Tüm Versiyonu Göster : Haluk Bilginer
Türkiyenin kazanmış oldugu ender oyunculardan biri bence. Oyunlarında rolünü o kadar iyi sentezliyor ve benimsiyorki izleyiciler bunun bir oyun oldugunun bile farkına varmıyorlar tabiri caizse. Umarım yeni çalışmalarla karşımıza tekrar gelir...
http://www.elele.com.tr/roportaj/00143/imperiaflex_0_3_0.jpg
http://www.elele.com.tr/roportaj/00143/imperiaflex_0_3_1.jpg
Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünü bitirdikten sonra Devlet Tiyatrosunda çalıştı. İngiltere'de LAMDA bünyesinde 1 yıllık çalışmanın ardından 1980 -1993 yılları arasında İngiltere'de TV dizilerinde ve tiyatrolarda oyuncu olarak görev yaptı. Türkiye'de kendi tiyatrosunu kurduktan sonra (Tiyatro Stüdyosu) birçok oyun sahneledi. Haluk Bilginer, Ulusal ve Uluslararası Sinema ve Tiyatro ödülünün sahibidir.
1. Hititler , Hititler (2003)
2. Neredesin Firuze, Neredesin Firuze (2003)
3. Neredesin Firuze., Neredesin Firuze (2003)
4. Acemi Askerler, Buffalo Soldiers (2001)
http://www.oyunatolyesi.com/images/oyuncu/k_haluk01.jpg
Gerçekten mükemmel bir oyuncu...
Söylenecek çok fazla bir şey olduğunu sanmıyorum...
sevgili dark bende söyleyecek kelime bulamıyorum o gerçekten ender sanatçılardan biri...
Ülkemizdeki en iyi oyuncu. Her rolün üstesinden geliyor.
http://www.film.gen.tr/resim//menuver20/starresim/halukbilginer/resim6.jpg
http://www.film.gen.tr/resim//menuver20/starresim/halukbilginer/resim8.jpg
Tüm Filmleri:
Neredesin Firuze (2003)
Hititler (2002)
Fasulye (2000)
Güle Güle (2000)
Filler ve Çimen (2000)
Harem Suare (1999)
Nihavent Mucize (1997)
Masumiyet (1997)
Usta Beni Öldürsene (1997)
80. Adım (1996)
istanbul Kanatlarımın Altında (1995)
İki Kadın (1992)
Ölür Ayak (1991)
Kara Sevdalı Bulut (1987)
http://www.film.gen.tr/resim//menuver20/starresim/halukbilginer/resim3.jpg
http://www.film.gen.tr/resim//menuver20/starresim/halukbilginer/resim9.jpg
gerçekten de inanılmaz iyi bir oyuncu.bütün rollerin üstesinden geliyor
sevgili dark öncelikle Zuhal Olcayla Haluk Bilginerin resimlerini beraber yayınladığın için teşekkürler gerçekten de çok yakışıyorlar
ikiside tam anlamıyla kendi alanlarında birer EKOL
Atv'nin yenileri
* Emret Bakanım (Kenan Işık ve Haluk Bilginer'in başrollerini üstleneceği komedi dizisi)/kaynak:http://www.sabah.com.tr
gerçekten süper bir oyuncu türk sinemasının kazandığı en önemli oyuncuların başında geliyor süper rol yeteneği var her şeyi başarabiliyor helede tatlı hayatta gülmekten kırıp geçiriyor gerçekten çok başarılı başarılarının devamını dilerim :wink:
haluk bilginer keşfedilmemiş bi yetenek gerçi bi çok filmde oynadı ama bence daha da meşhur olmalıydı bu admu oynadığı karakterleri başka bi oyuncu bence bu kadar guzel oynayamaz. :idea:
devamsiz_seyirci 11-08-04, 19:11 Usta bir oyuncu. Oynadığı tüm rollerin hakkını veriyor.
Masumiyet'i izlediniz mi? Eğer bir Haluk Bilginer hayranıysanız lutfen izleyin o filmi... Daha çok sevecek hatta oyunculuğuna tapacaksınız.
mavinin_yankisi 22-09-04, 15:28 Yazılanlara katılmamak mümkün değil ama ben onu Gülşen Abi iken daha çok seviyordum. Aslında oyunculuğunu hala seviyorum ama Gülşen Abi bambaşka bi diziydi. Hele de o dizideki salak karakterleri -Nejat ve Nihat- inanılmazdı..
Haluk Bilginer kendini tam anlamıyla kanıtlamış bir sanatçı. Onu çok taktir ediyorum. yaptığı her çalışma beğeni topluyor. Tatlı Hayat dizisindeki ihsan karakterine bayılıorum hele:) yüz mimikleri konuşma şekli. kullandığı ZIBIDI kelimesi bile günlük hayatıma yansıdı:)
yakında Kenan Işıkla ekrana geleceği Emret Sayın Bakanım dizisinide iple çekiyom. gülme krizine gireceğimizden eminim:)
Bu adam nasıl olupta işsiz kalmıyor nasıl hala rol alabiliyor anlamıyorum. Tek kişilik bir oyunda oynasa neyse
akıllı bir oyuncu çok iyi bir oyuncu değilse bu adamla birlikte oynamaması gerekir birlikte oynadığı oyuncuları ezip geçiyor
Bir arkadaşımız keşfedilmemiş yetenek olduğunu söylüyor, Haluk Bilginer yıllarca Avrupa'da tiyatrolarda başrol oynamış gerçek bir sanatçıdır.
Başarısı ve kalitesi tartışılmaz bir oyuncu o.
kalitesi , tarzı tartışılmaz.
mükemmel bir oyuncu.
hem güldürebilir , hem de ağlatabilir. mükemmel bir yetenek.
hepinizin yazdıklarına katılıyorum...
bu adam izleyicilerini asla hayal kırıklığına uğratmıyor...oyun atölyesine cimri'yi seyretmeye gittiğimde bunu bir kez daha anlamıştım zaten oyuna çok şey bekleyerek gittim ve çıkışta aslında az şey beklediğimi anladım çünkü beklediğimin de üstündeydi oyunculuğu,performansı müthişti,oyunun sonunda alkışlamakatan ellerimi hissetmez oldum ve eve varana dek acısı geçmedi...istanbulda oturan arkadaşlar bu müthiş zevki tatmalısınız kesinlikle gidin bu oyuna çünkü haluk bilgineri canlı canlı izlemek müthiş bir keyif...
gerçekten haluk bilginer harika. abimin sayesinde sevdim bu adam :roll: ı :oops:
bence oyuncu geçinen herkes en azından bir kere bu adamın oyununa gitmeli ve kendiyle bir kez karşılaştırmalı
istanbulspence 22-02-05, 13:44 onun hakkında hem söylenecek çok şey var hemde hiçbir şey yok aslında artık bu konu beni aştı başka şeye gerek yok günlerce tartışılacak ama eleştirilemeyecek kadar değerli
evanescencefreak 18-06-05, 18:45 Oyunculugu cok iyi.
Hele ''tatli hayatta ki performansi süperdi!!
Cok iyi ve kaliteli oyunculardan biri.
Su anda Turkiyenin gelmis gecmis en buyuk aktoru.Bu benim dusuncem. Turkiyede kimsenin aktorlugu onun kadar yok. Her rolu yapabiliyor.
Haluk Bilginer gibi bir oyuncu 40 yılda bir gelir dünyaya, ama gelgelelim değeri biliniyor mu? Tartışılır. Hollywod'da oynadı, İngiltere'de her yıl 1 tane dizi çeviriyordu, hanginiz duydunuz bunları? Belki 3/1'iniz.Peki neden illa kendisinin mi bağırması gerekiyor? Neyse bunlara girmeye gerek yok, Haluk Bilginer'siz Tiyatro, yoğurtsuz ıspanağa benzer!
susandelgado 03-07-05, 11:19 hastasıyım ben bu adamın. umarım seneye yine bir dizi çevirir de sık sık izleriz.
dünya çapında bir oyuncu.
kesinlikle katılıyorum muhteşem bi oyuncu.Tatlı hayat'ın yeni bölümleri olsada izlesek
burcu çömen 04-07-05, 12:09 bence türkiyenin en iyi komedyenlerinden biri.
adamın mimiklerine hayran olmamak elde değil zaten.
o nu tiyatroda izlemediyseniz çok şey kaçımışsınız derim.
eğer kendi yerini dolduracak birinibırakmadan sahneden inerse türkiye için çok büyük kayıplarda biri olucak bu kadar doludolu bir oyunculuk her renk var suratında mükemmel birisi
evet keşke tatlı hayatı takrar yayınlasalar ve müthiş bir adam haluk bilginer
forgetmenot 26-08-05, 06:56 O bir tane.Daha sahnede izleyemedim.(İstanbul'da oturanlar ne şanslı)Ama taa TRT zamanından 'Gecenin Öteki Yüzü'dizisinden beri TV ve Sinema'da yaptığı her işin takipçisiyim.Çok saygı duyulması gereken bir oyuncu.Tüm çalışmalarından elde ettiği gelirle tiyatro kuran hala da tüm kazancını buraya aktaran birisi.Meslektaşları arasında da çok sevilip sayılan birisi,hangi tiyatro oyuncusuyla konuştuysam onun için öyle güzel şeyler söylediler ki!Bu çok doğal bir sonuç.Çünkü mesleğine öyle büyük bir saygısı var ki!Onun büyüklüğünü kabul etmemek için, hem kör hem de nankör olmak lazım!
http://img207.imageshack.us/img207/4876/halukbilginer00124258gk.jpg
'Kısık Ateşte 15 Dakika' filminin çekimleri son hız devam ediyor. Filmin etkili oyuncularından Haluk Bilginer, önceki gün Ata Demirer ile gerçekleşen çekimlerde, senaryo gereği kıskançlık krizi geçiren kadın oyuncuların biri tarafından fena halde dövüldü. Haluk Bilginer'i dövmesi muhtemel üç kadın Aysun Kayacı, Janset ve Eyşan Özhim. Acaba hangisi? Film vizyona girince göreceğiz.
ya süper oynuyo adam ya bayılıyorum ya şevvalsamla çok uyumlu olmuşlar valla süper süper :)
Gerçekten çok iyi bir oyuncu.Ayrıca Şuanda İstanbul'da bir oyun oynuyormuş ve kendisi "tanrı" rolündeymiş. Komedi ağırlıklı ve bugünkü siyasilere laf atan bir oyun.Eğer izlerseniz buraya yorumlarınızı yazın.....
21-22-23-24-25 aralıkta izmirde olcakmış gitmeye çalışıcam :) izleyenler oyunun güzel olduğunu sölüyolar
http://img88.imageshack.us/img88/2372/unbenannt3hr.png (http://imageshack.us)
Ankara Devlet Konservatuvarı yüksek bölümünü bitirdi. Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi`nde ( LAMDA ) ileri tiyatro öğrenimi gördü.
1980 ile 1991 arasından İngiltere' de çeşitli tiyatrolarda rol aldığı oyun ve müzikallerden başlıcaları : My Fair Lady, Kafkas Tebeşir Dairesi, Macbeth, Pal Joey, Belami (West End`de Ken Hill`in) Phantom of the Opera.
İngiltere`de televizyon ve sinema çalışmaları : ( TV dizileri : ) Eastenders, Glory Boys, Murder of a Moderate Man, Bergerac, Memories of Midnight, The Bill ( Filmler : ) Half Moon Street, Children`s Crusade, Ishtar, Buffalo Soldiers, Spooks, She’s gone.
1990 yılında Tiyatro Stüdyosu'nun kurucuları arasında yer aldı. Tiyatro Stüdyosu`nun Aldatma (Herold Pinter), Kan Kardeşleri (Willy Russell), Derin Bir Soluk Al (Ben Elton), Çöplük (Turgay Nar), Histeri (Terry Johnson) ve Balkon (Jean Genet) oyunlarında başrolleri üstlendi.
Ülkemizde sinema ve televizyon çalışmaları :
( TV dizleri : ) Gecenin Öteki Yüzü, Ateşten Günler, Safiyedir Kızın Adı, Borsa, Son Söz Sevginin, Gülşen Abi, Eyvah Babam, Tatlı Hayat, Karanlıkta Koşanlar, Cesur Kuşku, Sayın Bakanım.
( Filmler : ) Kara Sevdalı Bulut, Ölürayak, İki Kadın, 80. Adım, İstanbul Kanatlarımın Altında, Nihavent Mucize, Masumiyet, Usta Beni Öldürsene, Harem - Suare, Fasulye, Güle Güle, Filler ve Çimen, Neredesin Firuze, Hırsız Var.
Rol aldığı oyunlar ve filmlerle bir çok ödülün sahibidir.
1999 Yılında oyun atölyesi`ni Zuhal Olcay`la beraber kurdular. Dolu Düşün Boş Konuş (Steven Berkoff, 1999), Ayrılış (Tom Kempinsky, 2000), Ermişler ya da Günahkarlar (Anthony Horowıtz, 2002), Cimri (Moliere, 2004) oyunlarında oynadı.
merlystreep 29-01-06, 13:47 Haluk Bilginer
Gerçek Adı: Haluk Bilginer
Doğum Yeri: İzmir
Doğum Tarihi: 05.06.1954
Onu Ünlü Yapan Ne? Gecenin Öteki Yüzü adlı tv dizisiyle ünlendi.
Birliktelikleri:
Eşi: Zuhal Olcay, tiyatrocu, aktris, ses sanatçısı, 1987'de birlikte olmaya başladılar, 1992'de evlendiler
Ailesi:
Ağabeyi: Muhittin Bilginer
Kardeşi: Nesrin Kocagöz
Üvey Kızı: Ceren Olcay, annesi Zuhal Olcay.
Ödüllerinden Bazıları:
-: Ankara Sanat Kurumu, En iyi çevirmen, Aldatma
-: Afife Tiyatro Ödülleri, En iyi erkek oyuncu, Histeri
1997: ÇASOD, En İyi Oyuncu, Masumiyet
1997: 34. Antalya Film Şenliği, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet
1998: Ankara Film Festivali, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet
-: Adana Altın Koza, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet ve Nihavent Mucize
-: Angers (Fransa) Film Festivali, En iyi erkek oyuncu, Masumiyet
2004: 9. Sadri Alışık Ödülleri, En İyi Erkek Oyuncu, Neredesin Firuze
Eğitim:
- Ankara Devlet Konsevatuarı Tiyatro Bölümü, 1977
- Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi (LAMDA), 1 yıl süreyle ileri tiyatro öğrenimi gördü.
Meraklısına...
Tüm Filmleri:
Hırsız Var (2004)
Neredesin Firuze (2003)
Hititler (2002)
Buffalo Soldiers (2001)
Güle Güle (2000)
Filler ve Çimen (2000)
Harem Suare (1999)
Fasulye (1999)
Nihavent Mucize (1997)
Masumiyet (1997)
Usta Beni Öldürsene (1997)
80. Adım (1996)
istanbul Kanatlarımın Altında (1995)
İki Kadın (1992)
Ölür Ayak (1991)
Kara Sevdalı Bulut (1987)
merlystreep 29-01-06, 14:41 bu adama bayılıyorum büyük oyuncu gerçekten yaşayan en iyi erkek oyuncu şener şenle birlikte türkiyede
Aşkın Nur Yengi bebeğini kaybetti!
Haluk Bilginer ve Aşkın Nur Yengi 3,5 aylık olan bebeğin cinsiyetini öğrenmek için doktora gittiler ve aldıkları acı haberle yıkıldılar.
Kaynak: Habergenc.com
bu haberi bende duydum hürriyet gazetesinde gerçekten çok üzüldüm allah sabır versin
Haluk Bilginer çok iyi bir oyuncu onun için ne desek az ,Tatlı Hayat 'ta zirve yapmıştı bence televizyonda en çok da tiyatroda izlemek isterim onu ,bu habere de üzüldüm açıkcası.
bu dizisi de güzel ama nedense dizi dışlandı biraz ama haluk bilginer ordada iyi :good:
Evet yine de aşığım da güzel ,Haluk Bilginer orda da başarılı ,çok izlenmiyor dizi belki hak ettiği yerde değil ama bence güzel.
gerçekten en beğendiim oyuculardan biri hatta en beğendiğim oyuncu diyebilirim.özellikle tatlı hayatta olağan üstüydü.yinede aşığım ı izliyorum ama tatlı hayat gibi değil buraki espriler fazla iyi değil bu da senaryodan kaynaklanıyo herhalde.ama haluk bilginer in üstüne oyuncu tanımam!.. :img-thumb
http://img137.imageshack.us/img137/1789/98896694dadc894896016c04b6wn.jpg (http://imageshack.us)
Dizi senaryosu gerçek oldu!
Bilginer'in baba olma heyecanı son buldu, oynadığı dizide ise aynı endişe vardı!.
'Yine de Aşığım' dizisinde Şevval Sam ile bebek heyecanı yaşayan Haluk Bilginer; dünkü bölümde çocuğunu düşürmekten korkan eşini sürekli teselli ediyordu.
Çekimlerin ertesi günü Bilginer gerçek hayatında da aynı endişeyi birebir yaşadı. Bilginer'in sevgilisi Aşkın Nur Yengi, 3.5 aylık bebeğini kaybetti.
Bizi yakan ve çok üzen bir olay yaşadık
Baba olmaya hazırlanırken bebeği kaybettiklerini öğrenen Haluk Bilginer, Aşkın Nur Yengi ile yaşadıklarını anlattı.
http://img526.imageshack.us/img526/6486/haluk5sk.jpg (http://imageshack.us)
Tanınıyorum diye beni üzmeniz öldürmeniz mi gerekiyor?
Son oyunu uzun süredir kapalı gişe oynayan Haluk Bilginer, baba olmaya hazırlanırken geçtiğimiz hafta bebeğin ölüm haberiyle sarsıldı. Sanatçı bugüne dek yaşadığı zorlukları ve her şeyi Pazar SABAH'a anlattı.
Bundan 20 gün önce röportaj istemiştim Haluk Bilginer'den. Oyun Atölyesi'nde sahnelediği "Jean d'Arc'ın Öteki Ölümü" adlı oyunu, aylardır kapalı gişe oynuyordu. İzleyen herkes "Müthiş" diye anlatıyordu birbirine. Özel tiyatroların seyirci bulmaktan yakındığı son dönemde, sözü edilen bu başarıyı görmeden edemezdik. Ne var ki buluşmamıza bir gün kala, herkesi çok şaşırtan ve üzen bir haberle karşılaştık Hürriyet Gazetesi'nde. Haluk Bilginer'den hamile kalan Aşkın Nur Yengi'nin bebeğini kaybettiği yazıyordu. Röportaj için tiyatroya gittiğimizde Haluk Bilginer gerçekten bitkin ve derin bir üzüntü içindeydi. Kulise doğru ilerlerken o koridorlar, sahne ve oyun salonu bile yasta gibiydi. Söyleşi boyunca, Bilginer'in bir sigarayı söndürüp diğerini yakışına takıldı gözüm. Sonra haddimi aşarak sordum: "Haluk Bey, çok içmiyor musunuz?" "Gerçi ben sigarayı hiç azaltmadım ama özellikle son birkaç gündür çok içiyorum. Siz de tahmin edersiniz..." Haluk Bilginer baba olamamanın verdiği acıyı içine gömüp birazdan sahneye çıkacaktı. İşte oyunculuğun kaderi... Bilginer'in deyişiyle "Hem hayatın içinde insan olmak hem de sahnede."
AKTÖR DENEN YARATIKLAR
- Son oyununuz "Jean d'Arc'ın Öteki Ölümü" çok beğeniliyor. Haftalar öncesinden bile bilet bulmak imkansız. Neyi sevdi insanlar?
- İyi ve samimi bir oyun sahneye koyduğumuz için insanlar bu kadar beğendi bence. Bir şeyi samimiyetle yapıyorsanız, sizin gibi düşünen bir 200-250 kişi oluyor her gece. Özellikle "Dur bakalım, seyirci neyi beğenir?" diye düşünmeden sadece bizim beğendiğimiz, bizim kalbimize dokunan bir oyunu sahneye koyduğumuzda mutlaka seviliyor.
- Sahneleyeceğiniz oyunu seçerken yalnız kendi beğenizi mi gözönünde bulundurursunuz? Bir tür reyting kaygısı yok mu tiyatroda?
- Şöyle düşünürsünüz; biz de bizi seyredenler gibi insanız. Sadece seyirciyi düşünerek oyun seçerseniz yanlış yaparsınız. Çünkü o zaman oyuncu olarak siz sevmediğiniz bir işi yapmış olursunuz sırf "seyirci tutar" diye. Orada da samimiyetsizlik devreye girer ve kuru bir şey çıkar ortaya. Bunu da seyirci alkışlamaz.
- Son günlerde tiyatro seyircisi artıyor mu, yoksa bu sadece bir yanılsama mı?
- İlgi artmış gibi görünebilir ama bu bir şey ifade etmiyor. Çünkü tiyatroya gidenler hala sayıca çok az Türkiye'de. Nüfusumuzum aşağı yukarı aynı olduğu İngiltere'de tiyatro seyircisi sayısı futbol seyircisinden fazla. Kaldı ki İngiltere futbolun da beşiğidir biliyorsunuz. Toplasanız 250 bin tiyatro izleyicisi vardır ya da yoktur Türkiye'de. Bu durumda oturup düşünmek gerekiyor tabii ki "Bizim ne eksiğimiz var?" diye.
- "Bize sahnede oyuncu değil insan lazım" diyorsunuz bir röportajınızda. Türkiye'de daha çok "oyuncular" mı var?
- Türkiye'de uzun yıllar sahnede insandan farklı yaratıkların dolaştığı bir tiyatro anlayışı egemen oldu. "Aktör" denilen yaratıklar istila etti sahneyi. Zavallı normal insanlar kendilerine hiç benzemeyen tuhaf yaratıklar seyrettiler sahnede.
- Sokaktaki insandan ve doğallıktan çok uzaktılar diyorsunuz...
- Elbette çünkü gelen seyirci baktı ki bunlar ne kendilerine, ne komşularına, ne de hayatlarında tanıdıkları kimseye benzemiyor... O zaman niye gitsinler tiyatroya? Sonra da "Tiyatroya gelmiyorlar" diye şikayet ettiler bu tarz tiyatro yapanlar. E, gelmezler tabii... Sen öyle yapmacık, "artist" ses tonuyla konuşursan kim gelir? "Artistlik yapma lan" derler adama. Çünkü sahne hayattan çok daha gerçek bir yer. "Tiyatro hayatın aynasıdır gibi" beylik laflar vardır, hiç öyle bir şey yoktur. Hayat olsa olsa tiyatronun kötü bir taklididir. Sahnede hiç görmediğimiz, göremeyeceğimiz şeyleri görür ve yaşarız.
ilknur K. AKMAN
HALUK BİLGİNER VE AŞKIN NUR YENGİ NEREDE EVLENECEKLERİ KONUSUNDA SORUN YAŞIYOR!...
21/2/2006 09:48
Aşkın Nur Yengi ve Haluk Bilginer, evlenecekleri şehre karar veremedi.
Bilginer "Londra" diyor. Fakat Yengi, Bilginer eski eşi Zuhal Olcay'la da bu şehirde evlendiği için Londra'ya itiraz ediyor.
Haluk Bilginer, bir buçuk yıldır birlikte olduğu sevgilisi Aşkın Nur Yengi'yle nikâh masasına oturmaya hazırlanıyor. Fakat çift, evlenecekleri yer konusunda sorun yaşıyor. Haluk Bilginer müstakbel eşiyle gazetecilerden uzak sade bir törenle Londra'da nikâh masasına oturmak isterken, Aşkın Nur Yengi bu fikre karşı çıkıyor. Yengi, Londra önerisine, Bilginer eski eşi Zuhal Olcay'la da aynı şehirde evlendiği için itiraz ediyor. Aşkın Nur Yengi, İstanbul'da evlenmek istediğini söylüyor.
Bu arada güzel şarkıcı bugünlerde müziğe yeniden dönme hazırlıkları yapıyor. Bebeğini düşürdüğü için yıkılan Yengi, toparlanmak için kendini işine veriyor. Müzik çalışmalarına kaldığı yerden devam eden Aşkın Nur Yengi, yeni albümünü haziranda çıkarmayı düşünüyor.
Kaynak: Ucankus.com
http://img110.imageshack.us/img110/7025/askinhaluk8vl.jpg (http://imageshack.us)
inşallah yakın zamanda evlenirler. :blush:
bebeklerini kaybetbelerine gerçekten çok üzüldüm.haluk bilgineri çok severim
zuhal olcay'ıda.2004 ün aralık ayında boşandıklarına dair 2 satırlık küçüçük haberi okuduğumda azım açık kaldı ve gerçekten çok üzüldüm birbirlerine çok yakışıyorlardı. :icon_conf
bebeklerini kaybetbelerine gerçekten çok üzüldüm.haluk bilgineri çok severim
zuhal olcay'ıda.2004 ün aralık ayında boşandıklarına dair 2 satırlık küçüçük haberi okuduğumda azım açık enayi demekten gerçekten kendimi alamadım. :icon_conf
kesınlıkle katılıyorum haluk bılgıner benım en beyendıgım oyuncularda ınanılmaz yeteneklı bı adam zuhal olcayda aynı sekılde cok basarılı bır kadın ikisi de yaptıkları ısı hakkıyla yapan ınsanlar keske ayrılmasalardı... ama bızı ozel hayatları deıl yaptıkları projeler ılgılendırıyor haluk bılgıner kesınlıkle favorım bn onu dızıde gormemk ıstıyorum tatlı hayat cok eglencelıydı:)
http://img216.imageshack.us/img216/5475/haluk10031993bl.jpg (http://imageshack.us)
http://img100.imageshack.us/img100/7248/haluk10032083gy.jpg (http://imageshack.us)
berrakünal 26-03-06, 12:34 hayatımda gordüğüm en zarif insan. o kadar ki karşısında bi fotograf istemek için ezilip büzülüp ağzımdan sıvılar akıtırken bile o zerafetinden hiç bir şey kaybetmeden, gözlerinde aşaağılayıcı bakışlar belirmeden (yapanlar az değil) isteğimi kabul etti. hayran bıraktı beni ve cevredi herkesi kendisine. buraya yazarken bile elim ayagim titriyor. ama aşkın nur yengi. nasıl ya nasıl?
iste benim adamin cok seviyorum haluku yaww, komedy tarzi ona cok yakiyor ama aslinda fark ettmez o muhtesem bir oyuncu! Haluk 4-ever
çok büyük bir yetenek.özellikle komedide işinin hakkını veren bir isim.bir an önce onu tatlı hayat tarzı bir dizide görmek istiyorum.
cyprus_hsn 22-04-06, 00:30 işte "oyuncu" ben bu adama derim... süper yetenek.. Türkiyenin en iyi aktörlerinden biri. çok seviyorum ve hayranlıkla izliyorum film ve dizilerini... özellikle "Tatlı Hayat" daki performansı olağanüstüydü... Haluk Bilginer önünde saygı ile eğiliyorum... yepyeni projelerde sizi görmek istiyoruz... sevgilerle...
HALUK BİLGİNER’DEN BEBEK BEKLERKEN DÜŞÜK YAPAN VE ZOR GÜNLER GEÇİREN AŞKIN NUR YENGİ, “ANNE” OLMAK İÇİN UMUDUNU KAYBETMEDİ...
27/4/2006 10:53
Haluk Bilginer–Aşkın Nur Yengi çiftinin çocuk özlemi...
Yengi "Bebeğimizi kaybettik. Tatsız bir dönem, bir travma yaşadım. Ama şimdi çok iyiyim. Hayallerimizin bittiği yerde hayat da bitiyor. O yüzden umudumuz var ve onu bekliyoruz."dedi...
Kaynak: Ucankus.com
bir insan bu kadarmı her rolün adamı olur dedirten belkide Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi türk oyuncu. masumiyet'den tutunda hırsız vara filler ve çimen den neredesin firuze'ye kadar hepsindede rolünü 4 4 lük oynamıştır. umarım kendisini daha uzun yıllar beyazperdede izlemeye devam ederiz.
bir insan bu kadarmı her rolün adamı olur dedirten belkide Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi türk oyuncu. masumiyet'den tutunda hırsız vara filler ve çimen den neredesin firuze'ye kadar hepsindede rolünü 4 4 lük oynamıştır. umarım kendisini daha uzun yıllar beyazperdede izlemeye devam ederiz.
Cok haklisin, oynadigi her rolun hakkini veriyor ve cogu zamanda bir birine zit karakterleri oynamasina ragmen cok cok basarili oluyor. Buda zaten nedenli usta bir oyuncu oldugunu gosterir
cyprus_hsn 24-06-06, 21:00 muhteşem bir aktör. sanırım anlatmaya alfabeler yetmez Haluk Bilginer'i. her rolü kendisine o kadar çok yakıştırıyor ki.. yaşayan bir efsane Haluk Bilginer bence..
"Meşhur olmak oyuncu olmak değildir"
Haluk Bilginer genç oyuncuların her şeyden önce bir televizyon dizisine kapağı atarak ünlü olmanın peşinde koştuklarını söylüyor. Sanat bunun neresinde diye soruyor.
Birçok Türk sanatçısı yurtdışına açılıyor ama birçoğunun da çabalarının hüsranla sonuçlandığını gördüm. Nedir bu işin sırrı?
Tek amacınız yurtdışına açılmaksa sonu hüsranla bitecektir zaten. Ama sizin amacınız oyuncu olmaksa, oyunculuğunuzu yapabileceğiniz her ortamda yapabilmekse ve yabancı diliniz varsa, bunu yapmamanız için bir sebep yok. Türkiye’de niye yapamıyorsunuz? Düşleriniz var da burada mı gerçekleştiremiyorsunuz diye insanın kendisine sorması lazım. Ben İngiltere’ye 1977’de gittim ve 1980’li yılların başında tiyatro, sinema ve televizyonda oynadım. Zaman zaman da gidip oynuyorum. Enternasyonal platformda olmak güzel bir şey. Menajerim hala duruyor. Kariyerime orada başladım. Ama ben Türkiye’yi bırakayım gidip Hollywood’da altı ay yaşayayım, bakayım ne olacak derseniz, en iyi ihtimalle garson olursunuz. Yani oradaki pizzacılarda çalışanların tamamı aktör.
Yurtdışında Müslüman bir sanatçı olmanın dezavantajını hissettiniz mi?
Ben hissetmedim. Diğer İngiliz oyuncular gibi seçmelere gidiyordum. Roller veriliyordu, oynuyordum. Benim sadece adım biraz tuhaftı. John değildi de Haluk’tu. Tek fark buydu.
Türk ve yabancı sinema arasındaki asıl fark nedir?
Asıl mesele Türk Sineması’nın henüz endüstrileşmemiş olması. Endüstrileşmeye çabalıyor şu anda.
Oyuncu kalitesi dersek?
Oyuncu genellikle televizyonda meşhur olayım diye yetiştiği için artık bir erozyon var. Mesela gereğinden çok oyuncu okulu var Türkiye’de. Öğrencilerin adına konuşayım. Onlardan aldığım bilgilerle konuşuyorum. Çoğunluğu hemen bir televizyon dizisine kapak atıp meşhur olmak istiyor. Halbuki meşhur olmak bir meslek değildir. Oyunculuk meslektir. Meşhur zaten olursunuz ama oyuncu olamazsınız. Mesleğiniz ne diye sorduklarında meşhurum diyemezsiniz.
Projeleri nasıl kabul ediyorsunuz?
Kriterim sinemaysa eğer, öncelikle yönetmen. Sinema yönetmenin sanatıdır. Yönetmen olmadan iyi sinema olmuyor. Kötü bir yönetmenden çıkmış iyi bir sinema filmi yok. Bir de tabii ki senaryo. Senaryo nedir? Bu senaryo neyi anlatmak istiyor? İyi yazılmış mıdır ve bana önerilen rol nedir? Bu rol benim ağzımı sulandırıyor mu? Oynamak istiyor muyum? Çünkü isteksiz bir aktörden daha kötü bir şey yoktur sette. Aktör istekli olacak o rolü oynamaya. Kriterlerim bunlar.
İyi yönetmen oyuncuyu doğru yönlendirir derler. Bu anlamda sizin şu ana kadar çalışmadığınız ama çalışmak istediğiniz Türk yönetmen var mı?
Keşke fırsat olsa da hepsiyle çalışsam. Ama olmuyor. Ben zaten yılda bir tane film yapabiliyorum o da gelen teklifler arasında değerlendirdiğim ve söz verdiğim. Yani 2007’ye kadar doluyum. Çatlasam da film çekemem. Onun için daha önceden konuşmuş oluyorum yönetmenlerle, senaryolarını bana yolluyorlar eğer bu prensiplerde anlaşmışsak oynuyorum.
Diğer oyuncunun etkisi var mı?
Olmaz olur mu? Karşınızda iyi bir oyuncu olduğu zaman sizin de performansınız yükselir. Zaten iyi oyuncu her zaman iyi oynayan değil, iyi oynatandır aynı zamanda. Yani ben doğru bir şey yaptığım zaman siz de bana doğru bir tepki verirseniz, o zaman güzel oyunculuklar çıkar ortaya. Bu karşılıklı tenis oynamak gibidir. Ben size güzel top atacağım ki siz de güzel cevap vereceksiniz. Onun için çok önemlidir karşınızda iyi oyuncu olması.
Oynadığınız filmler içinde hem yönetmen sinemasından hem de yapımcı sinemasından örnekler var. Bu ikisi arasında da bir çekişme var.
Türk Sineması’nda bu anlamda bir çekişme olduğunu söylemek zor. Mesela Ezel hem yapımcıdır, hem yönetmen. Stüdyo üretimine geçmek isteyen şirketler var. Med-Yapım bunlardan biri. Vaktiyle 1960’larda Hollywood’da olduğu gibi. Oyuncuyla 20 filmlik sözleşme imzalarlardı. Ama Türkiye’de sektör olmadığı için bu stüdyoların üreyebilmesi kolay değil. Bir de Türkiye’de bağımsız sinema diye adlandırabileceğimiz, bir prodüksiyon şirketine sırtını dayamadan film çekmeye çalışan insanlar var. Yani parası çok olanla, parayı az bulanın yaptığı filmlerin karşılaştırılması gibi bir şey olabilir.
Meleğin Düşüşü ve Türev gibi bağımsız diyebileceğimiz filmler var. Fakat seyirci ilgisi açısından dramatik bir durum sergiliyorlar.
Türkiye’deki sinema seyircisi henüz ‘Gidelim de, bir sinema filmi seyredelim’ diye gitmiyor. Eğlenmeye gidiyor. Kimler oynuyor, ne oynuyor diye gidiyor. Yani bir sinema kültürü gelişmediği için ‘Bu ödül almış, hadi gidelim’ demiyor. Sadece popüler şeylere gidiyorlar.
Türk Sineması’nın iki darboğazı, 70’lerdeki seks furyası ve 80’lerdeki toplumsal içerikli filmler.
Ona aslında toplumsal içerikli filmler demek çok doğru mu ondan da emin değilim. Millet Çiçek Bar’da birbirine film yaptı. Film çekemeyen yönetmenin bunalımını anlattı. Şimdi film çekemeyen yönetmenin bunalımını seyirci niye gidip seyretsin? Ve ne oldu sonuçta? Kendi içlerine çok kapandıkları için seyirciyi uzaklaştırdılar. Yani seyirciye dediler ki ‘Ben sana film yapmıyorum, kendime film yapıyorum.’ Seyirci de dedi ki ‘İyi git, kendi kendine evinde seyret o zaman. Bana ne.’
Hala o Türk Sineması’yla Türk halkı arasındaki kopukluk devam ediyor olabilir mi?
Ediyor tabii. Çok gişe yapan filmlerinden söz edelim. Bu aslında televizyonda da yapılabilecek ama 35 mm. çekilmiş filmler. Televizyon seyircisini sinemaya çekti Türk Sineması. Halk televizyondan tanıdığı insanları, ünlüleri sinemada görmek için gidiyor. Meşhurları seyretmeye gidiyor. O filmlerin birçoğu televizyonda olması gereken filmler. Bunlar benim filmlerimde de olabilir. Seyirci sinema filmi seyretmeye değil eğlenmeye, meşhur seyretmeye gidiyor.
Türk Sineması’nda bir senaryo sıkıntısı olduğunu düşünüyorum. Buna katılıyor musunuz?
Ne tutar acaba bu yıl, kimleri oynatsak tutar diye düşünüyorlar. Çıkış noktaları, hareket noktaları yanlış. Mesela çok yakın bir örnek vereyim. Ezel’in derdi neydi Karagöz ve Hacivat’la, bugünü anlatmak. Ağır bir taşlamaydı. Eğlenelim, şu iki ismi koyalım, falan dediğiniz zaman, o sinema olmuyor. O zaman senarist bir şeylere bağlı olarak istediğini yazamıyor. Zaten ne istediğini de bilmiyor. Halbuki ne istediğini bilse, ben şöyle bir şey yazmak istiyorum, benim bir meramım var der. Dert olmadan sanat olmaz. Sanatla eğlenceyi birbirinden ayırmak lazım. Yapılan şeylerin çoğu eğlenceyse o zaman biz neden sanatçı yetişmiyor diye yakınamayız. Ama sanat yapılmaya başlanırsa o zaman sanatçı üreyecektir.
İzleyiciye bir mesajınız var mı?
Kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız sanat olaylarını takip edin. Sinemayı, tiyatroyu, sergiyi, konseri... Çünkü sanat sizin için yapılıyor. Sizi değiştirip dönüştürmek, sizin kendinizi ve diğer insanları, hayatı daha iyi anlamanız için yapılıyor. Onun için size sunulmuş bir fırsattır, sanatın koluna girin, kol kola yürüyün.
HALUK BİLGİNER’İN HAKLI İSYANLARI
Karagöz ve Hacivat vizyona girdiğinden beri Haluk Bilginer ile röportaj yapmak istiyordum. Sonunda onun ve benim programım uydu ve bu röportajı yapabildik. Ününün doruklarındayken meşhur olmak ile sanatçı olmak arasındaki farkı kalın çizgilerle çizen bu isim bizi çok memnun etti. Haluk Bilginer’in sanatçı kişiliği kadar yurtdışında oynadığı birçok film ve üretim var. Bu yönüyle de Türk Sineması’nda ayrıcalıklı bir isim. İlk sorumuz da bu oldu ünlü sanatçıya. Öyle cevaplar verdi ki bazı konularda acaba biz fazla ön fikirli mi yaklaştık bu konuya diye düşündüm. Çünkü Bilginer dışında konuştuğum her sanatçı öncelikle müslüman olduğu için dışlandığından yakınmıştı. Halbuki Bilginer eğer yabancı dilin yeterliyse ve ne yapmak istediğinin bilincindeysen bir ayrımcılığa kurban olmazsın dedi. Bu röportajı Türk Sineması’yla ilgili herkesin ama genç oyuncuların biraz daha dikkatli okuması gerektiğini düşünüyorum. Birçok soruyu cevaplarken sanatçı olmanın ilk önce kendini tanımaktan geçtiğini vurguladı Haluk Bilginer. Özellikle önyargılarımızı bir daha değerlendirmemiz gerektiğini bana hatırlattı.
http://img331.imageshack.us/img331/6297/img0001tn8.jpg
Haluk Bilginer, sahnede yıllardır istikrarlı ve başarılı bir profil çiziyor. Nitekim, 9. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Müzikal ve Komedi Dalı’nda En İyi Erkek Oyuncu seçilmesi de bir rastlantı değil. Son dönemde gerek tiyatro, gerekse sinema ve televizyondaki performansıyla izleyicilerin kalbinde taht kuran, beğeniyle izlenen ünlü oyuncuyla hayali olan ve şimdi gerçeğe dönüşen, Zuhal Olcay'la birlikte kurdukları Oyun Atölyesi’nde konuştuk. Ödül almadan birkaç gün önce, peşpeşe çaylar eşliğinde güzel bir mayıs günü gerçekleştirdiğimiz söyleşide başka alanlarda da başarılı olmasına karşın hep tiyatro heyecanıyla yaşayan, başarılı, keyifli, ne yaptığını ve ne yapmak istediğini çok iyi bilen bir usta oyuncu; Haluk Bilginer. Özel yaşamın zorlanarak deşifre edilmesini onaylamıyoruz bu nenenle Bilginer’in özel yaşamını didiklemek dışında arkadaşlarımız Muzaffer Ayhan Kara ile Ayşe Küçükkurt’un sorduklarına içtenlikle yanıt verdi.
- Tiyatro Stüdyosu’nun Üsküdar’daki talihsiz sonundan sonra çok zor bir işe soyundunuz. Moda’da bir apartmanın garajıyla giriş katından bir tiyatro çıkarmaya karar vermek hem çok güç, hem de cesaret ister.. Üstelik kamudan da hiçbir destek almadan.. Bu kararı alırken zorlanmadınız mı?
Şunu gördük ki, isteyince oluyor. Yeter ki tüm samimiyetinizle isteyin. Bizim 10 yıllık, hatta 10 küsur yıllık bir düşümüzdü tiyatro sahnemizin olması. Sizin de söylediğiniz gibi Odeon’daki talihsizlikten sonra, yangından sonra zaten izin vermediler tadilatını da yapmaya. Kaldı öyle.. Şimdi ne yaptılar, bilmiyorum.
Hayatta eğer yapmak istediğiniz, hedeflediğiniz bir şey varsa ve onun peşinden koşuyorsanız, anladık ki, yapılmaması için hiçbir sebep yok. Başkalarının niye bugüne kadar yapmadığını da merak eder oldum açıkçası. Demek ki yeterince istenmemiş. Buraya başladığımız zaman, bizim burayı yapacak paramız da yoktu zaten. Para süreç içerisinde kazanıldı ve burası yapıldı ya da var olan evler ipotek edildi, bir şeyler yapıldı, falan... Üç, dört yıl öncesine dönsem aynı şeyi yaparım. Zaman zaman hayatta uçurumdan atlamak gerekiyor. Sırtında paraşüt mü var, patates çuvalı mı var, pek bilmeden. Yolun ortasında anlıyorsunuz açtığınız zaman açılırsa.... Eğer azimle ve istekle atlarsanız o hep paraşüttür, ben hiç patates çuvalına rastlamadım açıkçası.
Oyun Atölyesi için "öğretici bir tecrübe" tanımı yapmışsınız bir röportajınızda; bu tanımı biraz açar mısınız?
Örneğin, bana hep sorarlar; "İngiltere’den döndün, niye döndün, orada kalsaydın daha iyi olmaz mıydı?.."diye. Şimdi, hakikaten benim açımdan orada kalsaydım daha iyi olmazdı. Orada bir kariyerim vardı.. Sinema da yapıyordum, tiyatro da yapıyordum, televizyon da yapıyordum. Fakat İngiltere’de kalsaydım Oyun Atölyesi gibi bir yer yapma olanağına asla sahip olamayacaktım. Çünkü, orada oyuncular tiyatro sahnesi kurup kendi tiyatrolarını yapmıyorlar, tiyatrolar zaten var. Biraz paradoks gibi görünebilir ama, bir şeyin eksikliğini hissettiğiniz zaman onu telafi etmek için giriştiğiniz çaba size çok şey öğretecektir. Ben oyuncuyum.. Ben ne anlarım inşaattan, ne anlarım çimentodan, hâlâ da anlamam. Benim anladığım tek şey var, burada bir dünya yaratmak. Bu sadece bir tiyatro salonu değil. Burada hakikaten bir dünya yaratmaya çalışıyoruz. Umarım başarılı olmuşuzdur. Ve bu sadece içinde yaşayanların, yönetenlerin değil; dışarıdan izleyenlerin ve bize katılanların da dikkatini çeken bir şey oldu. İşte bunlar bize çok şey öğretti bu süreç içinde. Onun için önemli Oyun Atölyesi’nin bize öğrettikleri.
- Oyun Atölyesi’nin Kadıköy’de, Moda’da kurulması bir seçim mi, rastlantı mı?
Tamamen rastlantı, ama çok güzel bir rastlantı. Çünkü, ben ve bizler zaten Kadıköy’ü çok severiz. Burası yokken de biz Kadıköy Halk Eğitim’e her oyunumuzda çok sık gelirdik. Bazen 6-7 hafta gelirdik. Ve Kadıköy’den hep çok memnun kalmışızdır.
Ben de İstanbul’a geldiğimden beri hep Kadıköy’de oturuyorum. Bana göre, insanlar Karşı’ya çalışmaya gider ama burada oturur kanısındayım. Yani burası yaşanılır Karşı’da ise çalışılır. Onun için açıkçası, ben burayı çok seviyorum.
- Oyun Atölyesi, Kadıköy’de en önemli yerleşik sahnesi olan tiyatro.. Sahnesini, fuayesini, stüdyosunu başka etkinliklere de açıyor..Bu anlamda, Kadıköy için önemli bir kültür merkezi oldu diyebiliriz. Kendi dışınızdakilere ortamınızı açarken hangi kıstaslardan hareket ediyorsunuz?
Kıstasımız şu; şu isim, bu isim, adı şu olan tiyatro falan değil de iyi, sahici, samimi tiyatro yapıyorlar mı? Hatta yaptıkları oyunları “Burada oyunumu oynayayım” demeden de izleme fırsatımız oluyor bazen. Tek kıstas budur. Başka kıstas yok. Yeter ki, kaliteli bir şey olsun.
Oyun Atölyesi'nde konserler de oluyor...
İncesaz, Muammer Ketencoğlu, Yansımalar, Ayşe Tütüncü geldi buraya. Konserler verildi. Burası haftanın yedi günü dolu neredeyse. Bu da çok hoşuma gidiyor. Zaten biz burayı yaparken, sadece biz kendimiz tiyatro yapalım, diye yapmadık. Bir yer olsun, buradan herkes faydalansın. Bizim dışımızda başkaları da gelsin diye. Bu amacımıza da ulaştık. O da çok mutlu edici bir şey. Yaşayan bir yer olması çok önemli.
- 16 yaşınızda oyuncu olmaya karar vermişsiniz... Peki, Haluk Bilginer İzmir'den Ankara'ya konservatuvarda tiyatro öğrenimi görmeye giderken bugünkü Haluk Bilginer olmayı mı düşünüyordu? O günden bugüne olup bitenler için bir zaman yolculuğuna çıksanız ana çizgileriyle neler söylemek isterdiniz?
O gün ne planlıyorsam, bugün hâlâ onu planlıyorum. Henüz planımı gerçekleştirebilmiş değilim. Gerçekleştirmeden de öleceğim, onu biliyorum! 16 yaşımda bu yolculuğa çıktığım zaman, bunun hiç bitmeyen bir süreç, bir yolculuk olduğunu biliyordum zaten.. Bir hedefi yok. Böyle bir yolculukta hedef dediğiniz şey, yaklaştığınızı hissettiğiniz zaman sizden uzaklaşan bir şey. Çünkü karşınızda hep daha iyisi var. Ben hep söylüyorum; en iyi oyunumu oynamadan öleceğim bir gün. Bunu bile bile bu yolculuğa çıkmak çok önemli. Çünkü süreklilikten hoşlanmanız lâzım. Gidince varılacak yer yok. Daha önce bir bilgenin dediği gibi, koşuşturan adam.. Nereye koşuşturuyorsun? Sadece süreçten zevk almaya bak. Bu süreç içinde bir şeyler öğrenmeye bak. Ben 34 yıldır oyunculuk öğrenmeye çalışıyorum. Bir gün öğrenmeden öleceğim. Bizim kaynağımız insan. Dünyada şu anda yaşayan 6 milyar insan var. 6 milyar tane değişik dünya var. Hangi birini anlamak için ömrümüz yeter ki.. Bu hiç bitmeyen bir süreç, hiç bitmeyen bir yolculuk.
- Hayatta rastlantılar ne ifade eder sizin için... Hayatınıza yön veren rastlantılar var mı?
Çok var. Örneğin benim Türkiye'ye gelmem... Türkiye'de bir tiyatronun kuruluşunda ortak olmam...Türkiye'de tiyatro yapmaya başlamam, Oyun Atölyesi’nin yerini bulmamız... Bunların hepsi rastlantı. Bunlar güzel rastlantılar. Rastlantılar da siz durup dururken karşınıza çıkan şeyler değil. Siz o arayış içinde olduğunuz için o rastlantılar zaten sizin yolculuğunuzda, sağda solda var. Yeter ki, siz bakmasını bilin.
- İngiltere’de oyunculuk yapmakla, Türkiye'de oyunculuk yapmak?.. Bazen de olsa "keşke" dediğiniz oluyor mu?
Türkiye'ye döndüğümden beri hiç olmadı. Bir aktörün bir ayağını uluslararası platformda tutması benim için bir avantaj. Bence imkanı olan herkesin yapması gereken bir şey. Ben uluslararası platformda bir şeyler yapıyorum. Geçen yıl iki televizyon filminde oynadım. Bundan bir yıl önce bir Hollywood filminde oynadım. Sık sık böyle şeyler yapıyorum. Ama burada üretmek, burada olmak tiyatroyu tam benim anladığım gibi, benim istediğim gibi burada gerçekleştirmek çok hoşuma gidiyor. Bir örnek vereyim: Ben İngiltere'de Phantom of the Opera müzikalinde oynarken, West End’de kocaman bir tiyatroda oynuyoruz.. Kalabalık bir kadrosu var, on-onbeş kişilik.. Orkestra hariç.. Sizin soyunma odanız burada, arkadaşınızın soyunma odası da şu koridordan geçince arka tarafta. Eğer arkadaşınızla o oyunda, aynı sahnede değilseniz o arkadaşınızı hiç görmeden bir ay iki ay boyunca aynı oyunda oynayabilirsiniz. Bu şov dünyası, bu gösteri dünyası... Çıkıyorsunuz oraya bin, iki bin kişi gelmiş. Tiyatro başka bir şey. Her şeyiyle öncesinde sonrasında birlikte yaşadığınız, birlikte nefes aldığınız, birlikte ürettiğiniz, projeler düşündüğünüz bir şey... Seneye ne yapacağız diye düşünüp kafa patlattığınız bir şey... O tarafı benim çok hoşuma gidiyor. Yoksa, oyunculuk yer yer yapılan bir meslek. Her yerde yapabilirsiniz.
- "Oyunculuğun er meydanı tiyatro" diyorsunuz; bu sözünüz neredeyse veciz bir ifade haline geldi...
Oyunculuğu kendimize üretebileceğimiz tek yer orası. Arada hiç aracı yok. Seyirci ile başbaşasınız tiyatroda. Oyunculuğu ancak o koşullarda kendinize öğretebilirsiniz. Sinema yönetmenin sanatıdır, oyuncunun değil.. Tiyatro ise oyuncunun sanatıdır. Sinemada oyuncu olmadan filmler çekilebiliyor. Çok örnekleri var sinema tarihinde.. Televizyon bir sanat dalı değil zaten. Televizyon diye bir sanat yok. Televizyon sinema ve tiyatro arasında tuhaf bir şey. Televizyon eğlencelik.. Eğlendirmek ve bilgilendirmek için kullanılan bir kutu. Çok fazla ti’ye de almamak gerekiyor. Televizyon dizisi yaparak oyunculuk öğrenilmez. Bunun bir örneği yok dünyada. İlla ki tiyatrodan, bu tezgâhtan geçeceksiniz ama, benim tarif ettiğim oyunculuğu konuşuyorsak talep edildiği sürece olacak. Ama ne zamanki insanlar artık seçerek izlemeye başlayacaklar o zaman bakacaklar ki bu iş olmuyor, başka türlü yapmak lazım. Ben tiyatro yapmasaydım da aynı şeyi söylerdim.
http://img193.imageshack.us/img193/6546/img0008yh4.jpg
- Yaşlanmaktan da korkmadığınızı; yüz çizgilerinizi, saçlarınızın beyazını sevdiğinizi biliyoruz.
Yaşamla barışık olmak bu sanırım..
- Oysa, oyunculuğunun zirvesinde ve çok aranan bir yüzsünüz.
Aranan yüz sadece fotoğraflık bir yüz değil ki.. Yüz.. Eğer iyi oyuncuysanız, iyi oyuncu olmaya gayret ediyorsanız talep görüyorsunuzdur. Sizi istiyorlardır. Yoksa şurası, burası güzel, burnu güzel, gözü güzel, ağzı güzel diye değil. O fotoğrafik güzel.. Yaşlanmış kişi çok daha iyidir. Çizgileri artmış, yetmiş yaşındaki bir yüzü, yirmi yaşında hiçbir şey yaşamamış toy bir yüze tercih ederim.
- Büyük bir cesaretle, bir özel tiyatro olarak bu sezon repertuvarınıza kattığınız iki oyun da klasik... Moliere’in Cimri’si ve Sheakspeare’in Othello’su. Üstelik, iki oyun da sezon sonuna yaklaşılmasına karşın kapalı gişe oynuyor. Klasiklere yönelirken, başta bu sonucu görüyor muydunuz, yoksa içinizde bir "acaba" sorusu var mıydı?
Shakespeare'in hiç de sanıldığı gibi ağır, klasik, anlaşılmaz olduğunu düşünmüyoruz. Tam tersine Shakespeare'in oyunları eğer doğru ve samimiyetle yapılırsa, sanki dün yapılmış kadar sade, bugüne hitap eden, bugün yaşayan insanlara hitap eden oyunlar. Shakespeare çok büyük bir deha, İnsan ruhunun inceliklerini kavramış ve onu kaleme, yazıya dökebilmiş bir deha. Siz Shakespeare'in her oyununda böyle şeyler gördüğünüz zaman diyorsunuz ki, burada çok ciddi bir değer var. Bunu değerlendirmek lazım. Biz neden Shakespeare oynamayalım ki?.. Sadece Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları oynasın... Bugüne kadar özel tiyatrolar yapmadı, belki bundan sonra yapacaklar. Çünkü, bu örnek.. .Yeni neslin uygulamasında yarar olduğunu düşünüyorum.
- Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde Oyun Atölyesi olarak yüksek lisans düzeyinde "ileri oyunculuk" dersleri veriyorsunuz, dersler de Moda’da veriliyor.. Bu konudan biraz söz eder misiniz?
Uzun zamandır planladığımız bir şeydi Oyun Atölyesi bünyesinde master sınıfı açmak. Okul bitirmiş profesyonel oyunculara belirli bir süre oyunculuk atölyeleri, workshop’lar yapmak gibi bir niyetimiz vardı. Bahçeşehir Üniversitesi'nden böyle bir teklif gelince, değerlendirdik. Sadece oyunculuk değil, hareket ve organizasyon, sinema oyunculuğu gibi dersler var. Bu, üniversite çatısı altında olduğu için çok hoşuma gitti. Gayet iyi bir iş oldu. Olumlu bir adım oldu.
- Bildiğimiz kadarıyla ücret de almıyorsunuz. Amacınız nedir?
Daha iyi oyuncular yetişsin diye.. Türkiye'nin çeşitli okullarından mezun olmuşlar. Değişik eğitimlerden gelmişler. Kendi kendilerine bir şey düşünmelerini sorgulamalarını sağlıyoruz. Burslu geliyorlar. Şöyle yap, böyle yap demiyoruz. Sadece şunu sorgula, bir insan niye böyle konuşsun. Şu an durumun ne? Yanındaki insanla kırgın mısın? Seviyor musun? Düşün ve söyle. Oyunculuk kendi kendimize öğrendiğimiz bir şeydir. Kimse size oyunculuk öğretemez. Ama yol gösterirler. Kendimizin sahnede yapa yapa-ne yaparsak nasıl oluyor?-öğrendiğimiz bir şey...
- Sizin son dönemde oyunlar dışında felsefe okumalarına yöneldiğinizi biliyoruz. Oyunculukla, tiyatroyla felsefe arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?
Keşke oyuncu adayları, oyunculuk okuyacaklarına, önce felsefe okusalar ya da psikoloji, sosyoloji okusalar. Oyunculuklarına daha fazla şey katabilirler. Bu konuda Oruç Aruoba ile görüşmeler yapıldı. 15 kadar seminer verecek. Felsefe, neyi niçin yaptığımızı sorup samimiyetle yanıtlamamız için önemli.
- Oyun Atölyesi Sanat Yönetmenliği, yüksek lisans dersleri, oyunculuk, sinema, televizyon dizileri, reklam çalışmaları ve bir de nezaket gösterip kırmadığınız röportajlar... Bunca yoğunluktan bunalmıyor musunuz bazen? O zaman neler yapıyorsunuz, başka hobileriniz var mı?
Hobisini meslek edinmiş şanslı azınlıktanım. Ben çok şanslı bir adamım, 34 yıldır çalışmıyorum! Birileri bana çalışmayayım diye para veriyor! Bir işi severek ve tutkuyla yapıyorsanız, bu işe ne kadar zaman ayırdım, bütün hayatım buna gidiyor falan diye düşünmüyorsunuz. Bir de, bir atasözü vardır:
"Bir işin yapılmasını istiyorsan vakti olmayana ver". Vakti olmayan insan o işin içinde yoğrula yoğrula o işi nasıl yapacağını öğrenmiştir zaten.
- Bu arada, Oyun Atölyesi hayalini önüne koyan ve gerçekleştiren Haluk Bilginer’in yeni bir hayal kurmadan yapamayacağını tahmin etmek zor değil.. Nedir yeni hayaliniz?
Yeni hayalim, yeni bir ‘Oyun Atölyesi’. Daha büyük, 400-500 kişilik bir salonu olan bir tiyatro. Nerede olur bilemiyorum, onu da belki rastlantılar belirleyecek. Belki yine Kadıköy Yakası... Ama Oyun Atölyesi olacak, devam edecek tabii. Kurmak istediğim, ikinci ve daha büyük bir kurum.
misskrueger 04-08-06, 12:37 http://img232.imageshack.us/img232/733/030halukbilginer02qx4.jpg (http://imageshack.us)
söylenecek ne var ki.türkiyenin en iyi oyuncularından.hatta ileri gidip en iyi oyuncusu bile diyebiliriz.
tanyel_1004 05-08-06, 15:09 Bayılıyorum bu adama...Bir insan bu kadar mı iyi oynar yaa...
misskrueger 10-08-06, 22:32 http://img164.imageshack.us/img164/1507/halukbilginerse7.jpg (http://imageshack.us)
8 ay önce 3.5 aylıkken karnındaki bebeği kaybeden Aşkın Nur Yengi, zor günler geçirmiş ancak arayı açmadan ikinci kez hamile kalmıştı. Haziranda dört yıldır birlikte olduğu tiyatro oyuncusu Haluk Bilginer ile nikah masasına oturan Aşkın Hanım, hamileliğinde 4.5 ayı geride bıraktı. "Önce bebek, sonra nikah" modasına uyan çiftin geçtiğimiz günlerde bebeklerinin cinsiyetini öğrenmek için doktora gittiklerini duydum. Yapılan kontrolde, doktoru bebeğin cinsiyetinin kız olacağını müjdelemiş .. Bunu öğrenen baba adayı Haluk Bilginer de sevinçten havalara uçmuş.. Umarım bir tatsızlık daha yaşanmaz, anne de bebek de sağlıkla kurtulur...
kaynak: www.sabah.com.tr
nelliyattu 14-08-06, 19:26 Türkiye'de yaşayan en iyi aktör olarak görüyorum onu; ses tonu yeryüzündeki bütün tiyatrocuların sahip olmak isteyeceği harika bir ses tonudur.. onu 45inden sonra tanımak beni üzmüştür yine de;tatlı hayat dizisinden sonra her projesini takip ettim..bu arada pek az kişinin bildiği bi gerçek vardır; 2001 yılında Buffalo Soldiers adlı filmde önemli sayılabilecek bir rol almıştır ve filmin oyuncularından,bugün hayranlıkla izlediğimiz Joaquin Phoenix onun için övgü dolu sözler sarfetmiştir..yine de kendisi her fırsatta bırakın Hollywood'u, Yeşilçam'ı bile elinin tersiyle itmekte, önceliğinin tiyatro olduğunu her fırsatta dile getirmektedir.. benim de en büyük dileğim; bu muhteşem sesin birgün Broadway'de bir müzikalde yer alıp göğsümüzü kabartmasıdır..
ben bayılıyorum bu adama. çok seviyorum. oyunculuğu bi harika anlatmaya kelimeler yetmez
Türkiyenin en iyi oyuncularından biri..Ses tonu harika..
Özellikle tatlı hayatta kendisine bayılıyorum..
Çok tatlı..Keşke yine bi komedi dizisinde oynasa...
tabi hiçbiri tatlı hayat gibi olamaz..
süper oyuncu ya bayılıyorum onaaaa:img-grin2 eyvah kızım büyüdü de özellikle çok gülmüştüm ve tatlı hayyatta
Bencede bu ülkede yaşayan en iyi erkek oyunculardan.
Ama ne yazıkki değerinin çokta bilindiğini düşünmüyorum.
Bu arada umarım aşkın nur yengi sağlıklı bir şekilde çocuğunu dünyaya getirir.
En sevdiğim şarkıcılardan aşkın:)
Zaten bir haluk bilginer&aşkın nur yengi çiftine bayılıyorum birde mehmet aslantuğ&arzum onan süper yakışıyorlar birbirlerine:):)
bende haluk bilgineri çok seviyorum arkadaşlar harika bir oyuncu her rol yakışor ses tonu zaten mükemmel iyiki bu başlık açılmış haluk bilginerin bu aralar herhangi bir projede yer alıp almadığı hakkında bilgisi olan var mı
Tanrı onu oyuncu olsun diye yaratmış yaw bir insanda ancak bukadar büyük bir yetenek olabilir.
melis_krmcm 07-09-06, 23:21 bu adama bayılıyorum bence şu an türkiyedeki en iyi oyunculardan biri haluk bilginer...
İLK AŞKIM_MERVE 23-09-06, 12:42 haluk bilginer türkiyenin EN İYİ OYUNCUSU bence...çok yetenekli,başarılı,şeker bir insan....HACİVAT VE KARAGÖZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ DE de karagöz rolünü elinden geldiğince süper oynadı...
NUMBER ONE HALUK BİLGİNER!!!...
http://img123.imageshack.us/img123/7760/haluk4aj5.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/4336/haluk3yl1.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/5171/haluk1pz2.jpg
http://img123.imageshack.us/img123/4066/filcimen09bs6.jpg
melis_krmcm 08-12-06, 15:09 oyunculuğuna hayranım hakkaten ya..süper adam!!
galiba ingiltere'de de birçok dizide ve filmde rol almış..
melis_krmcm 08-12-06, 15:17 Haluk Bilginer hakkında...
1980 ile 1993 yılları arasında İngiltere'de çeşitli tiyatrolarda rol aldı, bu oyun ve müzikallerden başlıcaları şunlardır: My Fair Lady, Kafkas Tebeşir Dairesi, Macbeth, Pal Joey, Belami, (West End'de, Ken Hill'in) Phantom Of The Opera.
Ayrıca yine İngiltere'de Glory Boys, Murder of a Moderate Man, Bergerac, Eastenders, Memories of Midnight adlı TV dizilerinde rol aldı.
1990 yılında Türkiye'de Tiyatro Stüdyosu'nun kurucuları arasında yer aldı. Burada Aldatma, Kan Kardeşleri, Derin Bir Sloluk Al, Çöplük, Histeri ve Balkon gibi oyunlarda başrolde oynadı.
1999 yılında Zuhal Olcay'la birlikte Oyun Atölyesi'ni kurdular.
Ayrıca Türkiye'de Gecenin Öteki Yüzü, Ateşten Günler, Safiyedir Kızın Adı, Borsa, Son Söz Sevginin, Gülşen Abi, Eyvah Babam, Tatlı Hayat gibi Tv dizlerinde rol aldı.
Aynı zamanda İngiliz Vatandaşı.
rickmaniac 09-12-06, 10:06 haluk bilginer dün küçük kızı nazlıyı hastaneden çıkarırken bir basın toplantısı düzenledi.nazlıyı gösterdiler çok tatlı bir bebek.fotosu olan eklesin lütfen
tam anlamıyla oyuncu. sanatçı. hem tiyatro hem sinema hem dizi inanılmaz keyifli yaptığı her iş.
haluk bilginer çok iyi bir oyuncu (hemde bizim okuldan mezun her yıl okula geliyo) her rolü çok iyi yapıyo ayrıca babalıkda çok yakışmış kendisiniee:D
tek kelimeyle OYUNCU dediklerimden sadece önünde eğilir
muhteşemm bir adam.... tatlı hayat dizisinde inanılmazdııı....
http://img509.imageshack.us/img509/4343/halukbilginerlb4.jpg
http://img509.imageshack.us/img509/7908/halukbilginer1wk0.jpg
nihanvend mucizede tanıdım sonra eyvah babam karanlıkta koşanlar tatlı hayat yine de aşığım :) harika biri yaaa iyi ki böyle bir oyuncuya sahibiz
rickmaniac 02-01-07, 10:02 karanlıkta koşanları bu akşam kanaltürkte vermeye başlıyolar ilgilenenlere duyurulur
http://www.bugun.com.tr/staticfiles/images/newsimages/HaberResmi/9c0a2add-f06f-4865-848c-0ae0df031e0f.jpg
Bilginer De Niro'yu kıskandıracak
Ünlü sanatçı Haluk Bilginer Polis filminde Oscarlı oyuncu Robert De Niro'yu aratmayacak bir performans sergiledi
Türk Sineması'nda hareketlilik sürüyor. Başrollerini Haluk Bilginer, Özgü Namal, Ragıp Savaş ve Sermiyan Midyat'ın paylaştığı Polis filmi 16 Şubat'ta, 100'ün üstünde kopya sayısı ile vizyona girecek. Onur Ünlü'nün yönetmen olarak ilk uzun metrajlı filmi olan Polis'in yapımını 'efLÂtunfilm/ İstanbul' üstlendi. Filimde, Haluk Bilginer, Musa Rami adında, mesleğinin zirvesinde olan bir cinayet masası polisini canlandırıyor. Bilginer, gerek filmdeki rolü, gerekse imajıyla Amerikalı ünlü Oscarlı aktör Robert De Niro'yu çağrıştırıyor.
40 YAŞ KÜÇÜK BİRİNE AŞIK OLACAK
Karizmatik kişiliği, anlattığı birbirinden ilginç hikayeler ve anılarıyla dikkat çeken ve "Şiddete Meyyalim Vallahi Dertten" diyen Musa Rami, kendinden 40 yaş küçük bir üniversite öğrencisine aşık olacak kadar yaşam sevinciyle dolu, her durumda kötülerle mücadele edecek kadar cesur, doğru bildiğinden şaşmayan, ailesini korumak için her yolu deneyen ama ne yaparsa yapsın kötü talihin peşini bırakmadığı bir kahraman. Bugüne kadar rol aldığı yapımlarda unutulmaz karakterlere imza atan Haluk Bilginer, Polis'teki bu rolü de çok konuşulacağa benziyor. ..
Bugün gazetesi-Mustafa BÜYÜKSİPAHİ
http://www.bugun.com.tr/haberler/280107/p33217.asp
yurdanur_mehmet 28-01-07, 11:29 Seyirciyi gıdıklamak ahlâksızlık
http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gifhttp://www.gazetevatan.com/pics/gulumsefoto/10578_101_1.jpg (http://javascript<b></b>:;)
Son dönemde Türk sineması aldı başını gidiyor! Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana 34 film çevrildi. Kimi gösterime girdi, kimi girecek. 16 Şubat’ta izleyicisiyle buluşmaya hazırlanan Polis filmi ise vizyona gireceklerden biri. Filmin usta oyuncusu Haluk Bilginer “Bazen sadece Türk seyircisi neye güler diye düşünüp özel sahneler ekleniyor. Popülist işler yapılıyor” diyor
Hiç kuşkusuz Türkiye’nin en önemli aktörlerinden biri Haluk Bilgiler. Bugüne kadar sayısız tiyatro oyununda, 15 sinema filminde ve 10 televizyon dizisinde rol aldı. Şimdilerde ise yeni bir sinema filmi heyecanı içinde: Polis... Özgü Namal ve Ragıp Savaş’la başrolü paylaştığı filmde şiddet yanlısı bir polis memurunu canlandırıyor. Bilginer’le 1999’da eski eşi Zuhal Olcay’la birlikte kurduğu Oyun Atölyesi’nin kulisinde buluştuk. Polis’i, Türk sinemasının gidişatını ve babalık duygusunu (Bilginer’in geçtiğimiz aylarda Aşkın Nur Yengi’yle olan evliliğinden Nazlı adında bir kızı oldu) konuştuk. Bilginer, filmlerde popülist işler yapılmasından, filme seyirciyi güldürmek için özel sahneler eklenmesinden şikayet ediyor.
- 2006, Türk sineması yılı oldu. Bu kadar çok film çekilmesi iyi mi?
Bazen film olsun diye sinema yapıyoruz. Oysa televizyona ve sinemaya film yapmak birbirinden ayrı şeylerdir. Bazı fimler televizyon filmleri gibi. Ama nicelik ne kadar çok olursa aradan nitelikli işlerin çıkma ihtimali artıyor. Onun için bu kadar filmin yapılması kaliteli işlerin görünmesi açısından olumlu.
- Polis bu hareketliliğin neresinde?
Polis, seyircinin ezberini bozacak bir film. Seyirci alışık olmadığı bir tarzla, anlatım biçimiyle karşılaşacak. İkinci olarak senaryo da çok alışılmışın dışında. Bizim beklentilerimize cevap vermeyen, aslında bize sağlam tokat atan bir film oldu.
- Nasıl bir tokat yiyecek seyirci?
Çok güzel bir tokat yiyecek. Şok olacak. Hiçbir beklentisini bu filmde göremeyecek. Ama filmden çıkıp düşündüğünde “Evet hayat böyle” diyecek. Türk halkı kahramanın hep kazanmasını, galip gelmesini ister. Bu romantik bir bakış açısı. Oysa iyiler sadece masallarda kazanır. Polis filmindeyse kazanan kötülük olacak. Zaten gerçek hayat bu değil mi?
- Polis, Onur Ünlü’nün ilk sinema filmi. Siz başarılı bir aktör olarak bu filme “Evet” derken tereddüt etmediniz mi?
Kaplumbağa bile risk aldığı sürece hareket edebilir. Çünkü önce kafasını çıkarmak zorundadır. Onun için ben riskleri seviyorum ama hesaplı riskler alıyorum. Sarı çizmeli Mehmet Ağa gelip “Film çekelim” deseydi kabul etmezdim. Ama 30 yıllık oyuncuyum ve artık senaryoyu ve yönetmeni görünce filmi iç organlarımda hissediyorum. Galiba iyi bir film oldu. Ama son söz seyircinindir. Birkaç kere kendimi yok ettim, çok zevkliydi
- Günümüzde gişesi iyi olan filmler başarılı olarak kabul ediliyor. Siz de başarıyı gişeyle ölçenlerden misiniz?
Asla. Ama sinemanın popüler bir sanat olduğunu unutmamak lazım. Tabii ki bir şey yaptığınız zaman seyirci gelsin, izlesin istiyoruz. Ama seyirciyi gıdıklayarak bir şey yapmak etik olarak yalnış ve sanatçı ahlakına çok uymayan bir şey. Filme seyircinin geleceğine inandığınız sahneler eklerseniz seyirciyi gıdıklayacaktır. Seyirci çeker diye yaparsanız samimi değilsinizdir ve yaptığınız işten hayır gelmez. Çünkü anahtar kelime samimiyet. Bütün şehri billboardlarla donatın filmde bir şey yoksa kimse gitmez. Mesela Babam ve Oğlum’un reklam bütçesi yoktu. Eşkıya’yı seyretmeyene kız vermiyorlardı. Öyle bir furya var. Umarım Polis de öyle olur ama şu anda herhangi bir şey söylemek ukalalık olur.
- Musa Rami karakterinin en çok neyini sevdiniz?
Zaaflarıyla, vahşetiyle, sevgisiyle, özlemiyle, tutkusuyla gerçek bir insan. Kahraman değil. Çünkü Musa Rami hem şiddet uygulayan bir adam hem de cuma namazını kaçırmıyor. Hem bir adama 18 tane kurşun sıkabiliyor hem aynı zamanda 23 yaşında bir kıza aşık olabiliyor. Musa Rami ağlayabiliyor, öfkeleniyor, seviniyor, coşuyor. Bu gerçeklik çok hoşuma gitti benim.
- Aynı zamanda da kaybeden bir adam. Kaybetmek sizin dünyanızda ne kadar yer alıyor?
Kaybetmek herkesin hayatında vardır da biz kaybedelim diye yola çıkmayız hiçbir zaman. Önemli olan kaybettikten sonra kendinizi yok edip yeniden var edebilmektir. Onu beceren insanlar genellikle daha başarılı, olumlu, insan ilişkilerine saygılı, düzgün insanlardır.
- Siz çok yok ettiniz mi kendinizi?
Bir kaç kere yaptım. Çok zevkli bir şey. Her anlamda mülkiyetsizliği getiriyor ki bu çok önemli. Mülkiyetsiz olmak insanı çok özgür kılan bir şey. Mülkiyeti maddi ve manevi anlamda kullanıyorum. Ondan sonra o özgür alanın içinde kendinizi yeniden yaratmaya başlıyorsunuz ve bu yaratım sürecinin içinde her şeyi baştan öğreniyorsunuz. Musa Rami de yok olacağını biliyor. Filmin başında doktoru “İki ay ömrün var” diyor. Ama o hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor.
- Bir röportajınızda “Hiçbir zaman istediğim güzellikle bir rol oynayamayacağım” demişsiniz. Bu doyumsuzluğunuzdan mı mütevaziliğinizden mi kaynaklanıyor?
Tevazu değil. Gerçek. Çünkü en iyisi yok. Hedefe yaklaştığınızda o sizden uzaklaşır.
Sürekli parasızlıktan şikayet ediyorlar
- Tiyatroyucuların en büyük şikayeti, çok izleyici olmaması. Ama sizinki tıklım tıklımdı...
Tiyatronun alternatifi yok. Televizyon tembellik ve onu izlemek tiyatroya gitmeme nedeni olamaz. Çünkü tiyatro bir emektir. Afedersiniz kıçınızı kaldıracaksınız, tiyatroya geleceksiniz, para ödeyeceksiniz ve 2 saat bir şey izleyeceksiniz. Bu tiyatroyu yapanlar açısından çok ciddi bir iddia. Çünkü iki saat sonunda daha donanmış ve iyi bir insan olarak çıkacaksın diyorum.
- Peki tiyatrocular neden şikayetçi?
Yıllardır insanlar salonsuzluktan şikayet ediyorlar. Bu onların isteksizlikleriyle alakalı. Ben nasıl yapıyorum? “Paramız yok” diyorlar ama parayı başka yere harcamak istiyorlar. Çünkü tiyatro o kadar da popüler bir sanat değil.
www.oyunatolyesi.com (http://www.oyunatolyesi.com)
27.01.2007
Haber: Oya DOĞAN
http://www.gazetevatan.com/pics/gulumsefoto/10578_101_1.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gif
http://www.gazetevatan.com/pics/gulumsefoto/10578_101_2.jpg (http://javascript<b></b>:;)
http://www.gazetevatan.com/root.vatan?exec=cikolata_detay&hkat=1&hid=10578
http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gif
http://www.gazetevatan.com/pics/clear_pixel.gif
tanrıverdi 02-02-07, 20:41 çocukluumdan beri hastası olduum tek insan...belki şuan çok hayran olduum insan vardır ama haluk bilginer benm için apayrı bi oyuncu..
http://img294.imageshack.us/img294/7899/polis12fu8.jpg (http://imageshack.us) http://img152.imageshack.us/img152/3913/polis5fn0.jpg (http://imageshack.us)
http://img152.imageshack.us/img152/116/polis2zm3.jpg (http://imageshack.us)
http://img157.imageshack.us/img157/2699/polis3fx1.jpg (http://imageshack.us)
http://img219.imageshack.us/img219/5687/polis7ca8.jpg (http://imageshack.us)
http://img152.imageshack.us/img152/7067/polis8hm1.jpg (http://imageshack.us)
http://img152.imageshack.us/img152/6027/polis9vi4.jpg (http://imageshack.us)
http://img248.imageshack.us/img248/6514/poliss2py7.jpg (http://imageshack.us)
http://img159.imageshack.us/img159/1430/poliss1rr0.jpg (http://imageshack.us)
Haluk Bilginer:Flört Etmeyi Severim
Tam 32 yıldır oyuncu yolculuğunda olmaktan mutlu. Flörtçü bu ruha sahip olmaktan da... Kadınları erkeklerden çok daha güçlü buluyor. Hatta onların Tanrı vergisi yetenek ve zekalarının da çok tahrik edici olduğunu düşünüyor. Haluk Bilginer, Şencan Güleryüz?e kadınların, erkeklerin, ilişkilerin, 'oyuncuyum' diye geçinenlerin hüzünlü portrelerini çiziyor...
ŞENCAN GÜLERYÜZ: Türkiye?de oyunculara da, oyuncu olmak isteyenlere de, kimi beğeniyorsun diye sorulduğunda Haluk Bilginer diyorlar. Ne farkınız var diğerlerinden?
HALUK BİLGİNER: Ben bu oyunculuk yolculuğunda son 32 yıldır, yolculuğun hiç bitmeyeceğini bilen bir adam olduğum için, öyle bir şey seziyorlar. Ben sürekli öğrenci kalmayı becerebildim.
Ş.G: Hayatınızda sanatınızı yapmaktan başka bir şey düşünmez misiniz?
H.B: Düşünmez olur muyum? Ben her şeyi yapıyorum. Oyunculuk yapan birinin dünyada olan her şeyle ilgilenmesi gerekir. O merak olmazsa, zaten oyuncu olamazsınız.
Ş.G: İzmirlisiniz. Nasıl bir çocuktunuz?
H.B: Mutlu bir ailede, mutlu bir çocukluk geçirdim. Üç kardeşiz. Ben ortadaki çocuğum. Ağabeyim ve kızkardeşim var. Lise sona kadar İzmir?deydim. 1971 den sonra Ankara, Londra ve İstanbul. Ailem hala İzmir?de yaşıyor. İzmir benim çocukluğumda, çok güzel bir şehirdi. Ama şimdi gidiyorum, çok moralim bozuluyor, çirkinleşti İzmir. Üç şey olmak istemiştim liseye kadar. Kimya mühendisi, doktor ve oyuncu. Şimdi düşünüyorum bu üçünün ne alakası var. Alakası yokmuş gibi görünüyor. Fakat hepsinin kökünde yatan şey merak. Ben doktor olsaydım, kanserin tedavisini bulmak için çalışacaktım. Ben çocukluğumda masal kitabı değil ansiklopedi okurdum. En sevdiğim oyuncağım mikroskobumdu. Parmağımı iğneyle delerdim, kana bakardım.
Ş.G: Nasıl bir erkek olarak tanımlıyorsunuz kendinizi?
H.B: Ben insan olmaya çalışıyorum. Tesadüfen erkek olarak gelmişim dünyaya ama.
Ş.G: Bir kadın da katlanamayacağınız şeyler nelerdir
H.B: Bir erkeğin yanında kendini aptal zannetmesi. Asla aptal değiller çünkü. Onların zeki ve yetenekli olduklarını görmem lazım. Mesela yetenek çok tahrik edici, çok seksüel bir şeydir.
Ş.G: Kıskanç mısınız?
H.B: Vardır mutlaka. Birlikte yaşamak söz konusu ise, senden başkası ile bir şeylerin paylaşıldığını düşünürsen, kıskanırsın.
Ş.G: İlişki için soruyorum. Gerçi her şeyde böyle ya, problemsiz olan her şey aslında problemlidir, muhakkak biter.
H.B: Tabii. Çelişki iyi bir şeydir. İlişkiyi sağlam tutar, sağlıklı tutar. Sen onu beğeniyorsun, ben de beğeniyorum. Sen onu yapmak istiyorsun bende bunu, sen böyle. Sen bana hayran, ben sana. Gel cama tırman. Böyle ilişki olmaz ki.
Ş.G: Evli bir arkadaşımın tavsiyesi; bazı konularda da yüz göz olunmaması gerekiyormuş. Bazı şeyleri de saklı tutacakmışsın.
H.B: Bu güzel bir şey. Gizem, ufacık da olsa, hala keşfedilmemiş bir yanın kalması cazip ve ayakta tutar ilişkiyi. Mesela magazinsel yıldızlarımız. Özel hayatlarını kameraların önünde yaşadıklarından, benim için hiç ilginç değiller mesela. Hiç merak etmiyorum hiçbir şeylerini. Ne yaptıkları işleri, ne çektikleri filmleri, ne söyledikleri şarkıları, hiçbir şeylerini merak etmiyorum. Yaşamamaları gereken şeyleri de benim gözümün önünde yaşıyorlar. Bana ne?
Ş.G: Baba olmak istemediniz mi? Tabii Zuhal Hanım?n bir kızı var ama siz istemediniz mi?
H.B: Ben hazıra kondum. Ceren altı yaşındaydı, bir kızım oldu. Çok da iyi geçiniyoruz kızımla. Sadece biyolojik babası değilim o kadar. Tabii ki isterdim kendi çocuğum olsun. Ama olmadı. Olmayınca da bunun üstüne gidip dert etmekte çok da fayda olmadığını düşünüyorum. Dönem, zaman doğru değildi. Birşeyler doğru değildi, olamadı. Ve sonra da tren kaçtı. Artık vakit geçti. Şimdi bunun muhasebesini yapıp peşinden ağlamanın çok da faydası olmadığını düşünüyorum.
Ş.G: Türkiyede nelerin karşısındasınız?
H.B: Sabaha kadar vaktimiz var mı? Çok şeylerin. Türkiye?de eğitim, sağlık, adalet, kültür bir skandaldır. Bu saydığım dört şey olmazsa olmaz ayaklarıdır bir toplumun. Sağlık sistemimize bakın utanç verici. Eğitim sistemimize bakın bir skandal, utanç verici. Mahkemelerin haline bakın, içler acısı. Nasıl dağıtılıyor adalet. Kültür Bakanlığı?nın bütçesi nedir biliyor musunuz? Binde beş. Bunun farkına varamamış toplumlarda bir şeylerin iyi olmasını nasıl bekleyebiliriz ki? Bu başlıklar altında sabaha kadar konuşabiliriz.
kaynak:elele
ya ben polis filmine gitcem güsele benziyor kirli sakal yakışmış haluk bilginere.. :)
http://img239.imageshack.us/img239/7726/237351kw2.jpg (http://imageshack.us)
http://img239.imageshack.us/img239/6537/237354fa1.jpg (http://imageshack.us)
http://img260.imageshack.us/img260/1228/4666845070okg3.jpg (http://imageshack.us)
http://img163.imageshack.us/img163/7739/2656eu7.jpg (http://imageshack.us) http://img164.imageshack.us/img164/3279/resizedb6b451e661cdee46pj1.jpg (http://imageshack.us)
http://img122.imageshack.us/img122/7563/3682so3.jpg (http://imageshack.us) http://img122.imageshack.us/img122/4004/200pxmehmetosmanee2bo5.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/1919/6351303ww9.jpg (http://imageshack.us) http://img164.imageshack.us/img164/1711/019354400dy8.jpg (http://imageshack.us)
http://img122.imageshack.us/img122/1284/2216095tj5.jpg (http://imageshack.us) http://img164.imageshack.us/img164/6360/ekran1yr8.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/28/neredesinfiruzeju7.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/6295/galeri24yo1.jpg (http://imageshack.us)http://img164.imageshack.us/img164/3520/galeri25sb9.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/1356/galeri28hq3.jpg (http://imageshack.us)http://img164.imageshack.us/img164/7715/galeri29zj9.jpg (http://imageshack.us)
http://img109.imageshack.us/img109/901/galeri34qt4.jpg (http://imageshack.us)http://img109.imageshack.us/img109/7237/galeri38lq1.jpg (http://imageshack.us)
http://img109.imageshack.us/img109/2826/galeri41kr4.jpg (http://imageshack.us)http://img164.imageshack.us/img164/5967/galeri46ae3.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/7898/97toren2fb6.jpg (http://imageshack.us) http://img115.imageshack.us/img115/5991/halukbilginerls6.jpg (http://imageshack.us)
http://img109.imageshack.us/img109/1548/imperiaflex0220zg8.jpg (http://imageshack.us) http://img164.imageshack.us/img164/7493/tarcin11bmh2.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/757/b2d36b22185658478fc6762ou3.jpg (http://imageshack.us) http://img164.imageshack.us/img164/6016/2sayfa1ei5.jpg (http://imageshack.us)
http://img109.imageshack.us/img109/3287/a3b2ejpg2yrow4.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/5664/afife2005torenbig3hb7.jpg (http://imageshack.us)
http://img164.imageshack.us/img164/9301/cimriakmen7se6.jpg (http://imageshack.us) http://img442.imageshack.us/img442/3910/telax6.jpg (http://imageshack.us) http://img164.imageshack.us/img164/4369/01telee6.jpg (http://imageshack.us)
http://img266.imageshack.us/img266/815/polis14ih0in2.jpg (http://imageshack.us)
http://img244.imageshack.us/img244/9637/2006polis1cq9mn0.jpg (http://imageshack.us)
http://img244.imageshack.us/img244/3411/2006polis2kz2wf9.jpg (http://imageshack.us)
http://img244.imageshack.us/img244/9509/2006polis3vp0fr6.jpg (http://imageshack.us)
http://img258.imageshack.us/img258/9070/2006polis4ya4nc4.jpg (http://imageshack.us)
http://img258.imageshack.us/img258/294/2006polis5qf9mi4.jpg (http://imageshack.us)
http://img258.imageshack.us/img258/5513/polishalukozgeuh4cy1.jpg (http://imageshack.us)
http://img244.imageshack.us/img244/5499/polisbasrolvp3lh6.jpg (http://imageshack.us)
http://img508.imageshack.us/img508/4163/polistoplufp0xt8.jpg (http://imageshack.us)
http://img266.imageshack.us/img266/9949/235821033ec2b4d6412vc2wq3.jpg (http://imageshack.us)
http://img244.imageshack.us/img244/6923/235805561bb84fe9e66ir1qn7.jpg (http://imageshack.us)
http://img244.imageshack.us/img244/401/23577201000af651f46xf1lg4.jpg (http://imageshack.us)
http://img258.imageshack.us/img258/5781/2358015336b51748e98gm4ave9.jpg (http://imageshack.us)
http://img508.imageshack.us/img508/8292/2357995361b858437a7da9fz3.jpg (http://imageshack.us)
http://img508.imageshack.us/img508/164/23577390782bc12c69cnf7ji4.jpg (http://imageshack.us)
dizici_manyak 17-02-07, 21:56 polis filmiyle gönlümde tekrar taht kurdu bakışlarıyla minikleriyle oyuncuyum ben diye bağırdı resmen inanılmaz yetenekli bir adam her role rahatlıkla giriyor yetenek abidesi ayakta alkışlıyorum böyle bir sanatçıya sahip olduğumuz için gurur duyuyorum
Sevgisiz büyüyen çocuklar katil de olur, hırsız da...
http://img129.imageshack.us/img129/7934/00wo0.jpg (http://imageshack.us)
FULYA ÖZLEM
Usta oyuncu Haluk Bilginer’in başrolünü oynadığı ‘Polis’ filmi vizyona girdi. Bugüne kadar oynadığı her rol gibi ‘polis Musa Rami’nin de hakkını vermiş sanatçı. Cüneyt Arkın filmlerine benzer dövüş sahneleriyle dikkat çeken film için Bilginer, “Bayağı bir adam dövüyormuşum gibi duruyor; ama hepsi yalan dolan.” diyor.
Komedi filmlerinin vazgeçilmez oyuncusu, bu kez her türlü çelişkiyi içinde barındıran Musa Rami rolünde. Adam dövüyor, adam öldürüyor, camiye gidiyor; merhametli bir baba. Bu çelişkili rolü için sanatçı, “Bu tarz çelişkiler hepimizde var; ama farkında değiliz. Ancak insan eğitimiyle, yaşadığı ortamla, duygu ve düşünceleriyle başka bir insan olabilir.” diyor.
Bir sahne sanatçısının karşılaştığı en büyük zorluk, kendi özgün tavrını, yaptığı her işe yansıtabilmek olsa gerek. İşte karşımızda, en son rol aldığı ‘Polis’ adlı filmde de bunu gerçekleştiren Haluk Bilginer var, belki de her daim “kendini gerçekleştiren” demeliyiz onun için. 1999 yılında bir harabeden şimdiki haline getirdikleri “Oyun Atölyesi”nde, ışıklı bir masada, “neden”lerimizi, “niçün ama”larımızı cevaplıyor ve bizi çok güldürüyor. Haluk Bilginer’le sohbet etmek, “salon-salamanje” bir hissiyat… İddiası işiyle olanların gündelik hayatlarında insanları sarmaladıkları içten bir nezaket var tavırlarında. Her şeyden konuşuyoruz, memleket meselelerinden, son yaptığı işlerden, tiyatrodan ve gerçek olan düşlerden…
‘Polis’i ilginç buldum. Bana Türkiye’deki bir Luc Besson’un ilk filmi gibi geldi, türlerarası hoş bir film, tam bir ana akım polisiye filmi olarak değerlendirmedim.
Seyircinin ilginç bulacağı kesin. Yani beğenilir mi beğenilmez mi, o ayrı konu; ama ilginç bulacakları kesin. Farklı bir anlatım biçimi, alışık olmadığımız bir şey.
Farklı bir anlatım biçimi derken özellikle üzerinde durduğunuz yönler neler bu filmde?
Filmde izlediğiniz şeyler. Yani, olayın gelişiminde Onur’un (yönetmen) o olayı nasıl anlattığı. Hangi saniyeleri bağlayarak anlattığı, hangi saniyeyi hangi saniyenin arkasına attığı. Yer yer kamerayla da yaptığı ilginç şeyler var mesela. O açıdan çok alışık olmadığımız bir şey. Kimse onu filmde görmeye alışık değil. En basitinden şu örneği vereyim: Hani bir sahne var ya, parkta üç adam, arka arkaya yürüyor; ama farklı şeyler oluyor. Anlatabiliyor muyum? Böyle şeyler. Ya da ne bileyim kızını gömdükten sonra pikniğe gidiyorlar ve koreografik bir şekilde tüm aile üyeleri dans etmeye başlıyor mesela ve son derece doğal...
Sizin dövüş sahneleriniz de koreografik...
Ve abartılı. Bunlar çok alışık olunmayan şeyler.
Evet, bayağı şaşırtıcı oldu, sizi öyle dövüş sahnelerinde görmek...
Bayağı bir adam dövüyormuşum gibi duruyor, değil mi? Hepsi yalan dolan. (Gülüşmeler)
Bu filmde de gördüğümüz üzere “Haluk Bilginer oyunculuğu” diye adlandırılabilecek bir olgu var. Siz hangi rolü oynasanız onu dönüştürüyorsunuz. Bunun sırrı nedir? Tiyatro kökenli olmanızla ilgili bir şey mi?
İltifat ediyorsunuz.
Hayır, “Masumiyet”te olsun, “Polis”te olsun, “Tatlı Hayat”ta olsun, her rolünüzde düşündüğümüz; o rolü sizin yerinize başka biri oynasaydı tamamen başka bir karakterin ortaya çıkacağı...
Bu her oyuncu için geçerlidir. Şimdi Musa Rami rolünü on ayrı oyuncuya verin, on ayrı film çıkar. Aynı hikayeyi on ayrı yönetmene verin, yine on ayrı film çıkar. Tiyatroda aktörün, sinemada ise yönetmenin yaptığı işe kattığı çok şey var. Yani sinema yönetmenin, tiyatro da oyuncunun sanatı; farklı şeyler. Ama bir oyuncu eğer sadece kendini geliştirmek ve oyunculuk sürecinde yol kat etmek istiyorsa, yapabileceği tek şey, her rolü yepyeni bir sayfa olarak görüp, oraya sürekli yeni şeyler koymak. Zaten bildiği, halihazırda tecrübe ettiği şeylerle o rolü doldurmak. Çünkü rol dediğimiz şey nedir, aslında temel noktaları barındıran bir ipucudur elimizde. Oyuncuya kalan şey bu ipuçlarını değerlendirerek o karaktere can vermek. Biz canlandırıyoruz, tam da bunu yapıyoruz oyuncu olarak. Şimdi ben bir rolü aldığımda, yepyeniymiş gibi, hiç bu rolü daha önce almamışım gibi davranarak oynuyorsam, belki bunun sizde meydana getirdiği tepkidir bu. Yani beni her rolümde değişik görüyorsanız, birbirine pek benzemeyen karakterlerde görüyorsanız, tam da bu yüzdendir. Yani bembeyaz bir sayfa, bunu daha önce hiç yapmadım, ne yapacağım, şimdi bu karakter ne yapar? Tam bunu yapmak galiba anahtar kelime. Ben bunu yapmaya çalışıyorum en azından, fark ediliyorsa ne mutlu!
Rol aldığınız ya da sahneye koyduğunuz yapımlara baktığımız zaman birçok çeviri yapımda da yer aldığınızı görüyoruz. Başka bir dilde yazılmış bir eseri, çevrildiği dilde yaşatmak zor değil mi sizin için?
Bazıları zor, bazıları değil. Konu iyi adapte edilirse değil. Mesela “Tatlı Hayat” bir adaptasyondur; ama çok iyi yerelleşmiştir, orada çevirenin başarısı söz konusu. Haluk Özeniş’in bir başarısı... Tiyatroda da, mesela burada Shakespeare oynuyoruz, Shakespeare’in oyunu harika; ama Shakespeare’in orijinali bambaşka tabii. Shakespeare tercüme edildiği zaman maalesef, şiirini kaybediyor. Şiir, tercüme edilemez bir şey. Shakespeare’in şiirini çok ustaca çevirenler edebiyat tarihimizde vardır: Birinci örnek olarak Can Yücel’i verebilirim. Shakespeare’i çok iyi çevirir, keşke daha çok yaşasaydı da Shakespeare’in başka eserlerini de çevirebilseydi. Ama onun dışında Shakespeare dünyanın her yerinde sahnelenebilecek son derece evrensel bir yapıda olduğu için, insan ruhunun derinliklerini kavramış bir deha olduğu için, hangi dile çevrilirse çevrilsin, her ülkede, her dilde oynanabilir. Biz şu anda üçüncü Shakespeare’imizi oynuyoruz. Bu sezon iki tane Shakespeare oyunumuz var: Hırçın Kız ve Atinalı Timon. Bir de modern bir oyun var.
Polis filmine geri dönecek olursak, sizi daha çok komedi ağırlıklı yapımlarda görüyoruz; ama şimdi bir dram filminde karşımıza çıkıyorsunuz. Kendinize hangisini daha çok yakıştırıyorsunuz?
İyi oynarsa, hepsi yakışır oyuncuya. İyi oynamamıza bağlı. Ama ben daha çok komedi oynamaktan zevk alıyorum. Son yıllarda Tatlı Hayat, Karagöz-Hacivat var, pek komedi sayılır mı bilmiyorum… Televizyonda da öyle. Ama ikisinde de oynamak çok zevkli, ben komedi, televizyon veyahut sinemada olsun ikisini de oynamaktan çok zevk alıyorum; ama rolü seçerken komedi midir, değil midir diye bakmıyorum. İyi yazılmış mı ve ben bu karakteri oynamak istiyor muyum? Bu karakterde benim dişimi geçireceğim bir şey var mı? Bu karakter benim ağzımı sulandırıyor mu? Ben sadece ona bakıyorum. Bir de tabii senaryonun iyi yazılmış olmasına ve kimin çekeceğine.
Musa Rami, her türlü çelişkiyi içinde barındıran bir adam, adam dövüyor, adam öldürüyor, camiye gidiyor, dans ediyor... Bu kadar uçları bir insanda bulmak mümkün mü?
Tabii, hepimizde var. Farkında değiliz. Ben de belki katilim; ama haberim yok. Bastırıyoruz çünkü. Dünyada yedi milyar insan yaşıyorsa, herkeste hangi duygu varsa, o bizde de var. Ama insan eğitimiyle, yaşadığı ortamla, geçmişiyle kendini oluştururken, eksik kaldığı için bazı şeyler dışarı çıkıyor, bazı şeyler yükseliyor. Ne bileyim “sevgisiz büyüyen insan daha rahat katil olabilir” gibi bir şey. Sevgiyle büyüse böyle olacak mıydı? Yani hepimizin içinde var; ama biz ya yapmamayı seçiyoruz, öyle olmamayı seçiyoruz ya da koşullar bizi oraya itiyor. Hepimizin içinde katil var derken hemen şu örneği vereyim, Stanislavski’nin örneğidir: Uyumaya çalıştığınızı düşünün, çok tatlı bir uyku. Tam o sırada tepenizde bir sinek. İşte o an o sineğe ne yapmak istersiniz? Onu düşünün, işte duygu karşınızda. Bu kadar basit. Sivrisineği öldürmekle, sivrisineği yok etmek istemekle, senin sivrisinek diye düşündüğün, hiç önemsemediğin bir adamı, “önemi yok, ölse daha iyi olur” dediğin bir adamı öldürmekle aynı şey değil mi?
İntihardan vazgeçtiğiniz bir sahne var. Çok da etkileyici bir sahne, şiirselliğin bir sahne içerisine bu biçimde yerleştirilmesi pek sık rastlanan bir durum değil sinemamızda. Camide “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayeti okunuyor. Ve siz o ayeti duyduktan sonra yaşamaya karar veriyorsunuz. Normal yaşamda da inançlarınız hayatınıza yön veriyor mu?
Hayır, çünkü hayatta sorgusuz inancı tehlikeli buluyorum. Her şey sorgulanmalıdır hayatta diye düşünüyorum, inandığımız şeyler vardır tabii. İnandığınız şeyleri sorgulamadığınız anda dogmatizmin uçurumuna düşersiniz. Ama oradaki ayeti alıp, yerine onu vazgeçirecek başka bir şey koyun, bir umut koyun mesela, bir amaç koyun oraya. O umudu anıp, yine vazgeçer. Ya da hep dener; ama olmaz, olmaz da olmaz. Yani her şeyin kontrolü hep bizim elimizde değil. Sen dileyince olmaz her şey. Dünya, bizim böyle “Vay be ne güçlü adammış, ne yaptı!” diyeceğimiz kahramanlarla dolu bir yer değil. Kahramanlar yok dünyada.
Polislerden tepki gelir mi size?
Hayır, niye gelsin? Bir insanın hikayesi bu sonuçta. Aslında bu filmde anlatılanlar masala göre -masal kelimesini özellikle kullanıyorum- bir polisin başına geliyor, mafyanın sorunlar çıkardığı bir polisin. Aynı şekilde sorunlar yaşayan bir başka meslekten birinin de hikayesi olabilirdi. Peşinde olan şey, bütün bu çelişikliğiyle, zaman zaman psikopatlığıyla, zaman zaman merhametiyle insan. Polis olması tamamen bu öykünün içindeki şeye uyması adına bir tesadüf. Yani Onur’a desek ki, bunu polis yapma başka şey yap; ama yine başına bu şekilde şeyler gelsin. Bunu bir siyasetçi yap, belediye başkanı yap…
Yakında sizi ‘Kim 500 Bin İster?’ yarışmasında da izleyeceğiz. Bu projeden bahseder misiniz?
Ben bu yıl televizyona iki proje yapıyorum. Sit-com zaten haftada iki günümü alıyor. Son 7 yıldır sadece haftada iki gün -pazartesi ve salıları- çalışıyorum televizyon için. Çok bile, size öyle söyleyeyim. Televizyon çabuk üretilip, çabuk tüketilen bir şey. “Televizyonda tiyatro” diye kendi içinde çelişen tuhaf bir cümle vardır. Televizyonda tiyatro olmaz ki. Televizyonda tiyatro olabilir mi? Televizyonda sinema bile tuhaftır. Eğer sinemada oynarken filmi kaçırdıysanız, bir bilginiz olsun diye, televizyonda izlersiniz. Ama sinemada izlerken aldığınız hazzı almanız mümkün değildir. Neyse o arada televizyonun da tarifini yapmış olduk. Bu proje de neticede haftada sadece bir günümü alacak bir proje. “Kim 500 Bin Lira İster?”i sunar mısınız dediler, ben de kabul ettim, bakalım ne çıkacak ortaya…
ben de çok severim kendisini,çok yetenekli ve başarılı bir oyuncu.
eklediğiniz resim ve röportajlar için teşekkürler.
harika ve tüm türevleri bu adama uygun
müthiş ve herkesin örnek alması gerekn olağanüstü bi oyuncu
ve hala da karizmatik kanımca
paçiii_melos 27-02-07, 06:49 Baba olmak bundan güzel anlatılamazdı...
Beyaz bu hafta gerçekten de dev bir kadroyla program yaptı. Orhan Gencebay oradaydı. Haluk Bilginer gibi bir isim ve tatlılar tatlısı Özgü Namal da Beyaz’ın konukları arasındaydı. Nefis bir üç saat yaşattı seyircisine yine Beyaz. Programın bir yerinde, üç ay önce baba olan Haluk Bilginer’den, babalığın kendisine hissettirdiklerini anlatmasını istedi. Haluk Bilginer de geçtiğimiz günlerde başından geçen bir olayı örnek verdi. Otomobille Ankara’ya giderken yolda bir kaza atlatmış Bilginer. “Aklıma ilk şu geldi” dedi... “Eyvah, Nazlı babasız kalacak.” Babalık duygusu ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Onu da, bunca yıl sonra baba olmanın mutluluğunu yaşayan Haluk Bilginer dile getirdi...
http://www.gazetevatan.com/tv/detay.asp?id=6588
-özgü_namal- 27-02-07, 19:42 http://img371.imageshack.us/img371/1142/polisfilmiwallpaper01emcu4.jpg (http://imageshack.us)
http://img337.imageshack.us/img337/2177/walpaperrm3.jpg (http://imageshack.us)
-özgü_namal- 27-02-07, 19:43 http://img101.imageshack.us/img101/8379/kckpolis3yi4.jpg (http://imageshack.us)
http://img101.imageshack.us/img101/6403/nazikeafisbt0.jpg (http://imageshack.us)
-özgü_namal- 27-02-07, 19:44 http://www.galeriturk.net/getimg/11237.jpg (http://www.galeriturk.net)
http://img238.imageshack.us/img238/2549/482cokisimvar1af1.jpg (http://imageshack.us)
http://img48.imageshack.us/img48/8899/cokisimvar2ig2.jpg (http://imageshack.us)
Kendisiyle yarışıyor...
Efsanevi dizi 'Gecenin Öteki Yüzü'yle tanıdık onu... Ardından başka diziler, filmler, oyunlar geldi. O canlandırdığı her rolle biraz daha devleşti. Haluk Bilginer artık sadece kendisiyle yarışıyor
BİR PORTRE / ASU MARO
Özel televizyonların olmadığı, bütün Türkiye'nin aynı saatte oturup TRT dizilerini izlediği yıllar... Diziler de dizidir, ama özellikle Okan Uysaler'inkiler birer efsanedir. "Parmak Damgası"... "Geçmiş Bahar Mimozaları"... Hele hele "Gecenin Öteki Yüzü". Füruzan'ın nefis öyküsünden uyarlanmıştır, başrolde Zuhal Olcay vardır, unutulmaz bir Müşfik Kenter... Bir de ilk kez gördüğümüz bir genç adam. Adı Haluk Bilginer'dir, 10 küsür senedir İngiltere'de yaşamaktadır, SunDay dergisi onu kapak yapmıştır, hem de yıllarca yakasını bırakmayacak "Seksi Türk" başlığıyla... Bilmediğimiz ise "Gecenin Öteki Yüzü"nün unutulmaz bir dizi olmakla kalmayıp Türkiye'ye eşine az rastlanır bir oyuncu kazandıracağıdır.
Haluk Bilginer, sigortacı Tahsin Bey ile ev hanımı Bedriye Hanım'ın üç çocuğundan ortancası olarak 5 Haziran 1954'te İzmir'de dünyaya gelir. 4 yaş büyük ağabeyi Muhittin ve 3 yaş küçük kız kardeşi Nesrin ile sıcak bir aile ortamında büyür. Masal yerine ansiklopedi okuyan bir çocuk olarak en sevdiği oyuncağı mikroskobudur. İzmir Türk Koleji'nde okurken de kâh doktor kâh kimya mühendisi olmak ister. Lise son sınıfta tiyatro koluna girene kadar...
Mercury'den övgü
Demokrat İzmir gazetesinin açtığı liselerarası tiyatro yarışmasında ilk ödülünü alan Bilginer, jürideki tiyatro müdürü Ragıp Haykır'ın davetiyle İzmir Devlet Tiyatrosu'nda konuk oyuncu olur. Her sene takdirle geçen bir öğrenci olarak o yıl ikmale kalır ve bir yıllık AFS Amerika bursu da iptal olur bu yüzden. Zaten aklında sadece oyunculuk vardır artık. Bir araştırmacı titizliğiyle, kendi sınırlarını hep biraz daha zorlayarak yapacağı oyunculuk...
1971 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'ne giren Haluk Bilginer, mezun olduktan sonra eğitimini Londra'da sürdürmek ister. Oğlunun lise sonda aldığı bursu kaçırmasına üzülerek "Gerekirse ceketimi satar seni okuturum" diyen babası Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi'ne yollar onu. Yıl 1977'dir, Bilginer'in niyeti birkaç sene sonra ülkesine dönmektir ama, 12 Eylül caydırır onu. Üstelik Londra'da iyi müzikallerde, oyunlarda oynamaya başlamıştır. Hatta bir müzikalden sonra Freddie Mercury'den övgü almışlığı vardır. Bir de sokaklarda çevrilip imza istenmesini sağlayacak "Eastenders" dizisi tabii. Kıbrıslı Mehmet Osman rolünü 250 bölüm kadar sürdürdükten sonra hep aynı işi yapmak onun gibi bir 'araştırmacı-oyuncu'ya uymayacağından diziden ayrılır. "Ne kadar cesursun" diyen prodüktöre cevabı "Cesur değilim, aktörüm" olur.
Hollywood'da bir Türk
1987'de "Isthar" filmindeki iki dakikalık rolden kazandığı parayla Londra'da ilk evini alır. Aynı yıl meşhur "Gecenin Öteki Yüzü" çekilir. İstanbul'a ilk kez gelen Bilginer'in sette okul arkadaşı Zuhal Olcay'ı gördüğü an hayatının akışının da değişeceği andır. Birkaç ay sonra Ziya Öztan'ın "Ateşten Günler"inde beş yıl Londra-İstanbul hattında sürdükten sonra Bilginer'i temelli İstanbullu yapacak aşk başlar. 1992'de evlenir, aynı yıl Hollywood'da "Indiana Jones" dizisinde, Türkiye'de de Yavuz Özkan'ın "İki Kadın"ında birlikte rol alırlar.
Televizyonda da hızla artan bir şöhreti vardır. İlk günlük 'soap opera'mız "Son Söz Sevginin"de rol alır, bugün nefretle hatırladığı tek işi olan 'ilk reality show'umuz "Sıcağı Sıcağına"nın sunuculuğunu üstlenir. Gene ilk 'sit-com'larımızdan "Gülşen Abi" ile devam eder. 1996'da Tomris Giritlioğlu'nun "80. Adım"ıyla sinemada da bahtı iyice açılır. "İstanbul Kanatlarımın Altında", "Usta Beni Öldürsene" derken "Masumiyet"... Zeki Demirkubuz'un "Masumiyet"iyle Antalya, Adana ve Ankara festivallerinden ödül alır, ama bu filmden ona asıl kalan o unutulmaz 9 dakikalık tirad ve o sahneyi tutkuyla seven izleyicilerdir.
Sinema, televizyon güzeldir de, Bilginer'le birlikte anılan bir cümle vardır: "Oyunculuğun er meydanı tiyatrodur." Mademki oyuncuya bütün imkânların altın tepside sunulduğu bir ülkeyi bırakıp Türkiye'ye gelmiştir, tiyatro yapmanın imkânlarını da yaratacaktır. 1990 yılında Ahmet Levendoğlu ve Zuhal Olcay ile Tiyatro Stüdyosu'nu kurarlar. Sekiz yıl boyunca Tiyatro Stüdyosu'nda 6 oyunda rol alan Bilginer, "Çöplük"le İsmet Küntay, "Histeri"yle Afife ve Ankara Sanat Kurumu en iyi erkek oyuncu, "Aldatma"yla da en iyi çeviri ödüllerini alır.
Salon sahibi olmak için Odeon Sineması'nı kiralayıp inşaata başlayan Tiyatro Stüdyosu'nun hayalleri 1996'da çıkan yangınla kül olurken, Bilginer ve Olcay da topluluktan ayrılarak 1999'da Moda'da yoktan var ettikleri salonda Oyun Atölyesi'ni kurarlar. Kulis kapısına "Bu sahnede oynamak yasaktır" yazarlar.
Olcay ile yolun sonu
Bir taraftan diziler, reklamlar ve sinema filmleri birbirini izler. "Eyvah Kızım Büyüdü" ve "Tatlı Hayat" televizyonda, "Nihavend Mucize", "Fasulye", "Filler ve Çimen", "Neredesin Firuze" sinemada ses getiren işleri olur. Televizyondan kazandığını tiyatroya yatırarak devam eder yoluna. 2004, hem 12 yıllık bir evliliğin, hem de uzun bir iş ortaklığının sonu olur. Tiyatro Bilginer'de kalır.
2006'yı Ezel Akay'ın "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?"sünün getirdiği ödülle karşılayan Bilginer, müthiş bir heyecanla kapatır: Baba olur. Aşkın Nur Yengi'yle evliliğinden dünyaya gelen Nazlı'dan gözleri ışıldayarak söz ederken, bir yandan da yeni filminin coşkusunu yaşıyor şimdi. "Polis"i beğenen-beğenmeyen herkesin birleştiği nokta, filmin her saniyesinde görünen Bilginer'in muhteşem oyunculuğu. Bu da artık haber bile sayılmaz oldu. "Haluk Bilginer müthiş". "E tabii, başka?"... O zaman bir de "Atinalı Timon"da izleyin onu Oyun Atölyesi'nde. Mütevazı bir şekilde "Ben hep öğrenciyim" dese de ancak kendisiyle yarışabilir durumda çünkü. Musa Rami, Timon'a karşı...
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/28/magazin/amag.html
bu adama hayranımm ya polis filmnde o kadarr başarılı oynamış ki rolünü..bnce herkes izlesinn bn bi kere daha gidicem hatta..film zaten çok güzeldi Haluk Bilginer we Özgü Namal olnca filmndee tabi gzll oluyoo:)
http://img187.imageshack.us/img187/6734/ppolis3ek5.jpg (http://imageshack.us)
http://img235.imageshack.us/img235/7404/bild008sv9.jpg
http://img235.imageshack.us/img235/4989/bild010jr0.jpg
http://img72.imageshack.us/img72/1142/halukbilginerld7.jpg (http://imageshack.us)
ı.love.sanem 23-04-07, 07:33 Arkadaşlar Hititler belgeselini izlemek isteyenler öm. ile bana başvursunlar...
AŞKIN NUR YENGİ-HALUK BİLGİNER KIZLARI NAZLI'YLA BİRLİKTE OBJEKTİF KARŞISINA GEÇTİ...
27/4/2007 10:17
Türkiye'nin en çok merak edilen ünlü çifti Aşkın Nur Yengi-Haluk Bilginer, kızları Nazlı'yla birlikte objektif karşısına geçti.
Mutlu çift, ses getiren aşklarını ve kızları Nazlı'nın gelişiyle birlikte değişen hayatlarını Elele'nin mayıs sayısına anlattı.
Ucankus
hulyafan_88 30-04-07, 00:36 Annesiyle babasının Nazlı’yı takdimidir
http://img252.imageshack.us/img252/6452/3284301ky2.jpg
Türkiye’nin en çok merak edilen ünlü çifti Aşkın Nur Yengi-Haluk Bilginer, kızları Nazlı’yla birlikte ilk kez objektif karşısına geçti. Mutlu çift, ses getiren aşklarını ve kızları Nazlı’nın gelişiyle birlikte değişen hayatlarını Elele’ye anlattı.
Bizim için bir söylenti, fısıltı gazetesinin bir unsuruydunuz. Oysa gerçekmişsiniz! Burada olmanızı neye borçluyuz? Zamana mı, Nazlı’ya mı?
- Haluk Bilginer: Her ikisine de. Ama daha çok zaman. Ben kendi adıma, Nazlı’nın röportajlarda yer almasına ya da fotoğraflarının çıkmasına çok taraftar değilim. Bunun sebebi de açıkça şu: Nazlı’ya sormadan böyle bir şey yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Nazlı soruları yanıtlayacak durumda olmadığı için, bizim onun adına bir şeyler yapmamız bana doğru gelmiyor. Ama bir yandan da şu var: İşte Aşkın Nur Yengi ile Haluk Bilginer evlendi, bir de çocukları oldu. Hep gizlenilmez. Tamam işte buradayız. Bir kartvizit çıkaralım ortaya. Ünlülerin çocuklarının fazla ortada olması onlara negatif etki yapıyor diye düşünüyorum. Çocuklar sebepsiz yere ünlü oluveriyorlar.
- Aşkın Nur Yengi: Belki de mutsuzluğuna imza atıyoruz.
- H.B: İkimize de Nazlı büyük bir armağan. Daha büyük bir armağan yok hayatta sanırım.
İkinizin hayatında "aşk" çok belirleyici. Ne diyeceksiniz bununla ilgili?
- H.B: Evet, doğru.
- A.N.Y: Mantık, ilişkiyi daha mecburi kılan bir şey. Aşkta ise inanılmaz bir enerji ve kaos var.
- H.B: Ve sonunda bir çocuğunuz oluyor, onda tüm evreni görüyorsunuz. Gerdanında tüm evren saklı onun. Tanrı’yı hissetmek istiyorsanız bebeğinizi koklayın.
Sanırım çocuk söz konusu olduğunda bencillik ortadan kalkıyor...
- A.N.Y: Evet, koşulsuzluk başlıyor.
- H.B: Çocuk sahibi olduğumuz zaman köpekleşmeye başlıyoruz. Köpeğin seviyesine yaklaşmaya başlıyoruz. Önem sırasında bir numaraya yerleşiyor. Ondan daha önemli bir şey yok artık.
Nazlı’dan önce nasıl bir hayat yaşıyordunuz? Şimdi nasıl bir hayatınız var?
- A.N.Y: Yaşım itibariyle çocuk sahibi olmak istiyordum. Çocuk sahibi olmak, bir kadına kendini çok daha iyi hissettiren bir durum. Ama öncelikle yaşadığımız bir travma vardı. İlk bebeğimizi kaybettiğimiz için kırgınlıklar yaşadım.
Nasıl çözdünüz?
- A.N.Y: Haluk’un çok güzel bir lafı vardı. "Neden ben" diye sorduğum zaman, "Neden sen olmayasın ki" dedi.
- H.B: Kötü şeyler hep "başkalarının" başına gelir ya, biz hiç üstümüze alınmak istemeyiz. Bizim başımıza bir şey geldiğinde de "Neden ben" diye sorarız. Soruyu hep tersten sormak lazım.
Ama çocuğunuzun cinsiyetini öğrenmeye gittiğinizde kaybettiğinizi öğrendiniz...
- A.N.Y: Bu, bütün dünyada birçok kadının başına gelebilecek bir şey, ama onun ağırlığını taşımak çok zor. Sonrasında duygularımı yerli yerine oturtmam biraz zaman aldı.
- H.B: Aşkın, her kadının yapabildiği gibi (birçok erkek asla yapamaz bunu!) çok büyük bir sabır gösterdi. Yani ben onun yaşadıklarını paylaştıkça hayranlık duydum. Üç ay hiç kıpırdamadan yatakta nasıl yatılır? Ben bir gün bile yatamam.
Hamileliğinizin hangi aşamasında "plasenta previa" hastası olduğunuzu öğrendiniz?- H.B: İlk kanamadan sonra.
- A.N.Y: İlk 3 aylık hamileyken bir bağırsak enfeksiyonu geçirdim. Her şeyin yolunda olduğu, yurtdışına gidebileceğim söylendi. Gittik. Döndüğümüzde amniosentezim yapıldı. Her şey normaldi, ama bebeğin aşağıda geliştiği uyarısını aldım. Büyüdükçe yukarı çıkar dediler, ama çıkmadı.
Anne olmak nasıl bir duygu?
- A.N.Y: Bir gün uyandım ve şunu düşündüm. Yataktan kalkmadan keyif yaparsın, değil mi? Fırlamazsın. Saat zorunluluğumuz da yok. Allahım ben artık uyuyamıyorum, uyusam da derin uykuya geçemiyorum, çünkü sürekli aklım onda! Büyüyüp bizi terk edip gidince ne yapacağım?
- H.B: O zaten alıştıra alıştıra oluyor! Şu an sana çok muhtaç bir halde. Kendi sorumluluğunu almaya başladıkça o kendi başına bir birey olacak ve biz de buna hazırlanacağız.
Geçen yılki röportajımızda Aşkın Hanım çok büyük bir aile hayal ettiğini söylemişti...
- A.N.Y: Gerçekten çok mutlu edici bir fotoğraf o. Ama hamileliğimin ardından bazı zorlukların ve endişelerimin olduğunu fark ettim.
- H.B: Ama hemen bir parantez açayım: Doktorumuz dedi ki, bundan sonraki hamilelikte bunun 10’da birini bile yaşamayacaksın!
- A.N.Y: Ama endişelerim var.
Yani büyük aile, çekirdek aileye mi döndü?
- H.B: Karar kadınındır. Benimki hayal olabilir ancak. Ne diyorsa başımın üstüne!
İlk anneler ve babalar gününü yaşayacaksınız. Nazlı’ya ne söylemek istersiniz?
- A.N.Y: Hayatın en büyük derinliğini bana verdiğin için sana sonsuz teşekkür ederim kızım.
- H.B: Böyle bir duyguyu yarattığı için önce Aşkın’a, sonra da aşkıma teşekkür ediyorum. Doğum günlerimde annemi arar, beni dünyaya getirdiği için teşekkür ederim. Nazlı da inşallah kendi doğum gününde bizi arar.
http://img252.imageshack.us/img252/9770/3284302sl7.jpg
Babalık muhteşem bir şey
Sevdiniz mi babalığı?
- H.B: Ooo, çok!
- A.N.Y: Her yerde "Baba olun" diye bağırıyor!
- H.B: Nazlı ilk gün ayrı odada yatıyordu. Hemşire "Kim o" deyince, Ben "Nazlı’nın babasıyım!" yanıtını veriyordum. İsmimin önüne bu sıfatın eklenmesi muhteşem bir şey!
- A.N.Y: Kıskanacağım bir baba-kız aşkı var.
Daha önce baba olmayı istediniz mi?
- H.B: Ben kendimi bildim bileli isterim.
- A.N.Y: Çocuk, hayat ezberleriniz tekrar etmenizi sağlıyor.
- H.B: Ham iken pişiriyor!
Nazlı adı kızımıza çok yakıştı
Nazlı’nın adı nasıl kondu?
A.N.Y: Ben hamileliğim boyunca karnımı "Canım kızım Alara" diye severken kayınvalidem "Nazlı olsa" dedi. Sonra hastanede bir hemşire hanım, "Bu kız pek nazlıymış, sizi üzmüş, nazlı kız" deyince "İsim olarak Nazlı ne kadar yakıştı" dedik ve öyle kaldı. Alara herkesin koyduğu bir isim. Nazlı daha özel. Ben Buse ismini de çok seviyordum. Ama Nazlı çok uydu kızıma.
http://img267.imageshack.us/img267/4486/3284303sy4.jpg
Pilates DVD’si hediyeli
Elele’nin mayıs sayısı, evde, işte ya da tatilde, günde 10 dakikanızı ayırarak forma girmenizi sağlayacak Pilates DVD’si hediyeli. Ayrıca yeni sezon alışverişi için 250 kışkırtıcı seçenek ve yaz gelinlerine özel moda sayfaları da bu ay derginin konuları arasında...
Haluk'u zora soktu
Kadir Çöpdemir'in kazancını tam olarak beyan etmesi, aynı reklamda rol alan tiyatrocu Haluk Bilginer'i zor durumda bıraktı
Geçtiğimiz yıllarda bir firmanın reklam filminde rol alan Kadir Çöpdemir'in kazancını tam olarak beyan etmesi, aynı reklamda rol alan tiyatrocu Haluk Bilginer'i zor durumda bıraktı.
Eksik beyan ortaya çıktı
Zaman gazetesinde yayınlanan habere göre, Haluk Bilginer'in Maliye ile başı dertte... 91 şarkıcı, tiyatrocu ve mankeni mercek altına alan Maliye, Bilginer'in de arasında bulunduğu 11 kişinin vergi kaçırdığını belirledi. Usta tiyatrocunun vergi kaçırdığının ortaya çıkmasına ise aynı reklamda rol aldığı Kadir Çöpdemir'in kazancını tam olarak beyan etmesi yol açtı.
Cezalı olarak ödeyecek
Denetmenler, Çöpdemir'in bu tutumu sayesinde Bilginer başta olmak üzere reklamda rol alan diğer oyuncuların da vergi kaçırdığını tespit etti. Derhal geniş çapta bir inceleme başlatıldı ve yapılan bu inceleme sonucu hakkındaki rapor kesinleşen Bilginer'in borcunu cezalı olarak ödemesine karar verildi.
Ataizi öfkeli
Hande Ataizi de geçtiğimiz günlerde 2002 yılına dair vergi beyanları kabul edilmediği için uzlaşmak amacıyla Maliye Sarayı'na gitti. 50 bin YTL civarında tutan vergi borcu için Maliyecilerle masaya oturan ve borcunu ödemeyi kabul eden Ataizi, çıkışta "Benimle ilgili vergi borçları niye medyada yer alıyor? Bunu sızdıranı araştırıyorum" dedi.
Haberin duyulmasının ardından Haluk Bilginer basın kuruluşlarına faks çekerek olayı açıkladı.
Sayın Basın Mensupları,
Zaman gazetesinin 10.05.2007 tarihli nüshasının 10. sayfasında H.İ. Balta imzası ile yayınlanan "Kadir Çöpdemir gelirini tam gösterince, Bilginer zorda kaldı." başlıklı haberin içeriği tümüyle gerçek dışı olup kamuoyu açıkça yanıltılmış ve Haluk Bilginer'in itibarı zedelenmeye çalışılmıştır. Haberi hazırlayan H.İ. Balta 09.05.2007 tarihinde kendi isteği gereği oyun atölye tarafından bu konuyla ilgili olarak bilgilendirilmiş olmasına rağmen kasıtlı olarak gerçek dışı beyanda bulunmuştur. Habere konu reklam filmi ile ilgili olarak tahakkuk eden 513.925,90YTL gelir vergisinin 419.994,23YTL tutan kısmı ödenmiş, 93.931,67YTL'lik kalan kısmı 2. taksit olarak yasal süre olan Temmuz 2007'de ödenecektir. Haberde yer alan denetmen raporu ile vergi kaçırıldığının tespit edildiğine dair ibare tamamen gerçek dışı ve kamuoyunu yanıltmak maksadıyla hazırlanmıştır. Haluk Bilginer vergi beyanını yasalara uygun olarak yetkili kurumlara bildirmiştir. Haber ile ilgili olarak H.İ.Balta ve Zaman gazetesi aleyhine yasal mercilere başvurulacaktır.
Saygılarımla Haluk Bilginer
GençTürk Haber
11 Mayıs 2007 04:30
cok iyi bir aktör eyvah babam ve tatli hayat dizisini izlerken hayran oldugum bir oyuncu
Şarkılarını eşinin gözlerine bakarak seslendirdi
Sorunlu bir hamilelikten sonra "Nazlı" adlı kızını dünyaya getiren Aşkın Nur Yengi, Günay'da ilk kez sahne aldı.
Aşkın Nur Yengi'yi dinlemeye gelenler arasında eşi Haluk Bilginer de vardı. Uzun kırmızı bir elbise ile sahneye çıkan Aşkın Nur Yengi şarkılarını devamlı Haluk Bilginer'in gözünün içine bakarak söyledi. Oldukça neşeli gözüken Haluk Bilginer de tüm şarkılara oturduğu yerden eşlik etti. Sırt dekolteli elbisesiyle izleyicileri büyüleyen Aşkın Nur Yengi'nin dövmesi dikkatlerden kaçmadı. Aşkın Nur Yengi'nin Günay restoranda sahne aldığı dakikalarda Haluk Bilginer'in eski eşi Zuhal Olcay da, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda düzenlenen 26. Uluslararası İstanbul Film Festivali ödül töreninde sahneye çıktı.
http://img518.imageshack.us/img518/6798/adszee2.png (http://imageshack.us)
http://img518.imageshack.us/img518/4859/adsz8wp3.png (http://imageshack.us)
Hürriyet
16/04/2007
geçenlerde Jean darc'ın öteki ölümü nü isledim..muhteşem bi insan..tek kelimeyle süper bi oyuncu..oyunun nasıl geçtiğini anlamıosunuz..artık aşmış bence haluk bilginer:happy0064
mükemmel bi oyuncu bence...oyunu her dakika ayakta tutuor,dikkatinizin hep oyunda olmasını sağlıyor..bence bu süper bişey..kızıyla ve eşiyle ona mutlu bi ömür diliorum...mutlulukları ömür boyu sürsün...:happy0064
hasibe ernle reklamı çok güzel olmuş...sheküre...orda da yine çok komik olmamı????:img-hyste :img-hyste :img-hyste
bu dızıyı ınanaılmaz severdım ızlerken hala guluyorum fotografları kendım cektım:img-yes:
http://img509.imageshack.us/img509/6929/bscap000eq7.jpg (http://imageshack.us)
http://img509.imageshack.us/img509/9053/bscap001zn0.jpg (http://imageshack.us)
http://img337.imageshack.us/img337/4035/bscap002st6.jpg (http://imageshack.us)
http://img509.imageshack.us/img509/4871/bscap004dr8.jpg (http://imageshack.us)
http://img509.imageshack.us/img509/5870/bscap005dw4.jpg (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/8705/bscap007cc6.jpg (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/4205/bscap008ju5.jpg (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/6416/bscap009zx3.jpg (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/8520/bscap012dy2.jpg (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/5725/bscap013fr3.jpg (http://imageshack.us)
http://img521.imageshack.us/img521/8753/bscap014qt7.jpg (http://imageshack.us)
http://img509.imageshack.us/img509/452/bscap015rs9.jpg (http://imageshack.us)
http://img404.imageshack.us/img404/5094/bscap018rz0.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/7228/bscap020gg3.jpg (http://imageshack.us)
http://img404.imageshack.us/img404/2712/bscap021nz4.jpg (http://imageshack.us)
http://img404.imageshack.us/img404/714/bscap022ra5.jpg (http://imageshack.us)
http://img404.imageshack.us/img404/4513/bscap025yt1.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/9128/bscap027sb8.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/9071/bscap031wt3.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/4008/bscap032zi0.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/6660/bscap033og2.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/9914/bscap034rf0.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/6616/bscap035fl1.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/1347/bscap037hh4.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/319/bscap038yn9.jpg (http://imageshack.us)
http://img262.imageshack.us/img262/4292/bscap039if4.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/4247/bscap041vw7.jpg (http://imageshack.us)
http://img504.imageshack.us/img504/6508/bscap043ml7.jpg (http://imageshack.us)
harika bi oyuncu rollerini muhteşem yapıyor.Yani hakiki oyunuculardan:img-wink: Tiyatroda,sinemada ve televizyonda da çok başarılı:img-yes: Bu aralar benzin reklamında oynuyo Hasibe Erenle.Gerçekten süper bi reklam olmuş walla:img-wink:
http://img523.imageshack.us/img523/3930/bscap044wg8.jpg (http://imageshack.us)
http://img504.imageshack.us/img504/8540/bscap046un3.jpg (http://imageshack.us)
http://img504.imageshack.us/img504/2097/bscap048jm0.jpg (http://imageshack.us)
http://img523.imageshack.us/img523/695/bscap049da4.jpg (http://imageshack.us)
http://img504.imageshack.us/img504/5980/bscap050nf7.jpg (http://imageshack.us)
|