Tüm Versiyonu Göster : Terrence Malick


nilberfu
10-01-08, 23:16
Terrence Malick

30 Kasım 1943 Ottawa, Illinois'da doğmuş olan Amerikalı film yönetmeni.

Kariyerinde sadece 1 kısa film ve 4 uzun metrajlı film yönetmesine rağmen, tüm çalışmaları başyapıt olarak değerlendirilir. Aktörlerin en çok çalışmak istediği yönetmenlerdendir.

Filmleri

Lanton Mills (kısa film, 1969)

Badlands (1973) - Başrollerde Martin Sheen ve Sissy Spacek

Days of Heaven (1978) - Başrollerde Richard Gere, Brooke Adams, Sam Shepard ve Linda Manz

The Thin Red Line (1998) - Başrollerde Sean Penn, Adrien Brody, John Cusack, James Caviezel, Ben Chaplin, George Clooney, Woody Harrelson, Nick Nolte, John C. Reilly, John Travolta, Elias Koteas, John Savage, Jared Leto, Tim Blake Nelson, Nick Stahl

The New World (2005) - Başrollerde Colin Farrell, Q'Orianka Kilcher, Christopher Plummer, Christian Bale, August Schellenberg, Wes Studi, David Thewlis ve Yorick van Wageningen

Tree of Life (Yapım aşamasında) - Şu anda Sean Penn ve Brad Pitt isimleri geçiyor.

sinema dergisinin şubat ayı sayısından alınmıştır (ben de ekşi sözlükten aldım)

1999 yılının hemen başında genç kuşak sinemaseverler, adına sinema dergilerinde bile rastlamadıkları bir adamın çektiği ince kırmızı hat adında eşine benzerine rastlanmayan bir başyapıtla karşılaştıklarından kendilerine hep aynı soruyu sordular bu adam da nereden çıktı? terrence malick’in 1970’lerdeki iki başyapıtını zamanında izlemiş olanlar veya bunları bilenler bile yine de benzer bir şaşkınlık içerisindeydi:aradan geçen 20 küsur senenin ardından terrence malick nasıl böylesi bir filmle geri dönmüştü? sinemanın salinger’ı olarak nitelenen terence malick, bugün hala sinema endüstrisi için çözülemeyen esrarengiz bir durum. filmleri sınırsızca övülen bu adam 31senedir tek bir cümle bile röportaj vermiyor. malick ile konuşma fırsatına sahip olmak, filmleri üzerine edeceği birkaç düşünceyi duymak ve onu anlamak ünlü sinema yazarlarının veya muhabirlerinin en büyük düşü durumunda.malick, 1973’te henüz çektiği ilk filmi badlands ile çağdaş amerikan sinemasının yeni yeteneği olarak lanse edilen ve hem eleştirel hem de endüstriyel anlamda büyük bir kabul gören, kısa sürede majör bir isim haline gelen bir yönetmen. 1978’te çektiği ikinci filmi days of heaven çıtayı daha da yukarılara çekti.:eleştirel anlamdaki övgüler daha da öteye giderken malick, cannes’da en iyi yönetmen ödülünü aldı,filmin görüntü yönetmeni nestor almendros da oscar heykelciğinin sahibi oldu.filmi izleyen paramount yöneticilerinden charles bludhorn çok etkilendiği için malick’e 1 milyon dolarlık bir güven fonu oluşturdu,sıradaki filmini paramount’a getirmesi şartıyla.bu şaşaalı başarılı hikayesinin benzer klişelerle devam edeceğini sanmayın çünkü malick, paris’e taşınıp inzivaya çekildi ve sinemadan uzaklaştı. hiçbir muhabirle konuşmadı ve malick’in aklından geçenler, davranışlarının sebebi birer sır olarak tarihe karıştı.total film’e göre dünyanın en gizemli yönetmeni ödülü olsaydı malick ile kimse yarışamazdı. fakat tüm bunların üzerine özenle belirtilmeli ki malick, sadece tuhaf bir ortadan kayboluş-geri dönüş hikayesine sahip olduğu için önemli bir isim değil. özgün üsluplara sahip üç başyapıtı yönetmiş olduğu için önemli bir isim.

texas,oxford ve badlands

terrence malick, 1943’te texas’ta dünyaya geldi.ergenlik çağında yazlarını çiftlik işlerinde çalışarak geçiren malick, harvard üniversitesi’nin felsefe bölümünden derece ile mezun oldu.ardından burslu olarak magdelen üniversitesi’ne (oxford’ta) doktora yapmaya gitti ancak tez danışmanıyla heidegger ve wintgenstein üzerinde ayrılığa düşünce diplomasını almadan okulu bıraktı.amwrika’ya döndüğünde newsweek,life dergilere makale yazmaya ve massachusetts’te felsefe dersi vermeye başladı. 1969 yılında tüm bunları bırakan malick, amerikan film enstitüsüne başvurdu. burada eğitim gördüğü yıllarda bir yandan senaryo doktorluğu yaptı. 1972’te landon mills adlı kısa film projesi ile eğitimini tamamladı ve aynı sene iki filme senaryo yazdı. malick, bu noktadan sonra tamamen, ilk yönetmenlik denemesi olacak badlands’e odaklanmaya başladı. 1950’lerde amerika’da yaşanan ve starkweather-fugate cinayetleri olarak anılan gerçek bir olaydan esinlenerek senaryosunu yazdı. paranı yarısını de palma’nın prodüktörü pressman’dan olmak üzere bağımsız yatırımcılardan topladığı 350.000 dolar civarında bir bütçe ile çekimlere başladı. çekim süreci çok zorlu geçti. karısı bir kitabını okumak istediğinde ona vermektense aynı kitabı karısına satın alan, tuhaf bir disiplinle yaşayan ve detaylara çok önem veren mükemmeliyetçi malick ile sette çalışmak kolay değildi. görüntü yönetmenlerinin yoğun çekim temposundan yorulduğu, malick’in tercihleri ile zıtlaştığı ve nihayetinde 3 görüntü yönetmeni değiştirilen badlands’in çekimleri sonunda tamamlandı. teknik ekipte çalışanların çoğu da malick’in yorucu olduğunu itiraf ediyordu. ama hepsinin bahsettiği bir konu vardı:malick’in yüksek zekası. sissy spacek’in kocası ve tüm malick filmlerinin sanat yönetmeni olan jack fisk ‘eğer onca zorluğa rağmen çekimler bittiyse bunun bir tek nedeni vardı:terence malick’in vizyonu’ diyordu.

çekimler bittiğinde ortaya sissy spacek’in naif sesinden anlatılan lirik bir başyapıt çıkmıştı. film, gişede pek bir iş yapmadı.ancak eleştirmenler filmin sanatsal kalitesini anlamakta hiç gecikmedi. malick’in isminde film endüstrisinde büyük bir umutla bahsedilmeye başlanmıştı. tüm bunlar malick’e güç vermişti. badlands, kanundan kaçan katil ve sevgilisi yada seri katil hikayesi olarak amerikan sinemasında birçok örnekten farksız olabilirdi. fakat kağıt üzerinde farklı hiçbir şeye sahip olmayan bu film malick’in ellerinde bambaşka bir şeye dönüşmüştü. aslında oliver stone’un katil doğanlar’ı ne ise badlands onun tam zıttıydı. filmle ilgili en alışa gelmedik şeylerden biri de zaten bu özelliğiydi:ne kahramanının bu eylemleri ne de onları saran kültürel yapı etik açıdan yargılanıyordu. aslında tüm malick filmleri gibi badlands de ne soru soruyor ne de cevap arıyordu. filmlerinde karakterler dünyayı sorguluyor ve soru soruyordu evet ama bu sorgulama cevap aramaktan çok, cevapların getirdiği tatminsizliğe işaret eden türdendi.)ince kırmız hat’ın açılış cümlesi buna kusursuz bir örnek oluşturabilir: doğanın kalbindeki bu savaş nedir?)

days of heaven

1975 yılına gelindiğinde malick bir sonraki filminin çalışmalarına başladı.1916’da texas’da göçmen çiftlik çalışanları arsasında geçen trajik bir aşk hikayesine dayanan projesini ‘days of heaven’ prodüktör bert schneider’a anlattıve anlaştı.başrol için dustin hoffman,al pacino ve john travolta’dan hayır cevabı alınınca henüz sadece tek bir başrol oynamış olan ve pek tanınmayan richard gere ile anlaşıldı.her çekim gününde çekime başlamak için malick usnamadan günbatımından hemen önceki doğal ışığı kullanmayı bekledi.set çalışanları ‘ çekime geldiğimizde ne hikayenin ne de senaryoda yazılı diyalogların bir önemi kalıyordu. tüm çekim ve film bütün gün beklenilen bir ışığa dönüşmüştü.’diyor. malick istediği ortam oluşunca oyuncuları sadece kameranın önüne koyuyor ve senaryoda yazılanlara göre oldukça serbestlik tanıyordu. bu serbestlik aslında doğaçlamaya da pek benzemiyordu. doğaçlamadan ziyade malick diyalogların birçoğunu çekim günü atmaya karar verip karakterlerini oluşturduğu mizansenin içine atıp hissetmelerini sağlıyordu. day of heaven ‘in çekimleri 1976 yılında tamamlandı. ancak kılı kırk yaran terence malick sayesinde film iki sene daha kurgu odasından çıkamadı. film gösterime 1978’de girdiğinde aldığı tepkiler inanılmazdı. eleştirmenler filem tapmış, film de bir çok ödül için adaylık kazanmıştı. görüntü yönetmeni nestor almendros ve haskell wexler’in çıkarttığı iş sinema tarihinde ender rastlanacak türden büyüleyiciydi. richard gere daha sonraki kariyerinde bile bu kadar iyi performans gösteremeyecekti. filmin yine kağıt üzerinde pek özgün durmayan bir hikayesi vardı: çelik fabrikasında çalışan bill bir cinayet işleyip kaçmak zorunda kalınca küçük kız kardeşini ve sevgilisi abby’yi alarak hasat döneminde çiftliklerde çalışmaya başlar. ölümcül bir hastalığa sahip olduğu düşünülen çiftlik sahibi, bill’in kız kardeşi olduğunu sandığı abyy’ye aşık olur. hasat dönemi bittiğinde işçiler gitmek üzereyken çitlik sahibi üçünün de kalabileceğini söyleyerek abyy’ye evlenme teklif eder. fakirlikten usanmış olan bill, üçü için de en iyisin orda klamak olduğunu, çiftlik sahibinin nasıl olsa yakında öleceğini düşünerek abby’ye evlenmesini söyler. hem kıskançlığın gitgide artması hem de çiftlik sahibinin abby ile bill’in kardeş değil aşık olduğunu öğrenmesi ile işler istendiği gibi gitmez. tıpkı badlands’te olduğu gibi days of heaven’da da hikayeden beklenen bir film yoktur ortada. hem stil hem de tema olarak birbirine çok yakın duran bu iki filmden sonra bir şey aşikardır: hikaye ne olursa olsun, sonuç sadece bir malick filmine benzemektedir. malick mekanları ve doğayı,karakterleri ve hikayesi kadar ön planda tutuyor. görsel vizyonu,heidegger ve wittgenstein gibi idollerden aldığı bakış açısının üzerine ekleyince ortaya malick’e özgü şiirsel ve mitik bir sonuç çıkıyor. badlands’de olduğu gibi days of heaven ’da da dramatik çelişki ve önemli gelişmeler yaşanıyor ancak doğa o kadar baskın bir unsur ki sadece filmi değil karakterleri de etkisi altına alıyor ve tüm filme ve karakterlere o sakin,melankolik etki sızıyor,diğer tüm öğeleri adeta bastırıyor.

gerçekleşmeyen q ve ince kırmız hat

malick bu iki filmiyle öyle çok övgü topladı ki yakınındaki çoğu insana göre inanılmaz bir baskı altına girdi.1970’ler bittiğinde malick’ten, amerika’nın en yetenekli yönetmenlerinde scorsese ve altman’ın isimlerinin yanında bahsediliyordu. eleştirmen david thomson badlands’i yurttaş kane’den bu yana en özgüvenli ilk film olarak niteliyordu. ünlü yöentmen michael cimşno ise malick’e kendi zamanının en büyük yönetmeni diyecekti. paramount yöneticilerinden bludhorn days of heaven karşısında büyülenince malick’e sıradaki filmini paramount’ getirmesi şartıyla kullanabileceği 1 milyon dolar önermişti. malick de q ismini taşıyan büyük projesinin çalışmalarına başladı. evrenin başlangıcına odaklanacak olan film için malick dünyanın dört bir yanına çekim yapmaları için kameramanlar yolladı.ancak bir başka paramount yöneticisi yine dağınık bir şiirselliğe yöneleceğini gördüğü malick’ten daha düz bir senaryo istedi. malick, daha sonra paris’e taşındı ve sinema üzerine tek bir soruyu yanıtlamadı.malick’in ortadan yol olduğu bu dönemde kuaförlük yaptığını iddia edenler bile çıktı. esasen malick sıradaki filmi için senaryo yazma girişimlerinde bulundu. hiçbir zaman gerçekleştirmeye kalkışamadı ya da sonuçlandıramadı. sık sık söylentiler çıkıyordu ancak yavaş yavaş herkes malick’in bir daha sinemaya dönmeyeceğini kabulleniyordu.

malick’in 20 sene sonra geri dönüş yapacağı ince kırmızı hat ise 1989’dan beri yönetmenin gündemindeydi. malick, james jones’un romanından uyarlayarak senaryoyu yazmaya başladı. 1995’e gelindiğinde sonunda malick tetiğe bastı. phoenix pictures’ın kurucusu mike medavoy’un evinde projeyi hayata geçiren ilk adımlar atıldı. malick’in geri döndüğü söylentisi hollywood’da yayılmaya başladı.birçok aktör malick’le çalışmak istedi. brad bitt ilgilendiğini belirtirken johnny depp. malick ile buluşup yemek yediği yerde peçete üzerine kontrat yapmayı teklif etti.ince kırmız hat tamamlandığında belki içinde pitt ve depp yoktu ama ufak rollerde de olsa geniş bir yıldız kadrosu vardı. nick nolte’den adrien brody’e bu oyuncuların hepsi malick ile sette olmak nasıl bir şeymiş tattı. ince kırmız hat’ın çekimlernde malick’in mükemmeliyetçiği ve kontrol manyaklığı eski günlerden çok daha ileri seviyelerdeydi. her gün sabahtan akşama aralıksız çekimler yapıldı.malick’in kameranı bu konuda şöyle diyor:’setteyken malick’in ağzından hiç ‘kes’ lafını duyduğumu hatırlamıyorum. sabah çekmeye başlatır ve film bitene kadar çekerdik.’ malick, tüm oyuncuları ve oyuncular kadar doğayı 4-5 film çıkartacak kadar çekmişti. kurgu masasına oturduğunda filmin ilk hali 6 saat uzunluğundaydı.malick bunu daha sonra 3 saate indirdi. oyuncuların filmde kullanılacağını düşündüğü birçok sahne filmin son kurgusunda yer almadı. öyle ki adrien brody filmi görene kadar senaryoda olduğu gibi başrolde olduğunu sanıyordu.

ince kırmız hat gösterime girdiğinde çok olumlu tepkiler topladı.ancak film için yine de olumlu tepkilere rağmen hak ettiği değeri alamadığını söyleyebiliriz. malick’in filmi üzerinden geçen her sene değeri artacak ve sinema tarihinin en iyileri arasında yer alacak muazzam bir başyapıt. malick filmlerine özgü klasik öğeler bu sefer çok farklı bir sanat eserinde birleşiyordu. malick’in bir önceki iki filmindeki parmak ısırtan görsellik daha da ileri seviyeler taşınmıştı.filmin insalcıllığı ve ayrımcılığa olan karşı duruşu, hakim sinemanın tüm kodlarından arınmış bir anlatım ile sunuluyordu. yine malick sinemanın keskin karakteristiklerinden bir olan dış-ses kullanımı bile bu amaca hizmet verecek bir şekilde değişik karakterler arasında gidip geliyordu. bir çok amerikan filminde olan, örneğin geçtiğimiz aylarda vizyona giren king kong’ta fazlaca belirgin olan öteki’ye karşı beslene korku ve nefret veya ince kırmız hat ‘la aynı sene vizyona giren er ryan’ı kurtarmak’taki kahramanlık ve milliyetçilik motiflerinde eser yoktu. malick’in biçimsel başarısı bir yana, bu sefer ona özgü olan şiirsel sinema adeta felsefi bir meditasyon olarak beyaz perdede yüz buluyordu. sonuç olarak 20 senelik bir suskunluğun ardından geri dönen malick, ona biçilen saygı değer konumu ne kadar hak ettiğini ispatlamıştı. filimin ardından malick hayranları bir 20 yıl daha bekleyip beklemeyeceklerini düşünmeye başladılar.malick’in adı happy times,undertow gibi filmlerde prodüktör olarak geçiyordu ancak ortalıkta malick’in yeni bir film yöneteceğine dair haber yoktu.

nce kırmız hat sonrasında yönetmen üzerine 2 kitap yayınlandı ve bir belgesel çekildi. sadece 3 filmi olsa da malick’in sinema tarihinde ne kadar özel ve önemli bir yer tuttuğu inkar edilemezdi. malick’in yeni bir filmle karşımıza çıkması için 3.filmin üzerinden 7 sene geçmesi gerekti.malick!in yeni filmi the new world amerika’da senenin en çok beklenilen filmlerinden biriydi.gösterime girmesi 2006’ın başına denk düştü. the new world 17.yüzyılın başında kaşif john smith ile yerli pocahontas arasındaki efsane aşk ve bu çerçevede ingilizler mile yerli amerikalılar arasındaki çatışmayı konu alıyor. malick’in tüm bunlar kadar iki genç insanın kendilerini ve birbirlerini keşif sürecini ve keşif olgusunun kendisini filmin merkezine yerleştirdiği söyleniyor. sonuç olarak pek değişen bir şey yok gibi.. malick’in sularında dolaşan bir hikaye, içinde colin farrel’ın olduğu majör bir prodüksiyon…fakat bu büyük prodüksiyona rağmen basına tek bir demeç,röportaj vermeyen bir yönetmen.malick pek değişmişe benzemiyor,umalım ki değişmesin ve karşımıza bir başyapıtla daha çıksın.32 yıla sadece 4 film sığdıran böylesi yönetmenden bir film daha görme fırsatını yakaladığımız için kendimizi şanslı saymalıyız.

nilberfu
12-01-08, 20:55
Terrence Malick

http://www.fipresci.org/undercurrent/issue_0206/images/malick.jpg

http://images.eonline.com/eol_images/Profiles/20061003/244.malick.terrence.100306.jpg

Badlands

http://images.amazon.com/images/P/0790739240.01.LZZZZZZZ.jpg

http://www.univie.ac.at/Anglistik/easyrider/data/graphics/Badlands.jpg

http://uashome.alaska.edu/~jndfg20/website/badlands.gif

http://beyazperde.mynet.com/images/content/4044_16-25-19_badlandssinkapak.jpg

http://www.iffkv.cz/image/7063-badlands.jpg

http://www.eskimo.com/~toates/malick/badlands/bad05.jpg

nilberfu
12-01-08, 21:01
Days Of Heaven

http://images.amazon.com/images/G/covers/0/79/215/455/079215455X.l.gif

http://www.digitaldreammachine.com/blogimages/albertamovies/DaysOfHeaven_CriterionDVD.jpg

http://images.salon.com/march97/days970321.jpg

http://www.dvdtimes.co.uk/images/daysofheavenr21.jpg

http://blogs.indiewire.com/reverseshot/archives/days-of-heavenPDVD_01401.jpg

http://www.dvdbeaver.com/film/DVDReviews9/days-of-heaven/days-of-heavenPDVD_00501.jpg

nilberfu
12-01-08, 21:13
The Thin Red Line

İkinci Dünya Savaşı sırasında Guadalcanal da savaşan bir grup Amerikalı erkeğin değişmelerinin, acı çekmelerinin ve kendileriyle ilgili önemli keşifler yapmalarının öyküsü.

Film Pasifik adalarında Japonların ilerlemelerini durduracak olan, savaşta anahtar görevi görmüş çatışmalardan birini arkaplanına almış. Ama öykü, bunun ötesinde, hayatta kalmak için savaşan, korkunç stres altındaki insanların aralarında gelişen güçlü bağların arasında dolaşıyor.

http://katls.be/forum/atteli/image1056.jpg

http://www.currentfilm.com/images3/thinredlinedtsdvdcover.jpg

http://msnbcmedia2.msn.com/j/msnbc/Components/Photos/060921/060921_5top_thin_7a.hmedium.jpg

http://www.magic-hour.co.uk/thin11b.jpg

http://media.movieweb.com/galleries/2217/1530/lo/cog.jpg

http://ricksflickspicks.animationblogspot.com/files/2006/11/ThinRedLine.jpg

nilberfu
12-01-08, 21:26
The New World

Avrupalılar ve "Yeni Dünya"daki yerliler arasında bir çok trajik karşılaşma yaşanmışsa da, bunlardan en unutulmaz 17. yüzyılın başında, Virginia'daki Jamestown kolonisinde yaşananlar gelir. Denizci John Smith ile kızılderili kız Pochahontas arasındaki efsanevi aşk bir çok hikakeye konu olmuştur.

Koloniciler, onları dostça karşılayan kızılderililer ile dengeli bir ilişki kurmayı başarırlar. Kızılderili reisinin kızı Pochahontas ve John Smith birbirlerine aşık olduklarıda ise, farklı kültürler kaynaştığında çoğunlukla yaşanan trajedilerden biri yaşanacaktır.

İnce Kırmızı Hat yönetmeni Terrence Malick bu kez yeni keşfedilen bir Amerika arkaplanında iki genç ve tutkulu insanın birbirlerini ve kendilerini keşif serüvenini anlatıyor. Çok bildik bir hikayenin yepyeni bir versiyonu.

http://sinemablog.com/wp-content/uploads/2006/05/new-world-collin-farrell.jpg

http://images.gittigidiyor.com/304/3045692_0.jpg

http://images.amazon.com/images/P/B00005JO1M.01.LZZZZZZZ.jpg

http://www.ntvmsnbc.com/news/222880.jpg

http://www.ntvmsnbc.com/news/222879.jpg

http://s.azbuz.com/uploads/images/2/43/5000000000243670.gif

http://www.tahlilim.net/newworld.jpg

http://www.netbul.com/images/CONTENT/06sinemam/newworld/a3.jpg

http://img5.allocine.fr/acmedia/rsz/434/x/x/x/medias/nmedia/18/35/37/85/18832980.jpg

http://www.lenouveaumonde-lefilm.com/wallpapers/fight_1024.jpg

http://www.native-voice.com/images/ACF194.jpg

nilberfu
12-01-08, 23:58
Terrence Malick Üzerine Bir Hatırlatma

Sinema ile arasında nasıl bir sorunsal var, tam bilemiyoruz ama, bir film yapıp sonra ortalardan kaybolan bir yönetmen var karşımızda. Terrence Malick'in Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi ile geri dönmesi üzerine filmlerini anarak arayı ısıtalım dedik...

Terrence Malick, 70li yıllardaki yıldız yönetmen statüsünü bir kenara bırakıp kendi dünyasına kapanmış, kariyeri boyunca bir kez olsun özel röportaj vermemiş, şimdilerde ise 98 yılındaki İnce Kırmızı Hat ile bozduğu suskunluğunu uzun ve tatlı bir nutuka çevirerek kimisini mest etmiş bir isim. Yeni dünya ise onun dördüncü uzun metraj filmi. Evet sadece dördüncü. Ama o bir efsane...
Badlands (1973): Sonradan True Romance ve Katil Doğanlar gibi filmlere esin kaynağı olacak olan bu film, 70’li yılların belki de en önemli ve yeni nesil tarafından en az bilinen yapımlarından biri. Başrollerini iki usta ismin, Martin Sheen ve Sissy Spacek’in paylaştığı Badlands, bir “katil çift” hikayesi ya da bir nevi yırtıcı Bonnie & Clyde öyküsü oluyor. Ancak kağıt üzerinde sıradan bir seri katillik öyküsü gibi duran bu film, saf Amerikan sinemasının yakın dönem örnekleri arasındaki en özgün işlerden biri aynı zamanda.

Malick, filmi oldukça zor geçen bir çekim dönemi sonrasında tamamlamış, film vizyona girdiğinde ise iddiasını aşmayan, mütevazi bir ilgiyle karşılanmıştı. Buna rağmen, şimdilerde örneğini çok fazla gördüğümüz tüm seri katil öykülerinden farklı olarak, 60’lı yılların başında Amerika topraklarında geçen bu öykü, kahramanlarıyla, karekterlerine sıradışı yaklaşımıyla ve Malick’in eşsiz sinema diliyle hafızalara kazınmıştı.

Ailelerine ve önüne çıkan herkese ölüm kusan Kit ve Holly’nin öyküsü, izleyenleri çok etkilemişti. Bunda filmin, karakterleri herhangi bir yargı getirmeden, izleyiciyi herhangi bir tarafa çekmeden dürüstçe anlatmasının da etkisi büyüktü. Herhangi bir yönetmen, Malick’in sıradan görünen bu senaryosuna bu yaklaşımı getiremezdi..

Days Of Heaven (1978): Badlands’e nazaran görece de osla daha sakin bir anlatım diline sahip olan Days Of Heaven, Terrence Malick’in sinemacı olarak henüz ikinci filminde olgunluk mertebesine eriştiğinin resmi kanıtıdır. Teksas’ın ücra köşelerindeki çiftliklerde çalışarak geçinen Bill’in öyküsünü anlatan yapımda, Malick’in doğup büyüdüğü Teksas ile olan ilişkisinin de filme önemli bir etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmaz. Filmin başrollerinde ise Richard Gere, Brooke Adams ve Sam Shepard yer alır...

Bill, bir cinayet işledikten sonra, sevgilisi Abby ve kızkardeşini de alarak oldukça yaşlı bir sahibi olan bir başka çiftlikte iş bulur. Buradaki hasat sonrasında bitecektir, ondan sonmra yine avare ve kaçak olarak hayatlarına devam etmek zorundadırlar. Ancak yaşlı çiftlik sahibi, Bill’in kardeş isandığı Abby’ aşık olunca, Bill, nasıl osla yakında öleceğini düşündüğ übu adamla evlenmesi için Abby’i ikna eder. Amca işler umdukları gitmez elbet...

Bill’in başına gelenlerin umduğu gibi olmaması gibi, film de aslında hiç beklendiği üzere bir gerilimin, tribüne oynayan anların, klişelerin filmi değil. Yine Malick’in şahsi vizyonunu ve üzerine mükemmel görüntülerini eklediği filmde bir şiire imza attığı aşikar. Bu film ile Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazanması da cabası... Filmin çekimleri 1975 yılında başlamış ancak pimpirikli yönetmeni hasebiyle 1978’de izlemeye hazır hale gelebilmişti.. Bu üç yılın bir yılı çekim, iki yılı ise kurguya harcanmıştı.
Terrence Malick, bu film sonrasında sinemaya ara verdi. Hem de ne ara... Çektiği iki film sonrasında ABD ve dünya sinemasının en önemli isimlerinden biri olarak anılan Malick, bu baskıdan oldukça bunalmıştı. Yeni filmi merakla bekleniyordu, ancak son derece farklı bir film olarak tasarladığı ve hiç gerçekleştiremediği Q adlı bu film, önce Malick’in elini eteğini öpüp, sonradan hikayesine karşı çıkan yapımcılar tarafından reddedildi. Malick de Paris’e yerleşip, sinemadan 20 yıl kadar uzak durdu...

İnce Kırmızı Hat (1998): En nihayet Terrence Malick’in setlere döneceği haberi yayıldığında, ortalık epey karışmıştı. Yeni filminin hikayesini duyan bir çok oyuncu, bu prestijli yönetmenin hikayesinde yer almak için sorgusuz sualsiz “evet” diyordu. Hatta Johnny Depp’in, bir yemek sırasında, Malick’in filmi için peçete üzerindeki bir sözleşmeye bile imza atacağını belirttiği vaki olmuştu. Nihayet 1995 yılında başlayan çalışmalar, 1998’de meyvesini verdi ve zorlu bir çekim dönemi sonrasında, yıldız oyuncularla örülü bir film olarak The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) ortaya çıktı.

Malick’in, James Jones’un aynı adlı romanından uyarlayarak sinemaya kazandırdığı filminde, İkinci Dünya Savaşı sırasında Güney Pasifik’teki adalarada mevzilenmiş bir grup askerin öyküsünü anlatıyordu. “Herkes kendi savaşını verir” cümlesiyle yola çıkan film, gerçekten de askerlerin ruhsal durumlarına, paranoyalarına, ilk kez gördükleri mekanlarla, insanlarla olan ilişkilerine odaklanıyordu. Haliyle ortaya benzerlerinden çok farklı bir İkinci Dünya Savaşı filmi çıkmıştı. Filmde rol alan isimler arasında: George Clonney, Sean Penn, James Caviezel, Adrien Brody, Ben Chaplin, John Cusack, Woody Harrelson, Jared Leto ve Nick Nolte başı çekiyordu.

Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi (2006): Malick, İnce Kırmızı Hat ile İkinci Dünya savaşına ve savaştaki insana karşı sorularını sormuş, ama politik ama değil bir çok göndermeyle, belli yaraları kaşımıştı. Ardından, keşif ya da istila dönemindeki ABD-Kızılderili Halk ilişkilerini konu eden bir film çekeceği söylentileri yayılmıştı. Bu noktada Malick’ten çok daha farklı bir hikaye bekleyenler yanılmış, hatta bu uzlaşma filmlerine devam edip etmeyeceğini düşünenler de olmuştu. Bunlara rağmen Malick, bu kez de bir adam ve bir kadının öyküsünü temel alarak, meseleye farklı bir bakış açısı getirme gayretine girişmişti.

Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi tamamlandığında ise, aldığı tepkiler farklı oldu. Kimileri, Malick’in en sıradan işlerinden biri olduğunu düşünürken, kimileri yine muhteşem bir iş çıkardığını belirtti. En nihayetinde, Colin Farrel, Q’orianka Kilcher, Christian Bale, Christopher Plummer gibi oyuncular eşliğinde ve ABD’nin keşfi fonu önünde, Yerli Halk Prensesi ve İngiliz kolonisi subayının aşkına şahitlik eden bizler, Malick’in sinema diline hayran kalacaktık.

Ancak, onun çok daha farklı bir yaklaşım getirebileceği bu film ve hikaye nedeniyle biraz sıkkın, biraz baygın biçimde salondan ayrılmamız, bizim günahımız değil... Malick’in çekmecesinde yatan Che ile ilgili projesini beklememek ise elde değil.
Murat Emir Eren (Beyazperde.com sitesinden alıntıdır)

nilberfu
18-03-08, 10:02
Büyük Bir Medeniyetin Çöküşüne Dair

Ertan Tunç

Amerikan Film Enstitüsü’nde okumuş, MIT’de felsefe dersleri vermiş, Heidegger uzmanı bir filozoftur Terrence Malick. Çektiği filmlerde kendine has benzersiz bir üslup yakalaması, insan doğasına ve eşyanın tabiatına dair çarpıcı yaklaşımlar elde edebilmiş olması tesadüfi değildir. Anlatımındaki durgunluk ve sadelik, karakterlerinin ruh halini yapılandırmakta kullandığı doğayı (bitki örtüsü, hayvanlar) enine boyuna tartmasını sağlamaktadır.

Bir taraftan son derece ”klasikçi”dir Malick. Yaşadığı çağın ötesiyle ilgilenmez, geçmişiyle haşır neşir olur. Ontolojiyle bağlarını sıkı sıkıya kurar. İkinci dünya savaşı, savaş sonrası depresyon, savaş öncesi depresyon özel ilgi alanlarıdır. Badlands, Days of Heaven ve İnce Kırmızı Hat; Malick’in içgüdülerin ve davranışların oluşum sürecine dair çizdiği geniş bir spektrumun farklı katmanlarında yer alırlar. Yeni bir dönemin/devrin yarattığı doğum sancılarını bireylerin bakış açısına indirger Malick. Bir aşk, bir sevgi, bir tutku merkezinde ele aldığı ağrılı geçişler, yeni bir çağın koşullarını simgelemektedir.

Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi, Malick’in 1970’lerde yazdığı bir senaryo üzerine inşa edilmiş. Kuzey Amerika’nın İngiliz kolonizasyonuna uğramaya başladığı 1907 yılında başlıyor film ve karakterleri defalarca yazılı metinlere dökülmüş gerçek kişilerden oluşuyor. Smith, Rolfe ve Pocahontas gerçek kişiler lâkin olaylar kurgusal bir bütünlük yaratması amacıyla oldukça değiştirilmiş. Birbiri ile çelişen günlüklerden, tarihi metinlerden yararlanılmış. İngilizlerin bereketli Amerika kıtasına verdiği isim olan “Yeni Dünya”, büyük bir medeniyetin çöküşüne dair bir film. Hatta Malick, 15.000 yıldır oralarda yaşayan yerlilere (kızılderili) karşı o kadar duyarlı olmuş ki, insan sevgisi alkışlanmayı hak ediyor. Örneğin film, Rolfe’nin Jamestown’a dönüşünü içermiyor. Neden? Çünkü sempatik karakter Rolfe döndüğünde ölüyor ve bir daha oğluyla bir araya gelemiyor. Yerlilerle başlayan savaş, toprak mücadelesi aşağı yukarı yedi milyon yerlinin katledildiği bir süreci tetikliyor. Kan ve gözyaşı üzerine bir medeniyet kuruluyor. Sömürge başlıyor.

Malick’in savaş karşıtlığı herkesçe bilinir, bu sebeple kolonileşmeye karşı takındığı tavır eleştirilmeyi hak etmiyor. Örneğin filmdeki en keskin efektler, ağaçlar kesilirken kullanılmış. İnsanın içi parçalanıyor. Etkileyici bir başka sahne ise insanların kesildiği savaş sahneleri. Yönetmen, tıpkı İnce Kırmızı Hat’ta yaptığı gibi izleyicisini düşünmeye sevk ediyor. Büyük bir doğal güzellik, sonsuz bereket dolaylı olarak da olsa “savaş”a yol açıyor. Nereye düştüğü belli olmayan topların çıkardığı sesler, insanların ya da ıskalamışsa bile en azından doğanın tahrip olduğunu haykırıyor.

Göçmen kuşlarla aktarılan zamansal geçişler, çayırların dinginleştirici görüntüleri, sonsuzluğa uzanan yeşillikler kusursuza yakın bir görüntü çalışmasıyla aktarılıyor. Tabiat ve insan doğası arasında görüntülerle kurulan bağ, Herzog’un Woyzeck’ini anımsatırcasına ekrana yansıyor.

Yeni Dünya: Amerika'nın Keşfi; tarihi metinlere göre yirmili yaşlarının başında ölen Powhatan kabilesinin prensesi Pocahontas’ın hikayesini anlatıyor. Doğa’yı, güzelliği, insaniyeti ve masumiyeti simgeleyen Pocahontas’ın Rebecca’ya dönüşünü, dönüştürülüşünü anlatıyor. Bakir bir memleketin kötü yola düşüşünü anlatıyor Yeni Dünya. Bugün o dünya John’lar ile, James’ler ile, Christopher’lar ile, Victoria’lar ile, Rebecca’lar ile dolu ama Pocahontas’lar, Opechancanough’lar, Powhatan’lar ortada yok. O yüzden örneğin, Pocahontas Rebecca’laştırılmadan önce yerli ismi hiç geçmiyor. Diğer yerlilerin de ismini hiç öğrenemiyoruz. Malick, mesajını veriyor. Bir hiç olarak görüldüler ve yok saymakla yetinilmeyip yok edildiler. Her şeyleri alındı. Kıskançlık nedir, bencillik nedir, kötülük nedir bilmeyen yerlilerin soykırımına dair film Yeni Dünya.

Açlıktan ölenleri yemeye başlayan bir koloninin boş vakitlerinde altın araması ve bunu yaparken de doğayı tahrip etmesi zaten olan biteni yeterince anlatıyor. Bu sömürge yapılanması karaya çıktığında ne yapıyor? Kale. Hiç kimseyi öldüremezlerse ne yapıyorlar? Birbirlerini öldürüyorlar. Hatta açlıktan, hasta arkadaşlarını öldürüp yiyorlar. Top var, tüfek var, pusula var ama insanlık yok. O yüzden film bir medeniyetin doğuşunu değil aslında yıkılışını simgeliyor. Komşusu aç iken, kendisi tok yatamayan bir medeniyetin yok oluşunu anlatıyor.

Heidegger, bilimsel akıl ve teknolojinin batı kültürüne zarar veren yoğun bir etkiye sahip olduğunu iddia etmişti. Malick ise bu iddiayı ispatlamış. Çok daha uzun çekildiği ve iki buçuk saate indirgenmek zorunda kaldığı için kurgusal eksiklikler taşımasına ve Hollywood tüketim kalıbıyla haşır neşir olanlar için çekilmez bir anlatıma sahip olmasına rağmen Yeni Dünya, bir gün mutlaka izlenmesi gereken çok özel ve fevkalâde güzel bir film.

Beyazperde sitesinden alıntıdır.