Tüm Versiyonu Göster : Cahide Sonku
Cahide Sonku
http://img207.imageshack.us/img207/1052/muzefotcahidesonkult1.jpg (http://imageshack.us)
Cahide Sonku (1919, Yemen - 18 Mart 1981, İstanbul), Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın sinema yıldızlarındandır.
16 yaşında Darülbedayi'ye girmiş, zamanla İstanbul Şehir Tiyatroları'nın gözde oyuncuları arasında girmiştir. Muhsin Ertuğrul döneminin önemli isimlerindendir. 1933'te "Söz Bir Allah Bir" filmiyle sinemaya geçti. Daha sonra 1950 yılında kendi adına Sonku Film şirketini kurdu. "Fedâkar Ana" filmiyle yönetmenliği denedi. Oyuncu Talat Artamel ile evlenip ayrıldı.
"Bataklı Damın Kızı Aysel" adlı filmle sinemaya adım atan Cahide Sonku, o günden sonra adeta bir "fetiş" oldu ve hemen her filmde erkeklerin kalbini kırıp kaçan güzel kadın rolüyle izleyicinin karşısına çıktı.
1979 yılında Sinema Yazarları Derneği hizmet ödülünü aldı. Alkol bağımlısı olduğu da ileri sürülen Sonku, 1981'de Alkadraz Sineması'nda fenalaşarak öldü.
Filmleri
Bataklı Damın Kızı Aysel
Şehvet Kurbanı
Vatan ve Namık Kemal
Beklenen Şarkı
İlk ve Son
cok zarif ve cook tatli bir kadinmis
http://farm3.static.flickr.com/2328/2146186864_49f1c1f970_m.jpg
http://www.unyeses.net/l.jpg
princess_fiyona 06-05-08, 12:49 Cahide Sonku Gibi Ölmek!14 Şubat 2004, Cumartesi
Son günlerini ispirto içerek, tahta bir kerevetin üzerinde ölmeyi dileyerek geçiren Cahide Sonku, koşullar elverse, bir kadın olarak verdiği mücadelede Yeşilcamın ayak oyunlarına direnebilse, Sonku film yanmasa alkol şişelerinin dibinde kaybolmayacaktı.
Sinemanın ön bahçesinde büyük oynayanları bekleyen tehlike şöhretin kurbanı olmak. Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) ödül gecesinde perdeye yansıyan fotoğraf, salondaki bulunan kadın erkek tüm oyuncuların gizli korkularını yüzlerine vurdu: Cahide Sonku gibi ölmek.
1916 yılında Yemen'de doğan 18 Mart 1981 yılında İstanbul'da izbe bir evde ölen Türk sinemasının "ilk star"ı Cahide Sonku, SİYAD'ın ödül gecesine silik bir fotoğraf olarak damgasını vurdu.
Bir meyhane de Atilla Dorsay'ın elinden kendisine verilen ödülü alan Cahide Sonku, yaşamının belki de ikinci ödülüyle birlikte anılarımız arasında bir pencere açtı.
İnşaata pırlantalar
Bir zamanlar yüksek ökçeli pabucundan şampanyalar içilen, Taksim, Gümüşsuyu'nda inşa edilen apartmanının temeline pırlantalar serpilen kadının o müstehzi gülüşü...
Cahide Sonku ile ilgili ilk yazıyı yıllar önce Ziya Öztan'ın TRT'ye çektiği "Cahide" dizisi dolayısıyla yazmıştım.
Birlikte sahneye çıktığı, kamera önüne geçtiği oyuncu arkadaşlarıyla yaptığım görüşmelerde "kendisine çizilen kadere meydan okuyan, seçtiği yolda, yaldızlarını meyhane köşelerinde dökmekten çekinmeyen bir kadın portresi" ortaya çıkmıştı. Magazin gazeteciliğinde geçen 15 yıl içinde yaptığım tüm röportajlar ise bir başka kanıya varmama yol açtı:
Korkunun adı
Kadın erkek tüm "star"ların ortak bir korkusu olduğuydu.
Cahide Sonku gibi ölmekti, bu korkunun adı. Kimi bunu dillendirdi, kimi satır aralarına sıkıştırdı. O tarihlerde Sonku'nun ölümü çok taze ve fotoğrafları da unutmaya elvermeyecek kadar canlıydı. Yıllar bir çok şeyin olduğu gibi anılarımızın üzerine de ölü toprağı serpti. Ta ki SİYAD'ın gecesine kadar.
Bir kaybediş öyküsü
Türk Sinema Tarihine "ilk star", "ilk yapımcı" ve "ilk yönetmen" olarak damgasını vuran Cahide Sonku, karton tiplemelerden uzak, her rolün kadını olarak dönemin en çok film çeken oyuncusudur. Hem güzel, hem zengin hem de güçlüdür. Dönemin tiyatro ve sinemadaki güçlü adamı Muhsin Ertuğrul'un gözdesi olması, yine Demokrat Parti (DP) iktidarının desteklediği Tütün Kralı İhsan Doruk'la evliliği, Talat Artemel ve Cahit Irgat'la olan birliktelikleri gel gitlerle dolu yaşamının önemli duraklarıdır. Seçtiği erkekler onun perdedeki aksine gönül verirken, gerçek Cahide Sonku'yu görmek, aramak zahmetine bile katlanmazlar. Yeşilcam'ın şöhrete kurban verdiği ilk isim olan Cahide Sonku, bugün alkolden yıpranmış güzelliğiyle belleklerde yer alır. Hırsları nedeniyle kendisine sunulanla yetinmeyen bir kadın portresi çizen Cahide Sonku'nun yaşamı; tercihlerinden ötürü vazgeçiş, seçimlerinden ötürü de bir kaybediş öyküsüdür.
Cahide Serap'tan Sonku'ya
Sinemanın değilse de, tiyatronun başlangıç yıllarında gerek kadın gerekse erkek oyuncuların, belirli ekonomik ve kültürel düzeye sahip oldukları gözlenir.
Bu nedenle Yemen doğumlu (1916) Cahide Serap adlı genç kızın "Cahide Sonku" adıyla hızla yükselişi, erkeklerin gözbebeği oluşu şaşırtıcıdır.
Türk sinemasının erkek starını yaratmadığı bir dönemde, dişiliğini fütursuzca(!) sergileyen bir kadın imgesinin ilk kez prim yapmasıdır şaşırtıcı olan.
Bir "idol", yerli "Marlen Dietrich" sıfatlarıyla anılır Cahide Sonku. Gizemli, soğuk, güzel ve sarışındır. Önce Halkevleri Tiyatrosu, İstanbul Belediye Konservatuarı, ardından da Muhsin Ertuğrul'un keşfiyle Darülbedayi'de (1932-Şehir Tiyatroları) "Yedi Köyün Zeynebi" ile oyunculuğa başlar. Sonraki yıl Muhsin Ertuğrul'un yönettiği "Söz Bir Allah Bir" filmiyle sinemaya geçer. O tarihlerde 16 yaşında olan Cahide Sonku, Batılı bir anlayışla sinema yapmaya çalışan Muhsin Ertuğrul'un elinde yoğrulacak bir hamurdur.
"Star"lık zor sanat
Nitekim, August Strindberg, Lev Tolstoy, William Shakespeare ve Anton Çehov gibi yazarların oyunlarında Cahide Sonku, tiyatronun "tek adam"ı Muhsin Ertuğrul'un gözbebeği olur. 1937'de çekilen ve Türk Sinema Tarihine "İlk köy filmi" olarak geçen "Bataklı Damın Kızı Aysel" filmi, Cahide Sonku'ya, Türk sinemasının ilk "star" oyuncusu unvanını getirir.
Kocalı kadınların toplumun değerleriyle ters düşmeyen rolleri üstlenerek ayakta kaldığı 1940'lı yıllarda Cahide Sonku, bir kadın olarak her rolün aranılan ismi olur. Sinemada oyuncu olarak kalmakla yetinmez Sonku. Sinema araştırmacısı Agah Özgüç'ün Cahide Sonku'yla yaptığı söyleşiden edindiğimiz bilgiye göre "Fedakar Ana" filminde yapımcılığa, yine bu filmde ilk kez kameranın arkasına geçerek yönetmenliğe başlar.
("Türk Sinemasında ilk kadın yönetmen kimdir?" sorusunun yanıtı kaynaklara göre kuşkusuz Cahide Sonku'dur. Ancak tarafların bu filmle ilgili ve başka Sonku filmleriyle ilgili söylemleri nedeniyle tartışmalıdır ve bir başka yazı konusudur.)
Bu filmden sonra kendi yapım şirketi Sonku Film'i kuran Cahide Sonku eşi Talat Artemel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte "Vatan ve Namık Kemal" filmini yönetir. Yıldız Dergisinin 1951 yılında açtığı yarışmada Vatan ve Namık Kemal "En İyi Film", Cahide Sonku da "En İyi Kadın Oyuncu" seçilir.
Beklenmeyen son, "Beklenen Şarkı" filminden sonra gelir. Zeki Müren'in yükselişine karşın bu filmden kazanılan başarı ve ün, Cahide Sonku için sonun başlangıcı olur. Sonku Film Şirketi'nin, bir söylentiye göre kundaklanması sonucu, tüm filmleri yanan ve servetini yitiren Sonku, alkolle olan dostluğunu ilerletir. Tiyatroya yeniden dönme çabaları sonuç vermeyen Cahide Sonku
kendi ifadesiyle Talat Artemel'den içkiyi, İhsan Doruk'tan gücü ve sadakatsizliği öğrenir. Son günlerini ispirto içerek, tahta bir kerevetin üzerinde ölmeyi dileyerek geçiren Cahide Sonku, eğer koşullar elverse, eğer bir kadın olarak verdiği mücadelede Yeşilcam'ın ayak oyunlarına direnebilse, eğer Sonku film yanmasa belki de alkol şişelerinin dibinde kaybolmayacaktı.
Özgür kadın
Türk sinemasının ilk kadın "star"ı olan Cahide Sonku, fırtınalı yaşamı ve sefalet içinde ölümüyle bir çok oyuncu için, korkulan bir örnek olur. Zengin, güçlü ve güzel olmanın geçici olduğu onunla belleklere kazınır.
"Su akarken küpünü doldurmak" anlayışı onunla birlikte kadın erkek oyuncuların desturu olur. Tiyatro ve sinemaya adım atan tüm oyuncular, tiyatro ve sinema dışında işler yapmanın yollarını bu nedenle ararlar.
Cahide Sonku'yu "star"lıktan sefalete götüren koşullar, bir çok sinema araştırmacısının kaleminden farklı şekilde yazıya dökülür.
Dönemin tanıklıklarına başvurarak yazılanlar arasında "kötü oyunculuğu", "ilkokul mezunu oluşu", "sonradan görmelik", "şöhreti taşıyamama" gibi gerekçelerin yanı sıra, "1940'lı yılların tiyatro ve sinema dünyasına değilse de, kapalı Türk toplumuna "özgür kadın" imgesiyle fazla geldiği de vardır.
1940'lı yıllardan 2004'e gelindiğinde değişen bir şey yoktur. Cahide Sonku gibi olmak değil ölmek korkusu, yıllar içinde bir "Cahide Sonku" sendromuna dönüşür. Rahmetli Kemal Sunal'a bir söyleşi sırasında, "Size neden cimri diyorlar?" diye sorduğumda, önce tutumlu olduğunda ısrarcı olmuş, sonra da "önümüzde bir Cahide Sonku örneği var" demişti.
Tarihi kahramanlar yazar
Sinema araştırmacıları ve sinema tarihi yazanlar genelde erkekler. Tarihin zaten kahramanlıklar üzerine kurulu olduğu ve kahramanların hep erkekler olduğu düşünülecek olursa(!), bunun yadsınmaması gerekir.
Sinemada da, aşktan kahramanlık öykülerine kadar her olayın örgüsü erkeklerin etrafında şekillenirken, erkeklerin yazdığı, kadınların figüran kaldıkları senaryoda bu kez Cahide Sonku Efsanesi var. Seçimleri ve tercihleriyle, hem yenilgilerin hem de yengilerin kadını Cahide Sonku.
Kadın kahramanları azınlıkta kalan, hatta olmayan sinemamızda Cahide Sonku, apoletleri sökülmüş bir general gibi; "star"lık düşleri kuran, "star" kalabilmek için her yolu deneyenlerin karşısında, "Cahide Sonku Sendromu" nu işaret etmektedir.
princess_fiyona 06-05-08, 12:55 Cahide Sonku bir efsaneydi
1963'te 'Ayşecik Sokak Kızı' filminin çekimine başladım. Bu arada da Cahide Hanım'ın alkol düşkünlükleri kulağıma geliyordu. Çekimler sırasında bir pavyonda çalışıyoruz. Filmin prodüksiyonu da benim. Feridun Çölgeçen, yanıma geldi 'Cahide Sonku seni arıyor, içeriye alayım mı,' dedi. İnanamadım, 'tabii' dedim. Cahide Hanım geldi.. Saçlar arkada toplanmış, gri pardesünün üstüne boynuna dolanmış eski bir eşarp... Yine bir estetiği var. 'Buyrun, emredin' dedim. 'Ben sizi sinemadan çok duydum, bir ricam var. Kızım yurtdışından gelecek, onu güzel bir evde karşılamak isterim. Bir daire tuttum, birkaç aylık kirayı peşin istediler, bana ancak sizin yardımcı olabileceğinizi söylediler,' dedi. Hayallerimin en büyüğüydü... 'Tabii hanımefendi, emredersiniz,' dedim. 'Ben, sizden bunu karşılıksız istemiyorum, bana bir rol verin,' dedi. Tesadüf o filmde de Gül Ana, diye bir rol vardı. Hiç çocuğu olmamış, kendini sokak çocuklarına adamış yaşlı bir kadın... O döneme göre bayağı iyi bir para verildi. Sonra kulağıma geldi, ne kat tutulmuş, ne başka bir şey. Son olarak 1975'te Müjdat Gezen'in 'Mıstık' filminde karşılaştık. Onunla çalışmak büyük cesaretti benim için... Çok alkole kaptırmıştı kendini... Dünya tarihinde ilk defa bir sinema yönetmeni, her sabah akıl hastanesine gidip, başhekimden izin almıştır sanırım. Her gün Cahide Hanım'ı başhekimden teslim alıyordum, akşam 5'te de teslim ediyordum. Sonra 1979'da bir gün bir meyhanede gördüm. 'Sizinle röportaj yapmak istiyorum,' dedim... 'Karşılığında ne alacağım,' dedi. Ertesi akşam aynı meyhanede içki ısmarlayacağımı söyledim. 'Kimdir Cahide Sonku,' dedim. 'Benim için her zaman sinema önde geldi' dedi. 'Son arzunuz nedir' dedim. 'Yaşarken bütün sanatçıları alkışlarlar, son arzum beni öldükten sonra alkışlamaları' dedi. 1981'de de öldü.
http://img374.imageshack.us/img374/3681/imperiaflex000vk0.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 06-05-08, 12:59 Cemal Türker'in "Ne de olsa Sonbahardı" adlı kitabı yayınlandı 06.12.2007
Cemal Türker, "Teşrin Fırtınası"ndan sonra "Ne de olsa Sonbahardı" diyor!
Cemal Türker'in yeni kitabında yer alan öykülerin tümü gerçek. İster
masal, ister ağdalı bir melodram tadıyla okuyun. Rüya ile hülya arası bir şey işte!
Hani bazen kurmacayla hakikat içiçe geçer ya? kendisinde kalan gölgelerinden yola çıkan Cemal Türker bu defa düşbozgunlarıyla dolu hayatların sıyrıklarını, sızıntılarını kaleme almış.
Yine güz esintili bir kitap.
Hele bu kitapta bir Cahide var ki ! belgesel tadında kısa bir öykü.
Alıp, götüren, sürükleyen. Şimdi nedense çoook uzaklarda terk edilmiş bir dönemin hanımefendilerinden birini anlatıyor: Cahide'yi Üstelik farklı yüzleriyle bir değil bir kaç Cahide'yi. Ama henüz hiçbiri gerçek Cahide değil.
Matruşka bebekler şeklinde birbirinden çoğalan Cahide'ler. Bir değil, on, yüz, bin Cahide.
Cemal Türker yine farklı bir imzayla çıkıyor arşivcilerin, araştırma
yapanların karşısına. CAHİDE SONKU'yu, Cahide Sonku'yu anlatanların
kalemlerinden alıntılarla dile getiriyor. Tülay Bilginer, Füsun Erbulak, Tarık Dursun K., Haldun Dormen, Selim İleri, Gülriz Sururi kimler yok ki..derlediklerini, kendinden kalan izleri bir ilk taslak olarak sunuyor okura. Kolay cesaret edilecek birşey değil. Bu alıntıların bir arada toplanması bile başlıbaşına kaynak işlevi görmekte. Kendini Cahide Sonku olarak tanıtan, onunla özdeşleşen bir konsomatrisle başlıyor belgesel öykü...adeta film gibi..geri dönüşler..kimlik sorgulanışı. Kasıp kavuran bir yalnızlık öyküsü. Öykünün bir yerinde Nükhet Duru,Mehmet Teoman, Cenk Taşkan giriyor devreye." Cahide Bir Efsane" müzikali sahne alıyor yeniden. Ve gri yeşil, yıllar öncesinden kalan fotoğraflar...Hayat Mecmuası, Haftasonu Gazetesi arşivlerinden derlenmiş. Fotoğraflar 1930 lu 40-50'li yılların rüzgarlarıyla yanık..esrik. Hele bir fotoğraf var ki..sene 70 li yılların sonu.Cumhuriyet Tarihimizin bilinen ilk SUPERSTAR'ı bir hastahane koğuşunda,yatağa oturmuş. Parmakları arasında bir sigara..pijaması..askılı terlikleri. beyaz çorapları.. saçları gelişigüzel fırçalanmış.. saçları sarı değil artık.. siyah..belki koyu kahverengi... dağınık. Yüzünde aldırışsız, boşvermiş, küçümseyen, dışlayan bir tebessüm..tükürür gibi, küfreder gibi..ölümü yakalamak ister gibi...soylu...nadan. Yanında dönemin ünlü starları..hepsinde hüzün, abartılı sefkat gölgesi vurmuş yüzlerine.hepsi yanında..destek için..sevdikleri, saydıkları için..değerini bildikleri için.. Cahide objektife bakıyor gülümser gibi..ölümle oynaşır gibi...çığlık gibi. Pırıltıları dökülmüş
bir eski zaman kostümü gibi.
http://img262.imageshack.us/img262/4884/nedeolsasonbahardivz9.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 06-05-08, 13:07 1919 yılında yemen’de doğdu, 1981 yılında İstanbul’da öldü. bir süre tiyatro
oyunculuğu yaptı. söz bir allah bir'le sinemaya geçti (1933). daha sonra kendi
adına sonku film şirketini kurdu (1950). fedâkar ana filmiyle yönetmenliği
denedi. oyuncu talat artamel ile evlenip ayrıldı.
önemli filmleri:
bataklı damın kızı aysel, şehvet kurbanı (muhsin ertuğrul),
vatan ve namık kemal (sami ayanoğlu), beklenen şarkı (orhon m. arıburnu), İlk
ve son (atıf yılmaz)
sinema tarihimizin ilk kadin oyuncularindan olmasa da o ilk yildizdir. sinemaya adimini muhsin ertugrul'un yonettigi 'soz bir allah bir' adli filmle atmis ancak asil buyuk basariyi batakli damin kizi aysel (1937) filmiyle elde etmistir. zeki muren ile birlikte kamera karsisina gectikleri 'beklenen sarki' filmi ile seyircilerin gonlune taht kurmustur.
yemen'de 1916 yılında bab-ı sabah, yani sabah kapısı denilen yerde, bir asker ailesinin kızı omarak dünyaya geldi. dedesi yedinci ordu komutanı çorapsız ibrahim paşa, babası ise dedesinin emrinde görev yapan bir subaydı. aile, erkek çocuğunu çok sevdiği için daha doğmadan cahide'nin ablasına necdet ismini koydu. cahide doğunca da bu geleneği bozmayarak ona savaşan manasına gelen mücahit adını verdi. gerçekten de cahide'nin bütün yaşamı savaşmakla geçti. yemen'den istanbul'a gelip, babası evlerini terkedince cahide ve annesi, kendilerini bir anda yoksulluğun içinde buldu. orta okul sıralarındayken annesinin hastalanması nedeniyle sirkeci'de basiret han'a haftada dört lirayla işe başladı.
1932 yılının eylül ayının son haftasında gazetede çıkan bir ilan cahide'nin yaşamının değişkesine sebep oldu. şehir tiyatroları, konservatuvar için öğrenci aramaktadır. seçilecek olanlar hem okuyacak hem de çalışacaktır. ve işte kader o andan itibaren ağlarını örmeye başladı. muhsin ertuğrul'un beğenmesi üzerine cahide seçmelerde başarı göstererek 135 kuruş yevmiyeyle figüran olarak işe girdi. bu paranın onun için bir servetten farkı yoktur.
cahide, 1932 yılında 'yedi köyün zeynep'i piyesi ile figüran olarak sahneye çıktı. cahide omuzunda testi taşıyan bir köy kızını canlandırdı. oyunda hiç repliği olmamasına rağmen, bütün oyuncuların cümlelerini ezberledi. 1933 yılında muhsin ertuğrul'un rejisörlüğünü yaptığı 'söz bir allah bir' adlı filmle beyaz perdeye geçti. 1935 yılında çevirdiği 'bataklı damın kızı aysel' filmiyle şöhretli bir yıldız oldu. 1949 yılında oynadığı 'fedakar ana' filmi sırasında yönetmen seyfi havaeri rahatsızlanınca, filmi cahide sonku tamamladı. ve ondan itibaren de hem oyuncu hem de yönetmen olarak filmlere imzasını atmaya başladı.
1936 yılında talat artemel'in başrolünü oynadığı 'peer gynt' oyununda semiha berksoy hastalanınca, onun oynayacağı 'solveig' rolü muhsin ertuğrul tarafından cahide'ye verildi.
1937 yılında müziklerini cemal reşit rey'in yaptığı 'adalar' adlı revüyü oynamak üzere evden çıkacağı sırada hasta olan annesi son nefesini verdi. perdenin açılmasına yarım saat kala cahide annesinin ölüsüyle, tiyatro arasında ne yapacağını şaşırdı. ancak bir tiyatro perdesi asla kapanmamalıyı. cahide tiyaroya gitti ve o gece içi kan ağlarken dans edip şarkı söyledi. aynı yıl ünlü tiyatro sanatçısı talat artemel ile evlendi...
18 mart 1981 yılında 62 yaşında iken istanbul'da hayata gözlerini yumdu.
1916-1981 yılları arasında yaşamıştır. türk sinemasının ilk kadın 'starı'. 1932'de stajyer oyuncu olarak girdiği istanbul şehir tiyatrosu'nda, bir yıl sonra "yedi köyün zeynebi"nde sahneye çıktı. 1954'te zeki müren'in ilk kez kamera karşısına geçtiği "beklenen şarkı" hem sonku'nun ününe ün kattı, hem de zeki müren'i sinemaya kazandırdı. ama bu filmin ardından sonku için yaşamının sonuna kadar peşini bırakmayacak olan aksilikler de başladı. çıkan bir yangında "sonku" adlı şirketinin bütün filmleri yandı. bu olaydan sonra servetini yitirdi ve alkole olan düşkünlüğü artmaya başladı. soğuk ve gizemli güzelliğiyle marlene dietrich'e benzetiliyordu. yapımcılık, senaristlik ve yönetmenlik de yapan sonku, pırıltılı bir dönemin ardından yapayalnız yaşama veda etti.
en sefil zamanlarında bile, sasali günlerinden kalma bir eda ile görünmekten geri kalmazmis diye rivayet edilir.hayati ic burkan fotograflardan birisidir.
princess_fiyona 06-05-08, 13:11 Cahide Sonku
Yemen'de 1916 yılında Bab-ı Sabah, yani Sabah Kapısı denilen yerde, bir asker ailesinin kızı omarak dünyaya geldi. Dedesi Yedinci ordu komutanı Çorapsız İbrahim Paşa, babası ise dedesinin emrinde görev yapan bir subaydı. Aile, erkek çocuğunu çok sevdiği için daha doğmadan Cahide'nin ablasına Necdet ismini koydu. Cahide doğunca da bu geleneği bozmayarak ona savaşan manasına gelen Mücahit adını verdi. Gerçekten de Cahide'nin bütün yaşamı savaşmakla geçti. Yemen'den İstanbul'a gelip, babası evlerini terkedince Cahide ve annesi, kendilerini bir anda yoksulluğun içinde buldu. Orta okul sıralarındayken annesinin hastalanması nedeniyle Sirkeci'de Basiret Han'a haftada dört lirayla işe başladı.
1932 yılının Eylül ayının son haftasında gazetede çıkan bir ilan Cahide'nin yaşamının değişkesine sebep oldu. Şehir Tiyatroları, konservatuvar için öğrenci aramaktadır. Seçilecek olanlar hem okuyacak hem de çalışacaktır. Ve işte kader o andan itibaren ağlarını örmeye başladı. Muhsin Ertuğrul'un beğenmesi üzerine Cahide seçmelerde başarı göstererek 135 kuruş yevmiyeyle figüran olarak işe girdi. Bu paranın onun için bir servetten farkı yoktur.
Cahide, 1932 yılında 'Yedi Köyün Zeynep'i piyesi ile figüran olarak sahneye çıktı. Cahide omuzunda testi taşıyan bir köy kızını canlandırdı. Oyunda hiç repliği olmamasına rağmen, bütün oyuncuların cümlelerini ezberledi. 1933 yılında Muhsin Ertuğrul'un rejisörlüğünü yaptığı 'Söz Bir Allah Bir' adlı filmle beyaz perdeye geçti. 1935 yılında çevirdiği 'Bataklı Damın Kızı Aysel' filmiyle şöhretli bir yıldız oldu. 1949 yılında oynadığı 'Fedakar Ana' filmi sırasında yönetmen Seyfi Havaeri rahatsızlanınca, filmi Cahide Sonku tamamladı. Ve ondan itibaren de hem oyuncu hem de yönetmen olarak filmlere imzasını atmaya başladı.
1936 yılında Talat Artemel'in başrolünü oynadığı 'Peer Gynt' oyununda Semiha Berksoy hastalanınca, onun oynayacağı 'Solveig' rolü Muhsin Ertuğrul tarafından Cahide'ye verildi.
1937 yılında müziklerini Cemal Reşit Rey'in yaptığı 'Adalar' adlı revüyü oynamak üzere evden çıkacağı sırada hasta olan annesi son nefesini verdi. Perdenin açılmasına yarım saat kala Cahide annesinin ölüsüyle, tiyatro arasında ne yapacağını şaşırdı. Ancak bir tiyatro perdesi asla kapanmamalıyı. Cahide tiyaroya gitti ve o gece içi kan ağlarken dans edip şarkı söyledi. Aynı yıl ünlü tiyatro sanatçısı Talat Artemel ile evlendi...
18 mart 1981 yılında 62 yaşında iken İstanbul'da hayata gözlerini yumdu.
princess_fiyona 06-05-08, 13:19 Cahide Sonku`yu canlandıracak
HÜLYA Avşar , yeni film projesini açıkladı. Çağan Irmak `ın yönetmenliğini üstleneceği filmde Cahide Sonku `yu canlandıracak olan Avşar , "Cahide Sonku `nun yeğeni, torunu herkesi bulduk. Hiç kimsenin duymadığı, bilmediği sahneler çekilecek. Benim çok dikkatimi çeken bir biyografiydi. Gerçekten insana hayat dersi veren, tarihi anlamda süper bir film olacak. Kadroyu henüz kurmadık. Ama çalışmalarımız sürüyor. O kadar heyecanlıyım ki, yerimde duramıyorum" dedi.
http://img440.imageshack.us/img440/1857/499gs2.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 06-05-08, 18:59 “Terliklerimi getiriver...”
Sis...
Ali Esin Bey’in söylediğine göre, “ 20 yıldır böylesi görülmedi.” Öyle yoğun.
Lâkin ben başka bir sisin içindeyim. Sarıya yakın pırıltılı bukleleri, bir omuzu diğerinden bir nebze de olsun yukarıda, incecik alınmış kaşlarının altından hülyalı hülyalı bakan, pek de dolgun olmayan dudaklarını koyu kırmızı ruju ile belirleştiren, her seferinde ‘gülümsüyor mu yoksa alay mı ediyor içten içe’ diye kendime sormadan edemediğim Cahide Sonku’nun, pusa saklanmış yok yok galiba saplanmış hayatındaki sisten söz ediyorum.Gazeteler, Cahide Sonku dün yapayalnız öldü diye yazdı bugün. Bense, hep yalnız yaşadı diye yazdım.
Yapayalnız yaşadı... Zeki ile “Beklenen Şarkı”yı yarattıkları gün de, Yeşilçam Sokak no: 33’teki Sonku Film’le birlikte bütün arşiv yanarken, serveti kül olurken de, hayatını alkolün arkasına sakladığı günlerde de yalnızdı. Ben olsam “o hep yalnızdı” diye yazardım.Öyle yapardım. Taksim’de, bir dostunun evinde, üzerinde entarisi ve hırkası ile bir koltukta kıvrılıp kalışı yakar içimi bugün; bir dönem limuzinlerle Beyoğlu’nda davetten davete gidişlerini hatırlayamam bile, pırlantaları, pırıltılı kolyeleri, yüzükleri çoktan unuttum, üç kuruşluk emekli parasıyla içki aldığı, bakkala borçlandığı günleri düşünürüm şimdi.Meyhane arkadaşı Tufan Velidedeoğlu “10 gündür bende kalıyordu” demiş. Tek başına kendini idare edemeyecek kadar hastaydı demek. O vurduğu yeri inleten kadın. Perdeden çıkıp, geniş bir adımla yanıma seyirtecek sandığım kadın...“Hasta idi... İçki içmiyordu son zamanlarda... Sabahleyin evden çıkarken durumunu pek de iyi görmemiştim. O beni teselli etti. ‘Merak etme Tufan. İyiyim. Eve dönerken benim eve uğra da teriklerimi getiriver’ demişti.”Bazen benim bildiğim sis, sizin bildiğinizden farklı olur. Bazen ben kendim sis olurum; sadece İstanbul’da değil, hayatta kaybolurum.
Topyekün firardır bu... cahide’nin terlikleri...Aklıma takıldı. Onca para, onca şöhret, şan, hayran. Nerdeeee....?
O bir tek terliklerini istemiş. Ne paha biçilmez mücevherler, ne limuzin, ne dudak uçurtan paralar, tuvaletler, fotoğraflar, aşıklar, aşklar. Hiç biri gelmemiş aklına, terliklerini istemiş.“Son sözleri de bu oldu” diyor Tufan...
Hiç sanmam Tufan Bey, o sizin, bizim duyduğumuz son sözleri. Aklından, yüreğinden geçenleri kim duydu ki söylesin; ama belki de doğrusu budur; en iyisi herkes böyle bilsin.
(Kuzey Yanım Ayazım isimli kitabımdan...)fügen ünal şen
princess_fiyona 06-05-08, 19:03 Bir efsaneyi hatırlamak Cahide Sonku
Sevenler taparcasına sevdi. Sevmeyenlerin nefreti ölümüyle bile bitmedi. Pırlantalar, kürkler, limuzinler de onundu; tabanları patlak lastik çizmeler de. Gençliğinin en güzel zamanlarında giysileri Paris’ten geldi. Öldüğünde üstünde kirli ve sökük bir hırka vardı. Saray yavrusu gibi evlerde de yaşadı, üç kuruşu zar zor denkleştirip yerleştiği pansiyonlarda da. İstanbul sosyetesinin düzenlediği davetlerin onur konuğu da oydu, Beyoğlu’nun izbe meyhanelerinin düşkün alkoliği de…Son günlerini, meyhanede tanıştığı bir arkadaşının evinde geçirdi. Son istediği şey ise kendi evinde bıraktığı terlikleriydi.
Bir efsaneydi diye mi bunları yaşadı, böyle bir hayat yaşadığı için mi efsane oldu; bilemedim. 18 Mart 1981, Çarşamba günü yapayalnızdı öldüğünde Cahide Sonku. Ölümünün üzerinden 27 yıl geçti. Onu tanıyanlar “Sonku Film’deki yangın ve ardından gelen iflas Cahide Sonku’nun sonunu hazırladı. Serveti kül olup bitti. O yangın olmasaydı Cahide bambaşka bir insan olarak yaşayıp hayata veda edecekti.”dediler. Öyle mi olacaktı gerçekten? Kim bilir? Gerçekten bir dönem sigarasını yakmak için aynı anda en az beş çakmağın uzandığı bu kadın, bir yudum içki alabilmek için meyhanecilere yalvarmayacak mıydı?
Tam karşımda siyah-beyaz bir fotoğraf duruyor. 1950’li yıllarda çekilmiş. Altın parlaklığı silik fotoğraftan yansıyan bukleli saçlarıyla genç bir kadın, sağ omzunun üstünden, başını hafifçe eğip aynaya bakıyor. Profili bir yana, aynadan yüzü yansıyor. İnce kaşlar, tanımlanması zor bir gülümsemeye eşlik ediyor. Gözler hülyalı…Bu resmin hemen yanında bir başka resim daha duruyor. İnat gibi. 1970’lerin sonları… Aynı kadın, bu kez Beyoğlu’nda bir meyhanede, dostlarıyla… Çoktan harap olmuş sarı bukleli saçlar yün bir bereye hapsolmuş. Kaşlar aynı incelikte, gözlerdeki hülyalı bakışın yerini yorgunluk almış. Yüzü şiş. Yazımız sanki iki ayrı insanmış gibi görünen Cahide Sonku için…
19 Mart 1981 Perşembe günkü gazeteler, “Cahide Sonku dün, yapayalnız öldü.” diye yazmıştı, aynı gün dillerde “O bir efsane… O ölümsüz Cahide” cümleleri de dolaşmıştı. Şu günlerde Cahide denildiğinde, İstanbul’un gece hayatına yön veren seçkin eğlence mekânları geliyor akla; ne tuhaf, o mekânlara adını veren Cahide de bir dönem yeri göğü titreterek şekillendirmişti İstanbul’un eğlence hayatını.
Filmleri, oyunları, aşkları, evlilikleri, duru teni, otoritesi, zenginliği, lüksü ama en çok da benzersiz güzelliğiyle. Ayakkabısından içki içmek için sırada bekleyenler sayılamazdı bile, sigarasının külünü altın kül tablasına dökerdi. Bir giydiğini bir daha giymezdi, filmlerinde ya da tiyatrodaki oyunlarında giydiği kıyafetler Paris’ten gelirdi. Hikmet Feridun Es bir söyleşide “Beyoğlu’nda yürüdüğü kaldırımda ihtilâl oluyor sanırdınız” demişti.
Şaşaalı bir hayat yaşadı, dönemin tütün tüccarıyla evlendi, paraya para demedi, bir giydiğini bir daha giymedi. Sevdi, sevildi, aldatıldı… Gün geldi evsiz barksız kaldı, sıcak bir çorbaya hasret yaşadı. Zirveyi de gördü, yitip gitmeyi, aç-susuz kalmayı da.Yazımız yaşadıklarını anlatırken “Vız gelir bana. Ben ekşimiş fasulye yemiş kadınım…” diyen kadın için. Burada Cahide Sonku’nun biyografisini bulmayacaksınız. Daha az bilinen, yaşamındaki kimi olayları kendi kelimeleriyle hatırlayacağız.“Tepebaşı Şehir Tiyatrosu’nda Aşk Mektebi adlı oyunu oynuyorduk. Atatürk oyunu seyretmeye gelecekti. Ata gelecek diye yerlere halılar serildi. Oyun başladı. Beş dakika sonra Atatürk gelmişti. Muhsin Ertuğrul geç kaldığı için onu salona almadı. Atatürk oturdu, ilk perdenin bitmesini bekledi. Oyunu ikinci perdeden itibaren izledi. Oyunun sonunda Atatürk için birinci perdeyi bir kez daha oynadık. On perde olsa, oynardık.”
Cahide Sonku’nun ilk eşi Talat Artemel’di sonra ikinci kez evlendi. Yıl 1943’tü. Dönemin tütün kralı milyoner İhsan Doruk’tan bir kızı oldu. Ancak ana, kız hiçbir zaman yakın bir ilişki kuramadılar. Cahide Sonku için bu da büyük bir yıkımdı. Kızını yaşarken pek görememişti, kızı Ender Doruk annesinin cenazesine de gelmemişti. “Pakize Tarzi Kliniği’nde doğum yaptım.
On sekiz saat mücadele ettim. Dile kolay. Ölmeye razıydım yeter ki çocuğum doğsun. Ve o gün gizlice cep kaynağı içmiştim ölüm korkusuyla. Londra’dan ilk defa benim için narkoz aleti getirmişlerdi. İlk kez benim üzerimde denediler. Ağzıma karanfil koydum, doğum yaparken sarhoş olduğum belli olmasın diye…” Cahide Sonku denildiğinde elbette akla Beklenen Şarkı filmi geliyor. Cahide o filmde Zeki Müren ile oynamıştı: “Zeki iyi bir şarkıcı idi. Gençti, tanınmıyordu. Onunla film yapmak aklımın ucundan geçmiyordu. Kocam İhsan Doruk’un ısrarı sonucu mecbur kalıp yaptım filmi. Dönemi için hiç düşünmediğimiz bir hasılat yaptı. Zeki ile ikinci film için mukavele yapmayı istedik ama o yanaşmadı. Boş kağıt imzaladı sadece…” Bu ‘boş kâğıt’ Cahide Sonku ile Zeki Müren’i mahkemelik yaptı. “Sonunda Zeki Müren 200 bin lirayı benden çatır çatır aldı” diye anlatırdı Sonku bu olayı.
Agah Özgüç, ‘Peçete Kağıdındaki Anılar, Cahide Sonku’ adlı kitabında onun için söylenenleri derlemiş:
Kapıcı Miço: “Pabuçlarındaki parlak taşlar bile yalancı değil, gerçek pırlantadır.”
Haldun Taner: “Bir kraliçe hayatıdır yaşadığı. Sigaralarını altın bir tabakada taşır. Onları zümrütlerle süslenmiş çakmaklarla yakar. Kleopatra gibi süt banyosu yapar.”
Zeki Müren: “Melahat İçli’nin yazıhanesinde oturuyoruz. Bir yere film çekmeye gideceğiz. Elektrik teknisyeni ışığı yanlış ayarlamış diye o sivri, şık, altın suyuna batmış topuklu rugan pabuçlarının burnu ile çocuğun dizini tekmeledi…”
Selim İleri: “Beyoğlu’nun arka sokaklarında gördüm Cahide’yi. Yüzünün çizgileri hala incecik ama teni paralanmışçasına… Sağ elinde mavi ispirto şişesi vardı. Sol eliyle de dudakları arasında bekçi düdüğünü tutuyordu. Uzun uzadıya çaldı o düdüğü…”
1979 yılında Sinema Yazarları Derneği, Cahide Sonku’ya özel ödül verdi. Sonku, ödülü almak için düzenlenen geceye gidemedi. Başkan Atilla Dorsay, Cahide’ye ödülünü Körfez Meyhanesi’nde verdi.
Gelin son sözü yazımızın kahramanı, girdiği her ortamın başrolünü kapan Cahide’ye verelim:
“Büyükleri sayarım. Galiba büyük oyuncu benmişim. Ama benzerimi aradım, bulamadım…”
FÜGEN ÜNAL ŞEN
princess_fiyona 06-05-08, 19:13 Cahide Sonku-Peçete Kâğıdındaki AnılarAgâh Özgüç
Hikmet Feridun Es’in, “Türk tiyatrosunun en güzel kızı.” diye yazdığı Cahide, 1919’da Yemen’de doğar. Uğruna annesinden tokat yiyecek kadar sinema izlemeye tutkundur.
Sabahları evinin önünden geçen trenin makinisti, dünyanın en güzel kadınını görmeyi umarak trenin düdüğünü çalarmış. Bazen balkona çıkar, banliyö treninin camlarına yığılan halkı ve öğrencileri selamlarmış.
Şekerci Hacı Bekir’in oğlu Ali Muhittin, onu izleyebilmek için tiyatroda her gece bir loca ayırtırken, Şehir Tiyatroları’ndaki bütün erkekler ona âşıkmış. Sigarasının külünü altın tabaklara silkelediği konuşulurmuş. Böyle efsanelerle geçmiş Cahide Sonku’nun yaşamı… Türk sinemasının ve tiyatrosunun en güzel kadınlarından birinin benzersiz şöhreti. Ardından, durdurulamaz bir düşüş. Agâh Özgüç’ün Peçete Kağıdındaki Anılar kitabında, bu ülkede yaşanmış en trajik hayatlardan birinin iç burkan öyküsünü okuyoruz. Cahide’nin, şöhretli günlerinin ardından teselliyi alkolde, salaş meyhanelerde aradığı dönemde yazarın kendisiyle yaptığı ve peçete kağıtlarına yazdığı söyleşi parçalarından oluşan kitap, birçok ilginç anekdotu barındırıyor.
Haldun Taner, elleri için öykü yazdı
Hikmet Feridun Es’in, kendisi için “Türk tiyatrosunun ve Türk balesinin en güzel kızı.” diye yazdığı Cahide, 1919’da Yemen’de doğar. Uğruna annesinden tokat yiyecek kadar sinema izlemeye tutkun olan küçük Cahide’nin yazgısı, 15 yaşındayken Şehir Tiyatroları’nda figüran olarak iş bulmasıyla tamamen değişir. Şehir Tiyatroları’nın o zamanki müdürü Muhsin Ertuğrul, sonradan evlenme teklif edeceği bu küçük kızı 50 figüran arasından seçmiştir. Ertuğrul, o ân için sık sık, “O siyah önlüklü Cahide’yi unutmadım.” diyecektir. Oyuna geç kaldığı için Atatürk’ü bile tiyatro salonuna almamasıyla bilinen Muhsin Ertuğrul, Cahide’yi asla elde edemez. Cahide’nin filmlerinin galasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Yusuf Ziya Ortaç, Reşat Nuri Güntekin gibi dönemin önemli yazarları görünür. Ama Cahide mutsuz evlilikler yapacak, alkole alışacak ve şöyle diyecektir: “Büyük adamların kıymetini bilmedim. Ama pişman değilim.”
Cahide Sonku’nun, 1981 yılındaki ölüm haberi pek ilgi çekmemiş. Kızı bile gitmemiş cenazesine. Zaten 1979 yılında kendisine verilen SİYAD ödülünü törenle değil de meyhanede almayı tercih etmesi, küskünlüğünü yeterince anlatıyor. Kitabın sunuş yazısında Selim İleri’nin dediği gibi, onu anlamak, “yaradılışla alımsatımlar dünyası arasındaki uçsuz bucaksız çelişkilere kalpten kalbe geçen bir isyan bildirisiyle doğru orantılı”. Peçete Kağıdındaki Anılar, Cahide Sonku’nun belleğinde kalanların tarihsel olarak doğruluğunu sorgulamak için değil, bir öz kıyım öyküsü olarak okunmalı.
http://img178.imageshack.us/img178/7024/kartibir07jp4.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 07-05-08, 13:36 Beklenen Şarkı
Beklenen Şarkı, 1954 yapımı Zeki Müren ve Cahide Sonku'nun başrollerini paylaştığı Türk sineması filmi.
Sonku Film tarafından çekilmiş olup Zeki Müren'in ilk filmidir. Münir Nurettin Selçuk ile ara verilen şarkı filmler dönemi "Beklenen Şarkı" ile tekrar başlamıştır. Filmde ayrıca Zeki Müren, filme adını veren "Beklenen Şarkı" adlı şarkısını seslendirmiştir.
offf cosmus burasi
hepinizin ellerine saglik
princess_fiyona 07-05-08, 19:08 Cahide SONKU
Cahide Sonku (1916 - 1981) Tiyatro ve sinema oyuncusu Sonku, Türk sinemasının ilk kadın “yıldız”ı olmuştur.
Yemen’de Sana’da doğdu, 18 Mart 1981’de İstanbul’da öldü. Tiyatroya halkevlerinin temsil kollarında başladı. İstanbul Belediye Konservatuvarı’na devam etti. 1932’de Şehir Tiyatrosu’na figüran-stajyer olarak girdi. 1933’te Yedi Köyün Zeynebi’nde sahneye çıktı. Aynı yıl Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Söz Bir Allah Bir’ filmiyle sinemaya geçti.
1934’te çevrilen ‘Bataklı Damın Kızı Aysel’deki rolüyle ün yaptı. 1937’de Talat Artemel ile evlendi. Arka arkaya Shaw, Tolstoy, Shakespeare, Çehov gibi yazarların oyunlarında rol alarak şehir tiyatrosunun önde gelen kadın oyuncularından biri oldu. 1949’da ‘Fedakâr Ana’ filmiyle yönetmenliğe başladı. 1950’de ününün doruğundayken kendi adıyla Sonku Film Şirketi’ni kurdu. Bu şirket adına 1951’de Talat Artemel ve S. Ayanoğlu ile birlikte Vatan ve Namık Kemal’i yönetti. Film Yıldız dergisinin o yıl açtığı soruşturmada en iyi film, Sonku da bu filmdeki rolüyle en iyi kadın oyuncu seçildi. 1954’te Sonku’nun yönettiği ve Zeki Müren’in ilk kamera karşısına çıktığı ‘Beklenen Şarkı’ filmi, hasılat rekorları kırdı. Bu filmden kısa bir süre sonra çıkan bir yangında şirketin filmlerinin çoğu yanınca Sonku bütün servetini yitirdi, güç duruma düştü. Düzensiz bir yaşam sürmeye başladı. 1961’de Dormen Tiyatrosu’nda ‘Taşra Kızı’ ile sahneye döndü. Ama içki düşkünlüğü nedeniyle bu tiyatrodan ayrıldı. Cahit Irgat’la 1962-1963 sezonunda Cahitler Tiyatrosu adlı bir topluluk kurdu. 1963-1964 sezonunda yeniden İstanbul Şehir Tiyatroları’na döndü. 1972’de çalışma düzenini aksatması nedeniyle şehir tiyatrosuyla ilişkisi kesildi. Yaşamının bundan sonrasını maddi, manevi acılar içinde, unutulmuş olarak geçirdi.
Sonku, zarifliği ve güzelliğinin yanı sıra temiz Türkçesi, düzgün diksiyonu, rolüne kişiliğini katmasıyla büyük bir üne ermiştir. Batı edebiyatının dram türündeki oyunlarındaki rolleriyle başarısını pekiştirmiştir. Türk sinemasının önemli kadın oyuncularından biri olmuştur.
princess_fiyona 08-05-08, 16:35 -Güzel olduğunuz kadar küstahsınızda!
-Söyleyemedim annee! Babamın simitçi oldugunu söyleyemedim!
-Fakirsin sen Fakirrr!
Ve zavallı kemancı (Cüneyt Arkın) salaş meyhanede sandalyeye tutunur ve titrek dudaklarından bir elzem mavisi gibi akar kelimeler;
-Ben kör bir gencim hayatımı keman çalarak kazanırım nolur duygularmla
oynamayın!
Ben küçüklüğümden beri çok garip bir şekilde Turk Sineması ile ilgilenmişimdir. Bir çok entele dantele gore Turk filmleri cok sacma senaryolardan oluşur.Evet,çok özel filmler değildir ama şunu unutmamak gerekir onlar yaşamın içinden bir yansımadır.
Birkaç hafta once bir cumartesi gecesi uykusuzluğunda tv karşısında pineklemeye çalışırken 3 tane siyah beyaz Yeşilçamın en verimli donemlerinde cekilmiş filmlerden yakaladım. Duygulanmadım da ağlamamak için zor tuttum kendimi desem yeridir:)En güzel aşklar-veremli kadınlar-annesini kaybeden kucuk kızlar-en kederli
anlar-bedbaht erkekler-en umutsuz zamanlar-ve gözgöregöre akan gözyaşları-!
Türkiye ilk sinema sanatıyla 1896 da ALEXANDRE PROMI adlı operatörün padişahtan aldığı izinle belgesel film çekmesiyle tanışmış.Açıkçası daha sonra film kopmuş yani 1908 yılına kadar hiçbir faaliyet olmamış. İstanbul ilk sinema salonuna
1910 yılında SIGMUND WEINBERG sayesinde kavuşmuş.
Şimdilerde önemli fuarların gerçekleştirildiği tepebaşı sergi salonunun yerinde DARÜLBEDAYİ adı altında hizmete girmiştir. Bu önemli faaliyetin ardından PERA 'TA CİNE ORİENTAL , CİNE PALANCE ve CİNE PALACE gibi sinema salonları açılmış. Halk sinemaya talep
gösterince bizim Beyoğlu o zamanların PERA kenti sinema salonlarıyla dolup taşmış.
1917 yılında PENÇE adlı film SEDAT SİMAVİ tarafından çekilmiş. Tarihe geçen bir diğer filmimizde o zamanların vamp filmi olark nitelendirilen MADAM KALİTEA ..
Tiyatrocu Muhsin Ertuğrul ilk özel yapımevi olan Kemal Film şirketinin kurmuş ve Türk sinemasında yeni bir dönem başlamış. Sinema ile ilgili ilk deneyimlerini yurt dışında gerçekleştiren Muhsin Ertuğrul; Kemal ve Şakir Seden kardeşlerle yaptığı işbirliği sonucu bu özel yapımevi adına iki film çeker; İstanbul'da Bir Facia-i Aşk (Şişli Güzeli Mediha Hanımın Facia-i Katli) ve Boğaziçi Esrarı. İkincisi olaylı bir filmdir.1923 yılında Muhsin Ertuğrul daha sonra biribiri ardına üç film çeker. İlki Halide Edip Adıvar'dan uyarladığı Ateşten Gömlek'tir. Bu film Kurtuluş Savaşı'nı konu alan bir ilk filmdir. Türk sineması adına bir diğer özelliği de Ateşten Gömlek'te ilk kez Türk kadınlarının oynamasıdır. Ve böylece Cumhuriyet'in ilanının Türk kadınlarına çalışma özgürlüğü tanıması sonucu, Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir'le yeni bir dönem daha açılır. Leblebici Horhor
ve Kız Kulesinde Bir Facia, Ertuğrul'un 1923 yılında çevirdiği diğer iki filmdir. 1935 yılında Muhsin Ertuğrul 'un "Aysel Bataklı Damın Kızı'yla Türk sinemasına ilk köy filmini izleyciyle buluşturur. Bu filmin bir özelliği de oyuncu Cahide Sonkunun oyunculuk kariyerine başlamasıdır.1933 yılında Dâr-ül-bedayi oyuncusu olarak sinemada işbaşı yapan Sonku, Aysel rolüyle kendinden sonra gelen kuşağa yıldızlık yolunu açar. Ve böylece Cahide Sonku Türk sinemasının ilk kadın yıldızı olur.Tabii artık yazlık sinemalar semtleri şenlendirmiş ve haftanın belli akşamları şimdilerde ayrı bir ses tonu ile anılan o yazlık sinemalar çalışmaya başlar. Cekirdek-gazoz ve ağlayan duygulu kadınlar- çocuklarda ise ayrı bir merak; o kadınla o adam o kutunun içine nasıl sığıyor? Türk sineması son 10 yılda bir patlama yaşadı diyebiliriz. Ama patlamanın ne derece sanatsal olduğu tartışabilir. Ama herne olursa olsun Türk sineması bugunlere çok kolay gelmedi! Siyasi gerekçeler, cinsellik unsurları ve sacma sapan bir çok sebepten dolayı sansüre maruz kalan Türk sineması, Filmi sansüre uğradığı için Türkiye'yi terkeden yönetmenlerle dolup taşıyor. Bütünlüğü dikkate alınmaksızın bazı sahneleri kesilmiş, hatta yıllarca tozlu raflarda beklemek zorunda bırakılmış filmlrle dolu. Tüm bunların nihayetinde Türk Sineması bir şekilde yol almaya başladı.Acı, sevinç, keder hep olsa da umutsuzluk hiç olmadı. Daha sonra ağacımız dallanıp budaklandı ve hayatımıza YEŞİLÇAM olarak çıkıp rüzgarda, soğukta hep dayandı...Değil mi Sadri Bey?
http://img81.imageshack.us/img81/6893/n5929935774370404740mp9.jpg (http://imageshack.us)
http://img140.imageshack.us/img140/6186/n6972370084106536039zq4.jpg (http://imageshack.us)
http://img140.imageshack.us/img140/6452/n6972370084106546540zq5.th.jpg (http://img140.imageshack.us/my.php?image=n6972370084106546540zq5.jpg) http://img231.imageshack.us/img231/7269/n6972370084106556893af7.th.jpg (http://img231.imageshack.us/my.php?image=n6972370084106556893af7.jpg) http://img231.imageshack.us/img231/9664/n6972370084106567388yt9.th.jpg (http://img231.imageshack.us/my.php?image=n6972370084106567388yt9.jpg)
http://img231.imageshack.us/img231/9176/n6972370084920653741yr2.jpg (http://imageshack.us) http://img110.imageshack.us/img110/1663/n6972370084920664000wv7.th.jpg (http://img110.imageshack.us/my.php?image=n6972370084920664000wv7.jpg)
http://img231.imageshack.us/img231/5007/n6972370088746328978bl9.jpg (http://imageshack.us)
http://img110.imageshack.us/img110/1407/n6972370088746453144ao1.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 11-05-08, 14:19 Cahide Sonku Kültür Merkezi
Eski Dormen Tiyatrosu , Cahide Sonku Kültür Merkezi adıyla yeniden sanatseverlerin hizmetine girdi. `Vajina Monologları ` ve `Dövme` adlı oyunları yöneten Almula Merter , Pangaltı `ndaki salonu 20 yıllığına kiralayarak Cahide Sonku Kültür Merkezi adıyla sanat dünyasına kazandırdı. Kültür merkezinin açılışı, Almula Merter `in yönettiği, Fatih Ürek , Nami Esatgil, Tuna Arman , Oya İnci, Evin Esen , Nilgün Karababa ve Melda Gür `ün oynadığı `Kadın Kadına Hamam` oyununun galasıyla yapıldı. Kültür Merkezi `nde `Vajina Monologları ` da sahnelenecek.
2004-04-07 Milliyet
princess_fiyona 11-05-08, 14:21 Türkan Şoray`a nasıl tokat attım
Yeşilçam`ın ünlü yönetmeni Ülkü Erakalın, 60 yıllık sanat hayatını `Yıldızlar Gökte Yaşar` adlı bir gösteriyle sahneye aktarıyor. Erakalın, eserde Türkan Şoray`a `Lekeli Kadın` filminin setinde nasıl tokat attığını da anlatıyor.
Yeşilçam `ın ünlü yönetmeni Ülkü Erakalın , 60 yıllık sanat hayatını `Yıldızlar Gökte Yaşar ` adlı bir gösteride sahneye aktarıyor. Bu uzun dönem içerisinde pek çok olaya tanık olduğunu dile getiren Erakalın , `Türkan Şoray `a `Lekeli Kadın` filminin setinde bir tokat attım. O tokat da bu oyunda yer alıyor. Şoray , o filmde bir dansözü canlandırıyordu` dedi. Erakalın , dört yılda hazırladığı eserinde Bedia Muvahhit , Cahide Sonku gibi Türk Sineması `nın abide sanatçılarına da yer verecek. `Cahide Sonku `nun son görüntüleri yalnız benim elimde var. Bu oyunda onları da seyirciyle paylaşacağım` diye konuşan usta yönetmen, müziklerle süslediği eserin, Türk Sineması `nın tarihini izleyicinin gözünün önünden `film şeridi gibi` geçireceğini ifade etti. Devlet Tiyatroları `nın katkılarıyla hazırlanan `Yıldızlar Gökte Yaşar `, 21 Kasım `da Yeni Sahne `de seyirci karşısına çıkacak.
2005-11-18
princess_fiyona 11-05-08, 14:23 Ünlü ressamdan film afişi
Modern Türkiye `nin kadın oyuncularından Berna karakteri ile ilk Müslüman Türk kadın oyuncu Afife Jale `nin paralel yaşamlarını konu alan "Kilit"in çekimleri tamamlandı . Filmin afişi, ressam Neriman Oyman tarafından hazırlandı. Oyman aynı zamanda filmin müze sahnesinde kullanılan Cahide Sonku ve Halide Edip Adıvar tablolarını da yaptı. Filmin yönetmeninin önerisiyle gerçekleşen bu afişle Türk sinema tarihinde bir ilke imza atılmış oldu. Kilit`te Müjde Ar , ikinci kez sinemada Afife Jale `yi canlandırıyor. Ar , 1987`de Şahin Kaygun `un yönettiği filmde de Afife Jale `yi oynamıştı
princess_fiyona 11-05-08, 14:25 Bir oyuncu ağlıyor, Muhsin ...
Genç bir oyuncu, ağlıyor; sahnede değil, bir kafede, insanların arasında. Bir metnin gereği değil, gözyaşları ile öfkesi. Bir durumun sonucu; bir çaresizliğin ama öte yandan bir isyanın, aynı zamanda da bir kararlılığın ifadesi; hepsi birlikte, işte.
Sanki Cahide Sonku "dan, Nevin Seval "den el almış; 1939 yılında Muhsin Bey , Romeo Juliet "i sergiliyor da, o sanki Cahide Sonku "nun balkon sahnesinde; ya da yıl 1948, sahnede Antonius ve Kleopatra sergileniyor, seyirci onun Nevin Seval "in gibi profiline hayran kalıyor. İstanbul Şehir Tiyatroları "nda, yani Muhsin Beyin tiyatrosunda...
Genç bir oyuncu "halimize" ağlıyor. Sonku "dan, Seval "den el almış, bu ülkede kadın oyuncu olmanın zorluğunu "yaşadıkları" ona öğretmiş. Türkiye "de tiyatro yapmanın, özellikle de halktaki "küçümsemeyi" bir kenara bırakalım, sanatçı ile erk arasındaki çelişkiyi ve "baskı"yı genç yaşında "yaşadıkları" öğretmiş!
Sonunda yıkılıyor!
İstanbul Şehir Tiyatroları "nın Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu (yani Harbiye binası) yıkılıyor! Birkaç ay önce bu köşede bu konuyu da ilgilendiren bir yazı yazmıştım. Biraz "temcit pilavı" gibi olacak ama, o yazıdan (7 Nisan 2007) bir bölümü alıntılayalım:
"Darülbedayi "nin yaklaşık yüz yıllık geçmişi var. Öncelikle bir "okul" kimliğiyle 1914"te Saraçhane "deki Letafet Apartımanı"nda açılan bu kurum çeşitli serüvenlerden sonra 1970"te şimdiki Harbiye "deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi adlı binaya geçiyor (Sümerbank "ın eski bir sergi salonu kurum için yeniden düzenlenmiş). İstanbul Şehir Tiyatrosu adını da 1934"te almış olan kuruma (ve de tiyatromuza) Muhsin Ertuğrul "un katkıları çok büyüktür.
"Şimdilerde de bu yapı, "Kongre Vadisi Projesi" dolayısıyla yıkılacakmış! (Vadi dediğiniz yeşil olur!) Gerek Muhsin Ertuğrul "un adıyla gerekse kurumla simgeleşmiş, özdeşleşmiş bu yapıyı yıkmanın hangi haklı gerekçeleri olabilir?"
***
Darülbedayi dolayısıyla İstanbul Şehir Tiyatroları , bir çeşit "konservatuar" olarak kuruluyor. Bu 2. Meşrutiyet sonrasındaki moderleşme projesinin bir parçası. Kuşkusuz ki bu "geçiş" (dönüşüm) belki ağır ve yumuşak bir geçiş. Öte yandan Darülbedayi "nin kuruluşuna, dönem için cesur bir atım, yenilik diyebiliriz.
Onun dışında şimdiki binanın adı Muhsin Ertuğrul . Yani tiyatromuza ve sinemamıza çok önemli katkıları olan biri. Belki biraz daha açmak gerek, "oyunculuk", reji", sahneleme" vb. sahneye ilişkin teknik, estetik kavramanları yerleşmesinde öncülük etmiş, çok önemli bir "sanat kişisi"!
Şehir Tiyatroları Müdürlüğü "ne
Büyükşehir Yapı İşleri Müdürü Abdurrahman Atmaca imzalı ve Şehir Tiyatroları Müdürlüğü "ne gönderilmiş 17 Eylül tarihli bir yazı var elimde:
"Şehir Tiyatroları Müdürlüğü ve Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu "nun konumlandığı bölgede yapılacak olan "Harbiye Kongre merkezi İnşaatı" işine Ekim 2007 tarihinde başlanacaktır.
"Bu itibarla Şehir Tiyatroları Müdürlüğü binası ile Muhsin Ertuğrul Tiyatro binasının bir an evvel boşaltılması gerekmektedir.
"Bilgi ve gereğini arz ederim."
Artık iş kesinleşmiş ve yıllardır hizmet veren bina yıkılacak. Başkan, Şehir Tiyatroları "nı sahnesiz bırakmayacağım diyor. (Nereye gidecekler; onca insan ve onca "şey". İstanbul "da doğru dürüst sahne var mı?) Yeni projede yani "kongre vadisi" (yeşil olacağı anlaşılıyor) kapsamındaki yapılar içinde Muhsin Ertuğrul adıyla tiyatro salonunun korunduğu, seyirci kapasitesinin arttığı görülüyor. ("Harbiye Yeraltına İnecek", Radikal, 20 Eylül , s.4)
[Tiyatro binası yapmak çok "özel" bir iştir. Nice ünlü mimar yapmıştır da sonradan çok ciddi teknik sorunlar çıkmıştır. Bu, özellikle unutulmamalı. "Gerçek" uzmanların özellikle de yönetmenlerin düşüncesi alınmalı.]
Bu konuda farklı görüşler var, doğal olarak. Yıkılsın , deniyor; çünkü güzelleşecek, "modern"leşecek, daha iyi olacak vb. Öte yandan da bir geleneği sürdürenler, "ortada kaldık" diyenler, var. Tabii ki bu proje bir "rant" meselesi, birileri buradan "nema"lanacak vb. bir durum da var. Bu tür kentsel dönüşüm projeleri niye Gaziosmanpaşa "da, Ümraniye "de ya da Maltepe "de yapılmıyor diyenler de!
Son durum
Bir başka konu ise son yıllarda Şehir Tiyatroları "nın kötü yönetildiği, geleneğine yakışmayan oyunların sergilendiği yönünde. (Kurumda özveriyle çalışan, kurumun geçmişini, değerlerini sahiplenip korumaya uğraşan sanatçıların varlığını göz ardı etmeyelim!) Bu da, doğrusunu söylemek gerekirse Refah Partisi "nin Büyükşehir Belediyesi "ni kazanmasıyla yani Tayyip Erdoğan "ın Başkan olmasıyla (sanırım 1994 yerel seçimleri) başladı.
Son sanat yönetmeninin yapıp-etmeleri, serüvenleri , yönetim biçimi İstanbul "kulis"lerinde yıllardır konuşulur oldu. Belediye"ye bağlı Kültür İşleri AŞ , Şehir Tiyatroları "nı "yönetir" oldu; sanat yönetmenliği adeta "memurluk" düzeyine indi. Gerçi Belediye"nin böylesine müdehalesi (düzenlemesi) Nuretin Sözen döneminde başlamıştı ya, o da bir başka mesele!
***
Genç oyuncu, tüm duygusallığıyla yaklaşıyor, kalbiyle yaklaşıyor bu "yıkıma". Gözyaşlarını ve öfkesini tutamıyor.
İyi mi oluyor, kötü mü oluyor doğrusu pek karar verememekle birlikte, bu projenin kentin öncelikli gereksinimi olduğunu düşünmüyorum! Ama, her zamanki gibi birilerine kim acaba onlar! "iş" alanı doğuyor&
2007-09-22 Referans
Ekşi Sözlük'te kendisi hakkında yapılan yorumlar;
18 mart 1981 de vefat etmis turk sinemasinin en önemli isimlerinden biridir ..
(sebze, 08.05.2001 08:51)
1916 yemen doğumlu, turk sinemasinin ilk kadin yonetmeni ve ilk stari. aysel batakli damin kizi filmiyle une kavusup sonra da kendini alkole vermiş, ayakkabisindan sampanya icirttirmis unlu insan.
(boyalikus, 07.06.2001 22:30 ~ 06.07.2001 21:11)
henüz 1932'de darülbedayi'de sahneye çıkan cahide hanım, bir yandan da sinemayla tebelleş olarak, aysel bataklı damın kızı, şehvet kurbanı, senede bir gün, beklenen şarkı gibi zarif filmlerin yangından ilk kurtarılacak aktrisi gibi haklı bir paye ve nam edinmiştir.. döneminin fevkalade kadınlarından biridir sonku; hani bu zamanda yaşasa, fenomen diyeceğim geliyor da, kıyamıyorum efendim..
kurduğu 'sonku film'in yanması hasebiyle servetini yitirip, berduş bir hayat sürmeye başlamıştır cahide sultan.. sonrasında, cahit ırgat'la birlik kurduğu cahitler tiyatrosu da batınca, enikonu kendini alkole vermiş ve "bir serhoşluk boyudur ömür" diyerek çekip gidenlere karışmıştır öylece..
(atlantisten gelen zekiye, 03.06.2002 14:13 ~ 14:57)
en sefil zamanlarında bile, şatafatlı günlerinden kalma bir eda ile divan pastanesine gitmeyi ihmal etmezmiş cahide hanım. bir poğaça ve bir çay ile bile olsa kahvaltısı, o, cahide sonku hanımefendi olarak orada bulunmayı, arz-ı endam etmeyi bir görev telakki etmiştir.
(bizans, 03.06.2002 19:09)#1331898 !?
yönetmenlik ve senaristlik de yapmıştır yaşamayan tarih. yalnız tek bir filmde. o da vatan ve namık kemaldir. aynı filmde baş rol oyuncusudur da.
soyismini "songu" şeklinde yazıp söyleyenlere pek içerleyen gelmiş geçmiş has bi has oyuncumuz, buna bir son verilmesini istese de, ne vakit mümkün olacağı belli değildir bu işin sonunun.
(daphne, 02.12.2002 10:18)
muhsin ertuğrul'un en önemli keşfidir. türk sinemasının ilk kadın starıdır. kimi çevrelerde, ilk kadın yönetmenimiz olduğu da söylense de bu yanlıştır, zira orhon murat arıburnu'nun beyanına göre cahide sonku filmlere yönetmen olarak adının yazılmasını istemiştir ancak filmleri orhon bey yönetmiştir. filmlerinde hep teatral bir hava sezilir, en meşhur filmi bataklı damın kızı aysel'de bile aysel son derece dekoratif bir malzeme, güzel kıyafeti, düzgün makyajı ile realist havadan uzak, son derece sonkusal bir karakterdir.
o ve onun gibiler olmasaydı türk sineması nasıl bir rota çizerdi düşünmek gerekir ama türk sinemasının tam oturmamış olduğu bir döneme denk gelmesinin üzücü bulunabileceği bir oyuncudur.
(bang on the door, 19.05.2005 11:25 ~ 20.05.2005 08:19)
alkazar sinemasında ölen yıldız.
(kaktus, 28.05.2005 10:43)
türkiye'nin ilk kadın yönetmeni. yönettiği filmler,
1951 vatan ve namık kemal: (t.artemel ve s. ayanoğlu'yla ortak)
1953 beklenen şarkı: (o.m. arıburnu ve s. ayanoğlu'yla ortak)
1956 büyük sır : (t. artemel ile ortak)
(lilith lita, 11.10.2005 16:28)
turk sinemasinin ilk hanimefendisi, cok satafatli bir gencligi olmus, muhsin ertugrulla cektirdigi inanilmaz bir fotografi vardir ayagini bir sandalyenin uzerine koymus, ertugrul'un sac sakal birbirine karismis,gozlerinde gencligin ve cazibenin yagmurlu isiltilari. cok guzel ayaklari var, ayakkabisindan sarap icirtmis, bilegine pirlanta halhal taktirmis derler, mucevherat ayaga dusmez ayiptir demis bu iddiayi kabul etmemistir.
avni dilligil, zeki muren, evrim fer gibi sanatcilarla bir cok filmde rol almistir.
son gunleri hastaliga, yalnizliga, parasizliga ducar olmus, duygularini ampute ettirmis, sanki zamani murcla kaziyarak ulasmis omrunun sonuna.
(thunderroad, 17.08.2006 06:40)#9930742 !?
Cahide Sonku`yu canlandıracak
HÜLYA Avşar , yeni film projesini açıkladı. Çağan Irmak `ın yönetmenliğini üstleneceği filmde Cahide Sonku `yu canlandıracak olan Avşar , "Cahide Sonku `nun yeğeni, torunu herkesi bulduk. Hiç kimsenin duymadığı, bilmediği sahneler çekilecek. Benim çok dikkatimi çeken bir biyografiydi. Gerçekten insana hayat dersi veren, tarihi anlamda süper bir film olacak. Kadroyu henüz kurmadık. Ama çalışmalarımız sürüyor. O kadar heyecanlıyım ki, yerimde duramıyorum" dedi.
http://img440.imageshack.us/img440/1857/499gs2.jpg (http://imageshack.us)
Senaryoyu Tomris Giritlioğlu oluşturuyomuş Hülya Avşar radyo programı yaptığında film projeniz var mı diye sorduğumda ilk orada açıklamıştı(:Bence yönetmeni.senaristi süper Hülya Avşar'ın oyunculuğu ise süper hernekadar popülerliği yüzünden gölgelensede:(Sabırsızlıkla bekliyor olucam..
princess_fiyona 13-05-08, 14:09 Ben kitabı yazarken odada dolaşıyordu! BELGİN ÇOBAN
Cemal Türker'in 'Ne De Olsa Sonbahardı' isimli yeni kitabını okuyorum. Kapakta 'şahane bir kadının' fotoğrafı var. Annem girdi odaya (beni ziyarete gelmesi büyük tesadüf) "Aaa Cahide Sonku mu o?" dedi, kitabın kapağını görünce. Annem genç kızlığında, iki teyzemle birlikte neredeyse bütün Türk filmlerini izlemiştir ve bu tip hatırlatmalarda hep o günleri anarak, mutlu bir gülümsemeyle anlatır. Yine anlattı: "Cahide Sonku çok güzel bir kadındı. Cahit Irgat'la bir filmini hatırlıyorum; şöyle kaşını kaldırıp (gösteriyor) kötü kötü bakmıştı. Ay ne korkutmuştu beni o zaman. Çok sertti canım. Ama Cahide Sonku çok güzeldi. Saçlarını bir yapışı vardı, Greta Garbo'ya çok benzetilirdi zaten. Ama yazık oldu kadına, kötü öldü. Hiç kimse yokmuş yanında. Arayanı soranı yokmuş, zavallı!" Üzülüyor annem.... Lafı geçiştiriyorum. Biz kitaba dönelim... Cemal Türker kitapta Cahide Sonku'yu konu almış ama öyle dört başı mamur bir belgesel kitap değil bu. Daha çok bir ön çalışma tadında. "Aralık veya ocak ayında asıl Cahide Sonku kitabı geliyor. Pınar Çekirge ile yaptığımız ayrıntılı bir araştırma var. Elimizde pek çok doküman var. Onları bir kitapta bir araya getireceğiz. Kitabın adı da büyük ihtimalle 'Beklenen Şarkı' olacak. Zeki Müren'le oynadığı filmden esinlenerek bu ismi düşünüyoruz" diye anlatıyor Cemal Türker telefonda. Pınar Çekirge'yi bilirsiniz; hani şu iflah olmaz Filiz Akın hayranı, daha doğrusu fanatiği... Evinin tüm duvarlarını Filiz Akın fotoğraf ve afişleriyle süsleyen Çekirge kadar olmasa da, Cemal Türker de bir Cahide Sonku hayranı. Bu hayranlığı da babasından devralmış, "Bizimkisi babayla oğlunun Cahide aşkıydı" diyor Türker ve ekliyor: "Babam da 62 yaşında öldü, Cahide Sonku da. Babam hiç tanışmadı onunla, tabii ben de. Ama Zincirlikuyu'daki mezarına gittim. Bizimkisi daha çok düşsel bir beraberlik."
* Yıllar öncesinden kurgulanmış bir hikayeyle başlayan kitabında Türker, o düşsel beraberliği şu satırlarla anlatıyor: Sigara içiyordu, boyuna, birini yakıp diğerini söndürerek. Ne kadar yılgındı! Harcanmıştı, bir yana savrulmuş. Savurulmuş. Dudakları, parmakları titriyordu konuşurken. Cahide'ydi adı. Pembe, eflatun yaldızlı ışıklar vuruyordu şakaklarına. Kimseyle, hiçbir şeyle yüzleşecek cesareti kalmamıştı aslında. Gece perde perde soluyordu. Hayatına girmiş, şurasından burasından hayatına bulaşmış insanları hatırladı tek tek... "Şu ışıklı dünyanın, alkolün, bataklık gibi beni içine çekmesine daha ne kadar müsamaha gösterecek, ne zaman bundan kendimi kurtarmaya çalışacaktım? Hep yaralı, hep arızalı erkekler çıktı karşıma... Beş para etmeyen... Acız... Sömüren... Beklenen Şarkı'dan sonra bir film daha çekecektik..." Bir el işareti yaptı, sanki anlatmaya değmez gibi. Bu 'çekecektik' uzun ve acımasız bir ihanetin vurgusuydu hiç kuşkusuz. Taze bir rüzgar geçti yüzünden. Ürperdi. "Gitmem lazım" dedi. Biraz daha oturun, diye ısrar etmek geldi içimden... "İliklerime kadar yalnızım. Yalnızlık özlemle çarpıştı mı, sadece korku ve nefret biriktirir zaten... Bir hamal, bir ırgat gibi çalıştım rollerimi. Saygı duysunlar istedim. Önümde eğilsinler, paltomu tutsunlar, hep fark etsinler üstünlüğümü... Zeki, seneler sonra hırçın ve kötüydü diye bahsetti benden. Hırçındım... Evet. Ben Cahide'ydim. Kötülüğe gelince.. O, herkes çok mu iyiydi? Onlar iyi oldukları için mi kötülük bana yazılmıştı?"
* 47 yaşındaki Cemal Türker 2-3 yıldır Cahide Sonku'yla ilgili belgeleri topluyor. Başta Hayat Mecmuası olmak üzere Sonku'yu anlatan her çıkan yazı elinde, bazılarını kitabında da kullanmış zaten. "Kapaktaki fotoğraftan Cahide Sonku'yu tanıyamıyorlar. 'Eşiniz mi?' diye soranlar bile oluyor. O fotoğraf Hayat Mecmuası'ndan, çok güzel değil mi?" diyen Türker, kitabın yazım aşamasında ise bazı 'ilginç' şeyler yaşamış... "Söyleyince garip gelecek ama kitabı yazarken Cahide Sonku hep yanımdaydı, odada dolaşıyordu, onu kendime çok yakın hissediyordum. Bardak devriliyordu, kağıtlar uçuşuyordu. Hatta bazı sayfalar kayboldu!" "Ne tür şeyler yazılıydı o sayfalarda?" diye soruyorum, şöyle yanıtlıyor Türker: "Babam ve Cahide Sonku'yla ilgili düşsel şeylerin yazılı olduğu sayfalardı... Yani... Eğer Cahide Sonku izin verirse sözüne ettiğim diğer kitabı çıkaracağız." O halde şimdilik Benseno Yayınları'ndan çıkan 'Ne De Olsa Sonbahardı' isimli kitapla yetinmek zorundayız, böyle biline...
princess_fiyona 16-05-08, 18:22 PERİ MASALINDAN SEFALETE GİDEN BİR YAŞAM.....
İsmi Cahide Serap olan Türk Sineması’nın hayatı fırtınalarla geçen, figüranlıktan zirveye ulaşan starı Cahide Sonku, ilk kadın yıldızımız. 1949 yılında "Fedekar Ana" filmiyle yönetmenliğe başlayan Sonku daha sonra 1951 yılında eşi Talat Artemel ve Sami Ayanoğlu ile birlikte Vatan ve Namık Kemal'i yönetti. 1954’te Orhan Murat Arıburnu ve Sami Ayanoğlu ile kamera arkasına geçtiği "Beklenen Şarkı", Zeki Müren’i sinemaya taşıyan film oldu.
Ayaklarına kırmızı halılar serilen Cahide Sonku'nun sonu ise alkol yüzünden sefaletle sonlandı.O `bataklı damın kızı aysel`dir. O hiç şüphesiz Cumhuriyet tarihinin ilk kadın efsanesidir. Balerin olarak çıkıp rakipsiz tek prima donna olduğu sahnelerden sonra sinemaya geçiş yapmıştır. umursamazdır... tabuları takmaz,bildiğini okur.Erkeklerin hakim dünyasına göz diken bir kadındır o.İnsan hiç düşündüğü gibi yaşayabilir mi?.. Yaşarsa cahide sonku gibi olur sonu!yaşatmazlar! o herşeyiyle bol gelen bir elbisedir dedelerimize.bunun için nadide bir çiçek gibi olsa da itilmiş, örselenmiştir.alkolle dost olmuş, daha yakın bir dost bulamamıştır kendisine. hızla varlığını tüketip sefaletle tanışmıştır.
Aç kalmasın diye kendisine sefalet günlerinde figüran rolleri verdiklerini söyleyen sinemacılar vardır.Sonunda 1981 yılında, altmışiki yaşında yoksulluk ve sefalet içinde ölmüştür, ama bir dönemin attığı her adımı olay olan efsanesi olarak hafızalara kazınmıştır.Sefalet içinde öldüğü ev çok sonraları genişletilerek nostaljik bir restorana çevrilmiştir.Adı Cahide`s dir...
Gönül Yazar bir röportajında öyle diyor....Cahide Sonku öldü bir gün. Cahide Sonku ölüp de dört kişi tarafından kaldırıldı ya beş parasız, ben onu görünce hayatın ne olduğu dank etti kafama. ‘Eyvah’ dedim. ‘Bu Türkiye'nin Primadonna'sı bir kadındı. Şehir tiyatrolarının, filmlerin en büyük, en önemli sanatçısıydı’ dedim.
Kolay mı güzeller güzeli Cahide Sonku (pabuçları pırlantalı, sigaraları altın tabakalı, çakmakları zümrütlüdür) akşam yemeğini burada yiyecektir, öyle ya Cahide’nin madden ve manen iflasına çeyrek yüzyıl vardır daha, Hasnun Galip’te Körfez, Parmakkapı’da Cumhuriyet, Galata’da Panayot meyhaneleri gündeme gelmemiş, şampanya ispirtoya tahvil olmamıştır. Cahide şimdilik Pera Palas ve Park Otelin görkemli “grand” salonlarında hüküm sürmekte, sabah geceyarısı siyahı, öğle zümrüt yeşili, akşam kar beyazı otomobillere kurulmakta, Park Otelin karşısında mükellef dairesinde şölenler vermektedir!” Şehir tiyatrosuna girmesiyle bir yıldız gibi parlayan Cahide Sonku, ‘Vanya Dayı’, ‘Hamlet’, ‘Kral Lear, ‘Bir Kavuk Devrildi’ gibi güçlü, etkileyici ve önemli tam 100 oyunda sahne almayı başarmış. Gazetecileri peşinde koşturuyor. Tiyatro tutkusuyla birlikte sinemaya da el atıyor ardından ve peş peşe gelen ‘Bataklı Damın Kızı Aysel’, ‘Akasya Palas’, ‘Büyük Sır’, Beklenen Şarkı’… Sinema salonları Cahide’yi beyaz perdeden olsun bir kez görebilmek için gelenlerle dolup taşıyor. İstiklal Caddesi’ne çıktığında trafik duruyor, herkes onun dilleri destan güzelliğini konuşuyor. Kendisi de bu güzelliğin farkında ve narsizmi en uç noktalarda yaşıyor. Cüretkârlığı sınır tanımıyor. Salonda koltuk gıcırdadı diye oyunu terk etmesi, evine gelen Reisicumhur Celal Bayar’ın yanına ‘Rol ezberliyorum’ diyerek çıkmaması, elektriği yanlış ayarlayan elektrik teknisyenini sivri ökçesiyle tekmelemesi… Dönemin magazin yıldızı elbet Cahide. Bugün kanıksadığımız aşk dedikoduları o yıllarda parmakla gösterilecek kadar az. Bir söylenti çıkmaya görsün.
Dağda taşta yerde gökte konuşuluyor. Fısıltı gazetesi o yıllarda da en çok tiraja ve ratinge sahip. İlan-ı aşklar farklı sözcüklerle yapılıyor. “Akşam yemeğe çıkalım”lar telaffuz edilmiyor. Beraber yaşamak kimsenin aklının ucundan bile geçmiyor. Her şey usulünce, erkanınca yapılıyor. Nikah halkası vaat edilmeden, gezip tozmak yok.
Kamera önünden gelip geçen onca kadın oyuncuya rağmen, Türk sinemasının ilk kadın yıldız’ı Cahide Sonku oldu. Meslek kariyerine Halkevleri Tiyarosu’nda başlayan Sonku, bir süre İstanbul Belediye Konservatuarına devam etti.
1932de stajyer oyuncu olarak girdiği İstanbul Şehir Tiyatrosunda bir yıl sonra Yedi Köyün Zeynebinde sahneye çıktı. Aynı yıl Muhsin Ertuğrul’un yönettiği Söz Bir Allah Bir filmiyle sinemaya adım attı. Sonkuya asıl büyük ününü 1937 tarihli Bataklı Damın Kızı Aysel adlı film getirdi. Bu sırada tiyatro çalışmalarını da sürdürdü. Strindberg, Tolstoy, Shakespeare Çehov gibi yazarların oyunlarında rol almaya devam etti.
Cahide Sonku için yaşamının sonuna kadar peşini bırakmayacak olan aksilikler başladı. Çıkan bir yangında Sonku adlı şirketinin bütün filmleri yandı. Sonku da servetini büyük ölçüde yitirdi. Bu arada alkolle de sıkı fıkı dost olmaya başlamıştı. Bir süre sonra Dormen Tiyatrosuna katıldı. Ama alkole olan aşırı düşkünlüğü nedeniyle buradan da ayrıldı. Cahit Irgatla birlikte Cahitler Tiyatrosunu kurdu. Ancak bu da uzun ömürlü olamadı.
1963-64 sezonunda Şehir Tiyatrosuna döndü.. Ancak mesleğine olan ilgisizliği nedeniyle buradan da uzaklaştırıldı. Yaşamının geri kalan kısmını , alkol ve yoksulluk içinde geçirdi. Soğuk ve gizemli güzelliğiyle birden parlayıp sönüveren Cahide Sonku, parladığı gibi sönüveren bir yıldız olarak tarihe geçti.
Yönetmen Ülkü Erakalın bir röportajında söyle diyor;
Cahide Sonku bir efsaneydi... 1963'te 'Ayşecik Sokak Kızı' filminin çekimine başladım. Bu arada da Cahide Hanım'ın alkol düşkünlükleri kulağıma geliyordu. Çekimler sırasında bir pavyonda çalışıyoruz. Filmin prodüksiyonu da benim. Feridun Çölgeçen, yanıma geldi 'Cahide Sonku seni arıyor, içeriye alayım mı,' dedi. İnanamadım, 'tabii' dedim. Cahide Hanım geldi.. Saçlar arkada toplanmış, gri pardesünün üstüne boynuna dolanmış eski bir eşarp...Yine bir estetiği var. 'Buyrun, emredin' dedim. 'Ben sizi sinemadan çok duydum, bir ricam var. Kızım yurtdışından gelecek, onu güzel bir evde karşılamak isterim. Bir daire tuttum, birkaç aylık kirayı peşin istediler, bana ancak sizin yardımcı olabileceğinizi söylediler,' dedi. Hayallerimin en büyüğüydü... 'Tabii hanımefendi, emredersiniz,' dedim. 'Ben, sizden bunu karşılıksız istemiyorum, bana bir rol verin,' dedi. Tesadüf o filmde de Gül Ana, diye bir rol vardı. Hiç çocuğu olmamış, kendini sokak çocuklarına adamış yaşlı bir kadın... O döneme göre bayağı iyi bir para verildi. Sonra kulağıma geldi, ne kat tutulmuş, ne başka bir şey. Son olarak 1975'te Müjdat Gezen'in 'Mıstık' filminde karşılaştık. Onunla çalışmak büyük cesaretti benim için... Çok alkole kaptırmıştı kendini... Dünya tarihinde ilk defa bir sinema yönetmeni, her sabah akıl hastanesine gidip, başhekimden izin almıştır sanırım. Her gün Cahide Hanım'ı başhekimden teslim alıyordum, akşam 5'te de teslim ediyordum. Sonra 1979'da bir gün bir meyhanede gördüm. 'Sizinle röportaj yapmak istiyorum,' dedim...
'Karşılığında ne alacağım,' dedi. Ertesi akşam aynı meyhanede içki ısmarlayacağımı söyledim. 'Kimdir Cahide Sonku,' dedim. 'Benim için her zaman sinema önde geldi' dedi. 'Son arzunuz nedir' dedim. 'Yaşarken bütün sanatçıları alkışlarlar, son arzum beni öldükten sonra alkışlamaları' dedi.
Cahide Sonku, 1981'de de öldü.
Bu yazı 03 Şubat 2008 tarihinde yayınlandı.
princess_fiyona 19-05-08, 17:36 Cahide Sonku ders olmalı
Harika Avcı, hayatının dönüm noktalarından birinin Cahide Sonku'nun hayatını öğrenmek olduğunu belirterek,'Onun yaşamında herkes için bir ders var' dedi
Harika Avcı, sürekli sevgili değiştirip, sabahlara kadar eğlenen mankenleri uyardı. 'Öyle bir an gelir ki yaşadıklarınızın bedelini sokaklarda ispirto içerek ödemek zorunda kalırsınız' diyen Avcı, tüm güzellere ünlü oyuncu Cahide Sonku'nun hayatının ders olması gerektiğini söyledi. AKŞAM'ın haftasonu dergisi KAPRİS'e kapak olan Avcı, 'Hayatımın en önemli kilometre taşlarından birisi Cahit Sonku'nun yaşam hikayesi oldu. El üstünde tutulan bir yıldızın, sefalet içinde biten ömrü herkes için ders olmalı. Şimdiki mankenlere, ekranlarda salınanlara bakıyorum da acıyorum. O muhteşem güzelliklerinden, alımlı vücutlarından göz açıp kapayıncaya kadar eser kalmayacak. Farkında değiller ama bir süre sonra etraflarında dolaşıp duranların onlardan bir parça koparmak için bekleşen kurtlar olduğunu anlayacaklar' dedi.
http://img148.imageshack.us/img148/335/cahidesonku1it1.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 31-05-08, 17:19 http://img299.imageshack.us/img299/514/90850674hg0.jpg (http://imageshack.us)
http://img165.imageshack.us/img165/6382/cahidesonkuym4.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 12-06-08, 14:57 Sanatçılar öyle sarhoş oldular ki!..
Alkolle içli dışlı olan sanat dünyası, alkolizmin topluma en kolay empoze edildiği bir ‘araç’ haline geldi. Alkole düşkün sanatçılar, hayran kitlelerini de tüketmeye başlıyor.
‘Acı dolu bir andı! Titriyor, hıçkırarak ağlıyordum. Beni uzun taş koridorlardan geçirip, soğuk bir odaya koydular. Hemşire arkasına dönüp bakmadı bile. Bir süre sonra sesim çığlıklara karıştı. Bir keresinde kolumda uzun demir serum çubuğuyla, sürüne sürüne tuvalete gittim. Dönerken serum çıkmış, kanım yerlere akmıştı. Hemşireden fırça yedim. Bunu sineye çekemeyip ağlama krizine tutuldum. O ilk gece nasıl geçti, inanamıyorum. Korkunçtu.”
Bu sözler, Türk sinemasının unutulmaz yıldızlarından Belgin Doruk’a ait. Doruk, alkol tedavisi için götürüldüğü Fransız Lape Hastanesi’ndeki ilk gününü böyle anlatıyor. Alkolün varlığı gibi, tedavisinin de bir esaret süreci olduğunu söyleyen Doruk’un, tedavinin sonlanışını bir uyanış gibi algılaması çok manidar: “Ertesi gün beni özel şok odasına aldılar. Narkoz verip şoku uygulamalarından sonra kayabalığı gibi yalpaladım. Şok tedaviyi dört kez uyguladılar. Esaretimin bitmesini dört gözle bekliyordum. Sonunda o an geldi. Çıkışta, kardeşim Oya ve yeni gelin olmuş bebeğim Gül bekliyordu. Onlara ayrılmamacasına sarıldım.”
İÇKİYLE TÜKENEN YILDIZ: CAHİDE SONKU
Alkolün, sanat camiasıyla iç içe olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Müjdat Gezen, sanatçı olmanın şartlarını “disiplinli olmak, paranın egemenliğine izin vermemek” diye sayarken, en önemlisinin “içkiden uzak durmak” olduğunu vurgulamıştı. Verdiği örnek trajikti: “Yıldırım Önal, büyük aktördü. Alkolik oldu, içki içerken şişeyi kırdı. Kırık camlar gözüne battı ve kör oldu.”
Yıldırım Önal, alkolle tanışıklığının bedelini gözüyle ödemişti; ama alkolün bitirdiği efsaneler arasında Cahide Sonku’yu es geçmek olmaz. Türk tiyatrosu ve sinemasının önemli aktrisleri arasındaki Sonku, tiyatro çalışmalarının yanı sıra sinemada da kısa zamanda zirveye tırmanır. Ne yazık ki, şahikada esen sert rüzgârlara dayanabilmesi pek de mümkün olmayacaktır. Kurduğu film şirketinin yanması sonucu servetinden olan Cahide Sonku, ‘çareyi’ alkolde bulur.
Alkolizmin çemberinde olduğu bilinse de, o Türk sinemasının ilk kadın yıldızı, Cahidesi’dir ve bu titri kredisini yüksek tutar. Bu krediyi ona verenlerden biri de yönetmen Ülkü Erakalın’dır: “1963’te ‘Ayşecik Sokak Kızı’ filminin çekimine başladım. Cahide Hanım bana, ‘Kızım yurtdışından gelecek. Bir daire tuttum, birkaç aylık kirayı peşin istediler. Bana ancak sizin yardımcı olabileceğinizi söylediler. Bana bir rol verin.’ dedi. Kendisine bayağı iyi bir para verildi. Sonra duydum ki, ne kat tutulmuş, ne başka bir şey. Alkole kaptırmıştı kendini. Dünya tarihinde ilk defa bir sinema yönetmeni, her sabah akıl hastanesine gidip, başhekimden izin almıştır sanırım. Her gün Cahide Hanım’ı başhekimden teslim alıyordum, akşam 5’te de teslim ediyordum.”
16 yıl sonra Erakalın, bir meyhanede karşılaşacağı Sonku’dan bir röportaj isteyecektir. Sonku için bunun bir karşılığı olmalıdır: Meyhane masası. Sonku çırpınışını şu sözlerle ele verir, röportajın sonunda: “Yaşarken bütün sanatçıları alkışlarlar. Benim son arzum, öldükten sonra alkışlamaları.” Bu röportajdan sonra ancak iki yıl daha yaşayabilen, 62 yaşında ölen Sonku’yu alkol ve onun sebep olduğu yoksulluk tüketir.
Kaderin bir cilvesi midir bilinmez; geçtiğimiz yıllarda ‘Cahide’ müzikalinde Sonku’yu canlandıran Nurseli İdiz, uzunca süredir benzer bir kaderi yaşıyor. Alkol yüzünden bilincini kaybetmiş haliyle defalarca kadrajlanan İdiz’in en unutulmaz ‘sahnelerinden’ biri de 18 yaşındaki kızı yanında olduğu halde körkütük sarhoş olmasıydı. Kızının ‘Artık yeter anne’ diye bağırarak Nurseli İdiz’i yerine oturtmaya çalışması, içine düştüğü karanlığı gösteren hazin bir sahne olarak hafızalara kazındı.
ARABESK, ALKOLÜ FAZLA KAÇIRIYOR
Ülkemizdeki ‘sanatçı’ topluluğunun önemli bir kısmının alkol kullandığı biliniyor. Hatta arabesk ve fantezi müzik yorumcularının birçoğu daha sahneye çıkmadan alkol alıyor. Bu sanatçıların ‘hayran’ kitlesinin esaslı bir kesimi de alkolle arasını iyi tutuyor. Gam ve kedere içiliyormuş gibi bir görüntü yansıtılsa da, bazen yalnızca içmek bile o gamla yaşamayı ‘mutluluk yolu’ olarak seçenler için bir sebep olabiliyor. Oysaki magazin muhabirlerini davet ettiği kebap partilerinde, ya da konser öncesinde rakı ile poz veren İbrahim Tatlıses, bir ‘keyfi’ dillendirirken; Müslüm Gürses ve Orhan Gencebay gibi isimlerin bazan içkiyi bir çeşit ‘var oluş aracı’ gibi sunduklarını dahi görebiliyoruz. Müslüm Baba, mutluyken bile onsuz olmayacağını, “Vefalı bir arkadaşım/İçki dolu masam olsun/Öyle bir yar isterim ki/Derdime derman olsun” diye anlatırken; Orhan Baba’nın aşkını anlatacak bir kişi vardır: “Bir gün içki dolu vücudum/Musalla taşına konursa/Sen bilirsin meyhaneci/O’nu nasıl sevdiğimi”. Tatlıses ise rakı ve şarap içip sallanmayı tercih edecektir!
Şimdilerde Bülent Ortaçgil, Teoman ve Duman’ın parçalarını söyleyen Müslüm Gürses’in ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ albümünün sponsoru ise Yeni Rakı idi. Görüntüde ise tabii ki rakı kadehiyle, gözleri kapalı, masa başında oturan Müslüm Baba.
Müslüm Gürses’in vârisi olarak gösterilen Hakan Taşıyan da geçtiğimiz yıl Kanal 7’de konuk olduğu bir programda önce saz heyetini fırçalamış, şarkı söylemekte zorlanınca alkollü olduğu ortaya çıkmıştı. Yaşanan ilginçliklerden biri de, reklâm arasında canlı yayından gönderilen Taşıyan için İbrahim Tatlıses’in “Bu adamı niye konuk ettiniz, her programa içkili katıldığını bilmiyor muydunuz?” demesiydi. İçki içilirdi; ama kendini kaybedecek kadar değil!..
SARHOŞ ‘OLAROCK’ KARDEŞLİK!
Alkolü ‘empoze şiddetini’ gün geçtikçe artıran medya, bu illeti dolaylı bir ‘kültürlenme aracı’ olarak sunuyor âdeta. Alkolün, ‘sponsorluk’ görünümüyle şirin gösterildiği de bir gerçek. Sürekli yenilenen bu imajın yılmaz destekçilerinden biri de Efes. 1992’den bu yana Türk tiyatrosunda, 300’e yakın oyuna sponsor olan bira markası, 17. yaşına girecek ‘Efes Pilsen Blues Festival’ çerçevesinde de tüketimini empoze ediyor. Bunun yanı sıra ‘Rock’n Dark’ konserleriyle, alkol tüketiminin çok yoğun olduğu rock ve alternatif müzik dinleyicisine de hitap eden Efes’in kulvarında, ‘Modern Rock Festivali’ ve ‘Alive’ projeleriyle Tuborg da yer alıyor.
Alkollü içecek şirketlerinin üniversitelerin bahar şenliklerinde açtığı stantlar, bu kapsamdaki konserlere verdikleri sponsorluk destekleri, alkol tüketimini artırırken, istenmeyen olaylara da yol açıyor. Nitekim, Ege Üniversitesi ve ODTÜ gibi üniversitelerde, amacından saptığı için bu ‘şenliklere’ önemli kısıtlamalar getirilmişti. İstanbul Valiliği de 2006 başında üniversitelerdeki bahar şenliklerini yasaklamıştı. Bu kararın arkasında yasadışı örgüt sempatizanlığı çalışmalarının yanı sıra aşırı alkolün beraberinde getirdiği üzücü olaylar da bulunuyordu.
Sözde eğlence hayatının vazgeçilmez objesi alkolün en yoğun tüketildiği alanlardan biri de rock müzik festivalleri. Bira firmalarının sponsor olduğu festivallerin yanında, sivil toplum örgütlerinin katılımıyla yapılan organizasyonlarda da bu yaşanıyor. Rock’n Coke’u düzenleyen Coca Cola’yı, dolayısıyla da İsrail ve ABD politikalarını eleştirmeyi amaçlarından biri olarak sunan ‘Barışa Rock’ festivalinde bile aşırı alkolün etkisiyle ahlak dışı görüntülere sıkça rastlanıyor. Kısacası, Coca Cola, Amerika ve İsrail eleştirilirken, aşırı tüketimle alkol yüceltiliyor.
KENDİNDEN UTANAN SANATÇILAR
Aklımıza gelmeyen daha nice örnekte olduğu gibi alkolle ilişkisini sıkılaştırdıkça, sanatın ve sanatçının toplumun gözündeki itibarı da sarsılıyor. Teoman da bunlardan biri… Bir hikmet ola ki, kendisiyle yaptığımız söyleşinin Aksiyon’da yayımlandığı gün ünlü şarkıcı, aşırı alkol sebebiyle Beyoğlu’nun sokaklarında külçe gibi yığılmamak için kendisini tutacak bir el aramıştı. Sonraki gün ise o hale düşmekten duyduğu üzüntüyle hayranlarından özür dilemişti: “Annem ve amcama zaten söz verdim. Alkolü bırakacağım.”
Teoman’ın sözünü tuttuğunu söyleyemesek de, dünyaca ünlü birçok sanatçının bu akıbeti yaşadığını unutmayalım. Hollywood’un usta oyuncularından Nicole Kidman’ın eşi, Grammy ödüllü Avustralyalı şarkıcı Keith Urban, bir türlü yenemediği alkol bağımlılığını aşmak üzere bir klinikte tedavi görüyor. Oscarlı oyuncu Robin Williams da 20 yıl sonra yeniden başladığı alkolden kurtulmak için yattığı bir klinikte sevdiklerine kavuşacağı günü bekliyor. ‘Braveheart’taki oyunculuğuyla milyonlarca insanın gönlünü fetheden Mel Gibson’ın alkollü olarak araba sürerken yakalanmasıyla birlikte bir kliniğe yatması, bu belanın Hollywood’un üzerine nasıl çöktüğünü de gösteren birkaç örnekten biriydi. Gibson’ın televizyonda dile getirmekten çekinmediği itirafını, yeryüzünde milyonlarca insan paylaşıyor: Kendimden utanıyorum!
Bir efsaneyi hatırlamak Cahide Sonku
Sevenler taparcasına sevdi. Sevmeyenlerin nefreti ölümüyle bile bitmedi. Pırlantalar, kürkler, limuzinler de onundu; tabanları patlak lastik çizmeler de. Gençliğinin en güzel zamanlarında giysileri Paris’ten geldi. Öldüğünde üstünde kirli ve sökük bir hırka vardı.
Saray yavrusu gibi evlerde de yaşadı, üç kuruşu zar zor denkleştirip yerleştiği pansiyonlarda da. İstanbul sosyetesinin düzenlediği davetlerin onur konuğu da oydu, Beyoğlu’nun izbe meyhanelerinin düşkün alkoliği de…
Son günlerini, meyhanede tanıştığı bir arkadaşının evinde geçirdi. Son istediği şey ise kendi evinde bıraktığı terlikleriydi.
Bir efsaneydi diye mi bunları yaşadı, böyle bir hayat yaşadığı için mi efsane oldu; bilemedim. 18 Mart 1981, Çarşamba günü yapayalnızdı öldüğünde Cahide Sonku. Ölümünün üzerinden 27 yıl geçti. Onu tanıyanlar “Sonku Film’deki yangın ve ardından gelen iflas Cahide Sonku’nun sonunu hazırladı. Serveti kül olup bitti. O yangın olmasaydı Cahide bambaşka bir insan olarak yaşayıp hayata veda edecekti.”dediler. Öyle mi olacaktı gerçekten? Kim bilir? Gerçekten bir dönem sigarasını yakmak için aynı anda en az beş çakmağın uzandığı bu kadın, bir yudum içki alabilmek için meyhanecilere yalvarmayacak mıydı?
Tam karşımda siyah-beyaz bir fotoğraf duruyor. 1950’li yıllarda çekilmiş. Altın parlaklığı silik fotoğraftan yansıyan bukleli saçlarıyla genç bir kadın, sağ omzunun üstünden, başını hafifçe eğip aynaya bakıyor. Profili bir yana, aynadan yüzü yansıyor. İnce kaşlar, tanımlanması zor bir gülümsemeye eşlik ediyor. Gözler hülyalı…
Bu resmin hemen yanında bir başka resim daha duruyor. İnat gibi. 1970’lerin sonları… Aynı kadın, bu kez Beyoğlu’nda bir meyhanede, dostlarıyla… Çoktan harap olmuş sarı bukleli saçlar yün bir bereye hapsolmuş. Kaşlar aynı incelikte, gözlerdeki hülyalı bakışın yerini yorgunluk almış. Yüzü şiş. Yazımız sanki iki ayrı insanmış gibi görünen Cahide Sonku için…
19 Mart 1981 Perşembe günkü gazeteler, “Cahide Sonku dün, yapayalnız öldü.” diye yazmıştı, aynı gün dillerde “O bir efsane… O ölümsüz Cahide” cümleleri de dolaşmıştı. Şu günlerde Cahide denildiğinde, İstanbul’un gece hayatına yön veren seçkin eğlence mekânları geliyor akla; ne tuhaf, o mekânlara adını veren Cahide de bir dönem yeri göğü titreterek şekillendirmişti İstanbul’un eğlence hayatını.
Filmleri, oyunları, aşkları, evlilikleri, duru teni, otoritesi, zenginliği, lüksü ama en çok da benzersiz güzelliğiyle. Ayakkabısından içki içmek için sırada bekleyenler sayılamazdı bile, sigarasının külünü altın kül tablasına dökerdi. Bir giydiğini bir daha giymezdi, filmlerinde ya da tiyatrodaki oyunlarında giydiği kıyafetler Paris’ten gelirdi. Hikmet Feridun Es bir söyleşide “Beyoğlu’nda yürüdüğü kaldırımda ihtilâl oluyor sanırdınız” demişti.
Şaşaalı bir hayat yaşadı, dönemin tütün tüccarıyla evlendi, paraya para demedi, bir giydiğini bir daha giymedi. Sevdi, sevildi, aldatıldı… Gün geldi evsiz barksız kaldı, sıcak bir çorbaya hasret yaşadı. Zirveyi de gördü, yitip gitmeyi, aç-susuz kalmayı da.
Yazımız yaşadıklarını anlatırken “Vız gelir bana. Ben ekşimiş fasulye yemiş kadınım…” diyen kadın için. Burada Cahide Sonku’nun biyografisini bulmayacaksınız. Daha az bilinen, yaşamındaki kimi olayları kendi kelimeleriyle hatırlayacağız.
“Tepebaşı Şehir Tiyatrosu’nda Aşk Mektebi adlı oyunu oynuyorduk. Atatürk oyunu seyretmeye gelecekti. Ata gelecek diye yerlere halılar serildi. Oyun başladı. Beş dakika sonra Atatürk gelmişti. Muhsin Ertuğrul geç kaldığı için onu salona almadı. Atatürk oturdu, ilk perdenin bitmesini bekledi. Oyunu ikinci perdeden itibaren izledi. Oyunun sonunda Atatürk için birinci perdeyi bir kez daha oynadık. On perde olsa, oynardık.”
Cahide Sonku’nun ilk eşi Talat Artemel’di sonra ikinci kez evlendi. Yıl 1943’tü. Dönemin tütün kralı milyoner İhsan Doruk’tan bir kızı oldu. Ancak ana, kız hiçbir zaman yakın bir ilişki kuramadılar. Cahide Sonku için bu da büyük bir yıkımdı. Kızını yaşarken pek görememişti, kızı Ender Doruk annesinin cenazesine de gelmemişti. “Pakize Tarzi Kliniği’nde doğum yaptım.
On sekiz saat mücadele ettim. Dile kolay. Ölmeye razıydım yeter ki çocuğum doğsun. Ve o gün gizlice cep kaynağı içmiştim ölüm korkusuyla. Londra’dan ilk defa benim için narkoz aleti getirmişlerdi. İlk kez benim üzerimde denediler. Ağzıma karanfil koydum, doğum yaparken sarhoş olduğum belli olmasın diye…” Cahide Sonku denildiğinde elbette akla Beklenen Şarkı filmi geliyor. Cahide o filmde Zeki Müren ile oynamıştı: “Zeki iyi bir şarkıcı idi. Gençti, tanınmıyordu. Onunla film yapmak aklımın ucundan geçmiyordu. Kocam İhsan Doruk’un ısrarı sonucu mecbur kalıp yaptım filmi. Dönemi için hiç düşünmediğimiz bir hasılat yaptı. Zeki ile ikinci film için mukavele yapmayı istedik ama o yanaşmadı. Boş kağıt imzaladı sadece…” Bu ‘boş kâğıt’ Cahide Sonku ile Zeki Müren’i mahkemelik yaptı. “Sonunda Zeki Müren 200 bin lirayı benden çatır çatır aldı” diye anlatırdı Sonku bu olayı.
Agah Özgüç, ‘Peçete Kağıdındaki Anılar, Cahide Sonku’ adlı kitabında onun için söylenenleri derlemiş:
Kapıcı Miço: “Pabuçlarındaki parlak taşlar bile yalancı değil, gerçek pırlantadır.”
Haldun Taner: “Bir kraliçe hayatıdır yaşadığı. Sigaralarını altın bir tabakada taşır. Onları zümrütlerle süslenmiş çakmaklarla yakar. Kleopatra gibi süt banyosu yapar.”
Zeki Müren: “Melahat İçli’nin yazıhanesinde oturuyoruz. Bir yere film çekmeye gideceğiz. Elektrik teknisyeni ışığı yanlış ayarlamış diye o sivri, şık, altın suyuna batmış topuklu rugan pabuçlarının burnu ile çocuğun dizini tekmeledi…”
Selim İleri: “Beyoğlu’nun arka sokaklarında gördüm Cahide’yi. Yüzünün çizgileri hala incecik ama teni paralanmışçasına… Sağ elinde mavi ispirto şişesi vardı. Sol eliyle de dudakları arasında bekçi düdüğünü tutuyordu. Uzun uzadıya çaldı o düdüğü…”
1979 yılında Sinema Yazarları Derneği, Cahide Sonku’ya özel ödül verdi. Sonku, ödülü almak için düzenlenen geceye gidemedi. Başkan Atilla Dorsay, Cahide’ye ödülünü Körfez Meyhanesi’nde verdi.
Gelin son sözü yazımızın kahramanı, girdiği her ortamın başrolünü kapan Cahide’ye verelim:
“Büyükleri sayarım. Galiba büyük oyuncu benmişim. Ama benzerimi aradım, bulamadım…”
FÜGEN ÜNAL ŞEN
http://img139.imageshack.us/img139/7056/n69723700811445231458dm5.th.jpg (http://img139.imageshack.us/my.php?image=n69723700811445231458dm5.jpg) http://img139.imageshack.us/img139/6283/n69723700811445241788pz1.th.jpg (http://img139.imageshack.us/my.php?image=n69723700811445241788pz1.jpg)
http://img139.imageshack.us/img139/1512/n69723700811445311720lf4.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/4000/n69723700811445342747ps6.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/8625/n69723700811445407735xx2.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/1096/n69723700811445418047ka4.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/6522/n69723700811445448918wm9.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/1913/n69723700811445506136xf3.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/1564/n69723700811445526769qa8.jpg (http://imageshack.us) http://img139.imageshack.us/img139/4585/n69723700811446508914bj0.jpg (http://imageshack.us)
http://img139.imageshack.us/img139/7207/n69723700811445548622iq0.jpg
http://img139.imageshack.us/img139/4748/n69723700811445569834nr1.jpg
http://www.imagewaiter.com/images/bv065h49krqpxbah42k1_thumb.jpg (http://www.imagewaiter.com/viewer.php?file=bv065h49krqpxbah42k1.jpg)
princess_fiyona 24-08-08, 09:16 AYSEL BATAKLI DAMIN KIZI
Yönetmen : Muhsin Ertuğrul
Senaryo : Mümtaz Osman (Nazım Hikmet Ran) / Selma Legarlöf'un "Tösen Fran Stormyrtorpet" adlı öyküsüyle, İsveçli yönetmen Vıctor Sjöström'ün uyarladığı "Bataklık Kızı" filminden
Görüntü Yönetmeni : Cezmi Ar, Remzi Ar
Müzik : Cemal Reşit Rey
Oyuncular : Cahide Sonku, Talat Artamel, Feriha Tevfik, Sait Köknar, Behzat Butak, Mahmut Moralı, İ.Galip Arcan, Nafia Arcan, Müfit Kiper, Hadi Hün, Hazım Körmükçü, Sami Ayanoğlu, Ergun Köknar
Yapımevi (şirket) : Muhsin Ertuğrul, kendi adına yapıp işletmesini İpek Filme devretti.
Konu : İki Anadolu ailenin çocukları Aysel ile Ali'nin aşık öyküsü.
Notlar : İlk köy filmi denemesi.
|
|