Tüm Versiyonu Göster : Cengiz Han (Mongol)


elifc
09-02-08, 23:03
Cengiz Han
http://farm3.static.flickr.com/2028/1590640173_dee115a433_o.jpg
Tür: Dram
Yönetmen : Sergei Bodrov
Senaryo : Arif Aliyev , Sergei Bodrov
Görüntü Yönetmeni : Rogier Stoffers , Sergei Trofimov
Müzik : Tuomas Kantelinen
Yapım :
2007,

Almanya / Kazakistan / Rusya / ABD

Oyuncular:
Aaliyah (Oelun) ,
Tegen Ao (Charkhu) ,
Tadanobu Asano (Temuçin) ,
Ying Bai (Altın Yüzüklü Tüccar) ,
Khulan Chuluun (Börte) ,
Odnyam Odsuren (Genç Temuçin)

Konu:
Kazakistanın bu yılki Oscar adayı olan Cengiz Han, Rus, Alman, Kazak ve Amerikan ortak yapımı bir film. Moğol üçlemesinin ilk filmi olan Cengiz Han, genç Temuçin’in savaşarak esaretten kurtuluşunu ve dünyanın yarısını ele geçiren uçsuz bucaksız Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu olan Cengiz Han ünvanına sahip oluşunu konu alıyor.Film, etkileyici savaş sahnelerine sahip.

elifc
10-02-08, 17:13
14 mart ta gösterime giricek,merakla bekliyorum,filmle ilgili oldukça tartışma var,kimilerine göre Cengiz Han oldukça kötü gösterilmiş,kimilerine göre de tarihi gerçekleri yansıtmıyormuş...oldukça kaliteli bir yapım,oyuncuların çoğu Cengiz Han'ı oynayan oyuncu da dahil Japon olmasına rağmen film Moğolca,zaman zaman Çince konuşmalar da geçiyormuş...merakla bekliyorum...

elifc
11-02-08, 17:04
filmin diğer bir posteri


http://img.ctb.ru/films/film00025/0_mongol_tizer_06_b.jpg

sbuffy
13-02-08, 13:43
http://img146.imageshack.us/img146/6311/mongolhorseqd2.jpg

filmin tarihi gerçekleri saptırdığı yorumlarına pek katılamıycam.zira filmde temuçinin küçük yaşta evleneceği kızı seçmesi,dönüş yolunda babasının zehirlenip öldürülmesi,kabilede babasının adamının onun reisliğini kabul etmemesi ve temuçini esir alması,evlendiği kızın kaçırılması ve temuçin eşini kurtardığında kadının hamile olması,camuhanla arkadaşken sonra düşman olmaları... gibi değinilen tüm noktalar gerçeklerle örtüşüyor.

filmde şahsen cengiz hanın kötü gösterildiğinide düşünmüyorum.aksine tarih derslerinde gördüğümüz kadar zalim değildi.ama savaş sırasında kan efektlerini fazla abartmışlar.bu kısımlar tarantino filmlerini andırıyordu.

sbuffy
14-02-08, 17:40
http://img146.imageshack.us/img146/466/mongoltc8.th.jpg (http://img146.imageshack.us/my.php?image=mongoltc8.jpg)

dizi_maniac
21-02-08, 14:58
filmde şahsen cengiz hanın kötü gösterildiğinide düşünmüyorum.aksine tarih derslerinde gördüğümüz kadar zalim değildi.ama savaş sırasında kan efektlerini fazla abartmışlar.bu kısımlar tarantino filmlerini andırıyordu.

Seninle aynı görüşteyim sbuffy:img-yes:
Moğol imparatorluğunun kurucusu Temuçin'in , batının genelde tanımladığı gibi: gözünü kan bürümüş psikopat bir barbar olmadığını ve o dönemin şartlarına göre vizyon sahibi bir lider olduğunu MOGOL filmi gayet iyi anlatmış.
Kanlı sahnelere gelince ; Hayatı savaşlarla ve savaş meydanlarında geçen birinin biyografisinde "kanlı efektlerin" eğreti durduğunu düşünmüyorum.
Temuçin/Cengiz Han 'da bol kan olmayacakta, nerede olacaktı?:img-wink:

Kazakistan'ın oscar adayı filmi gerçekten eli yüzü düzgün bir film.
Günün birinde bizimde, zengin tarihimizden bir kesit veren, böylesi görsel şölen bir filmi akademi-adaylıkları arasında görebilmek adına beni imrendirdi...:icon_sorr


.

nessa
23-02-08, 17:35
Filmin fragmanlarını ve bazı kısımlarının videolarını izledim.Güzel bir filme benziyor.Tam benlik.Özellikle savaş sahneleri etkileyici.

elifc
09-03-08, 00:45
filmi daha izlemedim ama fragmanlarını izlerken ,yorum kısmına bakıyım dedim orda moğol ,çinli ve diğer milletlerden izleyenlerin yorumlarını okudum....cengiz hanı çok iyi bilenlere göre yanlış bilgiler varmış

mesela filmde cengiz hanın esir düşmesiyle ilgili sahneler var ama gerçekte bunlar yaşanmamış,cengiz han hiç bir zaman esir düşmemiş...

sbuffy
09-03-08, 10:29
elifc
filmdeki gibi olmasada temuçinin kabilesi tarafından esir tutulduğu ve kabileden birinin yardımıyla kaçtığına dair bilgiler var

sbuffy
14-03-08, 10:59
Cengiz Han - Mongol

http://www.ntvmsnbc.com/news/282064.jpg

Moğolistan-Kazakistan-Almanya-Rusya ortak yapımı film, genç Timuçin’in savaşarak esaretten kurtuluşunu ve dünyanın yarısını ele geçiren uçsuz bucaksız Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu olan “Cengiz Han” unvanına sahip oluşunu konu alıyor.

Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ı anlatan ve “Moğol” başlıklı üçlemenin ilk halkası olan “Cengiz Han-Mongol” vizyona girdi. Sergei Bodrov’un yönettiği filmde, Tadanobu Asano, Aliya ve Tegen Ao başlıca rolleri üstleniyor. Arif Aliyev’in eserinden beyazperdeye aktarılan filmin senaryosunu Sergei Bodrov kaleme aldı

Filmin konusu şöyle:
Esugei Kağan, 9 yaşındaki oğlu Timuçin ile Moğol bozkırlarında Merkit boyuna gelin seçmeye giderler. Böylece Esugei Kağan, Merkitler ile yıllarca süren düşmanlığa bir son verip barış sağlayabilecektir. Ancak, Timuçin yolda dinlenmek için durdukları bir kabileden eşini seçer. Bu durum Merkitler ile yapılacak barışa engel olur.

Geri dönerken düşmanları tarafından zehirlenen Esugei ölür ve Timuçin kabilenin başına geçer. Timuçin ve ailesi geniş bozkırlarda göçebe hayatı yaşarlar, avlanarak yaşamlarını sürdürürler. Kabilenin yeni kağanı olan Targutai, ileride kabilenin kağanı olacak Timuçin’i öldürmek ister. Ancak Moğol halkının kurallarına göre bir çocuk asla öldürülmez. Bunun için Targutai onu esir alır ve öldürmek için büyümesini beklemeye başlar...

kaynak:ntvmsnbc

deadly_angel
15-03-08, 18:33
Farklı Bir Cengiz Han!

Tarihi figürler ile onlar hakkında yazılan kitaplar, çizilen resimler ve çekilen filmler arasında hep farklar olmuştur. Figürün şöhreti fazlaysa aradaki fark da artar. Zira, bu figür, yaşadığı toplumu aşıp tüm dünyanın belleğinde yer edecek kadar ünlüyse, epey de düşman kazanmıştır. Dolayısıyla aradan geçen zaman diliminde dostun düşmanın ortaya koyduğu eserler de farklılaşır.

Figürümüz Moğol İmparatarloğu’nu kurup Dünya’nın en büyük fetihlerine imza atan Cengiz Han. Resmi tarihi hep kazananların/hayatta kalanların yazdığından hareketle Batı dünyasında kendisinden “barbar” diye söz edilmesine, kendi coğrafyasında ise milli kahraman olarak kabul görmesine şaşmamalı.

Yazımıza böyle bir giriş yapmamızın nedeni, Kazakistan’ı bu yılki Oscar’larda temsil eden filme yöneltilen en ciddi eleştirinin de bu noktayla alakalı olması. Filmin senaryosu, tartışmalı Rus tarihçi Lev Gumilyov’un eserlerinden esinlenilerek yazılmış. Gumilyov, tartışmalı biri çünkü resmi tarihin dışına sapan düşüncelere sahip. “Yeni Avrasyacılık” olarak bilinen akımın öncüsü ve ilgi alanı Asya’da kabile hayatı süren kavimler..

Durum böyle olunca, Batı’da öğretilen “Cengiz Han” ile filmdeki “adam” arasında dağlar kadar fark var. “Gittiği her ülkede, ordusunun yağmalamalarına izin veren, önüne gelen her kadına bizzat tecavüz eden, böylece sayısız çocuk yaparak tohumlarını Dünya’nın yarısına saçan adam” gitmiş, yerine “kaçırılıp hamile bırakılan karısına ve ondan doğan çocuğa sahip çıkan, o dönemde görülmemiş şekilde kadını için savaş açan, düşmandan elde ettiği ganimeti askeriyle paylaşan, eşitlikçi, onuru için yaşayan, ermiş suratlı bir zat” gelmiş.

Asya’da geniş bir coğrafyada bölünmüş halde yaşayan Moğol kabilelerinden İmparatorluk yaratan bir askeri deha, bir toplum mühendisi olduğunu düşmanları bile inkar etmiyor zaten. Lakin filmde çizilen karakter, “iyi bir insan” portresinin de ötesinde, sanki ilahi özellikleri bulunan biri. Takatı kesildiğinde bile kılıcı kendi kontrolünün dışında düşmanlarını doğruyor, Budist rahipler onu rüyalarında görüyor, Tengri/Gök Tanrı’dan bile korkmuyor; kendi deyimiyle tüm Moğollar arasında “istisna” bir tip.

Bu seçilmiş kişinin, küçük bir çocukken kendisine eş seçmesiyle başlıyor hikaye. Kağan olan babası düşman kabileler tarafından zehirlenince başa geçirilmek yerine öldürülme tehlikesi yaşıyor: tek başına kaçıyor ve koca bozkırlarda tam da Gumilyov’un mest olacağı şekilde doğayla yapayalnız kalıyor. “Kaçacağı yer kalmadığı için” korkmayı bırakıyor, Gök Tanrı’yı tanıyor.

Sonrasındaysa birden 30’larını çoktan geçmiş koca adam olup çıkmış bir halde perdede beliriveriyor. Bizim eleştirimiz de bu noktada başlıyor. Ünlü Japon oyuncu Tadanobu Asano’nun devreye girdiği bu yetişkin Timuçin portresi sanki çoktan Cengiz Han olmuş da uzatmaları oynuyor dedirtecek cinsten. Fazla bir aşmış, fazla bir bitirmiş. İleride Cengiz Han olacak bir adamın, tüm bilincinin şekillendiği o toy döneme, o kritik geçiş dönemine daha çok vakit ayrılsaymış keşke. Timuçin’in bu kadar iyi nasıl savaşabildiği, neden karısına bu kadar tutkuyla bağlandığı, neden tüm kabileleri birleştirme gibi bir hayalinin olduğunu bilmiyoruz. Film de buna yanıt aramak yerine daha en baştan tarafını seçiyor. Tanrısal bir “kurt bakışı”yla Timuçin’in kaderinin en baştan çizildiğini anlatıyor. O yüzden kılıcı onu yalnız bırakmıyor, o yüzden Budist Rahip onun için çölleri aşıyor, kendisinden kat be kat güçlü ordulara sahip düşmanlarını o yüzden yenebiliyor.

Yönetmen Sergey Bodrov’un bu savaş sahnelerindeki hünerini özellikle belirtmemiz gerekiyor. Oliver Stone’un Alexander’da düştüğü içler acısı durumdan eser yok. Sanki Çağrı ya da Braveheart’tan fırlamış gibi duran bu sahnelerde farklı bir estetik var. 10 yıl önce Rusya adına yarışıp kazanamadığı Oscar’a bu yıl da Kazakistan’la ulaşmaya çalışıp yine eli boş dönen Bodrov, sinematografik açıdan ustalığını konuşturmuş.

Bir parantez de Cengiz Han’ın önce kankardeşi ardından düşmanı olan Jamukha rolünde son derece çarpıcı bir performans ortaya koyan Çinli aktör Honglei Sun için açmak gerek. Asano ile birlikte oynadığı sahneler, rol arkadaşından rol çalmanın ötesinde Jamukha karakterinin Timuçin üzerindeki ağırlığını yansıtması açısından da önemli.

Bodrov’un Mongol’u Cengiz Han üçlemesinin ilk halkası olarak tasarladığını da belirtelim. Tarihe ya da biyografik filmlere meraklı olanlar, bu filmde aradıklarını büyük ölçüde bulacaklar. Zira hem çektiği filmi, hem de uğruna film çektiği figürü çok seven bir yönetmenin, hele de işinin ehliyse size nasıl bir sinemasal lezzet tattırabileceğini mutlaka gidip görmeniz lazım.

Kaynak: Beyazperde

deadly_angel
16-03-08, 22:29
"Cengiz Han": Efsaneye görkemli yorum

Cengiz Han'ın hayat hikâyesine odaklanan film, iyi çekilmiş görkemli savaş sahneleriyle öne çıkıyor. Festival izleyicilerine yabancı gelmeyecek Rus yönetmen Sergei Bodrov imzasını taşıyan yapım, Oscar adayı olmasıyla adından çokça söz ettirdi...

Epik filmler ya da biyografiler, her zaman korkutucu olmuştur benim için. Zira onların derin altyapılarını kaldırmak, her yönetmenin becerebileceği bir şey değildir. Peter Jackson, Edward Zwick gibi A sınıfı Hollywood yönetmenleri görkemli savaş sahnelerinin altından kalkıp bir epik sinema örneğinin hakkını verebilirken; biyografi çekmenin de bazı ana kurallarını yerine getiren yönetmenler az da olsa mevcuttur. "Cengiz Han"ın, "Kafkas Mahkumu" ("Kavkazskiy Plennik", 1996) ile tanıdığımız yönetmeni Sergei Bodrov da, hem hayat hikâyesini sinemasal hale getirmekte hem de savaş sahnelerini çekmekte başarı sağlamış kendi ölçülerinde... 2.35:1 sinemaskop oranı da bu gayesini boşa çıkarmamış, Kazakistan'da çok da rastlanmayan elindeki 20 milyon dolarlık bütçenin katkısıyla...

Mitolojik bir büyüme öyküsü

Öncelikle film, Cengiz Han'ın, doğum ismiyle Temuçin'in hayat hikâyesine uzanan bir üçlemenin ilk halkası. Bunun için de fazlasıyla standart bir iskelet kuruyor. Babası bir akında ölen Temuçin, yaşı 10 olduğu için tahta geçemez. Onun yerine babasının sağ kolu geçer. Bu haksızlığı sindiremeyen Temuçin, büyüyünce intikam almak üzere ant içer. Sonrasını zaten tahmin edebiliyorsunuz...

Bu büyüme hikâyesini anlatmak için, ilk olarak uçsuz bucaksız doğada yalnız kalan 10 yaşındaki bir çocuğun yaşam mücadelesine odaklanıyor Bodrov. Bunu yaparken, abartılı dramatizasyondan olabildiğince uzak durmasının yanında yalnızlık üzerine felsefe yapan açılar da kullanmıyor. Yani boş doğayı, sanat filmi iskeletine yerleştirerek derin anlamlar peşinde koşmuyor. Aksine yapısını, bu büyüme hikâyesinde 'dağ kurdu' gibi mitolojik öğelerin ve spefisik detayların üzerine kuruyor. Bu sayede filminin akıcı temposunu daha en baştan oturturken, bir yandan da inandırıcı ve rafine edilmiş bir biyografi kotarıyor.

Amerikan klasik sinemasının kalıplarını kullanması, kolay izlenen bir film olmasını sağlıyor...

Zaten bu kısmı çabuk geçerek, Temuçin'in intikam alacağı bölgeye sızmasını sağlayıp, kılıç dövüşleriyle canlar aldığını gösterdikten sonra, hemen görkemli savaş sahnelerine atlıyor. Adeta bir Hollywood filmindeki kadar görkemli olan bu sahneler sayesinde filmle kurduğumuz duygusal bağ da artıyor. Zaten Bodrov, Amerikan klasik sinemasının anlatı kalıplarını kullandığı yönetmenlik stili ve dramatik yapısıyla, baştan itibaren Temuçin ile bağ kurup onun başarılı olmasını istememizi sağlıyor. Hikâye beklentileri boşa çıkarmayacak şekilde ilerlerken, katharsis yaptırmanın keyfini de arkasına alarak, 'kötü'lerle mücadelesinde baş başa bırakıyor izleyicisini...

Filmin başarısı da 120 dakikalık sürede aşağı yukarı 10-15'er dakikalık 3 savaş sahnesiyle rahat izlenir bir yapıya kavuşmasında yatıyor. Belki de 5'den fazla kamerayla çekilen bu sahneler, filme de belli bir akıcılık katıyor. Bunu yaparken intikam, azim, iktidar gibi bu tür filmleri sevenler için olmazsa olmaz kavramları da öne çıkarıyor. Tabii Kurosawa'nın samuray filmlerine saygı gösterirken, onların Shakespeare oyunlarından esinlenen dramatik yapılarına yanaşmıyor. Aksine bir Amerikan epik filminin giriş-gelişme-sonuç bölümlerini iskeletine yerleştiren bir yapım olarak keyifli bir sinema seyirliğine dönüşüyor. En önemlisi de yapısıyla 'Oscar Adayı Nasıl Olunur?' sorusunu cevaplıyor oluşu...

Kimler İzlemeli?
Epik filmleri sevenler.
Tarihi kişiliklere ilgi duyanlar.

Kimler İzlememeli?
Tarihi filmlerden nefret edenler.
Yıllar öncesine ait kostümlü karakterler görünce geri çekilenler.

Kaynak: Sinema

erten07
18-03-08, 12:37
Usta işi bir film: “Cengiz Han”

Zamanımızda Allah’a şükürler olsun dünyanın bütün köşeleri Cengiz Han’ın şanlı hanedanının hakimiyetindedir. Filozoflar, alimler ve tarihçiler hangi din ve milletten olursa olsun onlar sayesinde burada toplanır. Çinli, Maçinli, Hintli, Kaşmirli, Tibetli, Uygur ve diğer Türk kavimler, Araplar ve Franklar bu muhteşem sarayda tercümeler yapar, yazılanları kopya ederler ve kendi halklarına götürürler.”
Bugün dahi Moğol deyince insanlar hâlâ titriyor ama 13’üncü asrın muhtemelen Yahudilikten ihtida etmiş ünlü tarihçisi Reşidüddin, İran İlhanlı sarayında kaleme aldığı “Cami-ut Tevarih” adlı eserinde böyle diyordu.
Cengiz Han 13’üncü asrın ilk çeyreğinde büyük bir Asya imparatorluğu kurmuştu; oğulları ve torunları daha da ileriye gittiler. İstilaları çok şiddetli, süratli, karşı konulmazdı. Gaddarca tahrip ediyorlardı. Ama sonrasında bir barış doğdu; Avrupa ortasından Çin’e kadar emniyetli seyahat ve ticaret, Çin’in sanatlarının İran’a taşınması, Hindistan’ın zenginliklerinin neredeyse İsveç’e ulaşması gibi yeni bir dönem açıldı.

Moğolca konuşuluyor

Cengiz Timuçin 1162’de fakir bir Moğol reisinin (Kağan), Yesugey Bahadır’ın oğlu olarak doğdu. Her şeyini kaybetmişti ama 1206’da sadece kendi Moğollarının değil, civardaki Sibir, Türk kavimlerin de büyük hanı ilan edildi. Kendisine bağlı olanlar ona “Cengiz” yani sonsuz deniz adını verdiler. Fetihlerine devam etti. 1227’de “Cihangir” olarak öldü.
Moğolların kanlı ilerlemesini en çok dehşetle tasvir edenler Horezim ve İran’ın Fars ve Türk tarihçileri ve bilhassa Kiev Rusya’sının ve Bizans’ın vakayinameleridir. Yukarıdaki Reşidüddin’in aksine yazan bu tarihçileri dünya hâlâ dinliyor, aslında her iki tarafın da hakkı var.
Son kuşağın başarılı rejisörü Sergey Bodrov, Cengiz Han üzerine bir üçleme çeviriyor, ilki “Cengiz Han” gösterime girdi. Filmde orijinal dil yani Moğolca kullanılıyor, başroldeki oyunculardan Tadanobu Asano bir Moğol, Honglei Sun ise Çinli. Yapımcı kadrolar Kazakistan, Rusya ve Hollanda’dan; film Çin, Moğolistan ve Kazakistan’da çekilmiş.

Bizdeki filmlerde uzman yok

Peşinen söylemek lazım: Hem çarlık hem de Sovyet devrinde Rusya tarihinin kabusu olarak nesillere ezberletilen Cengiz Han’a, bu kadar yakından bakmayı bilmek bir başarıdır. Bundan başka Hollywood tipi John Wayne’in oynadığı “Cengiz Han” filmini bu kadar alaşağı etmek ancak Pasolini, Visconti gibi tarih bilgisi derin bir entelektüel sinema adamına hastır.
Bir kere muhteşem bir görüntü uzmanlığı ve seçimi var; o coğrafyayı insanları ile bütünleştirerek sunmak az marifet değil. İkincisi, etnografik ve tarihi malzemenin titizce değerlendirilip kullanılması söz konusu, mamafih bu konuda Rus biliminin payı büyük. Bizim rejisörlerimiz tarihi film çevirirken böyle uzman bir kadro bulunamıyor.
Başarılı oyunculuk sadece Rusya’ya mahsus değil, bu filmde tanımadığımız Asya ülkelerinden, uzak ırklardan parlak oyuncular çıktığı görülüyor. Nihayet Rus sineması da kungfu filmlerine ve Hollywood’un “vur kırı”na daha fazla direnemedi. Cengiz Han’ın çocukluk yıllarına ait bu filmde bu değişim açıkça görülüyor. Nihai zaferi elde ettiğinde Timuçin’in kankardeşi Camoko’ya ne yaptığı tarih açısından çok ilginç.
Yüksek bir teknoloji, müthiş bir çekim ustalığı ile bir araya gelmiş; tarih ve etnoloji bilgisi yerli yerinde, sinema sanatının zamanlarına uymayı bilen bir Rus rejisör var. Ama ümit edilir ki üçlemenin ikinci ve üçüncü kısmında daha değişik bir üslup gelir çünkü Cengiz Han’ın bundan sonraki hayatı Asya tarihinin ta kendisidir.
Her halükarda mutlaka keyifle seyredilecek usta işi bir film, az bulunur.

sbuffy
20-03-08, 16:57
Bu da bir başka 'imparatorun yürüyüşü'

Sergei Bodrov'un üçlemesinin ilk filmi olan 'Cengiz Han', Moğol imparatorunu çocukluk yıllarından alarak ilk büyük zaferine kadar olan süreci anlatıyor. Görkemli savaş sahneleriyle dikkat çeken yapım, acımasızlığıyla ünlü Cengiz Han'ı sevdiği kadının ardından giden bir adam olarak ele almış

O uçsuz bucaksız ve de verimsiz steplerde bir kadının ayakta durmasının ne kadar zor olduğunu 'Tuya'nın Evliliği'nde görmüştük. Peki ya aynı güzergâhta bir cihan imparatorunun yürüyüşü nasıl olurdu? Ya da nasıl olmuş? Bu sorunun cevabını da, bir üçlemenin ilk adımı olan 'Cengiz Han'da (Mongol) eni konu bulabiliyoruz. Bizde daha çok 'Dağların Mahkûmu' adıyla gösterilen 'Kavkazskiy plennik'le tanınan Rus yönetmen Sergei Bodrov'un imzasını taşıyan film, geçen ay içinde dağıtılan Oscar'larda 'En iyi yabancı film' dalındaki beş adaydan biriydi. Kazakistan adına boy gösterdiği Oscar yarışından eli boş dönen çalışma, Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın hayatına çocukluğundan itibaren eşlik ediyor ve kazandığı ilk büyük savaşa kadar yolculuğunu sürdürüyor. 120 dakikalık yapımda Bodrov, ele aldığı karakterin hayatındaki kimi köşe taşlarını aktarırken son derece sade, ama iş savaş sahnelerine gelince de epik bir anlatım tutturmuş.
Film 1162 doğumlu Cengiz Han'ı, dokuz yaş civarında küçük bir çocukken karşımıza getirerek başlıyor hikâyesine. Küçük bir Moğol kabilesinin lideri olan Esugui'nin oğlu Timuçin, gelenekler gereği ileride evleneceği kadını henüz o yaşlarda seçmek durumundadır. Zeki ve biraz da başına buyruk bir çocuk olan Timuçin, henüz yolun çok başındayken kendi kaderini kendi tayin eder. Babasının, Merkitlerle olan eski hesaptan dolayı bir Merkit kızıyla evlenmesini istemesine rağmen o, mola verdikleri yerde beğendiği Börte'ye vurulur.

Tarkan misali...
Kendisinden bir yaş büyük olan bu minik kıza "Bekle beni, bir gün gelip seni alacağım" sözünü veren Timuçin, bir anlamda hayatı boyunca hep bu sözü gerçekleştirmek için uğraş verir. Babasının Tatarlar tarafından zehirlenmesinin ardından kendi kabilesinde yaşanan küçük çaplı iktidar savaşında Targutai'ye karşı ilk raundu kaybeden minik Timuçin, hem iklimin, hem de insan ilişkilerinin son derece sert estiği bir coğrafyada, ileride koca ordulara hükmedeceği kişiliğini kazanmaya başlar. Her mücadele, her çarpışma onun için yeni bir adımdır. Targutai'nin esaretinden kaçar, dağlarda tek başına büyür (aslında bir kurtun gözetiminde diyebiliriz; bu da ister istemez aklımıza Sezgin Burak imzalı 'Tarkan'ı getirdi film boyunca). Gençlik dönemine gelince de önce gider Börte'yi bulur ve yanına alır, sonra da savaşımına başlar...

Geleneklerine başkaldırıyor
Bugünden bakıldığında Cengiz Han nasıl bir kişilik; eldeki veriler hâlâ net bir profile ulaştırmıyor bizleri. Batı kültürü açısından ona 'barbar' nitelemesinde bulunulduğunu biliyoruz. Keza Irak, İran gibi ülkelerin yeraldığı bir kültür ikliminde de Cengiz'e bugün iyi gözle bakılmıyor. Sergei Bodrov'un, geçmişte de birçok işe beraber imza attıkları senaristi Arif Aliyev'le birlikte kaleme aldıkları senaryo ise, bütün bu tartışmaları en azından bu film boyutunda görmezlikten gelip yalnız ve kararlı bir adamın mücadelesine ve yükselişine eğilmeyi uygun görmüş.
Örneğin yakın zaman önce NTV'de izlediğimiz ama Cengiz Han'ın hayatına bütünüyle bakan belgeseldeki yaklaşımın izlerini en azından 'üçleme'nin bu ilk adımında göremiyoruz. Bodrov'un filmindeki Cengiz, ne acımasız bir komutan, ne de önüne geleni yakıp yıkan bir barbar. Aksine o geleneklere başkaldıran, Moğol kültürü içinde çok da önemsenmeyen kadınlara çok özel bir değer atfeden, hatta ve hatta aşkı için herşeyi göze alan bir adam. Öyle ki, daha sonra Merkitler tarafından kaçırılan ve muhtemelen hamile bırakılan eşine tekrar kavuştuğunda sonsuz bir mutluluk duyan bu adam, Börte'nin karnında taşıdığı çocuğun kimden olduğunu sorgulamaksızın kendi velayetine alıyor ve ileride onu iktidarının bir parçası haline getiriyor.
Öte yandan hayat hikâyesi içinde son derece önemli bir figür olan ve bazı kaynaklara göre aralarında eşcinsel bir ilişkinin bulunulduğu kankardeşi Camoka'yla olan dostluğu ve savaşı da, filmde gayet dengeli ve mesafeli ele alınmış. Bu arada, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte yeniden eski efsanelerine kavuşan ve resmi paralarından uluslararası havalimanlarına kadar birçok yerde Cengiz Han motifini öne çıkaran günümüzün Moğolları ise bu filmden rahatsız olmuş. Rahatsızlığın nedeni de filmin tarihi gerçekleri saptırması ve Moğolları aşağılamasıymış. Bu yakadan bakıldığında böyle bir sonuca varmak elbette zor ama özellikle Timuçin'in karısı Börte'nin art arda gelen ihanetlerin ardından kocasına Moğollara güvenmemesi konusunda verdiği öğütler ve ait oldukları topluluğun yağmacı özelliklerine yapılan vurgu, kuşkusuz 'torunları' üzmüştür. Bu arada Cengiz Han'ın ele geçirilen yerlerdeki ganimetin askerler arasındaki adaletli paylaşımına ilişkin yaptığı açıklamaların yanı sıra kanunları da, filmin tarihi gerçeklerle örtüştüğü yerler olsa gerek.


Karizmasıyla damga vuruyor
Oyunculuklara gelince, Japon aktör Tadanobu Asano, Cengiz Han'da filme karizmasıyla damgasını vuruyor. Keza Çinli Honglei Sun da, Camoka'da gayet başarılı. Börte rolündeki Khulan Chuluun güzelliği ve zarafetiyle öne çıkıyor. Ama filmi aslında önemli kılan savaş sahnelerindeki başarısı.
'Cengiz Han'daki kalabalık ve görkemli sahnelerin 'Gladyatör' ya da 'Yüzüklerin Efendisi'nden aşağı kalır yanı yok.
Sonuç itibarıyla tartışmalı bir tarihi kişiliği, insani zaaflarıyla karşımıza getiren film, haftanın en önemli seçeneği. Çekimleri Moğolistan'dan çok Kazakistan ve Çin'de gerçekleştirilen bu 20 milyon dolarlık yapımı kaçırmayın derim.

kaynak:radikal,Uğur Vardan

sbuffy
25-03-08, 13:18
Haftanın en başarılı girişi sürpriz oldu: “Cengiz Han”

Bu hafta tam 5 film gösterime girerken, bu filmler içinde yer alan ve oldukça iddialı olan “Meleğin Sırları” ve “Miras” gibi yerli filmler başarılı olamadı. Bunun yanında Kazakistan’ın bu seneki Oscar adayı olan “Cengiz Han” oldukça mütevazi bir şekilde gösterime girmesine rağmen 4. sıradan listeye girmeyi başardı.....


Haftanın en başarılı yeni girişi olan “Cengiz Han” sadece 42 salonda gösterilmesine rağmen 33 bine ulaşarak salon başına 804 izleyici ile en başarılı film oluyor. Rusya’da 6.5 milyon dolar, Ukrayna’da 500 bin dolar hasılat ile oldukça başarılı olan filmin diğer ülkelerde gösterimi devam etmekte ve henüz Amerika’da gösterime girmedi....

kaynak: sinema.com,Ali Birant