Tüm Versiyonu Göster : Bölüm Yorumları-Arşiv-16
Sayfalar :
1
[
2]
3
4
5
6
7
8
9
10
11
Ya cümleten yatıp uyusak mı acaba? Sizlere doyum olmuyor.Hatta ciddi ciddi akıl sağlığımı koruduğunuzu düşünüyorum artık.
Yarın gece görüşürüz,bye
İyi uykular. Rüyanızda pijamalı Ahmet, koltukta oturuyor, kucağında Rüya babası ona masal okurken uyuyakalmış olsun. Sonra gecelikli Yaso gelip kızı almaya yeltensin. Ama Ahmet ona şöyle bir yan bakıp, kendisi kalkıp elleriyle yatağına yatırsın. Sonra da kapıda bekleyen Yaso'ya doğru dönsün... Gerisi size kalmış:img-wink:
Yok, 2 sezon olacakmis zaten. 3 sene dedigim 69-72 arasi. Ocak'a kadar o uc seneyi zaman atlamadan gosterirlerse, sonra 3-4 sene atlar, 70'lerin sonlarina gelirler. Sonra da 70-80 goruruz diyorum. Cunku Tomris Hanim, dizi 80 ihtilali ile bitecek ve 2 sezon surecek, uzatmanin anlami yok demis. Guzel demis.
bence de güzel demiş de.. şu halimize bakarak seneye nasıl olacağımızı düşünebiliyor musun :) hatırla sevgilisiz, ahmetsiz, kumtorbası niyetine necdetsiz bir yaz hatta bir ömür bizi bekliyor olacak (olayı melodramatikleştirmeye bayılırım :P) gerçi, bakarsın bizi bıktırırlar o zamana kadar "eeh bitsin de kurtulalım" deriz :img-fie:
Ya cümleten yatıp uyusak mı acaba? Sizlere doyum olmuyor.Hatta ciddi ciddi akıl sağlığımı koruduğunuzu düşünüyorum artık.
Yarın gece görüşürüz,bye
İyi uykular. Rüyanızda pijamalı Ahmet, koltukta oturuyor, kucağında Rüya babası ona masal okurken uyuyakalmış olsun. Sonra gecelikli Yaso gelip kızı almaya yeltensin. Ama Ahmet ona şöyle bir yan bakıp, kendisi kalkıp elleriyle yatağına yatırsın. Sonra da kapıda bekleyen Yaso'ya doğru dönsün... Gerisi size kalmış:img-wink:
akıl sağlığını korumak kendim adıma söyleyeyim, benim gibi bir deliye kaldıysa, işin var şekerim :D heheh
ahmetin ada yaseminine yan bakıp, rüyayı yatırdıktan sonra çok pis trip attığı, hatta ayrı yatakta bile yattığı geliyor gözümün önüne... aman tanrım yaa, aseksüel mi oluyorum ne :D
ben de kaçıyorum artık sevgili gönül dostları.. zira babamın kalkıp bana laf etmesini hiç istemiyorum :) iyi sabahlar öptüm sizii
sabah gelecek olanlara da günaydın
,
Daha karpuz keseceyidik...! Ben de tam babacığımı uyuttum, pc.nin başına geçtim...Neyyse ben yokken yazdıklarınızı okurum..döktürmüşsünüz yine..! badger pek bi psikolog gördüm seni..:icon_whis
Hepinize iyi geceler...
Peki bu red olayini cozelim. Cunku bu hic Necdet'e uygun bir davranis degildi. Firsatci kisiligiyle olaya atlamasi gerekirdi. Ne diyorsunuz?
Yok yok sevgili dizice, fırsatçı olduğu doğru ama yine de istediği yalnızca fırsatın kendisi değil... sevilmek... Yasemin'in tavrının nedeni kabak gibi ortada zaten... böyle bir fırsat kullanılmak anlamını taşıyordu Necdet için... yani o duyguyu yaşadı o anda... bu da onu sinirlendirdi... sevilmemeyi daha bir derinden hissetti ve sinirlendi... Yasemin'i bir türlü elde edememesi ama; karşı tarafın sevgisiyle elde edememesi Necdet'i O'na karşı kinlenmeye götürdü yavaş yavaş... bunun en somut örneği de Ahmet'in "o seni üzmemek için mutluluğu elinin tersiyle itti" dediğinde "Ya demek öyle... Yasemin benim için bir fedakarlık yapmış.." diye verdiği cevaptaydı...
dilara-1905
05-07-07, 10:15
ya sizce dizi kaldığı yerden mi sürer zaman aşımımı verirler feci bitirdiler daha yıl atllamazlar gibime geliyo benim ama belli de olmuoo bundan sonra hız hızlı geçerler aynı bölmüün içinde 1 ocak'ı görürken 19 şubat!ıda gördük eğer böyle hızlı zmn geçmenin yanında bide toptan 2-3 yıl atlarlarsa artık bu gidişle bizden önce 20o8'e gircekler:D:):D
İyiki de pısırık lafını ortaya atmışım yoksa forum eski haline gelmeyecekmiş :happy0064
Neyse bu forumda çok şey söylendi Ahmet'e ama O dürüstlüğü, tertemiz tutarlı kişiliği ve romantizmiyle yine kazandı... 60'ların aşk tarzını yansıtabilecek kaç oyuncu vardır ki sevgili Müzeyyen... eğer oyuncu Cansel olmasaydı bu aşkı bu kadar tatmak çok zordu... ki zaten 9 bölümden sonra bu aşkı tek başına sırtladı... bizlere o duyguyu veren yalnızca Ahmet oldu...
Ben Cansel Elçin'i de seviyorum, Ahmet'i de... Cansel'in oyunculuğunda eksikler var bunu da görüyorum.. ama o tek tek sahnelerde duyguları çok iyi veren bir oyuncu.. bu zamana kadar izlediğim, gördüğüm dizilerde merhameti, yıkılmayı, aşkı, dostluğu bu kadar iyi yansıtan bir oyuncuya rastlamadım... diğer yandan Cansel biraz nasıl desem... asosyal bir oyunculuk çıkartıyor... karakterin iç dünyası O'nun için çok önemli... bu çok rahat görülüyor... bu iç dünyayı vermeye çalışırken karşısındaki oyuncuyla bağı sanki kopuyor gibi... yani o anda sahnenin seriliği biraz kırılıyor gibi... yani bir tutukluk... bir kasma oluyor sanki... Avrupa kültürünün etkisi de var elbette... baktığın an Avrupalı birini görüyorsun... bu adam 60'lardaki bir Türk gencini canlandırıyor... çok da kolay olmasa gerek... bir de dizi oyunculuğunda genelde bir kalıp vardırya Cansel onun dışına çıkıyor... daha sinemavari oynuyor... o zaman bir farklılık hissediyor seyirci... bunu kimileri iyi oynayamıyor diye değerlendiriyor... kimileri de çok beğeniyor... ben beğenenlerdenim... bazı sahnelerinde beğenmiyorum ama genelde zevkle izliyorum O'nun sahnelerini... çünkü Cansel gördüğüm kadarıyladoğal oynayan bir oyuncu değil... yabancı olduğu bir döneme; yine kendine yabancı bir karakter yaratarak oturtmaya çalışıyor... yani onun kişiliğini az-çok biliyoruz yarattığı karakterlerle uzaktan-yakından alakası yok... fazla mimik kullanmasını da ben buna bağlıyorum... bu yüzden işi diğer oyunculara göre çok zor... ama doğal oynayan oyuncular kendilerini o döneme uyarlıyorlar yalnızca bu da onların daha rahat hareket etmesini sağlıyor... biz seyirci olarak doğal oyunculuğa alışkınız sırf bu yüzden Okan'ın oyunculuğu bir adım daha önde denilebilir... ama dediğim gibi '60'ın o romantizmini kimse Cansel gibi yaşatamazdı diye düşünüyorum... Cansel bu iş için çok iyi bir seçim... tipiyle de oyunculuğuyla da...
Özellikle son sahnede Cansel çok başarılıydı... birbirine yakın; şaşkınlık, şok, üzüntü, suçluluk, yıkılma ve panik duygularını seri bir geçişle o kısacık sürede tek tek alabildim...
ya sizce dizi kaldığı yerden mi sürer zaman aşımımı verirler feci bitirdiler daha yıl atllamazlar gibime geliyo benim ama belli de olmuoo bundan sonra hız hızlı geçerler aynı bölmüün içinde 1 ocak'ı görürken 19 şubat!ıda gördük eğer böyle hızlı zmn geçmenin yanında bide toptan 2-3 yıl atlarlarsa artık bu gidişle bizden önce 20o8'e gircekler:D:):D
Sevgili dilara '70-'80 arası çok fazla toplumsal olay var atlamalar bence daha yakın tarihler arasında olur... bu olayların çoğunu gazete kupürlarında göreceğiz ama işlenecek konular da epey var diye düşünüyorum...
İşte sana Milliyet Blog'un Hatırla Sevgili İzleme Kılavuzu'ndan 16 Şubat 69-72 yılları arasında yaşanmış olaylar...
(burada kalmıştık)16 Şubat 1969: İstanbul'da tekrar yapılan 6.Filo'yu protesto gösterilerinde 2 kişi öldü, onlarca yaralı var.
26 Şubat 1969: Tüm Türkiye'deki yoğun protestolar üzerine, 6. Filo ziyaretleri iptal edildi.
4 Mart 1969: Doğu Anadolu'da kızamık salgını var. Pek çok çocuk salgından öldü.
19 Mart 1969: İstanbul Üniversitesi'nde sağcıların16 Mart 1969'daki hareketlerine öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı.
8 Nisan 1969: İstanbul Üniversitesi öğrencileri rektörlük binasını işgal ettiler.
10 Nisan 1969: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri, fakülteyi işgal ettiler.
12 Nisan 1969: ODTÜ, Ekim ayına kadar kapatıldı.
14 Nisan 1969: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1 hafta süreyle kapatıldı.
1 Mayıs 1969: Yargıtay Başkanı İmran Öktem öldü. Cenaze töreninde büyük çapta olaylar çıktı, törene katılan İsmet İnönü güçlükle korunabildi. İnönü: "Olay, her manasıyla bir ölçüde 31 Mart vakasıdır."
7 Mayıs 1969: İmran Öktem'in cenaze töreninde çıkan olayları protesto etmek için Ankara'da hukukçular yürüyüş yaptı.
14 Mayıs 1969: İsmet İnönü ve Celal Bayar, İstanbul'da Pembe Köşk'te buluştular. 1950 yılından beri süren dargınlık bitti.
14 Mayıs 1969: Eski DP'lilerin siyasi haklarının iadesini öngören Anayasa değişikliği tekliflerinin birinci görüşmesi TBMM'de yapıldı. Teklif kabul edildi.
23 Mayıs 1969: 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar: "Mücadeleme devam edeceğim."
30 Mayıs 1969: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi işgal edildi.
31 Mayıs 1969: İÜ Hukuk Fakültesi öğrencilerinin, reform tasarısının gerçekleşmemesini protesto için işgal edildi.
1 Haziran 1969: İstanbul Üniversitesinde 6 fakülte öğrenciler tarafından işgal edildi. Üniversite kapatıldı. Savcılık Üniversitede arama yaptı.
9 Haziran 1969: İstanbul Üniversitesi'nde sınavlar yapılamadı. Öğrenciler polisle çatıştı. İstanbul Üniversitesi Senatosu, Üniversiteyi süresiz kapatma kararı aldı. Danıştay kararı durdurdu. Başbakan Demirel: "... Sokağa dökülmekle hiçbir mesele halledilemez"
11 Haziran 1969: Öğrenci olayları, Ankara'da tekrar başladı. Tüm yurtta gerginlik artıyor.
20 Temmuz 1969: Neil Armstrong ay yüzeyine inen ilk insan oldu.
19 Eylül 1969: İstanbul'da Işık Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu'nda öğrenciler çatıştı. 1 öğrenci öldü, onlarca yaralı var.
20 Eylül 1969: İstanbul'da Milli Türk Talebe Birliği'nin Cağaloğlu binasında bomba patladı. 1 kişi öldü.
23 Eylül 1969: ODTÜ'de sağcı ve solcu öğrenciler çatıştı, 1 kişi öldü. Cenazesinde büyük olaylar çıktı.
23 Eylül 1969: Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislere teslim oldu ve 25 Kasım'da serbest bırakıldı.
12 Ekim 1969: Genel seçimler yapıldı. AP %46, 5 oyla 260 milletvekili, CHP %27, 4 oyla 144 milletvekili kazandı.
12 Ekim 1969: İnönü: "Darbeye heves edecek kadar gözü kararmışların demokrasiyi bertaraf etmelerine izin vermeyeceğiz. AP iktidarı ile dalaşmayacağız." dedi.
28 Ekim 1969: Bazı öğrenci dernekleri kapatıldı.
2 Kasım 1969: Demirel 2. Kabinesini kurdu. (165 red, 263 kabul)
8 Aralık 1969: İstanbul'da Yıldız Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'nde öğrenciler çatıştı, 1 öğrenci öldü.
14 Aralık 1969: Yıldız Mühendislik ve Mimarlık Akademisi'nde 1 öğrenci daha öldü.
15 Aralık 1969: Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve İlk-Sen'in ortaklaşa düzenledikleri 4 günlük öğretmen boykotu başladı.
16 Aralık 1969: Boğaz Köprüsü 303 milyon liraya ihale edildi.
19 Aralık 1969: 6. Filo'ya bağlı savaş gemilerinin İzmir'e gelmesiyle, kentte protesto gösterileri başladı.
20 Aralık 1969: Yıldız Mühendislik ve Mimarlık Akademisi kapatıldı.
20 Aralık 1969: Deniz Gezmiş tutuklandı ve 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı.
7 Ocak 1970: Grip salgını tüm yurtta etkili durumda. 33 ilde okullar tatil edildi.
26 Ocak 1970: Konya bağımsız milletvekili Prof. Necmettin Erbakan tarafından Milli Nizam Partisi (MNP) kuruldu.
11 Şubat 1970: 1970 yılı bütçesi 214'e karşı 224 oy ile reddedildi. Demirel istifa etti. Cumhurbaşkanı Sunay, Demirel'i yeniden kabineyi kurmakla görevlendirdi.
20 Şubat 1970: Boğaz Köprüsü'nün temeli Sunay ve Demirel tarafından atıldı.
3 Mart 1970: Demirel, 3. Kabinesini eski bakanlar ile kurdu. 172'ye karşı 232 oy ile güvenoyu aldı.
13 Mart 1970: Sultanahmet Meydanı'nda bulunan Halide Edip Adıvar'ın büstü, gece meçhul kişilerce parçalandı.
18 Mart 1970: Yüksek Öğretmen Okulu'nda olaylar çıktı, 1 öğrenci öldü.
19 Mart 1970: İstanbul Teknik Üniversitesi'nde polisler tarafından arama yapıldı.
27 Mart 1970: Gediz'de şiddetli deprem. 1087 ölü var. 90.000 kişi evsiz kaldı.
6 Nisan 1970: İstanbul Üniversitesi, meydana gelen olaylar sebebiyle süresiz kapatıldı. Okul polis kordonu altına alındı.
13 Nisan 1970: Öğrenciler Ankara Tıp Fakültesi'ni bastılar. 1 askeri doktor öldü. Olayların büyümesi üzerine Ankara Üniversitesi'ne bağlı bazı fakülteler kapatıldı.
18 Mayıs 1970: Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci yurdu sabaha karşı polis tarafından arandı. Bazı öğrenciler gözaltına alındı.
1 Haziran 1970: Ankara'da 'Anayasa Mitingi' yapıldı.
8 Haziran 1970: İÜ. Edebiyat Fakültesi'nde çıkan çatışmada 1 öğrenci öldü.
16 Haziran 1970: İstanbul'un Anadolu yakasında, işçilerin düzenlediği büyük yürüyüşte 3 kişi öldü ve onlarca yaralı var. İstanbul ve Kocaeli'de 1 ay süre ile sıkıyönetim ilan edildi. Gece sokağa çıkma yasağı konuldu.
17 Haziran 1970: TİP'in itirazı üzerine, Anayasa Mahkemesi, eski DP'lilere siyasi haklarının iadesini öngören kanunu 7'ye karşı 8 oyla iptal etti.
22 Haziran 1970: İTÜ'nde sağcı ve solcu öğrenciler arasında silahlı çatışma oldu, yaralılar var.
13 Temmuz 1970: İTÜ öğrencileri sınavlara girmediler.
15 Temmuz 1970: TBMM'de İstanbul ve Kocaeli'nde uygulanan sıkıyönetim 2 ay daha uzatıldı.
9 Ağustos 1970: Türk Lirası devalüe edildi.
21 Ekim 1970: AP 3. Büyük Kongresi Ankara'da toplandı. Demirel, yeniden Genel Başkan seçildi.
25 Ekim 1970: Genel nüfus sayımı yapıldı. Nüfusumuz: 35.666.549
27 Kasım 1970: İstanbul Kültür Sarayı yandı.
8 Aralık 1970: Hacettepe Üniversitesi'nde silahlı çatışma çıktı.
10 Aralık 1970: İstanbul Üniversitesi'nde 8 fakülte kapatıldı.
11 Aralık 1970: Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, Cumhurbaşkanı Sunay'a, 'Buhranlı günlerin artması ve muhtemel tehlikelerle' ilgili bir muhtıra verdi.
18 Aralık 1970: Demokrat Parti, Adalet Partisi'nden ayrılan 26 milletvekilininde katılımıyla kuruldu.
20 Aralık 1970: İstanbul'da kapıcılar yürüyüş yaptı.
5 Ocak 1971: Muhalefet Lideri İnönü, Cumhurbaşkanı Sunay ile, sürüp giden olaylara karşı alınacak tedbirler üzerine görüştüler.
11 Ocak 1971: Deniz Gezmiş ve arkadaşları THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirdiler.
18 Ocak 1971: İTÜ'nde öğrenciler polisle çatıştı.
20 Ocak 1971: ODTÜ süresiz olarak kapatıldı.
25 Ocak 1971: Polis, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yurdu'nda arama yaptı.
30 Ocak 1971: İstanbul'da 11 özel okulun öğrencileri, Devrimci Gençlik (Dev-Genç) ve Devrimci Kadınlar Birliği'nin de katılımıyla, ?özel eğitimin devletleştirilmesi? için büyük bir yürüyüş düzenlediler.
1 Şubat 1971: Ankara Fen Fakültesi öğrencileri boykot düzenlediler.
3 Şubat 1971: Eski DP'lilerin siyasi haklarının verilmesini öngören kanun teklifi, 217 AP milletvekili ve senatörün imzasıyla TBMM Başkanlığı'na verildi.
12 Şubat 1971: Bursa'da TOFAŞ Oto Fabrikası, Cumhurbaşkanı Sunay tarafından hizmete açıldı.
12 Şubat 1971: Ziraat Bankası'nın Ankara Küçükesat Şubesi, silahlı kişilerce soyuldu.
15 Şubat 1971: Ankara Balgat'ta Amerikan tesislerinde görevli bir Amerikan Çavuşu kaçırıldı. Bir süre sonra serbest bırakıldı.
20 Şubat 1971: ODTÜ öğrencileri, bir süre önce Hacettepe Üniversitesi Yurdu'nda meydana gelen olayları protesto etmek için Ankara-Eskişehir yolunu trafiğe kapattılar.
2 Mart 1971: İstanbul Hukuk Fakültesi'nde öğrenciler polis ile çatıştı.
4 Mart 1971: Ankara'da 4 Amerikalı asker, Türk Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) tarafından kaçırıldı. Eyleme Deniz Gezmiş de katıldı. Kaçırılan askerler 4 gün sonra serbest bırakıldılar.
5 Mart 1971: ODTÜ'de güvenlik kuvvetlerinin arama yapmak istemeleri üzerine çıkan çatışmada, 1 öğrenci ve 1 jandarma öldü.
12 Mart 1971: Türk Silahlı Kuvvetleri '12 Mart Muhtırası'nı verdi.Türk Silahlı Kuvvetleri adına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyicioğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur imzalı bu muhtıra, Cumhurbaşkanı'na, Cumhuriyet Senatosuna ve TBMM Başkanlığına verildi.
12 Mart 1971: Başbakan Süleyman Demirel istifa etti.
19 Mart 1971: Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, Kabineyi kurmakla görevlendirildi.
26 Mart 1971: Türkiye'nin 12. Başbakanı Nihat Erim Kabinesini açıkladı.
5 Nisan 1971: 2 işadamı Dev-Gençlilerce kaçırıldı. 16 saat sonra serbest bırakıldılar.
15 Nisan 1971: İstanbul'da bir doktorun oğlu, Dev-Gençlilerce kaçırıldı, 250.000 lira fidye karşılığı serbest bırakıldı.
22 Nisan 1971: İstanbul, askeri ve sivil ekipler tarafından, gece sabaha kadar arandı.
26 Nisan 1971: İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak, Eskişehir, Adana, Hatay, Diyarbakır ve Siirt illerinde 1 aylık sıkıyönetim ilan edildi.
27 Nisan 1971: Dev-Genç, Doğu Kültür Ocakları ve Ülkü Ocakları kapatıldı.
3 Mayıs 1971: Ziraat Bankası İstanbul Unkapanı Şubesi'ni soymak isteyen hırsızlar, banka koruma görevlisini öldürdüler
17 Mayıs 1971: İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Ephraim Elrom kaçırıldı.
21 Mayıs 1971: Anayasa Mahkemesi, Necmettin Erbakan'ın kurduğu ve Genel Başkanlığı'nı yaptığı Milli Nizam Partisi hakkında kapatma kararı verdi.
21 Mayıs 1971: İzmir'de silahlı kişiler, güvenlik kuvvetleriyle silahlı çatışmaya girdiler. Ölü ve yaralılar var.
23 Mayıs 1971: İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı, İstanbul'da arama yapılması için kentte cumartesi gece yarısından pazar günü saat 15.00'e kadar sokağa çıkma yasağı koydu. 25.000 polis ve asker aramaya katıldı.
30 Mayıs 1971: İstanbul'da, Mahir Çayan ve ekibinin ellerinde rehin tuttukları Sibel Erkan, 51 saat sonra güvenlik kuvvetlerinin operasyonu sonucu kurtarıldı.
16 Temmuz 1971: Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının duruşması Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Mahkemesi'nde başladı.
23 Temmuz 1971: Sıkıyönetim 11 ilde 2 ay daha uzatıldı.
26 Temmuz 1971: ODTÜ yeniden öğretime başladı.
27 Temmuz 1971: İzmir-Aydın yolunda Ziraat Bankası'na ait bir araç silahlı kişilerce soyularak 4.000.000 lira çalındı. Soyguncuların Dev-Genç ile ilişkisi olduğu belirlendi.
27 Ağustos 1971: 1961 Anayasası'nın değiştirilmesini öngören 430 imzalı teklif, 2'ye karşı 373 oyla kabul edildi.
19 Eylül 1971: Türkiye Güzeli Filiz Vural Avrupa Güzeli seçildi.
23 Eylül 1971: 11 ilde sürdürülen sıkıyönetim 2 ay daha uzatıldı.
5 Ekim 1971: AP Genel İdare Kurulu bir bildiri yayınlayarak, hükümetin 'partiler üstü' vasfını kaybettiğini ileri sürerek 5 Bakanını Hükümetten çekti.
6 Ekim 1971: Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından açılışı yapılan, 6. Akdeniz Oyunları İzmir'de başladı.
9 Ekim 1971: Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının duruşması son erdi. Deniz Gezmiş ve arkadaşları TCK'nin 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle idam cezasına çarptırıldı.
14 Ekim 1971: Cumhurbaşkanı Sunay, İran'ın 2500. kuruluş yıldönümü törenleri için İran'a gitti.
5 Kasım 1971: AP Merkez Temsilciler Meclisi, 5 Ekim kararını (Kabine'den 5 AP'li bakanın geri çekilmesi) geri aldılar.
16 Kasım 1971: Deniz Gezmiş Sivas'ın Gemerek ilçesinde yakalandı ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya götürüldü ve zamanının İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü.
25 Kasım 1971: 11 ilde devam eden sıkıyönetim 2 ay daha uzatıldı.
29 Kasım 1971: Maltepe 2. Zırhlı Tugay Askeri Hapishanesi'nde tutuklu bulunan 5 kişi kaçtı.
3 Aralık 1971: 11 Bakan, reformların yapılmasının olanağı kalmadığı gerekçesiyle toplu olarak istifa ettiler. Bunun üzerine, Nihat Erim istifasını Cumhurbaşkanı'na sundu.
5 Aralık 1971: Nihat Erim tekrar Hükümeti kurmakla görevlendirildi.
11 Aralık 1971: Nihat Erim 2. Kabinesini kurdu.
10 Ocak 1972: Askeri Yargıtay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkındaki ölüm cezalarını onayladı.
23 Ocak 1972: İstanbul'da, 03.00 ile 18.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı konarak, kent genelinde 512.000 ev arandı.
24 Ocak 1972: İnönü, TBMM'de ve idamlar hakkında konuştu: "Siyasi suçlar için idam olmaması fikrindeyim, bunu kaldıralım. Dünyada memleketler var ki idam cezasını büsbütün kaldırmışlardır."
24 Şubat 1972: 229 sanıklı Dev-Genç davasına, Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nde başlandı.
8 Mart 1972: Eski Başbakanlardan Adnan Menderes'in büyük oğlu, DP Genel Başkanı Yüksel Menderes Ankara'da intihar etti.
10 Mart 1972: TBMM, 09 Ekim 1971'de idama mahkum edilen 17 kişiden, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın cezalarını onayladı.
11 Kasım 1972: 29 Kasım 1971'de Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçan 5 mahkuma yardım ettikleri gerekçesiyle, 57 subay ve 11 astsubay ordudan ihraç edildi.
13 Mart 1972: Ankara'da saat 00.30 ile 04.00 arasında sokağa çıkma yasağı kondu.
23 Mart 1972: Cumhurbaşkanı Sunay, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın cezalarını onayladı.
27 Mart 1972: Ünye?deki Radar Üssü'nde görevli iki İngiliz ve bir Kanadalı Teknisyen kaçırıldı. Kaçıranlar, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın cezalarının kaldırılmasını istediler. Niksar'ın Kızıldere köyünde, güvenlik kuvvetleri tarafından sarılan eylemciler teknisyenleri öldürdüler.
30 Mart 1972: Kızıldere?de Mahir Çayan ve arkadaşları çatışmada öldürüldü. Ertuğrul Kürkçü çatışmadan sağ kurtuldu.
30 Mart 1972: İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı, 01-04 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı koydu.
17 Nisan 1972: Başbakan Nihat Erim istifa etti.
22 Nisan 1972: CHP İnönücüler ve Ecevitçiler olarak ikiye bölündü.
29 Nisan 1972: Cumhurbaşkanı Sunay, Kabineyi Kurmakla Kontenjan Senatörü Suat Hayri Ürgüplü'yü görevlendirdi. Ürgüplü, daha sonra görevi Cumhurbaşkanı'na iade etti.
3 Mayıs 1972: İçinde İsmet İnönü'nün oğlu Erdal İnönü'nün de bulunduğu THY'ye ait 'Boğaziçi' isimli yolcu uçağı, 4 silahlı anarşist tarafından Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya kaçırıldı. 67 yolcu ve mürettebat 28 saat sonra serbest bırakıldı. Bulgaristan, hava korsanlarına iltica hakkı verdi.
4 Mayıs 1972: Jandarma Genel Komutanı Org. Kemalettin Eken'e Ankara'da suikast düzenlendi. Eken kurtuldu.
6 Mayıs 1972: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildiler (2).
Kaynak: Çeşitli web siteleri ve almanaklar.
Bahar_can abla Cansel'in oyunculuğu ile ilgili tesbitin ne kadar doğru ne kadar güzel ben hiç bu yönden bakmamıştım,ama dediklerini düşününce harfi harfine ne kadar doğru oldukları anlamış oldum
Eklemiş olduğun 69-72 kısa tarih kronolojisi muhteşem şimdi bunun çıktısını alıp hatırla sevgili yi başladığı zaman bu elimdeki kronolojiye göre izleyeceğim,yani bilgili olarak,çok teşekürler eklediğin için çok sağol
arkadaslar,
final bolumu dun aksam tekrar izledim.
bir sey dikkatimi cekti.
güzinin babasi pastaneye geldigi zaman,masalardan birindeki 2 kisi(1 kadin 1 erkek)oturuyordu.Teoya "necdet bey yok mu" diye sordular.teo da "gelmedi"gibi bisi soyledi.hemen akabinda teo,laleye "su masada oturanlari taniyormusun" dedi.lalede "tanimiyorum" dedi.sonra bu iki musterinin "ahmet beylede bu konuyu konusmak lazim"diye arkadan konusmalari geldi.
bu sahne kaynadi gitti ama kalabalik olsun diye cekilmis bir sahne degil kanimca.uzerinde durmak lazim yani.:P
Arkadaşlar Ayla ne olacak diye düşünüyorduk...malum O'nun son günlerde çizdiğimiz mutluluk resimlerinde yeri yurdu yok...Az önce H.S. kronolojisini okuyordum...
4 Mart 1969: Doğu Anadolu'da kızamık salgını var. Pek çok çocuk salgından öldü.
Ayla Doğu Anadolu yolcusu.. Hazır tecrübeside var...:P
bahar-can teşekkürler...buradan takip daha kolay olacak :good:
-Cansel'de Karizma Var mı?
D:Olmamııı
-Cansel'de Yetenek Var mı?
D:Olmamııı
:img-hyste :img-hyste çok güzel olmuş....
arkadaslar,
final bolumu dun aksam tekrar izledim.
bir sey dikkatimi cekti.
güzinin babasi pastaneye geldigi zaman,masalardan birindeki 2 kisi(1 kadin 1 erkek)oturuyordu.Teoya "necdet bey yok mu" diye sordular.teo da "gelmedi"gibi bisi soyledi.hemen akabinda teo,laleye "su masada oturanlari taniyormusun" dedi.lalede "tanimiyorum" dedi.sonra bu iki musterinin "ahmet beylede bu konuyu konusmak lazim"diye arkadan konusmalari geldi.
bu sahne kaynadi gitti ama kalabalik olsun diye cekilmis bir sahne degil kanimca.uzerinde durmak lazim yani.:P
ben hiç dikkat etmemiştim oraya:icon_whis
o sahneyi hatırlayamadım da..
ne olabilir kiii:bilmim
aliye ablaa..
doktorların kaderi mi bu:icon_sorr
ama söylediğin gibi olabilir..
elde hazır eleman var ya..
ayla doğuya gider..
bir de bakarız ki ordan bi doktor koca bulup gelir kendine:bilmim
Baharcan her halde en entellektüel site bu. Gerçi bunu da dizinin kendisine borçluyuz. Yine olayları sıralamışsın. ne güzel. Hemen hemen bu kronolojik takip dizide de %80 civarında devam ediyor. Diğerleri olanaklara ya da yasalara takılıyor. Taylanın olayını biliyoruz. Dizide geçmedi, geçemedi.
sevgili d. cansel ve akirac rica ederem...
Evet sevgili akirac... ben Ayla'nın tıpkı Ahmet gibi inzivaya çekileceğini tahmin etmiştim ama bir tesadüfle bunu gerçekleştirecek... O'nun için iyi bir fırsat... o zaman Ahmet Ayla ile konuşmaya gelemeden sanırım salgın duyulacak ve Ayla Ahmet'le konuşmaya gidecek... günah çıkartacak... eee! artık böyle olsun yoksa sinir olacağım yaa... aaa!...
penyes ben de o sahneye dikkat etmemişim... fırsat bulunca bir izleyeyim.. senin yazdığın gibiyse çok ilginç... ne olabilir ki? ortak arkadaş olabilir.. Ama Ahmet bey diye hitap etmişler... ya da Necdet bey diye bak şimdi merak ettim bir bakayım :img-pilot
alisercan Taylan 23 Eylül 1969'da öldürülmedi mi? yani dizi 16 şubatta kaldı... Tomris hanım sinan kuloğlu'nu aramış ve Taylan'da dahil tüm devrimcilerin işleneceğini söylemiş... ben de daha zaman var işlenir herhalde diye düşünüyordum ama sen şimdi böyle deyince bir bildiğin var diye düşündüm...
forumun entelliğine gelince aslında Kırık Kanatlar'dan beri böyle bence... ama tabi HS çok daha enteli aramıza kattı... :img-hyste :img-hyste
spdrcığım söylediğin yere ekledim canım kronolojiyi...:img-grin2
Bahar_cancım kronolojiyi buraya taşıdığın için çok teşekkürler sana arkadaşım. Baştan sona okuyunca zaten iki yıl içinde öğrencilerin haklı ve demokratik istemlerinin nasıl da farklı bir zemine ve hangi güçler tarafından taşındığını görmek mümkün. Gençleri militanlaştırdıkları, önde olanları marjinalleştirip, sistemin ve toplumun iyice dışına atıp, ileride gerçekleştirecekleri kıyıma zemin hazırladıkları gün gibi aşikar. Demokrasiyi sindirmiş, hazmetmiş ülkelerde olmayacak şeyler bunlar diyesim geliyor ama sistem sonuçta her yerde aynı. Belki Avrupada bizde olduğu gibi asmadılar gençlerini ama susturmanın bin bir çeşit farklı aracını da pek ala kullandılar.
selam :)
aliyecim karpuzu kesemedik dün gece, artık bu akşam daha erkenden keseriz :P
penyescim, bence o sahne tam dediğin gibi "kalabalık olsun diye" çekilmişti.. ama birazcık daha yaratıcı olup ahmet değil de mehmet deselerdi bari :) senaristler ahmete çok mu odaklanmışlar ne, başka isim bile düşünemiyorlar :icon_whis
baharcancım, kronolojik sıralama için teşekkürler.. insan arada unutuyor ne ne zaman olmuştu diye, sağol :) hatta ben, bizim okulda da (ytü) 69 yılında çatışmalarda iki kişinin öldüğünü bilmiyordum.. bizim okul hep çok apolitik gibiydi, şaşırdım... ama o günlerde heralde siyasetle ilgilenmeyen pek yoktu... siyasetle ilgilenmek deyince, sanki bir hobiden bahsediyormuşum gibi oldu, bugünlerde malesef böyle, ama o zamanlar insanların hayatının çok içindeymiş siyaset.. 80 cuntacıları sağolsun, çok güzel apolitikleştirildik.... :img-cool2
Baharcan her halde en entellektüel site bu. Gerçi bunu da dizinin kendisine borçluyuz. Yine olayları sıralamışsın. ne güzel. Hemen hemen bu kronolojik takip dizide de %80 civarında devam ediyor. Diğerleri olanaklara ya da yasalara takılıyor. Taylanın olayını biliyoruz. Dizide geçmedi, geçemedi.
merhaba. diğer mesajlardan anladığım kadarıyla siz dizinin müziklerini yapıyorsunuz... benim de çok aradığım ama bulamadığım birşey var, sizi burada görmek tam isabet oldu :D
dizide, özellikle yassıada mahkemeleri sırasında "plevne marşı"nın sözsüz versiyonunu kullandınız.. ben de çok beğenip araştırdım ve marşın orjinal versiyonunu buldum, mehteran takımından olanı.. sonra biraz daha araştırınca baktım ki, marşın orjinal hali ülkücüler tarafından kullanılıyormuş, ancak sözleri biraz değiştirilmiş hali de solcular tarafından marş yapılmış.. "olur mu böyle olur mu, kardeş kardeşi vurur mu?" şeklinde.. dizide plevne marşı eskisi kadar kullanılmıyor, ben de diyorum acaba bu değiştirilmiş versiyonu kullanıldı da benim gözümden mi kaçtı? ya da kullanılması düşünülüyor mu hiç? :) bu versiyonunu o yıllarda bazı sanatçılar kaydetmiş ama hiçbir yerde yok... bulamadım:icon_sorr
İyiki de pısırık lafını ortaya atmışım yoksa forum eski haline gelmeyecekmiş :happy0064
Neyse bu forumda çok şey söylendi Ahmet'e ama O dürüstlüğü, tertemiz tutarlı kişiliği ve romantizmiyle yine kazandı... 60'ların aşk tarzını yansıtabilecek kaç oyuncu vardır ki sevgili Müzeyyen... eğer oyuncu Cansel olmasaydı bu aşkı bu kadar tatmak çok zordu... ki zaten 9 bölümden sonra bu aşkı tek başına sırtladı... bizlere o duyguyu veren yalnızca Ahmet oldu...
Ben Cansel Elçin'i de seviyorum, Ahmet'i de... Cansel'in oyunculuğunda eksikler var bunu da görüyorum.. ama o tek tek sahnelerde duyguları çok iyi veren bir oyuncu.. bu zamana kadar izlediğim, gördüğüm dizilerde merhameti, yıkılmayı, aşkı, dostluğu bu kadar iyi yansıtan bir oyuncuya rastlamadım... diğer yandan Cansel biraz nasıl desem... asosyal bir oyunculuk çıkartıyor... karakterin iç dünyası O'nun için çok önemli... bu çok rahat görülüyor... bu iç dünyayı vermeye çalışırken karşısındaki oyuncuyla bağı sanki kopuyor gibi... yani o anda sahnenin seriliği biraz kırılıyor gibi... yani bir tutukluk... bir kasma oluyor sanki... Avrupa kültürünün etkisi de var elbette... baktığın an Avrupalı birini görüyorsun... bu adam 60'lardaki bir Türk gencini canlandırıyor... çok da kolay olmasa gerek... bir de dizi oyunculuğunda genelde bir kalıp vardırya Cansel onun dışına çıkıyor... daha sinemavari oynuyor... o zaman bir farklılık hissediyor seyirci... bunu kimileri iyi oynayamıyor diye değerlendiriyor... kimileri de çok beğeniyor... ben beğenenlerdenim... bazı sahnelerinde beğenmiyorum ama genelde zevkle izliyorum O'nun sahnelerini... çünkü Cansel gördüğüm kadarıyladoğal oynayan bir oyuncu değil... yabancı olduğu bir döneme; yine kendine yabancı bir karakter yaratarak oturtmaya çalışıyor... yani onun kişiliğini az-çok biliyoruz yarattığı karakterlerle uzaktan-yakından alakası yok... fazla mimik kullanmasını da ben buna bağlıyorum... bu yüzden işi diğer oyunculara göre çok zor... ama doğal oynayan oyuncular kendilerini o döneme uyarlıyorlar yalnızca bu da onların daha rahat hareket etmesini sağlıyor... biz seyirci olarak doğal oyunculuğa alışkınız sırf bu yüzden Okan'ın oyunculuğu bir adım daha önde denilebilir... ama dediğim gibi '60'ın o romantizmini kimse Cansel gibi yaşatamazdı diye düşünüyorum... Cansel bu iş için çok iyi bir seçim... tipiyle de oyunculuğuyla da...
Özellikle son sahnede Cansel çok başarılıydı... birbirine yakın; şaşkınlık, şok, üzüntü, suçluluk, yıkılma ve panik duygularını seri bir geçişle o kısacık sürede tek tek alabildim...
İşte budur. Ben de daha önce oyunculuk açısından Ahmet gibi bir karakterin canlandırılmasının Necdet gibi bir karakteri canlandırmaktan daha zor iş olduğunu söylemiştim. Ayrıntılı oyunculuk analizine sonra gireriz demiştik. Çok güzel analiz etmişsin arkadaşım, eklenecek fazla bir şey yok. Ahmet, avrupai bir tip. Genel olarak alışıldık bildik, basmakalıp, aşık Türk erkeği tiplemesine pek uyduğu da söylenemez. Bizde özellikle son yıllarda yaratılan bütün tiplemeler erkek egemen bakış açısının vücuda gelmiş türleri. Gerektiğinde tokadı patlatıp, saçından tutup sürükleyerek de olsa aşık olduğu !!! kadını kendinin eden zihniyet. Bence de Cansel Elçin Ahmet karakterinin sadeliği meselesinin üstesinden iyi geliyor. Gözlerini, mimiklerini ve vücut dilini iyi kullanıyor. Daha önce de iktidar kurmak istemeyen, bunu istemek değil aklının ucundan kıyısından bile geçirmeyen, karşısındakine çok geniş bir hareket olanağı sağlayan bir erkek, bir aşık olduğunu söylemiştik. Büyük sözler söylemiyor, klişe laflar etmiyor. Ama bunu yapanların hepsinden daha tutarlı aşk ve sadakat konusunda. Ben Canselin ilk on bölümde aşık olan, aşkına karşılık bulan, bundan dolayı mutlu, ama çevresindekilere karşı bunu bas bas bağırmayan karakteri de, sonra o haksız ve nedensiz (en azından ona göre) ayrılık sürecinde de isyanını (ama yine bu isyan yok edici, paralayıcı değil), sonra inzivada acıyla olgunlaşmasını ve e doğal olarak onu çepeçevre saran karizma unsurlarını (İstanbul, kariyer, elit aile faktörü gibi. terk ettiği için) da kaybetmesini, hafif boynu bükük kalmasını ve o süreçten olgunlaşmış, pişmiş olarak sıyrılmasını da çok iyi canlandırdığını düşünüyorum. Adam Yaso'yu görünce yüzü aydınlanıyor, suratında güller açıyor. Bir tek sevdiği kadına bakarken yüzünde beliren eşsiz bir ifade oluşuyor. O gözler bir başka bakıyor, binbir çeşit gülümsemesi var. Rüyaya bakarken farklı, Yaso'ya farklı, Ayla'ya bakarken, halasına, Defne'ye bakarken farklı. Bunlardaki ince nüans, oyunculuk açısından bizdeki gibi aksiyona bağlı ses yükselmesi, vurdu kırdı da diyebileceğimiz el-kol ve vücut hareketi beklentisi içinde izleyen seyircinin gözünden kaçıyor galiba.
merve hoşgeldin:img-wink:
bahar_can abla teşekkürler:)
----
shevek söylediklerine katılıyorum...
sanırım dünyada henüz 'Demokrasiyi sindirmiş, hazmetmiş ülke ' yok..
olacağını da zannetmiyorum..
bunu sağlayabilecek bir sistem yok çünkü..
demokrasi teoride en iyi sistem..
ama yüzde 50ye karşı yüzde 49 un kaybedeceği bir sistem o da:img-yes:
---
düşünüyorum da herkes söz sahibi olsa..
ve ülke yönetiminde gerçekten etkili olsa...
o da olmazdı...
sonuçta yetkiler belli kurumlarda toplanmak ve o kurumların eliyle idare edilmek durumunda kalıyor..
sanırım bu durumda yapılacak en iyi şey,denetlemeyi tam yapabilmek..
ama kimseyi korkutarak değil..
özgürlüklerin önünü açarak....
aslında diğer yandan da hiç adil bir yargı sistemimizin olmadığını düşünüyorum..
mesela osmanlının iyi zamanlarında bir padişahla bir yahudinin kadı önünde nasıl adil yargılandığıyla ilgili olayı herkes bilir heralde..
şimdi nerdeeee:hıh
milletvekili adayları aslında seçilene kadar milletvekili..
sonra kendi vekilleri olup çıkıyorlar..
kimse de hesap soramıyor:hıh
bahar_can abla ve shevek(ablam mısın bilmiyorum:)) yazılarınızı hayranlıkla okuyorum:happy0064
bu kadar mı iyi analiz yapılır da..
böyle güzel dile getirilir:)
teşekkürler yorumlar için..
(kendimi pek bir teo gibi hissettim..
ama valla onunki gibi değil söylediklerim:):))
bahar ve shevek,
karakter analizi + oyunculuk yorumunuz o kadar "tam" ki, ekleyecek birşey bulmak için debeleniyorum ama bulamadım :) teşekkür ederim, cansel de gelip bunları okusa bayağı mutlu olurdu heralde..
ben canseli ilk kez hatırla sevgilide gördüm.. hatta, ekranda best modelleri görmeye alışkın gözüme takıldı, "ne alaka bu çocuk ya, karaoğlan gibi, zayıf birşey.." bile dedim.. ve açıkçası, yaseminle ayrılana kadar oyunculuğunda fevkalade birşey göremedim. oraya kadar olması gerektiği gibi genç, bir anda aşık olmuş ve bunun şaşkınlığını yaşayan, yanındaki kızın masumluğu ve çocuksuluğu karşısında bir kat daha şaşırıp, onu kırmadan nasıl davranacağını bulmaya çalışan bir delikanlı gibiydi... apayrı, kimsenin yapamayacağı birşey yoktu o halinde..
ama ne zamanki yaseminle ayrıldılar, ne zamanki onu adeta tır çarpmışa döndüren sahneleri izledik.. gördükleriyle onu şok eden acısına dayanmaya çalışırkenki kararlı ve sakin güçlülüğü, gözlerindeki herşeye rağmen gitmeyen umut pırıltısı, yasemini gördüğü her an, zaman-mekan kavramını yitirmiş gibi bakışları... herşeyiyle öyle bir karakter yaratıldı ki, hayran olmamak elde değildi. bunda senaristlerin yazdıkları da çok önemli tabi ama canselin ahmete kattığı ruh, o hüzünlü aşık hali, hatta zaman zaman melankoliye varan ama asla ona kapılıp gitmeyen hisli bakışları... herşeyiyle bence yıllarca hatırlanası bir karakter oluşturdu gözümüzün önünde.. bunun için onu tebrik etmemek vallahi çekememezlik olur :)
Tahmin ettiğimden de fazla tepki almışım.Aslında farkına varmanızı istediğim şey için fazlasıyla gzl bi durum.ÖN YARGILAR Ahmete pısırık denmesi sizin de deyiminizle coşturmuş sizi.Cevaplarınızda genel olarak hep aynı şey var ahmet nejdet ten şöyle iyi.oysa ben nejdet iyi demedim sadece ahmet in bence kötü olan bi özelliğini yazdım .ahmet pısırık dedim nejdet pısırık değil diye bi cümle yazmamışken neredeyse hepiniz nejdetin pısırık olduğunu ispat için yorulmuşsunuz.ÇÜNKÜ SİZİN İÇİN BİRİ AHMET İ SEVMİYOSA NEJDETİ SEVİYO DEMEK.Bu birinci ön yargınız.ahmet e daha tolere bakmanızı sağlayan şeyin cansel elçin dışında pek çok nedeni olabilir onu bilemem... nejdet e baktığınız bakış açısıyla ahmet e bakalım: ne bencil adam ya. hem sen gerçekten evli olduklarını düşün ha bi de çocukları var de sırf kendi mutluluğun için git yaso ya benimle kıbrısçık a yerleş de bi çocuğu babasından ayırma pahasına.ne iğrenç adam ya evli ve çocuklu olduğunu düşündüğü bi kadına seni seviyorum diyo (kaldı ki nejo bunu yasoya değil teo ya söylüyo) Ha bi de ayla meselesi var isterseniz oraya hiç girmeyim.ne sığ adam ya koskoca bi sezon bitti adamın tek düşüncesi yaso beni seviyo ben yaso yu bıraksan tek bu düşünceyle ömrünü geçirecek adam bi aşk bu kadar bayık olur.ne dersiniz böyle baktığınızda sizin bu ahmet nejdetolojıyı yalayıp yutmuş...:P eğer baştan sevdiğiniz nejdet olmuş olsaydı bakış açınız bu olacaktı.ahmet e baktığınız açıyla nejdet e bakalım:ne iyi adam ya başkasını sevdiğini bile bile kız zor durumda kalmasın diye evlenme teklif ediyo üstelik seven biri için sevdiğinin başkasından olan çocuğuna sahip çıkmak hele de ona bu derece iyi babalık yapmak her yiğidin harcı değildir.Ne onurlu adam ya kız evliliğimizi gerçek olsun dedi ama çok istediği tek hayali bu olduğu halde kızın başkasını sevdiğini bildiğinden kabul etmedi.Aman ne kültürlü adam necip fazıldan tut nazım hikmete kadar herkesi okuyo üstelik o okumamış bir pastacı kendini geliştiriyo yani.Bu nejdet çok fedakar ya yaso yu geçtik (güzidesi var ya artık)rüya yı kaybetme pahasına ahmete gerçeği söyledi yaso bile söyleyememişken.Ha bi de herkes bu adamı seviyo dizide ahmet hariç tabi ... işte ikinci ve en büyük ön yargınız bu ahmet ne ypsa süper nejdet ne yapsa kötü... açıklama basit aslında OLAY TEKTİR AMA DÜŞÜNCELERİ ALGILAYIŞ ŞEKLİNİZ BELİRLER....Objektif olmak zordur ama önyargılı olmak kötüdür...
Karakter analizlerimi yapacaksınız.. aaa çok güzel...
Teşekkür eden tüm arkadaşlara ben de çok teşekkür ediyorum...
şu anda çıkmam gerekiyor... akşam 19.00 gibi girebilirim sanıyorum...
Shevekciğim şu Avrupa'nın gençleri nasıl apolikleştirdiği meseleni sisteme dayamana katılıyorum... aslında sorun sistem sorunu... üzerine oturtmak istediğiniz şey ne kadar iyi niyetle hazırlanmış olsa da sisteme uymuyorsa reformdan öteye gidemiyor.. o reformlarda sistemin bir yerde işine gelmezse istediği gibi harcıyor... sistemin temelini oluşturan da ekonomi... ekonomideki felsefeniz siyasetinizi de, kültürünüzü de, adalet sisteminizi de belirliyor... Avrupa ve ABD gibi emperyalistlerin arka bahçesi konumundaki bizim gibi ülkeler... ekonomideki rantların büyük kısmını bu ülkelere veriyor onlar da bu rantlarla kendi alt sınıflarının ekonomisini rahatlatıyor... bu rahatlıkta yetişen bir gencin yaşamı sorgulaması da pek düşünülemez... tabiki bu çok kaba bir yaklaşım... ama işin ana hatlarını oluşturduğu da bir gerçek...
Cansel Elçin'in oyunuluğu hakkında bu forumlarda ben çok yazdım... eski arkadaşlar bilir... hatta 8 ay önce yazdığım ilk yorumlardan biri bir sitede duruyor... Kırık Kanatlar'daki oyunculuğuyla ilgiliydi... onu da aktara bilirsem koyayım ve çıkayım... görüşmek üzere...
Dizilerdeki "kalıp" oyunculuğu yıktı...
Cansel Elçin'i Kırık Kanatlar'da izlediğimde, ilk 8 bölüm falan oyunculuğunu çözememiştim. Bir farklılık görüyordum. Çok fazla mimik kullandığını fark ettim. Cemal karakterini bu kadar mimikte "yakalayamadığımı" düşündüm. Bu farklılık alışık olmadığım tarzda olduğu için ilk başta "garip" geldi.
Garipsememe rağmen rahatsız olmuyordum. Aksine diğer birçok oyuncuya oranla -ki hepsi çok iyiydiler- O'nu daha çok izlemek istediğimi fark ettim. Daha sonra anladım ki Cansel Elçin tiyatro mantığıyla can veriyordu Cemal'e... O mimikler Cemal karakterinin ruh haline çok derinlik katıyordu. Diğer oyuncular tam bir dizifilm "kalıbı"nda oynuyorlardı rollerini. Çok da iyi oynuyorlardı... Cansel Elçin ise dizifilm "kalıbı"nın üstünde bir oyunculuk çıkartıyordu ve artık o dizi için "fazla" gelmeye başlamıştı bana göre. Her sahnesinde başarılı olduğunu düşünmüyorum. Ama bu olumsuzluk bence senaryodan kaynaklıydı. Cemal karakterinin hareket alanı 9. bölümden sonra daraltılmasına; replikler çok çok kötü olmasına rağmen Cemal karakteri yine de derin ruh halini ortaya koyabiliyordu. Çünkü Cansel Elçin'in mimikleri durumu kurtaracak kadar anlamlı ve güzeldi. Bence Cansel Elçin çok iyi bir oyunculuk potansiyeline sahip. Ben inanıyorum ki; Hatırla Sevgili'nin kaliteli oyuncu kadrosu, senaryosu ve Cansel Elçin'in farklı oyunculuğuyla çok güzel bir dönem dizisi seyredeceğiz bu sezon... Ve yine ben inanıyorum ki; dizifilm oyunculuğu Cansel Elçin aracılığıyla "kalıp" oyunculuktan çıkıp farklı bir noktaya doğru yönelecek...
1 Kasım 2006
yaa, arkadaşlar en iyisi diyelim ki "hepimiz cansel elçine aşığız" o zaman rahatlar herkes belki :img-hyste o zaman önyargısız okurlar yazılanları ;)
(mesajın gerisinin tamamen gereksiz olduğunu farkettim..)
bahar_can abla ve shevek(ablam mısın bilmiyorum:)) yazılarınızı hayranlıkla okuyorum:happy0064
bu kadar mı iyi analiz yapılır da..
böyle güzel dile getirilir:)
teşekkürler yorumlar için..
(kendimi pek bir teo gibi hissettim..
ama valla onunki gibi değil söylediklerim:):))
Canım bana abla diyebilirsin, gerçi bu sitedaki pek çok kişi bana abla diyebilir, sanırsam dizice, badger, akirac, bahar_can ve yaşıtları hariç:img-cool2
Canım bana abla diyebilirsin, gerçi bu sitedaki pek çok kişi bana abla diyebilir, sanırsam dizice, badger, akirac, bahar_can ve yaşıtları hariç:img-cool2
Evet spdr kardeş biz burada forumun dinazorları oluyoruz şimdi..:img-hyste
Bu arada Baharcanın ilave ettiği kronolojiyi kaybolmayacak, her an ulaşılacak bir yere koymamız daha mantıklı...Şöyle HS faydalı bilgiler klasörü yapalım da bazı iyi yazılarımızı, çalışmalarımızı ekleyelim...Sonra konusu geçtiğinde hemen bulabileceğimiz bir yer olsun, isteyen girer okur, isteyen de alıntı yapar ekler...Biz de papağan gibi tekrarlamaktan kurtuluruz??
Ayrıca HS yaz okulu seminerlerine bu kronolojiyi de takip ederek, muhtemel sahnelenebilecek olayları da tartışabiliriz, karakterlerimizin hayatlarına ekleyebiliriz??
Canım bana abla diyebilirsin, gerçi bu sitedaki pek çok kişi bana abla diyebilir, sanırsam dizice, badger, akirac, bahar_can ve yaşıtları hariç:img-cool2
ben abla demiyorum ama demem hoşunuza giderse eğer Shevek, dizice, badger, akirac ve bahar_can, diyebilirim :) heheh ne kadar hoş bir durum her yaştan insanın böyle güzel anlaşabilmesi... :img-in_lo
Badger'cığım evet galiba dinozorca kaçtı biraz, kendimi hepimizin adına abla ilan etmek.:img-wink: Ama estağfurullah, onu demek istememiştim. Biz hissettiğimiz yaştayız tabii. Ben otuz altı oldum ama, kendimi hala üni öğrencisi gibi hissediyorum, gerçi öyleyim de aslında, biraz kıdemli bir öğrenci. :img-cool2
Spdr cik bana istediğin gibi hitap edebilirsin. Bu arada Shevek'i tanıtayım biraz; Kendisi Ursula K.Le Guin'in "Mülksüzler" adlı ütopyasının baş kahramanıdır. En sevdiğim gerçeküstü karakterlerden biridir, tabii bu aralar tahtını az çok Ahmet'e kaptırdı ama neysse:img-wink:
deniz ölürse diğerlerinin hayatlarını çok fazla etkiler..
bu yüzden ölmesini istemezdim ben de..
ama hep söylüyorum..
o sahneye ölüm çok yakışır:icon_whis
----
dinozorlar mı:img-hyste:img-in_lo
yok yok..olsa olsa filozofları olursunuz siz buranın..
geceleri yazdıklarınızı okuyorum da..
mesela birşeye ben de katılıyorum emek için en az kocaa bir paragraf doluyor maşallah..
össye hazırlanırkenki paragraf soruları gibi:)
şikayetim yok tabi:img-wink:
bu arada hakikaten hep geceleri yazıyorsunuz..
yoksaa..yoksa...nolamaaazz..nayırrr..devam edemiyceyimm.
(uyduramadım bişi:):img-blush )
----
mervecim yazını iyi ki editledin:img-wink:
ha bi de benim özel oarak olmasını istediğim şeyyy..
ahmetin yaseminle arayı tamamen düzelttikten sonra.
en azından dışarıya karşı o eski havalı,karizmatik vs vs ahmet olması..
tamamen ego tatmini için:)
Spdr cik bana istediğin gibi hitap edebilirsin. Bu arada Shevek'i tanıtayım biraz; Kendisi Ursula K.Le Guin'in "Mülksüzler" adlı ütopyasının baş kahramanıdır. En sevdiğim gerçeküstü karakterlerden biridir, tabii bu aralar tahtını az çok Ahmet'e kaptırdı ama neysse:img-wink:
ben de o kadar zamandır görüyorum nickini..
ilk defa biraz önce merak etmiştim anlamını...
tevafuk oldu bu da:)
ben de bir araştırayım bakalım..ahmetle yarışabilecek mi shevek:):)
deniz ölürse diğerlerinin hayatlarını çok fazla etkiler..
bu yüzden ölmesini istemezdim ben de..
ama hep söylüyorum..
o sahneye ölüm çok yakışır:icon_whis
----
dinozorlar mı:img-hyste
yok yok..olsa olsa filozofları olursunuz siz buranın..
geceleri yazdıklarınızı okuyorum da..
mesela birşeye ben de katılıyorum emek için en az kocaa bir paragraf doluyor maşallah..
össye hazırlanırkenki paragraf soruları gibi
şikayetim yok tabi
bu arada hakikaten hep geceleri yazıyorsunuz..
yoksaa..yoksa...nolamaaazz..nayırrr..devam edemiyceyimm.
(uyduramadım bişi:):img-blush )
----
mervecim yazını iyi ki editledin:img-wink:
ha bi de benim özel oarak olmasını istediğim şeyyy..
ahmetin yaseminle arayı tamamen düzelttikten sonra.
en azından dışarıya karşı o eski havalı,karizmatik vs vs ahmet olması..
tamamen ego tatmini için:)
kendim için birşey istiyorsam namerdim diyorsun ayşe he :D
bugünkü tekrar bölümünde, ahmet kaymakamlık için başvuruyor, başvurduğu adam da ikide bir "sizin gibi birinin anadoluya gitmek istemesi çok ilginç bir durum.." "sizin gibi böyle eğitim almış birine oralarda çok ihtiyaç var" falan diyordu.. adam herkesten takdir alan bir adamken, bir anda ne hale geldi vallahi.. oturduğu yerde bir pastane açsaydı, çok daha rahat ederdi :P asudenin tam karşısına açsaydı hatta, rekabet ortamı falan derken iyice hırs yapar yıldız pastanelerine rakip bile olurdu :icon_whis
dinozor mu, badger? estafirullah, ne alaka :) öyle ne dinozorlar var bu memlekette, kafaları örümcek ağıyla süslenmiş :P shevekcimm yaş otuzaltıysa abla demeye gerek yok kanımca, madem üni. öğrencisisin tut ki sınıf arkadaşıyız :happy0064
Badger'cığım evet galiba dinozorca kaçtı biraz, kendimi hepimizin adına abla ilan etmek.:img-wink: Ama estağfurullah, onu demek istememiştim. Biz hissettiğimiz yaştayız tabii. Ben otuz altı oldum ama, kendimi hala üni öğrencisi gibi hissediyorum, gerçi öyleyim de aslında, biraz kıdemli bir öğrenci. :img-cool2
Spdr cik bana istediğin gibi hitap edebilirsin. Bu arada Shevek'i tanıtayım biraz; Kendisi Ursula K.Le Guin'in "Mülksüzler" adlı ütopyasının baş kahramanıdır. En sevdiğim gerçeküstü karakterlerden biridir, tabii bu aralar tahtını az çok Ahmet'e kaptırdı ama neysse:img-wink:
Ben de 34 oldum...çok mes-udum çok...ilk şoku arkadaşımın kızı, kendiliğinden -teyze- dediğinde yaşamıştım :img-black ..alıştım artık, gönüller şen olsun...
shevek, ben de shevek'i çok severim..'' gerçek yolculuk geri dönüştür '' birgün konuşmalıyız bu konu hakkında....
Ayşe; evet doktorların kaderi bu canım..benim iki kardeşim de doktor..Biri asker şimdi Şırnak'ta, neler anlatıyor bir bilsen..ama ben anlatamayacağım, çünkü ağlamaya başlarım... Bu arada ''sadece ego tatmini '' öyle mi?:icon_whis
Merve'cim, siz yatınca sabahın 5'inde babamla yedik karpuzu :img-wink: bu akşam 60-70'li yılları anlatmaya söz verdi..O vakitler Ankara'da çalışıyormuş, pek rahat da durmamış (sendika kurmalar filan..)'' Deniz Gezmiş'i gördüm ben '' dedi.! Eeee...dedim,
'' şimdi gücüm yok, sonra anlatırım..'' dedi.! babam bile kapmış Hatırla Sevgili dilini..ama bu akşam kaçamayacak (ben Ahmet'miyim..!) :icon_whis
badger, kronolojiye bakarak dizideki gelişmeleri tahmin etmek güzel olur..ben açılışı yaptım bile.. 69 Mart'ında Ayla'yı kızamık salgını için Doğu'ya gönderdim :sad53: Hepimize geçmiş olsun....:icon_whis
arkadaşlar uzun zamandır forumda deilim nasılsınız ben barışın ölümüne çok sarsıldım herkesin başı saolsun çok genç ayrıldı aramızdan sarkılarını cennetten dinliceğiz artık....
Ben de 34 oldum...çok mes-udum çok...ilk şoku arkadaşımın kızı, kendiliğinden -teyze- dediğinde yaşamıştım :img-black ..alıştım artık, gönüller şen olsun...
shevek, ben de shevek'i çok severim..'' gerçek yolculuk geri dönüştür '' birgün konuşmalıyız bu konu hakkında....
Ayşe; evet doktorların kaderi bu canım..benim iki kardeşim de doktor..Biri asker şimdi Şırnak'ta, neler anlatıyor bir bilsen..ama ben anlatamayacağım, çünkü ağlamaya başlarım... Bu arada ''sadece ego tatmini '' öyle mi?:icon_whis
Merve'cim, siz yatınca sabahın 5'inde babamla yedik karpuzu :img-wink: bu akşam 60-70'li yılları anlatmaya söz verdi..O vakitler Ankara'da çalışıyormuş, pek rahat da durmamış (sendika kurmalar filan..)'' Deniz Gezmiş'i gördüm ben '' dedi.! Eeee...dedim,
'' şimdi gücüm yok, sonra anlatırım..'' dedi.! babam bile kapmış Hatırla Sevgili dilini..ama bu akşam kaçamayacak (ben Ahmet'miyim..!) :icon_whis
badger, kronolojiye bakarak dizideki gelişmeleri tahmin etmek güzel olur..ben açılışı yaptım bile.. 69 Mart'ında Ayla'yı kızamık salgını için Doğu'ya gönderdim :sad53: Hepimize geçmiş olsun....:icon_whis
ohh, afiyet olsun canım :) yaz sıcağında da en iyi besin karpuz-peynir :D başka birşey çekilmiyor hehe
canım valla, babana saygılar :) ne anlatırsa aynen bekliyoruz buraya yazmanı.. o zamanları birinci ağızlardan dinlemek gibisi yok...
shevekle ilgili ekşide yazılanları okudum, artık kitabı alıp okumak da şart oldu :)
ayla salgında doğuya giderse, doktor melihsiz ne yapar oralarda kuzum? herkes ahmet mi ki uzaklaşınca güç kaybetmeden devam edebilsin yaşamaya :)
ohh, afiyet olsun canım :) yaz sıcağında da en iyi besin karpuz-peynir :D başka birşey çekilmiyor hehe
canım valla, babana saygılar :) ne anlatırsa aynen bekliyoruz buraya yazmanı.. o zamanları birinci ağızlardan dinlemek gibisi yok...
shevekle ilgili ekşide yazılanları okudum, artık kitabı alıp okumak da şart oldu :)
ayla salgında doğuya giderse, doktor melihsiz ne yapar oralarda kuzum? herkes ahmet mi ki uzaklaşınca güç kaybetmeden devam edebilsin yaşamaya :)
Babamı konuşturayım, canlı yayın yapacağım söz...
Ayla'ya gelince..gidip orada bulsun kendine bir Dr. Melih, herşeyi de ben ayarlayamam ya...bak öldürmedim, sadece doğuya gönderiyorum (acaba kızamık geçirmiş midir..! kötüyüm ben...)
Badger'cığım evet galiba dinozorca kaçtı biraz, kendimi hepimizin adına abla ilan etmek.:img-wink: Ama estağfurullah, onu demek istememiştim. Biz hissettiğimiz yaştayız tabii. Ben otuz altı oldum ama, kendimi hala üni öğrencisi gibi hissediyorum, gerçi öyleyim de aslında, biraz kıdemli bir öğrenci. :img-cool2
Spdr cik bana istediğin gibi hitap edebilirsin. Bu arada Shevek'i tanıtayım biraz; Kendisi Ursula K.Le Guin'in "Mülksüzler" adlı ütopyasının baş kahramanıdır. En sevdiğim gerçeküstü karakterlerden biridir, tabii bu aralar tahtını az çok Ahmet'e kaptırdı ama neysse:img-wink:
Evet dinazorlar olarak yaşımızı açıklıyoruz, ben de 35 tamı tamına...Yaşımı pek dert eden biri değildim ama bu sene 35 olduğumu farkedince 2007-1972=35 matematiksel hesabı bir hayli moralimi bozmuştu..Şairin Hani Yaş 35 yolun yarısı misali...Galiba bu şiir pek bir hatırımda kalmış....Bir hayli etkiledi...Genelde pek bir şey ezberleyemem ama klişe aklımda kalmış işte...
Sheveki hatırlıyorum ama hikayesini unuttum: üniversite ilk yıllarında beni saran -Paul Auster da vardı..- ve Le guin zamanlarımdan hatırlıyorum..
buna çok güldüm: Ahmet gerçeküstü bir karakter,çok doğru...:img-hyste
----
dinozorlar mı:img-hyste:img-in_lo
yok yok..olsa olsa filozofları olursunuz siz buranın..
geceleri yazdıklarınızı okuyorum da..
mesela birşeye ben de katılıyorum emek için en az kocaa bir paragraf doluyor maşallah..
össye hazırlanırkenki paragraf soruları gibi:)şikayetim yok tabi:img-wink:
bu arada hakikaten hep geceleri yazıyorsunuz..
yoksaa..yoksa...nolamaaazz..nayırrr..devam edemiyceyimm.
(uyduramadım bişi:):img-blush )
----
Sizi gidi okuma ve yazma tembelleri..:img-polic .
Sonra okul zamanında bu gelişen tembelliğiniz iş hayatınızda kendinizi sözlü ve yazılı düzgün ifade edememenize veya olaylar ile ilgili tümevarımınızda eksiklikler oluşturuyor...Onun için elinizden geldiğince bol bol okuyunuz, araştırınız ve yazınız..
Akiractan alıntıdır:
Ayla'ya gelince..gidip orada bulsun kendine bir Dr. Melih, herşeyi de ben ayarlayamam ya...bak öldürmedim, sadece doğuya gönderiyorum (acaba kızamık geçirmiş midir..! kötüyüm ben...)
Kızamığı o koca yaşta geçirirse çocuğu olmaz...
Aman Tanrım yoksa o genel özet kriterlerini işletip Ahmetle evelendirecekler mi? Yok ya saçmalamazlar bu saatten sonra...
Akiractan alıntıdır:
Ayla'ya gelince..gidip orada bulsun kendine bir Dr. Melih, herşeyi de ben ayarlayamam ya...bak öldürmedim, sadece doğuya gönderiyorum (acaba kızamık geçirmiş midir..! kötüyüm ben...)
Kızamığı o koca yaşta geçirirse çocuğu olmaz...
Aman Tanrım yoksa o genel özet kriterlerini işletip Ahmetle evelendirecekler mi? Yok ya saçmalamazlar bu saatten sonra...
Aman badger ağzından yel alsın , allah korusun, şeytan kulağına kurşun, şeytan alsın götürsün satamadan getirsin ve daha nicesi:happy0064
Bence genel özetin yapısı değişti diye düşünüyorum Olaylar ona göre gelişmedi neticede. Zaten dönmesinler pekte meraklı değildik:hıh
Akiractan alıntıdır:
Ayla'ya gelince..gidip orada bulsun kendine bir Dr. Melih, herşeyi de ben ayarlayamam ya...bak öldürmedim, sadece doğuya gönderiyorum (acaba kızamık geçirmiş midir..! kötüyüm ben...)
Kızamığı o koca yaşta geçirirse çocuğu olmaz...
Aman Tanrım yoksa o genel özet kriterlerini işletip Ahmetle evelendirecekler mi? Yok ya saçmalamazlar bu saatten sonra...
:img-swoon :img-fie: ben bunu düşünmedim...yok canım o evlilik mevzuu kapandı artık....nayır badger naayır....
Babamı konuşturayım, canlı yayın yapacağım söz...
Ayla'ya gelince..gidip orada bulsun kendine bir Dr. Melih, herşeyi de ben ayarlayamam ya...bak öldürmedim, sadece doğuya gönderiyorum (acaba kızamık geçirmiş midir..! kötüyüm ben...)
ehueheue kızamık da geçirebilir.. bakarsın hemen arkasından bir kabakulak salgını başlar :icon_whis
shevek 36, badger 35, aliye 34... bayanlar bir daha yaşlı, dinozor, abla falan lafı duymayayım :img-banne :butch: :P siz mi yaşlısınız yau daha nelerr
Sizi gidi okuma ve yazma tembelleri..:img-polic .
Sonra okul zamanında bu gelişen tembelliğiniz iş hayatınızda kendinizi sözlü ve yazılı düzgün ifade edememenize veya olaylar ile ilgili tümevarımınızda eksiklikler oluşturuyor...Onun için elinizden geldiğince bol bol okuyunuz, araştırınız ve yazınız..
en büyük fobilerimden biri "okuyacak hiçbir şey kalmaması" biliyor musun? çok komik ama harbi korkuyorum okuyacak birşey bulamadığımda halim ne olur diye :icon_sorr duyanlar gülme krizine giriyor :D
Evet dinazorlar olarak yaşımızı açıklıyoruz, ben de 35 tamı tamına...Yaşımı pek dert eden biri değildim ama bu sene 35 olduğumu farkedince 2007-1972=35 matematiksel hesabı bir hayli moralimi bozmuştu..Şairin Hani Yaş 35 yolun yarısı misali...Galiba bu şiir pek bir hatırımda kalmış....Bir hayli etkiledi...Genelde pek bir şey ezberleyemem ama klişe aklımda kalmış işte...
Sheveki hatırlıyorum ama hikayesini unuttum: üniversite ilk yıllarında beni saran -Paul Auster da vardı..- ve Le guin zamanlarımdan hatırlıyorum..
buna çok güldüm: Ahmet gerçeküstü bir karakter,çok doğru...:img-hyste
Paul Auster'ı da çok severim. "New York Trilogy". Bu üçlemenin içinden de en çok "Cam Kent". Her ne kadar benim için üni. de bir ders malzemesi olmuş ve içimi kanıtmışsa da severim işte çok. Sonra ben John Berger'i severim. Ondan da en çok "Leylak ve Bayrak". Bu kitabın içinden de Zsussa karakterini severim. Beyaz gemiye binip de sevdiğini arayan Zsussa'yı. (Şu anda nedense bana Deniz ve Defne'yi hatırlattı Zsussa ve adını hatırlayamadığım sevgilisi. Şimdi Defne rüyasında binsin Beyaz Gemi'ye bakalım. Eğer Deniz gemide değilse hayattadır.):img-cool2
Shevek'le Ahmet'i karşılaştıralım bakalım. Akirac'da hatırlatmış ya, "asıl yolculuk geri dönüş yolculuğudur" deyi, hah işte bu hoş bir alegori oldu. Asıl aşk, gidip, yalnız kalıp, acıyla piştikten sonra yaşadığın aşk olacak be Ahmedim. Senin ol(a)madığını düşündüğün kızına karına kavuşunca. Geri döndün. Dönüşün muhteşem olacak!!!! Yürü, hatta koş, kim tutar seni!:img-icecr
Mayıs 1969: Yargıtay Başkanı İmran Öktem öldü. Cenaze töreninde büyük çapta olaylar çıktı, törene katılan İsmet İnönü güçlükle korunabildi. İnönü: "Olay, her manasıyla bir ölçüde 31 Mart vakasıdır."
7 Mayıs 1969: İmran Öktem'in cenaze töreninde çıkan olayları protesto etmek için Ankara'da hukukçular yürüyüş yaptı.
Ahmet, hukukçu kimliğiyle katılır mı?
Yasemin-Rüya ve denizin iyileşme süresini ve şubattaki bang! olayların krizini atlatmış olup, biraz özel hayatından akademik,iş hayatıyla ilgili bir şeyler görüp duyacak mıyız? ben Ahmetin bu dönemde her iki hayatında biraz daha aktif olmasını diliyorum.
Bakalım yazdıklarınızı okuyalım Cansel'e birşeyler yazmışsınız :img-blush
Müzeyyen arkadaşımıız yine aynı temcit pilavını önümüze sunmuş :img-hyste: Yine Ahmet'in Kıbrısçık'a gitme meselesini Canım biz onları aşalı çok oldu keşke önce eski bölüm yorumlarını hatta eski eski başlıkları okusaydın :icon_whis Şöyle diyim Ahmet kendisinin olmayan hiç birşeye dönüp bakmadı sahip çıkmadı :img-cool2 Daha iyi anlaşıldı mı acaba bir de pısırık kelimesinin kelime anlamını anladık mı hepimiz eveeeet eveeeeet seslerinizi duyar gibi oluyorum :good: :) Necdet konusunda ise biz kimseye bir şey ispatlamaya çalışmadık sadece Necdet'in neden pısırık olduğunu konuştuk çünkü pısırık !!:img-cool2 Neyse daha fazla konuşmayım zaten kendi kendime yorumları okurken artık "geç bunları anaaam babaam dırını dırını geç bunları anaaam babaaam dırını dırını":icon_whis yapıyorum :img-hyste:
Merhaba arkadaşlar bu arada nasılız bakalım bugün iyi miyiz evet eveeeet seslerini duyar gibi oldum şimdi :good: :happy0064
Paul Auster'ı da çok severim. "New York Trilogy". Bu üçlemenin içinden de en çok "Cam Kent". Her ne kadar benim için üni. de bir ders malzemesi olmuş ve içimi kanıtmışsa da severim işte çok. Sonra ben John Berger'i severim. Ondan da en çok "Leylak ve Bayrak". Bu kitabın içinden de Zsussa karakterini severim. Beyaz gemiye binip de sevdiğini arayan Zsussa'yı. (Şu anda nedense bana Deniz ve Defne'yi hatırlattı Zsussa ve adını hatırlayamadığım sevgilisi. Şimdi Defne rüyasında binsin Beyaz Gemi'ye bakalım. Eğer Deniz gemide değilse hayattadır.):img-cool2
Shevek'le Ahmet'i karşılaştıralım bakalım. Akirac'da hatırlatmış ya, "asıl yolculuk geri dönüş yolculuğudur" deyi, hah işte bu hoş bir alegori oldu. Asıl aşk, gidip, yalnız kalıp, acıyla piştikten sonra yaşadığın aşk olacak be Ahmedim. Senin ol(a)madığını düşündüğün kızına karına kavuşunca. Geri döndün. Dönüşün muhteşem olacak!!!! Yürü, hatta koş, kim tutar seni!:img-icecr
John Bergeri hiç okumadım. Onun için pek bir bahsettiğin kitap hakkında ne yazık ki yorum da bulunamayacağım..Ama Paul Austerı, bir de Boris Vian -aman onu unutmayayım, pek bi severdim... onun o çelişik karakterleri pek bir anlamlı bulurdum o dönemlerde...:icon_whis
"asıl yolculuk geri dönüş yolculuğudur" demişsiniz, güzel bir ifade...peki bu kime uygundur? Ahmete mi, Yasemin mi yoksa Necdet mi.:img-cool2 ..
Bana göre bu redemption felsefemiz gereği bu Yaseminle Necdete uyarlanmalıdır... Asıl yolculuğa çıkmaları gerekenler onlardır, geçmişlerine dönüp, zamanında yapmış oldukları ve karar vermiş oldukları şeylerin nelere yol açtığını görmeleri, idrak etmeleri gereklidir...
Ahmet ancak o zaman onları anlayabilir ve belki affedebilir- bunu yapabilir çünkü o kadar geniş yürekli bir adam- Bunun gerekli olduğunu düşünüyorum çünkü geçmişin gölgelerinin günyüzüne çıkması, hepsinin gelecekte daha mutlu, en azından huzurlu bir yaşam sürmesine sebep olacaktır.:img-yes: ..Keşkeler, ahh vahhlar silinip gidecektir...:good:
Bir de dün Penyes arkadaşımızın yazdığı bir şey dikkatimi çekti o konuşmayı bende duymuştum o gün hatta yazacaktım sonra o kadar çok konu araya girdiki unutmuştum çok iyi oldu yazmanız hakikatten Necdet'i ve Ahmet'i aynı anda ilgilendiren birşey olmalı eğer Ahmet bizim Ahmet'se mesela ne olabilir /??Ayla'yla filan iligili olabilir mi veya Rüyay'yla ama ne ama ne :icon_whis :icon_whis
Bakalım yazdıklarınızı okuyalım Cansel'e birşeyler yazmışsınız :img-blush
Müzeyyen arkadaşımıız yine aynı temcit pilavını önümüze sunmuş :img-hyste: Yine Ahmet'in Kıbrısçık'a gitme meselesini Canım biz onları aşalı çok oldu keşke önce eski bölüm yorumlarını hatta eski eski başlıkları okusaydın Şöyle diyim Ahmet kendisinin olmayan hiç birşeye dönüp bakmadı sahip çıkmadı Daha iyi anlaşıldı mı acaba bir de pısırık kelimesinin kelime anlamını anladık mı hepimiz eveeeet eveeeeet seslerinizi duyar gibi oluyorum :good: :) Necdet konusunda ise biz kimseye bir şey ispatlamaya çalışmadık sadece Necdet'in neden pısırık olduğunu konuştuk çünkü pısırık !!Neyse daha fazla konuşmayım zaten kendi kendime yorumları okurken artık "geç bunları anaaam babaam dırını dırını geç bunları anaaam babaaam dırını dırını" yapıyorum
Merhaba arkadaşlar bu arada nasılız bakalım bugün iyi miyiz evet eveeeet seslerini duyar gibi oldum şimdi :good: :happy0064
Hoşgeldin Zeynop,
Neyse hızlı girişinden dünkü can sıkkınlığının emaresinin bugün pek kalmadığını düşünüyorum..umarım keyfin yerindedir..
Sevgili Müzeyyen bizi coşturarak kendi kendine pek birmutlu olmuş..Ne mutlu bize birini mutlu edebilmişiz...:happy0064
Diğer konuları tekrar tekrar ifade etmekten zaten bunaldık onun için total ignore konumundayım o efendim Ahmetin bahsedilen eleştirilen davranışlarında.. Biz burada işin özünü tartışıp algılamaya çalışıyoruz, ama bazı kişiler hala da şekillere takılmışlar...
Ne diyeyim? anladınız siz onu!:icon_whis
Hoşbulduk arkadaşlar :)
Evet bugün topladım kendimi iyiyim bakalım bugünkü bölümde Necdet'in o zavallı halini görüp :icon_sorr ağzını burnunu dağıtmak istedim laf var Necdet'te ama icraat yok lafla peynir gemisi yürümez Necdet Bey!!!:hıh Ahmet'e öyle atıp tutmak huzurlu hayatı ona ben vericeğim demek kolaydı kız ağlarken noldu(orda ben pek bi huzur göremedim:img-cool2 ) kulaklarınızı tıkamakla yetindiniz değmüüüü:icon_whis hiç birşey o sırada Yasemin'in ağlamasının engelleyemezdi işte siz bu yüzden sürekli dış kapının mandalı olarak kaldınız senelerce orda Yasemin'e çare olacak tek kişi vardı Ahmet hatta onu baştan ağlatmayacak kişiydi o "ben onun kocasıyım " demekle koca olunmuyor öyle işte kusura bakmayın ama olunsa olunsa hödük olunuyor :hıh:icon_whis Evet bende ara vereyim bye bye Gece konuşuruzbye
"asıl yolculuk geri dönüş yolculuğudur" demişsiniz, güzel bir ifade...peki bu kime uygundur? Ahmete mi, Yasemin mi yoksa Necdet mi.:img-cool2 ..
Bana göre bu redemption felsefemiz gereği bu Yaseminle Necdete uyarlanmalıdır... Asıl yolculuğa çıkmaları gerekenler onlardır, geçmişlerine dönüp, zamanında yapmış oldukları ve karar vermiş oldukları şeylerin nelere yol açtığını görmeleri, idrak etmeleri gereklidir...
Ahmet ancak o zaman onları anlayabilir ve belki affedebilir- bunu yapabilir çünkü o kadar geniş yürekli bir adam- Bunun gerekli olduğunu düşünüyorum çünkü geçmişin gölgelerinin günyüzüne çıkması, hepsinin gelecekte daha mutlu, en azından huzurlu bir yaşam sürmesine sebep olacaktır.:img-yes: ..Keşkeler, ahh vahhlar silinip gidecektir...:good:
Bence bu geri dönüş yolculuğuna en çok ihtiyacı olan tabii ki Necdet
Böylece sadece başkalarına değil, kendisine ne yaptığını da görebilir. Bundan sonra mutlu olabilmesi için de gerekli bu yolculuk..( bir de Necdet'i sevmediğimizi düşünüyorlar cık cık cık...)
Merve'den alıntıdır;
en büyük fobilerimden biri "okuyacak hiçbir şey kalmaması" biliyor musun? çok komik ama harbi korkuyorum okuyacak birşey bulamadığımda halim ne olur diye duyanlar gülme krizine giriyor
Vakt-i zamanında bir hocamız '' ıssız bir adaya giderken yanınıza alacağınız 3 şeyi yazın ve isimsiz olarak katlayıp bana verin, bakalım birbirimizi ne kadar tanıyoruz '' demişti..Benim listem: 1- kitaplarımın olduğu bir sandık...2. şık okunmadan bütün sınıf '' Aliyeeee ''...yani Merve'cim aynı korku bende de mevcut, yalnız değilsin..
Madem ki kitaplardan söz açıldı...I. Yalom'un '' Nitzsche Ağladığında '' adlı kitabını çok severim..Size kitaptan cümleler....
-sizden iyileştirmenizi istediğim nietzsche nin bedeni değil, ümitsizliğidir.
-evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder.
-belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir..
- dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır
-ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır?
-"neysen o ol. gercekler olmadan kisi kim ya da ne oldugunu nasil kesfedebilir?"
-insan dostunu dusmanindan daha zor affediyor
Size kimi ya da kimleri hatırlattı bu cümleler...!!!
Ben herzaman okuyacak bir şeyler bulanlardanım:
Ambalajlar üstündekileri bile okurum..Ya da şimdi teknolojiden f
aydalanıp internete pike dalış yapıyorum..
Bu akşam çok sessiziz galiba..??
-sizden iyileştirmenizi istediğim nietzsche nin bedeni değil, ümitsizliğidir.
-evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder.
-belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir..
- dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır
-ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır?
-"neysen o ol. gercekler olmadan kisi kim ya da ne oldugunu nasil kesfedebilir?"
-insan dostunu dusmanindan daha zor affediyor
Harika cümleler bunlar durumu nasıl da özetlemiş özellikle koyu renkli olanları çok sevdim :img-in_lo
Sizi gidi okuma ve yazma tembelleri..:img-polic .
Sonra okul zamanında bu gelişen tembelliğiniz iş hayatınızda kendinizi sözlü ve yazılı düzgün ifade edememenize veya olaylar ile ilgili tümevarımınızda eksiklikler oluşturuyor...Onun için elinizden geldiğince bol bol okuyunuz, araştırınız ve yazınız..
:img-blush ben de okumayı çok severdim aslında..
ta ki bu yıl derslerden başımı alamayana ve kitaplardan bir müddet uzaklaşana kadar...ama gerçekten sizin yazdıklarınızı okuyunca eksik hissediyorum kendimi:icon_whis
gördüğüm kadarıyla yarıdan çoğunuz da kitap kurdu..
size söz son hız kitap okumaya dalacağım..
tavsiyelerinizi de beklerim ilerde:img-in_lo
------
zeynepsss söylediklerine katılıyorum canım..
yasemini ağlarken susturabilecek tek gücün ahmet olduğuna ve necdetin bu durumda dönüp de bir kendine bakması gerektiğine yani:good:
güzel tespit..
---
forum geceleri pek bir işlek oluyor kanımca..
kendimi gizli şeyler konuşurken uyutulan küçük çocuklar gibi hissediyorum o zaman:icon_whis
neyse..sabah telafi ediyoruz durumu çok şükür:)
Neden kimse konuşmuyor yaaa :icon_sorr
Halbuki bizde konuşulacak çok konu var mı
-Olmaaaaaamııııı
Biz de bol laf var mı
-Olmaaamııııııııı
Biz de fentezi var mı
-Olmaaaaaamııııııı:icon_whis
Ama noldu size niye konuşmuyorsunuz yoksa beni beğenmiyormusunuz:img-in_lo yoksa HS'yi beğenmiyor musunuz herkes nerde :img-cool2
Yoksa Necdet'i beğenmiyor musunuz:icon_whis
-Evet beğenmiyoruz Elm Sokağı'nın Freddy'si :hıh:
arkadaslar,
final bolumu dun aksam tekrar izledim.
bir sey dikkatimi cekti.
güzinin babasi pastaneye geldigi zaman,masalardan birindeki 2 kisi(1 kadin 1 erkek)oturuyordu.Teoya "necdet bey yok mu" diye sordular.teo da "gelmedi"gibi bisi soyledi.hemen akabinda teo,laleye "su masada oturanlari taniyormusun" dedi.lalede "tanimiyorum" dedi.sonra bu iki musterinin "ahmet beylede bu konuyu konusmak lazim"diye arkadan konusmalari geldi.
bu sahne kaynadi gitti ama kalabalik olsun diye cekilmis bir sahne degil kanimca.uzerinde durmak lazim yani.:P
Penyesin bu verdiği sahneye takıldım..
Hatırlıyorum tipleri, konuşmayı da hatırlıyorum, sadece Ahmet beyle başlayan kısmını atlamışım...Nedir bu? Necdetle Ahmetin tek ortak noktaları şu son zamanlarda Yasemin- ve şimdi bir de Rüya...Başka ne olabilir ki? Ada zamanlarından bir şey var mıydı? Ben bir alaka kuramadım...Sizin yorumunuz?
canım söylüyorum yaa..
herkes gecenin bir yarısı olmasını bekliyor:img-yes:
bence de konuşulacak çok konu var..
mesela bir ara necdet konusu biterse(hiç sanmıyorum ama:):))
rızadan yola çıkarak aldatma eğilimli insan psikolojisini inceleyebiliriz..
aslında necdetoloji bölümü değil de..
hs tez bölümü diye bir başlık açılsa..
o tezi veremeyen diziyi yeni sezonda izlemeye hak kazanamayacaktır gibi bişi olur sonra:)
bizi kim takarsa artık:):)
Penyesin bu verdiği sahneye takıldım..
Hatırlıyorum tipleri, konuşmayı da hatırlıyorum, sadece Ahmet beyle başlayan kısmını atlamışım...Nedir bu? Necdetle Ahmetin tek ortak noktaları şu son zamanlarda Yasemin- ve şimdi bir de Rüya...Başka ne olabilir ki? Ada zamanlarından bir şey var mıydı? Ben bir alaka kuramadım...Sizin yorumunuz?
Ben bunu öğlende düşündüm aklıma bir şey gelmedi :icon_whis Yohsa yohsa Necdet'le Ahmet kardeş mi :img-cool2 :img-hyste: Hasan Amcam yapmış yapacağını fakiriz diye ikizlerden birini Şevket lere vermiş tabi bahtsız olan Ahmedim gitmiş evlatlık diye aslında bu durumda bahtlı mı desem şimdi de ortaya çıktı işte ben biliyordum zaten Ahmet'in Hasan Amcamın oğlu olduğnunu ses tellerinin şihvetinden anlamıştım :img-in_lo :img-icecr
Neden kimse konuşmuyor yaaa :icon_sorr
Halbuki bizde konuşulacak çok konu var mı
-Olmaaaaaamııııı
Biz de bol laf var mı
-Olmaaamııııııııı
Biz de fentezi var mı
-Olmaaaaaamııııııı:icon_whis
Ama noldu size niye konuşmuyorsunuz yoksa beni beğenmiyormusunuz:img-in_lo yoksa HS'yi beğenmiyor musunuz herkes nerde :img-cool2
Yoksa Necdet'i beğenmiyor musunuz:icon_whis
-Necdet'i beğenen vaaamııı :icon_whis ....Oğlum bayılıyor bu reklama..
Eski bölümleri izlemeye daldım Zeynep'cim..2 ay 28 gün...ve 16 saat :icon_sorr
Hoşbulduk arkadaşlar :)
Evet bugün topladım kendimi iyiyim bakalım bugünkü bölümde Necdet'in o zavallı halini görüp :icon_sorr ağzını burnunu dağıtmak istedim laf var Necdet'te ama icraat yok lafla peynir gemisi yürümez Necdet Bey!!!:hıh Ahmet'e öyle atıp tutmak huzurlu hayatı ona ben vericeğim demek kolaydı kız ağlarken noldu(orda ben pek bi huzur göremedim:img-cool2 ) kulaklarınızı tıkamakla yetindiniz değmüüüü:icon_whis hiç birşey o sırada Yasemin'in ağlamasının engelleyemezdi işte siz bu yüzden sürekli dış kapının mandalı olarak kaldınız senelerce orda Yasemin'e çare olacak tek kişi vardı Ahmet hatta onu baştan ağlatmayacak kişiydi o "ben onun kocasıyım " demekle koca olunmuyor öyle işte kusura bakmayın ama olunsa olunsa hödük olunuyor :hıh:icon_whis Evet bende ara vereyim bye bye Gece konuşuruzbye
Ben de geldim. Çok doğru tesbit. Denmekle olmuyor. Olması için olması gerek. "Neysen o ol!" Kocası falan değilsin canım. Kendini kandırdın kandırdın, bir de başkalarını kandırma. Ohh, ama oldu sonunda işte. Dayağı yedin. Bülbül gibi öttün. Oh, Oooohhhh!:img-icecr Benim nedense bu aralar böyle pişkin pişkin sırıtıp dondurma yiyesim var, üzerine konuşup zaman geçtikçe Ahmet'in öğrenmesi daha daha çok hoşuma gidyor ve nispet damarım kabarıyor. :icon_whis Çarşı hala Necdet'e karşı! En azından Kadıköy Çarşı!
sevgili spdr,
demek bu gece başlığı Rızzadan açmak istiyorsun..Vallahi açıkçası onu pek adam yerine koyamadığımdan, fazla bir şey söylemeyip yokkk sayıyorum..
Neden? derseniz, o kadar Rıza tipi adam var ki bu toplumda, özde taşralılığını atladığı sınıflara rağmen, bulunduğu sınıfla özümseyememiş, (affedersiniz!) işkembeden boş sallayan bir adam...
Tembel, hazırlop bekleyen, etrafında o kadar şey oldu, ilk başta neyse o olan bir adam...Hiç ders almıyor...İpten döndü, hapis yattı, hala akıllanmıyor.
O da ismi lazım değil gibi bir takım laflar edip, peşinden çelişen davranışlarda bulunan bir adam..benim için ne yazık ki fasulyeden bir kişilik..:img-hyste
sevgili spdr,
demek bu gece başlığı Rızzadan açmak istiyorsun..Vallahi açıkçası onu pek adam yerine koyamadığımdan, fazla bir şey söylemeyip yokkk sayıyorum..
Neden? derseniz, o kadar Rıza tipi adam var ki bu toplumda, özde taşralılığını atladığı sınıflara rağmen, bulunduğu sınıfla özümseyememiş, (affedersiniz!) işkembeden boş sallayan bir adam...
Tembel, hazırlop bekleyen, etrafında o kadar şey oldu, ilk başta neyse o olan bir adam...Hiç ders almıyor...İpten döndü, hapis yattı, hala akıllanmıyor.
O da ismi lazım değil gibi bir takım laflar edip, peşinden çelişen davranışlarda bulunan bir adam..benim için ne yazık ki fasulyeden bir kişilik..:img-hyste
yok daha değil..
sonra konuşmak için bir öneriydi..
ama bence çok yerinde bir öneri olmuş:)
saymaya başlamşsın adama:):):icon_whis
Bence bu geri dönüş yolculuğuna en çok ihtiyacı olan tabii ki Necdet
Böylece sadece başkalarına değil, kendisine ne yaptığını da görebilir. Bundan sonra mutlu olabilmesi için de gerekli bu yolculuk..( bir de Necdet'i sevmediğimizi düşünüyorlar cık cık cık...)
......
Madem ki kitaplardan söz açıldı...I. Yalom'un '' Nitzsche Ağladığında '' adlı kitabını çok severim..Size kitaptan cümleler....
-sizden iyileştirmenizi istediğim nietzsche nin bedeni değil, ümitsizliğidir.
-evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder.
-belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir..
- dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır
-ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır?
-"neysen o ol. gercekler olmadan kisi kim ya da ne oldugunu nasil kesfedebilir?"
-insan dostunu dusmanindan daha zor affediyor
Size kimi ya da kimleri hatırlattı bu cümleler...!!!
-Bedeni değil ümitsizliği iyileştirilmesi gereken kişi: (Ayla, doktoru: Tohtor Melih)
-evlilik ve ona eşlik eden mülkiyet ve kıskançlık ruhu tutsak eder. (Neco)
-belki part-time bir evlilik bana uygun olabilir.(Neco: buna da razı)
-dürüstlük-dürüst sorular, dürüst cevaplar- en iyi ilaçlardır (Yaso, Neco, Selma, Nezahat, Rıza)
-ama rağbet görmeyen bir gerçeğin, herşeyi zorlaştırmanın iyi olan bir yanı var mıdır? (Yaso bunu sordu hep kendine, yanıtlayamadı, gerçek ve gerçeği açıklamak zor ama, bunun kendine, Ahmete ve asıl Rüyaya yararı var.)
-"neysen o ol. gercekler olmadan kisi kim ya da ne oldugunu nasil kesfedebilir?"(Bu kesinlikle Neco. Baştan böyle olsaydı kişiliğinin hoş yanları gelişebilirdi.)
Sonuncusu da tabii ki Ahmet. Ama dostu olarak Neco'yu affetmesin. Yaso onun dostu değil. (Her ne kadar tecrübe etmek istediyse de olmadı işte. Muck mucklar başladı akabinde. Sevgili affedilir. Ben yaşadım biliyorum. (bkz.:dinozor:img-cool2 )
Eski bölümleri izledikçe sinir katsayım yükseliyor :hıh Neyseki içimden Ahmet öğrendi Ahmet öğrendi diyorum :img-in_lo
Ya bu arada Şevket Amca Amerika'da bir hastanede yatmıyor muydu dünkü bölümde doktor konuşurken arkada Yoğun Bakım mı yazıyordu bana mı öyle geldi :img-hyste: Şevket Amcam için özel muamele yapıyorlar demekki :icon_whis yazıları bile değiştirmişler Gürsoy Rezidansı zorluk çekmesin diye :)
Bu arada sizce Necdet'in son sahnede Ahmet ayağa kalktıktan sonra kafasını eğip saçlarını karıştırması "eyvaaaah ben naptım niye söyledim " tepkisi miydi yoksa "ben napmışım öyle bakma dayanamıyorum":icon_sorr tepkisi mi????:icon_whis
Anaaa! Dizice sen kütüphanede değilmidin bu gece???
bütün kızlar toplandık, toplandık olmuşuz...
Evett forum başlıyor...shevek, bu arada dondurma figürüyle beni de akşam özendirdin, kilo vermeye çalışıyoruz, gittik dolaptan hanenin veledinin dondurmalarından kaptık..:img-hyste:img-icecr
evet bu akşama Rüyanın ortaya bomba gibi düşmesini konuşalım, Gürsoy rezidansıyla, Ünsal evinde ne olur, Şevketle Rıza eskisi gibi tartışmaya devam eder mi? Selma, küstahlıklarını yapmaya devam eder mi? vs.vsç
yok daha değil..
sonra konuşmak için bir öneriydi..
ama bence çok yerinde bir öneri olmuş:)
saymaya başlamşsın adama:):):icon_whis
:img-hyste, ee ne de olsa dinozor olduğumuzdan homo laklakus oluyoruz birazcık..insan yaşlandıkça çenesi düşüyor..:img-hyste
ama şunu söyleyeyim, Rıza hk yorumum bu kadardır.:icon_whis
Selam herkese:) Bakıyorum da Ahmet'ciler buluşmuşuz yine.Son bölümü tekrar tekrar seyredip duruyorum.Her defasında ayrı bir keyif alıyor insan.Bu arada geçen gece eşimle Hababam Sıfnıfı Tatilde'yi belki 150.defa izlerken okula yeni gelen genç,idealist edebiyat hocasının ses tonu , tavırları bana inanılmaz tanıdık geldi.Allah allah herhalde çok seyretmemden kaynaklanıyor diye düşündüm ama değil.Bilmem belki daha evvel sizlerde fark etmişsinizdir ama Ahmet'in babası Şevket (Avni YALÇIN)'den başkası değildi bu gencecik hoca!Eğer izlerseniz mutla dikkat edin.Sanki eski bir dostu görmiş gibi sevindim:happy0064 Birikmiş yorumlara göz gezdirmem gerek...
Eski bölümleri izledikçe sinir katsayım yükseliyor :hıh Neyseki içimden Ahmet öğrendi Ahmet öğrendi diyorum :img-in_lo
Ya bu arada Şevket Amca Amerika'da bir hastanede yatmıyor muydu dünkü bölümde doktor konuşurken arkada Yoğun Bakım mı yazıyordu bana mı öyle geldi :img-hyste: Şevket Amcam için özel muamele yapıyorlar demekki :icon_whis yazıları bile değiştirmişler Gürsoy Rezidansı zorluk çekmesin diye :)
Bu arada sizce Necdet'in son sahnede Ahmet ayağa kalktıktan sonra kafasını eğip saçlarını karıştırması "eyvaaaah ben naptım niye söyledim " tepkisi miydi yoksa "ben napmışım öyle bakma dayanamıyorum":icon_sorr tepkisi mi????:icon_whis
Bence ikincisi:happy0064 O bakışlara taş olsa "ben ne yaptım? allahım ben ne yaptım bir insanoğlunu bu hale getirdim yarebbim," der.
Önce Gürsoyla öğrenecek bence en son da Ünsal'lar Karayeller'de Sevim sayesinde Ünsallardan önce öğrenebilirler :img-yes: :img-icecr
Ama Selma ve Şevket'in bir mosmor olacaklarını hele Nezahat'in o şaşkın bakışlarını sabırsızlıkla bekliyorum :icon_whis hele Selma Ahmet'e "Yasemin evli barklı değil mi bu mevzu yeniden nerden açıldı " diyişleri vardı al sana bombaaa olacak :img-hyste: Rüya ona babaanne demesin hiç büyüyene kadar o zaman bile Selma Hanım desin de görsün günün Selma :img-cool2 Ama asil çocuk babasına çekmiş yufka yürekli kesin der :img-in_lo
Bence ikincisi:happy0064 O bakışlara taş olsa "ben ne yaptım? allahım ben ne yaptım bir insanoğlunu bu hale getirdim yarebbim," der.
ben necdetin o konuşmasının üzerine öyle birşeyi düşüneceğini hiiç zannetmiyorum...
bence ikisi de değil..
söyledim kurtuldum..ne bakıyosun çek git diye geçirmiştir içinden..
Eski bölümleri izledikçe sinir katsayım yükseliyor :hıh Neyseki içimden Ahmet öğrendi Ahmet öğrendi diyorum :img-in_lo
Bu arada sizce Necdet'in son sahnede Ahmet ayağa kalktıktan sonra kafasını eğip saçlarını karıştırması "eyvaaaah ben naptım niye söyledim " tepkisi miydi yoksa "ben napmışım öyle bakma dayanamıyorum":icon_sorr tepkisi mi????:icon_whis
Hala iyi niyetliyim ve (b) şıkkı diyorum...Ama şimdi Ahmet sırrımızı saklamaz herkese anlatır diye korkuyor da olabilir tabi :img-hyste
Zeynep sana tavsiyem seçmece bölümler izlemen...yazık sinirlerine, daha koca bir sezon var önümüzde, güç toplamalıyız :img-wink:
shevek, hepsini doğru cevaplamışsın, sen iyi bir öğrencisin devam..:img-wink:
Ayşe, ben daha önce Rıza ile Necdet'in benzeşen taraflarını yazmıştım canım..Yani Necdet'i tanıyan Rıza'yı zaten bilir...aynı kompleksler var ikisinde de..Sadece Necdet daha zeki ve sinsi..Rıza'da basit kurnazlık var...
Ben geldim, ben geldim. Ben de 30 yasindayim. Bence, Yaso'yla Necdet Ahmet'i affetmeli. Malum, onun haberi yok. Yasemin yillarca ne acilar cekti. Bakar kor. Hic bir seyi anlamiyor. Hepsi onun sucu. Ozur dilerse, yalvarirsa, Yasemin onu yavas yavas affetmeli, :img-hyste
Önce Gürsoyla öğrenecek bence en son da Ünsal'lar Karayeller'de Sevim sayesinde Ünsallardan önce öğrenebilirler :img-yes: :img-icecr
Ama Selma ve Şevket'in bir mosmor olacaklarını hele Nezahat'in o şaşkın bakışlarını sabırsızlıkla bekliyorum :icon_whis hele Selma Ahmet'e "Yasemin evli barklı değil mi bu mevzu yeniden nerden açıldı " diyişleri vardı al sana bombaaa olacak :img-hyste: Rüya ona babaanne demesin hiç büyüyene kadar o zaman bile Selma Hanım desin de görsün günün Selma :img-cool2 Ama asil çocuk babasına çekmiş yufka yürekli kesin der :img-in_lo
Bomba değil Kapak olacak..
Selmanın o havadan inmeyen burnu aşağıya düşer, nişanda Yaseminin gelişini gördüğündeki gibi bir karış açık kalır.
Önce Gürsoyla öğrenecek bence en son da Ünsal'lar Karayeller'de Sevim sayesinde Ünsallardan önce öğrenebilirler :img-yes: :img-icecr
Ama Selma ve Şevket'in bir mosmor olacaklarını hele Nezahat'in o şaşkın bakışlarını sabırsızlıkla bekliyorum :icon_whis hele Selma Ahmet'e "Yasemin evli barklı değil mi bu mevzu yeniden nerden açıldı " diyişleri vardı al sana bombaaa olacak :img-hyste: Rüya ona babaanne demesin hiç büyüyene kadar o zaman bile Selma Hanım desin de görsün günün Selma :img-cool2 Ama asil çocuk babasına çekmiş yufka yürekli kesin der :img-in_lo
bende selmanın mor olmasını iple çekiyorum
sanki unutmak kolaymış gibi kendinden emin tavırları yok mu bu mevzuyu neden açıyosunmuş felan feşman
ya deniz ölmessssssssssssssssssssssin
aliye abla ne varsa necdette diyorsun yani öyle mi:)
doğru gerçi rızanın aldatan erkek olmasından bahsederken,
necdetin de öyle bir tecrübe yaşadığını-yaşıyor olduğunu(hem de göğsünü gere gere)unutmuşum:img-in_lo
ben yavaaş yavaş gidiyorum....
yine kalamadım asıl sohbete..
olsun ama..sonradan dersleri telafi ediyorum örtmenlerim:)bye
sizi seviyorum:img-blush bye
Tamam Necdet'i sevmiyorum; ama insaf. Onlar, ben ne yaptim bakislariydi diye yorumladim ben. Shevek'e katiliyorum. Tas olsa, erirdi o Kucuk Emrah bakislarindan garibimin. Ahmet'in gunlugunu okusun asil Ruya. "Bu aksam yine nohut-pilav yedim. Annecigimin seytinyagli sarmasini nasil da ozledim simdi."
"Bugun kasabalilara ellerini yikamadan yemege oturmamalari gerekitigini anlatirken, Lozan'dan aldigim hukuk doktoram her zamanki gibi cok faydali oldu. Basbakanlik danismanligi, universite hocaligi da neymis."
"Bugun uyandim. Bir haftadir koleradan baygin yatiyormusum."
Çevremde duyduğum bir söz var "gelin kaynana toprağından olurmuş"diye bu durumda Yasemin Selma'ya mı benziyor ya da bu sözü "damat kayınpeder toprağından olurmuş "diye uyarlarsak Necdet evet Rıza'ya çok benziyor da Ahmet asla benzemiyor benzememeli zaten :icon_whis Yasemin'i bilemem ama Ayla'nın kayınvalide toprağından olduğu kesin :icon_whis :img-hyste: Ayy çok da sıcakmış nefes alınmiyyyy :icon_whis :img-icecrAyşe yıvvvruuum biz de seni seviyiz bebişim bye
Herkese selambye Gene gece sohbetlerine başlamışsınız.
Damdan düşer gibi olacak ama hemen konuya girmek istiyorum:icon_whis
Ben en çok Selma'nın suratını merak ediyorum zaten . Bu kadarını hak etti . Şöyle hak etti; bir anne olarak oğlunun durumunu hiç anlayamadı. Onun düşüncelerine,duygularına destek olmak yerine, kendi fikirleriyle hareket edip, yaseminle aşklarını yadırgadı. Tamam ilk başta şaşırdı ama sonradan oğluna destek olabilirdi; neticede oğlu ve insan oğlunun mutlu olmasını ister:icon_whis
Sürekli yaz aşkı adı altında geçeceğini sandı.
Ayla'yla evlenmesini mantıklı olarak düşünmedi bile. Bu kararı destekleyip aceleye gelmesi için davrandı sözde Ahmet Yasemini unutup mutlu olacaktı. Bunuda anlayamadı. Aylaya soğuk olduğunu, bir annenin bakışlarından anlaması gerekir diye düşünüyorum. En azından kararı sen ver ayrılmak istiyorsan ayrıl neyicede bu senin hayatın diyebilirdi:img-cool2
Ben geldim, ben geldim. Ben de 30 yasindayim. Bence, Yaso'yla Necdet Ahmet'i affetmeli. Malum, onun haberi yok. Yasemin yillarca ne acilar cekti. Bakar kor. Hic bir seyi anlamiyor. Hepsi onun sucu. Ozur dilerse, yalvarirsa, Yasemin onu yavas yavas affetmeli, :img-hyste
Ahmet aslında kıbrısçıkta değil, tüm o zaman Paristeydi...Kafelerde gziyor, fransız hatunlarıyla dansedip, gönül eğlendiriyordu..Hergün Şampanya- Havyar kürü yapıyordu adam...Yasemin, acı çekiyordu, o kelebekler gibi dolaşıp, dolce vita hayattaydı..
Biz evde Rızaya Jack Nicholson (kısaca Jack) diyoruz. Halleri tavırları, o yandan yandan gülümsemesi, arasıra pehh diyişi, umursamaz görüntüsü, çapkın bakışları pek bir benziyor.:img-wink:
Ama karakteri irdeleyecek olursaaak; tipik sonradan görme demiyelim (o kadar da değil) ama, tırnaklarıyla kazıyarak kazandıklarına ek olarak şansı yaver gidip de biraz para, güç, mevki falan kazanınca münasip bir yeri havaya kalkan Türk erkeği diyebiliriz. Kadınlar konusunda da böyle. Nezahate karşı en başlardaki tavırları neydi öyle? Elimin altında zati, karım olur kendisi, biblo gibi ama diğer vekillerin eşlerinin yanında ne ki? tavırları. Beğenmemeler falan. Sonra tabii san'atçı ve genç kadın fantezisi. Hele de o kadın tarafından (bir baba kıvamında da olsa)sevilmek. Şişmişti. Sonra söndü ama neyse. Düğer karakteristikler, inatçı, dediğim dedik, at gözlüklü (bazı konularda) oluşu.
Bunlar olumsuz yanları. Bir de iyi yanları var tabii-ki kanımca bu karakteri herşeye rağmen sevimli kılıyor. Cesur (Yassıada'daki tavırları), hatalarından ders alabiliyor (bir keresinde hapisanede kendilerinin de demokrasiyi işletme konusunda güdük kaldıklarını itiraf etmişti), yufka yürekli nihayetinde (Yasemin'e vurmuş ama hemen akabinde pişman olup, ağlamıştı), genelde özü ve sözü bir (neyse o, saklamıyor pek. Keriman olayını saklamıştı elbet. Ama o işin raconu öyle olduğu için. Yoksa ortaya çıktıktan sonra yüz-göz olmamak için geçiştiriyor gibi gelmişti bana. Bariz gizlemiyordu yani). Sevecen (ama tabii bu sevecenlik babalık ya da dedelik sözkonusu olunca daha bariz-toplumun ona biçtiği rol dahilinde yani.)
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. A bir de tabii, şihhhvetli (Jack).
Güle güle Ayşe'cik, biz de seni seviyoruz...bye Tabiiki ne varsa Necdet'te var..Ben Dizice'nin torpiliyle Asude'de işe başlıycam, artık aramı bozamam Necdet'le..Hem size de bedava dondurma veririm, küççük çocukların dondurmalarını çalanlara duyurulur..gelin elele verelim...Necdet'ci olalım..:icon_whis ( Allah yazdıysa bozsun..)
Ama Selma ve Şevket'in bir mosmor olacaklarını hele Nezahat'in o şaşkın bakışlarını sabırsızlıkla bekliyorum hele Selma Ahmet'e "Yasemin evli barklı değil mi bu mevzu yeniden nerden açıldı " diyişleri vardı al sana bombaaa olacak : Rüya ona babaanne demesin hiç büyüyene kadar o zaman bile Selma Hanım desin de görsün günün Selma
Ama asil çocuk babasına çekmiş yufka yürekli kesin der
evet bu akşama Rüyanın ortaya bomba gibi düşmesini konuşalım, Gürsoy rezidansıyla, Ünsal evinde ne olur, Şevketle Rıza eskisi gibi tartışmaya devam eder mi? Selma, küstahlıklarını yapmaya devam eder mi? vs.vsç
İşte herkes rüyasında Ahmet'i görmek istiyor, ben de bu sahneleri görmek istiyorum..Selma'nın, Rıza'nın morarmasını düşündükçe yüzümde hain bir gülümseme beliriyor..:img-haha:
Penyes'in bahsettiği sahneyi izledim. O Ahmet bizim Aamed değil kanımca..öylesine bir konuşma olmalı...
Ooo Pimolisa, Selma'ya kalsa, Ahmet'i AYla'yla nisanlandiklari gun gerdege sokardi. Kadindaki Ayla aski bir baska. Tabii caktirmasa da, Yasemin korkusu da had safhada. Ben Selma'nin bakis acisini anliyorum aslinda. Simdi durum su: Oglun bir kiza bir anda asik oluyor, onun icin pek munasip buldugun nisanlisini tak diye terkediyor. Kizin ailesiyle kavgalisiniz. Kizla da bir alakan yok. Sonra oglun kiz ugruna evden ayriliyor, babasiyla ayri dusuyor, kavga ediyor, hatta mahkemede babasina karsi savunmada yer aliyor, en sonunda ona cok agir konusuyor, babasi kalp krizi geciriyor. Oglunun tum bunlari ugruna yaptigi kiz, senin oglun babasinin sagligi icin 1-2 hafta uzaklasir uzaklasmaz, gidip baska birisiyle evleniyor. Hemen bir de cocuk yapiyor. Oglun kahrindan eriyip akiyor ve kendini daglara vuruyor. Yillar sonra guc bela donmeye ikna olunca, simdi bu evli ve cocuklu olan kadin, ilk is, yine oglunun karsisina cikip, kafasini karistiriyor. Ben de olsam, ben de sevmezdim Yasemin'i. Tabii butun bunlar o gece yaptigini affettirmez. Ben de morarmasini hararetle bekliyorum.
Selma ,Yasemin'i hiç ciddiye almadı.Aileyi hakir gördüğünden kızlarını da küçümsedi.Çemberin dışında kalmayı tercih etti.Ama Rüya gerçeğini öğrendiğinde yıllardan beri bu aşkı ciddiye almamanın nelere mal olduğunu öğrenecek.Yasemin'in Selma'nın karşısına dikilip,"hastaneye geldiğim gün torununuza hamileydim" demesi gerek!Ahmet-Selma düellosundan çok Yasemin-Selma düellosunu tercih ederim.
Ve, Selma'ya yüklenelim ama baygın Nezahat'in sakladığı mektubu,ortada yaşanan anlamsız durumun suçunun belli bir yüzdesinin de onda olduğunu unutmayalım.Eğer Yasemin mektubu görseydi,Amerika'daki Ahmet'e yazabilir herşeyi anlatabilirdi.Ahmette -Nezahat'le kozlarını paylaşmalı.
Tamam Necdet'i sevmiyorum; ama insaf. Onlar, ben ne yaptim bakislariydi diye yorumladim ben. Shevek'e katiliyorum. Tas olsa, erirdi o Kucuk Emrah bakislarindan garibimin. Ahmet'in gunlugunu okusun asil Ruya. "Bu aksam yine nohut-pilav yedim. Annecigimin seytinyagli sarmasini nasil da ozledim simdi."
"Bugun kasabalilara ellerini yikamadan yemege oturmamalari gerekitigini anlatirken, Lozan'dan aldigim hukuk doktoram her zamanki gibi cok faydali oldu. Basbakanlik danismanligi, universite hocaligi da neymis."
"Bugun uyandim. Bir haftadir koleradan baygin yatiyormusum."
Hocam kütüphane yaramış, dönüşün muhteşem oldu...!
Evet haklısın Necdet ilk defa o anda Ahmet'e ne yaptığını ya da yaptıklarını farketti. Umarım bu uyanış geçici değildir...
Ooo Pimolisa, Selma'ya kalsa, Ahmet'i AYla'yla nisanlandiklari gun gerdege sokardi. Kadindaki Ayla aski bir baska. Tabii caktirmasa da, Yasemin korkusu da had safhada. Ben Selma'nin bakis acisini anliyorum aslinda. Simdi durum su: Oglun bir kiza bir anda asik oluyor, onun icin pek munasip buldugun nisanlisini tak diye terkediyor. Kizin ailesiyle kavgalisiniz. Kizla da bir alakan yok. Sonra oglun kiz ugruna evden ayriliyor, babasiyla ayri dusuyor, kavga ediyor, hatta mahkemede babasina karsi savunmada yer aliyor, en sonunda ona cok agir konusuyor, babasi kalp krizi geciriyor. Oglunun tum bunlari ugruna yaptigi kiz, senin oglun babasinin sagligi icin 1-2 hafta uzaklasir uzaklasmaz, gidip baska birisiyle evleniyor. Hemen bir de cocuk yapiyor. Oglun kahrindan eriyip akiyor ve kendini daglara vuruyor. Yillar sonra guc bela donmeye ikna olunca, simdi bu evli ve cocuklu olan kadin, ilk is, yine oglunun karsisina cikip, kafasini karistiriyor. Ben de olsam, ben de sevmezdim Yasemin'i. Tabii butun bunlar o gece yaptigini affettirmez. Ben de morarmasini hararetle bekliyorum.
gerçekten ok güzel bir noktaya değinmişsin
selmada bir anne ve oğlunun mutsuz olmasını istemiyor
ama şunu da görebilmeli ki aylaylada mutlu olamayacakkkkkkkkk
bu anneler hep işine geleni mi görür
ya da hep kendine göre seçmek isterler gelinlerini
sanki bir ömrü onlar beraber geçirecekler
ama ben senin açından bakınca selmayı haklı bulsam da yine de mor olsun o selma
Ahmet aslında kıbrısçıkta değil, tüm o zaman Paristeydi...Kafelerde gziyor, fransız hatunlarıyla dansedip, gönül eğlendiriyordu..Hergün Şampanya- Havyar kürü yapıyordu adam...Yasemin, acı çekiyordu, o kelebekler gibi dolaşıp, dolce vita hayattaydı..
Evet Ahmet orada kruvasan yiyip cappuccino içerken:img-icecr cafelerde Sein Nehri manzaralısından hem de Necdet ve Teo burada kruvasan yaparak hayat çürütüyorlardı :icon_sorr Necdet çocuğa mama yedirip Yasemin sabahlara kadar çocuk beklerken Ahmet orda nehiir kıyılarında çapkınlık yapıp hovarda hovarda geziyor evsizlerden gelecekle ilgili şiirler dinliyordu o çapkın gülüşüyle:img-in_lo
Herkese selambye Gene gece sohbetlerine başlamışsınız.
Damdan düşer gibi olacak ama hemen konuya girmek istiyorum:icon_whis
Ben en çok Selma'nın suratını merak ediyorum zaten . Bu kadarını hak etti . Şöyle hak etti; bir anne olarak oğlunun durumunu hiç anlayamadı. Onun düşüncelerine,duygularına destek olmak yerine, kendi fikirleriyle hareket edip, yaseminle aşklarını yadırgadı. Tamam ilk başta şaşırdı ama sonradan oğluna destek olabilirdi; neticede oğlu ve insan oğlunun mutlu olmasını ister:icon_whis
Sürekli yaz aşkı adı altında geçeceğini sandı.
Ayla'yla evlenmesini mantıklı olarak düşünmedi bile. Bu kararı destekleyip aceleye gelmesi için davrandı sözde Ahmet Yasemini unutup mutlu olacaktı. Bunuda anlayamadı. Aylaya soğuk olduğunu, bir annenin bakışlarından anlaması gerekir diye düşünüyorum. En azından kararı sen ver ayrılmak istiyorsan ayrıl neyicede bu senin hayatın diyebilirdi:img-cool2
Selmanın gözümdeki bariz handikapı, Ben herşeyin en iyisini ve en doğrusunu bilirim tavrı...Ben bildiklerim ve söylediklerim en doğrusudur...
Teoride haklı olduğu konular var, dediğim gibi teoride, çok keskin hatlarla bunu belirliyor, bunu kendisi için uyguladığında haklı çıkmıştır, o yüzden buna inanmıştır...
Ancak kendi doğruları pratikte özellikle çocuklarında pek işlemiyor...Ben şunu şöyle yapmam, bunu doğru bulmama dediğin herşeyin mutlaka ama mutlaka tam ortasında kendini yaparken ve söylerken bulabilirsin..
Selma da bunu yaşayacak..
selmanın bu tavrının yanında samimiyetsiz bir insan, özellikle çocuklarına karşı, Aylayla Sevime maşaallah bıcır bıcır ve verici...Biraz çocuklarına Defneye olan son tavrında bu samimiyetsizliği biraz kırıldı...
Ama Ahmeti çok yıprattı diyebilirim...Oğlu orada bir şeyler konuşmaya çalışıyor ama o orada put gibi durup, aman mevzuuyu açmasın diye içten içe dua ediyor..
Onun Yaseminin ilk biz Ahmetle ayrıldık derken üzgün olan yüzüne karşı, duyduğu bu habere neredeyse kahkahalar ile gülmemek için zor tuttuğu sahnede çıldıracaktım..:dito
Selma ,Yasemin'i hiç ciddiye almadı.Aileyi hakir gördüğünden kızlarını da küçümsedi.Çemberin dışında kalmayı tercih etti.Ama Rüya gerçeğini öğrendiğinde yıllardan beri bu aşkı ciddiye almamanın nelere mal olduğunu öğrenecek.Yasemin'in Selma'nın karşısına dikilip,"hastaneye geldiğim gün torununuza hamileydim" demesi gerek!Ahmet-Selma düellosundan çok Yasemin-Selma düellosunu tercih ederim.
Ve, Selma'ya yüklenelim ama baygın Nezahat'in sakladığı mektubu,ortada yaşanan anlamsız durumun suçunun belli bir yüzdesinin de onda olduğunu unutmayalım.Eğer Yasemin mektubu görseydi,Amerika'daki Ahmet'e yazabilir herşeyi anlatabilirdi.Ahmette -Nezahat'le kozlarını paylaşmalı.
Vallahi Selma bu. Ruya gercegini ogrendiginde bence gider, "Belliydi zaten bu kizin hafif mesrep oldugu" der. Ayla ise, "Su capkin Ahmet'ten zamaninda faydalanmayan kalmadi, bir bize nasip olmadi" diyordur.
Evet, Badger, BOMBA! AHmet'in Paris gunluklerini yayinliyorum:
"Sevgili Gunluk. Bugun de annemleri arayip, Kibriscik'taymis gibi vicdan yaptim. Oysa Paris sokaklarinda fildir fildir dolasmaktayim. Burada cok iyi bir avukatlik firmasinda ise basladim. Artik paraya para demiyorum. Yedigim onumde, yemedigim arkamda. Hele kizlar. Hele kizlar. Bir de deli gibi evlenmeyi dusunuyordum. Ne kafasizmisim. Paris'in kizlari etrafimda pervane. Bu mektup isi zor olmakta velakin. Buradan mektubu yaz, Bolu'daki arkadasina yolla, o da oradan onu Istanbul'a postalasin. Olsun. Annem-babam biraz uzulsunler. Yasemin kancigi da uzulsun, kahrolsun, Oyle bir insanim, insanlara aci cektirmek hosuma gidiyor. Hihhahahahahhhaaaa Hiihahahahahaha!"
Ooo Pimolisa, Selma'ya kalsa, Ahmet'i AYla'yla nisanlandiklari gun gerdege sokardi. Kadindaki Ayla aski bir baska. Tabii caktirmasa da, Yasemin korkusu da had safhada. Ben Selma'nin bakis acisini anliyorum aslinda. Simdi durum su: Oglun bir kiza bir anda asik oluyor, onun icin pek munasip buldugun nisanlisini tak diye terkediyor. Kizin ailesiyle kavgalisiniz. Kizla da bir alakan yok. Sonra oglun kiz ugruna evden ayriliyor, babasiyla ayri dusuyor, kavga ediyor, hatta mahkemede babasina karsi savunmada yer aliyor, en sonunda ona cok agir konusuyor, babasi kalp krizi geciriyor. Oglunun tum bunlari ugruna yaptigi kiz, senin oglun babasinin sagligi icin 1-2 hafta uzaklasir uzaklasmaz, gidip baska birisiyle evleniyor. Hemen bir de cocuk yapiyor. Oglun kahrindan eriyip akiyor ve kendini daglara vuruyor. Yillar sonra guc bela donmeye ikna olunca, simdi bu evli ve cocuklu olan kadin, ilk is, yine oglunun karsisina cikip, kafasini karistiriyor. Ben de olsam, ben de sevmezdim Yasemin'i. Tabii butun bunlar o gece yaptigini affettirmez. Ben de morarmasini hararetle bekliyorum.
Aslında haklısın bu yönden de bakmıştım ama genede Ayla konusunda çok ısrarcı olduğunu düşünüyorum. Yaseminle olmasın ama Ayla ile de olmasın. Ne kadar isteksiz ve üzgün olduğunu görmüyor mu?:img-cool2
Dizice ve Lin anlattıklarınıza ek yapmak istiyorum. Bence bir de kıskanıyor. En baştan beri hem de. Michelle'i neden kıskanmadı? Ayla'yı neden kıskanmadı? Çünkü onlar direk olarak ana-oğul aşkına tehdit içeren unsurlar değil. Çok dış kapının mandalı gibiler bu babda. Kola takılıp gezdirilecek ama Ahmet'in ruhunun ve şihvetli vücudunun kıvrımlarına nüfuz edemeyecek tipler. Sorun salt toplumsal konumunu yakıştıramamak değil. Selma Yasemini taktı, bu aşkı da taktı bence. Çünkü hissetti, (kadınlar bilir, hisseder)daha en baştan, nişanlısını Fransa'ya yolladıktan sonra bile yüzünde gülücüklerle, hiç de ayrılmışa ve bu ayrılığa üzülmüşe benzemeyen bir suratla oğlunun ortalıkta dolaşmasına neden olan bu kıza ve bu aşka taktı. Kıskandı yani.:img-icecr
Selma ,Yasemin'i hiç ciddiye almadı.Aileyi hakir gördüğünden kızlarını da küçümsedi.Çemberin dışında kalmayı tercih etti.Ama Rüya gerçeğini öğrendiğinde yıllardan beri bu aşkı ciddiye almamanın nelere mal olduğunu öğrenecek.Yasemin'in Selma'nın karşısına dikilip,"hastaneye geldiğim gün torununuza hamileydim" demesi gerek!Ahmet-Selma düellosundan çok Yasemin-Selma düellosunu tercih ederim.
Ve, Selma'ya yüklenelim ama baygın Nezahat'in sakladığı mektubu,ortada yaşanan anlamsız durumun suçunun belli bir yüzdesinin de onda olduğunu unutmayalım.Eğer Yasemin mektubu görseydi,Amerika'daki Ahmet'e yazabilir herşeyi anlatabilirdi.Ahmette -Nezahat'le kozlarını paylaşmalı.
Selma konusunda yüzde yüz haklısın. Yasemin'i görüştürmemesi dışında, başından beri çok tepkiliydi. Nezahat ise çoğunlukla Yasemin'in tarafındaydı..yani Rıza'dan korkmadığı zamanlarda. Sadece mektubu sakladı ki Yasemin isteseydi Defne'den öğrenebilirdi adresi. Yasemin'in demişti ya:
-Aramamı isteyip istemediğinden bile emin değildim...Yani Selma ile Nezahat'i aynı kefeye koymayalım.
Dizice ve Lin anlattıklarınıza ek yapmak istiyorum. Bence bir de kıskanıyor. En baştan beri hem de. Michelle'i neden kıskanmadı? Ayla'yı neden kıskanmadı? Çünkü onlar direk olarak ana-oğul aşkına tehdit içeren unsurlar değil. Çok dış kapının mandalı gibiler bu babda. Kola takılıp gezdirilecek ama Ahmet'in ruhunun ve şihvetli vücudunun kıvrımlarına nüfuz edemeyecek tipler. Sorun salt toplumsal konumunu yakıştıramamak değil. Selma Yasemini taktı, bu aşkı da taktı bence. Çünkü hissetti, (kadınlar bilir, hisseder)daha en baştan, nişanlısını Fransa'ya yolladıktan sonra bile yüzünde gülücüklerle, hiç de ayrılmışa ve bu ayrılığa üzülmüşe benzemeyen bir suratla oğlunun ortalıkta dolaşmasına neden olan bu kıza ve bu aşka taktı. Kıskandı yani.:img-icecr
bu konuda haklı olabilirsin çünkü gerçekten anneler oğullarını kıskanır gelinlerinden bu bir gerçek
ama yinede ben siyasi düşünce farkının daha etkili olduğunu düşünüyorum
ünkü iki aile içinde siyaset önemli
mesela şevketle rıza çocukluk arkadaşıydılar neden görüşmüyorlar artık
yani ben sadece kıskançlıktan kaynaklandığını düşünmüyorum ama payının olduğunu da inkar edemem
ama denizzzz ölmessssssssssssssssssssssin
Ahmet'in Paris Günlükleri basına sızdırılmış öyle mi :icon_whis :img-hyste: Ailesi bir duyarsa yaktılar çırasını:img-cool2
Paris'te villası
Cafcaflı arabası
Her gün barlarda gezer
Bu Paris Hovardası :img-in_lo
Sonunda dinlemek zorunda kaldığım bu şarkı bir işe yaradı :img-hyste:
Tum dizi boyunca, Ahmet'e kil oldugum bir sahne vardi. Michelle'i postaladiktan sonra, mutlu mutlu kahvalti yaparken, annesi Michelle'in ayriliktan sonra iyi olup olmadigini sordu. Ahmet de "E ayriliklar kalpler kirilmadan olmuyor" gibi bir sey soyledi. O zaman dedim, bu laf donup seni isiracak. Kizin kalp agrisini bu kadar hafife alma. Sonucta yillarca cikmissiniz. Daha 2 gun once evlenme teklif etmissin kiza. Ama bu kadar da bedel odesin dememistim yani.
Selma bana fena halde, etrafimdaki anneleri hatirlatiyor. Benim annem degil. Ama ben Selma gibi annelerin cok yogun bulundugu bir ortamda buydum diyelim. Her seyi onlar bilir, evi onlar cekip cevirir, cocuklarina durmadan ne yapmalari gerektigini soyleme haklari vardir. Ama tum bunlari aslinda sevgilerinden yaptiklarina inanirlar. Yalan da degil, cocuklarini her seyden cok severler. Ama biraz da onlara "proje" gibi bakarlar. Okulda basarili olmasi zorunlu, iyi ve zamanli bir evlilik yapmasi "zorunlu". Bunlari yaparken cocuk otomatik olarak mutlu olacak saniyorlar sanirim. Baskalarina hak gordukleri hatalari, cocuklarinda kabul edemiyorlar. Sen bundan daha iyisini yapabilirsin, sen benim cocugumsun zihniyeti var. "Benim" burada anahtar kelime. Boyle anneler, basarili cocuklar yetistiriyorlar; ama mutluluk ayri. Sevket gibi bir babalari olmasaydi, Ahmet de, Defne de cok ruhsuz yetisirlerdi. Neyse ki evde, Sevket ve Sevim gibi yumusak mizacli, sevecen insanlarla buyumusler. Selma sonra da sitem ediyor, sen hep babanla konusursun, diye Ahmet'e. Sor bakalim niye. Yine de Selma'yi seviyorum diyelim. Arkadaslarimin Selma kilikli annelerini de severdim. Hani evlerinde buyuduk biraz.
Selmanın gözümdeki bariz handikapı, Ben herşeyin en iyisini ve en doğrusunu bilirim tavrı...Ben bildiklerim ve söylediklerim en doğrusudur...
Teoride haklı olduğu konular var, dediğim gibi teoride, çok keskin hatlarla bunu belirliyor, bunu kendisi için uyguladığında haklı çıkmıştır, o yüzden buna inanmıştır...
Ancak kendi doğruları pratikte özellikle çocuklarında pek işlemiyor...Ben şunu şöyle yapmam, bunu doğru bulmama dediğin herşeyin mutlaka ama mutlaka tam ortasında kendini yaparken ve söylerken bulabilirsin..
Selma da bunu yaşayacak..
selmanın bu tavrının yanında samimiyetsiz bir insan, özellikle çocuklarına karşı, Aylayla Sevime maşaallah bıcır bıcır ve verici...Biraz çocuklarına Defneye olan son tavrında bu samimiyetsizliği biraz kırıldı...
Ama Ahmeti çok yıprattı diyebilirim...Oğlu orada bir şeyler konuşmaya çalışıyor ama o orada put gibi durup, aman mevzuuyu açmasın diye içten içe dua ediyor..
Onun Yaseminin ilk biz Ahmetle ayrıldık derken üzgün olan yüzüne karşı, duyduğu bu habere neredeyse kahkahalar ile gülmemek için zor tuttuğu sahnede çıldıracaktım..:dito
Bomba evin ortasına düştüğünde Selma'nın ağzı Yaso nişana geldiğindeki gibi açık kalacak kesin. Hatta ben abartıp, o soğuk ve kontrollü Selmanın şok etkisiyle kendini koyverip bayılmasını falan da beklerim de o sırada muhtemelen Şevket kalp krizi geçireceği için yine kendini toplayıp, Şevket'e doktorluk yapmaya başlayıp, bu olayı da böylece geçiştirerek atlatır. Hep öyle yapıyor zaten. Pabucumun -durun ben doktorum'u.
Dizice ve Lin anlattıklarınıza ek yapmak istiyorum. Bence bir de kıskanıyor. En baştan beri hem de. Michelle'i neden kıskanmadı? Ayla'yı neden kıskanmadı? Çünkü onlar direk olarak ana-oğul aşkına tehdit içeren unsurlar değil. Çok dış kapının mandalı gibiler bu babda. Kola takılıp gezdirilecek ama Ahmet'in ruhunun ve şihvetli vücudunun kıvrımlarına nüfuz edemeyecek tipler. Sorun salt toplumsal konumunu yakıştıramamak değil. Selma Yasemini taktı, bu aşkı da taktı bence. Çünkü hissetti, (kadınlar bilir, hisseder)daha en baştan, nişanlısını Fransa'ya yolladıktan sonra bile yüzünde gülücüklerle, hiç de ayrılmışa ve bu ayrılığa üzülmüşe benzemeyen bir suratla oğlunun ortalıkta dolaşmasına neden olan bu kıza ve bu aşka taktı. Kıskandı yani.:img-icecr
İlkel bir içgüdüye bağlıyorsun durumu yani: Oğlan annesinin gelin kıskançlığı?
bu mit, bitmez...belki de doğrudur..Ben pek öyle olduğunu sanmıyorum..
Benim düşünceme göre, Selma kendi doğrularında yaşayan ve bunu etrafındakilere de empoze etmeye çalışan bir kadın...Kategorileri ve normları var..Buna uymayan bir faktör oluştuğunda bunu yok sayıyor, küçümsüyor, olmaz diye kesin tavır koyuyor...
Bir keresinde kendi evlenme hikayesini anlatmıştı..Şevketin annesiyle birbirlerini ne kadar sevdiklerini, onu kayınvalidesinin oğluna ne kadar uygun olduğu gibi bir şeyler söylemişti..O da belli bir sebepten ya da değil Yasemini sevemedi ve tasvip edemedi ve hep bunu yok saydı...Onu oğluna uygun- pardon münasip görmedi...
Eee ne demişler? sevmediğin ot burnunun dibinde biter...Ya da yapmam etmem dediğini bir gün yapmak zorunda kalırsın...Katı çerçeveli hayat hatları şimdi paramparça olacak..Hem de yüreğine yani anne yüreğine en derinden saplanacak şekilde Ahmetin çocuğuyla...Bir laf vardır, çok tutarım...Bir çocuk sana yeniden hayatı öğretir diye..Selma da torununun varlıyla hayatı öğrenecek ve inandıklarını, yaptıklarını sorgulayacak...:img-yes:
selmadan da derin bir tez çıkar...ne dersiniz?:icon_whis
Bu arada Dizice sen Ahmetin paris Güncesini yazmaya devam et..Çok eğlenceli..Zeynopa da çok malzeme çıkar buradan..:img-hyste
ben selmaya en çok defne konusun da gıcık olmuştum
lozana gönderme konusunda
ama defne kararlıydı ve gitmedi
herkeside hizaya getirdi özellikle selmayı
bence ahmet bunu yapamadı
küsüp adaya kaçmaktan başka
ya aslında bir kere yapmaya kalktı
kaçıp evlenceklerdi onuda darbe engelledi
bahtsızım benim ya deniz ölmesinnnnnnnnnnn
Bu lafı çok sevdim Pabucumun -durun ben doktorum'u:hıh
Evet orda "Ayrılıklar kalpler kırılmadan olmuyor maalesef"demişti :icon_sorr Sonra kendi kalbi kırılmak ne kelime her gün bin parçaya bölündü heralde :icon_whis Belki de Rüya büyüyüene kadar kimse bu gerçeği bilmeyecek Ahmet ve Yaso Rüya'nın etkilenmesini istemeyecekler Ahmet'de yıllarca onun Ameeed'i olarak kalacak :icon_sorr :sad53: