ayse
08-05-06, 09:43
Atıf Yılmaz ile ilgili herşeyi bu konuda paylaşabilirsiniz..
Saygılar
ayse
Saygılar
ayse
|
Tüm Versiyonu Göster : Atıf Yılmaz ayse 08-05-06, 09:43 Atıf Yılmaz ile ilgili herşeyi bu konuda paylaşabilirsiniz.. Saygılar ayse merlystreep 08-05-06, 17:39 9 December 1926 Mersin, Turkey Director - filmography (2000s) (1990s) (1980s) (1970s) (1960s) (1950s) 1. Egreti gelin (2005) 2. Eylül firtinasi (1999) ... aka After the Fall (International: English title) 3. Nihavend mucize (1997) 4. Yer çekimli asklar (1995) 5. "Tatli Betüs" (1993) (mini) TV Series 6. Dus gezginleri (1992) ... aka Walking After Midnight (International: English title) 7. "Safiyedir kizin adi" (1991) (mini) TV Series 8. Berdel (1990) 9. Olu bir deniz (1989) 10. Arkadasim seytan (1988) ... aka Devil, My Friend (International: English title) 11. Kadinin adi yok (1988) 12. Hayallerim, askim ve sen (1987) 13. Aaah Belinda (1986) 14. Degirmen (1986) ... aka The Windmill (International: English title) 15. Adi Vasfiye (1985) ... aka Her Name Is Vasfiye (International: English title: festival title) ... aka Vasfiye Is Her Name 16. Bir yudum sevgi (1984) ... aka A Sip of Love (International: English title: festival title) 17. Sekerpare (1983) 18. Seni seviyorum (1983) 19. Dolap beygiri (1982) 20. Mine (1982) 21. Deli kan (1981) 22. Talihli amele (1980) 23. Adak (1979) ... aka The Sacrifice (USA) 24. Insan avcisi (1979) ... aka Due vite violente (Italy) ... aka Heart of a Father (International: English title: video title) 25. Minik Serce (1979) ... aka The Little Sparrow (USA) 26. Ne olacak simdi (1979) 27. "Seyahatname" (1979) (mini) TV Series 28. Kibar Feyzo (1978) 29. Köseyi dönen Adam (1978) 30. Aci hatiralar (1977) 31. Baskin (1977) ... aka The Raid (International: English title) 32. Ibo ile Gülsah (1977) 33. Selvi boylum, al yazmalim (1977) ... aka The Girl with the Red Scarf (International: English title) 34. Bas belasi (1976) 35. Hasip ile nasip (1976) 36. Maglup edilemeyenler (1976) 37. Tuzak (1976) 38. Çapkin hirsiz (1975) 39. Deli Yusuf (1975) 40. Iste hayat (1975) 41. Zavallilar (1975) ... aka The Poor (International: English title) ... aka The Suffering Ones 42. Kuma (1974) 43. Salako (1974) 44. Gullu geliyor gullu (1973) 45. Kambur (1973) 46. Mevlana (1973) 47. Cemo (1972) 48. Gelinlik kizlar (1972) 49. Günahsizlar (1972) 50. Köle (1972) 51. Utanç (1972) ... aka Shame (International: English title) 52. Zulüm (1972) 53. Ates parcasi (1971) 54. Battalgazi destani (1971) 55. Gullu (1971) 56. Unutulan kadin (1971) 57. Yedi kocali Hürmüz (1971) 58. Asktan da üstün (1970) 59. Darildin mi cicim bana? (1970) 60. Zeyno (1970) 61. Kizil vazo (1969) 62. Kölen olayim (1969) 63. Menekse gözler (1969) 64. Cemile (1968) 65. Köroglu (1968) 66. Yaseminin tatli aski (1968) 67. Balatli Arif (1967) 68. Harun Resid'in gözdesi (1967) 69. Kara gözlüm (1967) 70. Kozanoglu (1967) 71. Ah güzel Istanbul (1966) ... aka O Beautiful Istanbul (International: English title) 72. Sevgilim artist olunca (1966) 73. Ölüm tarlasi (1966) ... aka The Death Field (International: English title) 74. Pembe Kadin (1966) 75. Topragin kani (1966) ... aka Blood of the Earth (International: English title) 76. Hep o sarki (1965) 77. Taçsiz kral (1965) ... aka The Crownless King (International: English title) 78. Muradin türküsü (1965) 79. Sayili dakikalar (1965) 80. Yarin bizimdir (1964) 81. Erkek Ali (1964) 82. Kalbe vuran düsman (1964) 83. Kesanli Ali destani (1964) ... aka Kesanli Ali's Epic (International: English title) 84. Azrailin habercisi (1963) ... aka The Messenger of Death (International: English title) 85. Iki gemi yan yana (1963) ... aka Two Ships, Side by Side (International: English title) 86. Cengiz Han'in hazineleri (1962) ... aka Treasures of Genghis Khan (International: English title) 87. Batti balik (1962) 88. Bes kardestiler (1962) 89. Bir gecelik gelin (1962) 90. Allah cezani versin Osman Bey (1961) 91. Dolandiricilar sahi (1961) ... aka King of the Swindlers (International: English title) 92. Kizil vazo (1961) ... aka The Red Vase (International: English title) 93. Seni kaybedersem (1961) ... aka If I Lose You... (International: English title) 94. Tatli bela (1961) ... aka The Sweet Calamity (International: English title) 95. Aysecik - Seytan cekici (1960) ... aka Aysecik: Bright Kid (UK: literal English title) 96. Ölüm perdesi (1960) ... aka The Death Curtain (International: English title) 97. Suçlu (1960) ... aka The Guilty One (International: English title) 98. Karacaoglan'in kara sevdasi (1959) 99. Alageyik (1958) ... aka The Fallow Deer (International: English title) 100. Bir soförün gizli defteri (1958) 101. Bu vatanin çocuklari (1958) ... aka This Land's Children (International: English title) 102. Kumpanya (1958) 103. Yasamak hakkimdir (1958) 104. Gelinin muradi (1957) 105. Bes hasta var (1956) ... aka There Are Five Patients (International: English title) 106. Daglari bekliyen kiz (1955) ... aka The Girl Who Watched the Mountain (International: English title) 107. Ilk ve son (1955) ... aka The First and the Last (International: English title) 108. Kadin severse (1955) ... aka If a Woman Loves... (International: English title: literal title) 109. Simal yildizi (1954) ... aka The North Star (International: English title) 110. Ask izdiraptir (1953) 111. Hiçkirik (1953) ... aka The Sob (International: English title) 112. Iki kafadar deliler pansiyonunda (1952) 113. Kanli feryat (1951) ... aka The Bloody Cry (International: English title) 114. Mezarimi tastan oyun (1951) merlystreep 08-05-06, 17:40 Atıf Yılmaz : Türk sinemasının büyük ustası Atıf Yılmaz 81 yaşında yaşama veda etti. Bir süredir hasta olan deneyimli yönetmen, Cuma gecesi İstanbul'daki evinde hayata gözlerini yumdu. Lise öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk bölümünü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nin Resim bölümünü bitiren Yılmaz, 1951 yılında Kanlı Feryat adlı ilk filmini çekerek sinemaya adım atmıştı. Türk sinemasında 100'den fazla yapıma imza atan yönetmenin en tanınmış filmleri arasında Gelinin Muradı, Ah Güzel Istanbul, Bu Vatanın Çocukları, Taçsız Kral, Adak, Selvi Boylum Al Yazmalım, Adı Vasfiye, Hayallerim Aşkım ve Sen, Aaah Belinda, Nihavend Mucize bulunuyordu. Türk sinemasına katkılarından dolayı Hacattepe Üniversitesi tarafından Sanatta Onursal Doktora ünvanını da alan yönetmen, Zeki Ökten, Yılmaz Güney, Şerif Gören ve Ali Özgentürk gibi ünlü yönetmenlerin yetişmesinde de büyük katkılarda bulunmuştu. merlystreep 08-05-06, 17:42 Mekanı cennet olsun! Dolu dolu bir sanat yaşamı oldu.Bir çok nitelikli iş yaptı geriden gelenlere önemli, örnek alınacak eserler bıraktı.Bence mutlu ayrılmıştır bu her geçen gün zıvanadan çıkan dünyadan. merlystreep 08-05-06, 17:46 Atıf Yılmaz Yaşadı! http://img62.imageshack.us/img62/2384/12347pk.jpg (http://imageshack.us) 7 Mayıs 2006 Atıf Yılmaz’ı bugün toprağa verdik. Aslında yaklaşık olarak bir yıldır hastalıkla mücadele ediyordu, onun açısından belki de en iyisi oldu. Atıf Yılmaz Türk Sineması’nda çok önemli bir kişiydi, sinemanın dışında da çok özel bir insandı. Türk sinemasının en güzel, en marjinal, en sade işlerine imza atan kişiydi. yaptığı işi çok seven, çok önemli işler yapan ama kendini tanrılaştırmayan insanlardan biriydi. Esprili, hoşsohbet, inançlı, doğru, dürüst, adam gibi adamdı. En gencinizden daha genç, yaşam sevinciyle dolu biriydi. Öyle olmasa bu işi bu kadar sevmese Selvi Boylu Al Yazmalımdan, Ah Belinda’ya, Berdel’den, Dul Bir Kadın’a, Düş Gezginleri’inden, Arkadaşım Şeytan’a uzanan yüzlerce farklı, birbirini asla tekrar etmeyen projeye imza atabilirmiydi. Ben bu yaşımda onunla tanıştığım ,aynı havayı soluduğum için kendi jenerasyonumun en şanslı insanıyım ve sizler onunla aynı topraklarda yaşadığınız için dünyanın en şanslı insanlarısınız. Bütün Türkiye’nin başı sağolsun. Atıf Yılmaz aslında ölmedi, taşındı yüzden fazla filmi olan biri nasıl ölebilir ki? NURGÜL YEŞİLÇAY merlystreep 08-05-06, 17:47 8 Mayıs 2006 Kadınlar en büyük sevgilisini kaybetti Büşra BOZOK Tedavi gördüğü hastalık nedeniyle cuma akşamı vefat eden Türk sinemasının usta yönetmeni Atıf Yılmaz için Beyoğlu Emek Sinemasında dün bir tören düzenlendi. Törene, ünlü yönetmenin cenazesi getirilmezken, beyaz karanfillerle süslü fotoğrafı sahneye kondu. Nur Sürer, gözyaşlarıyla yaptığı konuşmada, "Sinemada kadınların en büyük sevgilisini kaybettiğini düşünüyorum. Hepimizin sevgilisi öldü" dedi. Emek Sineması'ndaki törenin sunuculuğunu Müjde Ar yaptı. Törende ilk olarak Nebil Özgentürk'ün, 1999 yılında "Bir Yudum İnsan" adlı programda Atıf Yılmaz'ın konu aldığı bölümden bir parça sunuldu. Belgeselin gösterimi sırasında Yılmaz'ın uzun yıllar hayat arkadaşlığını yaptığı, eski eşi Deniz Türkali ve yakın sanatçı dostlarından bazılarının gözyaşlarını tutamadığı görüldü. Törende, kısa bir açış konuşması yapan Müjde Ar, "Sinemamızın daima genç kalmış bir ustasını yolcu etmek için buraya geldik. Yılmaz, biz oyunculara unutulmaz karakterleri canlandırma fırsatı verdi" dedi. Müjde Ar, daha sonra Atıf Yılmaz'ın filmlerinde rol alan oyuncuları ve dostlarını tek tek sahneye çağırdı. Türkan Şoray: Duygularımı tek kelimeyle ifade etmek istersem, çok üzgünüm. Öncelikle bir yakınımı, dostumu kaybettim. Lale Mansur: İnşallah hepimiz ondan feyz almışızdır. Hepimizinbaşı sağolsun. Tarık Akan: Ne mutlu bana ki Yeşilçamlıyım, sinemacıyım ve ustalarım Atıf Hocalar ve öncekiler. Ustalarımdan almış olduğum çok önemli bir nokta var. Şunu öğrendim ki Yeşilçam hiçbir zaman laiklikten taviz vermemiş, iyi veya kötü filmlerini üretmiştir. Bundan sonra da öyle olacaktır. Cihan Ünal ise 80'li yılların başında "Mine" filmiyle başlayan dostluklarının bugünlere kadar geldiğini anlatarak, "Her zaman dünyaya ve ülkemize karşı sorumluluk bilincinde olan bir insandı. Çevremizde karşılaştığımız kabalıklara ve kalınlıklara karşın, daima ince, zarif bir çiçek gibiydi, hep öyle kalacak" diye konuştu. Nurgül Yeşilçay Atıf Yılmaz yeni projesinde Nurgül Yeşilçay " Bir romantik hikaye" adlı sinema filminde kamera karşısına gececekti. Fakat ünlü yönetmenin ani ölümü üzüntü yarattırken, oyuncu Nurgül Yeşilçay yönetmenin bu isteğini yerine getirmek için kolları sıvadı. Nurgül Yeşilçay yönetminin eşi Deniz Türkali ile birlikte projeyi hayata geçirme kararı aldı. Atıf Yılmaz'ın ölmeden önce tek istediği şeyin sinema filmini hayata geçirmek olduğunu söyleyen Nurgül Yeşilçay " Bu proje için benimle günlerce görüştü ve çekimlerine bu ay başlayacaktık olmadı. Ama ben bu filmi onun son isteği olarak yerine getirmek istiyorum." dedi.. Atıf Yılmaz'ın son çektiği film olan "Eğreti Gelin"de başrol oynayan Nurgül Yeşilçay, "Atıf abi ile en son film yapma şerefine nail olanlardan birisi benim. Bu yüzden kendimi inanılmaz şanslı sayıyorum. Çünkü en büyük hayalimi onun sayesinde gerçekleştirdim. Keşke daha çok şey yapsaydık ama olmadı. Ölümüne inanmak o kadar zor geliyor ki sanki hiç ölmeyecekmiş gibi bakardı hayatı" diyerek gözyaşlarına hakim olamadı" , Hülya Avşar," Atıf Yılmaz önemli yapıtlarından birisi olan "Eğreti gelin" filminde oynayamadığı ıçin büyük bir pişmanlık duyduğunu söyleyen Hülya Avşar" Keşkelerim hayatta çok azdır bunlardan birtaneside "Eğreti Gelin" filmini bana teklif ettiğinde keşke atıf abinin sözünü dinleyip oynasaydım işlerimi birtarafa bıraksaydım ama olmadı. Deniz Türkali ile görüştüm yeni bir proje yapıp Atıf abinin bu isteğini kendim yerine getirmek istiyorum kararı aldım. İlerki günlerde Deniz hanım ile bir sinema projesi yapacağız" dedi.. Hülya Koçyiğit,"Büyük bir ustamızı kaybettik. Ondan çok şey öğrendim. Artık onun eserlerini yaşatacağız. Atıf Yılmaz bana hoşgörüyü öğretti. Fikret Hakan, dünyada 50 yıl boyunca gündemde kalmayı başaran nadir sinema adamlarından birinin Atıf Yılmaz olduğunu dile getirdi. Törenin ardından, Müjde Ar'ın çağrısı üzerine törene katılanlar, kortej oluşturarak, cenaze namazının kılınacağı Teşvikiye Camii'ne gitmek üzere Atatürk Kültür Merkezi önünden kalkacak otobüslere kadar yürüdü. Kortejin önünde yürüyen ve Atıf Yılmaz'ın resmini taşıyan torunu Ceren'in zaman zaman hıçkırıklarla ağladığı görüldü. Anma törenine, Atıf Yılmaz'ın kızı ressam Kezban Arca Batıbeki, Murathan Mungan, Ali Özgentürk, Bedri Baykam, Bülent Kayabaş, Murat Belge, Deniz Türkali'nin kızı Zeynep Casalini, Rutkay Aziz, Ercan Karakaş, Kartal Tibet, Fatma Girik, Mehmet Ali Alabora ile sanat dünyasından çok sayıda kişi katıldı. Ünlü yönetmen'i son yolculuğunda Kadir İnanır, Sezen Aksu, Hülya Avşar, Cüneyt Arkın, Çolpan İlhan, Kerem Alışık, Cem Özer, İpek Tuzcuoğlu, Pelin Batu, Yavuz Bingöl, Yılmaz Ulusoy gibi sanatçıların yanı sıra iş dünyasından da birçok isim katıldı. Cenazeye sonradan katılanlar arasında Özcan Deniz ve Hülya Koçyiğit vardı. hürriyet irene 08-05-06, 19:15 allah rahmet eylesın turk sınemasına olan katkısı btartısılamaz bıle!!!!!!yesıl çamın kurucularından merlystreep 08-05-06, 19:19 Çağan Irmak'tan son mektup Sevgili Atıf Abi, Boşluğunun yarattığı üzüntüyü, suskunluğumuzu, kalakalışımızı, derin bir nefes bırakıp, başımızı önümüze eğişimizi anlatmayacağım sana. Bunu istemezdin biliyorum. Sen hep hayatın acıtan taraflarına gülüp geçtin, acılar hep on sıfır mağluptu senin karşında. Seni az da olsa tanıma şerefine erişmiş, seninle oturup çaylar içmiş, filmlere gitmiş, sohbet etmiş herhangi birinin ilk bakışta anlayabileceği gibi... İşte ancak böylesine müthiş bir yaşam zevki ve işte ancak bu denli güçlü bir kişilik 120'ye yakın film yapabilir bence. Seninle ilk tanıştığımız günü hatırladın mı? "Gözüm üzerinde, seni takip ediyorum" demiştin de bana, dizlerimin bağı çözülüvermişti o an. Dev gibi Atıf Yılmaz'dı bunu diyen, bense bir iki bir şey yapmış bir deli heyecancık sadece. "Beni nerden tanıyor" demiştim yanımdakilere, boğazım kupkuru. Soluğum kesik. Hepsi yan dudak yukarı gülümseyip "Atıf Abi her şeyi takip eder" dedilerdi. İşte bu yüzden hiç ihtiyarlamadın, zaman yenildi sana, hep gencecik dev adamsın sen. Hepimiz hep bir ağızdan "Selvi Boylum Al Yazmalım" dedik yıllarca. Hepimiz bin kere seyrettik "Ah Güzel İstanbul"u, "Adı Vasfiye'yi", "Ah Belinda'yı", "Hayallerim Aşkım ve Sen"i. Türk sinemasının en umutsuz dönemlerinde bile her şeyi göze alıp yaptığın "Ölü Bir Deniz"i, "Berdel"i, "Mine"yi, "Arkadaşım Şeytan"ı hatırlıyorum da derin bir oh çekiyorum yeniden. Hiçbir filminde tribünlere oynamamış, halkını atlamamış, bir Türk sinemacısının hazinesi unutulur mu hiç? Unutulmaz elbet. İşte tam da bu yüzden vedalar kabul edilmez bazen. İşte tam da bu yüzden insanlar unutulmaz bazen. İşte tam da bu yüzden dev gibi filmlerinle gümbür gümbür durmaktasın hâlâ karşımızda. İşte bazen birini anlatmak için oturursun kâğıdın başına da tüm dünya gülümser sana, anlatabilecek misin bir efsaneyi üç beş kuru satırla... Ne mümkün, Atıf Abi ne mümkün... çağan ırmak buse66 08-05-06, 20:15 o türk sinemasinin bir efsanesiydi allah rahmet eylesin yakinlarina ve bizler gibi hayranlarina sabir versin....... irene 09-05-06, 11:41 http://img305.imageshack.us/img305/8581/a6yp.jpg (http://imageshack.us) Her Devrin Yönetmeni Atıf Yılmaz Atıf Yılmaz'ı kaybettik. Ama filmlerini defalarca izleyip, hatırlayabiliriz bu büyük ustayı. Türk Sineması'na yepyeni bir bakış açısı kazandıran ve bunu günümüze dek sürdürebilen bir yönetmeni bu yazı ile anıyoruz. Atıf Yılmaz, Türk Sinemasında daima farklı arayışlar içerisine girmiş ve yeni yöntemler denemekten çekinmemiş bir isim. Oldukça üretken bir yönetmen olarak Türk sinemasına damgasını vuran Atıf Yılmaz, çok çeşitli türlerde filmler çevirerek, tek bir türün çizgisinde ilerlemeyi yeğlemeyen bir yönetmen kimliğiyle dikkati çekti. Atıf Yılmaz sineması, köy yaşamını anlatan filmlerden tutun, modern ve şehirli kadınların sorunlarına dek uzanan geniş bir ürün yelpazesinden oluşuyor. Yılmaz; hem toplumsal içerikli, hem de bireye yönelik filmler yaparak yaşadığı döneme uygun ürünler vermiş, bir anlamda her devrin yönetmeni olmuştur. Zaman zaman çok zor durumlara düşen Yeşilçam’ı toparlayıp zirveye taşıyan isimlerden biri olduğu da gerçektir. 1950’lerde Türk Sinemasına hizmet etmeye başlayan Yılmaz, bazıları başyapıt sayılan ve çoğu adı anıldığında herkesin hatırlayıp hakkında bir şeyler söyleyebileceği filmlere imza atmıştır. Şüphesiz aralarında kendisinin de dediği gibi düşünce ve içerik bakımından tatmin edici olmayan filmlere de imza atmıştır. Ama örneğin iyi filmleri arasında bulunan Selvi Boylum Al Yazmalım’ın yeri herkes için bir başkadır. Yılmaz’ın sinemada kadın sorunlarına yöneldiği dönemin de hareket noktası olan bu ünlü film, askeri darbenin ardından kendi belirlediği hedeflerden hareketle, 80’li yıllarda kendi tercih ettiği belli bir temayı inceleyen filmleri yapan yönetmenin dikkat çekici filmlerinden biri olmuştur. Tam bu noktada durup, 80’li yılların Türk Sinemasına biraz değinmek gerekiyor. Türk Sinemasında 70’li yıllardaki politik ve toplumcu duruşun ardından, 80’li yıllardaki bireysel eğilimlere yönelim açıkça farkedilir. Daha çok bireylerin buhranlı ilişki ve psikolojilerine yönelen 80’ler Türk Sinemasında, bireylerin açmazları ve yalnızlığının altı çizilmiştir. 70’li yılların didaktik ve toplumcu söyleminin ardından, 80’lerde halk kültürü değerlendirme dışı bırakılmıştır. Daha çok aydın kesimin gözünden, çoğu itici ve soğuk diyebileceğimiz entelektüel kaygılarla tasarlanmış filmler çekilmeye başlanmıştır. Bir zamanların kalıplaşmış söylemi olan “toplum sorunlarından uzak aydın tipi”, tüm çözümsüzlüğü ve buhranlarıyla sinemaya malzeme edilmiştir. Aslında pek çok sinema eleştirmeni ve tarihçisinin ortak kanısı, 80’li yıllardaki Türk Sinemasının aydın-halk çelişkisinin altını çizerek, bu iki kesimin arasındaki zıtlığın daha da artmasına neden olduğu şeklinde. Bu anlamda, 90’lı yılların da ilk dönemlerine sarkan bu tür denemeler genel olarak pek başarılı bulunmaz ve halk tarafından izlenmesi tercih edilen yapımlar değildir. Ama her şeye rağmen, Yol gibi, Anayurt Oteli gibi büyük ve ayrıksı istisnalar da kesinlikle es geçilmemelidir. Atıf Yılmaz, söz konusu dönemde daha çok kadın sorunlarına yönelen filmlere imza atmıştır. 1982 yılında Mine ile başlayan bu dönem, Asiye Nasıl Kurtulur, Hayallerim Aşkım Ve Sen, Ah Belinda ve Adı Vasfiye gibi yapımlarla, yönetmenin o dönemki tercihini çok net bir şekilde gözler önüne serer. Yönetmen, bu tarz filmlerle Türk tolumundaki kimlik arayışını kadın kahramanlar aracılığıyla yapmaya çalışmıştır. Tabi dönemi ve Atıf Yılmaz’ı değerlendirirken uygulanan sansürleri, teknik imkansızlıkları, sinemanın iç pazar mahkumiyetini ve ekonomik çıkmazları da unutmamak gerekiyor. Türk sinemasında hep yeni çalışmalara imza attığını belirttiğimiz Atıf Yılmaz, yeni filmi Eğreti Gelin ile, yine değişik bir konuya el attı, hem de 21.yy'ın içinden. Bizleri çadır tiyatrolarının kurulduğu ve mahalle mekteplerinde Kur’an-ı Kerim ağırlıklı derslerin verildiği 1930’ların Anadolu’suna doğru bir yolculuğa çıkaran yönetmen, Osmanlı İmparatorluğu döneminde var olan eğreti gelinlik kurumunu filminde işledi. Daha çok kadınları yakalayacak bir yapım gibi gözüken film, tarihi olmasa da bir dönem filmi. Bir aşk hikayesi var ama Atıf Yılmaz’a özgü ilginçliklerin içerisinde farklı bir öykü ve kurguyla karşımıza çıkacak bir aşk hikayesi bu. Bir başka deyişle, mümkün olmayan bir aşkın değişik bir hikayesi. Zafer İlbars misskrueger 04-08-06, 21:31 kadın ve toplumsal sorunları bence beyazperde de en iyi gösteren yönetmendi diye biliriz(ahh belinda,adı vasfiye,egreti gelin gibi)türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden biriydi ve türk sinemasına çok şey kazandıran yönetmen. allah rahmet eylesin. sbuffy 23-06-07, 19:07 Beyoğlu’nda Atıf Yılmaz Caddesi http://img468.imageshack.us/img468/8823/317376012ffe40da04amha5.jpg Beyoğlu Belediyesi’nin cadde ve sokak levhalarını yenileme projesi kapsamında ünlü ve sevilen yönetmenimiz Atıf Yılmaz’ın adı bir caddeye verildi. İstiklal ve Tarlabaşı Caddelerini Ağacamii yanından birleştiren Sakızağacı Caddesi bundan böyle Atıf Yılmaz Caddesi olarak anılacak. Sinema sanatçısı adı taşıyan en bilinen sokaklar Beyoğlu’ndaki Ayhan Işık Sokağı ve Sadri Alışık Sokağı. Mecidiyeköy’de Altan Erbulak, Pangaltı’da Sadık Şendil sokakları var. Ayrıca Harbiye’deki Üftade sokağının adının da zamanının ünlü kadın oyuncusu Üftade Kimi’den alındığı söyleniyor. kaynak:Sadibey http://img468.imageshack.us/img468/5901/2733099310efcd25645dy7.jpg http://img468.imageshack.us/img468/6740/3173766286151327437ul7.jpg http://img468.imageshack.us/img468/1236/31737653037525750e3kz3.jpg http://img468.imageshack.us/img468/3595/3173762313cb15a8a38ps1.jpg Drama_Queen 14-12-07, 10:02 Benim annem 1979 yılında atıf yılmazın filminde figüran olarak oynamıştı ( inanmayan olabilir )... Filmin ismi değişmiş olabilir tam bilmiyorum ama Azap Toprakları'ydı sanırım Avşa Ada'sında çekilmiş Müjde Ar başrolde araştırıyorum hala filmi bulamadım :icon_sorr ismi değişmiş de olabilir... sbuffy 06-01-08, 10:51 Yeni Bir Atıf Yılmaz Kitabı http://farm3.static.flickr.com/2020/1672811424_7b04009de4_m.jpg Gazeteci Müjde Arslan’ın Atıf Yılmaz’ın yarım asrı geçen sanat yaşamında yaptığı röportajları derlediği kitabı Rejisör / Atıf Yılmaz, Agora Kitaplığı’ndan çıktı Atıf Yılmaz’ın en eski röportajı olan, 1952 yılında Orhan Kemal’in yaptığı röportajla başlayan kitap, 2006 yılında Pınar Tınaz Gürmen’in yaptığı röportajla son buluyor. Kitapta yer alan ve sinema eleştirmenleriyle, gazeteciler tarafından yapılmış olan bu röportajlarda samimi itiraflarda bulunan Atıf Yılmaz’ın, sanat görüşünü, filmlerini ve yaşadığı döneme ilişkin fikirlerini öğrenmek mümkün. Müjde Arslan Kimdir? 1981 Mardin doğumlu. Dicle Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Bölümü’nde yaptı. 2001 - 2007 yılları arasında Gündem Gazetesi’nde kültür-sanat muhabiri, sinema yazarı ve kültür - sanat editörü olarak çalıştı. Yurtiçi ve dışında çeşitli ödüller alan ilk kısa filmi Son Oyun’dan sonra Nora adında bir kısa film ve İkinci Adres adında bir TV belgeseli çekti. Sinema filmlerinde reji asistanlığı yapan Arslan, Sinemada Ölüm kavramı üzerine akademik çalışmasını sürdürüyor. ‘Rejisör’ Atıf Yılmaz, Arslan’ın ilk kitap çalışması. http://farm2.static.flickr.com/1330/724617702_bfa4b2a486_m.jpg Sizler için kitabın yazarı Müjde Arslan ile kitabıyla ve Atıf Yılmaz ile ilgili kısa bir röportaj yaptık. Kitabınızın doğuş hikâyesi nedir? Neden Atıf Yılmaz’ı seçtiniz? Atıf Yılmaz, arşivi en dağınık yönetmenlerden biridir, kimi filmlerini bulmak bile pek olası değildir. Sinemada yüksek lisans öğrencisi olarak Türk sinemasına dair kaynakların yetersizliği, kendi kaynağını oluşturma ve başka çalışmalara yol açmasını sağlama ihtiyacı bu çalışmanın başlamasına yol açtı. Toplam bir buçuk yıllık sürece yayıldı, ancak bu süreçte bile her defasında vazgeçtim çünkü elde çok az röportaj vardı ve röportajların kalitesi günümüze yaklaştıkça düşüyordu. Bu aynı zamanda Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu kültür sanat ortamına da ayna tutuyordu. Bu çalışmanın başkalarıyla paylaşma ihtiyacı Orhan Kemal’in 1952 yılında yapılmış röportajını bulduğumda belirdi, çünkü Atıf Yılmaz sinemaya başladıktan bir yıl sonra yapılmıştı röportaj ve bugün hiç duymadığımız türden cesur, amacı net, gevelemeyen sorular soruyordu. Her dönem ses getiren bir yönetmen olan Atıf Yılmaz hakkında yazılan ve yayınlanan çok fazla yazı olsa gerek. Siz bu kitap için derleme yaparken neye göre seçtiniz yazıları? Filmografisini esas aldık. İlk başta kaynakçalarda belirli kaynakları taramak dışında bir takım kıyıda köşede kalmış röportajları arıyorduk, kimsenin fark etmediği. Röportajlarda sanat görüşünü açıklıyor, filmleri üzerine düşünüyor, yanıtlıyor ya da yeni sorulara sürüklüyor. Ama en önemlisi o dönemki sinema ortamı hakkında, üretim tarzları, düşünce tarzları hakkında bize önemli bilgiler veriyor. Türkiye’deki kültür ortamının 1950’lerden günümüze nasıl değiştiğinin, bir film yapım sürecinin nasıl evrildiğini ortaya koyuyor. Röportajların içeriğinde çok önemli anekdotlar da gizli, bu tabi ilgilisi için, bu çalışmayı devam ettirmek isteyenler için birer ipuçları verecektir. Hangi yazarların yazıları var kitabınızda? Kitapta bir araya getirdiğimiz röportajlar, yarım yüzyılı aşan bu süreç içinde dönemin en önemli sinema yazarları tarafından yapılmış. Bunlar arasında Orhan Kemal’in yanı sıra Engin Ayça, Attila Dorsay, Vecdi Sayar, Hilmi Etikan, Ayça Atikoğlu, Mehmet Erdem, Hızır Tüzel, Erhan Sökmen gibi isimler bulunuyor. Atıf Yılmaz’ın sineması hakkında neler söyleyebilirsiniz? Atıf Yılmaz çeşitlemeleriyle tanınıyor. Bu yüzden sinemasına belli dönemlere ayırmak gerekir. Yarım asrı geçen sürede, bu kadar çok film çeken bir yönetmenin denemeler yapmaması, başka stiller uygulaması kaçınılmazdı, kaldı ki buna Atıf Yılmaz’ın girişimci yenilikçi ruhunu da katmak gerekir. Atıf Yılmaz’ın sinemasında ilk yıllarından itibaren piyasa filmleriyle, meselesi olan filmler birbirini izler. Gişede başarısız olan her film, olumsuz yeni bir kaç film yapımı demek. Bu sadece Atıf Yılmaz için değil, anılarında bunu dillendiren Lütfi Akad ve diğer yönetmenler için de geçerli. Her ne kadar bugün çok sevdiğimiz filmlerin yönetmeni olarak nitelesek de bu isimleri, yapımcı baskısı ve sansür korkusundan ötürü tüm sanatsal birikimlerini ortaya koyduklarına inanmıyorum. Her yıl film, kesintisiz film çekmelerine rağmen ciddi ekonomik sorunları o yıllarda, bu da onları sinemada istemedikleri başka arayışlara götürmüş. Ucuz melodramların, kokuyu tahlil edip, pazara sunulan filmlerin çoğunluğunun sebebi budur. http://static.flickr.com/38/108079669_559b087695_m.jpg Atıf Yılmaz, hiç sinema kitabı okumadığını söylermiş bu doğru mu gerçekten? Cevabını alma şansınız oldu mu? Evet, bunu birkaç röportajında söylüyor, önce ti’ye mi aldığını yoksa ciddi mi olduğunu anlamaya çalıştım. Doğrusu ilk başlarda Atıf Yılmaz’a bu sözlerinden dolayı kızıyordum, hayalimi, imgemi parçalıyordu ancak sonradan düşünceleriyle mesai yaptıktan, sinemasının bu kadar içine girdikten sonra başka yüzlerini gördüm Atıf Yılmaz’ın. Evet, teori, kuram okumuyordu ama hayatla yan yana duran başka bir okuma üslûbu vardı onun. Atıf Yılmaz’ın kişiliği hakkında neler söyleyebilirsiniz? Atıf yılmaz’la birkaç kez yan yana gelme fırsatını da buldum, herkesin bildiği üzere çok samimidir, bu filmlerinde aldığımız hissin çok benzeridir, o filmleri gibidir, filmleri onun gibi. Herkes başka bir Atıf Yılmaz’ı sever, onu tanır, kimisi kadın filmlerini, kimisi kasaba filmlerini, kimi uyarlamalarını sever, onunla ilişki kurar. Benim en çok sevdiğim Atıf Yılmaz filmi Ah Güzel İstanbul’udur, bu filmin yönetmenin ruhuna en yakın duran ve en başarılı filmi olduğunu düşünüyorum. O yıllardan bugüne öyle büyük anlamlar taşır ki, bize günümüz hakkında bugün Türk sinemasının söyleyemediği sözleri söyler, önemli açılımlar sağlar. Meşhur olmak isteyen saf, naif, sevimli bir genç kız (Ayga Algan), henüz ölmeyen değerlerin temsili bir İstanbul beyefendisi Haşmet ve eski bir fotoğraf makinesi… http://farm1.static.flickr.com/126/317376231_3cb15a8a38_m.jpg Türk sinema tarihinde Atıf Yılmaz nasıl bir yerde? Atıf Yılmaz, Yeşilçam’ın doğuşunda, Türk sinema tarihinde Lütfi Akad, Metin Erksan gibi birkaç isimle birlikte köşe taşlarından biridir. Üretimi de hesaba kattığında hiç durmadan film çekmiş, yılda 6 film çektiği yılların olduğu filmografisi nasıl bir öneme sahip olduğunu gösterir ancak sadece nicelik olarak değil, en kötü Atıf Yılmaz filmi bile özenlidir ve belirli bir estetik değere sahiptir. Çevre düzenlemesi, çerçeve, kalabalık kadroları yönetişindeki incelik, ekip kurmaktaki ve yetiştirmekteki başarısı onu usta yapan özelliklerindendir. Şu da atlanmamalıdır, Atıf Yılmaz Türkiye sinemasında ekip olarak çalışmasını başarmış, Türkiye’nin en önemli düşünce adamlarıyla yan yana durmuş ve Türkiye sinemasına yön verecek genç sinemacıları yetiştirmiş bir yönetmendir. Sanıyorum bizim gibi genç sinemacıların da ondan öğreneceği çok şey var. kaynak:sadibey,Serpil Boydak sbuffy 13-04-08, 09:49 http://img.sabah.com.tr/2008/04/12/ct/im/3CF6092BF8737D41998E1DB3r.jpg Seni çektiğim filmlerden çok seviyorum derdi Yaşam ve ölüm. Hiç vazgeçmeden sevmek ve terk etmek zorunluluğu: Çok ağır. Üstelik sevgisini sonsuz sunmayı 'yaşamak' olarak kabul eden bir kadın için, kaybetmek çok ağır olmalı... Belki de bu yüzden hiç konuşmadı, konuşamadı. 14 yaşında tanıdığı, uzun yıllar 'ağabey' dediği, yıllar sonra karşılaşıp âşık olduğu ve 32 yıl birlikte yaşadığı Atıf Yılmaz'ı kaybettiği günden bu yana, hep sustu. 5 Mayıs'ta gidişinin ikinci yılı olacak. Deniz Türkali için Yılmaz, belki fiziksel olarak yok ama aslında hep yanında. "Hani kolun kesildiği zaman onun ağrısını hissedermişsin. Aslında yok ama ağrıyı hissediyorsun, böyle bir şey," diyor. Deniz Türkali evliliğinde hiçbir zaman alyans takmamış ama Atıf Yılmaz gittiği gün, onun parmağından alyansını çıkarıp kendi parmağına geçirmiş. Birkaç kez çıkarmak istemiş, çıkaramamış. "İnançları vardır insanların. Meleklere inanırlar, şeytana inanırlar... Ben de buna inanıyorum. Benim için Yılmaz var! Galiba Yılmaz'ın gitmiş olduğuna ikna olmadım. Çünkü öyle hissettiğim anda 'yaşama imkânı yok' diye düşünüyorum. 30 yıl sonra sevdiğin erkek, ya da kadın elini tuttuğunda için titriyorsa, aşk devam ediyordur. Yılmaz'da bu hiç bitmedi ki... Hâlâ da bitmedi..." diyor. Asansördeydik. O sırada aklımdan sadece şu cümle geçiyordu: "Tanrım, Atıf Yılmaz ile öpüşüyorum." Pardon, "Tanrım, Yılmaz Ağabey ile öpüşüyorum." Aşk, aklı başında insanın deli hali. Aşk denilen şeyin her zaman harlı olabilmesi için de senin bunu üflemen lazım. Yılmaz çocukluğumdan beri çapkın bir erkekti. Benimle evlendi diye başka biri mi olacaktı? Hayır. Nikâha gideceğimiz gece, sabaha kadar ağladım. "Artık kocam olacaksın, sevgilim olmayacaksın, en yakın arkadaşım olmayacaksın," diye. O da söz verdi: "Söz veriyorum, kocan olmayacağım." Yılmaz yalan söylemeyi hiç beceremezdi. O kadar beceriksizce yalan söylerdi ki her seferinde yakalanırdı. - Kaç sene birlikte yaşadınız? - D.T: 32 yıl. - Onunla tanıştığınızda çok gençtiniz değil mi? - 14 yaşımdaydım. Babamın arkadaşıydı. 'Yılmaz Ağabey,' diyordum. Hatta evlendikten bir yıl sonra bile devam etti bu ağabey sözü. Yıllar sonra, 1974'te flört etmeye başladık. Onu tanıdığımda Nur (Nurhan Nur) ile evliydi. Sonra ben İngiltere'ye, oradan da İtalya'ya gittim. Türkiye'ye döndükten sonra karşılaştık tekrar. Ben o zamanlar anne-babamla kalıyordum. Babam çağırdı, "Yılmaz Ağabeyin gelecek, sen de gel," diye. Orada karşılaştık, sohbet ettik... Yaşam hazlarımız, hayatı algılayışımız belki birbirimizi çekti. Benim için çok çok büyüktü yaşı. Özel bir kişiliği vardı. Aslında biliyor musunuz, dünyada en çok sevdiğim kişi büyükbabamdı. Hani 'anne anne' diye ağlar ya çocuklar, ben 'büyükbaba' diye ağlarmışım. Yılmaz'la beraber olmaya başladıktan sonra, rüyamda hep ikisi birbirlerinin yerine geçerdi. Yılmaz'ın elini tuttuğum zaman büyükbabamın elini tutuyorum hissini veriyordu. Bu herhalde çok sevdiğiniz zaman oluyor. Tıpkı bir melek gibi. Gittikten sonra daha çok fark ettim ki beni koruyormuş hayata karşı. Tek taraflı değil, herhalde benim de onu koruduğum şeyler vardı. Konuşması, açık olması, dinlemesini bilmesi beni etkilemişti. Hayatına giren kadınların yüzde 90'ı da bunu söyler. Yani arkadaşları, sevgilileri veya dostları. Dinlemesini çok iyi bilen bir insandı. Bu önemli; çünkü erkekler genelde dinlemeyi çok sevmez. Dinledikçe kendisi de değişti. - Nasıl değişti? - Aslında hep yaşam doluydu. Son anına kadar. Ama şu değişti, insan hayatına bakışı, dünyaya bakışı, kadın-erkek ilişkilerine bakışı son dönemde inanılmaz törpülendi. Törpülenmeyen yönlerinde de "Haklısın ama bu kadar," derdi. Gördüğüm en genç erkek oydu benim için. - Siz Atıf Yılmaz'da neleri değiştirdiğinizi düşünüyorsunuz? - Önceleri çok fazla konuşmazdı. Bütün bir gün surat asmaya başlardı. "Ne var?", "Bir şey yok." 'Bir şey var' anlamam lazım. Ben konuşan bir insanım. En başlarda zordu çok. Sonra bunu konuştum ben Yılmaz'la. "Böyle devam edemem," diye. Konuşmazsan, böyle "Bir şey yok," deyip 10 gün surat asabilirdi. Sonra konuşmaya başladık. Her türlü konuda. Yılmaz da aslında içine kapanık bir insandı. Gerçek sorun olduğu zaman onunla yüzleşmekten biraz korkardı. Diyelim ki bana, bir şeye kızdı. O zaman konuşmamayı tercih ederdi. - Neydi o gerçek sorunlar? - Sanıyorum ki yapısaldı. Aslında o kapalı kişiliğin altında ince, gelişmiş bir mizah duygusu vardı. Yılmaz çok güldürürdü. Bana çok etkisi olmuştur o halinin. Hep onu derdim Yılmaz'a: "Aslında sen böylesin, bu halini filmlerine yansıtsan, Woody Allen gibi filmler yaparsın." - Aranızda aslında bir kuşak farkı var. - Benden 18 yaş büyüktü. Ama dediğim gibi Yılmaz, o kuşak farkını çok çabuk aştı. Yılmaz, vefatından üç ay öncesine kadar sabaha kadar dans ediyordu. Yani dinamik bir insandı, fiziksel olarak da, zihinsel olarak da. Nitekim yer yer kadın filmleri yapmasında bunların büyük etken olduğunu düşünüyorum. Ben de bunlardan çok etkilendim. Yılmaz Ağabey'den Yılmaz Koca'ya... - Bu iş nasıl Yılmaz Ağabey'den Yılmaz Koca'ya dönüştü - Yılmaz Ağabeyim bir gün Milliyet Yayınları'na geldi. Ayşe'den (Şasa) ayrılmak üzereydi. O sırada ben Milliyet Yayınları'ndaydım. Sophia Loren'le Carlo Ponti Türkiye'ye geldi ve beni apar topar havalimanına gönderdiler. Ertesi gün benim onlarla birlikte fotoğrafım çıktı. Ben de o zaman gazetecilik falan bilmiyorum. Söylediklerimi yazdı bir arkadaş, altına da benim imzamı attılar. İşte o zaman orada fotoğrafımı görmüş. Beğendiği bir kadınmışım ama denk düşmemişiz. Zaten nasıl denk düşeceğiz. O her zaman evliydi, ben bambaşka yerlerdeydim. Ve hiç düşünmedim zaten böyle bir şeyi. Sonra eve gelmeye başladı. "Ayşe'den ayrıldım, bana bir arkadaşını bulsana," dedi. Ben de demişim ki o sırada, "Aman Yılmaz Ağabey bulamam, ben kendime birini arıyorum." Babam da hatta "Evladım, ne biçim konuştun," diye uyarmıştı beni. Aklımın ucundan bile geçmiyor. Konuşuyoruz. Sonra bir akşam üstü beraber içmeye gittik. Ama bu gizli saklı bir şey değil. Onunla konuşmaktan çok hoşlanıyorum. Sonra yine bir gün, Park Otel vardı, Gümüşsuyu'nda ki, orada buluştuk. Bana bir karton Dunhill aldı. Arada söylerdi, "Bir Dunhill'e gittin," diye. Sonra arabaya bindik. "Ben," dedi "senin sevgilim olmanı istiyorum." Ben de, "Yılmaz Ağabey, böyle bir şey teklifle ya da istiyorum demekle olmaz," dedim ama kafamda bir şey oldu. Kendimde değilim. O sırada bir sürü sevgilim var zaten, idare edemiyorum. Ama Yılmaz olunca, öyle bir sürü sevgili gibi olmayacağı belli. Gerçekten şaşırdım. Onu aramadım. İki gün sonra beni aradı. Yemeğe çıktık. Ne olduysa orada oldu. Bana dünyanın, sonradan dalga geçtiğim en edebi cümlesini kurdu. "Güneş gözlerinde batıyor," dedi. Köprü altında. Hayatımda ilk defa rakı içtim. Dolmabahçe'ye kadar taksi şoförü götürdü. Hiçbir şey konuşmadık. Sonra "Gayrettepe," dedi. Asansöre bindik. Beni öpmeye başladı. O sırada aklımdan sadece şu cümle geçiyordu "Tanrım Atıf Yılmaz ile öpüşüyorum." Pardon, "Tanrım, Yılmaz Ağabey ile öpüşüyorum." - Ne zaman evlendiniz? - 12 sene sonra. Tutkuyla başladı. Çok âşık oldum, çok. 30 sene içerisinde iki kere daha âşık oldum, ama hiçbir zaman Yılmaz'dan birisi için ayrılmayı düşünmedim. Yalan söylemeyi hiç beceremezdi. O kadar beceriksizce yalan söylerdi ki her seferinde yakalanırdı. Ben de bu mantığı anlamazdım. Doğruyu söylediği zaman bir tepki göstermezdim ki. Öfkem şuydu: Benim beraberliğim yalan üzerine kurulmuyor. Birbirimize aşağı yukarı her şeyi söylüyoruz. Nihayet insanın kendine ait özelleri elbette ki vardır. Ama biz çok seviyoruz birbirimizi. Dolayısıyla bu, birbirimiz üzerine ipotek koymamıza gerek bırakmıyor. Yani o 12 yıl ile evlendikten sonraki süre arasında benim için fark yok. Tam aksine Zeynep'in de varlığı beni özgürleştirdi. Hiçbir zaman o ilişkiler benim üzerimde baskı olmadı. Çünkü özgürlük ve kadın olma halini çok düşündüm. Mesela biliyorum ki annelik; kayıtsız şartsız sevgidir ama bu çocuğunun üzerinde baskı kurmanı, ya da hayatını durdurmanı engellemez. Zeynep de belki o yönden kızıyor bana. Çok genç yaşta onu özgür bıraktım. - Kaç yaşındaydı Zeynep evlendiğinizde? - 14. Ama ben Yılmaz'ı Zeynep'in babası yerine koymayı istemedim. Biz üç tane bağımsız insanız, bir arada yaşıyoruz, birbirimizi seviyoruz, kavga ediyoruz, ama herkesin bir hayatı var. Köprü, sevgimiz. sbuffy 13-04-08, 09:55 - Babanız ne dedi peki bu ilişkiye? - Ooo... Babam sekiz yıl küs kaldı, ama sonra düzeldi. Hatta geçenlerde bana dedi ki: "Hayatında yaptığın en doğru iş Atıf Yılmaz ile evlenmek." Hele Yılmaz gittikten sonra çok şey değişti. Geçenlerde Zeynep'e "Gene kavga ediyorum Yılmaz ile ama cevap vermiyor," dedim. Zeynep dedi ki: "Anne sen üzülme, o varken de cevap vermiyordu. Sen kendi kendine bağırıyordun." - Size nasıl hitap ederdi? - Fıstık... Yılmaz, aslen bir stardı. Yani yönetmen olarak da. Bana hep sorarlardı: "Neden star olmadın?" Yılmaz'la konuştuklarımdan da çok etkilendiğim için star olmak istemedim. - O da mı istemedi? - Hayır, öyle bir konuşma geçmedi aramızda. İkimiz de işimizi yapmayı seviyorduk. Yılmaz'dan önce ilk kocamla şarkı söylüyordum. 28-29 yaşımdayım. O dönemde Maksim'de sahneye çıkacağım ve halının üstüne oturmuş, dergileri açmış kendime tuvalet seçerken "Ne yapıyorum?" diye düşündüm bir anda. Sonra "Yapamayacağım," dedim. Bu ben değilim. Demek ki Yılmaz'dan önce de böyle bir şeyim varmış. - Oyunculukta neden star olmak istemediniz? - Herkesin beni beğenmesini istemiyorum. Bakın starlara her kesimden hayranları vardır. O hayranları kazanmak çok ciddi tavizleri gerektiriyor. Herkese kendimi beğendirme gibi bir derdim yok. Yılmaz'a bir gün şey demiştim: "A yeter artık, seni bırakacağım, zengin biriyle evleneceğim." O da, "Zor evlenirsin, zengin biri, seni çekemez. Çünkü zengin biri oraya gidelim diyecek, sen istemeyeceksin, bunu yapalım diyecek, karşı çıkacaksın. Sen en iyisi benimle kal," demişti. - Koruyucu kanatları hiçbir zaman hapsedici olmadı mı? - Hayır, sadece koruyucu oldu. Yapmak istediğim her şeyi yaptım. Belki paylaşarak belki paylaşmayarak. Ben kendi hayatımı istediğim gibi yaşadığımı düşünüyorum. - Size mutlaka okur muydu senaryolarını, fikrinizi sorar mıydı? - Mesela bir filminin çekimine iki gün kala senaryoyu okurum, daha ikinci sayfasında "Ben böyle rezalet görmedim," derim, "Teşekkür ederim, bana çok yardımcı oldun," der. Bence Yılmaz final özürlüydü. Bunu ona da söylerdim. - Böyle konuştuğunuzda kızıyor muydu? - Pek kızmıyordu. Bir keresinde birbirimize küstük, Yalova'ya gittik, Termal'e... Yılmaz, ben, Yıldırım (Türker). Bir kabustu, Yılmaz, hemen malzemelerini çıkardı, düzenini kurdu, çalışmaya başladı. Fakat Yıldırım'la biz aklımızı kaçıracağız. Yılmaz belli etmiyor. "Bugün günlerden ne?" diye sordu yemek yerken. Mesela pazara gelmişsek, pazartesi dedik. "Ne, hâlâ pazartesi mi?" diye sordu. O da bunalmıştı, hemen ertesi gün eve döndük. Dönüş yolunda feci bir kavgaya tutuştuk. Aynı evde küs dolaştık. Bir akşam, Beyoğlu'nda karşılaştık. "İyi akşamlar," dedi. Çok tatlıydı. - Ama aynı evde yaşıyordunuz? - Evet, aynı evdeydik. Yılmaz'la son 20 yıldır ayrı odalarda kalıyorduk. Benim fikrimdi. İnsanın kendine ait bir şeyleri olması, isteyerek aynı yatağa girmek, cinsel ilişkiyi çok daha diri tutuyor. Biz çok ayrı hayatlar yaşadık aynı evin içerisinde ama çok bağlı yaşadık. Çok güzeldi. -Hiç kıskanmadı mı sizi? Çok güzel bir kadınsınız. - Kıskançlık bir duygu, bu sana ait. Acı çekersin ama o kıskançlık benim üzerimde baskı kurmasını gerektirmez. Ben yapısal olarak kıskanç değilim. Yılmaz, çok çapkın bir erkekti. Ayrıca ben çok çapkın bir kadındım. Sabah kalktığımızda koridorda karşılaşırdık, bakardı, "Ya sabah sabah kime kırıtıyorsun?" derdi. Çünkü hayatla flört eden, hayatla cilveleşen bir insanım. Tırnak içerisinde söylemek istiyorum 'çapkın', o müthiş bir duygu; insanı son nefesine kadar canlı tutan. Yani yaşama sevincini kaybetmediğiniz anlamına geliyor. Yılmaz'ın kıskançlığı da oldu belki ama çok eğlenceliydi. Yani ben Yılmaz'ın beni bezdirecek kıskançlığını yaşamadım. Bir gün, "Ben çok âşık oldum," dedim, "Üzülme fıstık geçer," dedi. - Atıf Yılmaz'la birlikteyken mi? - Evet. İki defa ciddi âşık oldum. O iki defasında da, Yılmaz'dan ayrılıp başka biriyle yaşamayı hiç düşünmedim. Yılmaz'a da âşıktım. Zaten uzun bir süre Yılmaz'dan başkası ile yaşayamazdım. Bazen Yılmaz'a; "Sen olmasaydın kaç tane koca değiştirirdim acaba?" derdim. Yılmaz da hayatına giren bütün kadınları çok severdi. O gittiğinde alyansını ben taktım - Şimdi terapiye gidiyorsunuz... - Çünkü zor. Bir sürü şey vardı. Bir sürü zorluk çektim. Koruyucu kanatları artık yok. Büyükbaba da yok. Yılmaz "Baba kompleksini anladım, evlendim, büyükbaba kompleksi ağrıma gidiyor," derdi. Çok komik kavga ederdik. Yılmaz televizyon seyrediyor, ben yırtınıyorum. Dedim ki: "Sen ne biçim insansın, karşında sevdiğin bir insan acı çekiyor. Ağlıyor, bağırıyor, öyle televizyona bakıyorsun," döndü, "Çok üzülüyorum," dedi, yine televizyon izlemeye başladı. Dedim ki: "Yılmaz, demin de televizyona bakıyordun, şimdi de bakıyorsun, ne değişti?" Yılmaz, "Demin üzülmeden bakıyordum, şimdi üzülerek bakıyorum," dedi. Yani o anda her şey bitiyor ve kahkaha ile boynuna atlıyorum. - Atıf Yılmaz artık hayatınızda yok... - Hayır. Yılmaz var, yani Yılmaz yine yanımda. Bu büyük bir çelişki, mesela ben başlarda her gün gidiyordum Zincirlikuyu'ya, ama artık gidemiyorum. Çünkü her gittiğimde kriz halinde ağlayarak geri dönüyordum. Yani o çok gerçek. Oysa burada olduğum zaman o zaten burada. Ama zaman zaman çok korunmasız hissedebiliyorsun kendini. Hiçbir zaman kendimi güçlü hissetmezdim. Ama üstesinden gelebiliyormuşum hayatın. Yaşıyorum işte, gülüyorum. - O gittikten sonra ne oldu? - Artık daha çok kendi kendini korumayı öğreniyorsun, bırakmıyorsun kendini. Hayatımda ilk defa yalnız yaşıyorum. Bütün hayatım boyunca, baba evi, koca evi, baba evi, koca evi... - Yalnızlıkla baş etmek zor mu? - Yalnız değilim o anlamda. Yani pratik anlamda benim bir evim var. O evde sorumluluklarım var. Çok masal okuyan, masal dinleyen bir çocuktum. Galiba onların etkisi var, şimdi kendimi sağlam tutabilmemde. Yani kendi kendime kurduğum düşler ya da varoluş hali. Ama Atıf Yılmaz hep var, anlatılır bir şey değil bu. Tuluhan sana daha komik bir şey söyleyeyim. Ben hayatımda alyans takmadım. Yani kendiminkini kaybetmiştim zaten. Ama Yılmaz öldükten sonra onun parmağından çıkardım ve kendi parmağıma taktım. Bilmiyorum aslında niye taktığımı. Ama birkaç kere çıkarmaya niyetlendim, çıkaramadım. - Hiçbir duygusal ilişki yaşayamadınız mı o gittikten sonra? - Hayır... Ama Yılmaz olsaydı ooo, kaç tane flört yaşardım... - Siz ölseydiniz, onun hayatı nasıl olurdu? - Yine böyle olurdu. Mutlaka sevgilileri olurdu ama beni varsayarak olurdu. Yılmaz her şeydi benim için. Film çekmeyi çok severdi. Bir keresinde "Seni filmlerden çok seviyorum," dedi. Belki doğru değildi, çünkü çok yalan söylerdi... Yılmaz gittikten sonra fark ettim ki, bunu açıklaması çok zor. "Neye karşı koruyordu," dersen, her şeye karşı. Dünyaya karşı koruyormuş meğer. Birlikte kazandığımız parayı birlikte harcardık. Hiçbir zaman para aramızda sorun olmadı. Son dönemde çok zor günler geçirdik. Kriz oldu, feci günler yaşadık. Yani o krizde evler satıldı ama, ne o, ne ben neşemizden en küçük bir şey kaybetmedik. - Sizin için nedir aşk? - Aklı başında insanın deli hali. Aşk denilen şeyin her zaman harlı olabilmesi için de senin bunu üflemen lazım. Ama sen 'Aşk bitti, sevgiye dönüştü,' falan dersen, sıkıcı sevgi haline dönüşür. - Rüyalarınıza giriyor mu ? - Evet giriyor. Hâlâ büyükbabam ve Yılmaz, bazen büyükbabam ağır basıyor, bazen Yılmaz. Dayanamayacak gibi oluyorsun. Çok şanslıyım, çünkü dostlarım benim hazinem. Allah'ım bana büyük bir bağışta bulunmuş. Yılmaz bir gün dedi ki: "Fıstık, sende o kadar çok sevme kabiliyeti var ki, bunu kimseden bekleme. Benden de bekleme. Ben seni kapasitemin sınırına kadar seviyorum, ama sen kendi kapasiteni örnek alırsan çok mutsuz olursun. Kimsede böyle bir sevme yeteneği yok." kaynak: Sabah,Tuluhan Tekelioğlu sbuffy 30-04-08, 19:34 Atıf Yılmaz Mersin'de anılıyor 5 Mayıs 2006'da aramızdan ayrılan usta yönetmen Atıf Yılmaz, ölümünün ikinci yılında, doğum yeri Mersin'de bir dizi etkinlikler anılıyor. Türk sineması tarihinde 119 filme imza atan, 51 filmin senaryosunu yazan ve 27 filmin yapımcılığını üstlenen, büyük sinemacı Atıf Yılmaz, ölümünün ikinci yılında, doğduğu topraklarda, Mersin'de anılıyor. Forum Mersin Alışveriş ve Yaşam Merkezi'nin, Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin de katkısıyla Atıf Yılmaz Meydanı'nda gerçekleştireceği anma etkinliklerine Deniz Türkali, Müjde Ar, Aytaç Arman ve Alin Taşçıyan konuşmacı olarak katılacak. Eski Kültür Bakanları Ercan Karakaş ile Fikri Sağlar da anma toplantısında hazır bulunacak. Özellikle kadına, kadının toplumdaki yerine, kimliğine dair sorgulamalarıyla; izleyicisine kadını anlatan Türk sinemasının usta yönetmeni Atıf Yılmaz'ın yıllar önce çektiği yarı belgesel niteliğindeki "Mersin" filmi ilk kez doğduğu kentte izleyicilerle paylaşılacak, Atıf Yılmaz filmlerinin afişleri 4 Mayıs 2008 tarihinden başlayarak, Forum Mersin'de sergilenecek. Atıf Yılmaz'ın filmleri, hafta boyunca Forum Mersin Cinebonus sinemalarında gösterilecek. Etkinlik Bilgileri: Tarih: 04.05.2008 Pazar günü Yer: Forum Mersin Atıf Yılmaz Meydanı Program: 18:00 Hoşgeldiniz (Levent Eyüboğlu- Multi Turkmall CEO'su) 18:10 Sn. Macit Özcan (Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı) 18:20 Atıf Yılmaz'ı anlatıyorlar (Deniz Türkali, Müjde Ar, Aytaç Arman, Alin Taşçıyan) 20:00 Mersin Belgeseli'nin gösterimi 21:00 Serginin açılışı kaynak: sinema.com sbuffy 20-05-08, 17:07 İşte Türk sinemasının en iyi 10 filmi Adana'da düzenlenen 15'inci Altın Koza Uluslararası Film Festivali kapsamında Ankara Sinema Derneği'nin yaptığı anket sonucu belirlenen ''En İyi 10 Türk Filmi''nin, izleyiciyle buluşacağı belirtildi. Festival komitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, 2-8 Haziran tarihlerinde düzenlenecek festivalin gösterim bölümü, tüm dünyadan ödüllü filmleri kucaklıyor ve sinemaseverlere bir şölen vadediyor. Ankara Sinema Derneğince yapılan anket sonucu belirlenen Ömer Kavur'un "Anayurt Oteli", Ömer Lütfü Akad'ın "Gelin", Zeki Demirkubuz'un "Masumiyet", Yavuz Turgul'un "Muhsin Bey", Atıf Yılmaz'ın "Selvi Boylum Al Yazmalım", Metin Erksan'ın "Susuz Yaz", Zeki Ökten'in "Sürü", Yılmaz Güney'in "Umut", Nuri Bilge Ceylan'ın "Uzak" ve Şerif Gören'in "Yol" isimli filmlerin festivalde yer alacağı belirtildi. kaynak: cnnturk |