merlystreep
08-05-06, 20:51
RADİKAL GAZETESİNDEN....
Sinema Uluçay'dan usul usul akıyor
Kısa metrajlı filmleriyle şimdiye kadar festivallerde toplam 11 ödül alan Ahmet Uluçay, köyünde de, şehirde de yadırganmaya alışmış
Tavşanlı kent kavşağından güneye yönelince ilkin demiryolunu geçersiniz, arkasından sazlıklı, ağaçlı bir yol ve beş kilometre sonra Tepecik Kasabası. Tam ortasında küçücük bir park. Buradan dar bir sokağa sapsanız, bahçe içinde ahşap bir eve varırsınız. Kapıyı çaldığınızda simsiyah saçlı, sakallı, gözlüklü genç bir adam çıkar. Gözlerini kısarak bakar size; hayır, herhangi bir belde sakini değildir karşınızdaki. Böyle yerlerde pek de rastlanmayan bir uğraşının adamıdır: Bir sinema yönetmeni. Evet, kısa metrajlı filmleriyle 11 ödül alan Ahmet Uluçay'dan söz ediyorum.
Kendinizden söz eder misiniz? Sinemaya ilginiz nasıl başladı?
İlkokul üçüncü sınıfta, köye seyyar sinemacı geldi ve okulda bize sinema gösterdi. Sinemayı ilk o gün tanıdım ve kesinlikle sinemacı olmaya karar verdim. Çevremde gördüğüm her şey, içimde uyuyan sinemacıyı uyandırmak için düzenlenmişti sanki. Melek ve şeytanı çok erken tanıdım. Işık ve gölgelerle ise, sıkı bir dostluğum vardı. Oyuncağım gölgelerdi. 12-14 yaşlarındayken yakın arkadaşım ve akrabam İsmail Mutlu ile birlikte tahtadan yaptığımız sinema göstericileri ile, köyümün insanlarına yıkık bir ahırda sinema çöplüklerinden toplanmış kırpıntı filmler göstererek işe başladım. Ailem karşı çıktı, yasakladı. Anlatacak öykünüz varsa eğer, size kesinlikle rahat yüzü yoktur. Ben de daha legal bir anlatım aracı aradım, edebiyatta karar kıldım. Kamyon şoförlüğü ile kazanıyordum hayatımı. Bu arada sinemanın tekniğine ait ne varsa bulup okuyordum. Bundan altı yıl önce karşıma bir fırsat çıktı. Çok geçti ama, kırk yaşın eşiğinde. Almanya'da çalışan bir işçi, İsmail Mutlu ile bana 150 bin lira taksitle çok eski bir kamera sattı. O anda ilk kısa filmimi yapmak için kararımı verdim. Bu film sinema ve iletişim çevrelerinde geniş bir ilgi uyandırdı. Sonradan arkası geldi. Senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığım filmlerimin tümü katıldığı tüm festivallerde ödüllendirildi.
Burada tek başına mı çalışıyorsunuz? Yardımcınız yok mu?
Aslında üç kişilik olağanüstü bir ekiptik biz burada. İsmail Mutlu ve Şerif Akarsu... Ekmek kaygısı onları sinemadan kopardı. Bazen sinema seven arkadaşlar buraya gelip, benimle çalışıyorlar. Benim koşullarımı günlerce paylaşıyorlar. Örneğin, bu yaz Çiğdem Vitrinel adlı sinemacı bir arkadaşla birlikte çalıştık.
Gördüğüm kadarıyla sinema sizin için bir tutku, damarlarından akan bir kan; buna ailenin, küçük belde insanının tepkisi nasıl?
Çevrem benim gibi aykırı bir adamı henüz içine sindirebilmiş değil. Benim çevremde insanlar pratik düşünür. Kalem yazar, bıçak keser, para satın alır... gibi. Ya sanat ne işe yarar? Ama beni destekleyen, güzel insanlar da yok değil. Tepkilere alıştım. Kötü yola düşmek gibi bir şey bu.
Salt bu küçük çevrede değil, kentte de yadırganıyorum. Olsun... Sanatın ve sanatçının doğasında aykırılık var zaten...
Bu dar çevrede sinema yapma uğraşınızı devam ettirebileceğinizi düşünüyor musunuz? Başka bir yer, kent var mı hayatınızda, parasal kaynaklarınızı nasıl sağlıyorsunuz?
Teknik boyutta bunu sürdürebileceğimi sanmıyorum. Benim için kara bitti.
Yüzmeyi öğrenmek gerekiyor.
Tüm dünyada kısa metrajı kim, nereye kadar sürdürebilmiş ki? Bugüne kadar yaptığım ikisi henüz gösterilmeyen 9 adet kısa filmle yepyeni, özgün bir sinemanın ışıklarını göstermeye çalıştım. Zoom yeteneği sıfır, miyop bir zihniyeti kader belleyen bir ülkede uzaklardan söz ederken, insan yanında birilerini görmek istiyor. Bakıyorsun, yanında yürüyen arkadaşın belediye çukuruna düşmüş. Kendimi ve ürettiklerimi çok seviyorum. Bu da steril kalmama yardımcı oluyordur, kimbilir... Naif miyim? Belki... Fakat, asla ilkel değilim. Filmlerimi seyrettiğinizde sağlam bir bir sinema bilgisi ve köklü bir sinema duygusu ile yapıldıklarını görürsünüz. Filme harcadığım paranın kaynağı ödüller.
Bir de post prodüksiyonda bana kapılarını açmış olan piyasanın mücevheri İFR gibi bir şirket var. Bu çevrede son günlerde en anlamlı destek, Kütahya Milletvekili Sayın Cevdet Akçalı'dan geldi.
Son kısa metraj filminizin adı, çok ilginç; "Uzun Metrajın Resmi".
Nedir bu resim, biraz açar mısınız?
Filmin konusu, benim bizzat yaşadığım bir olay. Bir sabah uyandığımda avlumdaki tek ağacın her yanında rengarenk 35 mm sinema filmleri sarktığını gördüm. Filmlerin aralarında ise, küp büyüklüğünde kesilmiş bir sürü kağıt parçası uçuşuyordu.
Yakından baktım. Kağıtların üzerlerine buzdolabı, çamaşır makinesi, otomobil vs. resimleri çizilmiş, iplerle ağacın dallarına bağlanmıştı. Bizim avludaki sıradan ağaç, dilek ağacı olup çıkmıştı. Şaşırdım. Eşime sordum. O gün Hıdrellez'miş meğer. Mahallemiz dilek ağacı olarak seçtikleri bizim ağaca, dileklerinin resimlerini yapıp asmış geceleyin. Eşim de benim için uzun metraj film dilemek istemiş. "Uzun metrajın resmini bilemedim. Sana soracaktım, uyuyordun. Ben de makinedeki filmleri asıverdim" dedi. Hoşuma gitti benim de. Çiğdem Vitrinel ile bu küçük olayın filmini yaptık...
Söyleşimiz burada bitiyor ve ben seslenmek istiyorum: Ey sinemacılar, eleştirmenler, sanatı bir değer olarak içselleştiren okurlar; bir yönetmen var orada, uzağınızda; Bozkırda deniz kabuğu toplayan, kimbilir belki dinlersiniz diye, o küçücük bahçesinde Kuzey Masalı'nı anlatan; Yolunuz düşerse Tepecik Belediyesi'ne, gidip bir merhaba deyin. Kendi sözcüklerinden dinleyin bu kırılgan, naif dünyayı. Burada sanatçı, yönetmen olunmaz demeyin. İnanmazsınız sözlerime, yarıp açın onu: Göreceksiniz, sinema akacak Uluçay'dan.
Evet röportajın tamamı bu ama onunla ilgili ayrıntıları www.google.com dan Ahmet Uluçay olarak aratıp bulabilirsiniz.. İnanması zor ama Tavşanlı gibi bir Anadolu ilçesinde İki idealist ve adam gibi adam yönetmenle Biri Yavuz Özkan ..diğeri Ahmet Uluçay...
aynı havayı solumak ve sinemayı yaşamak insana haz veriyor...İyiki Dostumsun Ahmet ABİ
Onunla ilgili bir sinema ayrıntısı daha vermek isterim O öyle bir sinema aşığı ki 2 yıl önce Kütahya Porselen sponsorluğunda çekilmesi istenen ve kendisine büyük miktarda paranın teklif edildiği bir dizi projesini ben sinema filmi dışında hiç bir bok çekmem diyerek reddetmişti..
Sinema Uluçay'dan usul usul akıyor
Kısa metrajlı filmleriyle şimdiye kadar festivallerde toplam 11 ödül alan Ahmet Uluçay, köyünde de, şehirde de yadırganmaya alışmış
Tavşanlı kent kavşağından güneye yönelince ilkin demiryolunu geçersiniz, arkasından sazlıklı, ağaçlı bir yol ve beş kilometre sonra Tepecik Kasabası. Tam ortasında küçücük bir park. Buradan dar bir sokağa sapsanız, bahçe içinde ahşap bir eve varırsınız. Kapıyı çaldığınızda simsiyah saçlı, sakallı, gözlüklü genç bir adam çıkar. Gözlerini kısarak bakar size; hayır, herhangi bir belde sakini değildir karşınızdaki. Böyle yerlerde pek de rastlanmayan bir uğraşının adamıdır: Bir sinema yönetmeni. Evet, kısa metrajlı filmleriyle 11 ödül alan Ahmet Uluçay'dan söz ediyorum.
Kendinizden söz eder misiniz? Sinemaya ilginiz nasıl başladı?
İlkokul üçüncü sınıfta, köye seyyar sinemacı geldi ve okulda bize sinema gösterdi. Sinemayı ilk o gün tanıdım ve kesinlikle sinemacı olmaya karar verdim. Çevremde gördüğüm her şey, içimde uyuyan sinemacıyı uyandırmak için düzenlenmişti sanki. Melek ve şeytanı çok erken tanıdım. Işık ve gölgelerle ise, sıkı bir dostluğum vardı. Oyuncağım gölgelerdi. 12-14 yaşlarındayken yakın arkadaşım ve akrabam İsmail Mutlu ile birlikte tahtadan yaptığımız sinema göstericileri ile, köyümün insanlarına yıkık bir ahırda sinema çöplüklerinden toplanmış kırpıntı filmler göstererek işe başladım. Ailem karşı çıktı, yasakladı. Anlatacak öykünüz varsa eğer, size kesinlikle rahat yüzü yoktur. Ben de daha legal bir anlatım aracı aradım, edebiyatta karar kıldım. Kamyon şoförlüğü ile kazanıyordum hayatımı. Bu arada sinemanın tekniğine ait ne varsa bulup okuyordum. Bundan altı yıl önce karşıma bir fırsat çıktı. Çok geçti ama, kırk yaşın eşiğinde. Almanya'da çalışan bir işçi, İsmail Mutlu ile bana 150 bin lira taksitle çok eski bir kamera sattı. O anda ilk kısa filmimi yapmak için kararımı verdim. Bu film sinema ve iletişim çevrelerinde geniş bir ilgi uyandırdı. Sonradan arkası geldi. Senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığım filmlerimin tümü katıldığı tüm festivallerde ödüllendirildi.
Burada tek başına mı çalışıyorsunuz? Yardımcınız yok mu?
Aslında üç kişilik olağanüstü bir ekiptik biz burada. İsmail Mutlu ve Şerif Akarsu... Ekmek kaygısı onları sinemadan kopardı. Bazen sinema seven arkadaşlar buraya gelip, benimle çalışıyorlar. Benim koşullarımı günlerce paylaşıyorlar. Örneğin, bu yaz Çiğdem Vitrinel adlı sinemacı bir arkadaşla birlikte çalıştık.
Gördüğüm kadarıyla sinema sizin için bir tutku, damarlarından akan bir kan; buna ailenin, küçük belde insanının tepkisi nasıl?
Çevrem benim gibi aykırı bir adamı henüz içine sindirebilmiş değil. Benim çevremde insanlar pratik düşünür. Kalem yazar, bıçak keser, para satın alır... gibi. Ya sanat ne işe yarar? Ama beni destekleyen, güzel insanlar da yok değil. Tepkilere alıştım. Kötü yola düşmek gibi bir şey bu.
Salt bu küçük çevrede değil, kentte de yadırganıyorum. Olsun... Sanatın ve sanatçının doğasında aykırılık var zaten...
Bu dar çevrede sinema yapma uğraşınızı devam ettirebileceğinizi düşünüyor musunuz? Başka bir yer, kent var mı hayatınızda, parasal kaynaklarınızı nasıl sağlıyorsunuz?
Teknik boyutta bunu sürdürebileceğimi sanmıyorum. Benim için kara bitti.
Yüzmeyi öğrenmek gerekiyor.
Tüm dünyada kısa metrajı kim, nereye kadar sürdürebilmiş ki? Bugüne kadar yaptığım ikisi henüz gösterilmeyen 9 adet kısa filmle yepyeni, özgün bir sinemanın ışıklarını göstermeye çalıştım. Zoom yeteneği sıfır, miyop bir zihniyeti kader belleyen bir ülkede uzaklardan söz ederken, insan yanında birilerini görmek istiyor. Bakıyorsun, yanında yürüyen arkadaşın belediye çukuruna düşmüş. Kendimi ve ürettiklerimi çok seviyorum. Bu da steril kalmama yardımcı oluyordur, kimbilir... Naif miyim? Belki... Fakat, asla ilkel değilim. Filmlerimi seyrettiğinizde sağlam bir bir sinema bilgisi ve köklü bir sinema duygusu ile yapıldıklarını görürsünüz. Filme harcadığım paranın kaynağı ödüller.
Bir de post prodüksiyonda bana kapılarını açmış olan piyasanın mücevheri İFR gibi bir şirket var. Bu çevrede son günlerde en anlamlı destek, Kütahya Milletvekili Sayın Cevdet Akçalı'dan geldi.
Son kısa metraj filminizin adı, çok ilginç; "Uzun Metrajın Resmi".
Nedir bu resim, biraz açar mısınız?
Filmin konusu, benim bizzat yaşadığım bir olay. Bir sabah uyandığımda avlumdaki tek ağacın her yanında rengarenk 35 mm sinema filmleri sarktığını gördüm. Filmlerin aralarında ise, küp büyüklüğünde kesilmiş bir sürü kağıt parçası uçuşuyordu.
Yakından baktım. Kağıtların üzerlerine buzdolabı, çamaşır makinesi, otomobil vs. resimleri çizilmiş, iplerle ağacın dallarına bağlanmıştı. Bizim avludaki sıradan ağaç, dilek ağacı olup çıkmıştı. Şaşırdım. Eşime sordum. O gün Hıdrellez'miş meğer. Mahallemiz dilek ağacı olarak seçtikleri bizim ağaca, dileklerinin resimlerini yapıp asmış geceleyin. Eşim de benim için uzun metraj film dilemek istemiş. "Uzun metrajın resmini bilemedim. Sana soracaktım, uyuyordun. Ben de makinedeki filmleri asıverdim" dedi. Hoşuma gitti benim de. Çiğdem Vitrinel ile bu küçük olayın filmini yaptık...
Söyleşimiz burada bitiyor ve ben seslenmek istiyorum: Ey sinemacılar, eleştirmenler, sanatı bir değer olarak içselleştiren okurlar; bir yönetmen var orada, uzağınızda; Bozkırda deniz kabuğu toplayan, kimbilir belki dinlersiniz diye, o küçücük bahçesinde Kuzey Masalı'nı anlatan; Yolunuz düşerse Tepecik Belediyesi'ne, gidip bir merhaba deyin. Kendi sözcüklerinden dinleyin bu kırılgan, naif dünyayı. Burada sanatçı, yönetmen olunmaz demeyin. İnanmazsınız sözlerime, yarıp açın onu: Göreceksiniz, sinema akacak Uluçay'dan.
Evet röportajın tamamı bu ama onunla ilgili ayrıntıları www.google.com dan Ahmet Uluçay olarak aratıp bulabilirsiniz.. İnanması zor ama Tavşanlı gibi bir Anadolu ilçesinde İki idealist ve adam gibi adam yönetmenle Biri Yavuz Özkan ..diğeri Ahmet Uluçay...
aynı havayı solumak ve sinemayı yaşamak insana haz veriyor...İyiki Dostumsun Ahmet ABİ
Onunla ilgili bir sinema ayrıntısı daha vermek isterim O öyle bir sinema aşığı ki 2 yıl önce Kütahya Porselen sponsorluğunda çekilmesi istenen ve kendisine büyük miktarda paranın teklif edildiği bir dizi projesini ben sinema filmi dışında hiç bir bok çekmem diyerek reddetmişti..