Tüm Versiyonu Göster : Vesaire Vesaire


erten07
08-11-07, 09:18
Tunç Başaran'ın yeni film projesi

Uçurtmayı Vurmasınlar, Abuzer Kadayıf’, 'Piano Piano Bacaksız, Kaçıklık Diploması gibi sinema filmlerine imza atan yönetmen Tunç Başaran, Arda, Eda, Hayta, Vesaire adlı filmin çekimleri için Muğla'nın Marmaris İlçesi'ni tercih etti.


Marmaris'in Armutalan Belde Belediye Başkanı CHP'li Muhammet Ünlü'yü makamında, senaryo yazarı Orhan Lülü ile ziyaret eden yönetmen Başaran, çekimlerin yapılabilmesi için destek istedi. 15 Kasım'da çekimine başlayacağı film için Marmaris'in Armutalan Beldesi'ni uygun gördüklerini belirten yönetmen Tunç Başaran, “Filmin oyuncu kadrosunda Müşfik Kenter, Bülent Kayabaş, Tuna Orhan, Roksen Lülü ve birçok tanınmış sanatçı var. Yedi haftada filmin çekimlerini tamamlayıp 2008 Mart ayı başında gösterime sokmayı düşünüyoruz. Filmin, yörenin tanıtımına katkısı olacağını sanıyorum” dedi.

Armutalan Belde Belediye Başkanı Muhammet Ünlü de filmen çekimi için her türlü desteği vereceklerini açıkladı.
Armutalan Belde Başkanı Muhammet Ünlü, CHP Armutalan Belediye Meclis üyesi Zeki Danışman, yönetmen Tunç Başaran, senaryo yazarı Orhan Lülü beldeyi dolaşarak filmin çekileceği alanları belirledi. Filmin çekimlerinin Marmaris, Armutalan, Kız Kumu, Turgut Köyü Şelale Mevkii ve İçmeler'de yapılacağı belirtildi.

kaynak:milliyet

erten07
02-12-07, 14:21
Hüzün dolu bir film

Türk sinemasında son yıllarda örnekleri sıkça görülen 'ağlatan’ filmlere bir yenisi ekleniyor; Vesaire vesaire.



'Uçurtmayı Vurmasınlar’, 'Piano Piano Bacaksız’ gibi duygu yüklü, izleyenlerin göz yaşı dökmesine neden olan sinema filmlerine imza atan yönetmen Tunç Başaran, 'Vesaire vesaire’ adlı hüzün ve acı dolu bir aşk filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Başaran'ın Mimar Sinan Üniversitesi'ndeki öğrencisi Roksan Lülü'nün senaristliğini ve başrolünü üstlendiği filmin çekimleri, Muğla'nın Marmaris İlçesi'nde sürüyor.

Başrollerini Rutkay Aziz, Roksan Lülü, Aliye Uzanatağan, Taner Barlas, Eser Ali ve Bülent Kayabaş'ın paylaştığı 'Vesaire vesaire’nin çekimlerine Marmaris'te başlandı. Çekimlerin yapıldığı İçmeler Beldesi'ndeki evin bahçesinde, Haita Film'in yapımcılığını üstlendiği, başrol oyuncusu Roksan Lülü ile babası Orhan Lülü'nün senaryosunu yazdığı 'Vesaire vesaire’ hakkında basın mensuplarına bilgi verildi. Yönetmen Tunç Başaran, filmin konusunun, kanser hastalığına yakalandığını ve ömrünün son günlerini yaşadığını öğrenince İstanbul'dan ayrılıp Marmaris'e yerleşen ünlü bir yazarın, burada tanıştığı kendisinden çok genç bir kadınla arasındaki hüzünlü bir aşk öyküsü olduğunu söyledi.

Tunç Başaran, bir gazetecinin Türk sinemasında son zamanlarda sürekli duygusal filmlerin göze çarptığı yönündeki saptamasına karşılık “Ben hep duygusal filmler çektim. Yani bu benim için yeni bir şey değil. Bu da bir aşk filmi. Türkiye'nin aşk filmlerine ihtiyacı var ve ben ülkede iyi aşk filmlerinin çekildiğine inanmıyorum. Ancak şu doğru, çok fazla duygusal film çekilmeye başlandı. Bunların arasında çok başarılı olanlar bulunduğu gibi abuk sabuk olanlar da var” dedi.

Başaran, hangi filmlerin 'abuk sabuk’ olduğu yönündeki soruyu ise yanıtsız bıraktı, gülmekle yetindi.

Rutkay Aziz de daha önce 'Piano Piano Bacaksız’da da birlikte çalıştığını belirttiği Tunç Başaran'la birlikte aynı seti paylaşmanın ve Marmaris gibi güzel bir tatil beldesinde bulunmanın mutluluğunu yaşadığını kaydetti. Aziz, filmin, sinemaseverler tarafından beğenileceğine olan inancını dile getirdi.

Babası Orhan Lülü'yle birlikte senaryoyu yazan başrol oyuncusu Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü öğrencisi Roksan Lülü, “Bölyesine usta bir kadroyla birlikte olmak, çalışmak, benim için çok heyecan ve gurur verici” diye konuştu.

'Vesaire vesaire’nin Marmaris'te süren çekimlerinin Aralık ortasında, ardından İstanbul'da yapılacak çekimlerinin ise bir haftada tamamlanacağı, filmin Şubat ayında gösterime girmesinin planlandığı öğrenildi.

erten07
07-03-08, 08:57
'Vesaire Vesaire' ile beyaz perdeye döndü!

Yönetmen Tunç Başaran’ın, Mimar Sinan Üniversitesinde öğrencisi olan Roksan Lülü’nün okul için yaptığı kısa filmden yola çıkarak çektiği "Vesaire Vesaire" adlı film, 11 Nisan’da vizyona girecek.


2005 yılında Kadir İnanır ve Fatma Girik’in rol aldığı "Sinema Bir Mucizedir" filminin ardından "Azap Yolu", "Pertev Bey’in Üç Kızı" gibi dizilere imza atan Başaran, "Vesaire Vesaire" adlı filmle yeniden beyaz perdeye döndü.

Tunç Başaran’ın, Mimar Sinan Üniversitesinde öğrencisi olan Roksan Lülü’nün okul için çektiği kısa filmden yola çıkarak hayata geçirdiği filmin senaryosunu Roksan Lülü, Orhan Lülü ile birlikte yazdı. Yapımcılığı ve yönetmenliğini Tunç Başaran’ın üstlendiği filmde, Rutkay Aziz, Roksan Lülü, Aliye Uzunatağan, Taner Barlas, Eser Ali ve Bülent Kayabaş rol aldı.

Çekimleri Marmaris İçmeler ve Armutalan’da gerçekleştirilen filmin konusu özetle şöyle: "Sağlığı bozulan ünlü yazar Arda Başar, içinde bulunduğu koşullardan sıkılıp bir anda yaşadığı şehri değiştirme kararı alır. Nereye gideceği konusunda hiçbir fikri olmadan eşyalarını toplar ve kendisini güney sahillerinden Marmaris’te bulur. Burada hayatına giren sevimli bir köpek, genç bir kız ve bir ayyaş, Arda’nın hayatının akışını beklenmedik bir şekilde değiştirir."

erten07
12-03-08, 13:26
http://img142.imageshack.us/img142/2997/232108500542fb0c5abdsg5.jpg (http://imageshack.us)

erten07
17-03-08, 14:23
http://img297.imageshack.us/img297/100/2334597826b772633eefrq2.jpg (http://imageshack.us)

erten07
02-04-08, 11:42
'Veda' 11 Nisan'da vizyonda

Türk Sineması’nın usta yönetmeni Tunç Başaran, 11 Nisanda gösterime girecek "Vesaire Vesaire" adlı filmle beyazperdeye veda edecek.

"Uçurtmayı Vurmasınlar" ve"Piano Piano Bacaksız" filmlerinin ödüllü yönetmeni Tunç Başaran’ın veda filmi "Vesaire Vesaire", 11 Nisanda seyirciyle buluşacak.

Rutkay Aziz, Roksen Lülü, Bülent Kayabaş ve Aliye Uzunatağan’ın
başrolünü üstlendiği film, yaşlı bir yazar ile flamenko dans öğrencisi genç bir kız arasındaki imkansız aşkı anlatırken, aynı zamanda tercihlerin bazen insanlara ait olmadığını da sorguluyor.

Tunç Başaran, bu filmin en az "Uçurtmayı Vurmasınlar" adlı yapım kadar ses getirmesini beklediğini, bundan sonra bilgilerini öğrencilerine aktaracağını belirtti. Başaran, "Bu film, sadece bir aşk filmi değil, aynı zamanda hayatımızın son günü imiş gibi yaşamak ve asla geciktirmemek üzerine bir sorgulamadır" diyerek, son filmiyle ilgili görüşlerini dile getirdi.

"Vesaire Vesaire", 11 Nisanda 38 kopya ile gösterime girerken, galası da 9 Nisan gecesi yapılacak.

erten07
10-04-08, 12:20
Tunç Başaran'ın yönettiği ve başrollerini Rutkay Aziz ile Roksen Lülü'nün paylaştığı ''Vesaire Vesaire'' adlı filmin galası yapıldı.

Cevahir Alışveriş Merkezi Megaplex Sinemaları'ndaki galaya, filmin oyuncuları ile Ali Poyrazoğlu ve Berna Laçin'in de aralarında bulunduğu kalabalık bir davetli topluluğu katıldı.

Senaryosunu Roksen Lülü ve Orhan Lülü'nün yazdığı film, 50'li yaşlardaki ünlü bir yazar ile flamenko dansçısı bir kızın duygusal yakınlaşmasını konu alıyor.

Filmde Rutkay Aziz, Roksen Lülü, Aliye Uzunatağan, Bülent Kayabaş, Taner Barlas ve Eser Ali rol alıyor.

diklo
12-04-08, 12:41
"Vesaire Vesaire": Yumuşak ve samimi

Kerem Akça

Tunç Başaran, yine bir melodram ile karşımızda... Eski durmasına ve senaryosunda zaaflar bulundurmasına karşın, komedi ile trajediyi iyi dengelemesi ve abartılara başvurmamasıyla rahatça izlenen bir yapım "Vesaire Vesaire". İddiasız, mütevazı, samimi ve yumuşak yaklaşımıyla öne çıkıyor

Türk sinemasının 2. kuşak yönetmenlerinden Tunç Başaran, 90'lı ve 2000'li yıllarda da sinemadan uzak kalmadı. "Vesaire Vesaire", en kısa tanımıyla 70'lerin film gramerini samimi bir anlayışla sinemalaştıran bir melodram. Komedi ve dramayı iyi dengelemesi ile dikkat çekerken, yumuşak tonu ve mütevazılığıyla da katharsis alanı açmayı iyi beceriyor... Daha çok Rutkay Aziz'in öne çıktığı oyuncu kadrosunun performanslarıyla dikkat çeken yapım, esas olarak da Başaran'ın oyuncu kullanımındaki yeteneğini yansıtarak ilgi çekiyor...
'Ölüm arifesindeki bir karakterin hayata tutunma çabası' filmi

Film, sinema tarihinde bozucu yönetmenlerin de klasik film grameri kullanan yönetmenlerin de çalışmalarında görmeye alışık olduğumuz 'ölüm arifesindeki bir karakterin hayata tutunma çabası' formülünü kullanıyor. Bunu, bozucu bir şekilde kısıtlı bir zaman dilimine yerleştirmek yerine; 60 yaşlarındaki bir karakterin umut, mutluluk ve heyecan ile yaşama bağlanması üzerine kurmayı tercih ediyor...

Bunun için de, özellikle hayatına soktuğu genç bir kızın duygusal ve ruhani tarafını öne çıkararak etkileyici olmaya çalışıyor. Eda karakteri (Roksen Lülü), ana karakterimizin hayata tutunmasını simgeleyen bir motif aslında. Ona duyduğu heyecan ve aşk sayesinde hastalığından bir şekilde kurtulan karakterimiz, 'macera' ve 'gençlik aşısı'yla ayakta durmayı başarıyor. Yani sinema tarihinde çokça gördüğümüz bir temasal yapı hakim filme...

Samimiyeti, mütevazılığı ve alçakgönüllülüğü ile kendi ölçülerinde başarı sağlıyor...

Peki bunu doğru bir sinema ile perdeye yansıtmayı başarıyor mu Tunç Başaran? 70'lerin film gramerini kullanıp, aslında eski moda bir görsellik benimsese de; samimiyeti, mütevazılığı ve yumuşak tonuyla kendi ölçülerinde başarılı olduğu söylenebilir. Öyle ki hem Rutkay Aziz'in canlandırdığı karakterle, hem de Eda adlı tutku duyduğu karakterle özdeşleşme olanağı yakalıyoruz, her ne kadar Roksen Lülü'nün performansı zayıf olsa da... Tabii karşı komşu ve balıkçı gibi 'samimi mizah' salgılayan yan karakterler de, iddiasız ama eğlenceli duruşlarıyla filmin tonuna katkıda bulunuyorlar...

Başaran, basit planlarla sıradan ama gerekli bir sinema dili kurarak filmi izlenir hale getiriyor. Senaryodaki göze batan kolaycılıkları ve mantık boşluklarını saymazsak, 115 dakikalık süresini hayattan duygusal bir kopma yaşayarak rahatça izlemek mümkün... Bunda, erime tekniği ile sağlanan yumuşak geçişlerin ve ölçülü yakın planların sağladığı duygusallığın da katkısı büyük...

"Vesaire Vesaire", elindeki sıradan hikayeyi abartılara kurban etmeden olması gerektiği bir tonla sinemalaştıran, bunu yaparken 'ölüm' gibi bir kavramı bile dengeli bir şekilde ele alabilen bir film. Eksikleri olsa da, mesaj kaygısı gütmemesiyle 'hem ağlayarak hem gülerek' izlenebilecek yapımlardan biri olmayı beceriyor kendi ölçülerinde...

Kimler izlemeli?

Tunç Başaran filmografisini takip edenler.
Sinemaya 'duygusal arınma' için gidenler.

Kimler izlememeli?

Melodramlardan her şartta nefret edenler.Belli bir yaşın üstündeki karakterlerin başrole yerleştiği filmlerden yabancılaşanlar.


sinema.com

!! Elyf !!
12-04-08, 23:59
Ediz 'Kızım' dedi kaybetti Erol ise peruktan uymadı!

ASLI ÖRNEK - GÜNAYDIN

Tunç Başaran, 'Vesaire Vesaire' filminin başrolü için önce Ediz Hun, sonra Erol Evgin'i düşündüğünü söyledi: Ediz, hikayeyi kavramadı. Peruk takan Erol'un "Saçlarımla ölmek istiyorum" demesi ise seyirciyi çok güldürürdü!..

Türk Sineması'nın 'açıksözlülüğü ile tanınan' usta yönetmenlerinden Tunç Başaran, üç yıl aradan sonra vizyona giren yeni filmi 'Vesaire Vesaire' ile yine adından söz ettiriyor. 70 yaşında 90 dakika top oynayacak kadar çevik, "Beş dakika geç kalsaydınız röportaj yapmayı düşünürdüm" diyecek kadar kurallarına bağlı olan Tunç Başaran'la sinema yaşamını ve 'Vesaire Vesaire' filmini konuştuk.

* Siz filmlerinizi birkaç yıl aralıklı çekiyorsunuz. 'Vesaire Vesaire'nin oluşum sürecinden biraz bahseder misiniz?
Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyim. Bir sürü öğrencim var ve onlardan biri de Roksen Lülü. Biliyorsunuz bunlar, sınıf geçmek için birer kısa film yaparlar. Roksen de küçük bir hikaye ile geldi ve sınıfı geçti. Bir gün ona "Bu çok güzel bir hikaye. Bundan uzun metrajlı bir film çıkarabilirim" dedim.

* Bu sözlerinizden ne kadar sonra harekete geçtiniz?
Roksen'in dediğine göre; 5-6 ay beklemiş ve benden ses çıkmamış. Sonra da oturmuş kendisi yazmış. Bana getirmiş ve "Bundan daha kötü bir şey olamaz" diye senaryoyu kafasına atmışım! Ama o çok azimli bir çocuk; hırsını pek fazla göstermeyenlerden. Nitekim filmin oluşumu üç sene sürdü. Yani 'Vesaire Vesaire' Roksen'in yazdığı 15 dakikalık kısa bir filmden doğdu.

ROKSEN'İ GEÇ FARK ETTİM
* Peki Roksen Lülü filminize oyuncu olarak nasıl dahil oldu?
Filmi çekmemize üç ay vardı. Ben hep "Gidip Madrid'den bir İspanyol kızı bulacağım" hayalindeydim. Çünkü, filmin ana karakterlerinden biri olan Eda, Flamenko dansçısı. Roksen de iyi bir flamenkocu, iyi bir oyuncu aslında ama ben bunu geç fark ettim. İnsanlar evlenir de anne ve babasına davetiye vermeyi unuturlar ya aynen öyle. Roksen'e "Seni oynatacağım" dedikten sonra da erkek oyuncu arayışına başladık.

* Erkek oyuncuyu nasıl seçtiniz?
Roksen'i ilk önce Ediz Hun'la buluşturdum. Ediz hikayeyi kavramadı. Roksen'e "Bu benim kızım" diye hitap ediyordu. Oysa ki, benim filmimdeki aşk diri bir aşktı. Çıplaklığı olmayan, erotik bir aşk! Ediz 'kızım' dediğinde olay bitti! Sonra Erol Evgin'i düşündüm; çok yumuşak ve yeteneklidir. 'Şarlo'yu oynadığında müthişti. Ama filmde öyle bir laf var ki; adam kanser ve karısı "Tedavi ol" diye yalvarıyor. Adam "Hayır ben saçlarımla ölmek istiyorum" diyor. Oysa Erol Evgin'in kafasındaki peruk! (Gülüyor) Vallahi bütün sinema yerlere düşerdi.

* Onun için mi seçmediniz?
Tabii tabii... Kadir İnanır da senaryoyu okudu ve "Ben oynayacağım" dedi. Ama onun filmi ve dizisi vardı, olmadı. Oysa onunla çalışmak büyük bir zevktir. Müthiş profesyoneldir. Rutkay Aziz ise 'Piyano Piyano Bacaksız'dan sonra Türk Sineması'ndaki belki de en iyi performansını bu filmde göstermiştir!

* Filmin adını niye 'Vesaire Vesaire' koydunuz?
Filmin kahramanı Arda, deniz kenarında dolaşırken bir kulübeden ud sesi geliyor. Ve kirli, pardösülü, kafasında şapkası olan sakallı bir adam dışarı çıkıyor. O adam filmin bilge serserisi. Oynayan da Bülent Kayabaş. Konuşurlarken, Rutkay Aziz "Ben artık gideyim ama benim ismim Arda, sizin isminizi dahi bilmiyorum" deyince, bilge serseri de "Ahmet, Mehmet ne fark eder? Vesaire vesaire" cevabını veriyor...

'LİMON SATSIN' DEMİŞLERDİ
* Sizin film hazırlıkları yaparken, her gün sekiz saat koştuğunuzu duymuştum. Bu doğru mu?
Abartmışlar ama hâlâ devam eden bir koşu düzenim var. Sabah 10, akşam 10 kilometre. Her gün yapıyorum. Ben 70 yaşındayım ve 90 dakika top oynuyorum. Sabah saat 4'te Kalamış'ta jogging yapıyorum. Ben bazı senaryolarımı ise yürürken yazarım. Mesela 'Biri ve Diğerleri'ni yürürken yazmıştım.

* Filmlerinizle ilgili eleştiri yapanlara kızıyor musunuz?
26-27 yaşlarındayken bunlara çok üzülüyordum, sinirim bozuluyordu. İlk filmim 'Hayat Kavgası' iğrençti. Öyle ağır tempoluydu ki, izlerken uyursunuz! Onun için Tuncan Okan kötü yazmıştı. 'Yakalasam da gebertsem' diye düşünüyordum ama öldü. Bir tanesi de 'Tunç Başaran gitsin, limon satsın' demişti.

* 'Vesaire Vesaire' lanse edildiği gibi sizin jübile filminiz mi peki?
Yorgunum ve biraz dinlenmek istiyorum. Ama hayatın ne getireceğini de bilemem. Onun için kesin bir şey söylemek yanlış olur. Ama ben nasıl öleceğimi biliyorum! Ya sette ya da... İkincisini söylemeyeyim; anlatabildim mi? (Gülüyor)

Bu toplumda Recep İvedik çok!
* Filmlerinizin gişe yapmasını, sevgi üzerine kurulu olmalarına bağlıyorsunuz... 'Recep İvedik'e baktığımızda, böyle bir şey yok ama inanılmaz gişe yapıyor!
Ben hiçbir zaman gişe kaygısıyla film yapmadım. 'Recep İvedik'i görmediğim için hakkında hiçbir şey söyleyemem. Ama 'Recep İvedik' sosyolojik bir olay ve Türk toplumunun karakterini yansıtıyor. Bugün Türk toplumunda bir sürü Recep İvedik var. Onun için de dört milyon seyirci yapar. Yapsın tabii ki ama gönül ister ki, 'Babam ve Oğlum' gibi filmler de çok daha iyi yerlere gelsin.

* Son dönem yönetmenleri nasıl buluyorsunuz?
Cem Yılmaz çok yetenekli bir adam. Ben onun 'Hokkabaz' filmini gördüm ve çok beğendim. 'Hokkabaz' ismi ve Cem Yılmaz'ın oluşuyla komedi gibi geliyor ama o bir insan filmiydi ve çok güzel çekilmişti.

Zülfü Livaneli'nin sesi yok! Detone olduğunu herkes bilir

* Sizin oyunculara kök söktüren bir yönetmen olduğunuzu duymuştum...
İkinci filmim 'Bekçi Murtaza' 1964 yılında çekildi. Filmde oynaması için Avni Dilligil'i çağırdık. Bana "Genç arkadaşım, ben bu kadar prova yapmam" dedi. "Tabii hocam siz istediğinizi yapın" desem; koca bir kadro var! Yılmaz Kanat isimli prodüktöre "Avni Bey eve gitmek istiyormuş. Bindirin taksiye gönderin" dedim. O kadar! Bir tek laf etmedi. Koca adamı böyle kovdum.

* Siz 'herkes işini tam yapsın ve işine saygılı olsun' diyorsunuz galiba...
Mesela; Zülfü Livaneli'nin mesleği nedir? Müzisyen mi, milletvekili mi, belediye başkan adayı mı? Müzisyen mi, yönetmen mi, senaryocu mu? Böyle bir şey yok! Onun kendi hırsı uğruna milletvekilliğine adaylığını koyması, başka partilere yaramıştır. Hep kendi hırsı yüzünden. Detone olduğunu herkes biliyor; sesi yok! 'Mutluluk'u mu yazacaksın, yaz. Hadi bir de müzik yap. Yap ama 50 işi yarım yarım yapma! Kimse 10 işi tam yapamaz.

Nurseli İdiz beni 25 dakika bekletti

* Sizce Türk Sineması'nda hangi oyuncular disiplinli?
Türkan Hanım hâlâ sete yarım saat erken gelir. Hülya Avşar ve Kadir İnanır da çok iyidir. Kadir'in karşısında oynayanların eli ayağı titrer ama o "Ben de ilk başta böyleydim" diye onları teskin eder. Tarık Akan sete bir kere beş dakika gecikti; ona "S..tir git. Bütün ekibe de beş dakika geç geldiğine dair imza attır" dedim!

YESİN, HESABIMA YAZ!
* Peki geç kaldığı için kızdığınız başka sanatçı olmadı mı?
Bir televizyon kanalının başındaki adam bana "Kaçıklık Diplomasında' Nurseli İdiz'i oynat, 250 bin dolar vereceğim!" dedi. Akrabalığı mı vardı bilmiyorum. O gün de Sadri Alışık'ın cenazesi var. Nurseli İdiz'e "Cenazeden sonra Ziya Restaurant'ta konuşalım" dedim. 25 dakika bekletti. Geldiğinde "Yollar kalabalıktı" dedi. Garsonu çağırdım, "Bak hanımefendi bir şeyler yemek istiyor. Yesin, benim hesaba yaz" dedim. İyi günler dileyip, çıktım. Kanal ertesi gün "Sen kadını kovmuşsun" diye telefon etti.

Hep kendi paramla film çektim
Zamanında evimi ipotek edip film çektim. Reklamcılık yaptım, dünyanın parasını kazandım. Bütün paramı bir tek barda geçen 'Biri ve Diğerleri' isimli filmime yatırdım. Böyle bir cesaret olur mu? Ertesi gün su içecek param yoktu ama hiç düşünmedim. Arkasından 'Uçurtmayı Vurmasınlar' geldi; yine kendi paramla çektim...

Kaynak : Sabah gazetesi

cnslsl
14-04-08, 18:04
bir izleyici olarak uzulerek soyluyorum ki gerçekten kotu bir filmdi. son derece sıkıcı, yaratıcılıktan uzak ve sıradan bir senaryo, oldukça bilindik replikler...roksan lülü'nün oyunculuğu da çok başarısızdı bence. rutkay aziz ve bülent kayabaş'ın oyunculuğu dışında olumlu seyler söyleyebileceğim bir film değil açıkçası ama ikinci bölümde film biraz daha hareketlenıyor dıyebilirim...

deadly_angel
16-04-08, 20:52
Vesaire Vesaire

“Kadınlar anlaşılmak için değil, sevilmek için vardır.”

Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV Bölümü öğrencisi Roksen Lülü’nün babasıyla birlikte senaryosunu yazıp aynı zamanda başrolünde de oynadığı ve hocası Tunç Başaran tarafından yönetilen Vesaire Vesaire, belli ki Lülü’nün kendi hayatından da izler taşıyor. İspanyol bir anneden flamenko meraklısı bir genç kızın öyküsü bu. Filmdeki köpeği bile gerçekten kendisine ait.

Filmin senaryosunda en çok girişte alıntıladığım cümleye takıldım. Bir genç bayanın senaryosunda, kadını erkeğin arzu objesi olmaya indirgeyen, bu denli aşağılayıcı ve sığ bir cümlenin yer almasına şaşırdım. Ama projenin ardındaki iki olgun erkekten birine ait olduğunu tahmin ediyorum bu repliğin. Çok başka bir jenerasyonun kadına bakışını çağrıştırıyor bu laf zaten.

Vesaire Vesaire, genç bir flamenkocu kızla yaşlıca bir yazarın aşk hikayesini anlatıyor. Aralarında neresinden baksanız 40 yaş fark var. Kanser olduğunu öğrendikten sonra bir sayfiye yerinde inzivaya çekilen yazar Arda (o yaş grubu için pek inandırıcı bir isim değil; sizce de öyle değil mi?), burada tanıştığı kıpır kıpır bir genç kız sayesinde yeniden yaşama sevinciyle doluyor.

“Beylik” tam bu filmi tanımlayacak bir kelime. Son derece kalıplaşmış, formülleri uygulamaya çalışan ama basmakalıplıktan öteye gidemeyen bir film Vesaire Vesaire. Elbette kadrajları, ışıkları vs. vs. düzgün. Kağıt üstünde titizlikle hesaplanmış ve sette de aynı hesaplılıkla çekilmiş, klasik bir Yeşilçam işçiliği. Kötü olduğu anlamına gelmiyor bu dediğim ama filmin "yaşamadığı", kartonluktan kurtulamadığı anlamına geliyor.

Aynı şey insanın ağzında doğal durmayan diyaloglar için de geçerli. Komedi unsuru sağlasın diye yaratılmış çöpçü karakteri gibi hiç gerçeklik kazanmayan yan karakterler için de… Bütün bunların neden kaynaklandığına dair de bir fikrim var doğrusu.

Vesaire Vesaire, Roksen Lülü’nün okul için çektiği bir kısa filmden yola çıkılarak yapılmış. Mimar Sinan Üniversitesi’nde yapılan öğrenci filmleri, ağırlıklı olarak Yeşilçam kökenli hocalarımızdan oluşan bir jüri tarafından değerlendirilir. Zaten bu projeleri gerçekleştirdiğimiz atölyelerde de aynı hocalarla çalışırız. Sinemada dramatik yapı üzerine çok net ve katı (yanlış anlaşılmasın, son derece de yerinde) fikirleri vardır bu hocaların. Fakat ister istemez öğrenciler şu yola meylederler: bir Duygu Sağıroğlu’nun, bir Memduh Ün’ün beğenip geçer not vereceği türde filmler yapmaya çalışmak.

Bunun gerekçeleri haklıdır. Film yapmak, kısa bile olsa, çok meşakkatli ve masraflı bir iştir. Kimse dönem kaybedip fazladan bir film için daha para harcamak istemez. Dolayısıyla jüriden geçebilecek türde filmler yapmaya çalışılır. Bizim okulda amaç hiçbir zaman kısa filmci yetiştirmek olmamıştır zaten. Bu filmler hep uzun metraj alıştırmalarıdır.

Vesaire Vesaire de çok Mimar Sinan formülü bir proje aslında. Bir yedinci sömestr projesi olarak ideal. Ancak sinemasal malzemesi uzun metrajlı bir film için biraz demode. Başka okulların öğrencileri veya kısa film çevreleri tarafından sıkça eleştirilen o tek tip MSÜ STV filmlerinin bir uzantısı sadece. Tunç Başaran, Yeşilçam ekolünden gelen bir sinemacı olduğu için, bu projeyi kendine uygun görmüş olabilir. Ama bugün sinema seyircisinin izlemek istediği hikayeler bunlar değil artık. En azından bu tip bir sinema diliyle, üslupla değil.

Filmin, yaşlı bir adamla genç bir kızın aşkı gibi nazik bir mevzuda, bizi ikna etmeyi denemek yerine baştan itibaren seyircisine bunun doğallığını dayatmaya çalışması da pek tatmin edici değil açıkçası. Yaş farkına rağmen birlikte olmayı seçen insanlara dair bir analiz, çok daha derinlikli bir film malzemesi olabilirdi (toplumdan gelmesini bekleyeceğimiz “sübyancı” suçlaması, filmde sadece bir kez, yazarın eski eşi tarafından dillendiriliyor). Ama daha kolay, daha romantik, daha sığ sularda bir film yapmakla yetinmiş Vesaire Vesaire’nin yaratıcıları. Pembe dizi kıvamında… Malesef bu haliyle de pek tat vermiyor.

Kaynak: Beyazperde

hozcan
21-06-08, 16:18
bu filmde izliyeciye ne verilmek istenmiştir anlayamadım arkadaşlar
rutkay aziz neden bu filmde oynamayı kabul etmişki
film okadar kötüki çok sıkıldım arkadaşlar izlemeyenler varsa bilet parasıyla kendilerine bişi alsınlar yazık bilet parasına sakın cdsini alıpta izlemeyin...:icon_whis