Tüm Versiyonu Göster : Yiğit Güralp
Arkadaşlar okul fikri o kadar da kötü değil...
Sadece merkezde birinizin bu işe izin veren okulu seçilecek... Sonra diğer gelmek isteyenler bu okulun osrumlusu arkadaşımıza isim verecekler... O arkadaş da okul yönetimine şu şu okullardan da gelecek isimler var diye hepsini onaylatacak... Herkesin kapıda ismi olacak...
Tıpkı imza ve avatar yapar gibi yani:)
Yiğit abime yaptığımız imzalar geldi benimde aklıma :)
İstanbuldaki arkadaşlar okullarıyla konuşsunlar.ne izni özel davet bekleriz Yiğit abicim :)
giden arkadaşlarda bize anlatırlar artık yada videoya çekip youtube'a eklerler bizde bakarız :)
imzama yazayımmı Yiğit abi ile buluşmak isteyenler bana ö.m atsın :img-hyste
bu işe gönüllü bir lise var mı??
bizim ünide panoya afiş asarken bile 37283728938 yere onaylatan süper bi sistemimiz var, salonu söyleşi için kullanabilir miyim dersem ne yaparlar çok merak ediyorum:)
zeynepcan, ben her anı fotoraflarım senin için:)
saol adaşceğizim :)
Yiğit abi merak ettiğim birşey var.kavak yelleri setine gidiyormuydun acaba yazarken yani :)
Miray'cım yazın rahat bir zamanımda bir kaç gün Almanya'ya gelme niyetim var... Hangi şehir olduğuna henüz karar vermedim... Almak istediğim ve Türkiye'de yayınlanmayan bazı eski filmler ve bazı dizilerin boxları var...
İnternet yoluyla olmuyor... Bir tek Almanya'da 2. bölge ve Türkçe altyazılı olan baskıları bulmak mümkün... amazon.de'den bir iki kere sipariş ettim... eve geldi ve 2. bölge olduğu halde türkçe altyazı barındırmıyordu o yüzden bizzat gidip almaya karar verdim... Gerçi en son Afrika'dan aldığım 2. bölgelerin de yarısında altyazı çıktı yarısında çıkmadı ya neyse:)
Özetle yazın bir kaç gün Almanya'ya gelicem... Belki görüşürüz...
bu çok güzel bir haber Yiğit abi :)
miray'ın dediği gibi benimde yardım edebileceğim bir şey olursa seve seve..
bu arada Almanya'da türklerin yaşadığı yerler çok olduğu için hepimize yakın bir yer olması imkansız gibi :icon_sorr
Sevgili melis ve zeynep...
Arada sizin sorularınız güme gitmiş olmasın onların da cevaplarını vermiş olayım...
Sete gidip gitmediğimi ve oyuncularla dialog içinde olup olmadığımı sormuşsunuz...
Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz bir projenin hukuken 3 tane gerçek sahibi vardır... Senarist, yönetmen ve özgün müzik bestecisi... Ve tıpkı trafikteki bir kavşakta ambulans, itfaiye ve cankurtaran karşılaştığında hangisi önce geçer kuralı gibi, bu üç sahip içinde en yüksek yetki ve öncelik senariste aittir... Çünkü senarist hele öykü sahibiyse projenin sebebi mevcudiyetidir... Doğurganıdır... Olay örügüsünü, işin dünyasını, karakterleri,dillerini yaratan kişi odur... Kanallar ve yapımcılar filmlerin ve dizilerin gerçek sahipleri olmadığı gibi sadece bu üç kişiden eserleri sözleşme ve mali yönlerden devralabilirler... Ki bu sözleşmeler ne kadar sert olursa olsun kanunlar onlara sahip olabileceklerinden fazlasını edinme hakkı vermemektedir...
Şu durumda bir projedeki en büyük söz sahibi olan kişi olan senaristin sete gitmemesi oyuncularla dialog içinde olmaması mümkün değildir... İşin bu kısmını uzun uzun anlattım çünkü Türk seyircisinde projeleri yapımcılar üretiyor, konuları yönetmen buluyor, esprileri de oyuncular yapıyor gibi bir izlenim var:) Bu son derece yanlıştır... İyi ve hakim bir senaryo oyuncunun sahneye özel giymesi gereken kostümle ilgili bile bilgiler içerir... Yani izlediğiniz, güldüğünüz, ağladığınız, etkilendiğiniz herşey senaryoyla yazılı olarak oyuncuya ve yönetmene senarist tarafından yazılı olarak verilir...
Ben genelde bir projeyi yazmadan önce kafamda ilk şekillenmeye başladığı halinde yarattığım karakterleri kimin oynayacağını da düşünürüm... Kafamda o rolü o oyuncuyla düşünmeye başlarım... Örneğin Sınav filmimde böyle çalıştım... Mert rolü proje kafamda ilk belirmeye başladığı andan beri İsmail Hacıoğlu'nu gözümün önüne getiriyordu... Levent Lemi rolü Okan Bayülgen oynamalı diye yazılmıştı... Hatta Jean Claude'un rolü bile yapımcılar beni fazla hayalci olmakla suçlasa da daha teklif gitmeden bizzat kendisine yazılmıştı... Jean Claude ile sohbetimizde kendisi bana şöyle demişti... "Senin bu filmdeki ben dahil herkesi önceden hayal edip, bilip ona göre rol yazman biz oyuncular için de seyirci içinde büyük avantaj... Yurt dışında senaristler bir rol yazarlar... Sonra yapımcı ve yönetmen oturup bunu kim oynayacak diye kara kara düşünürler... Buldukları kişi de o role ya oturur ya da oturmaz... Sen hepimizi tanıyarak bize oturacak karakterler yaratmışsın"...
Sanırım bu sözler oyuncu senarist ilişkisinin önemini vurguluyor... Ben şu an yazdığım yeni sinema filmimde de böyle çalışıyorum... Filmin konusu ve karakterler belli... O karakterleri kimlerin canlandıracağı da belli... Bu kadarla da bitmiyor... Yeni yazılmış bir filmi en iyi anlatabilecek kişi senarist olduğu için ilk oyuncu görüşmelerindeki etkin kişi de yine senarist oluyor... Ben Sınav'ın oyuncu görüşmelerinde herkesle tek tek kontratlarını yapmış ve ücretlerini bile bizzat konuşmuştum...
Bütün bunlardan sonra ise oyuncularla okuma provalarına sıra gelir... Filmin tüm oyuncularının bir arada olduğu sesli bir okuma provası gerçekleştirilir... Burada amaç tekste yazılanların sağlamasını yapmaktır... Yazılan esprinin vurgulaması tonlaması bazen yanlış anlaşılıp yanlış oynanabilir ve o espri yazıldığı kadar komik ya da duygusal olmayabilir... Okuma provası tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırır... Oyuncuya ve yönetmene senaryoyu ve rolünü en iyi şekilde kavrama şansı verir... Aynı şekilde bir hafta on gün süren bu provalarda oyuncu da bazen senaryoda edilenden daha güzel bir cümle kurabilir... Buna ağıza oturma diyoruz... Senarist de cümleyi bu haliyle daha iyi bulur ve senaryosunu oyuncunun o cümleyi daha etkili kurduğu haliyle düzeltir... Örnek çin Sınav filminin 2 discli DVD özel versiyonunda saklı yumurtlar yani gizli menüler kısmında filmin okuma provasından kesitler görebilirsiniz... İzlerseniz hem sette hem de diğer ön çalışmalarda beni de görebilirsiniz:)
Tüm bunlar bittiğinde motor denir ve sette çalışma başlar... Sette artık patron yönetmendir... Herşey konuşulmuş iş şansa bırakılmamıştır... Bir senarist yönetmene duyduğu saygı, yönetmende senaristin varlığından aldığı güç doğrultusunda sette de yer alabilir... Bu proje için büyük bir avantajdır... Aynı şekilde Sınav bütün bunları yaptığımız için iyi bir sinema filmidir ve ben bütün projelerimde bu ön şartları kabul ettikleri taktirde çalışıyorum...
Kavak Yelleri'ne gelince... Kavak Yelleri benim başladıktan sonra devraldığım bir proje olduğu için ben başladığımda tüm oyuncular ile anlaşılmış tüm karakterler isimlerine kadar belli olmuştu... Benden önce yapımcımız ve yönetmenimiz onlarca senaristle projeyi ortaya çıkarmak için çalışmışlardı... Dolayısıyla orada bana kalan sadece kurulan dünyayı kendi tarzıma ve dilime göre yeniden şekillendirmek ve altına imzamı attığım için kendi seyircimin benden beklediğini vererek ortaya iyi ve şahsıma münhasır bir iş çıkarmaktı... O yüzden Sınav'daki gibi bir ön çalışmamız olmadı...
Bununla birlikte tv dizileri çok süratli ve basit çekildiği için okuma provaları gibi şeylerde yapılamıyor... Bu yüzden bir tv dizisi asla bir sinema filmi kadar kaliteli olamayabiliyor... Zaten yazılan senaryo sete son dakikada çekilen bölüm kanala yine son dakikada yetişiyor... Bu karmaşada ben telefonlarımı kapatıp gece gündüz aralıksız senaryoya gömülüyor, onlar benim yazıp gönderdiklerimi süratle çekiyor oluyorlar... Bu şartlar altında sete gitmek, oyuncuyla dialog halinde olmak neredeyse imkansız... Bir de sağolsun Kavak Yelleri hiç ara vermeden yayınlanmaya devam eden ve biraz da Mayıs ayında artık geç kalıyoruz diye bir senarist ve senaryo ile özellikle de öykü problemi olduğu halde paldır küldür hazırlıksız yayına başlayan bir iş olduğundan bu sete senaryonun son anda gitme durumu hiç çözülemedi... Özetle projede senarist oyuncu dialoğu kopukluğunun böyle matematik sebepleri vardı...
Ama dizi filmlerde bunun böyle olmasını biraz da ben istiyorum... Yani prensip olarak herşeyi yönetmenle konuşup oyuncuyla ilişki içinde olmamayı prensip olarak ben tercih ve rica ediyorum... Çünkü özellikle tırnak içinde "bazı" diye nitelendirebileceğim oyuncuların uzun bölümler süren dizilerde senaristle anlamsız dialoglara girdiği görülüyor... "Benim repliklerim niye uzun, ben niye hep kötü adamı oynuyorum, ben tokat yemem, yumruk atmam, öpüşmem, dövüşmem, ben kaç bölüm daha varım ona göre ev alıcam taksitlerimi ödiycem beni diziden çıkartıcakmısınız bu bölüm niye bana az rol yazdınız, ben o espriyi yapmam çünkü komik bulmuyorum" gibi üzerlerine vazife olmayan konuşmalar yapan oyuncular var... Bunlara oyuncu demeyelim çünkü gerçek bir oyuncu etik olarak böyle ilişkiler içine girmez... Benim bu tarz oyunculara cevabım sert olacağı için küçük set kazalarındaki geçmiş olsun mesajlarım dışında genel olarak tüm oyuncularla irtibatta olmamak benim tercihim oluyor... Yani iyi oyuncularımız da sırf bu etik davranmayan arkadaşlar yüzünden ilişkimizden mahrum kalıyorlar...
Sonuç olarak başta büyük üstad Ayten Uncuoğlu gibi, Yılmaz Gruda gibi başarılı abi ve ablalarımızda bu proje içinde bir günahları yokken görüşemediğimiz abilerimiz ablalarımız oldu... Ayten Abla ile diziden ayrılınca vedalaşmak için arayıp konuşabildik ve şimdi dizidekinden daha sık görüşebiliyoruz:) Yine aynı şekilde Aslı Enver ve İbrahim Kendirci gibi çok sevdiğim ve yakın gelecekde çok daha iyi işlere imza atacaklarına inadığım saygılı ve çalışkan genç oyuncu arkadaşlarımla da bir kaç kez rolleri üzerine konuşma imkanımız oldu... Didem İnselel daha önceki projelerden de dostum olduğu halde bir kaç kez geçmiş olsun ve tebrik telefonu dışında proje boyunca rol ile ilgili hiç konuşmadık... Ama Kavak Yelleri bana yukarıda saydığım ve bunun dışında Ferit Aktuğ gibi Şebnem Hanım gibi (ki kendisi bu diziyle biraz da geç tanıdığım mükemmel bir oyuncudur), Münire ve Suat kardeşlerim gibi çok sevdiğim oyuncularla tanışma ve ileriki pojelerimde daima çalışma arzusunu bende uyandıran bir iş oldu...
Sete ise sadece çekim yokken mekanları görmek için gittim... Örneğin İstanbul'a ilk taşınıldığında gidip özellikle konağı gördüm... Böylece mekanı sizde biliyor yaşıyor ve çekim ekibine giremeyecekleri bir oda ya da çekemeyecekleri anlamsız bir kapıdan girip salona geçme sahnesi yazmıyorsunuz...Çünkü biliyorsunuz ki mutfak girişte hemen solda salon ise üst katta...
Sevgiler
*SouLmate* 18-04-08, 07:30 Geldim geldim geldim:)
Ya aslında benim okul Bahçelievlerde:)
Kim gelebilir kim uygun görür bilemem ki:icon_whis
Ama okul fikri olmazsa da diyorum ki İstanbuldaki arkadaşların çocuğunun gelebileceği en en rahat yer Bakırköy..Eğer bu okul fikri akıllara yatmazsa Bakırköyde bir yerde olsun bu buluşma o zaman çoğu insan gelebilir:)
Ahh annemden nasıl izin alsam diye düşünüyorum:)
Şu olay bir kesinleşsin yalvar yakar artık ama kesin gelecem:) Kaçmaz bu buluşma:)
Doğma büyüme Bakırköy'lü olarak bu fikir benim içinde cazip geldi... Keşke benim de okuduğum okullar olan Yahya Kemal Beyatlı Lisesi Bakırköy Ortaokulu, Kartaltepe ya da Pilot Cengiz Topel İlköğretim okullarından birinde yapabilsek... Benim içinde nostalji olur mezun olup okuduğum sıralarda olmak...
*SouLmate* 18-04-08, 07:46 Benim de doğma büyüme yerim Bakırköy olduğu için aklıma hep ilk orası geliyor Yiğit abi:) Bir buluşma mı var? Bakırköy olsun:) Bir doğum günü mü var?Bakırköy olsun:)
O okullarda yapılabilir mi bilmiyorum..Sanırım yani benim tanıdığım kadarıyla o okullarla İstanbuldaki arkadaşların pek ilgisi yok..Ama dediğim gibi okullardan izin almak bilmem ne uzun prosödür..Başka bir yerde de buluşulabilir;ama ben yine de bir okul olmasından yanayım bunun..
Senin okuduğun okullardan birinde yapsak..Hem sen de dediğin gibi nostalji yapıp mutlu olursun;ama nasıl olacak o iş?Kim gidecek?Ayarlayacak?..
nerede yapıyorsanız da geliyorum, sadece yeri zamanı söyleyin yeter :icon_whis
aslı&denizaşk 18-04-08, 17:42 Merhabalar
Bu buluşma, konuşup hasret giderme, son zamanlarda duyduğum en harika, en süper fikir!
Ben sizi Kavak Yelleri ile tanıdım Sevgili Yiğit Güralp. Kavak Yelleri benim çok yoğun bir şekilde ders çalıştığım bir zamanda sanata açılan pencerem olarak çıkageldi karşıma. Birinci bölümünden itibaren izlediğim Kavak Yelleri'ni çok sevdim. Pek tv izlemeye fırsatım olmaz ve aynı zamanda izlemeye değer dizi pek olmuyor. Ama bu dizi bambaşkaydı. 'Sanki' demeyeceğim, bu dizi gerçekti. Bir sonraki bölümün şiirli fragmanını beklerken içimden senaryolar yazar, büyük bir heyecanla şiirli fragmanını görünce daha mutlu ve hayat dolu olurdum. Daha büyük bir pozitif enerjiyle derslerime yoğunlaşabilirdim. O zamanlarda bu kadar yoğun olduğum için bu sitelerden de bihaberdim. Meğer herkes yorum yapıp hem de sizinle karşılıklı konuşup paylaşarak ne kadar güzel vakit geçiriyormuşsunuz. Bir kez daha hayatı yaşamakta gecikmenin hüznüne boğuldum.
Hem güldürüp eğlendiren, hem düşündürüp ağlatan ve bu arada hayata dair pek çok şey öğreten aynı zamanda görselliğiyle ve müzikleriyle muhteşem bir bütün oluşturan, dizi değil gerçek olan bu çalışmanız için sizi hem tebrik ediyorum hem de bu güzellikle buluşmamı sağladığınız için size teşekkür ediyorum.
Bunların hepsi yazılmış ve paylaşılmıştır herhelde çoktan ama dedim ya ben daha yeni yazabiliyorum buralara.
Bir film veya dizinin kurgusundan bize ulaşana kadarki serüvenini anlatıp o çok merak ettiğim haklarını paylaştığınız için çok teşekkürler. Zevkle ve ilgiyle okudum.
Ne güzel herkes Yiğit Abi Yiğit Abi diye çok samimi bir hitap kullanabiliyor. Onları kıskanıyorum. Ben sizinle aynı yaştayım Sevgili Yiğit Güralp ve bu yüzden ne kadar içimden Yiğit Abi demek gelse de diyemiyorum. Benim için böyle samimi bir hitabı lütfen siz seçin Sevgili Yiğit Güralp(aman Allahım ne kadar resmi!!) çünkü saygı herşeyin başında gelir ve ben yanlış bir hitap kullanmamak konusunda çok titizimdir.
Bu harika fikri hayata geçirecek kişi kimse lütfen listeye beni de ekleyebilir mi?
Benim için İstanbul olması yeterli, Bakırköy de gayet iyi bir seçim. Aslında mekanı belirlerken katılımcı sayısı göz önüne alınarak karar verilirse daha iyi olur diye düşünüyorum.
Herkese sevgiler
Doğma büyüme Bakırköy'lü olarak bu fikir benim içinde cazip geldi... Keşke benim de okuduğum okullar olan Yahya Kemal Beyatlı Lisesi Bakırköy Ortaokulu, Kartaltepe ya da Pilot Cengiz Topel İlköğretim okullarından birinde yapabilsek... Benim içinde nostalji olur mezun olup okuduğum sıralarda olmak...
Yiğit abim öncelikle selamlar ;
Abicim Okuduğun Okullar ELimde yok Ama Dr.m.Feyyaz Etiz lisesine Gelebilirsin mesela :) /Adanada ama naapalım yani :) idare edersin artık bizi :))) (fazla oldum herhalde ama :( ) ...
bu arada zeynepcım ve melıscım :) .yıgıt abı harıak bı acıklama yapmıs sızede:) .
birşey merak ediyorum yiğit abi sen bizim sana bu soruları sorduğumuz için hic sıkılmadın mı ? .yani ben olsam yeter rahat bırakın benı falan derdim herhalde:)))
billur_beso 19-04-08, 00:43 ayy yiğit abicimm gerçekten bir kere daha farkını ortaya koymuşsun.Hangi senarist böyle ki?Ya da doğru soru ''hangi senarist bu kadar seviliyor ki??:)''
Ben belki gelemem çok sınavlarım var buara ve hiçbiri de haftalar arasıyla olmuyor anlaşılan hepsinini mayısa sıkıştırmaya çalışıolar:icon_sorrAma umarım fırsatım olurda sneinle tanışma imkanım olan bu buluşmaya gelirim.Ama gelemesem bile böyle fikirli böyle genç insanlarla tanışmak hatta gerekirse başka illere gitmeyi bile düşünen bir senariste net ortamından bile yazmak benim için en büyük mutluluk.Tekrardan çok saol yiğit abicim:img-icecr
Sevgili melis ve zeynep...
Arada sizin sorularınız güme gitmiş olmasın onların da cevaplarını vermiş olayım...
Sete gidip gitmediğimi ve oyuncularla dialog içinde olup olmadığımı sormuşsunuz...
Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz bir projenin hukuken 3 tane gerçek sahibi vardır... Senarist, yönetmen ve özgün müzik bestecisi... Ve tıpkı trafikteki bir kavşakta ambulans, itfaiye ve cankurtaran karşılaştığında hangisi önce geçer kuralı gibi, bu üç sahip içinde en yüksek yetki ve öncelik senariste aittir... Çünkü senarist hele öykü sahibiyse projenin sebebi mevcudiyetidir... Doğurganıdır... Olay örügüsünü, işin dünyasını, karakterleri,dillerini yaratan kişi odur... Kanallar ve yapımcılar filmlerin ve dizilerin gerçek sahipleri olmadığı gibi sadece bu üç kişiden eserleri sözleşme ve mali yönlerden devralabilirler... Ki bu sözleşmeler ne kadar sert olursa olsun kanunlar onlara sahip olabileceklerinden fazlasını edinme hakkı vermemektedir...
Şu durumda bir projedeki en büyük söz sahibi olan kişi olan senaristin sete gitmemesi oyuncularla dialog içinde olmaması mümkün değildir... İşin bu kısmını uzun uzun anlattım çünkü Türk seyircisinde projeleri yapımcılar üretiyor, konuları yönetmen buluyor, esprileri de oyuncular yapıyor gibi bir izlenim var:) Bu son derece yanlıştır... İyi ve hakim bir senaryo oyuncunun sahneye özel giymesi gereken kostümle ilgili bile bilgiler içerir... Yani izlediğiniz, güldüğünüz, ağladığınız, etkilendiğiniz herşey senaryoyla yazılı olarak oyuncuya ve yönetmene senarist tarafından yazılı olarak verilir...
Ben genelde bir projeyi yazmadan önce kafamda ilk şekillenmeye başladığı halinde yarattığım karakterleri kimin oynayacağını da düşünürüm... Kafamda o rolü o oyuncuyla düşünmeye başlarım... Örneğin Sınav filmimde böyle çalıştım... Mert rolü proje kafamda ilk belirmeye başladığı andan beri İsmail Hacıoğlu'nu gözümün önüne getiriyordu... Levent Lemi rolü Okan Bayülgen oynamalı diye yazılmıştı... Hatta Jean Claude'un rolü bile yapımcılar beni fazla hayalci olmakla suçlasa da daha teklif gitmeden bizzat kendisine yazılmıştı... Jean Claude ile sohbetimizde kendisi bana şöyle demişti... "Senin bu filmdeki ben dahil herkesi önceden hayal edip, bilip ona göre rol yazman biz oyuncular için de seyirci içinde büyük avantaj... Yurt dışında senaristler bir rol yazarlar... Sonra yapımcı ve yönetmen oturup bunu kim oynayacak diye kara kara düşünürler... Buldukları kişi de o role ya oturur ya da oturmaz... Sen hepimizi tanıyarak bize oturacak karakterler yaratmışsın"...
Sanırım bu sözler oyuncu senarist ilişkisinin önemini vurguluyor... Ben şu an yazdığım yeni sinema filmimde de böyle çalışıyorum... Filmin konusu ve karakterler belli... O karakterleri kimlerin canlandıracağı da belli... Bu kadarla da bitmiyor... Yeni yazılmış bir filmi en iyi anlatabilecek kişi senarist olduğu için ilk oyuncu görüşmelerindeki etkin kişi de yine senarist oluyor... Ben Sınav'ın oyuncu görüşmelerinde herkesle tek tek kontratlarını yapmış ve ücretlerini bile bizzat konuşmuştum...
Bütün bunlardan sonra ise oyuncularla okuma provalarına sıra gelir... Filmin tüm oyuncularının bir arada olduğu sesli bir okuma provası gerçekleştirilir... Burada amaç tekste yazılanların sağlamasını yapmaktır... Yazılan esprinin vurgulaması tonlaması bazen yanlış anlaşılıp yanlış oynanabilir ve o espri yazıldığı kadar komik ya da duygusal olmayabilir... Okuma provası tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırır... Oyuncuya ve yönetmene senaryoyu ve rolünü en iyi şekilde kavrama şansı verir... Aynı şekilde bir hafta on gün süren bu provalarda oyuncu da bazen senaryoda edilenden daha güzel bir cümle kurabilir... Buna ağıza oturma diyoruz... Senarist de cümleyi bu haliyle daha iyi bulur ve senaryosunu oyuncunun o cümleyi daha etkili kurduğu haliyle düzeltir... Örnek çin Sınav filminin 2 discli DVD özel versiyonunda saklı yumurtlar yani gizli menüler kısmında filmin okuma provasından kesitler görebilirsiniz... İzlerseniz hem sette hem de diğer ön çalışmalarda beni de görebilirsiniz:)
Tüm bunlar bittiğinde motor denir ve sette çalışma başlar... Sette artık patron yönetmendir... Herşey konuşulmuş iş şansa bırakılmamıştır... Bir senarist yönetmene duyduğu saygı, yönetmende senaristin varlığından aldığı güç doğrultusunda sette de yer alabilir... Bu proje için büyük bir avantajdır... Aynı şekilde Sınav bütün bunları yaptığımız için iyi bir sinema filmidir ve ben bütün projelerimde bu ön şartları kabul ettikleri taktirde çalışıyorum...
Kavak Yelleri'ne gelince... Kavak Yelleri benim başladıktan sonra devraldığım bir proje olduğu için ben başladığımda tüm oyuncular ile anlaşılmış tüm karakterler isimlerine kadar belli olmuştu... Benden önce yapımcımız ve yönetmenimiz onlarca senaristle projeyi ortaya çıkarmak için çalışmışlardı... Dolayısıyla orada bana kalan sadece kurulan dünyayı kendi tarzıma ve dilime göre yeniden şekillendirmek ve altına imzamı attığım için kendi seyircimin benden beklediğini vererek ortaya iyi ve şahsıma münhasır bir iş çıkarmaktı... O yüzden Sınav'daki gibi bir ön çalışmamız olmadı...
Bununla birlikte tv dizileri çok süratli ve basit çekildiği için okuma provaları gibi şeylerde yapılamıyor... Bu yüzden bir tv dizisi asla bir sinema filmi kadar kaliteli olamayabiliyor... Zaten yazılan senaryo sete son dakikada çekilen bölüm kanala yine son dakikada yetişiyor... Bu karmaşada ben telefonlarımı kapatıp gece gündüz aralıksız senaryoya gömülüyor, onlar benim yazıp gönderdiklerimi süratle çekiyor oluyorlar... Bu şartlar altında sete gitmek, oyuncuyla dialog halinde olmak neredeyse imkansız... Bir de sağolsun Kavak Yelleri hiç ara vermeden yayınlanmaya devam eden ve biraz da Mayıs ayında artık geç kalıyoruz diye bir senarist ve senaryo ile özellikle de öykü problemi olduğu halde paldır küldür hazırlıksız yayına başlayan bir iş olduğundan bu sete senaryonun son anda gitme durumu hiç çözülemedi... Özetle projede senarist oyuncu dialoğu kopukluğunun böyle matematik sebepleri vardı...
Ama dizi filmlerde bunun böyle olmasını biraz da ben istiyorum... Yani prensip olarak herşeyi yönetmenle konuşup oyuncuyla ilişki içinde olmamayı prensip olarak ben tercih ve rica ediyorum... Çünkü özellikle tırnak içinde "bazı" diye nitelendirebileceğim oyuncuların uzun bölümler süren dizilerde senaristle anlamsız dialoglara girdiği görülüyor... "Benim repliklerim niye uzun, ben niye hep kötü adamı oynuyorum, ben tokat yemem, yumruk atmam, öpüşmem, dövüşmem, ben kaç bölüm daha varım ona göre ev alıcam taksitlerimi ödiycem beni diziden çıkartıcakmısınız bu bölüm niye bana az rol yazdınız, ben o espriyi yapmam çünkü komik bulmuyorum" gibi üzerlerine vazife olmayan konuşmalar yapan oyuncular var... Bunlara oyuncu demeyelim çünkü gerçek bir oyuncu etik olarak böyle ilişkiler içine girmez... Benim bu tarz oyunculara cevabım sert olacağı için küçük set kazalarındaki geçmiş olsun mesajlarım dışında genel olarak tüm oyuncularla irtibatta olmamak benim tercihim oluyor... Yani iyi oyuncularımız da sırf bu etik davranmayan arkadaşlar yüzünden ilişkimizden mahrum kalıyorlar...
Sonuç olarak başta büyük üstad Ayten Uncuoğlu gibi, Yılmaz Gruda gibi başarılı abi ve ablalarımızda bu proje içinde bir günahları yokken görüşemediğimiz abilerimiz ablalarımız oldu... Ayten Abla ile diziden ayrılınca vedalaşmak için arayıp konuşabildik ve şimdi dizidekinden daha sık görüşebiliyoruz:) Yine aynı şekilde Aslı Enver ve İbrahim Kendirci gibi çok sevdiğim ve yakın gelecekde çok daha iyi işlere imza atacaklarına inadığım saygılı ve çalışkan genç oyuncu arkadaşlarımla da bir kaç kez rolleri üzerine konuşma imkanımız oldu... Didem İnselel daha önceki projelerden de dostum olduğu halde bir kaç kez geçmiş olsun ve tebrik telefonu dışında proje boyunca rol ile ilgili hiç konuşmadık... Ama Kavak Yelleri bana yukarıda saydığım ve bunun dışında Ferit Aktuğ gibi Şebnem Hanım gibi (ki kendisi bu diziyle biraz da geç tanıdığım mükemmel bir oyuncudur), Münire ve Suat kardeşlerim gibi çok sevdiğim oyuncularla tanışma ve ileriki pojelerimde daima çalışma arzusunu bende uyandıran bir iş oldu...
Sete ise sadece çekim yokken mekanları görmek için gittim... Örneğin İstanbul'a ilk taşınıldığında gidip özellikle konağı gördüm... Böylece mekanı sizde biliyor yaşıyor ve çekim ekibine giremeyecekleri bir oda ya da çekemeyecekleri anlamsız bir kapıdan girip salona geçme sahnesi yazmıyorsunuz...Çünkü biliyorsunuz ki mutfak girişte hemen solda salon ise üst katta...
Sevgiler
Oh be!! Nihayet bunca zamandır anlatmanı istediğim şeyi anlattın Yiğit Abi. Ne kadar mutlu oldum bir bilsen senin gibi bir senarist adına.
Herkes artık ne kadar çok şey biliyo bir ağacın kökünün senaryo olduğunu, o filmin ordan yeşerdiğini.
Uzun zamandan beri , özelliklede benim açımdan sınav filmini yaptıktan sonra, Türkiye'nin en büyük duayeni olarak gördüğüm insanın değerini herkes anlasın. Bilmeyenler öğrensin, bilenler gurur duysun, duymayan da sağır duymaz uydurur moduna girsin :)
Kafaya koydum şu yazının üstüne. Gelmek için, seni görmek için ne lazmsa fazlasını yapıcam. Çünkü biliyoruz ki, "mutfak girişte solda, salon ise üst katta."
Şartlar da izin verirse, görüşmek ümidiyle...
Sevgiler
*SouLmate* 19-04-08, 12:00 Annemle konuştum söyleşi için izin verdi..Daha doğrusu senin söyleşin olduğunu bilmiyor abicim.Sadece ilerdeki mesleğim için bana faydası dokunacağını anlatıp konferans ve söyleşilere gitmek istediğimi söyledim o da yeter ki öyle yerlere git falan dedi..
Şu buluşma kesin kararlaştırılsın söyleyip geliyorum:happy0064
Yer:Bakırköy
Tarih:Mayısın 3.haftası Cumartesi-Pazar ama herkes Cumartesi'yi tercih eder sanıyorum.
Tam olarak nerde buluşacağımızı okulları ayarlayamazsam araştırıp sunarım fikrinize beğenirseniz dediğim gibi yaparız.
Tarih uygunsa ben okullarla temasa geçmeye çalışacağım.Olmazsa da yer belirleriz:img-wink:
Yigit Abiyle konuşma şansını yakaladık inşallah yakın zamanda görüşme şansınıda elde ederiz :)
İstanbul'da olsaydım keşke:) inşallah okumak sebebiyle gelirimde fırsatım olur Yigit Abi
Arkadaşlarla boş bi derste filmlerden fln konşurken Sınav filminden laf açılınca Yigit Güralp'le konuşma fırsatımın oldugunu gelip içtenlikle bütün sorularımızı yanıtladıgını söyleyince tek tek isim saymayayım hepsinin sana selamı var mutlaka yeni bir proje beklemekteler tabi bende tüm Yigit Abicilerde :)
Sevgili aslıdenizaşk güzel mesajın için teşekkür ederim... Burada herkes bana istediğini demekte serbest... Yaş farkı gözetmiyoruz... Yaşıtlarımda isterlerse bana Yiğit Abi diyebilirler:) Benden küçükler de sevgili dostum ya da sevgili kardeşim diyebilirler:) Kimin içinden nasıl gelirse yani
6123m yine kendinden beklenildiği gibi bombayı patlatmış... Gizemcim sen olsan bu kadar soruya bi güzel çemkirirdin seni biliyorum... Ama ben sorulardan da yazdığım cevaplardan da sıkılmadım... Bütün o filmler, diziler, buradaki yazışmalar bu buluşmalar hepsi paylaşmak için yapılıyor... Benim bildiklerimi size anlatabilmek, sizden gördüklerimi kendi hazineme katabilmek için... Paylaşmanın sonu var mıdır... Elbette vardır... O gün bence dünyanın da son günüdür... Bu arada eğer Adana'da ki okulun bana resmi olarak gerçekten bir davetde bulunursa tüm masraflar bana ait olmak üzere Adana'ya da okulunuza söyleşiye gelmekten keyif alırım...
Fatmacım senin de okuldaki tüm arkadaşlarına benden selamlar...
Bu arada soulmate annene tam olarak doğruyu söylememen hoş olmamış... Bence söylemeliydin... Biz ne anlatmıştık size... Pembe mavi derken yalanlar çığ gibi büyüyüverir... Ve n demişti Efe... Hiç bir gerçek yalan kadar zarar veremez insana... Bence annene gerçeği söylemelisin... Eğer içi rahat etmezse benim telefonumu da verebilirsin...
Bu arada Bakırköy'deki buluşma için birşeyler şekillenmeye başlamış sanırım... Mayıs'ın 3. haftası da güzel... Haberlerinizi bekliyorum... Siz belli bir aşamaya getirdikten sonra size bu konuda yardımcı da olmaya çalışıcam...
Herkese sevgiler
Sevgili melis ve zeynep...
Arada sizin sorularınız güme gitmiş olmasın onların da cevaplarını vermiş olayım...
Sete gidip gitmediğimi ve oyuncularla dialog içinde olup olmadığımı sormuşsunuz...
Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz bir projenin hukuken 3 tane gerçek sahibi vardır... Senarist, yönetmen ve özgün müzik bestecisi... Ve tıpkı trafikteki bir kavşakta ambulans, itfaiye ve cankurtaran karşılaştığında hangisi önce geçer kuralı gibi, bu üç sahip içinde en yüksek yetki ve öncelik senariste aittir... Çünkü senarist hele öykü sahibiyse projenin sebebi mevcudiyetidir... Doğurganıdır... Olay örügüsünü, işin dünyasını, karakterleri,dillerini yaratan kişi odur... Kanallar ve yapımcılar filmlerin ve dizilerin gerçek sahipleri olmadığı gibi sadece bu üç kişiden eserleri sözleşme ve mali yönlerden devralabilirler... Ki bu sözleşmeler ne kadar sert olursa olsun kanunlar onlara sahip olabileceklerinden fazlasını edinme hakkı vermemektedir...
Şu durumda bir projedeki en büyük söz sahibi olan kişi olan senaristin sete gitmemesi oyuncularla dialog içinde olmaması mümkün değildir... İşin bu kısmını uzun uzun anlattım çünkü Türk seyircisinde projeleri yapımcılar üretiyor, konuları yönetmen buluyor, esprileri de oyuncular yapıyor gibi bir izlenim var:) Bu son derece yanlıştır... İyi ve hakim bir senaryo oyuncunun sahneye özel giymesi gereken kostümle ilgili bile bilgiler içerir... Yani izlediğiniz, güldüğünüz, ağladığınız, etkilendiğiniz herşey senaryoyla yazılı olarak oyuncuya ve yönetmene senarist tarafından yazılı olarak verilir...
Ben genelde bir projeyi yazmadan önce kafamda ilk şekillenmeye başladığı halinde yarattığım karakterleri kimin oynayacağını da düşünürüm... Kafamda o rolü o oyuncuyla düşünmeye başlarım... Örneğin Sınav filmimde böyle çalıştım... Mert rolü proje kafamda ilk belirmeye başladığı andan beri İsmail Hacıoğlu'nu gözümün önüne getiriyordu... Levent Lemi rolü Okan Bayülgen oynamalı diye yazılmıştı... Hatta Jean Claude'un rolü bile yapımcılar beni fazla hayalci olmakla suçlasa da daha teklif gitmeden bizzat kendisine yazılmıştı... Jean Claude ile sohbetimizde kendisi bana şöyle demişti... "Senin bu filmdeki ben dahil herkesi önceden hayal edip, bilip ona göre rol yazman biz oyuncular için de seyirci içinde büyük avantaj... Yurt dışında senaristler bir rol yazarlar... Sonra yapımcı ve yönetmen oturup bunu kim oynayacak diye kara kara düşünürler... Buldukları kişi de o role ya oturur ya da oturmaz... Sen hepimizi tanıyarak bize oturacak karakterler yaratmışsın"...
Sanırım bu sözler oyuncu senarist ilişkisinin önemini vurguluyor... Ben şu an yazdığım yeni sinema filmimde de böyle çalışıyorum... Filmin konusu ve karakterler belli... O karakterleri kimlerin canlandıracağı da belli... Bu kadarla da bitmiyor... Yeni yazılmış bir filmi en iyi anlatabilecek kişi senarist olduğu için ilk oyuncu görüşmelerindeki etkin kişi de yine senarist oluyor... Ben Sınav'ın oyuncu görüşmelerinde herkesle tek tek kontratlarını yapmış ve ücretlerini bile bizzat konuşmuştum...
Bütün bunlardan sonra ise oyuncularla okuma provalarına sıra gelir... Filmin tüm oyuncularının bir arada olduğu sesli bir okuma provası gerçekleştirilir... Burada amaç tekste yazılanların sağlamasını yapmaktır... Yazılan esprinin vurgulaması tonlaması bazen yanlış anlaşılıp yanlış oynanabilir ve o espri yazıldığı kadar komik ya da duygusal olmayabilir... Okuma provası tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırır... Oyuncuya ve yönetmene senaryoyu ve rolünü en iyi şekilde kavrama şansı verir... Aynı şekilde bir hafta on gün süren bu provalarda oyuncu da bazen senaryoda edilenden daha güzel bir cümle kurabilir... Buna ağıza oturma diyoruz... Senarist de cümleyi bu haliyle daha iyi bulur ve senaryosunu oyuncunun o cümleyi daha etkili kurduğu haliyle düzeltir... Örnek çin Sınav filminin 2 discli DVD özel versiyonunda saklı yumurtlar yani gizli menüler kısmında filmin okuma provasından kesitler görebilirsiniz... İzlerseniz hem sette hem de diğer ön çalışmalarda beni de görebilirsiniz:)
Tüm bunlar bittiğinde motor denir ve sette çalışma başlar... Sette artık patron yönetmendir... Herşey konuşulmuş iş şansa bırakılmamıştır... Bir senarist yönetmene duyduğu saygı, yönetmende senaristin varlığından aldığı güç doğrultusunda sette de yer alabilir... Bu proje için büyük bir avantajdır... Aynı şekilde Sınav bütün bunları yaptığımız için iyi bir sinema filmidir ve ben bütün projelerimde bu ön şartları kabul ettikleri taktirde çalışıyorum...
Kavak Yelleri'ne gelince... Kavak Yelleri benim başladıktan sonra devraldığım bir proje olduğu için ben başladığımda tüm oyuncular ile anlaşılmış tüm karakterler isimlerine kadar belli olmuştu... Benden önce yapımcımız ve yönetmenimiz onlarca senaristle projeyi ortaya çıkarmak için çalışmışlardı... Dolayısıyla orada bana kalan sadece kurulan dünyayı kendi tarzıma ve dilime göre yeniden şekillendirmek ve altına imzamı attığım için kendi seyircimin benden beklediğini vererek ortaya iyi ve şahsıma münhasır bir iş çıkarmaktı... O yüzden Sınav'daki gibi bir ön çalışmamız olmadı...
Bununla birlikte tv dizileri çok süratli ve basit çekildiği için okuma provaları gibi şeylerde yapılamıyor... Bu yüzden bir tv dizisi asla bir sinema filmi kadar kaliteli olamayabiliyor... Zaten yazılan senaryo sete son dakikada çekilen bölüm kanala yine son dakikada yetişiyor... Bu karmaşada ben telefonlarımı kapatıp gece gündüz aralıksız senaryoya gömülüyor, onlar benim yazıp gönderdiklerimi süratle çekiyor oluyorlar... Bu şartlar altında sete gitmek, oyuncuyla dialog halinde olmak neredeyse imkansız... Bir de sağolsun Kavak Yelleri hiç ara vermeden yayınlanmaya devam eden ve biraz da Mayıs ayında artık geç kalıyoruz diye bir senarist ve senaryo ile özellikle de öykü problemi olduğu halde paldır küldür hazırlıksız yayına başlayan bir iş olduğundan bu sete senaryonun son anda gitme durumu hiç çözülemedi... Özetle projede senarist oyuncu dialoğu kopukluğunun böyle matematik sebepleri vardı...
Ama dizi filmlerde bunun böyle olmasını biraz da ben istiyorum... Yani prensip olarak herşeyi yönetmenle konuşup oyuncuyla ilişki içinde olmamayı prensip olarak ben tercih ve rica ediyorum... Çünkü özellikle tırnak içinde "bazı" diye nitelendirebileceğim oyuncuların uzun bölümler süren dizilerde senaristle anlamsız dialoglara girdiği görülüyor... "Benim repliklerim niye uzun, ben niye hep kötü adamı oynuyorum, ben tokat yemem, yumruk atmam, öpüşmem, dövüşmem, ben kaç bölüm daha varım ona göre ev alıcam taksitlerimi ödiycem beni diziden çıkartıcakmısınız bu bölüm niye bana az rol yazdınız, ben o espriyi yapmam çünkü komik bulmuyorum" gibi üzerlerine vazife olmayan konuşmalar yapan oyuncular var... Bunlara oyuncu demeyelim çünkü gerçek bir oyuncu etik olarak böyle ilişkiler içine girmez... Benim bu tarz oyunculara cevabım sert olacağı için küçük set kazalarındaki geçmiş olsun mesajlarım dışında genel olarak tüm oyuncularla irtibatta olmamak benim tercihim oluyor... Yani iyi oyuncularımız da sırf bu etik davranmayan arkadaşlar yüzünden ilişkimizden mahrum kalıyorlar...
Sonuç olarak başta büyük üstad Ayten Uncuoğlu gibi, Yılmaz Gruda gibi başarılı abi ve ablalarımızda bu proje içinde bir günahları yokken görüşemediğimiz abilerimiz ablalarımız oldu... Ayten Abla ile diziden ayrılınca vedalaşmak için arayıp konuşabildik ve şimdi dizidekinden daha sık görüşebiliyoruz:) Yine aynı şekilde Aslı Enver ve İbrahim Kendirci gibi çok sevdiğim ve yakın gelecekde çok daha iyi işlere imza atacaklarına inadığım saygılı ve çalışkan genç oyuncu arkadaşlarımla da bir kaç kez rolleri üzerine konuşma imkanımız oldu... Didem İnselel daha önceki projelerden de dostum olduğu halde bir kaç kez geçmiş olsun ve tebrik telefonu dışında proje boyunca rol ile ilgili hiç konuşmadık... Ama Kavak Yelleri bana yukarıda saydığım ve bunun dışında Ferit Aktuğ gibi Şebnem Hanım gibi (ki kendisi bu diziyle biraz da geç tanıdığım mükemmel bir oyuncudur), Münire ve Suat kardeşlerim gibi çok sevdiğim oyuncularla tanışma ve ileriki pojelerimde daima çalışma arzusunu bende uyandıran bir iş oldu...
Sete ise sadece çekim yokken mekanları görmek için gittim... Örneğin İstanbul'a ilk taşınıldığında gidip özellikle konağı gördüm... Böylece mekanı sizde biliyor yaşıyor ve çekim ekibine giremeyecekleri bir oda ya da çekemeyecekleri anlamsız bir kapıdan girip salona geçme sahnesi yazmıyorsunuz...Çünkü biliyorsunuz ki mutfak girişte hemen solda salon ise üst katta...
Sevgiler
cevabın için çok teşekkürler Yiğit abi :) yani başından beri içinde iseniz sete gidiyorsunuz bkz:sınav :good:
aslında bundan dolayı sizin kaleminizi sinemada görmek istiyorum öncelikle.tvde herşey hızlı ilerlediği için çok hata yapılıyor.sizin adınıza değil oyuncular için konuşuyorum.sinema daha çok içe sinen bir şey olsa gerek :good:
aslı&denizaşk 19-04-08, 14:39 O zaman ben 'sevgili dostum' demeyi tercih ediyorum. Cevabın için de teşekkür ederim Sevgili Dostum.
mayısın üçüncü haftası süper, havalar da süper... bi arkadaşımla uğrayacağım kesinlikle ve kesinlikle :)
Sevgili dostlar...
Tüm biz Yiğit Güralp sevenler için, Yiğit Abi'nin ismini duyunca, o ismin tek tek, ayrı ayrı anlamlar önem arz ettiği aşikar.
Bunca zamandır, Yiğit Abi'nin sadece hayranı diil, kendi adıma onu bir idol olarak gören ben, yazdığı tüm projelerde onun nasıl bir gönül adamı olduğunu, eserlerinden daha iyi anlıyorum.
Özellikle kendi deyimiyle "deneme" gözüyle baktığı, benimse her daim okurken beni değişik duygularla buluşturan Yiğit Güralp şiirlerini, kendisinden, bu forumda yayınlamasını talep ediyorum.
Eminim ki, böylesine iyi bir yazarın ve de şairin, şahsen edebiyatın en sevdiğim dalı olan şiirsel yönünü, burada, bizlerle ön plana çıkarması, sadece benim diil, siz bütün Yiğit Güralp sevenler için de, onu daha yakından tanıma ve böylesine bir üstadın yazılarını paylaşma mutluluğununa erişmenizi sağlayacaktır.
Ben şahsen Yiğit Abi'nin bütün şiirlerini, kelimesi kelimesine, noktasına virgülüne burada görmek istediğimi belirtmek, ona daha da yakın olmak isterim.
Fikir benden, destek sizden, şiirler Yiğit Abi'den.
Sevgi ve saygılarımla efendim.
Ümit.
*SouLmate* 19-04-08, 20:52 Sevgili aslıdenizaşk güzel mesajın için teşekkür ederim... Burada herkes bana istediğini demekte serbest... Yaş farkı gözetmiyoruz... Yaşıtlarımda isterlerse bana Yiğit Abi diyebilirler:) Benden küçükler de sevgili dostum ya da sevgili kardeşim diyebilirler:) Kimin içinden nasıl gelirse yani
6123m yine kendinden beklenildiği gibi bombayı patlatmış... Gizemcim sen olsan bu kadar soruya bi güzel çemkirirdin seni biliyorum... Ama ben sorulardan da yazdığım cevaplardan da sıkılmadım... Bütün o filmler, diziler, buradaki yazışmalar bu buluşmalar hepsi paylaşmak için yapılıyor... Benim bildiklerimi size anlatabilmek, sizden gördüklerimi kendi hazineme katabilmek için... Paylaşmanın sonu var mıdır... Elbette vardır... O gün bence dünyanın da son günüdür... Bu arada eğer Adana'da ki okulun bana resmi olarak gerçekten bir davetde bulunursa tüm masraflar bana ait olmak üzere Adana'ya da okulunuza söyleşiye gelmekten keyif alırım...
Fatmacım senin de okuldaki tüm arkadaşlarına benden selamlar...
Bu arada soulmate annene tam olarak doğruyu söylememen hoş olmamış... Bence söylemeliydin... Biz ne anlatmıştık size... Pembe mavi derken yalanlar çığ gibi büyüyüverir... Ve n demişti Efe... Hiç bir gerçek yalan kadar zarar veremez insana... Bence annene gerçeği söylemelisin... Eğer içi rahat etmezse benim telefonumu da verebilirsin...
Bu arada Bakırköy'deki buluşma için birşeyler şekillenmeye başlamış sanırım... Mayıs'ın 3. haftası da güzel... Haberlerinizi bekliyorum... Siz belli bir aşamaya getirdikten sonra size bu konuda yardımcı da olmaya çalışıcam...
Herkese sevgiler
Aaa hayır Yiğit abim yanlış anladın sen:)
Ben zaten söyleşilere,konferanslara gitmeyi inanılmaz seven bir insanım o gün de Kazım YETİŞ'in bir konferansına gitmiştim.Ondan bahsederken söyledim daha çok gitmek istiyorum diye daha sonra aklıma dank etti şu gün ve yer belli olsun Yiğit GÜRALP'in söyleşisine gitmek istiyorum derim diye.
Yanlış mı anlattım ben kendimi yoksa?
Bu arada Galeriada buluşup ne yapıcaz güzelim:) Nereye gidicez yani tam olarak aslında oturup uzun uzun sohbet edebilelim isterim ben açıkçası:)
Ama Yiğit abi ve sizle buzda kaymak falan da süper olurdu Galeriada:)
Sevgili Raymond,
Bu yazdığım şiirimsiler için aslında benden ısrarla bir kitap bekleniyor... O yüzden onları oraya saklıyorum... Ama belki haftada bir gece burada şiir gecesi yapabiliriz... Herkes en fazla bir şiir olmak üzere şiirlerini atar... Hatta daha sonra oylayıp haftanın şiirimsisini de seçebiliriz... Böylece biri yer biri bakar şeklinde olmaz daha iletişimi yüksek bi paylaşım olur...
Bunun dışında eğer benim yazılarımdan örnek isterseniz size bir zamanlar düzenli olarak yazdığım müzik yazılarımdan birini ekte gönderiyorum... Belki seversiniz...
Ders: Müzik
Konu: Şebnem Ferah / Can Kırıkları
Konuşanlar: Yiğit Güralp xxxxxxxxxx
Barmen bana sert bir şeyler versene... Şebnem mesela...
80'li yıllarda bindiği her minibüsde acıklı şarkılar dinlemiş olan bu toprağın tüm fertleri gibi benim de gerekli gereksiz aşk acıları çektiğim olmuştur... Çocukluğumuzda öğrendiğimiz çocuk şarkılarının bile en gamlı makamlardan icad edildiği bir memlekette, aşk acısı çekmemek mümkün mü... Bir düşünsenize çocukluğunuzdaki "mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu" eseri bile rast makamındaysa, ergenliğinizde hangi işiniz rast gidebilir ki...
Terk eder pişman olursunuz, terk edilir kahrolursunuz, aldatılır saçlarınızı kestirir ama aldatır ve sonucunu kestiremezsiniz... Bu ve benzeri ve benzemezi ne hadiseler geçmiştir hepimizin başından... Yüreği sıkışmış bir can kalır geriye... Ne yapacağını bilemeyen bir can... Ya kendi evinizde dört duvara sığınır bunalıma girersiniz.. Ya da kendinizi en yakın mekana atar barmene size sert bir şeyler vermesini söylersiniz...
Tamda böyle bir anım var benim...Yanlış hatırlamıyorsam 2004'ün ilk günleriydi... Aşk acısından muzdarip, ne yapacağımı bilemediğim günlerden biriydi... Biriyle fena halde konuşmaya ihtiyacım vardı... Biriyle fena halde dertleşmeye... Birden kendimi telefon ederken buldum...Ve telefonun karşısındaki sesin sahibi sevgili Şebnem Ferah'dı... Biraz sohbet ettik... Ona içimi döktüm... Beni dinledi... Sonra o anlattı... Konuşma sona erdiğinde nasılda Ferah'lamıştım...Tahmin bile edemezsiniz...
Şimdi bu hikayeyi durup dururken Şebo'nun telefonu bir nevi güzin abla hattına dönüşsün diye yazmadım... Sadece o dönemde benim "bir kadını" daha iyi anlayabilmem gerekiyordu ve nedense kafamdaki "bir kadını" anlayabilmekle ilgili bütün kabloların ucu bir şekilde Şebnem Ferah'a bağlanmıştı... Keza Şebnem yıllarca şarkılarında bunu öylesine güçlü yapabilmiş, farklı farklı insanların hislerine aynı anda öylesine tercüman olabilmişti ki... Yaşananları, ilişkileri, hisleri şarkılarıyla öyle güzel resmedebilmişti ki... Bizi her zaman anlayabileceğinden, bizi her zaman anlatabileceğinden, kelimeler yetse daha da iyisini yapabileceğinden artık öyle emindik ki...
Bütün bunları bir arada düşününce Şebnem'den başka kimi arasam anlamsız olacağını düşündüm... Ve hatta aslında birini aramaya da gerek yoktu... Evet, evet... İşte büyük gerçeği o zaman fark ettim... Zaten yıllarca bu hallere düştüğümüzde, içimizden bir şey koptuğunda Şebnem'in şarkılarına sarılmıyor muyduk... Benim o an için tek lüksüm sadece onunla telefonla da konuşabiliyor olmaktı... Hepsi buydu... Ne kadar şanslıymışım...
Bu günlerde aşk acısı falan çekmiyorum... Ama hal öyle olsaydı ve kendimi bir bara atsaydım sanırım şöyle derdim: "Barmen bana sert bir şeyler versene.. Şebnem mesela..." Keza Şebnem 2 yıl aranın ardından "Can Kırıklarıyla" geri döndü, ve alemin aklını başından aldı...
"Can Kırıkları" Şebnem'in bugüne gelene kadar geçtiği yerlere doğru yaptığı bir yolculuk belki de... Çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği mekanlara bir ziyaret gibi... Eve dönüş gibi... "Bir bilet istiyorum tek kişilik ve sadece gidiş olsun" dese bile şartlar ne olursa olsun mutlaka geri dönmeyi çok iyi bilen bir kadının 10 şarkılık hikayeleri...Yaşadığı bir dolu şeyi kendi içinde çok iyi sindirmiş, her şeyi kodlamış, taşları yerine oturtmuş bir kadının zamanın içinde geçmişe yaptığı bir yolculuk...
Müzik yazarları, eleştirmenler albümü beğeniyorlar ve teferruatıyla birlikte analiz ediyorlar... Tarkan Gözübüyük'ün sounda katkısından bahsediyorlar... Şebnem'in bu sefer daha sert olduğunu söylüyorlar... Sertliği gayet dozunda ve yerinde bulanlar var... Buna henüz hazır olmayanlar var... Komik hadiseler de yok değil... Hele ekşi sözlükdeki analog profesör tayfası harbi detaya girmiş ve yaylı partilerinin bir kısmının çok meşhur senfonik samplerlar olduğu mevzuuna kadar el atmışlar... Ahh ahh sevgili Uğur Dündar siz yok musunuz siz.. Ne bilinçler aşıladınız yurdum insanına... (Bilmeyenler olabilir efendim sampler dedikleri hadise, "ne lüzum var efendim canlı çaldırmaya internette bu meretin hazır çalınmışları" var durumudur ki bu şarkılara bu patiska kumaştan yakıştırmalar yamamak enteresan bir icattır.)
Benimse Şebnem Ferah albümlerinin sounduyla ilgili bildiğim tek doğru var... Şebnem albüme girerken nasıl yaşıyor ve nasıl hissediyorsa öyle yapar albümünü. Yani Şebnem oturup da bu albüm sert olsun, bu sefer şöyle yapalım diye hesap kitap yapmaz... Yaşadıklarından dışarıya ne yansıyorsa odur Şebnem Ferah soundu... Gerisi detay olur...
Bunların yanısıra albümdeki sözlerin uzunluğundan şikayetçi olanlar var birazda etrafımda... "Çok şey söylüyor ezberliyemiyoruz" diyorlar... Efendim milli eğitim bakanlığı bile müfredattan kaldırıyor ezberci eğitimi... Daha çok dinleyiniz efendim, severek zikrediniz... Anlamıyorsanız cümle içinde kullanınız... Hayatın içinde kullanınız... Rock içgüdüsel şarkılardır bunlar da en nihayetinde "foolish casanova" muamelesi yapmayınız... Radyoda çalacak diye beklemeyiniz, internetten az az indiriniz, albümleri bol bol satın alınız...
Özetle Şebnem Ferah günahıyla sevabıyla "Can Kırıkları"yla müzik yolculuğuna kaldığı yerden devam ediyor ve geniş bir kitlenin gönüllerini bir kez daha fethediyor. Rock Müziğin yükselişe geçtiği günlerde bu yepyeni albümüyle kendi kulvarında artık kemikleşmiş bir lider olduğunu gösteriyor. Park Orman'daki albüm gala konserini izlerken gördüğüm manzaradan çıkarttığım özet bu albümle ilgili söylenebilecek herşeyi kapsıyor aslında...
Artık o rock müziğinde herkesin tapındığı bir ilah... Adı Şebnem Ferah...
Haftaya görüşmek üzere:)
Sevgiler...
Yiğit Güralp
Bu müzik makaleleri dönemin bir müzik dergisi ve İstanbul FM web sayfası için yazılmış ve 2005 yılı boyunca yayınlanmıştır...
Sevgili melis ve zeynep...
Arada sizin sorularınız güme gitmiş olmasın onların da cevaplarını vermiş olayım...
Sete gidip gitmediğimi ve oyuncularla dialog içinde olup olmadığımı sormuşsunuz...
Belki biliyorsunuz belki bilmiyorsunuz bir projenin hukuken 3 tane gerçek sahibi vardır... Senarist, yönetmen ve özgün müzik bestecisi... Ve tıpkı trafikteki bir kavşakta ambulans, itfaiye ve cankurtaran karşılaştığında hangisi önce geçer kuralı gibi, bu üç sahip içinde en yüksek yetki ve öncelik senariste aittir... Çünkü senarist hele öykü sahibiyse projenin sebebi mevcudiyetidir... Doğurganıdır... Olay örügüsünü, işin dünyasını, karakterleri,dillerini yaratan kişi odur... Kanallar ve yapımcılar filmlerin ve dizilerin gerçek sahipleri olmadığı gibi sadece bu üç kişiden eserleri sözleşme ve mali yönlerden devralabilirler... Ki bu sözleşmeler ne kadar sert olursa olsun kanunlar onlara sahip olabileceklerinden fazlasını edinme hakkı vermemektedir...
Şu durumda bir projedeki en büyük söz sahibi olan kişi olan senaristin sete gitmemesi oyuncularla dialog içinde olmaması mümkün değildir... İşin bu kısmını uzun uzun anlattım çünkü Türk seyircisinde projeleri yapımcılar üretiyor, konuları yönetmen buluyor, esprileri de oyuncular yapıyor gibi bir izlenim var:) Bu son derece yanlıştır... İyi ve hakim bir senaryo oyuncunun sahneye özel giymesi gereken kostümle ilgili bile bilgiler içerir... Yani izlediğiniz, güldüğünüz, ağladığınız, etkilendiğiniz herşey senaryoyla yazılı olarak oyuncuya ve yönetmene senarist tarafından yazılı olarak verilir...
Ben genelde bir projeyi yazmadan önce kafamda ilk şekillenmeye başladığı halinde yarattığım karakterleri kimin oynayacağını da düşünürüm... Kafamda o rolü o oyuncuyla düşünmeye başlarım... Örneğin Sınav filmimde böyle çalıştım... Mert rolü proje kafamda ilk belirmeye başladığı andan beri İsmail Hacıoğlu'nu gözümün önüne getiriyordu... Levent Lemi rolü Okan Bayülgen oynamalı diye yazılmıştı... Hatta Jean Claude'un rolü bile yapımcılar beni fazla hayalci olmakla suçlasa da daha teklif gitmeden bizzat kendisine yazılmıştı... Jean Claude ile sohbetimizde kendisi bana şöyle demişti... "Senin bu filmdeki ben dahil herkesi önceden hayal edip, bilip ona göre rol yazman biz oyuncular için de seyirci içinde büyük avantaj... Yurt dışında senaristler bir rol yazarlar... Sonra yapımcı ve yönetmen oturup bunu kim oynayacak diye kara kara düşünürler... Buldukları kişi de o role ya oturur ya da oturmaz... Sen hepimizi tanıyarak bize oturacak karakterler yaratmışsın"...
Sanırım bu sözler oyuncu senarist ilişkisinin önemini vurguluyor... Ben şu an yazdığım yeni sinema filmimde de böyle çalışıyorum... Filmin konusu ve karakterler belli... O karakterleri kimlerin canlandıracağı da belli... Bu kadarla da bitmiyor... Yeni yazılmış bir filmi en iyi anlatabilecek kişi senarist olduğu için ilk oyuncu görüşmelerindeki etkin kişi de yine senarist oluyor... Ben Sınav'ın oyuncu görüşmelerinde herkesle tek tek kontratlarını yapmış ve ücretlerini bile bizzat konuşmuştum...
Bütün bunlardan sonra ise oyuncularla okuma provalarına sıra gelir... Filmin tüm oyuncularının bir arada olduğu sesli bir okuma provası gerçekleştirilir... Burada amaç tekste yazılanların sağlamasını yapmaktır... Yazılan esprinin vurgulaması tonlaması bazen yanlış anlaşılıp yanlış oynanabilir ve o espri yazıldığı kadar komik ya da duygusal olmayabilir... Okuma provası tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırır... Oyuncuya ve yönetmene senaryoyu ve rolünü en iyi şekilde kavrama şansı verir... Aynı şekilde bir hafta on gün süren bu provalarda oyuncu da bazen senaryoda edilenden daha güzel bir cümle kurabilir... Buna ağıza oturma diyoruz... Senarist de cümleyi bu haliyle daha iyi bulur ve senaryosunu oyuncunun o cümleyi daha etkili kurduğu haliyle düzeltir... Örnek çin Sınav filminin 2 discli DVD özel versiyonunda saklı yumurtlar yani gizli menüler kısmında filmin okuma provasından kesitler görebilirsiniz... İzlerseniz hem sette hem de diğer ön çalışmalarda beni de görebilirsiniz:)
Tüm bunlar bittiğinde motor denir ve sette çalışma başlar... Sette artık patron yönetmendir... Herşey konuşulmuş iş şansa bırakılmamıştır... Bir senarist yönetmene duyduğu saygı, yönetmende senaristin varlığından aldığı güç doğrultusunda sette de yer alabilir... Bu proje için büyük bir avantajdır... Aynı şekilde Sınav bütün bunları yaptığımız için iyi bir sinema filmidir ve ben bütün projelerimde bu ön şartları kabul ettikleri taktirde çalışıyorum...
Kavak Yelleri'ne gelince... Kavak Yelleri benim başladıktan sonra devraldığım bir proje olduğu için ben başladığımda tüm oyuncular ile anlaşılmış tüm karakterler isimlerine kadar belli olmuştu... Benden önce yapımcımız ve yönetmenimiz onlarca senaristle projeyi ortaya çıkarmak için çalışmışlardı... Dolayısıyla orada bana kalan sadece kurulan dünyayı kendi tarzıma ve dilime göre yeniden şekillendirmek ve altına imzamı attığım için kendi seyircimin benden beklediğini vererek ortaya iyi ve şahsıma münhasır bir iş çıkarmaktı... O yüzden Sınav'daki gibi bir ön çalışmamız olmadı...
Bununla birlikte tv dizileri çok süratli ve basit çekildiği için okuma provaları gibi şeylerde yapılamıyor... Bu yüzden bir tv dizisi asla bir sinema filmi kadar kaliteli olamayabiliyor... Zaten yazılan senaryo sete son dakikada çekilen bölüm kanala yine son dakikada yetişiyor... Bu karmaşada ben telefonlarımı kapatıp gece gündüz aralıksız senaryoya gömülüyor, onlar benim yazıp gönderdiklerimi süratle çekiyor oluyorlar... Bu şartlar altında sete gitmek, oyuncuyla dialog halinde olmak neredeyse imkansız... Bir de sağolsun Kavak Yelleri hiç ara vermeden yayınlanmaya devam eden ve biraz da Mayıs ayında artık geç kalıyoruz diye bir senarist ve senaryo ile özellikle de öykü problemi olduğu halde paldır küldür hazırlıksız yayına başlayan bir iş olduğundan bu sete senaryonun son anda gitme durumu hiç çözülemedi... Özetle projede senarist oyuncu dialoğu kopukluğunun böyle matematik sebepleri vardı...
Ama dizi filmlerde bunun böyle olmasını biraz da ben istiyorum... Yani prensip olarak herşeyi yönetmenle konuşup oyuncuyla ilişki içinde olmamayı prensip olarak ben tercih ve rica ediyorum... Çünkü özellikle tırnak içinde "bazı" diye nitelendirebileceğim oyuncuların uzun bölümler süren dizilerde senaristle anlamsız dialoglara girdiği görülüyor... "Benim repliklerim niye uzun, ben niye hep kötü adamı oynuyorum, ben tokat yemem, yumruk atmam, öpüşmem, dövüşmem, ben kaç bölüm daha varım ona göre ev alıcam taksitlerimi ödiycem beni diziden çıkartıcakmısınız bu bölüm niye bana az rol yazdınız, ben o espriyi yapmam çünkü komik bulmuyorum" gibi üzerlerine vazife olmayan konuşmalar yapan oyuncular var... Bunlara oyuncu demeyelim çünkü gerçek bir oyuncu etik olarak böyle ilişkiler içine girmez... Benim bu tarz oyunculara cevabım sert olacağı için küçük set kazalarındaki geçmiş olsun mesajlarım dışında genel olarak tüm oyuncularla irtibatta olmamak benim tercihim oluyor... Yani iyi oyuncularımız da sırf bu etik davranmayan arkadaşlar yüzünden ilişkimizden mahrum kalıyorlar...
Sonuç olarak başta büyük üstad Ayten Uncuoğlu gibi, Yılmaz Gruda gibi başarılı abi ve ablalarımızda bu proje içinde bir günahları yokken görüşemediğimiz abilerimiz ablalarımız oldu... Ayten Abla ile diziden ayrılınca vedalaşmak için arayıp konuşabildik ve şimdi dizidekinden daha sık görüşebiliyoruz:) Yine aynı şekilde Aslı Enver ve İbrahim Kendirci gibi çok sevdiğim ve yakın gelecekde çok daha iyi işlere imza atacaklarına inadığım saygılı ve çalışkan genç oyuncu arkadaşlarımla da bir kaç kez rolleri üzerine konuşma imkanımız oldu... Didem İnselel daha önceki projelerden de dostum olduğu halde bir kaç kez geçmiş olsun ve tebrik telefonu dışında proje boyunca rol ile ilgili hiç konuşmadık... Ama Kavak Yelleri bana yukarıda saydığım ve bunun dışında Ferit Aktuğ gibi Şebnem Hanım gibi (ki kendisi bu diziyle biraz da geç tanıdığım mükemmel bir oyuncudur), Münire ve Suat kardeşlerim gibi çok sevdiğim oyuncularla tanışma ve ileriki pojelerimde daima çalışma arzusunu bende uyandıran bir iş oldu...
Sete ise sadece çekim yokken mekanları görmek için gittim... Örneğin İstanbul'a ilk taşınıldığında gidip özellikle konağı gördüm... Böylece mekanı sizde biliyor yaşıyor ve çekim ekibine giremeyecekleri bir oda ya da çekemeyecekleri anlamsız bir kapıdan girip salona geçme sahnesi yazmıyorsunuz...Çünkü biliyorsunuz ki mutfak girişte hemen solda salon ise üst katta...
Sevgiler
Yigit Abi nezaman cevaplıcak acaba diye bekliyordum =) Uzun uzun en ince ayrıntısına kadar cevap verdigin için cok tesekkür ederim abicim,kafamızda ki soru işaretlerinin bazılarından kurtulmus olduk..Şu espiriyi begenmedim,bana niye az rol verdin vs vs ... birsürü tantana yapan sözde oyuncular da varmıs demek,böyle durumlar da kurunun yanında yas da yanıyor yani...
Buluşma Bakırköy'de mi,süper benim eve cok yakın :D Şeker Cansum noldu senin İzmir hayallerin :P 2. memleketim İzmir,yazında oraya gelir Yigit Abi bende 2 kez görmüş olurum :img-icecr Çatla Cansu Patla Cansu :P:love05:
Ayy allahım cıldırıcam :) bu ne güzel mesajlar böyle :) . Yiğit Abi Okulun Resmi daveti Demişssin GERÇEKTen bu İşi Ciddi Olrak Belirticegim Müdürümüze :) ...
ayrıca yazıdın mesaj gene mütiş abicim ama En güzel Kısmıda
Artık o rock müziğinde herkesin tapındığı bir ilah... Adı Şebnem Ferah...
Sen nasıl ARtık Bizim için Seneryonun Tapındığı Bir ilahsan ... ŞEbo da Bizim için öyle ;)) .
Söyleşi için Kesinlikle KOnuyu msaya yatırıcam müdürümüze
Edit:Buluşma Planları yapılıyor :) .harıka :) .en çok 1 kişi iicn cok sevınıyorum bu sitede:)) (yigit abim biliyor)
1 edit daha :
http://www.fiddleddesigns.com/kavak_yelleri/yemek/kvyelleriyemek2.jpg
Yigit abinin yüzünü göresim geldi bir anda :) kavak yelleri yemeginden bi tanecik foto
*SouLmate* 19-04-08, 21:38 Aman yarabbim:)
Şimdi ilk önce şiirimsilerimizi bir gece buraya koyma fikrine hayran oldum.Hakikaten güzel bir fikir.Elbet herkesin bir gönül yarası,bir acısı,bir kırıklığı,umutsuzluğu vardır şarkıya,şiire,yazıya döktüğü..Onları da sevdikleriyle paylaşmak gibisi yok:)
Gelelim Şebnem FERAH ile ilgili söylediklerine.Kelimesi kelimesine katılıyorum.
Artık o rock müziğinde herkesin tapındığı bir ilah... Adı Şebnem Ferah...:good:
Dün Beyaz Show'a katılmıştı Şebnem.Gerçekten çok çok uzun süredir hiçbir programa katılmamıştı.Ben en son onu Televizyon Makinesinde hatırlıyorum.Herneyse uzun süre sonra nasıl olacak acaba diye merak ettim.Stüdyoda tabir-i caizse kafesine vuran kaplan gibi gümgümdü kalbim:)
Sonuçta Şebnem FERAH hayran olduğum kadın..Gerek karakteri,şarkıları,yaptığı işle..
Sonuç tam da beklediğim gibiydi..Yine her cümlesi ders niteliğinde,içten,sevecen,cana yakın,bir o kadar temiz,dolu dolu..
Dünün etkisinden çıkamamışken senin bugün söylediklerin böyle daha da bir coşturdu içimi:)
------------------------------------------
*SouLmate*
chihiro
*MeLiS*
İstanbulda başka kimse yok mu?
:)
Mayısın 3.haftası herkes için uygun gibi..
Bakırköyde nerede buluşulacak peki?
Ona da karar verelim ve buluşalım:kahve
Ben çıkıyorum yarın kararlaştırırız herkese iyi gecelerbye
billur_beso 19-04-08, 22:27 Artık o rock müziğinde herkesin tapındığı bir ilah... Adı Şebnem Ferah...
Haftaya görüşmek üzere
Sevgiler...
Yiğit Güralp
bir yazı yazarken bile kafiyelenişi unutmaz bu üstad:)abicim harika bir yazı yazmışsın ne diyebilirim ki..Senin gibi işini yaparken(özellikle de bir senarist..)
insanlarla iletişime geçmesi yaptıklarını birebir onlarla paylaşması çok güsel bir şey..Bir kere daha takdir ediyorum ve bir kere daha anlıyorum ne kadar doğru bir insana abi diyoruz..
O güzel şiirlerini,o insanın tam ortasındayken tekradan başa dönüp tekrar tekrar okumak istediği şiirimsilerini:)kitap haline dönüştürüsen eğer ki bu harika bir fikir çok satıcağından kesinlikle eminim.Hele şiirlerin bu kadar önemini kaybettiği günümüzde..Tüm şiir sevenlere,şiiri içten içe özleyenler adına güzel bir adım olur diye düşünüyorum..
Şebnemi bende dün izledim.Gene harikaydı.Onu ilk defa bu kadar iyi şekilde tanıma fırsatım oldu diebilirim.Bu kadar dolu dolu,cıvıl cıvıl..Çok datluydu,sesi gene müthişti..Gene en sevdiğim(zaten tüm şarkılarını seviyorum:))şarkılarını söyledi.Hele helyum aldıktan sonra sil baştanı müthiş söyledi:img-hyste:img-hyste
Sevgili Raymond,
Bu yazdığım şiirimsiler için aslında benden ısrarla bir kitap bekleniyor... O yüzden onları oraya saklıyorum... Ama belki haftada bir gece burada şiir gecesi yapabiliriz... Herkes en fazla bir şiir olmak üzere şiirlerini atar... Hatta daha sonra oylayıp haftanın şiirimsisini de seçebiliriz... Böylece biri yer biri bakar şeklinde olmaz daha iletişimi yüksek bi paylaşım olur...
Valla abi süper fikir aslında. Ama ne zaman başlıcaz, nasıl yapıcaz, herkes yazarmı ki şiiri varsa da?
Şiir dışında makale de olsun bence. Ne biliyim, şöyle hayata dair üç beş sözün de geçtiği güzel bişiler fena olmazdı...
Madem sen de kitap için saklıyosan, herkes elinde ne varsa döksün ortaya. Yazalım, mutlu olalım, mutluluğu paylaşalım. Mutluluk ne olsa paylaştıkça büyür.
Şebnem Ferah için de ayrıca yazdığın yazı süperdi. Dün de izledim, harikaydı. Zaten benim de severek dinlediğim isimlerden birisi. İlk maaşla gidip alıcam albümünü. Sırf iyi bişilere, kaliteli bulduğumuz insanlara, gerçek emekçilere uzaktan bakıp "Aaaa ne güzel film, şarkı, senaryo, kıl tüy..." diyip de bakmakla olmuyo bu işler, olmamalı. Emeklerimizin karşılığını almak için emeklerin karşılığını, "hak sahiplerine" vermek gerek. İyi ya da kötü...
Sevgiler...
[QUOTE=picuska;6705865]Sevgili Raymond,
Bu yazdığım şiirimsiler için aslında benden ısrarla bir kitap bekleniyor... O yüzden onları oraya saklıyorum... Ama belki haftada bir gece burada şiir gecesi yapabiliriz... Herkes en fazla bir şiir olmak üzere şiirlerini atar... Hatta daha sonra oylayıp haftanın şiirimsisini de seçebiliriz... Böylece biri yer biri bakar şeklinde olmaz daha iletişimi yüksek bi paylaşım olur...
ne kadar güzel bir fikir Yiğit abicim :) çok zevkli olur :)
Artık o rock müziğinde herkesin tapındığı bir ilah... Adı Şebnem Ferah...
bencede öyle :good: tartışılmaz bir isim artık :good: sevmediğim şarkısı yok :good: gerek sözleri,besteleri,sesi...:img-in_lo
merhabalar,
Açıkçası ben de bir soru sormak istiyorum, biliyorum birazcık damdan düşme gibi olacak ama:)
benim dizilerle ilgili en büyük sıkıntım süre problemi yani bence bir dizi başlamadan önce kaç bölüm olacağı en azından belli olmalı. neyse sorum bu değil ama bununla alakalı. şimdi bir dizi projesine başlamadan önce süreç nasıl işliyor. kafanızda bir hikaye var ama bu hikayenin sonu da oluyor mu? yoksa bir başlayalım da biz sonuna bakarız mı diyorsunuz?ben ciddi ciddi takarım böyle şeylere, mesela beş bölüm önce gösterilen birşey öyle hiç bir şeye bağlanmadan kalırsa. sürekli beklerim ne oldu diye? mesela bir arkadaşım söylemişti çehov'un kuralın, felsefesini adı her ne iseı: ""Oyunun başında duvarda asılı bir silah varsa, o silah oyunun sonunda patlar, eğer patlamayacaksa o silah oraya konmamalıdır"." şöyle bağlamam gerekirse, bence bir diziye başlamadan önce elde bir hikaye olmalı, başı sonu belli olan, iskeleti oluşturulmuş, aşağı yukarı süresi de belli olmalı, işte bu sürece göre mesela sezonluksa ona göre hikayenin içi doldurulmalı. bir sezonluk başlayıp 80 le giderken birden ikimci sezon da devam etsin diye hız 50 ye düşürülürse, bence büyü bozuluyor. haksız mıyım? bir de demişsiniz ya çoğunlukla kafamda oyuncu bellidir diye, olmadı diyelim tasarladığınız oyuncu anlaşamadınız, yerine hasbelkader biri geldi. siz de izlediniz onu, pek de sevemediniz. repliklerinizi etkiler mi bu durum?
şimdiden çok teşekkür ederim:) hoşçakalın.
Bu güzel şiirleri tek tek okumanın tadının dıışında hepsi bir arada enfestir eminim yemek gibimi ki :)
Gözlerimi ovuşturmam gerekti bu saatte karanlık ortamda bu yazıyı okuduktan sonra ama ne yalan atayım olmadı öyle güzel içten yazmışsınki Yigit abicim okudum çabucacık bitti
Selamlarını iletecgimden emin olabilirsin:)
bu arada ne şans ya İstanbul-Yigit Güralp-konuşmak ne güzeldir şanslısınız hani :)
Sadece şiir olarak diil aslında... Ben şiiri çok sevdiğimden o tarz bir istekte bulunmuştum. Mesela, Şebnem Ferah'la ilgili yazı müthişti cidden. Bu tarz, bizlere ders niteliği taşıyan anıların bile süper olur Yiğit Abi.
Amaç bişiler paylaşmak ve mutlu olmak zaten. Ne mutlu bize ki senin çatın altında sana, bize, ona, diğerine daha da yakın olmak, birbirimizle paylaşmak için bişilerimiz var.
Huzurlu olmak ne kadar güzel...
LesLie_NesLie 20-04-08, 01:32 Merhaba arkadasLar ve Merhaba Yigit bey
Uzun zamandir siteye giremiyorum Nickimide unuttum:happy0064
ilk sayfadan itibaren göz attim baya bisiLer kaçirmisim ama Neyse...
Yigit bey buLusma fikri cidden çok güzeL..Okudugumda çok mutLu oLdum bunu düsünmeniz biLe bence çok ince...
Ben yurtdisinda kaLiyorum ama hafta sonLari sık sık istanbuLdayim..
O yüzden geLme ihtimaLim çok yüksek..
Sevgili Yigit bey...
Bundan yaklasik aylar önce (henüz birtakim tatsiz olaylari yasamadan evvel) size bir özel mesajla seslenmistim, belki hatirlarsiniz..:icon_sorr
Bugüne kadar yaptiklarinizi ne yazikki takip edemedim, ama bu forumda sergilediginiz tavir, size saygi duyan ve begenisini sevgisini dile getiren insanlarla olan diyalogunuza hayran kalmistim, uzaktan uzaga olup biteni izlerken, dayanamadim ve size ne denli saygi duydugumu, takdir ettigimi bir özel mesajla belirtmistim..:img-yes:
Aylar sonra yeniden burdayim, ve yeniden size yaziyorum, bu sefer evinizden seslenerek...Bu platform, internet dünyasinda yeralan forumlardan kendini ayiriyor, söyleki; profesyonel insanlarin birebir hayran kitleleriyle bulusabildigi, karsilikli soru isaretlerinin giderildigi, kuskusuz yegane bir paylasim alani... Hayranlarinizla aranizda gecenleri kah tebessüm kah saskinlikla seyrettigim anlar olmustur, uzunca bir süre...Türkiye sartlarinda sizin gibi bir senaristin yaratilmis olmasi, insana umut vaadediyor...Isini en iyi sekilde yapmak ve büyük kitlelere ulasmak bir marifet degil, ama o insanlarin yüregine dokunmak, onu anlamak ve kendini anlatmaya cabalamaktir asil marifet olan..siz bunu basardiniz ve basarmaya devam ediyorsunuz..:img-hi:
Sizinle birseyler paylasmak istiyorum...Belki biliyorsunuzdur, ben hirsiz-polisi izledim bundan 1 seneyi asan bir zaman önce, ve bu hikaye beni en zor zamanimda bulmustu ve ilk baslarda tereddüt edip kendimi verememistim ama dakikalar sonra icine hapsolmustum..Gel zaman git zaman neler yasanmadi ki...
- hikayeyi benimseme..
- karakterlerle bütünlesmek...
- gidisat ve zaman zaman duygu eksikliginden dolayi hayalkirikligina ugrama...
- eskiye özlem duymak, sitem etmek ama pes etmeyip mücadele etmeye devam etme...
- cesitli mercilere ulasip, senaryoya müdahale etmek..
- reytinglerle bogusmak...
- gercegi ve hayali birbiriyle karistirmak...
- olmayan/olmayacak seylere dair herdaim umut beslemeye devam etmek...
- ana karakterlerin ilk baslarda ki o tuhaf cekim gücüne kendini kaptirip, ve gercek olmasi adina birtakim suursuzca hayallerde bogulmak...
- Ekibin ara ara verdikleri söylesi/röportajlardan dolayi, icinde kocaman bosluklarla yeni güne uyanmak...
- Oyuncularin hayat verdikleri karakterleri hice saydigini ve derin anlamlar yüklemedigine sahit oldukca, kahrolus duygusunu en yogun haliyle yasamak...
-Özellikle bir oyuncunun hirsiz-polis sizin icin ne ifade ediyor demesine; "bilmiyorum, belki 5 sene sonra bilebilirim"...demesi üzerine kendimi/zi koca bir HIC gibi hissetmis olmamiz...
- Terkedildikten sonra senaristler tarafindan bize armagan edilmis; bir kitap haliyle hp ye yeniden kavusacagimizi zannettigimiz anlara gelmistik bu sefer...Kitabi kilometrelerce uzakta yasayan bir arkadasin bana ulastirmasiyla, kendimi yeniden bir HIC gibi hissetmis oldugum anlardan biri idi...müthis bir hayalkirikligi...
Bu liste bundan ibaret degil Yigit bey, ama yoruldugumu hissettim...Size bir nebze olsun yasadiklarimi/zi anlatmak istedim...dertlesmek istedim..Türk olmak böyle birsey, insanlarin hayatlari bundan ibaret; hikayelerden ibaret...2 sene bir süre zarfinda gercekte yasadiklarini degil, ama uzaklarda bir yerde bir adamin ve yahut bir kadinin hikayesinde yasiyorsun ve ne yazikki iliklerine kadar...
Yasadim, yasadik ve bitti...Simdi neden hala basladigim yerdeyim...neden hala sorguluyorum...neden bu yarim kalmislik sona ermiyor...neden sitem yerini serin bir rüzgara birakmiyor...bilmiyorum..:icon_sorr
Senaristlerimizin hp daha hayata veda etmeden, baska bir hikayeye basladiklarini ögrendik ve sonlara dair hikaye icinde yasanan mantiksizliklari buna bagladik...
Sevgili Yigit bey, ben sadece bir izliyeci idim, bir hikayeyi benimsemis ve delice bir tutku ile baglanmis bir izliyeci idim...Karsimdakiler profesyonel insanlar idi, belkide yazmaktan baska hicbir sorumlulugu olmayan insanlar...Bana karsi bir sorumlulugu olmayan insanlardi yada gercekten öylemiydi..
- Sizce benim sitem etmeye (hala sitem etmeye) hakkim varmi??
Siz hirsiz-polisi bilirmiydiniz, nasil bilirdiniz?? ve kisa kisa sizde biraktigi izlenimi ve elestirilerinizi rica etsem bunu dile getirirmisiniz?? Sizin elinizde bu "malzeme" olsaydi sayet ; oyuncu kadrosu ve teknik ekip...HP yarim birakilmis bir efsane degilde, bir fenomen olurmuydu...ve hala hayatta olurmuydu..
Kavak yellerinde oynayan Efe karakteri, hp nin jileti idi...Bu yüzdendir ki izlediginizi varsayiyorum..:icon_sorr
Simdiden tesekkürler...
sevgiyle kalin...
Sevgili maviözlem...
Soruna cevabımı özle mesaj olarak gönderdim... Şimdi burada güzel ve nezih bir ortam oluşturduk... Başka projelerle ilgili mevzuu geçince polemikler başlıyor... Geçmişte benzeri şeyler yaşadık... Burda biz bize olalım istiyorum... O yüzden yazdığım mesaı silip sana özel mesaj olarak gönderdim umarım tatmin edici olmuştur...
Sevgili maviözlem...
Soruna cevabımı özle mesaj olarak gönderdim... Şimdi burada güzel ve nezih bir ortam oluşturduk... Başka projelerle ilgili mevzuu geçince polemikler başlıyor... Geçmişte benzeri şeyler yaşadık... Burda biz bize olalım istiyorum... O yüzden yazdığım mesaı silip sana özel mesaj olarak gönderdim umarım tatmin edici olmuştur...
Tabiki anliyorum...Yanitsiz birakmadiginiz icin tesekkürlerimi sunuyorum...
Basarilarinizin devamini diliyorum, hayallerinizi gerceklestirmek icin önünüze cikacak firsatlarin cok gec kalmamasi dilegiyle...
Sevgiyle kalin...bye
Herkes fikre tamam diyor ve kimse yazmak istemiyor madem, ben yapiyim açılışı da cesaretlendiriyim herkesi.
Her hafta bir şiir yazalım kampanyamızda günlerden pazar saat de 22:30'u geçti. Hadi bakalım, ilki benden olsun. İyi paylaşımlar, iyi okumalar...
SU PERİSİ
Ne zaman aşk bitse bende,
Sorarım nerde gerisi.
Bakmasam da görüyorum,
Masal diil su perisi.
Tutmuş sevdanın elinden,
Sanırsın onun velisi,
Uyanınca da yanımda,
Rüya diil su perisi.
Benden ne istersen dile,
Hayallerin son serisi.
Anlatılır dilden dile,
Öykü diil su perisi.
Ne masalsın ne rüyasın,
Ne unutulmuş bir öykü,
Sevdamsın dünkü, bugünkü,
Sensin hepsi su perisi.
Haftaya görüşmek üzere.
Sevgiler.
Ümit.
Mavi Umut
Tarif edilmez bir hüzünle
doluydu yüregim...
elim sayfalara dogru
gitmek istesede,
canim aciyordu..
cesaretim yoktu...
Duygusalligin, hayallere
teslim olusu idi benimkisi..
ama ne yapabilirdim,
ben bendim...sadece ben...
Gözlerim dolu dolu...
dayanamadim okumaya basladim;
- Çınar! Gitmeliyim… geç kaldım…
aynaya bakmadan,
farkettim gözlerimdeki isiltiyi...
dinlemedim ama biliyordum
kalp atislarimin hizlandigini...
Bir insani mutlu etmek..
nasil birsey idi?
onu umutsuzluktan,
umuda tasimak...
nasil birsey idi?
söylermisin bana...
maviözlem
Haftanın bir şiirimsisi de benden o halde:)
Farkındayım…
Zamansız yazıldı bu şiir
Tıpkı herkesin zamansızca, bir gün
Anadan doğduğu gibi…
Farkındayım…
Zamansız bir itiraftır bu da
Herkesin zamansızca birden
Şair olduğu gibi…
Farkındayım…
Anlaşılmıyor söylediklerim…
Oysa Fransızca bile değil
Yalnızca zamansızca sözcüklerim…
Zamansızca yaşıyoruz keza…
Ne helal olsun diyebildik…
Ne haram olsun diyebiliyorum…
Her şeyin bir yeri bir zamanı var dediler
Düşünüyor, düşünüyorum da...
Ne kadar anlamsızca buluyorum…
Sevdanın vakti saati mi var…
Zamansızca aşık oldum ben de…
Ve belki sırf bu yüzden herkes gibi
Zamansızca ölüyorum…
Yiğit Güralp
Haftanın bir şiirimsisi de benden o halde:)
Farkındayım…
Zamansız yazıldı bu şiir
Tıpkı herkesin zamansızca, bir gün
Anadan doğduğu gibi…
Farkındayım…
Zamansız bir itiraftır bu da
Herkesin zamansızca birden
Şair olduğu gibi…
Farkındayım…
Anlaşılmıyor söylediklerim…
Oysa Fransızca bile değil
Yalnızca zamansızca sözcüklerim…
Zamansızca yaşıyoruz keza…
Ne helal olsun diyebildik…
Ne haram olsun diyebiliyorum…
Her şeyin bir yeri bir zamanı var dediler
Düşünüyor, düşünüyorum da...
Ne kadar anlamsızca buluyorum…
Sevdanın vakti saati mi var…
Zamansızca aşık oldum ben de…
Ve belki sırf bu yüzden herkes gibi
Zamansızca ölüyorum…
Yiğit Güralp
offf Yiğit abim nede çok özlemişim şiirimsilerini :img-icecr nede güzel yazmışsın öyle :img-icecr iyi geldi valla :img-icecr özellikle son kıtya bayıldım :) ellerine yüreğine sağlık :good:
Zamansız şiir demeyin,
Zamanında da şiir demeyin
Hele hic şairim de demeyin
E bari ne deyin
Bir bardak çay demleyin
Çaya gittim şeker yok
Şekeri olsa da kaşığı yok
Ah bu Kavak yellerindeki
Efenin esprilerinin tadı yok
Bir dalda iki kiraz
Gel Aslı sen beri biraz
Bu Deniz oğlan yapmış hata
Nedir sendeki bu ceza
O gece olmayaydı
Mineye hüzün dolmayaydı
Bu Deniz oğlanın hislerinin de
Bir haddi sınırı olaydı
Yiğit oğlan nerdeymiş
Gelip şu Umutu def edeymiş
Bu senaristlerin hayaline
Bizlere merhem süreymiş,,
Su su diye inlerim
Efenin aklına tüküreyim
Gece sabaha kadar bankta oturan ben miydim?
Tüüü sana ben ne diyeyim
Karaktere biraz kafa
Yüreğine biraz vefa
Koyacaksan ortaya bir salata
Bari tadında koy masaya
Bu garip yorumcu ne der
Siz ona aldırmayın diner gider
Kendini şair de sanmayın
Kaptırmış kendini bırakın neylerse eyler...
Bir garip üye: dilekce .. mümkünse kendine bırakılıvere, haa derdi artistlik değildir biline öyle bir garip üye....
imza: Hp ci birazcık deli birazcık veli birazcıkta serseri...:img-hyste
aslı&denizaşk 21-04-08, 20:01 Merhabalar
Benim yıllar önce pencereden bakarken içimden gelen ve o anda bir arkadaşıma mesajla yazıp gönderdiğim şiirimsiye benzeyen bir şey. Şimdilik bunu yazıyorum, maksat paylaşmak. İyi ki başlatmışsın bu paylaşımı sevgili Raymond.
Akşamüstü güneşin kızıllığı denize vurmuş
İçinden bir tekne geçiyor
Gökteyse ay puslu
Gülümsemeye çalışıyor
Benim içimse karmakarışık
Ne düşünsem boş
Belki yıldızlar çıkar...
Herkese sevgiler
Sevgili aslı&denizaşk.
Çalışmaları ben başlatmadım. Bilinmesinde yarar var... Fikir, aslında uzunca bir süredir insanlara huzurlu bir ortam sağlamak isteyen, bunun içinde neyle ilgili olursa olsun buraya yazabiliceğimizi söyleyen sayın Yiğit Güralp'e aittir.
Ben sadece kendisinin şiirlerini görmek istediğimi söyleyince o da her hafta bir şiirimsi kampanyası diyerekten yol verdi, bense sadece ilk yazarak herkesi cesaretlendirmek istedim.
Ben burdan senin de aracılığınla sayın Yiğit Güralp'e ve bu ortamı bize sunan www.dizifilm.com sitesinin değerli moderatörlerine teşekkürlerimi sunarım.
Her hafta bir şiirimside hafta sonları şiir, hafta içleri daha nice yazılarda buluşmak üzere.
Huzurlu olmak gibisi yok...
Sevgiler.
Ümit.
aslı&denizaşk 21-04-08, 21:00 Sevgili Raymod,
Bu fikrin Sevgili Dostum Yiğit'e ait olduğunu biliyorum. Ben sana, iyi ki başlangıcı yani ilkini sen yazmışsın da herkes cesaretlenmiş, devam ettirmiş, ben bile cesaretlendim demek istedim. Yanlış anlama yok yani. Teşekkürler.
Aman efendim, yanlış anlamalar, anlam çıkarmalar gelir geçer, dostluklar, sevgiler baki kalsın. Yanlış anlamak bizdense affola. Mühim olan anlayıp da anlamazlıktan gelmektir bu da daha tehlikelidir diyerekten, şiirimsi hakkımı doldurmamla beraber verdim kendimi öykümsü/denememsi/makalemsi bir olaya. Yazmadan duramamak böyle bişi heralde... İyi okumalar.
ANKARA KADAR AŞK
Ne zaman Ankara'ya gelsem, muhakkak uğruyorum terminale. Bu yerin, yani AŞTİ'nin, bende bıraktığı derin izlerin bakıyorum ki asıl sahibi diil, sadece o izlerin uzunca bir süre uğradığı bir "ziyaretçiymişim" meğer; ayrılanları, kavuşanları, hüzünleri, sevinçleri gördükçe...
Hayata dair kesitlerin en keskin olduğu bu dönemeç, bir zamanlar bizim için de ne kadar keskindi, bilirsin sen de sevgili...O kadar keskin ki, ucunda ya birlikte adım atmak var şu kapıdan dışardaki yaşanacak nice mutluluklara, ya da arkanda koca bir sevdayı, aşkı, coşkuyu, tutkuyu, geleceği, ne biliyim, "adını sen koy"u bırakmak...
Bazı zamanlar kendimi bu terminalin buğusuyla Ankara'nın ayazına kaptırıyorum. Sonuna kadar, sımsıkı kapattığım o gözleri açınca birden kendimi lapa lapa kar yağan, o buz gibi günlerde birbirimize sarılarak içimizi ısıttığımız Güvenpark'ta buluveriyorum. Bilmem hiç dikkat ettin mi sevgili, biz birbirimize sarılmayı bıraktık bırakalı, soğuk kış günlerini evinde geçirmeye başlamış aşıklar. Soruyorum kendime, "Yoksa bizden sonra tüm Güvenpark aşıkları da mı yenik düştü soğuğa?.."
Aslında sevgili, en fazla bende derin izler bıraktığını sandığım, beni en fazla düşündüren yerdir Ankara'nın terminali. İlk ayrılık günlerimizde, en son ardından el salladığım o otobüsü en büyük suç ortağı sayıp, her gelişimde binbir beddua ettiğim bu terminaldir; esasında kimleri ayırdığının yanında, nice canları da birleştirmesi, bunları yaparken de en ufak haz ya da üzüntü duymadan, bu kadar duygusuz kalabilmesidir beni en fazla ürperten. Ankara'nın,senli ya da sensiz, o kupkuru ayazı diil...
Yoksa unutmak mümkün müdür, Emek'in o, binbir "emek"le kurup yücelttiğimiz aşk hikayesini?.. Demetevler'in, Bahçeli'nin sokak sokak şahidi olduğu o hikayenin, üç oda bir salonlu "evi" ile "bahçesini?..."
Unutmak mümkün diildir sevgili... Bu şehrin içimizde, bizim için ilk kez duyurduğu o kalp sesini...
Ümit.
Ne kadar da safmışız,
masallar hep yalanmış
şu kırmızı başlıklı kız
en az kurt kadar varmış...
rapunzel zamanında
küt saç daha modaymış
ve en hain kahramanlar
en masum olanlarmış...
ağustos böceği kaset,
karınca senet yapmış,
yalan söyleyeninse
burnu hiç uzamazmış
meğer aslanlar susar
aynalar konuşmazmış
güzeller ve düşmanlar
hiç mi hiç uyumazmış...
kurşun asker silahlı
polyanna düzenbazmış
don kişot’la savaşı
değirmenler kazanmış...
masallarla büyürsen
normaldir bu olanlar
özetleri dinledin
şimdi gerçek yalanlar...[/COLOR][/I]
Bize söylenmiş ilk yalan
Adamı ebe eden bir oyunda
Fasulyeden oynayışımızdır…
Oysa bi bilsek ki bu daha ne ilk
Ne de son aldanışımızdır…
Sonra birden leylekler kardeşlerimizi
Kuşlar kabahatlerimizi dile getirir…
Soramayız bile “anne söyle”
“Söyle bu pembe yalanlar nedendir”
Büyüklerin bahanesi hep
Aklımızın ermeyişindendir
Ve bir gün bakarız ki
Zaten hayat koca bir oyun
Ne yaşımız ne aklımız ermekte
Ve her gün birileri yine
Her gün bir yerlerde birine
Pembe yalanlar söylemekte...
aslı&denizaşk 27-04-08, 15:07 Merhabalar
Geçen sefer yıllar öncesine ait bir şiirimsi yazmıştım. Bu kez daha yakın zamanda yazdığım bir şiirimsiyi sizinle paylaşıyorum.
Yanlışlar Ve Doğrular
Yanlış zamanlarda
Yanlış insanlar
Doğru zamanlarda
Yanlış bir ben
Kime göre doğru
Neye göre yanlış
Diye sorgulamak varken
Kabullenmişiz söylenenleri
Hiç itiraz etmeden
Oysa uzay geometride
İki paralel düzlem
Asla kesişmezken
Paralel hayatların
Kesişmesi neden?
Doğru bildiğimiz yanlış
Yanlışlarsa bir anda
Doğru olarak geldi karşımıza
Ama yine yanlış zamanlarda
Canım acıyor sırf bu yüzden
Hayat akıp giderken
Sanki dondum kaldım burda
Bütün doğrularımla
ASLI&DENİZAŞK(M.Ç.M.)
Haftanın bir şiirimsisi de benden o halde:)
Farkındayım…
Zamansız yazıldı bu şiir
Tıpkı herkesin zamansızca, bir gün
Anadan doğduğu gibi…
Farkındayım…
Zamansız bir itiraftır bu da
Herkesin zamansızca birden
Şair olduğu gibi…
Farkındayım…
Anlaşılmıyor söylediklerim…
Oysa Fransızca bile değil
Yalnızca zamansızca sözcüklerim…
Zamansızca yaşıyoruz keza…
Ne helal olsun diyebildik…
Ne haram olsun diyebiliyorum…
Her şeyin bir yeri bir zamanı var dediler
Düşünüyor, düşünüyorum da...
Ne kadar anlamsızca buluyorum…
Sevdanın vakti saati mi var…
Zamansızca aşık oldum ben de…
Ve belki sırf bu yüzden herkes gibi
Zamansızca ölüyorum…
Yiğit Güralp
Ah Yiğit Abi'cimm .. Yapmışsın yapacağını .. :D
Son kıt'aya bittimm .. :img-blush ...
Muhteşem yazmışşsınn .. Ellerine+emeğine sağlıkkkk .. !! :happy0064 Devamını da bekliyoruzz!! :happy0064
Ben senin aşk sofranda,
Ne açmış ne tokmuşum.
Dipsiz masallarında,
Bir varmış bir yokmuşum.
Daha konmadan adımız,
Seni görünce doğmuşum.
Dolmamıştı miladımız,
Derdi umutla boğmuşum.
Sen sokağın en çıkmazı,
Yok ki bunun çoğu azı,
Ne siyahsın ne kırmızı,
İşte orda kaybolmuşum...
Haftaya yeni bir şiirimside daha görüşmek üzere.
Sevgiler.
Ümit.
Ben senin aşk sofranda,
Ne açmış ne tokmuşum.
Dipsiz masallarında,
Bir varmış bir yokmuşum.
Daha konmadan adımız,
Seni görünce doğmuşum.
Dolmamıştı miladımız,
Derdi umutla boğmuşum.
Sen sokağın en çıkmazı,
Yok ki bunun çoğu azı,
Ne siyahsın ne kırmızı,
İşte orda kaybolmuşum...
Haftaya yeni bir şiirimside daha görüşmek üzere.
Sevgiler.
Ümit.
Ümit şiirimsi için çok teşekkürler harika yazmışsın yine :good: hepinizinki harika :D
buda yiğit abinin en sevdiklerimden :img-blush
"Altıncı His"
Bir fısıltı var içimde
Sen de duyuyor musun?
Sanki benden seni; kıskanmamı istiyor…
Tanıyor muyum o sesi,
Yoksa o ses ben miyim?
Hiç yabancı değildim oysa bana
Sen de hiç bu kadar olmadın
Ne çoksun şimdi içimde
Aşk mı bu, pişmanlık mı?
Kaybediş mi, öfke mi ne?
Bir sıkıntı var içimde
Sen de görüyor musun?
Sanki benden seni; yine geri istiyor…
İlk hafta katılımları için dilekçe'ye, aslıdenizaşk'a, raymond'a ve maviözlem'e teşekürler...
İkinci hafta şiirimsileri ise yine aslıdenizaşk ve raymond'dan gelmiş bile...
Bu da benim 2. hafta gönderim...
Sevgiler...
Dokunsan Ağlayacak...
Acı ne kadar yakın yüzüme
Gözyaşları ne kadar teşne
Pınarın başında açmış gelincik
Ansızın hazır dökülmeye
Günebakan geceye küs
Sen de bana
Her şey olağan bir bakıma
Aşk mümkün olmayanın ismi zaten
Sonrası biraz mehtap, biraz hicaz
Dokunsan ağlamazdım belki
Gelincik misali süzülenler
Dokunulmadığımdan biraz
Yiğit Güralp
Sevgilim...aydinlik yüzüm...
ucsuz bucaksiz savruldugum,
rüzgarim...sessiz firtinam...
icimden gelen sesin sahibi...
umutlarimi büyüten,
sevgilim...
Dogum ölüm arasinda...
yasama´ya dair ne varsa...
biriktirdigim hayallerimi
avucuna alan ve azad eden...
ardindan iz birakmayan,
sevgilim...
Bir annen´in gözlerine dalip,
isiltiyi secememekten korkup,
ve gözlerini kacirmak gibi...
karanlikta günesi aramak gibi,
sevgilim...
Sana kendimi anlatabiliyormuyum...
yüregimi avucuna sikistirmak,
mümkün degilki...ne yapsam...
gözlerini gözlerime degdirsem,
hapsetsem...söylesene...
yapabilirmiyim...
sevgilim...
Bedenim ve ruhum kac diyor...
yol yakinken...
kendini kaybetmemisken...
ama yapamamki...
hücrelerim benimle gelmez...
ben galiba hic kendimin olmadim´ki...
sevgilim...
Maviözlem
İlk hafta katılımları için dilekçe'ye, aslıdenizaşk'a, raymond'a ve maviözlem'e teşekürler...
İkinci hafta şiirimsileri ise yine aslıdenizaşk ve raymond'dan gelmiş bile...
Bu da benim 2. hafta gönderim...
Sevgiler...
Dokunsan Ağlayacak...
Acı ne kadar yakın yüzüme
Gözyaşları ne kadar teşne
Pınarın başında açmış gelincik
Ansızın hazır dökülmeye
Günebakan geceye küs
Sen de bana
Her şey olağan bir bakıma
Aşk mümkün olmayanın ismi zaten
Sonrası biraz mehtap, biraz hicaz
Dokunsan ağlamazdım belki
Gelincik misali süzülenler
Dokunulmadığımdan biraz
Yiğit Güralp
Yiğit abim yine çok güzel yazmışsın kalemine sağlık :good:
Maviözlem senin şiirimsinde harika paylaştığın için saol :good:
Bir kuş gibi çırpınıyor bedenim,,
Bedenim kalbim,,
Boğazım düğüm düğüm
Hancı gibi bir meçhuldeyim,,
Yerim yok yurdum yok ,
Köşelerde bir yabancı gibiyim,,
Kendimi çığlıklarımdan kurtarıp
Şu an ise sığındığım küçük bir sayfa köşesindeyim
Bir gün bu denlii gözyaşlarına boğulucağım nerden gelirdi aklımaa..
Akşamları ağlamaktan sabahın hangi gün olduğunu bile kestiremiyorum
Hafızam darmadağın
Yapamıyorum dayanamıyorum olmuyor kahrolasıı yüreğim dayanmıyor...
Her gün her an en baştan yeniden bitiriyorum kendimi
Çemberim daralmış,, kısılmış gibiyim..
Tek nokta aydınlık arıyorum
Bulduğum an dünya yeniden kurulmuş sanacağım
Bu denlii bağlanıp kaybetmekten korkmak
Korkmak mı sadece , apaçık kaybetmek
Öyle üzgünüm ki
O kadar da korkuyorum hala
Daha neden korkacaksam?
Ne kalmış ki geriye?
Avuçlarım arasından kayıp gidenlerim kaybettiklerim için hiç bir şey Yapamıyorum..
Ne yapmıştım ki daha önce de
Şimde bu vahlanmalar neye yarar...
Boğazımdaki düğüm hiç bitmeyecek biliyorum
Alıp başımııı gitsem gidebilir miyim?
Çırpınıyorum,,
İyi de gidecek hiç bir yerim yok ki zaten
Sığınıcak hiç kimse yokk.,., Bir tek....var
Ama O da çoktaaaannn......
İçim yanıyor ,
Acıyorr...
Sözüm yarım ruhum yarım
Ve daha bir çok şey yarım.....
cyd_oth_cnsl 29-04-08, 11:16 yiğit abim =) ankarada bulusalım yada istanbul mumkunse 8 hazirandan sonra olsun =)
Teşekkürler Yiğit Abi...
Yaptığın her projenin altına imzanı diil, şerefini, onurunu, insanlığını koyduğun için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Her daim, her sefer kendini diil öncelikle bizleri düşünüp, sadece kendinden diil sevdiklerinden, eşinden, dostundan, arkadaşlarından, kısacası bizlerden başka herşeyden taviz verebildiğin için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Yaptıklarınla, yapacaklarınla herşeyin, toprağın bile kara olduğu bir zamanda sen bizlere beyaz kalmayı öğrettiğin, kendin de o yaptıklarınla "beyaz toprak" olmayı garantilediğin için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Bize her daim sana Abi yazma şansını verdiğin, hem yol hem abilik göstermekte bize bu kadar yakın kaldığın için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Sevdiğin "sevemediğin" her türlü projende sadece geçim derdine düşmüş diil, aynı zamanda "tabiatı seven bir çiftçinin ağaçları ekme, tarlasını çapalama hazıyla" işine duyduğun müthiş saygı için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Birçokları seni eleştirirken bilemedikleri, bilse de anlayamadıkları, başlarına gelmeden de anlayacaklarını düşünmediğim olaylarda, sadece iyi günlerde diil, hastalık ve acı gibi kötü günlerde de, sadece yazma aşkıyla dolu olduğun için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Ya her zaman "bir yol bulduğun ya da bir yol yaptığın", her dönem umut kapısında sıraya geçmiş onca kalabalığa, bir şekilde, "yeni" diil, "fazla fazla" umut dağıttığın için.
Teşekkürler Yiğit Abi...
Ve ben diyorum ki... Aslında sana az bile yazıyorum bunca seni sevenin de senin için neler düşündüklerini görünce.
Ve ben diyorum ki... Özür diliyorum, teşekkür edebildiğimiz için sadece...
O gün Odamda Oturuken Bende bir şiirimsi Gibi birşey yazayım dedim .tAbıkı Olmadı .... yazamadım :S:S .
belkı ılham denılen sey yoktu yada asık falan olmak gerektıı :) .
yazamadım :) .
en ıyııs Ben sızlerın sıırlerını okumakla yetıneyım :) .
en ıyisi yigit abimin şiirlerini okuyayımmm .
en iyisi Ben sözlerimi bitireyim ;) .
tüm şiirimsiler harikaa;) .
billur_beso 01-05-08, 23:17 Ben senin aşk sofranda,
Ne açmış ne tokmuşum.
Dipsiz masallarında,
Bir varmış bir yokmuşum.
Daha konmadan adımız,
Seni görünce doğmuşum.
Dolmamıştı miladımız,
Derdi umutla boğmuşum.
Sen sokağın en çıkmazı,
Yok ki bunun çoğu azı,
Ne siyahsın ne kırmızı,
İşte orda kaybolmuşum...
Haftaya yeni bir şiirimside daha görüşmek üzere.
Sevgiler.
Ümit.
Haftanın bir şiirimsisi de benden o halde:)
Farkındayım…
Zamansız yazıldı bu şiir
Tıpkı herkesin zamansızca, bir gün
Anadan doğduğu gibi…
Farkındayım…
Zamansız bir itiraftır bu da
Herkesin zamansızca birden
Şair olduğu gibi…
Farkındayım…
Anlaşılmıyor söylediklerim…
Oysa Fransızca bile değil
Yalnızca zamansızca sözcüklerim…
Zamansızca yaşıyoruz keza…
Ne helal olsun diyebildik…
Ne haram olsun diyebiliyorum…
Her şeyin bir yeri bir zamanı var dediler
Düşünüyor, düşünüyorum da...
Ne kadar anlamsızca buluyorum…
Sevdanın vakti saati mi var…
Zamansızca aşık oldum ben de…
Ve belki sırf bu yüzden herkes gibi
Zamansızca ölüyorum…
Yiğit Güralp
Merhabalar
Yanlışlar Ve Doğrular
Yanlış zamanlarda
Yanlış insanlar
Doğru zamanlarda
Yanlış bir ben
Kime göre doğru
Neye göre yanlış
Diye sorgulamak varken
Kabullenmişiz söylenenleri
Hiç itiraz etmeden
Oysa uzay geometride
İki paralel düzlem
Asla kesişmezken
Paralel hayatların
Kesişmesi neden?
Doğru bildiğimiz yanlış
Yanlışlarsa bir anda
Doğru olarak geldi karşımıza
Ama yine yanlış zamanlarda
Canım acıyor sırf bu yüzden
Hayat akıp giderken
Sanki dondum kaldım burda
Bütün doğrularımla
ASLI&DENİZAŞK(M.Ç.M.)
Bu üç şiire bayıldım desem yeridir.Sizin deyiminizle şiirimsilere..Uzun zmaan önce bırakmıştım şiir yazmayı ama tekrar başlayacağım gibime geliyor.Ve tabi ilk kendi beğendiğim bir şiirimsiyi burda paylaşabilirim..
Farkındayım
Yanlışlar ve doğrular
miş'li geçmiş zaman
Bu noktada işte yüreğinize sağlık denir.Yiğit abime ümit abimize ve sevgili ASLI&DENİZAŞK ' a çok teşekkürler ederim..
Bu üç şiire bayıldım desem yeridir.Sizin deyiminizle şiirimsilere..Uzun zmaan önce bırakmıştım şiir yazmayı ama tekrar başlayacağım gibime geliyor.Ve tabi ilk kendi beğendiğim bir şiirimsiyi burda paylaşabilirim..
Farkındayım
Yanlışlar ve doğrular
miş'li geçmiş zaman
Bu noktada işte yüreğinize sağlık denir.Yiğit abime ümit abimize ve sevgili ASLI&DENİZAŞK ' a çok teşekkürler ederim..
Rica ederim yanlız sen deyince aklıma geldi...
Miş'li geçmiş ben olucak şiirimsinin ismi... O yüzden hemen editliyorum.
Sevmene çok sevindim umarım sen de yazarsın yeniden. İnsanın en iyi dostu oluyor bazen bir parça kağıtla zar zor yazan sadece "adında" tükenmez yazan mavi bir kalem...
Sevgiler.
3 Hafta geldi... Sayfada da şiirden başka kimsenin bi şey yazdığı yok:)
İyi hafta sonları, iyi haftalar...
HER DEM GENÇLİK
Ne ikinci yeniyiz belki
Ne de filtresiz birinci
Yumuşakça bir kısmımız
Bir kısmımız terliksi
Ama aşığız adamakıllı
Ve dertliyiz besbelli
İpiyle kuşağı denk
Bir kuşağız işte sizce
Eylemlerimiz fiilimsi
Yazdıklarımız şiirimsi
Yiğit Güralp
3 Hafta geldi... Sayfada da şiirden başka kimsenin bi şey yazdığı yok:)
İyi hafta sonları, iyi haftalar...
HER DEM GENÇLİK
Ne ikinci yeniyiz belki
Ne de filtresiz birinci
Yumuşakça bir kısmımız
Bir kısmımız terliksi
Ama aşığız adamakıllı
Ve dertliyiz besbelli
İpiyle kuşağı denk
Bir kuşağız işte sizce
Eylemlerimiz fiilimsi
Yazdıklarımız şiirimsi
Yiğit Güralp
Yiğit abinin farkı diyorum susuyorum :) harika olmuş ellerine sağlık Yiğit abi :good: ilaç gibi geliyor bu yazdıkların :) eminim çoğumuza öyle geliyodur :)
şiirden başka kimsenin birşey yazdığı yok demişsin :) madem aklımda sorular var diğerleri şekillene koysun birini sorayım :)
:) herkesin hayatına yön verdiğini düşündüğü yada bazı noktalarını öne çıkardığını düşündüğü kitaplar olmuştur...öyle bir kitap varmı senin hayatında önemli bir yer tutan :kahve
Yiğit Abi'cim ellerine sağlık çok güzel olmuş...
Bu hafta yazacağım şiirimsi 4 hafta ile en fazla zaman alanı oldu. İyi okumalar, iyi haftasonları...
ANKARA'NIN DİLİ OLSA
Ankara'nın dili olsa,
En fazla bizi anlatır.
Dönmediğin yol bu yolsa,
Yazılmazdı üç beş satır...
Ankara'nın dili olsa,
O konuştukça sen sorsan,
Yağmurları, bulutları,
Bilse de anlatmaz insan.
Ankara'nın dili olsa,
Masal dinler gibi sanki...
Dünya bize masal olsa,
Temiz kalırdı inan ki...
Ankara'nın dili olsa,
O olurdu aşkın ehli.
Gözlerin de kapalıysa,
Dinleyemezsin bu şehri.
Ankara'nın dili olsa,
Dürüstlüğü tek ibadet.
Yarını görmek dediğin,
Biraz nasip biraz kısmet.
Ankara'nın dili olsa,
Durak durak okunmazdı.
Emek susmaz, AŞTİ susmaz,
Vedalar hiç dokunmazdı.
Ankara'nın dili olsa,
Olur muydu başka gören?
Boşuna bekleme hancı,
Gelmez artık o son tren...
Unutmamak anıları,
Hatırlamak vardan yoktan,
Ankara'nın dili olsa,
Bırakırdım bizi çoktan...
Ümit.
aslı&denizaşk 03-05-08, 20:19 Merhabalar
yeni bir şiirimsi haftasonunda beraberiz yine
Geçti Zaman
Ben aşık olduğumda
Sırra kadem basmıştım
Kimse anlamasın diye
Sessiz sessiz ağlamıştım
Umutlar yarınlarımızı
Yarınlar hayatlarımızı
Hayatlar anılarımızı süslerken
Biraz dışında seyirci kalmıştım.
aslı&denizaşk(M.Ç.M.)
Sevgiler Yigit bey...
Bazen susmak en dogrusudur denilir ya, siirlerle susmayi denemek galiba daha akillica...:img-wink: cok sey anlatiyor olmak ve mucize bu ya geri dönüslerin olmayisina sahit olmak..:img-wink:
Yitirmek
Seni yitirdigimde
gökyüzüne baktim,
yoktu yildizlar, yoktu...
bir tanesine ilisti gözlerim...
ama o da sönüktü...
terkedilmis gibiydi...yalnizdi...
Seni yitirdigimde...
yastigima basimi koydugumda...
hayalin geldi aklima,
yer ariyor gibiydi...
kazinmak ister gibiydi
hafizama...ama ürkekce...
onunda gururu vardi pekela,
bir hayalden ibaret olsada...
Seni yitirdigimde
yikarken yüzümü...
islak gözlerle seyrederken
kendimi aynadan...
bir cift göz gülümsedi bana...
icinde biraz hüzün...
biraz masal...biraz ümit ile...
Seni yitirdigimde...
kapiyi acip adim
attigimda hayata;
insanlar...kimi gülen gözler ile...
kimi tedirgin bakislar ile...
seslendiler...
aramiza hosgeldin diye...
Sevgisinden, sefkatinden
kiskandigim bir kadindi o...
Parmak ucuyla yürüyen,
kapilari sessiz acan,
yasadigi farkedilecek diye,
tedirgin olan bir kadindi o...
Her seslenisin ardindan,
ürkek bakislarla arkasini dönen,
gördügü manzarayi caresiz
gözlerle karsilayan bir kadindi o...
Korkularindan arinmis,
aski sirtlamis, hayata galip gelmis,
ucurumlardan dönmüs,
rüzgara direnmis bir mavi kadindi o...
Yigit bey, günaydin!!
Bu sabah birsey düsündüm:kahve Suan icin yeni bir senaryo asamanizda olup olmadiginizi bilemiyorum tabiki...ama benim icimde hala cok özel olan bir yapimin ardindan, simdi söz edecegim arzum daha bir agir basti diyebilirim.:img-wink:
http://www.felicitypage.com/imgs/felicity.jpg
Seneler önce Felicity adli american yapimi bir dizi vardi (1998), izlermiydiniz bilemiyorum...:img-pilot Liseyi bitirmis ve üniversiteye baslama caginda genc bir kadinin baslangic hikayesi idi...Ailenin tek kizi olan ve ebeveynlerin ona dair birtakim kariyer anlaminda planlari olan, aslinda ideal sayilabilecek bir kiz idi... Orta ögrenimini gördügü okulda uzaktan uzaga hep ayni delikanliyi süzmüs ve en sonunda ise tuhaf birsekilde etkilenmeye baslamisti...Yil sonu mezun olan ögrenciler, okul defterine birbirleri hakkinda iyi dilekler diler ve bunu deftere bir kac cümle ile sigdirirlar idi...Malum delikanli Felicity ye dair en ufak bir ayrinti tartmaksizin, hissetmeksizin birseyler karalar...Fakat Felicity bunun bir isaret olduguna karar verip, planlarini altüst ederek, ailesini "terkederek" elinde bir bavul ile hic hesapta yokken cocugun yolundan gider, onun izini sürer ve yine ayni ortamda birer ögrenci oluverirler...:img-yes:
Hikaye iste burada basliyor, Felicity nin hayatina sahit oluyoruz; bilmedigi tanimadigi bir sehir, arkadassiz bir ortam, kendisinden bihaber yasayan asik olunmus adam; yanindan gecse bile belkide farketmiyecek kadar ilgisiz...ve aslinda kendine hitap etmeyen bir ögrenim yeri...
Gelgitler, hayalkirikliklari, mantik savasi veren bir sagduyu cabasi, vazgecis, tutku, aska dair plansiz programsiz sürprizler, dost, arkadasliklar, celiski, dogrular ve yanlislar, ebeveynlerin cocuklarina dayattigi kendilerinin yarim kalmis hayalleri...kariyer anlaminda mantigin, kalbinin derinliklerine saklanmis arzu ile basabas yaristigi ve sonunda yenildigi...Ask aslinda ihtisam, ve bedenlerden ibaret olmadigi...bazen en iyi dosttur ask, en yakinindadir gerceginin cok uzaklarda olmadigi...Yadirganmis arkadaslarla sonradan en iyi dost olunabileceginin yine cok uzaklarda olan bir mucize sayilmadigi..
....iyi bir gelecegi vadeden potansiyeli hice sayip ressam olmaya karar verip, ama bunun aslinda kolay olmadigini yavas yavas anlayip/idrak edip ama yinede umut tasiyarak yürüdügü caddelerde, tertemiz yüzünün yansittigi o tarifsiz aydinlikla henüz yenilmedim isareti verip ve insanlarin arasina karisip...yavas yavas gözden kaybolmasi...:icon_sorr
Iste böyle Yigit bey:) simdi neden anlattim bu hikayeyi diye sorabilirsiniz; kendinizi bulmaya yada kesfetmeye cabaladiginiz zamanlari vardir insanlarin:img-blush iste o zamanlarimda bana eslik etmis bir hikaye idi, Felicity...
Türkiyede ki klise dizilerden uzak; gercekleri katiyen yansitmayan, bir amaca cokta hizmet etmeyen ve aslinda hayallerde düslenenle örtüsmeyen hikayelerden vazgecip..derin ama katiyen yorucu olmayan bir hikaye yi yazmayi düsünürmüydünüz...
...ve bir baska mevzu ise; bir diziyi ilk etapta belli bir bölüm serisi cektikten sonra, yayinlamak nasil olur?? ve ayrica dis etkenlerden korunmus bir yapim olacaktir..:img-wink: ve ayretten bu durumda sözlesme imzalanir, serinin bütün bölümleri yayinlanacak kuralini iceren, ve bu yolda en ufak bir detay gözetmeksizin gerceklesmesi adina..:img-wink: aksi takdirde tazminat ödenilecegi gibi tadindan yenmez birde sart konulursa...:img-icecr O zaman ic karartici bilinmezlikler sona erer, hi?? ne dersiniz..bye
cyd_oth_cnsl 06-05-08, 20:20 Yiğit Abi'cim ellerine sağlık çok güzel olmuş...
Bu hafta yazacağım şiirimsi 4 hafta ile en fazla zaman alanı oldu. İyi okumalar, iyi haftasonları...
ANKARA'NIN DİLİ OLSA
Ankara'nın dili olsa,
En fazla bizi anlatır.
Dönmediğin yol bu yolsa,
Yazılmazdı üç beş satır...
Ankara'nın dili olsa,
O konuştukça sen sorsan,
Yağmurları, bulutları,
Bilse de anlatmaz insan.
Ankara'nın dili olsa,
Masal dinler gibi sanki...
Dünya bize masal olsa,
Temiz kalırdı inan ki...
Ankara'nın dili olsa,
O olurdu aşkın ehli.
Gözlerin de kapalıysa,
Dinleyemezsin bu şehri.
Ankara'nın dili olsa,
Dürüstlüğü tek ibadet.
Yarını görmek dediğin,
Biraz nasip biraz kısmet.
Ankara'nın dili olsa,
Durak durak okunmazdı.
Emek susmaz, AŞTİ susmaz,
Vedalar hiç dokunmazdı.
Ankara'nın dili olsa,
Olur muydu başka gören?
Boşuna bekleme hancı,
Gelmez artık o son tren...
Unutmamak anıları,
Hatırlamak vardan yoktan,
Ankara'nın dili olsa,
Bırakırdım bizi çoktan...
Ümit.
aa bende emekte oturoyum =)
yiğit abim şiirlerin cok gusel gerçekten boyle nasıl yababiliyosun anlamıyorum ?
Yiğit Güralp'i sevmek aslında kendimizi sevmektir...
En büyük tabularımızı insanları yataklara sokarak değil de, herkesin içinde gururundan ağlamayan bizleri ağlatarak yıkabilen bir adam, olmaz dediğimiz özelliklerimizi ortaya çıkararak, zaman zaman da olsa kendini bizim yerimize koyabiliyor demektir.
Rahmetli olmadan rahmetle anılan bu insan, sansürcü olmadığı kadar sansürlere maruz kalmıştır. Daha anlatmak istediğini bile tam anlamıyla anlatmasına müsade edilmemişken, en derin anlamlara yüklenmiştir onun ismi.
Bu ismin tarih sayfalarında altın harflere bile burun kıvıracak kadar büyümesinin birçok sebeplerinden ikisidir; hem sevmediği işi bile zirveye taşıması, hem de "hiçbir ücret talep etmeden" yazdığı senaryolara şiirler, özetler yazması.
Şüphesiz kaşık bükmek, enerji yoğunluğu falan sağlamak, bir dokunuşla hastaları iyi etmek gibi mucizevi(!) özellikleri olmasa da kendi dünyamızı bizlere özgürce yaşayabilme imkanı veren bu insan gerçek bir "fenomen"dir, T.V. de yayınlanan "mucize programlarına" inat.
Kendi menfaatlerini hiçe sayarak insanların çıkarına bişeyler yapmak için didinmek bazı hayranlıkları beraberinde getirecektir elbet.
Yiğit Güralp'in bırakmasıyla ciddi anlamda kendi kendini tüketen bir dizi haline gelmiş, bunu da reytingleriyle ispat etmiştir Kavak Yelleri.
Bu açıdan bakıldığında, Yiğit Güralp hayranlarından bazılarının sırf eski Kavak Yelleri'ni geri istemesi yüzünden son derece çirkin tabirlere ve hakaretlere maruz kalarak bu dizinin resmi sitesinden üyeliklerinin silinmesi, yine ancak Yiğit Güralp'in kendi forumunda kınanacak bir durumdur.
Daha düne kadar bu aileyi yazdığı sıradışı senaryo ile bir araya getiren, bu işi namusuyla zirveye taşıyan, hatta Kavak Yelleri'ni kısa bir zamanda www.dizifilm.com adresinin anasayfasına koydurabilecek kadar büyük bir hayran kitlesi oluşturan bu insan için az bile söylenen sözler yüzünden ortaya çıkan ve "Susmayanları sindirelim." diyen derebeylik zihniyeti, hiçbir zaman susturamayacağı ve sindiremeyeceği bir nesli kendi elleriyle ortaya çıkarmıştır.
Özelini hiçbir zaman bilmediğimiz, detayına da bu sebeple girmek istemediğimiz olaylar yüzünden bir şekilde diziyi bırakmıştır Yiğit Güralp.
Ne çıkardığı bu nesille, ne de yarattığı şaheserle(!) gurur duyabilen büyüklerimiz(!), bizden Yiğit Güralp'i almamış, tam aksine onu bize kazandırmıştır.
Onun sevenlerinin, sadece tek derdi olan dizinin eski haline dönmesini istemesinden, üstelik bunu her daim "kişilikli ve terbiyeli" bir dil kullanarak yapmasından dolayı Kavak Yelleri'nin resmi sitesinden banlanmasını, ancak Yiğit Güralp'i kaybedince ne yapacağını şaşırmış bir topluluğun acizliğine ve çaresizliğine yoruyoruz.
Maalesef bizler için yapılan bir dizinin, bizler olmasa varolamayacak bir dizinin, her hakkı seyircide saklı bir dizinin, Yiğit Güralp sevenlerini bu zamana kadar bu dizinin müşterisi olarak görmesini son derece fütursuzca buluyor, üstelik, adam gibi eleştirmemize rağmen "Siz kimsiniz de bizi eleştiriyorsunuz?" mantığının ancak böyle "sıradan bir dizi" için olacağını var sayıyoruz, efsane Kavak Yelleri için değil.
O mantığın sonucu olarak, birgün herhangi bir devlet büyüğünün, kendisine ceza yazan polise de, hatalı olmasına rağmen, "Sen kimsin ki bana ceza yazabiliyorsun?" diye sorabilmesi, hatalarımızı bir türlü kabul etmemeye devam eden bir toplum olduğumuzun da en açık örneklerinden biri olarak önümüzde durmaktadır zaten.
"Sen kimsin ki?"lerden ibaret olan bu Kavak Yelleri zihniyetinin son derece sevimsiz ve hoşgörüsüz olduğunu düşünüyoruz.
Şu unutulmasın ki, "Küçük tepeleri ben yarattım." edasıyla yaşamaya devam edildiği müddetçe, Yiğit Güralp bizim gözümüzde günden güne daha da büyümeyi ve nice Alp dağlarını çok aşşağılarda bırakmayı alışkanlık haline getirmektedir. Tıpkı bu yazıların da ona duyulan özlemlerin de günden güne bir fenomen için artmasının da artık alışkanlık haline gelmiş olduğu gibi...
Yanlış işlerin altına imza atmayı hobiye dönüştürmüş, eleştirilmeyi göze alamayan ve hazmedemeyen düşünce yapısı, gün gelir demokrasi ve Yiğit Güralp sevgisi içinde boğulur elbet.
Bu böyle biline...
KAVAK YELLERİ AİLESİ
Raymond, hürriyetim, eftelya61, deren1970, dilekce, zeynep-, billur-beso, *Nesli*91, ada_1903, *SouLmate*, zeytine-35, cerenim, 1POYRAZ, anatoliaz, denizmert, sistem, yay, maviözlem, animavi, cyd_oth_cnsl, gs-tugba93, death-life, fatmaaa-, dilara-1905, keremcem_oyku, Apple101, cnmBenim, my.baby.face, emilie_claire, PatriciK, keremcemüke, _gümüşŞ_
cyd_oth_cnsl 06-05-08, 20:25 mağdem kendi şiirlerimizi koyabiliyoruz benimde amatör ve iğrenç bir şiirim var =(,katlancaksınız artık =)
Eğitim önemli,kültür önemli
Ama böylede eğitim olmaz ki !!
Her yıl değişmekte düzen !!
Bakan biz gençleri asıl üzen !!
Neden ? , büyük adamların,
Büyük yerlerde aldığı o sacma kararlar yuzunden,
Yarış haline geldi tüm gençlik ?
Birileri devam etsin bu şekilde
Yalakalar alkışlasın
Onların kararlarına da
Tüm gençlik katlansın !!
cyd_oth_cnsl 06-05-08, 21:03 Arkadaşlar benim içinde zaman açısından ilk buluşmanın İstanbul'da olması daha iyi olur...
Örneğin Mayıs diyelim İstanbul olsun...
Sonra en çok talep gelen ikinci il de Haziran olsun...
Böyle ayda bir gün buluşalım... Ben de gücüm yettiğince her şehire gelmeye çalışayım...
2.şehir ankara olsun yada 3.diyelim ben hazirana kadar beklerim zathen oks malum :( , yiğit abi biliyomusun bazen senin gerçek olmadığını farklı bi boyuttan geldiğini düşünüyorum,benim bir abim var aramızdaki iletişim sıfır,ünüversitede ama geçtim kitap okumayı gazete bile okuyamayan bomboş biri abimle 2 kelime bile edemiyorum senin anlıycanğın,burada yabancı yok, o yuzden bu kadar rahatım anlıycağın sen resmen abimin yerini doldurdun manevi anlamda =) , bu başlık butun dizifilm kadrosundan soyutlanmış samimiyet kokan bi başlık bazen senin burda yazdığın şiirler,yazılar(şebomla ilgli vs) bazen bana 'yiğit abi iyikide ayrılmıs diziden yoksa bu kadar görüşemezdik diyor' tabi sonra kendime geliyorum ve izlediğim tek Türk dizisi olan bu diziyi kaybettiğimi anımsıyorum,ama üzülmiycem artık sen yeni proje ve yapımlarla yanımızda olucan tekrar hiç şüphem yok,biz burda senin yaptığın yeni dizi/filmler hakkında konuşucaz şiirleri/sorunlarımızı yazıcaz sende açıklıycan yeni evlisin biliyorum bigün bi çocuğun olursa coook şanslı olucak =)
-sevgilerle-
mağdem kendi şiirlerimizi koyabiliyoruz benimde amatör ve iğrenç bir şiirim var =(,katlancaksınız artık =)
Eğitim önemli,kültür önemli
Ama böylede eğitim olmaz ki !!
Her yıl değişmekte düzen !!
Bakan biz gençleri asıl üzen !!
Neden ? , büyük adamların,
Büyük yerlerde aldığı o sacma kararlar yuzunden,
Yarış haline geldi tüm gençlik ?
Birileri devam etsin bu şekilde
Yalakalar alkışlasın
Onların kararlarına da
Tüm gençlik katlansın !!
ceydacım niye iğrenç diyosun bence derdini gayet iyi anlatmışsın :) derdi olan şiirimsileri seviyorum :) ellerine sağlık :)
billur_beso 06-05-08, 21:31 mağdem kendi şiirlerimizi koyabiliyoruz benimde amatör ve iğrenç bir şiirim var =(,katlancaksınız artık =)
Eğitim önemli,kültür önemli
Ama böylede eğitim olmaz ki !!
Her yıl değişmekte düzen !!
Bakan biz gençleri asıl üzen !!
Neden ? , büyük adamların,
Büyük yerlerde aldığı o sacma kararlar yuzunden,
Yarış haline geldi tüm gençlik ?
Birileri devam etsin bu şekilde
Yalakalar alkışlasın
Onların kararlarına da
Tüm gençlik katlansın !!
ceydacım öncelikle bir emek varsa birşeyde kesinlikle iğrenç değildir hatta dünyanın en güzel şeyidir o haksızlık etme kendine..Ayrıca bence çok güsel olmuş doğrular bunlar.Hepimiz bir yarışçı misali koşturuyoruz durmadan.Çok saol şiirin için:img-wink:
HER DEM GENÇLİK
Ne ikinci yeniyiz belki
Ne de filtresiz birinci
Yumuşakça bir kısmımız
Bir kısmımız terliksi
Ama aşığız adamakıllı
Ve dertliyiz besbelli
İpiyle kuşağı denk
Bir kuşağız işte sizce
Eylemlerimiz fiilimsi
Yazdıklarımız şiirimsi
Yiğit Güralp
yiğit abi harikasın vallahi..ilk kıtası düşündürdü son kıtası güldürdü beni..Aradasırada da olsa senin kaleminden dökülen üç-beş satır bişeylerle düşünmeye gülmeye ihtiyacım varmış onu gördüm az önce..Tekrardan çok sağol abicim..
ANKARA'NIN DİLİ OLSA
Ankara'nın dili olsa,
En fazla bizi anlatır.
Dönmediğin yol bu yolsa,
Yazılmazdı üç beş satır...
Ankara'nın dili olsa,
O konuştukça sen sorsan,
Yağmurları, bulutları,
Bilse de anlatmaz insan.
Ankara'nın dili olsa,
Masal dinler gibi sanki...
Dünya bize masal olsa,
Temiz kalırdı inan ki...
Ankara'nın dili olsa,
O olurdu aşkın ehli.
Gözlerin de kapalıysa,
Dinleyemezsin bu şehri.
Ankara'nın dili olsa,
Dürüstlüğü tek ibadet.
Yarını görmek dediğin,
Biraz nasip biraz kısmet.
Ankara'nın dili olsa,
Durak durak okunmazdı.
Emek susmaz, AŞTİ susmaz,
Vedalar hiç dokunmazdı.
Ankara'nın dili olsa,
Olur muydu başka gören?
Boşuna bekleme hancı,
Gelmez artık o son tren...
Unutmamak anıları,
Hatırlamak vardan yoktan,
Ankara'nın dili olsa,
Bırakırdım bizi çoktan...
Ümit.
ümit abicim senide çok tebrik ederim.Şiir çok güsel gerçekten..Ankara'da yaşamıyorum ve hayatımda biriki kere geçmişimdir belki ama o şehrin dili olsa bana bize neler anlatırdı artık biliyorum enazından:)Tekrardan çok saol..
Geçti Zaman
Ben aşık olduğumda
Sırra kadem basmıştım
Kimse anlamasın diye
Sessiz sessiz ağlamıştım
Umutlar yarınlarımızı
Yarınlar hayatlarımızı
Hayatlar anılarımızı süslerken
Biraz dışında seyirci kalmıştım.
aslı&denizaşk(M.Ç.M.)
aslı&denizaşk şiir kısa ama çook anlamlı bence..Kşeke devamı olasydı eminimki çok güsel şeyler çıkardı daha da duygulanırdım..O güsel k |