Tüm Versiyonu Göster : Gaye Boralıoğlu


sedefHP
03-06-06, 21:16
Hırsız Polisn senaristlerinden..Daha önce neşe şen ile bir istanbul masalı ve zerdanın da senaristliğini yapmışlar..
Ben diziye bayıldığım için doğal olarak senaristleride çok seviyorum ve yazım tarzlarını çok beğeniyorum..

sedefHP
03-06-06, 21:19
İşte neşe şen ile birlikte bir reportajı...

Seyirciyi çok fena köşeye sıkıştırdık
Gözünü sevdiğimin televizyonu, nelere kadir! Dizi aşkları yüzünden memleket ikiye bölündü. Herkes esas kız ya da oğlanın kime varması gerektiğini konuşuyor; mevzu ana haber bültenlerine taşıyor. Kanal D'deki Hırsız Polis, seyredenlerini vuslat konusunda merakta bırakıyor. Dizinin Çınar'ı (Timuçin Esen) ve Mavi'si (Özlem Düvencioğlu) geçen hafta ekranın en beğenilen çifti seçildi. Biz bir başka ikiliyle, dizinin asıl yaratıcılarından Neşe Şen ve Gaye Boralıoğlu'yla birlikteyiz.

Ne yapıyordunuz fikir çıktığında; piknikte miydiniz, duşta mı? Hikaye nasıl, niçin ve kimden çıktı?

Neşe Şen: Hırsız Polis'in özgün hikayesi, Gaye'nin. O cevap versin.

Gaye Boralıoğlu: Ben Hırsız Polis fikrini oluştururken uyuyordum. Daha doğrusu uyuyamıyordum. Biraz uyku problemim var ama yıllar içinde bunu bir avantaja dönüştürmenin yolunu buldum. Yatakta dönüp dururken hayaller kuruyorum, fikirler buluyorum. Ama tabii temelde güçlü çatışmaların, gerçek imkansızlıkların olduğu, hayati sorunların insanları sıkıştırdığı köşelerde neler olabileceğinin araştırıldığı, sıradışı, ilginç ama yaşayan karakterlerin canlandığı, adaletin, fakirliğin, aile kavramlarının sorgulandığı bir 'hikaye' anlatma ihtiyacı vardı. Fikri ben buldum ama ekipçe geliştirdik.

Kim hangi karakteri yarattı, kim kimi isimlendirdi?

N.Ş: Özgün hikayede temel kahramanlar vardı zaten: Hırsız kız, polis, çete şefi, kumarbaz abi, çocuklar. Hikayeyi geliştirirken yan karakterler ekledik. Ama kim hangi karakteri ekledi, hatırlamak zor. Bazı karakterler oyuncuya göre geliştirildi. Bir İstanbul Masalı'nda Vahide Gördüm'le çalışmıştık, mükemmel bir anne olmuştu. Onu eski bir konsomatris yapmaya baştan karar vermiştik. Bazı karakterler ise sonradan doğdu. Mesela Dursun. Aksak'ı geliştirirken yarattık onu. Karakterlerin isimleri ise bütün ekip tarafından kondu. Biz Hırsız Polis'i beş kişi yazıyoruz. Bizim dışımızda Şerif Erol, Gülden Çakır ve Emine Algan var. Çete elemanlarının çoğunun isim babası Şerif Erol. Aksak, hikayenin başında Çolak'tı, sonra fiziksel özürüyle birlikte adı da değişti...

G.B: Mavi'nin adı da jeneriğimizi çeken Ümit Kıvanç'ın Naze isimli belgeselinden geldi.

SEYİRCİ KÖŞEYE SIKIŞTI

Dizide bir yanda aşk akıyor, bir de polisiye tarafı var. Her iki konunun da erbabı mısınız? Bunları ayrı ayrı paylaştığınız söyleniyor, öyle mi?

N.Ş: Herhangi bir konunun erbabı olmak gibi bir iddiamız yok. Ama klişelere değil, gerçeklere yaslanan hikayeler anlatmak gibi bir tercihimiz var. Anlattığımız aşk hikayesi, kurduğumuz polisiye düğümler seyirciye iyi geliyorsa, bence bunun altında o 'gerçeklik' duygusu var. Ekibimiz içinde sen aşkı yaz, sen polisiyeyi yaz gibi bir işbölümü yapmadık. Bütün ekip bir arada kuruyoruz öyküleri...

Haftada kaç gün/saat çalışıyorsunuz?

G.B: Haftanın bir günü öykü toplantısıyla geçiyor. Bölümün genel öyküsü. Sonra sahne akışı/tretman yazılıyor. O tretman son haline getiriliyor ve senaryo yazımına geçiyoruz. Haftanın altı gününe yayılan bir tempo bu.

Evde mi çalışırsınız, ofiste mi? Ne yer ne içer, ne dinlersiniz yazarken?

N.Ş: Bütün grubun katıldığı öykü toplantılarını evde yapmıyoruz, kafelerde filan toplanıyoruz. Biraz gürültülü oluyor, yan masalar gelecek bölümleri duymasın diye sesimizi kontrol ediyoruz ama daha eğlenceli. Senaryoya geçtiğimizde herkes kendi başına çalışıyor. Ben geceleri yazıyorum. Telefonlar susuyor en azından. Yazarken özel bir şey dinlemiyorum, gecenin o saatinde ne bulursam onu yiyorum ve sürekli sıcak şeyler içiyorum.

G.B: Benim bir tercihim yok. Başına oturduğum zaman yazarım. Dizi yazmanın keyifli yanı bu işte; önünüzde boş bir kağıt olmuyor, size önceki bölümlerden miras kalan çatışmalar, bildiğiniz, kanlı canlı karakterler var. Onun için de ben düğmeye basınca makine çalışmaya başlıyor.

Nelerden beslenirsiniz yazarken? Basında çıkan yazılar, yapılan yorumlar etkili olur mu gidişata?

N.Ş: Ben, en çok kendi yazdığımız karakterlerden besleniyorum. Ciddi ciddi merak ediyorum mesela, Mavi geceleri nasıl uyuyor diye. Kolay değil, onca insanın sorumluluğu tepenizde. Bir yandan aşk acısı... Bir yandan polis korkusu. Ne düşünür yatmadan önce, neyi hayal eder bu kız. Ya da Aksak. Delik deşik, yaralı bir karakter. Ama bir sürü de erdemi var... Kendinizi bu karakterlerin içine sokmaya çalıştığınızda, hiç bilmediğiniz şeyler öğreniyorsunuz. Hem onlar, hem kendiniz hakkında. Çevreden gelen dilek ve istekler anlamında Hırsız Polis çok ilginç bir proje. Tabii Çınarcılar, Aksakçılar ve Maviciler var etrafımızda ama çok net tercihler yok. Kimse Aksak'tan nefret edemiyor mesela. Ya da gün geliyor, en koyu Çınar hayranı bile sinirleniyor, sen kızı nasıl kelepçelersin diye! Seyirciyi de köşeye sıkıştırdık yani.

G.B: Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinden, sevdiğim roman ve filmlerden besleniyorum herhalde. Bir de belgesel izlemeyi, röportajlar okumayı çok severim. Aslında bu işle ilgili ilginç bir durum var. Normal olarak seyirciler hep kızla oğlan kavuşsun ister. Ama Hırsız Polis'te durum farklı. Mesela bir izleyicimiz şöyle demiş: 'Senaristlere diyorum ki öyle hemen kavuşturmasınlar Çınar'la Mavi'yi. Öyle yansın kavrulsunlar ki biz daha güzel sözler duyup, daha çok zulamızı doldurabilelim.'

Bu projenin yazarlı olsanız da, siz de insansınız. Gönlünüz kimden yana, Mavi kime varsın?

N.Ş: Kimseye varmasın bence. Ama ille de seçim yapacaksa, Aksak derim. Mesela on yıl sonra Çınar'ı seçmiş bir Mavi, iki çocuk annesi mutlu bir kadın olur. Aksak'ı seçmiş bir Mavi'ninse ne olacağını göremiyorum. Onu yazmak ilginç olurdu.

G.B: Tabii Aksak'ın sevgisiyle Mavi'yi boğma tehlikesi de var. Sanki bıraksalar onu bir yere kapatır ve çıkmasına izin vermez gibi duruyor. Ben Çınar komiserimi seviyorum. O aslında değişebilen biri ve gerçekten sevmeyi bilen bir erkek. Mavi onun hakkından gelebilir (gülüyor).

Yazdıklarınıza kapılır mısınız?

N.Ş: Evet. Güle ağlaya yazıyorum ben. Yazmanın en zevkli, en vazgeçilmez tarafı da bu zaten.

G.B: Ben de öyleyim. Bir keresinde Mavi'nin bu işin olamayacağını Çınar'a anlattığı çok acıklı bir sahneyi yazıyorum. Bir yandan da ister istemez ağlıyorum. Fakat canım soda içmek istedi. Bakkalı aradım, sesim o kadar ağlamaklıymış ki, bakkal endişeye kapıldı, 'abla iyi misin?' diye sordu. O zaman kendime geldim. Güldüm yani acınacak halime.

AKSAK OLMAK İSTERDİM

SSK'lı mısınız mesela ya da ellerinizi sigortalatma gibi bir durum var mı?

N.Ş: Bir sigortalatma durumu yok ama bir daha yazamayacağımı bilmek, korkunç olurdu herhalde.

G.B: Benim sigortam önce Neşe, sonra Şerif, Gülden ve Emine. Ben yazamasam da onlar yazarlar.

Yüzde yüz anlaşıyor musunuz yazarken?

G.B: Ekibin en huysuzu benim sanırım. Şerif dört kadının arasında bir melek oldu yazık, Gülden ve Emine de çok pozitif ve çok yaratıcılar. Bazen anlaşamadığımız oluyor tabii. O zaman saatlerce tartışıyoruz. Ama bazen de şunu hissedebiliyoruz: Bu kadar ısrar ediyorsa, benim göremediğim bir şeyi görüyor demektir. O zaman onun dediği gibi olsun. Bunu hissedebilmek uzun süre birlikte çalışmanın bize verdiği bir lüks.

N.Ş: Olabilecek en yüksek düzeyde anlaştığımızı düşünüyorum. Bu, bütün ekibimiz için geçerli. Hani derler ya, bir daha hayata gelseniz diye... Ben yine aynı ekibi seçerdim birlikte çalışmak için.

Özellikle Uğur Yücel'in replikleri çok afili. Ruhunu mu okuyorsunuz adamın, ne işler çeviriyorsunuz?

N.Ş: Siz böyle sorunca Aksak'a hak geçirmişiz gibi geliyor kulağa. Oysa değil. Ama şunu da kabul etmek gerek, Aksak gerçekten çok sıradışı bir karakter. Onun diyaloglarını yazmak bir keyif.

Karakterlerden en çok kimi yakın buluyorsunuz kendinize?

G.B: En çok Dursun'u kıskanıyorum. Konuşmadan her şeyi anlatabiliyor. Mavi'nin ikilemi, çaresizliği kalbimi parçalıyor, aslında galiba en çok Çınar'ın hayatla ilişkisi, mücadele biçimi bana benziyor, Aksak ise olmak istediğim karakter diyeyim. Yasadışı olmayı bu kadar 'legal' bir şekilde üzerinde taşıyan biri olmak çok başka bir mertebe.

N.Ş: Ben tercih yapamayacağım. Mahide desem Fulya'nın hatırı kalır. Kiraz desem Aksak ne olacak! Selahattin Komiser de dahil olmak üzere hepsi çok insani, tanıdık ve sıcak geliyor bana.

Doğrudan kendinizden bir şeyler kattığınız karakter var mı?

N.Ş: Olmaz mı! Bütün ekip, en kendimize dair hikayeleri dur durak bilmeden Dursun Amca'ya katıyoruz... Onun replikleri ipucudur yani..

sedefHP
03-06-06, 21:19
Oyunculara hangi gözle bakıyorsunuz, kukla mı, araç mı, ruh mu?...

G.B: Ruh çok doğru. Bu işte. Onlar gökyüzünde yalnız gezen ruhlar. Biz onlara yeryüzünde elbiseler dikiyoruz, evler buluyoruz, aileler, geçmişler, gelecekler yaratıyoruz. Tutkularını, takıntılarını, zaaflarını, rüyalarını, hayallerini fısıldıyoruz kulaklarına ve sonra davet ediyoruz. Onlar inanırlarsa bizim anlattığımız hikayelere, o kılıklara bürünüyorlar ve ortaya bir büyü çıkıyor.

N.Ş: Hayatında bir kez bile sinemaya ya da tiyatroya gitmiş herhangi bir insanın, bir oyuncuya kukla ya da araç diye bakabileceğine ihtimal vermiyorum. Eğer bir aracılık varsa, kelimeler de araç. Kafamızda yarattığımız hikayeleri ancak kelimelerle iletebiliyoruz. O hikayelerin canlanmalarını istiyorsak, kelimeler de yetmez; oyuncu gerek. Oyuncular, iyi oyuncular, başlı başına birer ilham kaynağıdır bence. Biz çok şanslıyız, Hırsız Polis'te onlardan çok var.

SEVDİKLERİ REPLİKLER

Hırsız-Polis'in en sevdiğiniz sahnesi hangisi ve tabii en sevdiğiniz replik?

N.Ş: En zor soruları sonlara sakladınız galiba... İlk aklıma gelen, Arıza'nın intihara kalkıştığı sahne; çekimiyle, oyunculuğuyla, müziğiyle unutulmaz bir sahnedir bence. Sonra bomba sahnesi. Herhalde dizi ekranlarında patlamış ilk gerçek bomba oydu. Aksak'ın Mavi'ye aşkını ilan ettiği sahneninse, her kadının başına hayatta en az bir kere gelmesini diliyorum. Replik seçmek daha da zor: Başlardaki bir bölümümüzde vardı. Fulya, Hayri'ye 'Ne bileyim, dünyanın binbir türlü hali var' diyordu. Hayri de, 'Benim dünyamın tek hali var. O da sensin.' demişti... Aksak, Yakup'a, 'Korku herkesin elini kolunu bağlar. Korku, herkesi birbirine bağlar' demişti. Çınar, Mavi'ye sarılırken 'Ben dayanamıyorum. Sen nasıl dayanıyorsun?' demişti.

G.B: Benim galiba en sevdiğim sahne Aksak'ın babasını Darülaceze'de bulup gözyaşlarını ve öfkesini kalbine gömüp onu sırtlayıp evine götürdüğü sahne. Replik söylemek ise gerçekten zor. Çok var, ama bence dizinin meselesinin en net konuşulduğu diyaloglardan biri şuydu: Çınar, 'Hırsızlar olmasaydı biz polislere de gerek kalmazdı' demişti Mavi'ye, Mavi de ona 'Fakirlik olmasaydı belki hırsızlık da olmazdı' demişti.

OYUNCULARIMIZA HAYRANIZ

Sete gider misiniz?

N.Ş: Gitmek istediğimiz kadar sık gidemiyoruz. Hem tempomuz yoğun, hem çekim mekanları yakınımızda olmuyor. Ama yönetmenimizle sık sık görüşüyoruz. Sete gittiğimizde de hayretle izliyoruz ekibimizi. Bu kadar mı cansiperane çalışılır! Tamam yazarların işi de zor, her hafta neredeyse uzun metrajlı bir film senaryosu kadar senaryo çıkarıyoruz. Ama çekim bambaşka macera. Oyuncularımızın her birinin tek tek hayranıyım.

G.B: Oyuncularımızın hepsi arkadaşlarımız. Çoğunu bu proje için biz önerdik zaten. Hayranlık kelimesi benim için de geçerli. Türkan Derya'nın da sağduyusuyla çok doğru yorumluyorlar senaryoyu. Bizim ilham kaynağımız oluyorlar.

'Abla bana Çınar'dan bir imzalı fotoğraf alsana' cümlesini kaç bin kere duydunuz?

N.Ş: Kaç bin kere duyduğumuzu unutacak kadar.

Aslı Tohumcu

AKŞAM, Cumartesi eki, 03.06.06

zinednah
18-06-06, 22:55
imposible is nothing.... :img-grin2

teşekkürler.....

mavirüya
04-07-06, 22:46
TUBA AKYOL


Bir İstanbul Masalı" masallara yaraşır bir sonla bitti. Gökten üç elma düştü. Biri iki yıldır bu masalı izleyenlere... Biri bu masalı canlandıran oyunculara... Biri de bu masalı yaratan Neşe Şen ile Gaye Boralıoğlu'na...

"Bir İstanbul Masalı" bitti. Herhalde rahatladınız...
Gaye Boralıoğlu: Rahatladık ama tabii insanda bir boşluk duygusu da oluyor. Bir şey geride kalıyor çünkü. Ama bence kendi döngüsünü tamamlamış bir işti. Hatta biraz da fazlaca uzadı. Ne bileyim, düzgün bir şekilde, başarılı bir şekilde bitti. Geriye baktığımızda böyle diyebiliriz.
Neşe Şen: Reytinglerin ötesinde garip etkileri oldu.

Evet, mesela bir ara bütün cepler dizinin müziğiyle çalıyordu. Sizin de telefonlarınız öyle mi çalıyor?
Neşe Ş.: Bir dönem öyle çaldı. Sonra etrafta çok fazla duyunca, biz vazgeçtik.

Senaryo yazmak, en azından dışarıdan bakıldığında kolay ama sıkıcı bir iş gibi görünüyor.
Gaye B.: Aksine, zor ama zevkli. Yemek yapmak gibi.
Neşe Ş.: Marangoza "Şöyle bir masa istiyorum" dersiniz. Marangoz sizin istediğiniz masayı yapar ve işi biter. Bankada şef, memura "Şu havaleleri hallet" der. Bu işi yaparsınız ve biter. Dizi işi ise biraz canlı yayına benziyor. Siz işinizi yaparken sürekli bir şeyler değişiyor. Elinizdeki hikayeyle başlıyorsunuz ama çok fazla değişken var: Oyuncular, kanal, yönetmen, seyirci...

Oyuncuya göre rolde değişiklik yapıyor musunuz?
Neşe Ş.: Hikayeyi yazarken karakterleri bütün ayrıntılarıyla oluşturuyorsunuz. Vitrindeki takım elbiseye benziyor o rol. Sonra o takım elbiseyi satın alan kişiye göre elliyoruz, kolunu biraz kısaltıyoruz, küçük ayarlar yapıyoruz.

Yazarken gözünüzün önünde canlandırdığınız ile ekranda izlediğiniz arasında nasıl bir fark oluyor?
Neşe Ş.: Yazdığınız bazen artıyor, bazen de azalıyor.

Bu her oyuncu için geçerli mi?
Neşe Ş.: Bu bizim için de geçerli. Yazdığımız her bölüm aynı kalitede değildir herhalde.
Gaye B.: Performansı hiç düşmeyen oyuncularımız da vardı bence. Çetin Tekindor, Ozan Güven, Vahide Gördüm, Altan Erkekli, Hikmet Körmükçü, İsmail...

Tüm oyuncuları sayacak mısınız?
Gaye B.: Altı kişi saydım. Çok mu?
Neşe Ş.:Tomris İncel var. Nebile rolünü bambaşka bir yere çekti. Nebile'nin ölmesi gerekiyordu ama öldürürken içimiz parçalandı, bu oyuncudan nasıl vazgeçiyoruz diye. Tamam, çok iyi oyuncularımız vardı ama...

Çetin Tekindor'u da öldürdünüz. Size kızdı mı?
Neşe Ş.: Çetin bey hiçbir şeye kızmaz. Onu uzaya da gönderebilirdik. Çetin bey çok müthiş bir oyuncu.
Gaye B.: Yazdığınızdan azami performansı alacağınızın garantisi vardır. Rolünü kendi kişisel sebepleri yüzünden değiştirmeye çalışmaz.

Tam anlamadım. Ne gibi kişisel sebepler bunlar?
Gaye B.: Çetin Tekindor, Arsen Gürzap kuşağının oyunculuk anlayışları çok farklı. Ama starlarda oyunculuk dışı başka kaygılar olabiliyor. Aslında bunu da anlıyorum, sokakta dolaştığınız zaman insanlar size, atıyorum Mehmet Aslantuğ diye değil Selim Arhan olarak bakmaya başlıyor. Oyuncu da geriliyor. Ama bence oralarda da bazı şeyleri göğüslemeleri, uzun vadeli bakabilmeleri gerekir.

Senaryoda değişiklik yapmak zorunda mı kaldınız?
Neşe Ş.: Evet.

Neyi değiştirdiniz?
Gaye B.: Biz... Biz aslında başlangıçta Esma ve Selim'in aşklarının gerçekleşmesini ve büyümesini daha uzun süre, dizinin içinde daha ağırlıklı olarak göstermek istiyorduk...


"İzleyicilerin salak olduğuna, dizide gördükleri şeyleri hayatlarına yansıttıklarına inanmıyorum"

Reytinglerde "Kurtlar Vadisi" tarafından geçilmiş "Bir İstanbul Masalı".
Neşe Ş.: Geçmiştir. Herkesin bahsettiği, çok etkili, teknolojik bir final yapmışlar. Helikopter çekimlerinden bahsetti herkes. Prodüksiyonu çok özenli, anlattığı hikayeyi büyük anlatmaya çalışan bir dizi. Ve bu çaba seyirciye ulaşıyor. Seyirci de bundan çok etkileniyor. Bana mesela kimse finalde ne olduğunu söylemedi ama "Çekimler dehşetti" dediler. Bütün bunlar TV formatını zorlayan, Amerikan aksiyonlarına yaklaşan şeyler. Orada bir çekicilik var tabii.

Dizilerin, özellikle "Kurtlar Vadisi"nin izleyiciyi çok etkilediği, toplumu yönlendirdiği söyleniyor, diziler bazen bu yüzden eleştiriliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Gaye B.: O eleştirilerin çoğu insanları aptal olarak varsaymak üzerine kurulu. İzleyiciler salaktır, gördükleri her şeyden bol bol etkilenirler ve bu hayatlarına yansır. Ben izleyicinin salak olduğunu ve dizilerle böylesine doğrudan bir bağ içinde olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki etkileniyordur ama şurada bir polis öğrencileri dövdüğünde de etkileniyoruz. Belki daha fazla etkileniyoruz. Ama tabii ki yazdığınız diziye, yaptığınız diğer işlere olduğu gibi kendi ahlakınızı koymak ve savunmak durumundasınız. O yüzden biz "Bir İstanbul Masalı"nda kan göstermedik.

Orada da Esma'nın iki kardeşle birden aşk yaşaması ahlaki olarak eleştirildi.
Gaye B.: O kadar ağır bir eleştiriyle karşılaşmadık açıkçası. Selimciler ve Demirciler diye bir şey oldu.
Neşe Ş.: Aslında tabii seyircinin irkildiği o nokta hikayenin kalbi. Sıradan hayatların filmini yapmak çok zor, sıradışı bir şey yakaladığınızda onun filmini yaparsınız. Herkesin çocukluk aşkı vardır. Hiçbirimiz çocukluk aşklarımızla evlenmedik. Gidip onların abileriyle de evlenmedik belki ama... Çocukluk aşkları akrabalık gibidir. Biz Esma-Demir arasındaki ilişkiye böyle yaklaştık hep. Zaten onların küçük bir öpücük dışında hiçbir tensel yakınlaşması da olmadı.


"Oyuncularımızdan ilham aldık"

Gaye Boralıoğlu ve Neşe Şen: "Hikayeyi biz kurduk ama 'Bir İstanbul Masalı' oyuncu kalitesi, oyuncu performansı çok yüksek bir iş oldu. Senaryoyu yazarken zaman zaman oyunculardan ilham aldık"


Vahide Gördüm büyük bir keşif. "Keşif" demek yanlış tabii. O zaten vardı, oradaydı ama tiyatrocular büyük kitlelerle buluşamıyor. Vahide hanımı biz de tanımıyorduk açıkçası. Altan Erkekli önerdi.

Esma'yı iki ay aradık. Bir sürü deneme çekimi izledikten sonra Ahu Türkpençe'de karar kıldık.

İsmail Hacıoğlu çok genç olmasına rağmen, Çetin Tekindor, Arsen Gürzap kuşağının sahip olduğu oyunculuk anlayışına sahip.

Emre Karayel'in (Zekeriya) gay'i oynamaktan ötürü bir rahatsızlığı yoktu ama babası "Hep böyle roller mi oynayacaksın?" diye kibarca sormuş. Ona bir boksör ya da kabadayı rolü borcumuz var.

Necati rolü çok ağırlıklı bir rol değildi. Kaan Çakır geldikten sonra, orada o elektrik tutunca, Çiçek-Necati ilişkisi uzun süre bizim lokomotifimiz oldu.

Mehmet Aslantuğ kadınların sevgilisi. Onun adını
duyunca bizim burada söyleyebileceğimiz her şeyi suratlarında söylüyorlar. Ne diyelim? Fotoğrafını koyun.

mavirüya
04-07-06, 22:49
Ne anlattığın değil,
nasıl anlattığın önemli

Reyting rekortmeni dizilerin senaristlerinin ortak görüşüne göre, anlatılan şey değil, anlatma biçimi önemli. Senaristler, yaşam standardı yüksek aşk hikayelerinin ise hayalleri karşıladığı için tuttuğunu düşünüyor.

HANDAN KAZANCI
Bir dönem 80'e yakın dizinin yayınlandığı ekranda, son dönemde bu sayı biraz azalsa da, TV dizilerinin hâlâ hatırı sayılır bir kitlesi var. Milyonlarca seyircinin dizi karakterleriyle özdeşlik kurduğu ve bir hayali izler gibi dizileri izlediği de öteden bu yana tartışılan bir konu. Türkiye'deki 'senaryo ortamını' değerlendirmelerini istediğimiz, yüksek reytingli dizilerin senaristleri Gaye Boralıoğlu, Alican Yaraş ve Muharrem Buhara başarıyı, "ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığı önemli" şeklinde formüle ediyor.

Bir İstanbul Masalı'nın senaristi Gaye Boralıoğlu, senaryoda başarı için "Önemli olan ele aldığınız konuyu nasıl anlattığınız" diyor. Köpek dizisinin senaristi Alican Yaraş da, "Hamlet, Shakespeare'den önce de bilinen eski bir halk söylencesidir. Ama Shakespeare öyle anlattığı için ölümsüzdür." diye konuşuyor. Yağmur Zamanı'nın senaristi Muharrem Buhara ise, daha çok aşk hikayelerinin izlendiğini söylüyor.

Yazarken belli bir otokontrolü olduğunu söyleyen Boralıoğlu, "TV kadar kitlesel bir mecrada her istediğimizi yapamazsınız. Ayrıca bizim de kendi içinde bir ahlakımız var tabii." diye konuşuyor. Yazmak istediği gibi yazmaya çalıştığını söyleyen Yaraş, "İnanmadığım bir şeyi yazabileceğimi sanmıyorum fakat biçimsel olarak dikkat ediyorum." diyor. Buhara, senaristin hedef kitlenin beğenilerini düşünmek zorunda olduğunu söyleyerek, otokontrole dikkat ettiğini belirtiyor.

ÖYKÜNMELER KAÇINILMAZ

Boralıoğlu, hem evrelsel hem de bireysel olduğu için 'aşk' temasının önemli olduğunu söylüyor ve ekliyor, "Aşk ve kadın hikayeleri tutuyor. Ancak önemli olan o temayı ne kadar başarılı bir dille anlattığınız."

TV seyircisinin dizilerdeki karakterleri zaman zaman "rol model" olarak aldıklarını hatırlattığımız Boralıoğlu, TV seyircisinin gördüğü karakterlerle özdeşleştiğini ifade ederek bu konunun daha çok sosyologların ilgi alanına girdiğini belirtiyor. Yaraş ise, TV'lerde sadece kötü insan modelleri olmadığı belirtiyor ve soruyor: "Bunlar neden rol model alınmıyor?". Buhara ise, seyircinin böyle bir özdeşleşme içinde olmaması gerektiğini söyleyerek, "Ancak o kadar yoğun ve duygu bağıyla seyrediliyor ki, öykünmeler kaçınılmaz" diyor.

Türkiye'de ekran deneme tahtası

Türkiye'deki ve yurtdışındaki senaryo ortamını karşılaştıran senaristlerden Gaye Boralıoğlu, "Amerika ve Avrupa'dakilerin bize göre en önemli lüksleri zamanları. Bizde her şey çok kısa vadeli düşünülerek, günü kurtarma mantığıyla yapılıyor. Ekran biraz deneme tahtası gibi kullanılıyor. Oysa batıda araştırmalar, uzmanlar var ve siz 38 bölüm dizi yapıp onu bir kanala satabiliyorsunuz" duyor. Alican Yaraş da yurtdışında hazırlık aşamasının daha uzun olmasına değiniyor. Buhara ise böyle bir karşılaştırmanın ekonomik ölçüler, okur yazar oranı, kişi başına düşen doktor sayısı gibi kriterlerden çok farklı sonuçlar vermeyeceğini söyleyerek, "Arada bir yükselen tek işler olabilir ama, genel olarak bu alanda da çok ev ödevi ve derslerimiz var" diyor. Dizi projeleri için büyük bütçeler ayrıldığı bu dönemde, Boralıoğlu, ekip olarak bir şikayetleri olmadığını ancak piyasada pek çok senaristin parasını ya hiç alamadığını ya da düzenli alamadığını söylüyor. Yaraş ise,senaristlerini kazançlarının iyi olduğunu, ancak süreklilik sorunu olduğunu söylüyor. Buhara ise senaristlerin azımsanmayacak paralar aldığını ve bunun senaryo kalitesine olumlu etki ettiğini düşündüğünü ifade ediyor sözlerinin sonunda.

mavirüya
04-07-06, 22:50
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe eğitimi almış, gazeteci, reklam yazarı ve senaryo yazarı olarak çalışmış, Atıf Yılmaz´ın yönettiği Eylül Fırtınası adlı filmin senaryosunu kaleme almış. “Bir lstanbul Masalı” ve Zerda” dizilerinin senaryo ekibinde de yer alan Boralıoğlu’nun “Hepsi Hikaye” isimli bir de hikaye kitabı var. Manuel Çıtak’ın fotoğraflarıyla bütünleşen “Mechul”ü de bir ilk romanı

Hırsız Polis 2005
Bir İstanbul Masalı 2003
Üzgünüm Leyla 2002
Zerda 2002
Büyük Firar 2000
İfadeler 2000
Eylül Fırtınası 1999

mavirüya
04-07-06, 22:52
Benim 12 Eylül'üm budur!


GAYE BORALIOĞLU

Kapı zilinde adım yazmaz benim.
Koşamadığım ayakkabıyı giyemem hiç.
Çok uzun süredir hayra yorulacak rüyalar görmüyorum.
En keyifli gezmelerde bile karakolun önünden geçerken ister istemez hızlanır ayaklarım.
Evimde koltuklar, halılar, bilumum eşyalar havada durur; gerektiği anda hop diye torbaya girivereceklermiş gibi.
Duvar tarafında yatamam hiç.
E ve F harfleri bana cezaevi tiplerini ifade eder.
Kenan Evren'in sesini hicazkâr makamında bile duysam tanırım.
Belki yüz kere çıkmışımdır şu son 25 senede yurtdışına ama hâlâ ve her defasında pasaportumu kontrol memuruna uzattığımda kalbimin atışları hızlanır, sıkışır. Her şeyin yüzümden anlaşılacağından endişe ederim. Bu, dönerken de böyle olur.
Son yıllarda İstanbul'un sağından solundan fışkıran havai fişeklerin, silah sesi olmadığına kendimi ikna etmem birkaç saniyemi alır.
25 sene öncesine ait hiçbir gazete kupürü, hiçbir fotoğraf yok albümlerimde.
Hafıza tekrarlara düşkündür. Tarihsel bir kopuş, kişisel hafızaları zedeler, parçalar, böler. İnsan zihninde çapı belirsiz kara delikler oluşturur. Ben böyle insanları tanırım.
Çare varsa, şiddet olmaz. Çaresizlikle şiddet arasında çok ince bir ayrım vardır. Merhamet sahibi insanlar, gözleri dönmüş bile olsa, şiddeti başkalarına yöneltemez; ama içerden gelen şiddet kaybolmaz. Onların ellerinde ayaklarında dolaşır. Ben sık sık ellerimi ayaklarımı yıkarım.
Devlet, insanın sokakta ayağını bastığı zemindir. Sokakta yürürken kendini güvende hisseden milletler vardır. Bizim ayağımızın altındaki zemin daima kayar. Ben, kayıp da düşen kuşaktanım.
Ama yine de... Büyük badireler atlatmış çoğu insan gibi acıyı tanırım, anlarım. Ruhen "o tarafa", yani başka tarafa, yani kendim olmayan tarafa geçebilirim. Bu da bana kendi bencilliğimden kurtulup başkası olma şansı verir.
Başım döndüğünde tutunacak yer bulma içgüdüm gelişmiştir.
"Düşman"la karşılaşmış bir kişi olarak her zaman sonuç mükemmel olmasa da bir arada olmanın, yan yana durmanın, güvenmenin, birlikte bir iş yapabilmenin o benzersiz erdemine, bu halin tek başına olmaktan her durumda daha iyi olduğuna inanırım.
Atlatabilmeyi, yeniden düze çıkabilmeyi, yüzebilmeyi, aynı anda ileriye, geriye, aşağıya yukarıya bakabilmeyi becerebilirim.
Ve ayrıca, gerektiğinde küfür etmesini de iyi bilirim.
İşte benim 12 Eylül'üm budur.

GAYE BORALIOĞLU

mavirüya
04-07-06, 22:57
http://img220.imageshack.us/img220/2134/39949kz.jpg (http://imageshack.us) http://img220.imageshack.us/img220/6678/8259115ra.jpg (http://imageshack.us)

http://img216.imageshack.us/img216/9241/axcum019qg.jpg (http://imageshack.us)

Flora
13-07-06, 20:48
Zerda ve Bir İstanbul Masalı çok severek izlediğim dizilerdir.
Şimdi de Hırsız-Polis.
İyi bir yazar gerçekten.

bora.asli
24-07-06, 23:45
gaye ve neşe hanımların çok başarılı senaristler olduğunu düşünür-düm..eskiden..yani BİMin 40 küsürlü bölümlerine kadar..çünkü ikinci sezon bize büyük hayalkırıklığı yaşatmışlardı..sonra H-P başladı..aman allahım o da ne daha ilk bölümde hatta birinci bölüm fragmanında tamam dedim budur..başka dizi de yoktur..evet yanılmamıştım senarist hanfendiler döktürüyorlardı..dizi muhteşemdi..senaryo bütünüyle kusursuzdu..taa ki sezon finaline kadar..pes dedim..seyirci gak-guk-gabalak bile diyemeden kalakalmıştı..böyle kötü bir sezon finali böyle harika bir diziye yakışmamıştı çünkü..o zaman dedim ki tamam bu hanfendiler huy edinmişler.."ilk sezon allah ne verdiyse döktürelim, ikinci sezon nasıl olsa bunlar diziye körü körüne bağlı ne verirsek kabul edecekler" diye düşünmekteler, ama yanılmaktalarda aynı zamanda..çünkü biz bu olayı daha önce de yaşamıştık..
eğer H-P yeni sezonda umduğumuz gibi devam etmezse(sezon finalini berbat bir şekilde noktaladıkları için söylüyorum) yani ikinci bir BİM vakasıyla karşı karşıya kalırsak hanfendilerin yazacağı üçüncü bir diziyi asla izlemem..bünyem kaldırmaz..
yalnız kesin olan bir şey var ki, izleyiciyi,yazdıklarıyla diziye bağlamayı çok iyi biliyorlar..bu gerçeği inkar etmek de haksızlık olur..ah bir de sonunu aceleye getirmeden, usulünce, güzel güzel bağlasalar..o da olacak inşallah...

OZKORKMAZ
27-07-06, 13:43
Meçhul
http://img530.imageshack.us/img530/9352/1460062mk6.jpg
Gaye Boralıoğlu
İletişim Yayınları;
Mart 2004, 1basım, 13.5x19.5, 192 sayfa, Türkçe, K.Kapak.
ISBN No: 9750502213
Manuel Çıtak'ın fotoğraflarında yer alan hayatlar genellikle sıradan gibi gözükür. Bu sıradanlığın altında, fotoğrafa gerçeküstü, absürd bir içerik kazandıran garip sırlar vardır. Gaye Boralıoğlu, bu sırları keşfetme isteğiyle yola çıktı ve feleğin çemberinden geçen -ya da geçemeyen- insanları anlattığı bir romana ulaştı. Hayatın çok acımasız davrandığı ama mücadele etmek için gerekli silahları da vermediği insanlar... ('3. sayfa insanları' da diyebilir miyiz acaba?) Yaşamak zorlu bir uğraşa dönüştüğünde, eğer bunun üstesinden gelecek donanımımız yoksa, oradan oraya savrulur, oradan oraya çarparsınız. Meçhul'ün kahramanı İbrahim veya onu bize anlatan diğerleri gibi... Boralıoğlu'nun romanıyla edebiyat, fotoğrafın içinden geçerek gerçeğe uzanıyor. Bu gerçeğin adı, yok sayılan hayatlar.


Hepsi Hikaye
http://img144.imageshack.us/img144/205/915802kj6.jpg
Gaye Boralıoğlu
İletişim Yayınları;
Türkçe; ISBN: 975-470-948-3; 13 x 19.5 cm; 124 s.; İstanbul 2001
Bir dizi hikaye...

Bir dizi-hikaye...

Hayatla başa çıkmak denen, gittikçe imkansızlaşan mesleği...

Temel bir insan hali olarak, ebedi ergen şaşkınlığını...

Yanlış anlaşılmanın, kendini anlatamamanın dipsiz kaygılarını...

Ortalığı toplayamamayı, ilişkilerine hakim olamamayı...

Yine de ha gayret mutluluklar tasarlamayı, saadet anları hayallemeyi...

anlatan...

Böyle şeyleri hep anlatıldığından başka türlü anlatan...

bunun için, genç ve taze...

bunun için, serin ve ferah...

bunun için, mizah olsun diye zorlamaksızın mizahi hikayeler...

Bir de... bütün bunlar kadın diliyle!

(Arka Kapak)

missryan
30-07-06, 17:13
neşe hanımla beraber ortaya koydukları hikayeler gercekten çok güzel ve basarılı...(bkz.hırsız-polis,bir istanbul masalı)ikinci sezona uzayacak kadar reyting alıyor...
amaaaaa ikinci sezonda bu hanımefendilere ne oluyor anlamıyorum sacmasapan senaryoları önümüze koyuyorlar...ilk sezonki basarı sönüp gidiyor...bunun en açık örneğini bim'de yaşadık ve benim gibi çevremde bir sürü insan ikinci sezon bim'i izlemeyi bıraktı...ki hp'nin sezon finalini izledikten sonra bunun ikinci örneğini hp'de yaşayacağımdan şüpheliyim...umarım böyle birşey olmaz olursa bir dahaki projelerine kesinlikle bakmam...insallah kankası neşe hanımla beraber beni mahçup ederler...bu sefer sacmalamazlar...

mavirüya
04-08-06, 07:55
neşe hanımla beraber ortaya koydukları hikayeler gercekten çok güzel ve basarılı...(bkz.hırsız-polis,bir istanbul masalı)ikinci sezona uzayacak kadar reyting alıyor...
amaaaaa ikinci sezonda bu hanımefendilere ne oluyor anlamıyorum sacmasapan senaryoları önümüze koyuyorlar...ilk sezonki basarı sönüp gidiyor...bunun en açık örneğini bim'de yaşadık ve benim gibi çevremde bir sürü insan ikinci sezon bim'i izlemeyi bıraktı...ki hp'nin sezon finalini izledikten sonra bunun ikinci örneğini hp'de yaşayacağımdan şüpheliyim...umarım böyle birşey olmaz olursa bir dahaki projelerine kesinlikle bakmam...insallah kankası neşe hanımla beraber beni mahçup ederler...bu sefer sacmalamazlar...
evet ben de çok korkuyorum saçmalamalarından. ben aslında fazla dizilere bağlı kalmam. aşağı yukarı konuyu anlarım önce gazetelerden beğenirsem izlerim. şimdiye kadar bu şekilde başladığım hiç bir dizi biri hariç beni yanıltmadı.. hırsız polisi de bu yöntemle izlemeye başladım..
bir istanbul masalı tabii ki
il sezon ne kadar güzeldi ondan sonra aldı başını gitti..
senaristlere yalvarıyorum
nolur ama nolur eğer saçmalayacaksanız bitirin bu diziyi aklımız da saçmaladı diye kalmasın
lütfen maddi kaygılara düşüp uzatmayın eğer saçmalayacaksanız
ben bu diziyi çook seviyorum

beterböcek
23-08-06, 08:32
çok sevdiğim ve takipçisi olduğum senaristlerden . bir HP sever olarak , başarılarının devamını diliyorum.

rona
24-12-06, 12:58
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6530
radikal gazetesinde geçen hafta yazdığı yazı...

gizem_89
27-03-07, 21:59
Hırsız polis ve bimden çok sevdiğimm başarılı bulduğum biri 2.sezon kayma olsada senaryolarda gayet farklı ve çarpıcı işler yapıyor

neville
22-06-07, 23:51
ellerinde böylesine oyuncular ve imkanlar varken, zemin konuyu da başarılı belirlemişken nasıl bu kadar başarısız yapımlar ortaya çıkıyor.çünkü kendilerini reytingde önemli olanın ne anlattığın değil anşatım biçimin olduğunu düşünürmüş. öyle olunca da ortaya FLAŞ FLAŞ FLAŞ BOMBA BOMBA BOMBA çıkıyor.

dizici_manyak
23-06-07, 14:40
röportajlarını okuyunca daha bir ısındım daha bir yakınlaştım ben baya beğeniyorum aslında gaye boralıoğlunu neşe şenlede harika çalışmalara imza atıyorlar bimde hpde süperdi tabi ikinci sezonda her iki dizide de büyük kaymalar yaşandı bimde özellikle ikinci sezon ben izlemeyi bırakmıştım ama hırsız poliste o kadar büyümedi bu sorun 40. bölümden son yazısına(50) ye kadar herşey yine eskisi gibiydi
ben ilk önce teprik ediyorum böyle harika bir dizinin hikayesini bulduğu neşe hanımla daha da geliştirdiği için...

örnek aldığım senaristlerden biri onu gibi olmak isterim...

neville
23-06-07, 20:58
bir istanbul masalını bir fimlden uyarlama olduğu düşünülürse ve ilk sezonun tamamıyla filmle doğru orantılı gittiği varsayılırsa asıl yaratıcılık ikinci sezon gerekiyordu. maalesef sınıfta kaldı ikinci sezon. şimdi binbirgece için çalışıyor galiba o da ilk on bölüm başarılıydı ama finalde de gördük kendi yaratıcılıklarını kullanmak yerine reyting kaygısındalar.sanırım senaryoyu yazarken ama şunu da yapalım renklensin aman bunu da ekleyelim dikkat çeksin diyorlar.senaryoları kesinlikle bütünlük arzetmiyor.

dizici_manyak
23-06-07, 21:25
bir istanbul masalını bir fimlden uyarlama olduğu düşünülürse ve ilk sezonun tamamıyla filmle doğru orantılı gittiği varsayılırsa asıl yaratıcılık ikinci sezon gerekiyordu. maalesef sınıfta kaldı ikinci sezon. şimdi binbirgece için çalışıyor galiba o da ilk on bölüm başarılıydı ama finalde de gördük kendi yaratıcılıklarını kullanmak yerine reyting kaygısındalar.sanırım senaryoyu yazarken ama şunu da yapalım renklensin aman bunu da ekleyelim dikkat çeksin diyorlar.senaryoları kesinlikle bütünlük arzetmiyor.

hayır gaye boralıoğlu binbir gece için çalışmıyor binbir gecenin senaristleri farklı gaye boralıoğlu hırsız polisin senaristlerindendi özgün senaryoda ona aitti

satranc
15-08-07, 09:54
resim alıntı
siz bize ne yaptınız!? öyle bir dizi yazdınız ve öyle güzel oyuncular seçtiniz ki; artık bu diziyi ve karakterlerini unutamıyoruz. her geçen gün ÖZLEMmiz artıyor.tıpkı sevgiliyi özler gibi, bir dostu bekler gibiyiz. ben-biz şu muhteşemTİMUÇİNÖZLEMVAhide Gördüm, Uğur Yücel,Hakan Boyav, İpek Bilgin ve diğerleri.Bizi kavuşturun artık bu muhteşem kadroyla.
http://img515.imageshack.us/img515/6756/ava2nx6dn4rk2.jpg (http://imageshack.us)

meline
21-07-08, 12:26
Yeni sezona nasıl bir projeyle hazırlandıklarını merak ediyorum doğrusu...umarım genele ulaşabilen uzun soluklu bir iş çıkartabilirler....