PDA

Tüm Versiyonu Göster : Emre Kınay


Sayfalar : [1] 2

ozzde
06-10-04, 16:00
Benim en en en beğendiğim oyuncudur.Onu ilk kez Hande Ataizi ile oynadığı dizide görmüştüm.Ve ardı arkası kesilmeyen projelerde....
Yılan Hikayesi,Yeditepe İstanbul,Baba,İnşaat,,Berivan,Esir Şehrin İnsanları,Okul..Ve son olarak da İstanbul Şahidimdirdeki oyunuyla beni büyülemeye devam ediyor.Gazetede okuduğum kadarıyla Jean Reno'nun çekimlerini Türkiye de sürdürdüğü Kurtlar İmparatorluğunda oynaması için Emre Kınay'a rol teklifinde bulunulduğunu okumuştum.İnşallah olur :oops:

ayse
27-10-04, 08:34
http://www.sabah.com.tr/2004/10/27/gny/im/09207F1022B7DC42B37ABDEEb.jpg'Varoşlardan geldiğim için oyunculuğum iyidir

' Sokak arasını iyi bilirim ben. Varoşlardan gelmek oyuncu için bir artıdır. Çünkü sürekli fotoğraf çeker; beyninize atarsınız! Orada ne kadar çok fotoğraf varsa o oyuncu o kadar zengindir "Tahtakale'de toptancılık yaparım, yine TV'de olmam. O da yapılacak iş mi" derdim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı bile ödeyemedim, 6 ay tiyatrodan para alamadım. Hayat böyle işte...

Yıllardır devlet tiyatrolarında sahne tozu yuttu Emre Kınay ama herkes onu -pek çoğunun hikayesinde olduğu gibi- televizyonda rol aldığı dizilerle tanıdı. 'Yılan Hikayesi'ndeki Erkan Ağa rolü; ardından Baba, Berivan, Yüzleşme, Yeditepe İstanbul dizileriyle yeteneğini herkese kanıtladı. En son atv'de yayınlanan 'İstanbul Şahidimdir' dizisinde harikalar yaratıyordu. Fakat dizi yayından kaldırıldı... Önceleri hukuk okumak istemiş; biraz daha adaletli insanlar arasında olsun diye! Sonra lisedeyken edebiyat hocası sayesinde tiyatroya başlamış. "Annem babam tiyatro sanatçısı. Ama çok seneler önce bırakmışlar, ben beşinci çocuğum. Babam sinemacıydı, ben 9 yaşındayken öldü. Hep onun montajını, dublajını yaptığı kısa filmleri seyrederek büyüdüm. Böyle bir alt yapı vardı yani. Oyuncu tiyatroda insanlara ait hikayeler anlatır, ki yüzleşsin birileri diye. Ben bu hikayeleri anlatmak istiyordum insanlara. O yüzden oyuncu olduğunuzda birçok hayatınız oluyor" diyor mesleğini nasıl seçtiğini anlatırken. Mimar Sinan Üniversitesi'nde tiyatro eğitimi alarak işe başlamış. 92'den bu yana da profesyonel olarak tiyatro yapmış. Ancak şimdi TV ekranlarının starlarından. "Çok sefalet çektim, ciddi anlamda çok süründüm" diyor gerekçesini anlatırken. Amacı buradan kazandığı popülariteyle tiyatroya seyirci çekmek. Şimdi bunu yapacak kadar şöhretli ama bu kez de başka engeller var.

* Siz varoşlardan geldiğinizi, sokak arasını iyi bildiğinizi söylüyorsunuz. Doğru mu? Evet, varoştan geldim. Sokak arasını da, sokak dilini de iyi bilirim.

* Ne katar bir oyuncuya varoşlardan gelmek? Bir oyuncu için artı mıdır? Çok artıdır. Çocukken Nişantaşı çocuğuydum, babamın vefatından sonra ekonomik zorluklar oldu. Küçükçekmece'de başlayan bir eğitim ve aklınıza ne gelirse... Ne fark ediyor? Siz sürekli fotoğraf çekiyorsunuz! Beyninizde hazine var, oraya atıyorsunuz sürekli; yaşlı adamlar, genç kızlar, ikili ilişkiler, yaşama ait fotoğraflar... Sürekli biriktiriyorum. Orada ne kadar çok fotoğraf varsa bir oyuncu o kadar zengin demektir.

* Daha kolay para kazanmak isteyebilirdiniz; tiyatroyu seçmek için bir şeylerin sizi çok etkilemiş olması lazım... Ben çok iyi bir aileden geliyorum, temelleri çok sağlamdır. Varoşa sonradan gittim. Ama oradan çıkmış olsaydım belki de aklıma hiç tiyatro gelmezdi, DGM'de çete suçuyla yargılanan biri de olabilirdim! Hayat bu!

* Çok büyük aşkla tiyatroya başlayan pek çok oyuncu, 'ekmek parası' yüzünden televizyon dizilerinde. Bu doğru mu? Doğru. 5 sene önce sorsaydınız doğru değil derdim ama bugün doğru bir şey. Ben konservatuvara 90 senesinde girdim. İnatla, 'televizyon yapmayacağım, sinema belki' dedim. Yapmadım da... Ama çok sefalet çektim.

* Ki oyun yöneten biriydiniz... 20 küsur tane oyun yönettim. 'Tiyatroyu bıraktığım zaman zaten bu işi yapmam, gider Tahtakale'de toptancılık yaparım, televizyon yapılacak iş değil' dedim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı ödeyemedim, master'a giremedim. Bir geçiş dönemi olmuştu, 6 ay tiyatrodan da para kazanamadım. Sonra bir arkadaşım, 'arkadaşlar siz oyuncusunuz, elbette her işi yapmayacaksınız ama yaptığınız işlerde oyuncu olduğunuzu mutlaka anlatırsanız bu işi yapmanızda bir sakınca yok. Çünkü orada bir ekonomi var, gidin o ekonomiyi alın' dedi.

* Ben de bunu merak ediyorum; neden bir sakıncası olsun ki? Sakıncası yok, konservatuvardan böyle güdüleniyorsunuz. Benim bir sürü öğrenci arkadaşım var, 'oyuncu olsa ne olur, dizi yapıyor' diye gülüyorlar; biliyorum bunları ben. Onlar da büyüyünce anlayacaklar. Aktörlük pahalı bir iş. Haftada bir gün mutlaka kitapevine gitmeniz lazım. Her gün 6-7 tane gazete okumanız lazım, sinemaya, tiyatroya gitmek zorundasın, evine DVD almak zorundasın. Bu benim eğlencem değil, işim! Bunları yapmak da para. Ben bunu 3 yıl önce yapabildim! Ben daha önce başlamış olsaydım belki uluslararası platformda daha önde olacaktım.

* Ama eskiden tersini savunuyordunuz; televizyona ticarethane diyordunuz... Yine ticarethane diyorum! Televizyon bir ticarethane ve orada bir para var. Ekonomi var orada. Ben o ekonomiyi niye bırakayım; ben bıraksam, siz gidip alacaksınız. Düşüncem bunu reddediyor ama bu düzene başka türlü ayak uyduramıyorum. Ayrıca tiyatroda sürekli kapalı kalmanın da bir süre sonra muhafazakarlık getirdiğine inanıyorum. Televizyon çok önemli. Aptal kutusu falan değil, çok akıllı insanların işi. Sadece özensizlik var.

* Tiyatrocular para kazanmak için TV dizilerine geçiş yaptıklarını, buradan kazandıkları popülariteyle tiyatroya seyirci çekmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Bu kolaycılık değil mi? Bir şey söyleyeceğim, yazacak mısınız?

* Tabii ki.. Neden bana 8 yıl boyunca röportaj yapmaya gelmediniz peki?

* Röportaj mı önemli yani? Hayır, önemli olan benim yaptığım işi duyurmak... Ben 'Barış' diye bir oyunda oynadım. Biz gazeteye ilan veremedik, haber veremedik, röportaj yapamadık, ne anlatmak istediğimizi anlatamadık. Galaya basını çağırdık, gelmedi. Eğer ben oyunda biriyle sevişip öpüşmüyorsam ya da biri memesini açmıyorsa, hiçbir televizyon gelmiyor. Ben ortalama 70 sayfalık işi 5 günde olağanüstü bir çabayla çekeceğim, montajlanacak, bu arada setten iki saat kaçıp oyun da oynayacağım, seyircinin bana hayran olmasını sağlayacağım, o hayranlıkla 'ay hadi gidip bunun canlısını görelim' diye tiyatroya gelecek! Bu kolaycılık değil, hatta bu zor! TV'den gelen şöhret tiyatroya, bana, bir tek seyirci getirecekse, bu şöhretin başımın üzerinde yeri var.

* Bu amaca hizmet için ne yapıyorsunuz? Geçen seneden devam eden bir oyunum vardı; İkinci Caddenin Mahkumu. Tiyatro yönetimiyle bir tatsızlık var, sahneden kaldırıldı.

* Tam da hayal ettiğiniz duruma geldiniz; popülaritenizle tiyatroya seyirci çekecek durumdazınız. Ama sürtüşmelerden dolayı mı şu anda tiyatro yapmıyorsunuz? Evet ciddi bir sanatsal görüş ayrılığımız var, tiyatroya bakış anlamında. Dolayısıyla bir noktada birleşemiyoruz.

* Televizyonu bırakacak mısınız bir gün? Doğru düzgün giderse bırakma niyetim yok. Macbeth'de oynamakla İstanbul Şahidimdir'de oynamak çok farklı ama özde oynamak eylemi var. Sadece televizyon daha özensizdir... Fast food'la güzel bir Osmanlı mutfağı arasındaki fark gibidir.
http://www.sabah.com.tr/gny/gny136-20041027-200.html

ayse
27-10-04, 08:35
http://www.sabah.com.tr/2004/10/27/gny/im/DCB304E6389D6C4EAC83AA8Fb.jpgTürk sineması diye bir şey yok!

Biz 15 yıllık oyuncusunuz, sadece bir sinema filmi çektiniz; İnşaat. Bu film mi size Kurtlar İmparatorluğu'nun önünü açtı? O getirmedi. Cast için kasetler gönderdik şirkete, bütün dünyada olduğu gibi... İzlemişler ve beni uygun görmüşler.

* Sinemanın neresinde duruyordunuz İnşaat'tan sonra? Göbeğinde duruyordum da kimse görmüyordu! İnşaat'ı çekmeden önce bir röportajda, "Bu kadar senelik oyuncuyum, 35 milimetre negatifte bir fotoğrafım yok, çok ağır bu benim için" demiştim. O negatifi eklediği için Ömer Vargı'ya çok teşekkür ederim.

* Bundan sonrası için önünüzde sinema defteri mi açılıyor? Türk sineması sizin için ne ifade ediyor? Bir şey ifade etmiyor, Türk sineması diye bir şey yok ki, kendimizi kandırmayalım!

* Artık sinema salonuna seyirci çekecek filmler yapılmıyor mu? Yok öyle bir şey! Yanlış saat bile günde iki kere doğruyu gösterir. İran'da senede 1500 tane film çekiliyor. Bizim ülkede kaç tane çekilmiş? 8 tane. 70 milyonluk ülkede 8 tane film çekiliyor. Bunların çoğu kendin pişir kendin ye filmler. Yani parayı ben koyuyorum, ben oynuyorum, ben çekiyorum. Eleştirmek için söylemiyorum, sektörü yok bu işin. Yarın öbür gün ben de yaparsam bu Türk sineması adına bir şey değil, benim adıma bir şey.
http://www.sabah.com.tr/gny/gny137-20041027-200.html

ayse
27-10-04, 08:35
http://www.sabah.com.tr/2004/10/27/gny/im/2956C7ACE5E05E419E4AD352b.jpgKenter'in koltuğunda gözüm yok

Che Guavera projeniz vardı... Olamıyor işte bir türlü, organize olamıyoruz. Üç seneden beri çalışıyorum üzerinde. Birincisi sahne yok, ikincisi korkuyorlar nedense.

* Siz neden istiyorsunuz bu projeyi? Sevdasının arkasından giden adamlardan biri olduğu için. Mustafa Kemal de öyle bir adam, Che de... Ben Hitler'i de oynayabilirim. Yanlış veya doğru. Zaten bir övgü oyunu yapmayacağım. Sadece kendi ulusundan çıkıp da başka bir ulusun bağımsızlığı için mücadele vermesi beni büyülüyor.

* Siz politik tiyatronun eksikliğinden de yakınıyorsunuz. Sol bir çizginiz var doğru mu? Evet sosyal demokrattan biraz daha koyu bir sol çizgim var. Bunu hayata mümkün olduğunca geçirebiliyorum ama benim gibi düşünenlerin yolu çok kapalı. Sahne alamazsın, sahne kiralayamazsın... Ben prodüksiyonu yaparım, bir şeye mal olmaz ama o oyunu basarlar, kapatma izni alırlar. Anlamadan, dinlemeden iş yaparlar. Atatürk'ü oynadığında bile spekülasyon olacaktır. TRT bile yaptığında kıyamet koptu. Bu karakterlerin hepsinin oynanması gerek oysa. İnsanlara böyle hikayeler anlatmak istiyorum ben, politik tiyatro olmalı o yüzden. Çünkü toplum çok apolitik. Gazete satışlarına bakıyorsunuz, 400 binse göbek atıyorlar. 70 milyon nüfuslu ülkede 400 bin satışına nasıl sevinirsin? Ya da bir sinema filmine 4 milyon gelecek diye nasıl hava atabilirsin? Bu bir fiyasko.

* Sol görüşünüz nedeniyle mi çalıştığınız Bakırköy Belediye Tiyatrosu'yla aranızda sürtüşmeler var? Biraz ondan oluyor.

* Yazılanlar doğru mu? Müşfik Kenter'in koltuğunda gözünüz var mı? Asla yok! İktidar savaşı yaşanmıyor. Tabii ki ilerde bir gün böyle bir niyetim var, derdim var ama şimdi değil.

* Bir tiyatro kurumunun başına geçmek gibi mi? Öyle düşünmeyin bunu. Bir repertuvar oluşturabilecek bir konumda olmayı istiyorum.
http://www.sabah.com.tr/gny/gny138-20041027-200.html

-Ezgi-
23-11-04, 19:26
Duru bebek dogdu!

23/11/2004 18:18

Sinema ve tiyatro oyuncusu Emre Kınay ve Emine Ün ‘ün bebekleri sezeryan yöntemiyle Memorial Hastanesi’nde dünyaya geldi!...



Memorial Hastanesi’nde Opr.Dr.Murat Emanetoğlu tarafından sezeryan yöntemi ile doğumu gerçekleşen Duru bebeğin kilosu 2 .550 gr. boyu 48 cm.

Emine Ün ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu açılandı.

Biz de ünlü çifti tebrik ediyor ve minik Duru’ya uzun ömürler diliyoruz.

GizemK
25-01-05, 20:40
http://www.gecce.com/web/images/foto/foto20040820-4.jpg

GizemK
25-01-05, 20:56
http://www.gecce.com/web/images/foto/foto20040813-1.jpg
http://www.gecce.com/web/images/foto/foto20040816-4.jpg

GizemK
08-02-05, 23:29
http://www.fotoajans.com/ilave/emre_kinay.jpg

ozzde
01-10-05, 18:48
'Başarı için düzenli yaşamak gerekir'

"Baba" adlı dizide rol alan Emre Kınay, "Başarılı olmak benim için daha evrensel; yani bütün dünyada yankı uyandırabilecek bir şey yapabilirsem, ancak o zaman başarıdan bahsedebilirim." diyor



Aycan Genlik

Yılan Hikayesi" adlı dizideki Erkan Ağa rolüyle tanınmaya başlayan Emre Kınay, şimdi de bir durum komedisi olan "Baba" dizisinde farklı bir rolle, bir mafya babasının oğlu olarak izleyici karşısına çıkıyor. "Berivan", "Yüzleşme", "Yeditepe İstanbul" gibi dizilerde de rol alan Kınay aynı zamanda yıllardır tiyatro yapıyor. Tiyatronun hayatında olmazsa olmaz bir şey olduğunu söyleyen sanatçı kendini en çok tiyatroda tam anlamıyla başarılı hissediyor.

Daha önce de komik mafya filmleri ve dizileri yayınlandı. Yeni diziniz "Baba"nın diğerlerinden farkı nedir?
Diğerleri gibi vurdu kırdısı var ama dizi de çocuk da bana biraz daha sıcak, daha yaşamın içinden gibi geldi. Teknik açıdan da bir farkı var; negatif ve sesli çekiyoruz. Benim için yeni bir deneyim. Durum mizahını tiyatroda çok yaptım ama televizyonda hiç yapmamıştım.

Daha çok tiyatro ve televizyon ağırlıklı çalışıyorsunuz. Sinemaya nasıl bakıyorsunuz?
Tiyatro benim hayatımda olmazsa olmaz bir şey. Sinemaya da sıcak bakıyorum. Geçen sene "Güz Sancısı" vardı, bu sene "Tramvay" için görüştük. Şimdi yabancı bir proje için Bulgar bir yönetmenden teklif var. Sinemada biraz daha seçici olmaya çalışıyorum. Film çekmiş olmak için film çekmek istemiyorum, biraz daha sosyal ağırlıklı bir yapım olsun istiyorum. Başrolü oynamak falan hiç önemli değil, önemli olan filmin ne anlattığı. "Güz Sancısı" 6-7 Eylül olaylarını anlatıyordu, onun için cazipti. Ekonomik yetersizliklerden dolayı çekilemedi.

Popüler olmuş yapımlarda yer alan bir oyuncu olmanıza rağmen magazin basınında pek görünmüyorsunuz.
Öyle bir insan değilim. Ne yazık ki diyemeyeceğim, çok onur duyuyorum bundan. Ben sadece işimi yapıyorum. Basın mensubu arkadaşlarla bir alıp veremediğim yok. Sadece magazinden hoşlanmıyorum. Çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Üstelik şu savaş döneminde bu kadar büyük yıkımlar olurken benim özel hayatımın çok değersiz olduğu kanısındayım. Çok özür dileyerek söylüyorum; bu yüzden magazine ne saygı duyuyorum ne de hayatımda bir yeri var.

Başarılı olmanıza kim ya da ne yardım etti?
Çok başarılıyım diyemiyorum. Bunu ben belirleyemem. Şu andaki duruma gelmem için bütün şartlar, herkes yardım etti. Başarılı olmak benim için daha evrensel; yani bütün dünyada yankı uyandırabilecek bir şey yapabilirsem, ancak o zaman başarıdan bahsedebilirim.

Kendinizi en çok ne zaman başarılı hissettiniz?
Daha çok tiyatroda oluyor bu. Televizyon dizisinde böyle bir şeyden bahsedemiyorsunuz, zaten altı günde koştura koştura yapıyorsunuz bu işi. Ondan sonra yayına çıkıyor, ertesi gün de gelen rakamlara göre başarılı ya da başarısız olduğunuza karar veriliyor. Ama tiyatroda seyirci oraya geliyorsa, alkışlıyorsa; oyun 50 temsil düşünülürken 200-300 temsile çıkıyorsa o zaman bir başarıdan söz edebilirim. Ama bu başarı da sadece benim değil, bütün ekibin başarısı sonuçta. Tiyatroda en çok başarıya yaklaştığımı hissettiğim zaman "Simyacı"yı oynadığım zamandı.

Başarı insanı çekici kılar mı?
Kılar herhalde. Utanarak söylüyorum ama televizyonda geniş kitlelere ulaştıktan sonra benim hoşluğumdan, çekiciliğimden bahsedilmeye başlandı. O zamana kadar yolda kimse dönüp de bakmazdı bana. Dolayısıyla yaptığınız işle ilgili ve geçici bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama başarılı bir yazar, başarılı bir sinemacı gördüğüm zaman bana da çekici geliyor.

Sizce gerçek başarı nedir? Ne zaman "İşte şimdi başardım" dersiniz?
Gerçek başarıya pek inanmıyorum. Gerçek başarı ulaştığınız son nokta olur, ondan sonra her şeyden vazgeçmeye başlayabilirsiniz. Eğer sanatımla bütün insanlık adına bir şey yapabilirsem, o zaman biraz başardım diyebilirim herhalde.

Başarısız olduğunuz ve vazgeçmeyi düşündüğünüz anlar oldu mu? Nasıl üstesinden geldiniz?
Çok oldu çünkü ben her zaman üç aşağı beş yukarı bu kadar bir oyuncuydum ama yıllarca fark edilmedim. O zamanlar bu durum yüzünden kırgınlıklarım oldu. Ben bir şeyi nasıl yapacağımı bilemediğim zamanlarda durmayı tercih ederim. Durup gözlemleyerek, bekleyerek üstesinden geldim.

Başarı yolunda sizi cesaretlendiren, kışkırtan şey ne olur?
Yaşama heyecanı beni cesaretlendiriyor, kışkırtıyor. Her şeyin sonu olduğu gibi yaşamın da bir sonu var ve o yolculukta ne kadar çivi çakabilirsem o kadar kalıcı olurum. O zaman da biraz daha iyi hissedebilirim kendimi.

Başarıya ulaşmanın kriterleri neler?
Düzenli yaşam her şeyden önce gelir. Sonra da sağlıklı yaşam ve dürüst yaşam. Kirletilmemiş olmayı tercih ediyorum. Herkesin kendi başına, kendi belirleyeceği gurur,onur, haysiyet kuralları çerçevesindeki bir yolu bulabileceğini düşünüyorum.

Kendinizi geliştirmek için neler yaparsınız?
Tiyatro yapıyorum sürekli ve daha çok projelerim var. Kendimi bu anlamda doldurmaya, bilgimi artırmaya çalışıyorum.

Bundan sonraki hedefleriniz neler? Onlara nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?
İyi bir sinema filmi yapabilirim. Roman yazmak, yazdıklarımı insanlarla paylaşmak... Bir süre sonra bunları yavaşça gerçekleştirmeyi planlıyorum.

Emre Kınay'ın favorileri

En çok beğendiği oyuncular: Haluk Bilginer, Al Pacino, Robert De Niro, Marlon Brando, Tim Roth.
En çok beğendiği yazarlar: Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Can Yücel.
En çok beğendiği tiyatrocular: Mehmet Ulusoy, Genco Erkal.
En çok beğendiği üç film: "Dalgaları Aşmak", "Postacı", "Paris'te Son Tango".
En son okuduğu kitap: "Hint eserlerini okuyorum.".
En son izlediği film: "Suç Nehri".
Kullandığı parfüm: Armani.
Arabasının markası: Audi A3.

ozzde
14-12-05, 22:14
24 Ekim’de Oyun Atölyesi’nde sahnelenecek olan iki kişilik oyunda Textor Texel’i canlandıran Emre Kınay ve Jérome Angust karakterini canlandıran Arif Akkaya ile görüştük.

Duru Tiyatro’da nasıl bir tiyatro anlayışından yola çıkarak çalışıyorsunuz?
Emre Kınay- Geçen sezon 8 Mart 2005’te DURU TİYATRO, ‘Kara Sohbet’ ile Profilo Kültür Merkezi’nde perdelerini açmıştır. Duru Tiyatro her ne kadar adını küçük kızımdan almışsa da adı gibi pür tiyatro, salt tiyatro yapmak amacıyla Arif Akkaya ve Arzu Bigat Baril ile kurduğumuz bir yapı. Amacımız Dünya Edebiyatı’nın seçkin tiyatro eserlerini, özellikle Türkiye’de daha önce sahnelenmemiş ve/veya sahnelenmeye cesaret edilmemiş oyunları seyre sunmaktır. İlk oyunumuz ‘Kara Sohbet’ de bu anlayışla sahnelediğimiz ilk oyunumuz. Oyun, bir roman uyarlaması. Amelie Nothomb’un romanından ekip çalışması ile oyunlaştırdığımız ve dünya prömiyeri Duru Tiyatro tarafından yapılan bir oyun.

-Amelie Nothomb’un ‘Kara Sohbet’ eseri, Duru Tiyatro ‘nun ilk oyunu. Neden bu eseri seçtiniz?
Emre Kınay- Seyircinin ucuza, kolaya alıştırılmasından mutlu değilim. Yapabildiğim kadar bunun karşısında duracağım. Belki bir özel tiyatronun yapmayacağı şeyleri bu yüzden yapacağız. Hem oyun seçimimiz, hem prodüksiyon biçimimiz böyle belirlenecek. Örneğin bu yüzden oyundaki bazı aksiyonel sahneleri filme çektik. Bu film sahnede yeni bir anlatım biçimine ulaşmamıza yardımcı oluyor. Arkadaşlarımın da benim de söyleyeceklerimiz var, enerjimiz var, yeteneğimiz var. En iyi bildiğimiz yerden, sahneden, bunları seyirciye ulaştırmak istiyoruz. Söylediklerimiz de, dilimiz de farklı olacak. İlk oyun olarak belki çok da bilinçli olarak Amelie Nothomb’u seçişimizin nedeni budur. Belki de içten içe, genç bir tiyatroya da genç ve farklı bir dil kullanan bir yazarın oyunu yaraşır diye düşündük.

Arif Akkaya- ‘Kara Sohbet’ bir roman aslında, ama sanki tiyatro oyunu olmak için yazılmış. Çağımızın kirlenmiş insan sorgulamasını veya hesaplaşmasını hem felsefi hem de insan yanıyla çok iyi tartışıyor, hem de kişilik tartışmasına yeni bir boyut katıyor. Hastalıklı bir çağda, rahatsız insanın bir açılımı sanki. Hangi ülkede olursa olsun farketmeyecek cinsten. Neden bu oyun? Biz bu metni çok ama çok sevdik ve çok heyecanlandık, inandık.

Oyun kişilerine sahnede can katarken nasıl bir yöntem izlediniz?
Arif Akkaya- Masa başında başlayan süreçten itibaren bir kere çok eğlenerek
çalıştık. Doğaçlama çalışmaları ile üçümüz metnin altını araştırıp neler bulabileceğimize baktık. Sonra bunları süzgeçten geçirip (yapamadıklarımız da dahil) sahnede tartıştık. Özgür alanlar yarattık kendimize, bazen kaybolduk bazen suyun yüzündeydik. Eksiklerimiz hep oldu ve yönetmenimiz ile onları toparlamaya çalıştık, hala da çalışıyoruz.

Bu sezon başka hangi oyun ya da oyunları sahneye koymayı düşünüyorsunuz?
Emre Kınay- Duru Tiyatro, 2005-2006 sezonu boyunca Beşiktaş’ta Akatlar Kültür Merkezi ve Moda’da ‘Oyun Atölyesi’ sahnelerinde faaliyet gösterecek. Ayrıca yine bu sezon Georg Tabori’nin yazdığı bir Hitler ironisi oyunu olan ‘Kavgam’ ve ‘Deri Ceket’ adlı oyunlarını sahnelemek düşüncesindeyiz.


[B]
Oyunun Konusu:
Jérome Angust, havaalanında uçağının gecikmeli kalkacağını öğrendiğinde bunun başına ne dertler açacağından habersizdir. Uçak saatinin gelmesini beklerken çantasındaki kitabını açıp okumaya başlar. Yanına yanaşıp onunla zorla sohbet etmeye çalışan densiz adamı önce pek önemsemez. Ne var ki işin rengi kısa sürede değişir. Adının Texel Textor olduğunu söyleyen tuhaf yabancı,onu canından bezdirecek kadar sinir bozucu biridir. Jerome Angust hiç istemediği halde onu dinlemek zorunda kalır. Yaşam öyküsünü anlatmaya başlar. Küçüklüğünde yediği kedi mamalarından tecavüze, cinayetlere kadar yığınla saplantı.. Jérome Angust’u adım adım çileden çıkaran büyük bir işkenceye dönüşür bu sohbet. Amelie Nothomb, her kitabında olduğu gibi, ‘Kara Sohbet’te de gerilimi giderek arttırıyor,olayları mizahla yoğurup hiç beklenmedik bir finale gidiyor. “Kara Sohbet” müthiş bir kara mizah diyalogu sunuyor seyirciye. Oyun, diyaloglardan kurulu olarak yazılmış romanın, hiç değiştirilmeden neredeyse bütünüyle sahneye taşınmasıyla oluşturulmuş. Amelie Nothomb’un bütün kitapları gibi, ‘Kara Sohbet’ de pek çok dilde yayımlanmış ve ‘çok satanlar listesine’ girmiş. Eser, ilk kez Türkiye’de oyun olarak oynanıyor.

——————————————————————————-

Oyunun Künyesi
Yazan: AMELİE NOTHOMB
Orijinal Adı: COSMETİQUE DE L’ENNEMİ
Çeviren:SİNEM YENEL
Yönetmen: ARZU BİGAT BARİL
Oynayanlar: EMRE KINAY - ARİF AKKAYA
Dekor : ALİ YENEL
Işık: KEMAL YİĞİTCAN
Kostüm: DİLARA ENDİCAN
Vtr-Film Reji: EMRE KINAY-VOLKAN DURAN
Vtr-Film Kast: EMİNE ÜN KINAY
Oyunun fotoğrafları Gülay Yiğitcan tarafından çekilmiştir.

ozzde
14-12-05, 22:18
http://img511.imageshack.us/img511/9360/duru11vc.jpg (http://imageshack.us)
http://img511.imageshack.us/img511/8747/2100713kr.jpg (http://imageshack.us)
http://img511.imageshack.us/img511/4793/2100707pj.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
17-12-05, 12:11
"Dün Gece Bir Rüya Gördüm"ün çekimlerini tamamladı

Pelin Batu, Emre Kınay, Arzu Yanardağ, Fikret Hakan ve Yıldırım Beyazıt'ın rol aldığı, ayrıca Serap Ezgü, Nebahat Çehre ve İstemi Betil'in konuk oyuncu olarak önemli roller üstlendiği DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM adlı sinema filminin çekimleri, İstanbul'da tamamlanan dört haftalık çekimlerin ardından, bir hafta süren köy sahnelerinin de bitirilmesiyle Adapazarı'nda sona erdi...

Yapımcılığını Travma Film'in gerçekleştirdiği, Yönetmen Ulaş Ak'ın; "Türk sinemasının özlenen aşk filmi" diye tanımladığı filmin görüntü yönetmenliğini, en son Mum Kokulu Kadınlar filmiyle hatırladığımız, Aytekin Çakmakçı üstlendi...



Çekimleri, toplam 80 kutu ile tamamlanan ve şu sıralarda Fono Film labratuvarlarında negatif montaj ve dolby işlemleri devam eden "DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM", aynı zamanda filmin ortak yapımcısı olan, Özen Film tarafından 14 Şubat 2006, sevgililer gününde Türk ve Avrupa sinema seyircisiyle buluşturulacak...

ozzde
25-05-06, 19:53
1970 İstanbul doğumlu.Mimar sinan üniversitesi Devlet konservatuarı bölümü mezunudur.Emine Ün ile evli olup,Duru isminde bir kızı vardır.Son yıllarda tv dizilerinin aranılan,başarılı oyuncuları arasında olduğunu düşünüyorum.Yeditepe İstanbul en beğendiğim dizisi.

Emre Kınay Filmleri
Dün Gece Bir Rüya Gördüm (2005)
Oyuncu

Kurtlar İmparatorluğu (2005)
L'Empire des loups
Oyuncu: Türk Polis Şefi rolünde

Okul (2004)
Oyuncu: Din hocası Kemal rolünde

İnşaat (2003)
Oyuncu: Ali rolünde

Dün Gece Bir Rüya Gördüm Deniz 2006
Sen misin Değil misin? Orhan, Burhan, Ferhan 2005
Seni Çok Özledim Kenan 2005
Ölümüne Sevdalar Murat Kaptan 2005
İstanbul Şahidimdir Aslan Fırat 2004
Okul Din Hocası Kemal 2003
İnşaat Ali 2003
Esir Şehrin İnsanları Kamil Bey 2003
Baba Yıldırım 2003
Güz Sancısı 2002
Berivan Ferhat 2002
Yeditepe İstanbul Yusuf 2001
Baba 1999
Yüzleşme 1999
Yılan Hikayesi Erkan 1999

ozzde
25-05-06, 19:59
http://img472.imageshack.us/img472/2875/duru15gs.jpg (http://imageshack.us)
http://img255.imageshack.us/img255/391/images8pg.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
25-05-06, 20:04
Oyuncu Emre Kınay, şu sıralar kurduğu tiyatrosuyla ilgileniyor. Dizi oyuncusu olarak anılmaktan rahatsızlık duyduğunu anlatan Kınay, televizyonun ticari bir iş olduğu için seçimlerinde daha geniş davranıyor. Ama ona göre esas er meydanı tiyatro

Yeni bir tiyatro kurdunuz. Biraz bahseder misiniz?

Duru Tiyatrosu alternatif oyunları yapabileceğimiz, keyifli, eğlenceli çalışmalar yapabileceğimiz bir yer oldu. Bakırköy Belediyeleri'nden izinle yapıyorum. Ama ne oynanacağına, ben karar veriyorum. Yeni kuruldu, en büyük sorun sahne. Profilo ve Akatlar'da oyunlarımızı sergiliyoruz ama önümüzdeki yıl daha yerleşik düzene geçeceğiz.

Özel tiyatroların bile kapandığı bir ortamda tiyatro kurmak risk değil mi?

Akıl karı değil ama ben yapmazsam kim yapacak. Türkiye'de tiyatronun mutlaka varolmasıyla ilgili fikir beyan ediyorum fakat konuştuklarımı hayata geçirmezsem boşa konuşmuş olurum. Televizyondaki popülerliği ve oradan kazandığım ekonominin bir kısmını buraya aktarmak lazım. Çünkü tiyatro ideal işidir.

Bu borcu ödemenize izin veriliyor mu?

Zaman zaman verilmiyor. Oyun iptal etmek zorunda kaldığımız günler oluyor. Seyirci biraz daha hassas davranmalı. Avrupa Topluluğu gibi çağdaş emelleri varsa asla reddedemeyecekleri bir şey. Dünyada oyunculuk anlamında çok önemli bir yerdeyiz. Bir sürü Avrupa ülkesinden teklif alıyorum. Onlar merak ederken kendi ülkemizin insanı, bizi merak etmiyor. Aydınlık, düşünen insanlara ihtiyacımız var. Toplum yaratmak da böyle bir şey. Bunda herkesin sorumluluğu var.

Popülerliği sevmiyor musunuz?

Ben de popüler işlerin içindeyim. Karşı değilim ama terazide ikisine verilen önem aynı değil. Bir ülkenin tiyatrosu olmazsa o ülkede manevi anlamda çok şey eksilir. Önüne gelen de albüm yapsın ama bu ülkedeki tiyatrocularla da ilgilenilsin. İlla Fransız Cumhurbaşkanı'ndan nişan almam mı gerekiyor haber olmam için. Haluk Bilginer de popülist işlerde ama deli gibi de tiyatro yapıyor. Onun yolundan gitmeye çalışıyorum. Bir gün ekonomik anlamda güçlü olduğumda ben de aynı şeyi yapacağım.

Yeni oyununuzdan biraz bahseder misiniz?

Oyun, havalimanında bekleyen bir yolcuna başka bir yolcu geliyor. Adamı dinlemek istemiyor ama bakıyor, yapacak bir şey yok 'Anlat' diyor. İlerleyen zamanlarda anlıyoruz ki, anlattığı hikayelerin adamla da ilgisi var. Önce kedi maması, sonra bir cinayet ardından da bir tecavüz olayı anlatıyor. Diğer adam ısrarla, 'Bunu bana neden anlatıyorsun?' diye soruyor. Finalde de bir sürpriz oluyor. Birinci perdesi bir kara mizah ikinci perdesi ise gerilimle yoğrulmuş bir oyun. İnsanın kimliğiyle yüzleşmesini anlatıyor.

Şimdiye kadar yer aldığınız projelerden rahatsızlık duydunuz mu?

Okul, bir gönül borcu ve arkadaşlarımın ilk sinema filmiydi. Jean Reno'yla bir film çektik. Orada figürandım. Berivan'da bir toprak konusu vardı. Bitmesi gereken bir sistemi bitirmeye çalışan bir adamdı Ferhat. Her rolde bir kabul nedenim vardır. İnşaat da geçen yılın en iyi filmiydi diyebilirim. Yaptığım iş bu kadar seyirci aldı diye bir şey söz konusu değil. Reytinge inanmıyorum. Çünkü ekonomik bir kriter.

Bir assolistle başrolü paylaşmak nasıl bir şeydi?

Sibel'le çok keyifli çalıştık. Televizyonu, sinema ve tiyatrodan ayırırım. Tiyatroda ve sinemada kiminle oynayacağıma dikkat ederim. Televizyonsa ticari iştir. Televizyonda yapılan işlerde seçiciliğimi alt seviyede tutuyorum. Oyunculuk için er meydanı sahnedir. Mesela Sibel'le sinema filmi çekmem. Televizyon dizisini herkesle yaparım. Televizyon oyuncunun ekmek kapısı. Reddetmek nankörlük.

ozzde
27-05-06, 12:01
'Başarı için düzenli yaşamak gerekir'

"Baba" adlı dizide rol alan Emre Kınay, "Başarılı olmak benim için daha evrensel; yani bütün dünyada yankı uyandırabilecek bir şey yapabilirsem, ancak o zaman başarıdan bahsedebilirim." diyor


Aycan Genlik

Yılan Hikayesi" adlı dizideki Erkan Ağa rolüyle tanınmaya başlayan Emre Kınay, şimdi de bir durum komedisi olan "Baba" dizisinde farklı bir rolle, bir mafya babasının oğlu olarak izleyici karşısına çıkıyor. "Berivan", "Yüzleşme", "Yeditepe İstanbul" gibi dizilerde de rol alan Kınay aynı zamanda yıllardır tiyatro yapıyor. Tiyatronun hayatında olmazsa olmaz bir şey olduğunu söyleyen sanatçı kendini en çok tiyatroda tam anlamıyla başarılı hissediyor.

Daha önce de komik mafya filmleri ve dizileri yayınlandı. Yeni diziniz "Baba"nın diğerlerinden farkı nedir?
Diğerleri gibi vurdu kırdısı var ama dizi de çocuk da bana biraz daha sıcak, daha yaşamın içinden gibi geldi. Teknik açıdan da bir farkı var; negatif ve sesli çekiyoruz. Benim için yeni bir deneyim. Durum mizahını tiyatroda çok yaptım ama televizyonda hiç yapmamıştım.

Daha çok tiyatro ve televizyon ağırlıklı çalışıyorsunuz. Sinemaya nasıl bakıyorsunuz?
Tiyatro benim hayatımda olmazsa olmaz bir şey. Sinemaya da sıcak bakıyorum. Geçen sene "Güz Sancısı" vardı, bu sene "Tramvay" için görüştük. Şimdi yabancı bir proje için Bulgar bir yönetmenden teklif var. Sinemada biraz daha seçici olmaya çalışıyorum. Film çekmiş olmak için film çekmek istemiyorum, biraz daha sosyal ağırlıklı bir yapım olsun istiyorum. Başrolü oynamak falan hiç önemli değil, önemli olan filmin ne anlattığı. "Güz Sancısı" 6-7 Eylül olaylarını anlatıyordu, onun için cazipti. Ekonomik yetersizliklerden dolayı çekilemedi.

Popüler olmuş yapımlarda yer alan bir oyuncu olmanıza rağmen magazin basınında pek görünmüyorsunuz.
Öyle bir insan değilim. Ne yazık ki diyemeyeceğim, çok onur duyuyorum bundan. Ben sadece işimi yapıyorum. Basın mensubu arkadaşlarla bir alıp veremediğim yok. Sadece magazinden hoşlanmıyorum. Çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Üstelik şu savaş döneminde bu kadar büyük yıkımlar olurken benim özel hayatımın çok değersiz olduğu kanısındayım. Çok özür dileyerek söylüyorum; bu yüzden magazine ne saygı duyuyorum ne de hayatımda bir yeri var.

Başarılı olmanıza kim ya da ne yardım etti?
Çok başarılıyım diyemiyorum. Bunu ben belirleyemem. Şu andaki duruma gelmem için bütün şartlar, herkes yardım etti. Başarılı olmak benim için daha evrensel; yani bütün dünyada yankı uyandırabilecek bir şey yapabilirsem, ancak o zaman başarıdan bahsedebilirim.

Kendinizi en çok ne zaman başarılı hissettiniz?
Daha çok tiyatroda oluyor bu. Televizyon dizisinde böyle bir şeyden bahsedemiyorsunuz, zaten altı günde koştura koştura yapıyorsunuz bu işi. Ondan sonra yayına çıkıyor, ertesi gün de gelen rakamlara göre başarılı ya da başarısız olduğunuza karar veriliyor. Ama tiyatroda seyirci oraya geliyorsa, alkışlıyorsa; oyun 50 temsil düşünülürken 200-300 temsile çıkıyorsa o zaman bir başarıdan söz edebilirim. Ama bu başarı da sadece benim değil, bütün ekibin başarısı sonuçta. Tiyatroda en çok başarıya yaklaştığımı hissettiğim zaman "Simyacı"yı oynadığım zamandı.

Başarı insanı çekici kılar mı?
Kılar herhalde. Utanarak söylüyorum ama televizyonda geniş kitlelere ulaştıktan sonra benim hoşluğumdan, çekiciliğimden bahsedilmeye başlandı. O zamana kadar yolda kimse dönüp de bakmazdı bana. Dolayısıyla yaptığınız işle ilgili ve geçici bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama başarılı bir yazar, başarılı bir sinemacı gördüğüm zaman bana da çekici geliyor.

Sizce gerçek başarı nedir? Ne zaman "İşte şimdi başardım" dersiniz?
Gerçek başarıya pek inanmıyorum. Gerçek başarı ulaştığınız son nokta olur, ondan sonra her şeyden vazgeçmeye başlayabilirsiniz. Eğer sanatımla bütün insanlık adına bir şey yapabilirsem, o zaman biraz başardım diyebilirim herhalde.

Başarısız olduğunuz ve vazgeçmeyi düşündüğünüz anlar oldu mu? Nasıl üstesinden geldiniz?
Çok oldu çünkü ben her zaman üç aşağı beş yukarı bu kadar bir oyuncuydum ama yıllarca fark edilmedim. O zamanlar bu durum yüzünden kırgınlıklarım oldu. Ben bir şeyi nasıl yapacağımı bilemediğim zamanlarda durmayı tercih ederim. Durup gözlemleyerek, bekleyerek üstesinden geldim.

Başarı yolunda sizi cesaretlendiren, kışkırtan şey ne olur?
Yaşama heyecanı beni cesaretlendiriyor, kışkırtıyor. Her şeyin sonu olduğu gibi yaşamın da bir sonu var ve o yolculukta ne kadar çivi çakabilirsem o kadar kalıcı olurum. O zaman da biraz daha iyi hissedebilirim kendimi.

Başarıya ulaşmanın kriterleri neler?
Düzenli yaşam her şeyden önce gelir. Sonra da sağlıklı yaşam ve dürüst yaşam. Kirletilmemiş olmayı tercih ediyorum. Herkesin kendi başına, kendi belirleyeceği gurur,onur, haysiyet kuralları çerçevesindeki bir yolu bulabileceğini düşünüyorum.

Kendinizi geliştirmek için neler yaparsınız?
Tiyatro yapıyorum sürekli ve daha çok projelerim var. Kendimi bu anlamda doldurmaya, bilgimi artırmaya çalışıyorum.

Bundan sonraki hedefleriniz neler? Onlara nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?
İyi bir sinema filmi yapabilirim. Roman yazmak, yazdıklarımı insanlarla paylaşmak... Bir süre sonra bunları yavaşça gerçekleştirmeyi planlıyorum.

Emre Kınay'ın favorileri
# En çok beğendiği oyuncular: Haluk Bilginer, Al Pacino, Robert De Niro, Marlon Brando, Tim Roth.
# En çok beğendiği yazarlar: Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Can Yücel.
# En çok beğendiği tiyatrocular: Mehmet Ulusoy, Genco Erkal.
# En çok beğendiği üç film: "Dalgaları Aşmak", "Postacı", "Paris'te Son Tango".
# En son okuduğu kitap: "Hint eserlerini okuyorum.".
# En son izlediği film: "Suç Nehri".
# Kullandığı parfüm: Armani.
# Arabasının markası: Audi A3.

http://img139.imageshack.us/img139/8724/kadin020gy.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
27-05-06, 12:04
'Meydan okumak için bu projeyi imzaladım http://img87.imageshack.us/img87/549/e7c80e706101f845bd4398c7b2wd.jpg (http://imageshack.us)
'Meydan okumak için bu projeyi imzaladım

Emre Kınay yeni dizisi 'Sen misin Değil misin'de üç farklı karakteri birden canlandırıyor. Varlıklarından habersiz büyüyen tek yumurta üçüzü kardeşlerden Kınay'ın canlandırdığı karakterlerden biri efemine bir erkek! Ünlü oyuncu, bu dizinin "Oyuncu oynadığı roldeki kendisidir" diyenlere gerçek bir cevap olduğunu söylüyor '.

Daha önce 'Yılan Hikayesi' ve 'Yeditepe İstanbul' gibi dizilerde birbirinden farklı karakterlerde izlediğimiz Emre Kınay, şimdi de bir komedi dizisinde boy gösteriyor. Kınay, Star'da başlayan yeni dizisinde tam üç farklı karakteri canlandırıyor. Henüz bebekken çocuk esirgeme yuvasına bırakılan tek yumurta üçüzleri Burhan, Ferhan ve Orhan'ı canlandıran Kınay, komedide de iddialı olduğunu ispatlıyor. Ayşen Gruda, Cihat Tamer ve Yosi Mizrahi'nin de rol aldığı dizinin konusu kısaca şöyle: Bir yangın sonucunda, üç kardeşin bulunduğu çocuk esirgeme yurdu yanıp kül olur. Kimseye bir şey olmaz ama yurttan geriye tek bir evrak kalmaz. Yangından geriye, belge olarak sadece bebeklerin kundaklarına iliştirilmiş kartlar kalır. Yanan yurdun çocukları değişik yerlere dağıtılınca; Burhan, Orhan ve Ferhan ayrı yurtlara gönderilir ve birbirlerinden habersiz büyürler. Üçüzlerin farklı mekânlarda aynı zamanlarda paralel duyguları yaşamaları, hem kendilerini hem de çevrelerindeki insanları şaşırtır. Tiyatro sahnesinde altı yıldır bir komedide oynayan Kınay, televizyonda nasıl rollerle oynamaya başlanırsa öyle devam ettiğini düşünüyor. Ünlü oyuncu, hem bunu bozmak için hem de 'oyuncu bunu oynar, şunu oynamaz, bunu oynayan kendi gibidir' diyenlere meydan okumak için böyle bir projeye imza attığını belirtiyor.

EFEMİNE BİR KARAKTER
Emre Kınay'ın "Sen misin Değil misin" adlı dizide canlandırdığı karakterlerden Ferhan, efemine bir erkek. Bu rolü canlandırmaktan rahatsız olmadığını söyleyen başarılı oyuncu, bir oyuncunun her rolü oynaması gerektiğini söylüyor: "Bir oyuncu, canlı cansız, hareketli hareketsiz her şeyi oynamalıdır. Ben gerekirse bir köpeği bile oynarım. bu kişinin kendi kimliğini zedelemez. Bunu buradan herkese söyleyeyim." Ferhan karakterini canlandırırken hiç zorlanmadığını söyleyen Kınay, sözlerine şöyle devam ediyor: "Ben burada efemine bir erkeği oynuyorum. Ama bir katili oynamak için katil olmak gerekmediği gibi, eşcinseli oynarken de eşcinsel olmak gerekmiyor. Sahnedeyken, oyuncunun kimliği ve cinsiyeti yoktur. O sahne neyi gerektiriyorsa onu oynar. Biraz da bu iddialardan dolayı böyle bir şeye kalkıştım." Her rolü oynayabildiğini söyleyen Emre Kınay, bu yönüyle kendisini çok devrimci buluyor.

'DİZİ İŞİ TİCARİ BİR İŞ'
Senelerdir tiyatro oyunculuğu yapan Kınay, dizi çalışmalarını tiyatro ve sinemadan ayrı bir yere koyuyor. Dizi yapmanın ekonomik kriterlere bağlı, 'estetik ticari bir iş' olduğunu belirten başarılı oyuncu, tiyatronun 'gönlünün baş tacı' olduğunu söylüyor. Kınay, yeni dizisi dışında yepyeni bir tiyatro oyunu ile sevenlerinin karşısına çıkmaya hazırlandığının müjdesini veriyor. Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmeye hazırlandığını söyleyen Emre Kınay, sahneye koyacakları iki kişilik oyunun tecavüz konusuna değinilen bir gerilim olduğunu belirtiyor. Oyun, 6 Mart Pazar günü Profilo Kültür Merkezi'nde sahnelenmeye başlanacak.

Begüm KEBAPÇI / MERKEZ

ozzde
07-06-06, 18:30
Jean Reno'nun yeni partneri Emre Kınay

Başrolünü Fransız aktör Jean Reno'nun oynadığı 'Kurtlar İmparatorluğu'nun Türk yapımcısı Medyavizyon, kitapta olmayan ama filmde rol alacak olan Türk komutanı karakteri için Emre Kınay'ı önerdi.

Çekimleri Kapadokya'da devam eden Kurtlar İmparatorluğu adlı filmde Fransız aktör Jean Reno'ya Türk bir aktör eşlik edecek. 'Kızıl Nehirler', 'Leyleklerin Uçuşu' gibi Avrupa'da çok okunan kitapların yazarı Jean Cristoph Grange'ın son romanı 'Kurtlar İmparatorluğu'nun sinema filminde, atv'de yayınlanan 'İstanbul Şahidimdir' adlı dizinin 'mafyavari' karakteri Emre Kınay, mafyaya karşı Fransız polisiyle ortak çalışan Türk Özel Harekat Timi'nin komutanı rolünü canlandıracak. Filmde Emre Kınay'ın rol alması için yapımcı şirkete teklif götüren ise Türk yapım şirketi Medyavizyon oldu. Medyavizyon yetkilileri, Türkler'den sıkça bahseden ve Türk mafyasının yakalanmasını konu alan filmde Türkiye'nin tanıtımına ve imajına daha olumlu bir katkı olması için böyle bir karakterin de olması gerektiğini belirtti. Medyavizyon'un, kitapta olmamasına rağmen hayranlık uyandıracak bir Türk karakterinin filmde olmasını şart koşması üzerine Türk timinin komutanını canlandırılmasına karar verilen Emre Kınay ise projede yer almaktan çok mutlu: "Çalışma şartları çok yüksek. Burada herkesin sadece bir işi var. Silah dolduran sadece silah dolduruyor. Bizde ise oyuncu bile set işi yapıyor..." Paris'te peş peşe öldürülen üç Türk kadını ve İstanbul'da süren amansız bir kovalamacayı konu alan Kurtlar İmparatorluğu'nda, uyuşturucu kaçakçıları, Fransız polisindeki iç hesaplaşmalar ve Türk Mahallesi'nde düğümlenen Fransız Gizli Servisi'nin karanlık amaçları irdeleniyor. Paris'i karıştıran Türk mafyasının peşinden Türkiye'ye gelen gözüpek polis şefi rolündeki Jean Reno, Kapadokya'daki çekimlerin ardından 1 hafta sürecek şehir çekimleri için yarın İstanbul'a gelecek.

TANRI HEYKELİ YAPILDI
Chris Nahon'un yönettiği 30 milyon Euro bütçeli film, Paris, İstanbul ve Nemrut Dağı üçgeninde geçiyor. Platosu Kapadokya'ya kurulan filmde Nemrut Dağı'ndaki tarihi tanrı heykelleri de kullanılacak. Çekim platosunda tarihi heykellerin zarar görebileceği ve bir tanrı heykelinin patlatılması gerektiği için sıkıştırılmış köpüklerden iki dev heykel yapıldı.


http://img357.imageshack.us/img357/6669/98e676176991304d9096b0c8b5cg.jpg (http://imageshack.us)

*Biraz eski bir haber ama madem Emre Kınay arşivi oluşturuyoruz her şey bulunsun değil mi:img-kiss:

NecatiSasmaz
13-06-06, 22:52
http://img155.imageshack.us/img155/853/dngecebirryagrdm2006cd2100017o.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/9423/dngecebirryagrdm2006cd2100029c.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/6387/dngecebirryagrdm2006cd2200010b.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/2582/dngecebirryagrdm2006cd2200035g.jpg

NecatiSasmaz
13-06-06, 22:54
http://img155.imageshack.us/img155/969/dngecebirryagrdm2006cd2200057t.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/5039/dngecebirryagrdm2006cd2200065e.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/634/dngecebirryagrdm2006cd2200078d.jpg

NecatiSasmaz
13-06-06, 22:54
http://img155.imageshack.us/img155/3112/dngecebirryagrdm2006cd2200086t.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/2478/dngecebirryagrdm2006cd2200094e.jpg

http://img155.imageshack.us/img155/5695/dngecebirryagrdm2006cd2200109t.jpg

oslemm
14-06-06, 10:12
http://img142.imageshack.us/img142/354/57023me.jpg
http://img142.imageshack.us/img142/4950/amag3wy.jpg
http://img142.imageshack.us/img142/1517/emrekinayportre6zx.jpg

ozzde
18-06-06, 11:48
http://img220.imageshack.us/img220/2756/g198618589663118ts.jpg (http://imageshack.us)



''KARA SOHBET'' tiyatro oyunundan..Mükemmel bir performanstı...

http://img162.imageshack.us/img162/9049/duru13oa.jpg (http://imageshack.us)

http://img220.imageshack.us/img220/6114/2100709gg.jpg (http://imageshack.us)

http://img145.imageshack.us/img145/7669/2100713za.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
22-06-06, 13:32
EŞİM EMİNE, EN BÜYÜK YARDIMCIM
Tiyatro sezonu kapandı ancak tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Emre Kınay meslektaşlarının aksine tatile çıkmadı. Genç oyuncu yeni bir dizide rol almaya başladı.

Star TV’de yayınlanacak olan ‘İki Aile’ isimli dizinin çekimlerine başlayan Kınay, “Bu proje, şimdiye kadar rol aldığım dizilerden biraz farklı” diyor.

- Herkes tatile çıkarken siz niye çalışıyorsunuz?

Sadece ben değil, dizideki arkadaşlarım da çalışıyor. Buna böyle bakmak lazım. Biz bir ekibiz ve iyiye giden yolu beraber kat edeceğiz. Bu bir yaz dizisi, 6-7 bölümlük bir şey düşünülüyor. Ama başarılı olursa, devam etmemesi için bir neden yok. Yaz sezonunda başarılı olup da iki, üç yıl devam eden dizilerin örnekleri var. İnşallah biz de bunu başaracağız.

- Bu dizi, rol aldığım diğer dizilerden farklı olacak dediniz, nedir bu fark?

En önemli fark, ilk kez romantikkomedi türü bir dizide oynuyorum. Daha önce macera, romantik ve komedi dizilerinde oynamıştım ama romantizm ve komediyi birleştiren bir projede ilk defa rol alıyorum. Aslında yazın biraz dinlenmek istemiştim. Ama projeyi görünce çok beğendim ve dayanamayıp çalışmalara başladım.

- İki Aile’yi, Emre Kınay’ın bakış açısıyla, kısaca özetler misiniz?

Oğuz (yani ben) 45 yaşlarında, iyi para kazanan bir reklamcı... Karısı öldükten sonra üç kızına hem annelik hem de babalık yapıyor. Aslında hikayede her şey; Oğuz’un, eskiden babaannesine ait olan iki katlı evi satın almasıyla başlar. Oğuz, çocukluğunun büyük bir kısmının geçtiği bu evde üç kızıyla yepyeni bir hayata başlamak ister...

- Dizide İclal Aydın’ın da yer aldığını biliyoruz, onun rolü nedir, sevgiliniz mi?

Evet, dizinin ilerleyen bölümlerinde aşk yaşayacağız. İclal; 35 yaşlarında, kendisini sekreteriyle aldatan kocasından boşanmış, iki çocuklu bir kadını canlandıracak. O da tıpkı Oğuz gibi yeni bir hayata, yeni bir evde başlamanın hayallerini kurmaktadır. Tek bir farkla... Onun düşlerinde üst katta çocuklarıyla oturmak, alt katta anaokulu açmak vardır.

- Nasıl, uyumlu bir ikili olabildiniz mi İclal Hanım’la?

Aslına bakarsanız, İclal ile çok eskiden tanışırız. Ailece görüştüğüm bir arkadaşımdır. Kendisi çok yetenekli bir oyuncu. Yer aldığı bütün projelerden alnının akıyla çıkmayı başarmıştır. Nursen Esenboğa’nın yönetmenliğinde çok keyifli bir çalışma yapıyoruz. Sadece İclal değil, çok usta isimlerle bir arada çalışıyoruz. Başarılı bir yapıma imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum.

- Bu dizi kaç bölüm devam edecek?

Bu konuda kesin olarak şu kadar bölüm diyemeyiz. Yaz dizisi olarak düşünüldüğü için 6-7 bölüm düşünülüyor. Ama çok beğenilirse tabii ki devam eder. Benim düşüncem, bu dizi 3 yıl bile gider. Bu kadar iddialıyım.

- Hiç ara vermeden, yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz. Ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?

Ailemle gönlümce bir tatil yapmayı çok istiyordum ama bu proje tüm planlarımı değiştirdi. Biraz da bu sebepten dizinin hakkını vermeli ve mutlaka başarmalıyız diye düşünüyorum. Kızım Duru, artık konuşmaya ve yürümeye başladığı için onu da sık sık sete getiriyorum. Ondan fazla uzak kalmak zor oluyor açıkçası. O ve eşim Emine Ün hep yanımda ve bana destek veriyorlar. Bu da bana inanılmaz keyif veriyor. Kendimi dünyanın en mutlu adamı hissediyorum

Bediz DOĞAN / İSTANBUL

-Bugün Gazetesi-

ozzde
23-06-06, 00:00
Emre Kınay: Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum
Bu sezon başladığı iki dizisi de yayından kaldırılan Emre Kınay şimdilerde kurduğu tiyatrosu ve yeni oyunuyla dikkat çekiyor.
19.04.2005

O tam bir idealist. Politik ve sanatsal görüşüyle olduğu kadar, ev yaşamında da inandığı değerlerden vazgeçmiyor. Üstelik, kızının adını verdiği "Duru Tiyatro"ya yatırdığı paranın karşılığını alamayacağını bildiğini söyleyecek kadar da gerçekçi. Sanatçıyla özel hayatını ve tiyatro aşkını konuştuk.

* Tiyatro kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Uzun zamandır, repertuarını arkadaşlarımla birlikte karar vereceğim bir projeyi yapmak istiyordum. Aslında Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda çalışıyorum. Orada belli bir repertuara uymak zorundasınız. "Kara Sohbet" etkileyici bir oyun. Uzun zamandır özel tiyatrolarda böyle bir oyun yapılmamıştı. Mizahı hiç alışkın olmadığımız bir türde yapıyor. Anlattığı hikayeler aslında çok rahatsız edici ama kullandığı dil insanları güldürüyor.

* "Çok para yatırdım, karşılığını almayacağımı biliyorum" demişsiniz. Beklentiniz değişti mi?
Para kazanacağım beklentisiyle böyle bir oyun yapılmaz. Ama bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum. 1960'larda İstanbul'da 40 tane tiyatro perde açıyordu ve hepsi doluydu. O zamanlarda hiç kimse sahnede cinsel obje olarak kadını kullanmıyordu. Artık seçimlerde ciddi bir kalitesizlik söz konusu.

* Ama son yıllarda özel tiyatroların sayısı artıyor...
Bizim gibi arkadaşların gayesiyle arttı. Ben zaten önümüzdeki iki yılda tiyatronun yeniden şaha kalkacağını düşünüyorum. En büyük sorunumuz sahne sorunu. Sahne kiraları çok yüksek. Onun dışında tiyatro yapılmaması için çok büyük nedenler yok. Ayrıca basın bizimle ne kadar ilgilenirse, halkın da o kadar haberi oluyor. Avrupa'da işler böyle değil.

* "Sen misin, değil misin?" bu sezon kaldırılan ikinci diziniz. Bu konuda şanssız mısınız?
"Sen misin, değil misin?" geçen hafta TMSF'nin yönetim değişikliği sebebiyle kalktı. Yeni yönetim, eski yönetimin aldığı kararları uygulamıyor ve diziyi yayından kaldırıyor. Bu bana ve diğer arkadaşlarıma bir saygısızlık. Ama Türkiye'de işler böyle yürüyor.

* Dizi seçimlerinde neye dikkat ediyorsunuz?
Dizilerde çok az seçicilik kullanıyorum. Çünkü nereye hitap ettiği belli. Orada bana çok hayran olup da, gelip oyunumuzu seyrederse, bu onun kazancı. Tiyatronun da gişesine faydası olur.

* Yeni projeler var mı?
Dizi olarak bu sezon yok. Duru Tiyatro olarak Ekim ayında Haldun Taner'in 90. yaşı olması sebebiyle, siyasi boyutu olan bir kabare hazırlayacağız.

* Kendi salonunuzu açmayı düşünür müsünüz?
Param olursa ev almadan önce, tiyatro salonu açacağım. Ama çok zor.

* İdealistsiniz. Aile yaşamınızda da öyle misiniz? Kızınızı hiç görmüyoruz...
Kesinlikle öyleyim. Kızımı da özellikle çıkarmıyorum. Ayrıca kızıma nazar değer diye de bir korkum var. Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum. Herkes nasıl bir ev hayatı yürütüyorsa, ben de öyleyim. Tek fark daha az televizyon izleyip, daha çok okuyorum.

* Eşiniz Emine Ün'le aynı projede bir araya gelmekten kaçınıyor musunuz?
Öyle bir şey yok. Ben ailemde demokratik bir ortam gördüm. Babam da sinema sektörünün içindeydi. Ona bir proje geldiği zaman, hep beraber okuyorduk. Kendi ailemde de aynı şeyi yapıyorum. "Şöyle bir proje geldi, Emine sen de bir bak" diyorum. O da fikrini söylüyor. Ona gelen teklifleri de böyle değerlendiriyoruz. Yakında üçüncü bir oy katılacak. Amacım, Duru'yu kendi seçimlerini yapan bir birey olarak yetiştirmek. Mesleğini seçerken de onu yönlendirmeyeceğiz.

* Kara Sohbet'de Emine Ün'ün de adı geçiyordu...
Evet film kısımlarında oynayacaktı. Ama Duru'yu emzirmeye devam ettiği için Paris'teki çekimlere gidemedi. Onun yerine Sevinç Yıldız oynadı. Önümüzdeki yılki projelerde rol alabilir.

* Emine Ün "Sanki ikimiz de hamileydik" diyor. Hala eşinizin ve kızınızın üzerine aynı şekilde düşüyor musunuz?
Biraz o konularda takıntılıyım. Gerçekten Emine'nin üstüne çok düşüyordum. Ama doktorla konuştuktan sonra bu huyumdan yavaş yavaş kurtulmaya başladım. İşimde de aynı davranışları sergiliyorum.

ozzde
29-06-06, 13:41
http://img115.imageshack.us/img115/5162/262137121oe1vq.jpg (http://imageshack.us)

http://img117.imageshack.us/img117/5617/262012326tx5oz.jpg (http://imageshack.us)

http://img49.imageshack.us/img49/3861/262014406mt8ds.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
29-06-06, 13:44
http://img49.imageshack.us/img49/5742/262015457av9nv.jpg (http://imageshack.us)

http://img231.imageshack.us/img231/465/262025572ib9gs.jpg (http://imageshack.us)

http://img231.imageshack.us/img231/4839/262028109bt7yw.jpg (http://imageshack.us)

http://img159.imageshack.us/img159/6679/262057564nm0fq.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
29-06-06, 14:18
http://img47.imageshack.us/img47/8152/262028109bt9od.jpg (http://imageshack.us)

http://img222.imageshack.us/img222/5073/262137121oe5bv.jpg (http://imageshack.us)

ena
02-07-06, 14:01
Emre Kınay... Bu ismi duydukça Yusuf geliyor aklıma...Hani Yeditepe İstanbul'daki..Ya da Kamil, Esir Şehrin İnsanları'ndaki..Bunlar beni en çok etkileyen karakterler. Ama o her karakteri üstün bir başarıyla canlandırıyor..Ve kimbilir kimlerin aklına hangi karakterler geliyor Emre Kınay ismini duydukça.. Ama sadece dizilerde/filmlerde canlandırdığı karakterler geliyor; magazin programlarındaki görüntüler değil..Bir oyuncu çünkü Emre Kınay...Bu sıfatın hakkını veren...

Yolu açık olsun...Ama Yusuf'u hiç unutmayacağız...Daha iyi Emre Kınaylar görsek de, ki göreceğiz.

ozzde
04-07-06, 12:58
http://img217.imageshack.us/img217/5804/262057564nmimza9jb.jpg (http://imageshack.us)

http://img138.imageshack.us/img138/10/262118469in128ni.jpg (http://imageshack.us)

forever_bim
05-07-06, 10:46
Değerli Üyelerimiz;

EMRE KINAYa ait eklemiş olduğunuz resim ve haberler Yerli Oyuncular Arşiv Bölümüne taşınmıştır. Resim haber ekleyen herkese teşekkürler.

SAYGILARIMLA

forever_bim/BÖLÜM SORUMLUSU

ozzde
08-07-06, 12:07
http://img91.imageshack.us/img91/993/262025572ibavatar8yd.jpg (http://imageshack.us)

http://img226.imageshack.us/img226/2479/262025572ib8fp.jpg (http://imageshack.us)

volvox
20-07-06, 02:34
Dün Gece Bir Rüya Gördüm filminden (Filmin resmi sitesinden alıntıdır)

http://www.myehost.de/resim/images/Rrg51386.jpg
http://www.myehost.de/resim/images/pNX51447.jpg
http://www.myehost.de/resim/images/mWc51755.jpg
http://www.myehost.de/resim/images/5ZX51815.jpg
http://www.myehost.de/resim/images/V2c51880.jpg
http://www.myehost.de/resim/images/tIm51959.jpg
http://www.myehost.de/resim/images/hLY52003.jpg

dml
10-08-06, 17:39
Emre Kınay'ı ilk olarak Yılan Hikayesinde izlemiş ve kendisine hayran kalmıştım...
Sonra bundan 3-4 sene önce bir şekilde kendisine ulaştım ve daha sonra Mary Mary isimli oyununa giderek kuliste kendisiyle görüşme şansı yakaladım... Gerçekten çok, çok tatlı bir insan, çok iyi bir oyuncu olmasının yanında... Oyundan önce sohbet edip fotoğraf çektik, boynu tutulmuştu o gün hem de, oyun sırasında da çok ağrısı vardı ama tüm nezaketiyle beni kırmamıştı, oyun çıkışında da biraz konuşabilmiştik...
Kendisiyle bir kez daha sohbet etme şansı yakaladım daha sonraları ve yine kibarlığından hiçbir şey kaybetmemişti, üstelik artık çok daha tanınan biri olmuştu o zaman...
Yeni dizisini izlemiyorum ama çok iyi bir performans gösterdiğinden hiç şüphem yok...

Mary Mary oyunundan:

http://img159.imageshack.us/img159/966/oyunoi1.jpg (http://imageshack.us)

dml
10-08-06, 17:40
http://img159.imageshack.us/img159/7386/emrery5.jpg (http://imageshack.us)

dml
10-08-06, 17:41
http://img159.imageshack.us/img159/3997/ddhc9.jpg (http://imageshack.us)

dml
10-08-06, 21:48
Emre Kınay'ın paintte ismini yazarak gönderdiği resim

http://img76.imageshack.us/img76/7294/emrekgs3.jpg (http://imageshack.us)

_seboist_s
08-09-06, 13:22
http://img183.imageshack.us/img183/3227/ouzot5.png

emre abim için bir özel çalışma:D

_seboist_s
09-09-06, 14:51
emre abime bi çalışma daha:D

http://img156.imageshack.us/img156/9352/sendusunurummy3.png

_seboist_s
14-09-06, 15:40
http://img124.imageshack.us/img124/348/dndyemedmsm7.png

bu çalışmaları İki aile başlığına da ekledim ama burdada olsun istedim.

volvox
14-09-06, 19:27
Kamyon

Yönetmen: Cüneyt Tezcan
Oyuncular: Emre Kınay (Şoför Necati), Murat Karasu (Abuzer), Metin Balay (Şaban), Kadir Çermik (Muavin Recep), Deniz Oral (Zühtü), Kubilay Çamlıdağ (Zeynel), Hasan Şahin Türk (Angut Memet), Emir Özbek Yıldız’ın (İsmail)
Program Ekibi: Görüntü Yönetmeni:Mevlüt Döner
Sanat Yönetmeni:Tuğba Unat
Kurgu:Sibel Tekin

http://www.trt.net.tr/akistanitim/TV/1740.jpg



Ülkemizin başarılı ve üretken yazarlarından biri olmasına rağmen, genç yaşta aramızdan ayrılan Memet Baydur’un aynı adlı tiyatro eserinden uyarlanan tek bölümlük televizyon Filmi 14 Eylül’de ekrana geliyor. 1990’lı yılların başında geçen Filmde, şoför Necati’nin kullandığı kamyon, Muavin Recep’in kestirme olsun diye gösterdiği yolda arızalanır. Necati, Recep ve iki hamal şaban ile Abuzer, dağ başında mahsur kalır. Ülkemizdeki gelenek ve değerlerin yıkılışı bu dört adamın çaresizliğinde zaman zaman komik, zaman zaman da trajik bir boyutta tartışılıyor. Memet Baydur'un “yerinden yurdundan edilmiş bütün köylülere’ adadığı komedisi, hınzırca bir “Türkiye fotoğrafı” çekiyor.

Yayın
14.09.2006 23:00 / TRT1

volvox
18-09-06, 16:56
http://img244.imageshack.us/img244/1749/dsc07980nf8.jpg (http://imageshack.us)
http://img137.imageshack.us/img137/7858/dsc07986us5.jpg (http://imageshack.us)
http://img137.imageshack.us/img137/3076/dsc08000gi5.jpg (http://imageshack.us)

_seboist_s
24-09-06, 20:50
http://img110.imageshack.us/img110/2010/neolurle4.png

İki aile başlıgınada eklemiştim ama burayada ekliyim dedim umarım begenirsiniz...

ehlocan
02-10-06, 10:22
http://img214.imageshack.us/img214/5923/emretf3.png

BeyazGelincik1980
03-10-06, 15:38
imza ve avatarlar yaptim, insallah beyenirsiniz, beyenen olursa kullanabilir :img-grin2 .


http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/avatar14Bl08.jpg http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/avatar14Bl09.jpg


http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/imza14Bl15.jpg

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/imza14Bl16.jpg

fibel&angel
06-10-06, 14:26
http://img155.imageshack.us/img155/2262/ortaimgxb4.jpg (http://imageshack.us)‘Dolunay Aşerdi’

EMİNE ÜN VE EMRE KINAY, GEÇTİĞİMİZ AKŞAM ETİLER'DE BİR TATLICIDAYDI. ÇİFTİN YANLARINDA YENİ EVLİ KOMŞULARI SİNAN TUZCU İLE DOLUNAY SOYSERT DE VARDI.

Geccede Emre Kınay "Dolunay aşerdiği için burdayız. Bebek bekliyorlar" diyerek espri yaptı. Bu espri üzerine tiyatrocu Sinan Tuzcu "Şu an öyle bir durum yok. Belki sonra çocuk yapmayı düşünebiliriz" dedi. Elindeki sinirlerin ezilmesi yüzünden ameliyat geçiren Emine Ün, "Üç gün sonra elimdeki bandaj çıkacak" dedi.


gecce.com

BeyazGelincik1980
09-10-06, 17:54
birtane Emre Kinay calismasi, insallah beyenirsiniz...

http://i79.photobucket.com/albums/j150/BeyazGelincik1980/wallpaperEmreOguz01.jpg

BeyazGelincik1980
10-10-06, 16:01
Ece´ye (volvox) resimler icin cok tesekkürler.

http://img143.imageshack.us/img143/3181/dsc03178ro4.jpg
http://img143.imageshack.us/img143/755/dsc03173ox9.jpg
http://img215.imageshack.us/img215/6503/dsc03070yu8.jpg

BeyazGelincik1980
10-10-06, 16:03
http://img143.imageshack.us/img143/7731/dsc03071se6.jpg
http://img237.imageshack.us/img237/8930/dsc03072hm4.jpg
http://img137.imageshack.us/img137/2199/dsc03085fe4.jpg

BeyazGelincik1980
10-10-06, 16:04
http://img137.imageshack.us/img137/8606/dsc03093mz6.jpg
http://img215.imageshack.us/img215/691/dsc03098nh9.jpg
http://img137.imageshack.us/img137/7563/dsc03110sz0.jpg

BeyazGelincik1980
10-10-06, 16:06
http://img215.imageshack.us/img215/3250/dsc03118ij7.jpg
http://img215.imageshack.us/img215/3410/dsc03119dg6.jpg
http://img215.imageshack.us/img215/9546/dsc03135da3.jpg

BeyazGelincik1980
10-10-06, 16:08
http://img88.imageshack.us/img88/9624/dsc03153bk1.jpg
http://img156.imageshack.us/img156/1177/dsc03167dd6.jpg

cok tatlilar ya...

bugra9
14-10-06, 19:14
Emre kınay için ne denirki..Muhteşem bir oyuncu...Ve bizi şaşkınlığa uğratan bir oyuncu...Yılan Hikayesinden sonra Emre Kınayın bir komedi oynayacağını düşünemezdim bile...Bu kadarmı doğal olunur...Mimikleri,konuşmaları herşeyiyle harika...Oğuz karakteri için başka bir oyuncu düşünemiyorum...Emre Kınayı ayakta alkışlıyorum...İyikine var...İyikine İki Aile gibi kalieli bir dizide yer alıyor...Gerçek oyuncu böyle olsa gerek...

bugra9
17-10-06, 19:45
Emre kınayın başlığınıda ihmal etmeyelim...Yani Oğuzumuzu...Kıskanç,komik,duygusal Oğuzu...17.Bölümde yine harikaydı tek kelime ile...Sabah uyandığında o yüzündeki uyku halini tam olarak hissettirdiler...Gerçekten yeni uyanmış gibi duruyordu...Çocukların ağzını arayışı çok komikti zaten...Emre Kınay yine formunun zirvesindeydi bu hafta...Bizi bol bol güldürdü ve heyecanlandırdı...İyikine Oğuz karakterini o oynuyormuş...Yoksa bu kadar sevmezdik bence...Duruşu ses tonu hal ve hareketleri tam anlamıyla Eda'ya aşık ödüllü reklamcı Oğuz bey...(Eski iftar sofraların anlatırkende çok doğaldı....)....

BeyazGelincik1980
18-10-06, 23:48
gecen haftaki gibi bu sahneleri buraya eklemek istedim cünkü cok tatlilardi, herzaman ki gibi. Iclal Aydin´nin basligina ayni resimleri ekleyecegim...

http://img179.imageshack.us/img179/6223/blm17avi00675qs5.jpg
http://img246.imageshack.us/img246/3481/blm17avi00706md5.jpg
http://img464.imageshack.us/img464/9141/blm17avi00857fs9.jpg
http://img172.imageshack.us/img172/6848/blm17avi00872eb7.jpg

BeyazGelincik1980
18-10-06, 23:49
http://img148.imageshack.us/img148/7752/blm17avi01091pj4.jpg
http://img237.imageshack.us/img237/1852/blm17avi01118ou5.jpg
http://img171.imageshack.us/img171/9610/blm17avi01147ng4.jpg

BeyazGelincik1980
18-10-06, 23:50
http://img123.imageshack.us/img123/7086/blm17avi01157sz1.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/6773/blm17avi01163xz6.jpg
http://img466.imageshack.us/img466/9223/blm17avi01192lb7.jpg
http://img401.imageshack.us/img401/1685/blm17avi01219xw3.jpg
http://img241.imageshack.us/img241/8907/blm17avi01242km1.jpg

BeyazGelincik1980
18-10-06, 23:50
http://img201.imageshack.us/img201/7263/blm17avi01342dk9.jpg
http://img20.imageshack.us/img20/7250/blm17avi01372rv9.jpg
http://img20.imageshack.us/img20/7744/blm17avi01378bj8.jpg
http://img324.imageshack.us/img324/3121/blm17avi01405gx6.jpg
http://img125.imageshack.us/img125/6544/blm17avi01450lq8.jpg

BeyazGelincik1980
18-10-06, 23:51
http://img175.imageshack.us/img175/7065/blm17avi01542cl9.jpg
http://img183.imageshack.us/img183/1599/blm17avi01548zm5.jpg
http://img237.imageshack.us/img237/9867/blm17avi01615pg1.jpg
http://img245.imageshack.us/img245/2672/blm17avi01625zn7.jpg
http://img245.imageshack.us/img245/8533/blm17avi01675jv5.jpg

BeyazGelincik1980
18-10-06, 23:53
http://img217.imageshack.us/img217/9394/blm17avi01759uc3.jpg
http://img209.imageshack.us/img209/9878/blm17avi01773qm1.jpg
http://img140.imageshack.us/img140/408/blm17avi01778zz9.jpg
http://img209.imageshack.us/img209/9990/blm17avi01782sy1.jpg

forever_bim
23-10-06, 02:12
Biraz eski bir haber (iki hafta önce okumuştum) ama gördüğüm kadarıyla eklenmemiş bir haber. Paylaşayım dedim...

EMİNE ÜN VE EMRE KINAY, GEÇTİĞİMİZ AKŞAM ETİLER'DE BİR TATLICIDAYDI. ÇİFTİN YANLARINDA YENİ EVLİ KOMŞULARI SİNAN TUZCU İLE DOLUNAY SOYSERT DE VARDI
Geccede Emre Kınay "Dolunay aşerdiği için burdayız. Bebek bekliyorlar" diyerek espri yaptı. Bu espri üzerine tiyatrocu Sinan Tuzcu "Şu an öyle bir durum yok. Belki sonra çocuk yapmayı düşünebiliriz" dedi. Elindeki sinirlerin ezilmesi yüzünden ameliyat geçiren Emine Ün, "Üç gün sonra elimdeki bandaj çıkacak" dedi.


Kaynak: Gecce.

**AyçA_DoğaÇ**
23-10-06, 18:05
http://img334.imageshack.us/img334/9417/image003wx1.jpg (http://imageshack.us)

ozzde
27-10-06, 23:50
http://img267.imageshack.us/img267/1378/dsc03178ro4jpgyenivo0.jpg (http://imageshack.us)

BeyazGelincik1980
28-10-06, 02:10
http://img128.imageshack.us/img128/8379/ikiaile19blm3jpgbg0.jpg

http://img120.imageshack.us/img120/4561/ikiaile19blm1jpgcg4.jpg

rap_alltime
04-12-06, 14:22
buyrun arkadaşlar Emre abimizin 24.bölüm özetinden resimleri......

http://img135.imageshack.us/img135/4543/adsztp1.png

http://img135.imageshack.us/img135/4696/adsz2vp6.png

http://img329.imageshack.us/img329/4191/adsz3fa8.png

http://img245.imageshack.us/img245/3416/adsz4om5.png

http://img329.imageshack.us/img329/6830/adsz5qk5.png

http://img89.imageshack.us/img89/7373/adsz7ju8.png

http://img245.imageshack.us/img245/6302/adsz8rd0.png

lombardo
04-12-06, 19:36
Emre Kinay daha önce fazla begenmiyordum, helede Berivan dizisinde hic de iyi degildi bence, ama Oguz karakterini süpeeeeeeeerrrrrrrrrr oynuyor ya, bitiyorum!! Hele "Allah allah,ya demesi yokmu!

http://img329.imageshack.us/img329/6145/scan10028editedzq6.jpg (http://imageshack.us)

lombardo
04-12-06, 21:12
24. bölüm resimleri

http://img168.imageshack.us/img168/1620/0ml6.png (http://imageshack.us)

http://img74.imageshack.us/img74/1367/1ya6.png (http://imageshack.us)

lombardo
04-12-06, 21:16
http://img74.imageshack.us/img74/4945/4gc2.png (http://imageshack.us)

dizi simdilik cok iyi gidiyor..aceba yüzügü ne zaman verecek?

lombardo
04-12-06, 22:15
http://img78.imageshack.us/img78/8059/1wh6.png (http://imageshack.us)

http://img329.imageshack.us/img329/9855/3sf0.png (http://imageshack.us)

http://img148.imageshack.us/img148/9843/0dk1.png (http://imageshack.us)

keremcem d
06-12-06, 10:22
byurun benden oguz eda imzasi..matlatmis:
http://img99.imageshack.us/img99/8885/untitled8yn6.png
matsiz:
http://img99.imageshack.us/img99/1466/untitled9jj7.png
istiyen kullana bilir:img-yes: :img-yes:

lombardo
11-12-06, 23:31
yeni resimler (11.12.06)...

http://img165.imageshack.us/img165/8370/11mzp4.png (http://imageshack.us)

http://img165.imageshack.us/img165/2019/16zjk0.png (http://imageshack.us)

lombardo
11-12-06, 23:35
http://img373.imageshack.us/img373/3477/25jfa7.png (http://imageshack.us)

http://img468.imageshack.us/img468/6316/26yl9.png (http://imageshack.us)

lombardo
12-12-06, 20:45
cok tatlilar degil mi??

http://img361.imageshack.us/img361/8866/emineun0100hv9.jpg (http://imageshack.us)

sweetjulia
12-12-06, 21:56
http://img169.imageshack.us/img169/980/image01270333tv124cn9.jpg

http://img169.imageshack.us/img169/1077/image01270333tv1241ww6.jpg

rap_alltime
13-12-06, 20:00
EMRE KINAY, ROLÜN CANLI ORGANİZMASINI DENERKEN: “KARA SOHBET”



“Yapı Kredi Sigorta - Afife Tiyatro Ödülleri - 2006”nın “En Başarılı Erkek Oyuncu” ödülü “Kara Sohbet”teki “Textor Texel” tiplemesiyle Emre Kınay’a verildi. Bence de hak edilmiş bir ödüldü, ancak Arif Akaya neden ihmal edildi diye beni hayli düşündürdü. Düşünürken, bu oyunu bu hafta yazmak/tanıtmak işi üstüme düştü.



DELİ Mİ BU EMRE KINAY

Duru Tiyatro’nun “Kara Sohbet”ini seyrederken, sanatın kendinden başka hiçbir şeyi dile getirmediğini bir kez daha düşünmüştüm. Sanatın tıpkı düşünce gibi bağımsız bir yaşamı vardı ve yalnızca kendi çizgisi üzerinde gelişiyordu.



Evet… Emre Kınay'ın kurucusu olduğu Duru Tiyatro, ilk oyun olarak geçen yılın mart ayının ortasında çok farklı bir seçimle İstanbul’da seyircisinin karşısına çıktı. Son yıllarda adından çok söz edilen, Belçikalı bir 'best seller' yazarı olan Amelie Nothomb'un romanı “Kara Sohbet”i, Profilo ve Akatlar Kültür Merkezlerinde sahneleyeceklerdi. Deli miydi bu Emre Kınay? Deli miydi ki, kimi tiyatrolar havlu atarken gidip tiyatro kuruyordu. Belki de değişmeceli anlamda, gerçekten “deli”ydi! Ama: “Medeni toplumlarda sanatın insanı özgürleştirmek gibi görevi vardır,“ diyebilen bir “deli”ydi. Ne tuhaf!.. “Sanatın kendisi özgürlük hareketidir,” dedikten sonra; “Türkiye'nin siyasileri sanatın yeşermesini, dallanıp budaklanmasını, yaygınlaşmasını istemiyorlar,” diye inleyebilen bir “akıllı-deli”ydi. Sonuç olarak, karar verdim ki: “İnsanlar birbirinden nefret ediyor. Kapı komşusunu tanımıyor. Sanat iletişim sağlar,” gözleminden yola çıkan bir “akıllı”ydı o. Mecazı falan bir kenara bırakalım: “Bunu istemiyorlar tabii ki,” diye celallenirken, alnı öpülesi bir gözlemciydi. Bir üstün akıllıydı. Bir sanatçıydı…

Üstün DÖKMEN

lombardo
18-12-06, 22:29
http://img342.imageshack.us/img342/8411/4du8.png (http://imageshack.us)

bugra9
25-12-06, 11:25
OĞUZ’UN YÜZDE 70’İ BENİM ASLINDA


İki Aile Dizisinin Oğuz Bey’i Emre Kınay:”Oğuz’un Yüzde 70’i Emre,Yüzde
30’u Senaryodur…Bir Senaryoyu Emre oynarsa Başka Güven Kıraç oynarsa Başka Sonuç çıkar…Her Bir Kimya Ayrı bir Karakter Yaratıyor Sonuçta….”


İlk Kez Bir Aile Dizisinde oynuyorsunuz değimli?
Evet…Ben şanslı bir oyuncuyum…Bizde ağa oynarsın ağa,Polis oynarsınız ömrünüz boyunca polis oynuyorsunuz..Ama ben köy ağası oynadım,Sit-com oynadım,Aile babası oynadım,delikanlı oynadım,genç aşık oynadım…Hala daha farklı projeler geliyor…Önemli olan hepsinin altından kalkmak…

Rollerin üstüne yapışmamasının sebebi Eğiti mi?
Yok,Eğitimle ilgili olduğunu sanmıyorum çok fazla eğeitim almış oyuncu var çünkü.Ben bir projede oyuncu olmaktan çok daha fazlasını vermeye çalışıyorum.Gerekriğinde ışık ayarıda yaparım,Tutar bir şeylerde çekerim,Yönetmen yardımcılığıda yaparım…Belki budur etkili olan,Çok çalışkan olduğumu düşünüyorum,Deli gibi çalışıyorum iş iyi olsun diye…

Bir oyuncuda olması gere yetenek mi ,Çalışkanlık mı?
Eğer alaylıysanız,Çalışkanlık artı yüzde 10 yetenek…Okullu birinci olunca yüzde 10 eğitim,Yüzde 90 çalışkanlık işin aslı….İşinizi iyi bilmek zorundasınız,içerisindeki dünyayı,siyasal durumları,magazini,her şeyi bilmek zorundasınız…Oyuncu açılmış bir radar istasyonu gibidir…Gelen her şeyi toplar,yarın bir gün karşılaştığında kullanır…

Senaryo haricinde rolünüze kattığınız neler oldu?
Ne yazıldığı gibi,nede oynadığım gibi oldu Oğuz bey…Benden de var,Ondanda var…”Oran Nedir? Derseniz yüzde 70’i Emre’dir…Yüzde 30’u Senaryo…;Oyunculuk farkı buradadır…Yani bir senaryoyu Emre oynarsa başka,Güven Kıraç oynarsa başka,Nejat işler oynarsa başka…Her birimiz ayrı kimya,Ayrı birikim,ayrı entelektüellik,ayrı bakış açısına sahibiz…Hepimizin durumları yorumları farklıdır….

Emre ile Oğuz bey’in birbirine benzeyen yanları varmı?
Geleneğe bağlılığı bana çok benziyor…Hiçbir rol benden ayrı değildir…Buradaki Oğuz’unda birazı benim,Yılan Hikayesinde’ki Erkan’ın da birazı benim,Berivan’daki Ferhat’ında birazı benim…Çünkü ben benden başka biri olmayı beceremem…Başka bir hikayeyi dillendiriyoruz burada….

Oğuz Bey Ailesine Eda hanımla olan evlilik düşüncesini açıklayabilecekmi sizce?
Belli değil,Tabiî ki böyle devam ederse açıklar.Ama ben de tam bilmiyorum.Eğer açıklarsa büyük kızla(Damla) biraz gerileceği kesin.Ama ne olursa olsun ailelerde kavgalar gürültüler olur….Sonuçta kötü durumlarda bir araya gelinir…

İleriye Yönelik başka projeniz var mı?
Benim hayalimde sinema filmi çekmek var…Ben çekiğ ben yöneteceğim.Destek arıyorum.Konusunu söyleyemem,Çok orijinal bir şey olduğu için söylemiyor dğilim…Heyecanımı kaçırmaması için söylememeyi tercih ediyorum….

2’nci Çocuğu düşünüyormusunuz?
Düşünüyoruz Zaman Zaman.Emine çalışmaya ara vermek zorunda kaldı..Şimdi biraz çalışmak istiyor..Biraz çalışsın sonra istiyoruz Tabii bebek…

Nasıl buluyorsunuz eşinizin oyunculuğunu?
Ben Gayet iyi buluyorum,Şuan bebek dolayısı ie göz önünde değil,yoksa birçok tekflif geliyor..Ama gelen tekliflerde çok alışılmış…Bir iki tane çok beğendiği proje var onlarda hayata geçmedi…

KAYNAK:VATAN TV

bugra9
26-12-06, 09:21
Emre Kınay diyor ki




O da benim okurum ya, ben de bugün bir okur mektubu yayınlıyorum.

“Sevgili İclal

Eski dostluğumuza ve ortaklığımıza dayanarak bugün köşeni işgal ediyorum.

İşgal sebebim ise senin de uzak olmadığın tiyatro. Amacım seninle ve okurlarınla biraz köşen aracılığıyla dertleşmek.

Yaklaşık 16 yıldır aralıksız tiyatro yapıyorum. Sürekli şikâyet eden ve hiçbir şeyi beğenmeden sürekli eleştirmeyi adet edinmiş bir meslek grubunun üyesi olarak, artık bazı şeyleri yüksek sesle söylemek gerektiğini düşünüyorum. Kendi meslektaşlarına karşı son derece acımasız olan bizler, söz yöneticilerin, özelde tiyatro, genelde sanat ile ilgili uygulamalarına geldiğinde sus pus olup köşelerimizde oturuyoruz.

Örneğin, geçtiğimiz yılın eylülünde, Türkiye’de ödenekli kurumların katma bütçelilik hali bir belediye meclis kararıyla iptal edildi ve tiyatronun bütçe kaynağı Gecekondu Fonuna aktarıldı. Ödenekli kurum yöneticileri dahil kimse gıkını çıkarmadan uygulamayı kabullendi ve hâlâ böyle devam ediyor. Araştırabilirsin.

Örneğin, Futbol için (ki bilirsin ben de çok severim) deli gibi yatırım yapıp para harcayan devlet, söz konusu sanat olduğunda aynı cömertliği ve girişimciliği maalesef gösteremiyor.

Abartmıyorum, futbola harcananların onda biri, sadece tiyatroya değil, birçok sanat dalının hareketlenmesi ve üretimini artırmasına yeter.

Üstelik tiyatronun turneye gidebilmesi için, beraberinde davetlilere ve protokol için uçak da kaldırmanıza gerek yoktur! Futbola göre son derece ekonomik yani:)

Şaka bir yana, lüzumsuz harcamalar listesi bu kadar çok yazılan çizilen bir sistemin, sürekli sosyal alanlarda tasarrufa gitme çabasını benim anlayabilmem mümkün değil.

Bu yılın başında Turizm ve Kültür Bakanlığı, özel tiyatrolara desteğin, çeşitli sebeplerle kaldırıldığını bildirdi. Verilen ekonomik desteğin bir özel tiyatroyu ne kadar desteklediği zaten ayrı bir tartışma konusuyken tümden iptal ettiler. Tabii saman alevi bir iki çıkışın dışında yine kimse sesini çıkartmadı ya da çıkartamadı; mevzu kapandı. El altından bir haberle yine dosyaların Bakanlığa ulaştırılması istendi ama ne olacak Allah bilir...

Muhalefet partisine bağlı bir belediye başkanı, belediyesi sınırları içindeki özel tiyatroları sözüm ona devletin desteğini çekmesine bir karşı duruş olarak, otuz bin YTL ile destekleme kararı almış, tiyatrocuları davet etmiş basın fotolar çekilmiş. Konuşulanlara göre sadece beşer bin YTL ile mevzu gene kapanmış. Genel bütçedeki payı binde bir olan Kültür Bakanlığı’nı, ona daha yakın olan milli eğitim varken, her nedense, Turizm Bakanlığı’na bağlayıp bütçedeki payını nerdeyse binde yarıma gerileten, özel tiyatrolara devlet desteğini kaldıran, vergilerle bilet ücretlerinin iki katına çıkmasına sebep olan ve üstüne üstlük bu yıl değil ama geçen yılın en pahalı şeyinin tiyatro bileti olduğunu kurumlarınca ilan eden bir hükümetin partisinin İstanbul Belediye Başkanı da tiyatro biletini 1 lira tam 0.5 kuruş yapınca yine aynı sonuca ulaşılıyor: YAŞASIN POPÜLİZM...

Bu ne yaman bir çelişkidir ve nasıl anlamak gerekir.

Olanları şüpheci bir bakışla değerlendirince durumu doğru anlayanlar tarafında olduğumu düşünüyorum.

Bu kadar olumsuzluktan sonra bir de umutlarımı devam ettiren iyi bir şeyi paylaşmak isterim seninle.

Uzun süren salon arayışımıza Sanat İşliği Tiyatrosu’ndan gelen çağrı bizi Atatürk Fen Lisesi (AFL Kültür Merkezi) salonunda buluşurdu. AFL Kültür Merkezi’nin seyirci ağırlayabilmesi için yenilenmesi gerekiyordu. Kadıköy Belediyesi, başta Başkan Selami Öztürk olmak üzere Fen İşleri Md. Düzgün Meriç ve tüm şube çalışanları, Yol Bakım Şb. Amiri Cemil Bey, sevgili mühendisimiz Mine Hanım ve Tülin Hanım ile iletişimimizi sağlayan gerçek Kadıköylü Kıymet Sabırlar ve adını sayamadığım birçok gönüllüye, Sabri ve Emre Keskin’e, Etik Lojistik ve Optik sahibi Bülent Karakoyunlu ya emeklerinden dolayı çok ama çok teşekkür ediyorum. Destekleri ile, istenirse tüm imkânsızlıklara rağmen neler yapılabileceğine çok iyi bir örnek oluşturdular ve biz bir süreden beri perdelerimizi kendi salonumuz diyebileceğimiz AFL Kültür Merkezi’nde açıyoruz.”

İclal Ablamızdan Rol arkadaşına Destek...Köşesini ona ayrımış...

bytepoem
29-12-06, 19:11
Arkadaşlar,
Emre Kınay'ın eski dizisi "Esir Şehrin İnsanları" Türkmax'da Ocak ayında tekrar ediliyor. Ben çok beğenmiştim zamanında, seyretmeyenler kaçırmasınlar derim, gününü ve saatini henüz söylemediler, öğrenince yazarım buraya kesin, ben tekrar seyredeceğim uygun zamanda olursa. Tavsiye edeceğim bir dizi...

Yapım yılı: 2003
Yönetmen: Cafer Özgül
Eser: Kemal Tahir
Oyuncular: Emre Kınay, Başak Köklükaya, Fikret Kuşkan
Konu: Mutareke döneminde bir Osmanlı aydınının yaşadıkları anlatılıyor. Osmanlı paşazadelerinden hariciye görevlisi Kamil Bey (Emre Kınay) işgal altındaki İstanbul'un yozlaşmasına öfkeyle tanık olur, yavaş yavaş kimliğini bulur ve Anadolu'daki hareketlere destek olmaya başlar.

ozge yeşim
01-01-07, 17:52
http://img168.imageshack.us/img168/8899/resim5jw2.jpg (http://imageshack.us)

HBERTH
03-01-07, 15:52
ekşi sözlükten...

- iki aile adında star tv' ye çekilen yeni bir dizi' ye başlamış şeker adam.

- televizyondan kazandığı paraları tiyatroda batırmaya karar veren adam.

- istanbul şahidimdir'den sonra iki aile'de de sergilediği performansla kendine hayran bıraktıran oyuncu

bunların üstüne eklenecek birşey varmı??

HBERTH
03-01-07, 16:04
'Başarı için düzenli yaşamak gerekir'

"Baba" adlı dizide rol alan Emre Kınay, "Başarılı olmak benim için daha evrensel; yani bütün dünyada yankı uyandırabilecek bir şey yapabilirsem, ancak o zaman başarıdan bahsedebilirim." diyor


Aycan Genlik

Yılan Hikayesi" adlı dizideki Erkan Ağa rolüyle tanınmaya başlayan Emre Kınay, şimdi de bir durum komedisi olan "Baba" dizisinde farklı bir rolle, bir mafya babasının oğlu olarak izleyici karşısına çıkıyor. "Berivan", "Yüzleşme", "Yeditepe İstanbul" gibi dizilerde de rol alan Kınay aynı zamanda yıllardır tiyatro yapıyor. Tiyatronun hayatında olmazsa olmaz bir şey olduğunu söyleyen sanatçı kendini en çok tiyatroda tam anlamıyla başarılı hissediyor.

Daha önce de komik mafya filmleri ve dizileri yayınlandı. Yeni diziniz "Baba"nın diğerlerinden farkı nedir?
Diğerleri gibi vurdu kırdısı var ama dizi de çocuk da bana biraz daha sıcak, daha yaşamın içinden gibi geldi. Teknik açıdan da bir farkı var; negatif ve sesli çekiyoruz. Benim için yeni bir deneyim. Durum mizahını tiyatroda çok yaptım ama televizyonda hiç yapmamıştım.

Daha çok tiyatro ve televizyon ağırlıklı çalışıyorsunuz. Sinemaya nasıl bakıyorsunuz?
Tiyatro benim hayatımda olmazsa olmaz bir şey. Sinemaya da sıcak bakıyorum. Geçen sene "Güz Sancısı" vardı, bu sene "Tramvay" için görüştük. Şimdi yabancı bir proje için Bulgar bir yönetmenden teklif var. Sinemada biraz daha seçici olmaya çalışıyorum. Film çekmiş olmak için film çekmek istemiyorum, biraz daha sosyal ağırlıklı bir yapım olsun istiyorum. Başrolü oynamak falan hiç önemli değil, önemli olan filmin ne anlattığı. "Güz Sancısı" 6-7 Eylül olaylarını anlatıyordu, onun için cazipti. Ekonomik yetersizliklerden dolayı çekilemedi.

Popüler olmuş yapımlarda yer alan bir oyuncu olmanıza rağmen magazin basınında pek görünmüyorsunuz.
Öyle bir insan değilim. Ne yazık ki diyemeyeceğim, çok onur duyuyorum bundan. Ben sadece işimi yapıyorum. Basın mensubu arkadaşlarla bir alıp veremediğim yok. Sadece magazinden hoşlanmıyorum. Çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Üstelik şu savaş döneminde bu kadar büyük yıkımlar olurken benim özel hayatımın çok değersiz olduğu kanısındayım. Çok özür dileyerek söylüyorum; bu yüzden magazine ne saygı duyuyorum ne de hayatımda bir yeri var.

Başarılı olmanıza kim ya da ne yardım etti?
Çok başarılıyım diyemiyorum. Bunu ben belirleyemem. Şu andaki duruma gelmem için bütün şartlar, herkes yardım etti. Başarılı olmak benim için daha evrensel; yani bütün dünyada yankı uyandırabilecek bir şey yapabilirsem, ancak o zaman başarıdan bahsedebilirim.

Kendinizi en çok ne zaman başarılı hissettiniz?
Daha çok tiyatroda oluyor bu. Televizyon dizisinde böyle bir şeyden bahsedemiyorsunuz, zaten altı günde koştura koştura yapıyorsunuz bu işi. Ondan sonra yayına çıkıyor, ertesi gün de gelen rakamlara göre başarılı ya da başarısız olduğunuza karar veriliyor. Ama tiyatroda seyirci oraya geliyorsa, alkışlıyorsa; oyun 50 temsil düşünülürken 200-300 temsile çıkıyorsa o zaman bir başarıdan söz edebilirim. Ama bu başarı da sadece benim değil, bütün ekibin başarısı sonuçta. Tiyatroda en çok başarıya yaklaştığımı hissettiğim zaman "Simyacı"yı oynadığım zamandı.

Başarı insanı çekici kılar mı?
Kılar herhalde. Utanarak söylüyorum ama televizyonda geniş kitlelere ulaştıktan sonra benim hoşluğumdan, çekiciliğimden bahsedilmeye başlandı. O zamana kadar yolda kimse dönüp de bakmazdı bana. Dolayısıyla yaptığınız işle ilgili ve geçici bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama başarılı bir yazar, başarılı bir sinemacı gördüğüm zaman bana da çekici geliyor.

Sizce gerçek başarı nedir? Ne zaman "İşte şimdi başardım" dersiniz?
Gerçek başarıya pek inanmıyorum. Gerçek başarı ulaştığınız son nokta olur, ondan sonra her şeyden vazgeçmeye başlayabilirsiniz. Eğer sanatımla bütün insanlık adına bir şey yapabilirsem, o zaman biraz başardım diyebilirim herhalde.

Başarısız olduğunuz ve vazgeçmeyi düşündüğünüz anlar oldu mu? Nasıl üstesinden geldiniz?
Çok oldu çünkü ben her zaman üç aşağı beş yukarı bu kadar bir oyuncuydum ama yıllarca fark edilmedim. O zamanlar bu durum yüzünden kırgınlıklarım oldu. Ben bir şeyi nasıl yapacağımı bilemediğim zamanlarda durmayı tercih ederim. Durup gözlemleyerek, bekleyerek üstesinden geldim.

Başarı yolunda sizi cesaretlendiren, kışkırtan şey ne olur?
Yaşama heyecanı beni cesaretlendiriyor, kışkırtıyor. Her şeyin sonu olduğu gibi yaşamın da bir sonu var ve o yolculukta ne kadar çivi çakabilirsem o kadar kalıcı olurum. O zaman da biraz daha iyi hissedebilirim kendimi.

Başarıya ulaşmanın kriterleri neler?
Düzenli yaşam her şeyden önce gelir. Sonra da sağlıklı yaşam ve dürüst yaşam. Kirletilmemiş olmayı tercih ediyorum. Herkesin kendi başına, kendi belirleyeceği gurur,onur, haysiyet kuralları çerçevesindeki bir yolu bulabileceğini düşünüyorum.

Kendinizi geliştirmek için neler yaparsınız?
Tiyatro yapıyorum sürekli ve daha çok projelerim var. Kendimi bu anlamda doldurmaya, bilgimi artırmaya çalışıyorum.

Bundan sonraki hedefleriniz neler? Onlara nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz?İyi bir sinema filmi yapabilirim. Roman yazmak, yazdıklarımı insanlarla paylaşmak... Bir süre sonra bunları yavaşça gerçekleştirmeyi planlıyorum.

Emre Kınay'ın favorileri

- En çok beğendiği oyuncular: Haluk Bilginer, Al Pacino, Robert De Niro, Marlon Brando, Tim Roth.
- En çok beğendiği yazarlar: Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Can Yücel.
- En çok beğendiği tiyatrocular: Mehmet Ulusoy, Genco Erkal.
- En çok beğendiği üç film: "Dalgaları Aşmak", "Postacı", "Paris'te Son Tango".
- En son okuduğu kitap: "Hint eserlerini okuyorum.".
- En son izlediği film: "Suç Nehri".
- Kullandığı parfüm: Armani.
- Arabasının markası: Audi A3.



Kaynak: www.milliyet.com.tr

bugra9
04-01-07, 21:08
Ben Emre Kınay,

1970 yılında istanbul’da doğdum. İlk, orta, lise eğitimimi K.Çekmece’de tamamladım. 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü kazandım ve kaydoldum. 1992 yılı itibariyle hocam Zeliha Berksoy’un davetiyle Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda oyunculuk yaşamıma profesyonel olarak başladım.

1995 yılında Konservatuvardan mezun oldum. Bakırköy Belediye Tiyatroları’ndaki görevim halen devam etmekte. Tiyatro’nun yanında 1997 yılından beri televizyon ve sinema filmlerinde oyunculuk yapmaktayım.

Bunun yanında Konservatuvar eğitimim sırasında çocuklarla başlayan eğitimciliğim de aralıklarla halen devam etmekte. M.S.Ü. Devlet Konservatuvarı’nda başladığım Yüksek Lisans eğitimimi de tez safhasında durdurmuş bulunuyorum. İlk fırsatta tezimi vererek doktora yapmak ilk hedefim.

2005 yılı mart ayı itibariyle “Duru Tiyatro”yu kurdum. Halen “Duru Tiyatro”nun ilk oyunu “Kara Sohbet” in temsillerine devam etmekteyim.

Bugüne kadar görev aldığım yapımlar aşağıdadır;

Tiyatro

Lourcine Sokağı Cinayeti- Yönetmen:Pekcan Koşar

Nikah Kağıdı - Yönetmen: Pekcan Koşar

Ayyar Hamza - Yönetmen: Turgay Kantürk

Barış - Yönetmen: Işıl Kasapoğlu

Antigone – Yönetmen: Robert Sturua

Sınır - Yönetmen: Emre Kınay

Simyacı - Yönetmen: Mehmet Ulusoy
(Dostlar Tiyatrosu prodüksiyonu - Avni Dilligil En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü)

Bozuk Düzen - Yönetmen: Müşfik Kenter

Ölümsüzler - Yönetmen: Murat Karasu

Mary...Mary - Yönetmen: Müşfik Kenter - Emre Kınay
(Afife Jale Ödülleri - En iyi Erkek Oyuncu adayı)

İkinci caddenin Mahkumu -Yönetmen: Emre Kınay
(Afife Jale Ödülleri - En iyi Erkek Oyuncu adayı)

Lütfen Kızımla Evlenir misiniz?: Yönetmen: Burak Karaman

Sınır - Yönetmen: Emre Kınay

Kara Sohbet : Yönetmen: Arzu Bigat Baril (Duru Tiyatro Prodüksiyonu)


Televizyon

Yüzleşme - Yönetmen: Nihat Durak / Ada Film- Kanal D

Yılan Hikayesi - Yönetmen: Nihat Durak / Yağmur Ajans – Kanal D

Yeditepe İstanbul - Yönetmen: Aydın Bulut(İlk iki bölüm.) - Türkan Derya
TRT1

Berivan- Yönetmen: Melih Gülgen (İlk beş bölüm.) -Orhan Oğuz / Kanal D

Baba – Yönetmen: Taylan Biraderler / Atv

Esir Şehrin İnsanları – Yönetmen: Cafer Özgü / TRT1

İstanbul Şahidimdir - Yönetmen:Türkan Derya / Atv

Sen misin? Değil misin?(Üçüzler) / Star Tv

Ölümüne Sevdalar – Yönetmen: Şahin Gök / Show Tv


Sinema

İnşaat - Yönetmen: Ömer Vargı
Uluslararası İstanbul Film Festivali-En İyi Erkek Oyuncu Ödülü

Okul - Yönetmen: Taylan Biraderler

Kurtlar İmparatorluğu – Yönetmen: Chris Nahon

Dün Gece Bir Rüya Gördüm - Yönetmen: Ulaş AK (Vizyon tarihi-Şubat 2006)


Ayrıca TRT’de “Yol Geçen Hanı” ve Kanal D’de “Sen Gidince” adlı bir yarışma programında sunuculuk.


İletişim

www.tiyatroduru.com
info@tiyatroduru.com
emrekinay@tiyatroduru.com


KAYNAK:TİYATRO DURU WEB SİTESİ

bugra9
04-01-07, 21:13
Kara Sohbet
guroltonbul@aksam.com.tr

Duru Tiyatro, bir roman uyarlaması olan Kara Sohbet ile konuk oldu İzmir Sanat’a. Amelie Nothomb adlı Belçikalı yazarın aynı adlı romanından uyarlanan oyun ilginç; ilginç olduğu kadar da başarılı bir uyarlama.

Kara Sohbet , psikolojik derinliği ve psikodrama tekniğine dayalı yapısıyla bir başyapıt niteliğinde. Oyun, bir insanın bir insana ve diğer insanlara karşı işlediği suçun cezasını nasıl çektiğini anlatıyor. Çağımızın kirlenen ve yaşamın kıyısına itilmiş insan yapısını sorguluyor; sorgulatıyor. Kendini sorgulayan ve kişiliğinin kötü yanıyla bir anda, yanlızlığının diyaloglarında yüzleşen insan, ancak intihar ederse kötülüklerinden arınabilir ve özgürleşebilir mi?

Bir havaalanı. İyi giyimli Jerome bineceği uçağın iki saat gecikmeli kalkacağını öğrendiği zaman, havaalanının bekleme koltuklarında kitap okumaya koyulur. O anda yanında beliriveren ve adının Texel Tekstor olduğunu söyleyen tuhaf biri, onunla sohbet etmeye başlar. Bu densiz adamın, küçüklüğünde yediği kedi mamalarını, bir kadına nasıl tecavüz ettiğini ve onu nasıl öldürdüğünü anlattığı ana kadar her şey can sıkıcı olsa da, normal seyrindedir. Bu tecavüzün ve cinayetin yıllar önce evlendiği ve sonra yitirdiği karısına yapıldığını anlayan Jerome, kendisiyle yüzleşmeye ve diğer yarısıyla karşılaşmaya karar verdiğinde ise, iş işten geçmiştir bile.

Duru Tiyatro, gerilim yüklü bu oyunda iki usta oyuncunun (Emre Kınay ve Arif Akkaya) oyunculuk hünerleriyle zor bir işi başarıyor. Oyunun eleştirilecek tek yanı ise, arka ekrana yansıtılan görüntüler. Havaalanı görüntüleri oyunun yapısı içinde yeterince kullanılmıyor ve süsleyici öğe olarak kalıyor ne yazık ki. Çünkü, oyun bir kişinin içindeki kötülükle hesaplaşması ilkesine dayanıyorsa, arkadan akan görüntüler içinde insanları gördüğümüz an, Jerome’nin bir ses perspektifinin olması, yer yer kendi kendine mırıldanması gerekmiyor mu? Oyunun en temel çelişkisi ise, cinayetin ve tecavüzün anlatıldığı bölümde, anlatılanların arka perdeye yansıtılmasında yatıyor. Bu görüntüler, oyuna bir katkı sağlamadığı gibi, oyuncuların oyunculuğunu da arka plana itiyor. Oysa, Emre Kınay’ın tecavüz ve cinayeti anlattığı noktadaki oyunculuğu ile Arif Akkaya’nın olayı dinlediği andaki oyunculuğu çok etkili. Belli ki, yönetmen Arzu Bigat, bu uzun konuşmaları seyircinin dinlemeyeceğini düşünmüş; bu anları görüntüyle de aktarmayı denemiş ama bu deneme, oyuncuları gölgelemekten başka bir işe yaramamış.

Bir karakterin temel alındığı oyunlarda, kişinin kendisiyle kaşılaşmasında, doğal olarak var oluş ve yok oluş noktasındaki iç hesaplaşmalarında ortak bir tavrın (gestusun) bulunması kaçınılmaz bir ipucudur. Seyirciyinin beklenmedik olana hazırlandığı noktada, oyunun finali için gerekli olan bu tavır birlikteliğinin olmaması seyirciyi yanıltıyor. Seyirci son bölüme kadar, polis- suçlu ikilemi içinde seyrediyor oyunu ve bu bulduğu zihinsel sonuçta da ısrar ediyor. Onun için oyunun sürprizi beklenen etkiyi yaratmıyor.

Kara Sohbet bu iki noktanın dışında son derece iyi kotarılmış; görülmesi gereken bir çalışma. Emre Kınay’ın kurucusu olduğu Duru Tiyatro, farklı bir oyun seçimiyle, tiyatro alanına yaptığı bu katkıyla ve iki oyuncunun usta işi oyunculuk gösterisiyle ödülleri hak ediyor.

Baskılardan uzak, özgür seçimle belirlenen ve özgür alan yaratarak, boş alan içinde devinen iki oyuncunun başarılı gösterisinin boş koltuklara oynaması ise, İzmir ve tiyatro yaşamımız adına üzücüydü. Desteklemeyen çabalar duru kalabilir mi? Oyun sonu, salondan ayrılırken , bu konu da bir kara sohbet konusu olabilir diye düşünmeden edemiyor insan.

Çünkü, gerçeğin yarısını söylemek hiç bir şeyi söylememektir.

bugra9
04-01-07, 21:14
HIZIR TÜZEL ( E-mektup | Arşivi)
İSTANBUL - Pek önemsenmiyor ama kültür ve sanat adına vahim günler yaşıyoruz. Bu ülkede sanat ve sanatçı, günbe- gün değer yitiriyor, işlevselliğini kaybediyor. Bunun son örneğini tiyatro camiasında yaşıyoruz. Kimi tiyatrolar boş koltuklara oynuyor, kimileri çoktan kapandı bile. Kamuoyunda konunun uzmanları (!) bunun nedenini tiyatro sanatçılarının çağa ayak uyduramaması olarak değerlendirdi. Hatta şimdilik kapalı gişe oynayan (çağa ayak uydurmuş) tiyatrolar buna örnek gösterildi. Lakin, tiyatro sanatında çağa ayak uydurmak nasıl bir şeydir, bunu pek anlayamadım. Bir sürü şeyi doğru dürüst anlayamıyorum o da ayrı bir mesele.
Sonuç olarak, tiyatronun bu umutsuz haline karşın, içinde hâlâ umut taşıyan tiyatrocular da var. Örneğin, daha çok televizyon dizilerinden tanıdığımız Emre Kınay. Gitmiş, kendine bir tiyatro kurmuş. Profilo Kültür Merkezi'nde 'Kara Sohbet' diye bir oyun sergiliyor.
Bu tiyatrocuları biraz mazoşist olarak görüyorum. 'Bırakın bu işleri, bar açın, kulüp açın, hırpalamayın kendinizi boş yere' diyorum, beni dinlemiyorlar. İyi ki de dinlemiyorlar.

Görüyorsunuz tiyatrolar kan ağlıyor. Hâlâgidip tiyatro kuruyorsunuz. Niye ki?
Bizim bir görevimiz var. 15 milyonluk bir şehirde yaşıyoruz. Bu şehirde iki elin parmağını geçmeyen sayıda tiyatro var. Ve, herkes feci durumda. Kimse tiyatroya gitmiyor ama herkes ekrandaki şiddetten şikâyet ediyor? Ben de kazandığım paranın bir kısmını tiyatroya yatırmaya karar verdim çünkü bu benim görevim diye düşündüm. Bunu bir misyon diye düşünüyorum. Türkiye'de tiyatro bitti denildiğinde çocuğum bana 'baba neden sen bir şeyler yapmadın?' demesin diye, biraz da ondan. Biraz da kendi ideallerim uğruna. Bir de tiyatro denilince artık çok yanlış anlaşılmaya başlandı. Tiyatro eşittir güldüren bir şey, tiyatro eşittir bir kişinin sahneye çıkıp 3.5 saat konuşması, tiyatro eşittir belden aşağı olan bir şey, böyle bir şey değil tabii ki tiyatro. Devletin sıkı bir kültür politikası yok. Tiyatrocular olarak da, böyle gidiyor, böyle olsun gibi bir tavrımız var. Geçen gün seyrettim bir tartışma programında ve Türk Tiyatrosu'nun bütün duayenleri o programdaydı. Bütün sorun Asuman Krause'nin sahneye çıkıp çıkmaması oldu. Yani bizim tek sorunumuz buymuş. 1.5 saat bunu tartıştılar. Avrupa'ya girmek istiyoruz ama bu konuda hiç özenmiyoruz Avrupa'ya. 1.5 milyon nüfuslu Atina'da 60 bin koltuk gecede seyre açılıyor ve tümü doluyor. 15 milyonluk İstanbul'da beş bin tane koltuk haftanın dört beş günü seyre açılıyor, ancak iki veya üç bini doluyor. O kadar sadece.

Eskiden İstanbul'da pek çok tiyatro salonu vardı, oyunlar kapalı gişe oynardı. Sizce neden bu duruma gelindi?
Sanat politikası nedeniyle böyle olsun isteniyor. Ülkenin sanat ihtiyacı yok diye düşünüyorlar herhalde. Beyoğlu'nda 40 tane tiyatro sahne açarmış, atlı polisler eşliğinde insanlar dağıtılırmış. Şimdi tiyatro izleyen 300 bin insan var. Bana da geliyor, Müşfik Kenter'e de gidiyor. Popüler kültür tiyatrolarına sıradan vatandaş da gidiyor. Ama diğer tiyatroların seyircisi yıllardan beri hiç değişmemiş. Çünkü, o bir kültür ama bu biraz devletin politikasıyla da ilgili bir şey. Yani sürekli eğitim kampanyasından bahsediyoruz. Eğitim ve kültür kampanyası olmalı. Sadece matematik ya da coğrafya öğretmekle bir toplumun kültürel seviyesini yükseltemezsiniz. Toplumun mutlaka estetik alanlara da yöneltilmesi lazım. Yoksa sanat ölüp gidecek.

Politikacılar sizce neden böyle davranıyor?
Üstelik, tiyatroyu küfür aracı olarak kullanıyorlar. Meclis'te birbirlerine küfür gibi 'Tiyatro yapma len' diye bağırıyorlar. Burada bize saldırı var. Ben de yeni bir küfür buldum, 'Milletvekili gibi yapma len? diye. Bir meclis düşünün, 550 milletvikilinin yüzde kaçı davet edilmediği zaman bir tiyatroya gitmiş bir araştırın Allah aşkınıza. Hangisi bir davet almadığı sürece bir sergiye gitmiş de, 'bu ressam ne çizmiş' diye bakmış. Söyleye bilir misiniz?

Böyle birini hatırlıyorum. Bir sergiye gidip orada, bir sanat eserine tükürük atmıştı.
Adamın bir tanesi de, çıktı 'Bale belden aşağıdır' dedi. Günlerce onu konuştuk. Biz böyle adamlarla Avrupa toplumuna entegre olmaya çalışıyoruz. Shakespeare gibi, Moliere gibi adamlar yetiştirmiş bir topluma. Benim bir umudum yok. Çok önemli bir filozofun lafıdır, 'Devleti yönetenler filozof olmadıkları sürece, işleri zorlaşır'. Devleti yöneteceklerin biraz filozof olması lazım. Ciddi bir insan kalitesizliğiyle karşı karşıyayız. Biz Avrupa toplumu için işgücünden başka bir şey olmayacağız bu mantıkla gittiğimiz sürece. O yüzden sanatın şiddetle devrime ihtiyacı var, sanatsal bir devrime.

Bazıları tiyatronun bu hale gelmesinde sizlerin suçu olduğu görüşündeler. Ne dersiniz?
Valla buna katılmam mümkün değil. Bir kere basın, popüler kültüre destek veriyor. Bir kız çıkıp dünyanın en rezil albümünü yapıyor. Nereyi açsan onun promosyonu var. Ama Müşfik Kenter'in oyununun promosyonu yok. Emre Kınay'ın da yok. Ben dizi yaparken set kamera ve fotoğrafçıyla doluyor, oyun yaparken kimse yok. Bizim aramızda halkla köprü kurup da, 'tiyatro mu yapıyorsunuz, nerede yapıyorsunuz? diyen olmuyor. Yılmaz Erdoğan'ın tiyatrosunun dolmasının sebebi de bence bu. Sen çok popüler oluyorsun, medya halkla aranda bağ kuruyor. BKM'nin en büyük başarısı burada. Ama bunu yaparken, çok da onları zorlamayacak hikâyeler yapıyor. Biraz seyirciyi oturduğu yerde düşünmeye yönlendirdiğin anda basının da ilgisini çekmiyor. Tiyatro bu hale geldi.
Ama tiyatro böyle bir şey değil. Bunun acısını reel olarak göremeyiz. Bunun olumsuz etkilerini, sonucunu ancak, 15 yıl sonra görürüz.

bugra9
04-01-07, 21:15
Ne olur 15 yıl sonra?
Medeni toplumlarda sanatın insanı özgürleştirmek gibi görevi vardır. Sanatın kendisi özgürlük hareketidir. Türkiye'nin siyasileri sanatın yeşermesini, dallanıp budaklanmasını, yaygınlaşmasını istemiyorlar. İnsanlar birbirinden nefret ediyor. Kapı komşusunu tanımıyor. Sanat iletişim sağlar. Bunu istemiyorlar tabii ki. Ayrıca tiyatro insanı kendi kısır yaşamından uzaklaştırır. Toplumsal terapidir.
Aman kızıma nazar değmesin
Oynadığı iki dizi de yayından kaldırılan Emre Kınay, yeni kurduğu tiyatro ile gündemde.

Ne aile ne de meslek hayatında inandığı değerlerden vazgeçiyor. Gerçek bir idealist olan oyuncu Emre Kınay, aile yaşamına nazar değmesin diye kızı Duru ve eşi Emine Ün'le ortalarda görünmekten kaçınıyor. Kısa süre önce "Duru Tiyatro"yu kuran Kınay'ın en büyük amacı kendi tiyatro salonunu açabilmek.

Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum

Bu sezon başladığı iki dizisi de yayından kaldırılan Emre Kınay şimdilerde kurduğu tiyatrosu ve yeni oyunuyla dikkat çekiyor.

Otam bir idealist. Politik ve sanatsal görüşüyle olduğu kadar, ev yaşamında da inandığı değerlerden vazgeçmiyor. Üstelik, kızının adını verdiği "Duru Tiyatro"ya yatırdığı paranın karşılığını alamayacağını bildiğini söyleyecek kadar da gerçekçi. Sanatçıyla özel hayatını ve tiyatro aşkını konuştuk.

* Tiyatro kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
Uzun zamandır, repertuarını arkadaşlarımla birlikte karar vereceğim bir projeyi yapmak istiyordum. Aslında Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda çalışıyorum. Orada belli bir repertuara uymak zorundasınız. "Kara Sohbet" etkileyici bir oyun. Uzun zamandır özel tiyatrolarda böyle bir oyun yapılmamıştı. Mizahı hiç alışkın olmadığımız bir türde yapıyor. Anlattığı hikayeler aslında çok rahatsız edici ama kullandığı dil insanları güldürüyor.

* "Çok para yatırdım, karşılığını almayacağımı biliyorum" demişsiniz. Beklentiniz değişti mi?
Para kazanacağım beklentisiyle böyle bir oyun yapılmaz. Ama bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum. 1960'larda İstanbul'da 40 tane tiyatro perde açıyordu ve hepsi doluydu. O zamanlarda hiç kimse sahnede cinsel obje olarak kadını kullanmıyordu. Artık seçimlerde ciddi bir kalitesizlik söz konusu.

* Ama son yıllarda özel tiyatroların sayısı artıyor...
Bizim gibi arkadaşların gayesiyle arttı. Ben zaten önümüzdeki iki yılda tiyatronun yeniden şaha kalkacağını düşünüyorum. En büyük sorunumuz sahne sorunu. Sahne kiraları çok yüksek. Onun dışında tiyatro yapılmaması için çok büyük nedenler yok. Ayrıca basın bizimle ne kadar ilgilenirse, halkın da o kadar haberi oluyor. Avrupa'da işler böyle değil.

* "Sen misin, değil misin?" bu sezon kaldırılan ikinci diziniz. Bu konuda şanssız mısınız?
"Sen misin, değil misin?" geçen hafta TMSF'nin yönetim değişikliği sebebiyle kalktı. Yeni yönetim, eski yönetimin aldığı kararları uygulamıyor ve diziyi yayından kaldırıyor. Bu bana ve diğer arkadaşlarıma bir saygısızlık. Ama Türkiye'de işler böyle yürüyor.

* Dizi seçimlerinde neye dikkat ediyorsunuz?
Dizilerde çok az seçicilik kullanıyorum. Çünkü nereye hitap ettiği belli. Orada bana çok hayran olup da, gelip oyunumuzu seyrederse, bu onun kazancı. Tiyatronun da gişesine faydası olur.

* Yeni projeler var mı?
Dizi olarak bu sezon yok. Duru Tiyatro olarak Ekim ayında Haldun Taner'in 90. yaşı olması sebebiyle, siyasi boyutu olan bir kabare hazırlayacağız.

* Kendi salonunuzu açmayı düşünür müsünüz?
Param olursa ev almadan önce, tiyatro salonu açacağım. Ama çok zor.

* İdealistsiniz. Aile yaşamınızda da öyle misiniz? Kızınızı hiç görmüyoruz...
Kesinlikle öyleyim. Kızımı da özellikle çıkarmıyorum. Ayrıca kızıma nazar değer diye de bir korkum var. Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum. Herkes nasıl bir ev hayatı yürütüyorsa, ben de öyleyim. Tek fark daha az televizyon izleyip, daha çok okuyorum.

* Eşiniz Emine Ün'le aynı projede bir araya gelmekten kaçınıyor musunuz?
Öyle bir şey yok. Ben ailemde demokratik bir ortam gördüm. Babam da sinema sektörünün içindeydi. Ona bir proje geldiği zaman, hep beraber okuyorduk. Kendi ailemde de aynı şeyi yapıyorum. "Şöyle bir proje geldi, Emine sen de bir bak" diyorum. O da fikrini söylüyor. Ona gelen teklifleri de böyle değerlendiriyoruz. Yakında üçüncü bir oy katılacak. Amacım, Duru'yu kendi seçimlerini yapan bir birey olarak yetiştirmek. Mesleğini seçerken de onu yönlendirmeyeceğiz.

* Kara Sohbet'de Emine Ün'ün de adı geçiyordu...
Evet film kısımlarında oynayacaktı. Ama Duru'yu emzirmeye devam ettiği için Paris'teki çekimlere gidemedi. Onun yerine Sevinç Yıldız oynadı. Önümüzdeki yılki projelerde rol alabilir.

* Emine Ün "Sanki ikimiz de hamileydik" diyor. Hala eşinizin ve kızınızın üzerine aynı şekilde düşüyor musunuz?
Biraz o konularda takıntılıyım. Gerçekten Emine'nin üstüne çok düşüyordum. Ama doktorla konuştuktan sonra bu huyumdan yavaş yavaş kurtulmaya başladım. İşimde de aynı davranışları sergiliyorum.
Ece Koçal
Kara Sohbet
Arif Akkaya, Şehir Tiyatrosu’nun önemli oyuncularından biri. Emre Kınay ise Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun önemli adlarından. Ödenekli tiyatrolarda türlü oyunlar “dönüşümlü” olarak sahneye gelir ve oyuncular çoğu kez “boşta” kalır...
Sahne aşkıyla dolu sanatçılar için bu hiç de “hoş” değildir. Akkaya ve Kınay, “boşta” kaldıkları günler için Duru Tiyatro’yu kurdu ve “Kara Sohbet”i sahnelemeye başladı... Sinem Yenel’in Amelie Nothomb’dan dilimize kazandırdığı ve Arzu Bigat Baril’in yönettiği oyunda, iki genç “star”, tiyatro şöleni veriyor... Profilo Kültür, Barış Manço ve çeşitli merkezlerde izlenebilir, izlenmesi gerekir.
Reyman Eray /200512
Tiyatro Duru'dan kara bir sohbet
CÜNEYT
İNGİZ

bugra9
04-01-07, 21:16
03 Ocak 2006
En ilgisiz kalabalıkların bir arada olduğu yerlerdir havaalanları. Bu havaalanlarında daha çok hissederiz yalnız olduğumuzu. Bu yalnızlığın verdiği sıkıntıyla içimize döner sorgularız kendimizi. Bu sorgulamalar, hele de uçağımız rötar yaparsa daha da derinlere ulaşır.

Kara sohbet bizi tam da bu sorgulamaların içine atıyor. Uçağı rötar yapan bir adam, bekleme salonunda otururken, bir yerlerden çıkıp gelen sinir bozucu bir başkasıyla istemeden sohbet etmeye başlıyor. Önceleri tek taraflı başlayan bu sohbet, daha sonraları adamı mecburi bir katılıma itiyor. Sohbetin nereye varacağını bilmeden, istemeden de olsa dışarıdan gelen adama katılıyor.

Amelie Nothomb’un kaleminden çıkan Kara Sohbet, tam da adına uygun olarak içimizde gizli kalmış kara noktaları harekete geçiriyor. Aklın dehlizlerinde zorlu bir yolculuk yapıp, duvarların arkasına saklanmış gizli düşüncelerimizi bulup çıkarıyor. Meğer neler de gizliymiş o dehlizlerde? Dehlizlerde dolaştıkça kayboluyoruz. Tam doğruyu bulduğumuzu sandığımız anda başka bir labirentin içine çekiliyoruz.

Arif Akaya ve Emre Kınay sahnede uyumlu iki partner olmayı başarmışlar. Dengeli ve uyumlu hareketleri seyircinin oyundan kopmadan takip etmesine yardımcı oluyor. Arif Akkaya’nın sükunet içindeki tavrı, Emre Kınay’ın hareketli ve agresif duruşuyla örtüşerek iki zıt kutubun birbirini çekmesi gibi birbirine çekiyor.
Sahne dekoru alabildiğine sade, ara ara verilen video görüntüleriyle anlatım zenginleştirilmiş. Oyuncuların ekrandaki havaalanı bekleme salonundan çıkıp gelmeleri, oyun içinde sahne arkasına geçtiklerinde ekranda görünmeleri değişik bir algılamaya sebep oluyor.Son yıllarda özellikle sinemanın seyirci üzerinde yarattığı derinlik etkisiyle tiyatroda da kullanılmaya başlanan video görüntüleri oyunun içine dahil olduğundan anlam bütünlüğüne katkıda bulunuyor. Oyuncuların arada bir sahneden inip seyirci tarafına geçmesi de zaman zaman oyuncuyla bütünleşmeyi sağlıyor.

Oyun içinde dikkat çeken en önemli nokta, perde arası verilecek yerin bulunamaması. Muhtemelen oyunun tek perde olmasından dolayı yönetmen oyunu doruk noktasına ulaşmadan kesip seyirciyi perde arasına soru işaretleriyle göndermek istemiş. Yine de sanki ara daha başka bir yerde de verilebilirdi. Çünkü perde arası verildiğinde nefes nefese, ter içinde kalan bir Emre Kınay’ı, perde arasının ardından dinlenmiş, normal bir halde görüyoruz.Keyifli ve iyi zaman geçirtecek bir oyun olduğunu açıkça söyleyebilirim.
# ÜÇÜNÇÜ ZİL

EMRE KINAY, ROLÜN CANLI ORGANİZMASINI DENERKEN: "KARA SOHBET"
Duru Tiyatro'nun “Kara Sohbet”ini seyrederken, sanatın kendinden başka hiçbir şeyi dile getirmediğini bir kez daha düşündüm Özdemir Abicim. Sanatın tıpkı düşünce gibi bağımsız bir yaşamı vardı ve yalnızca kendi çizgisi üzerinde gelişiyordu.
Evet… Emre Kınay'ın kurucusu olduğu Duru Tiyatro, ilk oyun olarak mart ayının ortasında çok farklı bir seçimle İstanbul'da seyircisinin karşısına çıktı. Son yıllarda adından çok söz edilen, Belçikalı bir 'best seller' yazarı olan Amelie Nothomb'un romanı “Kara Sohbet”i, Profilo ve Akatlar Kültür Merkezlerinde sahneleyeceklerdi. Deli miydi bu Emre Kınay? Deli miydi ki, kimi tiyatrolar havlu atarken gidip tiyatro kuruyordu. Belki de mecazi anlamda gerçekten “deli”ydi! Ama: “Medeni toplumlarda sanatın insanı özgürleştirmek gibi görevi vardır,“ diyebilen bir “deli”ydi. Ne tuhaf!.. “Sanatın kendisi özgürlük hareketidir,” dedikten sonra; “Türkiye'nin siyasileri sanatın yeşermesini, dallanıp budaklanmasını, yaygınlaşmasını istemiyorlar,” diye inleyebilen bir “akıllı-deli”ydi. Sonuç olarak, karar verdim ki: “İnsanlar birbirinden nefret ediyor. Kapı komşusunu tanımıyor. Sanat iletişim sağlar,” gözleminden yola çıkan bir “akıllı”ydı o. Mecazı falan bir kenara bırakalım: “Bunu istemiyorlar tabii ki,” diye celallenirken, alnı öpülesi bir gözlemciydi. Bir üstün akıllıydı. Bir sanatçıydı…

BEKLENMEDİK SONA ULAŞAN BİR OYUN

Özdemir ağabeycim, Amélie Nothomb denilince, Fransızca yazan, 1967 doğumlu, on yedi yaşından beri yazmakta olan Belçikalı bir yazar olduğunu biliyordum ve “Kara Sohbet”i (Can Yayınları) okumuştum. Okumuş olduğum için de, Emre Kınay'ın Duru Tiyatro'yu kurarak günümüz tiyatro düşüncesini, tiyatronun işlevini, biçimini, seyirci ile ilişkisini bir kez daha irdelemek istediğini anladım.

Romanda, Jérôme Angust, havaalanında uçağının rötarlı kalkacağını öğrendiğinde, bunun başına neler açacağından habersiz oturuyor, uçak bekleyen biri olarak, kitabını açıp okumaya başlıyordu. Yanına yaklaşıp, kendisiyle zorla söyleşmeye başlayan münasebetsiz adamı da ilk başta ciddiye almıyor, ne var ki, işin rengi kısa süre sonra değişiyordu. Adının Textor Texel olduğunu söyleyen tuhaf yabancı, Jérôme Angust'u canından bezdirecek kadar çenesi kuvvetli ve sinir bozucu biri çıkıyor, hiç istemediği halde, zorla ona kendini dinletiyor, ardından yaşam öyküsünü anlatmaya başlıyordu: Küçüklüğünde kedi maması yediği günleri, tecavüzleri, cinayetleri, yığınla saplantıyı... Jérôme Angust, giderek bu hastalıklı insanın kendi hayatında önemli bir yer tuttuğunu, burada bulunuşunun da bir rastlantı olmadığını anlayacaktı. Anlayacaktı, ama Jérôme Angust'u, gıdım gıdım çileden çıkaracak kadar büyük bir işkenceydi bu söyleşi ve gerilim giderek artacak, olaylar mizahla yoğrulup, hiç beklenmedik bir sona ulaşacaktı.

“JANSENİZM” NEDİR, NE DEĞİLDİR

Özdemir Abi, oyun, Sinem Yenel'in çevirisiyle oynanmakta. Arzu Bigat Baril, diyaloglardan kurulu roman yapısını, neredeyse hiç değiştirmeden bütünüyle sahneye taşımış. Taşırken, eğlenceli ve zekice kurguları olan Amélie Nothomb'un gerilimini, fevkalade titizce artırmasını bilmiş. Olayların muzipçe öykülenmesine katkıda bulunurken, beklenmedik sonu iyi saklamış. İnsandaki kötü tarafın başrolde olduğu, adım adım deliliğe yürüyen, bu müthiş kara mizah diyalogunu bir hassas terazi duyarlılığıyla yönetmiş. Yönetmiş de, oyun içinde: “Jansenizmi ise özellikle severim…” ya da “…jansenistin teki tarafından kafası ütülenen biriyim,” gibi tümceleri bir şekilde açıklasaymış, açıklayabilseymiş!

NEDEN AÇIKLAMA GEREKİR

17. yüzyıl ortalarında Fransa'da yaygınlaşan adına “Jansenizm” denilen bu Katolik hareketin insanın sorumluluğuna inanan bir hareket olduğunu her seyircinin bilmesine ya da algılamasına olanak yok, öyle değil mi ama Özdemir Abi! Jansenciler'in, ilk günahın ve şehvetin gücünün insan doğasındaki bozgununa, iyiliğe ve insan yazgısının Tanrı'nın elinde olduğuna inananlar oldukları; insanın doğasına ve özgürlüklerine karşı da hayli katı bir tutum içinde bulundukları bilinmezse oyunun o bölümleri kurumaz mı? “Jansenizm”in oyunda ciddi bir yeri varsa “Jansenizm” bir biçimde seyirciye aktarılmalı derim ben. Arzu Bigat Baril: “Nasıl,” diye soracak olursa, gönül rahatlığı içinde: “Oyun broşüründe canım,” diye yanıtlayabilirdim. Sormadı.

DEKOR ÇOK İYİ

Ali Yenel, hiç kuşkusuz Volkan Duran'ın süpervizör katkısından, Emre Kınay'ın VTR rejisinden yararlanarak, ön sahne kemerini silmiş; mobilya kullanımında, geniş sahne çerçevesinden doğan ve pek çok sahne tasarımcısının atladığı o acayip mi acayip boşluk izlenimini yok edecek çareler bulmuş. Boyalı sahne donatımı sorununu çözmüş. Göze derinlik sunan bir dekor çıkmış ortaya.

Işığa gelince her kim yapmışsa yapmış, oyunun zorunlu kıldığı ışık efektleri bir yana, gene yandan, karşıdan çiğ ışıklar kullanılmış. Hakan Alakavuk'un efektleri ile Dilara Endican'ın kostümlerine ise sözüm yok.

YA OYUNCULAR…

Arif Akkaya, Jérôme Angust'un iradesinin gizemli güçlerle ya da kendisini sınırlayan, kendisini aşağılayan doğal güçlerle çatışmasını o kadar güzel yansıtmış ki, inanılması seyretmeden gerçekten zor. Angust'un ölümle, toplumun yasalarıyla, ön yargılarıyla, budalalıklarıyla, kötülükleriyle çatışmasını seyirciye aktarışı ise, mükemmel düzeyde. Oyun içinde pasif bir hali bile teatral terimlerle yansıtıyor Arif Akkaya. Bravo doğrusu.

Emre Kınay ise, Textor Texel'i aynı gerçek hayat gibi sürekli yükselen arzular, özlemler, aksiyona çağrılar ve onların içsel ve dışsal aksiyonlardaki tüketimlerinden oluşturmuş. Ben, Emre Kınay'ın “Kara Sohbet”deki oyununu, bir motorun bağımsız, sürekli yenilenen patlamalarının, bir otomobilin yumuşak hareketiyle sonuçlanmasına benzettim. Textor Textel'in arzularının kesintisiz patlamalar dizisi, yaratıcı iradesinin aralıksız hareketini geliştiriyor, içsel yaşam akışını kuruyor. Emre Kınay, Textor Texel'in canlı organizmasını deniyor.

Emre Kınay - Emine Ün çiftinin kızları Duru'ya da, Duru Tiyatro'ya da uzun ömürler diliyorum.

Kutluyorum.

"Kara Sohbet”i göremeyenlere: “Bu kere kaçırdınız, önümüzdeki sezon kaçırmayın, yoksa sonrasında hayıflanmayın,” diyorum.

-SON-
KAYNAK:TİYATRO DURU WEB SİTESİ...

bugra9
08-01-07, 09:47
GELECEK SEZON İKİ AİLE TÜREVLERİNİ İZLEYECEĞİZ…

Kalemi kadar İki Aile’de canlandırdığı Eda Hanım tiplemesi ilede adından sıkta sözettiriyor İclal Aydın…Dizinin Başarısını benzeri olmayan bir yapım olmasına bağlayan Aydın:”Şu anda bana gelen tekliflerin çoğu”İki Aile” tarzında…Sanırım Gelecek Sezon “İki Aile” türevleri izleyeceğiz…

İki Aile’ye kadar uzunca bir süre dizi projesinde görmedik sizi…Nedeni Neydi…?

Bu piyasa çok büyük cehennem aslında.Bu cehennemin içinde yanmamak çok zor.Ticari kaygılar var,eğitim kaygıları var,eğitim tahammülsüzlük meselesi….O yüzden nekadar iyi bir iş yaptığınızı düşünürseniz düşünün karşılığını eğer kağıt üzerinde varsayılan değerler ölçüsünde almasanız mutsuzluk yaratıyor.Bu yüzden bayağı soğumuştum.Kaldı ki,yazı yazmak gibi yaşamımı devam ettireceğim başka alanlarda kendimi gösterebiliyordum…O yüzdende 5-6 yıldır bana gelen önerileri okumuyordum bile.İçimden gelmiyordu.O nedenle İclal Aydın Oyunculuğu,televizyonu bıraktı düşüncesi giderek yayıldı….

Bu kadar küsmüşken “İki Aile” dizisini kabul etmeniziz nedeni neydi peki?

Çok iyi yazılmış,çok rastlanmayan bir yapım…Emre’nin diziyi kabul etmesi de etkiledi beni…Star bir yenilenme dönemindeydi,bu tür şeylere çok dikkat ediyorum,yenilenme sürecinde tahammüller biraz daha fazla olur,insanlar yaptıkları işlere özenle bakarlar,işverenle işçiler arasında daha özenli bir ilişki olur,çünkü yeni bir doğum gerçekleşiyordur….

Mafya,Aşk,İntikam dizileri genellikle ağırlıklı duruyor ekranda.İki Aile dizisi çok fazla sert konulara değinmiyor,ayakta durmasının sebebi ne?

Ayakta durmasının sebebi birbirine çok benzeyen dizilerin benzer saatlerde savaşması…Diğerlerine benzemeyen bir iş yapıyoruz,alternatifsiz…Alternatif ya biri ya diğerdir,hepsinin karşısında bir seçenek olarak çıkıyorsunuz.Bizim başarımızdan sonra şuanda bana gelen tekliflerin çoğu “İki Aile” tarzında…Öyle görülüyorki gelecek sezonda “İki Aile Türevleri izleyeceğiz…

Peki Eda hanım rolü size ilk teklif edildiğinden bu yana karakterde farklılıklar var mı kendinizden bir şeyşeyler kattınızmı?

Beraber büyüyoruz…Ben bir şeyler ekliyorum,senaristlerin hoşuna gidiyor.Bakıyorum bir sonraki bölüme onu monte etmişler,yani bir karakteri aslında birlikte oluşturuyorsunuz…

Eda’nın En ç