Tüm Versiyonu Göster : İhtiyarlara Yer Yok (No Country For Old Men)
http://img218.imageshack.us/img218/4523/37634oy5.th.jpg (http://img218.imageshack.us/my.php?image=37634oy5.jpg)
Yönetmen : Ethan Coen , Joel Coen
Senaryo : Ethan Coen , Joel Coen , Cormac McCarthy (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Roger Deakins
Müzik : Carter Burwell
Yapım : 2007, ABD
Tür : Gerilim / Dram / Macera / Suç
Oyuncular : Javier Bardem (Chigurh) , Tommy Lee Jones (Bell) , James Brolin , Woody Harrelson (Wells) , Kelly MacDonald (Carla Jean) , Garret Dillahunt (Wendell) , Josh Brolin (Moss) , Barry Corbin (Ellis)
Konusu
Koca bir uyuşturucu zulası, iki milyon dolarlık bir para ve iki ceset... Kötü giden bir uyuşturucu pazarlığından geriye kalan bu tehlikeli 'üçlü'den, parayı alarak kaçan Moss, peşinden son derece kanlı ve şiddet dolu bir macerayı da sürükleyecektir.
Coen Kardeşler'in en hit filmlerinden Fargo'nun ne oranda izlerini taşıdığı merak edilen yeni bir Amerikan suç filmi olarak karşımıza çıkan No Country for Old Men, 2007 Cannes Film Festivali'nde büyük ödül için yarışanlardan...
!F İstanbul Bağımsız Film Festivali Başlıyor
İşte, festival programında izlemeniz gereken 21 film...
http://foto.ekolay.net/images/galeri2/galeri_2240/[1]72200892923_2240.jpg
İhtiyarlara Yer Yok
"Sana bir şey soracağım. Eğer takipçisi olduğun kural seni bu hallere soktuysa, bu kural ne işe yaradı"?
En iyi film dahil sekiz dalda Oscar'a aday olan muhteşem Coen filmi. Bagajında iki milyon dolar ve bolca eroin, içindeyse bir sürü ölü adam olan bir kamyonet bulan Llewelyn Moss'un hikâyesi. Tommy Lee Jones ve Javier Bardem başrolde.
kaynak:ekolay.net
2 Hafta Kala: İhtiyarlar Kral’ın Yolunda
Ödül sezonunun sonlanmasına 2 hafta kala Coen’ler “İhtiyarlara Yer Yok” ile sezonun en başarılı filmine imza attıklarını bir kere daha kanıtladılar. Filmin şu ana kadar gösterdiği başarıyı yakın zamanda sergilemiş olan tek filmin “Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü” olması da Oscar gecesinde benzer bir senaryoyla karşılaşacağımızın işaretlerini veriyor
Oyuncular Birliği (SAG) ve Yönetmenler Birliği’nin (DGA) ardından geçtiğimiz hafta ‘Amerikan Yapımcılar Birliği’ (PGA) de yılın en başarılı yapımcılarını seçti. Sonuç ise şaşırtıcı değil. “İhtiyarlara Yer Yok” (No Country for Old Men) bir kere daha yılın en iyisi seçildi. Yılın favorisi durumundaki film şu ana kadar SAG, DGA, PGA ve Eleştirmenlerin Seçimi ödüllerinin hepsini topladı ve bunun başarmış olan son film de Peter Jackson’ın “Yüzüklerin Efendisi” serisinin son halkası olan “Kralın Dönüşü”ydü. Elbette iki filmin arasında farklılıklar da var. Bunların arasında en önemlisi ise “İhtiyarlara Yer Yok”un Altın Küre kazanamamış olması. Yine de bu dört birlikten de ödülle dönmek (ki Yazarlar Birliği’nin ödülünü de almaları sürpriz olmayacak) Hollywood’da filmin kabul gördüğünün en açık kanıtı.
Yapımcılar birliği elbette yılın en iyileri arasında başka isimlere de prestij kazandırmış durumda. Gecede en iyi animasyon “Ratatuy” (Ratatouille) seçilirken, Michael Moore’un “Sicko”su en iyi belgesel ünvanını kazandı. TV bölümünde ise “30 Rock” ve “The Sopranos” kendi alanlarında yılın en iyi seçildiler.
Oscar yarışına geri dönecek olursak uyarlama senaryolar göz önünde bulundurularak düzenlenen ve filmlerin senaristlerinin yanında uyarlandıkları kitapların yazarlarının da ödüllendirildiği Scripter ödülleri de seçimini “İhtiyarlara Yer Yok”tan yana kullandı.
Yazarlar ve Kurgucular kimi seçecek?
Önümüzdeki hafta Yazarlar Birliği (WGA) de yılın en iyi senaryolarını ödüllendirecek. Uyarlama Senaryo dalında Coen’lerin büyük ihtimalle yine başı çekeceğini belirtmiştik. Orijinal senaryoda ise tercihler “Avukat” (Michael Clayton) veya Juno arasında gidip geliyor. Ancak bu kategoride çok öne çıkan bir film olmaması yine de her adayın neredeyse eşit şansa sahip olması demek.
Önümüzdeki haftanın kritik bir diğer ödülü ise ACE (Amerikan Sinema Editörleri) olacak. ACE’nin seçimi oldukça önemli. Çünkü Oscar’da kurgu kategorisinde aday olamamış filmlerin ‘en iyi film’i genellikle kazanamadığı bilinen bir gerçek.Bu tabuyu 1980 yılından beri kıran bir filme de rastlanmadı. Bu garip istatistik anlamsız gibi gözükse de kurgucuların kendi alanlarında başarılı bulmadıkları filmler için oy vermediklerini belirten ünlü mit bunun bir açıklayıcısı olarak kabul ediliyor. Elbette “İhtiyarlara Yer Yok”un kurgu dalında adaylık almış olması paçayı kurtardığını gösteriyor ama ACE’ye gelecek olursak kurgucuların kendi filmlerinin kurgusunu yapan yönetmenlere pek sıcak bakmadığı bilinen bir gerçek. Bu aşamada ACE’nin ödülünün de Coen’lere gitmesi durumunda bu muhafazakar tavrın kırılmasını sağlayan ‘İhtiyarlara Yer Yok’ çok daha güçlü olacak.
kaynak:sinema.com,K. D. Yılmaz
PRODÜKSİYON NOTLARI
Coen kardeşlerin McCarthy’nin kitabının farkına varması, yapımcı Scott Rudin sayesinde gerçekleşti. “İlgimizi çekeceğini düşünerek kitabı bize getirmiş. İkimiz de kitabı çok sevdik. Kitaptan yola çıkarak iyi bir film yapabileceğimizi düşündük” diyor Ethan Coen…
“Aksiyon filmi yaptığımız takdirde kitaba daha yakın duracağımıza inandık. Bu bir takip öyküsüdür. Psikopat katil Chigurh’un Moss’u takip ettiği sırada şerif de takip halindedir. Amaca ulaşmak için çok fazla fiziksel aktivite vardır. Aksiyon filmi türü kendi içerisinde ilginçtir ancak ,“İhtiyarlara Yer Yok”un bu tür filmlerin beklentilerini tersine çevirdiği için daha da ilginç olduğunu düşünüyorum” diye ekliyor Joel Coen…
Bu noktada Coen kardeşleri bekleyen zorlu görevler vardı. Bunların başında da kitapta anlatılan öyküyü, zaman açısından kitaba kıyasla sıkışık bir sinemasal yapıya uyarlamak geliyordu. Kitabın odak noktasında ters giden bir uyuşturucu ticaretinden geriye kalan milyonlarca doları tesadüfen bulan Llewelyn Moss ile onun peşine düşen birbirinden farklı kişilikte iki adam vardı. Bunlardan birisi psikopat ruhlu katil Chigurh, diğeri ise kasabanın son derece iyi ahlaklı ve temiz yürekli şerifi Bell’di. Bu üç karakter arasındaki etkileşimin boyutlarının vurgulanması gerekiyordu. Sonuç ise, Coen kardeşleri yepyeni bir alana taşıyan bir film oldu.
Joel Coen filme esin kaynağı olan kitabı şu sözlerle tanımlıyor: “Kitabı tam olarak mizahi bir kitap olarak niteleyemesek de, romanda önemli miktarda mizah unsuru vardır. Ancak kesinlikle kara mizahtır ve en belirleyici karakteristiğimiz bu oldu. Kitap aynı zamanda oldukça şiddet yüklü ve kanlıdır. Bu yüzden bugüne kadar yaptığımız belki de en şiddet yüklü film oldu. Bu açıdan kitabı yansıttığını söyleyebilirim. Umarım aslına uygun ve doğru şekilde yansıtmışızdır.”
McCarthy’nin belirgin şekilde Amerikan teması temel alınarak yazılan senaryonun yepyeni ve taze bakış açısı, hızlı temposu ve kara mizah tonları, filmin oyuncu kadrosunda günümüzün en iyi aktörlerinin yer alması sonucunu getirdi.
Şerif Bell rolünde kamera karşısına geçen Tommy Lee Jones, McCarthy’nin kitabını yayınlandıktan kısa süre sonra okumuş ve ilgisini çekmişti. Coen kardeşlerin bu kitabı sinemaya uyarlayacağını çok sonraları öğrendiğini söyleyen ünlü aktör, “Cormac McCarthy hiç tartışmasız Amerika’nın bugün sahip olduğu yazı stilistidir. Onun eserlerinin, film yapan insanlar için ilgi çekici soruları gündeme getirmesi kaçınılmazdır” diyor.
Diğer bir McCarthy hayranı olan Josh Brolin de kitabı senaryodan çok önce okumuştu. Ünlü aktörün kitapla ilgili yorumu şöyle: “Bu kitap uzun zamandır okuduğum en büyüleyici, en şiddet yüklü ve gündelik dili başarıyla kullanan kitaplardan birisidir. Çizgisel bir öyküsü olmadığı halde sadece yapılandırmasıyla bile inanılmazdır. Moss, Chigurh ve Bell’den oluşan üçlüyü çok sevdim. Bana sanki üç farklı görünüme bölünmüş tek bir insan gibi geldi.”
Josh Brolin’in senaryoyla ilgili yorumu ise şöyle: “Aynı zamanda doğru, yanlış, baştan çıkarma, şeytana uyma ve onur gibi insani prensipleri de konu alan coşku dolu ve ilkel bir yolculuk…”
Filmdeki trionun/üçlünün bir parçası Llewelyn Moss karakteridir. Brolin’in portresini çizdiği bu karakter, hayatını değiştirecek uyuşturucu parasına el koymaya karar verinceye kadar sıradan görünümlü eski bir askerdir. Ancak Brolin’e göre, Moss’un uyuşturucu parasına el koymasının temelinde para hırsından çok sevgi vardır. Brolin bunu şu sözlerle açıklıyor:
“Bence Moss’un yaptığı bu davranış, karısı Carla Jean ile olan ilişkisinden kaynaklanıyor. Karısına karşı inanılmaz bir sevgi beslemektedir. Ona daha iyi bir yaşam sağlayabilmek, onu mutlu etmek ister. Paraya el koyarken itici gücünün sevgi olduğunu düşünüyorum.”
Uyuşturucu dünyasının acımasız ruhunu temsil eden psikopat katil Chigurh rolünde İspanyol asıllı aktör Javier Bardem kamera karşısına geçti. Senaryoyu okuyuncaya kadar kitaptan haberi olmadığını kabul eden genç aktör, “Kitabı okuduğum anda büyüsüne kapıldım. Şiddet üzerine çok güçlü bir öykü olduğunu; şu anda günümüz dünyasında hakim olan geniş çaplı şiddet dalgasını nasıl kontrol edebileceğimizi konu aldığını düşünüyorum” diyor.
Moss’un genç karısı Carla Jean rolünde oynayan Kelly Macdonald ise, senaryoyu sadece insani dram boyutuyla değil mizahi boyutuyla da ele aldığını belirterek, “Karakterler adeta sayfalardan fışkırıyordu. Bana en cazip gelen yanı bu oldu” yorumunu yapıyor.
TAKİP: OYUNCU VE KARAKTERLER
“No Country For Old Men”in odak noktasında karakterler yer alır. Bunlar hızla değişen Batı’da yaşayan erkek ve kadınlardır. Onların yaşadığı yer, uluslararası uyuştucu ticaretinin yeni dünyasının yol açtığı kanunsuzluk ortamıdır. Orada artık eski kurallar/yasalar uygulanamaz.
Böyle bir arkaplan önünde Şerif Bell karakteri öykünün ana istikrar ve tutarlılık noktasını temsil eder. Mizah gücünden yoksun bir karakterdir. Oldukça soğukkanlı, kolay heyecana kapılmayan, kaya gibi sert ahlaki temelleri olan bir kişilik yapısına sahiptir. Uyuşturucu ticareti yüzünden çok sevdiği topraklara yeni suç ve şiddet dalgası gelmiş olması ona büyük azap vermektedir. Bu yeni gerçekler karşısında şaşkına dönen ve paniğe kapılan Şerif Bell, bir zamanlar var olan daha onurlu yöntemlere özlem duyan rahatsız ve kalbi kırık eski insan modelini temsil eder.
“Özellikle Şerif Bell karakterinin zaman içinde değişen durumlara bakış açısından yola çıkacak olursak, kitabın isminin ‘İhtiyarlara Yer Yok’ olmasında şaşıracak bir şey göremiyorum” diyor Joel Coen…
Ethan Coen şunları ekliyor: “Kitabın konusunun 1980 yılında geçmesinin sebebinin kısmen bu olduğunu tahmin ediyorum. Kitabın konusu, ABD – Meksika sınırındaki uyuşturucu ticaretinin giderek daha vahşi ve acımasız hale geldiği bir yerde ve zaman diliminde geçer. Bu da Şerif’in bakış açısını vermek için fırsat sağlar.”
Şerif Bell rolünde kimin oynayabileceğini düşünmeye başlayan Coen kardeşlerin aklına Tommy Lee Jones’un gelmesi fazla uzun sürmedi. Joel Coen bu tercihin sebebini şöyle açıklıyor:
“Böyle bir rolü taşıyabilecek aktör sayısı oldukça sınırlıdır. Şerif Bell karakteri bu filmin ruhudur. Aynı zamanda Teksas eyaletinin bu kesimini iyi tanıyan, o bölgeyi iyi anlayan bir aktöre ihtiyacımız vardı. İncelik gerektiren bir rol olduğu için üstesinden ancak büyük bir aktör gelebilirdi. Böyle aktörlerin listesi oldukça kısadır. Bu iki kriteri bir araya koyunca Tommy Lee Jones üzerinde anlaştık. Kendisi Teksas kökenli bir aktör olduğu için kişiliğinin özünde bu bölge vardı.”
İlk anda tereddüt etmesine rağmen bu rolün dayanılmaz cazibesi olduğunu kabul eden Tommy Lee Jones, “Bugüne kadar Teksaslı kanun adamlarını birkaç kez oynadığım için rolü kabul etmeden önce uzun uzun düşündüm. Acaba kendimi tekrarlamış olur muyum kaygısı vardı. Ancak Cormac McCarthy’nin yazdığı materyal/malzeme üzerinde çalışmanın cazibesine kapılmamak elde değildi” diyor.
Ünlü aktör sözlerine şöyle devam ediyor: “Aslında Şerif Bell karakterinin bugüne dek oynadığım diğer kanun adamı karakterlerinden farklı olduğunu gördüm. Çevresindeki dünyayı sarmalayan absürd gerçeklikten duyduğu huzursuzluk; daha iyiyi yapmaya çalıştığı halde herşeyin daha daha kötüye gitmesini engelleyememesi gibi yönlerinden etkilendim. Suç dalgası formatında ortaya çıkan bu yeni canavar karşısında kendisini safdışı kalmış bulur. Ancak hissettiği hayal kırıklığıyla birlikte tepki vermeyi öğrenmeye başlaması bile işe yaramayacaktır.”
Coen kardeşler, Vietnam gazisi Llewelyn Moss karakteri için oyuncu bulmaya çalışırken Şerif Bell karakterinden daha fazla zorlandılar. Moss’un özelliği, bir grup ölü adama ait olduğu belli olan büyük miktarda uyuşturucu parasına tesadüfen rastlayıncaya kadar yasaları asla ihlal etmemiş iyi kalpli bir Teksaslı olmasıydı.
Ethan Coen bu karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Moss olağanüstü koşullara yakalanmış sıradan bir insandır. Bir an boşta bulunarak istemdışı bir hareketle kendisine ait olmayan paraya el koymaya karar verir. Filmin sonraki bölümünde bu parayı harcarken sonuçlarını gözardı etmeye çalışır. Bu nedenle Moss karakteri filmin aksiyon merkezidir.”
Joel Coen de şunları ekliyor: “Bu öyküde bir tane iyi adam, bir de kötü adam vardır. Moss ise iki arada bir derede kalmış adamdır. Ancak böylesine iki arada bir derede karakteri oynayacak aktörü bulmak umduğumuzdan çok daha zor oldu. Aslında Moss’u bulmanın kolay olacağını düşünmüştük. İlk etapta aklımızda iyi ve temiz bir çocuğa ihtiyacımız var düşüncesi yer alıyordu. Ancak böyle bir oyuncuyu Teksas bölgesinden bulamadığımız takdirde işimizin hiç de kolay olmayacağı gerçeği ortaya çıktı.”
Coen kardeşler aradıkları dinamik görünümü getirecek özellikleri Josh Brolin’de buldular. Bu tercihlerinde, Josh Brolin’in çocukluk yıllarının, Moss’un yaşadığı bölgelerdeki bir çiftlikte geçmiş olmasının önemli payı vardı. Benzer duyguları yaşadığı için Moss’un yaşadığı ortamı daha iyi hissedecekti. Nitekim öyle de oldu ve Josh Brolin son derece doğal ve övgülere boğulan bir oyun ortaya koydu.
Çocukluğu Teksas’ta, gençlik yılları Orta Kaliforniya’da geçen Josh Brolin, portresini çizdiği Moss karakterine olağanüstü yakınlık hissettiğini belirterek, “Moss aslında beraber büyüdüğüm birçok insanın karışımıdır. O insanların belirli prensipleri vardır ama Moss’un parayı alıp almamak konusunda yaptığı tercihle aynı koşullar altında kalmış olsaydılar sanırım aynı şeyi yaparlardı” diyor.
Filmin gergin ahlaki üçgeninin üçüncü parçasını, arkasında hiç şahit bırakmayan ürpertici ve acımasız katil Anton Chigurh oluşturur. Bu karanlık karakter için ekstrem noktalara çıkabilecek kapasitede bir aktör gerektiğini belirten Joel Coen, “Kitapta Chigurh karakteri mizah gücünden ve duygudan yoksun bir adam sözleriyle tanımlanır. Ancak bunun da ötesinde onun özgeçmişi oldukça yüzeyseldir. Merhametsiz ve acımasız bir karakterdir. Onda gizemli birşeyler vardır. Nereden geldiğini bilemezsiniz” diyor.
Joel Coen sözlerine devamla bu rol için neden Javier Bardem’in tercih edildiğini şu sözlerle açıklıyor: “Chigurh karakterini sağlam ve güçlü temellerde ete-kemiğe büründürebilecek, ancak bunu yaparken fazla aşırıya kaçmayıp gizem boyutunu koruyabilecek bir aktöre ihtiyacımız vardı. Bu özelliklerin hepsi Javier Bardem’de fazlasıyla vardı.”
“Before Night Falls” adlı filmde oynadığı Kübalı şair Reinaldo Arenas rolündeki başarısıyla Oscar adaylığı kazandıktan sonra uluslararası sinemanın en büyük yeteneklerinden birisi olarak hızla yıldızı parlayan Javier Bardem, “The Sea Inside”da portresini çizdiği yatağa düşmüş kahraman rolüyle Venedik Film Festivali’nde en iyi aktör ödülünün sahibi olmuştu.
“No Country For Old Men”de Chigurh rolünü üstlenen Javier Bardem, ruhunda en ufak bir ışık bile olmayan mistik katili oynarken kariyerinin en heyecan verici zorluğunu yaşadığını ifade ederek portresini çizdiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor:
“Bu filmdeki temalardan birisi, dünyamızı ele geçiren dev şiddet dalgasıdır. Kökenlerinin olmamasıyla, ele aldığı her konuyu mutlaka bir kademe yükseltmesiyle ve durdurulamaz oluşuyla Chigurh karakteri bu şiddet dalgasını sembolize eder.”
Chigurh karakterini geliştirirken Coen kardeşlerle yakın işbirliği halinde çalışan aktör, “Joel ve Ethan ile konuşmak benim tüm perspektifimi değiştirdi. Onların düşünceleri sayesinde bu karakter daha ilginç, daha karmaşık ve aynı zamanda benim için daha keyif verici hale dönüştü” diyor.
Filmdeki erkek üçlüyle neredeyse eşit koşullarda ilginç bir kadın karakter daha vardır. Moss’un karısı Carla Jean rolünde, HBO yapımı “The Girl in the Cafe” adlı filmdeki güçlü performansıyla Emmy ödülü ve Altın Küre adaylığı kazanan İskoçyalı kadın oyuncu Kelly Macdonald oynadı.
Portresini çizdiği Carla Jean karakterinden fazlasıyla etkilendiğini belirten Kelly Macdonald’ın bu karakterle ilgili gözlemleri şöyle:
“Kitapta Carla Jean’ın kocasıyla eşit düzeyde, güçlü beyin yapısına sahip bir karakter olarak tanımlanmış olması beni etkiledi. İkisi arasında gerçekten çok tatlı bir ilişki var. Birbirleriyle çok uyumlu oldukları duygusuna kapılıyorsunuz. İkisi de bu ilişkiye en üst düzeyde katkıda bulunurlar. Kitabı okurken dikkatimi çeken en önemli özellik bu oldu. İkisi arasında hoş bir anlayış, şakalaşma ve flörtleşme ortamı vardır. Ancak hepsinden önemlisi gerçek anlamda aralarında samimi bir sevgi söz konusudur.”
Carla Jean rolü için Kelly Macdonald’ın tercih edilmesinden memnun kaldığını ifade eden Tommy Lee Jones ise, rol arkadaşıyla ilgili olarak şu yorumu yapıyor:
“Kelly aslen İskoçyalı olduğu halde Batı Teksas aksanını kusursuz konuştu. Çekim aralarında İskoçyalı tatlı bir kızdı ama kameralar çalışmaya başladığı anda sert mizaçlı Batı Teksaslı kadın olup çıktı. Bu da beni fazlasıyla etkiledi.”
Öyküdeki diğer önemli ilişki, Şerif Bell ile karısı Loretta arasındaki ilişkidir. Bell’in karakter yapısını belirleyen çok önemli bir karakter olan Loretta rolünde, Oscar ve Altın Küre adaylığı elde etmiş Arkansas kökenli kadın oyuncu Tess Harper kamera karşısına geçti.
Coen kardeşlerin yarattığı filmlerin hayranı olduğunu dile getiren Tess Harper, filmde portresini çizdiği Loretta karakterini şu sözlerle tanımlıyor: “Şerifin ihtiyaç duyduğu her anda sımsıkı sarılabileceği bir kaya gibidir. Şerifin yakalandığı fırtınalarda sığındığı limandır.”
UÇSUZ BUCAKSIZ GÖKLERİN ALTINDA: ORTAMLAR
“No Country For Old Men”in konusu, Amerika’nın en etkileyici ve en mitolojik doğal ortamlarından birisi olan Teksas – Meksika sınır boylarında geçer. Burası iki ülkenin sadece Rio Grande ırmağının yamaçlarıyla birbirinden ayrıldığı, genellikle çok çalışıp az kazanan insanların yaşadığı, seyrek nüfuslu geniş alanlardan oluşur.
İki ülke arasında uzanan yakıcı güneşle tahrip edilmiş, kanla yıkanmış bu bölgenin otantik şekilde yakalanabilmesi ve beyazperdeye yansıtılabilmesi için prodüksiyon ekipleri, Batı Teksas’ın kupkuru/çölleşmiş düzlükleriyle New Mexico’nun çöllerinde yolculuğa çıktılar. Bu yolculuk sırasında Coen kardeşlere görüntü yönetmeni olarak beşinci kez birlikte çalıştıkları Oscar adayı görüntü yönetmeni Roger Deakins eşlik etti.
“Aslında bu filmi yapmak istememizin sebeplerinden birisi de ortamlardır. İlk filmimiz olan ‘Blood Simple’ı da Teksas’a bağlı Austin’de yapmıştık. O dönemde Batı Teksas boyunca yolculuklarımız olmuştu. Daha kitabı okumadan önce bile o bölgenin cazibesine kapılmıştık” diyor Ethan Coen…
Sonra da sözlerine şöyle devam ediyor: “Kitapta doğal çevrenin hayati önemi vardır. Konunun bu bölgede geçmesi herşeyden önemlidir. Peyzaj açısından çok güzel bölgelerdir ama kitapta bu bölgeden şiirsel olmaktan çok kasvetli bir anlatımla bahsedilir. Kolay yaşanabilir yerler değildir. Öyküde insanoğlunun sert ve zorlu çevresel koşullarla çatışması anlatıldığına göre konu açısından da mekan/ bölge önemlidir.”
Joel Coen’in bu konudaki yorumu şöyle: “Burası düşmanca davranışların ve şiddetin tarihini barındıran yerlerdir. Cormac McCarthy’nin tüm romanlarında mekan unsuru, öykünün kendisinden asla ayrılamayan başlıbaşına bir karakterdir.”
Seçilen mekanların en etkileyici şekilde hayata geçirilebilmesi için filme çarpıcı ama ağırbaşlı görüntüler sağlayan Roger Deakins, projenin başında Coen kardeşlerle yaptığı ilk toplantılarda kararlaştırılan yaklaşımı şu sözlerle özetliyor:
“Özellikle gece sahnelerinde motel ve cadde görüntülerindeki renk karışımlarının, ışık, gölge ve ısı boyutunun nasıl olacağı konusunda uzun uzun konuştuk. Benim aklımda da bazı fikirler vardı. Bu filmin bir Sam Peckinpah filmi gibi olmasını istiyordum. Periyod/dönem filmi tadı olmalı, geçmişe ait özellikler çağdaş dünyaya da sızmalıydı. Özellikle de Peckinpah’ın ünlü filmi ‘Bring Me The Head of Alfredo Garcia’yı (Bana Alfredo Garcia’nın Kellesini Getirin) aklımda tutarak yola çıktım. Bildiğiniz gibi o filmdeki karakterler geçmişin kurallarına tabi olarak yaşarlar ve modern dünyanın dışında gibidirler.”
Gerilim düzeyini artırmayı hedefleyen Deakins, “No Country For Old Men”in akışı boyunca ışık unsurunu bir öyküleme aracı gibi kullandığını belirterek bu yaklaşımı şu sözlerle açıklıyor:
“İç mekanların karanlığı ile dış mekanların parlaklığı arasındaki kontrastları çok severim. Karşımıza çıkan en büyük zorluklardan birisi, ‘uyuşturucu anlaşmasının’ yapıldığı mekan ve ırmak sahnelerinde şafaktan geceyarısına kadar olan düz ve pürüzsüz geçişin sağlanması oldu. Bu zorluğun üstesinden şafak zamanı çekim yaparak gelmeye çalıştık. Ayrıca akşam günbatımı zamanında ışıklandırma donanımları kullanmak suretiyle ‘sahte şafak’ yaratarak sorunu aşmaya gayret gösterdik.”
Film için seçilen manzaralar/peyzajlarda karakterlerin de mutlaka hesaba katılması gerektiğine inandığını belirten Roger Deakins, bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle açıklıyor:
“Çalıştığım her filmde karakter boyutu daima öncelikli olmuştur. Bence mekanlar sadece arka plan oluşturur. Dolayısıyla herşeyden önce karakterleri fotoğraflamakta olduğumu hissederim. Herhangi bir çekim çok hoş ve güzel olabilir ama ortamı hissettirmiyorsa veya öykünün gelişimine yardımcı olmuyorsa anlamsız kalacaktır. İnsan yüzlerini fotoğraflamayı çok severim. Bu filmde günümüzün en iyi aktörleri oynadığı için fazlasıyla tatmin oldum.”
Görüntü Yönetmeni Roger Deakins’in geçtiğimiz yıllarda Coen kardeşlerle yaptığı filmler çok sayıda ödül almıştı. Bunlar arasında Oscar adayı olan “Fargo”, “Barton Fink” ve “The Man Who Wasn’t There” başı çekiyordu. Coen kardeşlerle yaptığı başarılı işbirliğinin özünde sempatik kreatif ilişkinin yattığını vurgulayan Deakins, “Birbirimizi çok iyi tanıdığımız gibi görseller konusunda benzer yaklaşımlarımız var. Görüntülerin herşeyden önce öyküye hizmet etmesi ve kesintisiz olması gerektiği düşüncesini paylaşıyoruz” diyor.
Deakins’in sözünü ettiği öykülemedeki kesintisizlik boyutu kurgu odasının da öncelikli hedefi oldu. “No Country For Old Men”in kurgu sorumluluğunu, Coen kardeşlerin ilk filmleri olan “Blood Simple”dan beri sürekli beraber çalıştığı İngiliz kurgu editörü Roderick Jaynes üstlendi.
“No Country For Old Men”in çekimleri, Teksas eyaletindeki El Paso kentinden yaklaşık 3 buçuk saat uzakta bulunan Marfa adlı kasaba ve çevresinde gerçekleştirildi. Sadece 2030 nüfuslu bu küçük kasaba, 1950’li yılların unutulmaz filmi “Giant – Devlerin Aşkı”nın çekimlerinin yapıldığı yer olarak tanınıyordu. Başrollerinde James Dean, Elizabeth Taylor, Rock Hudson ve Dennis Hopper’in oynadığı o filmin ana çekim mekanı Marfa kasabasındaki Hotel Paisano olmuştu.
“No Country For Old Men”in prodüksiyon tasarımlarını, yıldızı yeni parlayan genç prodüksiyon tasarımcısı Jess Gonchor gerçekleştirdi. Daha önce “The Devil Wears Prada” komedinin ve “Capote” adlı periyod dramının tasarımlarını yapan genç tasarımcı, Coen kardeşlerle yaptığı ilk işbirliğinde filmin en dramatik sahneleri için doğru mekanlar aramakla işe başladı.
Jess Gonchor’un karşısına çıkan en büyük zorluklardan birisi, Şerif Bell’in kendisi gibi eski bir şerif olan amcası Ellis’e gittiği ve içinde bulunduğu çaresizlik ile ilgili öğütler aldığı Ellis’in ağaçlardan yapılan ahşap kulübesiyle/kabiniyle ilgili sahneler oldu. “Ellis’in yaşadığı kulübeyi Santa Fe’de prefabrik olarak hazırladım. Böylece Joel ile Ethan süreci yakından izleme fırsatı buldular. Kulübeyi boyadık, eskittik, içini doldurduk, sonra da bir kamyona yükleyip Teksas’a götürdük” diyor Gonchor…
Mekanlar arasındaki uzak mesafelere, önceden kestirilemeyen hava koşullarına, çöldeki zehirli yaratıklara ve kavurucu sıcaklara rağmen otantik mekanlar çok önemliydi. Teksas’ın sınır bölgelerinin ürkütücü ve yapayalnızlık duygusu veren atmosferi, en etkileyici ve şiirsel şekilde ancak ve ancak çekimlerin otantik mekanlarda yapılmasıyla sağlanabilirdi.
Teksas’taki çalışmayı tamamlayan film ekipleri, daha sonra New Mexico eyaletine geçerek Santa Fe’den yaklaşık 70 kilometre uzaktaki tarihi Las Vegas kasabasında çekim yaptılar. Burası ünlü kumar kenti Las Vegas’la aynı ismi taşıyan ama hiçbir benzerliği olmayan küçük bir kasabaydı. Las Vegas kasabası Vahşi Batı stilindeki caddeleriyle filme küçük Teksas kasabalarını temsil eden görüntüler sundu. Aynı zamanda da Gonchor’un prefabrik harikalarından bir başkasına ev sahipliği yaptı. Meksika’nın Teksas sınırındaki Eagle Pass adlı küçük Meksika kasabasıyla ilgili setler burada kuruldu.
“No Country For Old Men”in en dikkat çekici yanlarından birisi de, Javier Bardem’in portresini çizdiği soğukkanlı katil Chigurh karakterinin tuhaf çağrışımlar yapan saç stilidir. “Amadeus”taki çalışmasıyla Oscar ödülü kazanan Saç Stilisti Paul Leblanc, Chigurh karakterinin saç modelinde nasıl bir yaklaşım uyguladığını şu sözlerle açıklıyor:
“Javier Bardem’in oynadığı karakterin saç modelini tasarlarken kostüm tasarımcısı Mary Zophres ile yakın işbirliği halinde çalıştım. Chigurh karakterinin tuhaf ve ürkütücü görünmesini istedik. Saç stilini planlarken onun gerçek anlamda esrarengiz ve gizemli görünmesi için herşeyi yaptık. Chigurh’u gören herkesin, ‘Acaba bu adam nereden geldi?’ diye endişeleneceği bir saç modeli olmalıydı. Ancak bunu yaparken onun bir katil olduğundan da fazla uzaklaşmamak gerekiyordu. Filmdeki saç modeli tarihin belli bir kesimini temsil eden bir model değildir. Sizin algılamanıza paralel olarak 17. yüzyıl da olabilir, 1970’li yıllar da olabilir.”
Geçtiğimiz yıllarda “O Brother Where Art Thou” ve “The Ladykillers”ta Coen kardeşlerle beraber çalışan Paul Leblanc, onlarla yeniden işbirliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti şu sözlerle dile getiriyor:
“Coen kardeşler çalışmaktan keyif aldığım favori yönetmenlerimdir. Beraber iş yaptıkları herkesle el ele vererek uyumlu bir işbirliği ve çalışma sergilerler. Ayrıca filmlerinde saç unsuru üzerinde odaklandıklarına bakılırsa sanırım saçları seviyorlar. Hatta karakter yaratımında saçı kullandıklarını bile söyleyebilirim."
kaynak:sadibey
İngilizlerin seçimi Coen biraderler
BBC - LONDRA - Londra Film Eleştirmenleri Birliği Coen kardeşlerin Oscar adayı olan 'İhtiyara Yer Yok'unu (No Country For Old Men) yılın filmi seçti. Eleştirmenlerin verdiği ödüllerde Daniel Day-Lewis, There Will Be Blood'la en iyi erkek oyuncu, Marion Cotillard La Vie En Rose'la en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.İngiliz oyuncu Julie Christie Away From Her'le yılın Britanyalı aktrisi seçilirken There Will Be Blood'ın yönetmeni Paul Thomas Anderson, The Bourne Ultimatum'un yönetmeni Paul Greengrass'la en iyi yönetmen ödülünü paylaştı.
kaynak:radikal
http://img147.imageshack.us/img147/9609/5218655331e9b08e535b28aov7.th.jpg (http://img147.imageshack.us/my.php?image=5218655331e9b08e535b28aov7.jpg)++http ://img229.imageshack.us/img229/5866/521835048e660d1ee9fb28bgp5.th.jpg (http://img229.imageshack.us/my.php?image=521835048e660d1ee9fb28bgp5.jpg)++http ://img209.imageshack.us/img209/3427/521834502fb2c66cb17b28bbx4.th.jpg (http://img209.imageshack.us/my.php?image=521834502fb2c66cb17b28bbx4.jpg)++http ://img444.imageshack.us/img444/8345/521865873ac19b613acb28awz3.th.jpg (http://img444.imageshack.us/my.php?image=521865873ac19b613acb28awz3.jpg)
http://img405.imageshack.us/img405/9255/2228535905e05cc20a5do28gb9.jpg (http://imageshack.us)
Coen Biraderler
http://img260.imageshack.us/img260/5548/5218664819c70322e6bb28bxi9.th.jpg (http://img260.imageshack.us/my.php?image=5218664819c70322e6bb28bxi9.jpg)
http://img176.imageshack.us/img176/9893/fn94pvgc9.jpg
1 Hafta Kala: Coen’lere kaç Oscar?
Hollywood’un en büyük organizasyonuna bir hafta kala hemen hemen herkes “İhtiyarlara Yer Yok”un zafer kazanacağından emin gibi. Oyuncu kategorilerinde bazı soru işaretlerini saymazsak, şu anda kulislerde en çok sorulan soru Coen kardeşlerin o gece kaç heykelcik kazanacağı… Filmin yapımcısı, yönetmeni, senaristi ve kurgucusu konumunda bulunan kardeşler bir gecede 4’er heykelcik kazanabilir mi?
BAFTA ödüllerinin ardından gözler tekrar Hollywood’a döndü. Kendi memleketinde ‘en iyi film’ ödülü alan “Kefaret” (Atonement) aslında ufak çapta hayal kırıklığı yarattı da denilebilir. Çünkü film geceden sadece iki ödülle ayrıldı. Coen kardeşler ise yine ‘en iyi yönetmen’ ödülünü kaptılar. Gecenin en ilginç notu ise şüphesiz en çok ödülün “Kaldırım Serçesi” (La Mome) tarafından götürülmesiydi. Kostüm, Makyaj ve Müzik dışında filmin başrolünde fırtınalar estiren güzeller güzeli Marion Cotillard en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Cotillard sadece Julie Christie’yi kendi memleketinde hüsrana uğratmadı, aynı zamanda Oscar öncesi de kafaları karıştırdı. Fransızca olmasına rağmen – ki genelde İngilizce oynanan roller Akademi’nin tercihi oluyor. – Oscar’da son yıllarda gösterilen ‘yaşamış bir figürün canlandırılmasını ödüllendirelim’ durumu baş gösterebilir. Ama yine de Christie hala yarışta önde gözüküyor.
Coen’ler 4 Oscar kazanabilir mi?
Şu aralar ödül kulislerinin en çok konuşulan konusu ise Coen kardeşlerin bir gecede kaç Oscar kazanabileceği. Her ne kadar film ‘kurgu’, ‘senaryo’, ‘yönetmen’ ve ‘en iyi film’ için banko gibi gözükse de bu adaylıkların her birinin altında Joel & Ethan Coen’in isminin olması kafaları karıştırıyor. Halihazırda “Fargo”yla birer senaryo Oscar’ına sahip olan ikilinin geceyi dörrte dört yapamaması ihtimali de yüksek gözüküyor. Zira Akademi üyeleri eğer bu – rekor sayılabilecek – durumun farkına vardılarsa bu kategorilerin bazılarında başka filmlere yönelmiş olabilirler.
Bu yüzden de tehlike çanlarının çalmaya başladığını söyleyebiliriz. ‘En iyi film’ ve ‘yönetmen’de tercihlerin değişmeyeceğini varsayarsak “İhtiyarlara Yer Yok”un uyarlama senaryo ve kurgu kategorilerinde kaybetme şansı doğuyor. Üstelik ‘Uyarlama Senaryo’da yedek kulübesinde bekleyen bir isim de mevcut. Gecenin diğer büyük yıldızı – ancak büyük ihtimalle sadece ‘erkek oyuncu’yla yetinecek olan – Paul Thomas Anderson’ın “Kan Dökülecek”i (There Will Be Blood) bu yüzden burada sürpriz yapabilir. Üstelik Anderson da filmin hem yapımcısı hem senaristi hem de yönetmeni olduğu için üç adaylık almış durumda. Eğer Akademi üyeleri “Kan Dökülecek”i yeterince sevdilerse burada Anderson’a teselli ödülü mantığında hareket edebilirler.
Kurguya sadece bir heykelcik
İşin kurgu kısmı ise biraz karışık. Zira Coen Kardeşler diğer başka yönetmenlerin de yaptığı gibi kurgu alanında takma bir isim kullanıyorlar. Yani resmi olarak Oscar adayı olan kişi, hayali bir kimse olan Roderick Jaynes’den başkası değil. Ancak Los Angeles Times’dan Pete Hammond’ın belirttiğine göre takma isim olmasına rağmen Akademi, bu kategoride kazandığı takdirde ‘İhtiyarlara Yer Yok” için sadece bir heykelcik verileceğini açıklamış durumda. Bu da iki kardeşin dörder Oscar hayalini suya düşürüyor zaten. Ancak bunun dışında Coen’lerin geceyi sürekli sahnede geçirmesini engellemek için Akademinin kurgu kategorisinde – ki kesinlikle haksızlık olmaz – “Son Ultimatom”u (The Bourne Ultimatum) seçmesi de şaşırtıcı olmayacaktır....
kaynak:sinema.com,K.D.Yılmaz
No Country For Old Men,Bilimkurgu, Fantastik ve Korku Filmleri Akademisi’nin (The Academy of Science Fiction, Fantasy & Horror Films) işbirliğiyle gerçekleştirilen Saturn Ödüllerine 3 dalda aday gösterildi.
En İyi Aksiyon/Macera/Gerilim filmi
3:10 toYuma 300
The Bourne Ultimatum
Live Free or Die Hard
No Country for Old Men
There Will Be Blood
Zodiac
En İyi Senarist
Roger Avary, Neil Gaiman (“Beowulf”)
Brad Bird (“Ratatouille”)
Joel Coen, Ethan Coen (“No Country for Old Men”)
Michael Goldenberg (“Harry Potter and the Order of the Phoenix”)
Michael Gordon, Zack Snyder, Kurt Johnstad (“300”)
John Logan (“Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street”)
En İyi Yardımcı Aktör
Javier Bardem (“No Country for Old Men”)
Ben Foster (“3:10 to Yuma”)
James Franco (“Spider-Man 3”)
Justin Long (“Live Free or Die Hard”)
Alan Rickman (“Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street”)
David Wenham (“300”)
http://img123.imageshack.us/img123/85/nc35ca5.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/9378/nc31copyeg2.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/7672/nc345vb9.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/5840/nc34ew5.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/7372/nc22copymx9.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/8297/nc16vj3.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/9770/nc12bj2.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/7123/nc31zq9.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/9780/nc2wg9.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/3756/nc18iq9.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/1358/nc9uk3.jpghttp://img123.imageshack.us/img123/3261/nc26ri2.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/5451/stairsok2.pnghttp://img123.imageshack.us/img123/7893/1chigurh1cu6.pnghttp://img123.imageshack.us/img123/3766/chig2jb8.pnghttp://img123.imageshack.us/img123/8466/chig4kn4.png
http://img123.imageshack.us/img123/562/chig5pu0.pnghttp://img123.imageshack.us/img123/8326/chig7fh1.pnghttp://img123.imageshack.us/img123/9198/chig8bl6.pnghttp://img123.imageshack.us/img123/549/chig11lr2.png
Sena_Dulce 25-02-08, 10:57 onca ödülden sonra bu filme kesin gitmeyi düşünüyorum...
bu kadar başarılı bir yapım olduğunu sanmıyordum
ama oscar sağolsun anladım:D...
No Country For Old Men 4 dalda Oscar kazandı
En İyi Film: No Country for Old Men
En İyi Yönetmen: Joel Coen ve Ethan Coen
En İyi Uyarlama Senaryo: Joel Coen ve Ethan Coen
http://img214.imageshack.us/img214/3262/79975551eg7.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/3687/79974834jt5.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/3599/79974340em9.jpg
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Javier Bardem
http://img235.imageshack.us/img235/4805/79973990jr5.jpg
http://img235.imageshack.us/img235/7201/79973980qa0.jpg
http://img235.imageshack.us/img235/6849/79974056km1.jpg
http://img235.imageshack.us/img235/8816/79974274jd1.jpg
http://img235.imageshack.us/img235/3871/79974266tr0.jpg
No Country For Old Men’e 4 dalda Oscar
http://www.ntvmsnbc.com/news/281043.jpg
80. Oscar ödülleri Los Angeles’ta düzenlenen muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Gecede “No Country For Old Men” 4 dalda Oscar kazandı. En iyi erkek oyuncu ödülü Daniel Day Lewis’in olurken, en iyi kadın oyuncu ödülü Fransız Marion Cotillard’e gitti
NTV’den de canlı yayınlanan gece, ünlülerin ‘kırmızı halı’dan geçişiyle başladı. Ünlü tasarımcıların giydirdiği yıldızlar şıklık yarışındaydı. Komedyen John Stewart’ın sunduğu bu yılki Oscar ödüllerine “No Country for Old Men” (İhtiyarlara Yer Yok) adlı film damgasını vurdu. “No Country For Old Men” en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo dallarında Oscarları kazandı.
Filmin yönetmenleri ve senaryo yazarları Cohen kardeşler en iyi uyarlama senaryo ve en iyi yönetmen dallarında olmak üzere iki defa sahneye çıktılar. ..
***
Oscar ödülleri Avrupalılara gitti
Los Angeles’ta Kodak tiyatrosunda dağıtılan ödüllerde, 1964 yılından beri ilk defa en iyi kadın, erkek, yardımcı kadın ve yardımcı erkek dallarının tümünde ABD’li olmayan oyuncular Oscarlara ulaştı.
Bu yıl 80. kez verilen Oscar ödüllerinde, sahneyi Avrupalı oyuncular doldurdu.
...Yardımcı erkek oyuncu dalında en iyi olarak seçilen İspanyol Javier Bardem ise konuşmasında ailesine teşekkür ederek, “Bu İspanya için, bu sizin için” dedi.
En iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo dallarında dört ödül birden alan “İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men” filminin yönetmeni Joel ve Ethan Coen kardeşlerden Joel, ödülü alırken yaptığı konuşmada, henüz gençken kardeşiyle birlikte çektikleri amatör filmi hatırlattı.
Cormac McCarthy’nin romanından uyarlanan “İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men”, Coen kardeşlerin en iyi orijinal senaryo dalında 1996 yılında Oscar aldıkları Fargo’dan sonra yazıp yönettikleri 12. film oldu.....
kaynak:ntvmsnbc
http://img254.imageshack.us/img254/5928/porchcrymeariveriz3.pnghttp://img254.imageshack.us/img254/804/wiping3crymeariverhp9.pnghttp://img254.imageshack.us/img254/4291/wiping4crymeariverqw8.pnghttp://img254.imageshack.us/img254/3008/wiping2crymeariverag3.gif
deadly_angel 27-02-08, 14:18 ‘No Country For Old Men’, sinemaları fethetti
Oscar ödüllerinin 80. kez sahiplerini bulduğu törende 4 dalda altın heykelciği evine götüren “İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men”, Oscar töreninden sonra ABD’de gösterildiği sinema salonu sayısını ikiye katladı.
Variety’nin haberine göre, Oscar gecesinden “En İyi Yönetmen”, “En İyi Film”, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ve “En İyi Uyarlama Senaryo” dallarında ödül kazanan “İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Men” atağa kalktı.
ABD sinemalarında 9 Kasım 2007 tarihinde izleyiciyle buluşan film, Oscar töreninden önce 1101 sinemada seyirci karşısına çıkarken, bu sayıyı ikiye katlayarak 2030 sinema salonunda gösterilmeye başlandı.
Oscar alan filmlerin hala gösterimde olması halinde gişe hasılatını katladığı gözönüne alındığında, Ethan ve Joel Coen kardeşlerin yönettiği filmin de aynı başarıya ulaşması yapımcılar tarafından bekleniyor. Şu ana kadar ABD’de 64.6, yurt dışı hasılatında (Kuzey Amerika hariç gösterildiği bütün dünya sinemaları) 37.3 ve toplamda 102 milyon dolar gişe hasılatı elde eden filmin bu hafta sonundan itibaren yüksek bir gişe hasılatı grafiği çizmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Yapımcılığını Scott Rudin’in üstlendiği film, Miramax ve Paramount Vantage’in ortak prodüksiyonu. ABD’de Miramax şirketinin, ABD dışında ise Paramount Vantage’ın dağıtımını yaptığı film, 7 Mart’ta da Türkiye’deki sinemalarda gösterime girecek.
Ethan ve Joel Coen’ın yönettiği filmde, Javier Bardem, Tommy Lee Jones, James Brolin, Woody Harrelson, Kelly MacDonald, Garret Dillahunt, Josh Brolin ve Barry Corbin rol alıyor. Film, uyuşturucu pazarlığı sonucu kaçan Moss’un kanlı ve şiddet dolu bir maceraya sürüklenmesinin hikayesini anlatıyor.
Kaynak: Ntv
Oscar'ın kötülük çiçekleri
Bu yıl Oscar'a damgasını vuran 'İhtiyarlara Yer Yok' (No Country for Old Men) ziyadesiyle kanlı bir gerilim filmi kisvesiyle, western mit'i üzerinden yozlaşan Amerikan toplumunun hal ve ruhiyetini vurguluyor. Emekliliğine üç beş gün kalmış yaşlı şerifin (Tommy Lee Jones) sıkça iç geçirip hayıflandığı gibi memlekette dirlik düzen kalmamış, kısaca kötülük ve tehlike her yerde. İster politik bir bakış getirip günümüzle alakalandırın, isterseniz ahlaki mesajı üzerine kafa yorun, sonuçta 'nerede o eski güzel günler' özlemi ortada.....
***
Coenler'in Oscar serüveni
22 yıl önce iki kardeş olarak el ele tutuşup ilk filmleri 'Blood Simple' ile sinema gündemine düştüklerinde herkes onları 'bağımsız, özgün ve yetenekli' olarak baştacı etmişti. Şahane 'Barton Fink' (1991) ile Hollywood sisteminde varolmanın nasıl bir cehennem azabı olabileceğini ve yeteneği kısıtlanan senarist John Turturro'nun 'alter ego'su John Goodman aracılığıyla aldığı 'ateşli' intikamı anlatmışlardı. Oscar'a en yakın oldukları zaman ise 'Fargo' (1996) ile aldıkları özgün senaryo ve başrolündeki Francis Mcdormant'ın kadın oyuncu ödülü oldu. O günden bu yana çok zaman geçti. Bağımsız kardeşler bu çıkıştan sonra Hollywood'dan ziyadesiyle para buldular, George Clooney, Tom Hanks gibi ünlü aktörlerle çalıştılar. Bu yıl Oscar galibi oldukları 'İhtiyarlara Yer Yok' ise son 10 yıldaki en iyi filmleri kuşkusuz. Hem de en kanlı filmleri. Ama en önemlisi Oscar gecesine de damgasını vuran hissiyat misali keskin bir eleştiriden ziyade, 'daha iyi bir ülke' olmayı dileyen liberallerin duygularına tercüman olmaları.
kaynak:sabah,ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR
Şiddetin karikatürize edilmiş versiyonuyum
http://img.sabah.com.tr/2008/02/28/gny/im/F9D87A6104054643B1C123BBr.jpg
80'inci Akademi Ödülleri'nde 'İhtiyarlara Yer Yok' filmindeki performansıyla 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu' Oscar'ını kucaklayan Javier Bardem, sinema yazarımız Esin Küçüktepepınar'a konuştu: Rolüm varolan şiddeti özetliyor; nedensiz, mantıksız ve vahşi.....
Bu yıl Oscar'a Avrupalı oyuncular damgasını vururken; öncesinde değil ödül, adaylığın bile hayalini kuramayan İspanyol aktör Javier Bardem 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu' ödülünü kucaklarken çok heyecanlandı, kabul konuşmasını yarı İngilizce yarı anadilinde yaparak minnettarlığını ifade etmeye çalıştı. Oscar'a damgasını vuran 'İhtiyarlara Yer Yok' filmindeki 'sayko cani' rolüyle etrafı kana bulayan Javier Bardem ile görüştük.
DİL HOCASIYLA PRATİK YAPTIK
Bu film western mit'i üzerinden yozlaşan Amerikan toplumunun hal ve ruhuyetini vurguluyor. Siz bir yabancı aktör olarak bu hikayenin neresindesiniz?
Şiddetin karikatürize edilmiş versiyonuyum. Abartılı yazılmış bir rol elbette ama genelde varolan şiddeti özetliyor; nedensiz, mantıksız ve vahşi. Bir Avrupalı olarak bunu yeterince anlamayabilirim ama oyuncu olarak olayın içine girmek zorundasınız. Ayrıca Amerika'ya ait keskin bir şiddet gibi görünse de tüm dünyanın mustarip olduğu bir vahşet var ortada. Ben de aksanıyla veya tipiyle belirli bir kategoriye sokamayacağınız bir caniyim.
İngilizce aksanınız bayağı iyi. Öncesinde çok çalıştınız mı?
Özel bir dil hocasıyla durmaksızın pratik yaptık çünkü Coen kardeşler İspanyol aksanımın çok belirgin olmamasını istediler. Karakterimin biraz kimliksiz olması gerekiyordu.
Sizi kez böylesine kötücül bir rolde izliyoruz. Söz konusu Coenler olsa da tereddüt ettiniz mi hiç?
Onlarla çalışmak müthiş bir ayrıcalık. Tüm filmlerini severim ama 'Blood Simple'i izlediğimde vurulmuştum. Hiç tereddüt etmedim kabul ederken. Hayranım onlara ve çok şanslıyım! Ama çekimlerde zorlandığımı itiraf edeyim.
Nasıl zorlandınız?
Ben her role hazırlanırken zorlanırım. Burada da ilk çekimlerde yalnız başınaydım sahnelerde. Sürekli kafa yorup nasıl olmam gerektiğini düşündüm, oyunculuğun rol kesmek değil, karakterin ta kendisi 'olmak' anlamına geldiğini düşünüyordum. Dolayısıyla sürekli araştırıp, kendimizden memnun olmamamız gerek. Bu huzursuz bir durum ama aynı zamanda sizi besliyor ve geliştiriyor. Ben kendimden oyuncu olarak hiç memnun olmam ki zaten. Genelde çekimlerde sürekli tedirgin bir duygu yaşarım.
Coen kardeşlerin sette çok ketum ve sesiz oldukları söylenir, nasıldı çalışmak?
İyi ki bu filmde Josh (Brolin) vardı. İyi arkadaş olduk, çekimler dışında da birlikte takıldık. Nasılsa her an kovulacağımızı düşündüğümüzden mümkün olduğunca hiçbir şeyi dert etmedik.
Nasıl yani?
Coen kardeşlere saygım sonsuz ama söylemeliyim ki sette hiç tepki vermeden çalışıyorlar. Josh da aynı dertten mustaripti. Ne aferin ne de çok kötü oldu diyorlar. Ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Ama o an siz bir oyuncu olarak kendinizden emin olamıyorsunuz tabii ki.
Bu bir Amerikan suç öyküsü. Size neler ifade ediyor?
Biz de İspanya'da Western filmleri çok izledik, John Ford hayranı olduk. Tabii ki Avrupa ile ABD kültürü ve bakışı arasında çok fark var. Yani suç değil işleniş biçimindeki vahşet farklı olabiliyor. Öldürmemek seçimim varken bile insanları harcıyorum mesela...
Saç kesiminiz çok özel, çok acı çektiniz mi?
Hiç sormayın! Senaryoda böyle bir şey yoktu. İlk sete geldiğimde anında beni berbere yolladılar, sonuca inanamadım! Coen kardeşler bana bakıp kahkahalar atınca mahvolduğumu anladım. Moralim acayip bozuldu. Hemen ardından Josh (Brolin) ile bir bara gittik, şöyle rahatlayalım bir içki içelim diye. Kimse bizi tanımıyor tabii. Herhalde iki-üç ay hiçbir kadın benimle yatmaz diye espri yaparak kendimi rahatlattım!
kaynak:sabah,ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR
Oscar’ı, Suçun Kemale Ermiş Hali Kazandı
http://farm1.static.flickr.com/241/521834502_fb2c66cb17_m.jpg
80. Oscar’lardaki en önemli ödülleri Türkiye’de İhtiyarlara Yer Yek adıyla gösterilecek olan No Country for Old Men kazandı. Filmin aldığı ödül sıralaması şöyle. En iyi film (Ethan Coen ve Joel Coen). En iyi yönetmen: (Ethan ve Joel Coen). En iyi yardımcı erkek oyuncu (Javier Bardem Anton Chigurh rolü ile), En iyi uyarlama senaryo (Joel and Ethan Coen).
Peki, ne oldu da milyarlarca dolarlık büyük bir endüstrinin zirvesi sayılan Oscar’lar bu defa gerçekten hak eden bir filme gitti? Değil mi? Geçen yıl yazdığım gibi Oscar’lar vasatın büyük ödülü olarak ün yapmışken? Yapılan eleştiriler mi? Belki! Çünkü artık bütün dünyada Oscar örülerini kimini alacağını hemen herkes baştan biliyor ve insanlar sonuçlara dudak bükerek, “Sektör zaten hep bunu yapıyor” demeye başlamışlardı…
SUÇ FİLMLERİNİ TERSİNE DÖNDÜRÜYOR
İhtiyarlara Yer Yok bu defaki Oscar’ların dağılımı için kimsenin dudak bükemeyeceği bir seçim oldu. Şöyle ki: Bugüne kadar seyrettiğimiz (veya çekilen) suç filmlerinde, (meselâ Coen’ler’in Fargo’sunda bile) hikâyelerdeki hâkim düşünce, “Kötünün mutlaka yenileceği, adaletin mutlaka yerini bulacağı” üzerine kurulurdu. Bu düşünceyi, “Kötüler cezasını çekecek çünkü adaleti temsil edenler, suçlulardan daha akıllı, zeki, bilgili, cesur, kuvvetli” fikri pekiştirirdi. İşte Coen kardeşler, İhtiyarlara Yer Yok’ta bir devrim yaparak tam tersi bir yol izliyor. Filmin kahramanlarından Şerif Ed Tom Bell (Tommy Lee Jones) salt kötülük karşısında o kadar büyük bir yılgınlığa düşüyor ki, emekli olmaya karar veriyor! Onun ağzından konuşan Coen’ler, “Emekli olacak çünkü artık iyi, kötülüğü yenecek güçte değil” diyorlar!
Kötülük dünyamızı o kadar ciddi biçimde kuşatmıştır ki, o kadar güçlüdür ki, artık ne adaleti sağlayacak kişiler… Ne kötülüğü sokağa salan sermaye (ve uzantısı mafya)… Ne Vietnam’da iki dönem savaşmış bir tür Rambo olan Llewelyn Moss (Josh Brolin) ile Moss gibi Vietnam’da bulunmuş ve sivilde mafyanın emrine girmiş Carson Wells (Woody Harrelson)… Ve ne de “masumiyet!” Hiçbiri, salt kötülüğün (suçun) temsilcisi olan Anton Chigurh isimli katili durduramayacaktır!
http://farm3.static.flickr.com/2090/2228535905_a9125a0b6c_m.jpg
SUÇ VE PARANIN AMACI AYNI MI?
İhtiyarlara Yer Yok’un en karakteristik tipi Anton, adeta Terminatör filmlerinden fırlamış gibidir. Muhakemesi ve davranışları tıpkı, “yapay zekâ” ile işleyen, programlanmış bir robotu andıran Anton’a, “karakter” değil, “karakteristik tip” deyişimin sebebi de budur. O, adeta “suçun kemale erişmiş hali, bir cihazı”dır: Anton, meselâ öldürdüğü bir kişinin karısına, “Seni öldüreceğim çünkü kocana söz verdim” diyebilecek kadar bir robot mantığı yürütür. Kadına, “Yazı tura atalım kazanırınsa kurtulursun” teklifinde bulunur. “Beni öldürme kararını verecek olan sensin, para değil” cevabına ise Anton, “Ben ve para aynı amaçla buradayız!” karşılığını verir. Kırılan kolunu sarıp yürüyerek gittiği plân ise suç filmleri için yeni bir başlangıcın doğdu an gibi görünüyordu…
http://farm1.static.flickr.com/248/521866481_9c70322e6b_m.jpg
FARKLI OKUMALARA MÜSAİT
İhtiyarlara Yer Yok, suç-drama türünde ama farklı okumalara açık. Yani onu başka şekilde niteleyebiliriz. Finalin ucunun açık bırakılması; hikâyenin klâsik Hollywood suç filmleri gibi dakik bir aksiyon olarak değil, minimalist yönetmenlerle anlatılması onu bir “karşı film”, bir “anti kahraman filmi”, “minimalist filmi” gibi nitelememize de neden olabiliyor.
Evet, başlıkta da dediğim gibi, Oscar’ı suçun kemale ermiş halini anlatın bir film kazandı!
kaynak:sadibey,Coşkun Çokyiğit
Kanunlar Olmasa Çok Daha İyi Olurdu!
Edebiyat yazarı Cormac McCarthy'nin kaleme aldığı "No Country For Old Men"'i 2003te yayımlayıncaya kadar derin ABD öyküleri yazan biriydi.Kitap yayımlanınca kendisinin bile beklemediği bir ilgiliyle karşılaştı.McCarthy,soluk soluğa okunan heyecan ve gerilim yüklü kitabında,Teksas sınırında 2.4 milyon dolar nakit para bulunca acımasız ve ölümcül bir takibin hedefi haline gelen dürüst bir adamın öyküsü anlatılıyordu.Şiddetin ve kanunsuzluğun yükselişe geçtiği Batı'da roman iyi ve kötü kavramları üzerine kışkırtıcı bir etki oluşturdu.
McCarthy'in kaleme aldığı karakterlerin zekasını beyazperdeye aktarmak için Amerikan sinemasının iki gözde yönetmeni Joel ve Ethan Cohen kardeşlerden daha iyisi hayal edilemezdi.Yönetmenliğe kara mizah klasiği "Blood Simple" ile başlayan ardından "Raising Arizona" , "Miller's Crossing" , "Barton Fink" Oscar ödüllü " Fargo" ,"The Man Who Wasn't There" ve "O Brother Where Art Thou" gibi filmleri hayata geçiren Joel ve Ethan Cohen, "No Country For Old Men"de kendilerine özgü karmaşık,nüanslara dayalı,çok katmanlı ve kimi zaman mizah yüklü bir öykü çıkarıyor.Sonuç ise karşı konulması mümkün olmayan,aksiyon yüklü bir sinema filmi oluyor.Filmde karşı karşıya geleceğimiz temalardan bazıları şöyle: Batı tarzı yaşamın hızla yaklaşan sonu;paramparça olmuş bir dünyaya karşı mücadele veren onur ve adalet gibi kavramların son çırpınışları;insanoğlunun kötülüğe karşı vermeye çalıştığı mücadele;günümüzün kara mizahı ve şiddet dolu ortamı;şeytana uyma,baştan çıkma hayatta kalma,gözden çıkartma,feda etme gibi kavramların karşılıklı etkileşimi...Bunların üstüne de bir tutam kalıcı sevgi ve karanlıkta bir umut ışığı karışımı...
"No Country For Old Men" (İhtiyarlara Yer Yok) Yılın En İyi Filmi,Yönetmeni,Senaryo Uyarlaması,Görüntü Yönetmeni ve Yardımcı Erkek Oyuncusu dahil 8 dalda Oscar adayı oldu.üçüncü kez Oscar Ödülüne aday gösterilen Oscar ödüllü Tommy Lee Jones,1980'li yılların şiddet ve öldürme dalgasını alamaya çalışan dürüst bir şerif rolünde karşımıza çıkıyor.
kaynak: sinemalife.com
http://img525.imageshack.us/img525/5053/x2bb4.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/5360/x1sa7.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/7796/x4xx2.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/9590/x9da4.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/5548/x8be2.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/448/x10in3.jpg
http://img525.imageshack.us/img525/2803/x7ud2.jpg
deadly_angel 06-03-08, 16:34 İhtiyarlar'ın Sinemadaki Yeri!
Coen kardeşler, efsanevi 24 yıllık sinema kariyerleri boyunca toplam 12 filme imza attılar. Bu filmleri bir bütün olarak eleştirmek ve başarı bakımından sıralamak zor. Çünkü Coen'ler çoğunlukla iki tür film üzerinde çalışır. Birincisi, sivri diyaloglu, abartı görselliklerle süslenmiş deli dolu komedi türü. Büyük Lebowski, Raising Arizona, Nerdesin Be Birader gibi. İkincisi, sinsi bir kara komedi elementine sahip, karanlık, vahşi suç dramaları. Fargo, Miller’s Crossing ve Blood Simple gibi. Bu iki kategoriye hemen oturtamadığım tek film ise Barton Fink’tir herhalde.
Kardeşlerin ilk roman uyarlaması İhtiyarlara Yer Yok, bu ikinci kategoriye gururla katılmakla kalmıyor, kardeşlerin bilindik suç stilini yeniden inşa ediyor. Önümüzde insan ruhunu çaktırmadan ti'ye alan ironik bir kara komedi anlayışı yerine olabildiğince karanlık, olabildiğince vahşi bir Coen kardeşler klasiği var. Filmin bir kitap uyarlaması olması, ve orijinal esere neredeyse bire bir sadık kalması, kardeşlerin detaya bağlı eşsiz görsel stiline rağmen alışılagelmişin dışında bir anlatım tarzı. Cormac McCarthy’nin keskin ve merhametsiz yazı stilini kendilerine gölge edinen filme, Coen'cilerin bile baştan soğuk yaklaşmaları muhtemel.
Fakat bu soğukluk bir çeşit büyüme sancısı. Kardeşlerin en vahşi, en karanlık sahneye bile hınzır bir komedi elementi sıkıştırması, son on dakikada birbiriyle alakası olmayan konu elementlerini çılgınca bir araya getirmesi beklentilerimiz arasındaydı. Blood Simple’da yere düşen kan damlalarını harıl harıl temizlemeye çalışan katilin traji komik durumu halen aklımda. Fargo’da Marge Gunderson’un hiç beklemediği anda tesadüfen katili bulması. Katilin ortağının ayağını bir kütük ile odun öğütücüsüne bastırması. İyi ve kötü arasında ilginç ve hatta acayip bir son karşılaşma Coen'lerin baştacı.
Filmin son yirmi dakikası bir kaç aydır oldukça konuşuldu. Filmin son sahnesi hakkında “Dahiyane”den “Mantıksız”a, “Mükemmel”den “Ne oldu şimdi, anlamadım” a kadar bin türlü tartışmalara kişisel olarak şahit oldum. Filmin sonu hakkında detaylı bilgiler vermeden başta filmin sonu hakkında hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Fargo’yu en az elli kere izlemiş, her sahnesini detaylarıyla irdelemiş bir sinema sever olarak bilinçaltım ister istemez Tommy Lee Jones’u Frances McDormand’a, Javier Bardem’i ise Peter Stormare’ye dönüştürdü. Bu sayede aynı absürd tesadüflerle sonuçlanan, bu iki karakteri olağanüstü bir biçimde bir araya getiren Fargo'msu bir son bekliyordum. Bu sonun tam tersi bir üçüncü perde ile karşılaşınca filmin ilk iki perdesi sırasında beynimde şan turları atan “Yılın en iyi filmi! Coenler eski formlarına geri döndü!” sloganları sessizleşmedi değil.
Fakat yukarıda belirttiğim gibi, bunlar büyüme sancıları. Daha karanlık, daha yetişkin, daha beklenmedik bir Coen kardeşler sinemasını kabullenmekteki yolun başlangıcı. Filmi ilk izlediğimden beri yaklaşık dört ay geçti. Filmi düşündüğüm her geçen gün, son perdesine olan saygım biraz daha artıyor. Filmi kardeşlerin suç draması kategorisinde daha yukarı seviyelere yerleştiriyorum. Hikayenin şanssızlıklara ve tesadüflere odaklanan, sert ve gerçekçi yapısı ele alındığında, sonu giderek daha çok tatmin ediyor.
Filmin son yirmi dakikasını bir kenara bırakalım ve ilk bir buçuk saatine odaklanalım. İşte bu süre boyunca Coen'lerin her karesi ustalık dolu, en küçük detayları bile avantajına kullanarak sinirleri geren eski stil suç draması formuna döndüğü tartışılamaz. Kiralık katil Anthon Chigur’un benzincideki muazzam diyaloğu sırasında yavaş yavaş açılan çikolata paketinin yakın çekimine, kullandığı ses dizaynına dikkat edin. Chigur’un benzincinin hayatı için yazı-tura oynadığı sahnenin en önemli anında Coen'lerin araya montajladığı bu uzun çekim, sahnenin tansiyonunu azımsanamaz derecede yükseltiyor. Chigur’un bir otel odasından diğerine para dolu çantayı aradığı sahnenin montajı. Josh Brolin’in canlandırdığı Llewelyn Moss’un, Chigur’un kurşunlarından kaçtığı sekansta hangi kurşunun nereden geldiğini milimi milimine hesaplayan ses miksi. Bu sahnelerin her biri Coen'lerden beklediğimiz sinemayı fazlasıyla karşılıyor.
Oyuncu kadrosu ise tek kelimeyle mükemmel. Josh Brolin, çanta dolusu parayı bulan bahtsız Llewelyn rolüne kusursuz bir karizma getiriyor. Javier Bardem, Anton Chigur ile son yılların en orjinal, en acımasız ve en tüyler ürperten psikopatını ekrana aktarıyor. Fakat filmin en önemli performansı, modern dünyanın neden bu kadar yozlaştığını bir türü kafasına sığdıramayan polis Tom Bell rolüne getirdiği içten yaklaşımı ile Tommy Lee Jones’a ait. Jones’un bu film yerine In The Valley of Elah gibi "unutulur" bir performans ile Oscar’a aday gösterilmesi garip bir seçim.
Sonuçta İhtiyarlara Yer Yok, Coen'lerin suç draması kolunda Fargo’ya yaklaşamasa bile Blood Simple ile yarışıyor. Karesi karesine mükemmel olmasa bile anlattığı hikayeden haz alan, sinemanın bütün tekniklerini en küçük detayına kadar kullanmayı bilen harika bir suç epiği var karşımızda. Hayal kırıklığı yaratan iki örnekten sonra Coen kardeşlerden ümidi kesen seyircinin bu filme bir şans vermeleri tavsiyem.
Kaynak: Beyazperde
deadly_angel 06-03-08, 16:36 "İhtiyarlara Yer Yok": Coenesk western
Bu yıl, başta en iyi film ve en iyi yönetmen kategorileri olmak üzere 4 dalda Oscar kazanan yapım, Coen Kardeşler'in filmografisinde üst sıraları zorluyor. Westerni, kendi ideolojileriyle yeni bir formüle sokup, 'kara komedi-western' adlı yeni bir türün içinde modernize eden yönetmenler, belli ki bir çok sinemacıyı ve eseri derinden etkileyecekler...
Coen Kardeşler'in filmografisine baktığımızda, 'kara komedi' alt türünde eserler verdiklerini görebiliyoruz. Bu sözünü ettiğimiz alt tür, zaten rahatlıkla kara filmin postmodern dönüşüm geçirmiş hali olarak anılabilir. Temeline bakarsak, iki türün birleşmesiyle ortaya çıkan bir tür kırması olduğu da bir gerçek zaten. 90'larda Quentin Tarantino ve Coen Kardeşler'in filmleri ile karşımıza çıkan bu alt tür, birçok yönetmeni de derinden etkiledi kuşkusuz. Örneğin son dönemde, "Buz Hasadı" ("The Ice Harvest", 2005) ve "Arapsaçı" ("The Big White", 2005), fazlasıyla 'Coen Kardeşler' kokmaktaydı. Elbette bu alt türün çıkış noktası, esas olarak Coenler'in "Kansız" ("Blood Simple", 1984) adlı ilk filmleri. Kara filmi, absürd karakterler ve abartılı olaylarla kara komediye dönüştüren eser, sinema tarihinin de mihenk taşlarından biri oldu zamanla...
Klasik westerni, kara komedi kılığına sokuyorlar
Biraderler, bu filmden sonra ise kara-komedi türünü film modellerinin çıkış noktası olarak kullandılar. Bu uygulama, çoğu zaman sinema tarihinin egemen türlerinin değişim geçirmesini sağlamak içindi kuşkusuz. "Miller Kavşağı"nda ("Miller's Crossing", 1990) 30'ların gangster filmlerini, "Dayanılmaz Zulüm"de ("The Intolerable Cruelty", 2004) screwball komediyi hedef alıyorlardı örneğin. "İhtiyarlara Yer Yok"da ise klasik westerni, kara komedi kılığına sokuyorlar. Böylece, son dönemde postmodernleşme sürecinden girerek "Brokeback Dağı" ("Brokeback Mountain", 2005) ve "Şiddetin Tarihçesi" ("History of Violence", 2005) gibi başarılı örnekler veren tür, yine farklı bir formüle bürünmüş oluyor. Coenler, tarihlerini 1980'ler olarak belirliyorlar ve Amerika'nın batısına uzatıyorlar kameralarını. Fakat ne bir western kasabası, ne bir kızılderili, ne de atlı insanlar görebiliyoruz. Aksine türün bu ana motifleri, dönüşüm geçirerek karşımıza geliyorlar. Öncelikle bir şerifimiz var. Tommy Lee Jones'un canlandırdığı bu karakterin dış sesi, filmi bölgenin tarihçesini özetleyerek açıyor. Batılı aksanıyla bizi türün sularına sokması ise, oldukça faydalı.
Baş karakter, Buffalo Bill'den esinlenerek anti-kahraman olarak çizilmiş
Ancak esas önemli nokta, kötü adamın 'Buffalo Bill' edasıyla baş karakter koltuğuna yerleştirilmesi oluyor. Yani bir anda aklımız, William A. Wellman'ın bir kızılderili karakteri klasik westernde ilk kez 'kahraman' olarak kullanan 1944 tarihli filmine gidiyor. Evet, merkeze yerleştirilen Javier Bardem'in canlandırdığı Anton karakteri, filmimizin 'öteki'si. Yani klasik westernde kızılderiliyi temsil ediyor. Ancak Bardem İspanyol olmasına karşın, aksanı safkan Amerikalı gibi. Ülkenin batısında western atmosferinin içinde yaşayanlardan tek farkı ise giyim tarzı. Simsiyah giyinen karakterimiz, bej gömlekli ve fötr şapkalı western karakterlerinin tam zıttı istikamette konumlandırılmış. Uzun saçlarını da (ki uzun saçlılık, kızılderililik motifidir) aşağı doğru tarayarak tipik bir Coen Kardeşler karakterinin özelliklerini tamamlamış oluyor. Sakalı ve bıyığı olmayan, saçlarını ise bir eşcinsel gibi tarayan bir tipleme bu. Film boyunca da 'absürd' yönü sayesinde kara komediyi en çok destekleyen unsur oluyor.
Anti-kahraman Anton, silah değil oksijen tüpü taşıyor!
Zaten karakterimizin esas tehlikeli olduğu nokta, elinde bir oksijen tüpü taşıması. Evet evet yanlış duymadınız. Kurbanlarını öldürmek için silah yerine oksijen tüpü taşıyan bir karakter bu. Tam da Coenler'in ağzına lâyık! Belli ki bu karakteri sinemasal hale getirmek için çok uğraşmışlar. Zaten daha çok 'western karakterleri'ni bozmak için kullanılan ve günümüzdeki 'uyuşturucu bağımlılığı' ile özdeştirilen bir prototip bu. Coenler'in western türüyle oynarken en akıllı numaralarından biri aynı zamanda. Westernlerdeki erkek karakterlerde cesaret, namus ve erkeklik organı gibi olgularla özdeşleştirilen silahın yerini, 'hayat' ve 'bağımlılık' kavramlarını destekleyen oksijen tüpünün alması, belli klasik kalıpları bozup yeniden şekillendirmek için yapılmış zekice bir numara kuşkusuz. Tabii uyuşturucu ve sistemle ilgili güncel meselelerin yansıtılmasını da sağlıyor, basit bir detay gibi gözükse de. Bardem'in, bu incelikli karakterin altından kolayca kalkıp kariyerinin en başarılı performansını verdiğini de belirtmek lazım...
"Kahraman Şerif"e saygı...
Diğer karakterler de ondan farklı değil aslında. Tommy Lee Jones'un şerif karakteri, bir klasik western klişesi olan 'didaktik mesaj verme' motifini sergilerken ironik duruma düşen bir karakter. Ama filmin Bardem ile başrolü paylaşan oyuncusu Josh Brolin aslında. Onun da minimalize edilmiş bir aile hayatı var. En önemli işlevi ise, bir uyuşturucu ticareti çatışmasında bulduğu para dolu çanta yüzünden Anton'u peşine takması. Coenler de bu kovalamacayla, filmin temposunu yükseltme olanağını yakalayıp, bir 'açık alan western'i çektiklerini kanıtlıyorlar. Böylece film, bir noktadan sonra aynı tanımlamayla anılabilecek "Kahraman Şerif" ("High Noon", 1952) edasıyla, çatışma ve kaçma-kovalamaca sahnelerine odaklanıyor. Hafiften aksiyon ve macera türlerine de göz kırptığını söyleyebiliriz bu noktada. Bu sahnelerin çölün ortasında bir otelde gerçekleşmesi ise, western atmosferinin yerini kara film dünyasına bıraktığı gerçeğini bir kez daha vurguluyor...
Coenler'in yapmak istediği, eskiyen western türünü yeniden formüle ederek kendi stillerine uyarlamak. Bunu da başardıklarını söylemek gerekir. Bunda, üzerinde fazlasıyla çalıştıkları karakterlerin ve Roger Deakins'in çöl atmosferini iyi kavrayan geniş açı objektiflerinin payı çok fazla elbette. Sam Peckinpah'ın izinden gidip 'gore' öğeler kullanarak, çölü ve oteli kan gölüne çevirmeleri de gözden kaçmamalı. Yani işin özü, Coenler'in bir kez daha sinema tarihine hakim olduklarını kanıtlıyor "İhtiyarlara Yek Yok". Film, yüksek sinema bilinciyle türe kattığı yenilikler ve anti-muhafazakâr sonu ile çok da fazla rastlamadığımız bir 'açık alan western'i. Coenler de bu bağlamda farklı bir füzyon oluşturup, filmografilerine kendi film modellerinin western şubesini de yazdırmış oluyorlar...
Kimler İzlemeli?
Westernde yeni oluşumlar arayanlar.
Coen Biraderler'in filmografisini takip edenler.
Javier Bardem'i kariyerinin en farklı rolünde görmek isteyenler.
Kimler İzlememeli?
Kara komedi türüyle arası bozuk olanlar.
Western ortamından ve atmosferinden tiksinenler.
"Fargo"yu sevmeyenler.
Kaynak: Sinema
No Country For Old Men
Ethan ve Joel Coen’in yönettiği, başrollerini Tommy Lee Jones ve Javier Bardem’in paylaştığı 4 Oscar ödülüne sahip olan No Country For Old Men günümüzdeki en önemli sorunu, şiddeti konu alıyor.
Dünyada şiddetin hiç bitmediğini ve günden güne güçlendiğini, polislerin suçluları yakalamakta zorluk çektiğini, suçluların amaçlarını serbestçe gerçekleştirebildiklerini anlatıyor.
Geçenlerde Roma’da Stanley Kubrick sergisine gittim. Yönettiği bütün filmlerden parçaların gösterildiği sergide Otomatik Portakal filminin bölümüne girip hakkında yapılan belgeseli izledim. Filmi görmedim ama duyduğuma ve o belgeselden anladığıma göre, polisler toplum düzenini korumak amacıyla şiddete bile başvuruyor, hatta suçluların beyinlerini yıkayarak etkisiz hale getiriyorlar.
No Country For Old Men’de ise suçlular başa geçiyor ve dünya bir suç devleti haline geliyor.
Film aynı zamanda insanların gittikçe barbarlaştığını, para ve silâhla her şeye sahip olunabileceğini anlatıyor.
Filmin başında şerifin dediği gibi eskiden hiç bir şerifin silâhı yoktu, silâhsız her iş hallediliyordu ama artık silâhtan bile korkulmuyor çünkü herkes kolayca ediniyor.
İletişimsizlik, bireysel şiddet ve yalnızlık beyazperdeye iyi yansımış, Javier Bardem ise performansıyla yardımcı erkek ödülünü hak etmiş ama film oldukça durağan bir filmdi, bana göre daha iyileri çekildi ama günümüzde o kadar çok kötü film yapılıyor ki bunun gibi filmler Oscar kazanıyor.
(06 Mart 2008)
Emir Batuş/sadibey.com
Aslında ihtiyarlara yer çok da...
En iyi film ve yönetmen dallarında Oscar alan 'İhtiyarlara Yer Yok', iki milyon dolarlık karaparanın üzerine kurulan bir adamla, paranın peşindeki kiralık katilin mücadelesini anlatıyor. Film, Javier Bardem'e de 'En iyi yardımcı erkek oyuncu' Oscar'ı getirmişti
Önceki gün Türk basınının yaşlı-genç birçok köşelemecisi, SİYAD'ın seçimlerine dair öfkelerini kusmuşlardı sütunlarında. Yer onların, görüş onların, yapacak bir şey yok, saygı duyuyorum. Öte yandan genç olanlardan bir tanesi, ödüllerinin ezici bir çoğunlukla 'Yumurta'ya gitmesine içerleyip "Ben sinema yazarlarının bu kadar lobici olmasına, sadece entelektüel filmlere prim vermesine şiddetle itiraz ediyorum" yorumunda bulunmuş. Hay Allah, ben de yıllardır aynı duygularla Akademi jürisinin lobici olup popüler filmlere prim vermesine şiddetle itiraz ediyordum: Lakin görüyorum ki bu kez onlar cephe değiştirmiş. Ama benim onlara itirazım değişmedi. Çünkü bu yıl da Coen biraderlerin entelektüel alemlerde göklere çıkarılan filmi 'İhtiyarlara Yer Yok'u (No Country for Old Man) ödüllendirmelerine bozuldum. Neden mi?..
Önce bugün vizyona giren bu yapıma ilişkin kısa bir özet: Yıl 1980... Çıktığı bir ceylan avı sırasında sonu kanlı biten bir uyuşturucu pazarlığından arta kalanlara rastlayan Teksaslı eski Vietnam gazisi Llewelyn Moss, olay mahalinde bulduğu içi iki milyon dolarla dolu çantayı yanına alır. Hesaplaşma sonucu hayatta kalan tek Meksikalının "Nolur bir yudum su" isteğine ise karşılık vermez. Ama eve döndüğünde bunu bir vicdan sorunu haline getirir ve tekrar çatışma alanına gelir. Lakin bu kez başka bir gruba rastlar. Ne yazık ki elini belli etmiştir. Paranın peşinde olanlar, Moss'un arkasına tuhaf bir kiralık katili takarlar. Anton Chigurh adlı bu katil, Moss'un peşinden iz sürecek, arada da yoluna çıkanları temizleyecektir. Civarın yaşlı şerifi Ed Tom Bell ise, Moss'un olaydan kazasız belasız çıkması için karısı Carla Jean'i uyarır ama iş işten geçmiştir...
Çok muhteşem olmasa da iyi bir gerilim filmi övgüsünü belli ölçülerde hak eden 'Kuzuların Sessizliği', sinemaya çok kötü bir miras armağan etti: Hannibal Lecter... Güneş altında yeni söz bulmakta zorlananlar için biraz da işin kolayına kaçmaktı Lecter. Bundan böyle, öykülerini anlatım ve de karakterler düzeyinde zenginleştiremeyenler, biçimci bir anlayışla aralara hep Lecter varyasyonlarını attılar. Artık 'tuhaf, mantık dışı, duygusuz, mümkünse zeki bir seri katil' prototipi ve onun Freudyen öyküsü, hikâyenin en önemli motifi haline dönüşüverdi. Yeni sinema seyircisi bu karakterizasyonu sevip kutsadıkça ve neredeyse her gerilim filminde aradıkça da, 'yaratıcı kanat'ın süngüsü düştü, 'katil güzellemeleri' ön plana çıkmaya başladı. Şimdilik bu meseleyi bir nokta koyup, Coen kardeşlerin son çalışmasındaki diğer temaya göz atalım diyorum.
Hannibal Lecter sendromu
Filmin isminin bize vaadettiği ne? 'İhtiyarlara Yer Yok'un Türkiye'den bakıldığında aslında ifade ettiği tek bir şey var; çocukluğumdan beri yaşadığım her şehirde tanık olduğum, otobüse binen yaşlıların, oturacak yer ararken gözüne kestirdikleri gençlere ilişkin sızlanmalarının özetidir bu ifade... Daha evrensel ve sinemasal bir bakışta ise yitip giden değerler ve yaşanılan ahlaki erezyon sonucu yeni düzene ayak uyduramayanların dramlarını anlatır... Somutlaştırmak gerekirse Sam Peckinpah'ın, Clint Eastwood'un filmleri, bizim yakadan da Yavuz Turgul öyküleri... Peki Coen'lerin filmi, bu ismin çağrıştırdıklarının altını dolduruyor mu? Bence asla. 'İhtiyarlara Yer Yok'un genel temasının ne olduğu karmaşık (ki buna günümüzde 'post-modernizm' deniyor). Aslında karmaşıklıkta sorun yok ama filmin bir 'dekadans'ın peşinden koşmadığı açık. Film, karakterlerinden Anton Chigurh'a aşık olmuş, ve kendisi onun peşinden koşarken bizi de sürüklüyor (yani yukarıda açıklamaya çalıştığım 'Hannibal Lecter sendromu'). Ama özellikle öykünün açılışından sonra uzun süre dert ettiği tema ise, bir karakterin önüne çıkan büyük bir parayla hayatının kayması meselesi... Yani 'Shallow Grave', yani 'A Simple Plan' yani bizim cenahtan Reha Erdem imzalı 'Kaç Para Kaç'...
Gelelim parçaları birleştirmeye... Kanımca 'İhtiyarlara Yer Yok', bütün bu temalar arası bağlantı sonucunda gidip gelirken irtifa kaybediyor ve çok güzel başlayan bir 'kedi-fare' hikâyesi heba olup gidiyor. Filmin kalan tortuların arasında da ne 'Eskiden her şey ne güzeldi' var, ne de parayla şirazesinden çıkan adam portresi... Benim, Coen biraderlerin çokları tarafından 'başyapıt' muamelesine tabi tutulan filmine ilişkin hissiyatım budur. Ayrıca, bu 'tuhaf psikopat katil' meselesinde Chigurh'ın ilginç addedilen saçlarının çok zekice bir buluş olmadığını, yanında taşıdığı tuhaf silahının (basınçlı civata tabancası) da bende 'Beyaz Show'da her hafta gelen konuklara yapılan 'Helyum gazı' şakası etkisinden öteye bir anlam ifade edemediğini de söylemeliyim. Öyküde 'yitik değerlerin temsilcisi' olarak duran Şerif Bell'e övgüye soyunacak olanlara da Clint Eastwood'un 'A World Apart'ında, üstadın bizzat kendisinin canlandırdığı 'Şerif' karakterine yeniden göz atmalarını öneririm. Aslında bir başka önerim de bu filmi izledikten sonra Terrence Malick'in
'Badlands'ini bir daha izlemek olabilir...
Oyunculuklara gelince; filmdeki rolüyle Oscar alan Javier Bardem'in, 'İçimdeki Deniz'de zaten kendisini çoktan aştığını ve Chigurh rolünün onun için önemli bir adım olmadığını düşünüyorum. Tommy Lee Jones'un ise 'Men In Black'lerde daha bir polisiye durduğunu söyleyebilirim. Filmdeki en iyi oyunculuk performansı ise bu sezon 'Amerikan Gangsteri'nde de etkili bir porte çizen Josh Brolin'den geliyor.
Sonuç itibarıyla 'İhtiyarlara Yer Yok', 'Ladykillers' ve 'Intolerable Cruelty'de 'boş ama hoş' filmler çeken Coenler'in façayı düzeltme çabası olarak algılanabilir. Gerçi sinema tarihine yeterince iyi filmler armağan eden biraderlerin böyle bir çabaya ihtiyaçları yok; onlara her zaman 'yer var' zaten... Cam kenarı, tekerlek üstü, bayan yanı, fark etmez; yeter ki istesinler...
kaynak: radikal,Uğur Vardan
Dört Oscar’ı sonuna dek hak ediyor
http://sanat.milliyet.com.tr/fotobuyuk/32008/790ihb.jpg
Aldığı dört Oscar ödülüyle son günlerin en çok konuşulan filmi haline gelen No Country For Old Men / İhtiyarlara Yer Yok, bu hafta gösterime giriyor.
Filmin adını duymayan, konusunu bilmeyen kalmadı. Sinemayla biraz ilgili olan herkesin ağzında Javier Bardem’in olağanüstü oyunculuğu (ve karakterine çok şey katan tuhaf saç modeli) var.
İhtiyarlara Yer Yok, ünlü yazar Cormac McCarthy’nin 2003 yılında yayımlanan bir öyküsünden yola çıkarak yapıldı. Filmin yönetmenleri Ethan ve Joel Coen, kendilerine yapımcı Scott Rudin’in verdiği kitabı okuduktan hemen sonra filmini çekmeye karar vermişler.
Coen Kardeşler işlerinde kuşkusuz sinema dünyasının en iyilerinden. Fakat ben pek Coen Kardeşlerci sayılmam. Fargo’dan sonra yaptıkları filmler bana onlardan beklediğimi vermedi. Ama İhtiyarlara Yer Yok, kesinlikle çok iyi yapılmış ve çok iyi yönetilmiş bir film.
Vietnam gazisi Llewelyn Moss, avlanmaya çıktığı bir gün, Teksas sınırında, uyuşturucu alışverişi sonunda öldürülmüş bir grup insana rastlar. Çatışmadan ağır yaralı kurtulmuş tek kişi kendisinden su istemektedir. Moss, adamı orada bırakıp, yakınlarda bulduğu, içinde 2.4 milyon dolar olan çantayla evine döner. Bunun üzerine paranın peşinde olan psikopat katil Chigurh ve kasabanın şerifi Bell, Moss’un peşine düşecek, acımasız bir kaçma kovalamaca yaşanacaktır.
İhtiyarlara Yer Yok, Coen Kardeşlerin Blood Simple, Miller’s Crossing ve Fargo’su gibi şiddetin işlendiği film. Kaçma kovalamaca üzerine kurulu, bol kanın döküldüğü bir hikâye için oldukça sakin ve sessiz bir film denebilir. Birçok insan vuruluyor, ölüyor yine de filmde sesi en yüksek çıkan şey çalan telefonlar. Filmin tamamı sessiz bir çığlık gibi.
Javier Bardem aldığı Oscar’ı sonuna kadar hak ediyor. Durgun ve soğuk kanlı haliyle mükemmel bir psikopat katil portresi çiziyor.
Filmin olağanüstü sinematografisini The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikasti’nden tanıdığımız Roger Deakins üstlenmiş.
kaynak: milliyet,Defne ALphan
Sena_Dulce 08-03-08, 08:09 oscardan beri filme gitmek istiyordum,filmin hikmetini öğrenmek için...
ama dün tamamiyle rastlantı sonucu filme grdim...bayıldım:)
ama film herkesin sevrek izleyceği bir film değil,bunu salondaki oflama seslerinden
ve yarısında çıkıp gitmelrden anlıyosunuz...
her neyse;filmi ben beğendim ve aldığı oscarları sonuna dek hakeden bir yapım olmuş:)
ana karakter de kusurszdu veözellikle son sahnedeki konusma harıkaydı... .
söylemden edemicem Javier Bardem harika bir iş çıkarmış....:)
Teksas çöllerinde ölümcül bir poker oyunu
İhtiyarlara Yer Yok geniş ölçüde nasıl yaklaştığınıza bağlı olarak sevip sevmeyeceğiniz -hatta nefret edebileceğiniz- bir film. O zaman İhtiyarlara Yer Yok elbette bir başyapıt. Ve sizin filminiz bu... Benim için olduğu gibi. Cormac McCarthy'nin (şu günlerde bizde de çıkan) kitabını okumadım, olasılıkla okuma fırsatım da olmayacak. Ama filmi izlerken, kitabın edebiyat tarihinde suç ve suçluluk kavramı ve buna koşut olarak insanoğlundaki kötülük üzerine yazılmış en güçlü eserlerden biri olduğu düşünülebilir: Biraz da Dostoyevski'yi hatırlatır biçimde... Andığım ülke elbette ABD, coğrafya onun çöl iklimine yakın Teksas yöresi, uygarlık artık filmlerden olsun, yanıbaşımıza dek uzanan siyasal eylemlerinden, istila ve işgallerinden bildiğimiz Amerikan uygarlığı. İlk kez özgün senaryolardan vazgeçerek bir edebi kaynağı seçmeleri, öncelikle kitabın Coen kardeşlere ne denli uygun olduğunu gösteriyor. Gerçekten de, bu filmde onların ilk filmi Blood Simple/Kansız ve başyapıtları sayılan Fargo'dan izler bulmak mümkün. Bir uyuşturucu çetesi içindeki hesaplaşma sonucu ortada, bir çantada kalan ve avare bir avcının eline geçen büyük paranın peşine düşen katillere, Fargo'daki gibi yasayı temsil eden ve suçluları kovalayan bir şerif eşlik ediyor. Kötüler, tüm Coen filmlerindekinden daha kötü. Özellikte, o alına çakılan kendi icadı kurşunsuz silahla öldüren, kurbanlarının hayatını alıp almamayı yazı-turaya bağlayan Meksikalı katil Anton Chigurh rolü, Javier Bardem'in katkısıyla sinemasal anılarımız içindeki yerini aldı bile... Şerifimiz, Fargo'nun karnı burnundaki kadın şerifine hiç benzemiyor. Ed Bell (eşsiz Tommy Lee Jones), emekliliğini sabırsızlıkla bekleyen yaşlı, yorgun bir kanun adamıdır. Nerdeyse anlaşılmaz konuşmasıyla hayat üzerine yorumlar yapar, espriler savurur, çaylak yardımcısına öğütler verir. Llewelyn ise, az tanıdığımız bir aktörün, Josh Brolin'in oyunuyla canlanan özgün bir maceraperest karakteridir. Bu adamlar, şöyle bir görünüp kaybolan Woody Harrelson'ın da katılmasıyla, sanki çöl fonunda ölümcül bir poker oyunu oynarlar. Filmin başarısının birçok nedeni var. Öncelikle, yoğun bir sinema duygusu içermesi sonra, insan kişiliği ve onun ayrılmaz parçası olan kötülük üzerine, çok etkileyici bir yaklaşım getirmesi. Özellikle Chigurh kimliğinde bunu en somut biçimde hissediyorsunuz (bir internet tartışmasında onu Kaiser Söze ile karşılaştırmaları boşuna değil!). Aslında Chigurh da, tüm filmin dokusuna yayılmış belli bir mizahtan ve de yazıturanın sonucuna kesinlikle uymasıyla beliren kendine özgü bir adaletten nasibini de almıştır!.. Öte yandan film, her şeyiyle çok tipik bir Amerika manzarası sunuyor. Para hırsının temsil ettiği kapitalizm tutkusuyla, silah sevdasıyla, gündelik hayata sinmiş şiddet duygusuyla... Ve üstelik, iki kardeş yazar-yönetmen, soluk soluğa izlettikleri bu kanlı hikâyenin finalini, insanı rahatlatan bir 'mutlu son' bir yana, yoruma muhtaç ve hemen filmi bir kez daha izleme arzusu veren bir kapalılıkla bitirme cüretini de gösteriyorlar. Şapka!...
kaynak:sabah,Atilla Dorsay
filmi seyredince oscarların no country for old mene gitmesine hak vermemek mümkün değil.hatta bu dört ödülün yanısıra keşke cohenler kadar harikalar yaratan roger deakins da heykelciğe kavuşabilseydi:(
acımasız katil rolüyle harikala yaratan javier bardemin yanısıra,tommy lee jonesta az sahnesi olmasına rağmen yorgun,dürüst şerifi çok iyi canlandırmış
http://img356.imageshack.us/img356/7315/2316652593490ac5709dmsp9.jpg
ıslak ıslak 08-03-08, 13:10 Başından beri bu filmi merak etmekteydim ve nihayetinde gitme fırsatına eriştim..
Beraber gittiğim arkadaşım her ne kadar sıkıldığını sürekli belli etse de ben bu filme resmen bayıldım..
Gerek konusuyla gerek filmin akıcılığıyla bir an olsun bile sıkılmadan izledim her sahnesini..
sbuffy sana katılıyorum filmi izledikten sonra gerçekten de oscarların bu filme gitmesine hiç şaşırmıyorsun..
Javier Bardem'in canlandırdığı ve izledikten sonra etkisinden kurtulamadığınız ''Anton Chigurh'' karakteri ki bence sinema tarihinin unutulmaz karakterlerinden biri olma özelliğini taşıyacaktır bundan sonra, inanılmaz etkileyiciydi.. Onun olduğu her sahnede hop oturup hop kalkıyorsunuz.. Böyle bir saç modeline sahip olan birinden bu denli korkucağımı düşünemezdim ya neyse..:)
Tommy Lee Jones'u es geçmek olmaz, olamaz o da inanılmaz iyiydi filmde keza Josh Brolin kısaca hepsi görevlerini fazlasıyla yerine getirmişlerdi..
Ama tabi Javier Bardem'in varlığı filmi inanılmaz hale getiriyor..
Son olarak, Coen kardeşler süper bir film yapmış, oyuncular harika oynamış,sinema tarihine yeni bir psikopat katil profili getirilmiş ee daha ne olsun , aldığı oscarlar helal olsun..:)
ıslak ıslak sözlerine katılıyorum.cohen kardeşler Anton Chigurh karakteriyle sinemada yepyeni bir sayfa açtılar
http://img208.imageshack.us/img208/6743/ncfomjapanesenr2.th.jpg (http://img208.imageshack.us/my.php?image=ncfomjapanesenr2.jpg)
deadly_angel 10-03-08, 17:01 Mizaha Yer Yok
Bu yılki Oscar töreninde neredeyse tüm önemli ödülleri silip süpüren No Country For Old Men, Coenler'in özledikleri yönetmen ödülünü vitrinlerine koymalarını sağlarken, sinemanın ünlü kardeşlerinin ilk filmlerindeki estetiğe yeniden geri dönüşlerinin de müjdesini verdi. Gerçi Ethan ve Joel Coen'den bahsedeceksek, tek bir estetten ya da stilden söz etmek pek de mümkün değil. İlk filmlerinden son filmlerine değin, Coenler'in sineması deyim yerindeyse “ iki ruhlu” bir seyir gösterdi. Bir tarafta Blood Simple ve Fargo gibi suç filmleri, diğer tarafta Big Lebowski, The Hudsucker Proxy gibi renkli ve absürd komedilerden oluşan bir filmograf, bu ilginç yönetmen kardeşlerin hemen belirli bir kategoriye konulmasını zorlaştırdı. The Ladykillers gibi komik olmayan bir komedi ile kara film olmaya uğraşan bir kara film olan The Man Who Wasn’t There, yönetmenlerin kariyerindeki ufak bir duraklama dönemine işaret ediyordu. Coenler'in yine adlarına yakışır bir komedi ya da Fargovari bir polisiye ile eski güzel günlerine döneceklerinden umudu kesmeyen sinemaseverlerin imdadına İhtiyarlara Yer Yok yetişti.
Blood Simple ile tat olarak benzer bir his bırakan No Country For Old Men, Coenler'in şimdiye kadar yaptıkları mizahtan en arındırılmış ve kasvetli film belki de. Filmin Fargo'daki şiddet ve entrikayı aratmayacak bir olay örgüsü olsa da, İhtiyarlara Yer Yok, Fargo'daki ironiden ve kara komediden oldukça uzak görünüyor. Coen Biraderler insanlık durumunun para denilen bir tutam kağıt parçası peşinde kendisini ne denli zavallı durumlara soktuğunu göstermek de eline su dökülemeyecek ustalar olduklarını bir kez daha kanıtlıyorlar; ancak bu sefer zayıflıktan vahşiliğe uzanan skalada mizahın yerini kendisini oldukça hissedilir kılan buruk bir trajedi alıyor. Sinema tarihinin en cani psikopatları listesinin ilk beşinde yer alacak Anton Chigurh karakteri, görünüşü ve adam öldürme yöntemi ile Fargo'nun Gaear Grimsrud’unu anımsatsa ve o gülünç saç biçimi ile hafif bir tebessüme sebep olsa da, kovalamacanın ritmi, hissettirdiği çaresizlik ve boğuntu duyguları belli belirsiz hissedilen mizahın önüne geçiyor. Ama bunun anlamı bir eksiklik değil, aksine Coenler'in sinemasal anlayışlarında daha olgun bir döneme girdikleri olarak da yorumlanabilir. Sopranos gibi dizilerin ilham kaynağı olan Fargo'dan ve iki başarısız filmden sonra, Coenler geçmişi ile bugünü birleştirmiş ve yenilenmiş bir şekilde yeniden karşımızdalar.
Bir çanta ve birbirinden farklı üç adamın birbirine dolanan hikayesi, koyu tonların ve mat dokuların eşlik ettiği bir kompozisyonla, derinden ilerleyen ve sarsıcı bir finale doğru ilerliyor. Geleneksel sinemanın suç ve kovalamaca filmlerinde gördüğümüz o “doruk noktası “na bu filmde rastlamak mümkün değil. Film boyunca devam eden bu üç kişilik arayış ve kaçış hikayesi, hiç çaktırmadan, sessizce ve bir anda nihayete kavuşuyor. Hele ki sonun tüm rahatlama beklentilerimizi boşa çıkarması, film boyunca yaratılan rahatsızlığımızı hat safhaya ulaştırıyor. Belki de Coenler'in film boyunca yaptıkları en büyük muziplik bu: Seyircinin “peki, sonuç?” sorusuna karşılık omuzlarını silkerek ve kıs kıs gülerek verdikleri “hiçbirşey” cevabı...
Kaynak: FilmGenTr
deadly_angel 12-03-08, 19:58 "İhtiyarlara Yer Yok": Coen tarzı!
Cormac McCarthy'nin romanından beyazperdeye uyarlanan "İhtiyarlara Yer Yok", anlaşmazlık sonucu kanlı biten bir uyuşturucu teslimatının ardından, olayla alakası bulunmayan Llewelyn Moss'un ortada kalan iki milyon doları alması sonrasında, Anton Chigurh ismindeki acımasız kiralık katilin Llewelyn'i yakalamaya çalışmasını konu alıyor.
Bazı filmler vardır ki, izlenildiğinde kameranın arkasında kimin veya kimlerin olduğunu tahmin etmek pek de güç değildir. "İhtiyarlara Yer Yok" da barındırdığı öğelerle, bu savı desteklercesine "tam bir Coen kardeşler filmi" dedirtiyor insana.
Coenler'in filmografisine göz gezdirildiğinde hep karşımıza çıkan birbirine benzer ama özgün olan sahneler, mizansenler, şiddet öğeleri gibi unsurlara "İhtiyarlara Yer Yok"da da yer yer rastlamak mümkün. Ancak Coen kardeşlerin şiddetin dozunu önceki filmlere oranla oldukça fazlalaştırmalarıyla beraber, çoğu filminde öne çıkan mizahi unsurlar da olabildiğine dışarıda bırakılmış. Bununla beraber, filmlerinin temeline, sıradan olmayan, garip, takıntılı karakter koyma ve meziyetlerinden biri olan, bu karakterler üzerinden malzeme yaratma geleneklerini ise sürdürüyor gibiler. Çok sevdikleri nostalji atmosferini "İhtiyarlara Yer Yok"da da yakalıyor ve bununla da kalmayıp izleyenlerin üzerine de bu kokuyu serpiştirmeyi başarıyor Coenler.
Karakter kodları
Film, karakterleri dahil her şeyiyle gerçekçiliğini korurken, bu uzun soluklu kovalamacada Javier Bardem'in yüzüne yapılan yakın çekimlerle beraber, Bardem'in donuk, tepkisiz suratını ve soğukkanlı hallerini izlerken hem Coenler'in yarattığı etkiyi içinden tebrik ediyor, hem de böyle birisini karşısında gördüğünde vereceği tepkiyi düşünüyor insan. İlginç saç stili ve ruh gibi yürüyüşüyle, tüm yollara Chigurh, tüm yollar da Chigurh'a çıkıyor sanki. Bardem'i izlerken, yine bir Coen kardeşler filmi olan "Fargo"daki suskun, soğukkanlı katil Gaear Grimsrud (Peter Stormare) geliyor akıllara.
Bir Vietnam gazisi olan Moss ise biraz daha eli ayağı dolaşır cinsten biri olarak karşımıza çıkıyor. Karısıyla mütevazi bir yaşam sürerken, hayatlarına giren bu yüklü para, her şeyi alt üst ediyor. Karı koca her ikisi de ayrı ayrı bir yerlere savruluyorlar ve gidişat hiç de Moss'un hayalindeki gibi olmuyor.
"İhtiyarlara yer Yok"daki ilginç kısımlardan biri ise iyi, kötü ve orta kararda üç karakterin boy göstermesi. "Dance with the Devil"dan ("Perdita Durango", 1997) sonra ikinci defa kötü adamı oynayan Bardem, bu sefer, öldürmesi için sebep aramayan, yazı-tura atarak bir yaşamın sonlanmasına karar verebilen bir karakteri canlandırıyor. Bunun zıt kutbunu ise yani "iyiyi", şeriflerin silah taşımadığı bir dünya hayal eden ve Moss'un bu olaydan olabildiğine az zarar görmesi için uğraşan bir şerif olan Ed Tom Bell (Tommy Lee Jones) temsil ediyor. Bununla beraber ne Tom gibi dürüst ve "iyi", ne de Chigurh gibi "kötü" diyebileceğimiz bir karakter olan Moss ise bu ikisin arasında kendi yöntemleriyle bir yol çizmeye çalışıyor.
Çok büyük şeyler söylemeye çalışmıyor...
Coenler, "İhtiyarlara yer Yok" ile silaha, suça, şiddete ve toplumsal birkaç meseleye dair kendine bir yer edinip bazı laflar ediyor, ancak her zamanki gibi bunları herkesin gözüne sokar biçimde veya gerekli olduğunu düşünüp zorlama şeklide söylemiyorlar. Örneğin Moss yaralı bereli bir şekilde Meksika sınırını geçmek istiyor ancak sınır görevlisi buna izin vermiyor, ta ki Moss'un bir Vietnam gazisi olduğunu öğrenene kadar. Üstelik sonrasında şehre bırakılması için bir de araç tahsis ediliyor. Coenler, "Vietnam'da savaşmış olan Moss'un, sınır memuru gibi düşünenlere göre birazcık yasadışı olması görmezlikten gelinebilir mi?" diye soruyor olabilirler. Ya da Vietnam savaşının kimseye faydası olmadığına, sadece Moss'a sınırı geçmesinde yardımı dokunduğuna trajikomik bir şekilde değiniyorlar belki de.
Kaynak: Sinema
http://img146.imageshack.us/img146/1843/icon25uc0.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/639/icon27ev5.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/9661/icon28uo6.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/5648/icon31al9.jpg
http://img146.imageshack.us/img146/8168/icon2bef7.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/2740/icon73en0.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/7454/icon3sh1.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/6821/icon131xc7.jpg
http://img146.imageshack.us/img146/6453/icon32zt2.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/3360/icon33ke8.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/994/icon35ge1.jpghttp://img146.imageshack.us/img146/4714/icon22dqj1.jpg
http://img146.imageshack.us/img146/2734/signautrer0.jpg
gerçkten güzel bir film ama izlerken bi ara baya gerildim ya.. aldığı oscarları sonuna kadar haketmiş açıkcası gerçi bunu yargılamak bana düşmez ama yinede gerçekten güzel filmm:good:
deadly_angel 25-03-08, 21:22 Coen Kardeşler'den Bir Baş Yapıt (!)
Coen Kardeşlerin geniş kitlelere sesini duyurabildiği, Amerikan sinemasında kendine özgü olan çizgilerinden çıktıkları ve en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi yardımcı erkek oyuncu olmak üzere toplam 4 dalda Oscar’ı kucakladıkları bir film olan ‘No Country For Old Men, çağdaş efsaneler yazarı ve edebiyat ustası Cormac McCarthy’nin kaleminden çıkan bir eser...
Batı Teksas’da kendi halinde bir hayatı olan antilop avcısı Moss ( Josh Brolin ) bir gün kötü biten uyuşturucu pazarlığından 2 milyon dolarlık bir çanta bulur ve bu çantayı bulmasıyla kovalamaca başlar çünkü arkasında bir kamyon uyuşturucu ve 2 ceset bırakır.
‘No Country For Old Men’ i herkes iyi bir film mi yoksa kötü bir film mi tartışmasını yapadursun, biz gözümüzü öncelikli olarak oyuncuların performansına dikelim. Oyunculuk adına, oyunculuk sınırlarının üstüne çıkan bir rol olduğunu düşünmüyorum , katil Anton Chirgurh dâhil olmak üzere… Bazı karakterlerin düz ve yalınlığı o kadar göze batıyor ki, karakterin gerçeğe yakınlığı ‘gerçek dışı’ oluveriyor. Sadist katil rolünü oynayan Anton Chigurh ( Javier Bardem) oynadığı karakterle Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ına uzanırken ‘bu filmde yardımcı rol yok ’ diye geçirebilirsiniz içinizden, ki haklısınız… Biri diğerinin önüne geçemeyen karakterler var, ama Akademi yardımcı diyorsa vardır bildiği değil mi! Ed Tom Bell (Tommy Lee Jones) şehrin suç ve kandan kurtulacağına dair inancını kaybetmiş, emekliliğine sayılı günler kala sadist bir katili yakalamak zorunda kalan fazla ‘şerifimsi’ tiplemesiyle karşımıza çıkıyor. Moss’u ise kendi ve karısının hayatıyla gözünü kırpmadan rulet oynayabilecek kadar ‘para hırsı’ içinde olan bir karakter olarak izliyoruz. Belki de filmin en ilginç yanı mükemmelin hatta iyinin bile olamaması! Bu filmde her karakterin bir zaafı var ve bu durumda bizi bilindik iyi ve kötü savaşının dışına çıkarıyor. Bir şerif düşünün emekliliğine sayılı günler kalmış sadist bir katili bulmak zorunda ama onunla aynı karede bile olamıyor film boyunca o kadar ümitsiz ve korkak ki… Bir katil düşünün, sadece öldürmeye aç, başka bir duygusu yok... Ve bir adam düşünün ki para hırsı yüzünden hayatından oluyor. No Country For Old Men’de dediğimiz gibi bilindik iyi ve kötü mücadelesinden çok karakterlerin zaaflarının mücadelesi var.
Kara mizahın Western ile birleştiği umutsuzlukla dolu bir film No Country For Old Men… Coen Kardeşler 1980’lerin Amerika’sını kendi özgün çizgilerinden çıkarak belki de biraz daha ‘Amerikanlaşarak’ Oscar’ı toplamayı başarıyor. Peki, Oscar filmin iyi olduğunu gösteren bir ölçüt müdür? Elbette bunu tartışmak gerek! Ama bilinen bir gerçek şu ki bundan 7 sene önce Fargo ile Oscar’a aday olan Coen Kardeşler hak ettikleri ödülleri alamamışlardı. Ve şimdi hak ettiler veya etmediler ama Akademi bir çeşit günah çıkararak geciken Oscarları Coen Kardeşler'e verdi.
Belki de filmin en ilginç yönü gösterdiklerinden çok göstermediklerine dikkat çekmesi ve bu da sizi bulmaca çözmeye çağırıyor. No Country For Old Men’i izlerken, bulmaca çözme hissiniz doruklara çıkacaktır. Çünkü film neden’leri niçin’leri anlatmıyor. Film bir olayla başlıyor, ama neden Anton o kadar kötü ya da Moss’un peşinde olanlar kim? Aslında nedenler ve niçinler listesi yapılsa listenin uzunluğu insanı hayrete düşürür. Bütün bunlara ek olarak No Country For Old Men’i izlerken ‘film bitti’ denilen yerde şaşırıp kalmaktan kendinizi alamıyorsunuz ve kendinize şöyle diyebilirsiniz ‘nasıl yani ben anlamadım.’ O kadar kafanız karışabilir ki, şunu bile diyebilirisiniz kendinize, ‘tekrar izlemem lazım.’ Halbuki Coen Kardeşler filmin bütününde olduğu gibi sonunda da tekrar sizi bulmaca çözmeye çağırıyor.
Coen Kardeşler’in diğer filmlerini izlemiş olanlar için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir başyapıt. Onların anlatımını sevenler bu filme bayılıp başyapıt diyecekler, ama sevmeyenler ise hiç sevmeyecekler bu bir gerçek...
Kaynak: FilmGenTr
http://img205.imageshack.us/img205/9146/ncfom01el9.pnghttp://img205.imageshack.us/img205/4306/ncfom03qj4.pnghttp://img205.imageshack.us/img205/3388/ncfom04tp9.pnghttp://img205.imageshack.us/img205/4363/ncfom05qg0.pnghttp://img205.imageshack.us/img205/6503/ncfom07an1.png
Filme dün gittim ve itiraf etmeliyim ki büyük hayal kırıklığına uğradım..:(
Bilmiyorum belki de beklentim çok yüksekti ama konu beni biraz sıktı...
Görüntüler,Xavier Bardem ve Tommy Lee Jones dışında genel olarak beğenmedim..Ama hakkını vermem gerekirse Xavier Bardem müthiş bir oyunculuk çıkarmış ve canlandırdığı karakter tam bir antisosyal...Kurbanlarıyla yaptığı diyaloglar zekice yazılmış,yazı-tura gibi metaforlar kullanılmış....Ama bunlar dışında filmde diyalog yok..Belki de beni sıkan buydu,bilmiyorum..
Salondan genel olarak edindiğim hava da pek olumlu değildi,herkes filmin sonunda "hönk" şeklinde kalakaldı..:) En azından yalnız olmadığımı hissettim..:)
Kaderin Sözcüsüyüm
Javier Bardem'i 2007 yılının Eylül ayında "İhtiyarlara Yer Yok"un Kuzey Amerika galasının yapıldığı 32.Toronto Uluslararası Film Festivali'nde yakaladık.Ünlü aktör, Oscar'a aday olmadan önce filmle ilgili sorularımızı yanıtladı.
"Goya'nın Hayaletleri"nden sonra "İhtiyarlara Yer Yok"da da kötü adamı canlandırıyorsunuz.Ancak filmografinize baktığımızda,bunun olağan bir durum olduğunu söyleyemeyiz.Ne dersiniz?
Doğru,2007ye kadar sadece bir kez kötü adamı oynadım.O da 10 yıl önce Alex De La Iglesia'nın yönettiği "Perdita Durango/ Dance With The Devil" deydi.Filmi ve Alexi seviyorum.o yüzden şiddet eğilimli bir karakteri oynamak pek de rahatsız etmemişti beni.o rolden sonra hiç kötü adam rolünde oynamadım.bu yüzden de "Goya'nın Hayaletleri" gerçek anlamda kötü adamı ilk kez canlandırdığım film.onu da daha çok totaliter rejimin bir kurbanı olarak gördüm.buradaki karakterime ise farklı bir açıdan bakmak lazım.bu,kitaptaki şiddetin perdede oluşturduğu bütün ile ilgili esas olarak.zaten bu karakteri insan olarak görmüyorum.aksine sembolik bir korku figürü olduğunu düşünüyorum.kendisi dahil hiçkimseyle duygusal bağ kurmadığını söyleyebilirim.aslında hayatta hiçbir kişisel amacı,isteği veya hedefi yok.onun için "kaderin sözcüsü" diyebiliriz.oyuncu olarak görevimiz,onun veya başka herhangi bir karakterin bu gibi özelliklerini kullanarak yaratıcı bir nokta yakalamak zaten.
Peki böylesine farklı ve sembolik bir karakteri canlandırmak zor olmadı mı?Nasıl altından kalktınız?
Bana göre bu tarz karakterlerin senaryoda nasıl tasvir edildiği önemli.Senaryonun iyi yazılmış olması gerek.Elbette performans da önemlidir ama karakter yaratırken,senaryonun kalitesinden güç alarak bazı şeyleri değiştirebilirsiniz ancak.Başka bir oyuncu bu karakteri klişeleştirebilirdi belki...Western atmosferinin coğrafi tekinsizliğini arkama alarak,kafama peruğu geçirdim ve karakteri sessizliğe mahkum ettim.Rahatsız ediciliği de böyle ortaya çıktı.Aslında kitapta,filmdeki kadar sessiz değildi bu karakter.Niye rahatsız edici bir tipleme olduğunu anlayabiliyorduk ama.Saç tarzı bu kişinin zihinsel sorunları olduğunu düşünmemle paralel olarak ortaya çıktı.Bu saç şekli olmasaydı karakter tam olarak oturmuyordu sanki.Bir şeyler yürümüyordu...Sonuçta benim yaptığım çok da mühim bir şey değil aslında.Ama çekimler tamamlandıktan sonra tatmin olduğumu söyleyebilirim.
Peki "Goya'nın Hayaletleri"nde canlandırdığınız karakter gibi bu karakterde bir çeşit kurban mı?
Hayır,bu adam bir kurban değil.Bu karakter bir bakıma kırık bir ruh.Sembolik bir figür aslında.Yok edilmek istenense şiddet.şiddetin soğuk bir şey olduğunu söyleyebiliriz.Bu karakterin şiddet eğilimi de "soğuk"u simgeliyor bence.Bu noktada devreye giriyorum bende.Şiddet aslında güçle eşdeğer.Şiddet,orada bazı şeyleri düzeltmek için var.Şiddetin bireysel olarak üretildiğini çağrıştırıyor film bana.Şiddet,işine gelince insanları yaratabilir ya da yok edebilir.İstediği yere gider ve onu asla durduramazsınız.Filme,hayatla ilgili derin anlamlar içerdiği için ilgi duydum.
Filmde,karakteriniz kazayı gördüğü anda şiddete eğilim gösteriyor.Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Okuduğumda bazı sorunlar yaşadım aslında.Çünkü bu,özellikle benim canlandırmak isteyeceğim tipte bir karakter değil aslında.20 yıllık kariyerimde sadece 2 filmimde birini öldürdüm."Cinayet" mevzusunu da sevmiyorum zaten.Belki sinemada izleyebilirim ama cinayetle ilgilenen karakterleri canlandırmayı sevmiyorum.Biliyorsunuz ki şiddet etrafımızda.Bu filmi silahlara kültürel yaklaşımından dolayı sevdim esas olarak.
Coen Biraderler'in çalışma tarzı konusunda ne söyleyebilirsiniz?
Güvenilirlerdi.Oyuncu seçme işini çok iyi hallettiklerini söyleyebilirim.Seçildiğiniz andan itibaren doğru bir kast içinde olduğunu anlıyorsunuz zaten.Sete kendi düşüncelerinizle gidiyorsunuz ama onların bu hazırlığa sakin yaklaşımıyla karşılaşıyorsunuz.Sette asla bir tartışma veya kavga olmuyor.Aynı zamanda eğlenceli bir tarafları da var.Her şeye eğlenceli tarafından bakabiliyorlar.Aslında tam olarak "eğlenceli" diyemeyiz buna.Daha çok dünyanın trajik halini katlanılır kılmak için benimsenen bir mizah belki...Bu sayede,çok yoğun,ciddi ve çarpıcı bir sahnede oynarken bile gerilmiyorsunuz.Tamamen kendinizi bırakıyorsunuz....
Coen Biraderler'in filmlerindeki karakterler her zaman keskin hatlarla çizilmiştir.Bunun oyuncularla nasıl bir bağı var sizce?
Bunun,yazdıkları diyaloglarla,karakterlerle ve oyunculara nasıl davranacaklarını bilmeleriyle alakası var bence.Karakter ve davranış yaratmayı çok iyi biliyorlar.Bir oyuncunun oluşturacağı karakter için nasıl yollardan geçmesi gerektiğini derinlemesine inceliyorlar.Belli şeyler yaratabilmek için farklı olmak gerektiğiin bilincindeler.Oyuncuları da rahatlatıyorlar.Oyuncuların gücünden farklı bir şey çıkarıyorlar.Onlarda en sevdiğim de bu.Her oyuncuda farklı bir şey bulmaları...
Sinema Dergisi ,Mart 2008, Kerem Akça
Setten Kovulacağını Sandım
Lewelyn Moss rolünde kariyerinin en zorlayıcı ve aynı zamanda en iyi performasnlarından birini çıkaran Josh Brolin,canlandırdığı karakter ve Coenler hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
Filmdeki karakterinizle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Onu takdir ediyorum.Dürüstlüğünü,prensiplerini,hayatını,iyims erliğini ve romantikliğini seviyorum.Aslında onu sevmek çok da zor olmadı.
Coen Biraderler'in işlerini senaryo aşamsında bitirip sette çok fazla konuşmadıkları söylenir.Siz ne dersiniz?
Doğru,çok az konuştuk aslında.İhtiyacımız olduğunda konuştuk.Bir Coen Biraderler filminde "oyunculara iyi davranarak performans alma" mantığı yok.Çoğu zaman filmlerde "çok iyisin.Çok büyük iş başardın" gibi kendimi iyi hissettiren sözler duyarsınız.Ama Coen'lerden hiç bu tür bir şey duymadım.Bu sebeple de Javier ile beraber kovulacağımızı düşündük zaman zaman."Bizden nefret mi ediyorlar?" veya "Neler oluyor?" gibi sorular sorduğumuz oldu kendi kendimize.Özellikle Javier,saç stili ve kilo kaybıyla sorunlu gözüküyordu.Ben de çekimlerin ikinci haftasında kolumu kırmıştım.Yani gerçek anlamda "kötü" durumdaydık ve birinin "Çok iyisiniz" demesine ihtiyacımız vardı kısacası.Tabi Woody'nin (Harrelson) sete gelmesi de bu ruh halinin üzerine tuz biber ekti.Onun bir tek hastane sahnesi vardı.Onda dahi repliklerini unuttu."Kes" dedikten sonra "Woody,olağanüstüydü!" demezler mi! Ben de "Neler oluoyr butda?" diye düşündüm bir an.Ama genelde Coen'lerle çalışmak mükemmeldi.Benim için önemli bir ders oldu.Çünkü onlar "usta" kategorisindeki yönetmenlerden...Aynı zamanda insancıllar da.Basınla konuşmamalarıda kendi bakış açılarını korumak için.Etikle falana alakası yok...
Kariyerinizin bu aşamasında büyük prodüksiyonlarda rol almaya başladınız.Bu gelişim hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aslında bu değişimin tam karşılığı,dünyanın en önemli yönetmenleriyle çalışmaya başlamam.Bu çok memnun edici.Aynı zamanda da bana psikolojik destek sağlıyor.Evimde otururken kendimi iyi hissediyorum.Aslında bir yere gelmiş de değildim.Her zaman işimi sevdim.Kariyerimden memnundum.Aile hayatım iyiydi.Yani her şey iyi gidiyordu.Böyle bir dönemde kötü performasn vermemek önemliydi benim için.Kötü performansları hiç sevmem zaten.Başka filmlerde bile oyuncuların iyi oynamasından memnun olurum.Bu yüzden de Javier ile iyi anlaştık.İyi bir oyuncu ve onunla çalışmak büyük şerefti.Birbirimize destek olduk.Bu filmin çekimleri bittikten sonra Ridley Scott ile "American Gangster" da çalıştım.Hatta,benim karakterimin sonunu beraber yazdık.Oraya oturdum ve kendime göre bir son yazdım! O da çekti bunu.O gece yatağıma Ridley Scott ile birlikte bir şey yazmış olmanın huzuruyla yattım! Tanrım! Mükemmel bir şey bu!
Seçmelerde kayıt yaptığınız doğru mu?
Evet,sadece kendi seçmelerimi kaydediyorum.Seçmelere katılmaktan nefret ediyorum.O konuda çok kötüyüm.Kötü bi oyuncu olduğumdan mı bilmiyorum ama benim için "rolü bulmak gerekir".Bu da bence zamanla ve sabırla olan bir şey.Bu yüzden de seçmelerde kilitleniyorum.Kendimi geliştirmenin eğlenceli bir yolunu bulmuş oldum bu kayıtlar sayesinde.
İlk filminiz "The Goonies"i şimdi izleyince ne düşünüyorsunuz?
Kendimi görünce gülüyorum.Kariyerime daha kötü başlayamazdım!Ama çok önemli bir deneyimdi benim için.Steven Spielberg ,Richard Donner ve önemli oyuncularla çalıştım
Sinema Dergisi. Mart 2008, Kerem Akça
http://img357.imageshack.us/img357/6380/oldmen4af7.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/2548/oldmen5sp6.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/6823/oldmen7sm6.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/4194/oldmen11rg9.png
http://img357.imageshack.us/img357/3936/oldmen20yy1.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/9794/oldmen26an3.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/4770/oldmen27yo9.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/9771/oldmen36tb2.png
http://img357.imageshack.us/img357/8598/oldmen15po7.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/9331/oldmen18yf4.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/1301/oldmen30gj1.pnghttp://img357.imageshack.us/img357/7903/oldmen35lb9.png
9th Annual Golden Trailer Award (Altın Fragman Ödülleri)
En İyi Drama
No Country for Old Men, Miramax Films, Giaronomo Productions
3:10 to Yuma, Lionsgate, InSync Advertising
American Gangster, Universal Pictures, Intralink Film
Into the Wild, Paramount Vantage, Craig Murray Productions
En İyi gerilim-Tv spot
No Country for Old Men "Friend-o", Miramax Films, Buddha Jones
Hostel II "Big Drill", Lionsgate, Fishbowl
I ** Legend "One", Warner Bros., Skip Film
Saw IV "Whats on the Tape", Lionsgate, Fishbowl
Ödüller 26 Mayıs gecesi sahiplerini bulacak
http://img128.imageshack.us/img128/1406/nc02cxc5.pnghttp://img128.imageshack.us/img128/8112/nc02rh8.pnghttp://img128.imageshack.us/img128/8180/nc04oa9.pnghttp://img128.imageshack.us/img128/534/nc01bnh7.png
http://img128.imageshack.us/img128/9954/header01bpw5.png
http://img502.imageshack.us/img502/489/13024776bu5.jpg
http://img502.imageshack.us/img502/6650/44397035gb6.jpg
http://img230.imageshack.us/img230/5563/54947135lm1.jpg
http://img230.imageshack.us/img230/9716/35989986ok3.jpg
http://img502.imageshack.us/img502/1313/72902438uf1.jpg
http://img363.imageshack.us/img363/292/90303807jz9.jpg
edaaydemir 27-05-08, 18:10 filmi izleyen biri olarak başyapıt denmesine bir anlam veremiyorum nedenmi çünkü bu yönetmenlerin fargo isimli filmlerini izlediğinizde anlıyacaksınız.eğer bir baş yapıt aranıyorsa neden o filmleri seçilmedi bundan yıllar önce o filmi yapmışlardı ki inanın bu filmin fargodan hiç bir farkı yok.....
evet beki coen kardeşler bukadar çok tanınmamış filmde oynayan aktörlerinde 2. sınıf actör olarak görülmesinden fargo filmi çok ses getirmemiş 60 milyon dolar hasılatta kalmış olabilir..
160 milyon dolar hasılata sahip no country for old man filminde ise tommy lee jones, javier bardem in oynaması, daha fazla kan ve şiddet birde oscar sanırım bu filmin daha çok tutulmasına neden oldu......
No Country Ödül kazanmaya devam ediyor
No Country For Old Men,37.si düzenlenen Key Art Awards'ta Yılın En İyi Kampanyası ödülünün sahibi oldu.
http://img517.imageshack.us/img517/7348/l4ae8.jpghttp://img517.imageshack.us/img517/7929/l3bz0.jpghttp://img517.imageshack.us/img517/5479/l1os3.jpghttp://img517.imageshack.us/img517/6046/a1td9.jpg
http://img517.imageshack.us/img517/4048/a4im3.jpghttp://img517.imageshack.us/img517/4023/a5uo7.jpghttp://img517.imageshack.us/img517/9601/a6op4.jpghttp://img517.imageshack.us/img517/2951/girl3jv1.jpg
ihtiyarlara yer yok filmini ilk çıktığı hafta izledim ve filmi genel olarak çok beğendim fakat sonunun tık diye bitmesine bir anlam veremedim...
ama olsun film genel olarak güzel bir film ama coen kardeşlerin en güzel bir filmi olduğuna inanmıyorum...
oyuncuları rollerinin adeta içine girmiş gibiydiler özellikle javier bardem harikaydı
neden javier bardemin en iyi yardımcı erkek ödülünü aldığına da şaşırıyorum adam adeta başrolü oynuyor...:img-wink:
Moviefoneun En İyi kötüler Listesi
7. Anton Chigurgh, ‘No Country for Old Men’ (2007)
Oynayan: Javier Bardem
İsmi telaffuz edilemeyen tetikçi, poster genci biçimindeki saç şekliyle bir tehditmiş gibi gözükmüyor ama bu öldürme eğilimi olan adam hiçkimsenin yardakçısı değil.Kurbanlarının yaşayıp yaşamayacağı onun madeni parasına bağlı.
Liste:
1. Lord Voldemort, ‘Harry Potter’ series (2005-2007)
2. Darth Vader, ‘Star Wars’ series (1977-2005)
3. The Wicked Witch of the West, ‘The Wizard of Oz’ (1939)
4. Hannibal Lecter, ‘Silence of the Lambs’ (1991)
5. The Joker, ‘The Dark Knight’ (2008)
6. Goldfinger, ‘Goldfinger’ (1964)
7. Anton Chigurgh, ‘No Country for Old Men’ (2007)
8. Hans Gruber, ‘Die Hard’ (1988)
9. Max Cady, ‘Cape Fear’ (1991)
10. The Queen, ‘Snow White and the Seven Dwarfs’ (1937)
11. Harry Powell, ‘Night of the Hunter’ (1955)
12. Michael Myers, ‘Halloween’ (1978)
13. Freddy Krueger, ‘A Nightmare on Elm Street’ (1984)
14. Mrs. Iselin, ‘Manchurian Candidate’ (1962)
15. Tom Powers, ‘Public Enemy’ (1931)
16. Annie Wilkes, ‘Misery’ (1990)
17. Dr. Christian Szell, ‘Marathon Man’ (1976)
18. T-1000, ‘Terminator 2′ (1991)
19. Joan Crawford, ‘Mommie Dearest’ (1981)
20. Lex Luthor, ‘Superman’ (1978)
21. Alonzo Harris, ‘Training Day’ (2001)
22. Cruella de Vil, ‘101 Dalmatians’ (1961)
23. Frank Booth, ‘Blue Velvet’ (1986)
24. Khan Noonien Singh, ‘Star Trek: Wrath of Khan’ (1982)
25. Agent Smith, ‘The Matrix’ (1999)
|
|