Tüm Versiyonu Göster : Uzay Hepari
gece melek ve bizim cocuklari izleyin ve oyunculugunu görün benim cok basarili buldugum biriydi ama maalesef artik yasamiyor 1994 yilinda onu kaybettik 29 yasinda aramizdan ayrildi 1 tane filmi vardir oda bu bahsettigim filmdir gece melek ve bizim cocuklar
http://img152.imageshack.us/img152/2429/ikkenavngivet1110es.png (http://imageshack.us)
mototbisikletiyle kaza gecirip¨ölen insan seni hicbir zaman unutmuyacam rahat uyu
iyi bir oyuncu olacaktiki öldü yazik oldu
princess_fiyona 25-09-06, 15:13 İşte, junior Uzay
Beş yıl önce çok sevdiği motosikletiyle can veren Uzay Heparı'nın oğlu, tıpkı babasına benziyor
Amann Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni modacı Zeynep Tunuslu, yıllar önce Sezen Aksu'nun unutulmaz eserlerine imza atan Uzay Heparı'yla evlenerek tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Bu fırtınalı evliliğin bir de meyvesi olmuştu. Ancak Zeynep Tunuslu çocuğunu dünyaya getirmeden Uzay Heparı talihsiz bir motosiklet kazası sonucu yaşamını yitirmişti. Tunuslu da babasının ölümünden sonra doğan çocuğuna sevdiği erkeğin, Uzay'ın adını koymuştu.
Aradan yıllar geçti. Tunuslu, Değer Elöve'den ayrıldıktan sonra Amann'a fotoğraf çeken Ahmet Ağaoğlu'yla aşk yaşamaya başladı. Modacı geçtiğimiz gece, bir yıldır birlikte olduğu Ağaoğlu ve beş yaşındaki oğlu Uzay'la, Ayna konserini izlemeye gitti. Sevgilisiyle iyi anlaştığını hareketleriyle belli eden modacı konseri büyük ciddiyetle izledi. Ağaoğlu ise, Uzay'ı kucağına alıp basına poz verdi. Öte yandan, Tunuslu, sevgilisi Ağaoğlu'yla evlendikleri yolundaki söylentilerle ilgili olarak ise yorum yapmadı.
http://img149.imageshack.us/img149/8970/mag04ss2.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 25-09-06, 15:17 Tıpkı babası
Zeynep Tunuslu’nun 1994 yılında bir motosiklet kazası sonucu hayatını kaybeden müzisyen Uzay Heparı’dan olan oğlu Uzay Kanat Heparı, büyüdükçe babasının kopyası haline geliyor.
Babasının ölümünden sonra, 1995 yılında dünyaya gelen küçük Uzay’a çok düşkün olan modacı Tunuslu da, onu neredeyse hiç yanından ayırmıyor. İlk evliliğinin ardından fotoğraf sanatçısı Ahmet Ağaoğlu ile evlenen ancak şiddete maruz kaldığı gerekçesiyle bu evliliği noktalayan Tunuslu, ‘Benim Uzay Heparı ile evliliğim hálá sürüyor. Onun yerini kimse tutamaz’ diyor.
http://img149.imageshack.us/img149/9160/011937800bh0.jpg (http://imageshack.us)
princess_fiyona 25-09-06, 15:22 Korsan torunu modacı Cemal A. Kalyoncu
Çılgın kime denir? Ya da çılgın olmak için ne yapmak lazımdır? Önce tasarımlarıyla tanıdığımız, son yıllarda da gazetecilik yönüyle karşımıza çıkan Zeynep Tunusluoğlu, kendisini çılgın olarak kabul etmese de o etiket ona çoktan yapıştırılmış bile:
“Çılgınlık bence daha yüksek düzeyde olmalı. Özgür olmak gerekiyor. Benim bir sürü sorumluluklarım var. Aileme karşı, çocuğuma karşı... Çılgın olabilecek bir lüksüm yok.” Böyle olunca, bir kez daha fark ettim ki, sihirli camdan izlediklerimiz ile yazılı basının, kişiler hakkında bizlere aktardıkları gerçekleri yansıtmıyor sanki. Ya da kişiler zamanla değiştiklerinin farkında değiller. ‘Siz de yazılı basının bir temsilcisi değil misiniz?’ sorusunu sormak hakkınız, biliyorum, ama...
— Peki o zaman bu ‘çılgın’ etiketini kimler, niçin yapıştırmıştı Zeynep Tunusluoğlu’na?
“O senelerdeki kalıpların dışında bir koleksiyon hazırlamam belki çılgınlık oldu. Ya da herkesin kalıplaşmış fikirlerini takip etmemem... Ekip halinde hiç hareket etmedim. Bireysel davranışlarım çılgınlık olarak yorumlanıyor olabilir.”
Modacı Zeynep Tunusluoğlu, 12 Mart’ın Hava Kuvvetleri eski Komutanı Muhsin Batur Paşa’nın tam da o tarihlerde genel sekreteri olan Mustafa Kemal Tunusluoğlu’nun kızıdır. Soyadından da anlaşılacağı üzere, Mustafa Kemal Bey, aslen Tunuslu’dur: “Herhalde korsandılar. Gemi ticareti yapmışlar. Denizle uğraştıklarına göre... Tunus’tan gelip Arnavutluk’a yerleşmişler.” Mustafa Kemal’in babası, Zeynep Tunusluoğlu’nun da dedesi olan Niyazi Zekeriya eşi Mai Zübeyde Hanım’ı da alarak Bursa’ya gelmiş ve askeriyeye girerek jandarma binbaşı rütbesiyle emekli olmuş birisidir. Onun iki çocuğundan biri olan ve 1929’da doğan oğlu Mustafa Kemal Tunusluoğlu ise önce mimar olmak ister. Ancak ekonomik şartlar yüzünden ailesine yük olmamak için askeriyeye girer ve bütün okullarını birincilikle bitirir. Fransız Hava Harp Akademisi mezunu olan Tunusluoğlu, 1974’te Hava Kurmay Albay olarak askeriyeden istifa eder. NATO karargahlarında da görev alan Tunusluoğlu, 1975’ten sonra ise bir süre THY’de vazife üstlenir. Ardından Agasi Şen ile kurduğu Bursa Hava Yolları’nda genel müdürlük yapar. Çeviri kitapları da olan Tunusluoğlu, evliliğini ise Mekke Kadısı’nın oğlu Molla Esat Efendi’nin oğlu Eskişehir’e gelip yerleşmiş makina mühendisi Mehmet Sedat ile Rumelili Hidayet Havva (Haverikzade) Duransoy’un kızı, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Ayla Hanım’la yapar.
Zeynep Tunusluoğlu işte bu, 1993’te vefat eden Mustafa Kemal ile Ayla Tunusluoğlu çiftinin iki çocuğundan (diğeri bugün sigortacılık yapan Ahmet Zekeriya’dır) küçüğü olarak 27 Mayıs’tan iki yıl sonra dünyaya gelir. Ve Zeynep henüz dört yaşında iken babasının Moskova’da hava ataşeliği görevine getirilmesi ile aile de buraya gider. İki yıl sonra (1968’ler) Mustafa Kemal Tunusluoğlu’nun görev yeri, Mürted Hava Üssü F—104 Filosunun ilk komutanı olarak Diyarbakır’dır: “Diyarbakır’ın anılarımda çok parlak bir yeri var. Kadınların yerel giysilerinin renkleri, şallar, lastik ayakkabılar... Görsele olan düşkünlüğüm ve bağlantım orada atılmış diyebilirim.” Diyarbakır, küçük Zeynep’i büyülemiştir. İki yıl sonra, ailenin yeni ikamet yeri Ankara olur. Eğitimine burada Maltepe İlkokulu’nda başlayan Zeynep, diplomasını, babasının İzmir NATO karargahına tayin olması ile de Hakimiyeti Milliye İlkokulu’ndan alır: “Çok iddialı bir öğrenci idim. Hırslı idim. Detaylarla çok ilgilenirdim. Kim ne giymiş, kimin kulağı ne renk..?” Zeynep’in sanata ilgi duymasında Diyarbakır’ın dışında ailenin de etkisi vardır: “O beslenmekle ilgili. Anneannem minyatür sanatçısı. Babam resim yapıyor. Ailede devamlı müzik çalınıyor. Annemle babam gönüllü olarak turizm rehberi de oldular. Hafta sonları mecburi olarak arkeolojik gezilere gidiliyor.” İşte böyle bir ortamda yetişen Zeynep, henüz 11 yaşında iken kendi elbisesini kendisi diker.
Zeynep Tunusluoğlu, derken 1980’de mezun olacağı Ankara Koleji imtihanını kazanır. Babası İstanbul’a tayin edilirken o da Ankara’nın yolunu tutar ve yatılı olarak okuyacağı kolejde iddialı bir öğrenci tipi sergiler: “En iyi olabilmek için çalışırdım, yoksa birşey öğrenmek için değil.” Nergis Kumbasar, Füsun Önal ve Reha Muhtar gibi bugünün tanınmış simaları arkadaşları arasında yer alan Tunusluoğlu, tıp veya güzel sanatlar okumak istemesine rağmen ilk tercihi olan Hacettepe İngiliz Filolojisi’ni kazanır: “Darbe senelerinin sonu idi. Askerlerin gölgesi altında bir sene okula gittim. Nefret ettim. İntibak edemedim üniversiteye. Askerin kontrolüne girdiğimiz senelerdi. Onu hatırlıyorum.”
Zeynep Tunusluoğlu’nun, babası muhtıracıların çok yakınında bulunmasına rağmen, evde konuşulmadığı ve kendisi de küçük olduğu için anılarında bu yıllardan hiçbir kayıt yoktur.
— Neler hatırlıyorsunuz o yıllardan?
“Evde böyle şeyler konuşulmazdı.”
— Daha sonraki yıllarda babanızın darbe yapanlarla beraber olduğunu fark ettiğinizde ne düşündünüz?
“Babam istediği anda tek başına birşeyler yapabilecek potansiyele sahipti. Koskocaman bir hava üssünün komutanı idi. Ama babam iktidarını öyle kullanacak biri, politik iktidara alet olacak bir adam değildi.”
— Darbelere nasıl bakıyorsunuz?
“Beceriksiz politikacılar oldukça asker darbe yapacaktır. Türkiye’yi demokratik bir ülke olarak da görmüyorum zaten.”
— Zeynep Tunusluoğlu, babasının kızı olduğu için mi böyle söylüyor yoksa gerçekten inandığı için mi?
“Benim inancım sonuçta bu. Ne yazık ki böyle. Keşke asker darbe yapmak zorunda kalmasa. Ama iyi yönetilmeyen bir ülkede kesin sonuç bu. Benimle babam arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz. Ben o zamanlar büyük olsa idim babamı teşvik ederdim darbe yapsın diye. Onun yerinde olsa idim ben de darbe yapardım diyorum.”
Tunusluoğlu, üniversite eğitimini yarıda bıraktıktan sonra Milano’ya gider. Bir süre sonra Türkiye’ye döner ve çalışma hayatına atılır. Tina adlı bir Yahudi hanımın yanında iş hayatına giren Zeynep Tunusluoğlu, altı ay sonra, bir moda fuarında Mudo’nun sahibi Mustafa Taviloğlu’nu görür: “Sizde çalışmak isterim diye teklifte bulundum.” İki yıllık vitrin dekoratörlüğünün ardından bu sefer Mualla Özbek’in yanında çalışmaya başlar. Bu arada da İstanbul Maslak’ta küçük bir yer kiralayarak kendi işini kurma yolunda ilk adımını atar Tunusluoğlu: “O kulübede o yaz bir koleksiyon yaptım. Kertenkeleli tişörtler. Param da yoktu. Otobüse binip Vakko’ya gidip, saatlerce bekleyip, ‘Bu tişörtlerimi görür müsünüz? dediğim oldu. Sonuçta bir çok firmadan siparişler aldım. Ve bir senenin sonunda orası dar gelmeye başladı.” Yıl 1986’dır. Tunusluoğlu, imzasını büyütmektedir. Yerini de değiştirir ve Osmanbey’de bir mağaza açar. Ardından Ankara ve İzmir’de mağazalar... Birden bire büyür ve 1996’ya kadar mağaza sayısı 30’lara kadar yükselir.
Müzik ve mimari akımlardan beslenerek isminden söz ettiren bir tasarımcı haline gelen Zeynep Tunusluoğlu, işte bu sırada ‘çılgın modacı’ etiketini de yer: “Madonna beni her zaman çok etkilemiştir. Mozaik müzeleri ve Osmanlı tarihi çok etkileyici. Otantik olan çizgilere her zaman yer verdim. Bir şalvarı ceketle karıştırarak modern çizgiye getirebilmek... Bir mevlevi dervişinin dönüşü bile etkiliyor.” 1995’te oğlu Kanat (1993 sonunda besteci Uzay Heparı ile evlendi. Heparı, evlendikten altı ay sonra geçirdiği bir motosiklet kazasında hayatını kaybetti) doğduğu için meleklerden esinlenerek yaptığı ‘melekli’ ve ‘tılsımlı’ koleksiyonlarını, tasarladığı onca koleksiyon arasında unutamadıkları olarak öne çıkaran Tunusluoğlu, aşırı büyümeyi kaldıramadığı için toparlayamaz. Ve 1996 senesinde tıkanır: “Dedim ki, ben en iyisi yine bakkal olayım. Çünkü özgürlüğümü kaybediyorum. Dükkanımı atölye haline getirdim.” 1995’te oğlu Kanat için birinci yıl armağanı olarak bir de kitap yazan Tunusluoğlu, 1996’dan sonra da gazeteciliğe soyunur: “Bugüne kadar her işimi kendim teklif ettim. Kimse bana iş teklif etmedi.” Doğan Grubu’nda kısa süre de olsa çıkan Haber Extra adlı dergide bir sayfa hazırlamaya başlar. Bir süre sonra Donna adlı kadın dergisinin başına getirilmek istenir. Ancak Tunusluoğlu, kendi dergi projesini hazırlama fikrini geliştirir. Aman dergisini çıkarır ortaya: “Altı ay bunu kim çıkaracak diye araştırdım. Sonuçta Akşam grubu ‘tamam’ dedi. İki ayda bir 164 sayfa olarak çıkıyor şimdi. 164 tane elbise hazırlar gibi projelendirmek, zaman zaman fotoğraf çekmek, araştırma yapmak beni manevi olarak tatmin ediyor. Öyle çokça iddiam yok. Şuyum olsun, buyum olsun diye hırslarım da yok. Hırsım kendimi daha fazla geliştirmek... En önemlisi sağlıklı ve huzurlu olabilmek.” Uzun zamandır tasarım dünyasında gözükmeyen Zeynep Tunusluoğlu, ‘kendisini hatırlatmak’ için yakın zamanda ‘minik’ bir koleksiyonla yeniden karşımıza çıkacak: “Tekrar boyaların içine girmek bana iyi gelecek. Tasarımcılık benim kimliğim zaten.”
Kollektif hareket etmeyen, bu yüzden hiç bir yere de üye olmayan Tunusluoğlu için oğlunun doğumu dışında babasının vefatı da bir dönüm noktası olmuştur: “Babam ölünce bir ansiklopedi dağıldı ve kağıtları yere uçtu sanki.” Ailesi dışında Mualla Özbek, Mustafa Taviloğlu ve Aykut Hamzagil’in kendisine verdiği destekleri unutamayan, doğu kökenli ve daha çok ‘tramlı müziklerden’ hoşlanan, Bilgi Üniversitesi’nde Nesrin Topkapı’dan oryantal dans kursları alan ve insanları incelemeye meraklı olan Tunusluoğlu, hayatın, faturaları ödemek için para kazanmak dışında başka bir anlamı daha olduğunun bilincindedir: “Dini fikirlerimi de size söylemek isterim. Sonuçta bence gerçek içsel sevgi önemli. Allah gibi büyük bir gücün var olduğuna inanmak istiyorum. Allah’ın herkese aynı yeteneği verdiğine inanıyorum. Sadece kendini ifade etme biçimindeki cesarettir, bizi farklı kılan.”
princess_fiyona 25-09-06, 15:27 UZAY: MÜZiKLE KURULAN ASK
Hatiralar,
basucumda nöbet tutar gece - gündüz,
bekler beni.
Düslerim var benim, hayallerim var.
Fikrim derya, deniz.
Fikrim geri getirir seni.
Dualarim var, duvarlarim var.
Yazarim, söylerim yana yana ismini
Yarida kaldi sarkilar, aman
Bu yaraya deva degil zaman
Bunlar, Sezen Aksu'nun 1994 Mayis'inda kaybettigimiz Uzay Hepari için sonunda yazmayi basarabildigi ilk sarkinin sözlerinden parçalar... Bu sarkiyi, Levent Yüksel yeni kasedinde okuyacak. Bu sene de, Rumeli Hisari Konserleri'nde Sezen'in yeni vokalisti Emre okudu. Çünkü, Minik Serçe'nin dedigine göre, kendisi "mümkün degil, okuyamaz".
Uzay, 1968'de dogdu. Yesilköy'de yasadi. Amerikan arabalarini, geceyi, neseyi, tekilayi, müzigi, dansi ve kadinlari sevdi. Bir de hizi. Dolu dolu yasamayi seçti. Enerjik ve maceraciydi. Bazilarindan uzun yasadi. Birilerinden erken öldü. Ayrildiginda yirmi alti yasindaydi. Yasarken 'kask' kullanmadi. Ölürken de 'kask' yoktu basinda.
Konservatuari bitirdikten sonra, Sezen Aksu'yla çalismaya basladi. Sezen'in ruhani liderligini yaptigi grubun, ya da "klan"in yildizi oluvermesi hiç de zor olmadi. Çaliskanligi, nesesi, yetenegi, yeni siirlere, yeni seslere yatkinligiyla ve elbette ki ince yakisikliligiyla baska türlüsü de beklenemezdi. Bu arada Sezen Aksu'nun sevgilisi oldugu dedikodusu da çikarildi. Orasi kimseyi ilgilendirmez, ama çok iyi bir dostu oldugu açik...
Minik Serçe, Uzay'la olan iliskisini söyle açikliyor:
" Müzikle kurulan ask çok daha derin iliskilere sebep oluyor."
Uzay'in ölümünü çözemedigini sürekli yineleyen Aksu, bir röportajinda, O'nu özlemekten öte, 'içinin yandigini, hala yandigini' söylemistir.
1994 Agustos ayinda verdigi bir röportajda Uzay'i rüyasinda görmek için çabaladigini, çevresindeki bir çok insan görmesine karsin, kendisinin O'nu hala göremedigini söyleyen Sezen Aksu; bir sene kadar sonraki bir röportajinda rüyasinda O'nunla dertlesebildigini kendinin ve Uzay'in hayranlarina müjdelemistir.
Dogruyu söylemek gerekirse, Sezen ve Uzay'inki gibi bir iliskiyi bir kaç paragraflik bir yaziya indirgemek haksizlik olur. Bu konuda söylenebilecekler zaten söylenmesi gereken kisi tarafindan söylenmis, gerisi bize düsmez...
Hatiralar,
basucumda nöbet tutar gece - gündüz,
bekler beni.
Düslerim var benim, hayallerim var.
Fikrim derya, deniz.
Fikrim geri getirir seni.
Dualarim var, duvarlarim var.
Yazarim, söylerim yana yana ismini
Yarida kaldi sarkilar, aman
Bu yaraya deva degil zaman
http://img151.imageshack.us/img151/1728/uzayvv9.gif (http://imageshack.us)http://img50.imageshack.us/img50/4466/uzay2ah0.gif (http://imageshack.us)
princess_fiyona 25-09-06, 15:30 `Uzay`la birlikte oldum diye Sezen beni kovdu`
Yıldız Tilbe, `Dobra Dobra` programında Sezen Aksu`yla 15 yıllık dargınlığının nedenini açıkladı. Tilbe, Minik Serçe`nin eski aşklarından Uzay Heparı`yla bir gecelik ilişki yaşadığını ve sanatçının kendisini bu nedenle evinden kovduğunu söyledi
Yıldız Tilbe, `Dobra Dobra` programında Sezen Aksu`yla 15 yıllık dargınlığının nedenini açıkladı. Tilbe, Minik Serçe`nin eski aşklarından Uzay Heparı`yla bir gecelik ilişki yaşadığını ve sanatçının kendisini bu nedenle evinden kovduğunu söyledi16.05.2006Yıldız Tübe, yıllardır sakladığı sırrını ilk kez Şenay Düdek ve Müge Anlı`ya açıkladı. Tübe, Dobra Dobra`da `Seni İstanbul`a getiren ve evini açan Sezen Aksu`yla 15 yıldır dargınsınız, nedeni nedir?` sorusuna açık yüreklilikle yanıt verdi: `Evet 1990`da beni izmir`de çalıştığım Pırlanta Gazinosu`nda dinleyip elimden tutan ve evini açan Sezen Aksu`dur. 9 ay ona vokalistlik yaptım. Orkestrasında görevli olan Uzay Heparı ile o ayrıldıktan sonra bir gecelik ilişki yaşadım. İkimiz de sarhoştuk. Sabah gözümü açtığımda aynı yataktaydık. Ağlayarak Sezen`in yanına gittim. `Yapmamam gereken bir şey yaptım özür dilerim` dedim. O da `Evet yapmamalıydın. Bu yüzden artık evimde kalamazsın` dedi. Bunun üzerine evden ayrıldım.`
Beraber yaşıyalım dedi kabul etmedim
Tilbe şöyle devam etti: `O dönemde Sezen`in Uzayla ilişkisi bitmişti. Ahmet Utlu`yla beraberdi. Bitse bile onun beraber yaşadığı adamdı. Yapmamalıydım. O günden sonra da ağzıma içki sürmedim. Sezen`i seviyorum. Hatalıyım. O en büyük. `Beni Al Onu Alma` şarkısını bana yazıp yazmadığını kendisine sormak lazım. Herkes içkili olduğu zaman her türlü hatayı yapabiliyor. Uzay sonra benimle yaşamak istedi ama ben kabul etmedim.` Tilbe, ayrıca rahmetli Heparı için özel bir şarkı yazmadığını `Ben aşklarım için şarkı yapıyorum. Çelişkilerim için değil` dedi.
iyi bir oyunculuk sergilemisti gece melek ve bizim cocuklarda
yazık yaaa .. gencecikti. :(
Eğer yaşasaydı onu kimbilir ne güzel projelerde izleyecektik. Şu anda yaşayan jön dediğimiz insanlarla anılacaktı onun adıda. Allah Kanat a uzun ve sağlıklı ömürler versin inşallah. Babasına doyamadık belki ilerde oğlunu izleriz ekranlarda.
Sevgiler
kazayı demet akbağla yapmışlardı galiba dimi??ben öyle bişey hatırlıyorum
oyunculuğunu hatırlamıyorum gece melek ve bizim çocuklarla ilgili hatırladığım tek şey müzikleri göhan kırdara aitti
Keşke ölmeseydi çok küçüktüm ama öldüğü dönemi hatırlıyorum Döenmin en önemli aranjör, prodüktörlerindendi
Müzisyenliğini çok iyi hatırlıyorum Sezen Aksu ve pek çok yandaşları Demet Sağıroğlu, Aşkın Nur yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel albümlerinin aranjörlüğünü o yapardı
Ve bu yaz öğrendiğim bir habere göre Yıldız tilbe ve sezen Aksu arkadaşlığı Yıldız Tilbenin sezen aksuya olan ihaneti yüzünden bozulmuş Sanırım Sezen ve Uzay sevgiliymiş ve Yıldızla uzay beraber olmuşlar Sezen büyük ihtimalle uzay öldükten sonra affetmiştir ama yıldızla hala küsler Bu yaz yıldız anlattı bunları
Uzay Hepari denince aklima muzik geliyor. sezen Aksu, Levent yuksel, Demet Sagiroglu gibi sanatcilarla calismisti.
Filmini izlemek nasib olmadi.
onun icin yazilmis bir sarkidan;
yarida kaldi sarkilar aman
bu yaraya deva degil zaman
ates dustugu yeri yakar
bu duzeni bozuk dunya yalan
ötme bulbul ötme
can ayazda kista
sen gönul terketme
sarkilar siirler yasta..
Muzigin ruhu eksilmistir ondan sonra..
haklısın gerçekten bence de müzik için büyük bir yetenekti
ne kadar az yol almisim
ne kadar az yolun basindaymisim meger
elimde yalandan kocaman rengarenk oyuncak zaferler
kucugum daha cok kucugum...
http://img187.imageshack.us/img187/102/uzayheparijt4.jpg (http://imageshack.us)
mekanı cennet olsun..
http://img209.imageshack.us/img209/654/uzayjq7.jpg
oyunculuguda iyiydi bir filmi var zaten
http://img61.imageshack.us/img61/263/bscap0071nzqz0.jpg
http://img103.imageshack.us/img103/9016/bscap0018gxrd4.jpg
http://img466.imageshack.us/img466/7758/bscap0032jctb0.jpg
http://img59.imageshack.us/img59/6193/bscap0158qg6spoz2.jpg
hulyafan_88 11-04-07, 09:11 Uzay Hepari 1968 yilinda dogdu.Saint Benoit 'dan mezun oldu ve konservatuar okudu. Sezen Aksu ile muzik uzerine ortak calismalar yapti. Zeynep Tunuslu ile evlendi. 20 Mayıs 1994 tarihinde motoru ile giderken park halindeki Demet Akbağ 'ın arabasına çarptı ve 11 gun bitkisel hayatta kaldiktan sonra 31 Mayıs 1994 tarihinde öldü.
hulyafan_88 11-04-07, 09:22 -ukalalık ya da megalomani olarak algılanmasın ama
bazı insanların yolculukları diğerlerinden uzun oluyor
ben yaşıtlarımdan erken geliştim
farklı bir hayat yaşıyorum
benim kıstaslarım onlarınkinden her zaman farklı oldu
genellikle beraber olduğum kadınlar benden yaşça büyüktü
normal yaşamda ayakları çok yere basan bir adamken bir yanım da çok maceracı
her günü sürprizle bekliyorum
yarın ne yaşayacağım acaba diye
hiç program yapmam örneğin
bir de geceleri yaşamaktan hoşlanıyorum
gece olduğu anda enerji toplamaya başlıyorum
bu çocukluğumdan beri böyle
erken yatamıyorum
genel bir sorumsuzluğum var hayata karşı
tek sorumluluğum piyano, müzik
ne yapacağımı bilememek özgürlüğümü yaşatıyor bana
ve bu durum çok hoşuma gidiyor
yaşlılığı çok düşünüyorum ben
yaşlandığım zaman bu heyecanları yine taşıyacağım mı diyorum ***
attila ilhan'ın bir lafı vardır ya, aslında idam mahkumlarıdır yaşlılar, diye
bu yüzden her şeyi yaşamak istiyorum
hızlı yaşamaktan ben de zaman zaman korkuyorum
ama ilerisini şimdiden göremem
yani hızlı yaşayıp bütün yaşanacak şeyleri tüketmekten korkuyorum
bazı keyifleri belirli yerlere bölmeye çalışıyorum ama
yaşanacak çok şey de var
hayata karşı çok büyük enerjim var....
uzay hepari 11 gün bitkisel hayatta kaldiktan sonra 1994de öldü öldügünde 29 yasindaydi daha cok gencti
Malesef sanat için bu dünya için büyük önem taşıyan insanları erken kaybediyoruz. Uzay da kaybettiklerimizden.Bugun yaşıyor olsaydı eminim kalbimize yer etmiş şarkılara imza atmaya devam edecek, Türkiyenin aranan oyuncularından olacaktı. Sözler bazen duyguları ve düşünceleri tam anlatmaya malesef yetmiyor. Ne diyelim Allah mekanını cennet etsin.
bende bu ismi nereden hatırlıyorum diyorum
allah rahmet eğlesin
yaşasaydı eminim çok güzel işler yapacaktı.tıpkı kerim tekin,ajlan büyükburç,barış akarsu gibi.
Allah nur yağdırsın üzerlerine.kalplerimizde yaşıyorlar hepsi
Daha,
Sorulur mu hiç kader, daha
Biçtiğin yarın nedir merakla beklerim
Daha,
Yorulur muyum sanıyorsun
Geçtiğim o üç beş aşk ile biraz acı
Daha,
Çok olmalı
Yok olmalı
Yeter mi bu acı, ah bu acı
Daha,yetmiyorsun,yetmiyor,daha
Yenik düşer diye, bekleme boş yere
Daha,
Vazgeçermiyim sanıyorsun
Geçtiğim harabeler hala ayaktalar
Daha,
Çok olmalı
Yok olmalı
Yeter mi bu acı, ah bu acı.
|
|