Tüm Versiyonu Göster : Sıla - Senaryolar


nslmia
21-11-07, 20:52
************************************************** *********

Senaryolarınıza bu başlık altından, forum kurallarına uygun olarak devam edebilirsiniz.

birzey
21-11-07, 20:56
YÜREĞİM YANGINLARDA

79. bölüm

aradan bir hafta geçmişti ama borandan hiç bir haber yoktu... sıla konağa bile gitmişti borandan haber alabilmek için ama nafile onalrında haberi yoktu...şirketede uğramamıştı... firuz ağa sılanın ne kadar üzgün olduğunu görmüştü ama yumuşamamıştı ginede...
" madem boran ortalarda yoktur...senin başka yerlerde kalman doğru değildir... burada kocanın evinde kalman en doğrusudur... aziz gitsin eşyalarını alıp gelsin..."
sıla ne diyeceğini bilememişti... firuzun bu sert tavrı ve yaptığı emrivaki tabiki hoşuna gitmemişti... ama şu an karşı çıkamnın hiç bir anlamı yoktu biliyorduki borandan başka türlü haber alamzdı... çaresiz başını tamam anlamında salaldı...
sıla şimdiye kadar abayı aramamıştı... çalan telefonda abay ismini görünce bir umutla açtı telefonu...
" sıla nasılsın...nasıl gidiyor evlilik... çok hayırsız çıktınız ama kaç gündür aramıyorsunuz... borana da ulaşmıyorum...neler oluyor sıla..." birden çok konuştuğunu hissederek susmuştu... sılaise dolan gözlerine daha fazla karşı koyamamış biriktirdiği gözyaşarını birer birer aktmaya başlamıştı...
" sıla...ordamısın... ne oldu..."
" abayyyy" diyebildi sıla sadece ve akıtmaya başladığı göz yaşlarını saklamaya çalışmaktan vazgeçrek hıçkırmaya başladı...
" sıla...sen ağlıyorsun... ne oldu söylesene... boran nerde..."
abay çok telaşlanmıştı...aklına gelen tek şey sıla ile boranın tartışmış olabileceğiydi...bundan daha kötüsü gelmiyordu aklına....
sıla çaresizce
" bilmiyorum abay...boran nerde bilmiyorum..."
abay birden bir rahatlamayla...
" boran yine bişeylere kızıp gitti değilmi... sen merak etme...gelir biarzdan...hem gelmese bile gitse gitse ya bağ evine gtmiştir yada hasankeyfe..."
sıla abayı dinliyordu...
" baktım abay baktım... bir haftadır bakmadığım yer kalmadı ama hiç bir yerde yok...yer yarıldı da sanki içne girdi..."
abay birden donmuştu sanki...
" bir hafta mı...sıla sen ne diyorsun... boran bir haftadır yok ortada... "
" hıhı " diyebildi sıla...
" turgayı aradın..."
" aradım... abay aradım ama yok onada ulaşmaıyorum..."
sıla iyice çareiz hissediyordu kendini...
" acaba... opee..." deyip susmuştu...
sıla abayın neden sustuğunu ve ne demek istediğini anlamıştı...
" eğer operasyona gitmiş olsalardı haber verirdi... eminim verirdi... " birden sakinleşerek...
" yoksa vermezmiydi... abay boran beni terk etti..." dedi ve ağlamasını arttırdı...
" sıla... boran snei neden terk etsin... saçmalıyorsun ama... hadi kendine gel... ben hemen mardine geliyorum... sne enrdesin şimdi..."
" ben konaktayım... firuz ağa burada kalmamı istedi..."
" iyi olmuş sıla... ben geliyorum ... sen içini erah tut..."
deyip kapamıştı telefonu....
sılaya içini ferah tut demek ne kadar kolaydı... ama kendi içi hiç ferah değildi... göğsüne bir yumru gelip yerleşmişti ve gitmek bilmiyordu... ne yapacaktı kşme soracaktı boranı bilemedi... önce telefonunu çıkarıp turgayı aradı ama turgaya ulaşılamıyordu.... ardından şivanaı aradı...
" abay ağam..."
" şivan boran neden açmıyor telefonunu..."
" boran ağam bir haftadır yoktur ortalarda ağam... aramadığımız yer kalmadı..."
" bu ne demk şimdi şivan... nereye gider boran..."
" bilmiyorum ağam... boran ağam hiç böyle yapmazdı..."
" yapmazdı ya... en azından bana haber verirdi..." derken birden boranın kaçtığı evihatırladı...kims ebimezdi orayı ... kafası ne zaman esse oraya kaçardı...telefonu şivanın yüzüne kapatıp çıktı hemen dışarı...şivan telefonun kapanmasıyla telefonu gözlerinin önüne larak baktı ve ardından cebine koydu...
" sen bulursun inşallah ağamı ağam..."
abay evden çıkıp doğruca boranla sadece birkez gittiği eve gitti... eve varması ki saatini almıştı...
eve vardığında önce etrafa bakındı... ama etrafta bir sessizlik hakimdi... kimsenin olmadığı belliydi... kapıyı uzun uzun çaldı ama açan yoktu... camlardan içeriyi kontrol etti ama ne yazıkki ev ıssızdı...
"nerdesin boran nerdesin... neler oluyor...."
aklına birden boranın düğün alışverişinde kısa bir süreliğine uğradığı akademideki hoca geldi... eminiö szi biliyorsunuzdur diyerek...akademinin yolunu tuttu... yol tükenmek bilmiyordu uçağa da çok az kalmıştı...
akademiye varır varmaz arabayı ansıl parkettiğini bilmeden... hemen adını bile doğru dürüst hatırlamadığı kişiyi soruyordu kapıdaki görevliye...
" komiser ismail... evet evet... komiser ismail burdamı..."
görevli kısa bir süre düşündükten sonra
" evet burada ikinci kat 506 nolu oda..."
abay hızla çıktı merdivenleri... 506 nolu odanın kapısına vardığında derin derin nefes aldı ve kapıyı çaldı... girin sesiyle içeriye girdi...
" affedersiniz... beni hatırladınızmı... ben boran genconun arkadaşı abay..."
ismail bir süre düşündükten sonra...
" evet szinle karşılaşmıştık sanırım... birlikte gelmiştiniz değil mi...
abay başıyla onayladı...
" szie nasıl yardımcı olabilirim...
" borandan haber alamıyoruz acaba sizin haberiniz var mı diye soracaktım..."
ismail hoca ne demesi gerektiğini bileemişti...aslında bu sorunun geleceğini biliyordu ama yinde hazırlamamıştı verecek bir cevap...
" boran...şey...haberiniz yok sanırım.... operasona gitmişleri ve..."
abay merakla...
" vee..."
" boran... başımız sağolsun..."

eminedeniz
22-11-07, 10:35
nesli'me,ışık'ıma,sayme'me,sevgi'me ve newat'e gelsin bu bölüm...

Masaya geldiklerinde ise Firuz Ağa ve Kevser Hanım’ın da masaya yeni oturmuşlardı. Firuz Ağa “Hoşgeldin oğul” dedi gülümseyerek Boran ise çocukluğundan beri adetiolduğu üzere eğilip babasının elini öptükten sonra annesine yönelirken “Hoşbulduk baba” dedi Sıla ile iki dakika önce yaptığı konuşmayı hatırlayarak gülümserken...

Masaya oturduklarında ise Boran masanın düzeninde bir değişiklik farketti,tabaklar çatallar kaşıklar hepsi aynı hepsi yerli yerindeydi ama masayı değişik kılan bir şeyler vardı sanki. Boran meraklı gözlerle masaı değişik kılanın ne olduğunu anlamaya çalışırken Sıla’da aynı meraklı gözlerle Boran’ın masa da yaptığı değişiklikleri farkedip farketmeyeceğini inceliyordu. Boran ise kendi kendine konuşmaya başlamıştı “Masa örtüsü değişmiş sanırım evet evet senelerdir aynı masa örtüsü ya da farklı renkleri vardı bu masada. Ama değişmiş cok da güzel ve değişik olmuş” diyordu masadaki üzerine kar yağan kardan adam ve kardan adamı sarıp sarmalayan biri kız biri erkek desenli masa örtüsüne. “Eeee sonra bir de küçük küçük nazar boncuklar serpiştirilmiş bu masaya” dediğinde ise kafasını kaldırdı ve kendisine hayranlık dolu gözlerle bakan Sıla’yı farketti. O an anladı masanın bu eğlenceli ve yeni hali Sıla’nın eseriydi ve simdi de Sıla Boran’ın bunu fark etmesinden dolayı cok mutlu olmustu ama Boran emindi Sıla en cok Boran’ın tek bir tahminle bunu yapanın Sıla olduğunu bilmesi halinde mutlu olacaktı. Önce ufak bir oyun oynamak geçti aklından, ama sonra vazgeçti canı Sıla’yı şaka yollu bile olsa üzme ihtimalin de dahi sıkılıyordu. Bir gün Boran Sıla’yı üzdüğünde bugünleri hatırlayan Sıla bile uzun zaman inanamayacaktı yaşananların gerçek olduğuna...

Boran gözleri pırıldayan karısının gözlerine baktı ve gülümseyerek “Masaya elinizin değdiği hemen anlaşılıyor gelin ağam” dedi. Sıla ise artık gözbebekleri mutluluktan kahkahalar atarken “Hemen değil sanırım 10 dakikanızı aldı ağam çözmek” dedi gülerek. Firuz ve Kevser ise bu iki aşığın arasında ki bu tatlı atışmaları gözleri mutluluk gözyaşları ile nemli nemli izliyorlardı.

Masada Fatih’in kız isteme töreninden, Firuz Ağa ve Kevser’in de kız isteme sabahı İzmir’e gelip akşamına da döneceğinden konuşuluyordu. Kevser Hanım ise zamanında önce lafa girip gelinini zor durumda bırakmamak için sabrediyor ve Sıla’nın Boran’a “İstanbul’a gidelim İzmir’e gitmeden önce demesini” bekliyordu. Kevser Hanım iyi biliyordu ki Sıla bu konusmanın arasında bu dileğini yerine getirmezse Boran ile yalnız kaldıklarında asla söylemezdi. Sıla Boran Ağa olduğu icin bir yerlere gelip gitmesinin zor olduğunu biliyordu,bu nedenle de Boran’dan teklif gelmediği sürece bir yerlere gitmekten nadiren bahsederdi ve eğer bahsedecekse de bunu mutlaka Firuz Ağa’nın yanında yapardı ki Boran ile yalnız kaldıklarında Firuz Ağa’dan habersiz aşireti de ilgilendiren bir karar alınmamış olsun diye. Kevser Hanım ise bunu çok iyi biliyordu, bilgelik dolu Kevser Hanım, olgunluğuna hayran kalıyordu. Sıla sonucta İstanbul’da yetişmiş,kendi yaşıtı genç kızlarla kıyaslandığında çok özgürlükçüü bir babanın kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenmiş kızıydı. Tanıdığı bir çok kadından çok çok daha zekiydi Sıla, çok daha nitelikli bir genç kadındı ama hep mütevazi, hep vakur, hep yaşadığı yerin beğenmese de anlamaya çalıştığı kurallarına saygılı olmuştu.

Kevser Hanım yeteri kadar beklediğine inandıktan sonra, “Oğlum bugün senin kuman Ali Eren aradı. Halasını özlemiş herhalde, sen de çocuk giderken biz geliriz dediydin ya, siz acaba İzmir’e gitmeden önce mi İstanbul’a gitseniz” dedi. Boran ise o anda dönüp Sıla’ya baktı gözleri aslından herseyi anlattı o an Sıla’ya “Neden Sıla neden, hep kendinden önce başkalarını düşünmeni anlıyorum ve buna aşığım ama ben, ben başkası değilim söz konusu bensen önce kendini düşünmelisin beni başka türlü mutlu edemezsin” diyordu. Kevser Hanım aslında söylediği için mutlu olsa da oğlunu tanırdı. Oğlunun da Sıla’nın eğer annesi paylaşmasa bile bunu kendisi ile paylaşmayacağını bildiğini de bilirdi. Oğlu aynı zamanda annesinin Sıla’nın çok üzüldüğünü görmese ya da hissetmese de bu şekilde onların planlarına karışmayacağına da bilirdi. “Demek ki” dedi Boran içinden “Ağladı ya da gözleri doldu Ali Eren ile konusurken” kime ve neye olduğunu bilmese de sinirlendiğini hissediyordu.

Sıla ise yaklaşan fırtınayı hissediyordu. Kevser Hanım’a ise minnetle bakıyordu kendisini düşündüğü için...Kevser Hanım haklıydı Sıla bunu asla Boran’a söylemeyecekti, Boran’ın ancak İzmir’e gidip daha sonra da düğün için İstanbul’a gidebilmek üzere işleri ayarlayabileceğini biliyordu. Zaten Amerika’dan gelecek ortakların gelme zamanı da yaklaşmıştı. Sıla yanında lap topu olduğu sürece her yerde çalışabilirdi ama Boran’ın işlerin başında olması gerekiyordu. Sıla Boran’ın kendisini tek başına gönderse bile bunun hoşuna gitmeyeceğini ve Mardin’de herkese hayata zorlaştıracağını biliyordu.Ama Boran şimdi öğrenmişti ve kesinlikle yine o “Bana en azından bana Sıla, bana zayıflıklarını üzüntülerini göster” tartışmalarından biri yaşanacaktı. Ama Sıla aslında gösteriyordu zaten ama Boran böyle anlarda o anları unutuyor sadece ve sadece bu ve buna benzer diğer olayları hatırlıyordu.

Boran ise sadece “Bakalım anne” dedikten sonra Ayşe’nin o sırada getirdiği kahvesinden biri yudum almış, geri kalan yarım saat boyunca konuşmayıp gözlerini annesi ile kız isteme ve düğün hakkında konuşan Sıla’nın üzerine dikmiş ve beklemişti. Sıla en sonunda bütün vücudunda hissettiği bakışlara dayanamayıp Boran’a döndüğünde ise Boran sesinde en ufak bir kızgınlık ya da kırgınlık yokmuşcasına rol yaparak “Sıla Amerika’dan gelecek misafirlerimizin gelmesine bir şey kalmado aslında, seninle sözleşmeye katılmasını istediğim bir ayrıntı hakkında konuşalım mı” dedi

eminedeniz
22-11-07, 10:39
Asena'm bu bölüm sana bak bakalım neden:) ve esinim sana, aynı zamanda sana da betüşüm,eee hadi bari bir de deryacım,zelişim ve canser'cime...

Firuz Ağa’da oğlunu anlıyordu ve hem Sıla’ya hem de oğluna yeterli özel alanı bırakmak için “Eee hadi Kevser Hanım biz de yatalım bugün bizi yordu Sıla evde atom karınca bir oraya bir buraya zıplarken” dedi. Kevser Hanım ise hemen ayaklanıp “Doğru dersin ağam” dedi gülümseyerek ve ekledi “Hadi bakalım iyi geceler size de çocuklar, siz de geç saatlere kadar çalışıp yorulmayın” dedi annelik içgüdüsü hem oğlunu hem de gelini birbirlerini ve kendilerini kırmaktan engellemek isterken...

Sıla ise Boran’ın arkasından çalışma odasına doğru yol alırken bile hissedibiliyordu Boran’ın kızgınlığını hatta kızgınlığından öte kırgınlığını. Fatih ne demişti Sıla’ya “Sıla Boran senin baban,kuzenlerin ya da ben değiliz. Bizim elbette hoşumuza gidiyordu senin bu güçlü hallerin. Bizim gözümüz arkada kalmıyordu. Biliyorduk ki Sıla yıkılmaz, Sıla üzülmez, üzülse de kendi kendini iyileştirir. Ama Boran için bu geçerli değil, Boran senin hayatında ki erkek Sıla, o içgüdüsel olarak ve antropolojik olarak seni korumak ile yükümlü hissediyor kendini. Sıla bu adam seninle aynı yatağı ve en özel anlarını paylaşıyor. Seni sahiplendiği o anların genel hayatınızın da bir parçası olmasını senin kimse ile paylaşmasan da onunla herşeyini paylaşmanı istiyor” demişti. Ama yok işte Sıla hemen değişemezdi ya herkesin ondan beklediği gibi değişiyordu oysa ki “anlamıyor mu beni” dedi kendi kendine...

Bu sırada odaya girmişlerdi. Boran avluya bakan cama geçmiş arkasını dönmüş ve konuşmaya başlamıştı. “Sıla,sen benim karımsın, kadınım,sevgilimsin. Ben senin üzüldüğünü bilmek istiyorum,seni neyi üzdüğünü bilmek istiyorum ve bu üzüntüye de çare bulmak istiyorum.”demişti gayet sakince yönünü Sıla’ya dönerken. Sıla’nın ta ruhuna işleyen gözleri ile karşılaştığında ise “Allah kahretsin Sıla”diye bağırmıştı “İstanbul’a gitmek istiyorsun Ali Eren’i özlediysen bunu bana söyle ve gidelim. Benim işlerim nedeni beni düşünerek bunu bana söylememen bana iyilik değil Sıla. Ben senin üzüntünü bilmediğim ve bunu çözemediğim için kendime kızıyorum çünkü. Bu kadar olgun, bu kadar düşünceli olmak zorunda değilsin bana karşı.” dedi sesi hala yüksek çıkarken. Sıla ise sesini yükseltmeden ama Boran’ı susturacak kadar soğuk bir tonlama ile “Bana bağırma Boran. Bana sakın bağırma” dedi. Derin bir nefes aldı, “Boran benim, senin ben istediğim anda beni İstanbul’a götüreceğinden bir süphem yok. Ama senin ne kadar yoğun olduğunu da bilirken ailemi özledim hadi İstanbul’a gidelim demem diyemem ben. Beni o an, o dakika işin gücün ne kadar önemli olursa olsun götüreceğini bilirken bunun nazını yapıp İstanbul’a gidemem. Ben buraya gelirken, senin ağa olduğunu, senin sorumluluğunun çok olduğunu biliyordum. Ailemi de elbette özleyeceğim, her yeni gelin özler ama her seferinde sana bunun için sığınamam Boran ben yapamam anlıyor musun yapamam” dedi.

Boran ise ses tonunu ayarlayarak “Sıla, bırak buna ben karar vereyim. İş benim sorumluluk benim değil mi ama” dedi. Sıla’nın gözlerine meydan okuyarak bakarken “Madem bu evliliğe başlarken neleri bildiğimizi konuşuyoruz. O zaman ben de senin doğal olarak aileni özleyeceğini, onların İstanbul’da yaşadığını ve zaman zaman oraya gitmemiz gerektiğini biliyordum değil mi” dedi. “Sıla nereye ne zaman gideceğimiz benim sorumluluklarıma ve işlerime bağlı ise o zaman bana bırak bu kararı. Avlunun kuytu köşelerinde annemlerden gizli telefonla konusurken Ali Eren’le ağlayıp bunu benden saklama! Bana üzüldüğünü ve özlediğini anlat. Sana söz veriyorum her üzüldüğünde ya da ağladığında götürmeyeceğim seni İstanbul’a” dedi. Sıla ise bu söze gülümsedi genelde bunun tam tersi için söz verilirdi ama söz konusu Sıla olunca tabii bu söz de değişmişti.

Sıla ise uzak geçen yeteri kadar günleri olduğunu düşündüğü için ve canı Boran’la küs kalmak istemediği için gülerek Boran’a yaklaştı. Ellerini boynuna dolayıp kulağına Boran’ı çileden çıkaran o hareketle “Eee o zaman sözünüze güvenelim Ağa’nın eli tutulmaz değil mi” dedi. Boran ise Sıla’nın o kısık sesini kulaklarında, sıcak nefesini boynunda hissetmesi ile zaten kendinden geçmişti. Sıla’yı kolundan tutup hızla hemen çalışma odasının karşısında bulunan odalarına götürmüştü.

Ve sabaha kadar Sıla’ya yine yeniden onu ne kadar sevdiğini anlatırken Sıla’da Boran’a aslında ona nasıl da teslim olduğunu anlatmıştı. Sabaha karşı uykuya daldıklarında ise ikisinin de ruhu aynı şarkıyı söylüordu.

sen benim başıma gelen en güzel şeysin bugüne kadar
sen benim canımı yakan en tatlı şeysin bugüne kadar
gururlu, gizemli, asil sevgilim
gidene kadar bitene kadar sonuna kadar
aşk tanrısıyla dansettim dün
seni bana anlattı hep
kalp ağrısıyla dertleştik dün
aklımda sen sadece sen
(Kenan Doğulu-Aşk Tanrısı)
byebyebye

hoppala20
22-11-07, 16:33
AĞLA KALBİM....


bütün gün çabaladım yetişsin diye çıkmadan da ekliyeyim valla sabah eklicektim ama dayanamadım yine... eğer bugün yazamasaydım haftaya perşembeye kadar yazamazdım kolay kolay.... heyifli okumalar diliyorum....

vuslat isteyen bekleyen herkese gelsin.... beklediğiniz gibim olmayabilir çünkü çok sıkışık bir zamanımda yazdım... bazı yerleri hiç okumadım bile inanın...


- Boran yapma… dedi biraz kıpırdanarak…
- Neyi… diyerek sılaya doğru eğildi burnuna ve yanağına küçük küçük öpücükler kondurarak kendini geri çekti…
- Biri görecek şimdi lütfen…
- Görsün… Hem karım değil misin ne var bunda….
- Boraannn…
- Sıla… Hadi odamıza gidelim diyerek dudaklarına yöneldi sılanın cevabını beklemeden kapmıştı bile alt dudağını…






Bölüm 82 ;




- Boran bir eli sılanın kazağının içinde belinde diğer eli ise sılanın yanağını okşarken öpüşlerini daha da hızlandırmıştı… Sıladan kendini ayırarak nefes bile almadan tekrarladı… ‘ Lütfen ’
- Boran... şu elini belimden çek huylanıyorum…
- Boran gülümseyerek eğildi sılaya alnını alnına dayayarak elini belinde gezdirdi kısa bir süre… Odaya çıkalım… Kimseye görünmeyiz…
- Olmaz… Ayıp olur…
- Ne ayıbı sen benim karım değil misin?...
- Öyle de… Yani… Şey…
- Korkuyo musun yoksa?... dedi imayla sılaya gülümseyrek…
- Boranı kendinden iterek ‘ ne korkması ben mi? Hem neden korkacakmışım ki korkmamı gerektiren bi durum mu var yani ’ dedi borana bakıp sonra hemen bakışlarını yere eğerek…
- Yok tabi… Sen SILA GENCO sun neden korkacaksın ki dimi…
- Hem beni utandırmaktan da vazgeç boran ağa… Korkmuyorum işte…
- Utandırmak mı?... Ben mi?... Hem bunda utanılacak ne var ki?... Biz karı koca değimliyiz? Birbirimizi sevmiyouz?... dedi sılanın başını kaldırıp kendine bakmasını sağlayarak…
- Öyle tabi de… Hem.. hem ben açım dedim dimi… Ne odası bu saatte…
- Yani yemeği bana tercih ediyosun öyle mi?...
- Hayır yemeği bahane ediyorum saat daha 7 boran bu saatte odaya girip yemeğe katılmazsak arkamızdan yapılacak fısıldamaları düşünmek bile istemiyorum… Ayıp yaa…
- Ya ne derlerse desinler…
- Olmaz dedim… Daha bi akşam yemeği yemedik topluca daha ayıp olur hem bırakmazlar zaten…
- Offf sıla offf…. Sana kavuşamadan hasret gideceğim bu dünyadan…. Sonra yanıp tutuşacaksın ardımdan….
- Hiihhhh Allah korusun deme öyle şeyler…. Diyerek eliyle susturdu boranı… Ben seni çok seviyorum boran hemde çok… Beni bırakıp bi yere gidemezsin sen anladın mı gidemezsin…
- Daha senle yaşayacağım o kadar güzel günler ve geceler var ki inan bi yere gitmeye niyetim yok sıla…
- Hala gece diyosun ama….
- Seni istiyorum bu suçmu sıla? Tenini tenimde hissetmek istiyorum, gerçekten benim olmanı istiyorum, Yalnız benim, yalnız bana ait, benim kadınım olmanı istiyorum…
- Ben zaten yalnızca seninim boran yalnızca… Ama…
- Tamam anlaşıldı önce yemek… Önce karnını doyurmamız lazım… en iyisi hemen gidelim…
- Tamam gidelim ama önce teşekkür etmem lazım sana..
- Az önce ettin ya… Hem ne teşekkürü asıl ben teşekkür ederim bana böyle güzel günde eşlik ettiğin…..
- Şşşş diyerek sıla susturdu boranı biraz parmakları ile doğrularak dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı ‘teşekkür ederim canım ’ diye fısıldadı gözlerini boranın gözlerine dikip ellerini de boynuna dolayarak….
- Sıla sen benim sabrımı deniyosun galiba az önce öpme diyodun yapma diyodun şimdide sen beni öpüyosun…
- Teşekkür içindi ama başka niyetim yoktu benim…
- Tamam, peki… diyerek sahip oldu sılanın dudaklarına hızla… Öpüşünde aşkını, sılayı nasıl istediğini belli eden tat bırakıyordu sılanın dudaklarında diliyle gezinirken… Sıladan dudaklarını ayırdığında ‘ bende teşekkür ederim ’ dedi zoraki nefesiyle… Tekrar sılanın dudaklarını öpmeye koyulmuştu ki ‘ öhö öhö ’ diye duydukları sesle ayrılmak zorunda kalmışlardı boran sesin geldiği yöne bakarken sılada boranın arkasına geçerek atlara bakmayı tercih etmişti…


- Ağam… sizmi geldiniz… bende bu sesler ne diyodum…
- Hııı biz geldin Osman amca… Şu atlara bakıverde biz yukarı çıkalım…
- Tamam ağam bakarım…
- Hadi Sıla biz gidelim…
- Hıı tamam gidelim diyerek boranın kendisine uzattığı eli tutarak başını yerden kaldırmadan çıktılar ahırdan…
- Eğme şu başını Sıla..
- Rezil olduk yine… Offf boran…
- Teşekkür etmek isteyen sendin ama…
- Benim teşekkürüm seninki gibi baş döndürücü değildi ama…
- Sen öyle san sılam… Senin bana her dokunuşun benim başımı döndürmeye yetiyor bunu hala anlıyamadın mı?... dedi durup sılaya bakarken….

- Hoş geldiniz ağam…
- Hoş bulduk bade… Babamlar nerde…
- Avludalar yemek sofrasını kuruyoruz… Nasılsın Sıla…
- İyiyim bade saol… dedi ama sesişndeki soğukluğa kendisi bile şaşırmıştı…
- Ben mutfağa ineyim… diyerek ayrıldı yanlarından…
- Sıla boranın elini bırakarak hızla çıkmaya başladı merdivenleri… Kendisine inanamıyordu daha önce kıskanmamıştı kimseyi böyle delicesine ve hata mı yaptım acaba burada kalmasını isterken diye tuhaf bir düşünceye kapılmıştı ki boranın ellerini avuçlarında hissetti…
- Sıla bekle… ne oluyo…
- Afedersin… ben.. ben..
- Tamam bitanem… hadi babamların yanına gidelim…
- Tamam… diyerek borana eşlik etti… Aklında binbir düşünceyle…
- Bu arada sen odaya gidip üzerini değiştirmek istersin dimi…
- Yooo ne gerek var ki?.. Sonra çıkarırım…
- Yok yani ben rahat edemezsin diye dedim…
- Hıı merak etme ben rahatım böyle… dedi gülümseyerek…
- Çok mu hoşuna gidiyo Sıla beni böyle deli etmek…
- Evet gidiyo… Ne yapabilirim sende kıskanınca bu kadar yakışıklı olmasaydın…
- Demek beni yakışıklı buluyorsun… Hiç söylememiştin bunu… Öğrendiğim iyi oldu…
- Bu demek oluyo ki birdaha söylemeyeceğim…
- Neden…
- Baksana hemen gözlerinin içi gülmeye başladı… Söylemem birdaha…
- Ama ben senin ne kadar güzel olduğunu her fırsatta söylüyorum… Hem ben sana söyletmesini bilirim…
- Yaaa nasıl yapacakmışsın peki…
- Hele bi odaya geçelim görürsün nasıl oluğunu… dedi sılaya imalıca bir bakış atarken…
- Sıla tam bişey söylemeye yeltenmişti ki…
- Aaa geldiniz mi?...

hoppala20
22-11-07, 16:36
Bölüm 83 ;



- Geldik Narin geldik…dedi sılaya bakıp gülümserken…
- Nasılsın Sıla…
- İyiyim narincim çok saol…
- Çok yakışmış pantolon sıla bence hep giymelisin… Bi başka olmuşsun sanki…
- Saol narincim bende hep giymeyi düşünüyorum zaten…
- Ne demek hep giymek yok olmaz…. Bugünlüktü o
- Oda nerden çıktı abi…
- Nerden çıktıysa çıktı işte olmaz dedim…
- Bal gibide olur boran ağa…. Sana mı soracağım ben ne giyeceğimi… İşi inada bindirme istersen… Giyerim diyosam giyerim…
- Abi ne var ki bunda çokta güzel olmuş…
- Zaten sorunda o ya narin çok güzel olmuş… Bir başkasının ona benim gibi bakmasına ben dayanamam… Bu sefer dayanamam…
- Yani elbise giyilince başkaları bakmıyor mu bana boran saçmalıyosun…
- Haklısın bakan baktı bakanların gözlerini oymam lazım değil mi sıla?.. dedi imalı bir şekilde
- Sıla boranın emreyi kastettiğini anlamış ve borana bir cevap vermeden uzaklaşmıştı yanlarından…
- Abi çok abartıyosun ama… Bu kadarda gidilmez ki bir pantolon yüzünden kızın üzerine…
- Biliyorum biliyorum ama… offf sıla offf…
- Kıskanmanın da bir sınırı olmalı ama… Sevdiğin insanı böyle üzemesin buna hakkın yok…
- Bu kadar çok seversen var narin var… Ben onu gözümden sakınıyorum…
- Sakınıyorum derken yakında oda kendini sakınmasın senden… diyerek sılanın peşinden gitti….


Sıla üst avluya yemek sofrasının kurulduğu kata çıkmıştı üzüntüyle… Neden boran neden bana bunu yapıyosun…

- Hoş gelmişsin kızım….
- İyi akşamlar… hoş buldum… Nasılsınız…
- Bizler iyiyiz çok şükür senin neyin var yüzün düşmüş…
- Yok bişeyim yoruldum bugün ondandır… Çok gezdik atla…
- Eyi eyi yorgunluk olsun Allah başka dert vermesin…
- Amin anacım…. Diyerek boran geldi yanında narinle….
- Gel oğul gel… hoş gelmişin…
- Saol ana… Babam nerde…
- Yemek hazır olunca çağıracaz…
- İyi… Azizle şivan geldiler mi?...
- Geldiler geldiler…. Baban dinlesinler diye yolladı…
- İyi yapmış yarın konuşurum onlarlada…
- Nasıl buldun buraları sıla kızım…
- Çok güzel Kevser anne… Bizim oralarda güzel ama buralar daha bi başka güzel…


Kevser dahil herkes sılanın anne deyişiyle çok sevinmiş bakışlarını ışıldatarak sılaya çevirmişti.. Sıla ise farkında olduğu bu duruma sanki normal bişeymiş gibi umursamazca davranmayı tercih etmişti… Bakışlarını başka yöne çevirmiş boranla göz göze gelmekten kaçınmıştı…

- Yanında sevdiğinin olduğu heryer güzeldir kızım… Ondan buralar sana daha güzel gelmiştir…
- Belkide… diyerek orada bırakmıştı sözü… Ne uzatmaya gücü vardı ne de boranın söze girip onunla daha fazla konuşmaya… Kırgınlığını kendi içinde yaşamaya karar vermişti bu sefer… Yalnız kendi içinde… Ama boranı da yakarak bakışlarını ondan ayırarak…


- Sofra hazırdır hanımağam….
- Tamam ayşe… Ağanada haber et…
- Ben çağırırım… diyerek sıla kalkarak uzaklaşır oradan…
- Ne oldu oğul… Nesi var kızın…
- Yok bişey ana alırım gönlünü biraz fazla üstüne gittim sanırım…
- Sende oğul buldun gül gibi kızı mutlu olacağın yerde üzüyosun..
- Haklısın anam merak etme alırım ben onun gönlünü… Hem ne bu böyle gelin sevdası bak alınırım ama Kevser Sultan…
- De get işine alınırmış… Üzmek yok gelinimi artık anne de diyo bana… Daha ne isterim…
- Papacumuz damda yani dimi anne ben sana yıllardır ana diyorum…
- Narinim etme kuzum sen başkasın bilmez misin… Hem siz benle alay mı geçiyonuz de hadi sofraya….
- Boran ve narin gülerek otururlar sofraya…


Sıla Firuzun yanına gelmiş kapıyı tıklatarak girmişti içeriye…

- Merhaba efendim…
- Gel kızım… Hoş geldin..
- Saolun… Yemek hazır sizi bekliyoruz…
- Tamam gidelim… Sen iyi misin?...
- Şeyy iyiyim tabi… Biraz yoruldum çok gezdik ondan herhalde…
- Hadi gidelim o vakit…

Sıla yine boranın yanındaki yerine geçerek oturmuş ve başlamışlardı yemeğe… Ayşe merdivenlerden koşarak ortaya koyduğu yoğurtlu havuç salatasıyla da rahatlamış gibi bir ohhh çekmişti.. ( valla canım çekti çok mu kötüyüm nee)

- Gelinağam sen sevdiğini söylemiştin bağ evindeyken… Yapmak şimdiye nasip oldu…
- Ayşe sen bitanesin çok teşekkür ediyorum… Evet çok severim… annem de çok güzel yapar… ellerine sağlık canım..
- Afiyet olsun…


- Oooo afiyet olsun…
- Aaa abay hoş geldin gelsene…
- Baktım senin arayıp soracağın yok ben bi uğrayayaım dedim…
- Haklısın valla ne desen diyecek sözüm yok…
- Sen dua et yeni evlisin yoksa sorardım sana bunu….
- Geç oğul yemek yiyelim… Ne zamandır soframızda görmedik seni…
- Valla iyi olur Kevser ana… baksana arkadaşımın hiç yemeğe davet ettiği yok valla. Sende olmasan…
- Abay ama olmuyo böyle…
- Tamam aslanım şaka yapıyorum ben bilmem mi seni…
- Nasılsın abay….
- İyiyim yenge sen nasılsın…
- Saol iyiyim… Ama yenge demek yoktu hani…
- Tamam sıla… dedi gülüşerek yemeklerini yemeye başladılar…

hoppala20
22-11-07, 16:38
Bölüm 84 ;



Herkes bi tarafta kahvelerini yudumlarken Abay ve Boranda yalnız kalma fırsatını yakalamışlardı uzun zamandan sonra ilk defa…


- İyi gördüm seni…
- İyiyim Abay saol… hemde çok iyiyim…
- Gözlerin öyle demiyor ama… bişey mi oldu…
- Sılayı biraz üzdüm galiba ama gönlünü alırım… onun dışında her şey çok iyi..
- Yani..
- Yanisi beni seviyo… hemde çok…
- Çok sevindim boran inan çok sevindim… Allah hep mutlu etsin inşallah… hak ediyosunuz ikinizde bunu…
- Saol abay…
- Sıla çok iyi bir kız boran…
- Biliyorum abay inan ki çok iyi biliyorum… O kadar farklı ki dikbaşlı dediği dedik kızmaya görsün bişeye gözü kimseyi görmüyo…
- Seni demi?...
- Hele beni hiç görmüyo alevler fışkırıyo sanki beni yakan o gözlerden…
- Boran… Sen çok aşıksın be… dedi gülerek…
- Çok mu belli oluyo…
- Hemde çok… Allah ayırmasın kardeşim…
- Amin… abay amin…
- Ne oldu Diyarbakır işi telefonda tam anlatmadın…
- Abay yarın konuşalım bu konuyu bu güzel gün böyle güzel bitsin…
- Tamam kardeşim… Öyle diyosan öyle olsun…
- Saol abay… Her şey için çok saol.. Sen olmasan belkide yanımda olmayacaktı sıla çoktan gitmişti sen her şeyi kolaylaştırdın….
- Hadi ben gideyim sen pek bi duygusal oldun oğlum karın orda git ona konuş bana değil hadi iyi geceler… dedi gülümseyerek….
- İyi geceler abay… Haklsıın sılanın yanına gitmem lazım… Abayı yolcu ederek dönmüştü geriye…
- Gitti mi abay…
- Gitti ana… Sıla nerde… dedi etrafına bakınarak…
- Uykusu varmış gitti…
- Hııı ben bi bakayım hadi iyi geceler size…
- Sanada oğul… Yarın konuşacaklarımız var ama…
- Tamam baba hadi görüşürüz… diyerek ayrıldı yanlarından… Uyuyacakmış ne uyuması önce kırdığım kalbi onarayım sonra uyuruz birlikte yok yok bu sefer uyumayız… diyerek geldi kapının önüne… İçeri girdiğinde gördüğü manzara karşısında söyleyeceği her şeyi unutmuştu bile….


-Sıla aşağıda oturmaktan sıkılmış abay ve boran konuşurken izin isteyerek çıkmıştı odasına.. Nasıl anlamak istemiyorsun boran nasıl görmüyosun seni ne kadar çok sevdiğimi hala nasıl emreyi söylersin bana… dedi ayna karşısına geçmiş kendisine bakarken… Kıskanıyormuş bu nasıl kıskanmak böyle… dedi ellerini boğazına yapıştığını hissettiği kazağın yakasına getirerek çekiştirdi… Sonra hızla çıkarıp kurtuldu kendisine ağırlık veren kazağını… Tekrar aynada kendi gözleriyle buluşturdu bakışlarını… Nasıl sevebildim bu kadar kısa bir zamanda ben seni boran… Ne yaptın sen bana eski asiliğimi hırçınlığımı aldın… Neden karşı koyup gidemiyorum… Ben bunları daha önce hiç hissetmedim… Daha önce hiç kimseyi kıskanmadım ben dedi gözünden tek bir damla yaş akıp sütyenin dışında kalan göğsünün üzerine damladı. Damladığı yerde izlerini bırakarak aşağıya doğru yol aldı…

O sırada açılan kapıyla gözlerini boranın gözünde birleştirmişti ki boranın gözlerinde ki arzu bir saniye içinde tüm bedenini yakmış adeta kavurmuştu… Boranın bakışlarının nedenini anladığında ise hemen bakışlarını kaçırarak arkasını dönmüştü…

Boran kapıyı açtığında sılayı görmüş ve ne yapacağını şaşırmıştı. Sıla ayna karşısında kazağını çıkarmış siyah sütyeni ile duruyordu. Gözleri ile gözlerini buluşturduğunda ise sılanın gözündeki yaşlar içindeki her şeyi tuzla buz edip kırmıştı. Hele sılanın arkasını dönmesi kendisine olan öfkesinin dahada artmasına neden olmuştu…

- Sıla…. diyerek yaklaştı sılaya…
- Sıla arkası dönük sessizce bekliyordu… Cevap vermedi borana….
- Sılam… diyerek sılaya sarıldı arkasından sımsıkı omuzuna küçük bir öpücük bırakarak başını sılaya doğru çevirdi… ‘Özür dilerim’ dedi fısıltı halinde…
- Sıla borana yine cevap vermemiş belinde tuttuğu ellerini iterek uzaklaşmaya çalışmış ama başarılı olamamıştı… Aksine boran daha sıkı tutmaya başlamıştı…
- Ama korkuyorum… O kadar korkuyorum ki…
- Neden korkuyosun boran… Sana daha ne söyliyebilirim ben…
- Bişey olacakta bu büyü bozulacak diye korkuyorum… Senin birdaha olmamandan korkuyorum… Kıskanıyorum deli gibi seni… Herkesten her şeyden…
- Boran… Ben emreyi….
- Şşşşş konuşmayalım birdaha adı geçmesin aramızda… Ben unuttum inan… Neden onu söyledim bilmiyorum sıla… Ama söz veriyorum birdaha asla…
- Seni çok seviyorum ben boran… çok… diyerek kesti boranın sözünü…
- Bende bitanem bende seni çok seviyorum… diyerek öpücüğünü saçlarının üzerinden koklayarak boynuna kondurdu bu sefer…
- O zaman neden kıskanıyosun kimden… dedi başını boranın göğsüne yaslayarak öpücüğün etkisiyle kapadığı gözleriyle…
- Ben seni kendimden bile kıskanıyorum sıla… Hatta üzerindekileriden bile…
- Neeee…. Dedi şaşkınlıkla başını çevirip borana bakarak…
- Evet… tenine değen sana yakın olan her şeyi kıskanıyorum… Şu üzerindeki pantolonu derken belinde olan ellerini pantolona doğru indirip okşarcasına üzerinde gezmişti, hayran kaldığım göğüslerini kapatan gereksiz bez parçasından derken elleri belinden yukarıya doğru çıkarak sılanın göğsünde birleştirmiş ve boynuna küçük küçük öpücükler kondurmaya başlamıştı bile….

hoppala20
22-11-07, 16:41
Bölüm 85 ;




Sıla boranın dokunuşlarıyla kendinden geçmişçesine yaslamıştı kendini borana… Boranın elleri yavaşça aşağılara doğru kaydığında sılanın göbeğini okşuyor öpüşlerini sılanın omuzuna doğru ilerletiyordu… Sılanın güldüğünü fark ettiğinde ise başını kaldırıp şaşkınca bakmıştı sılaya… ne oluyo dercesine…

Sıla yerinde kıpırdanıp aynaya doğru dönerken boranda hala şaşkınlıkla ona bakıyordu… Sıla aynadan boranın bakışlarını gördükçe kendini tutamıyor daha da gülüyodu…

- Sıla benle dalga geçiyorsun değil mi? Ne oldu şimdi ne var gülünecek…
- Boran ellerin…
- Ellerim mi?...
- Göbeğimde… huylanıyorum bilmiyo musun?... çek ordan…
- Boranda gülmeye başlamıştı sılayla beraber… olmaz çekmem… Ellerime alışsınlar… dedi ve işaret parmağını sılanın göbeğinde dolaştırmaya başladı… aynadan da sılanın tepkilerini izliyordu…
- Boran… dedi bu sefer gülmüyor aksine sesindeki boğuklukla boranı daha da delirtiyordu sanki…
- Efendim… dedi omzunu öpmeye başlarken…
- Yapma… Lütfen…
- Neden… sende istemiyor musun? Dedi aynada sılaya bakarken…
- Sıla gözlerini açıp boranın merakla ve arzuyla bakan gözlerine aynı arzuyla karşılık vermiş ve ‘istiyorum’ demişti ‘ama’
- Amaları, beklileri, korkuları sonraya bırakalım sıla… Bu gece değil şimdi değil…
- Ama… konuşmamız… lazım… dedi zoraki boran bi yandan elleriyle bedenini okşarken diğer yandan boyununda dolaşan dudağıyla sılayı öpüyor ve sılanın en özel en dayanılmaz yerine geldiğinde dilini değdirerek sılayı adeta susmaya zorluyordu… Arkadan sarılmış ve daha da kışkırtıcı olarak kulağına fısıldamıştı ‘ Burasıydı dimi ’ diye…
- Sıla derin derin nefesler alırken ‘ hı hı ’ diyerek başını sallamış ve kendini artık geri dönüşü olmayacak o duygulara teslim etmiş boranın kollarına bırakmıştı…

Boran aynadan sılaya bakıyor ve onu her öptüğünde değişen yüz ifadesi boranı daha da ateşliyor ve daha büyük arzuyla öpüyor ve okşuyordu sılanın bedenini… Kendini sıladan biraz geri çekerek baktı sılaya uzun uzun… Sıla gözlerini açtığında boranın gözleriyle buluştu… ‘Seni istiyorum’ diyen o gözlere aynı karşılığı veriyordu bakışlarıyla..

Parmaklarıyla sılanın sırtından beline kadar ince bir yol çizerek tekrar sırtına doğru çıkarken kendisine engel olan kopçaları çözerek öpmeye başladı açtığı her yeri… Sılanın saçlarını toplayıp yan tarafına bırakırken öpüşleri omzundan başlayarak sırtına ve dün gece aklını başından alan beline kadar inmişti… ‘ dün gece seni uyandırmalıydım sıla ’ diye fısıldadı elleriylede göbeğini okşarken…

- Sıla öpüşlerden mest olmuşçasına dudaklarından dökülen sözlere hakim olamadı… ‘ uyandırsaydın keşke ’ diye fısıldadı boranı tetiklercesine…

- Boran sıladan duyduğu ile yaşadığı pişmanlığı tekrar gelmişti gözünün önüne… Hemen kalkarak baktı sılaya ‘ sen beni öldürmek mi istiyosun sıla bu hiç söylenir mi hele ki şimdi ’ dedi şaşkınca sılaya bakarken…

- Sıla boranın bu haline gülümsemeden edemedi aklına gelenleri borana anlatmalıydı ama şuanı da bozmak istemiyordu… Gülümsedi borana... ‘ boran ’ diyerek ona dönmek isteyince boran durdurdu ‘ hayır dur ’ dedi anlamsızca gülümserken…
- Ne oldu… dedi sıla şaşkınca…
- Daha burda işimiz bitmedi…
- Nasıl… dedi anlamayarak şaşkınca…
- Boran sılanın ellerini aşağıya doru indirerek az önce açtığı kopçaların askılarını omuzlarından aşağı çekerek yere düşmesini sağladı gözlerini bir an bile aynadan ayırmadan…
- Sıla yere düşen sütyenle açıkta kalan göğüslerini hızla elleriyle kapatmak isterken boranın ellerini tutmasıyla başarısız olmuştu… Başını yere eğmiş ne yapacağını düşünüyordu… Boran dedi utandığını belli edercesine…
- Hayır sıla… Bırakmam… kapatmayacaksın… Hem onları ilk kez görmüyorum biliyosun… ve bundan sonra hep göreceğim… Tek ben göreceğim… hep ben göreceğim… Bence başını kaldır ve şu güzelliğine bak… Büyüleyicisin… İnsanda akıl bırakmayacak kadar güzelsin… dediği anda etraf karardı birden…
Ne oldu…
- Elektrikler kesildi sanırım… buna inanamıyorum… Seni görmek bana yasak galiba sıla…
- Sıla gülmemek için kendini zor tutuyordu… Hatta kısık kısık gülüyor boranın verdiği tepkiyle güldüğünü belli ediyordu…
- Gülme sıla… Sırasımı şimdi elektriklerin kesilmensin…
- Ben kendi güzelliğime her zaman bakıyorum boran ağa... Ama sana kısmet değilmiş…
- Olsun daha çok gecelerimiz olacak bu gece görmeden de olur… ben onları aklıma çizdim zaten dediğinde elleri ulaşmıştı bile sılanın göğüslerine… Okşamaları sılayı öpmeleri ile geçen zamanda sılayı kendine çevirerek dudaklarına da sahip çıkmıştı aynı arzu ile… ‘ Artık burada işimiz bitti ’ diyerek sılayı kucağına aldı ve yatağa yatırdı… Sıra şu beni deli eden pantolonda sıla diyerek kendilerini tutkuyla yaşanacak bir gecenin kollarına bıraktılar… Sabaha kadar saatlerce arzuyla, şevkle tek beden tek yürek oldular… Belkide birbirlerine hasret kalacaklarını bilircesine yorulmuşluklarına aldırmamacasına….




bittiiiiiiiii......

ne zamana eklerim inanın bilemiyorum.... keyifli okumalar......

bye bye bye

cicek20
22-11-07, 21:28
Evet bu baslikta olmak cok güzel. ama benimkisi kisacik bir misafirlik sadece. son senaryom "bir garip sevdadir bizimkisi" aniden bitirdim. Sila ve Boran hikayesini anlatdim, ama bizim deli asik Gülce ve Hasanin akibiyetini atladim nedense:icon_whis. o yüzden yogun tehditler sonucu bari senaryomun bu mühüm iki sahisa neler oldugunu sizden en coktan bir sahisdan mahrum birakmayayim dedim ve bir seyler yaziverdim.:img-yes:

umarim begenirsiniz...

Sevgilerbye

Biricik Forum polisine gelsin bu son "özel" partlar:icon_whis

Sila ve Boran evleneli iki sene olmustu. Onlar Mardinde mutlu mesut yasarken, Hasan ise Gülceye yakin olabilmek icin Istanbula geri dönmüstü. Gülce Hasanin Mardinde yasiyalim teklifini zamaninda red etmis, Istanbuldan baska bir yerde yasiyamam demesiyle, Boranla konusup ‚Genco holdingin Istanbuldaki islerinin basina gecmisti. Istanbulda kendine ufak bir daire aramis, sonunda onun ve Gülceninde begendigi cok sirin bir evi olmustu.

Gülce ve Hasanin iliskisi basladigi gibi firtinali devam etmis durmustu. Her gün tartisir dururlardi. Kavgalari hep ufak tefek seylerden baslar, ama sonra sevgilerinden, asklarindan midir artik, hemen taraflardan biri sakinlesip özür dilemesinide bilirdi. Her seye ragmen ne Gülce ne de Hasan bu birliktelikten pisman olmamis, hatda Hasan bir gün Gülcenin saskin bakislari altinda evlenme teklifi bile etmisti. Aslinda Gülce uzun zamandir Hasandan konu hakkinda bir adim gelemedigine icerlemis, yinede ses etmemisti. Belkide zamani degil, kendisini hazir hissetmiyor diyerek kendini avutmustu bir süre sonra. Ama bir gün gelmis, Hasanin yaptigi teklif karsisinda cok ama cok sevinmis, „Bekledigime deymis“ demisti.

Evlenme teklifi nasil olmustu peki? Aslinda tamda Gülce ve Hasanin namina yakisir bir sekilde ansizin, hic beklenmedik ama bir o kadarda samimi, icten, ask dolu bir sekilde. Hikayeyi bastan anlatayim en iyisi.

Bir gün Gülce kücük cocuklar gibi tutdurmus, lunepark’a gidelim diye. Hasan ise isim var, ertesi gün gidelim demisti. Ertesi gün ise Hasan icin yorucu bir gün olmus, bütün gün Gülce’yi ariyamamis, geldigi gibi direk kendini eve atmisti. Gülce ise meraklanmisti. Cünkü Hasan gec vakit’de olsa onu arar gün hakkinda konusurlardi cogu zaman. Bu telefondada olsa. Saat 7, 8 olmus, hala Hasandan ses seda yoktu. Gülce artik daha fazla dayanamayip Hasani aramisti. Hasan ise koltukta uyuyup kalmis, telefonun sesiyle zar zor kendini uykudan istemiyerekde olsa kurtarmisti.

H: Efendim Gülce.

G: Hasan iyi misin? Neden beni aramadin?

H: Gülce uyuya kalmisim koltukta. Cok yorgunum. Bugün sorun üstüne sorunla ugrastim.

G: Desene bosuna korkmusum. Benim günümde yogunda, ama yinede seni düsünmemekten ali koyamadim kendimi. Senin kadar rahat degilim ne yazik ki.

H: Gülce lütfen. Aricaktim ama gözlerim birden kapanmis, uyuya kalmisim. Cok yorgunum. Hic halim yok. Elimi kipirdamaya bile gücüm yok.

G: Yok öyle yagma. Bana sözün vardi.

H: Ne sözü? Akil mi kaldi bende, sana ne sözü verdigimi hatirlayayim.

G: Ben onu bunu bilmem. Söz verdin, tutucaksin. Yarim saat sonra sendeyim.

H: Offf Gülce. Ya baska bir gün yapalim. Simdi lunapark’i cekemem. Zaten kafam kazan gibi. Kücük cocuklarin bagrislarini hic ama hic cekemem.

G: Ne yani? Beni ekiyor musun? Saka yaptigini söyle lütfen.

H: Gülce baska bir gün yapalim. Hatda hemen yarin.

G: Hayir bugün.

H: Olmaz. Kapatiyorum simdi. Gülce cok kötüyüm. Cep telefonu elimde tutucak halim bile yok.

G: Hasan…Ha….kapatdi. yüzüme telefonu kapatdi. Inanmiyorum. Ama dur…ben sana bilirim yapicagimi.

Gülce hemen üzerini degistirip, son sürat Hasanin evine dogru yola cikmisti. Evin önüne varinca, cantasindan anahtarlari cikarmisti.

G: Iyi ki vermissin Hasan. Oysa ben lazim degil demistim. Ama simdi nasil da ihtiyacim oldu.

Gülce kapiyi acmis, eve girdigi gibi direk salona dogru yürümüs, sonunda kapi esliginde durmustu. Hasan büzülmüs bir sekilde yatiyor vaziyetde bulmasiyla Gülce geldigine pisman olmus, gözleri dolu dolu Hasana bakmisti. Bir süre oldugu yerde sessizce Hasana bakmis durmus, sonrasinda ise hemen mutfaga girip bir seyler hazirlamaya koyulmustu. Yarim saat sonra elindeki tepsiyle salona girmis, tepsiyi masanin üzerinde birakmisti. Ondan sonra Hasanin yatdigi kanepeye gecip, Hasani öpücüklerle uyandirmaya koyulmustu. Hasanin uykusu artik o kadar derindi ki, kendisini rüyada saniyor, sayiklamaya baslamisti.

H: Askim Gülcem bir dakika daha uyuyayim. Lütfen….

Gülce ise bu cikis üzerine gülümsemis, yinede pes etmemis, Hasani uyandirma cabalarina devam etmisti. Hasanda sonunda uyanmisti. Uyanir uyanmaz saskin bakislarla Gülceye bakmis, ne kadar yorgunda olsa bu güzel sürpriz karsisinda saskin kalmisti iste.

H: Askim ne isin var burda?

G: Kuslar bana askimin yoruldugunu, benden belki bir tas corba bekler dedi. Bende hemen geldim.

H: Ne? Corba ve sen? Nasil yani?

G: Ya sende beni baya becereksiz belledin. Tamam mutfakta usta olmiyabilirim. Ama bir corba yapamicak kadar becereksizde degilim Hasan bey.

H: Aman yine Hasan bey olma yolundayiz. Gülcem tamam askim. Ben cok sasirdim. Hala uyuyor sandim kendimi. Hmmm….hemde Ezo gelin corbasi. Cok severim. Nerden bildin?

G: Bildim iste.

H: Bakalim göründügü gibi lezzetli mi.

G: Öyle olsun. Onca yol yapip geliyorum buraya, corba yapiyorum sonra begenmemizlik yapiyorsun. Bu da cabbasi artik.

H: Ya saka yaptim. Neden hemen aliniyorsun?

Gülce cevap vermez. Hasan ise corbadan bir kasik alir. Sasirip Gülceye bakar.. sonra yine bir kasik, bir kasik…derken corba bitmistir.

H: Gülcem hayatimda bu kadar güzel bir corba icmedim. Daha var mi?

Gülce ise sevinmis, hemen Hasanin elinden tabagi alip mutfaga gecer. Bir iki dakika sonra yeni bir tabak corbayla geri döner.

G: Buyur canim.

H: Cok sagol.


Hasan yine corbayi kasik kasik yudumlamis. Sonunda bu tasda bitmis,soran gözlerle Gülceye bakmistir.

G: Kusura bakma. Corba bitdi.

H: Ahhh…ama ben doymadim.

G: Iyi o zaman. Disariya cikalim. Hani senin sözün vardi ya. Orda yemekte yeriz. Zaten bende aciktim.

H: Anladim. Bu corba simdi rüsvet mi sayiliyor. Öyle mi anlamaliyim?

G: Ne rüsveti. Karsinda bir avukat oturdugunu unutma Hasan. Hem neden bu yola bas vurayim ki? Öyle ya da böyle benimle geliceksin lunapark’a.

H: O kadar eminsin?

G: Evet.

H: Iyi tamam. Böyle güzel corba hazirlayan bir bayani ekmek olmaz degil mi?

G: Hop hop.yavas git. Ne demek bayan. Bir tek ben varim. Baska kadinlari karistirima sakin.

H: Ben ne dedim ya? Tabii ki kastim sensin. Sen ne sandin?

G: Bilmem ben uyarayimde bastan.

H: Gülce?

G: Efendim.

H: Saatine baksana.

G: Ne var saatde? Saat 7’ye geliyor.

H : Eeeeehhhhh….

G : Allah…cabuk cabuk lunapark’a yetismemiz gerek.

H: Bencede. Ama sen bu kadar cene calarsan kaciririz.

G: Bir kere, sen beni oyaladin. Yoksa ben coktan cikmistim.

H: Tamam hadi gidelim.

Hasan kanepeden kalkmis, oldugu yerde durup bir seyler düsünmüs. O sirada ise Gülce montunu giyip Hasanin düsünceli halini görünce sasrirmis, yanina gelmisti.

G: Hayirdir Hasan.

H: Hayir hayir. Odamdan arabanin anahtarlarini alip geliyorum hemen. Beni bekle burda.

G: Tamam beklerim. (Hasan gidince) Allah Allah ne oldu simdi böyle düsündü?

Hasan bes dakika sonra odasindan cikmis,Gülceyle el ele evden cikip arabaya binmislerdi. Yarim saat sonra lunapark’a varmis, Gülce hemen kücük cocuklar gibi arabadan cikmis, fal tasi gibi acilan gözlerle etrafini süzmüstü. Hasanin yanina gelmesiyle iki sevgili el ele lunapark’a giris yapmislardi. Hasan ise o an kendisini gece boyunca bekliyor olucak seylerden bir haberdi. Tabii Gülcede onun kadar bekledigi sürprizden habersizdi.

Gülce sanki rüyalar alemine dalmis, bir kücük cocuk kadar hevesli bütün standlari gezmek istemis, Hasanida arkasindan ha bire sürüklemisti. Ilk basta Hasan isteksiz ve yorgunda olsa, Gülcenin hevesi bulasitirici bir hastalik gibi onu da kaplamis, hemencik Gülceye ayak uydurmasini bilmisti. Sonunda saatler ilerlemis, bütün standlari gezmis, en son gondol kalmisti geriye. Gülce yine Hasan’i arkasindan sürekleyip iki sevgili binmislerdi gondol’le. Havanin soguklugu gondol’de yükseldikce daha cok hissediliyor, bu da Hasan icin bulunmaz bir bahane oluyor ve simsiki Gülce’ye sokuluyordu bu firsatdan istifade ederek. Gülce ise her zamanin aksine ses etmiyor o da Hasan’a iyice sokulup anin tadini cikariyordu. Iki üc tur etmis artik son tura girmislerdi ki…..

H: Gülce benimle evlenirmisin?

Gülceden tepki yok.

H: Gülce? Duyuyormusun beni?

Gülceden yine tepki yok. Hasan bunun üzere kendini geri cekip, Gülcenin yüzünü incelemeye baslamisti ki, fark etdigi seyle yüzü düsmüstü. Gülce kollari arasinda uyumus kalmisti.

H: Off Gülce. Uyucak zamani buldun vallahi. Tebrik ederim.

Bir kac saniye icinde gondol sefasi bitmis, Hasanda kollari arasinda yatan Gülceyi uyandirmaya calismisti.

H: Gülce hadii. Bitdi. Cikmamiz gerek.

G: Ya…

H: Gülce herkes bize bakiyor.

G: Bir tur daha yapalim. Ne olursun?

H : Hayir icim kaldirmaz artik. Hadi kalk. Bak kücük cocuklar seni yicek gibi bakiyor. Benden söylemesi.

G : Üff tamam.

Hasan Gülceyle sonunda cikmis, Gülcede yeni standlar arayisina girmisti ki…

H : Gülce hadi gidelim.

G : Ahh…neden. Daha bir sürü yeri görmedik.

H : Cok yorgunum. Gitmek istiyorum. Yeterince burda kaldik.

G : Hasan senin keyfin neden birden kacti?

H: Yok öyle bir sey. Sadece gitmek istiyorum. Yoruldum.

G: Evet.

H: Ne evet?

G: Evet yani. Anlasana.

H: Off Gülce. Gece gece yine bulmaca oynuyorsun. Hadi gidelim lütfen.

G: Aslinda düsündüm. Yok yok…seninle bir ömür gecilmez. Daha basit bir cevabi anlamiyorsun bile.

H: Nasil yani?

G: Hasan sen bana evlenme teklifi etmedin?

H: Etdimde…bir dakika…sen uyuyordun…yine numara yaptin. Sen var ya…

G: Evet ben…

H: Kücük cadi…

G: Ah…ne cadisi. Ben ve cadi? Bu nasil bir yakistirma…

H: Cadisin iste. Benimle yine oynadin.

G: Oynamadim.

H: Oynadin iste. Bir kerede kabul et ya.

G: Tamam oynadim. Rahatladin mi simdi.

H: Galiba.

G: Hadi gidelim.

H: Nereye?

G: Sen evime, bende kendi evime.

H: Konuyu degistirme. Kacmayida deneme. Gülce sen simdi ne söyledin?

G: Anlamadim. Ne söylimisim ben?

H: Off yine basa döndük desene. Ya cevabini diyorum. Bi daha söyle.

G: Cevabim evet’di. Sonra hayir oldu.

H: Hayir mi?

G: Evet hayir. Üzgünüm.

Hasanin yüzü düsmüs. Ne yapicagini, ne edicegini bilememisti bir an. Gülce ise sessizce Hasanin tepkisini izliyor, ne yapicagini merak ediyordu. Birden Hasanin yanina gelip, elinden tutdugu gibi onu arkasindan sürüklemesiyle neye ugradigini sasirmisti Gülce.

G: Hasan ne yapiyorsun? Birak beni.

H: Birakmam.

G: Ya biraksana.

H: Unut bunu. Evet diyene kadar seni alikoyuyorum.

G: Neeeee? Sacmalama. Birak diyorum. Bu zorbalik.

H: Zorbalik degil. Ask bu. Anladin mi?

G: Hasan dur lütfen.

H: Hayir Gülce. Bu sefer benim dedigim olucak. Benimle geliyorsun.

G: Tamamda ben raziyim zaten. Sen kimi kaciriyorsun?

H: Sen hayir dedin. Cevabin evet olana kadar, benimlesin.

G: Ya tamam evet diyorum.

Hasan birden durmus, Gülceye bakmisti.

H: Evet, neye evet.

G: Sen soru sordun ya. Ona

H: Ne sordum? Bak bir an unutdum.

G: Hasan. Ya bizim niye bir günümüz normal gecmiyor anlamis degilim. Beraber olmamiz aykiriydi, simdi evlenme teklifi ondan tuhaf oldu.

H: Iyi böyle. Heyecan hep dorukta. Ama konumuza geri dönelim. Simdi kesin cevabimi istiyorum. Benimle evlenicek misin?

G: Evet dedim ya. Daha kac kere söyleyim. Galiba burda insanlarin icinde bagirmami istiyorsun.

H: Hic fena fikir degia aslinda.

G: Hasan bak yaparim biliyorsun.

H: Gülce ikimizde bunu yapmicagini biliyoruz. Hadi gidelim.

G: Öyle mi Hasan bey? Bak gör simdi.

Gülce hemen Hasandan bir iki adim uzaklasip, baslamisti bagirmaya.


“Duyduk duymadik demeyin. Ben Gülce Kaya, Hasan Yilmaz’a deli gibi asigim ve onunla evlenmek istiyorum” demisti ki, Hasan yanina gelip, onu susturmayi basarmisti. Susturma methodu Gülce’ninde hosuna gitmisti. Cünkü Hasan gelir gelmez, Gülcenin dudaklarina yapismis, kimseyi umursamadan, sadece ikisine ayit olan bir dünyaya dalmis gitmislerdi o an.

Iki deli asik öpüsüyordular ki, birden bir yasli amca yanlarina gelmis.

X: Hey…gidin evinize ne yapicaksaniz yapin. Burda aile var. Simdiki genclik ne kadarda rahat. Bizim zamanimizda el ele yürümek bile ayip sayildir. Tövbe tövbe. Ne günlere kaldik.

Hasan ve Gülce amcanin bu cikisi üzere kipkirmizi kesilmis, hemen el ele arabalarina gitmis, katila katila gülmüs durmus, sonra kaldiklari yerden devam etmislerdi arabada. Tabii onlari kimsenin görmiceginden emin olduktan sonra.


Evet evlenme teklifi edilmis edilmesine, asil ondan sonrasinda ne kadar güzel günler olsada, yinede stres dolu günler baslamisti. Ilk stresi Gülcenin annesi yüzünden yasamis, hatda ayrilma noktasina bile varmislardi. Cünkü Gülcenin annesi Hasani hala kabul etmiyor, kizinin daha iyilerine layik oldugu kanisinda diretiyor, Gülce’yi etkilemeye calisiyordu. Hasan ise Gülce’ye annesi karsisinda neden sessiz kaldigi icin sitem etmis, bunun üzerine Gülce’yle en siddetli kavgalarini etmis, sonunda ikiside ayrilmanin en iyi karar olduguna varmislardi. Hasan apar topar Mardine dönmüs, bir hafta boyunca geri adim atan Gülce’yle konusmayi red etmisti. Gülce ise ayrilik boyunca per perisan olmus, annesiyle konusmamis, annesinin aralarinin düzeltme cabalarini bosa cikarmisti. Hasanin bu sefer ciddi oldugunu ve geri dönmicegini anlamasiyla, Gülce gururunu bir kenara birakip Hasanin ardindan Mardine gitmis ve Sila ve Boranin sayesinde barismislardi sonunda. Istanbula geri döndüklerinde onlari bir sürpriz bekliyordu. Cünkü Gülce’nin annesi sonunda yumusamis, kizinin mutsuzlugunu dayanamadigindan onayini vermis, Hasan’la uzun bir sohbet sonrasinda ateskes ilan etmislerdi.

Bütün pürüzler ortadan kalkinca, dügün hazirliklarina koyulmus, iki ay sonra nihayet büyük gün gelmis ve dillere destan dügünle Hasan ve Gülce Gülcenin dogumgününde evlenmislerdi. Kim gelmemisiti ki onlarin bu mutlu gününe: en basta Sila, Boran, Gülcenin arkadaslari Asena, Ayse, Bengü, Filiz, Gülsüm, Hacer, Merve, Sayme, Sevgi ve Zeynep. Bütün bekar kizlar tek tek isimlerini Gülce’nin ayakkabisinin altina yazmis ve gecenin sonunda bütün isimler silinmisti ne hikmetse.

Evet Hasan ve Gülce evlenmis, yeni bir hayata,birlikte merhaba demislerdi. Hasanin evinde yasamaya baslamislardi evlendikten sonra. Gülce avukatliga devam ediyor, Hasan ise Boranin holdinginde yönetice olarak devam ediyordu ki…evet evlenele daha 9 ay olmasina ragmen bir gün ikisi icin ansizin gelen bir haberle bütün hayatlari baska bir yöne kaymis, Gülce ilk basta bu durumla nasil bas edecegini bilememis, bir iki gün Hasandan saklamisti. Hasan ie Gülcenin garip halleri yüzünden onu sorguya tutmus, sonunda karisinin canini SIKAN olayi duymus, ama Gülce’nin aksine cok sevinmisti. Cünkü Gülce hamileydi. Gülce ise bu yeni sorumluluk karsisinda korkuyor, nasil bas edebilecegini düsünüp duruyordu. Hasan ise Gülceyi günlerce sakinlestirmeye calismis, sonunda karari ona birakmisti cocugu aldirma konusunda. Ne kadar zorda olsa. Sonunda Gülcenin fikri degismis, bunu ise annesi basarmisti. Evet annesiyle konusmasi onun üzerinde etki birakmisti.

Bundan sonra Gülce ve Hasan gelecek cocuklari icin her gün ayri bir heyecan, mutluluk hissediyor bu dokuz ayin hemen bitmesini diliyordu Allahtan. Tabii o sirada Gülce Hasanla cinsiyet hakkinda bahse girmisti. Gülce “Hissediyorum erkek olucak” demis, bunun aksine Hasanda kiz olucaginda diretmisti. Gülce ise “Bir anne daha iyi bilir, bak gör benim dedigim cikicak demis”, kendinden cok emin olmustu. Bu bahis yüzünden her kontrole hevesle gidiyorlar, acaba cinsiyeti önceden görermiyiz diye heyecanlaniyordular. Ama bebek bir türlü dönmüyor, böylece cinsiyeti görünmüyordu. Altinci ayda artik ögrenmek istememis, sürpriz olmasini istemislerdi. Sonunda dogum günü gelmis, Hasan apar topar is yerinden gelmesiyle ambulansla hastaneye gitmislerdi. Gülce ise ölücek gibi kendini hissediyor, ne nefes almasini beceriyor ne de sakin kalmayi. Tabii bu sinir harbinde bütün hirsini Hasandan cikariyordu. 12 saatlik maratondan sonra kücücük kizlari olmustu. Annesini ilk günden yormustu kücücük bebis ve Gülce ertesi gün ancak kizini kollari arasina almis, doyasiya sevmisti. Peki bebisin adi ne olmustu? Hasan “Naz” ismi önermis, Gülcede cok sevinmis, bu yeni dünya vatandasin adi Naz olmustu. Mutluluklari kizlari ile tamamlanmisti ki, arada bir Gülcenin erkek cocuk istegi takinti haline gelmesiyle aralarinda kavga cikiyordu. Artik nedeni bilinmezdi, ama Gülce illa bir oglan istiyor, ikinci oglanin bir erkek olmasi icin cesitli arayislara giriyor, internetde olsun her yerde arastirmalar yapiyor, sonunda batil inanclara güvenmekten bile geri kalmiyordu. Naz daha bir yasini yeni doldurmustu ki, Hasan Gülcenin yeniden hamile kaldigini ögrenmesiyle saskina ugramis, ne dicegini bilememisti. Sevinmisti sevinmesine, ama son olarak Gülce’yle bir kac yil yeni bir cocuk yapma konusunda anlasmis sanmisti. Aslinda Gülce’de son zamanlarda birakmisti erkek cocuk istegini ve kendisini Naz’in büyümesine konsantre etmisti. O da en az Hasan kadar aldigi haberle saskina ugramisti. En cokta iki aylik hamile oldugunu anlamadigi icin. Ve 7 aylik hamileyken erken dogumla yeni bir cocuklari dünyaya merhaba demisti. Annesini o kadar yormustu ki, annesi artik bir cocuk yapmamaya karar vermis, tövbe etmisti. Iki cocuk yeter diyor, baska bir sey demiyordu. Peki ya cocugun cinsiyeti? Gülce bu sefer muradina erebilmisti mi? Maalesef…bir kizlari daha olmustu. Artik erken dogumdan midir, yoksa yine bir kizi oldugundan midir, Gülce bir süre dogum sonrasi depresyona girmis, bir kac ay Özlem’e anne sefkati verememis, sadece emzirmekle yetinmisti. Hasan ve Gülcenin iliskiside bu durumdan payini almis, Hasanda evdeki huzursuzlugu unutmak icin kendini ise vermisti son care olarak. Sonunda Gülce piskolog yardimi almaya karar vermis ve Erhan bey sayesinde kurtulmustu depresyonundan. Tabii piskologun erkek olmasi Hasanla arasinda yine gerilime neden olmus, yinede büyük asklari bu sinavdan basariyla cikmasini bilmisti her zaman ki gibi.

cicek20
22-11-07, 21:33
Evleneli bes yil olmustu artik. Gülce Özlem’in dogumuyla mesleginden tamamen kopmus, yinede kizlarin kirec yasina geldiginde, eskisi gibi calismayi planlamisti ilerisi icin. Hasanda bu kararda onu desteklemisti. Onlar Istanbula kendi yaglarinda kavrulmaya devam ederken, bir gün Hasanin, dogal olarakta Gülcenin hayati, kötü bir haberle sarsilmis, hic bir sey eskisi gibi olmicagini o günde bile anlamislardi.

Can dostu Borani kaybetmisti Hasan bir hain kursunla. Bu beklenmedik olayla Hasanlar Mardine gitmis, en son cenazeye yetisebilmislerdi. Hasan Boran’in ölümü sonrasi eskisi kadar neseli olamamis, hep düsüncelere bogulmus, cogu zaman Gülceyle bile konusmak istememisti. Gülce ise Hasanin acisini paylasiyor, elinden geleni yapiyor ve ayni zamanda Silayada destek oluyordu. Bir kac hafta Mardinde kaldiktan sonra, Hasan Gülce’ye Mardinde Sila icin kalmalari gerektigini anlatmis, en iyisi burda kalmak demisti. Ilk basta Gülce Mardinde yasamak istememis olsada, sonunda ikna olmus, Mardinde kalmayi kabul etmisti. Yillar sonra Hasana bunun icin tesekkür edicek günleri de yasicaklardi.

Gülce Mardin’de kizlarinin dogumundan sonra biraktigi avukatligi yapmaya devam etmisti. Tabii ilk zaman cok zorlanmisti.Cünkü Istanbulda karsilasmadigi durumlarla karsi karsiya kalmis, cogu zaman caresiz kalmis, ama yinede pes etmemis ve meslegini icra etmisti en iyi cekilde. Hasanda ona hep destek olmustu.

Özlem’in dogumundan iki sene gecmis, Gülce beklenmedik bir sekilde yine hamile kalmisti. Hasanla ikisi icin cok büyük süpriz olmus, cok sevinmislerdi. Sila Gülce’nin hamileligi boyunca destegini hic eksik etmemis, Özlem’de oldugu gibi yine zor bir hamilelik dönemi gecirmisti ve artik bu cocuk kesinlikle son olacagi icin yeminler etmisdi kendi kendine. Bir daha bu cileyi cekmek istemiyor, bütün hincini yine Hasandan cikariyordu. Hasanda her zaman ki gibi cok fedakar, sakin ve anlayisli bir cekilde Gülceye destek oluyor, bir dedigini bir etmiyordu. Ne yapsin garibim???

Sonunda dogum gerceklesmis ve Yilmaz ciftin yine bir kizi olmustu. Gülce isim koymayi Hasana birakmisti. Hasanda 3. kizinin adini Sevgi koymus, Gülce bu isimi cok begenmisti. Artik kalabalik bir aile olmuslardi. Gülcede artik erkek cocuk sevdasini tamamen unutmus, hatda 3 cocuk artik yeter dörtüncüsüne ne hacet demis, gidip doktorda spiral takmisti ne olur ne olmaz diye. Bir zaman sonra cok rahatsizlik verdigi icin spiraldan vazgecmek zorunda kalmisti.

Veeeeeeee….evet Gülce Sevgi’nin ikinci yas gününde Hasan’a bir süpriz yapmisti. Hos hamileligi en cok ona sürpriz olmus, ne düsünücegini bilememis, yinede hayirlisi diyerek sevinmisti ya. Hasan haberi duyar duymaz bayilmis, sonra kendine geldiginde Gülceye “Senin niyetin futbol takimi kurmak mi?”diye sormustu. Eh haksizda degil yani?

Evet Yilmaz ailesinin altinci ferdi 8 ay sonra dünyaya merhaba demisti. Veeeeeeeeeee…..evet evet evet……sonunda Gülcenin istegi gercek olmus….bir oglu olmustu nihayet….ama sandigi gibi asiri bir sevgi, cosku yasamisti. Cünkü gecte olsa anlamisti. Evlat evlatdir diye. Kiz erkek ayrimi yapmak yanlis oldugunu. Ogullarinin adi Yigit olmus ve bundan sonra aile planlama projesini bitirmislerdi kendilerince. Allah’ta zaten onlara bir cocuk daha vermemisti. Zaten yeterince cocuklari vardida.

Yillar ne kadar Boransizda olsada mutlu bir sekilde gecip gitmisti. Silada Gülceler sayesinde eskisi gibi neseli olamamasada oglu icin dayanmayi bilmis ve birlikte koskocaman bir aile gibi yasamis durmuslardi. Ve cocuklari büyüyünce dünür bile olmuslardi. Evet Baran ve Naz evlenmis, anne babalarinin mutluluklarina mutluluk katmislardi. Ilk cocuklarinin adinida babasinin anina Boran koymustu Baran. Hic unutamicaklar, hayatlarina cok ama cok güzellikler getiren Boran aganin anisina.


THE END

(bu sefer cidden bitdi)

Son olarak. isyanima destek verirseniz sevinirim. senaryo ve repliklere yorum bölümünde Gülce hanima baski yapmanizi istiyorum. "Gülce, hadi bize senaryo yaz" slogani kulanirsaniz sevinirim:icon_whis

§pinpin§
23-11-07, 01:52
senaryosunu cooook merak ettigim ama bir türlü okuyamadigim SILVER icin

keyifli okumalar dilerim:img-icecr


91. Bölüm


Dilan geri geldiginde, ablasinin bakislarini hissetti üzerinde, sila el hareketiyle yanina cagirdi onu. Dilan ürkek adilamlarla yanina vardiginda sila hemen kolunu kavriyarak
-nerdeydin sen deminden beri
Dilan kolunu ovusturarak
-buralarda..abla kolumu birakirmisin
Sila sinirli bi sekilde birakti dilanin kolunu
-buralar nereler oluyor dilan, yanlizmiydin
-yanlizdim evet..niye sorguya cekiyorsun beni allah askina
Dilan ablasina yalan söylemek zorunda kaldigi icin hic ici rahat degildi, kötü hissetmeye basladi kendini, silaya masumca bakarak
-oya yi görüyormusun bizim masada
Sila oyaya baktiginda onunda kendilerine baktigini, ve silanin bakislarini yakalayinca korkuyla baska yöne döndügünü gördü.
-görüyorum ne olmus
-damarima basti yine, bende agzinin payini verip ayrildim yanlarindan
-ne dedi
-bosver, tartisma uzamasin diye kalktim..hem var ya simdi senin ona baktigini gördü ya, ödü patlamstir
Sila saskin
-a..aa niye ki, o benden korkuyor mu
Dilan alayci
-sizden korkmayanmi var sila gelinaga
Silada gülerek
-dalga gecme kiz
-abla sen niye oturdun, ne güzel dans ediyordunuz..sahi enistem nerde
-yoruldum biraz, boranda bana yiyecek birseyler getiriyor
-onumu gönderdin abla, burda bir sürü calisanlar var
-onun getirdiklerini yemek istedim ne var
-alemsin abla
Sila dilanin kulagina egilerek
-demir nerde
Dilan yüzüne aniden yerlesen kizarikligi gizlemek icin, basini o yana bu yana cevirerek kekelemeye basladi
-ben nerden bileyim abla, bekcisimiyim ben demirin
-dilaan, onunlaydin biliyorum
-onunla degildim abla, biz anlasamiyoruz bile
-ama ona asiksin
-ablaa, lütfen
Sila dilanin yanagini oksadi
-bitanem, neden benden gizliyorsun duygularini, bana herseyini anlatiyordun sen
Dilan ablasina tereddütlü bakti
-ilk defa bahsettigimde bu duygular icin kücük oldugunu ve demire güvenmedigini söylemistin
-dilaan, ben öyle birsey demedim, demiri senin kadar tanimiyorum, yasina gelincede, kücük oldugunu düsünmüyorum cünki senin yasindayken bende öyleydim..benim tereddütlerim sadece senin aci cekmeni istemedigimden
Dilan cevap vermedi, tamam anlatacagim dedi icinden..ama herseyi degil
-madem öyle..tamam anlatiyorum..evet demirle birlikteydik
Sila biliyordum dercesine bakti dilana.
-öyle bakmaya devam edersen vazgecerim anlatmam
-tamam tamam bakmiyorum
Dilan hala tereddütlü
-arkadasligimizi ilerletmeye karar verdik...sayilir
-nasil yani sevgili olduk deme sakin bana
Dilan oflayarak
-sevgili degiliz tamam, sadece daha *** görüsecegiz artik
-nasil
-yakinda sinavlari basliyacak, derslerinde yardimci olacagim
Sila dilana süpheli bakti, yalan söyledigini anliyordu ama üstünede gitmek istemedi. Dilan anlasinin yanagindan öperek
-abla daha öncede söylemistim sana, evet ona asigim hemde deli gibi. Yaninda olayim hic olmazsa, ne olur daha fazla soru sorma sadece bana güven
-tamam, bitanem sen nasil istersen
Dilan ablasina minnettar bi bakis attiktan sonra, ikiside gelinle damat üzerine konusmaya basladilar
-ne kadar mutlu gözüküyorlar degil mi abla
-evet, ikisi icin cok seviniyorum
-serpil ablanin gelinligi süper valla
-begenene kadar neler cektirdi bize
-ee olacak o kadar, nede olsa gelin o, biraz nazlanmadan olmaz degil mi
-sen nerden biliyorsun gelinler hakkinda o kadar cok seyi bacaksiz
-su bacaksiz kelimesinden hic vazgecmeyeceksin degil mi abla
-aa pardon yaa, sen artik büyümüstün degil mi
-gec sen dalgani, sonrada küsüyorsun sana birsey anlatmayinca
Sila dilanin yanagini sIkarak
-güzelim benim tamam sustum
O sirada boran elindeki tabakla gelmisti yanlarina, tabagi silanin önüne koyarak
-al canim
Sila burnunu kivirarak
-iii, istemiyorum ben bunlari boran cek lütfen, kokusu midemi bulandiriyor
-nasil istemiyorsun, hani canin cekmisti
-o demindi simdi istemiyorum
Boran gözlerini cevirdiginde sila kizmaya basladi
-ne o, cok mu oluyoruz biz sana boran aga
Boran hemen alttan aliyordu
-tamam canim ben birsey mi dedim
-demene gerek yoktu zaten, o bakisin yettide artti bile boran aga
Dilan enistesine yardim etmek istedi
-ablaa, gitmesene o kadar üzerine, bak ne güzel hep senin sevdigin seyleri getirmis enistem, tesekkür edecegine kiziyorsun
-hii tabi sen hep ondan yana ol..
Elini karnina götürüp
-gördünüzmü teyzenizde bize karsi..
Dilanla boranin ya sabir diye söylenmelerini duymamisti sila..birden karnina sanci girince acisi yüzüne yansidi, bunu farkeden boran hemen silanin dizinin önüne cökerek
-silam, iyimisin ne oldu
-yok birsey gecer simdi
-nasil gecer, kivraniyorsun resmen gözümün önünde
Dilanda telaslanmisti
-abla ne oluyor
Sila gülümsemeye calisti, biraz önceki davranisindan eser kalmamisti
-iyiyim ben, cocuklarin rahat durmuyorlar o kadar
-hastahaneye gidelim hadi
-ya abartmayin boran, doktor demistiya, olur böyle kasilmalar ara sira..hem nerde oldugumuzu unutma lütfen, milleti basima toplayacaksin
Simdi
-abla hadi inat etme gidelim hastahaneye
Sila bikkin bi sekilde
-off, iyiyim diyorum, hamile olan benim..beni benden iyi mi bileceksiniz
İkiside pes etmisti artik, sessizce silanin yaninda oturuyorlardi.

Bir iki saat sonrada artik dügün bitmis kalan davetlilerde gitmisti. Boran ve sila, serpil ve abayi evlerine birakip gitmislerdi. Yolda boran endiseli bi sekilde bakiyordu hala silaya
-iyisin degil mi sila
Silada sevgi dolu gözlerle bakti kocasina
-iyiyim merak etme, boran sen her kasilmada böyle yapacaksan, isimiz var demektir
-nasil her kasilmada, cok mu olacak bu
-canim bebekler büyüdükce olacak iste, yer aciyorlar kendilerine rahmimde
Boran gülümsedi
-yer mi aciyorlar
-evet onlarda rahat etmek icin ugrasiyorlar iste, oncacik yeri paylasmak zorundalar ya
Aslinda yollari pek uzun sayilmazdi, ama sila bu kisacik yolda bile uykuya dalmisti, her ne kadar borana itiraf etmessede yorulmustu bayagi. İcinden su okuluda bi acsaydik, diye gecirirken gecmisti bile rüyalar alemine. Boran silanin uyudugunu farkettiginde, calan radyoyuda kapatip arabayi sallamamaya calisti. uyanmasini istemiyordu silanin.
Konagin önüne vardilarinda hemen kapilari acildi, gelinagalarini uyurken görünce aziz sasirdi ilk basta, sonra boran yanina gelince hemen geri cekilip yer yapti agasina. Haydarda konagin kapisini acti onlara. Boran odalarina kucaginda silayla cikti. Sila boranin kucaginda iyice mayismis, nefesini boranin boynuna veriyordu. Boran bundan her ne kadar haz alsada, silayi uyandirmamak icin büyük caba sarfediyordu. Odalarina girdiklerinde sila hala uyuyordu. Boran silayi yavasca yatagina yatirdi, dolaptan geceligini cikartti, yavas ve sessiz hareket ediyordu. Silanin elbisesine bakti kendi kendine fisildamaya basladi
-bu nerden aciliyor yaa, basi sonu nerde ki
Caresizce elbiseyi incelemeye koyuldu, ama yinede bulamadi femuarini
-anlasildi seni uyandirmadan beceremiyegim ben bu isi
Silanin yanagini öptü sefkatlice
-silaa
Ama ses yoktu, tekrar etti
-silaam, uyan bitanem..hadii
Bir daha öptü, ama karsilik olarak sadece mirildanma aldi siladan
-bide yorulmadim diye inat ettin tüm gün
Elini silanin yanaginda dolastirdi, yine öptü yanaklarini, alnini, bu sefer sila biraz araladi gözlerini
-boran..geldikmi
-geldik bitanem..hadi yardim etde su geceligini giydireyim
-hii..ne geceligi boran
-su geceligi sila, hadi gel
Boran silayi hafifce kaldirip, arkasindaki dügmeleri bularak acmaya basladi, silanin hic yardimi dokunmuyordu borana, nihayet boran elbiseyi assagiya dogru cekerek cikartmisti. Silanin giyidigi siyah ic camasiri takimi cok yakismisti bugday tenine. Karisinin hamilelik karni o kadar hosuna gidiyordu ki Boranin bu manzara karsisinda mest olmustu. Egilip karnini oksayarak öptü, bir kac kez. Sila hala uyanamamisti, ama boranin dokunuslari onu kikirdatmaya baslatmisti.
-yapma boran..huylaniyorum
-cok güzelsin dayanamiyorum
-hayir siskoyum
-degilsin, bebeklerimin annesisin
Sila birden tamamen uyanmis, hatta borani üzerinden iteklemeye calisiyordu
-boran cekil cekil cabuuk
Boranda ne oldugunu anlamamis careyi silaya yol vermekte bulmustu, sila kosarak kendini banyoya atti, boranda pesinden.
-sila iyimisin ne oldu simdi birden bire
Bir kac dakika sonra sila cikti banyodan
-canim ne zaman alisacaksin bu duruma, geliyor geciyor iste
-simdi daha iyisin degil mi
-daha iyiyim evet..hadi ver su geceligimide giyeyim
-giymesende olur bence
-boraan, cok yorgunum lütfen
Boran gülümsedi
-gel ben giydirecegim
Silada boranin lafini ikiletmeden kaldirdi kollarini yukariya. Boran geceligi silanin üzerine gecirdikten sonra, yataga girdiler ikiside. Birbirlerine sarilarak huzurlu bir uyukuya daldilar..


yorum ve repleriniz icin cok cok tesekkürler:img-in_lo

dizi_tirya
25-11-07, 16:48
Arkadaşlar yeni bir senaryoya başladım..Yeni bölümlere hazırlıklıyım bu sefer..Aslında pazartesi ekleyecektim ama daha fazla bekleyemedim..Umarım beğenirsiniz..
Keyifli okumalar..:img-wink:


1.Bölüm


“Hoşgeldiniz Sıla Hanım..”
“Hoşbulduk Ayşen..Annemler evde mi?”
“Evet Sıla Hanım..Salondalar..”
Sıla,daha fazla konuşmadan hızlı adımlarla merdivenlere yöneldi.
“Sıla Hanım yalnız..”diye seslendi Ayşen arkasından.
Sıla,durmaya niyeti olmasa da yavaşladı ve arkasına baktı.”Misafirleri var..”

...

Sıla,kanını donduran o korkunç yerden nasıl bu kadar ucuz kurtulduğunu düşünüyordu.Tam da daha büyük bir cehennemin içine atılmak üzereyken var gücüyle direnmeyi ve oradan bir an önce kaçmayı kafasına koymuştu.
Aslında herşey,babasının onu bırakıp,İstanbul’a geri dönmek zorunda kalması ve Sıla’nın da Mardin’de bir süre daha vakit geçirmek istemesiyle başlamıştı.Erkan Bey yolcu edildikten sonra Sıla için yepyeni bir dönem başlamıştı aslında.Ama Sıla henüz bunu farkedemeyecek kadar saf bakıyordu herşeye.
Öz babası olduğunu öğrendiği Celil’in kızına yaklaşmak için edindiği güleryüz,annesi Bedar’ın çekingen tavırları,abisinin çıkar kokan davranışları ve ona,ödenecek bir hesaba bakar gibi sabırlı,değerli bir hazineye bakar gibi haince bakması elbette ki farkedilmeyecek gibi değildi.
Sıla tüm bunların yalnızca kendi kuruntusu olduğunu düşünmüştü önce.Henüz ilk kez gördüğü,yaşamlarını daha yeni yeni anlamaya çalıştığı bu insanlara yine de boş yere haksızlık etmesine gerek yoktu.

Herşey güzel giderken,o köy düğünü de nereden çıkmıştı.Olacakları bilmediğinden sıcak bakmıştı halbuki bu fikre.İnsanların ona bambaşka bir gözle bakmasını da sineye çekmişti.Başka bir dünyanın insanı olduğu o kadar farkedilir ki..Oturuşu,bakışı,çevresindeki insanların davranışlarına yüklediği anlamlar..Tamamen diğer insanlardan ayrıcalıklı bir yere sahip gibiydi.Yine de yüksekten bakmıyordu onlara.Sadece benimsemeye çalışıyordu.Hem Mardin’i,hem de kendinin o topraklar içindeki asıl yerini..

Mardin’li Sıla olmak başkaydı.Kendini sadece biçimen değil,ruhen de değiştirmesi gerekiyordu.O köy düğününde anlayamadığı çoğu şeyi,şimdi daha iyi anlıyordu.Cinsiyetlerin,doğuştan kazanılan haksız mertebelerin,iki sıradan insan arasında nasıl da derin uçurumlar yaratabildiğini görmüştü.Bu inanılmaz gibi geliyordu.Ama gerçekti.İnanılsa da,inanılmasa da hakikat ibresi, inatla hep bu yönü gösteriyordu.

“Sıla?”
Sıla başını hafifçe yana çevirdi ve kapıya baktı.
“Girebilir miyim?”
Yüz üstü yattığı yatakta kıpırdandı ve vücudunu yan yatırarak dizlerinin üzerine kalktı.”Gel..”dedi kısa bir şekilde.
Pelin,o gecenin sürpriz misafirlerinden biri olmakla birlikte,aynı zamanda Sıla’daki değişikliği ve anlaşılmaz gerginliği farkeden herkesten de biriydi.
Sıla,ona yer açmak için dizlerinin üzerine kalkmış izlenimi kazandırsa da gerçekte böyle bir düşüncesi yoktu.Yataktan kalktı ve pencerenin önüne geçti.Kendinden hiç beklenmeyecek bir hareketle,tek hamlede perdeyi kapattı.
Pelin,Sıla’nın bu davranışını garipser bir halde kaşlarını çattı.Odaya geldiği gibi hiç oturmadan,olduğu yerde çakılıp kalmıştı.Sıla’nın bir sonraki hamlesinin ne olacağını düşünüyordu.
“Neyin var Sıla?”dedi,Sıla’dan herhangi bir tepki gelmeyince.Şaha kalkmış bir at gibi gergindi vücudu.Keskin bir hatla kıvrılmıştı.”Önünde duran tiksinç bir engel var” gibi geldi Pelin’e bir an.Sonra Sıla’yı neden bu şekilde karikatürize ettiğini düşündü ve bu saçma fikrini kafasından attı.
“Bilmiyorum..”Kollarını vücuduna daha sıkı kenetledi.”Üşüyor..”dedi Pelin içinden.”Neyin var Sıla?”diye tekrarladı yeniden.Ama bu kez içinden.
“Sence bu akşam kötü birşey olabilir mi?”Sıla henüz arkasını dönmemişti ama,yüzünde,sesine kattığı meraklı ve şüpheci tonun aksine,gergin ve dehşet dolu bir ifade vardı.
Pelin,arkadaşının sırtında şekillenen katılığı ve saçlarının dalgalarında dolaşan ürpertici serinliği aklınca kurgulayıp kurgulamadığını merak etmekle meşgüldü o an.Ama düşündüklerinin gerçek olduğu bilse,bir an bile durmaz,harekete geçerdi.
“Ne gibi?”demekle yetindi sadece.Normal bir gecede,sıradan bir sohbet akışında ilerliyordu konuşma.Sorular çetrefilli yollardan geçmiş gibi olsa da,kolayca ulaşıyordu birbirlerine.
Pelin,daha fazla dayanamadı ve Sıla’nın yanına giderek onu omuzlarından tuttu.”Neler oluyor Sıla?Beni korkutuyorsun..”
Sıla büyük bir ağırkanlılıkla başını çevirdi ve Pelin,Sıla’nın yorgun ve kapanmak üzere olan gözleriyle karşı karşıya geldi.
Sıla’nın omuzlarını ne kadar sıktığını farketmeden onu sarstı.”Ciddiyim Sıla..Ne yapmamı bekliyorsun?Birşeyler söyle lütfen..”
Sıla,o an dışardan gelen seslere dikkat kesildi.Pelin’e susmasını işaret edip hızlı ama derin adımlarla ses çıkarmadan kapıya yaklaştı.Kulaklarında uğuldayan üç el silah sesi,önce kalbinde,sonra da kapının ardında duyulur gibi oldu.Son bir gayretle avucunu kapıya dayadı ama onu ayakta tutacak hiçbirşey kalmamıştı.Yere yığıldı.

Bedar,evin eski tahta kapısına sırtını dayayıp,avuçlarını sıkıca kapıya bastırdı.”Gitme Celil..”
Celil,Bedar’a doğru büyük bir adım atıp onu kapıdan uzaklaştırmak niyetindeyken,bunu nasıl yapacağının da kara bir düşüncesi içindeydi.Onu engelleyen vicdanı değildi.Oğlu Azad’ın saatlerdir ortalarda olmayışı ve Sıla’nın da kaçtığı gerçeğiydi.
Onları birbirine nasıl kanlı bir şekilde bağlı olduklarının bilinci,yalnız büyüklerin zihnine kazınmıştı henüz.Ne Sıla’nın ne de Azad’ın kendilerini bu gerçeğe bütünüyle kaptırmalarına imkan yoktu.Azad,sevdası uğruna “ölüm”e zararsız bir dost gibi yaklaşırkan,aslında oldukça tehlikeli olan bu dost da onun arkasından kuyusunu kazıyordu.
Elleri nasıl İstanbul’a kadar uzanabilirdi ki?Sıla da İstanbul’a ayak bastığında ilk bunu düşünmüştü.Ve Pelin,odasına gelip,kapısına dayandığında bile bunu düşünmekle meşguldü.
Bu sorunun cevabı:”İmkansız..”olmalıydı.Ama eğer öyle olsaydı,kimse bu korkunç gerçek için bu kadar diretmezdi ona.Ceketlerini sıyırıp,koşulsuz “evet” cevabını verdiren “o” metal soğukluğu göstermezlerdi.
Demek ki çıkış yolu yoktu.Peki ne olacaktı?

Sıla gözlerini araladığında,olayların pimi çoktan çekilmişti.Celil’in bedeni şeffaflaşmış gibi kolaylıkla çıkıp gözden kayboldu o evin içinden.Mardin’in nadiren boşalan sokaklarında Bedar’ın hıçkırıkları duyuluyordu şimdi.
Bu “hüküm” demekti.Ha,Bedar’ın gözlerinden damlamıştı,ha silahın tetiğinden..Hiçbir farkı yoktu.Herhangi bir yerde,herhangi bir zamanda bile aynıydı bu.”Hükmün” laneti çoktan sızmaya başlamıştı dolusundan.Yavaş akar-gider olsa da ulaşacaktı varacağı yere..Ama kim?Kim yolculuk edecekti ona?Bu karar “ağalar meclisinin” işiydi.

u.gulsum
25-11-07, 18:05
hafta sonu seneristiniz geldi :icon_whis
dimi melekçim.:img-in_lo
dizi_tiryam hayırlı olsun seneryon :img-in_lo

boran sılanın bu haline gülerek..gömleğinin düğmelerini açıyordu..sıla borana bakınca boranın düğmelerini açtığını görünce..
neye uğradığını şaşırdı..kalbi küt küt atmaya başladı..sadece yanakları değil şimdide tüm vücudu alev alev yanmaya başladı sılanı..
eli ayağı birbirine dolandı..bu heyecana daha fazla dayanamarak..
hemen kalktı yerinde..borana bakmadan..

sıla..şeyy..ben bir lavaboya gideyim geleyim..dedip aceleyle çıktı ordan..

sılanın bu hali boranın çok hoşuna gitmişti..
gömleğinin düğmelerini açarken sılanın yüzünün aldığı şekle..mest olmuştu..hele heyecanı sesinden belliydi..sesi titriyordu adeta..
o anda gidip sılaya sarılmamak için kendisini zor tuttu..
arkasından sadece..
..kaç bakalım sıla hanım kaç..bakalım böyle ne zamana kadar..
sürecek..deyip güldü sılanın arkasından..


Part..20.

Sıla..boranın yanından nasıl çıktığını bilmeden kendisini zor lavaboya atmıştı..soğuk suyu yüzüne çırptı.. kendisine gelebilmek için..
Birkaç dakika sonra Sıla tekrardan boranın yanına geldi..

Boran..iyi misin şimdi..?
Sıla önce anlamadı..iyiyim de…
Boran gülerek..yok yani bir panikle gittin de..
Sıla durumu anlayarak…yok ondan değil,şey..uyku bastı ben erken kalkacağız malum yeni işim siz gidebilirsiniz dedi karmaşık bir şekilde..
Boran güldü önce sılanın bu haline..kızarmıştı sıla yine..sonra gitme lafını duyunca midesine bir yumruk yemiş gibi oldu..
Boran..peki tamam..dedi kalktı yavaşça..
Sıla her ne kadar gitmesini istemiyorsa da..iyi geceler dedi..
Boran sılanın tam karşısındaydı şimdi..gözlerini gözlerinden ayırmıyordu..

‘beter olsun gece senin ışığın yoksa’


Boran biraz daha yaklaştı sılaya..
Sıla yine kızarıyordu..kalbi beynine aklına hükmetmek üzereydi..nefes almaktan bile korkuyordu,nefesi boranın yüzüne değer diye..

Boran dayanamayarak…sen git yat ben biraz daha durayım burada..sonra giderim dedi..
Sıla sadece…peki dedi gülümsedi ve odaya yöneldi..
Sıla odaya girdiğinde ancak yavaşladığını hissetti kalp atışlarının..yatağa yaklaştı,oturdu.. ‘ne yapacağım şimdi?’



……………..

Yarım saat gibi bir süre geçmişti..Boran üzerinde oturduğu sandalyenin artık rahatsızlık verdiğini fark ederek yavaşça kalktı..Mutfak tarafına gitti ve bir bardak su doldurdu kendine..Bir iki yudum alıp,saate baktı…4 buçuk olmak üzereydi..Etraf hafif aydınlıktı,sokak lambasının ışığı aydınlatıyordu..masalara,yanında bulunan tabaklara vuruyordu..gülümsedi..Hayatı boyunca,kendini bildi bileli hiç böyle duygularla gülümsememişti..İçini kaplayan çok farklı bir duygu vardı..damarlarında dolaşıyor,ayık kalmasını sağlıyordu..Sılaydı bu..sılanın bakışları,sılanın gözleri,sılanın saçları,sılanın yüzü,kokusu,gülüşü,her şeyi..
Yavaş yavaş adımları geriledi ve onun odasına yönelir buldu kendini..
Hiç tereddütsüz kapıyı açtı..İçerisi karanlıktı..kendiyle birlikte gelen zayıf ışık sılaya yansıdı kapıyı açar açmaz..

Yatağı açmamış üzerine uyumuştu,belki de uyuyakalmıştı..üşümüş,bedenini büzmüştü,bebek gibi..saçları yatağın kenarından özgürce bırakmışlardı kendilerini..
Yaklaştı boran..elindeki bardağı kenarı koydu..yatağın yanına çömeldi saçlarına yaklaştırdı ellerini..ilk kez bir kadının saçlarına mest olmuştu…böylesine yumuşak böylesi iç gıdıklayıcı..

Firuz…ne oldu hanım..dedi aniden rüyasında sıçrayan kevsere dokunarak..
Kevser…sorma ağam..boranı gördüm..
Firuz…hayırdır,nasıl gördün..
Kevser derin derin nefes alarak…ölmüştü..
Firuz…ağzından yel alsın o nasıl söz…
Kevser..vallaha ağam oğlum kanlar içindeydi..
Firuz..tamam rüyadır..sabah olsun ararız boranı..
Kevser…yok ağam telefonlar çare değildir..özledim ben oğlumu..dedi ağlamaklı..
Fıruz..tamam tamam öyleyse yarın gideriz İstanbul’a..sürpriz yaparız..
Kevser gülümseyerek tekrardan başını yastığa koydu..sağ olasın ağam..


Part..21..


Senna…ya sen bir gecede neler yaşamışsın sılacım ya
Sıla..ya hiç sorma..o da yetmedi adam bir de sen yat ben burada biraz daha kalıp gıderım demez mı?
Senna..ohaa..eee yattım deme sakın..
Sıla yatağı düzeltirken aniden durdu..niye ki..
Senna şokla..yuh yani sıla adamı bırakıp uyudun mu?
Sıla..napıcaktım bayan mükemmel
Senna..kızım yok ya..valla senden kız mız olmaz..
Sıla..o niye simdi ya
Senna..ay sıla sanki adam senin kankan, abin falan he..Kızım adamla hoş bir ortam yakalamışsın bir de tamam deyip arkana bakmadan uyumusun..pess yanı bravo..
Sıla..uff ne alaka…hem işim vardı sabaha erken kalmalıydım..
Senna…aman işkolik iyi aferin..

Sıla bir anda şok geçirmek üzereydi..yatağın yanındaki küçük masaya bakakalmıştı..

Senna sılayı öyle görünce..ne oldu sıla…iyi misin?
Sıla …….
Senna..sılayı hafifçe dürterek..heyyy
Sıla…bardağı görüyor musun?
Senna sılanın takıldığı yere bakarak..evet ne olmuş..
Sıla…o benim bardağım değil..
Senna…gülerek..yok canım..
Sıla toparlanarak..ya dalga geçme bir..ben dun buraya bardak mardak getirmedim..
Senna..gülmeyi kesmiş..ela gözlerini açabildiğince açmıştı fark etmeden..
Senna…yani..
Sıla…şey..
Senna..o
Sıla…heyecan katsayısı artıyordu..elleri titremeye başlamıştı…
Sıla…buradaymış..
Senna..aniden bir kahkaha patlattı…
Sıla..yine ne oldu
Senna…dualarım kabul oldu..
Sıla odadan çıkmaya koyulmuşken…
Senna…2 gün veriyorum ,bak gör..

Sıla önden,arkadan hiç susmayan senna mutfağa giriş yaptılar..Saat 10’du..
Restuarant açılmış..personeller çalışmaya koyulmuştu bile..gelen giden tek tüktü..
Sıla,elindeki bardağa anlam veremeden bakıp,hem kendi kendine konuşup hem de yıkamaya çalışıyordu..
Senna ise başına bir şapka geçirmiş saçlarını at kuyruğu yapmış..
gelenlerin siparişlerini alıyordu..

Tam bu sıra da içeriye elinde gazete ile bir adam girdi…etrafa bakınıyordu..sonra kasaya yaklaştı
Abay..ahmet abi nasılsın?
Ahmet..oo abay aslanım nerelerdesin sen ya..
Abay..nerde olacağım,boranın arkasını topluyorum..
Ahmet..gelmedi daha
Abay..tamam ben beklim o zaman dedi ve her zamanki masasına oturdu…

Senna içeri giren adamı iyice bir süzdü..masaya oturduğunu görünce rotasını değiştirdi…
Senna..günaydın ne alırsınız..
Abay..gazeteden başına kaldırarak..önündeki kıza baktı..yüzü taktığı şapka yüzünden görünmüyordu…
Abay… gülümsedi..yeni misiniz?..
Senna..evet dedi ve kendinden emin bir şekilde..sizde devamlı müşterisiniz sanırım dedi..
Abay kendinden emin bu kıza bir kez daha gülümsedi....

byebye

u.gulsum
25-11-07, 18:07
şaka şaka :icon_whis
bir bölümcük daha :img-wink::img-in_lo


Part..22…


Boran..o tanışmışsınız..dedi masaya yaklaşarak..
Senna..sayılır dedi gülümseyerek..
Boran..bak senacım bu abay,abay bu senna..
Abay boranın gözlerinin içine baka baka yaklaşıp tokalaşmaya koyuldu senna ile..memnun oldum dedi
Senna..peki ne alırdınız
Boran..sen abay acı bir kahve getir..ben mutfaktayım..
Senna ve Boran mutfak tarafına geçtiler…
Senna…akşam olanları anlattı sıla
Boran….
Senna..çok korkmuş..
Boran…evet çok korkmuştu..
Senna…boran olmasaydı korkudan ölebilirdim dedi

Boran..içten içe güldü..
Bu sırada onlara doğru gelen sılayı gördüler..

Senna boranın gülümseme belirtilerini sezince…ama bir dahakine delilleri ortadan kaldırırsan iyi olur dedi göz kırptı ve ayrıldı oradan…
Boran şaşırdı anlamadı o an..Akşamı anımsadı.. ‘delil mi?’

Sıla..günaydın
Boran..düşüncelerden sıyrılarak..günaydın sıla..
Sıla…iyi uyudun mu?
Boran gülümseyerek..ya sen..
Sıla..evet..teşekkür ederim..
Boran farkında olmadan sılanın omzuna dokundu,hafif sıktı ve …..önemli değil….dedi

Sıla bu hareket karşısında çoktan kızarmıştı bile..

……………

Saat ne çabuk 2 olmuş..restuarant ne çabuk dolmuş anlamamışlardı..bakışmalar o kadar yoğunlaşmıştı ki..Boran Abayla konuşmaya çalışıyor ne konuştuklarını farkında bıle varmıyordu ..Sılaya bakıyor,neler yaptığını izliyordu..genç müşteriler etrafındaydı sılanın..kıskanıyor kalkıp gitmek hepsini restuaranttan atmak sılayı sarıp sarmalamak istiyordu..

Abay…yeter ama boran..rahat bırak kızı..ayıp ya dedi boranın durmadan kıza baktığını görünce
Boran…hiç böyle olmamıştım,o bambaşka..
Abay…öyle mi
Boran…gülümsedi..senna nasıl kız ama..
Abay..ehh fena değil..

İkisi de gülümsemişti bu sefer…

Boran…neyse keko ben bi mutfağa gideyim,durumlar nasıl bakayım..
Abay..ya ya git bakalım..


Restuarantın kapısı büyük bir sesle aniden açıldı.
Boran Sılanın yanına varmıştıki aniden kapı tarafına döndü..
Kevser…boran oğlum..
Boran şokla..ana..
Arkadan Firuz’de görünmüştü..
Boran daha da bir şokla..baba..
Kevsere iki milim ötede olan oğluna hızla yaklaştı hemen,sımsıkı sarıldı fırsat vermeden…
Boran…ne işiniz var burada dedi sevinmişti ama bir o kadar şaşkındı..
Abay da yanlarındaydı şimdi..
Abay..buyrun geçin masaya..
Hep birlikte masaya geçtiler..
Senna sılanın yanına gelerek…anne ve babası mıymış dedi merakla..
Sıla…evet öyleymiş..
Senna…ne güzel dedi içinde büyük bir burukla..
Sıla…hadi işe devam dedi sessizce..
İşe devam etmeye başlamışlardı..
Sıla da senna da sessizdi..belli etmek istemeseler de bir aile görmek onları sessizliğe özleme bürümüştü..

Kevser…ee oğlum ne zaman evleneceksin artık Yezda kızımızla..
Boran…ana yine başlama..
Firuz…annen doğru söylüyor oğul,bu durum Midyat ta dillenmişti haberin ola..
Boran…ne demek dillendi..onlara ne ki..
Firuz..bilmiyormuş gibi konuşma oğul aşiret evlenmeni aile sahibi bir torun sahibi olmanı bekler…
Kevser…oğlum ben derim ki 1 2 hafta sonra düğünü kuralım…
Boran…olmaz
Firuz sinirlenmişti şimdi…neden
Boran... abaya baktı acıyla..ne olucaktı şimdi.. ne diyecekti..

Tam bu sırada senna nın büyük ısrarları sonucu sipariş için masalarına gelmişti sıla…
Sıla..titrek cılız bir sesle…merhaba dedi
Tüm dikkatler sılaya dönmüştü..
Sıla daha da bir heyecanla…ne alırdınız dedi bir yandan da gülümsemeye çalışarak..
Boran hemen ayağa kalktı…
Firuz…boran nereye…yine kaçıyor musun?
Boran…hayır ben…
Sılayla göz göze gelmişti şimdi…
Boran…tanıştırmak için..şey..
Sıla ‘ne’ dercesine borana baktı..
Boran…deri bir nefes aldı ve..karım sıla..

bu defa gerçekten byebye

yağmur yüreklim
26-11-07, 12:58
merhabalar... tatilim bitti ve foruma kavuştum nihayet.. insan öyle alışmış ki çok büyük eksiklik çok.....ama ara vermek yeniden adepte olmak bana çok zor geliyor bu bölümü nasıl yazdım bir ben, birde saymem bilir...
hatalarım affola.. zaten bir bölümcük.. alışsın ellerim diye...

herkese sevgilerle..:img-in_lo

gözlerinde dört mevsim


Bölüm-84

Sıla “ o zaten gelininin kim olduğunu biliyordu öyle değil mi Boran” dedi

“ ne dedin sen”
….

Ali ağa’nın sesini duyuyor ama algılayamıyordu Boran.. Kulağındaki uğultu, gözlerindeki boşluk ve kalbindeki tarifsiz sızıdan daha önemli başka bir şey olamaz diye düşünürken bile şuan bulunduğu ortamdaki gergin havanın farkına varamıyordu..
Sıla Boran’a anlamlı bir bakış atmış, arkasını dönüp gitmek üzereyken Boran Sıla’nın kolundan tutarak kendine çevirmişti
Boran “ Sıla” diyerek
Sıla “ bırak beni Boran”
Boran “ canım, beni dinlermisin”
Sıla “ dinleyecek bir şey yok..herşey açık ve net, bırak beni” dediğinde yavaş yavaş çiselemeye başlayan yağmur saçlarına tane tane düşüyordu
Sıla kendini Boran’dan kurtarmak isterken Boran Sıla’nın kolunu biraz daha sıkmış diğer boşta kalan eliyle Sıla’nın çenesinden tutarak kendine çevirerek
Boran “ sevgilim…canım..bak sen yanlış anlıyorsun..bizi birbirimize bağlayan şey..” dedi çaresizce
Sıla” vasiyet” dedi dişlerini sıkarak
Boran” Hayır Sıla, hayır Sıla’m.. bizi birbirimize bağlayan” derken çalan telefonuna aldırmadan Sıla’nın kolunu tutarak iki eliyle Sıla’nın yüzünü avuçları arasına alıp, gözleri arasındaki mesafeyi en aza indirgeyerek nefesini Sıla’nın yüzüne değdirip, Sıla’nın yüzündeki yaşlarla, yağmur damlalarını parmaklarıyla silerken
Boran” Seni seviyorum..çok seviyorum” dedi
Sıla “ telefon” diyerek Boran’ın kendini ifade etme çabalarına karşılık vermedi
Boran çaresiz ellerini Sıla’dan çekerek istemsizce eli cebine gitti ve telefonunu açarak
Boran “ söyle Şivan” dedi
Şivan “ ağam, aşiret meclisi toplanmış Zeliha ile Kenan için acil seni beklerler”
Boran’ın yüzü gerilerek
Boran “ tamam Şivan” dedi kapatırken telefonu.. Şuan Sıla ile olan durumunu düzeltmek isterken başka bir soruna ne kendini verebilir, nede çözümler üretebilirdi, üstelik ilişkilerini bu durumda bırakıp gitmek Sıla’nın düşündüklerinin doğru olduğunu kabul etmek demek olurdu.. Boran telefonunu cebine koyarken Sıla’da hızla yanından uzaklaşarak bindi arabaya….Boran’a çaresiz peşinden gitmek kalmıştı…



Ali ağa “ sen ne dersin ağam?” dediğinde daldığı düşüncelerden uzaklaşarak
Boran “ bu kadar aceleye gelmemeli bu karar” dedi konuya hakim olmaya çalışarak
Ali ağa” kız isteyerek kaçmış, nişanlı bir kız; ana, baba sözü dinlemeden elin adamına kaçmış, elbet töreler gereği hükümü verilecektir…verilir değil mi ağam”
Boran yerinde kıpırdanarak
Boran” verilir…töre neyi gerektiriyorsa yerine getirilecektir. “ dedi kendinden emin ve kararlı bir ses tonuyla..
Boran “ bizim topraklarımızda yaşayan insanlarımız birbirlerine törelerle bağlılar ama törenin her hükmü yapıcı olacak, insanların huzurunu sağlayacak diye bir şey yok aslında..Fakat biliyorum ki bir çoğunuz beni anlamak, dinlemek istemeyeceksiniz, sevgiden bahsetsem taşa tutup,” sen ne diyorsun” demek isteyeceksiniz ve ben şuan sizinle bu durumu tartışacak, düşüncelerimi savunacak kadar güçlü hissetmiyorum kendimi… o yüzden töre neyi gerektiriyorsa hüküm verilecek….” diyerek ayaklandı Mustafa’nın şaşkın bakışlarını üzerinde hissederken
Boran “şimdi izninizle” dediğinde çoktan odadan çıkmak üzere kapının oraya gelmiş, ardından ayaklanan Mustafa’ya bakarak, hiçbirşey demeden merdivenleri inmişti hızlı hızlı
Mustafa merdivenleri koşar adım inerek
Mustafa “ Boran” diye seslendi
Boran arabasının önünde duraksayarak yağmurdan korunma gereksinimi duymadan bekledi
Mustafa “ sen biraz önce ciddi miydin?” dedi hem merak hem de duyacağından korkarak
Boran” evet” anlamında başını salladı
Mustafa “ nasıl olur bu?” dedi şaşkın,
Boran” oldu işte” dedi gayet soğuk bir sesle
Mustafa” yani zeliş ve Kenan’ın ölmelerine ön ayak olacaksın”
Boran” sadece hüküm vereceğim Mustafa, uygulayacağım demedim”
Mustafa “ bu nasıl olacak Boran, bilmece gibi konuşma Allah aşkına”
Boran” Mustafa sence ben onların ölmesine izin verir miyim?” dedi çatık kaşları gözlerini perdelemiş, yağan yağmur saçlarını alnına doğru düşürmüş soğuk yüzüne vuruyordu ama Boran hiç aldırmıyor gibi görünüyordu
Mustafa “ vermezsin bende o yüzden şaşırdım ya”
Boran” Mustafa ben bunu halledeceğim merak etme, onlar şuan çok güvenli bir yerdeler ..sen telaş etme..şimdi eve gitmem lazım “ diyerek bindi arabasına… Eve biran önce gitmek Sıla ile bir türlü başlayamadığı konuşmayı yapmak ve aradaki soğukluğu gidermek istiyordu..Yol boyu Boran’ın gözlerinin önüne geldi her an, Sıla’nın davranışları, bir yakın olup bir terslemeleri, aceleye gelen düğün, bırakılan okul, zoraki aşk sözcükleri…şimdi bir bir gözünün önünden geçiyor her seferde boştaki eli direksiyona doğru inip kalıyordu
Boran” nerden öğrendi ki… kimse bilmiyor…ben bile…unuttum….” dedi kendi kendine….Bir anda Sıla’nın bayıldığı gece geldi aklına…Sıla’nın kendisini beklediği ve boynuna nasıl atladığı, sarılmaları, öpmeleri, nasılda sevgi doluyken bir süre sonra donuklaşmış hatta dışarıda otururken bayılmıştı.. Ardından da Boran’a karşı önce tarifsiz bir düşmanlık ve onu takip eden donuk gözlerle söylenen “ seni seviyorum” sözcükleri gelmişti
Boran” Abay ve ben” diyerek konuştuklarını anımsadı..Demek ki Sıla duymuştu o akşam….Ama yanlış anlamıştı…
Ani bir frenle durduğunda konağın önünde Aziz koşarak saklandığı kuytudan çıkarak koşarak gelip Boran’ın kapısını açtı
Aziz” hoş geldin a..” diyerek cümlesini tamamlayamadan Boran koşar adımlarla çıktı merdivenleri…
Boran “ Sıla” diyerek odanın kapısını açtığında Sıla yatağın içinde büzülmüş başına kadar yorganı çekmişti..Boran kapıyı yavaşça kapatarak yatağın kenarına gelerek boş olan kısma oturup
Boran “ Sıla, geldim….uyumuyorsun değil mi?” dedi
Sıla başındaki yorganı çekerek baktı Boran’a
Boran” Sıla ben aramızdaki bu konuyu konuşup halletmek istiyorum” dediğinde Sıla hışımla yerinden kalkarak oturur pozisyona geçip
Sıla “ neyi halledeceğiz Boran, sence varmı halledilecek birşey..” dedi
Boran” elbette var, sen beni yanlış anlamışsın ve şuan bu tavrın o yüzden..ama benim seninle neden evlendiğimi sende , bende biliyoruz”
Sıla” evet, babanın son nefesinde senden istediği şeyi yapıp ona karşı sorumluluğunu yerine getirdin…bende..”
Boran” ben seni sevdiğim için evlendim Sıla, seninle bir ömrü paylaşmak istediğim için”
Sıla” güldürme beni” dedi alaylı bir ses tonuyla
Boran “ ben çok ciddiyim ama sanırım sen..”
Sıla “ üzerini değiştir, ıslanmışsın” dedi yine dayanamayarak
Boran gözlerini kısa bir süreliğine Sıla’dan ayırarak kendi üzerine çevirdi ve ardından aldırmadan tekrar Sıla’ya dönüp
Boran “Sıla” dedi ve dizlerini yatağa koyarak ellerini Sıla’nın saçlarına dokundurup
Boran” Seni seviyorum..inanıyorsun değil mi..Tamam vasiyet vardı, babam son nefesinde seninle evlenmemi istedi ama ben zaten sana karşı boş değildim.. üstelik vasiyet umrumda bile olmadı…”
Sıla “ neden bana söylemedin?”
Boran” ben unuttum Sıla, yok saydım…hiç söylenmemiş kabul ettim..”
Sıla” ama benimle evlendin”
Boran” evet..evlendim.. pişman değilim..ben sevdiğim kadınlayım, her saniye aklımdan çıkmayan, hep yanımda olmasını istediğim, olmazsa yaşayamam dediğim kadınla evlendim Sıla, babamın bana emanet ettiği Sıla ile değil.”
Sıla “ aynı şey…keşke bunu hiç yapmasaydın, en baştan söyleseydin.. belki ozaman anlayabilirdim seni, ama düşünüyorumda yaptıkların, aceleci davranışların hepsi biran önce babanın ruhunu huzura kavuşturmak içinmiş” dedi gözlerindeki yaşlar yanaklarına süzülüp, sesi çatallaşırken
Boran” canım” diyerek Sıla’nın yüzünü okşamak isterken Sıla geri çekildi.Boran boşta kalan elini yastığın üzerine doğru indirerek
Boran “ ben sevdiğim kadınla biran önce birlikte olmak, hayatı, sevgimi, her şeyimi paylaşmak için bu kadar acele ettim..Sıla..Sana olan sevgimden bu şekilde şüphe duyamazsın… seni nasıl sevdiğimi biliyorsun..Seninle bakıyor, seninle görüyor, seninle nefes alıp veriyorken bunu bana yapamazsın…biz aynı yastığa baş koyuyoruz sevgilim..”
Sıla “ evet…zorunlu bir baş koyuş bu..ikimizinde aslında istemediği, zorunlu tutulduğumuz bir baş koyuş” dedi dişlerini sıkarak
Boran” ne” dedi anlamamışcasına
Boran” yani sen benimle zorla mı evlendin?..sırf vasiyet için mi?”
Sıla” aynen öyle Boran ağa… ikimizinde babana karşı borcu vardı onu ödemek için”
Boran elini yastıktan çekerek ayaklandı.. kaşları çatılmış, gözlerinin siyahı iyice koyulaşmıştı…ellerini cebine koyup sonra aniden geri çekti..
Boran” bu yastığa sen başını sevgiyle, aşkla koymuyorsan seninle aynı yatağı, aynı hayatı, aynı geceyi paylaşmamın bir anlamı yok “ diyerek hızlıca çıktı odadan ve kapıyı hızla çarptı…




Neler gördüm neler gönül elinden
Ne yaptimsa sana dinletemedim
Bu yollarin sonu hasrete çikar
Çok ugrastim seni döndüremedim
Yemin etme tutamazsin
Yüz çevirsen duramazsin
Bu yerlerden kaçamazsin
Tek basina yapamazsin

Ne kadrin bilinir ne sözün geçer
Aglayip sizlayip bu ömrün biter
Bin kere gelsen su yalan dünyaya
Ne gonca gül sana ne de laleler

bye bye bye

eminedeniz
26-11-07, 15:25
Şimdilik bu kadar belki bir-iki bölümde akşama gelir ama sö vermeyeyim sonra üzülüyorum:img-blush

bu bölüm sevgi'me,asena'ma,nesli'me ve ışık'ıma gelsin...

Doğan yeni bir gündü Mardin’de herkes için,herkesin içinin huzurla dolduğu o yepyeni günlerden biri...

Uyuduklarında nerede güneş doğmak üzere olduğu için, Boran telefonun çalan alarmı ile huzursuzca kıpırdandı, kendisi kıpırdanırken Sıla’nın hareket etmemesini sağlamak istermiş gibi Sıl’yı daha da sıkı sarıyordu. Sıla ise sırtını Boran’ın göğsüne dayamış,neredeyse Boran’ın kucağına yatıyormuş gibi uyuduğu uykusunda çalan alarm sesi ve Boran’ın belinde iyiden iyiye sıkılaşan kollarının da etkisi ile Boran’a daha da sokuldu sanki daha fazla sokulması mümkünmüş gibi...

Boran ise çalan telefonunu susturmak için Sıla’yı belinden saran kolunu gevşetmek zorunda kalmıştı. Telefonunu alıp alarmı devre dışı bıraktığında ise, uzun yıllardan beri ilk kez sorumlulukları ertelemek isteğinin içine gelip çöreklendiğini hissetti. Şu anda ne bu yataktan ne de kollarında simsiyah saçları yastığın üzerinde ipek bir örtü gibi yayılmış,teninin sıcağını teninin sıcağına karıştırdığı kadından ayrılmak istemediğini fark etti. Ve kendi kendine “Ağayım ben” dedi “ben ne zaman istersem o zaman giderim işe ve bugün de canım geç gitmek istiyor” dedi kendinden son derece emin. Sonra Sıla’ya ve uykusuna geri dönmeden önce Şivan’ı arayıp bugün işe geç geleceğini haber verdi.

Daha sonra ise yeniden uyumak için Sıla’ya sarıldı, yalnız Sıla’nın belinde ki eli rahat durmuyor Sıla’nın vücudunda sakin ama etkileyici hareketler ile dolaşıyordu. Sıla ise Boran’ın bu dokunuşları ile yavaş yavaş içini kaplayan heyecan dalgasını hissediyordu. Sıla ise inanamaz ve tehditkar bir ses tonu ile “Borannn” dedi. Boran ise artık tamamen uyanmıştı ve Sıla’yı da uyutmaya niyeti yoktu “Madem bu sabah işe gitmedim uyumaktan daha çok zevk aldığım şeylere vakit ayırmalıyım” derken kendi kendine, Sıla’nın bedeninde dolaşan elleri de bu niyetini belli ediyordu. “Efendim sevgilim” dedi Boran, Sıla’nın boynunda ki o en dayanamadığı noktaya öpücüğünü kondururken. Sıla ise uykunun ve yorgunluğun tatlı kolları ile Boran’ın içinde uyandırma konusunda çok başarılı olduğu heyecanı arasında gidip geliyordu. Aslında Sıla bu maçın galibinin ne olacağını biliyordu ama öylesine yorgundu ki aynı zamanda da bir yanı da dinlenmek istiyordu. Sıla ise bu sefer hem şakacı hem de imakar ses tonu ile “Ağam siz yorulmaz mısınız ya da doymaz mısınız” dedi artık küçük çocuklar gibi kıkırdıyordu. Boran ise bu sırada yan yatan Sıla’yı kendine doğru çevirmiş, sırtını yere getirmiş kendisini de kollarından güç alarak Sıla’nın üzerine konumlamıştı. “Hayır gelinağam” dedi gözleri artık iyiden iyiye ortaya çıkan arsuzundan koyulaşmış, sesi boğuklaşmışken “size doyabilmem mümkün değil ve ben yorulmam bilirsiniz”.

Cümlesini bitirir bitirmez ise Sıla’nın şaşkınlık ve hayranlık ile aralanan dudaklarını kendi dudaklarına hapsetmiş, tadını ezbere bildiği o dudaklara sanki ilk kez dokunuyormuşcasına bir tutku ile sahip olmuştu. Elleri ise Sıla’nın vücudunun bütün kıvrımlarını özenle dolaşıyordu. Sıla ise itirazlarının ne kendine ne de Boran’a yararı olmadığını anlamış,yorgun olsa da uykusu olsa da yaşamak istediğinin ve yaşatmak istediğinin peşinde Boran’ın deli tutkusunun içinde kendi tutkusunu eritmek için ilerlemeye başlamıştı.

Sıla ile Boran yine yeniden sanki ilk kez yaşanıyormuşcasına heyecanla, ama birbirlerini ve vücutlarını tanımanın getirdiği hazla her seferinde daha da artan bir istek ve tutku ile seviştiler. Boran nefes nefese kendini Sıla’nın üzerinden çekip, Sıla’yı da kendi tabiri ile “ait olduğu yere” yani göğsüne yatırırken Sıla’nın alnına ufacık bir öpücük kondurdu.

Bir süre sonra kendi nefesi normale dönmüş olsa bile şu anda göğsünden uyumakta olan Sıla’nın hala düzensiz nefes aldığını fark eden Boran ise panikle Sıla’nın bileğini eline almış nabzına bakıyor,aynı zamanda da göğsünde yatan Sıla’yı rahatsız etmeden Sıla’nın yüzünü görmeye çalışıyordu. Sıla’nın zayıf nabzı ve solgun yüzü ise tek bir şeyin habercisiydi. Sıla yine cok yorulmuştu. Elbette her zaman olan bir sey değildi bu o nedenle de Boran unutmuş ve hatta dikkat etmemişti. Ama şimdi düşününce, Sıla zaten neredeyse iki gece önce sabaha kadar hastanede Fatih’in başında sabaha kadar beklemişti. Ve hatta daha sonra da Boran ile yine upuzun bir gece geçirmişlerdi. Dün bütün gün evde atom karınca misali bir oraya bir buraya koşturmuş, Boran ile hastaneye gitmiş, telefonda Ali Eren ile konusup üzülmüş, Boran ile kavga etmiş, sonra Boran’la geceyi sabah etmiş,sabah yeniden Boran’ın olmuştu. Boran “Ah benim narin ama güçlü sevgilim” dedi gülerek Sıla’nın alnına bir öpücük kondururken. Sıla ise “Boran” dedi bir kedi gibi iyiden iyiye sırnaşırken, “çok yorgunum ben". Boran ise “Biliyorum bi’tanem biliyorum, hadi sen dinlen” dedi Sıla’yı usulca göğsünden kaldırıp,yastığına yatırırken. İstemese de artık işe gitmesi gerekiyordu, Sıla’yı izlerken onun yastığına sarılıp kokusunu içine çekmesi ile mest oldu ve o yatağa Sıla’nın koynuna geri dönmemek için kendini hemen banyoya attı.
byebyebye

hoppala20
26-11-07, 15:53
AĞLA KALBİM...



herkeslere merhabalar..... yazdım hemen eklim dedim..... okumadım inanın hatam varsa affola.... Keyifli okumalar.....


Boran aldığı cevapla tekrar sılanın dudaklarına yönelmiş ve ‘ şuan seni görmek için neler vermezdim sıla ay bile bu gece benden yana değil ışığını vermiyo seni göstermiyo bana.. ’ diye fısıldamış ve özlemle beklediği ilk buluşmayı gerçekleştirmiş sılaya olan isteği her seferinde azalacakken aksine daha çoğalıyordu… Sabaha kadar kaç kere seviştiler, kaç kere yoruldular ama her seferinde yorulmuşluklarına aldırmadan bir bütün oldular… Aşk bu, tutku bu, istemek bu, sevişmek bu dediler sayısını bilmedikleri yıldızlar gibi…




Bölüm 86 ;




Sabaha karşı kapanan gözler açılmakta zorlanmıştı… Boran kollarında yatan sılaya bakarak gülümsemiş ve saha sıkı sarılmıştı… Sıla bi ara boranın göğsünden başını kaldırarak arkasını dönmüş ve boran arkadan sarılarak sılanın çıpğlak bedenini kendi bedenine yaslamıştı.. Sılanın saçlarını koklayıp öpücükler kondurarak sılanın da uyanmasını beklemeye başlamıştı ama sıla uyanmamakta direniyordu adeta… Sıla uyanmadıkça boran öpüşlerini sılanın ensesine oradan da kulak altına getirmişti başını yastıktan kaldırarak…

- Uyumuyosun değil mi?.... Sılaaa….
- Sıla boranın öpüşlerinden gayet memnun senini çıkarmadan keyfini çıkarıyordu bu özel anın… ‘Uyuyorum boran..’ demişti başını boranın göğüne arkadan dayıyarak..
- Ya demek öyle… Tamam o zaman bende uyuyorum… dedi ellerini sılanın göbeğinde birleştirerek…
- Sıla kendisini tutmasına rağmen gülmesine engel olamıyordu… Boran… dedi dayanamayarak…
- Gülme sıla… bi rahat dur uyuyoruz şurda…
- Yaaa bu nasıl uyumak böyle… çek ellerini göbeğimden…
- Tamam, büyük bir zevkle çekerim bende… diyerek ellerini biraz yukarılara getirerek sılanın göğüslerinde demirlemişti biraz da sıkarak… ‘ Burası nasıl ’ dedi sılanın çıplak omuzuna bir öpücük bırakırken…
- İyi… yani en azından huylanmadığım bi yer… Ama sıkmasan daha iyi olacak…
- Sıla… sen beni delirtmek için yapıyosun bunu dimi… Bana bunu yapma çünkü gitmem lazım…
- Ben bişey yapmıyorum ki… Yapan sensin ellerin rahat dursun o zaman…
- Ama bu benim suçum değil ki ellerimin suçu… Bana değil onlara söylemelisin bunu…
- Sıla boranın kollarından ayrılmadan ona doğru döner yatakta borana bakmadan elini ellerine alarak avucunun içine uzunca bir öpücük kondurup yanağına getirip orada bırakır…
- Boran sılayı dikkatle izlerken avucunun içinde hissettiği nemli dudaklar ile kapatmıştı gözlerini memnuniyetini belli edercesine ‘ sıla ’ ismi dökülmüştü dudaklarından…
- Uslu dursunlar diye… dedi başını boranın göğsündeki yerine getirip sımsıkı sarılarak….
- Sen onlara bunu yaparsan onlar hiç rahat duramazlar…
- Neden gitmek zorundasın boran… Hani atla gezmeye gidecektik…
- Bitanem kalamam… Şivan ve Azizle konuşup şu işi halletmem lazım… Hem kalsam bile at gezisini düşünecek halimiz kalmazdı, tatlı yorgunluğumuza devam edebilirdik... dedi neyi ima ettiğini anlatmak istercesine elini sılanın belinde sabitlemişti…
- Ne kadar ayıp boran… Konuşma böyle…
- Aramızda ayıp mı kaldı sıla… hatırlatayım dün geceyi istersen…
- Yok hatırlatma… Unutmadım.. Unutmak mümkün mü dedi sesini biraz kısıp başını boranının göğsüne sokmak istercesine bastırmıştı utancından…
- Değil… Dün geceyi unutmak demek seni unutmak demek sıla… Bu mümkün mü asla… dedi sılanın saçlarını öperken…
- Boran… gitme…
- Söz veriyorum erkenden burada olacağım…
- Peki…
- Artık kalksam iyi olacak yoksa hiç kalkamayacağım… Beni burada böyle bekleyebilirsin…
- Yok artık… olur mu öyle şey… Hadi kalk…
- Olur tabi senin burada böyle beklediğini bilirsem daha çabuk gelirim…
- Sen kalkmıyomuydun… Gitsen iyi olacak… Burada böyle bekleyemem seni..
- Haklısın olmaz dimi… Ben bi duş alayım da gidip geleyim…
- Tamam… diyerek yatağın yanına kaydı boranın kalkması için…
Birlikte yapsak ne güzel olurdu ama sen o banyoya girersen ben hayatta gidemem. En iyisi sen kal… diyerek sılanın alnını öperek çıkar yataktan hızla banyoya girerek kapar kapıyı aklı yatakta sılada kalarak suyu açar…


Sıla yatakta gözleri kapalı dün geceyi ve yaşadıklarını düşünürken borana anlatmamanın çaresizliğini ve üzüntüsünü de yaşıyordu… ‘ off boran nasıl olacak bu iş ’ diye yatakta düşünmeye başladı… Gözlerini açtığında bir an için içinin geçtiğini fark etmiş banyodan gelmeyen su sesiyle acaba boran gitti mi diye düşünceyle yataktan kalkmıştı. Nasıl uyudum ben diye söylenerek yere atılmış olan boranın gömleğini geçirdi üzerine önlerini iliklemeden hızla banyo kapısını açtığında içerden bi ‘ ahhh ’ sesi duyuldu…

hoppala20
26-11-07, 15:57
Bölüm 87;


- Hiihhhh boran…
- Sıla ne oluyo o nasıl kapı açmaktır öyle… madem o kadar istiyodun benle banyo yapmayı girerdik kafamı kırmana gerek yoktu…
- Boran… özür dilerim ben uyumuşum gittin sandım su seside gelmeyince… gerçekten…
- Tamam tamam bahane bulma bana neden inkar ediyosun ki istiyosun işte benle banyo yapmayı…
- Borannn… kapıyı daha mı sert vurmalıydım sence… dedi elleriyle önünü kapatmaya çalışarak…
- Daha ne kadar sert vurabilirdin merak içindeyim sıla…
- Ayyy dur bi bakayım… geç otur şöyle… diyerek boranı yatağa oturtur… Bişey ama şişebilir buz koymak laızm…
- Buz koyacak vaktimiz yok benim gitmem lazım… dedi zoraki gözlerini sılanın vücudundan ayırarak…
- Ama…
- Sıla şu önünü kapat yoksa gidemeyeceğim ve babamla da aram açılacak…
- Sıla hızla gömleği önüne çekerek tamam sen giyin o zaman ben de bi banyoya gireyim…
- Tamam gir… bende üzerimi değişeyim…
- Ama ben çıkmadan gitme…
- Gidemem ki zaten seni görmeden… hadi git...
- Tamam diyerek uzanıp boranın dudaklarından küçük bir öpücük alarak banyoya yöneldi…
- Çabuk çık ama beni bekletme fazla yoksa dayanamaz yanına gelebilirim…
- Kapıyı kilitlemem lazım yani… diye gülerek banyoya girdi…


Boran yatakta biraz oturduktan sonra kurulanarak giyinmeye başladı… Ayna karşısında saçlarını tararken bi yandan da sılaya sesleniyordu…

- Çıkmıyo musun hala sıla?... Bak ben haızırım…
- Yaa bekle çıkma geliyorum hemen…
- Bak iki seçeneğim var ya yanına gelicem yada çıkıp gidicem derken gözü yatağa takıldı…
- Ya gelme… Ama gitmede…
- Aklına gelene şaşırmışçasına bakıyordu boş yatağa… E napim o zaman gelin ağam dedi biraz yüksek sayılabilecek bir sesle…
- Bekle… geldim….
- Boran ses çıkarmadan yatağa doğru ilerlemiş ve son anada vazgeçmiş tekrar ayna karşısına geçmiş saçlarını düzeltiyor ama aklını da alamıyordu… Dayanamayarak kendini yatağın önünde buldu yorganı kaldırdı ve öylece bakakaldı yatağın üzerindeki boş çarşafa… Şaşkınlığından ne yapacağını bilemezken hırsla yorganı yere fırlattı o anda açılan banyo kapısıyla ve sılanın sesiyle döndü ve bakışlarını sılaya çevirdi…

Sıla işte geldim diyerek havlusuna sıkı sıkıya sarılarak banyodan çıkmış boranın anlamsız ama öfkeli bakan gözleriyle karşılaştığında neye uğradığını şaşırmıştı…

- Ne oldu boran… diye yaklaştığında yere atılan yorganı görmüş ve adeta dünyası başına yıkılmıştı… Boran dinle beni diyerek yaklaşmış ama boranın bakışları adeta konuşmasına engel oluyordu… yaklaştı boranın kolunu tuttu lütfen dinle beni…
- Boran sılanın tuttuğu kolunu hızla çekerek kapıya yöneldi aynı hızla hiçbir şey demeden….
- Boran bana bunu sakın yapma… Sakın… gitme… dedi gözünden akan yaşlara engel olamadan…
- Boran sılanın dediklerini duymaz gibi kapıyı sertçe çarparak çıktı odadan… Ne düşüneceğini ne yapacağını bilemeden…
- Yapma boran… gitme… diye olduğu yerde çöktü dizleri üstüne… Nasıl gidersin… Nasıl dinlemezsin bu kadar mı sevdan… Bu kadar mı güvensizsin?... diyerek hıçkırıklara boğuldu odanın ortasında… Yoksun artık sende benim için diyerek kalktı havluyu üzerinden alarak fırlattı bi tarafa hemen üzerini giyinerek çıktı odadan… Oraya geldiği gibi hiçbirşeyi olmadan sadece üzerindekilerle gidiyordu yine oradan…

- Sıla gelsene bak daha kahvaltı…..
- Sıla narini duymuyor hızla ilerliyordu gözünden akan yaşları eliyle silerek…
- Sıla ne oldu… Neyin var….
- Sıla adeta koşarcasına inmiş kapıya varmıştı bile…
- Aziz kapıyı tutun… Kapatın çabuk…
- Açın kapıyı…. Dedi zoraki…
- Sıla ne ler oluyor de hele bi bana…
- Sakın bana dokunma narin… söyle açsınlar kapıyı…
- Olmaz demem… Açtırtmam… Abim nerde ne oluyor sıkla…
- Narin yeter artık açtırt şu kapıyı yoksa zorla çıkıcam…
- Sıla böyle mi gideceksin… üşürsün…
- Böyle geldim böyle giderim narin açsınlar şu kapıyı…

- Ne olur kızım boran nerde…
- Nerde olduğu artık beni hiç ilgilendirmiyo söyleyin açsınlar kapıyı…
- Kızım etme eyleme neler oluyor ağlama gözünü seveyim…
- Sıla sonunda dayanamamış ve daha güçlü bağırmaya başlamıştı yeter artık açın şu kapıyı… Açın…
- Sıla…
- Narin söyle açsınlar…. Dokunma bana diye iç çekiyor her konuşmaısnda daha da güçlü ağlamaya başlıyordu….
- Açın kapıları… diye yukarıdan gelen öfkeli sese herkes başını çevirmişti…
- Oğul… dedi Kevser şaşkınca…
- Aziz açın kapıları nereye istiyorsa götürün… dedi sanki herhangi birinden bahsedermiş gibi…
- Sıla başını kaldırdığında boranın öfkesine kendi öfkesiyle karşılık vermiş ve sanki hala bir umutla gitme demesini bekler gibi beklemişti ıslak gözlerini boranın gözlerinden ayırmadan önce… Sıla açılan kapıya doğru bakarak biran duraksadı tekrar dönüp bakmak istedi son bir defa ama yapamadı gururu hakim geldi ve hızla çıktı konağın kapısından…
- Boran en üst katta öylece bakıyordu ellerinden kayıp giden sevdasına… Bi yanı git diye öfkeyle bağırıyor diğer yanı ise gitme yanımda kal ne olursa olsun diyordu ama sılanın kapıdan çıkışını izlerken yüreğide sanki yerinden çıkıyorcasına ağlıyordu gözleri ile birlikte….



Lavinya - Feridun Düzağaç

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme lavinya



senaryoma kısa süreli ara veriyorum belki 1 hafta belki 10 gün inanın bilemiyorum şu işleri yoluna koyar koymaz sizlerleyim..... çok öptüm hepinizi....

sevgiler..... bye

dizi_tirya
26-11-07, 16:25
ÖZET:
Sıla gözlerini araladığında,olayların pimi çoktan çekilmişti.Celil’in bedeni şeffaflaşmış gibi kolaylıkla çıkıp gözden kayboldu o evin içinden.Mardin’in nadiren boşalan sokaklarında Bedar’ın hıçkırıkları duyuluyordu şimdi.
Bu “hüküm” demekti.Ha,Bedar’ın gözlerinden damlamıştı,ha silahın tetiğinden..Hiçbir farkı yoktu.Herhangi bir yerde,herhangi bir zamanda bile aynıydı bu.”Hükmün” laneti çoktan sızmaya başlamıştı dolusundan.Yavaş akar-gider olsa da ulaşacaktı varacağı yere..Ama kim?Kim yolculuk edecekti ona?Bu karar “ağalar meclisinin” işiydi.