Tüm Versiyonu Göster : Hayao Miyazaki
http://img155.imageshack.us/img155/29/miyazaki3fj.jpg (http://imageshack.us)
Hayao MİYAZAKİ
Yaşamı
1941 yılında Tokyo'da doğan Hayao Miyazaki kariyeri boyunca hem pek çok uzun metrajlı çizgifilme, hem de Japonya'da manga olarak adlandırılan çok sayıda çizgiromana imza attı. Eserleri Japonya'da olağanüstü ilgi ve saygı gören Miyazaki, Oskar Ödülünü kazandığı 2002 yılına kadar çizgifilm çevreleri dışında batıda pek tanınmıyordu. Kendisine bu ödülü getiren Ruhların Kaçışı filmi Japonya'da gişe rekorları kırdı. Bu rekor Titanik filminden önce, 1997'de yönetmenliğini yaptığı Prenses Mononoke filmi ile gene Miyazaki'ye aitti. Miyazaki Türkiye'de Isao Takahata ile beraber yaptığı Heidi dizisiyle de tanınır.
Miyazaki özellikle son zamanlardaki eserlerinin büyük bir kısmının yönetmenliğinin yanısıra metin yazarlığını da yapmıştır. Bu türden ilk eserlerinden biri kendi yarattığı bir manga çizgiromanından uyarlama olan Rüzgarlı Vadili Nausicaä'dır. Bu eserinden sonra Cibli Stüdyosu'nu kuran Miyazaki eserlerini burada hazırlamaya başlamış ve bu stüdyo aracılığıyla hayranlarına ulaştırmıştır.
Miyazaki Hakkında Kısa Bilgiler
*Miyazaki, fotoğrafının çekilmesinden hoşlanmaz, dolayısıyla çok az fotoğrafı bulunmaktadır.
*Miyazaki, Cibli Stüdyosu'nu kurduğu zaman İngilizce ismi yanlışlıkla Ghibli olarak koymuştur. Bu nedenle İngilizce'de bu stüdyonun ismi Gibli olarak okunur.
*Miyazaki'nin çoğu filminin başlığında no sözcüğü geçer. Beraber çalıştığı yapımcı Suzuki Prenses Mononoke'nin ilk adı olan Aştaka'yı beğenmedi ve içinde no geçen adların daha çekici olduğunu söyledi. Bunun üzerine Miyazaki filmin adını Prenses Mononoke'ye çevirdi.
Filmleri
Yönetmenliğini yaptığı filmler
*Cagliostro'nun Şatosu (Lupin III) - (Rupan sansei: Kariosutoro no şiro; İng: The Castle of Cagliostro2), 1979
*Rüzgarlı Vadili Nausicaä - (Kaze no tani no Nauşika; İng: Nausicaä of the Valley of Wind ), 1984
*Laputa: Gökteki Kale - (Tenku no şiro Lapyuta; İng: Laputa: The Castle in the Sky), 1986
*Komşum Totoro - (Tonari no Totoro; İng: My Neighbor Totoro), 1988
*Cadı Dağıtım Servisi - (Majo no takkyubin; İng: Kiki's Delivery Service), 1989
*Kızıl Domuz - (Kurenai no buta; İng: Porco Rosso), 1992
*On Your Mark (şarkı için videoclip niteliğinde çizgifilm), 1995
*Prenses Mononoke - (Mononoke Hime; İng: Princess Mononoke), 1997
*Ruhların Kaçışı - (Sen to Chihiro no Kamikakushi; İng: Spirited Away), 2001
*Hauru'nun Oynak Şatosu - (Hauru no Ugoku Şiro; İng: Howl's Moving Castle), 2004
Miyazaki'nin çoğu filmi Türkiye'de yayınlanmadığı için isimlerinin yerleşmiş Türkçe çevirileri yoktur. Bu ve diğer durumlarda kaynak bulmakta kolaylık olması için isimlerin İngilizceleri de verilmiştir.
Metin yazarlığını yaptığı filmler
*Dobutsu takarajima, 1971, (Metin danışmanlığı)
*Panda kopanda, 1972
*Panda kopanda amefuri saakasu no maki, 1973
*Cagliostro'nun Şatosu (Lupin III), 1979
*Rüzgarlı Vadili Nausicaä, 1984
*Laputa: Gökteki Kale, 1986
*Komşum Totoro, 1988
*Cadı Dağıtım Servisi, 1989
*Kızıl Domuz, 1992
*On Your Mark, 1995
*Mimi wo sumaseba, İng: Whisper of the Heart, 1995
*Prenses Mononoke, 1997
*Ruhların Kaçışı, 2001
*Hauru'nun Oynak Şatosu, 2004
Görev aldığı filmler
*Taiyo no Oji Horus no Daiboken, İng: The Little Norse Prince Valiant, 1965, (Isao Takahata ve Yasuo Otsuka ile ortak çalışması)
*Çizmeli Kedi, Nagagutsu wo Haita Neko, İng: Puss in Boots, 1969, (çeşitli görevler)
*Ruhların Kaçışı'nın Yapımı, The Art of 'Spirited Away' , 2003, (belgesel filmde kendisi rolünde)
Televizyon Dizileri
*Dünya Şaheserleri Serisi (Sekai Meisaku Gekijou; İng: World Masterpiece Series)'nin parçası olarak:
*Heidi - (Alps no Shoujo Haiji, İng: Heidi, Girl of the Alps): 6 Ocak 1974'ten 29 Aralık 1974'e kadar 52 bölüm. Miyazaki bu serinin sahne tasarım ve düzenlemesini yaptı.
*(Furandaazu no Inu, İng: A Dog of Flanders), 5 Ocak 1975'ten 28 Aralık 1975'e kadar 52 bölüm. Miyazaki 15. bölümün baş animatörlüğünü yaptı.
*Marko - (Haha wo Tazunete Sanzenri, İng: 3000 Miles in Search of Mother): 4 Ocak 1976'dan 26 Aralık 1976'a kadar 52 bölüm. Miyazaki bu dizinin sahne tasarım ve düzenlemesini yaptı.
*(Araiguma Rasukaru, İng: Rascal the Raccoon): 2 Ocak 1977'den 25 Aralık 1977'e kadar 52 bölüm. Miyazaki 4-6, 10, 12-22, 24-28 nolu bölümlerde baş animatörlük yaptı.
*Kızıl Saçlı Anna - (Akage no An, İng: Anne of Green Gables), 7 Ocak 1979'dan 30 Aralık 1979'a kadar 50 bölüm. Miyazaki ilk 15 bölümün sahne tasarım ve düzenlemesini yaptı.
Diğer:
*Lupin III - Rupan Sansei), 1971, (Isao Takahata'yla beraber yönetmen)
*Yeni Lupin III - (新ルパン3世 Shin Rupan Sansei), (145. ve 155. bölümler), 1977, (yönetmen)
*Geleceğin Çocuğu Konan - (Mirai Şounen Konan; İng: Future Boy Conan), 1978, (Isao Takahata'yla beraber yönetmen)
*Meitantei Holmes - (İng: Sherlock Hound, the Detective), (2., 4., 5., 12., 17. ve 26. bölümler), 1984, (yönetmen; 2., 17. ve 26. bölümler Tatsuo Hayakava'yla beraber)
Kendisi çok beğendiğim bir yönetmen. Çizimlerinden tutun, seçtiği karakterlere, hayalgücüne hayranım. Hikaye sizi hiç beklemediğiniz bir anda ele geçiriyor.:good:
Ruhların Kaçışı, Yürüyen Şato, Rüzgarlı Vadi, Komşum Totoro, Küçük Cadı Kiki izlediğim filmleri. D&R da bulduğum DVDleri alıp izliyorum. Türkçe seslendirmeleri fena değil ama orjinal diliyle tercih ederim. :img-wink:
Filmlerini de herkese tavsiye ederim çünkü içinde masumiyetten, çocukluğa, cesarete, inanca, iyiliğe, sadakate, zekaya, güzelliğe kadar tüm güzel duyguları ve değinmeleri fazla fazla bulacaksınız.:good: Ancak o kadar olmasa da tüm bunlara zıt duyguları da bulacaksınız ama benimsemeyeceksiniz. :img-wink:
Bu arada belirteyim, DVD ye 40 küsür YTL veremem diyorsanız diyebilirim ki DVD ler makul fiyatta satılıyor. Tüm shop larda aynı fiyat. Olmadı kiralayın ama mutlaka izleyin.:img-wink:
Neredeyse her animesini izlemiş olduğum üstün yönetmen. Bu nasıl bir hayalgücüdür? Nasıl bir detaycılıktır? Belki hep doğaüstü, gerçekdışı konuları işler filmlerinde ama aslında gerçek yaşam, yaşadığımız çevre, aile, arkadaşlar üzerine en güzel mesajları verir. Yeni projelerini sabırsızlıkla bekliyorum.
Yolculuğa Küçük Cadı Kiki ile Başlayın...
Ayşegül Kesirli
Küçük Cadı Kiki, birçok kişi tarafından Hayao Miyazaki’nin geri planda kalmış filmlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bu konuda söyleyecek fazla sözüm yok. Çünkü bugüne kadar izlediklerim arasında bana en çok hitap eden ve en iyi gelen Miyazaki filmi Küçük Cadı Kiki oldu.
Benim kendi adıma yaptığım en iyi beş Miyazaki filmi listemde ikinci sırayı alan yapımın Komşum Totoro olması ise konu Miyazaki olunca beğenilerimin nasıl şekillendiğini hemen açık ediyor aslında. Benim gönlümü fethedenler karakterlerinin sevimliliğiyle ön plana çıkan, daha çocuksu, daha hisli, öykü açısından daha az katmanlı olanlar. Bu yüzden de Küçük Cadı Kiki'nin tam anlamıyla benim için yaratılmış bir Miyazaki filmi olduğunu söylemem mümkün.
Küçük Cadı Kiki, konusundan da anlaşılabileceği gibi genç bir kızın üstesinden gelmesi gereken bir olgunluk sınavını konu ediniyor. Kiki’nin kendi kendini tanıması ve hayatında kendisi için neyin önemli olduğunu fark etmesi ile sonuçlanan bu öykü, kendi olgunluk sınavınızı vermek üzereyken izlediğinizde aklınızı başınızdan alabilecek cinsten. İlk bakışta bir çocuk filmi izlenimi veren bu hikayenin altında öyle etkili bir anlam var ki, Kiki’nin hikayesi siz farkına bile varmadan düşünce yapınızı değiştirebilir. Enerjisini olduğu gibi seyredenlere geçirebilen ve sinema tarihinde bugüne kadar karşılaştığımız en başarılı çizilmiş karakterlerden biri olan Kiki ile bir kere karşılaştığınızda onu unutmanız bana kalırsa olanaksız.
Filmlerine konu ettiği karakterleri gerçek hayatta tanıştığı insanlardan esinlenerek yaratan Miyazaki, gözlem yeteneği olağanüstü gelişmiş bir isim. Bu kabiliyeti sayesinde, film boyunca Kiki’nin karakterini üzerinde ince ince çalışarak çıplak elleriyle örmüş sanki. Ailesinden ayrıldıktan sonra 13 yaşında bir genç kızın çoğunlukla tercih etmeyeceği biçimde siyahlara bürünen Kiki’nin öykünün içine yedirilen her sözü, her hareketi, her bakışı onu biraz daha güçlü, biraz daha sevilesi bir karakter haline getiriyor. Böylelikle aşama aşama filmin tamamına yayılan Kiki’nin olgunlaşma hikayesi, öykünün içine yedirilen her küçük ayrıntıyla biraz daha fazla anlam kazanıyor.
Filmin bir sahnesinde, Kiki’nin elindeki market poşetleriyle vitrin camını süsleyen bir çift kırmızı ayakkabıya bakışı, öykünün gidişatını değiştirecek, tetikleyici bir güce sahip olmayan bir ayrıntı belki. Ancak o bakış, Miyazaki’nin karakter yaratmaktaki ustalığını, tek bir dokunuşla dile getirdiği öykülerin anlamını nasıl besleyip, seyredenlerin kalbine nasıl dokunduğunu kanıtlıyor ve işte bu tip küçük ayrıntılar, Küçük Cadı Kiki'yi Miyazaki’nin gözlem yeteneğini en başarılı ortaya koyduğu filmlerden biri yapıyor.
Konu karakterlerden açılmışken Kiki’nin küçük kedisi Jiji’den bahsetmeden geçmek olmaz. Kiki’ye yolculuğu boyunca eşlik eden Jiji, söylediği sözlerle ve verdiği tepkilerle tam anlamıyla Coen Kardeşler’in kara komedilerinden fırlamış gibi. Hemen hemen her esprisinin altında iğneleyici bir anlam yatan, bir duruşu, bir bakışıyla dahi komik olabilen bu mızmız kedi, filmi eğlenceli yapan en önemli faktörler arasında yer alıyor. Kiki ile aralarında oldukça eğlenceli ve sürükleyici bir dinamik bulunduğunu da eklemek gerek.
Tıpkı Kiki’nin uçma kabiliyeti gibi, gerçek hayatta karşılaştığı hikayeleri hayal gücünün filtresinden geçirerek olağanüstü öykülere dönüştürmek de, Miyazaki’ye bahşedilmiş bir yetenek. Dünya üzerindeki her insanın içinde gizli böyle bir kabiliyeti var. Şanslı olanlar içlerinde gizli olan bu yeteneği keşfedip, onu bir mesleğe çevirebiliyorlar.
Kiki’nin uçma kabiliyeti, onu nasıl bir evlere servis şirketi kurmaya itiyorsa, dünyanın farklı yerinde birçok farklı insan özel yetenekleri sayesinde geçimlerini sağlıyorlar. Ancak size özel olan bu yeteneği bir geçim kaynağı haline getirdiğinizde, zaman zaman işin eğlencesi kaçabiliyor. Yeteneğinizi kullanmak sizin için bir eğlenceden, bir zevkten çok, hayatta kalabilmek için icra etmeye devam etmeniz gereken bir zorunluluk, keyifsiz bir iş haline dönüşebiliyor.
İşte Kiki’nin hikayesi bize hayatın her alanında karşılaştığımız bu bunaltıcı çelişkiden nasıl kurtulacağımız konusunda yol gösteriyor. Küçük Cadı Kiki, Miyazaki’nin özgün yeteneği yardımıyla içerisinde barındırdığı fantastik öğeleri, gerçek hayatta karşılaştığımız problemlerin birer yansıması olarak kullanan son derece başarılı bir yapım. Başarılı ve etkileyici olmasının yanı sıra ciddi anlamda aydınlanmamızı sağlayan bu film, oldukça verimli geçen iki saatlik bir terapi tadında.
Beyazperde sitesinden alıntıdır.
Ruhların Kaçışı: Chihiro Kabuslar Diyarında
Sibel Maksudyan
Alice Harikalar Diyarında, maceraya fazlaca meraklı küçük bir kızın kendininkinden çok farklı bir dünyaya yaptığı yolculuğun başta eğlenceli, ancak sonraları bir o kadar gerilimli (Kupa Kraliçesi’ni ve Alice’in yaşadığı zorlukları unutmayalım) öyküsünü anlatır. Oz Büyücüsü’nde de başka bir küçük kızımız Dorothy Gale, yine bambaşka bir dünyaya giderek tuhaf arkadaşları ile birlikte büyükbüyücünün sırrını ortaya çıkarır. Bu iki öyküde de kızlarımız kahramanca hareket ederler ve pek fazla korktukları söylenemez. Oysa içine düştüğü durum itibari ile onlara benziyormuş gibi görünen Ruhların Kaçışı’nın Chihiro’su hiç de onlar kadar maceracı ruhlu değil.
Hatta bırakın maceracı ruhu, anne ve babasından daha olgun davranabilen bir çocuk. En azından tüm çocuklara verilen öğütleri unutmamış görünüyor: bilinmeyen, ıssız yerlere (tünellere) girmemek ve sahipsiz lokantalarda oturup izinsiz yemek yememek.
Neylersiniz ki sigara tiryakisi doktor misali, ona öğüt veren ebeveynleri kendi öğütlerine ilk uymayanlar olduğundan insanların kesinlikle girmemesi gereken, ruhların, cadıların, tanrıların dünyasına hapsoluyorlar; hem de domuza dönüşmüş şekilde. Durum karşısında çok korkan 10 yaşındaki Chihiro’ya da bu dünyada nasıl yaşayabileceğini ve anne-babasını nasıl yeniden insana dönüştürebileceğini bulmak düşüyor.
Bu yaşta bir çocuğa göre çok zor görünen bu görev için, hemen ona yardımcı olacak birkaç arkadaş ediniyor. O’nu insan olduğunu anlayabilenlerin elinden kurtaran Haku, Chihiro’ya büyü ile herkesi yönetimi altında tutan Cadı Yubaba’nın Japon banyo evinde bir iş bulmasını salık veriyor. Chihiro, cadıyı zor da olsa ikna ederek onunla bir iş anlaşması imzalıyor.Neyse ki Chihiro, gerçek adını esrarengiz Haku sayesinde unutmuyor da büyü ona tam olarak sirayet edemiyor.
Film ilerledikçe maceranın dozu aşama aşama artıyor ve birbirinden ilginç karakterler geçidi devam ediyor. Chihiro’ya yardım eden tipler arasında en üzerinde durulacak olanı, Yüzsüz. Bir garip ruh olan Yüzsüz, yalnızlıktan mustarip. Arkadaş edinebilmek için bulduğu herkese gerçek olmayan altınlar dağıtıyor. Herkes de para tuzağına kanarak onun çevresinde pervane oluyor. Ancak dostluklarının samimiyetsizliği ölçüsünde Yüzsüz de acımasız bir canavara dönüşüyor. Tabii Chihiro sayesinde kendine gelip, eski haline dönüyor (hem de bir dost kazanmış olarak).
Ruhların Kaçışı bir anime, ama kendisine basit ve çocuklar için yapılmış bir çizgi film muamelesi yapmak büyük haksızlık olur (zaten çizgi filmlerin çocuklar için yapıldığı da pek doğru değil bana kalırsa). Öncelikle film birçoklarında olmayan bir karakter derinliğine, akıcı bir olay örgüsüne ve kendi içinde bir gerilime sahip. Ayrıca filmimiz, son model arabaları ve markalı kıyafetleri ile kimsesiz bir yere gelip, açgözlü bir şekilde yemeklere saldıran anne-babanın tüketim çılgınlıklarının cezasını çekmelerinden, çocuk masumiyetinin aslında birçok işi başarmaya yetebileceğine ve bunun için de yitirilmemesi gerektiğine kadar birçok alt okumaya da açık.
Uzun lafın kısası, muhteşem yönetmen Miyazaki’nin öyküsü kusursuz. Çizimler ile ifadesi de en az öyküsü kadar kusursuz olunca tekrar tekrar izlenesi bir anime çıkmış ortaya. Keşke izlediğimiz birçok film böyle olsa…
Beyazperde sitesinden alıntıdır.
Noel Baba'ya Yeniden İnanmak!
Zeren Somunkıran
Kim ne derse desin, çocukların hayalgücünün derinliğine yetişkinlerin erişmesi çok zor. Bilmenin, öğrenmenin getirdiği olgunluk, hayalgücünün sınırsızlığının büyüsünü yok ediyor ve biz yetişkinleri gerçekçiliğin sığlığında yüzmeye mahkum ediyor. Ne zamanki Noel Baba diye bir şeyin olmadığını, bunun sadece inanmanın hoş olduğu bir uydurmacadan ibaret olduğu gerçeğini farkediyoruz, işte o zaman çocukluğumuzun sınırsız hayal dünyasından kopmaya başlayıp, bilginin ve öğrenmenin getirdiği gerçekler/yetişkinler dünyasına adım atıyoruz. Fakat bazı insanlar da var ki, çocukluğunun hayalgücünü, masalsı dünyasını hiç kaybetmeden her yaşına taşıyabiliyor. Tıpkı usta Japon yönetmen Hayao Miyazaki gibi...
Hayalgücündeki sınırsızlık, yönetmeni en özel kılan özelliklerden biri. Asla tekrara düşmeden yarattığı farklı dünyalarla usta sıfatını sonuna kadar hak ettiği de bir gerçek. Miyazaki'nin filmografisinin genişliği, çok farklı türlerde beğenileri olan sinemaseverlerin hepsine birden hitap edebilecek denli çeşitli konularda örnekler sunuyor. Miyazaki filmleri, tüm bu farklı beğenilerin buluştuğu ortak bir payda gibi. Yönetmenin kendi ismi altında başlı başına bir tür oluşturduğu gerçeğini inkar etmek mümkün olmasa gerek.
Komşum Totoro, Miyazaki’nin başyapıtlarından kabul ettiğim iki filmden biri. İkincisi ise kesinlikle Küçük Cadı Kiki. Genel olarak tüm Miyazaki filmleri için söylenebilecek bir şeyi Komşum Totoro için de söyleyebiliriz. Filmlerdeki o büyülü fantastik dünyaya mesafeli bir duruşla bakmak imkansız. Adeta karakterlerden biri olarak filmin tüm duygu yükünü üzerinizde hissediyorsunuz ve artık siz, o filmi izlemeden önceki siz olamıyorsunuz.
Annelerinin hastalığı nedeni ile yattığı hastanenin yakınında bir eve taşınan iki kız kardeşin, evlerinin yakınındaki ormanda yaşayan yaratıklarla olan ilişkilerini anlatan Komşum Totoro, her karesi ile bir başyapıt olmaya aday. Ne boyutta bir etkileyiciliğe sahip olduğunu anlatmak için aradığınız kelimeleri bulmakta zorluk çekeceğiniz filmlerden biri karşımızdaki. Şöyle bir deneme ile anlatmaya çalışalım: Bu filmi izleyip de Catbus'la seyahat etmeyi hayal etmeyeniniz oldu mu?
Komşum Totoro ve Küçük Cadı Kiki'yi belki diğer Miyazaki filmlerinden ayıran en önemli özellik basitlik olsa gerek. Yönetmenin Oscarlı animelerinden biri olan Ruhların Kaçışı başta olmak üzere, diğer animelerinin de çoğunda olan o birbirinden karmaşık ve farklı yaratıkların sürekli bir hareket yarattığı animelerden değil Komşum Totoro. Gücünü basitliğinden alan bir farklılığa sahip. Belki şöyle bir benzetme yapmak bile mümkün. Ruhların Kaçışı, Prenses Mononoke gibi şatafatlı animeler, gücü kuvveti yerinde bir saray hayatı ihtişamına sahipken Komşum Totoro ve Küçük Cadı Kiki, sıradan ve süssüz hayatın basit pırıltısına sahip. Kimi zaman ışıltılar içindeki bir barda martini yudumlamak kadar, bir sahil kenarında tabure üzerinde tavşan kanı bir çayı yudumlamak da aynı derecede keyif verebilir. Hatta bazen ikincisi çok daha keyif vericidir.
Büyümenin getirdiği zorluklar ve heyecanlarla hala çocuk olmanın verdiği saflıklar ve hayalgücünün birarada harmanlandığı Satsuki ve Mei'nin dünyasına konuk olurken, bir tarafınızla kendi çocukluk heyecanlarınız ve mahallenizde yaşayan canlılarla kurmuş olduğunuz sıradışı dostlukları hatırlamamanız mümkün değil. Gerçekçiliğin sığ sularında ne kadar boğuluyor olursanız olun, gelin bir buçuk saat kendinize izin verin ve Satsuki ve Mei ile birlikte ormanın derinliklerine bir geziye çıkın. Bu geziden sonra bir de bakmışsınız, bir zamanlar Noel Baba'nın varlığına inanan Siz yeniden geri gelmiş.
Beyazperde sitesinden alıntıdır.
Miyazaki ile Laputa'ya Uçun!
Serdar Kökçeoğlu
Hayao Miyazaki'nin herhangi bir filmini diğerinden üstün tutmak çok güç. Anime dünyasının usta ismi her filminde hayal gücünü ilgi duyduğu başka bir alana yöneltiyor ve bir kez daha orijinal bir filme imza atıyor. Fakat her izleyicinin mutlaka kendisine daha yakın hissettiği Miyazaki filmleri vardır. Özellikle, ütopya ve distopyalara düşkün bilim kurgu okuyucularının ve doğa, teknoloji ve uygarlık gibi konuların izini sürenlerin Gökteki Kale'ye özel bir ilgi gösterdiğine hiç şüphe yok. Miyazaki'nin fantastik kasabası, gökyüzünde hareket eden kahramanları ve bulutların üzerinde ilerleyen alternatif uygarlığı yaşadığımız dünya adına çok şey söylüyor.
En başta söyleyelim, Gökteki Kale filminde herkes ve her şey bir şekilde uçuyor. Filmin romantik ve serüvenci çifti Pazu ve Sheeta, gökyüzündeki adanın izini sürerken zaman zaman gökyüzünden aşağı düşüyor ve Sheeta'nın gizemli taşı sayesinde yumuşak bir iniş gerçekleştirip yeniden göklerin çağrısına kulak veriyor. İkiliyi takip eden hükümet ajanları ve zaman zaman çocuklarla ortaklık yapan hazine avcısı sevimli korsanlar da kendi uzay gemileri ve jet-ski'leriyle gökyüzünü mesken tutuyorlar.
Miyazaki'nin filminde sadece beyaz bulutların kapladığı mavi gökyüzü yaşadığımız dünyaya benziyor, onun dışında her şey inanılmaz bir karışımın ürünü. Pazu'nun yaşadığı kasaba, 20. yüzyılın hemen başını anımsatsa da; dağlardan mantar gibi fırlayan evler ve teknoloji zamanı belirsiz kılıyor. Filmin araçları ise devasa uzay gemileri ile buharlı gemilerin bir karışımı gibi. Retro fütüristik bu tasarım, korsanların çiftin sohbetini dinledikleri müthiş sahnede gözüken ev yapımı araçlarla da sürpriz yapabiliyor. Yine korsanların gemisinin bir ucundan bir ucuna asılan çamaşırlar da Miyazaki'nin düşlerinde dolaştığımızı keyifli bir şekilde hatırlatıyor.
Pazu'nun bir şehir efsanesi olarak merak ettiği, Sheeta'nın korkuyla karışık bir merak duyduğu, diğerlerinin ise yağmalamak ve gücünü elde etmek istediği Laputa'ya ilk gelen doğal olarak Pazu ve Sheeta oluyor. Miyazaki'nin Babil Kulesi'nden ve ütopyalardan esinlendiği bu uçan ada uygarlığı, teknoloji ve doğanın uyum içindeki beraberliğini ortaya koyuyor. Robotların insanlar gibi öldüğü ve bitkinin bir parçasına dönüştüğü, suyun altında bile dünya harikalarını anımsatan minik mekanların olduğu bir Cennet burası. Yetim Pazu'nun rüyaların karşılığını, kız arkadaşının ise köklerini bulduğu bu inanılmaz mekan kısa sürede hükümet ajanları tarafından da keşfediliyor ve iyi olanların kazanacağı bir masumiyeti koruma yarışı başlıyor.
Bu aralar iklim değişikliğinin iyice hissedilmesine paralel olarak, çevre sorunları beyazperdenin oldukça ilgisini çekiyor. Özellikle Hollywood'da çevre konusunu ele alan belgesellere destek vermek yıldızlar arasında hayli popüler. Çevre konusunu nedense hiç ciddiye almayan ve seçim heyecanı içinde sokaklarda bağıra çağıra gezinen parti araçlarını ve yaz rehavetini dışarıda bırakıp Miyazaki'nin dünyasına teslim olun. Usta, doğayı ve uygarlığımızı tehdit edenin teknoloji değil, içimizdeki hırs olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Çiçek çocuklarını anımsatan dev robotlarıyla, yemyeşil doğası ve huzuruyla Laputa, müthiş bir hayal gücünün ürünü. Ama hayal değil!
Beyazperde sitesinden alıntıdır.
Miyazaki'nin Şatosu Yürüyor
Ali Ercivan
Hayao Miyazaki, animasyon sinemasının en önemli ustalarından biri. Prenses Mononoke ve kendisine Animasyon Film dalında Oscar getiren Ruhların Kaçışı’nın (Spirited Away) ardından gerçekleştirdiği son filmi Howl’s Moving Castle'ı tekrar vizyonda...
Üvey ailesinin şapka dükkanında çalışan Sophie, büyücü Howl ile yaşadığı tesadüfi bir yakınlaşmanın ardından bir cadı tarafından yaşlı bir kadının bedenine hapsediliyor. Büyüyü bozmanın yolunu bulmak için bir yolculuğa çıkan Sophie, Howl’un yürüyen şatosuna rastgeliyor ve gerçek kimliği bilinmeden burada temizlikçi olarak çalışmaya başlıyor. Howl’un şatosunu ayakta tutan ateş cini Calcifer ve çocuk yaştaki asistanı ile birlikte içine girdikleri macera, filmin iskeletini oluşturuyor.
Howl’un Yürüyen Şatosu, Miyazaki’den beklediğimiz her şeye sahip. Yönetmenin olağanüstü hayal gücünün eseri fantastik bir dünya, zengin bir görsellik ve mizansen duygusu, birbirinden ilginç ve inanılmaz sevimli karakterler, yüreğinize dokunacak bir öykü... Ama bu kez belki biraz fazla beklediğimiz gibi bir film olmuş bu. Kimi görsel unsurlar ve karakterler, yönetmenin önceki filmlerini fazlaca hatırlatıyor. Sonuçta ortada yine son derece kendine özgü bir dünya var tabii ve içine katılan bazı unsurların tanıdıklığı seyir zevkini etkileyen bir unsur kesinlikle değil. Fakat karşımızdaki Miyazaki’nin en iyi filmlerinden biri de hiç değil.
Karakterlerimiz sadece kendi üzerlerindeki büyüyü kaldırmaya değil, bir savaşı da engellemeye çalışıyor. Mekan ve dönemin adını koymayan Howl’un Yürüyen Şatosu, İngiliz yazar Diana Wynne Jones’un romanından uyarlandığı da hesaba katılırsa, pekala II. Dünya Savaşı Avrupa’sı fonunda geçen bir öykü olarak da görülebilirdi. Ama Hiyazaki’nin elinde daha ziyade Japonya’nın aynı savaş sırasında maruz kaldığı Amerikan hava saldırılarını çağrıştıran detaylar hakim olmuş. Dediğim gibi, bütün bunların isimleri hiç konmuyor. Bunun yerine, genel anlamda savaş olgusu filmin fonuna yerleşiyor. Filmi, Miyazaki’nin önceki işlerinden biraz olsun ayıran en önemli unsur da bu.
Howl’un Yürüyen Şatosu, özellikle ilk yarısında son derece keyifli bir seyirlik. Hatta o kadar zevkli ki insanın ağzı kulaklarına varıyor. Filmin eksik gediklerinin göze batmaya başlamasının en önemli sebebiyse sanırım ikinci yarısı. Film belli bir noktadan sonra şaşılacak ölçüde dağınıklaşıyor, odağını kaybediyor ve sarkmaya başlıyor. Bu noktada da seyircisini kaybetmeye başlıyor. Oldukça uzayan ve kendini tekrarlayan ikinci saatin sonunda ise her şey o kadar çabuk çözüme ulaşıyor ve apar topar bitiyor ki, insanın hevesi ister istemez kursağında kalıyor. Filmi ufak çapta da olsa bir hayal kırıklığına dönüştüren, ilk yarısındaki tempoyu ve keyfi belli bir noktadan sonra kaybetmesi.
Şüphesiz, Miyazaki’nin ustalığının yine birçok yerine sindiği ve gerek yönetmenin gerekse Japon animasyon sinemasının hayranları için gayet keyifli bir film Howl’un Yürüyen Şatosu. Miyazaki’nin en iyileri arasında anmayacağız belki adını veya onun önceki iki filmi kadar popüler de olmayacak. Ama usta bir yaratıcının nüvesi yine de orada...
Beyazperde sitesinden alıntıdır.
Hayao Miyazaki : Anime Üstadı
Animeler alışkın olduğumuz Amerikan tarzı çizgi filmler gibi değildir. Karakterleri, konuları, çizimleri kendilerine özgüdür. Tabii animelerin sahip oldukları bu özgünlük, sırtlarını dayadıkları mangalarla (çizgi roman) da ilgilidir.
Modern manganın ve animenin kurucusu (babası) Osamu Tezuka, birçokları gibi Hayao Miyazaki'nin de kariyerinin başlangıcında en çok etkilendiği kişidir. Bu etki ile manga çizimlerine başlayan Miyazaki, çizmeye devam ettikçe kendi üslubunu oturtmuş ve yalnızca muhteşem çizim yeteneğini değil, konu yaratmadaki başarısını da ön plana çıkarmıştır.
Aslında birçoğumuz onu çocukluğumuzun en popüler anime serisi olan Heidi'den (1974) tanıyoruz (bunu da yıllardır ortağı olan Takahata ile birlikte yapmışlardı). Alpler'de yaşayan Heidi'nin maceraları çocuklara öyle mutluluk verdi ki bir süre bu tarz seri animeler yapmaya devam ettiler.
Seri animelerden sonra filmlere geçen Miyazaki'yi tüm dünyada üne kavuşturan film, Rüzgarlı Vadi (1984) oldu. Filmde kahraman prenses, halkının kendi kendini yok etmesini önlemeye çalışıyordu. Bu filmden sonra Miyazaki'nin filmlerinin çoğu gişede büyük başarılar elde etti: Küçük Cadı Kiki (1989), Porco Rosso (1992), Prenses Mononoke (1997), Ruhların Kaçışı (2001). Filmlerinin çoğunda güçlü kadın karakterleri tercih eden Miyazaki, kadınların erkeklerden daha sert oldukları görüşünde. Belli ki bu görüşü cidden benimsemiş. Çünkü kadın kahramanları çok ilgi çekici ve güçlü karakterler.
Kadınlardan başka kendisinin domuzlara olan ilgisinden de bahsetmek lazım. Porco Rosso ve Ruhların Kaçışı'nda domuza dönüşen insanlar mevcut. Zaten mangalarında da domuz karakterleri yer alıyor (belki Orwell'in Hayvan Çiftliği'ni çok sevdiğindendir). Miyazaki'nin en uçuk kaçık öyküleri bile, kendi içindeki tutarlılıkları sayesinde çok sağlam bir zemine oturuyor.
Filmlerini hazırlarken Japon mitolojisinden fazlaca yararlanıyor. Aynı kural Ruhların Kaçışı'nda da geçerli. Film, mitolojide kendilerine bolca yer bulan tanrıların ve ruhların dinlenme yeri olan, Yubaba adlı cadının işlettiği bir Japon banyo evinde geçiyor.
Filmde kadın kahraman kuralına dauyuluyor; ama biraz farklı bir şekilde. Burada öykünün merkezine 10 yaşındaki, sıradan bir kız çocuğu oturtuluyor. Onun da yaşıtları gibi istekleri, kaprisleri, korkuları var. Yani Chihiro kahraman olmasına kahraman tabii de, daha bizden bir kahraman.
Ustanın bizce en önemli özelliği ise (zaten bunun için sona sakladık), çalışmalarının büyük kısmını elle çizmesi, bilgisayar teknolojisinden olabildiğince az faydalanması. Böylece görsellik öyküyü öyle inanılır kılıyor ki çoğunlukla bir anime izlediğinizi unutuyorsunuz.
Filmleriyle birçok ödül kazanan yazar-çizer-yönetmenin Ruhların Kaçışı (bizde iki yıl gecikmeli gösterildiğini belirtelim), Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü alan ilk animasyon oldu (2002). Film ayrıca 2003 En İyi Animasyon Oscar'ını da aldı.
Sibel Maksudyan
Beyazperde sitesinden alıntıdır.
Gake no ue no Ponyo
Toho tarafından 19.03.2007 tarihinde yapılan resmi basın açıklaması ile Hayao Miyazaki'nin en son anime filmi Gake no ue no Ponyo'nun (Ponyo on a Cliff) 2008 yazında vizyona gireceği duyuruldu. Sosuke adında 5 yaşındaki bir çocuk ile Ponyo isimli insan olmak isteyen bir balığın etrafında şekillenecek hikaye'deki ana karakter Sosuke'nin Hayao Miyazaki'nin oğlu Goro Miyazaki'den esinlenilerek yaratıldığı ifade ediliyor. Studio Ghibli Başkanı Toshio Suzuki tarafından yapılan bir başka açıklama ile animasyonun %70 ila %80 oranında denizde geçeceği ve yapımın bu yönüyle yönetmene denizin el çizimleri ile ifadesi hususunda mücadele arz edeceği edeceği vurgulanmış.
2004 yılında gösterime giren Howl's Moving Castle ile bir süredir yönetmen koltuğunda göremediğimiz Hayao MIYAZAKI, 2008 yılında Gake no ue no Ponyo ile sevenleri ile tekrardan buluşuyor. Filmin müzikleri, Hayao MIYAZAKI ile ayrılmaz bir ikili olan Joe HISAISHI yapacak.
Anime deyinde aklıma gelen ilk isim..
http://img225.imageshack.us/img225/6681/hayaomiyazakiyo4.jpg (http://imageshack.us)
http://img225.imageshack.us/img225/1207/hayaomiyazakiphototi6.jpg (http://imageshack.us)
http://img225.imageshack.us/img225/834/51655568460b221f492ozb3.jpg (http://imageshack.us)
Birbirinden değerli filmlerinden bir kaç afiş..
http://img182.imageshack.us/img182/9288/astonarinototoroal9.jpg (http://imageshack.us) http://img182.imageshack.us/img182/4526/castleintheskyon5yl8.jpg (http://imageshack.us)
http://img182.imageshack.us/img182/5325/pkusnausicaafzlz2zk3.gif (http://imageshack.us) http://img225.imageshack.us/img225/1656/princessmononoke0797gmpn5.jpg (http://imageshack.us)
http://img182.imageshack.us/img182/4307/swusposterdc7.jpg (http://imageshack.us) http://img182.imageshack.us/img182/6038/howlsmovingcastleposterzo8.jpg (http://imageshack.us)
Miyazaki'nin başyapıtı olarak görülen "Spirited Away/Ruhların Kaçışı" DVD olarak Türkiye'de çıktı. Küçük Cadı Kiki, Yürüyen Şato, Komşum Totoro, Rüzgarlı Vadi, Gökteki Kale, Prenses Mononoke önceden çıkmıştı.
|
|