Tüm Versiyonu Göster : Ethan & Joel Coen
Joel Coen
http://img387.imageshack.us/img387/6811/coendl03b150x200ky0.jpg
Tam Adı: Joel Daniel Coen
Doğum Tarihi: 29 Kasım 1954 /Minnesota, Amerika
Boy: 1.83
+New York Üniversitesi mezunu
+Frances McDormand ile evli olan Jeolin bir çocuğu var.
+Joel Coen komşularının çimlerini biçerek kazandığı parayla Super-8 kamera satın aldı ve kardeşi Ethanla arkadaşlarını oynattıkları bir film çektiler
+filmlerde genellikle Joel yönetmen koltuğuna oturuyor.
+Filmlerinde kurguda yer alan Roderick Jaynes ismi Coen Kardeşlerin kullandığı takma addır.
+ 1982'de arkadaşı Sam Raimi'nin Evil Dead (Şeytanın Ölüsü) filminde kurgu asistanı olarak çalıştı
Ethan Coen
http://img387.imageshack.us/img387/1234/coendl03a150x200pb1.jpg
Doğum Tarihi: 21 Eylül 1957/Minnesota, Amerika
Boy: 1.73
+Princeton Üniversitesi mezunu
+Tricia Cooke ile evli
+kayınbiraderi Tricia Cooke
+Ethan Coen filmlerde genellikle yapımcı olarak gözüküyor.
http://img387.imageshack.us/img387/1057/coensaz3.jpg
-1984 yılında çektikleri Blood Simple (Kansız),Sundance Film Festivali'nde Büyük Jüri ödülünü kazandı.
-1987 de Raising Arizona adlı komedi filmi çektiler
-1991 yapımı Barton Fink ile Cannesda en iyi yönetmen,film ve erkek oyuncu ödülerinin kazandılar.
-Coen kardeşlerin en büyük bütçeyle çektikleri film The Hudsucker Proxy gişede başarısız oldu.
-1996 yapımı kara polisiye komedisi Fargo'da oynayan Joel Coenin eşi Frances McDormand en iyi bayan oyuncu dalında Oscar kazandı.Film ayrıca en iyi senaryo dalında da oscarın sahibi oldu.
-Stanley Kubrickin filmlerini referans alıyorlar
-filmlerinde sık sık yer verdikleri oyuncular: Steve Buscemi (6 kez), Frances McDormand (5 kez), Jon Polito (5 kez), John Goodman (4 kez), John Turturro (4 kez), George Clooney (3 kez), Michael Badalucco (3 kez), Charles Durning (2 kez), 'M. Emmett Walsh' (2 kez), Peter Stormare (2 kez), 'Richard Jenkins' (2 kez), 'John Mahoney' (2 kez), Tony Shalhoub (2 kez), 'Stephen Root' (2 kez) ve Billy Bob Thornton (2 kez)
-Coen kardeşler filmlerinde sıradışı karakterler kullanıyorlar
-filmlerinde genellikle şiddet ve kara komediyi birleştiriyorlar
http://img387.imageshack.us/img387/3647/deakins1wb4.jpg
Yönetmen
Hail Caesar (2009)
Suburbicon (2009)
Burn After Reading (2008)
No Country for Old Men (2007)
Paris, je t'aime (2006) (segment "Tuileries") /Paris,I Love You (Hong Kong: English title)
The Ladykillers (2004)
Intolerable Cruelty (2003)
The Man Who Wasn't There (2001)
O Brother, Where Art Thou? (2000)
The Big Lebowski (1998)
Fargo (1996)
The Hudsucker Proxy (1994)
Barton Fink (1991)
Miller's Crossing (1990)
Raising Arizona (1987)
Blood Simple. (1984)
Senaryo
Gambit (2009)
Hail Caesar (2009)
Suburbicon (2009)
Burn After Reading (2008)
No Country for Old Men (2007)
Paris, je t'aime (2006) (segment "Tuileries")/ Paris, I Love You (Hong Kong: English title)
The Ladykillers (2004)
Intolerable Cruelty (2003)
A Fever in the Blood (2002) (hikaye "A Fever in the Blood")
The Man Who Wasn't There (2001)
O Brother, Where Art Thou? (2000)
The Naked Man (1998)
The Big Lebowski (1998)
Fargo (1996)
The Hudsucker Proxy (1994)
Barton Fink (1991)
Miller's Crossing (1990)
Raising Arizona (1987)
Crimewave (1985)
Blood Simple. (1984)
http://img387.imageshack.us/img387/1613/img132049tho3.jpg
Academy Awards
2008- En iyi yönetmen,film ve senaryo Ödülleri (No Country For Old Men)
En İyi Kurgu adaylık
2001-En iyi senaryo adaylık (O Brother, Where Art Thou?)
1997- En İyi senaryo ödülü (Fargo)
En iyi yönetmen ve kurgu adaylıkları
Saturn Award
2007- En İyi senaryo (No Country For Old Men) -adaylık
1997- En iyi yönetmen (Fargo) - adaylık
BAFTA Award
2008- En İyi Yönetmen (No Country For Old Men) ödülü
En İyi Kurgu,En İyi Senaryo,En İyi Film adaylıkları
2001- En İyi Senaryo (O Brother, Where Art Thou?) adaylık
1997- Yönetmen David Lean ödülü (Fargo)
En İyi kurgu,film ve senaryo adalıkları
Berlin International Film Festival
1998- Altın ayı adaylık (The Big Lebowski)
Bodil Awards
2003- En iyi Amerikan filmi (The Man Who Wasn't There)adaylık
1997- En yi Amerikan filmi (Fargo) ödülü
Broadcast Film Critics Association Awards
2008- Eleştirmen ödülü/ en iyi yönetmen ödülü (No Country For Old Men)
en iyi senaryo adaylığı
2002- En iyi senaryo adaylığı (The Man Who Wasn't There)
Cannes Film Festival
2007- Altın Palmiye Adaylığı (No Country For Old Men)
2004- Altın Palmiye Adaylığı (The Ladykillers)
2001-En İyi yönetmen (The Man Who Wasn't There) ödülü
Altın Palmiye adaylığı
1996- En iyi yönetmen (Fargo) ödülü
Altın Palmiye adaylığı
1991- en iyi yönetmen (Barton Fink) ödülü
COFCA Award
2008- en iyi yönetmen ödülü (No Country For Old Men)
CFCA Award
2008-en iyi yönetmen ödülü (No Country For Old Men)
1997- En iyi yönetmen ve senaryo (Fargo) ödülleri
César Awards
2002- en iyi yabancı dilde film adaylığı (The Man Who Wasn't There)
1997- En iyi yabancı dilde film adaylığı (Fargo)
David di Donatello Awards
2002- en iyi yabancı dilde film adaylığı (The Man Who Wasn't There)
Empire Awards, UK
2004- En iyi yönetmen adaylığı (Intolerable Cruelty)
FCCA Award
2007-En iyi yönetmen ödülü (No Country For Old Men)
FFCC Award
2007-En iyi yönetmen ödülü (No Country For Old Men)
1997- En iyi yönetmen ve senaryo ödülleri (Fargo)
Golden Globes
2008- En İyi senaryo ödülü (No Country For Old Men)
En iyi yönetmen adaylığı
2002-En iyi senaryo adaylığı (The Man Who Wasn't There)
1997-En iyi yönetmen ve senaryo adaylığı (Fargo)
TFCA Award
2007- En iyi yönetmen ve senaryo ödülleri (No Country For Old Men)
OSCAR 'hiç içimizde değil' GİBİ DAVRANDILAR... Gerçekten de bu iki kardeş yönetmen, OSCAR'I İPLEMEYECEK ADAMLAR MI?
Oscar töreni, çoğu sinemacı için dünyanın en ihtişamlı ve en heyecan uyandıran etkinliğidir. Bu geleneği belki de törenin tarihinde ilk kez, iki kardeş bozdu.
Akşam gazetesinden Ayça SÖYLEMEZ, durumu böyle analiz etti;
Hayranlarının ‘Coen Biraderler’ olarak tanıdığı Joel ve Ethan Kardeşler, heykelcikleri almak için sahneye çıktıklarında, soğukkanlılıklarını hiç bozmadı. Sahneye çıkınca da şöyle bir konuşma yaparak, Hollywood’un ‘ezberini bozdular’: Ne diyelim, sağolun! Biz zaten küçüklüğümüzden beri film çekiyorduk...
KATEGORİZE ETMEYİN!
Bu ‘eyvallah’ tarzındaki konuşma, onların dünyada nasıl tanındığıyla da yakından ilişkili. Heykelleri toplayan ‘No Country for Old Man’ (İhtiyarlara Yer Yok) isimli filmlerinden önce, hayranları onları zaten ‘The Big Lebowski’ ve ‘Fargo’ ile tanıyordu. Komedi türündeki ‘O Brother, Where Art Thou?’ ve film noir tarzındaki ‘The Man Who Wasn’t There’ de kardeşlerin adını dünya aleme duyuran yapımlar... Kategorize edilemeyen ‘The Big Lebowski’ ise, birçok gencin hayat felsefesini derinden etkilemekle kalmadı, ‘tembelliğe övgü’ düzenlerin başucu filmi oldu...
‘AİLE ŞİRKETİ’ GİBİLER
Genç yaşta ‘kült’ mertebesine ulaşan biraderler, filmlerinin yapımcılığını, senaristliğini ve yönetmenliğini birlikte yaparak, örnek bir ‘aile şirketi’ gibi çalışıyor. Aralarında kavga ederler mi bilinmez lakin, 53 yaşındaki Joel ve 50 yaşındaki Ethan, Hollywood’da ‘iki kafalı yönetmen’ lakabıyla anılıyor bir süredir... Her ikisi de Yahudi olan profesör anne-babanın yaramaz çocukları olarak Minnesota’da doğan iki kardeş, aynı liseyi üçer yıl arayla okusa da, kamerayı hayatlarına sokan, çetenin elebaşı ‘ağabey’ Joel’di... Eh, evlilik cangılına ilk atılan da yine cesur ağabey Joel oldu, ilk ayrı yaşamaya başlayan da tabii...
YANLIŞ ANLADINIZ!
Coen Biraderler, ‘film noir’ ve ‘yanlışlıklar komedyası’ ile bezeli filmografisini gururla sunar:
Blood Simple (1984)
Raising Arizona (1987)
Miller’s Crossing (1990)
Barton Fink (1991)
The Hudsucker Proxy (1994)
Fargo (1996)
The Big Lebowski (1998)
O Brother, Where Art Thou? (2000)
The Man Who Wasn’t There (2001)
Intolerable Cruelty (2003)
The Ladykillers (2004)
No Country for Old Men (2007)
İLK ÖDÜLLERİ DEĞİL
Oscar’dan önce hem Cannes’dan hem de BAFTA’dan ödülle dönen kardeşler, Hollywood sinemasına hep mesafeli oldu. Avrupalı meslektaşları gibi ‘karanlık ve gerçekçi’ filmler çekmeye meyilli olan Coen’ler, ‘En İyi Fim’, ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ ve ‘Yardımcı Erkek Oyuncu’ dallarında Oscar’a layık görülen ‘No Country for Old Man’de de yine ‘ağızlara sakız olmamış’ tarzlarını sonuna kadar koruyor.
kaynak: nethaber.com, 27 şubat 2008
Coen biraderleri nasıl bilirsiniz?
Coen kardeşler bu hafta kült bir İngiliz Ealing komedisi olan "Kadın Avcıları"nın yeniden çevrimiyle sinemalarımızda. Geçen yılın "Dayanılmaz Zulüm"ünden sonra yine bir yeniden çevrime el atan biraderlerin kendilerini öyküye neden yakın hissettikleri belli; bir müzik profesörünün büyük çaplı bir kumarhane soygununa kalkıştığı film, hayatı 'yırtma' çabasındaki muhtelif karakterlerin ideallerine kavuşmak için nafile debelenmelerinin öyküsünü anlatıyor.
Coen kardeşler bu hafta kült bir İngiliz Ealing komedisi olan “Kadın Avcıları”nın yeniden çevrimiyle sinemalarımızda. Geçen yılın “Dayanılmaz Zulüm”ünden sonra yine bir yeniden çevrime el atan biraderlerin kendilerini öyküye neden yakın hissettikleri belli; bir müzik profesörünün büyük çaplı bir kumarhane soygununa kalkıştığı film, hayatı ‘yırtma’ çabasındaki muhtelif karakterlerin ideallerine kavuşmak için nafile debelenmelerinin öyküsünü anlatıyor. Gerçi onların bu ‘yeniden çevrim’lere takılmaları sinemaları açısından bana göre hiç de iyiye alamet değil; nitekim “Kadın Avcıları” iyi çekilmiş ama malum ‘Coen lezzeti’nden pek de eser olmayan bir uyarlama olarak vasatın üzerine çıkamıyor.
Daimi oyuncuları John Goodman, John Torturro, Frances McNormand zaten birer ‘karakter’. George Clooney ve Jeff Bridges’den sonra bu kez Tom Hanks gibi Hollywood’un gözde bir ismi de onların oyuncuyu kendilerine ‘uydurma’ niyetinden nasibini almış, dişlek ve keçi sakallı bir profesör ‘karikatürünü’ canlandırıyor. Kahramanlarının düştükleri durumun gülünçlüğünden ziyade “Büyük Lebowski”de olduğu gibi her daim ‘acınası’ bir çaba içinde debelenişlerine güldüğümüz bir insanlık hali var ortada. Büyük bütçeli 'The Hudsucker Proxy'deki gibi can alıcı taraf ise önlerini göremeyen, gaflet ve delalet içindeki bu karakterlerin ‘gülünç’ birer varlık olarak resmedilmesi.
Suç veya komedinin illa da ‘kara’ haliyle tezahür ettiği filmlerin yaratıcıları onlar. Kara film veya kara komedi, filmlerinde türler ve tonlar farklı olsa da temalar her daim içiçe geçiyor, birbirini besliyor. Suç ile komedi arasında kalın ve ‘kara’ bir çizgi olmamasının nedeni karakterlerin bu nafile debeleniş hallerinin tükenmemesinden kaynaklanıyor. Kara filmin değişmez ögeleri olan kaos çivisi çıkmış bir dünya, haris veya tutkulu karakterler ve onların dolanmaya çalıştıkları tehlikeli kavisler varsa da bunlar Coen’lerin kendi usluplarıyla ‘deforme’ edilerek yeniden biçimleniyor. Daha sonra en iyi senaryo Oscarlı “Fargo”da benzer bir öyküyle aktaracakları üzere, karısı ve onun sevgilisini öldürtmek için kiralık katil tutan bir adamın hikâyesini anlatan 1984 tarihli "Blood Simple”da çıkartılamayan kan lekeleri, yıllar sonra ortaya çıkıp her şeyi mahvedebilecek küçük delillerin bunaltıcı baskısında telef oluyor kahramanları. Suç ve ceza dögüsünde; çaresizlik içinde bulundukları ‘çukurda’ bir şeyleri değiştirmek için çırpınan bu karakterler, Billy Bob Thornton’lu “Orada Olmayan Adam”, Dashiel Hammet uyarlaması “Miller’s Crossing” ve bana göre Coenlerin en iyi filmi, bir başyapıt olan “Barton Fink”te aslında hep aynılar.
Mevzuya dönersek; Coen biraderler biraz havalarından uzak şu son bir kaç filmlerinde ama yine de vizyondaki yeni filmle arasında gidip izlenecek kadar da keyifli...
kaynak: sinema.com,Esin Küçüktepepınar
İngilizlerin seçimi Coen biraderler
Londra Film Eleştirmenleri Birliği Coen kardeşlerin Oscar adayı olan 'İhtiyara Yer Yok'unu (No Country For Old Men) yılın filmi seçti. Eleştirmenlerin verdiği ödüllerde Daniel Day-Lewis, There Will Be Blood'la en iyi erkek oyuncu, Marion Cotillard La Vie En Rose'la en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı.İngiliz oyuncu Julie Christie Away From Her'le yılın Britanyalı aktrisi seçilirken There Will Be Blood'ın yönetmeni Paul Thomas Anderson, The Bourne Ultimatum'un yönetmeni Paul Greengrass'la en iyi yönetmen ödülünü paylaştı.
***
Oscar'ın galibi Coen Biraderler
80. Oscar ödülleri Los Angeles'ta düzenlenen muhteşem bir törenle sahiplerini buldu. Gecede 'No Country For Old Men? 4 dalda Oscar kazandı. En iyi erkek oyuncu ödülü Daniel Day Lewis'in olurken, en iyi kadın oyuncu ödülü Fransız Marion Cotillard'e gitti.
Gece, ünlülerin kırmızı halı'dan geçişiyle başladı. Ünlü tasarımcıların giydirdiği yıldızlar şıklık yarışındaydı. Komedyen John Stewart'ın sunduğu bu yılki Oscar ödüllerine 'No Country for Old Men (İhtiyarlara Yer Yok) adlı film damgasını vurdu. 'No Country For Old Men? en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo dallarında Oscarları kazandı.
Filmin yönetmenleri ve senaryo yazarları Cohen kardeşler en iyi uyarlama senaryo ve en iyi yönetmen dallarında olmak üzere iki defa sahneye çıktılar.
kaynak: radikal
No Country for Old Men (İhtiyarlara Yer Yok)
http://www.film.gen.tr/resim/filmler/nocountryforoldmen/top.jpg
Coen Kardeşlerin geniş kitlelere sesini duyurabildiği, Amerikan sinemasında kendine özgü olan çizgilerinden çıktıkları ve en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi yardımcı erkek oyuncu olmak üzere toplam 4 dalda Oscar’ı kucakladıkları bir film olan ‘No Country For Old Men, çağdaş efsaneler yazarı ve edebiyat ustası Cormac McCarthy’nin kaleminden çıkan bir eser...
Batı Teksas’da kendi halinde bir hayatı olan antilop avcısı Moss ( Josh Brolin ) bir gün kötü biten uyuşturucu pazarlığından 2 milyon dolarlık bir çanta bulur ve bu çantayı bulmasıyla kovalamaca başlar çünkü arkasında bir kamyon uyuşturucu ve 2 ceset bırakır.
‘No Country For Old Men’ i herkes iyi bir film mi yoksa kötü bir film mi tartışmasını yapadursun, biz gözümüzü öncelikli olarak oyuncuların performansına dikelim. Oyunculuk adına, oyunculuk sınırlarının üstüne çıkan bir rol olduğunu düşünmüyorum , katil Anton Chirgurh dâhil olmak üzere… Bazı karakterlerin düz ve yalınlığı o kadar göze batıyor ki, karakterin gerçeğe yakınlığı ‘gerçek dışı’ oluveriyor. Sadist katil rolünü oynayan Anton Chigurh ( Javier Bardem) oynadığı karakterle Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ına uzanırken ‘bu filmde yardımcı rol yok ’ diye geçirebilirsiniz içinizden, ki haklısınız… Biri diğerinin önüne geçemeyen karakterler var, ama Akademi yardımcı diyorsa vardır bildiği değil mi! Ed Tom Bell (Tommy Lee Jones) şehrin suç ve kandan kurtulacağına dair inancını kaybetmiş, emekliliğine sayılı günler kala sadist bir katili yakalamak zorunda kalan fazla ‘şerifimsi’ tiplemesiyle karşımıza çıkıyor. Moss’u ise kendi ve karısının hayatıyla gözünü kırpmadan rulet oynayabilecek kadar ‘para hırsı’ içinde olan bir karakter olarak izliyoruz. Belki de filmin en ilginç yanı mükemmelin hatta iyinin bile olamaması! Bu filmde her karakterin bir zaafı var ve bu durumda bizi bilindik iyi ve kötü savaşının dışına çıkarıyor. Bir şerif düşünün emekliliğine sayılı günler kalmış sadist bir katili bulmak zorunda ama onunla aynı karede bile olamıyor film boyunca o kadar ümitsiz ve korkak ki… Bir katil düşünün, sadece öldürmeye aç, başka bir duygusu yok... Ve bir adam düşünün ki para hırsı yüzünden hayatından oluyor. No Country For Old Men’de dediğimiz gibi bilindik iyi ve kötü mücadelesinden çok karakterlerin zaaflarının mücadelesi var.
Kara mizahın Western ile birleştiği umutsuzlukla dolu bir film No Country For Old Men… Coen Kardeşler 1980’lerin Amerika’sını kendi özgün çizgilerinden çıkarak belki de biraz daha ‘Amerikanlaşarak’ Oscar’ı toplamayı başarıyor. Peki, Oscar filmin iyi olduğunu gösteren bir ölçüt müdür? Elbette bunu tartışmak gerek! Ama bilinen bir gerçek şu ki bundan 7 sene önce Fargo ile Oscar’a aday olan Coen Kardeşler hak ettikleri ödülleri alamamışlardı. Ve şimdi hak ettiler veya etmediler ama Akademi bir çeşit günah çıkararak geciken Oscarları Coen Kardeşler'e verdi.
Belki de filmin en ilginç yönü gösterdiklerinden çok göstermediklerine dikkat çekmesi ve bu da sizi bulmaca çözmeye çağırıyor. No Country For Old Men’i izlerken, bulmaca çözme hissiniz doruklara çıkacaktır. Çünkü film neden’leri niçin’leri anlatmıyor. Film bir olayla başlıyor, ama neden Anton o kadar kötü ya da Moss’un peşinde olanlar kim? Aslında nedenler ve niçinler listesi yapılsa listenin uzunluğu insanı hayrete düşürür. Bütün bunlara ek olarak No Country For Old Men’i izlerken ‘film bitti’ denilen yerde şaşırıp kalmaktan kendinizi alamıyorsunuz ve kendinize şöyle diyebilirsiniz ‘nasıl yani ben anlamadım.’ O kadar kafanız karışabilir ki, şunu bile diyebilirisiniz kendinize, ‘tekrar izlemem lazım.’ Halbuki Coen Kardeşler filmin bütününde olduğu gibi sonunda da tekrar sizi bulmaca çözmeye çağırıyor.
Coen Kardeşler’in diğer filmlerini izlemiş olanlar için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir başyapıt. Onların anlatımını sevenler bu filme bayılıp başyapıt diyecekler, ama sevmeyenler ise hiç sevmeyecekler bu bir gerçek...
kaynak: film.gen.tr, Özde Çolakoğlu,24.03.2008
Modern zaman dahileri Coen Kardeşler
Coen Kardeşler kazandıkları Oscar ile sadece popüler anlamda ünlerini pekiştirdiler.Yoksa ilk filmleri olan ‘Kansız-Blood Simple’ dan sonra çevirdikleri her yeni filmle giderek artan seyircileri için bu ödülün çok da anlamı yok. Coen’lerin çekirdek izleyicileri genelde Oscar ödülleri ile filmleri değerlendiren popülist gruba dahil olmayan, bağımsız ve özgün sinemanın meyvelerini yemekten hoşlanan lezzetçiler oldular. Kardeşler de nevi şahsına münhasır şahsiyetler olmaları ile ünlüler zaten.
Coen Kardeşler'in tüm filmlerini her zamanki güzel üslubu ile anlatan Emin Yeğinboy'un bu yazısını kaçırmayın..
Oscar gecesi bile ödülleri aldıktan sonraki konuşmaları, bu ödül gecesinin geleneğiyle çok örtüşmeyen standart dışı tavırları ile adeta filmlerinde yarattıkları ayrıksı karakterleri anımsattılar. Kardeşlerin filmlerini tema, karakterler ve sinema dili olarak farklı konu başlıkları altında değerlendirebiliriz. Filmlerine hakim kara mizah duygusu çoğunlukla kanlı cinayetlere uzanırken tüm öykülerinde yer alan saplantılı, beceriksiz, darbeli karakterler seyirciyi inanılmaz eğlendirir. İşlenen kanlı cinayetler tüm harala gürele içinde seyircide bir an olsun gerginlik duygusu yaratmaz. Coenler dalgalarını geçerlerken filmin yap-boz kurgusunda asla dağınıklığa yol açmazlar. Karanlık polisiye öyküleri çok sevmeleri yanında bildik klasik öyküleri de kendi dünyalarına sokup gerekli rötuşlardan sonra seyirciye sunarlar.
Kendilerini tanıdığımız ilk filmleri ‘Kansız – Blood Simple’ oldu. 1984 yapımı bu filmde her şey son derece bildik sularda başlar. Kadının kocasının yardımcısıyla ilişkisi vardır ve kocasını ortadan kaldırmayı planlamaktadır. Yabancı birisinin kocayı öldürmesi sonrası işler bir anda beklenmedik şekilde gelişmeye başlar. Her şey gergin bir şekilde ilerlerken filmin her sekansına için için sinmiş keskin ironi hissedilir. Tarantino’nun çok sevdiği işlerden olan bu tarz ironiyi Biraderler geleneksel Film Noir kalıpları işlerken sürprizler ile de seyirciyi de şaşırtır. Bu aralarda Tarantino henüz video dükkanında çalışıyordu.
Üç yıl sonra gösterime giren ikinci filmleri ‘Arizona Bebek Büyüyor-Raising Arizona’ yüksek tempoda çılgın bir komedi olur. Çılgın karakterler ile dolu olan filmde Nicholas Cage hırsızlıktan sürekli hapise giren çıkan H.I. Mc Dunnough karakterini oynar. Düşünün hırsız kendisini her seferinde yakalayan polis memuresi Edwina (Holly Hunter) ile evlenir. Absürd komedinin ufkunu açan karakter ve olaylar dolu olan filmde John Goodman‘ın canlandırdığı kafadan çatlak hapishane kaçkını Gale Snoats en renkli karakterlerden birisi olur. Dashiel Hammett’in Kızıl Hasat (Red Harvest) romanından esinlenen üçüncü filmleri Miler’s Crossing seyircinin en az tanıdığı eleştirmenlerin ise en beğendiği filmlerinden olur. İlk iki filmlerinin görüntü yönetmeni (şimdinin yönetmeni) Barry Sonnenfeld’in seçtiği kahverengi tonların boyadığı karanlık bir gangster öyküsüdür. İçki yasağı yıllarında şehrin doğu yakasını idare eden İrlandalı patron Leo’nun (Albert Finney) en büyük yardımcısı polis teğmeni Tony’dir (Gabriel Byrne). Hakimiyetleri İtalyan asıllı patron Johnny Casper (Jon Polito) ve acımasız yardımcısı Eddie Dane tarafından tehdit edilmeye başlayınca Leo ve Tom yeni önlemler almak zorunda kalır. Fakat araya giren bir kadın meselesi baba-oğul ilişkisi içindeki ikilinin arasını açar. Albert Finney’in mükemmel oyunculuğu yanında şiddet ve kara mizah yüklü sahneler filmin en fazla akılda kalan yönleri olur.
Üçüncü filmleri Barton Fink (1991) ile kardeşler Cannes film Festivalinde Altın Palmiye ve en iyi yönetmen ödülünü kazanıyordu. Artık Avrupa da Coen Kardeşleri tanımış ve filmlerini sevmiştir. Filmin baş karakteri Barton Fink ile yaratıcılığı tıkanmış bir yazarın yaşamının nasıl cehenneme dönüştüğünü anlatırken yine Coen öykülerinin tuhaf karakterleri unutulmaz portreler çiziyordu. Yıl 1941, Barton Fink (John Turtarro) New York tiyatro dünyasında başarıya ulaşmış entelektüel yazar olarak aldığı teklifler sonrası Hollywood’a gelir ve Capital Picture için bir güreş filminin senaryosunu yazmak üzere anlaşır. Yerleştiği Earle Otelinin bir odasında daktilonun başında yazamadığı senaryo, hayalleri ve kabusları ile boğuşurken oda komşusu satıcı Charlie Meadows (John Goodman) ile tanışır. Charlie senaryonun ilerlemesi için Fink’e yardımcı olmaya çalışır. Yazdığı birkaç satırın ötesine geçemeyen Barton Fink’in yaşadığı cehennemi azap finaldeki otel yangını ile gerçek bir cehenneme dönüşür. Cinayetsiz bir Coen Kardeşler filmi olamayacağına göre bu kez de faili meçhul cinayetler, kopuk kafalar öyküyü tamamlar. Hollywood sisteminin yazarlara uyguladığı baskı, işler yolunda gitmezse onları nasıl harcadığını satirik olarak hicveden Coenler ilk iki filmlerinin çok üzerine çıkar. Artık birinci sınıf yönetmen kategorisine ulaşmış bir sonraki filmleri merakla beklenir olmuştur. Dördüncü filmleri ‘Bir Şirket Komedisi-The Hundsucker Proxy’(1994) kendileri üzerine yüklenmiş olan beklentileri karşılamaz. O güne kadar yaptıkları en pahalı (40 milyon dolar) yapım sadece 3 milyon dolar gişe yapar. Capra vari bir komedi için yola çıkan Kardeşler ne yazık ki gereken ruhu yakalayamaz. Absürd daha çok Monty Phyton ekolüne yakın bir film çıkar ortaya. Anlaşılmaz ve beğenilmez.
Fargo (1996) sinema tarihinin kilometre taşlarından birisi olur. Karlı, kış atmosferinin sarmaladığı Orta Batı insanları, geriye döndürülemeyen hatalar, kontrolsüz katil tipler, hamile bir cinayet detektifi öykünün kalbini oluşturur. Kayınpederinden karısını kaçırtarak fidye isteyen şaşkın damadın dramı, kara mizahın ağır bastığı fakat Coenlerin uslubu için gerçeğe oldukça yakın duran sanki gerçek bir olaydan alıntıymış gibi yansır beyaz perdeye. Steve Buscemi ve Peter Stomare canlandırdıkları kontrolsüz iki kiralık katilde, Frances Mc Dermot kendisine yardımcı kadın oyuncu Oscar’ı getiren hamile kadın polis Marge Gunderson rolünde unutulmaz performanslar sunar. Fargo zamanla kar ve polisiye denilince ilk sırada akla gelen film olur.
‘Büyük Lebowski-Big Lebowski’ (1998) Aylaklık, vurdumduymazlık üstüne çevrilmiş en keyifli film olduğu tartışılmaz. Chandler vari bir polisiye öykü günlerini bowling oynayarak veya White Russian kokteyli içerek geçiren karakterler üzerine yaslanırsa ne olur? Ahbap ’The Dude’ olarak tanınan Lebowski (Jeff Bridges), Vietnam’da kafayı sıyırmış Walter Sobchak (John Goodman) ve saftirik Donny (Steve Buscemi) günlerini bowling ve geyik ile geçiren üç arkadaştır. Ahbap’ın evine iki tip tarafından yapılan davetsiz bir ziyaretin nedeni Lebowski isminin karıştırılmasındandır. Tiplerin evi terk etmeden ‘Ahbap’ın çok değer verdiği İran halısı üzerine işemeleri kahramanımızı kızdırır. Adaşını bularak halısına olan zararın ödenmesini talep eder. Fakat hiç ummadığı bir entrikanın içine çekilir. Polisiye gibi gözüken hikaye bir yerden sonra karakterlerin renkliliği karşısında önemini kaybeder. Seyirci bu üç ahbap çavuşun yapacakları ilginç işleri ve sakarlıkları izleyerek eğlenir.
Nerdesin Be Birader?- O Brother Where Art Thou ? (2000) ile Coen Biraderler komediye ve diğer taraftan Blue Grass, Delta Blues, Amerikan Folk şarkıları kökenine geri döner. Günlerini taş kırarak değerlendiren üç hapishane kuşu Ulysees Everett Mc Gill (George Clooney), Pete Hogwallop (John Turtarro), Delmar O’Donnel (Tim Blake Nelson) gömülü bir hazineyi bulmak için prangalarıyla birlikte kaçar. Grubun en uyanık üyesi Ulysees’in önderliğinde Soggy Bottom Boys adlı bir müzik grubu kurarak firarı kolaylaştırmaya çalışan üç kafadarı yol boyunca kendilerini yakalamaya çalışan kanun adamı Cooley, tekrar seçilmek isteyen yerel politikacı Peppy O’Deniel (Charles Durning) , gangster bebek yüzlü Nelson gibi Coenesk karakterler karşılar. Saçını sık sık tarayan süslü Clooney, T-Bone Burnett’in müzikleri ve öykünün Homeros’un Odessa’sından Missisipi Deltasına uyarlama olması filmin en anımsanacak özellikleri olarak kalır. Film Coen Kardeşlerin çok az kimsenin bildiği eski Amerikan Müziği kayıtlarını seyirci ile paylaşma yolu olur.
Orada Olmayan Adam-The Man Who Wasn’t There (2001) Billy Bob Thornton’un canlandırdığı hiç konuşmadan, hiç öksürmeden Camel sigaralarını arka arkaya tüttüren berber Ed Crane karakteri filmin unutulmaması için yeterli neden. James McCain’in romanından (Postacı Kapıyı İki Kez Çalar, Çifte Tazminat romanlarının yazarı) uyarlanan öyküde Crane adeta dünyaya düşmüş bir uzaylıdır (bunu ima eden uzay gemisi, uçan daire motifleri öyküde mevcut). Yaşamı buzlu bir cam arkasından seyrediyor gibidir, çevresinde olan hiçbir olay onu heyecanlandırmaz; mutsuzluluğu ve boşluğu yüzünden okunur. Yaşamında yapmak istediği kökten değişiklikler her seferinde beceriksizlikler duvarına çarpar. Hayatının idaresini bir türlü eline alamayan bir adamın kaderine varoluşçu bir bakış atar. Kardeşlerin siyah beyaz çektikleri bu çarpıcı film 1991 Cannes Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülünü kazanırken Roger Deakins’in muhteşem görüntüleri ona Oscar adaylığı ve Bafta ödülü getirir.
Dayanılmaz Zulüm-Intolerable Cruelty (2003), Kadın Avcıları –Lady Killers (2004) Biraderlerin irtifa kaybettikleri iki film olarak anımsanmanın ötesine geçemedi. Clooney ve Zeta-Jones ikilisinin Dayanılmaz Zulüm’e bahşettikleri popüler kimya dışında Screwball komedi ile ana akım romantik komedi arasına sıkışmış bir film olarak kaldı. 1955 yılında Ealing klasiğinin tekrarı olan Kadın Avcıları ise tam Coenesk karakter kriterlerine uyan tipler ile bezenmiş bir film. Sorun zaten kara komedi olan bir filmi tekrar kara komedi olarak pişirip vitrine koymak Biraderler’e hiç yakışmaz.
Nihayet, 2008 Oscar ödülünü kazandıkları İhtiyarlara Yer Yok-No Country For Old Man sinematografilerinin en rafine filmlerinden birisi olarak yerini aldı bile. Cormac McCarthy romanından uyarladıkları öykü dram ve simsiyah bir mizah arasında yer alır. Cehennemi, acımasız bir dünya ile şiddetin mizahla karıştığı bir neo-western filmi olarak tanımlanabilir. Filmin seyirciyi ters köşeye yatıran finali ise alt metini keşfedebilmek için insanı düşünmeye zorluyor. Elinde basınçlı cıvata tabancasıyla insanları alnından mıhlayan Anton Chigurh (Javier Bardem), suç işlemeye çalışan standart vatandaş Lleweyn Moss (Josh Brolin), yaşamın yozlaşmasını taşıyamayan Şerif Ed Tom Bell (Tommy Lee Jones) filmin omurgasını oluşturan karakterler. Paylaşılmayan bir uyuşturucu parasının peşinde kopan onca gürültü, akan kan tek bir sonuca varır acımasız bir dünyada kontrolsüz bir şiddetin ortasında çaresiziz.
kaynak: izmirizmir.net,Emin Yeğinboy, 27.04.2008
Coenler Venedik'i Seçti
İhtiyarlara Yer Yok ile Oscar kazanan Coen Kardeşler yeni filmleri Burn After Reading'in galasını Venedik Film Festivali'nde gerçekleştirmeye karar verdiler. Bir kara komedi olan Burn After Reading ilk kez bu yıl 59. kez düzenlenen Venedik Film Festivali'nde açılışını yapacak. 27 Ağustos- 6 Eylül arasında düzenlenecek olan festivalde filmin büyük ilgi göreceği düşünülüyor.
Bir casusluk komedisi olan filmin baş kahramanı eski CIA ajanını John Malkovich canlandırıyor. George Clooney, Tilda Swinton ve Brad Pitt filmin diğer yıldız isimleri arasında yer alıyor.
kaynak: film.gen.tr, 29.04.2008
Joel & Ethan Coen Diyor Ki
Joel Coen: “Citizen Kane’in (Yurttaş Kane) mükemmelliği karşısında herkes hayranlığa kapılıyor; ama eğer bütün çekimleri görebilseydik, Orson Welles’in kullanmamayı seçtiği planları bulabilseydik, çok daha fazla şey öğrenirdik.”
Ethan Coen: “Filmlerdeki başkahramanların tipleri bilinenlere uymayınca insanlar rahatsız oluyorlar. Beni kızdıran, gülünç bir düşünce olduğunu savundum şey, hikayelerin sempatik karakterler üzerine oturtulması gerektiği kuralı.”
Joel Coen: “Yarattığımız karakterleri çok seviyoruz, aptal olanları bile… Bizim yaptığımız, alaycılığın içine komedi katmak, tıpkı şiddetin içinde komedi olması gibi.”
Ethan Coen: (Filmlerinde simgesel açıklamalar bulan eleştirmenlere hitaben) “İnsanların her şeyi kod olarak algılama gereği duyması tuhaf bir dürtü.”
Joel Coen: “Eleştirmenler bazı filmlerimizde belirsizliği işlediğimizi söyleyerek bizi kınıyorlar. Böyle olunca izleyiciler de bir şeyler kaçırdıklarını, filmi anlamadıklarını düşünüyorlar. Oysa bu çok yanlış. Filmin amacı ortada, seyret ve eğlen!”
Ethan Coen: “ABD etnik konularda son derece hassas. Barton Fink’i çekerken birçok kişi bizi Yahudi olduğumuz için stüdyo yöneticisine şikayet etti. İyi ama…stüdyo yöneticilerinin çoğu da Yahudi zaten! Sorun ne?”
Joel Coen: “Hikayesi ve kuruluşu açısından The Big Lebowski’ye (Büyük Lebowski) esin kaynağı olan kesinlikle Raymond Chandler’ın romanlarıydı.”
Joel Coen: “Bence bizimle çalışmak iyidir. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu işi birlikte yaptığımıza göre işbölümü yaparız. Çalışmaya alıştığımız insanlarla çalışırken daha rahat ederiz.”
Ethan Coen: “The Big Lebowski’deki karakterlerin birkaçı kabaca gerçek insanlardan esinlenerek yaratılmıştır. Orta yaşlı, esrarkeş bir hippi ile tamamen Vietnam’da geçirdiği zamanla belirlenmiş, yaşamının o dönemine saplanmış bir adam tanıyoruz. Karakterlerimizin 60’ların ürünü olup 90’larda yaşamasını ilgi çekici bulduk.”
Joel Coen: “Hollywood’la tuhaf bir ilişkimiz var. Kendi tercihlerimiz dışında dışlandığımızı hissetmedik. Los Angeles’ta yaşamıyoruz, stüdyolarla film çekmiyoruz filan ama stüdyolarla ilişkilerimiz her zaman iyiydi. Biliyorsunuz, filmlerimizi finanse ettiler ve dağıttılar.”
Ethan Coen: “Sinema okulunun diğer büyük bir avantajı ise size karmakarışık bir deneyim olan film çekme sürecinin genel manzarasını görme fırsatı vermesi. Tabii ki ölçek çok farklı; fakat baskılar tümüyle aynı. Ama her şeyden önce sonuçlar daha az kritik. Bu, gerçeğe geçmeden önce yapay bir görüntüyle deneme yapmaya benzer.”
Joel Coen: “Filmlerin, özellikle de Hollywood filmlerinin çoğu işe yaramaz. Ama bu şaşırtıcı değil. Sağlıklı ve son derece verimli bir sanayinin doğal sonucu daha çok.”
Ethan Coen: “Bir filmi gerçekleştirmek, hayal ettiklerinizle elde etmenizin mümkün olduğu şeyleri sürekli olarak dengelemeyi öğrenmeniz gereken bir cambazlık numarası gibidir. Esnek olmayı, baskılar karşısında bükülebilir olmayı ve dış fikirlere açık olmayı bilmek gerekir. Aynı zamanda da istediğiniz filmi yapmayı başarmalısınız. Eğer bildiğinizden hiç şaşmayan bir tutum sergilerseniz, zıtlaşmalara yol açma riskine girersiniz ve sonuçta kazanan kişi olmanız da kesin değildir. Fakat her şeye boyun eğdiğiniz takdirde de hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.”
Ethan Coen: “Bir stüdyo için yazdığımız zaman yapımcılardan gelen yorumlara çok açığızdır. Halbuki eğer kendimizi için yazıyorsak böyle bir şeyi düşünemeyiz bile.”
Joel Coen: “Biz bütün filmin stor-board’unu çizeriz; ama bu sadece kendimizi güvence altına almaya yarar. Story-board’lar genelde biraz akademik olur ve orijinal olmaktan uzaktır. Sete geldiğimizde de story-board’lara öncelik tanımayız. Öncelik oyuncularındır.”
Ethan Coen: “Biz sırf yenilik yapma zevki için yenilik anlayışında değiliz. Bunu sadece klasik yaklaşım bizi tatmin etmediği zaman yaparız.”
Joel Coen: “(…) satın alınabilir dangalaklar ilgimizi çekiyor. The Hudsucker Proxy’de (Bir Şirket Komedisi) Sidney Mussburger, Blood Simple’da (Kansız) M. Emet Walsh, Barton Fink’te Jack Lipnick, Raising Arizona’da (Bebek Arizona) Arizona…hatta Fargo’daki Bill Macy…”
Ethan Coen: “Her şeye rağmen filmin sonucunda en çok etkisi olan unsur -en azından bizim filmlerimizde- oyunculardır.”
Joel Coen: “Fargo’yu Frances McDormand, Peter Stormare ve Steve Buscemi için yazdık.”
Joel Coen: “Miller’s Crossing’de (Miller Kavşağı) Bernie’nin (John Turturro) ormana götürülüp vurulduğu sahneden şikayet eden bir eleştirmen vardı Birleşik Devletler’de. Bu sahnenin Yahudilerin Avrupa’da katledilişlerini fazlaca hatırlattığını söylemişti. Sanırım karakterler konusunda fazla özgün olmanın getirdiği bir risk bu.”
Ethan Coen: “Biz kesinlikle senaryoya en sadık kalan yönetmenler arasındayız.”
Joel Coen: “Karakterleri coğrafi, sosyolojik ve etnik açıdan mümkün olduğunca özgün yapmaya bakıyoruz. Ne kadar özgün olurlarsa onları geliştirmek ve hem kendimiz hem de seyirci için daha ilginç kılmak o kadar kolaylaşıyor. Ama insanlar bunu gözden kaçırıyor ve bazen hata yapıyor, o bölgeyle ilgili bir önerme olarak algılıyorlar.”
Joel Coen: “Birlikte yazıyoruz. Sette ve montaj odasında da beraberiz. Yaratıcı kaprisimiz yoktur. Sadece bugüne kadar hep kendi senaryolarımızı çekebildiğimiz için şanslı olduğumuz düşünüyoruz. Başka birisinin malzemesini kullanarak çalışma fikrine felsefi olarak karşı çıktığımızdan değil ama zor olacağını düşünüyorum; çünkü bizim için işin büyük bölümü hikayenin kurulmasıyla başlıyor. Şimdiye kadar kendi yazdıklarımızdan daha ilgi çekici bir şey bulamadık.”
Joel Coen: “Bizim çalışmalarımızda film başından sonuna bizim kontrolümüzde: filmi yazıyoruz, yapımcılığını üstleniyoruz, gerçekleştiriyoruz ve kurgusunu yapıyoruz. Yani genel olarak istediğimiz şeyi elde etmeyi başarıyoruz. Hesap vermek zorunda olduğumuz hemen hemen kimse yok.”
Joel Coen: “(…) filmlerimizdeki karakterlerin çoğunun hiç hoş olmayan tipler oldukları doğru. Kaybedenler, ahmaklar ya da her ikisi… Ama aynı zamanda bu karakterler çok hoşumuza gidiyor; çünkü bu tür insanlar üzerine kurulu filmler göremezsiniz pek. İri kıyım süper kahramanlarla ilgilenmiyoruz.”
Joel Coen: “Blood Simple kaynağını belli şeylerden aldı; mesela korku filmlerine duyduğumuz sevgi gibi. –ki aslında o sırada korku filmlerinde çalışıyorduk. Ama bir korku filmi çekmek istemedik; kara filmle, ayrıca James M. Cain türü pulp fiction ile de çok ilgileniyorduk. Bütün bu ögeler zihinlerimizde biraraya geldi ve bu filmi ortaya çıkardı.”
Joel Coen: “… oyunculara tanıdığımız özgürlüğün de sınırları var. Mesela hiçbir zaman doğaçlama yapmalarına izin vermeyiz. Bazen metni biraz saptırdıkları olur; hatta eğer söyleyemiyorlarsa diyaloglarını bile kendileri yazdıkları olur; ama hiçbir zaman tümüyle doğaçlama yapmazlar. Oyuncuların çekimlerde doğaçlama yaptıkları tek an, tekrarlar sırasındadır.”
Joel Coen: “Usta yönetmenlerin çoğu her şeyden önce yazardır ve yönetmenliği, kağıda yazdıklarının ekrana sadık olarak yansıtmanın bir yolu olarak görürler. Fakat bu yöntem bizim için geçerli değil. Bizim hikaye anlatma ihtiyacımız tümüyle görsel nedenlerden kaynaklanıyor. Senaryo yazımı konusunda çok titiz olmamıza rağmen senaryoyu sadece fikirlerimiz ve film haline gelmiş sonuç arasında ulaştırıcı bir araç olarak görüyoruz. Senaryoya ve yönetime kesinlikle eşdeğeri vermeyiz. Bunun kanıtı ise zaman zaman Ron Howard ya da Sam Raimi gibi başka yönetmenler için de senaryo yazmamızdır. Fakat asla başka birinin senaryosunu filme çekmeyiz.”
kaynak: sinefil78.blogcu.com
http://img160.imageshack.us/img160/7241/normal019jg7.jpg
http://img160.imageshack.us/img160/6188/normal028sd3.jpg
http://img160.imageshack.us/img160/8623/normal026hn4.jpg
http://img363.imageshack.us/img363/4440/applestore1vd2.th.jpg (http://img363.imageshack.us/my.php?image=applestore1vd2.jpg)http://img363.imageshack.us/img363/5540/applestore2tn8.th.jpg (http://img363.imageshack.us/my.php?image=applestore2tn8.jpg)http://img363.imageshack.us/img363/6096/applestore3bj9.th.jpg (http://img363.imageshack.us/my.php?image=applestore3bj9.jpg)http://img363.imageshack.us/img363/5804/applestore5le3.th.jpg (http://img363.imageshack.us/my.php?image=applestore5le3.jpg)http://img363.imageshack.us/img363/4596/applestore6bs6.th.jpg (http://img363.imageshack.us/my.php?image=applestore6bs6.jpg)
100 yeni film klasikleri
http://img507.imageshack.us/img507/8171/fargolhi7.jpg
34. FARGO (1996)
Fargo,Coen kardeşlerin en zor,en eğlenceli ve en mükemmel anlattıkları hikayeleri
http://www.awardsdaily.com/wp-content/uploads/2008/06/bar-burn.jpg
son filmleri burn after reading 'in posteri çok yaratıcı olmuş hatta vertigo posterini bile anımsatıyor kadro harika mcdormand ve swinton yanyana izlemek zevkli olacak fragmana bakılırsa pitt yardımcı rolde ama her sahneyi calacak gibi gözüküyor , zaten venediğide açıyorlar bakalım ilk eleştiriler eylül de gelir bize de bir an önce izlemek kısmet olur inşallah...
elwiens_86 07-07-08, 19:04 Coen Kardeşler ve Oscar 2008
Sadece anne karnını veya aynı odayı değil, yönetmen koltuğunu da paylaştılar. Zekice yazılmış senaryolarla farklı sinema türlerini dolaştılar ve sayısız başyapıt ürettiler. Oscar 2008 artık onlarla anılıyor. Beyazperde yazarları olarak toplandık ve Oscar sonuçlarını öğrendikten sonra geçmişe dönüp baktık, Coen'ler bugüne kadar neler yapmışlar. Neler başarmışlar?
Ali Ercivan: Coen Kardeşler, yaklaşık 20 yıldır, Amerikan sinemasının en kendine özgü yaratıcıları olarak zihinlerde yer ettiler. Geniş seyirci kitlelerinin ilgisini çekebilmiş filmlere imza atmamış olsalar da, sinefil veya bizzat sinemacı olan herkesin gözünde yerleri özeldir. Dolayısıyla, benzer konumdaki tüm sinemacılar gibi onlar için de günün birinde Oscar kazanacakları beklentisi hep vardı. Ve tıpkı Martin Scorsese gibi onlar da en beklemedikleri anda ulaştılar Film ve Yönetmen Oscar’larına.
Zamanlama uygundu. Sıraları gelmişti. Filmlerinin gişesi de bu kez yeterince iyiydi. İşçilikleri ise muazzamdı. Akademi’yi mest eden klasik bir yapım yoktu onlara rakip çıkacak ve Oscar’da son yılların yükselen bağımsız sinema trendine şık bir zirve olması için Coen’lerin zaferi idealdi. Kimsenin bu duruma itirazı olamazdı. Olmadı da… Ama şahsi görüşümü soracak olursanız; ben hala en iyi filmlerinin, erken dönemlerinden Miller’s Crossing olduğunu söylerim.
Ayşegül Kesirli: Oscar Akademisi, istisnai durumlar haricinde En İyi Yönetmen ve En İyi Film gibi büyük ödülleri tek bir filmin başarısını göz önünde bulundurarak değil, geçmişte yeterince takdir etmediği sinemacılara borcunu ödemek için dağıtıyor bana kalırsa. Bu yüzden bu seneki Oscar yarışından No Country for Old Men'in galip çıkması şaşırtıcı değil. Ethan ve Joel Coen, Fargo ile kaçırdıkları En İyi Yönetmen ve En İyi Film ödüllerini No Country for Old Men ile kucakladılar diyebiliriz. Öte yandan ikilinin Fargo ve No Country for Old Men arasında kalan on bir senelik zaman diliminde ve öncesinde de birçok kez Oscar heyecanı yaşadığını unutmayalım.
Barton Fink, Nerdesin Be Birader? ve Orada Olmayan Adam gibi Coen filmlerinin görüntü yönetmenlerinin, oyuncularının ya da kostüm tasarımcılarının Oscar yarışına girdiği dönemlerde Coen Kardeşler hep geri planda kalmıştı. Dolayısıyla bu sene Oscar Akademisi, ikiliyi ödül yağmuruna tutarak geçmiş yıllardaki kayıtsızlığının kefaretini ödedi belki de. Böylelikle Coen kardeşler şimdilik sıralarını savmış oldular. Ama Akademi bu sefer de Paul Thomas Anderson’a borçlanmış gibi gözüküyor.
Oktay Ege Kozak: Akademi, nedense efsanevi yönetmenlerin uzun zaman önce çektikleri başyapıtlara değil de, sonradan çektikleri elle tutulur filmlere Oscar’ları dağıtmak gibi ilginç bir geleneğe sahip. Bu konuda ilk akla gelen isim tabii ki Taxi Şöförü, Kızgın Boğa ve Sıkı Dostlar ile bir kenara atılan ve Köstebek ile Oscar alan Martin Scorsese. No Country For Old Men, Köstebek'ten daha başarılı ve akılda kalır bir örnek olsa da, Coen'lerin 96 yılında Fargo ile bu ödülü hak ettikleri tartışılmaz. Yine de geç olsun da güç olmasın. En azından Coen kardeşler Scorsese gibi Oscar için 60 yaşına kadar beklemek zorunda kalmadı!
Orkan Şancı: “İki kafalı yönetmen” Coen kardeşler, 12 yıl önce karlı dağlarda Fargo ile başaramadıklarını çöl sıcağı altında bir başka “sakar” suç filmiyle başardı. No Country For Old Men, ihtiyarlara neden yer olmadığını anlatırken, kamera arkasındaki kardeşlerin çoktan hak ettiği altın heykelciğin habercisi gibi parıldamıştı zaten. Coen’ler, fazla zeki olmayan karakterlerin suça karışıp başlarına çorap örmelerini, hiç bu kadar heyecan verici anlatmamıştı. J. Bardem’in komik saçıyla terör estirmesi, yapısal bakımdan aslında “orada olmaması gereken” final sahnesiyle tam bir Coen klasiği, unutulmaz bir sinema dersi. Oscar bu kez gerçekten iyi bir filme gitti. Coen’lere gönlümüzde yer var!
Zafer İlbars: Coen kardeşler konusunda çok büyük laflar etmek istemem, ama illa ki haklarında bir şeyler söylemek gerekirse kendilerine "nüans ustaları" demek isterim. Gerçekten inşa ettikleri dünyalar, yakaladıkları nüansların yarattığı muaazzam farklılıklarla bizleri cezbediyor. Coen kardeşlerin filmlerinde büyük fotoğraflara bakarsak son derece sıradan öyküler göze çarpıyor. Ama o sıradan yollar birden bire öylesine esrarengiz ve maceraperest yan yollara sapıyor ki, her yolculukta bir sürpriz sizi bekliyor.
Bu sürprizlerin ve tabi ki ulaşılacak doyumların beklentisine girmek, buna hazırlıklı olmak bile vaad ettikleri deneyimlerin ne derece özel olduğunu kanıtlıyor. Sanırım insanların her Coen kardeşler filminden sonra değişik hallere bürünüp, bu adamların filmlerinden aldıkları hazzı en orijinal biçimde anlatma yarışına girmesi de bununla alakalı. Adamlar seyircisini bile bir üslup sahibi yapıyor. Zaten bu sevgili kardeşlerimizin Oscar törenindeki hal ve tavırlarını görünce o acayip filmlerin nasıl çıktığını anlıyorsunuz. Her iki yönetmene de, her türlü övgüyü “kardeş payı” olarak göndermek gerek.
Serdar Kökçeoğlu: Doksanların sonunda sinema eğitimi almaya başladığımda, Coen kardeşler "film izleyen" sinema öğrencilerinin gözünde oldukça ilginç bir yerdeydi. Onların yaptığı komedi sineması bir tür "akıllı" komedi sineması gibiydi. Elektronik müzikteki "Intelligent Dance Music" gibi. Elektronik müziğin akademik, ciddi ve deneysel yönüyle ilgilenenler için düşünülmüş olan bu isim altındaki müzikte ağır ve kasvetli melodilerle dans müziği birleşiyor ve ortaya bir tür "beyin dansı" çıkıyordu. Galiba bu "beyin dansı" Coen kardeşler'in filmlerine de uyuyor.
Bir yanda gayet zekice yazılmış, ders niteliğinde bir senaryo, öte yanda dansı hatırlatan esrik bir eğlence. Komedi sinemasını hafif bulanların bile utanmadan sıkılmadan keyif aldığı filmler bunlar. Belki en karanlık ve kasvetli filmlerinden biri olan İhtiyarlara Yer Yok'ta bile göz önünde olmayan, yorumlanmayı bekleyen sağlam bir mizah var. Şüphesiz ayakta alkışlanacak bir deneme. Fakat Oscar gecesi değil; ben doğrusu bu performansımı Kan Dökülecek için saklamıştım.
Kaynak: Beyazperde
http://img175.imageshack.us/img175/1934/tn2nvbd54du9.jpg
http://img214.imageshack.us/img214/4765/tnj7vj1fgb8.jpg
(Film)Erin Nolan makalesi:
Dark Knight'ı geçebilecek yedi film
1. Quantum of Solace
2.Hamlet 2
3.Harry Potter and the Half-Blood Prince
4. Burn After Reading
5. Body of Lies
6. Australia
7. Revolutionary Road
4. Burn After Reading: Bu kara Komedi jeneriğindeki Coen Biraderler, Tilda Swinton ve George Clooney gibi isimler geçen yılın Oscarlarında kim kimdir yorumu gibi.Bu listeye Frances McDormand ve Brad Pitt’i de ekleyince sanırım bu çeteyi gelecek martta Kodak Tiyatrosunda görebiliriz.
Usta yönetmenlerin son filmleri
David Fincher, Coen Kardeşler, James Cameron ve Martin Scorsese gibi usta yönetmenlerin son filmleri bu sezondan itibaren gösterime girecek. Merakla beklenen yapımlardan biri de Heath Ledger’ın tamamlayamadığı ‘The Imaginarium of Doctor Parnasus’.
http://www.ntvmsnbc.com/news/289713.jpg
COEN BROTHERS - BURN AFTER READING
En son ‘İhtiyarlara Yer Yok’ ile Oscar kazanan Joel ve Ethan Coen yeni filmleri ‘Burn After Reading’ ile 12 Ekim’de hayranlarıyla buluşuyor. ‘İhtiyarlara Yer Yok’a göre daha ‘hafif sayılabilecek filmin John Malkovich, George Clooney, Brad Pitt, Tilda Swinton ve Frances McDormand gibi herkesin iştahını kabartacak bir kadrosu bulunuyor.
Coen’lerin her zaman beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Roger Deakins’in yerine Emmanuel Lubezki’nin yer aldığı kara komedi tarzındaki film, yazdıklarının bulunduğu diski kaybeden bir CIA ajanının etrafında gelişiyor.
kaynak: Ntvmsnbc
Coen Biraderler A Serious Man oyuncularını seçti
Coen Kardeşler kara komedi A Serious Man filmi için Michael Stuhlbarg ve Richard Kind ile anlaştılar.Filmin çekimleri gelecek ay Minneapolis'te başlayacak.
http://img207.imageshack.us/img207/3969/82567536fk9.jpg
http://img207.imageshack.us/img207/8039/82567426mj4.jpg
http://img207.imageshack.us/img207/6765/82568150bt2.jpg
http://img207.imageshack.us/img207/4666/82567235as3.jpg
http://img207.imageshack.us/img207/433/82567203hj5.jpg
http://img385.imageshack.us/img385/4640/82572204dc3.jpg
http://img385.imageshack.us/img385/8821/82571884mu5.jpg
http://img513.imageshack.us/img513/6842/ph2es433cuh64bmoj4.jpg
http://img513.imageshack.us/img513/8917/ph9w8baacli5bhmil0.jpg
http://img513.imageshack.us/img513/6888/ph2dj433oehp46mjf7.jpg
http://img513.imageshack.us/img513/3174/phmpyonnwx79qrmno7.jpg
http://img167.imageshack.us/img167/1553/82572907kr0.jpg
http://img167.imageshack.us/img167/1235/82572756ey8.jpg
deadly_angel 12-09-08, 13:52 Coenler Adamlarını Buldu
Coen Kardeşler yeni filmleri A Serious Man için oyuncu kadrosunu toparlıyorlar. Michael Stuhlbarg ve Richard Kind'ın yer aldığı yeni Coen filmine Adam Arkin de katıldı.
1967 yılında geçen hikayede Michael Stuhlbarg ve Richard Kind iki kardeşi canlandıracak. Film, Larry Gopnik adındaki profesörün beceriksiz erkek kardeşi nedeniyle alt üst olan hayatını konu ediniyor. Coenler'in senaryosunu yazıp yapımcılığı da üstlendikleri filmşn çekimleri Minnesota'da gerçekleştirilecek.
Kaynak: FilmGenTr
deadly_angel 15-09-08, 12:20 Gişe Coenler'le Yanıyor
Coen Kardeşlerin son filmi Burn After Reading, gösterime girdiği hafta sonu 19 milyon dolarlık hasılat elde ederek gişenin ilk sırasına yerleşti. Brad Pitt ve George Clooney'in başrolü paylaştığı filmin ülkemizdeki gösterim tarihi henüz belli değil.
En çok izlenenler listesinde ikinci sırayı Tyler Perry'nin The Family That Preys'i aldı. 18 milyon dolarlık bir gişeye sahip olan filmin Coenler'inkine yakın bir hasılat elde etmesi dikkat çekti. Gişenin üçüncü ismi Robert De Niro ve Al Pacino'nun başrolü paylaştığı Righteous Kill oldu. Film 16 milyon dolarlık gişe hasılatı ile haftasonunda en çok izlenen üçüncü film olmayı başardı.
Kaynak: FilmGenTr
|
|