Yapım : 2007, ABD
Tür : Gerilim / Korku
Yönetmen : Dario Piana
Senaryo : Brendan Hood
Oyuncular : Mike Vogel, James Bartle, Christina Cole, Andrew Buchan
Yapımcı : Brendan Hood, Brian J. Gilbert
Görüntü Yönetmeni : Stefano Morcaldo
Müzik : Elia Cmiral
Dağıtım : Bir Film
Gösterim Tarihi : 4 Ocak 2008
Ian Stone lisede buz hokeyi oynayan bir gençtir. Bir gece maç çıkışı ne olduğu belirsiz bir yaratık tarafından korkunç bir şekilde öldürülür. Ertesi gün, Ian Stone bambaşka birisi olarak uyanır, masa başında çalışan memurdur ancak çok geçmeden bir kez daha öldürülür. Ertesi sabah Ian Stone bambaşka bir hayata gözlerini açacaktır. Ian Stone binlerce kez daha ölüp dirilmeden önce bu bilmeceyi çözmeye çalışır. Bu gizemli yolculukta kendine yardımcı olacak yaşlı bir adam, kurtarması gereken güzel bir kadın ve alt etmesi gereken onlarca şeytanla karşılaşacaktır.
http://i227.photobucket.com/albums/dd29/ecr1990/Olum-Bekcisi_0.jpg
http://i227.photobucket.com/albums/dd29/ecr1990/Olum-Bekcisi_1.jpg
http://i227.photobucket.com/albums/dd29/ecr1990/Olum-Bekcisi_2.jpg
http://i227.photobucket.com/albums/dd29/ecr1990/Olum-Bekcisi_3.jpg
Sinemalar
deadly_angel
07-01-08, 13:37
Deaths of Ian Stone,The (Ölüm Bekçisi)
Malumunuz, sinemanın en çok satanları aşk, cinsellik, korku, aksiyon ve maceradır. Hele bu öğelerin bir arada olduğu filmler en makbulüdür, bilinir ki film gişeleri hedeflemiştir. Yönetmen Dario Piana da bu tribünlere oynama mantığından esinlenmiş olacak ki, tüm bu öğeleri içinde barındıran bir film çekmeye karar vermiş. İtalyan yönetmenin filminde yok yok: Aşk var, korku var, bol bol aksiyon ve isteyene macera var. Son dönem moda olan kurgu oyunlarıyla da süslediği ve ortaya karışık üslubuyla çektiği filmine bir de tumturaklı bir isim bulmuş: Deaths of Ian Stone (Ian Stone’un Ölümleri olarak çevrilebilecek filmin ülkemizdeki ismi sizi şaşırtmasın: Gece Bekçisi ismiyle gösterime giren film ne gece vaktinde geçiyor, ne de bir bekçiyi konu ediniyor.)
Aslında filmin başlangıçta ilgi uyandırdığını itiraf etmek gerek. Hollywood’un bir dönem başarılı olmuş gençlik korku filmlerini anımsatan başlangıç bölümünde karakterimizi tanımaya çalışıyoruz. Bir hokey maçını hakem nedeniyle kaybeden Ian Stone uğradığı haksızlık nedeniyle oldukça öfkeli. Kız arkadaşı Jenny’yi evine bırakan Ian Stone bir klasiğe daha imza atarak yolunun üzerinde meşum bir cisme rastlıyor. Bir tür "onlar" sendromu ile başbaşa kaldığımızı düşündüğümüz sırada, Ian da biz de bu kabustan uyanıveriyoruz. Bu sefer bir ofisteyiz. Tembel bir çalışan olduğunu hemen anladığımız Ian'ın önündeki dosyalara yeni dosyalar ekleniyor. Ama o da ne: Jenny yine orada, düzgün, pırıl pırıl bir çalışan olarak karşımızda. Jenny hala Ian'ın sevgilisi mi, yoksa rüyanın bir parçası mıydı? Hangi zaman diliminde olduğumuzu henüz anlamamışken Ian'ın ilk izlediğimizden çok farklı bir yaşama sahip olduğunu görüyoruz. Güzel bir sevgiliye, ciddi bir işe ve normal bir yaşama sahip olmasına rağmen Ian için de, filmin gidişatı içinde tuhaf bir hisse kapılıyoruz. Her an bir şey olacağını ve tüm gerçekliğin birdenbire değişeceğini öngören sezilerimiz bizi yanıltmıyor. Ian'ın peşinde diğer dünyaya ait heyulalar dolaşıyor. Arketip olarak herkeste aynı imgeye sahip olan bir karabasanı andıran bu yaratıkların neden Ian'ın peşinde olduklarını anlamıyoruz. Köşeye sıkıştığı bir sırada en ummadığı kişinin bu yaratıklardan biri olması ile şaşıran Ian için dumur süreci yeni başlıyor: Ian her defasında öldüğü ve daha kötü bir halde uyandığı bir kabus döngüsünün içinde hapis. Saat 17.02'yi gösterdiği vakit başlayan bu kısırın en kısırı döngüde yerler, kişiler ve zaman değişse de tek bir değişmeyen var: Jenny. Gördüğü en kötü kabustan uyanan ve daha kötü bir kabusun içine düşen Ian için Jenny bulmacayı çözeceği anahtar. Hatta bu gerçek ona kim olduğunu ve nereden çıktığını hiç anlayamadığımız filmin bilge kişisi tarafından sürekli hatırlatılıyor. Kendi ölümünü durdurmaya ve Jenny'yi kurtarmaya çalışan Ian kendi hakkındaki korkunç gerçeğe vakıf oluyor.
Filmin olasılık dahilinde ilginç olabilecek konusu, kötü bir senaryo ve yönetmenlik deneyimiyle beklentileri maalesef gerçekleştiremiyor. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi kurgu oyunlarına başvuran filmlerin en büyük handikapına Ian Stone'un da düşmesi: Mütevaziliğini kaybederek izleyiciyi yeterince zeki zannetmeme sanrısı. Film sürpriz olabilecek her noktayı tahmine yer bırakmayan bir şekilde diyaloglarla önceden açıklıyor. Ancak olay örgüsünü sürükleyecek detaylar ve ipuçlarının önceden sözlerle verilmesi, filmi anlaşılabilir de kılmıyor. Aksine büyük sözler ve davranışların içinde üzerine eğilinmesi gereken konu ve karakterler arada kaynıyor ve mevzu bahis edilmiyor.
Tasarımlara gelince Deaths of Ian Stone ciddi çekilmiş bir ZAZ komedisi gibi. Filmin yaratıkları Harry Potter’'n ruh emicileri ve Matrix'in kahramanlarından fazlasıyla etkilenmiş. Ancak bu yaratıkların yakın çekim planlardaki kostüm ve makyajları ile özellikle sırtalarına geçirdikleri siyah muşamba pardesüler, karakterlerin ciddi görünümlerini cidden bir komediye dönüştürüyor. Yönetmenin gerçekliğe dair bir soruşturma yapma ve bu konuyla ilgili çekilmiş diğer filmlere gönderimlerde bulunma gibi bir niyeti varsa, söylemeliyiz ki hedef fena halde şaşmış.
Sonuç olarak Deaths of Ian Stone kendisini tek akıllı ilan eden bir yönetmen ve senaristinin kurbanı oluyor. En sonda izleyiciyi mıhlayacağı düşünülen sürpriz çok daha önceden bilindiği için etkilenmek bir kenara, film için hiç istemediğimiz sözcükleri sarf edebiliyorsunuz: Kafası fena halde karışmış olan filmde "öleceksen artık öl" deme raddesine bile varabilirsiniz. Bu nedenle İngiliz-Amerikan ortak yapımı film için klasik cümleyi sarf edebiliriz: Şayet boş vaktiniz varsa...
Kaynak: FilmGenTr
deadly_angel
08-01-08, 21:36
Londra'da Bir Garip Amerikalı!
Bige Akdeniz ile 2008 arifesinde yaptığımız 2007 yılını değerlendirme toplantısında söze korku filmlerinden başlamıştık. Doğrusu has korku filmleri için pek parlak bir yıl değildi ve western ile komedi diğer popüler türlerin önüne geçmişti. Sinemasal dosyasında, "İzleyicinin korku filmlerine olan ilgisini sömürmek için yola çıkan stüdyolar bu yıl işin suyunu çıkarmaya başladı. Japon filmi uyarlamaları, yeniden yapımlar, yeniden pişirmeler artık çekilmez oluyor" diyerek Amerikan korku filmlerinin para kazanmak için sürekli "büyüklerinden" öğüt almasının ne kadar sıkıcı olduğunu belirtmiştim.
Öte yandan büyük bütçeli ve iddialı filmler genellikle remake olurken, daha orijinal fikirler düşük bütçeli, küçük yapımlardan çıkıyor. Orijinal fikir derken bu yazının konusu olan düşük bütçeli Ölüm Bekçisi filminin bütünüyle özgün bir çalışma olmadığını da belirtelim. Yapım Yarın Aslında Dündü isimli komedi klasiğinin zekice hikayesini bilim kurgu sinemasından ödünç aldığı formüllerle (gerçeklik/saat) doldurmuş, içine karanlık ve ürkütücü düşmanlar eklemiş ve aceleyle fırına vermiş; masaya küçük, önemsiz ama izlenebilir bir tür filmi çıkmış. Orta yaşlı "genç" izleyicilere seksenlerin fantastik gençlik filmlerini hatırlatabilir bu tarif.
Ölüm Bekçisi bir buz hokeyi maçında başlıyor. Maçın genç oyuncusu Ian öldükten sonra bir iş adamı olarak uyanıyor; ardından yeniden ölüyor/öldürülüyor ve bir taksi şöförü ve hatta canki olarak oyuna geri dönüyor. Bu ölüm/uyanma döngüsü devam ederken bilgilerini aktarabildiğini keşfediyor ve sürekli karşısına çıkan sarışın kadını da olayların garipliğine ikna ediyor. Geriye her saat durduğunda genci öldüren karanlık düşmanları yok etme görevi kalıyor.
Yapım ana karakterleri ve yaşadıkları dünyayı tanıtmadan aksiyona başlayınca (yemekten önce tatlı olmaz!) ekibin çıkış fikrini çok sevdiğini ve senaryonun incelikleriyle uğraşmak yerine bir an önce harekete geçmek istediğini anlıyorsunuz. Ian'in koşturmaları ve sarışın/esmer geçişleri arasında ne olup bittiğini anlamaya çalışırken karanlık düşmanlar ortaya çıkıyor ve ölmemeyi başaran canki Ian kendini ve kız arkadaşını kurtarmak için bir mücadele vermeye başlıyor. Aslında ilgi çekici olabilecek bir hikaye var ortada, fakat film fragman hızında gelişiyor ve hız kesince de anlatacak pek birşeyi kalmıyor.
Yönetmenin ve senaristin reklamcı aceleciliği filmi oldukça zayıflatıyor ama düşük bütçeli bir yapımdan beklenmeyecek görsel tasarımlara sahip olduğunu da eklemeyi unutmayalım filmin. "Diğerleri" gayet etkileyici bir şekilde tasarlanmış ve aniden belirdikleri (zemin penceresinden çıkışları mesela) bölümler gerçekten başarılı. Ayrıca Londra sokakları da filmin artıları arasında ve bilim kurgusal ve doğaüstü öğelerin ağırlığı olsa da korku kategorisine rahatlıkla girebilecek olan filmin gereksiz kanlı sahnelerden kaçınması da dikkat çekici.
En azından başka filmleri (yarım düzine bilim kurgu klasiği) ve sahneleri hatırlatarak/düşündürterek oyalamayı başaran film en sonunda "korku ruhu kemirir; sevgi ise korkuyu" diyor ve "Beni insan yaptığın için teşekkür ederim," gibi anlamlı gözükmesi amaçlanmış cümlelerle uğurluyor. Ölüm Bekçisi gibi bir isimden siz ne beklemiştiniz?
Kaynak: Beyazperde
başlarda bayaa sıkıldık ve anlmak için çok çaba harcadık bian kendimi aptal gibi hisstmeye başladım ama 2. yarı harikaydı..bayıldım..
Ben baştan sona sevmedim..
Artık kendimi çok şansız hissetmeye başladım sinema konusunda.
Boş vaktim olduğunda vizyonda bir tane adam gibi film olmaz, gitmem istediiğim filmlere de zamansızlıktan gidemem..
Verdiğim paraya acıdım yani hiç sevmedim..
Yerli yersiz giren çığlık efektlerine rağmen uykumun gelmesine engel olamadım..
Seveni de çıkar tabi..