisi üzerine bina ederek beyazperdeye aktaran Kaplanoğlu, üçlemeyi sondan başlayıp geriye doğru anlatmayı tercih ediyor.


Haliyle 9 Kasım'da vizyona girecek ilk film Yumurta, üçlemenin son hikâyesi olarak izleyiciyle buluşacak. Yumurta gösterime girmeden üçlemenin ikinci filmi 'Süt'ün çekimlerine başlayan Kaplanoğlu'nu sette hummalı bir çalışma içerisinde yakaladık. 'Süt'ün üç hafta önce başlanan çekimleri Tire, Soma ve Bergama'da devam ediyor. Oyuncular hariç 16 kişilik bir kadronun görev aldığı filmde, Yumurta'nın aksine çok daha geniş bir mekanda çalışılıyor. "Küçük bir pazarcı ailesinin pazarda peynir yapıp satma macerasını işleyen Süt'te bu ailenin güneşe ve doğanın ritmine uygun yaşama biçimini kaybetmesine ve nihilizmin etrafı sarıyor olmasına değiniyoruz. Bütün olup bitenler içinde de 18 yaşındaki bir gencin yön bulmaya çalışmasını anlatıyoruz." diyen Kaplanoğlu, çekimlerini santrallar, madenler ve pazarlarda sürdürüyor. Tire Belediyesi'nin kendilerine büyük destek sağladığını ifade eden yönetmen, halkın da kendilerine kucak açtığını kaydediyor.

Yusuf üçlemesinin ilk filmi Yumurta'da bir Yunan film şirketiyle ortak hareket eden Kaplanoğlu'nun Süt filmine ise en büyük desteği Kültür Bakanlığı veriyor. Fransız ortağı Arizona film kanalıyla Fransız Kültür Bakanlığı Sinema Dairesi'nden destek alan Süt'e, Berlin Film Festivali de proje desteği sağlamıştı. Çekimleri kasım ayı sonuna kadar bitirilmesi hedeflenen Süt'te Başak Köklükaya, Nejat İşler, Melih Selçuk ve Saadet Işıl Aksoy rol alıyor. Üçlemeyi her yıl bir tane çekmek kaydıyla üç yılda tamamlayacağını kaydeden yönetmen Kaplanoğlu, 6 yaşındaki bir çocuğun annesiyle ilişkisini işleyeceği son film Bal'ın çekimlerine de gelecek yıl başlayacak.

kaynak: zaman gazetesi

erten07
29-10-07, 18:34
Semih Kaplanoğlu'nun 'Süt' filminde rol alan Başak Köklükaya, rolü gereği bir haftadır inek sağdığını söyledi.

Başak Köklükaya, filmde canlandırdığı karakterle ilgili şunları söyledi: "Süt, yaşam savaşını anlatıyor ve sıradan insanların hayatlarından bir kesit yansıtıyor. Filmdeki rolüm gereği bir haftadır süt ve ineklerle çok haşır neşirim. Seri bir şekilde inek sağmayı öğreniyorum."

Biraz da yeni filminiz 'Süt' hakkında konuşalım.
Yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu üstleniyor, filmi Tire'de çekiyoruz. Daha önce 'Yumurta'yı çektik, o filmi Cannes'da büyük övgü almıştı. Daha sonra da üçlemenin son filmi 'Bal'ı çekeceğiz. Bu arada 'Yumurta'nın 9 Kasım'da galası olacak. Altın Portakal'da yarışıyor.

'Süt' neyi anlatıyor?
Süt, yaşam savaşını anlatıyor ve sıradan insanların hayatlarından bir kesit yansıtıyor. Ama filmin ve yönetmenin özelliği konuşamadığımız anları çekmesi. İnek sağıp, peynir yapıp satıyorum. Fazla replik de yok senaryoda ama film çok şeyi anlatıyor. Bir haftadır süt ve ineklerle çok haşır ve neşirim. Seri bir şekilde inek sağmayı öğreniyorum.

OXFORD
29-10-07, 19:59
SÜT /SİNOPSİS

Genç Yusuf (18-20), annesi Fatma 'nın (38-40) kasabadaki istasyon şefi ile yaşadığı gizli ilişkiyi keşfedince ne yapacağını şaşırır. İçinde yetiştiği erkek egemen kültürün gelenekleri yönünde mi davranacaktır yoksa son yıllarda Anadolu'da da yaşanan modernleşmenin getirdiği yeni bakış açısıyla mı?

Yusuf ile annesi, Yusuf'un yıllar önce ölen babasından kalan ineklerin sütüyle geçinmeye çalışmaktadırlar. Yaşadıkları İç Anadolu kasabası son yıllarda etrafta kurulan sanayi tesisleri nedeniyle modernleşirken geleneksel üretim yöntemleri ve bazı meslekler hızla yok olmaktadır.

Liseyi bitirdikten sonra üniversite imtahanını kazanamayan Yusuf'un büyük bir tutku ile yazdığı şiirler, adını sanını kimsenin duymadığı bazı edebiyat dergilerinde yayınlanmaktadır. Ama ne şiirin ne de değeri günden güne düşen sütün Fatma ve Yusuf'a bir katkısı vardır.

Fatma, istasyon şefine duyduğu aşkla kadınlığını hatırlar ve hızla değişir. Annesinin ilgisinin kendisinden başka bir erkeğe yöneldiğini geç de olsa fark eden Yusuf, askerlik yoklaması ve muayene için apar topar büyük şehre gitmek zorunda kalır.

Şehirde şiire meraklı, üniversiteli genç kız Semra ile tanışır ama bu heyecan kısa sürer; çocukken yaşadığı ateşli bir hastalık nedeni ile askerlik yapamayacağı ortaya çıkınca kasabaya geri döner.

Hem görmezden gelmek zorunda kaldığı Fatma'nın ilişkisi hem de çürüğe çıkarılmış olmanın ağırlığı, erkek kültürün egemen olduğu topraklarda Yusuf'u bir seçim yapmaya zorlar.

Genç Yusuf değişimin acısıyla baş etmenin yolunu bulabilecek midir?

denizimsi
30-10-07, 16:49
-Başak Köklükaya çok başarılı
-Nejat İşler aynı şekilde :)
-Saadet Işıl Aksoy ise genç kuşağın en iyi oyuncusu sayılabilir :)

Bu üçlüyle bu film izlenir bi güzelde ödüller alır :) Aynı Yumurta gibi :)

NNEES
31-10-07, 10:23
ya ben SÜT fiminde başak köklükayayla tamer karadaglının oynadıgını sanıyordum nejat iişler degil sanırım hata gazetede başak köklükayayla tamer karadağlının filmin çekiminden resimler wardı diye hatırlıyorumm
..:img-in_lo

OXFORD
31-10-07, 17:28
O bu film değil canım.Türkiye'nin Hatıra Defteri'nden o fotolar.Bu filmde Tamer Karadağlı yok:img-wink::img-wink:

İZMİR'İN KAVAKLARI
01-11-07, 15:13
Basak Koklukaya gibi bir oyuncu ve Semih Kaplanoglu gibi bir yonetmen...
harika bir film olacagindan suphem yok...

sayosh
01-11-07, 15:19
süper bi film olcak!(eh ne de olsa nejat işler oynuyo):img-yes:
başak köklükaya inek sağıryormuş...ineğin gazanbından korunsun..(AMİN)
daha yumurtayı izlemedik ama sütü de merakla bekliyoruz:happy0064

OXFORD
13-11-07, 17:10
Süt set fotoları...

http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/1.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/2.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/3.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/4.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/5.jpg

OXFORD
13-11-07, 17:13
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/6.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/7.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/8.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/9.jpg
http://www.kaplanfilm.com/images/yusuf_trilogy/milk/photography_set/10.jpg

erten07
22-11-07, 19:37
Altın Portakal'da "en iyi filmi" ile ödüllendirildi Yumurta. Filmin yönetmeni Semih Kaplanoğlu'nu Süt-Bal-Yumurta üçlemesinin Süt etabının çekimleri sırasında yakaladık. Bol ödüllü Yumurta'nın önümüzdeki hafta tadına bakmadan önce keyifli bir Kaplanoğlu röportajına göz atın...

- Şu an Tire’de Süt’ün çekimlerine devam ediyorsunuz. Nasıl gidiyor çekimler? Ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Hangi oyuncularla çalışıyorsunuz?
- Fena gitmiyor, ikinci haftayı tamamlamak üzereyiz. Başrollerde Başak Köklükaya ve amatör bir genç oyuncu Melih Selçuk var. Başrol oyuncusu için uzun süre araştırdım. Taşralı bir genç arıyordum. Ege bölgesinde aradım, bir çok amatör liseli ve üniversite öğrencileriyle görüştüm. En son Mithat Alam Film Merkezi'nin önerisiyle Boğaziçi Üniversitesi'nde ikinci sınıf İşletme öğrencisi Melih’de karar kıldım.

- Yumurta, Bal ve Süt üçlemesi arasındaki bağdan bahsedebilir misiniz?

Üçünün kahramanı aynı. Her filmde bu karakterin farklı bir dönemini görüyoruz. Çocukluk, gençlik, orta yaş öyküsü üç hikayeyi ayakta tutan bağ. Kabaca baş karakter ve annesiyle arasındaki ilişkinin farklı evreleri diyebiliriz. Yumurta’da ölü bir anne var. Süt’te anneden ayrılış var. Bal’da hayatı ve yeryüzünü tanımak isteyen altı yaşında bir çocuğun, babasının kaybıyla beraber annesiyle bir sırrı paylaşması, bu sırra birlikte göğüs germesinin hikayesi var.

Kısaca bu çocuğun büyümeye çalışmasının öyküsü bu. Ama bunu farklı dönemlerde birbirini tamamlayan bir üçleme olarak düşünmedim. Hepsi birbirinden bağımsız olarak varolabilen ve hepsi de günümüzde geçen hikayeler bunlar.

- İlk filminiz Herkes Kendi Evinde’de eve dönüş teması hakimdi. Nasuhi karakteri genç yaşta herşeyi geride bırakıp Rusya’ya gidiyordu, yıllar sonra da geri dönüyordu. Yumurta’da da gene yıllar sonra ait olduğu yere geri dönen bir karakterin öyküsünü anlatıyorsunuz. Bu tema, Kaplanoğlu’nun sinemasında hep yer alacak diyebilir miyiz?
Bilerek planlayarak yapmıyorum. Geri dönüşün zaman duygusuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Kendimdeki zamanın geçişi, bizim çeşitli mekanlara yönelişimiz, gitmemiz, gelmemiz, zamansal algılama biçimi. Bir yeri bıraktığımız zaman aslında bir zamanı da bırakmış gibiyiz. Zamanların arasındaki gidiş gelişlerle ilgileniyorum. Ama şu an için bir şey söylemek için henüz erken. Bir kaç film sonra belli bir şey oluşabilir.

- Kasaba hayatı, taşra bizim yitirdiğimiz masumiyeti temsil ediyor biraz sanki. En duygulandırıcı kısmı ise giden kişinin kendisiyle birlikte yaşanmışlıklarını da götürmesi ve bir nevi yaşadığı yere dair bir bellek kaybı yaşaması. Yusuf’un akrabalarını unutmuş olması çok etkileyici çünkü çoğumuz kasabadan ayrı kalıp birlikte büyüdüğümüz insanlara dair bir bellek kaybı duygusunu tanıyoruz.

-Tam da bunlar... Yani bağların kopuşu. Bizim ilişkilerimiz ile alakalı, zaman duygusunu yitirmemiz ile alakalı, o bağları yitirdiğimizde yalnızlık duygusu ile başbaşayız. İlişkilerin farkına varamıyoruz. Yusuf’un annesinin çiçeklerle ilişkisini hatırlarsanız, kadın mezardan alıp saksılara koyuyor ölülerin topraklarını. Yusuf ise yaşatmaya çalışmakla öldürmeye çalışmak arasında kalıyor. Geçmişini öldürmeye çalışıyor çünkü geleceğini başka türlü kuramayacağını düşünüyor.

- Oldukça kederli bir durum bu...

- Bu böyledir, nihilist bir karakter Yusuf. Bir tür bağları koparan nihilist bir adam olarak kurguladım onu. Filmin önemli bir anında mesela, berber Yusuf’u bıyıklı bırakıyor, o noktadan itibarense hayata müdahelesi eksiliyor. Çünkü kendi evimizde çokta başına buyruk davranamıyoruz. Taşranın müdahelesi bu bıyıkla başlıyor. Aynadaki yüzünün değişimiyle kaderini kaldığı yerden yaşamaya çalışıyor.

Zihnin çok dolu olduğu zaman kafasının geldiği mekanın dışında olduğunu düşünüyorum. İkincisi nesneler dünyasını aslında Yusuf’un gözüyle, onun şairliğini besleyen bir olgu olarak kullanmak istedim. Şairler için nesneler farklı algılanan ve zihinlerinde değiştirdikleri şeylerdir. Şairler için kelimeler, kendi iç dünyasına başka türlü yansır. Görünenden biraz daha farklı, bizi onun ötesine taşıyan bir şey haline geliyor nesne dünyası. Dikkat ederseniz filmde Yusuf sık sık çerçevenin dışına bakıyor: o görünmeyene doğru bir bakış aslında.

- Senaryo yazım aşaması nasıl gerçekleşiyor? Sanıyorum siz önce karakterleri sonra hikayeyi oluşturuyorsunuz, aslında senaryolar da karakterler ve onların algı durumlarındaki değişimlerinden oluşuyor yani doğrusal bir hikaye kurmuyorsunuz zaten.

- Senaryoyu yazarken görsellik anlamında düşünüyorum. Göstermediğim şeyleri anlatmak için yazıyorum biraz da. Çünkü biz aslında konuşmadıklarımızla daha çok konuşuyoruz, söylemediklerimiz üzerine yoğunlaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bir insanın yalnızlığını anlatmak güçtür mesela. Sinemada yalnız bir insan bir şey ifade etmeyebilir, o nasıl kırılabilir, nasıl ortadan kaldırılabilir, onu araştırıyorum. En zor şey, bir karakterin yalnız kaldığında kendi kendine olma halini çözebilmektir. Çünkü kendi başımıza olduğumuzda bunun bilincinde değiliz. O alana nasıl girebiliriz, onu araştırıyorum ben.

Bir yanıyla zor, hayata geçirmek, sezgilerimle, duyguyla kavramaya ve keşfetmeye çalıştığım ama hiç bir zaman emin olamadığım ancak miksajda emin olabildiğim bir süreç bu benim için. Zihinsel bir faaliyet halinde gelişmiyor hiç bir zaman. Tasarladığım şeyi bulmak ve sürdürmek yazı gibi değil. Konsantrasyonunuzu bozan çok şey çıkıyor ortaya. Bir şeyi bulmak ve sürekli hale getirmek çok zor, o anı nasıl daha fazla yoğunlaştırabiliriz, bunu kovalamakla geçiyor zamanım. Oyuncunun yürüyüş temposu bile erimeli bu süreçte.

Görüntüyle ilgili olarak müzik ve şaryo kullanmamak önemli benim için. Başka şeyleri öne çıkarmak lazım. Örneğin ben film çekerken montajını da yapmaya başlıyorum aynı anda. Sahneleri üç gün sonra montajlıyorum kabaca da olsa. Montajlanıyor, onları izledikten sonra başka değişiklikler ve yeniden çekimler yapıyorum. Bir sahneyi defalarca çekiyorum. Hepsinin belli bir uyumu ve öbürleri ile ilişkisinin organik olması gerekiyor. Eğer bu sağlanmasa aslında bu içinde hiç bir şey yokmuş gibi görünen filmi yapmak mümkün değil...

- Türkiye’de gişe kaygısı gütmeden Avrupa’nın sağladığı fonlarla bağımsız filmler üreterek yıllardır tutarlı bir çizgi sergilediniz. Bağımsız sinema denilince ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Uluslararası fon yardımları, co-produksiyonlar konusunda kendi yolunuzu bulmanız zor oldu mu?

Kendi istediğim gibi film yapabilmek için yapımcılık da yapmam gerektiğini ilk filmim Herkes Kendi Evinde’yi yapma sürecinde öğrendim. O filmin yapımcısı da olmadan filme ‘benim’ diyebilmem kolay değil. Benim kendi yaptığım filmde neresine neyin gerekli olduğunu tüm detaylarıyla benim belirlemem gerekiyor. Oyuncuya benim karar vermem gerekiyor, yalnız başıma kalıp kendi sezgilerimle karar vermeyi, başka bir yapımcıyla çalışmaya yeğlerim.

- Çok iyi anlaştığınız bir yapımcıyla çalışmak mümkün olmaz mı?

Aynı şeyleri konuşabileceğiniz bir insan bulmak çok zor. Ben kolay bir insan değilim. Bir başkasından çok fazla şey beklemek gerekir. Ben daima nasıl kendi filmimi yapabilirimin kaygısıyla harekete geçtim. Her filmin kendine özgü yapım süreçleri var, o süreci en faydalı halde nasıl yapabilirim? Yurtdışından para bulmak bir yol, Kültür Bakanlığı alternatifi var. Sizi paraya götürecek yollar var, mesela uluslar arası festivallerin ortak yapım pazarları var.

Rotterdam, Berlinale, Selanik’te projelerinizi sunabilirsiniz. Uluslar arası yapımcılar ile ilişkiye geçmek, bizim filmlerimizle ilgilenecek insanlarla ilişki kurmak ve bunları haberdar etmek çok yararlı oluyor. Bu sizi bazı yapımcılara götürüyor. Bir de şunu unutmamak lazım, Türkiye’de olmak bizim için büyük bir şans, burada film yapmak batıdan daha ucuz, daha rahat, dolayısıyla fonların katkısı daha yüksek oluyor.
- Sizin filminizin bir proje olarak bir yapımcıya sunulması oldukça zor gibi gözüküyor...

Film sunumları ile ilgili klişeleri önemsemiyorum. Buradaki yöntemim her projeye göre değişkenlikler gösteriyor. Genellikle projeyi sunuş aşamasında yoğun bir görsellik tercih ediyorum. Seçtiğim mekanlar, oyuncular üzerine görsel malzeme hazır oluyor ve bu tarzı aktrabilecek yazılı metinleri hazırlıyorum. Görünen bir senaryo var ama asla bir öykücü, hikayeci olan bir sinemacı değilim. Hikaye ikinci üçüncü derecede motive ediyor beni. Ben görünenin arkasındaki görünmeyenleri nasıl ortaya çıkarabilirim sorusuyla ilgileniyorum. Düz ve 40 sayfaya yakın senaryolarım var genellikle. Taş çatlasa 80 sahnelik, diyalog ve olay örgüsü olarak filmle birebir oturmayan bir senaryoyla yola çıkıyorum.

Film çekiminde de yazmayı sürdürüyorum. Oyuncular, mekan vs serbestlik tanıyorum, yapımcılara sunuş yaparken cazip gelecek şeyler değil bunlar. Onlar daha garantili, daha otantik, daha politize, folklorik, oryantalist şeyler arıyorlar. O şeye karşılık kendi duruşunuzu korumanız gerekiyor.

Derdinizi anlatabilirseniz küçük desteklerle işi yürütebiliyorsunuz. Fakat tretmanı çok önemsiyorum, filmin tonunu, hayal dünyasını iyi yansıtabiliyor. Biraz edebi yanı olan bir şey, sinopsis de çok önemli, iyi sinopsis yazdığımı düşünüyorum. Yedi sekiz cümleden oluşan sinopsis yazabiliyorum ama bu sinopsis asıl başlangıçta oluşan bir şey değildi. Oyuncuların, mekanların, mevsimin hallerinin, atmosferin oluştuğu zihnimde oluşan bir şey bu.

Bir film yapımının olgunlaşması 2- 3 senaryoyu bulabiliyor. Oluşturduktan sonra arıyorsunuz produksiyonu, karşılıklı konuşmaya başladığımda ortada storyboard'lar var, resimler var, geliştirme aşaması var. Böylece yapım aşaması başlamış oluyor. Benimle birlikte çalışan 4 kişi var, bir fikir oluştuğunda o firkin üzerine bir yapı oluşturmaya başlıyoruz. O fikrin üzerine mekan oluşturmaya başlıyoruz. Yolculuklar yapıyoruz. Süt için mesela mandıralarda dolaştık, gerçek insanlarla konuştuk, gençlerle, anneleriyle, taşradaki gençlerle belgeler oluşturduk. Ondan sonra tretman oluşuyor. O aşamada bol bol fotograflara bakıp, filmin görsel dünyasını, atmosferini oluşturuyorum.

omayra73
11-04-08, 22:30
OYUNCULAR
Melih Selçuk Yusuf
Başak Köklükaya Zehra
Rıza Akın Ali Hoca
Saadet Işıl Aksoy Semra
Alev Uçarer Kemal
Şerif Erol İstasyon Şefi
Orçun Köksal Alpay
Sahra Özdağ Allianoi'deki Kız
Semra Kaplanoğlu
Tülin Özen Köylü Kız
Tansu Biçer Postacı
Burcu Aksoy Ayşe Nur

SENARYO
Semih Kaplanoğlu
Orçun Köksal

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ
Özgür Eken

SES
Marc Nouyrigat

MİKSAJ
Frédéric Théry

SANAT YÖNETMENİ
Naz Erayda

KURGU
François Quiqueré

YÖNETMEN
Semih Kaplanoğlu

YAPIMCI
Semih Kaplanoğlu
Kaplan Film Production

ORTAK YAPIMCI
Guillaume de Seille Arizona Films

SES STÜDYOSU
Buzz

LAB
Sinefekt (İstanbul)
CineStereo (Paris)