Tüm Versiyonu Göster : Osman Sınav


NurgulPACINO
27-05-06, 23:29
1956 Denizli doğumlu.

1975 İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü

1977 İ. D. G. S. A. Uygulamalı Sanatlar Yüksek Okulu Tekstil Dizaynı

1979 İ. D. G. S. A. Sinema Televizyon Enstitüsü

1979-80 Man Ajans Metin Yazarlığı

1980-84 Grafika Lintas Reklam Yazarlığı ve Creative Grup Başkanlığı

1984 Sinegraf Film Yapım/Yönetim Ltd. Şti.’yi kurdu.

TV Reklam filmleri, Reklam kampanyaları, TV filmleri, TV dizileri ve Sinema için filmler yönetti.



UZUN METRAJ FİLMLER (35 mm)


1987 Bir Muharririn Ölümü (TRT) TV Filmi

1988 Yalancı Şafak (TRT) TV Filmi

1988 Atlı Karınca (TRT) TV Filmi

1989 Hünkar ve Düş (Kültür Bakanlığı) Sinema Filmi

1990 Küçük Dünya (TRT) 4 Bölüm TV Dizisi - Yılın Kadın Oyuncusu-Güneş Gazetesi (Alev Baymur)

1992 Kapıları Açmak (Devlet Bakanlığı) TV ve Sinema Filmi

29. Antalya Film Festivali “En İyi Üçüncü Film”

En İyi Erkek Oyuncu (Mehmet Aslantuğ)

Altın Portakal Ödülleri

Kültür Bakanlığı “En İyi Yönetmen ve Yapımcı” Ödülü

Yalancı (TRT) TV Dizisi ve Sinema Filmi

30. Antalya Film Festivali “En İyi Üçüncü Film”

En İyi Erkek Oyuncu (Mehmet Aslantuğ)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Fikret Hakan)

Altın Portakal Ödülleri

1994 Adana Altın Koza Film Festivali“En İyi İkinci Film”

En İyi Erkek Oyuncu (Mehmet Aslantuğ)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Fikret Hakan)

1994 Altın Kelebek “En İyi Film”

1994 Köln Film Festivali “En İyi Film”

1995 Gerilla (TRT) TV ve Sinema Filmi

31. Antalya Film Festivali

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tomris Oğuzalp)

Altın Portakal Ödülü

1996 Adana Altın Koza Film Festivali

En İyi Kadın Oyuncu (Ayşegül Aldinç)

1996 ÇASOD En İyi Aktör (Fikret Hakan)

2001 Deliyürek ‘Bumerang Cehennemi’




DİZİ FİLMLER



1991 Yarına Gülümsemek (Aile Bakanlığı) 12 Bölüm TV Dizisi

1994-96 Süper Baba (ATV) 62 Bölüm TV Dizisi - Altın Kelebek En İyi TV Dizisi-En İyi Yönetmen

1996-97 Kralın Hayatı (SHOW TV) 6 Bölüm TV Dizisi

1997-98 Melek Apartmanı (Kanal D) 13 Bölüm TV Dizisi

1997-98 Sıcak Saatler (ATV) 23 Bölüm TV Dizisi - MGD En İyi Dizi, En İyi Oyuncu

1998 Mavi Düşler (ATV) 13 Bölüm TV Dizisi

1998-2001 Deliyürek (SHOW TV) 90 Bölüm TV Dizisi - Altın Kelebek En İyi Yönetmen - MGD En İyi Yönetmen - İ.Ü. İletişim Fakültesi En İyi Dizi, Yönetmen, Oyuncu - Konya Selçuk Ü. İletişim Fakültesi, En İyi Dizi, Yönetmen, Oyuncu - Çeşitli üniversite ve kurumlardan ödüller

2000-01 Hayat Bağları (SHOW TV - ATV) 32 Bölüm TV Dizisi

britneysinem
02-07-06, 09:57
çok iyi bir yönetmen

sbuffy
11-08-06, 16:29
‘Kapıları Açmak’ bitti, Osman Sınav dizi karmaşasından şikayetçi

http://www.zaman.com.tr/2005/09/29/tv.jpg

‘Kurtlar Vadisi’, ‘Deli Yürek’ ve ‘Ekmek Teknesi’ gibi yüksek reytingli dizilerin yapımcısı Osman Sınav, bu günlerde biraz kırgın. Sınav, geçen yaz başında Kanal D’de yayına giren “Kapıları Açmak” dizisini düşük reyting aldığı gerekçesiyle geri çekmişti.

Yeni dönemle birlikte yeniden düzenlenmiş hali ekrana gelen ‘Kapıları Açmak’, beklenen ilgiyi görmeyince, taraflar anlaşarak diziyi yayından kaldırmaya karar verdi. Dizinin izleyiciye ulaşamamasını, yayın saati ve gününün son haftalarda çok sık değiştirilmesine bağlayan Osman Sınav ile “Kapıları Açmak’ın neden beklenen ilgiyi görmediğini, kanalın bundaki etkisini, anlaşmayı neden bitirdiklerini ve medyada hakkında çıkan haberleri” konuştuk...

Dizi yayından kalktı, sorun reyting mi?

Çekimlere devam etmiyorum, kanalla da konuştum anlaşmayı bitirdim. Sanıyorum bu haftaki 6. bölüm son olacak. Çünkü dizi gece saat 00.00’a kondu, olmadı, günü değiştirildi. Bu karmaşa içinde seyirciye ulaşacağına inanmadığım için ben de kanala bu işi bitirelim, dedim. Çünkü doğru gitmiyor.

Yayın saati konusunda kanalla görüştünüz mü?

Dizinin yayın saatinin değiştirilmesi kanalın kendi sorunudur, ben de bu şekilde başarılı olacağına inanmadığım için karşılıklı görüşerek bitirdik.

Kanaldan zaman istediniz mi?

Bu bir ticari anlaşmadır, önceden tavrınızı ve iş yapma şeklinizi hatta prensiplerinizi ortaya koyarsınız. Ben tavrımı koydum. Onlara, “Bu yayın politikası ile bu hikâye olmaz. Çünkü benim hikayemin belli bir zaman içinde seyirciye ulaşması ve tutması lazım.” dedim.

Bitirme konusunda acele edilmedi mi?

Sonuçta parayı veren onlar, bu iş sabredilirse olur dedik, ama onlar sabretmek istemediler. Böyle bir görüş farklılığı vardı. 13 yıldır dizi çekiyorum, bunların içinde yaptığım diziler ilk üçe girmiş ve hepsi de birincililik görmüştür. Yaptığınız işlerin bazıları olmayabilir, bu normaldir. Her yaptığınız iş başarılı olacak diye de bir kural yok.

Dizinin kalitesi için ne söyleyeceksiniz?

Herkes istediğini yazıp istediğini söyleyebilir; ancak ben yine söylüyorum, yaptığım işten memnunum. Yaptığım işin doğru olduğuna, kaliteli olduğuna ve seyirciye ulaşacağını inanıyorum. Doğru bir yayın politikası ile bu hikâye tutardı. Ama bu horoz dövüşünün, bu kargaşanın içinde bir gün saatini, başka zaman gününü değiştirirseniz olmaz. Ama bu, kanalın politikasıdır, buna ben bir şey diyemem. Yapabileceğim tek şey, bu anlayış doğru değil, burada benim hikâyem adrenalin konusunda başarılı olmadı deyip işimi geri çekerim.

Horoz dövüşünden kastınız ne?

Birçok yeni iş yayına girdi. Bunların rekabet etmesi gayet normal; ancak toz duman bir durum var. Yapılmış dizilerin isimlerini ve kimlerin oynadığını, hangi kanalda yayınlandığını ben bu işin içinde olduğum ve rekabetini yaptığım halde bilmiyorum. Seyircilerin de eğilimleri oluştuğunu zannetmiyorum. Böyle bir karambolün içinde, seyirci neyi gördü, neyi anladı? Hangi dizide kim oynuyor, konusu nasıl, senaryo yazarı ve yönetmeni kim, nasıl bir hikaye anlatıyor?.. Bunları doğru dürüst görüp anlamadı bile seyirci. Dizi beğenilmedi deniyor, biz daha o noktaya gelemedik bile. ‘Seyirci gördü, değerlendirdi, olmadı.’ kararı bu ortamda bence doğru bir karar değildir. Böyle bir kör dövüşü aldı başını gidiyor.

İlk görüştüğümüzde dizinin güçlü bir hikâyesi var demiştiniz...

Bu dizinin özellikle bu ülke için doğru bir iş olduğuna inanıyorum; ama şanssızlıktır, bazı şeyler doğru zamanda ve doğru yerde sunulmazsa tutmayabilir. Bir şanssızlık yaşanıyor, bu sadece bizim dizimiz için değil, birçok iş için de geçerli. Bunu da ‘Osman Sınav başarısız oldu, nakavt oldu, demek doğru değil’ güreş mi yapıyoruz burası Kırkpınar mı?

Yeni bir dizi çekiyormuşsunuz doğru mu?

Evet yeni bir dizi projemiz var, bu doğrudur. Ama bunun detaylarından bahsetmek şimdilik erken olur.

Kaliteli bir diziydi

Mustafa Kutlu’nun hikayesinden televizyona uyarlanan dizide, Çanakkale Babakale köyünün imamı Mahir Hoca’nın marangoz oğlu Cihan’la, kapı komşuları Gazelhan Hafız Seyit’in torunu Zehra arasındaki trajik aşk öyküsü anlatılıyordu. Günümüz Türkiye’sinde yaşanan “Pop Star” türü yarışmalara da göndermelerde bulunan dizide, Olgun Şimşek (Cihan) Bahar Yanılmaz (Zehra) Erkan Can (Suphi) ve Zafer Algöz (Kudret) gibi oyuncular rol almıştı

kaynak:zaman

sbuffy
11-08-06, 16:32
AMERİKAN-TÜRK ORTAK YAPIMI SİNEMA FİLMİNİN YÖNETMENİ OSMAN SINAV, NE ZAMAN "MOTOR" DİYECEKLERİNİ AÇIKLADI!...

Nisan veya Mayıs aylarında çekimlere başlayacaklarını belirten filmin yönetmeni Osman Sınav, bir hayali gerçekleştirdiklerini ve Türk sinemasının artık dünya platformunda yer bulacağını söyledi.

İki sinema filmi projesi için ortaklık anlaşması imzalayan Osman Sınav ile Seven Arts Pictures Film Prodüksiyon Şirketi'nin kurucu Başkanı Peter Hoffman, Antalya'da basın toplantısı düzenlediler.

Hedeflerinin 6 yılda 4 film yapmak olduğunu dile getiren Sınav, ''Filmin senaryosu daha hazır değil. çalışmalar sürüyor. Nisan veya Mayıs ayında filmin çekimine başlanılacak. Filmde iki ünlü Amerikalı aktör rol alacak. Türk sinema starları da bu filmde oynayacak. Filmde Türkiye'nin çeşitli şehirlerindeki mekanlar kullanılacak'' dedi.Seven Arts Pictures Film Prodüksiyon Şirketi'nin Kurucu Başkanı Peter Hoffman da, son zamanlarda Avrupa filmlerinin büyük bir mesafe katetti?ini belirterek, Tırkiye'nin uluslararası filmlerde yer edinmesini istediklerini söyledi.

kaynak:ucankus.com

sbuffy
11-10-06, 09:45
"PARS, uyuşturucu trafiğini en iyi anlatan film olacak"

Yönetmen-yapımcı Osman Sınav, uyuşturucu trafiği üzerine ekimde çekimlerine başlayacağı filmi önce Haftalık dergisine anlattı. Bir ünlü yazar ile senaryosunu yazdığı filmin de müjdesini verdi. İşte yabancı basının da yakından takip ettiği o ünlü kadın yazar...


Neslihan AKDAŞ / HAFTALIK

Süper Baba, Deliyürek, Kurtlar Vadisi ve Acı Hayat gibi Türk televizyon tarihinin iddialı dizilerine imza atan Osman Sınav, Ekim ayının ortasında başlayacağı "Pars" isimli yeni filmini ilk kez Haftalık'a anlattı.

"Diziler çoluk çocuğumuzu ne kadar etkisi altına alır", "Televizyonda izlediği bir sahneden sonra delikanlı, sokağa çıkıp da kendisine yüz vermeyen genç kızı kurşunlar mı" ya da "Sokaktaki şiddetle diziler ve sinema arasında ne kadar bağ vardır"... Geçen yayın döneminde sık sık tartışıldı bu konular. Birçokları Kurtlar Vadisi, Acı Hayat gibi dizileri hedef gösterdi toplumdaki şiddet olaylarını tartışırken. Yapımcılar, TV yöneticileri, reklamverenler karşı karşıya getirildi. Adı geçen iki dizinin de arkasında Osman Sınav vardı. Sınav, çok da konuşmadı o dönem. Yeni yayın dönemi başlarken, kapısını çaldık; hem geçmişi temize çekelim, hem de yeni projelerini konuşalım istedik. Biraz öfkeliydi. Kendilerinin 'günah keçisi' gösterildiğinı sık sık vurguladı. "Şiddetin kaynağında TV dizileri yoktur" diye yineledi. Ama bize anlatmak istediği bir başka konu daha vardı. "Pars" isimli, 15 Ekim'de çekmeye başlayacağı yeni filmi... Diğer yandan romancı Elif Şafak'la birlikte senaryosunu yazdığı bir diğer filmine dair de küçük ayrıntılar verdi.

- Osman Sınav'ın Acı Hayat'tan sonra sesini çok da duymadık. Tahminimizce yeni projeleriniz var, değil mi?
Evet, yeni bir film hazırlığındayız. 15 Ekim'de çekimlerine başlıyoruz. Şubat ortasında vizyona girecek. Bir polisiye film yapıyorum. Bunun oturduğu üç ayaktan biri polis, bir diğer ayağı uyuşturucu mafyası, bir diğer ayağı da okullarda uyuşturucu satışı.
- Bu konuyu seçmenizdeki sebep nedir?
Geçen sene okullarda uyuşturucu konusu çok konuşuldu, çok yazıldı; günah keçileri yarattık.
- "Günah keçileri" sözüyle kimleri kastediyorsunuz?
Siz de biliyorsunuz kimler olduğunu. Şiddeti özendirdiği iddia edilen bazı diziler hedef gösterildi. Şiddetin kaynakları vardır. Ben bu kaynaklardan birinin öyküsünü filme çekeceğim. Zaten uzun süredir bir polisiye yapmak istiyordum, geçen yıl liselerde çoğalan olaylar bu projeyi hızlandırmamı sağladı. Deliyürek bir halk kahramanı hikayesiydi; ben bunu 4 yıl boyunca söyledim. Dadaloğlu, Köroğlu gibi ya da İngilizler'in Robin Hood'u gibi halk kahramanı geleneği vardır. Adaletin olmadığı yerde, halk, adalet talebini böyle bir kahramanla telafi etmeye çalışır. Arasından bir kahraman çıkarır. Ama Deliyürek'e mafya dendi. Halk bunu doğru okudu, yalnızca entelektüeller böyle görmek istemedi. Sonra dedim ki; "Bakın ben size mafyayı anlatayım. Mafya böyle olmaz" dedim ve "Bu bir mafya dizisidir" sloganıyla Kurtlar Vadisi'ni çekmeye başladım. Onun üst başlığı neydi: "Türkiye'de milli gelirin yarısı, bizim adına Kurtlar Vadisi dediğimiz karanlık ve puslu bir vadiden geçiyor ve vergilendiriliyor. Bu, bu ülkede yaşayan her masum vatandaşa kesilmiş toplumsal bir haraçtır." Ve Kurtlar Vadisi'nden sonra kıyamet koptu, iyi de oldu.
- Sanki bir Osman Sınav üçlemesi gibi... Deliyürek'te bir halk kahramanını anlattınız; yanlış anlaşıldı diyerek "gerçek mafya böyle olur" diye Kurtlar Vadisi'ni çektiniz. Şimdi biraz da "şiddetin kaynakları diziler değildir"i göstermek için bu filmi çekmeye koyuldunuz...
Evet, bir bakıma bir üçleme olarak bakabiliriz. Bir de bugüne kadar bir polis kahraman üzerine bir çalışma yapmadım. Türkiye'de ciddi bir polisiye de yok. Evet, polisiye dizileri yapılıyor ama onlar bu anlamda polisiyeler değil. Bu ülkede ciddi anlamda uyuşturucu problemi var. Ben de çocuklarım için korkuyorum.
- Şiddete özendiren diziler olarak hep sizin de içinde yer aldığınız projeler gösterildi; Acı Hayat ve Kurtlar Vadisi. Bu film için mutlaka şu da yazılacaktır: Osman Sınav, okullarda uyuşturucuyla mücadele fimi çekerek günah çıkarmaya çalışıyor...
Ne alakası var. Osman Sınav günah falan çıkarmıyor, tam aksine sorunun üzerine gidiyor. Ben sadece yapılması gerekeni yapıyorum. Ben bir yönetmenim, yapımcıyım. Toplumda ne görüyorsam onun üzerine gidiyorum.
- Bu filmin hazırlıkları ne kadar sürdü?
Üç aydır ciddi bir şekilde araştırıyorum. İstanbul Emniyeti'nden Narkotik Şube'ye kadar birçok kurumun müdürü bize yardım etti. Gerçek anlamda bir narkotik üzerine polisiye film çekiyoruz. Uluslararası bağlantısından sokaktaki çetesine kadar bu sistem nasıl çalışıyor, hepsini araştırdık. Benim için bunun özel tarafı okullarda uyuşturucu meselesine bir fokus yapmak.
- Oyuncularınız belli oldu mu?
Casting çalışmasına devam ediyoruz. Mehmet Kurtuluş, başrol oyuncularımızdan biri olacak. Erkek polis kahramanımızı canlandıracak. Bir kadın polis kahramanız ve bir de öğretmen kahramanımız olacak.
- Filmin adı "Pars". Bunun öyküsünü anlatır mısınız?
Pars, narkotik polisin amblemidir. Pars, karanlıkta bile görebilen, gözleri keskin, avına son derece sessiz yaklaşan, tek bir hamlede avını bitiren bir hayvandır. Bizim baş karakterimizde buna benziyor biraz. Daha fazla ayrıntı vermeyeyim.


ELİF ŞAFAK'LA BİR SENARYO YAZIYORUZ
Elif Şafak'la birlikte bir senaryo yazıyoruz; ilk yazımı bitti. Bir aşk filmi olacak. Biraz sert bir aşk filmi... Ex ve seksten sonraki aşkı arayacağız. Romeo ve Juliet, Batı'nın aşk hikayelerinin en doruk noktasıdır; Leyla ile Mecnun da Doğu'nun. İkisinin de ortak noktaları kavuşamamaktır. İkisinin de hikayeleri birbirine çok benzemektedir. Çünkü aşk, insanları hangi dilden, hangi ırktan olursa olsun en ortak noktasıdır. Her insan aşk yaşar. Fakat şimdi modern dünyada sevgililer çok kolay kavuşuyor. Peki o zaman aşk yok mu oluyor? Yoo, hayır yok olmuyor. Bu film ancak bir yıl sonra çekmeye başlarız.

GÜNAH KEÇİLERİNİ KOVALAMAK
BİZİ KURTARIR MI?
Haşmet Babaoğlu'nun 2 Haziran 2006'da Vatan'da "Günah keçilerini kovalamak bizi kurtarır mı?" başlıklı yazısının tamamının altına imzamı atarım. Bakın o yazıda ne diyor; "Bugüne kadar yapılan ciddi bilimsel araştırmalar sokaktaki şiddetle sinema ve televizyondaki şiddet arasında doğrudan ve "tetikleyici" bir bağın olmadığını ortaya koyuyor. Bu bir yana, "4 yaşındaki oğlum Kurtlar Vadisi ve Acı Hayat fanatiğiydi, o yüzden eline silahı alıp kardeşini vurdu" açıklamaları yapan ebeveynleri ciddiye almak ya saflıktır ya da kimbilir hangi maksatla popüler bir histerinin ateşine benzin dökmektir."

kaynak:medyatava

sbuffy
11-10-06, 09:47
Oğlunun yaşadığı, 'Pars' için harekete geçirdi

http://arsiv.sabah.com.tr/2006/10/10/gny/im/A0928B3AF788684F8CC69B10b.jpg

İlköğretim okullarına kadar ulaşan uyuşturucu ticaretinin iç yüzünü konu alan 'Pars' adlı filmin çekimleri önümüzdeki günlerde başlıyor. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Osman Sınav'ın üstleneceği filmde, Mehmet Kurtuluş, Melisa Sözen, Pelin Batu, Selçuk Yöntem, Uğur Polat ve Burak Sergen gibi usta isimler rol alacak. Sınav, 'Pars' projesini hayata geçirme nedeninin, 12 yaşındaki oğlunun başından geçen bir olay olduğunu anlatıyor: "Oğlum bir gün midye dolma almak için seyyar bir midyecinin tezgahına gidiyor. Midyeci "İncili mi olsun, incisiz mi?"diye soruyor. Ne demek istediğini anlamak için açık açık soran oğlum, yanındaki birkaç kişi tarafından tehdit ediliyor ve oradan uzaklaştırılıyor. Bu aslında Ecstasy anlamına geliyor. Bu olayın ardından bu konuyu bir filmde işlemeye karar verdim..."

kaynak:sabah

sbuffy
11-10-06, 09:49
OSMAN SINAV'IN YENİ FİLMİ 'PARS'IN TAM KADROSU BELLİ OLDU

06.10.2006 12:50

Dün akşam Habertürk'teki Full Ekran programına konuk olan Osman Sınav, Pars'ın son kadrosunu açıkladı.


Uyuşturucu kaçakcılığını ve okullardaki uyuşturucu kullanamını konu alan Pars'ın oyuncu kadrosunda, Mehmet Kurtuluş, Melisa Sözen, Selçuk Yöntem ve Uğur Polat var. Yazılanların aksine Özge Özberk kadroda yer almadı. Ancak Sınav, Özberk'in kendi içok heyecanlandıran bir oyuncu olduğunu, kendisiyle başka projelerde çalışacağının altını çizdi.

İşte Osman Sınav'ın Full Ekran'da Cengiz Semercioğlu'na anlattığı anlattığı konulardan bazı başlıklar:

- Sağır Oda dizisi "iyi."

- Planım Acı Hayat'ı Haziran'da bitirmek.

- Ihlamurlar Altında'nın yapımcılarına açtığım davadan vazgeçmeyeceğim.

-Kurtlar Vadisi dizisi yasaklandı. (Bu açıklama ilk kez yapılıyor...)

- Vatan gazetesinin reklamverenlere çağrı yaptığı "şiddet dizilerine reklam vermeyen" kampanyası danışıklı dövüştü.

kaynak:medyatava

sbuffy
23-11-06, 16:54
http://img110.imageshack.us/img110/141/304023779dcee70c29dfa7.jpg
http://img110.imageshack.us/img110/9632/3022595507c47a15c77nh4.jpg
http://img110.imageshack.us/img110/3530/302258896433bfd2a96ds4.jpg
http://img110.imageshack.us/img110/7986/302258288717d2cd112nm6.jpg

sbuffy
23-11-06, 16:58
http://img110.imageshack.us/img110/1120/3022557898d548bc8c0nv7.jpg
http://img110.imageshack.us/img110/5788/302254288319814fd0fcz6.jpg
http://img110.imageshack.us/img110/321/302251482fa9643b015eh5.jpg
http://img110.imageshack.us/img110/5922/302250109e0d11bf2c1if7.jpg

kaynak:sadibey

Yagmur_ask
04-12-06, 14:22
Kurtlar vadisi'nin yaraticisi, yaptigi butun islerle benim icin yeri cok farkli olan muhtesem yonetmen..anladigim kadariyla yeni bir film cekiyor su an, film hakkinda hicbirsey bilmiyorum ama sirf yonetmeni Osman Sinav oldugu icin bile izlenmeye deger bence..;)

avrasya
18-12-06, 14:14
5 Aralık 2006
Pars’ın prodüksiyonu Hollywood ayarında



Osman Sınav'ın "Pars-Kiraz Operasyonu" filminin çekimleri için İstanbul'a gelen Udo Kier, bugüne kadar aralarında "Armageddon", "Dogville", "Blade", "Dracula" gibi yapımların da olduğu 200'e yakın dünyaca ünlü filmde rol aldı. Pamela Anderson'dan çok etkilendiğini söyleyen Kier, "Pamela Anderson ile çok iyi zaman geçirmiştim. Uzun sarı saçları beni büyüledi. Saçlarımı onun için kazıttım" dedi.


Osman Sınav’ın Pars-Kiraz Operasyonu filminin çekimleri için İstanbul’a gelen Udo Kier, bugüne kadar aralarında Armageddon, Dogville, Blade, Dracula gibi yapımların da olduğu 200’e yakın dünyaca ünlü filmde rol aldı. Deneyimli oyuncu Udo Kier, Kelebek’in sorularını yanıtladı.

Osman Sınav’ın "Pars-Kiraz Operasyonu" adlı sinema filmi çekimleri için İstanbul’a gelen Kier ilk kez bir Türk prodüksiyonunda rol alıyor. Uyuşturucu satıcıları ve kullanıcıları ile onlara engel olmaya çalışanlar arasında geçen "Pars-Kiraz Operasyonu" öğrenciler, uyuşturucu baronları ve narkotik polislerden oluşan bir üçgen üzerine kurulu. Kier filmde Mehmet Kurtuluş, Selçuk Yöntem, Nida Şafak, Pelin Batu, Haluk Piyes, Uğur Polat ve Murat Daltaban’la başrolü paylaşıyor. Kier filmde Hollandalı uyuşturucu kaçakçısı Klaus Kayman’ı canlandırıyor.

Sette hiç durmadan notlar alıp herkesi gözlemliyorsunuz...

- Ben Almanya’da büyüdüm, orada bir sürü Türk arkadaşım ve sevgilim oldu. Şimdi Amerika’da yaşıyorum, orada bir filmi bitirmeye çalışıyoruz, Picasso Killer diye, Mehmet Gunsur’la birlikte, Dominigue Swain de var. 3 hafta sonra Pars’ın senaryosunu aldım, daha önce hiç Türk filmi izlememiştim ama sevdim. Bu benim İstanbul’daki ilk Türk filmim. Çok büyük bir şehir burası, kalabalık, gürültülü ve trafik de fazla. Burada çok iyi zaman geçirmeye başladım ama ne yazık ki gitmek zorundayım. Filmi neredeyse bitirdik.

OSMAN SINAV İÇİN BURAYA GELDİM

Bu projeyi kabul etmenizin özel bir nedeni var mı?

- Hikaye çok güzeldi, İstanbul ve Türkiye’ye gelmek istemem de önemli bir nedendi. Amerika ve Almanya’ da Osman Sınav kimdir diye araştırdım. Başarılı televizyon dizileri var ve çok başarılı bir yönetmen. Aslında onun başarılı oluşudur beni buraya getiren. Normalde hiçbir filmi yönetmenini görmeden, onunla tanışmadan kabul etmem. Ama Osman’la tanıştığımız ilk andan itibaren birbirimizi sevdik. Elektiriğimiz tuttu. Başarılı bir yönetmen oluşu da ayrı bir durum.

Bu projeyi prodüksyon ve teknik açıdan Amerika ile kıyaslar mısınız?

- Amerika’da tüm film endüstirisi bulunduğu için stüdyo filmi çekmeniz çok kolay. Fabrika gibi Hollywood. Türkiye’deki bu ekiple çektiğimiz film sadece 3 hafta sürdü. Ama aynı zamanda çok karmaşık bir filmdi. Amerika’yla Türkiye’de yapılan bu projenin arasında çok da fark yok. Her yerde düşük bütçeli ve yüksek bütçeli filmler var. Benim için Pars-Kiraz Operasyonu büyük bir prodüksiyon. Amerika’da bir filmde çok fazla insan çalışıyor. Amerika’da oyuncuların bir sendikası var ve belli kurallarla çalışmak zorundasınız, o sendika sizi koruyor. Belli bir para ödüyoruz sendikaya. Sendika da prodüksiyonu kontrol ediyor ne zaman yemek yediğime kadar. Kaç saat çalıştığımı ne kadar izin yaptığımı falan.

Türkçe kelimeleri çok net söyleyebiliyorsunuz. Daha önceden bu Türkçe kelimeleri biliyor muydunuz?

- Hayır. Sadece insanları dinliyorum ve duyduğumu taklit ediyorum. Çok fazla sözcük bilmeye de gerek yok, "tamam", "lütfen", "çok güzel", "teşekkürler" bilmek bana yetiyor. Gerçi bildiğim birkaç kelime daha var. Ama Los Angeles’a döndüğümde Türkçe öğrenmek istiyorum. Çünkü şu an taklit ediyorum. Çok ciddiyim biraz öğrenmek istiyorum.

CEHENNEM CENNETTEN DAHA ENTERESAN

Neden kötü adamı oynamayı seviyorsunuz?

- Çünkü bu daha ilginç bir şey. Hiç kimse iyi adamı sevmez. Çünkü herkes iyi olmak zorundadır. Ama şeytanı oynadığınız zaman bir şekilde herkesin içindeki şeytanı ortaya çıkarma şansınız vardır. İnsanlar filmlerimi gördüğünde "Ooo çok kötüsüün" diyorlar. Ama onu seviyorlar yani. Bu tür rolleri oynamayı seviyorum. Çünkü kendi hayatımda bu rollerden çok daha farklıyım. Hatta tam tersiyim. Şeytanı oynayabilmek için aslında melek olmanız gerek. Aksi takdirde başarılı olamazsınız. Bence cehennem cennetten daha enteresan. Bütün garip insanlar orada olmalı, yani hareket cehennemde!

Dünyaca ünlü pek çok oyuncuyla çalıştınız. Muhakkak enteresan anılarınız olmuştur...

- Pamela Anderson ile iyi zaman geçirmiştim mesela. İlk tanıştığımızda çok etkilenmiştim uzun sarı saçlarından. Saçlarımı onun için kazıttım.

Çok iyi projelerde yer aldınız. Nedir bunun sırrı?

- Ben çok şanslı bir insanım. İnsanlara tanışıyorum ve filmlerde onlara çalışıyorum. Bence önemli olan kariyerinize doğru bir filmle başlamak. Artistik kaygıları olan filmlerde çalışmak ya da festivallere gitmek... Bu başka genç film yapımcılarının sizi tanımasını sağlıyor.

Gala için gelip şehri gezeceğim

İstanbul’u gezme fırsatı bulabildiniz mi?

- Bu filmin galası için de geleceğim İstanbul’a. Bu sefer çalışmaktan şehri fazla gezemedim. Gala için tekrar geldiğimde şehirde turist gibi gezebilmek istiyorum. Topkapı Sarayı’nı gördüm, küçük bir botla boğazda gezdim, iyi restoranlara gittim. Ama İstanbul harika insanlara sahip güzel bir şehir. Burayı gezmeyi çok isterim ama benim hayatım bu, bir yerde fazla kalamıyorum, oradan oraya gidiyorum. Örneğin buradan sonra Madagaskar’a ve İtalya’ya gideceğim. Sonra Los Angeles’a evime döneceğim. Evime döndüğümde üç tane sokak köpeğim var, onlara kavuşacağım. Tekrar kendi yatağımda uyuyacağım, arkadaşlarımla görüşeceğim. Eve dönmek ne kadar güzel olursa olsun ayrılık kısmı hep üzücü oluyor.

Lars Von Trier’le yaptığınız 30 yıla yayılan bir projeniz var.

-Her yıl sadece bir gün buluşuyoruz tüm ekiple ve 3 dakikalık bir çekim yapıyoruz. Tüm film bittiğinde 90 dakika olacak. Ne yaptığımız hakkında konuşmamız yasak. Makyaj ve efekt kullanmadan aktörler gerçekten yaşlanıyor. Çok ilginç bir proje bu.

Seneye bir film daha çekeceğiz

Çalıştığım oyuncular çok iyi ve kibar insanlardı. Osman Sınav çok detaycı bir insan, her şeyin mükemmel olmasını istiyor. Küçük şeylere bile çok önem veriyor ama biz beraber çalışmaktan çok keyif aldık. Önümüzdeki yıl Türkiye’ye yeniden gelmeyi ve onunla bir film daha çekmeyi düşünüyorum.



Röportaj: Neslihan KARA


http://kelebek.hurriyet.com.tr/magazin/5550067.asp

avrasya
21-12-06, 13:24
Osman Sınav: Devlet sinemadan elini çeksin
Osman Sınav Akademi İletişim dergisi sonbahar sayısında verdiği söyleşide, Devletin artık elini sinemadan çekmesi gerektiğini söyledi. İşte Akademi İletişim dergisinin Osman Sınavla yaptığı söyleşi...
21 Aralık 2006 15:05

Akademi İletişim Dergisi olarak bu sayımızda sinemanın sorunlarını yönetmen, Osman Sınav'la konuştuk. Sınav, 1987 yılında Bir Muharririn Ölümü ile başladığı sinema hayatına bu güne kadar 10 sinema filmi, 9 televizyon dizisi sığdırdı. Metin Erksan'ın Acı Hayat filmini televizyon dizisi olarak tekrar çekimini gerçekleştirdiği proje hala devam ediyor. Osman Sınav, sektörde geçirdiği 20 yıllık tecrübe ile en verimli dönemini yaşıyor. Röportaj sırasında gerçekleştirmek istediği daha birçok proje olduğunu öğreniyoruz. Sınav, devletin rekabeti önleyen sinemayı destekleme şeklinin değiştirilmesini ve 1930'larda çıkartılan rüsum vergisinin artık alınmaması gerektiğini söylüyor. Aldığı akademik eğitimin kendine düşünsel anlamda çok şeyler kattığını ifadeden Sınav'la, Türk sinemasının sorunlarını enine boyuna konuştuk…

1979 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Sinema Televizyon Enstitüsü'nü bitirdiniz. Aldığınız Akademi eğitimi size neler kattı?

Sinema eğitimi almamışsanız, bir takım setlerde alaylı tabir edilen bir eğitimden geçersiniz. Alaydaki eğitimle, animal yetenekleriniz birleşir ve refleksler edinirsiniz. Akademik bir eğitim almışsanız, onun düşünsel ve felsefi nedenlerini bulursunuz. Dramatik öğe olarak, neden öyle yaptığınızı, neden kamerayı oraya koyduğunuzu, neden o ölçekte bir plan çektiğinizi, sahneyi neden kaç plana ayırdığınız gibi yaptığınızı düşünerek ve gerekçelendirerek yaparsınız.

Akademik eğitim bu düşünce refleksini geliştirir. Aynı zamanda dramayı daha doğru okumayı, dramanın labirentlerini daha doğru çözümlemeyi ve yeniden kurgulamayı öğretiyor. Bu çok önemlidir. Türk sinemasının geçmiş dönemlerde refleks olarak çok iyi işler çıkardığı günler olmuştur ama bence Türk sineması, 60'lı yıllarda o gelişmeyi, o enerjiyi akademik çalışmalarla temellendirebilseydi sonrasında yıkılmazdı.

Bakın yaratıcılık bir sürprizdir. Ama bunun diğer insanlar tarafından da çoğaltılabilmesi, geliştirilebilmesi için bunun akademik bazda değerlendirilmesi, gerekçelendirilmesi, kuramsal olarak açıklanması lazım. Bu olmazsa bir başkasının gelip, sıfırdan, animal bir refleksle, yeniden öğrenip yeniden kendi kendini üretmesi gibi kısır bir döngü oluşur. Ben hatırlıyorum, mesela 1970-80’li yıllarda bile çok ciddi sinema dergileri vardı. Yani bugün okullarda sinema bölümlerinde ders olarak okutulabilecek, birtakım makalelerin, araştırmaların yâ da sinema ile ilgili kuramsal yazıların yayınlandığı dergiler vardı. Bugün öyle dergiler yok.


Çok eleştirilen Yeşilçam filmlerinin belirli uyarlamalarla günümüzde tekrar çevrilmesinin nedeni de, akademik ayağın eksik olmasından mı kaynaklanıyor?

Sinema Kültürel Bir Mirastır

Çok yerinde bir soru, ama çok eleştirdiğimiz noktası doğru değil. Madem akademik olarak inceliyoruz, o zaman o eleştirilere de akademik olarak bakmak gerekiyor. O dönemde Lütfü Akad, Memduh Ün, Metin Erksan ve daha birçok ustanın değerli, çok özel çalışmaları var. Ama onların içinde batı ülkelerinden taklit edilmiş senaryolar da var. Özgün, iyi işlenmiş ve o dönemin sosyal yapısını çok iyi irdelemiş, sağlam kurgulanmış dramalar da var. Popüler eleştiriden uzak, gerçek akademik çalışmalar yapmak gerekiyor. Türkiye'de sinema ile ilgili ilk profesörlük tezi Mahmut Ali Öngeren'nin dir ki bu da Lütfi Akad sineması üzerinedir. Uyarlama konusuna gelince; yeni bir şey yapılıyorsa, uyarlamalar da yapılacaktır. Uyarlama yapan, tekrar çekim yapan en az ülkeyiz biz. Amerikan sineması sürekli uyarlama yapar. Tutmuş temaları, çevirir, farklı oyuncularla o günün yaşam koşulları ve ritmine göre yeniden yorumlar, yeniden yapar. Sinema kültürel bir mirastır.

Bu durum biraz da senaryo azlığından mı kaynaklanıyor?

Tembellikten, senaryo azlığından, eski filmleri alıp tekrar uyarlama yapalım diyenler de var. Ama gerçekten bir filmi alıp, dönüştürüp, bugünkü toplumsal ritmimiz içinde bir karşılığı var deyip, yeniden yorumlayan da var. Acı Hayat benim ilk uyarlamam. İlk tekrar çekimim ve bilerek, isteyerek yaptığım bir iş. Çünkü toplumsal temelleri çok sağlam bir eser. 1962 de çekilmiş bir film. Demokrat Parti iktidarı ile başlayan ekonomik hamlelerin sonucu, zengin fakir çatlağının büyüdüğü bir dönem. O çatlamanın toplumsal yapıda yaralar meydana getirdiği bir dönemde yapılmış bir aşk hikâyesi. Minicik kalmış evlerden apartman dairelerine özenen bir dram var. Bugüne baktığımızda o çatlak çok daha büyük bir uçuruma dönüşmüş. Bu hikâye hala sosyal dokuda geçerli bir hikâyedir. Bunun uyarlaması yapılabilir.


Tekrarı yapılan filmlerde seyircinin gözünde ilk film yok edilmez mi?

Yok edilmez. Ben daha iyi bir film yapacağım dersin. Zaten daha iyi yapamıyorsan, bu dünyanın her yerinde böyledir, "eskisi daha iyiydi, bu kötü olmuş" der insanlar. Devam filmlerinde de aynı sorun vardır. Serinin ikinci filmi kötü olabiliyor, ama bu yapılıyor. Yeni filmde de aynı şey olabilir. Yeni film yapmak kolay bir şey değil.

İletişim Fakülteleri Çok Yetersiz

Siz çalışırken birçok sinema bölümü öğrencisi yanınıza geliyordur. İletişim fakültelerindeki sinema eğitimini nasıl buluyorsunuz? Aldıkları eğitim yeterli mi?

Çok iyi bilmiyorum ama en kolay kurulan fakültelerden biri iletişim fakültesi herhalde. 30'un üzerinde iletişim fakültesi var ve bunların içinde sinema televizyon bölümleri bulunuyor. Hiçbir şey olmuyor, hiçbir şekilde yetişmiyorlar, hiçbir şekilde deneyim görmüyorlar ve çok zayıflar. İletişimin diğer alanları için konuşamam, sinema televizyonu biliyorum. Sinema eğitimi ile ilgili iletişim fakülteleri çok yetersiz, sadece buna yönelik kurulmuş bir iki okul var.

Rekabet Edemeyen Filimler Üretiliyor


Sinemada en büyük problem finans sorunu. Sinemanın ekonomik yapısının sağlam olması için neler yapılması gerekiyor? Devlete, sektör oyuncularına düşen görevler neler?


Önce devletin sinemaya para vermeyi kesmesi lazım. Desteklerin kalkması gerekiyor. Ucuz kredi sağlanabilir. Yardım diye herkese dağıtılan çok düşük bütçeler var. Bir çok arkadaşımızı heveslendirip bir şeyler çekmesine baz oluşturuyor ama, yıllardan beri bununla bir yere varılmıyor. Bakın, rekabetin olmadığı bir yerde hiçbir şey büyümez.



Bu yapı rekabeti mi önlüyor?

Rekabeti önlemiyor, rekabet edemeyecek filmler çıkartıyor. Kültür Bakanlığı 200 bin dolar yardım ediyorsa, 100 bin dolar da bir yerden bulur, 300 bin dolarla film çekerim diye yola çıkıyorsunuz. Bu rekabet edemeyecek bir film demektir. Bunlarla da sinema endüstriyel olarak bir yerlere varamıyor. Sanatsal olarak kimseye karışamam. Ben sistemden ve endüstriden bahsediyorum. Önce devletin bu alanda ayni yardım yapmaktan vazgeçmesi lazım. Bu parayı da bizim istememiz lazım. Sinemacı olacak kişi akıllı insandır. Bir şekilde projesine bir yerlerden parayı bulması gerekiyor. Bunun için önünün açılması lazım. Sponsorluk yasalarının doğru işletilmesi, teşvik uygulanması lazım. Düzenlemeler var ama ya yönetmelikler çok iyi değil, ya da çok iyi işlemiyor. Yasayı yapıyoruz Ankara'da kalıyor. Meslekten insanlar bile o yasaya nüfuz edemiyor. Ayni yardım veya kredi yerine vergide belli bir muafiyet sağlansın. Stopajlarda, vergide, benim ihtiyacıma göre uzun vadede kredi sağlansın. Ama ben rekabet edeyim, o parayı kazanmak zorunda olayım. Filmi yaparken ben bu parayı nasıl yapacağım? Bunu bilmeliyim, ölçmeliyim. Bunun riskini almalıyım. Risk almazsanız, riskin rekabetin olmadığı yerde hiçbir şey büyümez.

Özellikle uluslararası yapımlarla ilgili nelerin yapılması gerekiyor?

Tax kanunun çıkması gerekiyor. Bu bir nevi vergi iadesi. Yunanistan, İngiltere birçok ülke bu kolaylığı sağlıyor. Amerika'da eyaletler arasında böyle bir rekabet var. Biz diyoruz ki Truva filmi niye burada çekilmedi? Niye burada çekilsin? Bir arkadaşım tesadüfen Malta büyükelçisi ile görüşüyor. Malta büyükelçisinden bana davet geliyor. "Gelsin, görsün bizim tax kanunumuz var. Belki orda bir şey çeker diye." İngiliz sineması Hollywood'un arka bahçesi. Niye tax kanunu var. Yerli yapımlar ve ortak yapımlar için böyle bir takım yöntemler açılmalı, kanunlar hazırlanmalı. O zaman bu sektör açılacaktır, hareket yaratacaktır. Devlet teşvik için 200 bin dolar veriyor, sanki Kültür Bakanlığı cebinden para dağıtıyormuş gibi. Orda da ayrı bir sorun var. Bu paralar bakanlık bütçelerinden çıkmıyor ki. Sinemada rüsum diye bir kerhane vergisi var. 1930'larda çıkmış bir vergi. Eğlence yerlerinden, kerhanelerden, lunaparklardan alınan bir vergi. Belediye bizden rüsum vergisi alıyordu. Erkan Mumcu’nun bakanlığı zamanında "Bu parayı Kültür Bakanlığı alsın, sonra oradan sinemaya yardım olarak dağıtalım." demişti. Ancak bu tür bir uygulama da şöyle bir sorun çıkıyor; bilete göre rüsum alındığı için 3 tane iyi iş yapmış filmden toplanıyor bu paralar. 30 tane filmin 20 tanesine bu kadar paradan dağıtılacak. Hiçbir işe yaramıyor. Benim rakibim o, biz piyasadayız, benim filmim iş yapmışsa benden alınan yüzde 10'u benim rakiplerime niye dağıtıyorsun? Bir de üstelik iş yapmayan filmler yapacaklar. Böyle şey olabilir mi? Ben sana vergi veriyorum, bir de rüsumu niye alıyorsun? Sinemacılara kültürün gelişmesi için sübvansiyon yapılacaksa bakanlık bütçesinden yapılmalı.

avrasya
21-12-06, 13:25
Sponsorlar sinemaya yatırdıkları paranın geri dönüşümlerini alabiliyor mu? Bir de şöyle bir düşünce var; karlı bir işse sponsor şirket niye filmin kendisine yapımcısı olmasın?

En kuvvetli, en inandırıcı tanıtım sinemanın içinden geçiyor. Doğru projeye bir firma para yatırırsa niye yararını görmesin? Dünyada markalar böyle oluşuyor. Kendi ürününü tanıtıyor, marka değerini yükseltiyor. Şirketlerin film yapımcısı olmasında ise ortaklıkta karda da zararda da ortaklık vardır. Eğer bir şirket bunları göze alıyorsa niye ortak olmasın?


Çok genel bir soru olacak ama Türk oyuncularını nasıl buluyorsunuz. Dünya ölçeğinde yarışabilir büyük oyuncular çıkabilir mi?

Şimdi de geçmişte de çok iyi oyuncularımız var. Çok karizmatik, yetenekli oyuncularımız var. Kadınlarda çok fazla iyi oyuncu çıkmıyor. Hülya Avşar'dan sonra yetenekli, kabiliyetli oyuncular var ama, çok karizmatik, star olabilecek insanlar çıkmıyor. Oyuncularımız tıpkı sinemamız gibi, bir yere kadar gidiyor ve kendi sınırlarını aşıp geliştirme konusunda biraz tembeller. Bir kere çok çabuk popüler olup, çok çabuk yükselebiliyorlar. Sonrada bu kadarcık şeyle ben uçuyorum deyip çalışmıyorlar. Bir şeyler iyi gider ve siz denk düşen projeyle çok hızlı şöhret olabilirsiniz. Ama bu iyi oyuncu olduğu anlamına gelmez. Oyuncu olmak için sürekli çalışmak gerekir. Haluk Bilginer bir röportajında "en iyi oyunumu hiçbir zaman oynayamayacağım, çünkü her defasında yeni bir şey keşfediyorum" diyor. Çünkü kendini hep geliştirmek gerekiyor.

Sinema Eleştirilerinin İdeolojik At Gözlüğünden Arındırılması Lazım



Peki, Türkiye'de nitelikli sinema eleştirileri var mı?

Var tabiki ama sinema eleştirilerinin mümkün olduğu kadar ideolojik at gözlüğünden arındırılması lazım. Problem biraz orada gözüküyor. İlk önce filme film gibi bakmak gerekiyor. Kutuplaşmalar giderek önemini yitiriyor. Oradan bakan kişiler kendilerini tatmin ediyorlar.



Her yapımcının, senaristin, yönetmenin bir dünyaya bakışı, ideolojisi var. Bu ideoloji sinemada nasıl işlenmeli? Siz nasıl yorumluyorsunuz?

Filmin kendi ideolojisi, kendi dünyası vardır. Direk şu mesajı vereyim derseniz o mesajı öyle veremiyorsunuz. Çünkü bu bir sanattır. Önce sinemayı en iyi, en estetik, en çarpıcı nasıl yapabilirim diye çalışmak lazım. Sinemayı bir makineli tüfek gibi kullanarak insanlara mesajımı vereceğim, hepsi ya teslim olacaklar, ya da ölecekler. Sinema böyle bir silah değil. Sinema insanlara bir atmosfer oluşturacak, bir duygu yaşatacak. Sinemanın kendi gerçekleri var. Hani Yunus Emre diyor ya; "bir ben var, bir de benden içeri" Sinema da böyle bir yolculuktur. Sizin çektiğiniz insanın, karakteri, dünyası ne ise onu anlatmalısınız. Sinemanın ideolojisi budur. Sinema dediğimiz film şeritlerini çok estetik kurgulamak için çalışma yapmak gerekiyor. Sinemanın sizin başka kaygılarla edindiğiniz ideolojiye hizmet edecek sadece bir araç değildir. Siz onun için çalışmasanız, zaten o sizin olmaz. Siz o makineyi doğru kullanamazsınız.

Batı Muhalif Olana Sahip Çıkıyor

İran sinemasında çok iyi işler yapılıyor. Bir İran sineması gibi olamadık mı?

Şimdi İran sineması gibi olmamız mı gerekiyor? Bizim böyle bir maymun iştahlılığımız var. Başarılı olan her şeye niye onun gibi olamadık diye soruyoruz? İyi ile karşılaştırmak güzel ama onu kendi şartlarında değerlendirmek gerek. İranlı bir sinemacı, ülkesinin siyasi durumuna, dünyadaki yerine göre bir çıkış yapıyor. İran sinemasını öyle Humeyni'den sonra çıkan bir şey olarak görmeyin. Dünyanın en eski kültürlerinden bir tanesi Pers kültürüdür. Bir altyapısı var ve çok çalışkan insanlar. Bir de maalesef, ki dünyada geçmişte de böyleydi, sanatsal faaliyetler sansürün, baskının çok olduğu yerlerde patlıyor, fışkırıyor. İnsanların siyasi yollarla, legal yollarla kendilerini ifade etme özgürlükleri kısıtlandıkça sanata başvuruyor. Çünkü sanat soyut insanın kendini ifade etme yöntemi olduğu için sorgulanması zor bir şey. O yüzden öyle rejimlerde sanatsal ifadeler öne çıkıyor. İran sinemasının başarısında biraz da bu var. Bir de İran siyasi duruşu itibariyle batılılar için çok odak noktası bir yerde. Oradan muhalif birşey çıkarsa sanatsal anlamda batının çok büyük bir desteğini alıyor.

Bu durum Türk sineması için de geçerli mi?

Türk sinemasında da muhalif bir şeyler yapıldığında batıdan çok büyük destek alıyor. Böyle bir döngü var. Yol filmi çok mu sanatsal olduğu için Cannes'da büyük ödülü aldı? Tabiî ki yol filminin bir değeri vardır ama batı zaten temel kültür olarak aristokrasiden gelen bir yapısı olduğu için diğer ülkelere öteki diye bakıyor. Kölelik sistemi gibi, oradan muhalif ne gelirse onlarla yönetiriz gibi düşünüyor. Zaten müstemleke devletinin sanatçıları gibi bakıyorlar. Tabi sırf buraya da mahkûm etmemek gerekiyor. Profesyonelce bir şeyler yapıp, onlarla rekabete geçip onları geçemez misiniz? İyi yaparsanız geçersiniz. Serbest rekabet diye bir şey var. İyi yapıp onları geçmemizi engelleyen bir şey yok. Ama kolay değil, çünkü buradan gidiyorsunuz.

Türk sinemasında yeni sinemacılar olarak adlandırılan yönetmenler var. Çektikleri eserleri nasıl buluyorsunuz?

Önder Çakar da diğerleri de benim arkadaşım. Kendilerine bir isim veriyorlar. İnsanlar zaman zaman bir enerji yaratmak için, bir grup olup, kendilerine bir isim verebilirler, doğaldır. Geçmişte de örnekleri vardır. Yeni Sinemacılar güzel bir isim..

Ama henüz bir yenilik yok. Nedir yani yeni? Yeni teknik mi? Kullandıkları yeni teknik diye bir şey yok. Sinemada herkesin kullandığı teknikler. Bu tür guruplaşmalar genellikle biraz ekonomik güçlerinden ziyade, oluşturdukları grubun enerjisini kullanarak iş yapmaya çalışan insanların oluşturduğu gruplardır. Ekonomik güçten biraz yoksundur. Çünkü ekonomik güçleri olsa, bu tür enerjilere insanlar gerek duymuyorlar. Bir anlatım dilinden, bir sanatsal dilden bahsediyorsak, onu herkes kendi çapında deniyor zaten. Her sinemacının böyle bir çabası vardır. Sinemanın farklı kuramsal bir şeye dönüşmüş, İtalyan yeni gerçekçiliği ya da Fransız yeni dalgası gibi bir akım yaratmış değil henüz. Böyle bir film yok. Ama böyle bir niyet olabilir, böyle bir çaba olabilir. Tebrik etmek lazım.

Peki sizin sinemanız yeni mi? Yeni bir dalga yeni bir dil oluşturma kaygınız var mı?



Yeni bir sinema dili oluşturayım diye bir kaygım yok. Bence her sinemacının kendine has bir dili, üslubu olması lazım. Kastınız buysa böyle bir kaygım, böyle bir çabam tabiki var. Özgün, kültür iklimimize uygun bir takım çabalarım, kaygılarım, çalışmalarım var. El yordamı ile bulduklarım ve yaptıklarım, değerlendirmelerim var. Bu yönde çaba sarf etmeye devam ediyorum. Kuşçu karakterini alıp da batıda Avrupa sinemasında veya Amerikan sinemasında göremezsiniz. Bize özgü, bu iklime uygun bir karakterdir. Oradaki drama koşullarında o karakteri koyarsanız o monolog olur. Dramada monologun işi yoktur. Ama buradaki dramanın içinde o monologu koyabiliyorsunuz. Bu kültür ikliminin, dramatik argümanlarını araştırmak, bilmek, ayrıştırmak, analiz etmek ve ondan sonrada kurguladığınız dramatik yapı da ona yer vermek ve belirli bir yere kadar oturtmak gerekiyor. Bunlarda bir takım pratikten teoriye doğru giden çalışmalarla oluyor, denemelerle oluyor. Ben bu tür hissettiklerimi ya da bilgi kırıntılarını deneye yanıla, ileride yapılacak akademik çalışmalara zemin oluşturabilmesi için ve kendi dilimi oluşturabilmek için mümkün olduğu kadar deneysel şeyler yapıyorum.

5 yıl öncesine kadar yılda çok az film çekilirken, bugün 40 - 50 civarında film çekiliyor. Türk filimlerindeki bu artışın sebebini neye bağlıyorsunuz?

Türk sinemasının seyircisi 3 yıl önce 16 milyonsa bu sene de 16 milyon. Mesele 16 milyonun 40 milyon yapılmasında. Yeni çekilen filmler hep daha fazla izleyiciye ulaşma çabası. Tabi daha başka faaliyetler de yapılmalı. Bütün bunlarla seyirciyi heyecana getirip sinema salonlarına çekmeye çalışıyoruz. Bu filmler böyle bir çabanın ürünü. Ama bir şey patlamış falan değil. Ama bu çabaların sayısı artıkça cazibe artacak, alternatif artacak, inşallah umutta artacak ve her sene aynı olan insan sayısı sinemaya gitmeyecek. Daha çok insan sinemaya gidecek. İnsan senede bir sinemaya gitmez mi?

TV Dizileri ve Sinema

En son Deli Yürek filmini çektiniz. Daha çok dizilerle uğraşıyorsunuz. İstediğiniz kadar sinema filmi üretebiliyor musunuz? Dizileri biraz daha ekonomik değeri yüksek diye mi tercih ediyorsunuz?

Son yıllarda birçok filmi bilerek ve isteyerek yapmadım. Birçok filmin yapımına, bütçesine baktığımda onları zaten yapabilirdik. Ben zaten o evsafta, o çapta bir sinema filmini estetik olarak, temposuyla, planlamasıyla, maliyeti ile ritmi ile kadrosuyla her hafta televizyonda dizi olarak yapıyorum. Hatta benim çektiğim dizilerden raftan herhangi bir bölümünü indirin, getirelim birçok sinema filmi ile plan sayısı, ışık, kamera kullanımı, oyuncu yönetimi gibi her anlamda karşılaştırılalım. Sinema filminin bir farkı var ama dizinin de sinemaya göre bir farkı var. Bu şu demek değil tv dizisi sıradan bir şey, sinema filmi çok değerli. Böyle bir Katolik değerlendirme yok. Burası Vatikan da değil. Sinemacılarda Vatikan'dan mezun olmuyorlar. Herkesin yaptığı dramatik bir sanattır. Sinemayı kutsayacaksak, haftalık bir dizide bile yapılabilecek değerde, prodüksiyonda sinema filmi çıkardık falan diye çok da abartmayın o zaman. Hakikaten öyle bir şey yapın.

avrasya
21-12-06, 13:26
Belki sinemanın daha kalıcı olması böyle bir düşünceye itiyordur?

Ne kadar kalıcı olacak ona bakalım. Filminin neresi kalıcı? Kalıcılığın ölçüleri neler? Dostoyevski hep kalıcıdır. Hayata dair çok değerli gözlemleri olan, yaratılışı iyi tarifleyen, durduğu bir yer olan romancıdır. Herkes tabiî ki kalıcı olmaya çalışıyor. Yoksa ben sinema filmi yaptım. kutsa… Olmaz, papa ne derse desin. Hiçbir anlamı yok.


Son günlerde Mevlana ile ilgili projelerinizi duyuyoruz. Türk sineması böyle büyük yapıtlar çıkarmakta niye bu kadar zorlanıyor?

Büyük yapıt demek, büyük bütçe demektir. Büyük bütçenin riskinin paylaşılması gerekiyor. Türk sinemasında o riski göze alacak, paylaşacak ya da finansmanı sağlayacak şahsi güçler yok. Özel sektörle ve devletin desteği ile oluşması lazım. Az önce belirttiğim devlet desteğinden bahsetmiyorum. Devlet doğru desteği sağladığı zaman, kaynaklar doğru kullanılacağı için bu tür yapıtlarda kendiliğinden çıkacaktır. Pratikte baktığımız zaman Mevlana filmi yapılabilir ama büyük bütçeli bir şey yapılacaksa o zaman bu riske kimse giremiyor. Böyle işlerde politik bakılmaması ve çok önceden planlanması gerekiyor. Ben bu konuda devlet kurumlarında da görevli, elinden geleni yapacak çok iyi niyetli insanlar biliyorum. Pratikte şöyle bir şey oluyor; bir Mevlana filmi çekmek için yola çıktığınız zaman bu işte 5 yılı göze almalısınız. Biz hayatımızı planlayamıyoruz ki! Nasıl bir film istiyorsunuz diye sorduğumuzda, "Ömer Muhtar gibi bir film istiyoruz" dediler. Sonra nasıl çekebileceğimizi anlattık. Ama burası Hollywood mu dediler. İyi de Ömer Muhtar nasıl yapıldı? Bu işin mantıklı, bilimsel, ekonomik yöntemleri var. Uyguluyorsun karşına bu ürün çıkıyor. 5 yıl çalışılmadan Mevlana filmi çekilemez. 2007 Mevlana yılı. 6 ay önce "hadi Mevlana filmi yetiştirelim. Üstelik de uluslararası olsun" dediler. Olmaz… 5 sene önce aklınız nerdeydi? Mevlana yeni mi doğdu? 700 yıldır var.
Herşeye Sloganik Bakıyoruz


Peki, son olarak şunu sormak istiyorum Türk halkı böyle filmler için daha çok bekleyecek mi?

Çok var demiyorum. Bunlar konuşulacak, planlanacak, yapılacak. Çok da olabilir, belki hiç olmayabilir de, bunu ben bilemem. Her şeye planlama açısından değil, sloganik bakıyoruz. Sadece bir hayalden bahsediyoruz. Bu filmleri çekmek çok kolay, çok zor değil. Hiç de risk yok. Yapılacak her çalışmadan daha fazla para kazanır bu işler. Konya’da Mevlana ile ilgili bir sempozyuma katıldım. Senaryosunun ilk yazımını yapmak, taslak hazırlamak için gereken süre, minimum bir yıldır dedim. İlk olarak herkesin doğru dediği biyografi yok elimizde. İranlılar daha çok araştırmışlar bu konuyu. Önce dönem araştırması ve biyografi çıkartmak gerek. Böyle bir film çekmek elini ateşin içine sokmak demektir. Yanacaksın, yanmayı da göze alacaksın. Dünyanın en tehlikeli filmleri, en kötü filmleri, genellikle biyografi filmleridir. Niye? Çünkü biyografiyi çok değiştiremezsin, sıkıcıdır, didaktik olma tehlikesi çok büyüktür. Böyle bir filmi çekecek kişinin de Türk, Müslüman olması gerekiyor. Spielberg veya bir başkası olmaz. O duygu bağını ben bilirim. O kalbîdir.

kaynak:http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=206592.

arkan61
01-01-07, 00:39
http://www.vidivodo.com/video.php?myvideo_id=2476

arkadaslar pars filminin kisa bir fragmanini buldum ,, bence bu film türk sinemasina damgasini vuracaktir !!!!!!!

avrasya
05-01-07, 10:20
http://www.vidivodo.com/video.php?myvideo_id=2476

arkadaslar pars filminin kisa bir fragmanini buldum ,, bence bu film türk sinemasina damgasini vuracaktir !!!!!!!

harikasın arkadaşaım.ya öyle bi ağzım açık izledim ki kendime inanamadım sonra.osman sınavdan tabi harika bişey bekliyodum ama bu kadarı türk sinemasında bir ilk olacak!!!!çok saol.harika bayıldım süperdi.

avrasya
16-01-07, 14:29
Pars: Kiraz Operasyonu

Gösterim Tarihi: 23 Mart 2007
Yapım: Sinegraf Film
Yönetmen: Osman Sınav
Senaryo: Osman Sınav, Aybars Bora Kahyaoğlu,
Müzik: Srdjan Kurpjel
Görüntü Yönetmeni: Torben Forsberg
Yapım Koordinatörü: Engin Acuner
Işık Şefi: Hakkı Yazıcı
Stunt Koordinatörü: Pavel Bezdek, Jan Petrina
Helikopter Görüntü Yönetmeni: Jeremy Paul Braben
Kostüm: Gülümser Gürtunca
Ses Operatörü: Kaan Karlık,
Yardımcı Yönetmen: Tolgay Ziyal, Ayhan Özen
Kurgu Yönetmeni: Kemalettin Osmanlı
Sanat Yönetmeni: Sırma Bradley
Uygulayıcı Yapımcı: Hasan Ali Erol, Taner Özbel
Yapımcı: Osman Sınav
Oyuncular:
Mehmet Kurtuluş,
Nida Şafak,
Selçuk Yöntem,
Murat Daltaban,
Pelin Batu,
Haluk Piyes,
Uğur Polat,
Udo Kier,
Duygu Şen,
Eray Demirkol,
İbrahim Kendirci

Osman Sınav’dan Mart 2007’de Yılın Filmi Geliyor! “Pars: Kiraz Operasyonu”

Osman Sınav’ın yönetmeni ve yapımcısı olduğu “Pars: Kiraz Operasyonu” adlı sinema filmi Mart 2007 tarihinde vizyona giriyor.

Sinegraf Film Yapım Şirketi’ni 1984 yılında kuran ve o tarihten beri başında olan Osman sınav, bu kez bir polisiye filmi olan “Pars: Kiraz Operasyonu” ile seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor.

Mehmet Kurtuluş, Nida Şafak, Selçuk Yöntem, Murat Daltaban, Pelin Batu, Haluk Piyes ve Uğur Polat ile Udo Kier’in başrollerinde yer aldığı “Pars: Kiraz Operasyonu”nu, filmin yapımcısı da olan Osman Sınav yönetiyor. Çekimlerine 19 Ekim’de başlanan sinema filmi projesi, Mart 2007 tarihinde vizyona giriyor. Projenin çekimleri üç farklı dünya şehri olan İstanbul, Amsterdam ve Monaco’da gerçekleştiriliyor.

Dalgaları Aşmak, Armageddon, Dogville, Blade, Dracula ve bunlar gibi 200’e yakın dünyaca ünlü filmde rol alan Udo Kier, filmin çekimleri için 12 Kasım’da İstanbul’a geldi. Kaldığı süre boyunca çekimlere devam edecek olan Kier, ilk kez bir Türk prodüksiyonunda rol alıyor. Osman Sınav ve ekibiyle çalışmaya kısa sürede uyum sağlayan başarılı oyuncu, çekimlerini tamamladıktan sonra, 23 Kasım’da Hollywood’a dönüyor.

Uyuşturucu satıcıları ve kullanıcıları ile onlara engel olmaya çalışanlar arasında geçen; fakat özünde bireysel bir hikâyeyi konu edinen “Pars: Kiraz Operasyonu”; okullardaki öğrenciler, uyuşturucu baronları ve narkotik polislerinden oluşan bir üçgen üzerinde anlatılıyor.

Gerçekçi ve dokunaklı hikâyesini, yine son derece gerçekçi ve heyecanlı aksiyon sahneleriyle ortaya koyan “Pars: Kiraz Operasyonu”, 2007 yılına damgasını vuracak şekilde iddialı geliyor.

Kaynak:www.sadibey.com/dosyalar/Basin_Bultenleri/Pars_Kiraz_Operasyonu.doc

avrasya
16-01-07, 14:34
Kurtlar Vadisi´nden Pars pençesine
23.11.2006

Osman Sınav: “Şimdi bu yeni film dizisiyle kameramı uyuşturucunun kirli dünyasına çevirecek ve asıl şiddet kışktırtıcılığının kimlerce yapıldığını gözler önüne sereceğim”


Türkiye'de, sonradan birer sinema filmine de dönüşen “Deli Yürek” ve “Kurtlar Vadisi” gibi popüler televizyon yapımlarıyla kendine özgü bir sinemasal dil ve genç kuşakta yeni davranış biçimleri oluşturan “trend kurucu” yönetmen Osman Sınav, aylardır büyük bir gizlilik içinde yürüttüğü son projesi “Pars”ı ilk kez medyaya tanıttı.

Önceki akşam İstanbul-Swiss Otel'de düzenlenen tanıtım kokteylinde kalabalık bir medya ordusunun karşısına çıkan Sınav, “Bugüne kadar televizyon ve sinema adına ortaya koyduklarım, olumlu ya da olumsuz çok tartışıldı. 'Pars' da aynı şekilde gündem yaratacak bir sinema filmi olmaya aday” şeklinde konuştu.

Sınav'ın yapım şirketi Sinegraf tarafından çekilen “Pars”ın başrollerini Mehmet Kurtuluş, Nida Şafak, Selçuk Yöntem, Murat Daltaban, Pelin Batu, Haluk Piyes, Uğur Polat, Duygu Şen, Eray Demirkol, İbrahim Kendirci ve Udo Kier paylaşıyor. Kendisi gibi narkotikçi olan babasını henüz çocukluk çağlarında annesiyle birlikte uyuşturucu mafyasına kurban veren “Pars” lakaplı genç ve idealist bir emniyet görevlisinin serüvenlerini beyazperdeye aktaran filmin senaryosu ve öyküde yer alan bütün polis karakterler Emniyet Genel Müdürlüğü'nün danışmanlığında şekillendi.


'Türünün en iyi örneklerinden biri olacak'


Filminin tanıtım toplantısında medya mensuplarına “Pars”ın şimdiye kadar çekilen üçte birlik bölümünden derlenmiş bir kolaj sunan Sınav, Aybars Bora Kahyaoğlu ile birlikte yazdığı senaryonun Türk sinemasında yepyeni bir polis-kahraman tipini ortaya çıkartacağını ve bu kahramanın serüvenlerinin önümüzdeki beş yıl boyunca toplam dört film olarak süreceğini açıkladı. Ünlü yönetmen, bazı çevrelerin kendisini “Deli Yürek' ve “Kurtlar Vadisi”nden sonra, genç kuşaklar arasında şiddete eğilimi kışkırtan, şiddet kültürünün ardındaki gölge kişi olmakla suçladığını vurgulayarak, “Ben de şimdi bu yeni film dizisiyle kameramı uyuşturucunun kirli dünyasına çevirecek ve asıl şiddet kışktırtıcılığının kimler tarafından yapıldığını gözler önüne sereceğim” diye konuştu.

Sınav, “Bu proje için maddî ve manevî hiç bir fedakârlıktan kaçınmıyoruz. Amacımız, içinde çok önemli mesajlar da barındıran gayet şık bir polisiye-aksiyon filmi çekmek. O yüzden, hiç alçakgönüllü davranmayacağım. İddia ediyorum ki bu türün sinema tarihinde elli tane başyapıtı var ise 'Pars' da bir kaç yıl içinde onlar arasına girecektir” şeklindeki sözleriyle yeni filmine ilişkin iddiasını açıkça ortaya koydu.


Kier: 'Yapım standartlarınız çok yükselmiş'


Hollywood'un Alman asıllı ünlü karakter oyuncusu Udo Kier, "Pars"ın idalist narkotikçisini canlandıran genç meslektaşı Mehmet Kurtuluş ile kısa sürede kaynaşıp iki yakın dost olduklarını belirtti.


Öte yandan, “Pars”ta Avrupalı uyuşturucu baronu Klaus karakteriyle yardımcı rollerden birini üstlenen ünlü Alman oyuncu Udo Kier de filmin çekim çalışmalarına 12 Kasım'da katıldığını, ancak aradan geçen kısa sürede Türk sinemasının yapım standartları hakkında son derece olumlu izlenimler edindiğini belirtti. Son 15 yıldır ABD'de yaşayan ve “Armageddon”, “Blade”, “Modigliani”, “Karanlıkta Dans”, “Dogville” gibi önemli yapımlarda yardımcı roller üstlenen sanatçı, “Osman Sınav'ın çalışma tarzına ve setine uyum sağlamam hiç de güç olmadı. O, stil sahibi ve işini son derece iyi yapan bir yönetmen. Gelmeden önce kendisi hakkındaki duyumlarım zaten yeterince olumluydu. Ancak ülkenize gelip de benimle bağlantılı bölümlerin çekimlerine başladıktan sonra, ilkbaharda ortaya müthiş bir aksiyon filminin çıkacağına iyice emin oldum” şeklinde konuştu. Kier, kendisine bu tür iddialı projeler iletildikten sonra gelecekte başka Türk yapımlarında da büyük bir zevkle oynayabileceğini belirtti.

Görüntü yönetmenliği Danimarkalı Torben Forsberg tarafından gerçekleştirilen “Pars”ta, helikopter sahnelerinin çekimleri de bu alanda ustalaşmış ünlü bir pilot ve görüntü yönetmeni olan Jeremy Paul Braben tarafından yapılıyor. Dünyada son derece az sayıda bulunan bir dizi çekim ekipmanının kullanıldığı film için Macaristan'dan, dövüş sahneleri için aktörlere eğitim vermek üzere Pavel Bezdek ve Jan Petrina yönetiminde 15 kişilik bir kareograf kadrosu getirildi.

Halen çekimleri süren “Pars”ın Mart 2007'de gösterime girmesi planlanıyor. 35 mm formatında ve geniş perde tekniğiyle çekilen film, Türkiye'nin yanısıra bir dizi yabancı ülkede de aksiyonseverlerle buluşacak.



'Vadi'yi çektiğime hiç pişman olmadım'


Osman Sınav, filmin tanıtım kokteylinde gazetemizin sinema editörü Ali Murat Güven ile de söyleşerek, onun “Pars” hakkındaki sorularını yanıtladı:

- Filminizi tanıtıcı konuşmanızda, geçmiş çalışmalarınızdaki kimi kahramanların devlet ciddiyetinden ve disiplininden uzak kişiliğine, ayrıca bu öykülerdeki şiddet dozuna tepki gösteren medya mensuplarına örtülü bir serzenişte bulundunuz. Ki, bu konuda tepkili olanlardan biri de benim. Özellikle de sizin eseriniz olan Polat Alemdar karakterine karşı…

Söz konusu kahramanın Türk toplumuna getirdikleri ve götürdükleri hakkında eleştirel bir tutum takınanlara karşı kızgınsınız; ancak öte yandan da bu son projenizde bütün o eleştiriler karşısında çok ciddi bir özeleştiri yapmış gibisiniz. Görünen o ki yeni kahramanınız sosyal kimliği hiç de bulanık biri değil. Yasaların kendisine verdiği yetkiler çerçevesinde hareket eden, narkotik şube mensubu, yurtsever ve idealist bir polis. Bu zaten bizim de özlemle beklediğimiz, gençliğe doğru mesajlar verebilecek pozitif bir kahraman modeliydi. Aslında, “Pars” serisiyle birlikte, en sonunda ortak bir sağduyu noktasında buluşmuş olmuyor muyuz?

- Ben, “Kurtlar Vadisi”ni tasarlayan ekibin bir üyesi ve bu dizinin ilk 55 bölümünün yönetmeniyim. Bizzat yönettiğim o ilk 55 bölümde, karakterlerin safları konusunda siz ve sizin gibi düşünenlerin ileri sürdüğü türden bir bulanıklık olmadığına inanıyorum. O yüzden, kendi bölümlerimin sonuna kadar kefiliyim. “Kurtlar Vadisi”ni çektiğim için de hiç bir zaman pişman olmadım. Benden sonra yönetmenliği devralan arkadaşların da öyle ahım şahım bir yanlış yaptığına inanmıyorum. Çünkü hepsini yakından tanıyorum ve iyi niyetlerinden eminim.

- Ancak, siz genç kuşaklar üzerinde ciddi ciddi “trend oluşturan” bir yönetmensiniz ve o diziyle oluşturduğunuz trendin zararlı etkileri yalnızca bizler tarafından değil, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından da alenen ifade ediliyor. O çalışmaya hiç bir biçimde destek vermeyen, hattâ çeşitli defalar kınayan Emniyet, bu akşamki toplantıda ise Narkotik Şube Müdürü'yle temsil edildi. Demek ki “Pars”, selefine göre çok daha pozitif mesajlar içeriyor.

- Sonuçta ben de özel hayatımda bir babayım ve şiddetin tırmanışı beni de sizin kadar endişelendiriyor. Ancak, “Kurtlar Vadisi”, Türkiye'ye çok başka bir şeyi anlattı. Polisin bile girmeyi başaramadığı, küresel ölçekte bir suç dünyasını... Şimdiki projem “Pars” ise doğrudan doğruya Emniyet'in mücadele alanı içinde bulunan bir dünyayı, “uyuşturucu trafiği”ni gözler önüne seriyor. O yüzden, bu kıyaslamanıza pek katılamıyorum. Öte yandan, yeni kahramanlarımız üzerinde bu kez daha geniş çaplı bir konsensus oluşmuşsa, ona da diyecek bir sözüm yok doğrusu. Böyle bir gelişmeden ancak mutlu olurum.

Kaynak:http://www.pafuli.net/habergoster.asp?id=3522

avrasya
23-01-07, 12:46
'Pars' ekibi yollarda aksiyon dorukta

Yönetmenliğini Osman Sınav'ın yaptığı 'Pars Kiraz Operasyonu' adlı filmin çekimleri son sürat devam ediyor. Bütçesi şimdiden 4 milyon dolara ulaşan filmin çoğu sahnesi yollarda çekiliyor. Aksiyon dolu bu sahnelerin bir kısmı o kadar tehlikeli ki, başrol oyuncusu Mehmet Kurtuluş hariç herkes dublör kullanıyor.

Osman Sınav şu sıralar 'Pars Kiraz Operasyonu' adlı yeni filminin çekimleriyle ilgileniyor. Filmi ileride bir seri haline getirmeyi planlayan ünlü yönetmen senaryosunu Aybars Bora Kahyaoğlu'yla birlikte yazdığı film için hiçbir masraftan kaçınmıyor. Mehmet Kurtuluş, Uğur Polat, Udo Kier, Haluk Piyes, Selçuk Yöntem, Murat Daltaban ve Pelin Batu gibi isimlerin rol aldığı filmde uyuşturucuyla mücadele ve bu bağlamda narkotik polis tarafından yapılan operasyonlar anlatılıyor.

ÖZEL PLATO
Aksiyon tarzındaki filmin önemli bir bölümü yollarda, hareketli olarak çekiliyor. Bu sahneler için özel olarak tasarlanmış bir seyyar platoyla çalışılıyor. Murat Şengül ve Ömer Boduroğlu'nun yaklaşık 10 bin dolar harcayarak oluşturdukları buggy' adlı bu plato, film ekibinin başlıca yaşam alanını oluşturuyor. Üzerinde kameralar bulunan ve reji ekibini taşıyan 22 metrelik bu seyyar plato sarsıntıları hissetmiyor. Tır şeklindeki bu platonun otoyollarda dönüş yapabilmesi için film ekibi bazı yerlerde karayolları ekipleriyle çalışıyor ve yollardaki kimi bariyerler ve tabelalar yerlerinden sökülüyor. Yol çekimlerinde ayrıca 40 farklı araçtan yararlanılıyor. Helikopter çekimleri için ise iki İngiliz, bir de Alman kameraman çalışıyor.

FÜNYELER 3 GÜNDE BİTTİ
Filmde kurusıkı mermiler ve gerçek silahlar kullanılıyor. Film ekibi, "Sınav'ın silah ve aksiyon merakını duymuştuk. Tüm film için patlatmayı hesapladığımız fünyelerin tamamını 3. gün bitirince onun bu merakının bizi çok eğlendireceğini anladık" diyor. Bütçesi şimdiden 4 milyon dolara ulaşan filmin çekimlerinin şubatın ilk haftasında Amsterdam ve Monaco'daki sahnelerle tamamlanması ve filmin mart ayında vizyona girmesi planlanıyor.

http://www.sabah.com.tr/2007/01/19/gny/gny107-20070119-200.html

avrasya
03-02-07, 18:53
:good: Nereye yazacağımı bilemiyorum.Resmi sitesinde forum martta açılcak diyor.ARKADAŞLAR MUTLAKA BU SİTEYİ ZİYARET EDİN:GÖRDÜKLERİNİZE İNANAMIYACAKSINIZ:
www.pars.gen.tr (http://www.pars.gen.tr):img-wink:

avrasya
12-02-07, 14:29
OSMAN SINAV, TV VE SİNEMA PROJELERİNİ ANLATTI
Kurtlar Vadisi, Ekmek Teknesi ve son olarak Acı Hayat dizileriyle reyting rekorları kıran yapımcı ve yönetmen Osman Sınav, medya, televizyon ve dizi sektörü ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu
08.07.2006 20:59
İnançları yüzünden geçmişte yaşadığı zorluklara değinen Sınav, “Bu ülkede inançlarıyla bir duruş sergileyen herkes belli zorluklar çekti. Hâlâ da çekiyor. Bu insanlara liderlik yapanlar, dahi bu zorlukları yaşıyorlar. Bir gerici-ilerici kavgası var. Şimdi neye ilerici neye gerici diyeceğiz. Böyle saçma bir kavgayı sürdürmek çok anlamsız. Ben onun için meslek hayatımda kendimi bu kavgadan ve kısırdöngüden sıyırdığımı düşünüyorum. Benim tercihlerim hiçbir zaman değişmedi. Ben sanatçıyım benim başka bir söylemim var. Cemil Meriç’in bir sözü var: ‘İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir’ Ben o gömleği 12 Eylül 1980’de çıkarttım ve kimse bana tekrar giydiremez.” diyor. ‘Acı Hayat’ ile ilgili eleştirilere cevap veren yapımcı, ‘Kapıları Açmak’ı yeniden çekeceğini ve her zaman hayalini kurduğu Osmanlı’yı dizi yapma projesini anlattı…

‘Acı Hayat’ tutmaz dendi; ama dizi hep ilk sıralarda yer aldı. Final sahnesi halen konuşuluyor...

‘Ekmek aslanın ağzında derler’ ya bu yıl reytingler aslanın midesindeydi. Televizyon tarihinde en çok projenin çöpe gittiği, bir sürü insanın işsiz kaldığı, rekabetin en zor olduğu yıl oldu. Biz yarışa geç girmenin dezavantajını yaşadık. Bu yıl görebildiğim kadarıyla çok fazla özgün iş yoktu. Bu yüzden ciddi bir çıkış olmadı. Acı Hayat da özgün bir iş değil; ama adı üstünde 1960’ta çekilmiş bir filmin dizisi. Çok inandığım bir hikâye idi. Adını ve telif hakkını alarak yeniden yapılmasını düşündüm. Doğru iş yapınca seyirci karşılığını veriyor.

Süpriz bir final oldu...

Final sahnesinin çekimi beş gün sürdü. İngilizce, Almanca, Farsça ve Türkçe olmak üzere sette dört dil konuşuluyordu. İyi bir final çekmek istedik. Sektöründe başarılı olan projeler seyirci tarafından ödüllendiriliyor. O zaman bizim de kendi işimizde yapmamız gereken ödevlerimiz var. Çıtayı yükseltmek gerekiyordu. Bir anlamda bunu yapmak istedim. Hem ekibimi geliştirmek hem sektördeki insanların böyle bir işin nasıl yapılacağına dair deneyim kazanmasını sağlamak için bu sahneyi çektik.

Ne televizyonda ne de sinemada böyle bir sahne çekilmedi demiştiniz...

Evet söyledim. Bugüne kadar içinde bu kadar hareket olan bu uzunlukta bir sahne çekilmedi. Bir defa ilk kez bir Porsche arabayı havaya uçurduk. Dünyayla rekabet eder hale gelebilmek için bunlar şart. Bu işleri sadece Türkiye’ye değil yurtdışına da satmamız lazım. Türklerin hayalleri her zaman büyüktür. Hayallerimizi büyük tutmamız gerek.

Kaza sahnesi olduktan sonra arabanın yanına kimsenin gelmemesi eleştirildi...

O olay o kadar anlık bir şey ki. Unutulmuş değil, tamamen benim tercihim. Bunu çok da önemsemiyorum aslında. Dramayı bozmayan bir durum.

İzleyicileri gelecek dönem nasıl bir ‘Acı Hayat’ bekliyor?

Bunu sana niye söyleyeyim? (Gülüşmeler) Bu benim ekmek param. Tabii ki belli merak unsurları var, ama biz merak unsurlarından çok seyirciye doyurucu sahne vermek istedik. O komplike sahneyi çektik. Aslında başka bir yerde bitirecektik; ama seyirci de sadece yüksek bir merak uyandırmanın da iyi olmadığını düşündüğümüz için bu şekilde bitti. Biz, seyircimize ticari kaygıyla yaklaşmayalım onu doyuralım istedik.

Bu arada Avşar Film’le olan mahkemeniz sürüyor mu?

Mahkeme devam ediyor. Acı Hayat’ın telif haklarını almak istediler. Ama alamadılar biz aldık. O projede başta kanallara böyle aktarıldı. Kadrosu kurulurken böyle çalışıldı. Sonra telif haklarını biz alınca benzeri bir hikâye olabilir düşüncesiyle ‘Ihlamurlar Altında’yı çektiler. Bununla ilgili bütün belgelerimizi mahkemeye sunduk.

Peki şu an netice ne olacak?

Sonuç olarak herkes biliyor ki ‘Ihlamurlar Altında’, ‘Acı Hayat’ın bir taklidi. Zaten bazı gazete ve programlarda yer aldı. Ihlamurlar Altında romanının raporu da var bizde. Romana benzemiyor Acı Hayat’a benziyor. Biz bunu ortaya koyduktan sonra Reyhan filminden alınmıştır gibi savunmalar yaptılar. Bunu baştan yapmıyorsunuz biz ifade ettikten sonra söylüyorsunuz. Bu biraz minareye kılıf uydurmak gibi oluyor. Ayrıca Reyhan’a da benzemiyor. El yazısıyla telif haklarını aldık diyerek bir gerekçe oluşturmaya çalışıyorlar.

‘Kapıları Açmak’ diziniz altı bölüm sonra ekrana veda etti. Gelecek projeleriniz için bir endişe oldu mu?
Hiç bir sinemacının her ürünü tutar diye bir ölçüsü yok. Beş projenizden dördü tutarsa bu çok büyük bir başarıdır. Bazı işlerinizin tutmaz. Dünyadaki başarı ölçüsü beşte üçtür. Beşte ikiyse zayıftır. Beşte dörtse çok başarılıdır. Beşte beş yoktur. Bizim işimiz böyle bir iş. Kapıları Açmak plansız yayın politikalarının kurbanı oldu. Zaten o şekilde tutması mümkün değildi. O durumda Kurtlar Vadisi’ni getirseniz o da tutmaz. Hâlâ iddia ediyorum meslek hayatımda tutacağına inanacağım bir dizi varsa o da ‘Kapıları Açmak’tır. Bir gün bunu ispatlayacağım. Kapıları Açmak için şunu söyleyebilirim. Bitmiş bir iş değil. Her an yeniden yapabilirim.

‘Osman Sınav’ın projelerini ailece oturup izleyebiliyoruz’ diyenlerin sayısı bir hayli fazla...

Tabii ki herkes neye inanıyorsa onu yapacak. Benim işimin müthiş bir matematiği var. Ama hikâye anlatırken samimiyet gerekiyor. Neye inanıyorsanız, nasıl yaşıyorsanız onu anlatmalısınız. İnandırıcı olmanız buna bağlıdır. İnsanlar mecbur değil sizin yaptığınızı izlemeye. Biz hayal satıyoruz; ama bu en zor satılan şey. İzleyenin size güvenmesi lazım ve yaşadığımız belli değerleri işin içinde harmanlayıp birçok açıdan sunmanız gerekir. Bu iş sadece mesaj vermek için yapılan bir iş değil. Bizim hayatımızı ayarlayan belli tipler, ögeler var.

Dizilerinizde bilge, halka iyi mesajlar veren tipler mutlaka bulunuyor...

Ben bu karakterleri seviyorum; çünkü bizim yaşantımızda var. O yüzden de o karakterleri bir şekilde hikâyelerimin içine yediriyorum. Onlar da bize sağduyulu bir ses oluyor. Bizim işimiz nedir? Gerçek hayattaki parçaları birleştirip insanlara sunmak. Drama böyle bir şeydir. Hayatın labirentlerine girip onun çıkmazlarına ayna tutuyoruz. Bizim kültür iklimimizde o aynanın bir parçası da o karakterler. Biz hayatımıza onlarla bakıyoruz.

Osmanlı ile ilgili kafanızda bir dizi projesi olduğunu öğrendik...

Osmanlı beni çok heyecanlandırıyor. Nasıl dünyayla satranç oynanmış, nasıl o kadar ulusu mutlu bir şeklide bir arada tutmuş. Tek bir adalet sistemi içinde bu kadar devleti sorunsuz yönetebilmesi çok büyük bir olay. Rahmetli Turgut Özal, yaklaşık 250 işadamıyla Amerika’ya gitmişti. Dönemin Amerika Başkanı Ronald Reagan bir konuşma yaptı; “Biz Türkleri tanıyoruz. Sizin zannettiğinizden daha iyi tanıyoruz üstelik. Nereden tanıyoruz derseniz. Bugün büyük güç olan Amerika’yı ayakta tutan belli müesseseler var. Biz o müesseseleri kurarken Türklerden çok şey öğrendik. Birçok sistemi onlardan aldık. Ve bu sayede Amerika bugünkü gücüne ulaştı. O yüzden biz Türkleri çok iyi tanıyoruz.” Ben o gece heyecandan uyuyamadım. Ertesi gün erkenden kalktım ofisime gidip bütün gazeteleri aldım. Maalesef hiçbir gazetede göremedim bu haberi. Şimdi bu nasıl bir duyarsızlıktır. Ben bunun adını koyamıyorum. Bilinçli veya bilinçsiz bu kendi kültürüne ihanet gibi geliyor. Bu beni müthiş heyecanlandırdığı için yapmak istediğim işin isteğini birkaç daha arttırdı.

Bir de sizin sinema projeniz vardı...

Yeni projelerimiz var. Dizi ve sinema filmlerimiz var; ama henüz hangisi olacağı kesinleşmiş değil. Şunu ilave edebilirim: Hollywood’la ortak bir film projesi var. İki yıldır zaman ve para harcıyorum bunun için. Biz kendi iç piyasamızda hızlı davranabiliyoruz; ama aslında film dediğimiz şey hemen çekilmiyor. Hazırlıklarımız hemen hemen bitmek üzere. Birkaç Amerikalı oyuncudan imza bekliyoruz. Senaryomuz biraz gecikmemize neden oldu; ama bunu da bir problem olarak görmüyoruz.

* Hikâyeyi anlatırken samimiyet gerekir. Neye inanıyorsanız, nasıl yaşıyorsanız onu anlatmalısınız. İnandırıcı olmanız buna bağlıdır. İnsanlar sizin yaptığınızı izlemeye mecbur değil.

* İddia ediyorum meslek hayatımda tutacağına inandığım bir dizi varsa o da ‘Kapıları Açmak’tır. Bir gün bunu ispatlayacağım. Kapıları Açmak bitmiş bir iş değil, yeniden yapabilirim.

* ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Osmanlı ile ilgili; “Biz Türkleri zannettiğinizden daha iyi tanıyoruz.” demesi beni çok etkilemişti. Osmanlılarla ilgili kafamda bir dizi projesi var.

‘Değerlere sahip çıkınca gerici diyorlar’

Bu ülkede inançlarıyla bir duruş sergileyen herkes belli zorluklar çekti. Hâlâ da çekiyor. Bu insanlara liderlik yapanlar dahi bu zorlukları yaşıyor. Siz değerlere sahip çıkınca gerici olarak nitelendirilirsiniz. Eğer geleneklerden yola çıkarak yeni bir ufuk çizerseniz gerici olmazsınız; ama ufka sırtınızı dönüp görmezden gelirseniz gerici olursunuz. Ben hiç bir zaman böyle bir gericilik yapmadım hayatımda. Döneminin en radikal insanı Mevlânâ’dır. Çünkü söylediği her şey dünya var oldukça yaşayacak bir düşüncenin üzerine inşa edilmiş. Şimdi neye ilerici neye gerici diyeceğiz? Böyle saçma bir kavgayı sürdürmek çok anlamsız. Ben onun için meslek hayatımda kendimi bu kavgadan ve kısırdöngüden sıyırdığımı düşünüyorum. Tercihlerim hiçbir zaman değişmedi. Ben sanatçıyım benim başka bir söylemim var. Cemil Meriç’in bir sözü var. Büyük düşünür “İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” Ben o gömleği 12 Eylül 1980’de çıkarttım ve kimse bana tekrar giydiremez.

Elif Şafak ile sinema projemiz var

Elif Şafak ile uzun zamandır bir sinema projesi üzerinde çalışıyoruz. Proje; İstanbul’da geçen bir aşk hikayesini konu alıyor. Buna bir İstanbul projesi de diyebiliriz. İstanbul’a Doğu ile Batı’nın aşk şehri diye bakıyoruz. Başrolde İstanbul’un olacağı bir aşk hikayesi. Bu bir bakıma Romeo ve Juliet, Kerem ile Aslı’nın kesiştiği noktadaki bir aşk hikayesi olacak. Şu an Elif Şafak ile birlikte hikayeyi bitirdik. Senaryo aşamasına geldik. Filmin anlaşması yapıldı. Bir yıl içinde proje olgunlaşır.

http://www.haber10.com/haber/35580/#Scene_1

Yagmur_ask
28-03-07, 12:53
Efsane bir Yönetmen ve Yapımcı.;)

http://img253.imageshack.us/img253/9429/osmansinavuy2.jpg (http://imageshack.us)

kaynak: foto ajans

erten07
28-03-07, 18:50
http://img251.imageshack.us/img251/8365/mutlulukk72yp0.jpg (http://imageshack.us)

arkan61
02-04-07, 09:25
Ben MİT ajanı değilim sadece bir yönetmenim

Osman Sınav'ın uyuşturucu meselesini masaya yatırdığı 'Pars: Kiraz Operasyonu' adlı film, 20 Nisan'da vizyona giriyor. Derin devlete gönderme yapan filmleriyle tanınan ünlü yönetmen, "Ben ne MİT ajanıyım, ne de polis" diyor.

Osman Sınav'ın oğlunun başından geçen bir uyuşturucu olayından yola çıkarak çektiği 'Pars: Kiraz Operasyonu' adlı film 20 Nisan'da vizyona giriyor. Adını İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü'nün amblemi olan 'pars'tan alan filmde başrolleri Mehmet Kurtuluş, Nida Şafak, Selçuk Yöntem, Murat Dalbatan, Pelin Batu, Haluk Piyes, Uğur Polat ve Amerikalı Udo Kier paylaşıyor. "Birgün oğlum Yusuf Ömer'in canı midye çekmiş. Okulun kapısındaki satıcıya gittiğinde satıcı ona 'İncili mi, incisiz mi?' diye sormuş. Filmi çekmeye bu hikayeyi duyunca karar verdim" diyen Sınav, filme ilişkin detayları şöyle sıralıyor...

AÇIK İSTİHBARAT ALIYOR
* Filminiz hikayesi birebir yaşanmış olaylara mı dayanıyor?
Hayır. Yaşanan birçok olayın biraraya gelmesiyle yazdık senaryoyu. Örneğin oğlumun başından geçen olay gerçek. İstanbul'da uyuşturucu trafiği ve okullardaki uyuşturucu kullanımıyla ilgili yaptığımız araştırmalardan elde ettiğimiz bulguları senaryolaştırdık.

* Bu bilgilere nasıl ulaştınız?
Bilgileri İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden aldık. Narkotik Şube Müdürü Tufan Ergüder bize danışman oldu.

* Filmlerinizde ve dizilerinizde derin bilgileri gözler önüne serdiğiniz için ortalıkta sizin MİT ajanı veya polis olduğunuz yönünde bir şehir efsanesi dolaşıyor...
Çağın istihbaratı açık istihbaratdır. Artık kimse kara gözlük takıp, uzun pardesüler giyerek, birilerini takip ederek bilgi toplamıyor. Bu şekilde bilgi toplamanın modası geçti. Bütün dünyada bilgiler son derece açık olarak toplanıyor. Günlük gazeteleri tarayarak bile işlerin nereye, nasıl gittiğini hissedebilirsiniz. Olayları değerlendirme yetiniz de varsa doğru atışlar yapılabilir. Tabii tarihi bilmeniz de şart. Sonuç olarak ne MİT ajanıyım ne de polis. Sadece işimi iyi yapıyorum.

SİSTEMİ ELEŞTİRİYOR
* Sizin yapımlarınız genellikle derin devlet, derin ilişkiler üzerine. Dikkatleri özellikle bir noktaya mı çekmeye çalışıyorsunuz?
Böyle bir gayretim veya saplantım yok. Ben adalet sisteminin bozukluğunu gözler önüne seren yapımları izleyiciye ulaştırmaya çalışıyorum. Sanıyorum üstüme düşeni yeterince yaptım. Bir sonraki filmim aşk üzerine olacak.

* Adalet sisteminin bozuk yanları neler sizce?
Adaleti parçalara ayıramayız. Bir yanı iyi, diğer yanı kötü diyemeyiz. Altını çizmeye çalıştığım iki konu var. Biri 'Zamanında tecelli etmeyen adalet, adalet değildir', diğeri 'Vergi adaletsizliği.' Önce vergi adaletsizliği ortadan kalkmalı. Vergi adaletsizliğinin ana kaynağı yer altından geçen para. Türkiye'nin milli gelirinin yarısına yakın kısmı yer altından geçtiği için vergilendirilmiyor. Bu paranın büyük kısmı uyuşturucuya ait.

* Bu film birilerini rahatsız edecek mi?
Elbette. Filmdeki polis uyuşturucuyla mücadelede çok başarılı olduğu için, görevini yapamaması için ayak oyunlarına başvuruluyor. Yine de engelenemeyince görevden alınıyor. Kim yapıyor bunu? Emniyetin içinden birileri. Elbette birebir bir emniyet görevlisini hedef almadık. Ne var ki böyle emniyet görevlileri olduğunu biliyoruz.

MEHMET ÇALIŞKAN - MAGAZİN

erten07
22-04-07, 17:51
http://img258.imageshack.us/img258/1599/pars4iw0.jpg (http://imageshack.us)

MoOnDaNcE-11
23-04-07, 17:48
10 numaralik bir yonetmen . Kurtlar Vadisi ilk onun elinden cekilmeseydi bu kadar populer olamazdi ...

erten07
26-04-07, 20:49
http://img61.imageshack.us/img61/5478/pars19jz5.jpg (http://imageshack.us)

erten07
07-05-07, 18:40
http://img388.imageshack.us/img388/3164/szn13xo7.jpg (http://imageshack.us)

erten07
26-05-07, 15:41
http://img150.imageshack.us/img150/4229/28xd9.png (http://imageshack.us)

efran_albatros
25-06-07, 18:10
süper bir yönetmen.deliyürek ve kurtlar vadisi osman sınavı osman sınavda deliyürek ve kurtlar vadisini sevmemi sağladı.yusuf miroğlu ve polat alemdar gibi iki kahraman oluşturdu.adam gerçekten bir usta.

efran_albatros
25-06-07, 18:12
Onun adı bir marka: Osman Sınav

--------------------------------------------------------------------------------

İzlenme rekorları kıran yapımların dahi yönetmeni Osman Sınav'ın başarısının sırrı çalışmaktan geçiyor

Show TV'de ekrana gelen ve yayınlandığı ilk haftadan itibaren reyting rekorları kıran 'Kurtlar Vadisi'nin hem yapımcısı hem de yönetmeni olan Osman Sınav, dizinin başarısının kendisini memnun ettiğini söyledi. Daha önce 'Süper Baba, Sıcak Saatler, Deliyürek' gibi sayısız yapıma imza atan ve hepsinden de alnının akıyla çıkan Sınav, "Kurtlar Vadisi de diğerleri gibi uzun soluklu olacak. Ama ben her zaman başarının bir üst katına tırmanmak için çalışırım. 'Yapacağım her iş bir öncekinden daha iyi olmalı' görüşünü benimserim. Ve her zaman da öyle oldu" diye konuşuyor. Hollywood filmlerini aratmayan action sahnelere sahip olan 'Kurtlar Vadisi'nin çekimleri için çoğu zaman ekibiyle birlikte sabahlara kadar çalışan usta yönetmen, her şeye rağmen yorulmak bilmiyor. Uykusunu bile set aralarında koltuklarda alan Osman Sınav, sözlerini şöyle noktalıyor: "İzleyici her zaman en iyisine layık. Sizin iyi ya da kötü olduğunuza bir tek onlar karar verebilir. Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum, hatta ötesini yapmaya çalışıyorum. Çalışmaktan hiçbir zaman kaçınmam, başarısızlığa tahammülüm yoktur. Tek sıkıntım bu yoğun tempoda aileme yeteri kadar vakit ayıramamdır".


barış kocaoğlu

efran_albatros
25-06-07, 18:16
Osman Sınav'ın uyuşturucu operasyonu başladı, arkası gelecek
Usta yönetmen ve yapımcı Osman Sınav, yeni sinema filmi 'Pars-Kiraz Operasyonu'nun çekimlerine İstanbul'da başladı. Kurtlar Vadisi ile mafyayı çökertmeye çalışan Sınav, polisiye tarzındaki bu filmde uyuşturucu sorununa el atıyor.



Türkiye'deki uyuşturucunun en küçük resminden başlayarak en büyüğünü izleyiciye göstermeyi hedeflediklerini söyleyen Sınav, "İçinde dramı da olan bir narkotik filmi. Gençleri esir alan uyuşturucunun okullardaki küçük resimden başlayıp uluslararası boyutunu perdeye taşıyacağız." diyor. 'Pars-Kiraz Operasyonu' Sınav'ın ABD'li ortağı ile yaptığı dört filmlik projenin ilki. Filmin yönetmenliğini de üstlenen Sınav, beş yıl içinde dört film çekmeyi planlıyor. Filmin, Türkiye dışında Hollanda, Monako ve ABD ayağı da var. Bu yüzden de yabancı oyunculara görev veren yönetmen, ilk olarak Türkiye'deki havaalanı çekimleri için 'Blade', 'Armageddon', 'Dogville' ve 'Dracula' gibi filmlerde rol alan usta oyuncu Udo Kier'i kadroya dahil etmiş. Afganistan'dan başlayıp Avrupa ve Amerika'ya uzanan uyuşturucu trafiğini ve bu trafiği kimlerin yönlendirdiğini anlatan film, 2007'nin mart ayında vizyona girecek. Türkiye'nin ilk polisiye sinema filmi olacağı belirtilen filmde Mehmet Kurtuluş, Selçuk Yöntem, Murat Daltaban, Pelin Batu, Uğur Polat gibi oyuncular rol alıyor.

katre...
05-08-07, 13:16
Geçen ay ünlü yönetmen Osman Sınav'ı, Show TV'nin genel müdürü Saner Ayar ile beraber Kıbrıs'ta kickboks maçlarını izlerken görünce, şüphelenmiştim, "Bu ekip yine bir şeyler çevirecek" diye... Tahminimde haklı çıktım. Meğer dizi çevireceklermiş! Bildiğiniz gibi, bu aralar ekranda kavga-dövüş fena halde reyting getiriyor. Tartışma programlarından söz etmiyorum. Benim bahsettiğim, Show TV ve Fox'un yayınladığı kickboks maçları... Eh, bizim millet bildim bileli kavga-dövüşe meraklıdır zaten. Bruce Lee filmleriyle büyümüş bir kuşağın üyesi olarak sinemadan çıktıktan sonra elektrik direklerine az uçan tekme atmamıştık... Dizi yapımcıları ve kanal yöneticileri de keşfettikleri bu yeni damar üzerinde kazı çalışması yapmakta gecikmediler. Ekranda vurdulu-kırdılı, mermili-mafyalı dizileriyle tanıdığımız Osman Sınav yeni sezonda Show TV'ye çekeceği "Pusat" adlı dizinin ilk "laboratuar" çalışmalarını geçen ay kickboks maçlarının yapıldığı Kıbrıs'taki Kaya Artemis Otel'de gerçekleştirdi. Sınav, "yerli Rocky Balboa öyküsü" olarak niteleyebileceğimiz bir senaryoyu hayata geçirmek için çok doğru bir başrol oyuncusu bulduğuna inanıyordu: Haluk Piyes... Aslında halim-selim bir kişilik gibi görünen Piyes'in, Almanya'da bir çeşit fight club (dövüş kulübü) organizasyonuna katıldığı, hatta "kafes dövüşü" diye bilinen müsabakalarda tekme-yumruk salladığını ben de Osman Sınav gibi yeni öğrendim ve doğrusu çok şaşırdım. Piyes'in, Kıbrıs'ta profesyonel kicboksçulara uygulanan ve sıradan sporcuların bile tamamlamakta zorlandığı antrenmanları kolaylıkla yaptığını görünce hem Sınav hem de kanalın genel müdürü Ayar çok şaşırdı. Hatta dövüşlerin organizatörü Tarık Solak, Haluk Piyes'i profesyonel dövüşçülerle birlikte ringe çıkarmak istedi ama yapımcılar "dizi öncesinde bir sakatlık olmasın" diye bunu kabul etmediler. Osman Sınav'ın Kıbrıs'ta izlemek istediği diğer kişi ise organizatör Tarık Solak'tı. Tüm Türkiye'nin televizyondaki kickboks yayınlarıyla artık yakından tanıdığı karizmatik ve yakışıklı organizatör, Osman Sınav'ın yeni dizisi "Pusat"taki en önemli oyunculardan biri olacaktı. Sınav, Kıbrıs'ta yakından tanıma olanağı bulduğu Solak için de "tam not" verdi. Ve Tarık Solak'ın, Haluk Piyes'in antrenörü rolünü oynayacağı yerli Rocky dizisi "Pusat" için kollar sıvandı. (Merak edenler için not: "Pusat", yeraltı dünyası terminolojisinde "zuladaki küçük savunma silahı" anlamına geliyor.)

yüksel aytuğ

erten07
29-08-07, 13:25
http://img126.imageshack.us/img126/364/pusat7io8.jpg (http://imageshack.us)

erten07
04-09-07, 14:17
http://img104.imageshack.us/img104/4721/pusat13jz2.jpg (http://imageshack.us)

http://img104.imageshack.us/img104/9594/pusat14jh8.jpg (http://imageshack.us)

Onu®
03-12-07, 14:43
Hülya Avşar Stüdyosu

36. Bölüm - 03 Aralık 2007

Konuk: Yönetmen ve Yapımcı Osman Sınav


Türkmax 19:30'da

Onu®
04-12-07, 01:40
Süper bir dizi geliyor


Show TV'de kısa bir süre sonra yayınlanacak olan Osman Sınav'ın Pars Narko Terör isimli dizisi nereden çıktı, hangi mesajları verecek? İşte, yeni bir efsane olmaya aday diziyle ilgili ayrıntılar.



Türkmax kanalında Hülya Avşar Stüdyosu programına konuk olan yönetmen-yapımcı Osman Sınav, şu sıralarda Show TV için 'Pars Narko Terör' isimli dizinin hazırlıklarını yapıyor. Bir süre önce okul çıkışında oğluna birilerinin uyuşturucu satmaya çalışmasından çok etkilenen Sınav, bu dizi ile işin vehametinin nereye kadar ulaştığını göstermeyi hedefliyor.

"Bu zaten çok ciddi biliniyor ama bunun da arkasında ne var çok da araştırılmıyor. Şimdi de bu dizi ile biraz o tarafına bakacağım işin" diye konuşan Osman Sınav, dizi için bir hayli yoğun çalıştıklarını söyledi.

Osman Sınav, senaryo üzerine yoğunlaştıklarını ve 6 ay boyunca cast üzerinde çalıştıklarını belirterek, çekimlere birkaç gün içinde başlayacaklarını ve yılbaşına doğru izleyici ile buluşmasını planladıklarını ifade etti. Osman Sınav, bu diziyle yeni oyuncular da çıkartacaklarını anlattı.

Pars ismini seçmelerinin sebeplerine de değinen Osman Sınav, şöyle konuştu:

"Pars, narkotik polislerini tarifleyen bir kişilik. Pars hayvan olarak çok seçkin bir hayvan, çok sabırlı bir hayvan. Bir narkotik polisi gibi böyle avına yaklaşmak için yatıyor, en uygun zamanı bekliyor, hiç acele etmiyor. Son derece sessiz yaklaşıyor, tek bir eylem yapıyor ve işi bitiriyor."

Narko Terör kavramına da değinen Osman Sınav, bunun dünyada ve Türkiye'de yeni bir kavram olduğunu belirtti. Sınav, "Dünyanın neresinde bir terör olayı varsa illegal olduğu için onu besleyen bir para olması lazım. Bu uyuşturucu ile sağlanıyor" diyerek uyuşturucu ile terörün iç içe geçtiğini vurguladı.

TELEVİZYONGAZETESİ

NiliWerda
18-01-08, 23:01
http://img90.imageshack.us/img90/8500/0000000000106152xf4.th.jpg (http://img90.imageshack.us/my.php?image=0000000000106152xf4.jpg)

alamehmet
15-03-08, 09:00
Osman Sınav'a ödül verilmeli

OSMAN Sınav'ın dizilerini bu sütunlarda pek çok kez fazla şiddet içerdiği için kıyasıya eleştirdim. Kimi zaman da gerçek gündemden haber damıttığı için alkışladım. Bugün sıra yine övgüde... Sınav'ın son dizisi Pars: Narkoterör'ü izlerken fon olarak yine en güzel halk türkülerinin kullanıldığını fark ettim. Sınav, daha önce de dizileri aracılığıyla hayatında bir kez bile türkü dinlememiş gençlerin kulağına halk ezgilerimizi değdirmeyi başarmıştı. Örneğin Kurtlar Vadisi sayesinde pek çok türkü yeniden popüler hale gelmişti. Deli Yürek'te de benzer fon müzikleri kullanılmıştı. Kapıları Açmak dizisinde hem ebru sanatının tanıtılması sağlanmış hem de Türk Sanat Müziği'nin en güzel motiflerinden biri olan "gazeller" gündeme getirilmişti. Bir başka Osman Sınav dizisi Pusat'ta ise Türk Halk Müziği ile son yılların popüler müzik akımı Rap arasında son derece etkileyici bir köprü kurulmuştu. Acı Hayat da Türk Müziği'nin sıkça fon olarak kullanıldığı yerli dizilerden biri olmuştu. Ben Kültür Bakanlığı'nın, konservatuar yöneticilerinin ya da folklor derneklerinin yerinde olsam, Osman Sınav'ı Türk Halk Müziği'nin tanınıp, yaygınlaşmasına sağladığı katkıdan ötürü bir ödülle onurlandırırdım.

kaynak:http://www.sabah.com.tr/gny/haber,0745EBEE69D04BE7B80B7242A95F9FBA.html

memo-66
17-03-08, 10:47
Arkadaslar bencede Osman Sinav´a ödül verilmeli!!!!
Adam cok güzel dizilerde Yönetmenlik yapmis! En önemliside Pusat´a (iki tane en cok sevdigim diziden birisi) yönetmenlik yapmis! Bu filmlerde ve dizilerde coook büyük emegi var adamin! Türkiye´de en iyi Yönetmen diyebilirim, adam hep ilkleri getiriyor.

N.Şaşmazfan
31-05-08, 11:50
Recep İvedik'e haksızlık yapıyorlar

Recep İvedik filmiyle ilgili yapılan eleştirileri haksızlık olarak nitelendiren Osman Sınav, 'Eğlencelik birşey yapmışlar ve o anlamda iyi bir iş yapmışlar. Bunu bir sinema olarak değerlendirmemek gerek' diye konuştu.

Son dönemde Türk sinemasında yapılan filmleri değerlendiren yönetmen-yapımcı Osman Sınav, Recep İvedik'e yapılan eleştirileri haksız bulurken, Yumurta gibi festivallere yönelik yapılan filmlerin Türkiye'deki sinema izleyicisinin artmasına yönelik bir katkısı olmadığını söyledi.

HABERTURK'te Balçiçek Pamir'in 'Söz Sende' programına konuk olan Osman Sınav, "Recep İvedik'e bir sinema olayıymış gibi bakmak yanlıştır. Sinemanın bir yanı da eğlendirmeye yönelik bir iştir aynı zamanda. İnsanlara sorunca nasıl buldun diye 'Boşver filmi, güldük eğlendik işte' diyorlar. Bu bir şeydir. Bunu bir sinema olayı gibi değerlendirmek ve 'Kötü film' demeye de gerek yok. Yazık ve haksızlık ayrıca. Recep İvedik'i yapanlara da haksızlık. Onlar eğlence kavramı içinde eğlencelik bir şey yapmışlar. Sinemanın o yüzünü değerlendirmişler ve iyi iş yapmışlar, insanlar da gitmiş. Bu bir şeydir, sinemanın içinde bu vardır ama bu bir sinema olayı değildir" diye konuştu.

Sınav, Yumurta ve benzeri filmlere bakıldığında, aldıkları tüm ödüllere rağmen gişelerinin hep benzer seviyelerde kaldığına dikkat çekti ve "Daha geniş kitlelere gidecek ve uluslararası pazarda satış görebilecek standartta filmler yapmamız gerekiyor. Bunun yolu ne Recep İvedik'ten geçer ki teknik ve estetik olarak zaten geçmesi mümkün değil, ne de Yumurta'dan ve benzeri filmlerden geçer... Evet kişisel başarılar sözkonusu fakat seyirciye gidildiğinde aynı sonucu alıyoruz ve sektör olarak Türkiye'deki sinema seyircisi sayısını çoğaltamıyoruz" dedi.


KAYNAK: TELEVİZYONGAZETESİ

N.Şaşmazfan
15-07-08, 12:17
Osman Sınav ' doludizgin' geliyor
Pars Narkoterör'e erken final yapan yapımcı Osman Sınav, 'Doludizgin Yıllar' adlı yeni bir dizi filmin çekimlerine başladı.


Çekimlerle bizzat ilgilenen ve setten çıkmayan Sınav, "'Doludizgin Yıllar' gençlik hikayelerinin yanında, içinde aşkı da bulunan bir proje." diyor. Dizi ile ilgili detaylı bilginin, önümüzdeki günlerde seyirciye duyurulacağını da söyleyen yapımcı, projeden umutlu...