Tüm Versiyonu Göster : Gülse Birsel


Sayfalar : 1 2 3 [4] 5

gecesacli1983
08-11-07, 17:05
Gülse için söylenecek tek şey;İYİKİ VARSIN:img-yes:

NiliWerda
09-11-07, 11:39
yeni whirlpool beyaz eşya reklamından resimler:)



http://img190.imagevenue.com/loc532/th_04837_08215446_123_532lo.JPG (http://img190.imagevenue.com/img.php?image=04837_08215446_123_532lo.JPG)http://img148.imagevenue.com/loc1129/th_04843_08215519_123_1129lo.JPG (http://img148.imagevenue.com/img.php?image=04843_08215519_123_1129lo.JPG)http://img184.imagevenue.com/loc260/th_04848_08215539_123_260lo.JPG (http://img184.imagevenue.com/img.php?image=04848_08215539_123_260lo.JPG)http://img165.imagevenue.com/loc888/th_04848_08215540_1_123_888lo.JPG (http://img165.imagevenue.com/img.php?image=04848_08215540_1_123_888lo.JPG)
http://img152.imagevenue.com/loc819/th_04853_08215541_1_123_819lo.JPG (http://img152.imagevenue.com/img.php?image=04853_08215541_1_123_819lo.JPG)


Reklamlar başlığında başlığı açılmıştır reklamla ilgili yorumlarınızı oraya yazmayı unutmayın;)

gecesacli1983
09-11-07, 17:45
Aaaaaaa reklamlarda oynamış öyle mi?Ben daha izleyemedim,eminim hoş bir çalışma olmuştur nede olsa içinde Gülse'm var yani:img-wink:
Resimler için teşekkürler NiliWerda:img-wink:

meander
10-11-07, 00:50
bence mimiklerini çok iyi kullanıyor ve gayet de kaliteli bir oyunculuk sergiliyor avrupa yakasında..
ilk bölümlerinde bu zamanki kadar iyi olmasa da işe yeni başlamış biri olarak gaye iyi rol yapıyordu..
yani beğenerek izliyorum kendisini ekranda..
hırsız var da da çok iyiydi..
mizahını sunuculuğunu tartışmaya bile gerek yok yani..süperrrr
bu arada bugun yeni reklamını izledim çok hoş bir reklamdı komikti..

gurbetci
10-11-07, 02:05
Sevgili Arkadaslar,
Tek cümlelik mesaj yazmak,chat ortami yaratmak,resimleri,özel calismalari vs. alinti yapmak,mesajin tümünü bold harfle yazmak ve büyük boyutta resim eklemek kurallara aykiridir.Kurallara aykiri olan mesajlar silinecektir.

Saygilar
Gurbetci
Bölüm Sorumlusu

gecesacli1983
11-11-07, 22:16
Reklamı izledim,Gülse yine harika çıkmış:img-wink:Güzel,değişik bir reklam olmuş yani,beğendim:img-wink:
Tekerleme söylemiş,çokda güzel söylemiş:D
Kırmızı elbisesiyle de çok zarifti:img-yes:

houzouri
12-11-07, 22:54
Reklam çok güzel:img-wink:
http://img86.imageshack.us/img86/3988/lv04ag1.th.png (http://img86.imageshack.us/my.php?image=lv04ag1.png)
http://img86.imageshack.us/img86/7974/lv05mx0.png (http://imageshack.us)

houzouri
12-11-07, 22:57
http://img408.imageshack.us/img408/476/lv09kl8.th.png (http://img408.imageshack.us/my.php?image=lv09kl8.png)
http://img408.imageshack.us/img408/555/lv17iw1.th.png (http://img408.imageshack.us/my.php?image=lv17iw1.png)

houzouri
12-11-07, 23:01
http://img148.imageshack.us/img148/5134/lv19ua6.th.png (http://img148.imageshack.us/my.php?image=lv19ua6.png)
http://img148.imageshack.us/img148/9461/lv34ax4.th.png (http://img148.imageshack.us/my.php?image=lv34ax4.png)

!! Elyf !!
12-11-07, 23:58
Inanmiorum.. Baslik sayfa sayisi yarisina inmis..
Oysaki kapanicak die sevinioduk.. Neyse... :icon_sorr


Nil ve Houzouri.. Resimler icin cok tesekkurler arkadaslar..

Reklami bende izleyebildim.. Cok guzel gercekdende..
Yakisir Gulse Birsel'e.. :D

gecesacli1983
13-11-07, 18:05
Evet yarıya inmiş çünkü;eklenen bazı resimlerin üzerinde site adları vardı.
Dolayısıyla eklenen her resim silinince sayfa yarıya inmiş...
Olsun ilginizi eksik etmeyin yeter,başlık yine eski düzeyine gelecek ve kapanıp yeni bir başlık açılacak(inşallah):img-wink:

!! Elyf !!
13-11-07, 22:49
138. Bolum Resimleri.. :D

http://img223.imageshack.us/img223/821/ayakasi1381us7.th.jpg (http://img223.imageshack.us/my.php?image=ayakasi1381us7.jpg) http://img223.imageshack.us/img223/3780/ayakasi1382wn2.th.jpg (http://img223.imageshack.us/my.php?image=ayakasi1382wn2.jpg)

!! Elyf !!
16-11-07, 03:06
http://img50.imageshack.us/img50/247/ca64c3210caaf0468b4ee1bcd1.jpg (http://imageshack.us)
Gülse Birsel - Hasibe Eren

Avrupa Yakası bitiyor!
'Avrupa Yakası'nı 90 dakika çektiklerini söyleyen Gülse Birsel, "Çok yoruldum, biraz dinlenmek istiyorum" diyerek dizinin hayranlarını üzecek şu açıklamayı yaptı: "Haziran ayı sonunda diziyi bitirmeyi düşünüyorum." Gülse Birsel diziden ayrılan oyuncularla ilgili soruları da şöyle yanıtladı: "Benim kimseyle problemim olmadı. Hepsi çok değerli oyuncular. 'Avrupa Yakası'nda oynarken edindikleri popülerliği dizi bittikten sonra da devam ettirebiliyorlar. Ayrılan arkadaşlarım da, ben de üzülüyoruz." Birsel, kendini mizah yazarı olarak gördüğünü; sonraki projesinin oyun yazmak ve tiyatroda rol almak olduğunu da söyledi.


Kaynak : SABAH Gazetesi - Günaydın

buket16
18-11-07, 10:51
Yol ayrımlarında ilk düşünülen karar hep doğru olandır!
Çok yakın bir arkadaşım bizi doğumgününe davet etti. Pasta kesilmeden az önce, hepimize Robert Frost'un Sapılmamış Yol şiirinin (Yol İkiye Ayrıldı diye de tercüme edilmiştir) yazdığı birer kâğıt verdi ve hayatımızda sapmadığımız hangi yolun, kaderimizi değiştirdiğini anlatmamızı istedi! Önce sıcak bir öğleden sonrası gevşekliğiyle bu görevi protesto edip, dedikodu yapmayı tercih edeceğini söyleyenler çıktı. Sonra kendimizi kaptırdık... Bir arkadaşım, Amerika'da aldığı parlak bir iş teklifini reddedip, âşık olduğu için Türkiye'ye döndüğünü, sapmadığı o kariyer yolunun kaderini nasıl değiştirdiğini anlattı. Bir diğeri kendisini yıpratan bir aşkı, evlilik arifesinde nasıl ani bir kararla bitirdiğini... Bir başkası, asla çocuk yapmayı planlamadığı bir dönemde karşısına çıkan bu yola, nasıl aniden saptığını... Bir diğeri de işletme eğitimini yarıda bırakıp istediği bambaşka bir mesleğin peşinden gittiğini...

ARKAYA BAKMAMAK LAZIM
Sadece iş, aşk ve çocuk alanındaki yollardan bahsedilmedi tabii. Kilo vermek, seyahate çıkmak, birinin suratına telefon kapatmak gibi ufacık kararların bile hayatı ne kadar çok etkileyebildiğini konuştuk. Öteki yol seçilseydi senaryo nasıl gelişirdi, kimimiz üç aşağı beş yukarı tahmin ettik, bazılarımız hayal bile edemedi. Ama herkes seçtiği yoldan üç aşağı beş yukarı memnun görünüyordu. Ben dergi editörüyken, bir akşamüstü çalan telefondan bahsettim. Telefonun öbür ucunda atv'nin tanıtım bölümü vardı ve yeni hazırlamakta oldukları bir programın anlatıcılığı için deneme çekimi yapıp yapamayacağımı soruyorlardı. Programın adı g.a.g. olacaktı. Önümde iki yol vardı, "Çok teşekkürler, ilgilenmiyorum," demek veya onların rica ettiği gibi alt kata inip yüz yüze konuşmak... Sebebini bilmiyorum ama ikinci yolu seçtim! Ve galiba hayatımın en doğru kararlarından birini vermiş oldum! Dün bir röportajda, geldiğim noktada nelerin etkili olduğunu sordular. Çalışma mı, yetenek mi, şans mı? Belki hepsi. Belki de hiçbiri. Galiba kaderimizi esas değiştiren, verdiğimiz cesurca kararlar. Bir yolu seçmek ve sonra arkaya bakmamak... Secret kitabı ve belgeseli, bu yıl bütün dünyada olay yarattı. Etrafta arabasının dikiz aynasına, bilgisayarının, buzdolabının üzerine "Bir hafta içinde aşkı bulacağım," "Trilyonlarca para kazanıp villa alacağım," "Kısa zamanda başarılı ve ünlü olacağım, herkes bana bayılacak," yazmış insanlar görüyorum. Kusura bakmasınlar, bu ipuçlarını görür görmez, onlar hakkında ilk düşündüğüm; ümitsiz durumda oldukları! 45 yaşında birinin Olimpiyat koşucusu, iki lafı bir araya getiremeyen bir cahilin, aniden ünlü bir romancı olması için Secret değil, mucize gerekir! Ama şuna katılıyorum, hayatta doğru yollara sapmak, insanın kendi elinde. Hatta bazen o yolları yaratmak bile! Robert Frost'un şiirinin son kıtası şöyle: Anlatacağım derin bir iç çekişle Yıllar yılı, her zaman, her yerde Ormanda yol ikiye ayrıldı Ve ben daha az katedilmiş olanı seçince Bütün farkı bu yarattı! Galiba yol ayrımlarında ilk düşünülen ve uygulanan kararın hep en doğru karar olduğu zamanla ortaya çıkıyor. Herkes kendi yolunu kendisi seçtiği zaman kader daha merhametli davranıyor. Zira pişmanlık, yeryüzünün en faydasız duygusu!

gecesacli1983
20-11-07, 15:12
!! Elyf !! haber için,buket16 yazı için teşekkür ediyorum...
Demek dizi bitiyor:(Her güzel şeyin bir sonu var muhakkak,,,ne diyelim ki:(

NeHiR_92
20-11-07, 18:36
!! Elyf !! haber için,buket16 yazı için teşekkür ediyorum...
Demek dizi bitiyor:(Her güzel şeyin bir sonu var muhakkak,,,ne diyelim ki:(

duyduğum kadarıyla o haberler doğru değilmiş vural çelik de açıklama yapmış..hem daha çok var üzülmeyelim şimdiden hiçbir şey kesin değil çünkü...
buket16 yazı için teşekkürler

burhan_altıntop
21-11-07, 12:57
Evet..Vural Çelik yaptığı açıklamada da dizinin bitmeyeceğini söylüyordu.Büyük ihtimal biteceği yönündeki haberler yalandır..

seleen
21-11-07, 20:18
bitmesin ya sen kaç senedir alıştık artık

http://img518.imageshack.us/img518/1848/ba5ij1de9.png

http://img518.imageshack.us/img518/4418/bajf1ma2.png

verycool91
25-11-07, 12:51
E-postalar kafayı yedirtir

Ben küçükken özellikle yabancı dille eğitim yapan okullarda bir pen-friend modası vardı. İngiltere'den, Amerika'dan bir mektup arkadaşı bulursunuz. Amaç, mektup yazarak yabancı dili geliştirmek... Sıcak insanlarız ya, o pen-friend bir süre sonra hayattaki en yakın arkadaşlardan olurdu. Fotoğraflar gönderilir, mektupların içine eğlenceli etiketler, kokulu silgiler, pullar koyulup yollanırdı. Hatta mektup arkadaşı, karşı cinstense mektup aracılığıyla aşklar bile yaşanırdı. Gel zaman git zaman, mektup arkadaşını Türkiye'de misafir edecek kadar samimiyet kurulduğu da olurdu. Sanırım mektup yazan son nesil bizdik! Şimdi cep mesajı ve e-posta var. Artık kısa cümleler kuruyoruz. İtiraf etmeliyim, e-postanın bana hiçbir faydası olmamıştır! Cep telefonu desen, saygı duyarım, MP3 çalarlar hayatımın vazgeçilmezi, faks makinesinin bile başımın üstünde yeri var hâlâ. Ama e-posta icadı zannederim üç-dört kere işime yaradı: Bir sözleşmenin acil elime ulaşması gerektiğinde, her hafta senaryoları yazıp yolladığımda, iletişim kurmak zorunda olduğum, ama telefonda konuşmak istemediğim biriyle bağlantıya geçerken ve... Bak, dördüncüsünü hatırlamıyorum bile! Bunun dışında her gün yarım saatimi çalan, gençliğimi çürüten, üstelik günlük sinir kontenjanımın tamamını dolduran bir icat. Her sabah en az 150-200 e-posta geliyor. Bunların yarısı hayatımda ilgilenmediğim, ilgilenmeyeceğim, ilgileneni de döveceğim alanlarla ilgili, yüklü içerikli haberler! Bilmem nerede çamaşırcı açılmış, falanca sanatçı doğum gününü şurada kutlamış, toptan indirimli yazıcı kartuşu en iyi filanca depoda bulunurmuş, Bursa'dan bir emlakçı, Nazilli'den bir dondurmacı... E-postaların diğer yarısına yakını, dizide oynamak isteyen, senaryosunun acilen çekilmesini isteyen, tavsiye isteyen, torpil isteyen, para isteyen, setin adresini isteyen, bir toplantıda gelip komiklik yapmamı isteyen muhtelif kişilerin talepleriyle dolu. Her gün 20-30 e-posta, seyirci ve okuyucu yorumlarından oluşuyor; hepsi benim için çok değerli, hiçbirine cevap yazmasam da severek okuyorum. Ama bunları seçmek için öbürlerine katlanmak gerekiyor ki, o anlarda yavaş yavaş, derinde bir yerden yaşlandığımı hissediyorum! Günde kaç dakikanızı e-postalarla uğraşmak, cevap yazmak, e-posta silmek, çöp kutusu boşaltmak için harcadığınızı düşünün bir! E-postalar bir süre sonra bünyede şişme yapıyor, insan kendini o çöp kutusu gibi hissetmeye başlıyor! Amerika'da buna çare bulmak ve mesai kaybını önlemek için 'e-postasız cuma' diye bir uygulama başlatılmış. Özellikle bilgisayar ve teknoloji sektörünün yoğun olduğu Silikon Vadisi'nde, cuma günleri e-posta, MSN filan kullanılmıyor! Alınan e-postalar okunmadan siliniyor! İletişim yüz yüze veya telefonla kuruluyor. İletişim danışmanları, psikologlar, artık e-posta kullanıcılarının ruh sağlıklarını korumaları için öğütler vermeye başlamış: "İşten kaçmak için bahane olarak e-postalarla oyalanmayın, sadece en önemli e-postaları cevaplayın, gerekmeyenleri hemen silin,", "Posta kutunuzu sık kontrol etmeyin," gibi... Benim hedefim o e-postasız cumayı bütün haftaya yaymak! Dolayısıyla, içeriği yazılar veya dizi hakkında yorum, tebrik, eleştiri değilse, acil, önemli, hatta hayat memat meselesi olmadıkça bana e-posta yollamazsanız, minnettar kalırım efendim!
Meraklısına not:
Geçtiğimiz hafta birkaç gazetede "Avrupa Yakası bitiyor!" başlıklı bir haber çıktı. Binnur Kaya'nın Şahika olarak finalinde podyuma çıktığı Yıldırım Mayruk defilesinde, gazetecilerin yoğun olduğu bir an "90 dakika sitcom yapmak çok zor, yoruldum. Diziyi haziran ayı sonunda bitirmeyi düşünüyorum," dediğim yazıldı. Aynen böyle demiştim! Ama şöyle devam etmiştim: "Ama üç sezondur her yıl böyle diyoruz, sonra işler değişiyor. Daha sezon sonuna 30 bölüm var, henüz hiçbir şey belli değil. Bakacağız." Bunu yazmamın sebebi atv'ye ve bizlere gelen canhıraş seyirci e-postaları (ki bunlar bizim için önemli e-postalardandı). Yüzlerce imza toplayan okullar, iş yerleri, sosyal kulüpler, kendilerini setin kapısına zincirleyeceklerini ifade eden gruplar ve maalesef bizi intihar etmekle tehdit eden bir iki genç arkadaşımız. İlgi ve sevgiye teşekkür ederiz, ama abartılı tepkilere gerçekten gerek yok, sonuçta bu bir televizyon dizisi. Ayrıca mayıs ayına kadar bu sezon sonu bitip bitmeyeceği de belli değil. Sevgiler!

(25 Kasım 2007)

NeHiR_92
25-11-07, 13:01
verycool91 yazı için teşekkürler...
dizi biterse abartılı şeyler yapacaklar varmış(intihan vb..)bana çok saçma geldi...her şeyin sonu var ve elbet bir gün avrupa yakası da bitecek...ben de çok seviyorum tamam ama bu kadar abartmaya hiç gerek yok...henüz hiçbir şey belli değil

meander
01-12-07, 11:59
ya gülse birsel avrupa yakasında bazen cok pasif kalıyor yan oyuncu gibi
ama o basrol vee basrole yakısır bir rol yazmıyor kendine genelde az sahneleri oluyor ben onu daha cok görmek istiyorum avrupa yakasında
topu kendi oynasın artık

buket16
01-12-07, 20:35
gülse bu ay bazaar dergisinde:) çok şeker resimler var,zeynel abidin ağgül çekmiş fotoları ve gerçekten çok güseller...:img-icecr

buket16
02-12-07, 13:44
bugünkü yazısı:)

Lezzet dünyası tehlikelidir!
Yemek seçmeyen, ülke mutfaklarıyla hatta Türk yemekleriyle bile ilgilenmeyen, bu konuda yapılan sohbetlere katılmayan, evinde açlıktan ölse makarna bile yapmayan bir arkadaşım geçen gün "Lezzet dünyasına girmek istemiyorum," diye açıkladı bu tavrını! Sebebi ne iştahsızlık ne de meraksızlık... Ona göre lezzet dünyası, tehlikeli bir alan! Elini verirsen kolunu kaptırabilirsin! Katılıyorum. Birkaç farklı yemek tatma niyetiyle girdiğin, ne bileyim "Ekşi krema nedir?", "Soğan nasıl karamelize edilir?" diye başladığın bu dünyaya dalıp, o girdap içinde kaybolup, 150 kiloluk bir adam olarak çıkabilirsin. Kilo almayı bir yana bırak, bir süre sonra seyahatlerin, akşam programların, ilişkilerin, sohbetlerin hatta işin bile bunun üzerine kurulu olmaya başlayabilir! Yemek kavramını, "Hayatta kalmak için alınan gıda," alanından alıp, büyütüp büyütüp, hayatın ta kendisi haline getirebilirsin mesela... Lezzetli yiyecekler, alkol veya uyuşturucu gibi bağımlılık yapabilir, bir serveti eritip bitirebilir, hayat tarzını değiştirebilir, hatta sağlığı tepetaklak edebilir. Lezzet dünyası tehlikelidir, evet. Lezzet yoksunluğu insanı depresyona, lezzetler dünyanın öbür ucuna sürükleyebilir. Ne var ki bazı insanlar, kalıtımsal olarak lezzet dünyasına bağlı doğmuşlardır.

İLLE DE SÜTLÜ ÇİKOLATA
Beni alın mesela... Henüz çikolata yemeğe başladığım, 'birkaç dişli' yıllarımdan itibaren sütlü çikolatayı bitter'e tercih ettiğimi, hatta bitter çikolata verildiğinde tükürdüğümü anlatır annem. Bu, aile içinde sempatik bir hikâye ve benim damak tadımın gelişmişliğinin kanıtı olarak anlatılır, ancak bir çocuk görüntüsü olarak gıcık bir resimdi. Ağzında siyah çikolata artıklarıyla, tüküren, dişsiz, asık suratlı bir kız çocuğu... Bundan kısa bir süre sonra artık bebekler ne zaman 'açık, şekerli çay' içmeye başlayabiliyorlarsa o dönemde, normal çay verilince ağladığım, ancak Earl Grey, yani bergamut aromalı çayla dolu bardağı, bir bağımlı gibi ağzıma dayayıp, yine annemin tabiriyle "Nefes almadan, cok cok cok," içtiğimi anlatırlar. Lezzet dünyasına girişim bu çikolatalarla mı başladı, Earl Grey çayla mı, bilmiyorum. Ama gastronomiye merakım, kapıya gelen bozacının tetiklediği bir konudur. Ben kapıdan bozacı geçen, geçmeyince merak edilen, dükkândan boza almak istediğinizde Vefa'ya gitmeniz gereken yılları yaşamış bir insanım. Ve yaklaşık 25 yıl önce, kapıya gelen bozacının, "Bu arpadan yapılır, bu tatlısı, bu ekşisi, durunca ekşiyor, bozuk bu yani, ama tadı daha güzel," şeklinde verdiği, bana göre çelişkili' bilgiler karşısında düştüğüm dehşet, ilk gastronomi dersim oldu sanırım. Sonra işte, kolumu kurtaramadım bir daha. Gittiğim ülkelerde hep oranın mutfağını tattım, mönüleri inceledim, malzemeleri öğrenmeye çalıştım. İyi yemek adreslerini takip etmeye uğraştım.

DAMAK TADI ÖNEMLİ
Lezzet dünyası, seyahatlerde bana hep birkaç kilo kazandırdı. İstanbul'da ise istediğim tatlara ulaşmak için o kadar yol teptim ki, hep vakit kaybettirdi. Neyse ki damak tadı konusunda seçicilik, iyi yapılmamış bir yemeği yemektense aç kalmayı tercih etmeme de yol açtı. Bugün 100 kilo değilsem, bunu beğenmediğim yemeği reddetmeye, hiçbir öğünü sadece karnımı doyurmak için yememeye borçluyum. Dünyada kimin neyi, nasıl ve ne zaman yediği, insanlar, kültürler ve milletlerle ilgili çok şey söyler aslında... Şu anda elimde olan NTV yayınlarından Dünya Mutfakları Atlası'ndan birkaç ilginç not: Dünya mutfakları kitapta üçe ayrılmış; kral ve prenslerin mutfakları, köylü mutfakları, tüccar mutfakları... Kral ve prenslerin, yani saray mutfaklarının en önemli özelliği fırında kızartma ve Osmanlı Mutfağı, bunların en önemlilerinden! Türkiye, Avrupa, Kuzey Amerika ve Rusya, günde üç öğün yemek yenen bölgelerden. Ama mesela Arap yarımadası, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Güney Amerika'nın birçok bölgesinde iki öğün, Afrika kıtasının büyük bölümünde ise tek öğün yeniyor. Avrupa'da en çok ekmek yiyen Türkler. Kişi başı günlük ekmek tüketimimiz 350 gram. Türkiye'yi 195 gramla Danimarka takip ediyor. Türkiye'de en çok tüketilen süt ve peynir, koyundan elde ediliyor. Avrupa'nın kuzeyi ise inek süt ve peynirlerini tercih ediyor. Dünyada deve, manda, Ren geyiği, hatta lama sütü ve peynirini yoğun tüketen bölgeler de var. Dünyada en çok tüketilen dünya yemeklerine (pizza, hamburger, sushi vs) Türklerin katkısı ise döner. Döner batı Avrupa'nın büyük şehirlerinde gittikçe yükselen bir fast food çeşidi. Kendini lezzet dünyasına kaptıranların hepsini sevgiyle selamlıyorum. Hepiniz kardeşimsiniz!

roximus89
04-12-07, 21:53
http://img43.imagevenue.com/loc1024/th_01070_normal_a_yakasi_140_1_122_1024lo.jpg (http://img43.imagevenue.com/img.php?image=01070_normal_a_yakasi_140_1_122_1024 lo.jpg)http://img44.imagevenue.com/loc1005/th_01075_normal_a_yakasi_140_2_122_1005lo.jpg (http://img44.imagevenue.com/img.php?image=01075_normal_a_yakasi_140_2_122_1005 lo.jpg)http://img170.imagevenue.com/loc619/th_01080_normal_a_yakasi_140_3_122_619lo.jpg (http://img170.imagevenue.com/img.php?image=01080_normal_a_yakasi_140_3_122_619l o.jpg)http://img20.imagevenue.com/loc796/th_01090_normal_a_yakasi_140_4_122_796lo.jpg (http://img20.imagevenue.com/img.php?image=01090_normal_a_yakasi_140_4_122_796l o.jpg)
http://img203.imagevenue.com/loc389/th_01099_normal_a_yakasi_140_5_122_389lo.jpg (http://img203.imagevenue.com/img.php?image=01099_normal_a_yakasi_140_5_122_389l o.jpg)http://img130.imagevenue.com/loc381/th_01115_normal_a_yakasi_140_6_122_381lo.jpg (http://img130.imagevenue.com/img.php?image=01115_normal_a_yakasi_140_6_122_381l o.jpg)

verycool91
09-12-07, 12:19
Facebook ve çok acı gerçekler!

Facebook'a kılım! Bunun birinci sebebi, tahmin edilebilir: Benim ismimi kullanan, nedense 'fake' tabir ettiğimiz bir sürü insan var! Öncelikle hepsine buradan mesajım şudur: Ne oldu arkadaşım? Başınız göğe mi erdi? Ha? Sizle konuşurken yüzüme bakın! Bambaşka bir isimle, sadece arkadaşlarımın bileceği bir isimle bir kez kayıt olmuş bulundum gerçi! Üç haftada bir filan girip bakıyorum, ne cevap yazabiliyorum kimseye ne bir şey. "Zaten görüşmek istediğim insanlar benim telefonumu bilirler," mantığından yola çıkarak yaşayan biriyim. Ancak, "Facebook'ta herkes ilkokul arkadaşını buluyormuş," cümlesinin, bir geyik muhabbeti, bir palavra, sevgili aramak için kullanılan bir maskeli deyim olduğu iddiasının aksine, ilkokul arkadaşlarım gerçekten Facebook'ta beni buldu! İnanılacak gibi değil ama, birbirimizi en son gördükten neredeyse 25 yıl sonra, bir grup toplanıp yemek yemişler! Bana ancak ulaşabilmişler, bir dahaki yemekte benim de olmamı istiyorlar sağ olsunlar, falan filan. Mutlu bir olay.

SANKİ ÖLMÜŞÜZ

Ve fakat ruhuma dehşet salan konu, hafızamda küçücük, bıcırık, soket çoraplı ve beyaz yakalı birtakım tipler olarak kalmış çoluğun çocuğun, Amerika'da doçent, burada şirket sahibi, müdür, üç çocuklu anne filan olmuş olması! En son, ip atlarken, doğum günümde pastaya parmak batırıp bunun komik olduğunu düşünürken, süt dişi dökerken bıraktığım arkadaşlarım, bana fotoğraflarını yollamışlar! O an benim bittiğim an oldu! Üzücü bir durum yok çok şükür. Fotoğraflarda bakımlı şık kıyafetler, zevkli evler, eğlenceli tatiller ve mutlu, sağlıklı yüzler var. Ama yüzler bittabii 35 yaşında! En son hatırladığımda doğum günümde birbiriyle boks yapıp, kavganın ucu kaçıp ben de yumruklarımla olaya müdahale edince küsüşüp giden iki kerata, şu anda havalı, meslek sahibi, evli ve çocuklu, kah şakakları kırlaşmış, kah göz kenarları çok hafiften kırışıklı kocaman adamlar olarak bana fotoğraflardan bakıyorlar! Hayatın çok hızlı aktığını gösteren, görünüşte neşeli, benim için fena halde moral bozucu fotoğraflar! Bir tanesi ilkokuldaki sınıf fotoğrafımızı yollamış bana. Siyah beyaz, herkesin hazırolda durduğu bir resim. Müdür yardımcısı, bizim siyah önlükler, sınıfın loş görüntüsü, asırlar öncesinden kalma gibi görünüyor! Sanki ölmüşüz de, torunlar fotoğraflarımıza bakıyor, tövbe tövbe! Birkaç ay önce oyuncu Yonca Cevher'le ilkokul arkadaşı olduğumuzu keşfettiğimizde de, bu kadar karamsar olmasa da, benzer bir duyguya kapıldım. Tuhaftır, Avrupa Yakası'nda en az 10 bölüm birlikte çalıştığımız, karşılıklı sahne oynadığımız, Mürüvvet'i canlandıran Yonca Cevher, bir gün eski fotoğrafları temizlerken bir bakıyor ki, ilkokul fotoğrafında hemen yanı başında ben! Meğer son sınıfta bizim okula gelmiş, sadece bir yıl beraber okumuşuz! İkimiz de hatırlamıyoruz. Ancak yan yana basılıp altında ismimiz yazan vesikalık fotoğraflarda, Yonca da ben de saçların içler acısı durumu hariç şimdiki halimizle aşağı yukarı tıpatıp aynıyız! Sadece bakışlarda bir salaklık söz konusu tabiatiyle! "Hiç değişmemişiz, vallahi yahu, sadece güzelleşmişiz," tarzında karşılıklı gaz verici bir sohbet yapıp konuyu kapattık! Ancak bu sefer, Facebook olayında, o kadar kolay yırtamadım! Gerçek ortadaydı! Aradan 25 yıl geçmişti ve biz fena halde büyümüştük! O loş sınıfta asırları ve onyılları gösteren bir zaman tablosu vardı. Bir gün hep birlikte geleceğe, 2000 yılına bakıp o zaman kaç yaşında olacağımızı hesaplamıştık. 29 yaş bana ölme tarihine bayağı yakın, moruk olacağım bir zaman gibi gelmişti! O günlerdeki tahta silgisini birbirimizin sırtında poflatıp bunu pek eğlenceli bulma anlarımız, dört beş yıl önce filan gibi geliyor bana! Hele bir 25 yıl daha geçtiğinde, şu andaki halimize bakıp "Vay be, bebekmişiz," diye hayıflanacağımızı düşününce iliklerime kadar titriyorum! Facebook'a kılım! Esasen bu sebepten!

gecesacli1983
12-12-07, 21:34
http://img211.imageshack.us/img211/9568/image296jy5.jpg (http://imageshack.us)

http://img105.imageshack.us/img105/473/image301jv6.jpg (http://imageshack.us)

http://img255.imageshack.us/img255/1862/image302ea1.jpg (http://imageshack.us)

http://img105.imageshack.us/img105/5082/image306gt4.jpg (http://imageshack.us)

gecesacli1983
12-12-07, 21:37
http://img105.imageshack.us/img105/376/image314kf7.jpg (http://imageshack.us)

http://img105.imageshack.us/img105/5249/image315wq8.jpg (http://imageshack.us)

http://img105.imageshack.us/img105/2842/image316em4.jpg (http://imageshack.us)

http://img255.imageshack.us/img255/9806/image317nd4.jpg (http://imageshack.us)

http://img255.imageshack.us/img255/9766/image318bx3.jpg (http://imageshack.us)

http://img255.imageshack.us/img255/7501/image319ey6.jpg (http://imageshack.us)

http://img255.imageshack.us/img255/2207/image320mr5.jpg (http://imageshack.us)

gecesacli1983
13-12-07, 00:00
http://img502.imageshack.us/img502/3747/image322ny2.jpg (http://imageshack.us)

http://img515.imageshack.us/img515/5967/image326pg3.jpg (http://imageshack.us)

http://img252.imageshack.us/img252/5018/image327tm3.jpg (http://imageshack.us)

http://img252.imageshack.us/img252/6854/image328oy2.jpg (http://imageshack.us)

gecesacli1983
13-12-07, 00:02
http://img252.imageshack.us/img252/5607/image324gt4.jpg (http://imageshack.us)

http://img252.imageshack.us/img252/1866/image329yh8.jpg (http://imageshack.us)

http://img502.imageshack.us/img502/1723/image331oe9.jpg (http://imageshack.us)

!! Elyf !!
15-12-07, 05:01
Kapagi tesadufen buldum..
Ama insallah dergiyi scanleyen olur.. :icon_sorr

http://img516.imageshack.us/img516/2971/42741630ep4.png (http://imageshack.us)

NeHiR_92
15-12-07, 11:57
gecesacli1983 resimler çok güzel...teşekkürler...
!!Elyf!! resim için teşekkürler
http://img209.imageshack.us/img209/1584/glsecd3.png (http://imageshack.us)

houzouri
18-12-07, 21:49
:)
http://img105.imageshack.us/img105/6706/lv10tk0.png (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/2048/lv12jy3.png (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/6199/lv11xi4.png (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/553/lv22ky5.png (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/629/lv16qn6.png (http://imageshack.us)
http://img219.imageshack.us/img219/4738/lv25pp6.png (http://imageshack.us)
http://img105.imageshack.us/img105/6640/lv29tg0.png (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/7697/lv35if3.png (http://imageshack.us)
http://img219.imageshack.us/img219/6206/lv31hr7.png (http://imageshack.us)
http://img219.imageshack.us/img219/9198/lv39ey3.png (http://imageshack.us)

houzouri
18-12-07, 21:54
http://img219.imageshack.us/img219/4094/lv41mg8.png (http://imageshack.us)
http://img167.imageshack.us/img167/7797/lv47lz0.png (http://imageshack.us)
http://img219.imageshack.us/img219/2658/lv51qb4.png (http://imageshack.us)
byebyebyebye

NeHiR_92
29-12-07, 12:46
http://img185.imageshack.us/img185/4732/glse1rk0.png (http://imageshack.us)
http://img185.imageshack.us/img185/7784/glse10wb7.png (http://imageshack.us)
http://img185.imageshack.us/img185/1791/glse100st9.png (http://imageshack.us)

cnm_denizugur
29-12-07, 14:15
Nehir_92 ve hauzouri resimler için teşekkürler hepsi çok güzel bu arada duyduğuma göre gülse birsel diziden çıkıyomuş sözleşme yenilenirse çıkmazmış diziden
inş sözleşme yenilenir
bide aile mizası yapmayı düşünüyosanız benim nickimide yazarsanız sevinirimbye

NeHiR_92
30-12-07, 10:31
Nehir_92 ve hauzouri resimler için teşekkürler hepsi çok güzel bu arada duyduğuma göre gülse birsel diziden çıkıyomuş sözleşme yenilenirse çıkmazmış diziden
inş sözleşme yenilenir
bide aile mizası yapmayı düşünüyosanız benim nickimide yazarsanız sevinirimbye

nasıl çıkıyormuş??öyle şey olur mu??dizinin senaristi o..diziden ayrılan gülse değil gürgen..gülse yazmaya da oynamaya da devam edecek

cnm_denizugur
30-12-07, 11:45
nasıl çıkıyormuş??öyle şey olur mu??dizinin senaristi o..diziden ayrılan gülse değil gürgen..gülse yazmaya da oynamaya da devam edecek

inş söylediğin gibi olur benim bir arkadaşım magazinde izlemiş bn onun yalancısıyım valla

verycool91
30-12-07, 12:50
Yeni yıl için mütevazı tavsiyeler!

http://img205.imageshack.us/img205/2601/1087192x260yj2.jpg

Yılbaşıyla ilgili şimdiye kadar duyduğum en güzel öğüt şu: Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz! E o zaman, buyrun....
Yeni yılda yine hayatınızı değiştirmeye karar verdiniz değil mi? Şu sigarayı bırakacaksınız, artık spora kesin ama kesin başlayacaksınız, bir hobi edineceksiniz, düzenli uyuyacaksınız! Heheheheheh! Ben size acı gerçeği söyleyeyim: Bunlar yine yalan olacak! Zaten bir yıl daha yaşlanmanın, iç organların, kasların, cildin, kalbin bir yıl daha yıpranmasının neyini kutluyoruz bilmiyorum! Benim tesellim yıllar geçtikçe beynin daha iyi duruma gelmesi ihtimali! Ona da 'tecrübe' diyoruz zaten! Ama vücut için yeni yılda yapılacak, zahmetsiz ve faydalı şeyler de var. Ciddi değişimleri gerçekleştirememeniz yüksek olasılık. Ama benim vereceğim tıbbi tavsiyelere uymak kolay! Yılbaşıyla ilgili şimdiye kadar duyduğum en güzel öğüt şu: Yeni yılda beklentilerinizi küçültün, daha mutlu olursunuz! E o zaman, buyrun: Yeni yılda daha çok gülün! Vurun kendinizi haha hihi'ye... Stand-up gösterilere gidin, tiyatroda komediler seyredin, Avrupa Yakası'nı kaçırmayın. Araştırmalara göre 15 dakika komik görüntüler seyredip gülmek, kalbe giden kan akışını yüzde 50 arttırıyor. Bu da kan pıhtılarının ve kolesterolün oluşmasını engellemeye yardımcı oluyor! Hollandalı bilim adamlarının 15 yıldır üzerinde çalıştığı bir araştırmaya göre, günde 4 gram kakao tüketen bir erkeğin kalp hastalığından ölme riski yemeyenlerin yarısı! Bitter çikolatayı, miktarını abartmadan, günlük tatlı haline getirebilirsiniz! Yeni yıl kararı böyle olur! Kafaya bir şey takmayın! Bunun ne kadar etkili olduğunu bilemezsiniz. Daha umursamaz olun! Sürekli endişe ve üzüntünün, hayatı ortalama 16 yıl kısalttığı kanıtlanmış! Sakin olun! Bağırıp çağırmayın, kavga çıkarmayın, ona buna durup dururken çemkirmeyin! Sürekli kızgınlık ve öfkesini dışa vuran insanların kalp krizi geçirme riskinin, kendini kontrol edebilenlere göre, iki kattan fazla olduğu söyleniyor! Daha da ilginci, öfke kontrolünü beceremeyen, çabuk parlayan insanların kanlarındaki DHA, yani balık yağında bulunan bir Omega-3'ün azlığının dikkat çekici olması! Herkesi dövmek istiyorsanız, sağlığınız için Omega-3 alın!

BOL BOL ÇİLEK YİYİN

Şahane kahvaltılar edin, ama en geç uyandıktan sonra 90 dakika içinde! Bakınız, diyet yapın, tereyağdan kaçının, peynir kibrit kutusu kadar, reçelse hayâl olsun demiyorum! Sadece uyandıktan sonra bir buçuk saat içinde güzel bir kahvaltı edin! Kahvaltıyı geciktiren veya hiç etmeyen insanların obez olma ihtimali diğerlerine göre yüzde 50 daha fazla! Çileğe, böğürtlene vurun! Mevsiminde, bulursanız orman meyveleri dediğimiz, çilekti, böğürtlendi, dağ çileğiydi, bunları bol bol yiyin. Çok yüksek antioksidan özellikleri olduğundan kalp krizinden korunmaya yardımcı olma, zekayı ve hafızayı güçlendirme gibi faydaları varmış. Yatak odanızda yasemin aromalı bir mum yakın! Hızlı ve huzurlu uyumaya yardımcı olduğu Wheeling Jesuit Üniversitesi tarafından ispatlanmış. Bu üniversiteyi hayatımda ilk kez duyuyor olsam da mum yakmanın bir zararı yok! Yalnız evi yakmamaya dikkat edin! Nane çayı için, tabii seviyorsanız. İçinde hesperidin isimli güçlü bir antioksidan olduğu öğrenilmiş. Üstelik kafeinsiz olduğu halde enerji ve uyanıklığa da sebep oluyormuş! Fırsat bulduğunuz anda şekerleme yapın! Araştırmalar bunun stresi olağanüstü biçimde azalttığını söylüyor. Hatta her gün değil, haftada bir yapılan yarım saatlik öğleden sonra şekerlemesi bile çok faydalı! Dediğim gibi, size "Yemeyin, içmeyin, yapmayın, koşun, terleyin, disipline olun," demiyorum! Bunlar yeni yılda hem mutlu edecek, hem sağlığınızı koruyacak öneriler! Beklentilerinizi de biraz düşürürseniz, 2008 şimdiye kadar geçirdiğiniz en huzurlu, en şahane yıl olabilir! İyi seneler!

(30 Aralık 2007)

mıstaa
30-12-07, 13:36
Gülse Birsel için sitemizde bir grup oluşturdum..Katılmak isteyenler linki tıklayıp katılabilirler..:img-yes:

http://www.dizifilm.com/forum/group.php?groupid=722

seineb
30-12-07, 20:15
ben katıldım hemen ;) herkes katlsa çok iyi olr :))

cnm_denizugur
31-12-07, 02:48
bn de katıldım:)

Askoyunu_ekin
31-12-07, 23:50
Bu bolum süperdi bi avtda benden buyrun
http://img125.imageshack.us/img125/7758/murtbozlaslmakblye0.png (http://imageshack.us)

Nuray55
01-01-08, 15:29
resimler icin cokk tskler

NeHiR_92
01-01-08, 16:18
malesef dünkü bölüm ilk verilişinde izleyemediğim bir kaç bölümden biri oldu..bugün tekrarı varmış ve ben bilmediğim için yine izleyemedim...umarım bir daha tekrar verirler...
Askoyunu_ekin avatar için teşekkürler...
NOT:arkadaşlar tek cümlelik mesajlar yazmayın lütfen...mesajlar siliniyor..hatta başka bir başlıkta uyarı bile almıştık..burda da öyle bir şey olsun istemiyorum

buket16
06-01-08, 12:05
İstanbul ritmi, Londra ritmi!
Yılbaşında Londra'daydım. "Şu yemekleri yedim, falanca dükkanlardan alışveriş yaptım," gibi şeyler anlatmayacağım! Bir gözlemimi aktarmak istiyorum sadece. Londra'ya yılbaşında farklı ülkelerden birçok insan akın etmişti. Uzakdoğulular, Ortadoğulular, Doğu Avrupalılar, Ruslar, Serpil Barlas'ın unutulmaz tanıtım filmini hatırlayarak Kızılderililer, zenciler... Bu karışık kalabalığın arasında vatandaşlarımı uzaktan 'şıp' diye tanımak mümkündü! Türkler, özellikle de yırtdışına seyahat edebilen sosyo-ekonomik sınıflardaki Türkler, görünüş ve kılık kıyafet itibarıyla dünyanın herhangi bir yerinden gelmiş olabilecek gibidirler, malumunuz. Peki, bu İtalyan, İspanyol, Fransız, Ortadoğulu, Amerikalı olmaları mümkün gibi görünen insanları, diğerlerinden nasıl 'şıp' diye ayırdım? Konuşmalarını duyarak mı? Beni tanıyıp gülümsemelerini fark ederek mi? Hiçbiri efendim. Ben de dahil bütün Türkler, Londra'da telaş, koşuşturma ve aceleyle dolu tek insan grubuyduk! Boşuna İstanbul için "Çok hızlı, çok çılgın, enerjisi çok yüksek," demiyorlar.

ACELESİ OLMAYAN İNSANLAR
Londra dediğimiz koca metropolde, kimsenin acelesi olmaz mı? İstanbul'a bu yıl artık Avrupa ve Amerika'da olan bütün lüks markalar geldi. Eylülden beri de yağmur durmuyor. Yani trafiği düzelt, büyük bir park koy, binaların façasını topla ve en önemlisi ağır çekim oynat, al sana Londra! Satış elemanları, 20 metrelik kuyrukta müşteriyle gülümseyerek muhabbet ediyor, alınanlar konusunda fikirlerini söyleyip, eğer, sözgelimi elbisede bir defo varsa, kuyruğu bırakıp yenisini bulmaya gidiyorlar gülümseyerek... Hadi onu bırak, kuyruk da gülümsüyor. Bekleyen Türkler dışında! Bakıyorsun, kuyrukta ön tarafa doğru tacizci bakışlar atıp endişelenen, saate bakan, oflayan, sinirlenen biri varsa, anlıyorsun ki Türk. "Londra'da kimse bir yere yetişmiyor mu?" diye düşünüp durdum. Bu bol vakit ve rahatlık nereden geliyor? Hiç kimse "Sosyal güvence, gelecek endişesinin olmamasının verdiği psikolojik rahatlık," filan demesin bana. Ben yılbaşı öncesi Nişantaşı'nda da dolaştım. Önümüzdeki üç kuşak için gelecek endişesi taşımaması gereken bir sürü insan, bağırıp çağırıp, birbirini ezip, telaş ve endişe içinde keyifle (!) alışveriş yapıyordu. Londra'da o günü özleyeceğim aklıma gelir miydi?

AHESTE YÜRÜYÜŞLER
Allah'ım, bir noktada ruhumu teslim ediyorum zannettim. Ne akla hizmeten gittiysem, şu ünlü Harrods mağazasından otele dönüş mesafem, yaklaşık 700-800 metre. Sokaklar hıncahınç ve fakat kimsenin acelesi yok. Pardon şu şekilde anlatayım: Acele filan şöyle dursun, herkes, sanki Londra'ya bu yolu ağır ağır yürüyüp tadını çıkarmak için gelmiş gibi davranıyor. Durup etrafa bakanlar, ağır ağır sohbet edenler, bebek arabaları, tek sıra yürüyen arkadaş grupları! Dakikaya üç adım filan düşüyor. Kimse şikâyet etmiyor, herkes mutlu... Sadece ben oflayıp puflayıp, mırıl mırıl "Allah Allaaah, yürü yaa..." filan diye söylenip, kendimi yiyip bitiriyorum. Bir yandan da böyle bir kalabalık ve ağır çekim yürüyüşü İstanbul'da yaşasak, o kısa mesafede, iki metreye kaç kavga düşerdi, diye düşünüyorum. "Yürüsene,"ler, iteklemeler, "İlerleyelim beyleeer,"li, "Sol şeridi boşaltalııım,"lı gönüllü trafik polisleri ve hatta ağız dalaşları, kafa atmalar... Hepsi, insanın vatanında olsa, sevimsiz geliyor, ama o anda, bir nevi gurbette "Hadi kardeşim, hızlanalım biraaz," diye bağıran herhangi bir İngilizin elini sıkıp, yanaklarından öpecek haldeyim. Hatta bir "Daha çabuk lütfen,"e elimdeki alışveriş paketlerinin hepsini veririm. 15 dakika geçmiş, yol yarıya bile gelmemiş. Önde bol çocuklu bir aile, bütün kaldırımı kapatacak şekilde altı kişi yan yana sıralanmış. Annenin elini tuttuğu üçdört yaşlarında bir çocuk var ve bütün Knightsbridge Caddesi o bebenin ritmiyle yürüyor mecburen... Aile oralı değil, hatta bazen vitrine bakmak için duruyorlar. O sırada arkadaki 10 bin kişi de duruyor. 20. dakikada üzülerek genlerim galip geldi ve öne doğru eğilip, "Pardon, acaba daha yavaş yürüyebilir misiniz? Size ayak uyduramıyoruz," dedim! Tam büyük bir kabalık ettiğimi düşünürken, arkalardan Türkçe bir nida geldi: "Hakkaten haaaa!" Canım vatandaşlarımdan genç bir çift, aynı benim gibi, "Kanser mi olsak, kavga mı çıkartsak?" diye düşünmüş olmalıydı son 20 dakikadır. Döndüm, bakıştık, selamlaştık ve İstanbul ritmini Londra'ya getirdiğimiz için hafiften gurur duyduk. Öndeki ailenin anne ve babası, gerçekten, büyük bir içtenlik ve nezaketle arkaya doğru bakıp, "Aaah çok özür dileriz," deyip çocukların bir kısmını ön tarafa aldılar trafik sol şeritten açıldı. Ukalalık ve telaşe müdürlüğümden azıcık utanarak otele vardım, ekstra üç dakika kazanmış olarak... Başım göğe erdi. Bu hız, biz Türkleri ya en yükseğe çıkaracak ya da "Sürat felakettir!" Ama bakın açık söylüyorum, Londra'ya, fazla değil, şöyle 100 bin Türk yerleştirsek, şehir bir silkinip kendine gelecek, hızlanacak, çakı gibi olacak.

GULPEMBE72
09-01-08, 15:17
Gazeteden scan ettiğim bazı resimleri sizlerle paylaşmak istedim arkadaşlar.

En sevdiğim bölümlerden biriydi.Süper komiktiler hepsi.:img-hyste
http://img404.imageshack.us/img404/2157/avrupayakashintliiq1.th.jpg (http://img404.imageshack.us/my.php?image=avrupayakashintliiq1.jpg)

http://img404.imageshack.us/img404/889/avrupayakasmakbuleahikafg1.th.jpg (http://img404.imageshack.us/my.php?image=avrupayakasmakbuleahikafg1.jpg)

http://img404.imageshack.us/img404/6913/avrupayakasaslosmanel6.th.jpg (http://img404.imageshack.us/my.php?image=avrupayakasaslosmanel6.jpg)

mıstaa
12-01-08, 06:40
Gülse Birsel'den ne istiyor?

Deniz Akkaya, Gülse Birsel'e canlı yayında mesaj gönderdi...

Oktay Kaynarca ve Seray Sever'in sunduğu Türkmax'taki 'Her Şey Dahil' programına konuk olan Deniz Akkaya, Gülse Birsel ile aralarında geçen konuşmayı hatırlatarak canlı yayından mesaj verdi:

"Bütün ağa dizilerinden, vurdulu kırdılı dizilerin yanında Nişantaşı'nda geçen eğlenceli bir şehir hikayesi. Çok istiyorum. Böyle bir hikayenin içinde olmak insan olarak beni keyiflendirir. Ben bir ara dergi çıkartıyordum. Gülse'yi kapak yapmıştık. O zaman bana birşey söylemişti. Biz Gülse ile fizik olarak benziyoruz biraz. Bir gün dedi; 'yazsam kardeşimi oynasan ne kadar şahane olur'. Hala bekliyorum inşallah bir gün olur."

Kaynak:Vatan Gazetesi

buket16
13-01-08, 10:10
Orhan Pamuk'u yıldırdık mı?
Son aylarda Orhan Pamuk ismi en çok "Manhattan'daki emlak fiyatları," konusunda geçti sanırım. Nobel ödüllü ilk yazarımız bir süredir New York'ta yaşıyor malumunuz. Columbia Üniversitesi'nde benim de sinema bölümünde master yaptığım Sanat Fakültesi'nin yazarlık bölümünde, 'Yaratıcı yazarlık' dersleri veriyor. Öğrencileriyle Thomas Mann okuyup tartışıyorlar. Onunla ilgili aldığımız en son bilgi, magazin ağzıyla "New York'un ünlü ve manzaralı mahallesi Riverside Drive'da dehşet pahalı bir ev aldığı..."

PAMUK RÖPORTAJI
Evin dehşet pahalı olması hakkında bir şey diyemem, ama o mahallede ben de yaşadığım için Manhattan'ın civcivli, moda ve sosyetik bölgelerinden biraz uzakta, üniversite semtinde olduğunu söyleyebilirim. Riverside Drive iyidir, hoştur, park ve nehir manzaralıdır, ama fazlasıyla sakindir ve Manhattan'ın hareketli, gözde merkezlerine biraz uzaktır. Genellikle Columbia Üniversitesi öğrenci ve öğretmenlerinin yaşadığı, daha iddiasız bir bölgedir. İşte bu üniversitenin mezunlara gönderilen dergisinde Orhan Pamuk'un bir röportajı yer alıyor. Pamuk, aynı üniversitenin 2002 gazetecilik okulu mezunlarından Lila Azam Zanganeh'e, geçmişinden, Nobel Ödülü'nün kendisini değiştirip değiştirmediğinden ve çok dikkatimi çeken "Politik bir yazar olup olmama," konusundan bahsediyor. Söyleşiyi gördüğümde, çok sınırlı bir gruba ulaşacağından, en azından bazı bölümleri aktarmak istedim. Zira Orhan Pamuk, yine magazin ağzıyla ifade etmek gerekirse, "Bir daha siyasetle filan işim olmaz," diyor adeta!

ÖDÜL, DEĞİŞTİRDİ
Nobel Ödülü'nün, beklenenin aksine, kendisini değiştirdiğini dile getiren Orhan Pamuk, "Ödül beni daha meşgul ve bazı ülkelerde daha popüler biri haline getirdi," diyor. "Nobel aldığınıza göre artık Türkiye ve dünya için belli sorumluluklarınız olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusuyla açılan konu, ilginç devam ediyor. "Şöyle söyleyelim, bir şekilde omuzlarıma yüklenen politik sorumluluklara hayatım boyunca, hiçbir zaman özenmedim! Böyle hissediyorum çünkü kıskançlıklar, kötü niyetler, tabular ve çeşitli baskılar, yolda yürürken bir balkondan düşer gibi aniden üzerime yığıldı!" Ve şöyle devam ediyor: "Benim gizli arzum hep özgür bir sanatçı olmaktır. Yazma stilim ve yapı kurma metodum hayata karşı çocuksu bir yaklaşım gerektiriyor." Sonra da ekliyor: "Topluma mal olmuş, tanınmış biri olarak sokakta dolaşmak, yazarlık yapan biri için hiç iyi değil. Politik bir figür olmak ise gerçek bir felaket!" Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili yorumlarından sonra yaşanan hukuki süreç içinse, "O hukuki çekişmelerden sonra, artık tamamen karar verdim ki, benim tek sorumluluğum gençliğimdeki sorumsuzluğumu tekrar hayata geçirmek ve daha 'Nabokov tarzında' olduğum hayata geri dönmek. Yani biçime yönelmek." Söyleşiyi yapan gazeteci "Bunları yaşadıktan sonra ifade özgürlüğü için savaşmanız gerektiğini düşünmüyor musunuz?" sorusunu yöneltiyor. Pamuk'un cevabı ilginç: "Yazmak yeter. Gerisi beni sevmediğim bir alana ve talihsiz bir kadere sürükler."

YENİ KİTABI
Orhan Pamuk'u yıldırdık mı? Nobel ödüllü yazar, başına iş açılacağını düşündüğü için mi artık siyasi hiçbir alana girmeden, sadece edebiyatın biçimiyle ilgileneceğini söylüyor? Yaşadıkları mı Pamuk'u siyasi ifadelerin uzağına itti, yoksa yazarken estetiği ön plana almak sanatsal bir tercih mi? Röportajın başka bir bölümünde Pamuk şöyle diyor: "Başlarda daha 'Nabokovvari' idim. Güzellik için yazardım. Türk yazarların çoğu, kuşaklar boyu Maksim Gorki'yi, John Steinbeck'i örnek alırken, ben Nabokov okuyup hayal kuruyordum." Söyleşi, yazarın asla politik olmadığını söylediği, çıkmak üzere olan kitabı Masumiyet Müzesi'ni anlatmasıyla bitiyor: "İstanbullu zengin bir adamın, fakir bir uzak akrabasına olan saplantılı aşk hikâyesini konu eden roman, 1975'ten bu yana şehrin yüksek sosyetesini anlatıyor. Yani evlilik, seks ve sosyal hayatla ilgili bir roman. İçinde mizah da var. Türkiye'yi moderniteye ve belki de Avrupa kapılarına taşıyan bu tuhaf toplumun endişeleri ve çılgınlıklarından bahsedecek!" Görünüşe bakılırsa en azından bir süre Orhan Pamuk'un politik görüşleri hakkında konuşulmayacak. Bu hangi sebeple olursa olsun, yazarın bilinçli tercihi... Çıkması heyecanla beklenen roman ise siyasetten 'mümkün olduğu kadar' uzak gibi...

!! Elyf !!
14-01-08, 01:50
Fanları abarttı!

http://img240.imageshack.us/img240/821/e73e2ca3dee5ef488b44932ds3.jpg (http://imageshack.us) http://img337.imageshack.us/img337/8320/46c289c5a6b8ec4c9878f65tg6.jpg (http://imageshack.us)

'Avrupa Yakası'nın yaratacısı Gülse Birsel, dizinin fanatiklerinden çok çekiyor: "Dizi bitmesin diye bazısı diyor ki; 'Sete gelip kendimizi zincirleyeceğiz.' Bazıları da 'İntihar edeceğiz' diyor. Abartmışlar artık!


Kendimi hala oyuncu adayı gibi görüyorum
Avrupa Yakası'nın Aslı'sı, Gazeteci-Yazar Gülse Birsel, Bazaar Dergisi'ne verdiği röportajda, 'Kendi gözümde daha bir oyuncu adayıyım. Ama kararlıyım, bir gün iyi bir oyuncu olacağım' dedi. Birsel, bir ekran klasiği haline gelen dizisiyle ilgili de sürpriz açıklamalar yaptı.....

Avrupa Yakası'nın senaristi ve oyuncusu, Gazeteci-Yazar Gülse Birsel, 'Bazaar Dergisi'ne verdiği röportajda diziyle ve özel hayatıyla ilgili çok özel açıklamalar yaptı. Her çarşamba ekranda kahkaha fırtınası estiren Avrupa Yakası'nın Aslı'sı Gülse Birsel, "Kendi gözümde, daha ne olup bittiğini anlamaya çalışan bir oyuncu adayıyım... Ama kararlıyım, bir gün iyi oyuncu olacağım. Seviyorum oyunculuğu kardeşim!" diyor.

HIRSLI DEĞİLİM, AZİMLİYİM
* Başarınızın ne kadarı doğal yeteneğinize, ne kadarı hırsınıza, ne kadarı çalışmanıza bağlı?
Üçünden herhangi birisi eksik olsaydı, işim çok zor olurdu. Bu arada hırs kelimesi bizde biraz yanlış kullanılıyor. Bazen dayanıklılık, devam gücü, başarı arzusu gibi de kullanıyoruz. Oysa hırsın içinde negatif bir anlam var. Kendini yiyip bitirmek, başkalarını ezip geçmek, bir hedef Hırs değil, azim demek daha doğru... Azim pozitiftir. İnsanı çok çalıştırır. Üretken ve sabırlı yapar.

* Avrupa Yakası dönem dönem kendi içinde yıldızlar yarattı. Sizce dizinin başarısının ne kadarı yıldızlaşan karakterler sayesinde oldu?
Şu kadarı, bu kadarı, ne kadarı sorularını bence ekip işini bilmeyen insanlara sormak lazım. Bir tiyatro oyunu, bir film, bir dizi birçok şeyin biraraya gelmesinden oluşur. Bir komedide hikaye de önemlidir, unutulmaz karakterler de, diyaloglar da, hatta dekor ve kostüm de... Ama ben orijinal karakter yaratma konusunu seviyorum ve galiba bu konuda iyiyim. Karakter bazen etrafta çok gördüğümüz; ne bileyim, Selin, Makbule gibi bilinen bir tip olsa bile, ona arzularıyla, kompleksleriyle, zaaflarıyla bir derinlik vermeyi seviyorum. Şahika gibi, Burhan Altıntop gibi... İyi yazılmış detaylı, derinlikli karakterler, iyi oyuncular tarafından canlandırılınca tadından yenmiyor.

* Avrupa Yakası nasıl bir formülle ortaya çıktı? İlk aşamada kafanızda olan ne idi?
Bir aile komedisi yazmak istedim. Çocukluğumuzda hep birlikte seyrettiğimiz, güldüğümüz komediler gibi... Bir yandan yıllardır dergi ofislerinde rastladığım durum ve insanları da anlatmak istedim. Sütçüoğlu Ailesi ve Avrupa Yakası Dergisi bunların içindeki karakterlerle çıktı. Aslında bu ikisi, iki ayrı sit-com olabilirdi. Ama şartlar yüzünden 25 dakika yapamayacaktık bu işi... 55 dakika ile başladık. Onun için Aslı'yı bağlantı olarak kullanıp bir yerde iki ayrı sitcom'u birbirine bağladım. Sonra yavaştan muhallebici de kendi dünyasını yarattı. Volkan, Selin ve Şesu karakterleri gittikten sonra evde Sacit ile Makbule'nin gelişi, Burhan'ın ofis karakteri ve komşudan öte bir akraba olarak evde ağırlık kazanmasıyla aile sit-com'u zenginleşerek devam etti. Kapıcı dairesi de yan bir tema olarak eklendi.

OYUNCULUĞU SEVİYORUM
* Yazı yazmak mı kuvvetli tarafınız, yoksa oyunculuk mu?
Tabii ki yazmak... Ben 19 yaşımdan beri yazarak para kazanıyorum. Şimdiye kadar yazdıklarımı toplasam, buradan ilk işe başladığım İkitelli'deki eski Sabah binasına yol olur. Onun için elbette yazma konusunda daha iyiyim. Oyunculuğa Avrupa Yakası'yla başladım. Benim için dünyanın en zevkli işi... Kendi gözümde, daha bir oyuncu adayıyım... Bu konuda ayakların yere basması, egoların kırılması, alçakgönüllü olma gerekliliği var... Çok şey öğrendim. Ama kararlıyım, bir gün iyi oyuncu olacağım. Seviyorum oyunculuğu kardeşim! Oyunculuk beni o kadar seviyor mu bilmiyorum ama bence o da bana karşı boş değil...

* Sizi neler güldürüyor?
Ben gülme konusunda müşkülpesent bir insan değilim. En çok da arkadaşlarıma gülüyorum. 'Avrupa Yakası'ndaki herkese çok gülüyorum mesela... Bu yaz hep birlikte, Bodrum'da birkaç gün tatil yaptık. Tekneyle denize açıldık. Her akşamüstü, aynı saatlerde gülme krizi başlıyordu. Birbirimizi 'şahane komik' buluyoruz nedense... Ayrıca, Cem Yılmaz gibi espri anlayışının tartışılması marjinal bir tavır olan insanlara, daha az tanınan; Cenk-Erdem gibi mizahçılara, Yiğit Özgür'e falan da çok gülüyorum. uğruna insani değerlerden vazgeçmek gibi... Bunlar benden o kadar uzak ki anlatamam...

'Dizi biterse intihar ederiz' diyenler var

* Avrupa Yakası daha ne kadar devam edecek?
Haziran sonunda bitirmeyi düşündüğüm oluyor ama sonra planlar değişiyor. Hiçbir şey belli değil. 'Avruya Yakası bitiyor' diye bir haber çıktı. Ondan sonra kıyamet koptu. Sabah bir kalktım posta kutum kilitlenmiş. Bazısı diyor ki "Biz arkadaşlarla gelip sete kendimizi zincirleyeceğiz. Bir kısmından çok kibar protesto mail'leri... Birkaç genç arkadaş da maalesef intihardan falan bahsediyor... Abartmışlar artık... Durum şu, daha sezon sonuna yaklaşık 25 bölüm var. Dizinin bitip bitmeyeceğini biz de henüz bilmiyoruz.

Çocuk yapacağım zaman yazacağım
* Maddiyat, öncelikleriniz arasında hangi sırada?
En son sıralarda herhalde... Ben para kazanmanın zevkini, sonra nerelerde harcayacağımı planlayarak değil, ne kadar değerli bir iş yaptığımı düşünerek alıyorum. 'Vay be... Demek yaptığım işe bu kadar para veriyorlar, o zaman iyiyim' diyorum....

* Çocuk yapmayı düşünmüyor musunuz hala?
Bu sorudan çok sıkıldım. Çocuk yapmaya karar verince gazetedeki köşemden bütün memlekete duyuracağım, söz...

* Hiç kırılma noktasına geldiğiniz oldu mu?
Kırılma noktasına yaklaştığım bir sürü zaman oldu, hayat bu... Ama hiç kırılmadım galiba... Hem ne demek ki kırılmak? En fazla ne olur, oturur ağlarsın, söylenirsin, üç-beş gün bunalıma girersin. Ama azim gibi, 'dirayet' de önemli bir kelime bence... Pes etmek kolay... Uğraşacaksın... Başa çıkılmayacak çok az şey var hayatta...

Kaynak : Sabah Gazetesi

busra_deniz_199
16-01-08, 13:59
bn kendisini çok beğeniyorum kendisi hem çok zeki hem de çok tatlı

seleen
16-01-08, 15:38
'Avrupa Yakası'nın yaratacısı Gülse Birsel, dizinin fanatiklerinden çok çekiyor: "Dizi bitmesin diye bazısı diyor ki; 'Sete gelip kendimizi zincirleyeceğiz.' Bazıları da 'İntihar edeceğiz' diyor. Abartmışlar artık!

Bende bu fanlar arasındanım dizi bitmesiin :icon_sorr:icon_sorr


!! Elyf !! haber için çok teşekkürler

GULPEMBE72
16-01-08, 17:31
Merhabalar Arkadaşlar,
Bu resmi bugünkü sabah gazetesinden scan ettim.Resmi görür görmez
gülmeye başladım.Bu akşam yine çok komik bir bölüm bizleri bekliyor.

http://img245.imageshack.us/img245/7901/avrupayakasdilekburhanadh7.th.jpg (http://img245.imageshack.us/my.php?image=avrupayakasdilekburhanadh7.jpg) :img-haha:

verycool91
17-01-08, 15:27
Merhabalar Arkadaşlar,
Bu resmi bugünkü sabah gazetesinden scan ettim.Resmi görür görmez
gülmeye başladım.Bu akşam yine çok komik bir bölüm bizleri bekliyor.

:img-haha:

resim bile yeter ne kadar komik bir bölüm olduğuna...:img-pilot

NiliWerda
17-01-08, 17:04
Bunlarda benden:)

http://img155.imagevenue.com/loc1048/th_85658_0000000000115163_123_1048lo.jpg (http://img155.imagevenue.com/img.php?image=85658_0000000000115163_123_1048lo.jp g)http://img20.imagevenue.com/loc631/th_85665_0000000000176245_123_631lo.jpg (http://img20.imagevenue.com/img.php?image=85665_0000000000176245_123_631lo.jpg )http://img144.imagevenue.com/loc724/th_85672_0000000000176247_123_724lo.jpg (http://img144.imagevenue.com/img.php?image=85672_0000000000176247_123_724lo.jpg )http://img125.imagevenue.com/loc990/th_85690_0000000000180644_123_990lo.jpg (http://img125.imagevenue.com/img.php?image=85690_0000000000180644_123_990lo.jpg )
http://img197.imagevenue.com/loc414/th_85696_0000000000184024_123_414lo.jpg (http://img197.imagevenue.com/img.php?image=85696_0000000000184024_123_414lo.jpg )

NiliWerda
17-01-08, 17:46
Resimlerin büük hali için üstüne tıklayın;)

http://img201.imagevenue.com/loc12/th_86262_0000000000184247_123_12lo.jpg (http://img201.imagevenue.com/img.php?image=86262_0000000000184247_123_12lo.jpg) http://img125.imagevenue.com/loc635/th_86280_0000000000201793_123_635lo.jpg (http://img125.imagevenue.com/img.php?image=86280_0000000000201793_123_635lo.jpg )http://img45.imagevenue.com/loc475/th_86286_0000000000231886_123_475lo.jpg (http://img45.imagevenue.com/img.php?image=86286_0000000000231886_123_475lo.jpg )http://img218.imagevenue.com/loc519/th_86292_0000000000231892_123_519lo.jpg (http://img218.imagevenue.com/img.php?image=86292_0000000000231892_123_519lo.jpg )
http://img157.imagevenue.com/loc615/th_86293_0000000000231893_123_615lo.jpg (http://img157.imagevenue.com/img.php?image=86293_0000000000231893_123_615lo.jpg )

NiliWerda
17-01-08, 17:51
Bunlarda son:

http://img20.imagevenue.com/loc1148/th_89367_0000000000249281_123_1148lo.jpg (http://img20.imagevenue.com/img.php?image=89367_0000000000249281_123_1148lo.jp g)http://img43.imagevenue.com/loc728/th_89372_0000000000265104_123_728lo.jpg (http://img43.imagevenue.com/img.php?image=89372_0000000000265104_123_728lo.jpg )http://img130.imagevenue.com/loc938/th_89377_0000000000265811_123_938lo.jpg (http://img130.imagevenue.com/img.php?image=89377_0000000000265811_123_938lo.jpg )http://img219.imagevenue.com/loc445/th_89380_0000000000334661_123_445lo.jpg (http://img219.imagevenue.com/img.php?image=89380_0000000000334661_123_445lo.jpg )

bye

verycool91
20-01-08, 11:41
Günaydın, ilk dersimiz uyumak!

O kadar okul, o kadar yüksek lisans... Hâlâ bazı çok temel bilgilerim eksik. Türkiye coğrafyası nanay mesela. Nehirler, göller, dağlar, sonradan yapılmış seyahatlerden hatırlananlara emanet. Tarihle ilgili bazı dönemler çok net de birtakım savaş ve yer isimleri, sanki rüyamda fısıldanmış veya bir filmde seyredilmiş gibi bulanık anılar getiriyor aklıma... Ve sonunda bütün bunların sebebi, benim liseyi bitirdiğim 1989 yılından 18 yıl sonra Amerika'da bulundu. Ergenlik dönemindeki gençler sabah uyanamıyormuş kardeşim! Aslında bunu bilmek için uzun araştırmalar ve istatistikler yapmaya gerek yoktu. 1982-89 yılları arasında bizim okul servisinde yapılacak kısa bir gözlem yeterli olabilir, bu gerçek daha önce ortaya çıkabilirdi. Bahsettiğim yıllarda bir sis perdesinin arkasından, hayal meyal hatırladığım film kareleri var. Saat çalıyor, banyoya kesiyoruz, uyanmak için yüzüme su çarpıyorum, ama gözlerimden birisi inatçı ve hâlâ kendini kapamış, için için uyuyor! Tekrar yatak odama kesiyoruz, çocukluğumdan beri geceleri uyumak için binbir türlü çare ve numaraya başvuran ben, çoraplarımı giyerken uyuya kalmışım! Mutfağa kesiyoruz, önümde ne olduğunu bile hatırlamadığım bir şeyleri, ballı sütle yutmaya çalışıyorum! Ve okul servisindeyiz. Yaşayan Ölülerin Sabahı! Bir minibüste 12 ila 18 yaş arası muhtelif çap ve ebatlarda, bordo kazak gri etekli, atkuyruklu, ergen zombi! Akşamüstü okuldan dönerken şoförü isyan ettirecek kadar çok konuşup gürültü yapan bu gruptan çıt çıkmıyor. Kimi gözü kapalı, kimi gözü açık uyuyor. Okula gelindiğinde daha az derin uyuyanlar, daha derin uyuyanları uyandırıyor ve tek sıra halinde sınıflara yürünüyor!

SORUN MELATONİNDE
İşte henüz 08.00'i bile göstermeyen o saatlerde, eğer ilk ders Marmara Bölgesi'nin göllerini veya Yüzyıl Savaşları'nı konu etmişse, benim Marmara Bölgesi göllerinden bihaber olmam veya Yüzyıl Savaşları'nı film sanmam, anlaşılır bir durum! Zira araştırmalar ergenlik çağındaki gençlerin vücut saatlerinin erişkinlerden ve çocuklardan farklı çalıştığını gösteriyor. Gece saat 23.00'ten önce ergenlerin vücudu melatonin salgılamaya başlamıyor, dolayısıyle uykuları gelmiyor. Aynı şekilde sabah 08:00'den önce kalkmaları da mümkün değil, çünkü melatonin hormonu ancak bu saatlerde duruyor. Yani 12-19 yaş arası, okuldaki ilk ders genellikle çöpe gidiyor. Çünkü çocukcağızın aklı ve vücudu daha yerine gelmemiş. Başka bir araştırmaya göre, ilk derste uyuya kalan gençlerin oranı yüzde 28. Ki bu konuda, ben ve sıra arkadaşım Ayşe, 80'li yıllarda özel bir teknik geliştirmiştik! Sıraya kafanı yan koyup, tek elinle yüzüne siper yapıp gözlerinin kapalı olduğunu saklar, diğer eline kalemi alıp deftere 180 derece açıyla tutarsın! Hoca kürsüsünden, başını eline dayamış not alan bir siluet görünür, oysa yüzde 28'lik oran, bu tekniğimiz başka öğrenciler tarafından da benimsendikçe, git gide ve hatta horul horul artmaktadır. Araştırmanın yapıldığı dönemdeki benzer çareleri de göz önüne alarak, o görünen yüzde 28'in yüzde 50'lere vardığını rahatlıkla söyleyebilirim. Amerika'da bu araştırmaların şaşırtıcı sonuçlarından sonra, liselerde ders saatlerinin geçe kaydırılmasını savunanlar, sadece ilk dersin kaçırılacağını değil, 08.00'den önce kalktıkları için sürekli yorgun ve uykusuz olan gençlerin, obezite, öğrenme güçlükleri, hiperaktivite gibi sorunlarla da boğuşacağını söylüyorlar. Amerika'nın bazı bölgelerindeki liseler, okul zilini 07.30'dan 08.40'a almışlar. Devamsızlık aniden azalmış ve merkezi sistem sınavlarda, bu bölgelerin başarısı artmış! Tüm genç arkadaşlarımın bu yazımı ve sözkonusu öneriyi alkışlarla karşılayacağını tahmin ediyorum. Özellikle evden daha erken çıkmanın gerektiği trafik sorunlu İstanbul'da. Ne yazık ki, yaşadığımız ülkede, gençlerin saatlere göre melatonin seviyesi ve sabah derslerinde bunun yapacağı değişikliklere filan henüz gelemedik. Biz henüz şuralardayız: Okul var mı?!

(20 Ocak 2008)

NiliWerda
27-01-08, 11:59
Bu sahneleri beğendiğim için çekmiştim:)
Arada Gülsellerde var o yüzden ekliyorum:img-wink:



http://img111.imagevenue.com/loc1015/th_31619_10182316_123_1015lo.JPG (http://img111.imagevenue.com/img.php?image=31619_10182316_123_1015lo.JPG)http://img212.imagevenue.com/loc407/th_31625_10182318_123_407lo.JPG (http://img212.imagevenue.com/img.php?image=31625_10182318_123_407lo.JPG)http://img226.imagevenue.com/loc555/th_31627_10182320_123_555lo.JPG (http://img226.imagevenue.com/img.php?image=31627_10182320_123_555lo.JPG)http://img127.imagevenue.com/loc745/th_31628_10182329_123_745lo.JPG (http://img127.imagevenue.com/img.php?image=31628_10182329_123_745lo.JPG)
http://img185.imagevenue.com/loc31/th_31634_10182330_123_31lo.JPG (http://img185.imagevenue.com/img.php?image=31634_10182330_123_31lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 12:12
http://img207.imagevenue.com/loc141/th_31824_10182332_123_141lo.JPG (http://img207.imagevenue.com/img.php?image=31824_10182332_123_141lo.JPG)http://img184.imagevenue.com/loc526/th_31868_10182339_123_526lo.JPG (http://img184.imagevenue.com/img.php?image=31868_10182339_123_526lo.JPG)http://img22.imagevenue.com/loc1143/th_31871_10182339_1_123_1143lo.JPG (http://img22.imagevenue.com/img.php?image=31871_10182339_1_123_1143lo.JPG)http ://img138.imagevenue.com/loc851/th_31878_10182340_123_851lo.JPG (http://img138.imagevenue.com/img.php?image=31878_10182340_123_851lo.JPG)
http://img149.imagevenue.com/loc1125/th_31879_10182345_123_1125lo.JPG (http://img149.imagevenue.com/img.php?image=31879_10182345_123_1125lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 12:16
http://img120.imagevenue.com/loc1042/th_33159_10182348_123_1042lo.JPG (http://img120.imagevenue.com/img.php?image=33159_10182348_123_1042lo.JPG)http://img178.imagevenue.com/loc149/th_33166_10182356_123_149lo.JPG (http://img178.imagevenue.com/img.php?image=33166_10182356_123_149lo.JPG)http://img200.imagevenue.com/loc80/th_33169_10182357_123_80lo.JPG (http://img200.imagevenue.com/img.php?image=33169_10182357_123_80lo.JPG)http://img169.imagevenue.com/loc1140/th_33191_10182358_123_1140lo.JPG (http://img169.imagevenue.com/img.php?image=33191_10182358_123_1140lo.JPG)
http://img222.imagevenue.com/loc520/th_33196_10182359_123_520lo.JPG (http://img222.imagevenue.com/img.php?image=33196_10182359_123_520lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 12:24
http://img43.imagevenue.com/loc1141/th_33406_10182400_123_1141lo.JPG (http://img43.imagevenue.com/img.php?image=33406_10182400_123_1141lo.JPG)http://img234.imagevenue.com/loc140/th_33413_10182400_1_123_140lo.JPG (http://img234.imagevenue.com/img.php?image=33413_10182400_1_123_140lo.JPG)http://img168.imagevenue.com/loc1004/th_33415_10182401_123_1004lo.JPG (http://img168.imagevenue.com/img.php?image=33415_10182401_123_1004lo.JPG)http://img163.imagevenue.com/loc953/th_33416_10182408_123_953lo.JPG (http://img163.imagevenue.com/img.php?image=33416_10182408_123_953lo.JPG)
http://img224.imagevenue.com/loc507/th_33422_10182441_123_507lo.JPG (http://img224.imagevenue.com/img.php?image=33422_10182441_123_507lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 12:32
http://img213.imagevenue.com/loc342/th_33786_10182442_123_342lo.JPG (http://img213.imagevenue.com/img.php?image=33786_10182442_123_342lo.JPG)http://img234.imagevenue.com/loc155/th_33787_10182444_123_155lo.JPG (http://img234.imagevenue.com/img.php?image=33787_10182444_123_155lo.JPG)http://img106.imagevenue.com/loc980/th_33788_10182445_123_980lo.JPG (http://img106.imagevenue.com/img.php?image=33788_10182445_123_980lo.JPG)http://img194.imagevenue.com/loc175/th_33789_10182448_123_175lo.JPG (http://img194.imagevenue.com/img.php?image=33789_10182448_123_175lo.JPG)
http://img194.imagevenue.com/loc30/th_33795_10182451_123_30lo.JPG (http://img194.imagevenue.com/img.php?image=33795_10182451_123_30lo.JPG)

Nuray55
27-01-08, 12:36
Resimlerin hepsi cooook güzell olmus ellerinize saglik cooookkk tesekkürler
coooook saolun !!!:good::img-wink::happy0064:happy0064

NiliWerda
27-01-08, 14:46
http://img181.imagevenue.com/loc193/th_42008_31220823_123_193lo.JPG (http://img181.imagevenue.com/img.php?image=42008_31220823_123_193lo.JPG)http://img150.imagevenue.com/loc1121/th_42009_31220827_123_1121lo.JPG (http://img150.imagevenue.com/img.php?image=42009_31220827_123_1121lo.JPG)http://img18.imagevenue.com/loc659/th_42014_31220856_123_659lo.JPG (http://img18.imagevenue.com/img.php?image=42014_31220856_123_659lo.JPG)http://img226.imagevenue.com/loc521/th_42045_31220906_123_521lo.JPG (http://img226.imagevenue.com/img.php?image=42045_31220906_123_521lo.JPG)
http://img231.imagevenue.com/loc546/th_42047_31220908_123_546lo.JPG (http://img231.imagevenue.com/img.php?image=42047_31220908_123_546lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 14:57
http://img211.imagevenue.com/loc553/th_42762_31220908_1_123_553lo.JPG (http://img211.imagevenue.com/img.php?image=42762_31220908_1_123_553lo.JPG)http://img215.imagevenue.com/loc523/th_42763_31220916_123_523lo.JPG (http://img215.imagevenue.com/img.php?image=42763_31220916_123_523lo.JPG)http://img190.imagevenue.com/loc156/th_42764_31220925_123_156lo.JPG (http://img190.imagevenue.com/img.php?image=42764_31220925_123_156lo.JPG)http://img214.imagevenue.com/loc597/th_42770_31220927_123_597lo.JPG (http://img214.imagevenue.com/img.php?image=42770_31220927_123_597lo.JPG)
http://img213.imagevenue.com/loc231/th_42771_31220949_123_231lo.JPG (http://img213.imagevenue.com/img.php?image=42771_31220949_123_231lo.JPG)

TaintedWhitexx
27-01-08, 15:13
http://i115.photobucket.com/albums/n305/oxo_Ceren_xox/Hatirla%20Sevgili%202/AY-HS-avi1.png http://i115.photobucket.com/albums/n305/oxo_Ceren_xox/Hatirla%20Sevgili%202/AY-HS-avi2.png

http://i115.photobucket.com/albums/n305/oxo_Ceren_xox/Hatirla%20Sevgili%202/AY-HS-1.png

http://i115.photobucket.com/albums/n305/oxo_Ceren_xox/Hatirla%20Sevgili%202/AY-HS-2.png

NiliWerda
27-01-08, 15:16
http://img199.imagevenue.com/loc2/th_43644_31221001_123_2lo.JPG (http://img199.imagevenue.com/img.php?image=43644_31221001_123_2lo.JPG)http://img227.imagevenue.com/loc44/th_43650_31221003_123_44lo.JPG (http://img227.imagevenue.com/img.php?image=43650_31221003_123_44lo.JPG)http://img149.imagevenue.com/loc929/th_43651_31221004_123_929lo.JPG (http://img149.imagevenue.com/img.php?image=43651_31221004_123_929lo.JPG)http://img217.imagevenue.com/loc489/th_43656_31221018_123_489lo.JPG (http://img217.imagevenue.com/img.php?image=43656_31221018_123_489lo.JPG)
http://img194.imagevenue.com/loc398/th_43658_31221033_123_398lo.JPG (http://img194.imagevenue.com/img.php?image=43658_31221033_123_398lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 15:53
http://img200.imagevenue.com/loc116/th_45622_31221521_123_116lo.JPG (http://img200.imagevenue.com/img.php?image=45622_31221521_123_116lo.JPG)http://img150.imagevenue.com/loc699/th_45634_31221522_1_123_699lo.JPG (http://img150.imagevenue.com/img.php?image=45634_31221522_1_123_699lo.JPG)http://img46.imagevenue.com/loc759/th_45639_31221532_123_759lo.JPG (http://img46.imagevenue.com/img.php?image=45639_31221532_123_759lo.JPG)http://img216.imagevenue.com/loc133/th_45649_31221533_123_133lo.JPG (http://img216.imagevenue.com/img.php?image=45649_31221533_123_133lo.JPG)
http://img166.imagevenue.com/loc878/th_45650_31221534_123_878lo.JPG (http://img166.imagevenue.com/img.php?image=45650_31221534_123_878lo.JPG)

NeHiR_92
27-01-08, 17:38
nil resimler için saol cnm..hepsi harika...
TaintedWhitexx çalışmalar süper...
bugün gazeteye baktım yazısı yoktu..görememiş olamam heralde:(yok yani bu hafta:(

NiliWerda
27-01-08, 17:45
http://img15.imagevenue.com/loc630/th_52573_16215930_123_630lo.JPG (http://img15.imagevenue.com/img.php?image=52573_16215930_123_630lo.JPG)http://img225.imagevenue.com/loc384/th_52585_16215932_123_384lo.JPG (http://img225.imagevenue.com/img.php?image=52585_16215932_123_384lo.JPG)http://img42.imagevenue.com/loc1078/th_52593_16215934_123_1078lo.JPG (http://img42.imagevenue.com/img.php?image=52593_16215934_123_1078lo.JPG)http://img242.imagevenue.com/loc393/th_52601_16215940_123_393lo.JPG (http://img242.imagevenue.com/img.php?image=52601_16215940_123_393lo.JPG)
http://img140.imagevenue.com/loc1168/th_52603_16215941_123_1168lo.JPG (http://img140.imagevenue.com/img.php?image=52603_16215941_123_1168lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 17:48
http://img108.imagevenue.com/loc822/th_52927_16215943_123_822lo.JPG (http://img108.imagevenue.com/img.php?image=52927_16215943_123_822lo.JPG)http://img182.imagevenue.com/loc600/th_52930_16215943_1_123_600lo.JPG (http://img182.imagevenue.com/img.php?image=52930_16215943_1_123_600lo.JPG)http://img227.imagevenue.com/loc445/th_52933_16215945_123_445lo.JPG (http://img227.imagevenue.com/img.php?image=52933_16215945_123_445lo.JPG)http://img226.imagevenue.com/loc507/th_52934_16215951_123_507lo.JPG (http://img226.imagevenue.com/img.php?image=52934_16215951_123_507lo.JPG)
http://img245.imagevenue.com/loc506/th_52936_16220000_123_506lo.JPG (http://img245.imagevenue.com/img.php?image=52936_16220000_123_506lo.JPG)

NiliWerda
27-01-08, 17:54
http://img171.imagevenue.com/loc971/th_53076_16220001_123_971lo.JPG (http://img171.imagevenue.com/img.php?image=53076_16220001_123_971lo.JPG)http://img108.imagevenue.com/loc771/th_53077_16220013_123_771lo.JPG (http://img108.imagevenue.com/img.php?image=53077_16220013_123_771lo.JPG)

Şu hali çok komiğime gitmişti :img-hyste

DeLiiAsiik
29-01-08, 20:40
http://img162.imageshack.us/img162/931/0000000000150569ec1.th.jpg (http://img162.imageshack.us/my.php?image=0000000000150569ec1.jpg)+http://img162.imageshack.us/img162/20/0000000000176245ua3.th.jpg (http://img162.imageshack.us/my.php?image=0000000000176245ua3.jpg)+http://img172.imageshack.us/img172/918/0000000000115163de4.th.jpg (http://img172.imageshack.us/my.php?image=0000000000115163de4.jpg)

http://img162.imageshack.us/img162/9664/0000000000176247rz9.jpg (http://imageshack.us)

DeLiiAsiik
29-01-08, 20:42
http://img172.imageshack.us/img172/6513/0000000000180644dc8.jpg (http://imageshack.us)

http://img172.imageshack.us/img172/6576/0000000000184024rk1.jpg (http://imageshack.us)

http://img172.imageshack.us/img172/3917/0000000000184247rm2.jpg (http://imageshack.us)

http://img172.imageshack.us/img172/1002/0000000000201793ib2.th.jpg (http://img172.imageshack.us/my.php?image=0000000000201793ib2.jpg)

DeLiiAsiik
29-01-08, 20:43
http://img134.imageshack.us/img134/3222/0000000000231886hu5.jpg (http://imageshack.us)

http://img134.imageshack.us/img134/140/0000000000231893fc7.jpg (http://imageshack.us)

http://img134.imageshack.us/img134/9634/0000000000231900it0.jpg (http://imageshack.us)

http://img134.imageshack.us/img134/589/0000000000231892ku7.th.jpg (http://img134.imageshack.us/my.php?image=0000000000231892ku7.jpg)

sarıseren
06-02-08, 09:30
Gülse'ye övgü dolu sözler

Beyazıt Öztürk ve Binnur Kaya, Avrupa Yakası dizisinin senaristi ve oyuncusu Gülse Birsel'i öve öve bitiremedi. Dizide Şahika'yı canlandıran Binnur Kaya, "Gülse'de insan olarak kusur arıyorum" dedi.



Beyazıt Öztürk, Beyaz Show programına konuk ettiği Avrupa Yakası dizisinin Şahika'sı Binnur Kaya ile birlikte Gülse Birsel'e övgüler yağdırdı.

Beyaz, "Türkiye'deki mizah anlayışını, sit-com anlayışını, dizi anlayışını, kalite anlayışını değiştirdi. Kanallar üstü bir iş yaptığını düşünüyorum, atv'de çok başarılı iş yapıyor. 7'den 70'e hangi siyasi görüş olursa olsun, hangi kültürel düzey olursa olsun herkes o diziyi seyrediyor. Bu acayip büyük bir başarı. Türkiye'deki kadınların da bence en önemli temsilcilerinden olduğuna inanıyorum. Kadınların neler yapabileceğini gösterdiğine inanıyorum" diye konuştu.

İnsanların şimdiye kadar Avrupa Yakası dizisinden sıkılmış olmaları gerektiğini ancak halen ilginin devam ettiğini belirten Binnur Kaya, Gülse Birsel ve ekip arkadaşlarıyla ilgili şunları söyledi: "Gerçekten en başta Gülse'nin çok acayip bir tılsımı var. Ben hala Gülse'ye insan olarak kusur arıyorum. Ama daha bulamadım. Bir de Gazanfer Bey'i, Hümeyra'yı sette görmek, Engin'i, diğer arkadaşlarımı, başka bir durum var. Mutlu bir ekip var, işini severek yapan insanlar var. Her şey karşılıklı. Bir de işimizi yaparken saygılı olduğumuzu düşünüyorum."

kaynak:televizyongazetesi

lady croft
06-02-08, 12:22
Bu resimler de benden gelsin...

http://img81.imageshack.us/img81/3575/26935112ht4.jpg (http://imageshack.us)

barışımmmm
07-02-08, 11:38
herkesin söylediği gibi kadın zeki,espritüel,çekici ve çok hoş,oyunculuğu da var maşşallah hazine :img-yes: bu arada ben daha yeniyim

YaPrAk_92
10-02-08, 20:26
Risimler için tkinks bebişlerim..:img-wink:
Bu arada sitem etmem lazım.Gülse'nin başlığı niye bu kadar geride yaaa.Rahat mısınız siz beee?AaaaAaaAahhhh.Kalitemi bozdurttunuz bana:img-cool2
Neyse şakayla karışık hislerimi dile getirdim:img-hysteAma gerçekten giren yok çohh üzülüyorum bu duruma:icon_sorr:D

mrsbag
11-02-08, 18:44
http://i191.photobucket.com/albums/z96/dreams_yb/mrsbag/Kopyas-brhnhtrlsvglde.gif

http://i191.photobucket.com/albums/z96/dreams_yb/mrsbag/brhnhtrlsvglde.gif

caneej
17-02-08, 12:33
Gülse Birsel harika!!
Oyunculugu çok iyi!

Gülse Birsel çok güzel, manken olabilirdi ama o senaryo yaziyor, ve bu harika birsey..
Çok akilli biri, ve ben çok basarili buluyorum:D

verycool91
25-02-08, 15:34
3 resim ile sayfamızı biraz hareketlendirelim..:img-yes:

http://img149.imageshack.us/img149/1609/gl1ik3.jpg

http://img80.imageshack.us/img80/4645/gl2bi3.jpg

http://img259.imageshack.us/img259/7254/cd23b341c72a1a429f25a9abj1.jpg

NeHiR_92
27-02-08, 15:29
paylaşımlar için teşekkürler...
http://img135.imageshack.us/img135/9402/ukuturkoglseuv2.png (http://imageshack.us)

buket16
27-02-08, 15:44
Yıllar sonra el işi dersleri!
Bir koşuşturmadır gidiyor. Avrupa Yakası'nın 150. bölümünü hazırlıyoruz, siz bu hafta seyredeceksiniz. Şarkılar söyledik, danslar ettik, en çok kendimiz eğlendik. Bu telaşenin ortasında bir ara kostüm sorumlumuz Kerem'in bana şöyle bir şey söylediğini duyar gibi oldum: "Gülse Hanım, sizden bir çanta tasarlamanızı istiyorlar. Bu çantalar sonra satılıp Lösemili Çocuklar Vakfı'na katkı olacak, yapar mısınız?" "Ha, olur," gibi bir şey dediğimi hayal meyal hatırlıyorum. Sanıyorum ki bir tasarımcı bana telefon açacak, ben de diyeceğim ki, "Merhaba efendim, şöyle beyaz olsun, sapları gümüş olsun, büyükçe bir şey olsun, omuza rahat asılsın..." Ondan sonra görevim bitecek. Durumun vehametini, birkaç gün sonra Kerem'in getirdiği kocaman paketle kavradım. Paketin muhteviyatı: Kanvas bir çanta, rengârenk kumaş boyaları, palet ve fırçalar... Amanın! El işi mi yapacağız? Ama ben son elişi dersini yaklaşık 18 yıl önce lisede görmüştüm.

ESERLERİM MİZAH KONUSU
Aldı mı beni bir düşünce... "Otur, iki günde uzun metraj film yaz," deseler, canım yanmayacak! "Çık Shakespeare oyna," deseler, her şeyi göze alıp deneyeceğim. Ama bu, tamamen alanım dışı... Kerem'i yakalasam çok ağır konuşacağım ama sette göz göze bile gelmiyor. Boyalar bana bakıyor, ben boyalara... Şimdi gördün mü lisede Dilek Hanım'ın derslerinde çan çan etmeyi... Özellikle lisenin son yılında, üniversite sınavının yaklaşması sebebiyle daha ziyade Türkçe, matematik, fizik, kimya konularına yoğunlaştığımızdan, resim ve el işi derslerini bir nevi 'ders arası kafa boşaltma saati' gibi algılıyorduk. Üstelik hatırladığım kadarıyla, son yılların popüler 'el işi' alanı takı tasarımı dışında, aşağı yukarı her şeyi yapmıştık o derslerde. Müfredat yoğundu: Cam boyası, batik, kumaş boyası, mozaik, ahşap boyama, maket, makrame... Ne yazık ki, benim eserlerim evde bir mizah konusu olurken, sonradan grafiker olan bir sınıf arkadaşımın yaptıkları, sözgelimi kumaş boyama tişörtler, yastıklar, kendisi veya bizler tarafından zevkle kullanılırdı. Yıllardır görüşmediğimiz halde onu aramayı bile düşündüm yemin ederim.

SORUMLULUK BÜYÜK
Al işte, elementlerin atom numaraları bilmem şu yıllarda hiçbir işine yaramıyor ama o el işi derslerini dedikoduyla geçirdiğin için, bu şanlı şöhretli halinle, fırçalar sana bakıyor, sen fırçalara... Nasıldı bu kumaş boyası Allahım? Etrafına kontür çekip içini mi dolduruyorduk? Yoksa o cam boyası mıydı? Çiçek çizsem çok mu banal olur? İnsan figürü çizsem, iddialı manzaralar yapsam, berbat bir şey çıkar da satılmazsa, bırak rezil olmayı, LÖSEV'e beş kuruş kalmaz. Sorumluluk büyük.Bir ara telefonu açıp, "Sayın Coach yetkilileri, ben onun yerine sizden 10 tane çanta alsam, parasını LÖSEV'e bağışlasanız," filan demeyi bile düşündüm. Ne var ki, paketin içinden bu kampanyanın yurtdışı örneklerinin fotoğrafları çıkınca, bunu bir meydan okuma gibi algıladığımı itiraf edeyim. Mesela Leonardo Di Caprio, bir de erkek haliyle, şahane palmiyeler çizmiş çantanın üstüne, al yazın plajda kullan. Orlando Bloom parlak bir fikirle elini tamamen boyayıp çantanın üzerine basmış. Teri Hatcher, yamuk bir kırmızı kalp boyayarak, bu çok 'orijinal' fikirle kariyerini bitirmiş bana göre... Jennifer Aniston'ı ise komedi oyuncusu olarak çok beğenmeme rağmen, çantanın üzerine sadece "Sevgilerle Jennifer Aniston!" yazdığı için gözümden düştü. Aldı mı beni bir hırs...

ARAMAYIN, ATÖLYEDEYİM
Sezonun en popüler çantasını yapmak için kolları sıvamış durumdayım. İşi gücü bıraktım. Gündemimde bu var. Çok orijinal bir fikirle, hem albenili, hem gösterişli, aynı zamanda kullanışlı, satış rekorları kıracak, seri üretime geçilecek bir model bulmalıyım! Lütfen acil durumlar dışında aramayın, atölyemdeyim. Bittim ben!






ben bu kadını seviyorum ya:img-blush

htrla sevgili
01-03-08, 14:53
http://img217.imageshack.us/img217/8823/normalayakasi1466se1.jpg (http://imageshack.us)
http://img217.imageshack.us/img217/8823/normalayakasi1466se1.jpg (http://imageshack.us)
http://img217.imageshack.us/img217/215/normalayakasi1494ko4.jpg (http://imageshack.us)

htrla sevgili
01-03-08, 21:28
http://img507.imageshack.us/img507/1535/untirledza6.jpg (http://imageshack.us)
http://img507.imageshack.us/img507/1535/untirledza6.97c95cf106.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=507&i=untirledza6.jpg)
http://img210.imageshack.us/img210/9139/ay1212xj5.jpg (http://imageshack.us)

htrla sevgili
01-03-08, 21:46
http://img210.imageshack.us/img210/4735/normalayakasi1506li0.jpg (http://imageshack.us)

htrla sevgili
02-03-08, 10:43
http://img529.imageshack.us/img529/2327/meleklerdl4.jpg (http://imageshack.us)
http://img529.imageshack.us/img529/2327/meleklerdl4.9834544949.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=529&i=meleklerdl4.jpg)
kimse uğramıo mu bu başlığa?:img-blush

buket16
02-03-08, 11:17
Mutluluk bir niyetti!
Her şey büyük bir yalanmış meğer! Özellikle 90'lardan itibaren C vitamini sıklığında alınmaya başlayan depresyon hapları, son araştırmalara göre, plasebo, yani yalancı ilaçlar kadar etkiliymiş ancak. Elbette bu araştırmanın bilimselliğini sorgulayanlar da var. "Şimdi hastalarımızı bir de ilaçların etkili olacağı konusunda ikna etmek zorunda kalacağız," diyorlar. Ki depresyondaki birini, yaşamın güzelliğine, insanların iyiliğine, kendisinin değerli biri olduğuna inandırmanın yanında bir de ilaçların palavra olmadığına, düzeleceğine ikna etmek bizatihi doktoru depresyona sokabilir zamanla... 90'lardan önce depresyon hapları, karaciğer, ne bileyim damar ilaçları kadar yaygın ve bilinirdi ancak. 90'lardaki Prozac patlamasından sonra o günlere kadar sadece 'huysuz' veya 'morali bozuk' olarak tanımlayabileceğim bir sürü arkadaşım 'depresyona' girdi. Zira ilacı vardı ve depresyon, büyük kentli, kültürlü bireyin yeni hastalığıydı ve Prozac almayan, yeterince şehirli sayılmıyordu neredeyse... O yıllara kadar "Tadım yok,", "Keyfim kaçık,", "Hep uyuyasım var,", "Birini boğazlasam çok rahat edeceğim," şeklinde ifade ettiğimiz iç sıkıntısının artık havalı bir ismi vardı: Depresyon! Şahsen "Bunalıma girdim," diyen karnı tok, sırtı pek tüm arkadaşlarıma hem 90'lardan önce hem de sonra gayet alaturka ve eski moda tedavi önerilerim olmuştur: "Yemek ye geçer,", "Yat uyu bir şeyin kalmaz,", "İş bulup çalışsan düzelirsin,", "Bir dayak yesen toparlanırsın," gibi... Oysa özellikle 90'ların depresyon hapı patlamasından tee bugüne geldiğimizde, artık herkes birbirine muhtelif depresyon ilaçları tavsiye ediyor! "O bana iyi geldi, bu halamın kızını şıp diye mutlu etmiş, ötekisi teyzemgilleri ailecek canlandırıp göbek attırmış," gibisinden. Geçen gün, kendi isteğiyle boşanmakta olan bir arkadaşım antidepresana başladığını söyledi. Keyfi kaçık filan değilmiş, hatta özgürlüğünün tadını çıkarıyormuş, işleri aniden düzelmiş, kız arkadaş bulmuş, evini taşımış, şu anda yeni sevgilisiyle eşya bakıyorlarmış. Ama herkes "Ne olur ne olmaz, sen bir antidepresan al da," dediği için başlamış ilaç kullanmaya! "Önlem olarak," dedi. Bir nevi grip aşısı yani... İlla depresyona gireceğiz ya... Sebepli keyifsizlik, dert ve üzüntülerle, depresyonu öyle bir karıştırdık ki, restorandaki yemeği beğenmeyen, trafikte tamponu çizilen, tırnağı kırılan antidepresana saldırıyor. Bendenizi sorarsanız, henüz depresyona girmişliğim yok. Genel anlamda insanı gıcık edecek kadar serotonin fazlası olan biriyim. Bir iki kere özenip deneyeyim dedim, "Moralim bozuk, keyfim yok, hayat sevincim gitti," filan dedikten 15 dakika sonra kendimden sıkılıp muhabbete başladım. Bana sorarsanız, vücudun enzim ve hormon eksiklikleriyle yarattığı kimyasal bozukluklar, ve doğuştan yatkınlık hariç, rahatı yerinde bir insan için, mutluluk bir niyettir. Çok istiyorsan olursun. Başka türlü savaşın ortasında, yarı aç yarı tok yaşayan, ama bir yandan şükredip gülümseyen insanları, öte tarafta kendini öldürmek isteyen güzel, mutlu, başarılı, karnı tok sırtı pek Hollywood yıldızlarını nasıl açıklayacağız? Aslında bu, eğer araştırma doğruysa, depresyon ilaçlarının plasebo'dan farkının olmamasını da açıklayan bir teori. Kendinden sıkıldıysan, artık bedbinlikten kurtulmaya karar verip, doktora gidip, hap yutmaya başladıysan, o hap meyve jölesi de olsa mutlu olma niyetindesin demektir. Yani işin yarısını halletmişsin zaten. Depresyon sabır istiyor kanımca... Hiçbir şeyle ilgilenmeyeceksin, kendini bırakacaksın, az konuşacaksın, işe gitmeden, sosyalleşmeden, çene çalmadan, gülmeden, ağır olup oturacaksın. Bir yandan acaip kıskanmıyor değilim. When Harry Met Sally filminde dendiği gibi: "Depresyonun en iyi tarafı bol bol dinlenme imkanı vermesidir"! Bizim gibilereyse ağız tadıyla bir depresyona girmek bile haram. Koş Allah koş.

cnm_denizugur
02-03-08, 15:08
bu çalışma da benden
http://img184.imageshack.us/img184/1159/glsepe9.gif (http://imageshack.us)

cnm_denizugur
02-03-08, 15:13
bi tane daha
http://img257.imageshack.us/img257/897/rehd0.gif (http://imageshack.us)

!! Elyf !!
08-03-08, 01:16
Gülse çarşafa dolanmadı

Avrupa Yakası'nın 150. özel bölümünü gecikmeyle de olsa izledim. Ve tek kelime ile bayıldım! Daha önce yazmıştım. Tolga Çevik, "forvette" oynarsa çok gol atar diye... Geçen hafta kadın kılığında enfes bir performans gösterdi. Ama beni asıl keyiflendiren, Gülse Birsel'in müthiş "vücut çalımı" oldu. Osman Bey, kapıda bekleyen mafya üyelerine görünmemek için kara çarşaf giymek zorunda kaldı. Ben tam, "Yahu Nişantaşı'nın göbeğindeki evde kara çarşaf ne arar?" diye kaleme sarılmaya hazırlanırken, Aslı'dan oyun içinde Şahika'ya açıklama geldi: "Benim eski sözlüm bizim eve gizlice girmek için çarşafçı kadın kılığına bürünmüştü ya, o günlerden kalma bu çarşaf. Şimdi anlatmak uzun hikaye... Hangi sezonda olduğunu bile unuttum..." İşte bir taşla iki kuş vurmak diye buna derim. Hem, izleyenin kafasındaki soru işaretini gidereceksin, hem de kendi dizini "kibarca" onurlandıracaksın. Bu zeka pırıltısı da sadece Gülse Birsel'in parlak gri hücrelerinin ürünü olabilirdi zaten...


Kaynak : Sabah Gazetesi - Yüksel Aytuğ

YaPrAk_92
08-03-08, 09:51
Vallahi tam söylemiş Yüksel Aytuğ.Çok doğru bu zeka sadece onda var:)

.theron.
08-03-08, 13:55
yüksel altug cok güsel sölemis o bölümde cok komik ve eglenceliydi :)) ben gülseyi beyaz show da görmeyi cok istiorum yaaa ins bi gün görürüz :icon_whis

cnm_denizugur
08-03-08, 14:03
Gülse çarşafa dolanmadı

Avrupa Yakası'nın 150. özel bölümünü gecikmeyle de olsa izledim. Ve tek kelime ile bayıldım! Daha önce yazmıştım. Tolga Çevik, "forvette" oynarsa çok gol atar diye... Geçen hafta kadın kılığında enfes bir performans gösterdi. Ama beni asıl keyiflendiren, Gülse Birsel'in müthiş "vücut çalımı" oldu. Osman Bey, kapıda bekleyen mafya üyelerine görünmemek için kara çarşaf giymek zorunda kaldı. Ben tam, "Yahu Nişantaşı'nın göbeğindeki evde kara çarşaf ne arar?" diye kaleme sarılmaya hazırlanırken, Aslı'dan oyun içinde Şahika'ya açıklama geldi: "Benim eski sözlüm bizim eve gizlice girmek için çarşafçı kadın kılığına bürünmüştü ya, o günlerden kalma bu çarşaf. Şimdi anlatmak uzun hikaye... Hangi sezonda olduğunu bile unuttum..." İşte bir taşla iki kuş vurmak diye buna derim. Hem, izleyenin kafasındaki soru işaretini gidereceksin, hem de kendi dizini "kibarca" onurlandıracaksın. Bu zeka pırıltısı da sadece Gülse Birsel'in parlak gri hücrelerinin ürünü olabilirdi zaten...


Kaynak : Sabah Gazetesi - Yüksel Aytuğ


valla yüksel aytuğ'a katılıyorum .theron. 'da dediği gibi onu beyza showda görmeyi bende çok istiyorum

htrla sevgili
08-03-08, 17:02
yok artık...
beyaz show onu kaldırabilir mi bilmiorm...
2 kamedyen yan yana gelince!!!! amaaan!dikkat edin televizyonlarınıza çökmesin!!!

buket16
09-03-08, 02:38
Çıplak uzaylılar ve Şebnem Ferah posteri
Bu hafta sette neşemizi bulmamıza sebep olan palavra haberi okumuşsunuzdur: "Avrupa Yakası'nda, Tanrıverdi'nin arkasında asılı olan Şebnem Ferah posterinin dekolte bölümü kâğıtlarla kapatılarak sansürlendi!" Haberi kafadan uyduran üstün zekâlı cingöz, ya hiç Avrupa Yakası'nı seyretmiyor ya da "Karşı grubun dizisine şöyle veya böyle zarar verirsem aferin alırım," gibi bir yanılgı içinde... "Tanrıverdi'nin çay ocağını biraz renklendirelim, dekor biraz daha gerçekçi, yaşayan bir biçim alsın, mesela yaptığı besteleri asalım, eline gitar verelim arada tıngırdatsın," şeklindeki konuşmalarımız sonrasında sanat grubu, duvara notalar asmış. Yoksa Şebnem Ferah'ın o posterdeki kıyafeti bize göre dekolte bile sayılmaz. Avrupa Yakası karakterlerinin giyimi, yıllardır bazı kesimlerin küfür mail'leri yağdıracağı biçimdedir. Bunu bir övgü veya eleştiri olarak söylemiyorum. Öyledir, çünkü hikâye Nişantaşı'nda yaşayan, moda dergisinde çalışan kadınların arasında geçmektedir. Dolayısıyla modern ve şık, zaman zaman iddialı kıyafetler söz konusudur. Dizi Fatih'te geçseydi, farklı kostümlerimiz olurdu. Fatoş karakteri seksidir, cilvelidir, dekolte giyer, Makbule öyle değildir, dolayısıyle 'kostümlerinde' dekolte ve mini kullanmayız. Beni üç aşağı beş yukarı tanıyanlar, bu tip herhangi bir sansür veya baskı söz konusu olduğunda nasıl ve ne büyüklükte bir tepki vereceğimi gayet iyi bilirler. Aynı tepkiyi "Şu karakteri daha açık saçık giydir de erkek izleyici çoğalsın," diyene de gösteririm. Hikâyede, karakterde, konuda ne lazımsa o yapılır, daha azı, daha fazlası değil. Bu köşeyi bu salak haberle harcayacağımı düşünmeyin. Konu, son zamanlarda tek derdimizin kıyafetler olması... Bir iki ay önce Mars'ta çekilmiş 'uzaylı' görüntüleri ortaya çıktı.

ÇIPLAK MARSLI
Muhtemelen gezegendeki kaya oluşumlarından biriydi. Benim dikkatimi çeken, bizdeki haberlerin çoğunda, görüntünün "Çıplak Marslı!" şeklinde yer almasıydı. Sanki görüntülerin göz yanılması olup olmaması, değilse ilk kez bir uzaylının fotoğrafıyla karşılaşmamızdan daha önemli olan, Marslı'nın 'çıplak' olmasıymış gibi... Marslı, bir takım elbise, lateks tulum, çizgili pijama giyiyor gibi gözükseydi, eminim daha uzun konuşacaktık onun hakkında... Artık kafalarımızın nasıl çalıştığına bir örnek! Türbanlı, çarşaflı, başörtülü, geleneksel örtülü, çene altından bağlayan, çene yanından bağlayan, siyasi simge olarak takan, üşüdüğü için takan, koca baskısından takan, takmayan, takana takan, takmayana gıcık kapan, blucin giyen, dekolte giyen, başını kapatmayan "Ama yani dekolteye de karşı olan,", "Dizide mini giydiren,", "Dizideki dekolte posteri galiba sansürleyen," gruplarız artık. Herkes birbirine kıl. Her gün bir devlet büyüğünün kadın giysileri konusunda 'veciz' bir sözü yayımlanıyor! Başbakan "Biz sizin gazete eklerindeki çıplak kadın fotoğraflarınıza bir şey diyor muyuz?" şeklinde cümleler kullandı kısa süre önce... Ve zannederim 'çıplak' sıfatıyla tanımladığı fotoğraflar, dekolte giyimli veya bikinili kadın fotoğrafları... Çünkü hepimiz gayet iyi biliyoruz ki, bu eklerde çıplak fotoğraf yayımlanmaz. Eeee? "Bir şey dememesi," alkışlanacak bir durum mudur? Başbakanın gösterdiği bir müsamaha mıdır? Nedir yani? Başbakanı dekolte fotoğraflar kişisel olarak rahatsız edebilir, bu fotoğrafları, böyle giyinenleri için için ahlaksız bile bulabilir ama bu konuda Türkiye Cumhuriyeti kanunları dışında ağzını bile açamaz. Devlet ve devlet adına çalışanlar, vatandaşları türbanlı, bikinili, minili, başörtülü, dekolteli, ahlaklı, günâhkar, inançlı diye ayıramaz. Vergisini verenvermeyen, suç işlemiş-işlememiş diye ayırabilir ancak. Bir eylem kanuniyse kanuni, değilse değildir. Gerisi devleti ilgilendirmemelidir. Biz buna laiklik diyoruz, hukuk devleti diyoruz. Bikini giymek suç mudur? Değildir. Bikinili fotoğraf yayımlamanın cezası var mıdır? Yoktur. Eğer laik bir Cumhuriyetin başbakanıysanız, türban takanla bikini giyen arasında tercih yapamaz, herhangi bir tarafı kayıramazsınız. Herkese aynı derecede saygı ve nezaketle yaklaşmak zorundasınızdır. Özellikle de bu memlekette bikiniyle denize giren milyonlarca kadın varken... Ve onlar çıplak Marslılar değil, bu ülkenin vatandaşlarıyken...
Birkaç gün önce, bu sefer Cüneyd Zapsu konuya 'değindi': "Türbanlı bir kadına 'Türbanını çıkar,' demekle sokaktaki kadına 'Donunu çıkar,' demek aynıdır." Böyle 'zarif bir teşbih' karşısında söyleyecek kelime bulamıyorum. Şöyle yapalım mı? Bir süre modacılar dışında kimse, ama kimse giysi ve aksesuarlardan bahsetmesin. Zira Türkiye'nin büyük çoğunluğuna mensup, 'Sünni Müslüman bir Türk' olan ben bile tedirgin olmaya başladım. Kendini daha farklı tanımlayanların durumunu düşünemiyorum!

!! Elyf !!
09-03-08, 04:46
Acikcasi Gulse'yi Beyaz Show'da gormek cok guzel olurdu..
Cogunuzun bildigi gibi PiknikTube'de "Beyaz Show'a Kim Gelsin?" die bi oylama yapiliyor..
Belki Gulse'yide şıklarda bir gun goruruz..
Hatta el ele verirsek basarabiliriz bile.. :img-yes:

verycool91
09-03-08, 12:43
cnm_denizuğur gif için çok saol..tek kelime ile harika...:img-wink:

ben de gülse birsel in beyaz show a çıkmasını çok çok istiyorum..hatta böyle bir sosyal grup açtım..benim gibi gülse birsel i beyaz show da görmeyi dileyenleri bekliyorm..:img-yes:

http://www.dizifilm.com/forum/group.php?groupid=1838

sansür olayı ile ilgili gerekli açıklamayı gülse birsel bugün yapmış..zaten böyle bir olaya avrupa yakası severler olarak hiçbirimiz ihtimal vermiyorduk!!

verycool91
09-03-08, 13:42
gülse birsel in 2 harika fotosu..daha önce eklendiyse affola..:img-wink:


http://img503.imageshack.us/img503/5053/n5473370701724994545lz6.jpg

http://img503.imageshack.us/img503/4207/43610913mv6.png

.theron.
10-03-08, 17:29
cnm_denizuğur gif için çok saol..tek kelime ile harika...:img-wink:

ben de gülse birsel in beyaz show a çıkmasını çok çok istiyorum..hatta böyle bir sosyal grup açtım..benim gibi gülse birsel i beyaz show da görmeyi dileyenleri bekliyorm..:img-yes:

http://www.dizifilm.com/forum/group.php?groupid=1838

sansür olayı ile ilgili gerekli açıklamayı gülse birsel bugün yapmış..zaten böyle bir olaya avrupa yakası severler olarak hiçbirimiz ihtimal vermiyorduk!!

heh süpper iste hemn geldiim :) insallah gelicek bi gün cok istiorum yaa süper olar :D

hayat89
12-03-08, 17:52
http://img378.imageshack.us/img378/5018/faacba9079f64de3a3185b9qe4.jpg

!! Elyf !!
16-03-08, 00:48
22 bin kişiden 2'si Mehmet'le Gülse
3 NİSAN'DA...
Çin'in başkenti Pekin'de yapılacak 2008 Yaz Olimpiyatları'nın meşalesi 3 Nisan'da İstanbul'da olacak! Dünyada 22 bin kişinin taşıyacağı meşale, Türkiye'de Fatih Terim, Cüneyt Arkın, Gülse Birsel, Arzu Kaprol ve Mehmet Günsür'e emanet!

Kaynak : Sabah Gazetesi


Bu cok guzel bi haber..
Bu nedenle belki Beyaz Gulse'yi cagirir.. :D

buket16
16-03-08, 01:30
Tavana bakma tatili
Yatağa yattım tavana bakıyorum... Spot ışıklar, bir iki boya çatlağı, yedi yaş ruh haliyle bir gün üşenmeyip yapıştırdığım gece parlayan fosforlu yıldız çıkartmaları... Tavana bakmak harika! Aylardır tatil yapmayan bendeniz, ATV'den gelen, "26 Mart Çarşamba maçımız var, Avrupa Yakası bir hafta ara verebilir," haberiyle coşkulu bir sevinç ve mutluluk gözyaşlarına boğuldu. Senaryo yedekledin, ertelediğin işlerini bitirdin, toplantılarını yaptın, saçını kestirdin, ilgilsizlikten küsen arkadaşlarının gönüllerini aldın, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öptün derken, bir hafta tatilin beş günü gidecek. Geriye kalacak 48 saat. Koskoca 48 saat. Ve o 48 saatte, önce ne yapmak istiyorum biliyor musunuz? Şu anda yaptığımı: Bir süre tavana bakmak! Herkesin tatil anlayışı farklı tabii. Dergicilik yaparken arkadaşlarımla sıcak yerlere gidip, gündüz güneşin altında yatarak, gece dans ederek şahane tatiller geçirirdim. Bu tatillerde video kamerayla düzmece skeçler, filmler çekerdik kendi kendimize. Plajda romantik ağır çekim koşuşlar, su balesi şampiyonalarından canlı yayınlar, 80'li yılların Türk filmleri taklitleri... Pek eğlenirdik. Şu anda bir tatilde en son görmek istediğim şey kamera! Yazı çizi işiyle uğraşmayan, farklı sektörlerde çalışan arkadaşlarım, yaz tatillerinde, ellerinde kalem defter, günlük tutup, hikâye denemeleri yapıyorlar.

İŞİ UNUTMAK LAZIM
Bense özellikle tatile girdiğim ilk hafta, elime kalem alıp alışveriş listesi bile yapmak istemiyorum. Galiba 'tatil', insanın çalışırken yapmadığı her şeyi yapıp, çalışma hayatıyla ilgili her şeyi unutması demek, bir tanımıyla... Beyni karıştırmak... Bazı alanlarını dinlendirip, aylak alanları harekete geçirmek... 90'lı yılların başında 'aktif tatil' diye bir kavram ortaya çıktı. Özellikle yönetici konumunda çalışanlar için, rafting, dağ tırmanışı, doğa yürüyüşü, kamp yapma, ateş yakma, çadır kurma vesaire gibi aktivitelerden oluşan iki haftalık programlardı bunlar. Vücudu yorucu, ama hayatı masa başında geçen beyaz yakalıların adrenalin salgılaması ve kendini harika hissetmesi için ideal bir formüldü. Çünkü söz konusu beyaz yakalıların yaptığı işin tam zıttıydı bu iki hafta. Onlar için çılgın zamanlar söz konusuydu bu tatillerde. Nasuh Mahruki'nin ise tatil (ya da 'işe ara verme' diyelim) anlayışının rafting veya dağa tırmanma olduğunu hiç sanmıyorum. Hiçbir bayii toplantısında bulundunuz mu? Bir tatil köyü veya sahil otelinde böyle bir toplantıya rastgeldiyseniz, bütün yıl ticaretle uğraşan 'bayilerin', aniden oryantal, şarkıcı, piyanist-şantör veya stand-up'çıya dönüştüklerine, gecelerini diskoda olağandışı figürler yaparak, kafada rakı bardağıyla gerdan kırarak geçirdiklerini, hatta bu geceleri havuza atlayarak noktaladıklarını görmüşsünüzdür. Genellikle de çok memnun ayrılırlar. Çünkü kendi hayatları ve günlük iş rutinlerine göre bambaşka günler geçirmiş, 'çılgınlık' yapmışlardır.

DOĞAYA KAÇIŞ
Gösteri sanatlarıyla uğraşanlar içinse tatil, heyecandan uzaklaşıp, kafa dinlemektir çoğu zaman. Sessiz bir ortam, doğa, mümkünse tenha bir otel... Her akşam sahneye çıkıp dans eden, şarkı söyleyen, rol yapıp alkış alan, mesleği bu olan biri için ne büyük çılgınlık... Demek ki doktorsanız tatillerde kimsenin size "Şuramda bir kızarıklık var, ne olabilir?" diye sormasına izin vermeyecek, muhasebeciyseniz restoranda hesabı başkasına kontrol ettirecek, aşçıysanız domates bile kesmeyecek, terziyseniz kendi söküğünüzü dikmeyeceksiniz. Felsefe bu olmalı. Ben ne yapacağım, onu hiç bilmiyorum. Kendimi spora vermekle ilgili projelerim var. 48 saat içinde ne kadarını gerçekleştirebilirim emin değilim gerçi. Dergi bakmaya bayılırdım, dergici oldum, film ve sitcom seyretmeye doyamazdım, oturup yazdım, çıkayım bir şey anlatayım seyretsinler, onun bunun taklidini yapayım herkes gülsün diye fırsat kollardım, oyunculuk yapmaya başladım. Yani yıllarca eğlence olarak yaptığım şeyleri meslek haline getirip, bir yandan sonsuz mutluluğu garantilemiş bulunuyorum, öte yandan da tatil anlayışımı baştan yaratmak zorunda olduğumu hissediyorum. Binnur Kaya'nın doğum günümde hediye ettiği şan dersleri iyi bir fikir olabilir. Şan hocasını hayatının sonuna kadar müziksiz tatiller geçirme arzusuna mahkûm ederim muhtemelen, ama o benim sorunum değil. İlk fırsatta gidip 'şakımayı' düşünüyorum. Bambaşka bir alan, farklı bir duygu, bir 'çılgınlık' olacak. Ancak o kadar yorgunum ki... Şimdilik bir süre tavana bakmak istiyorum.

!! Elyf !!
18-03-08, 05:20
Gülse Birsel ne yer ne içer?

Tolga Çevik ve Salih Kalyon'un 'Komedi Dükkanı' yapmaktan vazgeçip 'Polemik Dükkanı' yapmaya karar vermesi ile aklıma geldi. Son beş yıldır 'Avrupa Yakası'nı yazan, başrollerin birinde oynayan, olaylı Ata Demirer-Peker Açıkalın ayrılıkları sonrası gemisini yüzdürmeyi başarmış, tıkır tıkır işini yapmaya devam eden Gülse Birsel ne yer ne içer bilmiyoruz. Gece hayatına pek takılmaz, paparazzi ile işi olmaz, yaptığı iş ile asla hava atmaz. Sadece işinin en iyisi olmasına adamıştır kendini. Üstelik Gülse asosyal da değildir. Dizi öncesi hayatını bilirim, Beyoğlu onun mekanıydı. Aynı örnek Binnur Kaya için de verilebilir. O da çok komiktir, başarılıdır ama hayatını kendi kendine yaşar. Başarıları onu şımartmaz.

ÇAY İÇELİM DEMİYOR
Bir de uzun zamandır çok çalışan, çok emek veren Tolga Çevik'e bakalım. Salih Kalyon'un söylediklerine göre artık "Salih Abi gel bir çay içelim" bile demez olmuş. Bunun yalan olduğunu zannetmiyorum. Çünkü insan 'çay içelim' kelimesine yüklenen vurguyu bile duyabiliyor. Kalbi kırılmış Salih Kalyon'un. "Birlikte yarattık, adını konsept sahibi olarak yazdı" demiş Cengiz Semercioğlu'na.

HAKKI YOK MU?
Sinan Çetin ise, "Anlaşma yapmaya avukatını gönderdi, son dakikada pazarlık yapmaya kalktı" diyor. Sinan Çetin, yatırımını korumaya çalışıyor. Bir insanın anlaşma yapmaya avukatını göndermesine içerlemesi de ilginç. İnsan oyuncu da olsa yasal hakları vardır herhalde. Pazarlık yapmaya da, hak ettiğini düşündüğü parayı istemeye de hakkı vardır. Zaten Çetin de, Tolga Çevik de Salih Kalyon'u yalanlayacak bir açıklama yapmadılar. Böylece de son dönem televizyonların yüz akı bir program, 'transfer olup paramıza para katalım' düşüncesiyle polemik kurbanı oldu ve ekip dağıldı. İşte bu yüzden şımarmamak çok önemli. Galiba komedi dalında üretim yapan Gülse'nin erkeklerden farkı biraz da bu...

Kaynak : Sabah Gazetesi

buket16
23-03-08, 01:09
Kaçan fırsatlar limited!
Bu yazının, Çağan Irmak'ın Kâbuslar Evi serisindeki Kaçan Fırsatlar Limited isimli filmiyle ilgisi yok. Ayağımıza dolanan, yakaladığımız ve kaçırdığımız fırsatların mutluluğumuzu yönlendirmesi konu. Var Mısın, Yok Musun? yarışmasını seyrettiğinizi biliyorum. En azından reytingler öyle diyor. Ben de arada sırada, ilgi çekici bulduğum bir yarışmacı olduğunda takılıp bakıyorum. Son günlerde dikkatimi çeken, yarışmacıların programın sonundaki mutluluklarının, kaç para kazandıklarından çok, 'kazanma ihtimalleri olan, hedefleri olabilecek parayı kaçırıp kaçırmadıklarıyla' ilgili olması. Sözgelimi yarışmacı 60 bin YTL'lik para teklifine 'eyvallah' diyor. Anlattıklarına bakılırsa, bu para onun borçlarını ödemesine ve çocuklarının eğitimini garantilemesine yeten bir miktar ve kendisi için bir servet. Sonra, yarışmaya devam ediyor ve ortaya çıkıyor ki, meğer risk alıp kutu açtırmaya devam etse, en az 100 bin YTL kazanacak. Az önce servet kazandığını söyleyen mutlu yarışmacı, yıkılıyor, çöküyor, sanki başına kötü bir şey gelmiş gibi ağlamaklı oluyor! Oysa yarışmaya devam etse, yanlış kutuları açtıracağını ve ancak 10 bin YTL kazanacağını öğrense, dünyalar onun olacak. Kazandığı para aynı olduğu halde, onu mutlu ve mutsuz eden faktör, sadece elde ettiği veya kaçırdığı fırsat duygusu! Tuhaf, değil mi? Saadetimize yön veren şey, tamamen beklentilerimiz! Yarışmacı, kutusundan 100 bin YTL çıktığında, beklenti ölçüsü yükseldiğinden, aniden başarısız hale geliyor! 100 bin kazanacakken, 60 binle yetinmek! Pöh! Oysa kutusundan 10 bin YTL çıkan, 30 bin kazanmış yarışmacı, arkadaşlarıyla dans ederek ayrılıyor yarışmadan! Hak ettiğinin, beklentisinin çok üstüne çıkmış, feleğe bir darbe vurmuş, başarılı biri gibi hissederek! Statü Endişesi kitabında Alain de Botton, psikoloji profesörü William James'in örneğini verir. James'e göre, 'Neyin zafer, neyin yenilgi olduğunu belirleyen, koyduğumuz hedeflerdir!' Yani beklentilerimizdeki artışlar, mutsuzluk, başarısızlık ve aşağılık hissi duyma riskini de artırmış oluyor! Onun için, Alain de Botton'a göre, bir zamanlar ünlü olmuş bir oyuncunun veya iktidarını kaybetmiş bir siyasetçinin acısı, hiçbir acıya benzemiyor! Psikolog James'e bakılırsa, mutlu olmak için ya daha fazla başarı elde etmeye çalışacağız ya da beklentilerimizin sayısını azaltacağız. Ve ikinci yolu tercih etmenin faydaları daha çok! Bir adım daha ileri gidersek, 'fırsat' kelimesinin, aslında anlamının verdiği ümit, mutluluk ve heyecan kadar yüksek enerjili bir kelime olmadığını görebiliriz! Her fırsat bir beklenti getiriyor çünkü. Ve her kaçırılmış fırsat da başarısızlık gibi göründüğünden, bir çöküş! 'Hayattan koparabildiğini koparmak', 'büyük düşünmek', bazı toplumlar ve dönemler için mutluluk ve başarının anahtarı kalıplar gibi algılansa da aslında içerdikleri iki mutsuzluk riski var! Bir, başarısızlık ihtimalinde, aynı ölçüde büyük mutsuzluklar getirmeleri... İkincisi ve daha kötüsü, başarılı olma halinde, beklentilerin iyice yükselmesiyle, bir sonraki adımın, daha da dev mutsuzluk, yenilgi ve acı riski taşıması. Gözden düşmüş ünlü oyuncu veya iktidarını kaybetmiş siyasetçi örnekleri gibi. Hiçbir zaman 'Bir lokma, bir hırka' felsefesini benimsemedim. Ama reklamdaki gibi 'hem güzel hem akıllı bir sevgili', ne bileyim 'hem manzaralı, hem büyük, hem ucuz bir ev', 'hem eğlenceli, hem rahat, hem bol paralı bir iş' beklentisi, ömür boyu sağlık, refah, eğlence dilekleri, hep genç ve güzel kalma hayalleri, mutsuzluğun altın anahtarları olabilir! Sevgili okuyucular, Var Mısın, Yok Musun?'dan bile hayat felsefesi dersi çıkarılabiliyor demek ki!

buket16
14-04-08, 00:16
Gülse nereye koşuyor?
Yemin ederim birisi benimle kafa buluyor sandım. "Olimpiyat meşalesini taşıyanlardan biri olmanızı istiyoruz," diyor telefondaki ses... İyi ki "Ah be gülüm, o tarihte Olimpiya'da konserim var benim, ertesi gün de Bolşoy Balesi'nde dans edeceğim, haftam full," filan demedim. "Gerçekten mi? Ama ben... ve spor... yani? Emin misiniz?" filan gibi bir şeyler geveledim. Devamlı okuyucular sporla ilişkimi bilirler. Spor hayatım bu yıl başladı. Evdeki yürüme bandıyla... Kendi çapımda başarılar elde ediyorum gerçi. Zaten insanın yarışı kendisiyledir bence...

NEFESİM KESİLİRSE...
Halbuki aile sporcularla dolu. Kort bulduğunda raketini alıp tenis oynayan, top gördüğünde hemen bahçede voleybol turnuvası yapan gıcık Alman aileleri vardır ya... Bizim aile öyledir. "Hadi badminton raketleri çıksın, hadi pinpon oynayalım, koşun otelin tenis kortuna, var mısınız sörf öğrenelim," tadında bir sürü neşeli insan. Ağabeyim eski milli voleybolculardan ve Galatasaray'ın takım kaptanlarından, ablam, omuzuma geldiği halde o da eski milli voleybolcu. Ben, 1.75 metre boya rağmen fıs. Kayaktan tenise kadar bana denettirmedikleri spor kalmadı. Hepsinde çok parlak başarılara imza attım. Mizahi açıdan. Beni seyrederken bütün aile bir güldü, bir güldü ki... Aman çok komik. Ama bakın şimdi Olimpiyat meşalesini kim taşıyor cicim? Tarih yaklaştıkça alıyor beni bir düşünce: 200-300 metre arası bir mesafe koşulacak. Ve ben hayatımda, sokakta bir arkadaşıma yetişip omuzuna dokunup "N'aber yav, seslendim duymadın," yapmak dışında hiç koşmamışım. 100 metrede nefesim kesilirse ne halt ederim? Elimde meşale, "Ay dur ayol, bir nefesleneyim," diye iki dakika dinlenmek olmaz. Tökezleyip düşme ihtimali her zaman var. "Meşale ağırdır," diyorlar, benim kollar çırpı. En korkutucusu da meşale ağırlığından mütevellit, farkında olmadan kolu indirerek, saçın başın alev alıp tutuşması ihtimali! Ki çocukken saçımı yakmışlığım da vardır. Koşudan bir gün önce gelen eşofman takım, yaklaşık dört beden büyük. Halbuki Çin bedeni küçük olur gibi bir önyargıyla medium istemiştim. Küçültmeye vakit yok, eşofmanın belini kıvırıyorum. Artık paçalara takılıp düşme tehlikesi de var. Son anda haber geliyor ki, beyaz spor ayakkabı şartmış. Dört adet spor ayakkabım var. Hepsi siyah. Kapanmasına 10 dakika kala girdiğim spor ayakkabı mağazasında, hayatım bir mizah öyküsü olduğu için, tesadüfen sadece şehir içi günlük ayakkabılar satılıyor. "Koşamazsınız bunlarla," diyorlar. Kepenkler indirilirken güç bela başka bir dükkâna girip, bir çift koşu ayakkabısı kapıp çıkıyorum. Koşu günü, çok eski arkadaşlarım Arzu Kaprol ve Mehmet Günsür'le otobüsteyiz. Mehmet'in eşofman altı kendi eşofman altı, ayakkabıları siyah. Onu kınıyor ve koşuya alınmayacağı konusunda ısrar ediyorum. Hiç öyle bir şey olmuyor. Meşale ateşini Arzu'dan alıp koşup, Mehmet'e vereceğim. Saat 18.00 ve Mecidiyeköy hıncahınç! İşten çıkmış herkes otobüse el sallıyor, fotoğraf çekiyor veya trafik koşu yüzünden felç olduğu için bize bakışlarıyla iyi dileklerini bildiriyor. Beni otobüsten indiriyorlar, yolda yunuslarla bekliyoruz. Arzu yaklaşıyor. Ya koşamazsam. Ya saçımı yakarsam. Arzu'yla meşalelerimizi havada birleştirirken, Çinli bir görevli bana İngilizce bir şey söylüyor.
- Fesi miida!
- Ne? What?
- Fesi miida, fesi miida!
- Whaaat?
Çince mi İngilizce mi? Ne diyorsun? Dövecek mi, ne yapacak? Tonunu biraz daha sertleştirirse kafasına geçireceğim elimdeki meşaleyi, zaten gerginim. Birkaç saniye içinde anlıyorum ki, ağır aksanlı bir İngilizceyle "Face the media," yani "Basına yüzünü dön," diyor! Vücut pozisyonumu değiştirip, sırıtarak gazetecilere bakıyorum. Ve başlıyorum koşmaya... Yanımda "Fesi miida..." ve arkadaşı da koşuyorlar. Arada da bana "Biraz yavaşla," filan gibi talimatlar vererek... Ne kadar hızlı koşuyorum düşünün... Yanlarda motosikletli polisler, önde bir otobüs basın, arkada konvoy... Meşale bir kilo, ayakkabılar rahat. Yüzümde rüzgâr. Sırıtmalar, etrafa el sallamalar, seviyesiz, görgüsüz hareketler içindeyim. Şahane hissediyorum.

KORKUN BENDEN
Tam tadını iyice çıkarmaya başlıyorum ki Mehmet görünüyor. Görmezden gelip şöyle geçip gitsem, acık daha koşsam, "Fesi miida..." müdahale eder mi? Zaten kılım, dokunmaya kalkarsa ve meşaleyi kafasına indirirsem Çin'le Türkiye arasında diplomatik sorun olur mu? "Fesi midaa..."yı hiç taktığım yok ama Mehmet'le arkadaşlığımızın yüzü suyu hürmetine, durup meşalesini yakıyorum. Bir yandan da "Dur yahu, iki sohbet etseydik, ateş almaya mı geldin, hehehe..." gibi pis bir espri yapsam mı, diye düşünüp, hemen vazgeçiyorum. Olimpiyat meşalesiyle gerçek spor hayatım başlamıştır. Yürüme bandında yeni rekorlara imza atmak, hatta eliptik bisiklet dalında zirveye çıkma amacındayım. Rakiplerim korksun benden!




gülsenin uzun zaman sonra kendisinin de gayet içinde bulunduğu komik yazılarından bir tanesi:Pözlemişim:img-icecrfesi mida ya:img-hyste alemsin gülse:img-hyste zaten spor ve gülse ikilisi gülmek için yeterli bir bahane:img-wink:

buket16
14-04-08, 00:17
Bir ki üüüç, titriyoruuz!
En sonunda benim dediğime geldiler işte! Günlük spor süresi en fazla 15 dakikaya inmiş durumda. Yıllardır bunu anlatmaya çalışıyorum. Çalışan, eğlenen, gazete okuyan, alışverişe çıkan, gevezeliği seven, saç kestiren, ailesini ziyaret eden normal bir insan, her gün bir buçuk saatini nasıl spora ayırır kardeşim?! Fikrimce, matematiksel olarak mümkün değil. Zaten fikirlerimin hepsi çok değerli ve akılcı! Ama işte uygulatacak merci bulamıyorum maalesef. Ancak yıllar sonra bir şirketin aklına geliyor, o zaman da ben fikrin patentini almadığım için, aslında benim düşüncelerimden çıkarak yaratılmış ürünü para verip almak zorunda kalıyorum. Haksızlık, fekat hayat böyle... Ben yıllardır bunları söylerken 'Power Plate' diye bir alet, dünyada yayılmaya başlamış. Üstüne çıkıyorsun, düğmesine basıyorsun, başlıyor seni titretmeye... 'Vibrasyon Egzersizi' denen, yeni bir hikâye bu. Kaslara yüksek bir titreşim vererek müthiş spor yapmış etkisi yaratıyor. Günde yedi dakika titremek yetiyor. Ve sözgelimi orta yaşlı bir insanın günde bir saat yürüyüşü, bu alet üzerinde geçirilen dört dakikaya tekabül ediyor. Şimdi son moda, bu aletin bir de sağa sola hareket ederek titretenlerinden... Maxuvibe diye bir tane var mesela bu prensipte. Ayriyeten masaj da yapıyor. İnternette titreşim egzersizi yaptıran farklı aletlerin şirket çalışanları ve kullanıcıları birbirlerine giriyorlar, "Seninkisi daha iyi benimkisi daha iyi," diye! Kan gövdeyi götürüyor. Olay şuradan çıkmış: 70'lerin sonunda Rus kozmonotlar uzayda çalışırken, zamanla yerçekimi eksikliğinden kas kaybetmeye, pörsümeye başlamışlar. Onlara o dar alanda, yerçekimsiz ortamda spor yaptıracak, daha doğrusu kaslarını çalıştırıp diri tutacak bir formül geliştirilmiş: Titreşim egzersizi. Ve yıllar sonra spor salonları, bu prensibi geliştirip güçlendirerek, yaratılan titreşim aletlerinden birer tane edinmeye başladılar. Çünkü salona giren potansiyel üye, önce soruyor: "Titretiyor musunuz?" Cevap "Hemi de nasıl, zangır zangır, hemi de sağa sola kıvıra kıvıra," değilse, yandın! Vur kilidi spor salonuna, çık git. En son duyduğum hikâyeyse Nişantaşı'nda yeni açılan hızlı spor salonu... Titreşim sistemi değil. Bisiklet, step aleti ve eliptik karışımı bir zamazingo, günde sekiz dakikada sizi forma sokuyor. Dört dakika üst vücut, dört dakika alt vücut olmak üzere, söylenenlere bakılırsa, kan ter içinde kalıyormuşsunuz. Bu tür 10 dakikalık spor yöntemleri hakkında bilinmesi gereken en önemli şey, bittabii, size çılgınlar gibi kilo verdirmedikleri. Yani zayıflamak istiyorsan kardeşim, kaymaklı ekmek kadayıfını çifter çifter götürdükten sonra, çıkıp üç dakika titremekten, sekiz dakika hızlı spor salonuna takılmaktan medet ummayacaksın. Bahsettiğim çözümler, kilosundan çok şikâyet etmeyen, ama kaslarını çalıştırıp, çakı gibi olup bir de yağ yakmak isteyenler için... Hayatımın en iyi yatırımı olacağını düşündüğüm için eve bir titreme aleti aldım. Her gün evdeki eliptik bisiklet ve yürüme bandına pis pis sırıtıp, önlerinden geçip çıkıp, dört-beş dakika titriyorum. Ne spor ayakkabı giyme mecburiyeti var, ne de eşofman. Ter içinde kal, duşa gir, çık, saçını kurut derdi de ortadan kalkmış durumda. Sadece bir hafta oldu ama belki de psikolojik olarak, sonuçları görmeye başladım. İşte yıllardır anlatmaya çalıştığım buydu! Ancak "Günde en fazla 10 dakika!" dersen, bizim gibi miskinlere spor yaptırabilirsin. Fikir benim fikrimdi ama aleti para verip aldık. Şimdi en son fikrimi kamuoyuna açıklıyorum: Öyle bir cep telefonu istiyorum ki, fotoğraf çekme, oyun oynama, rejisörlük yapma, müzik çalma, orkestra yönetme, amuda kalkma, cirit atma gibi özellikleri olmasın. Telefon edilsin, mesaj atılsın, internete girilsin sadece. Ama pili aylarca gitsin. Şarj kelimesi hayatımızdan çıksın. Hangi firma bunu yapacaksa, bakınız yüzde filan istemiyorum, bir teşekkür mektubu ve yapılacak telefondan bir adet hediye edilmesi yeter! Ne? 666 saat pili bitmeyen telefon mu çıktı? Aman be kardeşiim!




''hayatımın en iyi yatırımı'' ha:img-hyste

NeHiR_92
17-04-08, 17:10
http://img393.imageshack.us/img393/3828/asl99in3.png (http://imageshack.us)

.theron.
17-04-08, 17:16
http://i230.photobucket.com/albums/ee188/ehlocan/DSC_0022.jpg

dünkü bölümden :img-wink:

buket16
17-04-08, 17:24
beyaz salı günü bir söyleşisinde,kndisinin bütün eski programlarının karışımı değişik bir program yapacağını söyledi gelecek sene için.ve bunu da tek başına değil gülse birselle yapmak istediğini söyledi:img-icecr tam kesin değilmiş sanırım,hatta beyaz,sadece ben istiyorum,gülsenin haberi yok falan dedi,ama orda şaka yaptığı barizdi:img-blushgülseyi beyaz show da göremeyebiliriz belki ama seneye bol bol görebileceğiz sanırım:img-wink:

.theron.
17-04-08, 17:30
beyaz salı günü bir söyleşisinde,kndisinin bütün eski programlarının karışımı değişik bir program yapacağını söyledi gelecek sene için.ve bunu da tek başına değil gülse birselle yapmak istediğini söyledi:img-icecr tam kesin değilmiş sanırım,hatta beyaz,sadece ben istiyorum,gülsenin haberi yok falan dedi,ama orda şaka yaptığı barizdi:img-blushgülseyi beyaz show da göremeyebiliriz belki ama seneye bol bol görebileceğiz sanırım:img-w