Tüm Versiyonu Göster : Yeşim Ustaoğlu


NurgulPACINO
27-05-06, 23:22
Yeşim Ustaoğlu kimdir?1960 Sarıkamış doğumlu olan Yeşim Ustaoğlu Ka-radeniz Teknik Üniversitesinde mimarlık okudu.Yıldız Teknik Üniversitesinde yüksek lisansını ta-mamladı. Çeşitli dergilerde sinema yazıları ya-yınlandı. Bir Anı Yakalamak, Magnafantagna,Oberhausen, Düet ve Otel adlı kısa filmleri çeşitliyarışmalarda ödüller kazandı.1994 yılında yaptığıilk uzun metraj filmi İz ile 14. Uluslararası İstanbulFilm Festivalinde En İyi Türk Filmi’ ödülü aldı. 1999yılı yapımı Güneşe Yolculuk ulusal ve uluslarara-sı birçok festivalde başarı kazandı. 2004 yılındaBulutları Beklerkeni çekti. Sırtlarındaki Hayat, Bu-lutları Beklerkenin çekim sürecinde kaydettiği gö-rüntülerden oluşan bir belgeseldir.



Filmleri - Yönetmen (7)

Bir Anı Yakalamak 1988
Magnafantagna 1989
Düet 1990
Otel 1992
İz 1994
Güneşe Yolculuk 1998
Bulutları Beklerken 2003


Filmleri - Senaryo (2)

Güneşe Yolculuk 1998
Bulutları Beklerken 2003



Ödülleri
11. Orhan Arıburnu Ödülleri, 2000, Güneşe Yolculuk, Mahmut Tali Öngören Jüri Özel Ödülü
18. İstanbul Film Festivali, 1999, Güneşe Yolculuk, En İyi Türk Yönetmen
11. Ankara Film Festivali, 1999, Güneşe Yolculuk, En İyi Yönetmen
11. Ankara Film Festivali, 1999, Güneşe Yolculuk, Onat Kutlar En İyi Senaryo Yazarı
23. İstanbul Film Festivali, 2004, Bulutları Beklerken, Jüri Özel Ödülü
14. İstanbul Film Festivali, 1995, İz, En İyi Film

FEL!ADE
14-08-07, 09:36
İz'den Bulutları Beklerken'e marjinal bir yolculuk

Trabzon doğumlu Yeşim Ustaoğlu’nun ‘kendi evinde’ çektiği son derece duru, son derece sakin, Rus sinemasını andıran görüntülere sahip Bulutları Beklerken, iki kişi hariç filmdeki tüm karakterlerin kadın oluşuyla dikkat çeker... Gül Yaşartürk’ün kaleminden.

13/08/2007

“İlk film” ve “son film” dendiğinde sanırım karşımıza çıkacak en ilginç tablolardan biri Yeşim Ustaoğlu’na aittir.

Bir Anı Yakalamak (1984), Magnafantagna (1987), Düet (1990), Otel (1991) adlı kısa filmleriyle birçok ödül alan yönetmenin 2006 sonu itibariyle yine bol ödüllü üç uzun metraj filmi var. 1994 tarihli İz, 1999 tarihli Güneşe Yolculuk ve 2005 tarihli Bulutları Beklerken. Ustaoğlu’nun İz’den Bulutları Beklerken’e yolculuğundan söz edecek olursak, 11 yıllık söz konusu süreç kesinlikle olağanüstü bir değişim süreci. Hatta İz ve Bulutları Beklerken’in iki ayrı yönetmen tarafından yönetildiği bile düşünülebilir.

İz ve Güneşe Yolculuk arasında içerik olarak kimi paralellikler (örneğin iki filmin de erkek baş karakterleri; Kemal ve Berzan arayış içinde olan, filmi sürükleyen karakterlerdir) yakalamak mümkünken Bulutları Beklerken’e gelindiğinde İz’le arasında hiçbir benzerlik yakalamak mümkün değil. Benzerlikten ziyade tezatlıklardan söz etmek olası. Örneğin ilk akla gelen, İz’in olanca kapalı, karanlık, depresif atmosferinden, olabildiğine açık, sakin, ferah bir atmosfere Karadeniz dağlarına yapılan geçiştir. İz oyuncularla hiçbir biçimde özdeşleşmeye izin vermeyen kadrajlara, karanlık iç mekanlara alt ve üst açıların yoğun olarak kullanılmasıyla yaratılan güvensizlik duygusuna sahip bir filmdir. İz, psikolojik bir gerilim öyküsüdür, yanı sıra politik bir alt metne de sahiptir. İşi için, estetik ameliyatla yüzünü değiştirmiş komiser Kemal’in öyküsünü izleriz. Kemal sürekli yaptığı işkenceleri anımsar ve en önemlisi pavyon klarnetçisi Cezmi’nin ölümü onu bunalıma sürükler. Çünkü hiçbir yerde klarnetçinin yüzüne ulaşamamaktadır. Kara’nın yüzünü dolayısıyla aslında kendi yüzünü aramaya başlar, “örgütten” atılmasının da etkisiyle takip edildiğini düşünür ve herkesten korkar hale gelir. İki kişiyi öldürdükten sonra Cezmi’nin evinde ölür.

Trabzon doğumlu Yeşim Ustaoğlu’nun “kendi evinde” çektiği son derece duru, son derece sakin, Rus sinemasını andıran görüntülere sahip Bulutları Beklerken ise ilk olarak filmdeki tüm karakterlerin (iki kişi hariç) kadın oluşuyla dikkat çeker. 1919 yılında Karadeniz’de yaşadığı Rum köyünden kardeşi Niko ile birlikte (mübadele nedeniyle) Mersin’e göç etmek zorunda kalan Ayşe/Eleni, göç yolunda bir Türk aile tarafından evlat edinilir, kardeşi ise Yunanistan’a gider. Türk ailesinin yanında Ayşe adını alan Eleni, göç ettiği topraklara O’nu geri getiren çok sevdiği ablasının ölümünün ardından, kardeşi Niko’yu düşünmeye başlar. 1970’li yıllarda geçen öyküde, 50’li yaşlarındaki kahramanımız kardeşiyle “tanışmaya” Yunanistan’a gider. Sonunda bulduğu Niko ise onu tanıdığını reddeder.

Ayşe/Eleni’nin, ablasının ölümünden sonra kardeşi Niko’yu düşündüğü süreçte hayatına küçük Mehmet girer. Mehmet filmde Niko’nun yerini dolduran bir öğe olduğu kadar, Ayşe/Eleni’nin farklılığını vurgulama işlevi de görür. Çünkü Mehmet de çok sevdiği Ayşe/Eleni gibi farklıdır, diğer çocuklarla oyun oynamayan, okulu sevmeyen, karnesi kırıklarla dolu ancak çok akıllı ve yetenekli olduğu hissedilen, çoğunluktan farklı bir çocuktur. Ayşe/Eleni, Mehmet’i Niko yerine koyup da ona Rumca konuştuğunda, ağladığında Mehmet uzun zaman kadını dinler. Ayşe/Eleni, pek çok nedenden ötürü farklıdır; diğer kadınlar gibi namaz kılmaz, hasta yatağında kardeşi Niko’nun adını sayıklar, kurşun dökülürken karşı çıkıp herkesi evden kovar, tek başına yaylaya çıkar, kadınlara karışıp dedikodu yapmaz. Kısaca cemaatle paylaşmadığı sırları vardır. Sonunda “gavur” olup olmadığına dair söylentiler çıkar. Hatta kahvede “Gavur mu değil mi ama kadın da sünnet olmaz, nasıl anlayacağız kafasında boynuz mu olacak?” gibi bir konuşma geçer. Ayşe/Eleni’nin bu noktada bir kadın karakter olarak kimsenin sahip olmadığı bir bilgiye sahip olması, onu ikinci kez farklı konumuna oturturken aslında bilgiye sahip olduğu için ona iktidar da verir. Köyde kimse Ayşe’nin evlat edinilmiş bir Rum olduğunu bilmemektedir en önemlisi 1919 yılındaki Rum göçü hafızalardan silinmiştir. Ayşe/Eleni, bu nedenle resmi tarihe, erkek egemen söyleme karşı bir simge haline de gelir. Kardeşini görmek için Selanik’e giden Ayşe/Eleni, kardeşi Niko’yu bulur ancak Niko, terk edilmiş olmanın öfkesiyle onun ablası olmadığını söyler. Ayşe/Eleni’nin Niko’nun sözlerine karşı elindeki tek fotoğrafla karşı çıkması da aynı minvalde bir simgedir. Erkek egemen söyleme karşı çıkıştır. Niko, kendi tarihini elindeki fotoğraflarla Ayşe/Eleni’nin önüne koyarken hikayesini sözle destekler. Tüm bunlara karşı kadının yaptığı elindeki tek fotoğrafı masaya koymaktır hiç konuşmadan. Film bu eski fotoğraftan, geçmişe döner ve baştaki siyah beyaz görüntülere bağlanır. Kadının tarihi ve bakış açısı ile biter film.

Yeşim Ustaoğlu, İz’den son filmine geçen 11 yılda her ne kadar kendisi ısrarla aksini iddia etse de* bir kadın yönetmen kimliğine, bakış açısına sahip olmuş-bürünmüş durumda. Bir erkeğin ana karakter olduğu, kadınların değil yan karakter, tam anlamıyla bir karakter bile olmadıkları İz’den sonra, bir kadının ana karakter olduğu, öyküyü sürüklediği, kadınlar arası dayanışmanın vurgulandığı Bulutları Beklerken bu değişimin en somut kanıtıdır. (GY/SD)

http://www.ucansupurge.org/index.php?option=com_content&task=view&id=3861&Itemid=79

Ucan Süpürge Kadin Haber Merkezi nden alintidir.