Tüm Versiyonu Göster : Gülse Birsel
bence tamamını okumamış zaten o ,belli birkaç yerini okumuş,anladıklarını(ki tabi ki yanlış olarak) yazmış,vermiş veriştirmiş geçmiş:)tamamını okusa bu şekilde çıkarımlar yapamazdı diye düşünüyorum:P
tanrıverdi
10-01-07, 14:59
ya zaten baştan konuyu yanlış ele almış.adam resmn hani gülse birsel gaffurun konuşulmasından heyyerde çıkmasından çok haz alıo sonuçta kendi işi. işte ne biliim hani her yerde onn olduu yetmiyomuş gbi gülse birsel bizi onn gbi olun o şööle bööle..bikere zaten gülse birsel tabiiki mutludur yani gaffur konuşuluosa bu sadece peker sayesnde diil sonuçte bu karrakteri gülse yarattı ve tabiiki mutlu olcak..ama gelipte bize onu övmüyo yada fikir vermio onn gbi olun o enii bilmm ne gbi şeyler anlatmıo bize sadece son zamnlarda popoliterisi artmış bişeyi kaleme almış ve anlatmış çokta güsel anlatmış..zaten gülse birselin her yazısı gündeme dayalı yani sosyal yaşamı ele alıo ve çoğunda o yazıyı mizah yüklüo...yani bu adamn gerçektende ne yapmak istedii ortada..
gülse abla bugün tam anlamıyla harikalar yaratmış valla:)bitirdi beni gülmekten ya,mükemmel bir bölüm yazmış,her zaman olduğu gibi ama bu bölüm daha bir güseldi sanki:P
tanrıverdi
11-01-07, 13:58
yaa gerçekten bu bölm daa farklıydı çok tebrik ediorum onuu..:happy0064 :happy0064 :happy0064 gerçekten dün mükmmeldi..hele kendisi zaten gözümü alamadım ondan..yani gaffurunda manyaklıkları olmsasa onn o asaletine kapılıp diziyi kaçırcam yani...çok şeker yaa....ya yok bööle bişi gün geçtkçe daada dahada dahada artıyo oa olan sewgim..napcam bn yaaaa....
Gaffur'a taktılar
İslami basın dizilerdeki isimlere taktı! Vakit gazetesi, dizi kahramanlarının isimlerinin Allah'ın 99 isminden özellikle seçildiğini iddia ederek, 'Ekrandaki Şeytanlık' diye yazdı. Senaryo yazarları ise bu durumu 'gülünç ve saçma' olarak yorumladı
Meğer İnek Şaban da komplonun içindeymiş
GÜLSE BİRSEL (Avrupa Yakası)
"O gazetede, siyah köpeklere 'Arap' ismi verilmesinin ve 'İnek Şaban'ın isminin 'Şaban' olmasının da aynı korkunç komplonun parçası olduğu söyleniyor! Zaten bu, başlı başına mizah konusu! Ayrıca 'Dizileri seyredenlerin keyfinin içine tüküreyim, iki ayaklı şeytanlar' gibi tuhaf ifadeler var! Bu bakış açısını Allah'a havale etmek lazım galiba! Biz senaristler karakter isimlerinin dini ve tarihsel kökenini araştırmayız elbette. Türkiye'deki isimlerin yüzde sekseninden fazlası zaten İslam kökenlidir. Sözgelimi, Ali, Mehmet, Ayşe, Fatma, Ömer, Kerim, Metin isimli karakterlerinin hepsi kusursuz insanlar mı olacak? Gerçek hayatta bütün Gaffur'lar dört dörtlük mü? Ailesi o ismi iyi niyetle koymuş, ama adam onların hayal ettiği gibi biri olmamış, ne yapalım? Halkın sevgilisi olan, futbol takımlarına ismi verilen, her kesimin sempatiyle baktığı, "garibanların temsilcisi" olduğu bile söylenen Gaffur'un bu kadar aşağılanmasına da kızıyorum. Zaten ismi uzun uzun düşünülmedi, çünkü geçen yıl tek bölümlük bir karakter olarak planlanmıştı. Bu arada Avrupa Yakası'nda, yine tesadüfen, en ahlaklı, prensipli, güzel, akıllı, düzgün iki karakterden birinin adı Tanrıverdi, ötekininki Zeynep!"
'Çok hastayız' sendromu!
Amerika'da son zamanların en çok konuşulan sağlık makalesi bununla ilgili! Sağlık hizmetleri o kadar yaygın, hastalıkların başlangıcını, hatta ileride çıkma ihtimallerini bile gören alet edevatlar var. Testler o kadar gelişmiş, yeni moda hastalıklar o kadar çok ki, herkes hasta! Ama bir taraftan da kimse kendini pek hasta hissetmiyor! Amerika'nın yeni hastalığı: 'Teşhis salgını!' Sadece Amerika değil, bütün çağdaş dünya, ekonomik problemlerini nispeten çözmüş... Bütün ülkeler ve sosyal sınıflar için geçerli bu!
HERKES HASTA
Düzenli olarak check-up yaptıran tanıdıklarımdan birisi, en son tiroit bezinin normalden bir lokma daha az çalıştığını öğrenmiş! Dikkat ediniz, söz konusu hanımefendi 58 yaşında, müthiş sağlıklı, incecik, bakımlı, güzel ve enerjik! Daha önce hiçbir şikayeti olmayan bu hanım, şu anda tiroit hastası olduğundan emin! Sonuçlar normalin bir gıdım altında çıkmış çünkü! Doktor da demiş ki: "Tiroit bezlerin çok az da olsa, normalin altında çalışıyor." 58 yaşında skinny jeanler giyerek dolaşabildiği halde, son beş yılda iki kilo almasını tiroit bozukluğuna yoruyor! Kapıda ambulans bekletmesine az kaldı, öyle bir keyifsizlik içerisinde! O tiroit testini tesadüfen yaptırmasa, sağlıklı ve mutlu olarak hayatına devam edecekti elbette!
BAŞLAYANA KADAR HASTA EDİYOR
Bir başka arkadaşım, bana sorarsanız çok fazla kola içtiği için, mide yanması şikayetiyle doktora gitti. Mide asidinin ileride yol açacağı sorunlar ve 'hafif reflü başlangıcı ihtimali'nden bahsedilmiş kendisine! Şu anda her an reflü kaynaklı gırtlak kanseri olmayı bekliyor! Bu stresle yaşamaya devam ederse, muvaffak olacak diye korkuyorum! Bir de bu 'başlangıcı' lafı var! 'Ülser başlangıcı', 'Reflü başlangıcı', 'Boyun fıtığı başlangıcı', 'Hassas bağırsak sendromu başlangıcı', 'Depresyon başlangıcı'... Ya bir başlasın, öyle bakarız!
'KİM BOZDU BİZİ?'
O zamana kadar bu 'başlangıç'ların ve stres dolu bekleyişin verdiği mutsuzluktan zaten hasta olacağız çünkü! Rahatsızlık hisseder hissetmez doktora gitmek, kendimin de alışkanlığı olan, doğru bir davranış tabii. Ancak artık kilo almaktan mide yanmasına, göz seğirmesinden yağlı saçlara, her şeyin bir adı var! Teşhisi koyuyorlar, hop hastasın işte! Bunların ismi yokken daha mutluyduk! Uykusuzluk, hüzün, düşük cinsel istek, bunlar eski yıllarda hayatın cilveleriyken, şimdi 'Uyku bozukluğu', 'Depresyon', 'Cinsel fonksiyon bozukluğu' sayılıyor! Ne zaman bu kadar 'bozulduk' biz yahu?
PİREYİ DEVE YAPMAK
İki yıldır, çok fazla bilgisayara bakmaktan, film seyretmek ve kitap okumaktan, gözlerimde kuruluk yaşıyorum. Bir dert de değil yani, bir damlası var, günde birkaç kere kullanıyorsun, hayatına devam ediyorsun! Ama beni görmeyin! "Ben iki film üst üste seyredemem, bende göz kuruluğu sendromu var," diye vızıldayıp duran 87 yaşında bir nine! 'Göz kuruluğu sendromu'! Vay bee! Gözün biraz kızarıp kaşınıyor, olay da bu yani! Bir yıl boyunca kaşırsan, mikrop kapar da tedavi edilmezse, öyle bırakırsan körlüğe kadar gidebilirmiş! Bu hastalıktan daha önce kör olan var mı bilmiyorum gerçi. Ama bende
'GÖZ KURULUĞU SENDROMU'
var, boru değil! Hastayım ben, hastalığımın ismi var, hem de sendromlu falan! Allahım bu genç yaşımda niye bu amansız hastalık? Niye ben? Niye ben? Biz çocukken, midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip 'yatınca geçer'di, başın ağrıyorsa "Çocukların başı ağrımaz," denirdi, uykun kaçıyorsa "Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün," şeklinde konu halledilirdi! Öksürüyorsan iyi haberdi, 'soğuk algınlığını vücut söküyor'du çünkü! Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya 'tembel'din ya 'yavaştan, sağlam sağlam öğreniyor'dun! Hüzünlü bir çocuksan "Yazar olacak herhalde," derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun! Şimdi koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk 'astım başlangıcı', okuma yazmayı zor söküyorsa 'disleksik', hüzünlüyse 'depresif', aşırı hareketliyse 'hiperaktif' oluyor. Bu teşhisler ağır vakalarda elbette çok önemli ve faydalı. Ama çok az belirtisi olan, şikayetlerin olmadığı veya geçici olduğu durumlarda, bir durmak lazım yahu! Çocuğu ağaca çıkan "Acaba hiperaktif mi?" diye doktora götürüyor! Ya da artık benim yaptığım gibi yapın! Ufak tefek hiçbir rahatsızlığın tıbbi ismini söylemeyin! "Kuru göz sendromu hastasıyım," demeyin, "Gözüm kızardı kardiş," diyin! En azından daha iyi hissedersiniz!
çok güzel yazmış.gerçekten o isim mevzusu çok komik.şu tarihte bile böyle geri düşünenler var.gülüyorum sadece bunlara...
sorma ya,kendisi de demiş ya başlı başına bir mizah konusu zaten diye:)cık cık cık...neleri düşünüyor insanlar,çok saçma...çok gülmüştür eminim bu yazıyı okuyunca,tövbe tövbe şeklinde:P
bu arada kendisine hristiyanmış diyenler de okumalı bence bu yazıyı:P
aman takmaz o zaten böyle saçmalıklara.gülmemizi sağlıyorlar o kadar.hehe :)
tanrıverdi
14-01-07, 12:59
ya bnde şimd igazetede okudum okuduum gbi buraya geldimm halada kopuorummannme verdim içerde o kopuo şimdi:img-hyste süüperyaaa...işte yurdumdan manazaralarr:img-hyste allahım o son başlıktan sonraki yerler felaket yaa.aama ne kadar doruu şahsen ben 1haftadır deli gbi öksürüyorum 1haftadır ağzımdan nefes alıp veriorum ve ne 1doktora gttm nede ilaç aldım sadece meyve fln yiyorum şimdi doktara gt o sna ilaçları yüklesinn saatlerini versin..oooo şnsan daada kendini hasta ve kötü hissedio...:img-hyste
erenalp_18
14-01-07, 21:03
vallahi süper yazmış ellerine sağlık
ama bende de yanma oluyor bende gözümü kapatıp duruyorum yoksa bende de kuru göz sendromu mu var:):):)
erenalp_18
14-01-07, 21:11
1996'da Türkiye'ye dönen Gülse Birsel, üç ay boyunca ATV'de kahvaltı bülteninin dış haberlerini yazdı.
arkadaşlar gülse birselin bu özelliğini biliyor muydunuz valla ben bilmiyordum
anam! on parmakta on marifet bu demek herhalde
çok tatLı,çok sevimli,çok şeker gülse birsel
o ağlayınca kopuyorum :img-hyste :img-hyste :img-hyste
mimikleri de çok komik :)
tanrıverdi
15-01-07, 01:06
1996'da Türkiye'ye dönen Gülse Birsel, üç ay boyunca ATV'de kahvaltı bülteninin dış haberlerini yazdı.
arkadaşlar gülse birselin bu özelliğini biliyor muydunuz valla ben bilmiyordum
anam! on parmakta on marifet bu demek herhalde
valal bn bunu hiç bilmiodum yanii türkiye dönüş tarihi olsun döndükten sonlara neler yaptıını biliodum ama bunu bilmiodumm..saol erenalpcmm bilgilendirdiin için benii:)
http://img115.imageshack.us/img115/5808/ay1101gs1vk7.jpg (http://img115.imageshack.us/my.php?image=ay1101gs1vk7.jpg)
bu resimde çok güsel çıkmıııııış,her zaman olduğu gibi:P imzamla avatarım buluştu,vay be:)bi yasemin eksik...gerçi sit-comda bence de biraz garip ama gülse en güsel şekilde ayarlamıştır:P bu arada gülse bence bu resimde bilerek oturmuş,malum topuklarla baya bi uzun oluyor,keremcem yanında kısa kalsın istememiştir:)
tanrıverdi
15-01-07, 19:43
ya allahım cnm bnmm yaa güselliğe bakhh..ya çok şeker çıkmışş yaaa....idolüm bnm yaa..onu çok sewiorumm..o olmasa bizler napardıkhh yaaa....
g.a.g programında çıktığından beri gülse birsel'in hayranı oldum.kitaplarının hepsini alıp okudum.hepside süperdi.tv izlemem ama sadece avrupa yakasını izliyorum çarşamba günleri saatim kurulu:) rolüne ise bayılıyorum mimklerine tepkilerine çok gülüyorum.yalnız o kadroda bir tek ''oha filan oldum'' lafı ile ünlü selin karakterinin oyuncunun ayrılmasına çok üzüldüm.çünkü ona çok gülüyodum.konuşamalrı, mimikleri, davranışları ve karakeri çok güldüüryodu.baya oyuncu değişmesine rağmen selin karakteri hariç dizi eskisini aratmak bi yana çok daha iyi oldu.açıkcası biraz tereddüt ediyodum.çünkü diziden önemli bi oyuncu gittimi veya değiştiği zaman dizi de tat vermez olur.ama aksine avrupa yakası eskisinden daha iyi ve komik çünkü gülse bu tuzağa düşmedi. giden karakterlerin yerine yeni oyuncu koymak yerine yeni ve başka komik karakterler yerleştirdi ki bu en doğru olanıydı...dizide favori oyuncularımı sıraya koyacak olursam:selin(keşke devam etseydi)burhan altıntop,aslı,gaffur,makbule diye devam eder
bu arada eklemeden geçemicem o dizide bi tek çaycının yerine aynı karakterin devam edip yerine başka oyuncu alınması tad bozucu.bence onun yerine başka bir karakter konmalıydı ya da hiç konmamalıydı.etrafımdakilerin çoğu da aynı fikirde birleştiğinden bunu eklemeden geçemedim.
Ömür törpüleriyle başa çıkma yolları!
Her şeye panik içinde bakan, tedirgin, evhamlı kız kardeşiniz, saçmasapan taleplerde bulanan müdürünüz, trafikte kırmızı yanar yanmaz 'dat' diye kornaya basan sabırsız tip, sizi şarampole yuvarlama pahasına sollayan trafik canavarı, saate bakmadan topuklu ayakkabılarla koşuşturan, sabah sekizde temizlik yapmaya başlayan üst kat komşunuz... Yani hayatınızın 'gıcık'ları! Ömür törpüleri'niz! New York Times'ın söylediğine göre, hayatınızdaki bu insanlar; gerçek problemlerden çok daha fazla stres yaratıyorlar bünyede! Ancak Tibet'e taşınmadıkça, bunlar atsan atılmıyor, satsan satılmıyor! Ve hayattaki günlük gerginliklerin çoğunu da 'ömür törpüleri' yaratıyor! Bu gerçek, psikologlar tarafından fark edilir edilmez de bu onlarla başa çıkmak için kitaplar yazılmaya başlanmış! Hatta 'ömür törpüleri' kategorilere bile ayrılmış: 'kaba saldırgan', 'dırdırcı', 'mızmızcı', 'her şeyi bilen ukala' gibi! Sayısı her gün çoğalan kitaplardan birinin ismi ilginç: Bunları Boğamayacağımıza Göre! Ömür törpüleriyle nasıl başa çıkılacağına dair tavsiye veren yayınlar, bu insanları değiştirmeye yönelik değil. Olduğu gibi kabul edip, yarattıkları stresi azaltma amaçlı! Derslerden biri sağduyuyla ilgili. Kendinizi onların yerine koyup, empati kurmanız öğretiliyor! Bir başka çare; bu insanları dinleyip, dertlerini anlamaya çalışmak. "Şikayet edip dırdır yaparken, anlatmak istedikleri belli bir veya iki konu olacaktır. Konuşma sırasında, anlattıklarını bir iki ana başlıkta özetlerseniz, onlar da daha sakin düşünmeye başlayacaklardır," diyor uzmanlar.
FAYDALARI DA VAR
Daha radikal bir taktik de onlara ne yapılması gerektiğini sormak. Mesela mütemadiyen mızmızlanan bir iş arkadaşına "Bu departmandaki herkesi öldürsek nasıl olur?" demek! "Şokla mantıkları çalışmaya başlayacaktır," deniyor! Psikologların tespitlerine göre, bu sorunlu, zor insanların esas problemleri 'güçsüzlük'! Yani hangi ortamda olursa olsun, kendini güçsüz hisseden, lafının dinlenmediğine, kendisine değer verilmediğine inanan tipler, başkalarının hayatını zorlaştırıyor! Bu arada, ömür törpülerinin ilginç bir faydası da varmış! Örneğin ailede nefret edilen bir kuzen; diğer akrabaların, insanın içine fenalık getiren bir iş arkadaşı da ofisteki diğer insanların, birbirine yaklaşması, sağlam bağlar kurması ve 'grup bilinci' oluşturması için sebep yaratıyormuş! Burhan Altıntop ve benzerlerine, ve hayatında Altıntop'lar olanlara sevgilerle!
[...Melis...]
21-01-07, 14:43
turkiyenin en basarili senaristlerinden biri ve de en iyi oyunculardan birisi !! helal olsun kiza hem oynuyo hem yaziyo
http://img441.imageshack.us/img441/2715/ay11148lq1ow.jpg (http://img441.imageshack.us/my.php?image=ay11148lq1ow.jpg)
aman da aman ütü de mi yaparmış:P çok tatlı yaaaa:P
site reklamı yapmak yasak.silsen iyi olur canım. ;) ay buket ütü sahnesi süperdi. :) ama gerçekten hiç yakışmıyor aslıya ev işi yapmak ya.kopardı beni.hehe :)
tanrıverdi
26-01-07, 14:09
bncede yani onu bilgisayar başında yazılarını fln yazarken görmek daa ii..ay ama çok komkti yaaa makbuleyi kandırdı falan yaa...nasılda gaza getrp kaçtı:img-hyste :img-hyste makbuleye patlamalarıda çok komkti..:img-hysteözellkle nane ayıklmaa sahnesnde küçük orta ve büyükk:img-hyste
makbulede abardı ama. :) o ne öyle küçük orta büyük falan. :) makbulede çok saf ama.oh iyi yaptı aslı. :)
tanrıverdi
26-01-07, 22:30
cddn feci saf yaa..bnde olsam bnde öldürürüm..yani bi ara aslıyla birlkte banada fenalık geldi..ki hiç sewmm ew işlerinii..
aynen ya evde bişeye dokunduğum yok zaten. :) aslıyı iyi anlıyorum. :)
tanrıverdi
27-01-07, 02:37
bnde yaaaa bazen ilerde napcam diorumdaa..tek anladıım toz almk onuda yapan yok zaten..ay bugn beyazda gülseden konu açıldı gerçi açıldı derken peker açıklalın işte dola olaraktan gaffur başarısınn en büyük sebebinn gülse birsel olduunu söledi ve adını diil ama sürekli yazar senerist fln die ondan çok bahsedildi e tabii ii olarakk bunda hiç şüphe yok..ya of oda artkh çıksın bi programa yaa okadar merak diorumki hani onn muhabbeti nası oluoo..ne biliim gerçekten ekranda gördüümüz haricnde onda daa ne cewherler var..çnkü böle kmk birinde mutlaka daa bişler vardır:)ya cddnde hani düşünüorumda tamm gaffuruydu makbulesiydi burhanıydı aslısıydı fatoşuydu çok iiiler aama sonçta onlar sadece oynuolar ve ii oynuolarr ama tüm bu komklkler gülseye aitt ya bilmiorum çok garip yanii..türkiyenn en konuşulan dizisi aama gülse birsel gayet mütevaziliini ortaya koyuyo ve orda burda çıkmıo..ama nolur ya makina yada ne biliim beyazda çıksın yani artkhh:).........
cnm ya çok seviyorum ben gülse'yi kitaplarını tekrar tekrar okuyorum yinede bıkmıyorum muhteşem on parmağında on marifet yapamadığı bişey yok maşallah...şirinlik abidesi...
http://img157.imageshack.us/img157/2696/gulse1tu9.jpg (http://imageshack.us)
Ev herkes için farklı bir anlam taşır. Sizin için ne ifade ediyor?
- Gülse Birsel: Galiba ev benim için gevşeme demek. Onun için evin rahat olması önemli. Normalde evde çok vakit geçiren biri değilim, hasta olduğumda bile birkaç gün üst üste evde otursam sıkılırım. Ama evin başka fonksiyonları da var benim için. Örneğin, son bir-iki yıldır yazı yazmaya yüklenmem ile birlikte evim çalışma mekânım oldu. "G.A.G." metinlerini, gazete yazılarını evden yazmaya başladım. Bu nedenle, çalışma odasını evden ayrı, çok fazla kahve içilen, çok fazla volta atılan, çok fazla gergin olunabilen ve çok yoğun çalışılan özerk bir bölge olarak görüyorum. Oranın kapısını kapattığım zaman, soru sormak için bile giren biri benden çok ters cevaplar alabiliyor. Ama evin diğer bölümleri gevşeme mekânları. Mesela salon... Burada dünya ile bağlantımızı kuruyoruz. Uydu sistemi, televizyon, DVD, sinema perdesi hep burada... Terasta şezlonga yatıp müzik dinliyorum. Orası ayrı bir gevşeme yeri. Yatak odasında da çok vakit geçiririm. Sadece uyumak için değil, kitap okumak ve tv seyretmek için de! Kapıdan içeri girdiğim zaman kontağı kapatıyorum.
Peki çalışma odasında ne kadar vakit geçiriyorsunuz?
-Girdiğim zaman 2-3 saatten önce çıkmam. Ancak kahve, su ya da yiyecek bir şeyler almak için saat başı mutfağa gidip gelirim. O zaman da zaten burnumun ucunu bile görmem. Koridorda bir arkadaşıma falan rastlasam tanımayabilirim. Yani mesela eve hırsız girse "merhaba" deyip geçebilirim. O durumda oluyorum.
Kimi insan masa başına zor oturup konsantre olur.
-Bana kalsa ben hiç çalışmam. Dünyanın en tembel insanıyım ama yazıyı yazdıktan sonraki ödüller hoşuma gidiyor. Özellikle de manevi ödüller. Onları önüme havuç gibi koyup ancak öyle oturuyorum. Genelde yumurta kapıya dayandığı zaman bitiririm işleri.
Bu dergicilikten kalma bir alışkanlık, bir yaşam biçimi olsa gerek...
-Olabilir. Ya da o yüzden dergici oldum, bilmiyorum. Mesela "G.A.G."ın çekimlerinde, hep bir gece önce akşam 8-9 gibi otururum gece 2’de falan bitiririm metinleri. Ertesi sabah çekime girerim.
G.A.G.’la birlikte Türkiye mizah yazan ve yazdığını anlatıp oynayan Gülse Birsel’i tanıdı. Sanırım teksiniz.
- Mizah yazan kadın var aslında. Oynayan, anlatan kadın da var. Garip bir şekilde ikisini birlikte yapan yokmuş meğer. Aslında kendi yazdığım bir şeyi çıkıp anlatmam daha kolay. Kendim için yazıyorum, kendim yapabileceğim şeyi yazıyorum. Yapabileceğim şiveyi, taklidi koyuyorum. İnanmadığın bir espriyi sahnede veya kamera önünde satamazsın.
Sizi Cem Yılmaz’ın dişi versiyonu olarak yorumlayanlar var.
-Olabilir. Bunlar gözlemsel şeyler. Onu için "bir tür Cem Yılmaz" diyorlar. Geçen gün sokakta biri, "Sizin için Cem Yılmaz’ın dişisi diyorlar. Bunda doğruluk payı var mı?", diye sordu. Ne diyebilirim ki: "Evet, ben dişisiyim. Beni sonradan yaptıkları için biraz daha fazla özendiler" mi? Gözlemsel komedi yaptığım için Cem Yılmaz’a benzitiyorlar. Hikaye anlatmıyorum, tespitleri sıralıyorum. Bir konuda köpürte köpürte ahkam kesmek gibi bir şey. Yoksa bir tane ortak esprimiz yok. Çok da farklı tarzlarımız var.
“Artık siyah-beyaz evler gözüme eskisi kadar güzel görünmemeye başladı.”
Peki yazarken birdenbire arka arkaya mı akıyor, yoksa hani buraya neler koysam gibi kurgular yapıyor musunuz?
-Galiba rahat çıkıyor. Ben hızlı yazarım. Aktüel’e ilk girdiğim zaman da "aa sen çok hızlı yazıyorsun" diyorlardı. O da vakit açısından iyi bir özellik. Çok zorlanmam. Zaten zorlansam bu işi yapamam. Bu kadar tembel bir insanın 60 program x 10 espri, 600 küçük hikaye anlatması çok zor olur. Zaten etrafta o kadar çok malzeme var ki.
Gazete yazılarına devam edecek misiniz?
-Gazete yazıları çoğalıyor. Haftada 4 güne çıkıyor. Haftada 3 gün Günaydın’da yazacağım; pazar yazıları da devam edecek. Reklam yazılarını cuma gününe alıp biraz daha laubali hale getirmek, ne görmek istiyorsam onu yazmak istiyorum. Cuma günü ekonomi sayfası dışında bir yerde daha laubali bir sayfada, kendi köşemde yazarsam "delidir, ne yapsa yeridir" diyebilirler. Daha bağımsız olacağım. Tüm bu işler, hesapladığım zaman haftada 6 günümü dolduruyor. Bir de oyunculuk yapmak istiyordum fakat mümkün değil. Bu işler bitince inşallah! Keşke süper bir yazar bir şey yazsa ve beni istese oyuncu olarak. Ama öyle bir şey yok şu anda. Bu nedenle de kendi yazacağım projeyi en uygun buluyorum. O da vakit açısından şimdilik mümkün değil.
Renklerin hayatınızdaki yeri nedir?
-Benim çeşitli dönemlerim var. Mesela belli bir yaşa kadar evde de, kıyafetlerimde de hiç canlı renk sevmezdim. Siyah olsun, gri olsun, beyaz olsun. Ev zaten minimal olmalı ve çok modern olmalı, ahşap kullanılmamalı, hep metal ve cam olmalı derdim. İnsan yavaş yavaş etrafından da etkileniyor. Mesela Murat’ın bir sanat koleksiyonu var. O koleksiyon içimi ısıttı, 5-6 yıl önce Osmanlı sanatına ilgim başladı. Bunlar modern şeylerle de kullanılabiliyormuş meğerse. Şu anda evde renk seviyorum. Hatta olmasını tercih ediyorum. Artık siyah-beyaz evler gözüme o kadar iyi görünmemeye başladı. Son zamanlarda Osmanlı’nın aksesuarını, kumaşını sevmeye başladım.
Hayalinizdeki ev diye bir tanımlamanız var mı?
-Hayallerin sınırı yok aslında. Şehirde oturmayı seviyorum. Bazı insanlar "bahçem olsun, havuzum olsun" ister. Olabilir tabii ama öyle takıntılarım yok. Apartman hayatını da çok seviyorum. Şehire yakın olayım, denizi göreyim, Nişantaşı gibi yaşamışlığı olan bir semtte oturayım... Büyük bir dairem olsun. Yüksek, özelliği olan. O benim hayal evime çok yakın. Benim lükslerim her yere ulaşabilmek ve vakitle ilgili şeyler. Siteleri pek sevmiyorum, pırıl pırıl sterilize apartmanlar sevmiyorum. Hayalimdeki ev şehir evi, şehrin bütün avantajlarından yararlanacaksın, dokusunu yaşayacaksın ama evin içi de rahat olacak!
bu eklenmişmiydi bilmiyorum ama....
röportajdan resimler...
http://img267.imageshack.us/img267/5144/gulse2wo1.jpg (http://imageshack.us)
http://img154.imageshack.us/img154/1144/gulse3gt6.jpg (http://imageshack.us)
Gülse Birsel'in "hala ciddiyim" adlı kitabından bi yazı çok hoşuma gitti ben de buraya yazııyorum...
komodo ejder bizim evde!
önce bodrumda karşılaştık kendisiyle malum kırlık yer börtü böcek bayram ediyor balkon kapılarının birinde ahşap çerçevenin birkaç milim yamulduğu bi yer bulmuş girmiş
işaret parmağım kadar şeffaf gri bir sürüngen
kertenkelelerin en iyi özelliği:zararsız olmalrı
kertenkelelerle ilgi kötü özellikler listesi:çirkinlikleri,çok hızlı hakeket etmeleri,her delikten geçmeleri,her yere tırmanmaları,sürüngen olmaları,böcek öldürücüye bana mısın dememeleri
bu son özellik tarafımdan defalarca denenerek yazılmıştır yani kulaktan dolma değil bilimsel bir bulgudur
"ejder"le bodrumda üç gün birbirimize dünyayı dar ettik
kendisinin varlığını keşfettiğim akşamdan itibaren yaptığmız organiza av çalışmaları başarızsızlıkla sonuçlandı
suratta meymenet yok!
bir yerde durmuyor ki herif her defasında ayrı odad,münasebetsiz yerlerden ,ayakkabıların içinden,perdenin arkasından ani çıkışlar yapıyor aynı şeyi bir kedi,bir civciv,ne bileyim sevimli bi hayvan yapsa başımın üstünde yeri var ama ejderin suratında meymenet yok bide böcek öldürücü kimyasal silahlara verdiği tepkiler varki zannedersin üzerimize atlayıp boğazımızı sıkacak üçüncü günün sonunda bir kovalamacanın finalinde ejder geldiğini tahmin ettiğimi yerden aynı yöntemle kıvrıla büküle dıaşrı çıktı ee kardeşim madem yolu biliyordun derdin neydi?
hiakyenin geri kalanı çok tuhaf
toplanıp istanbul'a geldik aradan bir kaç gün geçti ve evet doğru tahmin banyoda Ejder'le burun buruna geldim
dikkat ediniz oturduğum ev istanbul'un göbeğinde,cadde üzeri ve dördüncü katta
açıkça anlaşılıyorki ejder bizi takip etmişti! belki intikam peşindydi,belki niyeti iyiydi ve evcil hayvanımız olma ihtirasları vardı,bilmiyorum merak konusu denizi nasıl aştığıydı
banyonun tavanında öylece durup bana bakarken çözümün diyalogda olabileceğini düşünmdüm
"bak ejder" dedim "biz bu hafta sonu çeşme'deyiz dönüşümüze kadar ev senin gez,dolaş istanbul'un tadını çıkar ama döndüğümde seni burda görmek istemiyorum!" sessizce dinledi
ne yazıkki dönüşte ejderi yatak odasına yerleşmiş buldum kısa bir tartışmadan sonra iş büyüdü vahşi bir takip sonunda vogoue dergisinin beşyüz sayfalık "sezon modası özel" sayılarındna biri ejderin sonunu getirdi
yatağın altında ejder bir yanda kopmş kuyruğu öteki yanda öyle kalakaldı(lar)
Ejder'ler ölmez!
kertenkelenin başak kötü özelliği:kopan parçalar tek başına haraket ediyor
bu manzarayı daha fazla seyretmektense cesedi ortadan kaldırma işlemini zarif eşime bırakırım planını yapıp yetişmek zorunda olduğum randevuya gittim...
gece yarısına yakın on bir buçuk suları eve dönmüşüz süpürge,faraş,gazete kağıdı ceset ortadan kalkacak
fakat o da ne?
ejder yok! kuyruk orda,ama ejder yok!
ara tara yer yarılmış içine girmiş "yaralı fazla uzağa gidemez" diye düşündüm ama keyfimde kaçtı
ertesi sabah beyrut' bir türlü yakalanamayan Komoda Ejder'in haberi çıktı hani şu kedileri,köpekelri yiyen
lübnan yetkililerini aramak istedim "yakalarsanız sakın öldü diye ortada bırakmayın bunlar korku filmlerindeki gibi tekrar tekrar canlanıyorlar" demek için
Ejder aramızda biliyorum karıncalarla,yapraklarla besleniyor,yaraları iyileşiyor,onu asla bulamayacağımız bir delikte büyüyor ve güçleniyor. Aklında da olantek düşünce var:İntikam!
Korkuyorum...
acayip hoşuma gitti bu yazı bende ekledim yalnız yazarken öldüm gülse ablanın işi ne kadar zor saatlerdir o bilgisayarın başında ben bu kadar şeyi yazarken öldüm....
8-Harper's Bazaar Dergisi
International Harper's Bazaar Dergisinin, 1 Numara ın Hearst şirketi tarafından isim hakkıyla Türkiye 'de yayımladığı dergidir. Derginin içeriğini kozmetik,güzellik sağlık, makyaj, moda, alışveriş ve cinsellik gibi konular oluşturmaktadır. Yayın Kurulunu basın mensupları oluşturmaktadır. (8)
Derginin Künyesi
Yönetim Kurulu Başkanı:Önay Bilgin
Genel Yayın Yönetmeni:Aslı Gül
Grup Koordinatörü:Gülse Birsel
Editörler:Yaprak Gerçek(Moda Editörü)
Melis Agazat(Alış-Veriş Editörü)
Esra Sevin(Güzellik Editörü)
Çağla Gürel Kazdal(Bölümler Editörü)
Adres:Teşvikiye cad. No:123 Nişantaşı 80200 İstanbul
nette gezinirken buldum...demek yaprak bu yüzden yaprak...bu yüzden moda editörü...vay be:P
YAZAR, SENARİST VE OYUNCU TARAFIYLA, SON YILLARDA ADINDAN EN ÇOK SÖZ ETTİREN İSİMLERDEN BİRİ OLAN GÜLSE BİRSEL’İN ŞÖHRETİ GÜN GEÇTİKÇE ARTIYOR...
‘Avrupa Yakası’sında, hem senarist hem de oyuncu olarak kendini ispatlayan Birsel, güzelliğiyle de dikkat çekiyor. Sarı saçları, ince fiziği ve modern giyimi ile Avrupai bir portre çizen Birsel, zaman zaman dergilere de kapak olmaktan geri kalmıyor. Tıpkı ‘İstanbul Life’ ve ‘Dishy’ dergilerinin ekim ayı sayılarında olduğu gibi...
Bu ay iki derginin de kapağında yer alan Gülse Birsel’in, içerideki sayfalarda da birbirinden şık kıyafetlerle verdiği pozlar bulunuyor. Özellikle ‘Dishy’nin çekiminde kimi zaman karizmatik, soğuk ve ulaşılmaz pozlar veren Birsel’in kendisi bile bu yaptığına şaşırmış. Hatta çekim aralarında derginin Genel Yayın Direktörü olan Deniz Akkaya’ya sık sık “Hiç aklına gelir miydi bir gün senin direktör, benimse konu mankeni olacağım, hey gidi dünya...” bile demiş.
bir de bunu buldum...
dün canım sıkıldı.kendime dedim neden gülsenin kitabını tekrar okumuyorum diye.aldım elime başladım okumaya.ilk kez okuyormuşcasına zevk aldım.çok güzel yazıyor. :)
dün canım sıkıldı.kendime dedim neden gülsenin kitabını tekrar okumuyorum diye.aldım elime başladım okumaya.ilk kez okuyormuşcasına zevk aldım.çok güzel yazıyor. :)
iyi yapmışsın valla:)hangisini okudun?
hepsi güzel ama hala ciddiyimi okumak istedi canım. :)
tanrıverdi
28-01-07, 14:05
Bir kere şu ortaya çıktı: Para, mutluluk getirmiyor kardeşim! Modern dünya, sadece 'daha zenginlerin', 'daha az zenginlerden' biraz daha mesut olduğunu, bu saadetin de 'üstünlük' hissinden kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti! Psikologlar 'mutluluk' konusuna takmış durumdalar. Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece, daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor. Peki kim, niye mutlu oluyor? Time dergisinin son sayısı, birçok bilim adamının bu konuda yaptığı araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor. Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç bağlantılı değil! Para? Hiç alakası yok! Eğitim? Hiç etkisi yok! Zekâ? Aynı şekilde! Gençlik? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli oldukları kanıtlanmış! Evlilik? Araştırmalara göre, evli insanlar bekârlara göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay yürütmesiyle ilgili olabilir! Güneşli havalar? Hayır! Amerika'nın bol yağmurlu bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha depresif olmadığı kanıtlanmış!
ARKADAŞLAR EN İYİ İLAÇ
O zaman insanları mutlu eden ne? Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu artıran önemli bir etkenmiş. İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış. Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış! Ahbapları, dostları, aileleri ve çevreleriyle daha yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak kalmak için en etkili formülü bulmuşlar. Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun kullandığı 'gün inşa etme' metodundan bahsetmek lazım. Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar. Bu test 900 Teksaslı kadında uygulanıyor. Sonuçlar ilginç... Bu hanımlar için en çok mutluluk veren ilk beş aktivite, seks, arkadaşlarla sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek yeme! Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip ediyor! Tuhaf ama 'çocuklarla ilgilenmek' listenin en altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor! Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk sebeplerinden biri olması ilginç! Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu etmiyor! Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren, mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın genelinde mutluluk kaynağı olabilirmiş! Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz, hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin. Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir bulgu da: "Sonların gücü"! Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz! Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerinde test edilmiş. Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız edici, biraz acılı bir muayene metodu. Bir grup hastaya standard kolonoskopi yapılmış. Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60 saniye hareketsiz bırakılmış. Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde, muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar! Peki, herkes mutlu olabilir mi? 1996'da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik yapısına bağlı! Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, stresle başa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye meyili yönlendiriyor! Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse, başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!
ÇALIŞ, ŞÜKRET SENİN DE OLSUN
Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine vardıkları üç mutluluk formülü var: Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha çok konsantre olmak! Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek, hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor. Kalifornia Üniversitesi'nin araştırmasına göre fiziksel sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor, acı ve yorgunluğu azaltıyor! İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde artırıyor! Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik. Yaptığınız işi sevip, o işe bütün konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de, mutluluğun formüllerinden biri. Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle. O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar, istatistikler... Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal kitaplarda yazılanları bulmuşlar: Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!
ya bilmiorum hastası oldum içinmi tüm yazıları bana mutluluk verio yoksa gerçekten süperlermi...ya her yazısında kendime pay biçiorum her yazısında yüzüme güsel bir tebessüm gelior..bu yaısında valla bnm en çok ihtiyacım olan şey hakkında yani mutluluk hakkında yazmışş..gerçekten tebrik eidorumm:happy0064 :happy0064 harika bi yazıı....
3. kitabıda süper. ;) umarım 4.yü de çıkarır.çıkarsın artık ya. :) yok duygucum yazdıkları gerçekten çok güzel. :img-blush
tanrıverdi
28-01-07, 14:46
off ewt yaaa bnde istiorum artkh yeni kitabını gerçi zaten yeternce yoruluodur ama...bizi o güsel mizah kitaplarındanda yoksun bırakmasınn..
tanrıverdi
01-02-07, 14:28
ayyy gülse birsel gene müthiş bi bölm yaratmış vala..gene güldüm yani ölmeketen gözlerimden yaşlar geldi o derece...:)tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar.............tebrikler gülse birsel:happy0064 :happy0064 :happy0064 :happy0064 :happy0064 :happy0064 :happy0064 :happy0064
evet yine döktürmüş gülse yııııvruuum. :) özellikle ilk sahnelerde gülmekten kırıldım.burhanla aslının konuşmaları.delü delü delü :) seni hınzır :)
tanrıverdi
01-02-07, 15:21
ayyy makbuleyle kavgalarıda süperdii.....kısknma muhabbeti.......:img-hyste :img-hyste ...bi ara saç saça baş başa kavga etcekler sandımm:img-hyste
aysa-17310
03-02-07, 15:59
gülse birsele ne denebilirki yaaa tek kelimeyle mükemmel kitapları köşe yazıları falan hepsi hariiika dizi zaten yani yorum yapamıyorum bile :) ama maillerime cevap vermiyo o yüzden biraz kırgınım kendisine gördüğüm yerde ağzını burnunu dağatıcam :)
tanrıverdi
03-02-07, 19:00
gülse birselde haklı yanii hem kçşe yazısı hem senaryo hem oyunculuk...yazıkk kadına:)
bana da cevap vermedi kanka. :) ünlü oldu diye bi havalara girdi hınzır. :) ondan önce hep peşimde dolaşırdı delü. :)gördüğünde bi tek at hemen gelirim.birlikte ağzını burnunu dağıtırız. :)
Kahve bağımlıları, birleşin ve rahatça için!
İtiraf ediyorum! Ben bir bağımlıyım! Onsuz yapamıyorum, bir gün bile geçiremiyorum, kendime gelemiyorum, çalışamıyorum, keyifsiz oluyorum, hep yatmak istiyorum! Bazen bırakmaya çalışıyorum ama birkaç gün dayandıktan sonra kokusu burnuma geliyor, kendime hakim olamıyorum. Gidip hemen bir yerden buluyorum! Ben bir kahve bağımlısıyım! Seviyorum kardeşim. Alıştım bir kere. Sabah kalkınca kokusu bile uyandırıyor. Başka türlü güne başlayamıyorum. Felaket durumdayım. İşin kötüsü çarpıntı yaptığını, geceleri uyutmadığını, cildi kuruttuğunu, bir sürü zararı olduğunu biliyorum. Bile bile içiyorum!
UYKUYU MAHVEDİYOR
Eğer benim gibi biriyseniz, kahveyle ilgili bulunan son gerçekleri öğrenmeniz gerekiyor. Çünkü kahveyle ilgili bildiğimiz yarar ve zararlar, hiç de bildiğimiz gibi olmayabilir. Bir kere kahve cildi falan kurutmuyor. Vücudu susuz da bırakmıyor. Kahve sadece kısa bir süre içinde vücuttan su atmaya yarıyor, ki bu da örneğin bir alışveriş merkezinde kahve içtiyseniz, sadece biraz daha kısa zaman içinde bir tuvalet bulmak zorundasınız demek! Kahve uykuyu mahvediyor, bu doğru! Hem de sandığımızdan daha fazla. Sadece daha zor ve daha kısa süre uyumuyorsunuz, kafein yüzünden, uykunun dinlendirici 'derin' fazlarında geçirdiğiniz süre daha az oluyor! Böylece vücut, ertesi gün tüm kapasiteyle çalışamıyor, illa ki bir şekerleme istiyorsunuz! Geliyoruz, çağımızın hastalığı 'reflü'ye! Mide asidinden yakınan herkese ilk olarak kahve, çay ve alkol yasak edilir, biliyorsunuz! Oysa son araştırmalara göre sigara ve tuzlu yiyecekler reflüyü artırıyor, ama kahve, çay ve alkolün belirli bir etkisi yok! Bu arada konuyla ilgili en etkin önlemler de fazla kiloları vermek, stresten kaçınmaya çalışmak ve yüksek yastıkta yatmak, aklınızda bulunsun. Şimdi kötü bir sürpriz, "Nasıl olsa zararsız," diye su gibi kafeinsiz kahve içenlere! Kafeinsiz kahvenin imal edildiği kahve çekirdekleri, kafeinli kahveden farklı. Ve kafeinsiz kahve, bu çekirdeklerin içindeki yağların türü yüzünden, kandaki kolesterolü, etkin biçimde artırıyor! Kafeinli kahvenin böyle bir etkisi yok. Ancak başka bir etkisi var: Kan basıncını yükseltme! Yüksek tansiyonluların günde bir iki fincanı aşmaması öneriliyor. Kafeinsiz kahvenin kan basıncına etkisi yok.
PARKINSON DÜŞMANI
Eğer bir spor karşılaşmasında iyi sonuç almak istiyorsanız, kahvenin dostunuz olduğunu söyleyebilirim. Araştırmalar, kafeinin merkezi sinir sistemini uyararak kasların çalışmasını artırdığını, ayrıca psikolojik etkisiyle sporcuyu uyandırıp motivasyonunu da artırdığını gösteriyor. Ama karşılaşmadan en az bir, bir buçuk saat önce ve en az üç fincan kahve içmeniz gerekiyor! Peki, kimler asla kahve içmemeli? Bir kere çocuklar! Arap olacaklarından değil, uyku sistemleri bozulacağından ve bunun da genellikle daha çok uykuya ihtiyacı olan çocukların sağlığına, büyüklerden daha çok zarar vereceğinden! İkincisi, şeker hastaları! Çünkü özellikle yemeklerden sonra içilen kahve kandaki glikoz oranını yükseltiyor. "Ama eğer hasta, şekerli meyve suları ve gazozların yerine bir fincan şekersiz kahveyi koyuyorsa, bu sağlığı için faydalı bile olabilir," diyor uzmanlar. Yine de içilecek kahveyi bir iki fincanla sınırlıyorlar. Son araştırmalar ise bambaşka bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Kahve, Parkinson hastalığı için bir engelleyici adeta! Düzenli kahve içmek, Parkinson olma riskini yarı yarıya azaltıyor! Bu bilgi kesin, ama nasıl bir kimyasal ve etkileşmenin bu sonucu yarattığı, uzmanlarca araştırılıyor. Sonuç, içinde bulunduğumuz 'sabah kahvesi' bağımlılığı, çok da kötü değil! Hatta bağımlılıktan çok faydalı bir alışkanlık olarak bile görülebilir. Günde bir iki fincanı geçmediği sürece.
bu kadının bu kahve bağımlılığı öldürecek beni ya:Pözellikle türk kahvesi muhabbeti gülmekten yerlere yatırıyor beni:P
maillere cevap vermemesine ben de sinir oluyorum,insan nezaketen bişiler yazar ya,o kadar uğraşıp yazıyoruz o hiç sallamayınca pek hoş olmuyor tabi:(gerçi nezaketen verdiği cevaplar da pek iç açıcı değil,bir kere oldu da bana...hiç vermese daha mutlu olurdum herhalde...en azından okumuyordur belki diye avunurdum....ama artık hepsini okuduğunu biliyorum,ve cevap vermemesi baya canımı sıkıyor açıkcası....öyle işte....
canım şakasına takılıyoruz zaten. :) önemli olan dediklerimizi dikkate alması.fatoşumuzun sahnesinin artması... :(
tanrıverdi
04-02-07, 15:02
ewt zaten hepsine tektek cevap veremiycei için...ama bnde emnm okuodurr yani mutlaka dikkate alıodurr..çnkü tanrıverdiyle fatoş arasında aslında olmıycak bişiler düşünüomuş hani tepki gelir fln die ona gelen mesajlarda falan aksi çıkmış oda aralarında bi ilişki başlatmaya karar vermiş...çokta ii yaptıı:)
aysa-17310
04-02-07, 15:02
evet yaa ben gülseyi şu kahve konusunda anlayabiliyorum ben de mutlaka bi fincan kahve içerim hergün 3 yaşında falan başlamışım ben kahve içmeye annem de kahve bağımlısıdır çünkü o alıştırmış yannız o günlerden travma kalmış ban de kanımca
tanrıverdi
04-02-07, 15:06
ben zaten kahve içmeyen insanlara şaşıorumm...ne biliim bnm açımdanda özellkle sabhaları kendime gelmek,akşamalrı ders çalışırken ayakta durabilmek adına çok önmlii...içimde raatladı çok bizararı olmadıı açısından..ama tabi bn 2-deil 3 fincan içiorumm:img-in_lo
of ya çok kötüsün. :( bende görsem keşke fragmanı.ama merak ettim fatoşun yapraka nasıl daldığını. :P
aysa-17310
05-02-07, 23:46
niye kötü oliym yaaa pazartesi akşamları oturup avrupa yakasının fragmanını beklemek suç muuu
Asker, yürüme bandına çıık!
Ortaokulun hazırlık sınıfının ilk ayını idrak ediyordum ki babamı okula çağırdılar. Neşe içinde gitti. Birtakım övgüler bekliyordu sanırım. "Kızınızın yabancı dille ilgili ender bulunan bir yeteneği var," gibi bir şeyler duyma beklentisi içindeydi galiba. Veya "Çok faal hem derslerine hem de tiyatro faaliyetlerine zaman ayırabiliyor, böyle bir çocuk yetiştirdiğiniz için size şu çiçeği vermek istiyoruz," gibi bir şey de olabilirdi! Babam gittiği toplantıdan allak bullak döndü! Özellikle İngiliz hocalar
Kızınızın dersleri çok iyi, ama bu okulun disiplinine uyum sağlayamayacak, otoriteye itaat problem var, benzer müfredatlı başka bir okula verin," demişlerdi!
İYİ GEN BİR YERE KADAR
Evde deprem oldu! Babam bir hafta kaşları çatık gezdi. Annemin migreni tuttu! Sonuçta uyum sağlamaya, itaat etmeye çalıştım elimden geldiği kadar. Disiplin denen şeyi, söz dinlemeyi öğrendim. Ve Beyoğlu Anadolu Lisesi'nden o sene değil, ancak yedi yıl sonra, kafamda kepimle çıktım! Bir daha bu kadar itaatkarlığa ihtiyacım olmayacağını, hatta çoğu zaman 'Kendimi rahat bırakmam, daha özgür davranmam' gerektiğiyle ilgili tavsiyeler alacağımı bilmeden. Bir yandan da bana öğretilen çalışma disiplininin yapacağım her işte ne kadar faydalı olacağının farkında olmadan. Ve babamdan fırça yediğim akşamdan yaklaşık 22 yıl sonra bir yürüme bandının üzerinde ter içinde, gerçekten otoriteye itaat problemim olduğunu düşünüyorum! Hayatımda ilk defa bir spor salonundayım! Daha doğrusu ilk defa, tekrar gelme niyetindeyim!
Spor yaşımın geldiğine kanaat getirdim. Uzun boy, iyi genler bir yere kadar!
30'lar geldiğinde, büyük düşünür Elizabeth Hurley'in dediği gibi "Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur!" Bu sebeplerden, şehrin en popüler spor salonlarından birindeyim.
İTAAT ETTİM
Bu tür yerler ortam açısından kalabalık bir parti gibi: Gürültü var, aşağı yukarı herkes tanıdık, ama sohbetler kısa ve manasız! Zira herkesin o anda bambaşka bir amacı var. Masa bulmak, içki almak, beğendiği kızın yanına gitmek değil de kaç kalori harcadığına bakmak, kalp atışını sabit seviyede tutmak falan!
Spor hocası Selin, nasıl beni gelir gelmez yakaladı anlamıyorum! Belli ki yıllardır bunu kuruyor! "Sizi hep görüyorum, spor salonuna uğramadan, cilt bakımı yaptırmaya çıkıp sonra basıp gidiyorsunuz," dedi hunharca gülümseyerek! "Şimdi tabii, vakit..." demeye kalmadan yağ oranımı ölçecek alete çıkmam için ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkarmamı emretti!
O anda liseyi ve otorite problemimi hatırladım! Bir yanım "Sen ünlüsün kızım, 'Kafama göre takılacağım,' de 'Yağ oranımı biliyorum,' de bas git" diyor, diğer yanım, bu hanımefendinin bana sayısız faydaları dokunacağını, sabırlı olmam gerektiğini söylüyor!
Ve itaat ettim efendim! Yağ oranım ölçüldü ve hatta yürüme bandında program da verildi! Kendime göre performansım olağanüstü! Dilim dışarıda, elimden geleni yapıyorum! Arada zoraki sırıtıyorum tanıdıklara "Her şey kontrol altında, iyiyim" gibilerinden! Bu esnada Selin Hoca'ya nefretim büyüyor. Çaktırmadan aletin hızını iki tık düşürüyorum! Kim fark edecek! Ne var ki deminden beri etrafta görünmeyen Selin Hoca, aniden ense kökümde beliriyor!
- Şekerim, niye düşürdünüz tempoyu? "Henüz ölmek istemiyorum da ondan, diziden çok kişi ekmek yiyor da ondan, elinin körü de ondan..." Demek istiyorum, ama... - "Hocam hızlı geldi, çok az düşürdüm zaten!"
Ve 12 yaşında, babadan fırça yemiş, okulun disiplinine uymaya söz vermiş Gülse karşımda! Mr. Dyson'a tahtadaki karikatür konusunda hesap verirken bir yandan kibar olmaya, bir yandan gereksizce sınıfı güldürmeye çalışmamaya, bir yandan düzgün İngilizce konuşmaya uğraşıyorum! Aynı duygu!
SPORA DEVAM...
Selin Hoca, hızı eski haline getiriyor. Bana bir şişe su verip hepsini yavaş yavaş içerek bitirmem gerektiğini söylüyor. Sonra yapacağımız karın egzersizleri hakkında konuşuyor ve sırıtarak gidiyor!
Hayır, şeker de bir kız. Ölmek için çok genç! Kendimi tutmalıyım! Kan, ter ve pes edilip edilip cesaretin tekrar toplandığı birbuçuk saatin sonunda, hayatta bir daha o salonun önünden geçmemeye kararlı, çıkıyorum!
Ne var ki birkaç gün geçiyor ve sadece bir günlük çalışmanın bile vücutta yaptığı etki gözle görülür vaziyette! Spora devam etmeye karar veriyorum! Elizabeth Hurley'yi bir kez daha sevgiyle anarken, Selin Hoca'ya da Mr. Dyson'a gösterdiğim sevgi ve itaati gösterme niyetindeyim. Yıllar sonra bana zorla kazandırılan disiplin ve söz dinleme alışkanlığım işime yarayacak galiba. Kim derdi ki...
tanrıverdi
12-02-07, 15:46
ayy ewt yaa bööle daa komk oluoo hele o başında duran kız hakkında dedikleri süper yaa...:img-hyste
En korkunç gerçek, gündemimizde bile değil!
Bir şeyler oluyor. Balkondaki çiçekler açmaya başladı. Karşımızdaki park yeşerme eğiliminde! Henüz palto giymişliğim yok, şubatın ortası ama uzun hırkalarla idare ediyorum. Tuhaf bir kış geçiriyoruz. "Hayırdır inşallah!" denilesi bir kış! Hayır, değil! Haberler hiç iyi değil! Hani 'Küresel Isınma' diye bir 'muhabbet' var ya. "Karbondioksidin çoğalması yüzünden gittikçe ısınıyoruz, buzullar eriyor," diyor ya çevreciler! Hah işte o sandaletli arkadaşların söyledikleri, bizim de "He," deyip geçtiğimiz şey oldu sonunda! Uygunsuz Gerçek isimli, her insanoğlu tarafından görülmesi gereken belgesel, hakikaten izleyeni omuzlarından tutup sertçe sarsıyor! Bush'la birlikte geçtiğimiz dönem başkan adayı olan Al Gore, ki kanımca Amerika'nın kaçırdığı tarihi bir fırsattır, belgeselde durumu sakin, net, bilgiye dayalı biçimde anlatıyor! Belki filmin en çarpıcı yanı bu. Bush'un ikinci sınıf Hollywood filmlerini andıran slogan, beylik laflar, 'gaz verme' ve palavra dolu konuşmalarından eser yok. Konuyu iş edinmiş Al Gore, bilim adamlarının görüş birliği ettiği sonuçları arka arkaya, nazik bir üniversite hocası edasıyla sıralıyor ve geleceğe ait bilimsel öngörülerde bulunuyor! Ve işte o korkunç öngörüler bizi mahvediyor! Yana yakıla buzul parçası arayan kutup ayıları, sulara yumurta bırakacakken göller kuruduğu için su bulamayıp bozkırın ortasında şaşkın şaşkın etrafa bakınan kuşlar, bunları takmadığınızı farz edelim... Sizin mahallede zaten kutup ayısı yok, yokluğunu hissetmezsiniz ki. Bir iki kuş cinsi dünyadan yok olsa ne olacak, sigaranızı içip maçınızı seyreder, mangalınızı yaparsınız en sonunda! Öyle değil işte! Siz mangal yaparken, yaktığınız kömürden doğaya az bir miktar karbondioksit salımı oluyor. Bunu güneş ışığı, su ve rüzgâr enerjisi gibi temiz enerjiler değil, kömür, gaz gibi eski enerji kaynakları kullanarak çalışan fabrikaları düşünerek milyarlarla çarpın, özellikle son 10 yılda defalarca katlayın! Isınmak, ulaşım vs. için kullandığımız benzer enerjileri ve yanan ormanlardan çıkan karbondioksiti de ekleyin! N'oldu? Atmosferi o kadar kirlettik ki gelen güneş ışığı artık uzaya geri dönemiyor! 50 yıl içinde Hollanda'nın büyük bölümü sular altında kalacak, Manhattan'ın güney bölümü ve San Fransisco'nun yarısı da. Peki, şuna ne dersiniz? Türkiye'nin su kaynakları yok olacak! Burası çöl olacak yani! Tarım, su bulamayacak, açlık, susuzluk başlayacak. Ama bunlardan daha da önce salgın hastalıklar olacak! Her yıl soğuk ve kışla birlikte ölen zararlılar, hamamböcekleri, fareler, gittikçe çoğalacak. Aynı şekilde virüs ve bakteriler ısınan havayla birlikte yaygınlaşacak! Kuş gribi virüsü gibi, SARS gibi, belki yüzlerce hastalık baş gösterecek. Yataklara düşeceksiniz! Yakınlarınız ölecek! Böyle anlatınca kutup ayılarından daha sağlam bir etki yaptı mı? Peki, daha korkuncunu söylüyorum, bunlar uzak gelecekte değil, yakın gelecekte olacak! Daha şimdiden neler olduğunu söyleyeyim mi? Dünyanın birçok yerinde baharda ortaya çıkıp çamları kemiren, sonra kış mevsiminde soğuktan ölen çam böcekleri bu sene ölmedi! Çünkü kış olmadı! Ağaçları kemirmeye devam ettiler ve hektarlarca orman bu yüzden yok oldu! Göçmen kuşlar, mevsimleri birbirine karıştırıp erkenden göç etti. Ama gittikleri yerlerde yemeleri gereken böcek ve tırtılları bulamadılar, çünkü bu hayvanlar ancak nisanda gelişmelerini tamamlayıp ortaya çıkacaklardı! Peki, ne oldu? Kuşların çoğu açlıktan öldü! Baharda ne olacak? Bir sürü böcek ve tırtıl çıkacak, kimse onları yemeyecek, gittikçe çoğalıp, beslenmek için muhtemelen tarım ürünlerine hücum edecekler. Daha da korkuncu... Bu böyle giderse bir gün yemek için tarım ürünü bulamayacağız! Amerika, bu iğrenç döngüde başı çekiyor! Bush, petrolcülerle el ele facianın etrafında dans ettiği gibi küresel ısınmanın 'tartışılan bir konu' gibi görülmesi için çalışmalar yaptırıyor, bilimsel raporları tahrif ettiriyor! Peki, biz hangi noktadayız? Osman Pepe'nin söylediğine göre, kişi başı karbondioksit salımı, Türkiye'de henüz düşük. Yani dünyada ilk 100'e bile girmiyoruz zarar verici olarak. Ama başka bir yönden baktığımızda, bu düşük oranı yüksek nüfusla çarptığımızda esas korkunç bilgi ortaya çıkıyor: Dünyadaki toplam karbondioksit salımı yaratanlar arasında ilk 20 ülkeye yaklaştık! Daha da korkuncu, biz endüstrileşirken de eski enerji kaynaklarında ısrar ettiğimiz için, miktar her yıl katlanarak artıyor! Yeni enerji yatırımlarını rüzgâr ve güneş üzerine yapsak, geç olmadan ülkeyi ve bir miktar da dünyayı kurtarmış olacağız. Ama Ogün Samast'larla, Yasin Hayal'lerle falan uğraştığımız için, bu konu gündemimizde bile değil! Belki de en korkunç gerçek bu!
buket bunu az önce gazetede okudum.ama morelim bozuldu.benim kafama taktığım bi konuyu yazmış.dediklerinin hepsine katılıyorum.keşke elimizden bişey gelse...:icon_sorr
Enes Aktaş
18-02-07, 12:38
gag programını izlerdim hep saat 23:00 kadar uyanık kalmak zor tabi yani çok başarılı biri hem avrupa yakasını yazıp hemde oynamak koaly değil:img-yes:
tanrıverdi
18-02-07, 17:14
ewt cnm bnmde acaip derecede kafama taktıım bi konu..dediin gbi keşke elimzden bişiler gelse...gerçi var saece bizle olmuoo..
bnde bugün gazetede okuduumda bizras hayal kırıklıı oldu önkü bn alışmışım gülse birselin kafa dağıttran yazılarına bunu okyunca çok kötü oldum..bilmiorum ama sürekli bu haberi görmekte bni yaşamaktan bezdirio yani..:(bugün bide gülse birsel yazınca daada kötü oldumm:(
Küresel isinma üzerinde bir film cikti burda ben belki bakmaya gidecegim,galiba gülsenin dedigi film..türkcesini bilmiyorum ama galiba ürkütücü gercek öyle bir sey yani oraya gelirse yada gelmisse tavsiye ederim bakin ben fragmannini gördüm cok güzele benziyordu...
bende komik bişey beklerken bunu görünce iyice kötü oldum.pınar benim bildiğim yarından sonra var ama o çok önceden çekildi.senin dediğin başkadır herhalde.o filmi izleyincede morelim bozulmuştu.:icon_sorr
!! Elyf !!
19-02-07, 02:41
Cok yetenekli ve zeki bir kadin... Bunlarin ustune guzelde... Daha ne olsun...
http://img412.imageshack.us/img412/9760/glsebi934wl0.png http://img412.imageshack.us/img412/5360/glsebi9342op6.png
aysa-17310
19-02-07, 14:29
buket bunu az önce gazetede okudum.ama morelim bozuldu.benim kafama taktığım bi konuyu yazmış.dediklerinin hepsine katılıyorum.keşke elimizden bişey gelse...:icon_sorr
evet yaa aynen ben de son zamanlarda bu konuyu kafaya takar oldum kışı böyleyse yazı düşünmek bile istemiyorum ben nefret ederim pastırma tabir edilen o bunaltıcı yaz sıcaklarından:( ki bu yaz ve önümüzdeki yazlar öyle olacak gibi görünüyo bi de yakın gelecekmiş bari 100 sene sonra falan olsaydı bi derece ama 'gençliğimizin baharında' böyle uygunsuz bi gerçekle karşı karşıyayız demek ki çok üzülüyorum bizee ağla çiko dünyamız için ağla :img-hyste
bunlar da benden..
http://i50.photobucket.com/albums/f322/wrat/wrat_2/avasli2-1.jpg http://i50.photobucket.com/albums/f322/wrat/wrat_2/avasli1-1.jpg
tanrıverdi
25-02-07, 15:23
Geçtiğimiz günlerde kahve bağımlılığıyla ilgili bir yazı yazdım. Sigara bağımlılarından bir sürü e-posta geldi! Çoğunun meali şuydu: "Ne güzel, kahveye bağımlısınız. Bense maalesef sigaraya! Bu illetten kurtulamıyorum! Ne yapacağımı bilmiyorum!" Hayatta bir tek konuda son derece acımasız, kuralcı ve sertim: Sigara! Bazı ekip arkadaşlarımın nefret ve gıcıklığını toplama pahasına, oyuncu odasında sigara içilmesini yasaklamış bir insanım ben! Dumanaltı oluyoruz kardeşim! İçmeyenler olarak tıkanıyoruz, ne yapalım? Mecburen kendimizi dışarılara, koridora, şuraya buraya atıyoruz nefes almak için. Dedim ki "Bana ne ya, içenler çıksın dışarı"! Acımasız olduğumu söylemiştim! Ekibin sigara içen oyuncularını, kapının önünde, bir taburenin üstünde pinekleyerek bağımlılıklarını yaşarken görünce içim burkulmuyor değil! Ama bütün dünya artık bu fikirde kardeşim: Sigara içiyorsan ikinci sınıfsın! Restoranlarda arka tarafta oturacaksın! Bazı restoranlara hiç giremeyeceksin! Girersen, müptela olduğun şeye kavuşmak için sokağa çıkıp titreyeceksin! Ofislerde kutu gibi sigara odalarında yaşayacaksın sahte mutluluğunu! Cildin çabuk kırışacak! Doktora gittiğinde, ister kalp ameliyatı, ister check-up için, sigara içiyor musunuz sorusuna vereceğin karşılık önemli olacak. İçmiyorsan, elde var bir başlayacaksın. Ümitler yeşerecek, iyimser konuşmalar yapılacak, aferin alacaksın! Her türlü hastalıkta, grip bile olduğunda sigara içmeyenler sana öğüt verecek. Benim gibi çokbilmişler "Bırakamıyor musuun? Dişlerin de sararıyo di mi? Ay iğreeenç!" diye sinirlendirecek. Kıyın kıyın dışarı çıkacaksın, senin gibi kader kurbanlarına katılmaya! Biz sigara içmeyen elitlerse, bol oksijenli mekânlarda bembeyaz dişlerimiz, neşeli akciğerlerimiz ve geleceğe ümitle bakan damarlarımız marifetiyle halay çekiyor olacağız! "Burası Türkiye, henüz rahatız," mı diyorsun? Sen öyle san! Restoran ve kafelerde sigara yasağı başladı! Dalga dalga yurda yayılacağız! Toplu taşıma araçlarında, bütün sosyal mekânlarda elbirliğiyle yasaklayacağız sigarayı! Size sadece sokaklar kalacak! Hatta bir gün Kaliforniya'daki gibi sokaklarda da yasaklayacağız sigarayı! Kökünüzü kazıyacağız! Sigara hakkında benim gibi düşünüp de bırakamayanlar için haberlerim var. Son zamanlarda etraftan duyduğum enteresan yöntemi bir araştırın bakalım. Buna 'Allen Carr' yöntemi deniyor. İçlerinde Türkiye'nin de bulunduğu 34 ülkede varolan yöntem, aslında uzun yıllardır uygulanıyor. Şimdiye kadar 10 milyona yakın insana sigarayı bıraktırmışlar. İddiaları, kıvranmadan, hatta ardından kilo almadan sigarayı bıraktırmak! Herhangi bir araç, makine veya ilaç yok! Altı saatlik bir seminer var. Sigarayı bırakmazsanız paranız iade ediliyor! Söylediklerine göre başarı oranı yüzde 70 civarında. O seminerlerde, ne yapıyorlar bilmiyorum. Tek bildiğim uzun yıllar birlikte çalıştığım arkadaşım ve bana göre sigarayı ancak cehennemde kar yağarsa bırakacak gazeteci Mansur Foroutan'ın, ayrıca yönetmen Ferzan Özpetek'in bu yöntemle sigaraya elveda dediği! Yabancı ünlüler de varmış 'Birinci sınıfa geçenler' arasında! Anthony Hopkins mesela. Veya İtalyan modacılar Dolce ve Gabbana. Nasıl bir 'titreyip kendine gelme' oluyor o seminerlerde, bilmem. Ama bir bakın derim!
tanrıverdi
25-02-07, 15:26
gene harika bi yazı olmuş...ilk işim anneme okutmak oldu ve azcık olsun onada o dalga işi yaradı..hehe 2.sınıf insan muamelesi yaptımm bende..gerçi bn hep yapıodum...işlhh buunu her sigara içen okurda birazcık yein dibine girerler..
boncuk-girl
25-02-07, 18:43
http://www.burhanabi.com bu kadar güzel senaryo yazdığını bilmiyodum harika esprileri var bayılıyorum
aysa-17310
26-02-07, 14:00
güzel yazı aferin gülseye :)bu savaşta yanında yer almaya hazırım (gerçi yakın çevremde sigara içen kimse yok ama olsun)
aysa-17310
28-02-07, 14:30
yaa arkadaşlar bu bölüme de pazardan pazara yazıyosunuz biraz ayıp oluyo ama haa :(
giriyorum bakıyorum bakıyorum kimse yookkk bakıyorum bakıyorum kimse yookkk ee ben de girmem o zaman o zaman ben de girmemm sanki babamın forumuuu
yaa arkadaslar Gülse Birselin kac tane yazdigi kitap var?adlarinida söylermisiniz almak istiyorum..siparis edebilirsem alicamda cok merak ettim okumak istiyorum.bu yazilar böyleyse kesin kitaplari süperdir...
aysa-17310
04-03-07, 19:39
1)Gayet Ciddiyim
2)Hala Ciddiyim
3)Yolculuk Nereye Hemşerim
üçünü de okudum süpeeeeer şiddetle tavsiye ederim:good:
bende hepsini okudum.ayrı ayrı hepsi çok güzeldi.:img-in_lo
aynen bende sigara içenlerden hoşlanmıyorum.babamda içiiiyyy:icon_sorr nefesim tıkanıyor o içerken.:icon_sorr
arkadaslar tesekkür ederim bu 3 kitap hala piyasadami acaba?bu arada bende sigaraya feci karsiyim odam sigaraya karsi pankartlarla dolu,hatta babama sigara icmeyi ben biraktirdim hiihi
boncuk.girl
10-03-07, 11:20
arkadaşlar gülse bisel çok tatlı hem rolünü güzel yapıyo
hemde çok güzel senaryo yzaıyo
ama merak ettiğim iki şey var
1 si; acaba burhanın komikliklerinide mi gülse yazıyo yoksa engin günaydın mı yazıyo
2. si de; gülse birsel için ataist demişlerdi de
acaba doğrumu
bilgisi olan bana anlatabilirmi gerçekleri lütfen
aysa-17310
10-03-07, 19:37
replikleri gülse yazıyo ama engin günaydının doğaçlama oynadığı da oluyomuş
ateistiliğini falan bilemiycem zaten bizi ilgilendiren bi konu değil
gürse birsel cidden cok güzel oynuyor ve cok sempatik =)) zaten süper bir senarist :img-yes:
Bugün Gülse Birsel'in doğum günü
iyiki doğdun Gülse Birsel:happy0064
bunu bilmiyordum.
iyi ki doğdun nice senelere mizah prensesimiz.:img-in_lo
:happy :happy :happy :happy
aysa-17310
11-03-07, 22:18
iyi ki doğdun gülsecim iyi ki varsın ve iyi ki bize süper çarşambalar hediye ettin:)
aaaa iyiki dogdun Gülse Birsel!!!!!!!!!!!!!!!!!
süpersinnnn yaaa...sayende carsambalarim cok güzel geciyorrr!!hep böyle devam et kanimca
aysa-17310
11-03-07, 23:09
Bir gece ansızın gelebilirler!
"Sakın kapınıza gelen herkesi nüfus sayımı yapacak diye içeriye almayın, ama kekinizi hazır bulundurun"
NÜFUS sayımında sokağa çıkma yasağı olan pazar günlerini hatırlar mısınız? Sanki her pazar günü sabahtan sokağa çıkılıp, geceyarısına kadar fellik fellik dolaşılırmış gibi, herkeste bir dışarı çıkma arzusu olurdu!
Sıkım sıkım sıkılırdık evde! Televizyonda sokağa çıkma yasağıyla ilgili özel programlar, skeçler verilirdi! Giyinilip kuşanılıp, sabahtan itibaren misafir bekleniyormuş gibi beklenir, geldiğinde nüfus sayımı görevlisine çaylar, kekler ikram edilirdi hani!
EVDE BEKLEMEK YOK ARTIK
O günleri hatırladığım ve yaşadığım için bir gün çok yaşlı sayılacağımı hissediyorum! Son haber şu efendim: Artık nüfusumuz bu şekilde sayılmayacak! Türkiye İstatistik Kurumu görevlileri, her an, her gün, her saat kapınızı çalabilir! Çünkü en sonunda, yıllarca süren evde oturup nüfus memuru bekleme döneminin ardından, adrese dayalı nüfus kayıt sistemi kuruluyor. TC kimlik numarasına göre, kişiler ve oturdukları adresler eşleştirilecek. Onun için TC kimlik numaranızı bilmiyorsanız, bir an önce öğrenin. TÜİK görevlileri evlere hafta sonu ve akşam da dahil olmak üzere uygun zamanlarda gelecekler ve sizi 'sayacaklar'! Evde kaç kişinin oturduğunu, ortalama gelirinizi, geçim kaynağınızı, uyruğunuzu, eğitim düzeyinizi soracaklar. Nüfus cüzdanınızı evde bulundurun, çayınız kekiniz daima hazır olsun! Geliyorlar! Ancak sakın ha kapınıza gelip, "TÜİK'den geliyorum," diyen herkesi içeri alıp çay ikram etmeye kalkmayın! Önce görevli tanıtım kartını sorup, şüpheli durumlarda emniyete haber veriyorsunuz! Aman diyeyim! Bu hafta Kadınlar Günü'nü idrak ettik. Türkiye İstatistik Kurumu bence her sözden, her tespitten daha vurucu gerçekleri 'Aile Yapısı Araştırması' başlığı altında bir kitapçık haline getirmiş. 2006'da yapılan çalışmada çok çarpıcı veriler var: Örneğin... Kadınlarımızın yüzde 31.7'si 18 yaşın altındayken evleniyor. Erkeklerde bu oran 6.9.
GÖRÜCÜ USULÜ REVAÇTA
Bu evlilik, kadınların yüzde 36.2'si söz konusu olduğunda, görücü usulüyle, ailesinin kararıyla gerçekleşiyor. Erkeklerde bu durum yüzde 24.8. Türkiye'de evli çiftlerden akraba olanların oranı yüzde 20.9! Yani beş çiftten biri akraba! Güneydoğu Anadolu bölgesinde, bu oran yüzde 40.4! Türk erkeklerinin yüzde 32.6'sı, erkek çocuğun annenin itibarını artırdığı görüşünde! Yüzde 44.6 ise soyun devamının ancak erkek çocuk tarafından sağlanacağı kanısında! Türk erkeklerinin yüzde 23'ü, kadınların çalışmasını uygun bulmuyor! Türk ailelerinde ev işleri yüzde 80-85 oranında kadınlar tarafından yapılıyor. Aile fertlerinin ev işlerine yardım etmesi, yüzde 5-10 ailede görülüyor!
SPOR YAPMIYORUZ
İş dışı faaliyetler gözlendiğinde, erkeklerin yüzde 83.2'sinin, kadınlarınsa sadece yüzde 55.9'unun gazete okuduğu görülüyor! Erkeklerin yüzde 38.2'si, kadınların yalnızca yüzde 21'i spor yapıyor. Sinemaya gidenler ya da gidebilenler, erkeklerde yüzde 26, kadınlarda yüzde 17.6! Türk ailelerinde kadınların yüzde 80.2'sinin üzerine kayıtlı gayrimenkul veya araç yok. Bu oran, erkeklerde yüzde 39.6! TÜAK görevlileri, belli zamanlarda kapı kapı dolaşıp herkesi sayacak. Sokağa çıkma yasağı konulan nüfus sayım günlerini gördüm çok şükür! Kadınların daha çok 'sayıldığı' günleri acaba görecek miyim, diye düşünüyorum!
!! Elyf !!
15-03-07, 04:21
Basligi biraz hareketlendirmek icin... Cok durgun gordum sizi ama yawww... :D
http://img485.imageshack.us/img485/3960/untitled2cr7.png http://img262.imageshack.us/img262/2170/resim001vb5sa3.png
http://img135.imageshack.us/img135/1825/birselmc5.png (http://imageshack.us)
http://img458.imageshack.us/img458/5760/birsel2ah7.png (http://imageshack.us)
!! Elyf !!
16-03-07, 01:37
Bunu unutmusum... :D
http://img339.imageshack.us/img339/7905/resim003xi6ni4.png
masal_perisi
17-03-07, 20:05
Kartalic[e...Avatarların çok güzel....Ellerine sağlık...
askım_gkhan_alp
18-03-07, 17:53
bende okumuştumm YOLCULUK NEREYE HEMŞERİMİ gerçekten komik bi kitaptııı yaa:)
aysa-17310
18-03-07, 19:30
ben üçünü de okudum en çok hala ciddiyimi beğenmiştim
bu hafta yazısı yok galiba yaa ben mi göremedim yoksa???
aysa-17310
25-03-07, 19:52
Grip salgını döneminde okuyucuya hizmetimdir!
Avrupa Yakası'nın sadece senaristi ve oyuncusu değilim. Bilmediğiniz bambaşka bir görevim de var! 'Hastalık hastası' geçmişimin engin birikimiyle, aynı zamanda gönüllü set doktorluğu yapıyorum! Operatörlük falan değil tabii. Tutup belli bir yaşı geçmiş erkek oyuncularımıza kontrol amaçlı anjiyo yapamam örneğin. Birisinin apandisit problemi olsa, laproskopiyle halledemem. Daha alçakgönüllü bir pozisyon benimkisi. Pratisyen hekimlikten bir altta, hasta bakıcılıktan bir üstte!
'GİT GÜLSE'YE SOR'
Örneğin, dikkatinizi çekmiştir, anjiyo ve laproskopi konusunda her tür teorik bilgiye gayet vakıfım! Bir elimden tutan olup üç beş ameliyata soksa, bir fırsat verseler, muvaffak olacağımı da zannediyorum! Şimdilik sadece tavsiye ve 'bilgi paylaşma' düzeyinde tutuyorum tıpla olan ilişkimi! Belirtileri dinliyor, birkaç soru soruyor, ihtimalleri sıralıyor ve en yüksek ihtimal üzerine işe yarayan tedavi seçeneklerini sunuyorum oyuncularımıza! Allah hepimizi korusun, ne diyeyim! İş öyle bir hale geldi ki, özellikle Hümeyra, orasından burasından yakınanı, hemen bana yolluyor: "Git, bir Gülse'ye sor, o bilir!" Geleni geri çevirmek olmaz tabii. Geçen gün Hale Caneroğlu (Yaprak) geldi. Kendisine stres kaynaklı röflü teşhisi koydum. Sabah ve akşam alacağı ilaçları, uzak durması gereken besinleri tavsiye ettim. Gayet memnun kaldı. Çok şükür şimdi iyi! Bana güvenmeyip (pöh), doktora gitmiş! Doktor da aynı şeyleri söyleyince, bana artık daha farklı gözle bakmaya başladı! Ayrıca koruyucu hakimlik bence bu işin esası: Mesela, bütün seti antioksidan desteğine başlattım. Günde 1000 miligram C vitamini içiriyorum herkese, Ester C olanından. Hepsi zımba gibi oldu! Haftada 90 dakika oynuyoruz, kolay mı? Soğuk algınlığı geçirenlere de boğaz kültürü dışında her tür hizmetim var! Belirtileri dinleyip, artık burun akıntısı mı ağırlıklı semptom, bademcik şişliği mi var, öksürük kuru mu değil mi, baş ağrısı vesaire var mı, bunlara göre ilaçlar tavsiye ediyorum. Genellikle 'doğalcı' tabir ettiğimiz ekoldenim! Vitamin, bitkisel güçlendiriciler, limonlu ballı çay, çorba ağırlıklı bir tedavi izliyorum soğuk algınlıklarında. Zira, kendimi geliştiren, sürekli okuyan, yayınları takip eden bir 'tıp insanı' olarak hap ve özellikle antibiyotiklerin terk edilmeye başlandığını dikkatle izliyor, hastalarıma, pardon oyuncu arkadaşlara, bu bilgiyi iletiyorum! Sizinle de paylaşmak isterim. Beş gündür akut soğuk algınlığıyla sürünmekteyim. Sadece boğazım şiş değil, aynı zamanda 'larenjit' dediğimiz, ses telleri enfeksiyonu sonucu, travestiler kraliçesi tınısında bir sesim var. Arada gargara ve pastil yardımıyla biraz düzelince, hafiften Özgü Namal'a kayıyor, o güzel, tamam. Ama genel olarak Aslı'yı oynayabilme yeteneğimi kısa bir süre için kaybettim! Yavaş yavaş kazanıyorum diyelim. Bu esnada, yoğun çalışmalarım sonucu sizle paylaşmak istediğim bilgi şu:
SADECE DİNLENİN
Boğaz ağrıları ve enfeksiyonlarının yüzde 90'ından fazlası, virüsler sonucu oluşurmuş. Ve malumunuz, antibiyotiklerin virüslere hiçbir faydası yok! Virüs kaynaklı bir soğuk algınlığında hemen antibiyotiğe sarıldığınızda, bu ilaçlar vücudun kendi savunma mekanizmasını da maskeleyerek, soğuk algınlığını uzatıyor, sizi daha yorgun ve hasta hissettiriyor; mideye, şuraya buraya yaptıkları yan etkileriyle vücudunuzu ve sizi yoruyor! Ayrıca sık sık antibiyotik kullandığınızda bazı bakteriler bu ilaçlara bağışıklık geliştiriyor ve gerçekten antibiyotiğe ihtiyacınız olan çok ciddi bir enfeksiyonda işe yaramıyorlar! Yani kulak, burun, boğaz ve göğsü etkileyen, çok yüksek ateşli olmayan soğuk algınlıklarında şunu yapacaksınız: Hiçbir şey! Dinleneceksiniz! Belirtileri hafif soğuk algınlığı ilaçları, vitaminler, çayla çorbayla, bol su içerek azaltacaksınız ve bir hafta bekleyeceksiniz! İnanın geçecek! Geçiyor. Ben denedim! Bu yıl, tüm salgınlara rağmen, hiç antibiyotik kullanmadan geçirdiğim tek yıl oldu! Soğuk algınlıklarını daha hafif ve ayakta atlattım. Yorgunluk hissetmedim. Nekahat dönemi diye bir dönem olmadı! Tam bir haftada hepsi geçip gitti! Peki, eğer yüzde 10'luk dilimdeyseniz ne olacak? Yani hastalığınız, örneğin boğaz enfeksiyonu, bakteri kaynaklıysa? İşte beni şaşırtan gerçek: Vücudunuzda kronik bir hastalık yoksa, çocuk değilseniz ve 65 yaşın altındaysanız, genel olarak sağlıklı biriyseniz, bağışıklık sisteminiz çoğu bakteriyel enfeksiyonu da kendi kendine temizliyor! Çoğu bronşitte, bakteriyel kulak burun boğaz enfeksiyonunda antibiyotik alımı, sıkı durun, sadece hastalığın seyrini ortalama bir buçuk gün kısaltıyormuş! Peki, ne zaman antibiyotik alınacak? Zayıf, sağlıksız biriyseniz ve üstelik belli bir yaşın üstündeyseniz, hastalığınız çok yüksek ateş yapıyorsa, menenjit, zatürre gibi çok ciddi bir hastalıksa, o zaman antibiyotik gerekli. Bir de rahatsızlığınız bir haftada iyileşmiyor, daha kötüye gidiyorsa ve yeni belirtiler çıkmaya başladıysa, soluğu doktorda alacaksınız! Bende değil, gerçek doktorda! Diplomalı falan! Dediğim gibi, şu anda gönüllü hizmet veriyorum. Vizite saatlerim belirsiz, genellikle set araları, çay molaları! Ancak tıp dünyası bendeki istidatı fark ederse, bir gün bir Mehmet Öz olabilirim belki, kim bilir... Nerelerde ne yetenekler var, ama harcanıyorlar işte!
süper yazmış yaa :img-hyste
bunu gazetede okumuştum.şu özgü namalli kısma koptum.:img-hyste
arkadaşlarr aranızda gülse birselin avrupa yakasında 2. sezondan resim olan varsa koyabilir mii
http://img70.imageshack.us/img70/3737/gulse1op6.jpg (http://imageshack.us)
önceden eklenmisse özür diliyorum:img-wink:
En iyi diyet sırlarını açıklıyorum
Diyette olanlar parmak kaldırsın! Nisan geldi çattı, değil mi? Mayo giymeye iki ay falan kaldı, değil mi? Ve siz, eylülden beri yediğiniz tüm pilav, makarna, kebap, ekmek kadayıfı ve çikolataları gurur ve özenle bünyenizde taşıyorsunuz, nisan ayı itibarıyla kilonuzda zirveye ulaştınız değil mi? İki ayınız var, şimdi başlasanız, haftada yarım kilo verseniz, bayağı fark eder aslında değil mi?
Ne yapacaksınız? Lahana çorbası mı? Iyk! Kibrit kutusu kadar beyaz peynir mi? Yoksa yaz tatili için ayırdığınız bütçeyi diyetisyenlere mi yönlendireceksiniz? Ee, o zaman zayıflamanın ne anlamı kaldı? En hizmet âşığı köşe yazarınız Gülse, yine sizin için çalıştı! Mehmet Öz'ün yeni kitabı Siz Diyettesiniz'den en can alıcı, en altı çizilesi noktaları bu hafta size sunmak için! Dikkat ederseniz, ben 38 bedenim ve diyetle miyetle hiç işim yok. Maksat okuyucuya fayda. Aldığı gazetenin bir katma değeri olsun! Ayrıca yine de sinir olduğum ve ilişkimi bitirmek istediğim iki kilo var üzerimde, belki onlara da faydası olur:
Mehmet Öz diyor ki, "Asıl mesele, kaç kilo olduğun değil, bel ölçünün ne olduğu." Kadınlar için ideal bel ölçüsü 82, erkekler için 88.5 santimmiş. Tuhaf tabii. Biz ideal ölçünün 60 santim olduğunu sanıyorduk. Gerçi beli 60 santimetre olan bir tanıdığım yok. Mankenler dahil! Burada 'ideal' derken, '34 beden giysileri podyumda taşıyabilmek için ideal olan' kastedilmiyor! Sağlıklı bir insan amaçlanıyor! Zayıflamaya çalışırken "Ben 67 kiloya inmek istiyorum," dememeli, bel ölçüsü hedeflemeliymişsiniz! Bu arada eğer kadında 93, erkekte 101.5 santim seviyesini aşarsanız, tehlike çanları çalıyor demek. Hemen yemeyi kesin! Şimdi, muhtemelen daha önce bilmediklerinize geldi sıra: Bazı deodorantlarda normal metabolizmayı bozabilecek ve kilo almayı kolaylaştıracak kimyasallar bulunuyormuş. Alüminyum içeren veya sprey fonksiyonunu poliklorobifenol ile gerçekleştiren ürünlerden uzak durulmalıymış!
Anneniz sizi doğurduğunda yaşı ne kadar ileriyse, kilo alma olasılığınız o kadar yüksekmiş! Yaz aylarında klima, kış aylarında kalorifer, metabolizma hızını düşürürmüş. Yani yazın terlemekten, kışın üşümekten korkmayın ki vücut hızlı çalışsın!
Stres, hormonları normal seviyelerin üzerine çıkararak insanı şişmanlatıyormuş! Fazla yağlar vücutta iltihaplanmalara neden oluyormuş. Antioksidan ve antienflamatuvar yiyeceklerse, bu iltihaplanmaları önleyerek zayıflamaya neden oluyormuş. Örneğin Omega 3 yağ asitleri, yeşil çay, az miktarda bira, zerdeçal, ve kahve! Yedikleriniz, ruh halinizi belirliyormuş.
Öfke hissediyorsanız, et gibi sert veya çıtırlı yiyecekler, depresifseniz şeker, endişeliyseniz muhallebi, dondurma gibi tatlı ve yumuşak yiyecekler, stresliyseniz tuzlular, yalnız ve cinsel açıdan hayalkırıklığına uğramışsanız midenizi dolduran makarna, kraker gibi hamur işlerine veriyormuşsunuz kendinizi! Uykunuzu almaz, yani günde sekiz saat uyumazsanız, vücut bu açığı yiyeceklerle tamamlamaya çalışıyor ve daha çok acıkıyormuşsunuz!
Hindi hem vücuttaki serotonin oranını yükselterek ruha iyi geliyor, depresyonu önlüyor hem de midenin karbonhidrat kazıntısını engelliyormuş! Eğer tatlı kriziniz geldiyse ve önüne geçemiyorsanız, en iyi alternatif küçük bir parça yüksek kakao oranlı bitter çikolata. Hem tok tutuyormuş hem de yüksek kakaonun beyine faydası varmış.
Başka bir alternatif de üzerine bol tarçın serptiğiniz meyveler. Tarçında, beyni kandıran, şeker olarak algılatan bir özellik varmış. Yani hem kilo almıyorsunuz hem de vücut tatlı yediğini zannediyormuş! Bunların hiçbiri 1 Nisan şakası değil! Kitapta bu ilginç püf noktalar dışında resimli günlük egzersiz programları, lezzetli diyet yemek tarifleri, hatta kilo verdikten sonra yaptırabileceğiniz estetik ameliyatlarla ilgili bilgiler bile var. Bence hemen bel ölçünüzü alın, sonra da ihtiyacınız varsa kitaba göz atın!
aysa-17310
08-04-07, 11:55
50 yıl sonra keyfiniz nasıl olacak?
Ben doğduğumda babama "Kızınız televizyona senaryo yazıp oynayacak, ünlü olacak," deselerdi, gülüp geçerdi herhalde! Belki de bunu berbat bir kehanet olarak algılayıp, beni doktorluğa, avukatlığa, mühendisliğe yöneltmek için o yıllardan çaba göstermeye başlarlardı! Çünkü bundan 35 yıl önce, Türkiye'ye televizyon henüz gelmek üzereydi. Her 100 evden birinde, tam olarak çalıştığı bilinmeyen siyah beyaz bir televizyon vardı ve günde birkaç saat yayın yapılıyordu! 10 yaşındaki çocuklar, cep telefonu olmayan yılları gülünç ve inanılmaz buluyor. Bense internetin olmadığı bir lise dönemi geçirdiğim için kendimi yaşlı hissediyorum! Bilimin gelişmesi, hayatımızın gelecek 50 yılını nasıl etkileyecek? Amerika'nın en önemli popüler bilim yazarı John Brockman, 25 bilim adamının farklı konularda önümüzdeki 50 yıla dair öngörülerini bir kitapta toplamış: Gelecek 50 Yıl! Önümüzdeki 50 yılda, dünyanın oluşumuyla ve büyük patlamayla ilgili daha çok şey söyleyebileceğiz örneğin. Peki, bu söylenenler günlük hayatı nasıl etkileyecek? Bedenlerimize çelik ve silikondan parçalar ekleyerek daha gelişmiş, güzel ve dayanıklı hale gelebilecek miyiz? Teknoloji, iletişim, bilgiye ulaşma gibi avantajlar ve uyaranların çoğalmasıyla daha zeki bir tür olabilecek miyiz? Bu yaptıklarımız bizi daha mutlu hale getirebilecek mi? Depresyon ve hüznün üstesinden gelebilecek miyiz? Son söylediğim, kitapta en çok ilgimi çeken bölümdü. Daha önce de bir yazı konusu yapmıştım: Bir insanın mutlu olma ihtimali, en azından yüzde 50'si, aslında genetik haritasında yazılı. Yani, önümüzdeki 50 yılda, genetik olarak sağlıklı, obeziteye, kansere vesaireye yakalanmayacak bebekler seçilebileceği gibi, mutluluğa meyilli, neşeli olma özelliği de ayarlanabilecek! Böylece etrafın sağlıklı, güzel, neşeli, cıvıl cıvıl sinir yaratıklarla dolu olacağını ve bunun dünyayı harikulade bir yer haline getireceğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz! Mutlu insanların genelde mala mülke çok değer vermeyen, reklam ve propagandadan az etkilenen, iktidar ve başarı arzusuna kapılmamış insanlar olduğu bir gerçek. Çünkü genelgeçer olarak mutluluk, kişinin artık bir şeyi arzulamaması durumu! Bir şey arzulamayan, doymuş insanların doldurduğu bir dünyada, sürekli artan tüketim ve asla tatmin olmayan arzu üzerine kurulu üretim sistemimiz, ne hale gelecek? Önümüzdeki 50 yıla ilişkin başka bir öngörü ise gelecek çağın hastalığıyla ilgili: Ne AIDS, ne Alzheimer bu. Söylenenlere göre son yıllarda hızla çoğalmış, yaygınlaşmış ve modern tıbbın çarelerine direnç göstermeye başlamış en berbat salgın hastalık depresyon! Sebebi ise hayattaki stresin ve hızın artmasına karşın, geleneksel avuntu kaynaklarımızın azalması olarak gösteriliyor: Aile, sosyal çevre ve dostlar! Kitaba bakılırsa, insanlar gittikçe daha yalnızlaşıyor ve bunun getireceği depresyon salgını, bir süre sonra genetik olarak mutlu bebekler üreterek bile halledilemeyebilir! Gelecek 50 Yıl'da tıptan kuantum fiziğine, estetik ameliyatlardan evrenin kaderine, 25 bilimsel ama eğlenceli makale var.
Sohbet bitsin, hareket zamanı!
Biz küresel ısınma hakkında henüz bu yıl konuşmaya başladık! Ne zaman ki İstanbul'da şubat ayında bahar dalları açmaya başladı, kar olmadı, susuzluk tehlikesi baş gösterdi, o zaman inandık ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuza! Böyleyiz biz! Gözle görülür, elle tutulur kanıt istiyoruz önce! Sonra muhabbete başlıyoruz: "Çok fena bu küresel ısınma, görüyor musun başımıza gelenleri, ne yapsak?" diye... Herkes kendine ait bir anekdot anlatıyor konuyla ilgili. 10 yıl önce nasıl kış olduğunu, bu yıl paltosunu hiç giymediğini, memlekete gidip erken göç eden, yavruları ölen kuşları gördüğünü... Muhabbet bol, aksiyon yok! Hükümetten, belediyelerden çok büyük bir hareket beklemek zaten hayal mahsulü bir davranış olur! Son derece iyi niyetli olduklarına inansam da ciddi önlemler almak, dev bütçeler gerektiriyor! O para da bizde ya yok ya da harcama önceliği sıramızda ilk kalemlerden biri değil! Time dergisi son sayısında, vatandaşın küresel ısınmayı önlemek için neler yapabileceğini anlatmış! Bazı tavsiyelerin Türkiye'de karşılığı yok elbette. Örneğin mısırdan, belediye atıklarından, hatta kullanılmış mutfak yağlarından enerji elde etmek gibi... Ama burada da yapabileceklerimiz var: - Floresan ampulleri tercih edin. Dörtte bir daha az elektrik harcayıp, daha uzun ömürlü oluyorlar. - İkinci el giysi modasını ciddiye alın. Kullanılmış kıyafetlerin rağbet görmesi demek, yeni bir giysinin imalatı ve fabrikadan showroom'a, oradan mağazalara taşınması için kullanılan enerjiden tasarruf demek! Hatta arkadaşlarınızla kullanmadığınız giysileri değiş tokuş edin! - Evinize yakın işyerleri seçin veya evinizi işyerinize yakın bir yere taşıyın! Böylece günde 40 kilometre gidiş gelişte harcadığınız yakıtı azaltır, hatta duruma göre işe yürüyerek gelip gidebilirsiniz! - Otobüse binin! Araba alınca başınız göğe mi erdi? İstanbul trafiği malum! Yakıt fiyatlarından, araba sigortası ve tamir masraflarından bahsetmiyorum bile... Metrosu, otobüsü, minibüsü var.
- Amerika'da, karbon emisyonunun çoğu evlerden çıkıyor! Klima kullanımını azaltın! Cam açın! Kapı ve pencerelere ısı koruyucu bantlardan takın. Bulaşık makinesini doldurmadan çalıştırmayın.
- Bahçeniz varsa, bambu ekin! Bambu, hem kolay yetişip yayılan bir bitki hem de herhangi başka bir yeşillikten daha fazla karbon emiyor!
- Egzotik meyve ve sebzeleri, ithal yiyecekleri bırakın. Çok şükür, ülkemizde her şey var! Sütünüzü, meyvenizi, sebzenizi bölgenizde, hatta şehrinizde yetişen ürünlerden tercih edin. Böylece yüzlerce kilometre uzaktan kamyonlarla gelen ürünlere rağbet olmaz, yakıt tasarrufu olur.
- Kumaştan yapılmış birkaç pazar torbası edinin. Alışveriş yaparken naylon torba kullanmayın. Plastik kirliliği tehlikeli sera gazları üretiyor.
- Bilgisayarınızı kullanmadığınızda kapatın! Monitörü dahil. İşyerinizde de evde de buna dikkat edin. Ekran koruyucuların 'enerji koruyucu' özelliği yok. İkisini karıştırmayın.
- Ve son olarak, modern dünyanın bize yeni tavsiyesi: Daha az tüket, daha çok paylaş, daha basit yaşa! İhtiyacınız dışında satın almayın, bazı eşyaları gerektiğinde ödünç alın, gerekenlere ödünç verin, atmayın, hediye edin. Belki gezegen böyle kurtulur!
http://img295.imageshack.us/img295/8771/kapak2817141xf3.jpg
bu ayki ınstyle dergisi:happy0064 :happy0064 :happy0064
http://img295.imageshack.us/img295/9360/897581711bz9.jpg
Gülse Birsel
Her hafta milyonları kahkahaya boğan Gülse Birsel’in özel hayatının kapılarını araladık. Neler seviyor? Nerelere gidiyor? Yemek konusunda tercihleri neler? Eşiyle ilişkisini nasıl anlatıyor? “Her konunun en fena ihtimali düşünmek galiba kötü özelliğim. Gıcık oluyorum bu huyuma. ’Biraz sırtına yaslanıp içinde bulunduğun durumun tadını çıkar,’diyemiyorum. Hep tetikteyim. Babama benzemişim,” diyor Birsel. :happy0064 :happy0064 :happy0064
gülse bacım ben zaten bu küresel ısınmaya takmış durumdaydım sen iyice beni fişekledin haberin olsun.:icon_sorr ama milletin umrunda değil hala.çok sinir oluyorum bu duruma. :hıh
ayy bence gülse cok iyi yaziyor yaa bayiliyorum bu bayana yaww süperr
küresel isinmayla ilgili söylediklerinin hepsine katiliyorum...anam ayni avrupa yakasini gecenki bölümünü anlatmis hihi:img-yes:
bu arada burda basladik simdi önlem almaya cöpler falan ayri ayri...daha cok agac daha cok doga...hatta bizim okulun önü sirf betondu cok büyük bir alan onun hepsini ögrenciler grev yapip söktürdüler cok güzel bir okul bahcesi oldu agaclar bol bol her kez yazin bahcede yatarak yada oturarak ders calisi yada arkadaslarla sohbet edi..kanimca her kez bir sey yapmaya baslasin yoksa önümüzdeki bi kac yilda daha dünya ve insan diye bir sey kalmicak..gelecekteki cocuklarimizi düsünmeliyiz kanimca gerci isvicrede pek problem yok burada doga bol zaten dagglari alpleri icin tanilan bir yer asil ben TR icin üzülüyorm..:icon_sorr
Yaa bu kadar tatlı olabilirmi insan :img-in_lo
http://img452.imageshack.us/img452/8016/bscap0415ag8sh3.jpg (http://imageshack.us)
http://img256.imageshack.us/img256/2589/bscap0433if4hg0.jpg (http://imageshack.us)
http://img256.imageshack.us/img256/4006/bscap0406az6pb4.jpg (http://imageshack.us)
hazırladığım fotolardan bikaçı
http://img138.imageshack.us/img138/3299/90563963in7.jpg (http://imageshack.us)
http://img451.imageshack.us/img451/5228/47156823ec0.jpg (http://imageshack.us)
http://img451.imageshack.us/img451/5500/14486396mb0.jpg (http://imageshack.us)
aysa-17310
28-04-07, 23:45
sağol cınım eksik olma:good:
yaa ama bu başlık çok hareketsiz giriyorum bakıyorum bakıyorum bakıyorum kimseyi goremiyoruummm
gülse hnm. çook ii bi senarst olmanın yanında çokta ii bi oyuncu bencee
ama sayfası baya ağır ilerliyo yaww
çook başarılı bir performans sergiliyo bencee
gag da ilk tanımıştım kendisini vee çook hoştu orda yawww
bir insan hem bu kadar ciddi hem bu kadar kmik anca böyle olurrrrrr :)
Toparlanın gidiyoruz buralardan!
Müjdemi isterim! Küresel ısınmayla dünyanın anasını ağlattıktan sonra gideceğimiz yer belli oldu! Yok, cehennem değil! Yeni bir gezegen! Başka bir yıldız sisteminde. Kendisi Gliese 581 yıldızına, bizim güneşe olduğumuzdan biraz daha uzak. Atmosferi aynı bizimkine benziyor. Yerçekimi ve suyu var. Isı, dünyadakine benzer, sıfır ile 40 derece arasında değişiyor. Ne yazık ki adı Gliese 581 C! Elbette çok insani, duygusal, şirin bir isim değil. 'Dünya'ya, 'yerküre'ye benzemiyor. Numaralı falan... Olsun, iş isme kalsın, nedir ki! Bazıları gezegene 'Süper-dünya' demeye başlamış bile. Ben 'Süperstar dünya'nın da seçenek olarak düşünülmesi taraftarıyım.
SADECE 120 TRİLYON MİL UZAKTA
Gliese 581 C'nin yeri, sapa değil! Komşu kapısı. Gliese 581 yıldızı, sadece 20.5 ışık yılı, yani 120 trilyon mil ile dünyaya en yakın yıldızlardan. Zaten Gliese 581'e varınca, ufaktan toparlanmak, iniş için bardağı tabağı uzay mekiğinin hostesine vermek, makyaj tazelemek lazım. Çünkü yeni gezegen, yıldızın hemen altı milyon mil açığında. Dünyanın anasını ağlattığımız ve kirlilikten yaşayamadığımız, hatta koskoca buzulları eritmeyi başardığımız için, ben taşınma hazırlıkları yapma yanlısıyım! Her açıdan dünyaya tercih edilir bir durumu var, yeni potansiyel yerküremizin! Bir kere daha ferah. Yarıçapı, dünyadan bir buçuk kat büyük! Tam, hızla nüfusu artan insanoğluna göre... Yayıla yayıla otururuz! Gliese 581 C'nin havası da bilindiği kadarıyla daha temiz, tabiatıyla! Sera gazlarıyla, kirlerle dolduran olmadığı için, ciğerlerini doldura doldura nefes al, ne astım kalır, ne bir şey! Başka bir ihtimal de Gliese 581 C'nin dünyadan daha büyük okyanuslarla kaplandığı ve ağırlıklı bir su gezegeni olduğu! Ki, bu bana daha çok uyuyor! Her evde deniz manzarası olduğunu düşünün! Ve olası balık bolluğunu! Manzaralı bir ortamda, her gün ıstakoz yemek artık bir lüks olmayacak, demek istiyorum! Belki önceleri kışı dünyada geçirip, yazın atlayıp Gliese 581 C'ye gitmek lazım. O arada da alışveriş merkezin, kuaförün, sineman, oraya taşınır, tüm imkânlar tamamlandıktan sonra temelli yerleşiriz! Ayrıca Gliese 581 C'nin enerjisini aldığı yıldızın etrafında dönüşünün 13 günde tamamlandığı söyleniyor! Düşünsenize, 13 günde bir yılbaşı! 13 günde bir parti ve hediyeler! Resmen 'Süperstar dünya' yahu, başka bir şey değil! Yalnız ufak bir pürüz var: Henüz Gliese 581 C'de hayat olup olmadığı belli değil. Eğer yoksa veya sadece bitki örtüsü falan hazırsa ne ala. Ancak eğer 'Süper-dünya'da hayat varsa... Büyük ihtimalle oranın 'insan'ları, veya 'üstün yaratıklar'ı, bizim gibi kendi gezegenlerini çöpe dönüştürmüş hanzoları dünyalarında istemeyeceklerdir! Ya da bir ihtimal, onlar da kendi gezegenlerini kirletmiş, atmosferlerini gazlarla doldurmuş, canlılarının nesillerini tüketmiş, doğanın dengesini yerle bir etmiş olabilirler! O zaman başka bir yeni dünya arayışına girmek lazım. Gerçi pek sanmıyorum. Evrendeki hiçbir canlı, bizim kadar öküz değildir! Öküzler alınmasın, mecazi anlamda!
MoOnDaNcE-11
29-04-07, 13:12
Harika yaziyor ,muthis yetenekleri olan bir senarist oldugu yorumlarina katiliyorum .Ancak zamaninda sunuculuk , simdi de AY'deki oyunculuk performansi bence abartilacak duzeyde degil , siradan...
!! Elyf !!
06-05-07, 12:21
Diziden bi kac resim. :happy0064
Resimler alintidir. :img-wink:
http://img441.imageshack.us/img441/5843/bscap0050pm8.jpg
http://img176.imageshack.us/img176/5853/bscap0057od3.jpg
!! Elyf !!
06-05-07, 12:23
Biraz Burhanlilar ama olsun dimi. :img-hyste
http://img176.imageshack.us/img176/4314/bscap0062fh7.jpg
http://img412.imageshack.us/img412/5735/bscap0063do6.jpg
http://img264.imageshack.us/img264/7842/bscap0064tc1.jpg
Harikalar diyarı!
İngilizce konuşan tatilcilerin ünlü rehber kitabı Rough Guide, 'Dünyanın 25 Harikası' listesini belirledi. Okumuşsunuzdur, beşinci sırada Kapadokya'daki peri bacaları ve mağaralar var. 10 yıl önce gittim, gördüm. İlk tatilinizde kaçırmamanız gereken, olağanüstü yerler ve 25 harika listesine girmeyi sonuna kadar hak ediyor bu bölge. Hayat kısa, dünya renkli! Eğer vaktiniz ve naktiniz varsa, rehberin seçtiği diğer 24 harika şunlar: Bolivya'daki Salar de Uyuni tuz düzlükleri! Avustralya'daki Ayers kayalıkları. Mısır'daki Giza piramitleri. Amazon Nehri. Arizona'daki Grand Canyon! Peru'daki Machu Picchu harabeleri. Hindistan'daki Tac Mahal. Meksika ve Guatemala'daki Maya Kalıntıları. Barcelona'da Gaudi'nin yaptığı Sagra de Familia Kilisesi. Çin'deki Yasak Şehir ve Çin Seddi. Ürdün çölündeki taştan oyma şehir Petra. Roma'daki Sistine Kilisesi. Himalayalar. Patagonya'daki Perito Moreno buzulu. Kamboçya'daki Angkor Wat. Zambia ve Zimbabwe, Victoria Şelaleleri. Belize'deki mercan kayalıkları. Easter Adası'ndaki dev taş heykeller. Djenn Mali'deki Büyük Cami. Paraguay ve Brezilya'daki, yapılmış en büyük su bendi Itaipu! Ve Las Vegas! Bu harikalardan pek azını bizzat görmüş olsam da (Barcelona'daki Sagra de Familia, Piramitler, Sistine Kilisesi ve dediğim gibi Kapadokya!) affedersiniz, Las Vegas'ın bunların arasında işi ne? The Times, harikaların arasında Sagra de Familia Kilisesi'nin olmasını da eleştirmiş, ama kendilerine üzülerek katılmıyorum. Gaudi'nin tuhaf dehası ve anlaşılması güç iç dünyasının yansıdığı bu dev ve benzeri olmayan kilise, dünyanın 25 harikası arasında olmayı hak ediyor. Ama zevksiz, neon ışıklı, çiğ beton yığını Las Vegas, asla! Şimdi size daha kısıtlı zamanda, daha kolay tatbik edilecek, başka bir plan: Türkiye'nin 25 Harikası! Gidip görmediyseniz, "Yaz tatilini bu seçeneklerden bir veya birkaçına ayırın," derim. İstanbullular'dan Ayasofya'yı, Sultanahmet'teki dikilitaşı, Topkapı Sarayı'nı ve Osmanlı camilerini görmeyen varsa, bugün iyi bir seçenek olabilir. İstanbul'un dışına çıkıyorum ve kendime göre görmeniz gereken harikaları sıralıyorum: Elbette Kapadokya! Safranbolu Evleri. Nemrut Dağı. Sümela Manastırı. Efes Harabeleri. Pamukkale. Truva Arkeolojik Kenti. Divriği Ulu Camii. Dünyanın en eski yerleşimlerinden Hattuşaş (Boğazköy). Çin Seddi'nden sonra en uzun ve korunmuş şehir surlarıyla Diyarbakır Kalesi. Arkeolojik yerleşimler ve batık kentiyle Kekova. Yontma taş devri insanına ev sahipliği yapmış Karain Mağarası. İshakpaşa Sarayı. Güllük Dağı- Termessos Milli Parkı. Fethiye yakınındaki Likya şehri Xantos- Letoon. M. Ö. 5. yy'a ait Likya yerleşimi Myra antik kenti ve St. Nicholas Kilise kompleksi Ortaçağ kenti görünümüyle Mardin. Selimiye Cami ve Külliyesi. Harran ve Şanlıurfa yerleşimleri. Aphrodisyas Müzesi ve antik kenti. Aspendos antik tiyatrosu. Yukarıdaki Türkiye'nin 25 Harikası listesine, başkaları da eklenebilir. Bu yaz güneşin altında yatmak yerine, böyle bir program da yapabilirsiniz.
yazısı süpermişş tabii resimler de!!!!özellikle burhan altıntoplyularr
tanrıverdi
06-05-07, 21:53
yazı gerçekten tek kelimeyle müthiş bn gazete alamadıım için bugün neten baktım ama görememişştimm...ve yazdıkları okadar doğruki artık gerçekten biraz o güneş altı yatmalara havuzlara ara verip biraz ülkemizi gezmek lazımm...
aysa-17310
07-05-07, 15:00
off ya bu hafta gene yazısı yoktuuuu:(
evet yaa niye bazen olmuyo yazısı??? ayda bir iki ayda bir falan izni mi var biz bilmiyoruz??? adam ol gülseee sektirmeden yaz yazılarını:img-hyste
ben pazar sabahı kalkıyorum kahvaltımı ediyoruumm çayımı yanıma alıp gülseyi okumak için bilgisayarı açıyorum anaaammm yazı yokkk iç dünyam çökiyi resmen :img-hyste
Anneliğe uygun biri değilim
Gülse Birsel’in özel hayatı hakkında pek bir şey yansımıyor basına; çünkü o öyle istiyor.
Gülse Birsel fotoğrafları için tıklayın
Senaryo yazarı, oyuncu Gülse Birsel’in özel hayatı hakkında pek bir şey yansımıyor basına; çünkü o öyle istiyor. InStyle dergisi, merak edenler için bu ay "ev hanımı", "iyi bir arkadaş" ve "eş" Gülse Birsel’in izini sürdü.
Gece sabaha karşı, Nişantaşı’ndaki apartman dairelerinden birinin çalışma odası... Genç kadın bilgisayarının başına oturmuş, klavyesinin tuşlarını telaşlı vuruşlarla dövüyor. Bu arada kocası yandaki yatak odasında mışıl mışıl uyuyor. Gülse Birsel’in her hafta neredeyse iki-üç gecesi 21:00-05:00 arası böyle geçiyor işte... Senaryonun bitmesiyle yeni bir koşturma daha başlıyor Birsel için: Çekim süreci. Elmadağ’daki plato haftanın üç günü Birsel’in evi haline geliyor.
Bu temponun ne kadar devam edeceğinden kendisi de emin değil, "Avrupa Yakası"nı bitirmeye kıyamadıkları bir gerçek. "Artık reyting’i de çok umursamıyorum. Herkes o kadar çok seviyor ki diziyi... Gittiği yere kadar gidecek" diyor. "Bir senaryo ekibi kursanız" önerisine de sıcak bakmıyor Birsel: "Mizah çok kişisel bir şey. İyisiyle, kötüsüyle iş benim elimden çıksın; tüm sorumluluğunu ben üstleneyim istiyorum."
Çekirdek ailenin kızı
Malum, Avrupa Yakası’nda Birsel oldukça renkli bir ailenin kızı Aslı’yı canlandırıyor. Peki bu özlem duyduğu bir ortam mı? "Çekirdek bir aile bizimki. Bir ablam ve ağabeyim var. Sütçüoğlu ailesine pek de benzemiyoruz. Kuzenler, iki kardeşin çatışması filan yoktu benim hayatımda. Ama komediye çok önem veren bir ortamda büyüdüm, sözlerinin ardından küçükken de şov yapmayı çok seven bir çocuk olduğunu anlatıyor Birsel.
Yani çocukluğundan beri oyunculuk yapmak isteyen; lisede tiyatro kollarında ödüller alan; konservatuvara gitmek için yanıp tutuşan Gülse Birsel, eğer Boğaziçili olma hevesine kendini kaptırmasaymış, onu 15 yıldır tiyatro sahnesinde izliyor olabilirmişiz. New York’ta Columbia Üniversitesi’nde yaptığı sinema master’ı ile yarım kalan hayalinin ucundan tutan Birsel, gazetecilik yapmaya başlayarak bir yandan kalemini geliştirmiş; bir yandan da ona ün kazandıran "Avrupa Yakası"nın temellerini atmış.
Yarı zamanlı ev hanımı
Gülse Birsel’in özel hayatı hakkında çok az şey biliyoruz. Murat Birsel’le sekiz yıldır evli olduğunu... Bir dönem dergicilik yaptığını... Hepsi bu: "Televizyon şovları için de iyi malzeme veren biri değilim. Espriler yapan, sürekli kendimi anlatan bir konuk olamam. Belki bu nedenle hakkımda çok fazla şey bilmiyor insanlar. Ama özel olarak saklama gibi bir çabam yok. Çünkü saklanacak bir hayatım yok."
Senaryoyu evde yazdığı için kendini yarı zamanlı ev hanımı olarak nitelendiriyor Birsel. Tüm gün evde olmasını bir avantaj olarak görüyor. Geceleri o çalışırken uyuyan kocasının gönlünü de akşam yemeklerinde buluşarak, yemek sonrası birlikte vakit geçirerek alıyor. "Ben normal bir işte çalışıyor olsam her gece 20:00’de geleceğim eve... Yorgunluktan muhabbet etmeye bile fırsatımız olmayacak. Murat da kendine çok yeten biridir. Gazeteci olduğu için pek çok konuda benzer düşünüyoruz. Onun da yemek sonrasında okuyacağı bir takım şeyler oluyor. Tam o kendi işlerine koyulmuşken ben de 22:00’den sonra yazmaya başlıyorum" diyor.
Acaba çocuk sahibi olmak için de mi vakit yok? Yoksa herkesin çocuğu olmak zorunda değil fikrinde mi? "İkincisi" diyor: "Kararım çocuk sahibi olmamak. Anne olmaya çok uygun biri değilim. Babam da ’Evládım sen çocuk yapma. Karakterine uygun değil. Altından kalkamazsın’ diyor. Ona kulak veriyorum..."
Boru ile nasıl hamur açılır
Tüm New York’u kar kapladığı bir günde ev arkadaşım Ayşe’yle canımız mantı istedi. Annemi aradık, nasıl yapılacağını öğrendik. Hamuru yoğurduk ama oklavamız yoktu. ’Belki bir İtalyan restoranından ödünç alırız’ dedik ama ne gezer. En sonunda kağıt havluluk alıp ortasındaki boruyla açtık mantının hamurunu. Ama açtık. Tanıdığımız Türkleri de o gün mantı ziyafetine çağırdık.
aysa-17310
09-05-07, 14:28
çok teşekkürler röportaj için ben de resimleri ekliyeyim bari:img-wink:
http://img209.imageshack.us/img209/6707/3327130wn9.jpg (http://imageshack.us)
http://img508.imageshack.us/img508/385/3327137yt9.jpg (http://imageshack.us)
http://img209.imageshack.us/img209/862/3327138pv0.jpg (http://imageshack.us)
"Artık reyting’i de çok umursamıyorum. Herkes o kadar çok seviyor ki diziyi... Gittiği yere kadar gidecek" diyor. bu kısmı okuyunca çok sevindim:happy0064 :happy0064 :happy0064
hihi röportaj icin cok tesekkürler yaww...Gülse cok iyi yazii kanimca..manti acma olayida cok komikmis hihi anam benim canim manti istedi simdi...
tanrıverdi
10-05-07, 19:42
aaa innmıorum bu fotolar dergide yoktu yaaa...ama dergideki remlerde süper eğer bulabilrsem koyarım onları...off alahım çok şeker yaaa..ii hoş yapıo magazinlere fln çıkmıo özel hayatı söz konusu olmuo ama bari dergilere fln çok röportaj verse..ben daa çok görmek istiorum gülse birseli..böle dizi haricnde görnce okadar mutlu oluorum ki anlatamm size...
!! Elyf !!
12-05-07, 11:57
:happy0064 Beyenmedim pek amma... Gulsem cok guzl cikmis resimlerde oda yeter...
http://img292.imageshack.us/img292/4977/3327130wn9ur3.png http://img292.imageshack.us/img292/7538/3327130wn392fq0.png http://img183.imageshack.us/img183/8687/33271320wn92aj1.png
tanrıverdi
12-05-07, 15:29
tabi bana göe hiç farketmio hepsindede bnm için dünyann en güzel kadını ama pembe ruj onu daaada mükemmel yapmışş...keşek hep pembe sürse..bnde hep pembe sürdüüm için:)
tanrıverdi
15-05-07, 16:39
bu hafta yine yok mesela yazısı bi hafta var bi hafta yok offff
sorma haaytım yaa artık bi hafta oluo bi hafta olmuo gbi bişi boluo..halbuki ben her hafta gülse birseli, okumak istiorum zaten kitaplarınıd teklrar okuoku ezberledima rtık yni..bide yeni bi kitabı çıksaya:(
'Gece kuşları', 'sabah insanları'na karşı!
Gıcık tanıdıklarım var! Her sabah 07.30'da kendi kendilerine uyanıyorlar! Pencereyi açıp, derin nefesler çekiyorlar ciğerlerine! Sabahları neşeyle kalkıp, spor yapıp, şarkı söyleyerek duşlarını alıyorlar. 09.30'da işlerinin başında, performanslarının zirvesindeler! O esnada ben uykumun en tatlı yerinde oluyorum! Genellikle öğleden sonraya kadar önemli görüşmeler yapmamaya, karar almamaya özen gösteriyorum! Akşamüstü kafam çalışmaya başlıyor! Akşam 20.00'den sonra canavar gibi oluyorum, gece yarısına bir iki saat kala zirvedeyim! Çalışabilir, eğlenebilir, fikirler üretebilir, Manş'ı yüzerek geçebilirim! Ben gece kuşuyum! O saatlerde bahsettiğim ahbaplarım, ("Arkadaşlarım,'' demiyorum, zira saatlerimiz uymadığı için samimiyeti ilerletecek fırsat bulamıyoruz!) esnemekten yorgun, yatmadan önce dişlerini fırçalıyor oluyorlar! Onlar sabah insanları! O halde, yeryüzündeki insanları ikiye ayırabiliriz: Çalışkan, düzenli sabah insanları ve doğanın sürprizleriyle dolu ender bulunan gece kuşları! Ne baktınız? Elbette ait olduğum gruba torpil geçeceğim! Sabah insanı neşelidir, disiplinlidir, işini sever. Onlara birçok konuda güvenebilirsiniz! Tatile gittiğinizde, çiçeklerinizi sulamaları için, çocuklarınızı emanet etmek için ve sabah kahvaltısına gitmek için idealdirler! Bu gruptan tanıdıklarınız: Muhtemelen Arnold Schwarzenegger, illa ki şirketinizin muhasebe müdürü ve yüksek ihtimalle Seda Sayan! Gece kuşu ise yaratıcıdır, heyecan vericidir. Yetenek, yüksek zekâ ve mucitlik isteyen işlerde başarılıdır! (Ait olduğum gruba torpil geçeceğimi belirtmiştim!) Atletik faaliyet olarak beyin jimnastiğini tercih eder! Onlara, randevu saatleri konusunda güvenmeyiniz! Biyolojik ritimleri uymayacağından asla çocuklarınızı bırakmayınız! Sabaha kadar sohbete açık olmaları bir başka avantajlarıdır! Bu gruptan tanıdıklarınız: Kesin Einstein, kayıtlara göre Beethoven, bendeniz, bir de hani apartmanda üst katta oturan teyzenin 40 yaşında, hâlâ iş bulamamış, gündüzleri sürekli uyuyan, gözlerinin altı sürekli mor dolaşan oğlu var ya, o! Gece kuşlarını, sabah insanlarından ayıran çizginin, yaşam tarzı ve zorunluluklarla ilgili bir durum olduğu söylenir. Bense yıllardır buna karşı çıkan bir gece kuşuyum!
MASALLAR UYUTMAYA YETMEZ
Bebekliğimden beri, bu konuda, aileme çeşitli müşküller yaşatmış olduğumu, beni uyutmak için anlatılan masallar, söylenen şarkılar ve uydurulan oyunlardan biliyorum. Annemin "Akşam uyumayı, sabah uyanmayı bilmiyorsun!" cümlesi, en güzel saptamalardan biridir! Demek ki, benim gece yatmayı, sabah kalkmayı bilmememin, yazar olmakla falan alakası yok! Kısa bir zaman önce, bu savım, bilimsel olarak kanıtlandı! Canlıların saatlerini ayarlayan gen bulundu. Ve gece kuşlarında bu gen, mutasyona uğramış! Yani, bana, Einstein'a, Beethoven'a ve üst katta oturan teyzenin işsiz oğluna "Mutant,'' diyebilirsiniz! Ki belki ona zaten diyordunuz, onu bilmem! İnsan vücudu, günün 24 saat olmasına göre ayarlanmış. Yaşayan organizmaların çoğu, genleri sayesinde, güneşin olduğu saatlerde çalışmaya, yemek yemeye ve uyanık kalmaya meyilli! Işık gidince, vücut dinlenmeye geçiyor. Yeni bir deney; bazı farelerde bu genin mutasyona uğradığı ve vücudun diğer farelerdeki gibi 23.6 saatlik dilimlere göre değil, 27 saatlik bir güne göre çalıştığı yönünde sonuçlar verdi. Geceleri diğerleri uyurken, bunlar hoplayıp zıplıyor, yiyecek arıyor, sabah olduğunda kaşına kaşına uyumaya devam ediyorlar! Başka bir araştırmada ise gece insanlarıyla sabah insanlarının, aynı genin iki ayrı versiyonunu taşıdıkları ortaya çıkmış. Biyolojik saati düzenlediği yeni anlaşılan genin, gece kuşlarında "geç saatler'' ismi verilen, mutasyona uğramış hali bulunuyor! Artık o geni mutasyona uğratanlar, sabaha kadar gözcülük yapan atalarımız mı, yoksa benim gibiler mi bilinmez! Ama tıp dünyası, bu sabahlara kadar oturanları sağlıklı bulmuyor! Araştırmaların amacı, vücut ritimlerini düzene sokabilecek bir ilaç arayışı! Yani tıp, gece kuşlarını zorla sabah insanı yapma peşinde! Bu yazıyı yazdığım saat 02.27 civarında diyorum ki: Bize "Mutant!" diyebilirsiniz, "Geni bozuk!" da diyebilirsiniz! Ama bırakın dağınık kalalım! Gece kuşlarına özgürlük!
bu kadın harika ya:happy0064 gece gece güldürdü yine beni:P
aysa-17310
20-05-07, 12:22
Harikaymış bu haftaki yazı koptum yaa:img-hyste
Tam beni anlatmış yaniii ben de aynı şekilde gece yatmak sabah kalkmak bilmiyorum sabahın erken saatlerinde beyin hücrelerim tatile çıkıyiiii:img-hyste
tanrıverdi
21-05-07, 22:49
gülsemm benm yaaa süperr....allahım bi kadın neden bukadar güzel ve akıllı...seni çok seviyorum gülse birsel!!!!:happy0064
Duygu~Aydin
21-05-07, 23:07
Kimseye şirin görünmem
http://img.takvim.com.tr/2007/05/21/im/EE3E823346A2AE4FB45CB2AEb.jpg
Gülse Birsel, "Bazı insanlar beni soğuk buluyor diye şirin gözükme çabasına girmem" dedi.
Kaynak: Takvim
Ne kadar dogru.. Benim cogu zaman anlatmaya calistigimi Özetlemis Gülse :good:
http://img261.imageshack.us/img261/3091/61238298ya0.jpg
Altın Kelebek ödül töreninden...
bunlarda diğer resimler kelebek ödül töreninin...
http://img117.imageshack.us/img117/4377/lokjy0.png (http://imageshack.us)
http://img518.imageshack.us/img518/6209/81745281jg1.png (http://imageshack.us)
http://img467.imageshack.us/img467/4393/llds3.png (http://imageshack.us)
http://img117.imageshack.us/img117/8456/adszib9.png (http://imageshack.us)
tanrıverdi
24-05-07, 22:04
ayy resmler için çokçokçok teşekkürlr günlerdir bu fotoları arıodum bende..çok saoll...ayy nasılda harika olmuşş gülse birselim yaaa....o ödülde aline nasıl yakışmış işalahh her sene devam eder bu başarısı..gerçi bizleri bırakmadıı sürece her yapttıı işte mutlaka alırr...üstesinden gelemeyeceği iş var mı hiçç:img-wink: tebrikler gülse birsel..seni çoooook seviorumm:happy0064 :happy0064 :happy0064
tanrıverdi
24-05-07, 22:19
http://img168.imageshack.us/img168/1681/bscap0050pm8wm2.jpg (http://imageshack.us)
http://img443.imageshack.us/img443/3277/bscap0057od3so6.jpg (http://imageshack.us)
http://img168.imageshack.us/img168/1929/bscap0077di1ld3.jpg (http://imageshack.us)
ayyy çokşeker yaaaa...
tanrıverdi
24-05-07, 22:26
http://img134.imageshack.us/img134/4636/img5lew4sd5in6.jpg (http://imageshack.us)
http://img134.imageshack.us/img134/8346/resim9uz0hh1.jpg (http://imageshack.us)
ayy resmler için çokçokçok teşekkürlr günlerdir bu fotoları arıodum bende..çok saoll...ayy nasılda harika olmuşş gülse birselim yaaa....o ödülde aline nasıl yakışmış işalahh her sene devam eder bu başarısı..gerçi bizleri bırakmadıı sürece her yapttıı işte mutlaka alırr...üstesinden gelemeyeceği iş var mı hiçç:img-wink: tebrikler gülse birsel..seni çoooook seviorumm:happy0064 :happy0064 :happy0064
önemli diil canım beğenmene sewindimm;);)
ayrıca eklediğin resimler için çokk saolll:):)
gecesacli1983
26-05-07, 22:06
on parmağında on marifet,hangi işe elini attıysa alnının akıyla çıkan biri...
başarısını zaten anlatmaya gerek yok,apaçık ortada...harika bir insan..herşeyiyle dört dörtlük...kendisini çok seviyorum ve beğeniyorum...
tanrıverdi
28-05-07, 16:18
ewt yaaa gene yazısı yoktu..:(
yaa bn kitabı çıksın istiorum artık..gülse birsel duy sesimi nolur bizi o muhteşem ötesi kitaplarından mahrum bırakma...
tanrıverdi
29-05-07, 17:41
işte muhteşem emeğin karşılığı en iyi komedi dizisi:)gerçi başka yokta zaten olsa ne yazar:)göz yaşlarınıda tutamamış:)
http://img519.imageshack.us/img519/3629/adszdc0.png (http://imageshack.us)
aysa-17310
03-06-07, 20:25
Bu hafta neyseki var:img-blush
Yeni bir kötü alışkanlık: Bronzlaşmak!
Güneşlenmek cilt kanseri yapıyor, biliyorsunuz. O zaman niye şimdiden solaryuma gitmeye başladınız? Niye tatil zamanı gelsin de yağları sürüp güneşin altına yatıp barbekü olayım diye bekliyorsunuz? Güzel oluyor değil mi? Kendinizi sağlıklı, cazip, hatta mutlu hissediyorsunuz... Yeni bulgulara göre bunun tek sebebi yanaklarınızdaki parlak pembelik ve bakır rengi omuzlarınız değil! Yanmak, bazıları için kötü bir alışkanlık! Bronzlaşma bağımlıları, bunu kolay kolay bırakamıyor. North Carolina'daki Wake Forest Üniversitesi'ndeki iki çayrı çalışma, UV ışınlarının gevşetici bir etkisi olduğunu ve sık sık bronzlaşmanın endorfin bağımlılığı gibi bir alışkanlık yarattığını söylüyor! Mart ayında Amerikan Dermatoloji Akademisi, Washington Üniversitesi'nden 385 öğrenci üzerinde bir araştırma yaptı. Öğrencilerin yüzde 12'sinin UV ışınlarına, alkol ve uyuşturucu alışkanlığına benzer, ciddi bir bağımlılık geliştirdiği ortaya çıktı! Uzmanlar, şu anda bronzlaşmaya, diğer tehlikeli bağımlılıklar gibi yaklaşılmasını öneriyor! Solaryumlar tamamen yasaklanamayacağına göre, en azından 18 yaşının altındakiler için yasaklanmaları isteniyor! Bu arada asıl ilginç olan, özellikle gençlerin kanserden çok, yaşlanmaktan ve çirkin görünmekten korkmaları! Kendimde de benzerini görüp anlam veremediğim bir davranış bu! Beş altı yıl önce, ne zaman ki cildimde bir iki güneş lekesi ve bir evvelki yaz fena halde yanmış bir bölgede hafif kırışıklık gördüm, o günden beri saat dörtten sonra ve 30 korumayla güneşe çıkıyorum! Cilt kanseri tehlikesi 20 yıldır söyleniyor oysa! Kaliforniya Üniversitesi'nden Dr. Heike Mahler, 2000 öğrencinin üzerinde ilginç bir yöntem uygulamış. 'Kanser önleme' üzerinde çalışan Mahler, önce hepsine güneş lekeli ve kırışıklıklarla dolu yaşlı yüzlerinin fotoğraflarını sunmuş. Daha sonra tüm öğrencilerin resimleri bir ultraviyole kamerasıyla çekilip, kendilerine gösterilmiş. Bu kamera çıplak gözle görülmeyen leke ve renk değişimlerini ortaya çıkaran bir teknik! Aynada kendini şahane bulan öğrenciler, fotoğraflardaki lekelerle dolu, güneşten şimdiden zarar görmüş ciltleriyle yüzleşince şok geçirmişler! Bir sezon sonra, araştırmanın takibinde yapılan konuşma ve testlerde, öğrencilerin çoğunun artık güneşlenmediği veya eskisi kadar uzun ve güneşlenmediği ortaya çıkmış! Şimdi, okuyucuya hizmet olarak güneşten ve güzellikten vazgeçmeden, nispeten güvenli bronzlaşmanın yollarını açıklıyorum:
- Sabah 10 ile akşamüstü dört arasında güneşe çıkmayın.
- En az 15 koruma faktörlü kremler kullanın. İki saatte bir tekrarlayın.
- Güneş gözlüğü takın. Gözlükleriniz de havalı ve UV korumalı olsun.
- Solaryuma gitmeyin veya çok az gidin.
- Yüz çeşit 'güneşsiz bronzlaştırıcı' var. Onlardan kullanın!
Bu arada, madem araştırmalara göre 'çirkinleşme korkusu" kötü alışkanlıklardan kurtulmak için en önemli etken, şunu da ekleyeyim: Sigara sarı tırnaklar, sarı göz beyazı ve sarı dişler, dudak çevresinde berbat dikey kırışıklıklar, kuru, renksiz bir cilt ve mat saçlara yol açar. İçin için, şifa niyetine!
KIRMIZIGÜL
03-06-07, 21:20
tek kelimeyle müthiş bir kadın oyunculuğu,yazarlığı,senaristliği harika.gerçekten çok iyi bir iş kadını
tanrıverdi
03-06-07, 22:06
muhteşem bi yazı yaaa...harikasın gülse birsel:)bencede yazdıklarını kale almak lazımm...sonrasında çok daa pişman olabilirsss...
bence mükemmel biri.Onu seyrederken ve yazılarını okurken(bu aralar pek göremedim gazetede ama) çok keyif alıyorum.Oyunculuk ve senaristlik konusunda çok başarılı biri.Ve son olarakta avrupa yakasını 4 senedir iyi bir şekilde devam ettirebildiği için kendisine çok teşekkür etmek lazım:)